<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Teknoloji</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/teknoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Eşek, insan ve savaş&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/esek-insan-ve-savas/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/esek-insan-ve-savas/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 04:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21302</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;
Amerika Tedavi Edilebilir mi?
 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? 
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/insansiz_amerikan_saldirganligi.jpg"><img class="size-full wp-image-21301 aligncenter" title="insansiz_amerikan_saldirganligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/insansiz_amerikan_saldirganligi.jpg" alt="" width="450" height="342" /></a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/05/esek-insan-ve-savas/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/esek-insan-ve-savas/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal Totalitarizm(2):Adolf Hitler Reloaded!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/03/liberal-totalitarizm2adolf-hitler-reloaded/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/03/liberal-totalitarizm2adolf-hitler-reloaded/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 02:31:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan ve Para]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18195</guid>
		<description><![CDATA[
Sunuş: Michel Foucault &#8220;modernite bir zaman dilimi değil bir zihniyettir&#8221; diyordu. Galiba haklıydı. Büyük insanlık 19cu asırdan çıkamadı henüz. O zihniyeti terk etmediğimiz için 1800&#8242;lü yıllarda icad edilen felaketler yakamızı bırakmıyor. İşte bu makalenin maksadı da başta Karl Marx olmak üzere Arendt, Tockeville ve Soljenitsin&#8217;in yardımıyla 21ci asrı &#8220;kirletmiş&#8221; olan 19cu asrı deşifre etmekten ibarettir&#8230;(MY)
 Hatırlıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm.jpg"><img class="size-full wp-image-18197 aligncenter" title="liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="341" height="182" /></a></em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> Michel Foucault &#8220;modernite bir zaman dilimi değil bir zihniyettir&#8221; diyordu. Galiba haklıydı. Büyük insanlık 19cu asırdan çıkamadı henüz. O zihniyeti terk etmediğimiz için 1800&#8242;lü yıllarda icad edilen felaketler yakamızı bırakmıyor. İşte bu makalenin maksadı da başta Karl Marx olmak üzere Arendt, Tockeville ve Soljenitsin&#8217;in yardımıyla 21ci asrı &#8220;kirletmiş&#8221; olan 19cu asrı deşifre etmekten ibarettir&#8230;(MY)</em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/11-eylul.gif"></a> </em>Hatırlıyor musunuz? 11 Eylül saldırıları sırasında dünya insanlarının tepkisini TV ekranlarında naklen izlemiştik. Hatta bir ara ekranlar ikiye bölünmüştü: Bir yanda yıkılan binaların içinde yakınları olan amerikalılar korku ve şaşkınlık içinde ağlıyor, diğer yanda dünyanın çeşitli yerlerinde sevinç gösterileri yapılıyordu. Çünkü ABD sert bir tokat yemişti. <a href="http://www.derindusunce.org/category/amerikan-saldirganligi/">Amerikan saldırganlığından</a> çok çekmiş olan Güney Amerika, Ortadoğu ve Asya&#8217;da yaşayan bir çok insan için bir bayram günüydü o gün. Bir yanda annesinin, karısının, evlâdının fotoğrafını itfaiyecilere gösteren, cesetlerin arasında tanıdık bir yüz arayan insan-Amerikalı; diğer <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/11-eylul.gif"><img class="alignright size-full wp-image-18199" title="11-eylul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/11-eylul.gif" alt="" width="200" height="159" /></a>yanda zafer işareti yaparak, caddelerde korna çalarak dolaşan insan-Arap, insan-Kübalı, insan-Vietnamlı&#8230; Usama Ben Laden&#8217;in öldürülmesinden sonra benzeri bir sahne tekrar yaşandı: Beyaz Saray&#8217;ın önüne toplanan Amerikalılar sevinç gösterisi yaparken &#8220;öteki&#8221; taraf kınadı, yas ilân etti, ağıtlar yaktı. Uydu TV internet vb ile ülkelerarasında <strong>HABERLEŞME</strong> bu kadar artmışken insanlar arası <strong>NEFRET </strong>nasıl bu kadar tırmanabildi? Ayrı ülkelerin insanları değil de ayrı canlı türleri gibi davranan, birbirlerinin ölümüne sevinen bu insanlarla dünya nereye gidiyor? </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;İnsanlık tarihinde bir ilk bu: Bütün dünya halkları ortak bir <strong>ŞİMDİ</strong>&#8216;nin içinde yaşıyorlar. Ehemmiyeti ne olursa olsun, bir ülkede meydana gelen bir hadise diğer ülkelerin halkları tarafından da biliniyor. Her ülke diğer bütün ülkelerle <strong>KOMŞU</strong> oldu adeta. Ama bu <strong>KOMŞU</strong>-luk ve bu <strong>ŞİMDİ</strong>-lik ortak bir geçmişe dayanmıyor ve kesinlikle ortak bir gelecek garantisi de vermiyor. İnsanları böylesine <strong>BİR</strong>-leştiren, (=homojenleştiren)  teknoloji dünyanın yok olmasına yol açabilir. Küresel iletişim tekniklerinin küresel yıkım teknikleriyle birlikte ilerliyor. [...] Küresel bir nükleer savaşın yeryüzündeki insan varlığına son verebilme kapasitesi insanlığı <strong>BİR</strong>-leştiren en güçlü sembol haline geldi. Bu bağlamda insanlığın birliği ancak yıkım ve tüketimde:  Bu birlik küresel yıkımı engelleyecek uluslararası antlaşmalardan değil sadece biraz daha az <strong>BİR</strong>-leşmiş bir dünya özleminden müteşekkil.&#8221;</em> (<strong><em>Hannah Arendt</em></strong>, <a href="http://www.amazon.com/Men-Dark-Times-Hannah-Arendt/dp/0156588900#_">Men in Dark Times</a>)</p>
<p> Açalım: Hitler, Mussolini, Stalin gibi liderlerin, komünizm, faşizm gibi totaliter rejimlerin dönemi geride kaldı. Ama totalitarizm yeniden doğuyor. Çünkü yeni güçler ile, <strong>Teknoloji</strong> ve <strong>Para</strong> ile ilgili insan eylemleri Akıl&#8217;ın, Vicdan&#8217;ın kapsama alanı dışında gelişti, serpildi. Totalitarizm işte tam bu sebeple geri geliyor. Üstelik de hiç beklenmedik bir silahla vuruyor bizi: Bireysel haklar ve özgürlükler! Nasıl oluyor?<span id="more-18195"></span></p>
<p> <strong>Kötü&#8217;den kaçarken EN KÖTÜ&#8217;ye yakalanmak</strong></p>
<p> Yukarıda &#8220;dünyanın yok olmasından&#8221; bahseden Hannah Arendt&#8217;in abarttığını söyleyebilirdik. Çünkü üretim/tüketim tutkusuyla HOMOJENLEŞEN  insanlık için ilk sorun kültür emperyalizmi gibi gözüküyor. Peru&#8217;dan Bangladeş&#8217;e hep aynı manzara: Hamburger, Coca Cola, Amerikan sineması, kot pantolon ve İngilizce kelimeler konuşan gençlik&#8230; Ama Dünyanın <strong>Teknoloji</strong> ve <strong>Para</strong> ile tekdüze bir şekil alması, <strong>BİR</strong>-leşmesi elbette totalitarizm demek değil. Sermaye ile birlikte insan emeğinin, üretim biçimlerinin ve tüketim alışkanlıklarının tekdüzeleşmesi, dünyanın küresel <strong>BİR</strong> fabrika (ve <strong>BİR</strong> süpermarket) haline gelmesi  kimilerine göre can sıkıcı olabilir ama bu duruma totalitarizm diyemeyiz yine de.</p>
<p>Bir rejimi, düzeni (=düzensizliği) &#8220;totaliter&#8221; diye niteleyebilmemiz için başka koşulların gerçekleşmesi gerekir. Totaliter rejimler geçmişin zalim kralları gibi askerî gücü, iktidarı, ekonomiyi ellerinde toplarlar. Ama eski model despotlardan farklı olarak insanların <strong>DUYGULARINA</strong> da hakim olurlar. Bir başka deyişle <strong>KAMUSAL ALAN SİZİN CİLDİNİZLE SINIRLI DEĞİLDİR</strong>. Beyniniz ve kalbiniz de devlete aittir. &#8220;Devlet herşeydir, Devlet&#8217;in dışında hiç bir şey yoktur&#8221; diyordu Mussolini. Nazi Almanyasının mottosu ise <strong><em>&#8220;Ein volk, ein reich, ein fuhrer&#8221;</em></strong> idi (tek halk, tek devlet, tek lider).</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-18201" title="liberal_totalitarizm_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_2.jpg" alt="" width="204" height="264" /></a> Totaliter rejimlerde kamusal alan HER yerdir, HER şeydir, totaliter rejim bunun için TOTAL&#8217;dir. &#8220;Klasik&#8221; bir despot halkına işkence yapabilir ama insanlar despotu sev<strong>ME</strong>me serbestliğine sahiptir yine de. Kuytularda gizlice konuşurlar. Zalim kral hakkında fîkralar uydurarak fikren intikam alırlar meselâ. Oysa totaliter bir rejimde millî eğitim ve/veya medya yoluyla insanların neyi sevecekleri, nelerden korkacakları da onlara &#8220;öğretilir&#8221;. İnsanların muhalefet etme hakkı soyutlaşır çünkü gerçeklikten kopmuştur. Yani uygulamada iktidara karşı olma serbestliği yoktur. Bu bağlamda totaliter iktidarın zulmü insanları öldürmesi değildir. İnsan&#8217;ı öldürmektir. AKIL ve VİCDAN felçe uğradıktan sonra geriye kalan insanlar büyük ölçüde hayvanlaşmıştır. Aynılaşmıştır. Şekilsiz bir çamurun atalet içinde çömlekçiyi beklemesi gibi halk yığınları da <strong><em>&#8220;ulu önder&#8221;</em></strong> bekler. Güneş gibi doğacak, onları <strong><em>&#8220;yoktan var edecek&#8221;</em></strong> bir tür tanrı.</p>
<p> Siyasî anlamda insansız politika demektir totalitarizm. Halka hizmet götüren bir devlet yerine devlete feda edilen, hammaddeleşen, ürünleşen, yedek parçalaşan halk yığınları vardır. İnsan&#8217;ın şeyleştirilmesi adeta yerçekimi kanunu gibi zihinlere kazınır: <strong><em>&#8220;Varlığım Türk varlığına armağan olsun, her Türk asker doğar&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p> Totaliter rejimlerin ortak yanlarını bu şekilde özetledikten sonra <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizmin</a> özel haline geri dönelim. Mal ve hizmetlerin, sermayenin serbest biçimde, <strong>devlet müdahelesi olmadan</strong> dolaşması aslında anti-totaliter bir ilke. Çünkü bütün ticaretin ve endüstriyel, tarımsal üretimin devlet elinde toplandığı komünist ülkelerde hem serbestlik hem de özgürlük doğrudan devletin tehdidi altında kalıyor. Ticaret ve endüstri devletin elinde siyasî bir enstrüman haline geliyor ve halkı açlıktan ölmeye kadar götürebiliyor. Bunu Marxizm serisinin geçen bölümlerinde anlatmıştık:</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Bir et parçası olarak komünist İnsan'ın kıymeti" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/17/bir-et-parcasi-olarak-komunist-insan%e2%80%99in-kiymeti/">Bir et parçası olarak komünist İnsan&#8217;ın kıymeti</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Marx'ın Sınıfsız Toplumu: Teori ve Pratik" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/28/marx%e2%80%99in-sinifsiz-toplumu-teori-ve-pratik/">Marx&#8217;ın Sınıfsız Toplumu: Teori ve Pratik</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/28/sosyalizmden-kacan-isci-olur-mu/">Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?</a></li>
</ul>
<p> Fakat şaşırtıcı bir durum bunun tersi yapıldığında çıkıyor ortaya. Bireyleri <strong>C</strong>e<strong>B</strong>e<strong>R</strong>rut Devlet&#8217;ten korumak istediğinizde birey yine Devlet&#8217;e endekslendiyor. yani insanlar, hak ve mesuliyetleriyle vatandaşlığa sıkıştırıldığında da totalitarizm çıkıyor ortaya. İnsan, toplumu oluşturan bir atom, bir oy hakkı ve bir kredi kartı sahibi, <strong>EKONOMİK BİR AKTÖR</strong> rolüne indirgendiğinde, bireyin çıkarları YIKICI  BİR YORUMLA öncelendiğinde yine totalitarizmin karanlık labirentlerinde buluyoruz kendimizi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_4.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18202" title="liberal_totalitarizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_4.jpg" alt="" width="237" height="314" /></a>Mesele HER BİR İNSANI özel kılan, diğerlerinden ayrı, YERİ DOLDURULAMAZ YAPAN VASIFLARIN yok dilmesinden kaynaklanıyor. Entelce söylersek &#8220;sübjektif&#8221; insanlardan &#8220;objektif&#8221; halk yığınlarına açılan her yol aynı tehlikeyi ihtiva ediyor. Asker yığınları, işçi yığınları, tüketici yığınları fark etmiyor. Çünkü &#8220;Devlet&#8221; denen soğuk makine, ya da bürokrasi, piyasa gibi &#8220;soğuk&#8221; mekanizmalar ölçülebilir vasıflarımızla &#8220;görüyor&#8221; bizi. Boy, kilo, yaş,ten rengi, kas gücü, cepteki para,&#8230; Bürokrasi ve piyasa kendi başlarına kötülük üretmiyor ama biz bunlarla sağlıklı ilişki kuramıyoruz bazen. Devlet&#8217;i, Piyasa&#8217;yı, Para&#8217;yı, Bilim&#8217;i ya da bir başka &#8220;objektif&#8221; mekanizmayı TEK&#8230;, HEP&#8230;, HER&#8230; olarak görüyoruz. Bu &#8220;görüş&#8221;, bu fikrî yapıdır totalitarizmi mümkün kılan. Yoksa Hitler, Mussolini veya Stalin tek başlarına üretmediler o kanlı rejimleri. Akıl ve Vicdan&#8217;dan &#8220;kurtulmuş&#8221;, koyunlaşmış, sürüleşmiş halk yığınlarını güdecek bir çoban nasılsa bulunuyor.</p>
<p>1930 model devletler halkı <strong>BİR-leştirmek</strong>, tektipleştirmek için korkular ve nefretler icad etmişlerdi: Bolşevizm korkusu, Bölünme korkusu, Yahudi korkusu, Ermeni nefreti, Kürt nefreti, Burjuva nefreti&#8230; 1980&#8242;lerden itibaren dünyaya hakim olmaya başlayan <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizm</a> ise tersini yaptı, TEHDİT yerine FAYDA&#8217;da birleştirdi bizi: Refah, zenginlik, lüks ve güvenlik. Zahirî güzelliklerine rağmen bu hedefler de bizi aynı noktaya götürüyor:</p>
<p>Bir kez daha <strong>BİR-leşmek</strong> = Bütün insanlarda ortak olana indirgenmek&#8230; Yani nefsanî arzu ve korkularda BİR-leştik bir kez daha, AYNI-laştık. Bir farkla: Eskiden &#8220;ulusal&#8221; bazda olan totaliter sistem artık küresel.</p>
<p> <strong>Bireyi savunmak totalitarizme hizmet eder mi?</strong></p>
<p> Bireysel hak ve özgürlükleri savunanlar iki kavramı karşı karşıya getirirler: Birey ve Devlet. Kolektif ihtiyaçlara cevap vermek için tasavvur edilen Devlet&#8217;in özellikle savunma bahanesiyle bireysel hakları çiğnemesinden korkulur. Özel hayata müdahaleden tutun da yargısız infaza kadar gider söz konusu korkular. Türkiye&#8217;deki darbe tecrübesinin defalarca ispat ettiği gibi meşrudur bu, itiraz etmek zor. Fakat <strong>K</strong>e<strong>L</strong>i<strong>M</strong>elerini 19cu asırda unutup 21ci asra gelmiş olan, gayrı-medenî uygarlığımız(!) için durum biraz karışık. Çünkü MUTLULUK yerine FAYDA yada TATMİN koyduğunuzda, haz almaya dönük bir yaşama odaklandığınızda yine totalitarizme çıkıyor yolunuz. Devlet&#8217;e transfer edilen gücü bu düzenin (=kaosun) muhafazası ile meşru kılıyorsunuz insanların nezdinde:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, &#8220;eşit&#8221; insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var. Elinde bir aile kaldıysa bile artık vatanı yok.Onun bu bireysel hazlarının sürmesini garantileyen devasa bir güç yükseliyor üzerinde. Mutlak, düzenli,  öngörülü ve şefkatli. İnsanı yetişkinliğe hazırlayan baba şefkatini andırsa da özünde bireyleri çocukluk mertebesinde tutmayı amaçlıyor. Vatandaşların haz almalarından hoşlanıyor, yeter ki istedikleri tek şey bu olsun. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu güç gönüllü olarak bireylerin mutluluğu için çalışıyor ama bu mutluluğun tek vektörü ve tek hakemi olmak iddiasında. Onların güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, haz almalarını kolaylaştırıyor. Endüstrilerini yönetiyor, miras sorunlarını çözüyor. Böylece bireyler düşünmenin zahmetinden ve yaşama ızdırabından kurtuluyorlar.Vicdan ve özgür irade her geçen gün biraz daha gereksiz ve nadir oluyor, daha küçük alanlara hapsediliyor. Özgürlük böylece insanların parmakları arasından kayıp giderken birey [felçli bir hasta gibi] kendini yönetme kabiliyetini tamamen kaybediyor&#8230;&#8221; </em>(Alexis de Tocqueville [1835], <strong>De la démocratie en Amérique</strong>, Tome II, Quatrième partie : De l&#8217;influence qu&#8217;exercent les idées et les sentiments démocratiques sur la société politique, <strong>Türkçesini okumak için:</strong> <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=455685">Amerika&#8217;da Demokrasi</a>)</p>
<p>1800&#8242;lerin Amerikasını gözlemlerken yazılmış bu satırlar o günkü durumu tarif etmiyor. Tocqueville&#8217;in <strong>gel</strong>ecek ile ilgili -ki bugün artık <strong>gel</strong>miş- öngörüleri bahis konusu. Görünen o ki bireyin, bireysel keyif ve çıkarların yüceltilmesinin demokrasiye zarar vereceğini söylerken yanılmıyordu büyük usta. Peki ama Alexis de Tocqueville iki asır önceden nasıl tahmin edebildi bütün bunları?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_imha.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10057" title="liberal_ahlak_imha" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_imha-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a> İnsan tabiatına dair bir hakikat var burada. Acayip bir şey ama sade bir örnekle ifade edelim. <strong>Elleriniz</strong> vicdanınıza aykırı bir iş yapacak olsa <strong>gözleriniz</strong> (=aklınız) görür ve <strong>kalbiniz</strong> itiraz eder. Meselâ uyuyan bir insanın gırtlağını sıkmak zordur. Çünkü eylem ve netice gözün önündedir. M<strong>ekânsal</strong> ve <strong>zamansal</strong> yakınlık cinayetin yükünü omuzlarınıza yükler. Uyuyan birine 50 metre uzaktan kurşun sıkmak daha <strong>AZ</strong> zordur. Fizikî mesafe vicdan yükünü (zahiren) azaltır. Uykudaki adamın bardağına zehir koymak ve hemen kaçmak? Neticesini görMEyeceğiniz için daha da <strong>AZ</strong> zordur bu. Peki insanların uyuduğu bir saate Hiroşima&#8217;ya uçaktan bomba atmak? O kırmızı düğmeye kim olsa basabilirdi. Belki bomba patlamaz? Belki çocuklar ölmez? Nefsiniz vicdanınızı rahatlatmak için gerekli <strong>zamansal</strong> ve <strong>mekânsal</strong> manevra kabiliyetine fazlasıyla sahip değil mi?</p>
<p> Teknolojinin mümkün hale getirdiği karmaşık organizasyonların &#8220;sayesinde&#8221; AKIL&#8217;ın ve VİCDAN&#8217;ın ufalanarak devlete, bürokrasiye aktarıldığını anlatmıştık daha önceki bölümlerde:</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/27/hic-kimsenin-tiranligi-marx-arendt-ve-burokrasi/">Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Kötülük'ün zıddı İyilik değildir..." href="http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/">Kötülük&#8217;ün zıddı İyilik değildir&#8230;</a></li>
</ul>
<p>Bu yazının kapsamında liberal totalitarizme odaklanalım yeniden. Az önce <strong><em>&#8220;Alexis de Tocqueville bireysel çıkarları öncelemenin zulme kapı açacağını iki asır önceden nasıl tahmin edebildi&#8221;</em></strong> diye sormuştuk. Bir başka büyük ustadan yardım alalım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em> &#8221; [...] Yaşamını komünist rejimin hakim olduğu bir yerde geçirmiş bir insan olarak, size şunu kesin olarak söyleyebilirim: Ortak hukuk ölçüsü olmayan bir toplum korkunç bir toplumdur. Ama , yegâne ahlâkî dayanağı yasalardan ibaret olan bir toplum da insanoğluna layık bir toplum değildir. Yasaların üzerine inşa edilen, daha iyisini amaçlamayan bir toplum, insanoğlunun hakikî kapasitesini değerlendiremiyor demektir&#8230; Yasaların haklı bulduğu bir insandan daha başka bir şeyler talep edilemez. Yasaların onayladığı haklılığı kimse sorgulayamaz. Kimse kimseden yasal haklarından ödün vermesini isteyemez, insaf telkin edemez. Yasal haklardan isteyerek vazgeçmek, fedakârlık, kendi çıkarlarını düşünmemek en basitinden saçma görünür. Gönüllü özveriye hemen hiç rastlanmaz&#8230; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Yeni bir enerji türünün kullanılmasını önlemek üzere lisans haklarını satın alan bir petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur. Ürünün raf ömrünü uzatmak için içine zehir katan gıda üreticisi de yasal olarak suçsuzdur, çünkü insanlar söz konusu ürünü satın alıp almamakta özgürdürler&#8230; Günümüz Batı toplumunda iyilik yapmak özgürlüğünün kötülük yapmak özgürlüğü ile bir olduğu bir durum sergilenmektedir&#8230; Dediğim gibi, hal böyle olunca özgürlüklerin kötülük lehine bükülmesi kaçınılmazdır&#8230;&#8221;</em></p>
<p> <a href="http://livre.fnac.com/a1900382/Bernard-Pivot-Alexandre-Soljenitsyne">Soljenitsin</a><em> </em>sorumuza verdiği cevap damardan: Ahlâk&#8217;ın yerine etik koyarsanız Özgürlük ile Serbestlik birbirine karışır. <em>(Bkz. </em><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf"><em>Zaman Nedir?</em></a></em><em> Kitabı, </em><strong><em>&#8220;Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür&#8221;</em></strong><em> isimli bölüm) </em>Kelimelerini böylesine yitirmiş, kavram karmaşası içindeki toplumlar insanların günlük hazlar ve adi çıkarlar üzerine odaklandığı, Kötü&#8217;nün İyi&#8217;yi ezdiği toplumlar olur.</p>
<p>Gerçekten de modern devletleri gözlerseniz Soljenitsin&#8217;in haklı olduğunu görürsünüz. İnsan haklarına saygılı(?) ülkelerde bile lüks bir markanın taklidini yapmak yetim hakkı yemekten çok daha zordur. Yetimlerin, kimsesizlerin hakkı telif hakkı gibi korunmaz. Çünkü Devlet, maddî çıkarlarına aykırı olmadığı müddetçe Ahlâk&#8217;a aykırı bir çok şeyi YASALARA UYGUN kılabilir:</p>
<ul>
<li>Zencilerin veya çocukların köle olarak çalıştırılması,</li>
<li>Yahudilerin toplama kamplarında öldürülmesi,</li>
<li>Petrol şirketlerinin Meksika körfezi kadar büyük bir alanda doğayı tahrip etmesi,</li>
<li>Kaddafi, Saddam, Esad gibi kanlı diktatörlere silah satılması&#8230;</li>
</ul>
<p> Ahlâk tektir ama etik görecelidir. Bir dükkânı soyan hırsızlar parayı aralarında eşit, &#8220;adil&#8221; biçimde paylaşabilirler. Bu dükkan soymayı ahlâken &#8220;doğru&#8221; bir iş yapmaz. Soyguncular kendi aralarındaki kavgayı  önlemek için yaparlar bunu. Yüzbinlerce Iraklıyı öldürüp petrollerini çalan ülkeler de ganimetlerini kendi aralarında &#8220;adilane&#8221; paylaşırlar. Ama bu hırsızların etik anlayışı Irak&#8217;a yapılanları Ahlâk&#8217;a uygun hale getirmez.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_66.jpg"><img class="size-full wp-image-18203 aligncenter" title="liberal_totalitarizm_66" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_66.jpg" alt="" width="500" height="270" /></a></p>
<p> <strong>Kandırma özgürlüğü</strong></p>
<p>Peki madem bu kadar kötü bir şey, neden insanlar itiraz etmiyor, direnmiyor liberal totalitarizme? Çünkü liberal totalitarizm tıpkı ataları olan faşizm ve komünizm gibi etkili bir propaganda yöntemi kullanıyor. Marxist propoganda ile ilgili şunları yazmıştık daha önce, hedef yine aynı: Gerçeklerin yerine daha gerçek görünen yanılgıları yerleştirmek&#8230;</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to İşçiler için, işçiye rağmen: Marxist propaganda(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/">İşçiler için, işçiye rağmen: Marxist propaganda(1)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Aldatılmak güzeldir: Marxist Propaganda(2)" href="http://www.derindusunce.org/2011/07/06/kandirilmak-istiyorum-marxist-propaganda2/">Aldatılmak güzeldir: Marxist Propaganda(2)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Yanılmaz kehanetler: Marxist Propaganda(3)" href="http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/">Yanılmaz kehanetler: Marxist Propaganda(3)</a></li>
</ul>
<p> Ama liberal totalitarizmin propaganda yöntemi marxist ve faşist propaganda yöntemlerinin TAM TERSİ:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Merkezî bir düşünce kontrolünden bahsetmek aptallık olur. İnsanlara özgür oldukları hissini veren bir yığın metin ve görüntü piyasa modunda üretiliyor ve dağıtılıyor. İletişim piyasasında &#8220;bilgi&#8221; alınıp satılan bir mal. Bu piyasada mallar (=bilgi) üçlü bir baskı mekanizması ile denetleniyor: Medya patronları, reklâm veren firmalar ve bilgiyi üretenler&#8221;</em> (<a href="http://books.zcommunications.org/chomsky/ni/ni-contents.html">Noam Chomsky, Necessary Illusions</a>)</p>
<p> Medya sahipleri genellikle başka sektörlerde imalat ve ticaret yaptıkları için ne kendilerini ne de iş ortaklarını rahatsız edecek haber ve yorumları yayınlanmasını istemiyorlar. Aynı iş adamları siyaset ile de bağlantılı olduklarından güçlü ve görünmez bir otosansür mekanizması var. 1930 model totalitarizmde &#8220;geveze&#8221; gazeteci öldürülüyordu. 1980 model totalitarizm ise sakıncalı gazetecileri işsiz bırakıyor. Örnekler çok ama akla ilk gelenler olarak Irak&#8217;ın işgali sırasında CNN ve Fox TV&#8217;nin &#8220;vatansever&#8221; (=şahin) pozisyonu hatırlanabilir. Bir başka örnek Fransa&#8217;da yazılı basının %65&#8242;inin silah endüstrisine ait oluşu ve Fransız gazetecilerin Afrika ve silah ticareti konusundaki suskunluğu.</p>
<p> Yine Chomsky&#8217;nin kitabında işaret ettiği gibi &#8220;derinlemesine&#8221; bir araştırma gazeteciliği ya da eskisi gibi her şehirde bir gazeteci bulundurmak kârlı değil. Bunun yerine meselâ Avrupa&#8217;ya &#8220;bakan&#8221; 2 veya 3 kişi en sansasyonel (=satılabilir) olaylara koşarak &#8220;optimal&#8221; gazetecilik yapıyorlar. Yani en az masraf ile en çok üretim. Hem Türk basınında hem de Batılı gazetelerde &#8220;bilgi&#8221; denen mal o kadar homojenleşti ki neredeyse manşetler bile aynı. Bir gazete <strong>ÜRETMEK</strong> ile naylon torba <strong>ÜRETMEK</strong> arasındaki fark azalıyor. İnsanlar gibi gazeteler de <strong>sübjektif</strong> yönlerini yitiriyorlar. Ülkelerin hatta bölgelerin kendine has içerikleri, yazı ve yorum tarzları yok oluyor bu <strong>objektifleşme</strong> sürecinde.</p>
<p>Fakat Chomsky&#8217;nin söz ettiği baskılardan daha da önemli gördüğüm bir baskı var: İnsanlara <strong>homo economicus</strong> olmaları için yapılan baskı. Yeme, içme, cinsel arzu, korku, öfke gibi bütün insanlarda ve hayvanlarda ortak olan nefsanî yönlerimizin sürekli tahrik edildiği bir dünyada yaşıyoruz: <strong>&#8220;Siz özelsiniz, siz başkasınız, daha iyisini hak ediyorsunuz, daha beyaz yıkayın, daha az ödeyin, daha çok alın, yiyin, için, pahalı kıyafetler alın, lüks otellerde tatil yapın&#8221;</strong></p>
<p>Bu şekildeki propoganda -ki buna &#8220;reklâm&#8221; deniyor- özünde &#8220;Siz Almanlar üstün ırktansınız, Yahudileri öldürün&#8221; şeklindeki Nazi propagandasından çok farklı değil:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Markaların çekim güçleri birbirlerini iptal etse de baskın olan ideolojik klişeler her reklamla biraz daha güçleniyor. Birer <strong>isteme makinesi</strong> haline getirilen tüketicilerin insanî değerlerinin yerini firmaların çıkarlarına uygun ORTAK (objektif) değerler alıyor.&#8221;</em> (<a href="http://livre.fnac.com/a1345074/Ignacio-Ramonet-Propagandes-silencieuses">Ignacio Ramonet, Propagandes silencieuses</a>)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_5.jpg"><img class="size-medium wp-image-18204 aligncenter" title="liberal_totalitarizm_5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_5-300x234.jpg" alt="" width="300" height="234" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_5.jpg"></a></p>
<p>Evet, kelimelerini 19cu asırda kaybetmiş bir insanlık 21ci asırda hiç büyümeyen bir bebek gibi iki asırdır emekliyor. <em>&#8220;Daha <strong>iyi</strong>sini <strong>hak</strong> ediyorsunuz&#8221;</em> gibi bir sloganda bile İyi&#8217;sini ve Hak&#8217;ını şaşırmış, Fayda ile <strong>İyi</strong>, satın alma gücü ile <strong>Hak</strong> birbirine karışmış. İnsan&#8217;ı insan yapan Özgürlük nerede? VISA kartında mı yoksa maaş bordrosunda mı saklı?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İdeoloji eleştirel aklı ortadan kaldırarak fanatizme açar kapıyı. Sürekli haklı olmak ve geleceğe dönük kehanetlerde bulunmak bu davaya hizmetin birinci şartıdır. İdeoloji sayesinde zalim yaptığı zulümü aklar. Hem kendi gözünde hem de etrafındakilerin gözünde. Artık zalime eleştiri yapılmaz, lanet okunmaz. Bunun yerine iltifatlar yağar. İdeoloji sayesindedir ki Engizisyon mahkemesi sırtını Hristiyanlığa dayamıştır, istilacılar vatan sevgisinden dem vururlar, sömürgeciler uygarlık götürdüklerini iddia ederler. Naziler zulümlerini ırk uğruna yaparlar, Jakobenlerse eşitlik, kardeşlik ve gelecek kuşakların mutluluğu uğruna. [...] Eğer bir gün cebbar bir iktidar tarafından köklerimizin sökülmesini istemiyorsak herkes kendi kendini frenlemeyi öğrenmeli. İnsanların özgürlüğü etrafındakilerin iyiliği için kendini sınırlamaktır. &#8221; (<a href="http://livre.fnac.com/a1900382/Bernard-Pivot-Alexandre-Soljenitsyne">Soljenitsin</a>)</em></p>
<p><em> </em><strong>Sonuç</strong></p>
<p>1930&#8242;ların dünyasından geriye ne <strong><em>« üstün Alman ırkı » </em></strong>kaldı ne de <strong><em>« mutlak muzaffer proleterya »</em></strong>. Ama totaliter tehdit başımızın üzerinde hâlâ bir kılıç gibi sallanmakta. Çünkü siyasî haklarından <strong>M</strong>a<strong>HR</strong>u<strong>M</strong> bir vaziyette, <strong>M</strong>a<strong>HR</strong>e<strong>M</strong> hayatlarına odaklanmış halk kitleleri var yine. Geçmişte katliam, açlık ve sürgün korkusuyla köklerinden koparılmıştı insanlar:</p>
<ul>
<li> <a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/21/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir2/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(3)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(3)</a></li>
</ul>
<p>Bugün (zengin ülkelerde) sopanın yerini havuç aldı. Daha büyük bir ev, daha hızlı bir otomobil, daha beyaz çamaşırlar ve &#8220;size özel&#8221; kredi kartları var. Ama yine insanların üzerilerinde mu<strong>AZ</strong>za<strong>M</strong> ve <strong>C</strong>e<strong>B</strong>e<strong>R</strong>rut bir i<strong>K</strong>ti<strong>D</strong>a<strong>R</strong>. Devlet değil sanki, tatminlerin, hazların bekçisi olan, yere inmiş bir tanrı!</p>
<p> Hannah Arendt bir Müslüman olsaydı Hucurat suresinin 13cü ayetinden esinlendiğini söyleyebilirdik. Çünkü İnsan &#8220;öteki&#8221; olmadan &#8220;Ben&#8221; olamıyor. <strong><em>&#8220;Tek bir nefisten yaratılmış&#8221;</em></strong> olan insan Kendi&#8217;sine bir giysi gibi giydirilen Ben&#8217;i Kendi&#8217;si sanıyor. Bir kez daha Eşya ile Mânâ birbirine karıştırılıyor. Teknik farklara rağmen Nazizme, Stalinizme, Faşizme <strong>KORKUNÇ DERECEDE</strong> benzeyen yeni bir totalitarizmin kollarına koşuyor insanlık: Liberal totalitarizm&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_3.jpg"><img class="size-full wp-image-18205  aligncenter" title="liberal_totalitarizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/liberal_totalitarizm_3.jpg" alt="" width="237" height="275" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/03/liberal-totalitarizm2adolf-hitler-reloaded/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/03/liberal-totalitarizm2adolf-hitler-reloaded/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Liberal Totalitarizm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/29/yakinda-liberal-totalitarizm/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/29/yakinda-liberal-totalitarizm/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2011 09:38:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan ve Para]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18166</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, &#8220;eşit&#8221; insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/liberal_totalitarizm.jpg"><img class="size-full wp-image-18165 aligncenter" title="liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="400" height="284" /></a></em></p>
<p><em>&#8220;&#8230;Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, &#8220;eşit&#8221; insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var. Elinde bir aile kaldıysa bile artık vatanı yok.Onun bu bireysel hazlarının sürmesini garantileyen devasa bir güç yükseliyor üzerinde. Mutlak, düzenli,  öngörülü ve şefkatli. İnsanı yetişkinliğe hazırlayan baba şefkatini andırsa da özünde bireyleri çocukluk mertebesinde tutmayı amaçlıyor. Vatandaşların haz almalarından hoşlanıyor, yeter ki istedikleri tek şey bu olsun. </em></p>
<p><em>Bu güç gönüllü olarak bireylerin mutluluğu için çalışıyor ama bu mutluluğun tek vektörü ve tek hakemi olmak iddiasında. Onların güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, haz almalarını kolaylaştırıyor. Endüstrilerini yönetiyor, miras sorunlarını çözüyor. Böylece bireyler düşünmenin zahmetinden ve yaşama ızdırabından kurtuluyorlar.Vicdan ve özgür irade her geçen gün biraz daha gereksiz ve nadir oluyor, daha küçük alanlara hapsediliyor. Özgürlük böylece insanların parmakları arasından kayıp giderken birey [felçli bir hasta gibi] kendini yönetme kabiliyetini tamamen kaybediyor&#8230;&#8221; </em>(Alexis de Tocqueville [1835], <strong>De la démocratie en Amérique</strong>, Tome II, Quatrième partie : De l&#8217;influence qu&#8217;exercent les idées et les sentiments démocratiques sur la société politique, <strong>Türkçesini okumak için:</strong> <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=455685">Amerika&#8217;da Demokrasi</a>)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/29/yakinda-liberal-totalitarizm/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/29/yakinda-liberal-totalitarizm/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan’ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Jun 2011 14:04:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17342</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Alman İdeolojisi Karl Marx&#8217;ın yakın arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte 1845 yılında yazdıkları bir deneme. Yayıncı bulamadıkları için 1930&#8242;lara kadar basılmayan bu kitabın Fransızca ilk baskısı 1940&#8242;larda yapılmış. Özetle komünist / sosyalist / solcu camia üzerindeki etkisi gecikmeli olmuş. Türkçe tercümesi de mevcut. Sahneye çıkması gecikmiş bir kitap ama içerdiği fikirler sebebiyle marxizmi anlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-6.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/dron.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17344" title="turk_solu_devrim_marx_aaa-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-2.jpg" alt="" width="210" height="330" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Alman İdeolojisi Karl Marx&#8217;ın yakın arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte 1845 yılında yazdıkları bir deneme. Yayıncı bulamadıkları için 1930&#8242;lara kadar basılmayan bu kitabın Fransızca ilk baskısı 1940&#8242;larda yapılmış. Özetle komünist / sosyalist / solcu camia üzerindeki etkisi gecikmeli olmuş. </em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=73558"><em>Türkçe tercümesi</em></a><em> de mevcut. Sahneye çıkması gecikmiş bir kitap ama içerdiği fikirler sebebiyle marxizmi anlamak için son derecede faydalı, &#8220;arkeolojik&#8221; açıdan ise vazgeçilmez. Zira marxizmi embriyon safhasında görebiliyorsunuz. Marx ve Engels dönemin anti-komünistlerini, &#8220;ütopik sosyalistlerini&#8221; vs eleştirirken marxizmin <strong>ne olMAdığını</strong> tarif ediyorlar. Bir başka deyişle ideolojilerini Proudhon, Weitling, Feuerbach,  Bauer ve Stirner&#8217;e rağmen inşa ediyorlar. Marxçı materyalizmin, <strong>devrim fikrinin, müesses nizama itirazların kristalleştiği,</strong> ideolojileştiği bu mutfak-kitap okunmadığı müddetçe marxizmin anlaşılmasına imkân yok kanaatimce. (Max Stirner ile yapılan fikrî çatışmadan da bahsetmiştik daha önce: </em><a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%E2%80%9Cdin-toplumun-afyonudur%E2%80%9D-karl-marx/"><em>&#8220;Din Toplumun Afyonudur&#8221;</em></a><em>)</em></p>
<p><em>Sonuncusunu okuyacağınız üç bölümlük bu seride insanlığın 1800&#8242;lerde yaşadığı büyük şoku tahlil etmeye çalıştık. <strong>Akıl&#8217;ın, Vicdan&#8217;ın &#8220;modasının geçtiği&#8221;, dinden, ahlâktan bahsetmenin gericilik sayıldığı</strong> bir çağın başlangıcındayız. Kelimelerin anlamları bile kayboluyor: İyilik ile FAYDA&#8217;nın arasındaki sınır silikleşiyor meselâ. İyi bir davranış ile &#8220;iyi&#8221; bir kazanç AYNI zannediliyor artık. Siyasî ve iktisadî tarihin kesişiminde müşahede ediyoruz ki bu YER SARSINTILARI İnsan&#8217;ı kökünden söküyor ve devrimlere, ideolojilere, büyük savaşlara, kurumsal ırkçılığa ve soykırımlara müsait bir hale getiriyor. Alman İdeolojisi&#8217;ni Marx ve Engels&#8217;e yazdıran ortam işte bu yaşamsal sarsıntıların ardı ardına geldiği ortamdır. Üç bölümlük bu serinin Alman İdeolojisi&#8217;ni anlamaya katkı sağlayacağını umuyoruz. Bu makaleye başlamadan önce ilk iki bölümü okumakta büyük fayda var:</em></p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/21/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir2/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)</a></li>
</ul>
<p><em>Dikkate değer ikinci bir nokta ise doğrudan Müslümanları ilgilendiriyor: İslâmcı / İslâmî etiketler taşısalar dahi bütün ideolojilerin, devrimlerin hata olduğunu öğrendik bu makaleleri yazarken. Müslüman aydınlar &#8220;sadece&#8221; Müslüman olmayı becerebildiklerinde ALLAH-çı, Muhammed-çi, Kur&#8217;an-ist vs arayışlardan da kurtulabilirler. Otomatik, İnsansız çözümler peşinde koşanların artık pozitivizme hizmet ettiklerini idrak etme saati geliyor. </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf"><em>İnsan derin ve karmaşık bir varlık</em></a><em>. <strong>İnsan&#8217;ı devre dışı bırakarak insanları bir arada yaşatma arayışı ancak bir zindan inşaatı olabilir. </strong>Bu hatanın İslâm adına yapılması Müslümanlar için korkunç bir yıkım teşkil ediyor bizim gözümüzde. Peygamberimiz (SAV)&#8217;i devrimci zannedenlerin, sol ilahiyat, sosyalist İslâm gibi tehlikeli arayışlar peşinde koşanların da nihayet </em><a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBkQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F03%2F22%2Fyeni-baslayanlar-icin-mesnevi%2F&amp;ei=-cUBTueVN8nDhAfOy7mpAg&amp;usg=AFQjCNHIGJVur7lIqC1-lmP7ZGP9miSOBA&amp;sig2=3lS687F9Doey-EjIG4swLg"><em>Hakikat&#8217;e âgâh olması</em></a><em> duasıyla&#8230;(MY)</em></p>
<p><strong>Makinele-N-mek ve Makinele-Ş-mek</strong></p>
<p>Makinelerle dona<strong>N</strong>ırken makineye dönü<strong>Ş</strong>mek; Teçhizatın efendisi iken kölesi olmak&#8230; İnsan&#8217;ın 18ci ve 19cu asırdaki devrimlere, dünya savaşlarına ve soykırımlara hazır hale gelişini anlamak için önce bu KOPMAYI anlamak <span id="more-17342"></span>gerek.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-7.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17345" title="turk_solu_devrim_marx_aaa-7" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-7.jpg" alt="" width="250" height="170" /></a>Aslında İnsan önceleri nefsini müdafa ve ardından bunun te<strong>K</strong>â<strong>M</strong>ü<strong>L</strong>ü olan kolaylıklar için hep alet yaptı.  İlk aleti elleri oldu insanın. Hayvanlardaki boynuzun, kürkün, zehirli dişlerin aksine eller insana sabit bir kullanım için verilMEmişti. Okşayan eller yumruk atabilir ya da yırtıcı bir pençe olabilirdi. Aristoteles&#8217;in <strong><em>Hayvanların Kısımları Üzerine</em></strong> isimli şahane denemesinde (1) anlattığı gibi bütün aletlerin yerine geçen eller İnsan&#8217;a net bir üstünlük veriyordu. Parmakların ayrılıp birleşmesi, dört parmağın karşısında duran başparmağın kısa ve güçlü oluşu üzerine uzun uzun tefekkür eden Aristoteles ellerimizin zekânın bir uzantısı olduğunu savunarak başlıyor el ile ilgili paragraflara. (14&#8242;ten 20ci paragrafa kadar)</p>
<p>Hayvanların bir çoğuna doğar doğmaz yürüme, yüzme kabiliyeti veren Tabiat İnsan&#8217;a elleri vererek ona bir yön gösteriyordu: Teknik <strong>K</strong>â<strong>M</strong>i<strong>L</strong>iyet. İlerleme İnsan&#8217;ın kaderiydi bu anlamda: Daha hızlı, daha sert, daha fazla, daha sıcak, daha güzeli aramak&#8230; Dallardan yuva yapan kuşların aksine insanların evleri de bu te<strong>K</strong>â<strong>M</strong>ü<strong>L</strong> çizgisine uygun olarak gelişecekti.</p>
<p>Tabiat&#8217;a uyum sağlayan hayvan ve bitkilerin tersine insanlar Tabiat&#8217;ı kendilerine uydurdular. Aslında başka çareleri de yoktu. Biyolojik zayıflık ve maddî tatminsizlik adeta bir mesajdı İnsan için: <strong><em>&#8220;Burada sana nihaî mutluluk yok, Aslî Vatan&#8217;da değilsin. Geçici olarak buradasın&#8221;</em></strong>. Yani bir bakıma eller İnsan&#8217;a bu dünyanın yabancısı olduğunu hatırlatan,  Tabiat ile arasına mesafe koyduran ilk &#8220;aletler&#8221; oldu. İnsanların yaptıkları en ilkel araç gereçler de bu &#8220;mesafeyi&#8221; arttıracak cinstendi: Hayvan kürkünden giysiler, kesemediklerini kesen bıçak ve baltalar, ilk barınaklar, av ve toplayıcılıktan tarıma geçiş&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17346" title="turk_solu_devrim_marx_aaa-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-1.jpg" alt="" width="250" height="237" /></a>Ama makineler farklı. Makineler insana kendi ritimlerini dayattılar. Dikiş iğnesi ile dikiş makinesi arasındaki fark bu. Üretimi kolaylaştırmanın ve hızlandırmanın dışında bir mesele. Makinenin &#8220;istediği&#8221; hızda dikmek zorunda tekstil işçisi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Makina ile alet arasındaki en önemli fark belki de &#8220;<strong>Makine mi İnsan&#8217;a uymalı yoksa İnsan mı makineye?</strong>&#8221; şeklindeki soru etrafında bitmeyen tartışmalarda saklı. [...] Eğer insan karşılaştığı her yeniliği ve ürünü yarınına dahil ediyorsa,  insanların makinelere icad edildikleri andan itibaren uyumlu olduklarını söyleyebiliriz.  Makineler geçmiş zamanların basit aletleri kadar hayatımızın ayrılmaz birer parçası oldular. Bizce ilginç olan bu uyum sorusunun hâlâ sorulabilmesidir. Aletlere uyum sağlamamız hiç söz konusu oldu mu? Bari ellerimize de uyum sağlayalım!  Makinelerin durumu ise farklı. Aletler elin hizmetçisi iken makine insanın kendisine uymasını bekliyor. Vücut ritmini ona ayarlamasını, hareketlerini mekanikleştirmesini.  Bu elbette insanın makineye hizmet etmesi demek değil. Ama çalışma süresi boyunca mekanik süreç vücudun ritmine ikame ediliyor. En gelişmiş, en hassas bir alet bile elin hizmetindedir. Ne onu yönetir ne de yerini alabilir. Oysa en basit bir makine bile bedensel çalışmayı &#8220;güdebiliyor&#8221; ve hatta tamamen insan emeğinin yerini alabiliyor.&#8221;</em> (<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5408&amp;sa=77145545">İnsanlık Durumu - Hannah Arendt</a>)</p>
<p> Makineler tek tek insanlara kendi ritimlerini dayatırken yine 1800&#8242;lerden itibaren &#8220;makineleşen&#8221; bir dünya gezegeni görüyoruz. İlkel aletlerin İnsan - Tabiat arasına koydukları mesafe, yabancı olma hissi giderek artıyor. <strong>Marxçı bir gözle makinelerin işçilere yaptığı baskı da böylece küreselleşiyor</strong>. Çünkü tek tek evlerde, küçük atölyelerde kullanılan makineler giderek fabrikalarda gruplaşıyor. Fabrikalar birbirlerine tren yolları ile bağlanırken küçük pazarlar da telgraf ile bağlanarak büyük piyasalar geliyor meydana. Aslında ortada fizikî bir &#8220;piyasa&#8221; varlığı yok. Paris&#8217;te, Londra&#8217;da, New York&#8217;ta bürolar var. Hammadde ya da mamül malların arzı ve talebi konusundaki &#8220;bilgi&#8221; dolaşıyor. Daha önce küçük şehirlere hapsolan ticarî bilgi önce ulusal menzile eriyor matbaa ile, ardından da uluslararası menzile. O zamanlar telgraf, telefon ve şimdi internet sayesinde arz, talep, alım-satım bilgileri giderek artan bir hızda dolaşıyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17153" title="kirpi_turk_solu_marx" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx-188x300.jpg" alt="" width="113" height="167" /></a>Geçen bölümün &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/">Kirpiler ve İnsanlar</a>&#8221; isimli paragrafından hatırlayacaksınız: Bazı çiftçilerin mucizevî(!) bir biçimde 100 kere daha hızlı üretip mal satmaları halinde zenginliği de 100 kere daha hızlı biriktireceklerinden bahsetmiştik. 18ci asırda Avrupa burjuvazisinin güçlenmesini açıklamak için kullanmıştık bu modeli. Ancak bu &#8220;birikme&#8221; süreci sona ermiş değil. Yani teknoloji sayesinde ekonomik faaliyetlerin hızlanmasıyla <strong>PARANIN bir araç olmaktan çıkıp kendi başına bir güç haline gelmesi</strong> bu gün de sürmekte. Yeni bir güç bu. Geçmişteki &#8220;zengin&#8221; insanların gücünden farklı. Nasıl ki matbaadan önce bir <strong>basın/medya gücünden</strong> bahsedemezsek ticarî faaliyetlerin hızlanmasından önce de <strong>para gücünden</strong> bahsedemeyiz. İçinde yaşadığımız asırda bazı firmaların hatta özel kişilerin bir devlet kadar zenginleşebildiklerine tanık oluyoruz. Ve tabi (kapitalleşmiş) paranın gücüne sahip olan bu insanlar ve kuruluşlar siyasete, medyaya, savaşlara müdahale edebiliyor. Sözgelimi <a href="http://www.halliburtonwatch.org/">ABD&#8217;yi Irak&#8217;a saldırmaya iten Halliburton</a> gibi firmalar ya da <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/United_States_intervention_in_Chile">şili&#8217;de Salvador Allende&#8217;nin devrilmesinde ITT firmasının oynadığı rol</a> hatırlanabilir.</p>
<p><strong>MakineleŞen İnsan&#8217;ın MakineleŞen Dünya&#8217;sı<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17240" title="_turk_solu_devrim_0" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0-202x300.jpg" alt="" width="122" height="188" /></a></strong></p>
<p>1800&#8242;lere geri dönecek olursak&#8230; Teknik ilerleme sadece fabrikaları değil yaşam alanlarını da dönüştürmeye başlıyor. Meselâ Paris&#8217;te bir kaç sokağın elektrik ile aydınlatılmasına tanık oluyor &#8220;bizim&#8221; Karl Marx. 1851&#8242;de Blazer adlı buharlı gemi İngiltere ve Fransa&#8217;yı (Dover ile Calais şehirleri) bir <a href="http://www.atlantic-cable.com/Cables/1851DoverCalais/index.htm">telgraf kablosu ile bağladığında</a> bir proleter devrimin nihaî zaferi için heyecanlanıyor. Her engelin aşıldığı, insanın giderek Tabiat&#8217;a üstün geldiği(!) bir çağ bu Marx&#8217;a göre. Tabiat bile <strong>devir</strong>-ilirken Avrupa&#8217;nın kokuşmuş imparatorlukları ayakta kalabilir mi? Zalim burjuva? O sadece proleteryanın mutlak zaferine giden yolu açan bir buldozer bütün komünistlerin gözünde, Marx da bunlara dahil.</p>
<p>Dedik ya teknik ve ekonomik bütünleşme yolunda dünya o devirde. Ulusal matbaaların ardından uluslararası haber ajansları geliyor. Bir Alman Yahudisi olan Julius Reuter 1853&#8242;te ilk haber ajansını kuruyor Londra&#8217;da. Üretim ve ticaret gibi haberleşme de küreselleşmekte. Burjuvanın güçlenmesi ve siyasete ortak oluşu ister istemez işçilerin örgütlenmesini doğuruyor. 1822 önemli bir tarih: İngiltere&#8217;de işçi sendikaları ve grev yasalarca tanınıyor artık. &#8220;Sosyalist&#8221; kelimesi de o yıllarda kullanılmaya başlıyor. Avrupa ve Amerika&#8217;daki işçi örgütleri birbirlerinden haberdarlar. Kendisine &#8220;sosyalist/komünist&#8221; diyen aydınlar gibi sendika yöneticileri de seyahat ediyor, mektuplaşıyor ve birlikte eylemler gerçekleştiriyorlar. Özetle teknik ve ticarî küreselleşme burjuva gibi proletaryanın da küreselleşmesini doğuruyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/dron.jpg"><img class="size-full wp-image-17349  alignright" title="dron" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/dron.jpg" alt="" width="122" height="93" /></a></p>
<p>Bugün de devam ediyor tabi 1800&#8242;lerde başlayan bu teknik ve ekonomik küreselleşme. Bu sebeple dikiz aynasından Marx&#8217;a bakarken &#8220;Büyük Pencereden&#8221; önümüzdeki yolu da kollamak gerek. Haberleşme uyduları, cep telefonlarından gönderilen videolar, bir ülkede tasarlanıp bütün dünyada satılan giysiler, yiyecekler hatta filmler&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/comande.jpg"><img class="size-medium wp-image-17350 alignleft" title="comande" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/comande.jpg" alt="" width="134" height="110" /></a>Biz teknolojiyi kullanırken <strong>KALICI biçimde</strong> etkileniyoruz ve dönüşüm geçiriyoruz. Meselâ Afganistan&#8217;da<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/comande.jpg"></a> Amerikan askerlerince öldürülen bir çocuğun can çekişmesi naklen ekranlarımıza gelmesi basit bir hadise değil. Gözlerimiz binlerce km ötesini görürken ellerimiz bağlı. Çaresizlik hissi insanları bir seçim yapmaya itiyor: <strong>Umursamazlık</strong> ya da <strong>nihilizm</strong>. Herşeye üzülen, hiç bir şeyle tam olarak ilgilen(E)meyen insanlar oluyoruz. İnternetteki forumlarda kanlı fotoğraflar, videolar geziyor. Libya&#8217;dan mı gelmiş yoksa Filistin&#8217;den mi?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-6.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/dron.jpg"></a>Fakat sorun daha da karmaşık: Çünkü <strong>çocuklar anne-babalarının tepkisine bakarak zulüm karşısında takinmaları gereken tavrı öğreniyorlar</strong>. Akşam yemeğinde TV&#8217;nin kumandasıyla zaparken yüzlerce insanın ızdırabına tanık olduktan sonra bir saniyede bir komedi filmine ya da futbol maçına geçiyoruz. İnsanların komik filmler seyretmesinde ya da futbol oynamasında elbette bir kötülük yok. Ama kafasına bombalar yağan çocukları günlük hayatın sıradan olayları ile aynı karelere, aynı ekranlara, aynı saniyelere sığdırmak yok mu? Mesele tam burada. TV&#8217;nin <strong>ZAMAN</strong> ve <strong>ZEMiN</strong>&#8216;i hayatın gerçeklerini örtüyor zihinlerimizde. Meselâ 8 dakikalık bir akşam haberlerinde aynı ekran karesi 1 dakikalığına ikiz doğurmuş bir pandaya veriliyor; sonra seller altında ölen 10 bin Brezilyalıya. Oysa gerçek hayatta hemen yanıbaşınızda bir insan ölse böyle kayıtsız kalabilir misiniz? Bir şey yap(A)madan zulüm, açlık, sefalet, savaş seyretmek <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/comande.jpg"></a>insanlığımıza zarar veriyor. Yeni model bir kol saati, FB-GS maçı ve polis kurşunuyla ölen bir çocuk aynı <strong>ZAMAN</strong> ve <strong>ZEMiN</strong>&#8216;i işgal ettiği müddetçe teknoloji bizi  &#8220;bozmaya&#8221; devam edecek. Peki <strong>suç teknolojide mi yoksa onunla kurduğumuz sapık ilişkide mi? </strong>1800&#8242;lerde teknik ilerlemeyle hızlanan <a href="http://www.derindusunce.org/category/yabancilasma/">uzaklaşma - yabancılaşma</a> ve <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBUQFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/category/seylestirme/&amp;ei=kOUETpf5IoXJswbpsOXXDA&amp;usg=AFQjCNFSV37eB8JaFHYfXzhHjfqjgNVJCw&amp;sig2=FkjC7aFkiwdwkSv0JQfEjA">şeyleşme</a> devam ediyor. İnsansız uçaklar vuruyor artık sivilleri. Katiller ile ölen insanlar arasındaki mesafe giderek büyüyor. İnsansız uçakları üretenlerin, Halliburton, BlackWaters gibi &#8220;katil&#8221; firmaların hisse senetleri borsada satılıyor. Katillere ortak olmak yasalara aykırı değil.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-5.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17352" title="turk_solu_devrim_marx_aaa-5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-5.jpg" alt="" width="215" height="307" /></a>İnsan&#8217;ın Tabiat&#8217;la ve kendi tabiatıyla bağının zayıfladığı bir dönemde koptu o <strong>DEViR</strong>-i-ci fırtına. <strong>Endüstri devrimiydi</strong> adı. Para ve Teknoloji tanrılığa talip oldu. Birgün imkânsız olanın ertesi gün teknolojiyle mümkün oluşu, asırlarca çalışmayı gerektiren miktarda paranın kimilerince bir yılda kazanılabilmesi bütün dengeleri oynattı yerinden. İnsanlar tutunacak dallara, kesin ve mutlak fikirlere ihtiyaç duydular. İşsizlik mi vardı? Yahudilerin suçuydu. Açlık? Pis burjuva. Çaresi? Devrim. Ahiret&#8217;ten umudunu kesen insanlık yeryüzü cennetleri peşinde koştu. Yeryüzündeki zulüm getiren düzen(-sizlik) <strong>DEViR</strong>-i-ilmeliydi. Gelenekler, din, ahlâk&#8230; Bütün bunlar zalimlerin afyonuydu, &#8220;büyük insanlïk&#8221; uyutuluyordu. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%25E2%2580%259Cdin-toplumun-afyonudur%25E2%2580%259D-karl-marx/">Din Toplumun Afyonudur</a>)  Irkçılık, sınıf  tassubu, piyasa fetişizmi&#8230; Felaketler ideolojileri kovaladı, ideolojiler ise dünya savaşlarını. Köklerinden sökülen İnsan&#8217;ı devir-mek, devrim üstüne devrim yapmak ne kolaydı artïk.</p>
<p>İki dünya savaşı ve takip eden soğuk savaş dönemi sonunda yeniden kök salmayı ögrenebildik mi? Koskocaman bir &#8220;HAYIR&#8221; olabilir cevap. İyi ama ne Stalin kaldı ne de Hitler. Ortadoğu&#8217;nun bir kaç sömürge valisini saymazsak <strong><em>&#8220;totalitarizm bitti&#8221;</em></strong> diyemez miyiz yine de?</p>
<p>Ne yazık ki yeni bir totalitarizm türü çıktı artık ortaya. Çok daha sinsi bir totalitarizm. Para ve Teknoloji&#8217;nin sentezinden doğan garip bir güç. Michel Foucault&#8217;nun deyimiyle: <strong><em>&#8220;Modernite bir zaman dilimi deği bir zihniyettir&#8221;</em></strong>. Endüstri Devrimi&#8217;nin aslında hiç bitmediğini, bazı vasıflarıyla sürekli devrim yaptığını kabul etmek durumundayız. Tıpkı 1800&#8242;lerde hızlanan trenler gibi 2000&#8242;lerde de ürünlerin, bilginin, paranın artan bir hızda dolaşması bizi hazırlıksız yakaladı ve aklımızı kullanMAmakla yeni bir canavar ürettik. Liberal Totalitarizm adlı bu yeni canavarı nasib olursa yakında inceleyeceğiz.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1° </strong>Bu güzel kitap bugün ne yazık ki antik bir zooloji kitabı zannedilebiliyor. Gerçekte bir tür <a title="Permanent Link to Hikmetler Kitabı (Hz Gazâlî)" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/05/kimlik-muslumani-din-muslumani-ve-hikmetler-kitabi-hz-gazali/">Hikmetler Kitabı (Hz Gazâlî)</a> olarak kabul edilir ve o gözle (=akılla) okunursa bambaşka güzelliklere vesile olacaktır. (<em><strong>Eng</strong>. </em><a href="http://ebooks.adelaide.edu.au/a/aristotle/parts/"><em>On the parts of animals</em></a><em>, <strong>Fr</strong>. </em><a href="http://hodoi.fltr.ucl.ac.be/concordances/aristote_parties_ani_01/lecture/default.htm"><em>Des parties des animaux (Yunanca karşılaştırmalı)</em></a><em>,  <strong>Gr</strong>. Περὶ ζῴων μορίων, <strong>Ar</strong>. </em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kit%25C4%2581b_al-Hayaw%25C4%2581n_(Aristotle)"><em>Kitāb al-Hayawān (كتاب الحيوان)</em></a><em> , <strong>Lat</strong>. De Partibus Animalium</em>)</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-6.jpg"><img class="size-full wp-image-17348 aligncenter" title="turk_solu_devrim_marx_aaa-6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim_marx_aaa-6.jpg" alt="" width="421" height="334" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu mevzu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></strong></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Teknoloji İnsan&#8217;ı bozar mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/yakindateknoloji-insani-bozar-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/yakindateknoloji-insani-bozar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 00:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Yabancılaşma]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[Şeyleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17238</guid>
		<description><![CDATA[Haberleşme uyduları, cep telefonlarından gönderilen videolar, bir ülkede tasarlanıp bütün dünyada satılan giysiler, yiyecekler hatta filmler&#8230;
Biz teknolojiyi kullanırken KALICI biçimde etkileniyoruz ve dönüşüm geçiriyoruz. Meselâ Afganistan&#8217;da Amerikan askerlerince öldürülen bir çocuğun can çekişmesi naklen ekranlarımıza gelmesi basit bir hadise değil. Gözlerimiz binlerce km ötesini görürken ellerimiz bağlı. Çaresizlik hissi insanları bir seçim yapmaya itiyor: Umursamazlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17240" title="_turk_solu_devrim_0" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/_turk_solu_devrim_0-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a>Haberleşme uyduları, cep telefonlarından gönderilen videolar, bir ülkede tasarlanıp bütün dünyada satılan giysiler, yiyecekler hatta filmler&#8230;</p>
<p>Biz teknolojiyi kullanırken <strong>KALICI biçimde</strong> etkileniyoruz ve dönüşüm geçiriyoruz. Meselâ Afganistan&#8217;da Amerikan askerlerince öldürülen bir çocuğun can çekişmesi naklen ekranlarımıza gelmesi basit bir hadise değil. Gözlerimiz binlerce km ötesini görürken ellerimiz bağlı. Çaresizlik hissi insanları bir seçim yapmaya itiyor: <strong>Umursamazlık</strong> ya da <strong>nihilizm</strong>. Herşeye üzülen, hiç bir şeyle tam olarak ilgilen(E)meyen insanlar oluyoruz. İnternetteki forumlarda kanlı fotoğraflar, videolar geziyor. Libya&#8217;dan mı gelmiş yoksa Filistin&#8217;den mi?</p>
<p>Fakat sorun daha da karmaşık: Çünkü <strong>çocuklar anne-babalarının tepkisine bakarak zulüm karşısında takinmaları gereken tavrı öğreniyorlar</strong>. Akşam yemeğinde TV&#8217;nin kumandasıyla zaparken yüzlerce insanın ızdırabına tanık olduktan sonra bir saniyede bir komedi filmine ya da futbol maçına geçiyoruz. İnsanların komik filmler seyretmesinde ya da futbol oynamasında elbette bir kötülük yok. Ama kafasına bombalar yağan çocukları günlük hayatın sıradan olayları ile aynı karelere, aynı ekranlara, aynı saniyelere sığdırmak yok mu? Mesele tam burada. TV&#8217;nin <strong>ZAMAN</strong> ve <strong>ZEMİN</strong>&#8216;i hayatın gerçeklerini örtüyor zihinlerimizde. Meselâ 8 dakikalık bir akşam haberlerinde aynı ekran karesi 1 dakikalığına ikiz doğurmuş bir pandaya veriliyor; sonra seller altında ölen 10 bin Brezilyalıya. Oysa gerçek hayatta bir insan ölse hemen yanıbaşınızda böyle kayıtsız kalabilir misiniz? Bir şey yap(A)madan zulüm, açlık, sefalet, savaş seyretmek insanlığımıza zarar veriyor. Yeni model bir kol saati, FB-GS maçı ve polis kurşunuyla ölen bir çocuk aynı <strong>ZAMAN</strong> ve <strong>ZEMİN</strong>&#8216;i işgal ettiği müddetçe teknoloji bizi  &#8220;bozmaya&#8221; devam edecek. Peki <strong>suç teknolojide mi yoksa onunla kurduğumuz sapık ilişkide mi? </strong>1800&#8242;lerde teknik ilerlemeyle başlayan uzaklaşma - yabancılaşma ve şeyleşme devam ediyor. İnsansız uçaklar vuruyor artık sivilleri. Katiller ile ölen insanlar arasındaki mesafe giderek büyüyor. İnsansız uçakları üretenlerin veya Halliburton, BlackWaters gibi &#8220;katil&#8221; firmaların hisse senetleri borsada satılıyor. Katillere ortak olmak yasalara aykırı değil.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu-devrim-xyz.jpg"><img class="size-full wp-image-17241 aligncenter" title="turk_solu-devrim-xyz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu-devrim-xyz.jpg" alt="" width="488" height="351" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/17/yakindateknoloji-insani-bozar-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/yakindateknoloji-insani-bozar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlerleme korkusu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 May 2011 10:29:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Abdestli Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Para]]></category>

		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16037</guid>
		<description><![CDATA[
 &#8221;Çılgın Proje&#8221; vesilesiyle Türk solunda ve bir kısım İslâmcı yazarda mevcut olan ilerleme korkusu yeniden ifade buldu. Birden fazla konuda paralel olarak konuşulması  ilginç olduğu kadar karmaşık bir durum. Kendi penceremden ana eksenleri toparlamakta fayda görüyorum:
En çok sevdiğim şeylerden biri hafta sonu parka ya da kırlık bir yere gidip çimenlere uzanmak, kuşları dinlemek, gökyüzünü seyretmektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/ilerleme_korkusu.jpg"><img class="size-full wp-image-16039 aligncenter" title="ilerleme_korkusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/ilerleme_korkusu.jpg" alt="" width="498" height="363" /></a></p>
<p> &#8221;<a href="http://www.derindusunce.org/2011/05/02/asil-cilgin-proje-osmanliyi-geri-getirmek-mi/">Çılgın Proje</a>&#8221; vesilesiyle Türk solunda ve bir kısım İslâmcı yazarda mevcut olan ilerleme korkusu yeniden ifade buldu. Birden fazla konuda paralel olarak konuşulması  ilginç olduğu kadar karmaşık bir durum. Kendi penceremden ana eksenleri toparlamakta fayda görüyorum:</p>
<p>En çok sevdiğim şeylerden biri hafta sonu parka ya da kırlık bir yere gidip çimenlere uzanmak, kuşları dinlemek, gökyüzünü seyretmektir. Eve yakın bir parka değil de kırlara gitmek istersem robotlaşmış fabrikalarda üretilen arabama binerim, hızlı otoyolları kullanırım, ithal benzin tüketirim. Eve dönünce interneti açarım, dünya ile bağımı koparmam. Ciddi bir hastalığım olunca her türlü tahlilden MR&#8217;a kadar ne varsa hizmetimde olsun isterim. Ağır vergiler ödediğim Fransız devletinden bekliyorum bu sağlık, ulaşım, enerji hizmetlerini. Bütün bu fabrikaların işlemesi için ağaçlar kesildi, kesiliyor. Fransa&#8217;nın elektriği %70 nükleer kaynaklıdır. Zaten olmasaydı kömür ve petrol yakarak asit yağmurlarına, küresel ısınmaya &#8220;katkıda&#8221; bulunacaktık.</p>
<p>Bugünkü yaşama, üretme, tüketme şekli bu. Ne yazık ki dünyadaki her insan aynı imkânlara sahip değil. Dünyayı değil ama kendimizi &#8220;düzeltmek&#8221; için bize muhtaç insanlara yardım etmem gerektiğini düşünüyorum. Buna &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/verme-hakki/">verme hakkı</a>&#8221; diyorum kısaca. Peki yardıma muhtaç insan hiç olmasa? Devletler, hükümetler, rejimler iyilik üretse <a href="http://www.derindusunce.org/2011/05/04/bdp-sivil-itaatsizlikten-sivil-serserilige-dogru/#comment-70976">sanal bir Konfiçyüs&#8217;ün</a> umduğu gibi?<span id="more-16037"></span></p>
<p>Komünizm gibi merkeziyetçi ideolojiler eşitlik vaad ettiler, ağır bürokrasiler kurdular, olmadı. Açlık ve sefalet getirdiler kendi halklarına. 1980&#8242;lerden itibaren Reagan ve Thatcher&#8217;in liderliğinde liberal bir devrim oldu. Komünizmdeki <strong><em>&#8220;torpilin kadar konuş&#8221;</em></strong> sistemi yerine <strong><em>&#8220;paran kadar konuş&#8221;</em></strong> sisteminin, insan bencilliğinin bizi getirdiği yer bugünkü dünyadır. Kabul etmeli miyiz? Hayır. Üzerinde düşünmeli, çareler aramalıyız. Arıyoruz, arıyorlar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/category/marksizm/">Marxizm serisi</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank">İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf">Liberalizmin kara kitabı</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">Bir pozitivizm eleştirisi</a></li>
</ul>
<p>Mucizevî çözümü ararken boş durmayalım o halde:</p>
<ul>
<li>Sosyal devlet? Neden olmasın? Ama ya sosyal yardımlar politik amaçla kullanılırsa?</li>
<li>Vakıflar, dernekler yoluyla dayanışma? Neden olmasın? Ama ya misyonerliğe, cemaatleşmeye, ötekileştirmeye kapı açarsa?</li>
</ul>
<p>Aslında dikkat ederseniz konu dönüp dolaşıp İnsan&#8217;a geliyor. Tek tek kendi kalbinde İyi&#8217;yi Kötü&#8217;den ayırd edebilen, rejim, din, ırk vs ne olursa olsun &#8220;doğru&#8221; hareket edebilen İnsan&#8217;a.</p>
<p><strong>Kuyu kebabı istiyom ama kınalı kuzuya dokanmayın!</strong></p>
<p> &#8221;Bilimsel ve teknolojik ilerleme olsun ama doğa hiç bozulmasın&#8221; şeklindeki arzu biraz sakat görünüyor gözüme. Türkçesi şu olabilir: &#8220;ilerlemenin bütün nimetlerini istiyorum ama sonuçlarından beni sorumlu tutmayın&#8221;. İstanbul, Paris, Londra gibi şehirlerde yaşayanlar sadece teknik değil kültürel imkânlardan da faydalanıyorlar. Dünyanın her yerinden orkestralar, dans, bale gösterileri, resim sergileri geliyor. Ama dikkat ederseniz bu tür kültürel olaylara genelde 5-10 bin kişi katılır. Çok ünlü birileri gelirse ilgi biraz artar. Ama meselâ 10 milyonluk Paris&#8217;te 10 milyon insanın kalkıp bir sergiye gittiği görülmemiştir! Sebebi basit. Barok müzik, Ortaçağ Türk çinileri ya da Kenya tahta oyma sanatı gibi bir temanın meraklısı genellikle bir avuç insandır. Ama aynı &#8220;avuç&#8221; değildir. Böylece büyük şehirde yaşayan insan (vakit ayırabilirse) kendini eğitme imkânı bulur. Kendisiyle aynı konulara ilgi duyan insanlarla bir araya gelir. İmza günü vb yoluyla yazarlarla tanışıp sohbet edebilir. Ama Paris&#8217;teki kültürel hareketliliği Fransa&#8217;nın 50.000 kişilik şehirlerde bulamazsınız.</p>
<p>Türkiye için de geçerlidir bu durum. Nüfusu 100.000&#8242;in üzerinde olan Bandırma&#8217;da çok güzel lokantalar vardır. Peynir vb yöresel ürünler bol ve lezzetlidir. Ama bırakın uluslararası konser, sergiyi bir kitapçı bile bulmakta zorlanırsınız. Tarım kentidir. Biraz balıkçılık. Gübre fabrikası, Banvit vb vardır. Bandırma&#8217;da yaşamayı tercih eden bir insan yakın ilçe ve köylerindeki huzuru, sükûneti tercih etmiştir: Ocaklar, Tatlısu, Erdek&#8230;</p>
<p>Evet&#8230; İlerleme bir bedel ödetir insana. Peki &#8220;Türkiye&#8217;nin her yeri yeşil kalsın&#8221; diyebilir miyiz? Öyle ya, bu da bir strateji. Evlerin yüksekliğini 2 kat ile sınırlasak, şehirlerin en az %50&#8217;sinin yeşil alan olmasını zorunlu tutsak ne olur? Nükleer enerji, baraj ve termik santralleri yasaklasak? Fabrikaları, otoyolları engellesek?</p>
<p>Böylesi &#8220;yeşil bir politika&#8221; zannediyorum yeşiller de dahil kimsenin hoşuna gitmeyecek bir duruma getirir Türkiye&#8217;yi. Meselâ Bulgaristan ve Ermenistan gibi komşulardan elektrik ithal etmek&#8230; Çernobil&#8217;de patlayan santrale benzeyen yeni santrallerin eski komünist ülkelerde inşa edilmesine destek vermiş oluruz. Üstelik de bu santrallerin denetimi, güvenliği konusunda hiç söz sahibi olmadan. Tabi çevreyi kirletMEmek için, kullanacağımız ürünlerin de yurt dışında yapılmasını isteyebiliriz. Öyle ya, otomobil ya da gübre fabrikaları doğayı kirletmiyor mu? Böyle bir &#8220;doğa dostu&#8221; Türkiye&#8217;nin ithal edeceği enerjiyi ve endüstriyel malları nasıl ödeyeceğini bilmiyorum ama diyelim ki Dolmabahçe sarayını el altından sattık.</p>
<p>Türkiye yemyeşil olur belki ama Ermenistan gibi dışarıya göç veren bir ülke haline gelir. Beyin göçü? Belki beyin kalmayacağı için göç etmesi de söz konusu olmayacaktır. Çünkü enerjisini üretmeyen, fabrikasız, alt yapısı köhnemiş bir ülkede üniversite okumanın bir gereği de olmaz. Herkes çoban ve çiftçi. Zaten bu üniversiteleri finanse edecek para da kalmayacaktır.</p>
<p>Fakat hepsinden kötüsü bertaraf ettiğimizi sandığımız çevre sorunları Demokles&#8217;in kılıcı gibi tepemizde durmaya devam edecektir. Çernobil kazasında ve daha yeni Japonya&#8217;daki kazada gördüğümüz gibi küresel kirlilik ulusal sınırlarda durmuyor. Nükleer bir toz bulutunu sınırda durdurup pasaport soramıyorsunuz. Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerin atık sularını döktükleri Karadeniz&#8217;in kirliliği şu an bile bir sorun. Yani ilerlemeye karşı çıkmanın bedelini ödersiniz ama nimetlerinden yine de faydalanamazsınız.</p>
<p>Yeşil politikaların akıllı versiyonlarını üretmek zamanı geldi diye düşünüyorum. İnsan&#8217;ı rafa kaldıran merkeziyetçi anlayışı terk etmek ama diğer yandan Para&#8217;yı, Piyasa&#8217;yı, Nefsanî dürtüleri ilâhlaştır<strong>MA</strong>mak&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanlar Para’dan an-Namaz mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/muslumanlar-para%e2%80%99dan-an-namaz-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/muslumanlar-para%e2%80%99dan-an-namaz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 13:14:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Abdestli Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan ve Para]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14310</guid>
		<description><![CDATA[Gazâlî Hazretleri Ahiret Kitabı&#8217;nda okumuştum sanırım. Körlükle, yoksullukla ve servet ile imtihan edilen, kör/fakir/zengin olarak yaşamış ve Cennetlik olmuş mü&#8217;minlerden  bahsediyordu şefaat meselesinde.
 Bu büyük alime göre zenginlik Müslüman&#8217;a yasak değildi ama her nedense Türkiye&#8217;de yeşil soslu bir komünizm rüzgârı esiyor zaman zaman. Korkarım (fikirleri) son kullanma tarihini geçmiş müteyeddin(?) yazarlar var memlekette. 1200&#8242;lü yıllarda yaşadıklarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/para_insan.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14312" title="para_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/para_insan.gif" alt="" width="202" height="264" /></a>Gazâlî Hazretleri Ahiret Kitabı&#8217;nda okumuştum sanırım. Körlükle, yoksullukla ve servet ile imtihan edilen, kör/fakir/zengin olarak yaşamış ve Cennetlik olmuş mü&#8217;minlerden  bahsediyordu şefaat meselesinde.</p>
<p> Bu büyük alime göre zenginlik Müslüman&#8217;a yasak değildi ama her nedense Türkiye&#8217;de yeşil soslu bir komünizm rüzgârı esiyor zaman zaman. Korkarım (fikirleri) son kullanma tarihini geçmiş müteyeddin(?) yazarlar var memlekette. 1200&#8242;lü yıllarda yaşadıklarını vehmediyorlar ve bu vehmi bütün Müslümanlara da dayatmak istiyorlar. Para ile ve teknoloji ile kavgalı bu insanların iyi niyetlerinden şüphem yok ama artık biri onlara 21ci yüzyıla geçtiğimizi söylese iyi olacak. Hatta endüstri devriminden soğuk savaşın bitişine kadar hızlandırılmış bir &#8220;update&#8221; yapılmalı. Neden?</p>
<p> Gün geçmiyor ki zengin Müslümanlar hedef gösterilmesin hatta cehennemlik ilân edilmesin. Haftada bir kaç kez <strong><em>&#8220;mücahitler neden müteahit oldu?&#8221;</em></strong> gibi bir slogan forward kabilelerini titretiyor. Arkasından bir ayet ve hadis yağmurudur başlıyor: &#8220;Servet yığmayın, yanarsınız&#8221; mealinde. Ya da en popüler olanı: <strong><em>&#8220;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8221;</em></strong>.<span id="more-14310"></span></p>
<p> Yaw ne kolaymış sosyal dayanışma, adalet, ekonomi! Keynes&#8217;i, İbn Haldun&#8217;u, Adam Smith&#8217;i, Karl Marx&#8217;ı, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=7FjNb-fuRyk">Gilbert Simondon</a>&#8216;u, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Georg_Simmel">Georg Simmel</a>&#8216;i at çöpe. Hadis EZBERLEMEK yeter sana. Göm kafanı kumlara.</p>
<p>Sevgili Mustafa (Akyol) <a href="http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/eski-%25e2%2580%2598mucahit%25e2%2580%2599ler-simdi-ne-yapmali/">güzel bir yazı ile</a> cevap verdi bu akıl almaz körlüğe. Daha doğrusu Müslüman&#8217;ın birey olarak ahlâkî sorumluluğuna işaret etti ve bu sorumluluğun devlete aktarılmasındaki anlamsızlığı gözler önüne serdi. Liberal değilim ve bu fikir geleneğinin zayıflıklarını &#8220;<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong>&#8221; isimli ortak çalışmada anlatmıştım. Ancak liberalizme ya da kapitalizme karşı çıkmak uğuruna ayet ve hadisleri slogan haline getirilmesine, bu yolla aklın ve ilmin çöpe atılmasına göz yumamıyorum.</p>
<p> Gelelim (fikirleri) son kullanma tarihini geçmiş aydınlarımızın idrak etmekte zorlandıkları şeylere. Bu insanlar para ile ilgili <strong>ÇOK MÜHİM</strong> bir kaç gerçeği anlamıyorlar:</p>
<ol type="1">
<li>Para bir akittir, verilmiş söz, yemin gibidir. Para <strong><em>Güven</em></strong> dediğimiz, <strong><em>Emniyet</em></strong> dediğimiz şeyin cisimleşmiş halidir. Deve kemiği, ceylan derisi, kâğıt parçası, metal ya da bilgisayarda bir kaç bayt olsun fark etmez.</li>
<li>Üzerinde yazılı olan değer cismin değerinden fazla olan şeydir para. Bunun garantisi değerin ödeneceğini taahhüt etmiş bir tüccar <strong>ve/veya</strong> bir banka <strong>ve/veya</strong> bir devlet olmalıdır.</li>
<li>Para takas ekonomisine alternatiftir. Bunun hem iyi hem de kötü sonuçları olabilir. Üreticiyi, tüccarı ve tüketiciyi devletin baskısından koruduğu için insanlara <strong>serbestlik</strong> kazandırır. Hatta devlete baskı yapabilmek için halkın elinde bir güç haline gelebilir. Para orta sınıfın varoluş koşulları arasındadır. (Dikkat: Serbestlik ve Özgürlük aynı şey değildir. Bkz. <a title="Permanent Link to Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür..." href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/">Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür&#8230;</a>)</li>
<li>Para kendi başına bir arzunun hedefi olabilir. Yani insanlardaki hırsı körükleyebilir. İnsan paraya doymayan, yedikçe acıkan bir canavara dönüşebilir. (Bkz. <strong><em>Liberalizm ahlâksızdır</em></strong> başlıklı bölüm,  &#8220;<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong>&#8220;)</li>
<li>Para güçtür. Bu saydığım özelliklerinden ötürü cebinizdeki her kuruş toplumun diğer fertleri üzerinde elde ettiğiniz bir ipotektir. Ateşli bir silah, kaslarınızdaki kuvvet, özel yetenekleriniz ya da sağlınız, etkili-yetkili tanıdıklarınız gibi para da bir güçtür. Kötü ya da iyi amaçla kullanılabilir.</li>
<li>İrade sahibi olan insandır. Bütün güçler gibi Para&#8217;yı da insan ALLAH&#8217;ın rızasını kazanmak için kullanabilir. Ya da tam tersini yapabilir.</li>
<li>Para&#8217;nın kendi başına kötülük üretmesi imkânsızdır. Ama insanlar para ile <strong><em>düzgün</em></strong> ya da <strong><em>sapık</em></strong> bir ilişki içine girebilirler. Zaten Cennet ve Cehennem insanlar için vardır. Jaguar marka bir arabanın, kürklerin, pırlanta yüzüklerin Cehennem&#8217;e gitmesinden bahsetmez alimler!</li>
</ol>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/musluman_para_nukleer.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14314" title="musluman_para_nukleer" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/musluman_para_nukleer.gif" alt="" width="199" height="129" /></a> Özetle Müslümanların para (=güç) kazanmalarına karşı çıkmak saçmadır. Meselâ nükleer silahlanma yarışında ABD&#8217;nin, Rusya&#8217;nın binlerce, Fransa ve İngiltere&#8217;nin yüzlerce nükleer başlığı varken İran&#8217;ın nükleer silah yapmasına karşı çıkmak ne kadar saçma ise Türkiye&#8217;nin ya da Türklerin zenginleşmesine karşı çıkmak da o derece saçmadır.</p>
<p> Yazının başında gaflet içinde olduğunu söylediğim insanların sadece para ile değil teknoloji ile de kavgalı olduklarını söyledim. Bu iki kavganın ilişkili olması sebebiyle sözlerimi teknolojiden bahsederek bitireceğim.</p>
<p> <strong><em>&#8220;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8221;</em></strong> hadisine dikkatimizi yoğunlaştıralım. Komşuluk kavramı bizi iki çeşit menzil ile karşı karşıya bırakıyor:</p>
<ul>
<li>1) Görebildiklerimiz (=bilebildiklerimiz)</li>
<li>2) Yetişebildiklerimiz.</li>
</ul>
<p> Eskiden her şey daha kolaydı belki. Bir an için 1200&#8242;lerde yaşadığınızı farz edin. 40 haneli bir köydesiniz. Atınız var, ok ve kılıç kullanmayı biliyorsunuz. Aç komşularınızla ekmeğinizi paylaşmak, atınızın gidebildiği yerlerde, okunuzla, kılıcınızla zulme karşı direnmek sizin ödeviniz. 5-10 km çapında bir dairenin merkezindesiniz. Hak ve ödevleriniz fiilen burada ifade buluyor.</p>
<p> Gelin şimdi 2011 Türkiye&#8217;sine. Büyük bir şehirde, 10 bloklu bir sitede, 12 katlı bir binada oturuyorsunuz. Her katta 4 aile var. Yani 10 X 12 X 4 = 480 aile ile komşusunuz. <strong>Sabah çıkıp akşam geldiğiniz için komşularınızın adını bile bilmiyorsunuz.</strong></p>
<p> Akşam Derin Düşünce sitesine girmek için PC&#8217;nizi açtınız. IHH yardım derneğine yaptığınız bağış için teşekkür eden bir mesaj geldi. Sudan&#8217;da Fatima isimli bir kadın sizin yolladığınız 40 dolar sayesinde katarakt ameliyatı olmuş, yeniden görebilecekmiş. Ekte kadıncağızın ameliyattan sonra çekilmiş bir de fotoğrafı var.</p>
<p> Bir sonraki e-maile bakmak üzere tıklıyorsunuz. Belki şu anda hemen yan dairenizde birileri açlık çekiyor. Haberiniz yok. Ama Filistin&#8217;de öldürülen bir bebeğin fotoğrafı ekranınıza geliyor. Tüyleriniz ürperdi. Olayın üzerinden bir saat bile geçmemiş.</p>
<p> Görebildiğiniz insanlık menzili internet ile sınırlı. Yani <strong>sınırsız</strong>. Gücünüzün yetebileceği menzil? Teknoloji ile sınırlı. Yani <strong>sınırsız</strong>. 1.5 milyarı Müslüman olmak üzere toplam 6 milyar insan ile komşusunuz. Milyonlarcası aç yatıyor. Milyonlarcası zulüm görüyor. <strong>Rahat uyuyabilecek misiniz bu gece? Hâlâ &#8220;bizden&#8221; misiniz? </strong></p>
<p> Ne oldu? 1200&#8242;lü yıllar ile fark nerede? Nedir teknik? Teknolojideki ilerlemeler neden bizim ahlâkî yükümüzü arttırdı?</p>
<p> Teknik unsurlar insan bedeninin dışa doğru uzantısı, protezidir. Kızgın yağda börek kızartırken tuttuğunuz maşa ile başlar teknoloji. Elinizin yetmediğine yeter. Dürbün, teleskop&#8230; Bunlar gözünüzün menzilini arttıran şeyler değil mi? TV ya da internet? Bilebileceğiniz dünya büyümedi mi bunlarla? 5-10 km değil artık mesuliyet çemberiniz. 40 bin km uzunluğunda, Ekvator kadar. Hoşunuza gitse de gitmese de dünya vatandaşısınız. Eğer Mars&#8217;ta bir koloni kurulursa güneş sistemi kadar olacak sorumluluk çemberiniz. Mars&#8217;ta bir zulüm yapılırsa en azından kalbinizle direnmek zorundasınız. İslâm bunu emrediyor.</p>
<p> Teknoloji ve Para kıskacında modern insan. Gözleri ve elleri bütün dünyaya yetişebiliyor. Kötülük ve iyilik hep vardı. Ama <strong>eskiden bir ok atımı kadar olan menzil  bugün dünyanın kendisi kadar</strong>. Romanya&#8217;daki &#8220;oteller&#8221; çıplak çocukların fotoğraflarını yolluyorlar &#8220;mal ve hizmet&#8221; tanıtımı yaparken. Serbest piyasa kuralları ile işliyor fuhuş. Arnavutluk&#8217;tan gelen kızlar Paris&#8217;li fahişelerin kâr marjlarını düşürüyor. Arz-Talep meselesi. <a href="http://www.e-enfance.org/">Evlâtlarını internetteki tehlikelerden korumak isteyen bir derneğin</a> verilerine göre 11-18 yaş arası çocukların üçte biri cep telefonlarıyla pornografik görüntü değiş-tokuş ediyorlar. Fakat asıl dikkat çekici olan yolladıkları fotoğrafların kendi resimleri olması! Eskiden &#8220;Kötüyü&#8221; arayıp bulmak gerekiyordu. Artık o cebinizde, evinizde. Kapıyı dahi çalmadan giriyor içeri. 12ci asırdaki yöntemlerle çocuk büyütebilir misiniz?</p>
<p> Netice olarak <strong>&#8220;Muhafazakâr&#8221; Müslümanlar neyi muhafaza edeceklerini yeniden düşünmek zorundalar. </strong>Ne parayı ne de teknolojiyi düşman / şeytan vb ilân ederek bir yere varılamaz. Toplumların, devletin ve tabi insanların Para ve Teknoloji ile kurdukları ilişkilerin vasfı &#8220;iyi&#8221; ya da &#8220;kötü&#8221; olabilir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi.</p>
<p> Bunun için diyorum, ayetleri, hadisleri sloganlaştırmayalım diye. <strong><em>&#8220;En büyük fener, başka büyük yok&#8221;</em></strong> der gibi, ayet ve hadis fırlatmayalım okurların suratına. Bu sözlerdeki Hikmet tartışmanın, sözün bittiği bir hedef ya da bir son durak değildir. Düşünmeye başlamak içindir Hikmet. Aklı uyandırmak ve uyanık tutmak içindir. Gerçek alim ise çağın dertlerine deva bulandır, kafasını kuma gömen yobazlardan hayır gelmez topluma.</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/12/muslumanlar-para%e2%80%99dan-an-namaz-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/muslumanlar-para%e2%80%99dan-an-namaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Elektronik Kafeslere Mahkum Olmak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 15:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[iç güvenlik]]></category>

		<category><![CDATA[mobese]]></category>

		<category><![CDATA[Özel Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9099</guid>
		<description><![CDATA[Elektronik teknolojileri geliştikçe, bu teknolojilerin yarattığı olumlu ya da olumsuz sonuçlarla karşılaşıyoruz. Cuntacılarla, çetecilerle mücadelede dinleme ve izlemenin getirdiği kimi avantajlar, hemen hepimizi bu teknolojilerin iyi bir şey olduğuna ikna etmiş vaziyette. Her köşe başında rast gelmeye başladığımız mobese kameraları sadece Türkiye&#8217;de değil, dünyanın gelişmiş tüm ülkelerinde günlük hayatın vazgeçilmezleri arasına girdi. Google&#8217;ın kimi uygulamaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/gozetleme.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9101" title="gozetleme" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/gozetleme-300x300.jpg" alt="" width="253" height="261" /></a>Elektronik teknolojileri geliştikçe, bu teknolojilerin yarattığı olumlu ya da olumsuz sonuçlarla karşılaşıyoruz. Cuntacılarla, çetecilerle mücadelede dinleme ve izlemenin getirdiği kimi avantajlar, hemen hepimizi bu teknolojilerin iyi bir şey olduğuna ikna etmiş vaziyette. Her köşe başında rast gelmeye başladığımız mobese kameraları sadece Türkiye&#8217;de değil, dünyanın gelişmiş tüm ülkelerinde günlük hayatın vazgeçilmezleri arasına girdi. Google&#8217;ın kimi uygulamaları ile dünyanın herhangi bir yerindeki kimi kamera görüntülerine<span id="more-9099"></span> bile rahatlıkla ulaşabilir olduk.</p>
<p>Bütün bu uygulamalar, topluma sunulurken çoğunlukla oldukça ikna edici argümanlar setiyle birlikte geliyor. Dinleme, izleme ile ilgili teknolojik imkânlar kullanılmasaydı cuntacılar, çeteciler belki hiç ele geçmeyecekti deniyor. Artık sokak arasına kadar girmiş kameralar olmasaydı suçluları kolay yakalayamayacaktık iddialarında bulunuluyor. Üstelik mobese kameraların her an her yerde izlendiğini bilen suçlularda caydırıcı bir etki yaratacağı gibi - beni bile ikna etmeye yaklaşan - argümanlar sunuluyor.</p>
<p>Hatırlarız bir ara Önder Sav ile ilgili bir dinleme skandalı patlamıştı. Bu skandalda iki tavır ortaya çıkmıştı. Birinci tavır, Önder Sav&#8217;ın, dinlendiği iddiasını ortaya koyduğu gün, bildik darbeci tavırlarına bu dinlenme olayının yapacağı muhtemel bir katkının üzerine balıklama atlayan basının ve köşe yazarlarının bakışıydı. Bu bakışın derdi dinlenme olayının bizzat kendisi değil, dinlemeyi yaptırdığı iddia edilen AKP&#8217;nin, kapatılma davasına yapması muhtemel katkılardı aslında. İkinci bakış da birincisi kadar sorunlu gözüküyordu. Bu bakış, dinleme olayının açığa çıkmasından önce ve sonra yapılan çeşitli tartışmalarda, kendini bir tür arıza ile ortaya koyuyordu. &#8220;Ama jandarma da dinliyor&#8221;, &#8220;sadece polis dinlemiyor&#8221; gibi sloganvari sözlerle özetlenebilecek bu bakış da, olayın aslına sirayet edebilecek bir bakıştan yoksun görünüyordu. Yani, dinleme eyleminin bazı şartlara bağlı olarak yapılabilmesinin kanuni ve meşru olduğu ima ediliyordu. Bir televizyon programında, ikinci bakışa sahip olduğunu bildiğimiz Bülent Orakoğlu, çok manidar bir söze imza atıyordu: &#8220;Suçsuz olmayanlar bilsin ki devlet onları dinlemez; suçlu olanlar da bilsin ki devlet onları mutlaka izliyor, dinliyor.&#8221;</p>
<p>Orakoğlu&#8217;nun o zaman söylediği sözler, Google kameralarının insanların evlerinin bahçelerine kadar girdiği yönünde şikâyetlerde bulunanlara Google CEO&#8217;sunun cevabını hatırlattı bana. Google CEO&#8217;su &#8220;Gizli saklı işler mi yapıyorsunuz ki insanların öğrenmesinden korkuyorsunuz?&#8221; gibi bir argümanla insanların evlerinin bahçesine kadar girebilen gözetlemeleri savunmuştu.</p>
<p>Modern toplumların özellikle son 50 yılda, güvenlik ve terör sorunlarıyla yüzleşmesi ile birlikte ortaya çıkan tavır analiz edilmeye değer. 20.yy. Batı&#8217;sının en önemli düşünürleri modern toplumlardaki sorunları, iktidar ilişkisini, büyük kapatılmayı analiz eden yazılar yazdılar. Jean Baudrillard&#8217;dan, Jacques Derrida&#8217;ya, Michel Foucault&#8217;a, Emmanuel Levinas&#8217;a, Immanuel Wallerstein&#8217;a, Zygmunt Bauman&#8217;a kadar birçok Batılı düşünür ilgili konularda önemli analizler yaptılar ve medya toplumu, iletişim toplumu, teknoloji toplumu gibi kavramların ne kadar çabuk &#8220;büyük kapatılmaya&#8221;, &#8220;öznenin yok oluşuna&#8221;, &#8220;simülasyon toplumuna&#8221;, &#8220;sıradanlaşmış Auschwitz&#8217;lere&#8221; dönebildiğini analiz ettiler. Ancak özellikle son birkaç yılda bir tür &#8220;gözetleme toplumu&#8221; haline gelişimize, ülkemizden hemen hemen hiçbir düşünürün kayda değer bir itiraz geliştirememesi üzerine düşünülmeye değer bir durum arz ediyor.</p>
<p>George Orwell &#8220;1984&#8243; adlı romanında bir distopya portresi çiziyordu. Devletin, bireylerin her hareketini gözlemlediği ve yanlış yapılan şeyleri haber alıp anında cezalandırdığı bir yapıyı anlatıyordu 1984 romanı. Bu yapı &#8220;big brother&#8221; diye adlandırılan bir yapıydı ve devasa bir itaat mekanizması yaratıyordu. Böyle bir gözlemci yapının, herkesi, devletin çizdiği &#8220;ideal&#8221; portreye yaklaştıracağı ve herkesi tek tipleştireceği muhakkak. Yine Philip K. Dick&#8217;in, Spielberg&#8217;in de filme çektiği &#8221; Azınlık Raporu &#8221; adlı öyküsü, böyle bir gözetim toplumunu çok önceden haber veriyordu. Özel oluşturulmuş bir güvenlik birimi, çok ileri bir teknolojiyi kullanarak, insanların beyinlerinde suç işlemeye yönelik hareketleri gözlemliyor ve suç işlenmeden suçu işleyecek olan kişiyi bertaraf ediyordu. Suçun ve cezanın felsefesine, metafiziğine girilmediği zaman, teknoloji tapınmasının gelebileceği noktanın, oldukça dramatik bir anlatımıydı öykü.</p>
<p>Peki, bugün evlerimizin içerisine kadar girebilen dinleme ve gözetleme imkânları, her sokak başındaki mobese kameralar bize 1984 romanını ve &#8220;Azınlık Raporu&#8221;nu hatırlatmamalı mı? Bu kameraların hayatımızın içine kadar girip, hepimizi birer Truman Show oyuncusuna döndürmesine bir itirazımız olmayacak mı? Başlangıçta kimi &#8220;faydalı&#8221; gibi görünen özelliklerine ikna olup, bu &#8220;faydalı&#8221;nın ne kadar da çabuk bozunuma uğrayıp, hem insan haklarının hem de demokrasinin en büyük düşmanı olabilecek bir despotluğa zemin hazırlama potansiyeline haiz olduğunu görmeyelim mi? Özel hayatımızın sınırlarının yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlaması, insan olarak bizleri rahatsız etmemeli mi?  </p>
<p>Modern kapitalist dünyanın, sadece aynı ülkenin vatandaşları arasında değil, aynı zamanda ülkeler arasında da yarattığı refah uçurumları, zengin olanların maddi imkân açısından kısıtlı olanlardan kendilerini sakınmaları gereken bir yapıyı da &#8220;mecburi&#8221; kılıyor. Göçmenlerin, denizlerde ölüme terk edildiği; ya da en iyi ihtimalle çok kötü şartlara sahip gettolarda yaşamaya mecbur edildiği bir görünüm alıyor ultra-modern hayat! Olup biten, zenginlerin, kendilerini ve zenginliklerini tehlikede gördüğü zaman, bu tehlikeyi bertaraf etmek için bir gözetim toplumu yaratmalarıdır aslında. Oluşan güvenlik ve terör sorununun kaynağındaki sorunlara eğilmek ve o sorunları, sorunu bizatihi yaratan anlayışlar dışındaki yeni bir anlayış ile çözmek için çaba sarf etmektense; Batılı devletlerin de bizim ülkemizin de seçtiği yol, devletin güvenliğe tehdit oluşturan her türlü olayı önceden bilmek istemesi olarak öne çıkıyor. Seçilen bu yol, devletleri, gelişen teknolojinin de yardımıyla devasa gözetleme ağları haline çeviriyor.</p>
<p>Bir çeşit teknoperestlikle, teknolojinin getirdiği her türlü aracın, ahlâki arka planına, felsefi eleştirisine girmeden kabul edilmesi ve kullanıma alınması, yaşadığımız ortamı iletişim toplumundan ziyade, iletişimsizliğin, güvensizliğin, insanî değerlerden yoksunluğun baskın olduğu bir gözetim toplumuna çeviriyor. Teknolojinin ve iletişimin, insanlar için büyük oranda elektronik kafesler demek olduğu bir dünyaya doğru ilerliyoruz hızla.</p>
<p>Vakit geç olmadan, herkesin gözetlenebilmesi yetkisini verdiğimiz devletin (ya da güçlü olan kimse onun) bir tip &#8220;big brother&#8221; hâline dönüşmekte olduğunu göremezsek, eksiksiz bir &#8220;big brother&#8221; yaratma olasılığımız yüksektir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

