<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Sinema</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/sinema/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Baraka / Ron Fricke</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21952</guid>
		<description><![CDATA[ 
… Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
  Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan
Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="400" height="233" src="http://www.youtube.com/embed/iEAiiuh1UZc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 22:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21571</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Gelecekte olmama ihtimalim sabit olmak kaydıyla ben kendimin istikbaliyim. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, ben kendimin geçmişiyim, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 161, 174)
Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Gelecekte ol<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma ihtimalim sabit olmak kaydıyla </em><strong><em>ben kendimin istikbaliyim</em></strong><em>. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, </em><strong><em>ben kendimin geçmişiyim</em></strong><em>, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(<a href="http://www.derindusunce.org/category/jean-paul-sartre/">Sartre</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCwQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F25%2Fvarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis%2F&amp;ei=vfGST_iUCImO8gOsnPzNDA&amp;usg=AFQjCNHDsGvWopzSGO2h4ss1D7xP1Uz4vQ&amp;sig2=wfX3keafQHU_DolyBL7lUg">Varlık ve Hiç</a>, sf. 161, 174)</em></p>
<p><a href="http://www.festivalnikon.fr/videos/view/id/970">Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film yarışması</a> için hazırlanmış bir film : <strong>&#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221;</strong> (<em>Je suis mon avenir</em>)</p>
<p> </p>
<p> <iframe width="450" height="259" src="http://www.youtube.com/embed/f1SefnYO-AA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p> </p>
<p> Filmde okunan metnin tercümesi:</p>
<blockquote><p><em>İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. Hergün geçmişimizi yaratıyoruz. Hergün istikbalimizi yaratıyoruz. Bana mutlu bir gelecek vaad edilmişti, hatta düşlerdeki gibi. Bazıları itfaiyeci ya da avukat olacağımı düşünüyordu. Büyürken bambaşka şeyler yapmak istedim. Hoşuma giden şeyleri yapmak. Arkasından gelen olaylar bana belirsiz bir gelecek vaad ediyordu. Okulda başarısızlık, ailevi problemler ve duygusal hayatımda düş kırıklıkları&#8230; Neyle baş edeceğimi bilemiyordum. Bugün korkulan bir istikbalim var. Yaşanan, katlanılan bir gelecek bekliyor beni. Bu istikbalden kaçmak isterdim. Hayattan kaçmak. Ama beni yakalıyor. Bana doğru geliyor. Yüzümün arkasında geçmişte olduğum o küçük çocuk var. Ama artık kimse ilgilenmiyor.</em></p>
<p><em> Ne yazık ki olmam gereken insan olamadım, o cesareti gösteremedim. Olmak istediğim, olmayı düşlediğim insan&#8230; Geleceğimi başka türlü çizmek isterdim.</em></p></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;">  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>&#8220;Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?&#8221;</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Ben&#8221; kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat&#8217;in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim&#8230; Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>John Q / Nick Cassavetes</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 14:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21133</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
Söz yıkar şiir imar eder
İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="326" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="tvnet.tv.tr" /><param name="flashvars" value="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg" /><param name="src" value="http://tvnet.tv.tr/player.swf" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="326" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" name="tvnet.tv.tr" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg"></embed></object> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/">Share on Facebook</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sarı Köpeğin Yuvası (Byambasuren Davaa)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 16:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21101</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9479.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi0fdbdbc2-658a-48ca-93e3-49147c162b6b.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kahire&#8217;nin Mor Gülü / Woody Allen</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 13:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21035</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9549.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridifa3f1c3d-a54c-4d4f-acf0-8d856edc58a6.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Torino Atı / Béla Tarr</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 22:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Hasar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20933</guid>
		<description><![CDATA[Friedrich Nietzsche, 3 ocak 1889′da Torino&#8216;da, Via Carlo Alberto&#8216;daki 6 numaralı kapıdan sokağa adımını atar. Belki yürüyüş yapmak, belki de postaneden mektuplarını almaktır amacı. Kendisine uzak olmayan ya da fazlasıyla uzakta kalan bir fayton sürücüsü inatçı atına söz dinletemiyordur. Faytoncunun tüm baskılarına rağmen, hareket etmeyi reddediyordur at. Sonra, ismi muhtemelen Giuseppe Carlo Ettore olan faytoncunun sabrı taşar ve kırbacını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>Friedrich Nietzsche, 3 ocak 1889′da </em><em>Torino</em><em>&#8216;da, </em><em>Via Carlo Alberto</em><em>&#8216;daki 6 numaralı kapıdan </em><em>sokağa adımını atar. Belki yürüyüş yapmak, belki de postaneden mektuplarını almaktır amacı. Kendisine uzak olmayan ya da fazlasıyla uzakta kalan bir fayton sürücüsü inatçı atına söz dinletemiyordur. Faytoncunun tüm baskılarına rağmen, hareket etmeyi reddediyordur at. Sonra, ismi muhtemelen </em><em>Giuseppe Carlo Ettore</em><em> </em><em>olan faytoncunun sabrı taşar ve kırbacını eline alır. Nietzsche, kalabalığın yanına gelir ve o ana dek öfkeyle köpüren sürücünün acımasız sahnesini sona erdirir. Sağlam yapılı ve gür bıyıklı Nietzsche, birden faytona atlar ve kollarını atın boynuna dolayıp hıçkırarak ağlamaya başlar. Olaya şahit olan </em><em>diğerleri</em><em>, Nietzsche&#8217;yi evine bırakır. İki gün boyunca bir divanda hareketsiz ve sessizce dinlenir Nietzsche. Ta ki son sözlerini mırıldanıncaya dek: &#8220;</em><em>mutter, ich bin dumm!</em><em>&#8221; (anne, ne aptalım!) ve yaşamının kalan son on yılını, uysal ve delirmiş bir şekilde annesinin ve kız kardeşlerinin himayesi altında geçirir. Atın akıbeti hakkında ise hiçbir şey bilmiyoruz&#8230;</em></p></blockquote>
<p><em></em><strong>Prologue</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="200" />Béla Tarr, ağıt veriyor insanlığa. Torino Atı, içine girilip asla çıkılmayan bir derya. Yüzyılın görebileceği en karanlık gerçeklik. Dünya kirleniyor, çirkinleşiyor. Yıkıyoruz her şeyi. Nesnelerin özünü, kendi diyalektiğini bulamıyoruz. Kristalleşen bir evren. Parçacıklar bütün yeryüzüne dağılmış durumda. Ağırlık yaklaşıyor, hakikat kendi özünü ortaya koyacak. Boşlukta savruluyoruz her birimiz. Merhamet dedikleri bir aldatmaca değil. Kendi kurdukları düzende bize ait olan her şeyin onlara ait olmasını istiyorlar. Ateşler yanıyor, küller var artık. Torino Atı kendi içinde ölüyor, gözleri kayboluyor. Akıbeti değil bizi sancıya sürükleyen. Bilinmeyenin ardına düşüyoruz her birimiz.</p>
<p>Her birimiz  vadinin güvercinleri gibi inliyoruz. Medeniyet bir katastrof. <a href="http://www.sinemazingo.com/jeder-fur-sich-und-gott-gegen-alle-the-enigma-of-kaspar-hauser-1974" target="_blank">Kaspar Hauser</a>, mumu tutarken o acıyı yaşadı. Otodidaktisizm ile medeniyetimize ağır ağır tokatlarını indirirken izledik her birimiz. Herzog sustu, biliyordu medeniyet kavramının içinin nasıl da boşaltıldığını. Yıkım ve çöküş sürekli var. Belki de evrenin kendi içindeki o muzaffer nizamı bu. Nizama uymamızı istiyorlar. İstedikleri tek gerçeklik kendi kutsaliyet sanrılarını kabullendirebilmek. İsyan başlıyor. Fıtratında var çamurdan yaratılmışın saf temizliği. Kirlenmemişlik. Nietzsche ata sarılıp ağlarken biliyordu. Atın kaderi, akıbeti insanda <span id="more-20933"></span>devinim buluyor.</p>
<p><strong>Önden Bakış - Arka Perspektif</strong></p>
<p>&#8220;<em>Yaşayan her canlının bir onuru vardır</em>&#8221; diyordu Béla Tarr. İnsana atfedilen değerin &#8220;logos&#8221; merkezinde yoğurup sunuyorlardı önümüze. Batı kendi hiçliğini ağlarla örürken Doğu kendi sarmalının filizlerini &#8220;bilge&#8221; çemberinde yetiştiriyor. Torino Atı her dakika ölüp diriliyor kalbimizde. Yaşlı Ohlsdorfer&#8217;in tahtakurularını bile hissedişiyle, hissiyatımızın derinliklerinde en küçük canlının varlığını ve hiçliğini söz konusu bir pozisyona sokuyoruz.<img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-torino-ati-2011.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="300" /> Hayvana yüklenen manadan hareketle, Bresson&#8217;un <a href="http://www.sinemazingo.com/au-hasard-balthazar-rastgele-balthazar-1966" target="_blank">Au Hasard Balthazar</a>&#8216;daki bilgelik tuzunun değerini bilen eşek ile Torino&#8217;daki o hasta atın gözleri aynı yerde kesişiyor. Odak noktasında yer alan ile onu merkeze yerleştiren arasındaki bu engin bağda figüranlara yer var. Rüzgâr bütün görkemiyle kükrüyor, hiç dinmiyor.</p>
<p>Dışarıdaki ölümün soğukluğu içeri girebilmek için anı bekliyor. Vakit gelince her zerreye bir nokta konur. Sondan gelen sesler&#8230; Béla Tarr, dünyanın sonunun yaşayan her canlıda farklı formlarda olduğunu belirtirken salt dünyanın kendi sonunun imajinatif bir yansıma olarak kabul ediyor. Torino Atı&#8217;nda ne bir başlangıç, ne de bir son var. İndirgenmiş benlikler, hudutların ötesine mazhar olan gizemli çekicilikler, plan sekansların büyülü atmosferinde paralel evrenlere yakınlığa imkan tanıyor. Fırtınalar hayatın o yangın meşgalesine inat, Ohlsdorfer ve kızının etrafında evrenin tekdüzeliğindeki insanlığa isyan edercesine bir ritüele başlıyor. Torino Atı&#8217;ysa kutsallığın naif çemberinde ağlıyor. Reddediyor nimeti.</p>
<blockquote><p><em>Ne olur hatırım için iç !</em></p></blockquote>
<p>Ses yok, gelmeyecek de. Geri dönülmez bir yoldayız. Gözlerin gittiği boşluğun ardılı geliyor. Irimias çıkıyor karşımıza, <a href="http://www.sinemazingo.com/satantango-seytanin-tangosu-1994" target="_blank">Satantango</a>&#8216;dan :</p>
<blockquote><p><em>Fırtınadaki kuru dallar gibiyiz. Kendimizi savunamıyoruz&#8230;</em></p></blockquote>
<p><strong>Bulantı ve Düşüş</strong></p>
<p>Acziyet baş gösteriyor. Uzun bir prologue ile başlayan film, gidişatın habercisi. Atın zayıflığı, güçsüzlüğü, hastalığı öyle bir hâl alıyor ki arkasında Ohlsdorfer&#8217;i değil de dünyanın bütün yükünü taşıyor sanki. Dünya yükleri omuzlama yeri. Sancıları serumluyorlar her birimize. Günden güne yıpranıyoruz. Hayata karşı bakışlarımız küçük Estike&#8217;nin ufuk çizgisinde kaybolan bakışlarına dönüşüyor. Atlar hep toz bulutunun içinde. Rüzgâr bizi sürükleyecek. <img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-torino-ati-2011-bela-tarr.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="300" />Evrenin içinde bir yerlerde yıkım oluyorken bir yerlerde krallar gökyüzüne konuşlanma niyetindeler. Düzensizliği istiyorlar ve bunu yaparken de sessizce ve derinden işgal ediyorlar bahçemizi. Her yerde izleri var. Yıkımın inşası gerçekleşiyor.</p>
<p>Renklilik değil, siyah beyaz kaftan biçiyorlar her birimize. Ocaklar yine yanıyor, kapılar üşüyor. Buharlaşan kabarcıklar geceyle gündüzün arasında sıkışıp kalmış durumda. Sonra biri geliyor, gelmesi gerecekti: ziyaretçi&#8230; ağır ağır ilerliyor. Sessizliğin ve soğukluğun içine girecek. İçerisi kıtlık ve veba. Palinka biter, yenisi gelir. Tüketim hiç bitmiyor. Konuşuyor alterego. İnsanlığa saldırılıyor, yavaş yavaş darbeler indiriliyor tepemize. Uçurumun ucundayız. Dünya şarlatanların cirit attığı bir hâl aldı artık. Rahatsız, söylediklerinden emin ziyaretçi. Nutuğu noktasız. Nietzschevâri bir dehlize giriyoruz. Aydınlanıyoruz, yeni değerler var dünyada, o karanlıkta. Hepsi palavra güya. Aldırış yok, kimse kimseyi dinlemiyor, herkes yazıyor, herkes söylüyor. Susan yok, susayan da.</p>
<p><strong>Tahtakuruları ve Ölüler</strong></p>
<p>Düşünce korelasyonlarına baktığımızda yinelenen bir daimilik söz konusu. Issız ovalar, dağılan yapraklar, gri gökyüzü set çekiyor zihinlerimize. Ceza yaklaşacak. Hiç kimse bu döngüde fayda/zarar görmeden ilerlemeyecek. Yollar çivilerle dolu, ayaklarımıza batıyor. Çıyanlar yuvalarında. Sıçanların pususu gibi bir varoluş bu. Bu mutlak güç hiç son bulmuyor. Paradoks şeması kazınıyor adeta. Sonun içinde bitmeyen bir son. Ohlsdorfer&#8217;in metruk evindeki o ziyaretçiden sonraki Çingeneleri hatırlamak, şerh düşmek gerekir bu noktada.<img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-torino-ati-2011-bela-tarr-.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="300" /> Geliyorlar, bağırıyorlar, kaçıyorlar. Çünkü yıkmayı seviyorlar. Onlara göre bu sıradan bir hâl değil. Alışmışlık değil. Zaten bir çöküş hâkim ama soytarılıkları, yıkılış sözleri at arabalarının arkasındaki toz bulutu gibi. Sudan fazlası var. Kuyu, Amerika, nihilizm, totalitarizm&#8230; Yaşamlarındaki her şey stabil hâldeyken derinlerde salgın ve yokluk başlıyor. İstediklerini almadan gitmeyecekler.</p>
<blockquote><p><em>Geberin ! Geberin ! Geberin !</em></p></blockquote>
<p>Görünmeseler de uykuyu fırsat bilip bir vaşak gibi fırsat anını hep bekleyeceklerdir. Güçsüzün güçlü karşısında direnişi negatiftir. Kuvvetlerin dinamizmi, potansiyel bilinç ve ruh gibi bir mananın altı çiziliyor. Béla Tarr, filmin çok dışında. Torino Atı, onu aşıyor, bizleri ezip geçiyor. Bazı filmler öyle bir etkileyicilik alır ki yönetmeninden bağımsızlığını ilan eder. Torino Atı, istediği yere koşmakta hür. Tahtakuruları ölülere şahitlik etmek için karanlıkta. Kötülüğün şeffaflığıyla beslenmelerine devam ediyorlar.</p>
<p><strong>S&#8217;öz</strong></p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0048452/" target="_blank">Ordet</a>&#8216;in Johannes&#8217;i uzağa, en uzağa gitmeyi amaçlıyordu. Mektubunu yazarken kararlıydı. Anlayamadılar. S&#8217;öz derinlerde vuku bulursa aksiyonun gerçekleşmesi de kaçınılmaz olabilmektedir. S&#8217;öz öyledir ki insanı alim de yapar, zalim de. Monologlar, dile mühür vurmak içindir; kalp - akıl devreye girer.<img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-torino-ati-2011-bela-tarr1.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="300" /> İnsan kendi çevresiyle etkileşim içindeyken de gördüğü ve yaptığı s&#8217;özün etrafında cereyan eder. Bazense susar, çünkü fıtratı öyle bir mevcudiyet barındırır ki kalp ve akıl derinliğine hapsolur. Bakışlar noktaya sabitlenir. Pencereden dışarıya doğru süzülür, yavaş yavaş. O an bir kaçış vardır dünyadan. Kaçar. İnsan kaçmak, kurtulmak, yıkımların içinde dirilmek ister. Ohlsdorfer kaçıyor, hapsoluyor, kaçıyor, hapsoluyor. Bitmeyen bir çember. Helezon genişleyip daralıyor. S&#8217;özler askıda.</p>
<p>Vakitsizliğin zamanı su yüzüne çıktı. Béla Tarr, Torino Atı&#8217;nı gömdü en derine; bir başlangıcın zıttı. Nietzsche hasta, yatağında uzanıyor. Merhamet eli değiyor. &#8220;<em>Mutter, Ich bin dumm !</em>&#8221; Torino, Kafka&#8217;nın da dediği gibi kalabalık yalnızlıklardan uzaklarda, soyutlanmış, steril hâle sokulmuş benliklerin içine nüfuz ediyor. Armoniler şiddetleniyor sonra, bir gün önceki atın kaderi bu kez insanda suret buluyor. Bu yazgıdan kaçış yok. Söz ve öz birbirine karışmış durumda.</p>
<blockquote><p><em>Yemek zorundayız&#8230;</em></p></blockquote>
<p>Sessizliğin ve siyahlığın içinde küflenmeler var. Düzen, kendi yıkıntılarını eşiğe bırakıp gidiyor. İnsan çarkın dişlerinde katlanılmaz acıyı görecek. Razı oldukları, onu daha da derine atacak, en derine. Giderek büyüyecek kara delik. Evren ve insan&#8230; Çaresizliğin içindeki boyun eğmek zorunda artık, kalbi yeniliyor, zafer onların. Issız stepler daha da çetinleşiyor. Soğukluk ve yoksulluk içimizde.</p>
<p><strong>Übermensch</strong></p>
<p>Dünya kendi sonuna hazır. Béla Tarr çekiliyor köşesine. Bir veda ve hüzün gerçekleşiyor Torino Atı&#8217;yla. Eksik kalıyor bir yanımız. Hayat ilerledikçe insan duruluyor belki de. Tarr&#8217;ın sineması, Torino ile son bulsa da daimi boşluğu yaşıyoruz artık. Üçüncü gündeyiz hâlâ. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0086022/" target="_blank">Nostalghia</a>&#8216;da Domenico o meydanda bize bağırırken Tarkovsky yakıyordu kendini ateşlerde. Anlamadılar, anlayamadılar. Bizden ya da bizim gibi olmayanı kabullenmiyorduk. Ohlsdorfer&#8217;in sözü manidar: &#8220;<em>Palavra!&#8221; </em>Yalan atıyorlar, bir dertleri yok çoğunluğa göre.<img class="alignright" src="http://www.sinemazingo.com/wp-content/uploads/2012/02/a-torinoi-lo-the-turin-horse-torino-ati-2011-tarr.jpg" alt="a-torinoi-lo-the-turin-horse-le-cheval-de-turin-bela-tarr" width="300" height="194" /> Tarr, Tarkovsky gibilerinin değer görülmemesi kaderlerinde bir iz. Bir dertleri var çünkü. Hakikat ile kendi üstinsan modellerini, deforme hâlden sıyırıp öze dönüştürme gayretini gösteriyorlar. Estetik ve ahlaki değerlerin ışığında vadinin tam ortasında aydınlatıyorlar o yola girenleri. Nietzsche suskun; deli rüyalar görüyor artık. Uyanışı, diriliş olacak. Béla Tarr, Torino Atı&#8217;nı seviyor ama koşması için ondan ayrılması gerekecek. Bir şeylere bağlılık, delilik anlamına gelebilir. Bunun farkında Tarr. Ama hayatta her şey kendi yolunda saklı ve gizemli. Koşuyor Torino Atı, ufuklara, kıraç steplerin bağrında yankılanıyor sesleri. Perdeye düşen gölgeler, bizim kendi hakikatimiz. En saf hâliyle var: siyah ve beyaz. Renkliliğin o aldatıcı yanına inat, bir vedanın dakikaları ağırdan resmedilirken, geriye dönüp baktığımızda ne çok adım atıldığını görüyoruz. Bu yüzyılın görebileceği en yoğun, derin ve de yıllar sonrasının mihenk taşı olabileceği bir başyapıt ve son Torino Atı. Torino Atı, içimizde ölüyor ve biz toprağa karışıyoruz.</p>
<p>Birinci gün.</p>
<p> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah-Black / Sanjay Leela Bhansali</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 22:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Karanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20820</guid>
		<description><![CDATA[
  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;
&#8220;Benim hikâyemdeki dünya farklı.
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;
Benim dünyam bu&#8230;
Ne görülür, ne de duyulur.
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;
  Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg"><img class="size-full wp-image-20822 aligncenter" title="black2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></em></p>
<p><em>  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>Benim hikâyemdeki dünya farklı.<br />
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;<br />
Benim dünyam bu&#8230;<br />
Ne görülür, ne de duyulur.<br />
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;</strong></em></p>
<p><em>  </em>Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek özetleyebilirsiniz. Ancak görmenin &#8220;gözler-görme&#8221; serüveninden fazlası olduğuna inanıyorsanız filmi özetlemeniz, yazıya dökmeniz mümkün değil. Zaten bence film şu cümle başlıyor: <em></em></p>
<p><strong><em>  &#8221; Karanlıkta gözlerinizin bile size bir yararı olmaz.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Öyle ise &#8220;göz-bakmak-görmek&#8221; görebilmek için yeterli değildir. Filmin iki başrol karakterinden biri olan Michelle &#8220;gözleri&#8221; olan ancak &#8220;göremeyen&#8221; bir çocuktur. Demek ki görmek için gözlerinizin olması yetmiyor. Michelle&#8217;nin kör ve sağır olmasından kaynaklanan sıkıntılarını anlayamayan babası Michelle&#8217;yi akıl hastanesine göndermek istiyor. Ancak görme ve işitme engelli olan Michelle&#8217;nin, kendini adamış öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin uğraşları sonunda okumayı, yazmayı, işaret dilini öğrendiğini ve üniversiteden mezun olduğunu gördüğümüzde babasının &#8220;gözleri&#8221; olmasına, &#8220;görebilmesine&#8221; rağmen Michelle&#8217;nin yerinin akıl hastanesi olmadığını göremediğini görüyoruz. Demek ki, görmek için &#8220;gören gözler&#8221; de yetmiyor. Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai normal gözlere, Michelle&#8217;yi görebilen gözlere sahip olmasına rağmen karanlıkta kaldığı bir odada görebilmek için &#8220;ışık&#8221; istiyor. Demek ki, gözler, görebilen gözler de &#8220;ışık&#8221; olmayınca göremiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg"><img class="size-full wp-image-20823 aligncenter" title="black" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></p>
<p>  Dolayısı ile buradan çıkan sonuç, gözlerin, görebilen gözlerin, derini görebilen gözlerin aynı zamanda &#8220;ışık&#8221; gibi bir zemine de muhtaç olduğu&#8230; Belki de bu nedenle filmde &#8220;ışık&#8221; filmin zeminini oluşturuyor, metafor olarak filmin tabanında <span id="more-20820"></span>bulunuyor.</p>
<p>  Filmde yemek yemeyi bile -öğretilmediği için- beceremeyen kör ve sağır Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin insanüstü bir çaba ile üniversiteden mezun olacak duruma getirdiği Michelle, üniversitede bir derste bir şairin &#8220;düş için gözler gereklidir&#8221; savına keskin bir eleştiri getiriyor: &#8221; <strong><em>Şaire katılmıyorum! Gören gözler değil akıldır. Görmüyorum ama düşlüyorum</em></strong>.&#8221;</p>
<p>  Sahi görebilmek için &#8220;akıl&#8221; yeterli midir? Yeterli ise Michelle&#8217;nin eğitim alabileceğine vaktiyle inanmayan babası bunu aklı olmadığı için mi inanmıyordu? Yahut Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin bu insanüstü çabasının kaynağı akıl olabilir mi? Hiç sanmam! Orada devreye &#8220;inanç&#8221; girer; inanmak!</p>
<p>  Michelle üniversitede eğitim alabilmek için üniversiteye başvurur ancak özel durumundan dolayı bir danışma kurulunun mülakatından geçmesi gerekmektedir. Film bir üst paragrafta ifade etmeye çalıştığım akıl-inanç paradoksunu şu repliklerle ifade ediyor:</p>
<p><strong><em>- Danışman: Dünya&#8217;da kaç okyanus var? (Akıl)</em></strong></p>
<p><strong><em>- Michelle: Benim için her su damlası bir okyanustur. (İnanç)</em></strong></p>
<p>  Zaten filmde hırçın ve saldırgan bir çocukluk geçiren Michelle ile öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin ilk diyalog kurduğu belki de Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;yi kabul ettiği sahne ikisinin ellerinin &#8220;su damlaları&#8221; altında buluştuğu anki sahne. Duyamayan ve göremeyen Michelle, öğretmeninin anlayabilmesi için Michelle&#8217;nin ellerini ağzına götürerek hecelediği sözcükleri, teninde hissederek anlasın diye kollarına, parmaklarıyla yazığı sözcüklerden ilkini &#8220;su damlacıkları&#8221; altında hecelemeye başlıyor: <strong><em>&#8220;wa-ter&#8221; (Su)</em></strong></p>
<p>  Film arasında ufak bir not gibi duran Michelle&#8217;nin kız kardeşinin olay içerisindeki rolü, Michelle ile olan ilişkisi aslında filmdeki &#8220;görebilme-görememe&#8221; kısmına yapılan ikinci atıf olarak durumu kuvvetlendiriyor. Filmin gözyaşlarınızı tutamayacağınız bu bölümünde Michelle&#8217;nin kız kardeşi: &#8220;<strong><em>Çocukken Michelle ile oyunlar oynadığımız günlerden birinde oyun sırasında koşarken ikimiz birlikte düştük, ağlamaya başladık. Ağladığımızı duyan anne ve babamız bize doğru koştular. Ama ikisi de Michelle&#8217;ye yöneldi. Ben orada ellerimi uzatmış bir şekilde kaldım. Bana ellerini uzatmadılar, beni görmediler</em></strong>.&#8221; Bu kez görülmeyen Michelle değil kız kardeşidir.</p>
<p>  Filmin daha başlarında Michelle&#8217;ye eğitim vermesi için tutulan öğretmeni Bay Sahai, henüz işe başlamadan, işin ne olduğunu öğrendiği mektubu okuduktan sonra: &#8220;<strong><em>Ona sözcüklerden bir kanat takacağım Bayan Nair, uçmayı öğreteceğim</em></strong>.&#8221; diyor. Gerçekten de bu sözleri söyleyen öğretmen Bay Sahai, Michelle&#8217;ye bir kanat takıyor. <strong><em>Karanlığın ve siyahın Michelle&#8217;nin dünyasını boğmasını engelliyor.</em></strong></p>
<p>  Ancak biz filmden şunu da öğreniyoruz, kanatları olan Bay Sahai, kanatsız Michelle&#8217;ye kanat takıyor. Ancak hayat odur ki, gün geliyor Bay Sahai kanatlarını yitiriyor, yitirdiği kanatlarını üzerine hayatını kurduğu Michelle&#8217;nin kanatları önünde kendini buluyor. İşte o gün Michelle, öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin kanatları oluyor.</p>
<p>  Dünya kanatları olanlar, kanatları olmayanlar, kanatları olup olmadığının bile farkında olmayanlar, kanatları kırıklar arasındakilere &#8220;ışık&#8221; olan bir zemin, ışığımız var ise &#8220;görmememiz&#8221; mümkün değil. Michelle&#8217;nin söylediği gibi &#8220;<strong><em>Beni unutursan nasıl yaşarım?</em></strong>&#8221; Birbirimizi unutursak nasıl yaşarız?</p>
<p> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Öfkeli Adam (Sidney Lumet)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 13:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20705</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9595.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi5ba4ee5f-23ba-4df2-ba5f-7f483beafad6.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed> </p>
<p><strong><a title="Permanent Link to 12 Öfkeli Adam" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/">12 Öfkeli Adam filmi üzerine bir makale</a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk ve bir gün (Theodoros Angelopoulos)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 21:24:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20552</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="200" height="163" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9802.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi800ff718-ebbe-4c14-9c22-9551a9396cff.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Salaam Sinema (Mohsen Makhmalbaf)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 15:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İran sineması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20466</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="200" height="163" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9811.flv&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi812c4ee9-2901-46cd-b4b1-be6c8a69d39b.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bencillik, Sunset Bulvarı (Billy Wilder)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/bencillik-sunset-bulvar-billy-wilder/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/bencillik-sunset-bulvar-billy-wilder/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 21:55:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aylin do Nascimento</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20419</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/5216393351.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi7d13dbd176.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/25/bencillik-sunset-bulvar-billy-wilder/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/bencillik-sunset-bulvar-billy-wilder/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Semih Kaplanoğlu, Bal filmi üzerine</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/23/semih-kaplanoglu-bal-filmi-uzerine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/23/semih-kaplanoglu-bal-filmi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 20:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20405</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="200" height="163" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/459a6b1667.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi1d1c71c500.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/23/semih-kaplanoglu-bal-filmi-uzerine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/23/semih-kaplanoglu-bal-filmi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Melekler Düştüğünde (Roman Polanski)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/02/melekler-dustugunde-roman-polanski/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/02/melekler-dustugunde-roman-polanski/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 23:30:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19630</guid>
		<description><![CDATA[ 
Gdy Spadaja Anioly (When Angels Fall Down - Melekler Düştüğünde) Roman Polanski&#8217;nin yönetmenliğini yaptığı, 1959 yapımı 21 dakikalık kısa metrajlı film. Başlangıçta gökten yere doğru inen kamera, sonda yerden yukarı doğru yükselerek filmi fizik ve üstü aleme taşıyan bir işlev üstlenir. Siyah-beyaz çekimler bugünü temsil ederken, geçmiş renkli çekimlerle karşımıza çıkar.  İçinde sevgi, iki dünya savaşına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/1CWLCUIvoH8" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Gdy Spadaja Anioly (When Angels Fall Down - Melekler Düştüğünde) Roman Polanski&#8217;nin yönetmenliğini yaptığı, 1959 yapımı 21 dakikalık kısa metrajlı film. Başlangıçta gökten yere doğru inen kamera, sonda yerden yukarı doğru yükselerek filmi fizik ve üstü aleme taşıyan bir işlev üstlenir. Siyah-beyaz çekimler bugünü temsil ederken, geçmiş renkli çekimlerle karşımıza çıkar.  İçinde sevgi, iki dünya savaşına ait zaman dilimi ve yaşananlar, geçmiş ve şimdi, hayat ve ölüm&#8217;ün olduğu çarpıcı bir film.</p>
<p>Zaman neleri değiştirir? Önce bedenin kendisini. Ruhun bir türlü çözemediği bir sırdır bu. O aynıdır da bedeni farklı, zaman sanki aynıdır da görüntüler farklı, anılar sanki an&#8217;dadır da olaylar farklı. Çağrışımlar seni dününe götürürken bugünden, mekanın ve zamanın bir yerlerinde bıraktığın bedeni <span id="more-19630"></span>özler ruhun. Kim olduğun, neye dönüştüğün, nerede olduğun değildir önemli olan. Tek bakış yeter eski denileni bugüne taşımak için, renkleri siyah-beyazdan her tona çevirmek için. Geçmiş bir masal ülkesidir artık miş&#8217;lerle ifade olunan. Savaşlar geçer bazen hayatınızdan, her yer toz-dumana karışır.</p>
<p> Renkler vardır hayatın içinde, hatalar, istemeden yapılanlar, yerine konulamayanlar; renkler vardır hayatın içinde bir uykunun huzuru gibi bir beyaz bazen, ölüme yatmak gibi bir beyaz bazen, geçmişten anlar gibi bir beyaz bazen&#8230; Renkler vardır hayatın içinde, hüzün vardır renklerin tonunda, sessizlik vardır yüzdeki izin çizgisinde&#8230; bir melek gökten iner ve gün&#8217;ünüz biter.</p>
<p> </p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" />Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan">romanlarından da tanıdığınız</a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzannur Başarslan</a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="118" height="166" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="103" height="132" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="104" height="139" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/02/melekler-dustugunde-roman-polanski/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/02/melekler-dustugunde-roman-polanski/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bal&#8221; filmi bir ödül daha aldı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/bal-filmi-bir-odul-daha-aldi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/bal-filmi-bir-odul-daha-aldi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 21:46:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19406</guid>
		<description><![CDATA[ 
Eksi 10 - Bölüm 19 - Semih Kaplanoğlu (Nilson Ödülü) from Westwood Productions on Vimeo.
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
&#8220;Yusuf değil bu kez kaybolan, arayan Yakup değil. Yusuf değil bu sefer özlenen, bekleyen Yakup değil. Kaybolan, aranan, özlenen, beklenen bu kez baba: Yakup. Arayan, bekleyen bu kez oğul: Yusuf. Kur’an’ın en güzel kıssalarından birinin, farklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/31673005?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="225" frameborder="0" webkitAllowFullScreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/31673005">Eksi 10 - Bölüm 19 - Semih Kaplanoğlu (Nilson Ödülü)</a> from <a href="http://vimeo.com/eksi10">Westwood Productions</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yusuf değil bu kez kaybolan, arayan Yakup değil. Yusuf değil bu sefer özlenen, bekleyen Yakup değil. Kaybolan, aranan, özlenen, beklenen bu kez baba: Yakup. Arayan, bekleyen bu kez oğul: Yusuf. Kur’an’ın en güzel kıssalarından birinin, farklı bir bakış açısıyla ama rüya rüya, ona paralel şekilde verilişi. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Yusuf ve babasının ilişkisi üzerinde odaklanmış bir film Bal. Balcılıkla ailesini geçindiren bir baba, yüksek sesle konuşamayan, kekeleyen ancak fısıltıyla rahat konuşabilen Yusuf. Kelimelerini ve rüyalarını babasına açabiliyorken, ondan gayrısına yabancı, uzak duran, sessizleşen Yusuf.&#8221;</em> <a href="http://www.derindusunce.org/2011/02/25/bal-semih-kaplanoglu-2010/" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/14/bal-filmi-bir-odul-daha-aldi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/bal-filmi-bir-odul-daha-aldi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaban Çilekleri  Smultronstället / Wild Strawberries / Ingmar Bergman</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/yaban-cilekleri-smultronstallet-wild-strawberries-ingmar-bergman/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/yaban-cilekleri-smultronstallet-wild-strawberries-ingmar-bergman/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2011 10:36:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19356</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl romanlar hayatı yeniden kurgulamaksa insan da tıpkı bir yazar gibi anılarını kurgular, o kadar da mutlu değildir o anda, çok da gülmemiştir aslında, o cümleyi de dememiştir&#8230; yalanlar katar anılarına ve aslında, şimdi; geçmiş&#8217;ini inşa eder. SNB
Yaban Çilekleri Ingmar Bergman&#8217;ın 1957 İsveç yapımı filmi. Fahri unvan almak için yolculuğa çıkan Profesör Isak Borg&#8217;un bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yaban_cilekleri.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19357" title="yaban_cilekleri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yaban_cilekleri.jpg" alt="" width="185" height="281" /></a>Nasıl romanlar hayatı yeniden kurgulamaksa insan da tıpkı bir yazar gibi anılarını kurgular, o kadar da mutlu değildir o anda, çok da gülmemiştir aslında, o cümleyi de dememiştir&#8230; yalanlar katar anılarına ve aslında, şimdi; geçmiş&#8217;ini inşa eder. SNB</em></p>
<p>Yaban Çilekleri Ingmar Bergman&#8217;ın 1957 İsveç yapımı filmi. Fahri unvan almak için yolculuğa çıkan Profesör Isak Borg&#8217;un bir gününü anlatan film, bu bir gün üzerinden Borg&#8217;un hayatını, hayatındaki en önemli anları, modern çağın en önemli sorunsalını Borg/birey üzerinden anlatır. Filmde zaman doğrusal ilerlerken, Borg&#8217;un geçmişine yapılan yolculuk ve rüyalar bizi üç ayrı zaman düzleminde tutar: Şimdi, geçmiş ve zaman-üstü. Borg&#8217;un hesaplaşmasını yansıtan bölümde(rüya-mahkeme) zaman kolektif bilinçdışı(Jung&#8217;un tanımladığı şekilde) alana tekabül eder ki bu alanda biz zaman olgusunun bellek alanındaki farklılığını/zaman-üstülüğünü fark ederiz.</p>
<p>Filmde rüyalar birçok işlev yüklenir. Bunlardan ilki, Profesör Borg&#8217;un rüyasında gördüğü akrep ve yelkovanı olmayan saatle (annesinin evinde bu saatle karşılaşır ve onun babasına ait olduğunu öğrenir, rüya gerçeğe döner); ölüm imgesinin nesneleşmesi ve bunun rüya/fizikötesi/bilinçdışı boyutta kalmayıp bilinç düzeyine aktarımının sağlanmış olmasıdır. İkinci işlevde, Yaban çileği ve rüyalar, Bergson&#8217;un memoire involontaire dediği alanda, yani istençsiz bellekte Borg&#8217;u an(ı)lara taşır. Burada tetikleyici unsur, yaban çiçeğinin geçmişe ait bir ân&#8217;ı hatırlatan mutluluk, kalabalık, paylaşım, ayrılık&#8230; gibi iç içe geçmiş duyguları ve yaşantıyı imleyen bir gösterge olması; ölüm düşüncesi ve yalnızlaşmanın imgeler aracılığıyla bir rüyada Borg&#8217;un bilinç düzeyine yansımasıdır. Ancak sürreel alana aittir bu kısım, hakikatin alanına geçiş yapamaz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yaban_cilekleri_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19358" title="yaban_cilekleri_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yaban_cilekleri_2.jpg" alt="" width="240" height="185" /></a>Üçüncü işlev, ki sosyal alandaki en önemli tespiti içerir burası. Birey üzerinden modern insan tipinin tespit edilmesi ve modern insanın eleştirilmesidir.</p>
<p>Tanrı size bir yüz vermiş, siz kendinize bir tane daha yapıyorsunuz, diyor ya Hamlet Ophelia&#8217;ya, maskelerinden sıyrılan bireyin sorgulama alanını imler rüyalar, gerçeklik&#8217;i fiziki alandan değil, sürreel alandan filmin akışını/devinimini/hareketini sağlayan ikinci bir işlevsellikle verir. Borg rüyasında giremediği mutlu evin birden kendi mahkemesine döndüğünü ve sınavda olduğunu fark ettiğinde, cevaplarını bilmediği sorularla yüzleştiğinde ve hatalarıyla, çaresizce kendini savunmaya çalışır. Yaşlı bir adamdır ve adil olan daha hassas davranılmasıdır kendisine. Oysa kendisiyle yüzleşir, hataları çoktur:</p>
<p>Duygusuzluk, bencillik, acımasızlık&#8230;</p>
<p>İnsan olmada ‘Yetersiz&#8217;lik&#8230;</p>
<p>Modern çağın insanının küçük ama önemli hataları.</p>
<p>Ceza: Yalnızlık.</p>
<p>Başkalarından kaynaklanan değil, bireyin kendi tercihi sonucu yaşamak zorunda kaldığı yalnızlık. Bilgi ve bilmek için uzaklaşılan toplum, değerler, sevgi&#8230; Ne kadar bilgi/bilmek yeterlidir, bilgi neleri değiştirir, neler kazandırır, neler kaybettirir, ne kadar bilmek yeterince bilmektir? Bu sorulara cevabı <span id="more-19356"></span>Sara verir:</p>
<p><em>&#8220;O kadar çok şey biliyorsun ama aslında hiçbir şey bilmiyorsun.&#8221;</em>  Modern insanın yazgısına ayna tutar bu cümle ve onu eleştirir; ölümden korkan, kabullenemeyen, bilim adına her şeyi arkada bırakan ve yalnızlığa mahkûm olan bireyi sorgular.</p>
<p>Yaban Çilekleri&#8217;nde(Ingmar Bergman) Sara&#8217;nın söylediği: <em>O kadar çok şey biliyorsun ama aslında hiçbir şey bilmiyorsun</em>, cümlesinin benzerini iki yıl sonra Hiroshima Mon Amour&#8217;da (Alain Resnais) Elle söylüyor: <em>Bildiğini sanıyor insan, sonra bakıyor ki hiç bilemiyor. </em>Çağımızın hastalığı, bildiğini sanmak ve bilmediğini söylerken ne kadar çok şey bildiğini imleyen kibir&#8230;</p>
<p>Ya çözüm?</p>
<p>Yönetmenin, bu yalnızlığa karşı çıkan tutumuyla dikkati çeken Marianne ile sunduğu çözüm şu:</p>
<p><em>&#8220;Ve içimdeki bebeği düşündüm. Nesiller boyunca soğukluk, ölüm ve yalnızlık dışında bir şey yok. Bu, bir yerde sona ermeli.&#8221; </em></p>
<p>Peki nasıl? Yönetmen buna net/direkt bir cevap vermese de, Yaban Çilekleri, temel bir tamamlanmamışlık hissi veren, yarım kalan, analiz eden ama hikâyeyi orada bitiren Kafkaesk bir film olsa da, aslında Borg&#8217;un yaban çilekleri ile ilişkisi çözüme dair ipuçları barındırır içinde. Yaban çilekleri geçmişe ait huzurlu, mutlu, kalabalık zamanların, geçmişin güzel parçalarının temsilidir. Arayış, aslında geçmişe değil, geçmişte yaşandığı düşünülen paylaşıma, aileye, huzur ve mutluluğa&#8217;dır. Paylaşım, aile, huzur ve mutluluk&#8230;un temsili olan yaban çilekleri, yalnızlıkla cezalandırılan bireyin uyanışının imgesi ve yalnızlığının çözümüdür.</p>
<p>Filmde modern insana bakış, sadece yalnızlık bağlamında irdelenmez, Victor ve Anders&#8217;le Tanrı-bilim ilişkisi; bir rahip ve doktorla din ve bilim ayrımının vurgulanması; gençliğin sürgit tartışması olan bu konunun aslında insanları ayırır gibi gösterirken onları bir arada tutması; Sara&#8217;nın modası geçmiş olanı/rahibi değil de maddi olanı tercih etmesi ve geçmişteki Sara&#8217;nın izlediği yoldan gitmesi ile günümüzde yüceltilen değerlerin eğlence ve maddiyat olması&#8230; filmde karşılaşılan diğer öğeleridir modernizmin. Zıtlıklara dayalı, prior ve pasterior alanın kesin çizgilerle ayrıldığı, maddi zevklerin üstün görüldüğü&#8230; yeni anlayış. Borg&#8217;a sorulan Tanrı mı-bilim mi sorusunda, Borg&#8217;un kaçak cevabı. Alay edilme korkusuyla söylenmek istenenin gizlenmesi ki Bergman&#8217;ın üçüncü dönem filmlerinin eleştiri noktası da tam burasıdır.</p>
<p>Filmin en önemli özelliği, modern insanın tespiti ve eleştirisinin yanında zaman algısına bakışıdır. Zaman algısının farklılığı insanın geçmişine ait bakışını da değiştirmektedir.</p>
<p>Geçmiş nasıl değişir?</p>
<p>&#8220;İnsan kendi kendisine karşı tümüyle içten olabilir mi?&#8230; Heine öz yaşam öyküsü yazmanın hemen hemen olanaksız olduğunu, insanın kendisinden söz ederken birtakım yalanlar katabileceğini söyler.&#8221;(s.55) der Yeraltından Notlar&#8217;da Dostoyevski. Geçmiş, değiştirilmeden anlatılamaz ya da başka bir ifadeyle saf/değiştirilmemiş bir geçmiş yoktur. Pavese, &#8220;günleri değil, anları anımsarız&#8221;, diyerek şu gerçeğe ışık tutar: Ân&#8217;ın dışına çıktığımızda, öncülü ve ardılıyla onu hikâye etmeye başladığımızda, ona başka şeyler katar, gerçekliği bozar, yeni bir gerçeklik inşa ederiz. Sartre, &#8220;&#8230;hayatınızı anlatırsanız, her şey değişir. Ne var ki, bu değişikliği kimse fark etmez. Gerçek hikâyelerden söz edilmesi bunun kanıtıdır. Sanki, gerçek hikayeler olabilirmiş gibi.&#8221;(s:68) der Bulantı adlı eserinde, ki bunu Eco da söyler, gerçekliğin anlatılmaya başlandığı an değiştirildiğini anlatmak için. Bu yeni gerçekliği bugün&#8217;den/şimdi&#8217;den etkilenerek yaparız. Kısaca şimdi, geçmiş&#8217;i inşa eder. Borg&#8217;un günündeki kahramanlarının geçmişinde de aynı yüzle ortaya çıkması bunun göstergesidir. Kendi geçmişine bugününden bakarken şimdi ve geçmiş&#8217;in iç içe girdiği görüntülerde zaman algısını/akışını bir&#8217;leştiren yönetmen, anı-zaman&#8217;ı şimdiye taşıyan bir işlevsellikle vererek, sadece zaman kavramını değil; rüya-gerçek ikileminde geçmişin gerçekliğinin şimdi&#8217;den yorumlanarak algılanışı ile gerçek kavramını da sorgulamış olur. Olayları değil, anları hatırlarız, hele de bizim için olumlu ya da olumsuz anlam içerenleri(duygusal hafızamızda özellikle iz bırakanları) yıllarca belleğimizde taşırız. Bu yüzden filmde asıl göstergeler, rüya-anı-bellek-imge aracılığıyla an&#8217;lara yapılan hayat yolculuğuna ait hayata dair parçalardır. Hatırladığımızın ne kadarı gerçektir ya da anlattıklarımızın?</p>
<p>Geçmişe dair gerçeklik, Borg&#8217;un gününden ve özellikle rüyalarla aktarıldığı için, yani farklı bir formda, imgeler arkasından; filmde flash-back olan kısımlar, yapısının (olay aktarımı) dışına çıkar ve geçmiş, zamanın ayrı bir parçası değil, bir bütün olarak parçalanamaz bir özellik kazanır. Mekân da bu filmde zamansal bir kavram olarak (Borg&#8217;un aynı mekanda geçmiş-şimdi&#8217;yi bir arada yaşadığı rüyası, mahkemeye dönüşen ev) karşımıza çıkar. Özellikle rüya-mekân, geçmişi ve şimdiyi (zihinsel algıda) bir&#8217;leştiren, mekânı da bu oluşta parçalanmaz/ayrılamaz bir bütün olarak akışı sağlayan bir olgu olarak ortaya çıkarır. Mekân, zaman birlikte var olan bir boyut olarak sürece dâhil olur.</p>
<p>Rüya; zaman-üstüdür, hareketin ve maddi ol&#8217;uşun olmadığı (ama ol&#8217;uşun olduğu ayrı bir zaman-mekâna ait bir) âlemdir.  Filmin dikkat çeken bir başka yönüyse; rüyaların, zaman-üstüyken, bilinç düzeyin/fiziki âlem/de olduğundan daha fazla filmdeki hareketi ve akışı sağlayarak aktif bir rol oynamasıdır.</p>
<p>Yaban Çilekleri, Bergman&#8217;ın Dikey Sinema dönemi (Üçüncü Dönem/metafizik soruşturmanın varoluşsal bir hal alması) olarak kabul edilse ve modern çağı ve modern insanı eleştirse de, filmdeki eksiklik; yönetmenin rüyalarla sürreel alanda kalarak, hakikatin alanına geçiş yapamamış olmasıdır. Çünkü bu filmde rüyalar sadece modern bireyin, bilinç düzeyindeki yalnızlığının ve ölüm korkusunun dışavurumu işlevini görür. Onu/insanı hakiki âlemle ve işaretlerle karşılaştırmaz, fiziki dünyamızın, rüya içindeki rüya olduğuna dair imgeler içermez, zaman-mekân&#8217;ın ötesine ulaştırmaz, onu sadece dünyayla ilişkilendirerek, bu güne, bu dünyadaki mutluluk&#8217;a odaklar. Oysa rüyalar, sadece bilince ait bir alan değildir. William Shakespeare&#8217;in &#8220;Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi / Ölmek uyumak&#8230; uyumak / belki rüya görmek&#8221; dediği gibi rüyalar, hakiki âlemin kapıları, ölümün kardeşi, onunla aynı kapıya açılan bir alemin göstergeleridir.</p>
<p>Modern dönem, anti-kahramanların çağıdır: Don Kişot, Madame Bovary, Raskolnikov(Suç ve Ceza), Antoine Roquentin(Bulantı), Giovanni Drago(Tatar Çölü), Meursault(Yabancı),  Prof.Kien(Körleşme), Gregor Samsa(Dönüşüm), Henry Heller(Bozkırkurdu), Paul Hilbert(Duvar), Lucien Fleurier(Bir Yöneticinin Çocukluğu), Winston Smith(1984), Yeraltından Notlar&#8217;ın isimsiz kahramanı ve şu anda aklıma gelmeyen nicesi ve Prof. Borg. Ve bu kahramanlardan şunu öğreniriz ki, aslında hepimiz anti-kahramanlar çağının yeni karakterleriyiz: Duygusuz, bencil, acımasız, insan olmada yetersiz, yalnız, toplumdan uzak, bilgisiyle kibirli, ünvan delisi, ölmekten korkan, maddi zevke ve maddiyata önem veren&#8230;</p>
<p>Arayıştır sanat. Aradığını bulsa aslında konuşacak sözü kalmayacaktır insanın, tıpkı filmdeki bir İsveç şiirinde olduğu gibi, sanat, insanın aradığıdır. Sözü, şiire bırakalım, posterior alana gebe olan insanın en özgür olduğu alana, aramaktan ve inanmaktan korkmayan tarafına:</p>
<p><em>Şafak vakti </em></p>
<p><em>aradığım arkadaş nerede? </em></p>
<p><em>Gece çöktüğünde</em></p>
<p><em> onu hâlâ bulamamıştım.</em></p>
<p><em>Yanan kalbim,</em></p>
<p><em>bana onun izlerini gösteriyor.</em></p>
<p><em>Çiçeklerin açtığı her yerde,</em></p>
<p><em>onun izlerini görüyorum.</em></p>
<p><em>Onun sevgisi tüm havaya karışmış,</em></p>
<p><em>sesi yaz rüzgarında uğulduyor&#8230;</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/08/yaban-cilekleri-smultronstallet-wild-strawberries-ingmar-bergman/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/yaban-cilekleri-smultronstallet-wild-strawberries-ingmar-bergman/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>9 Shane Acker, Hastalığını Teşhis Edememek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/9-shane-acker-hastaligini-teshis-edememek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/9-shane-acker-hastaligini-teshis-edememek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 11:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Salih Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19315</guid>
		<description><![CDATA[Huzursuzluk saati gelmiş henüz iki yaşındaki bir çocuğu teskin etmek için karşısına oturttuğum animasyon filmine yarı uykulu gözlerle kendimi bu kadar kaptıracağımı düşünmemiştim hiç. Afişini sevimsiz bulduğumdan pek iltifat etmediğim ve izlemeyi sürekli ertelediğim animasyonu, evdeki film stokunun azalmasından dolayı biraz da mecburen seyretmeye koyuldum. Animasyonlarda genellikle beklediğimiz bol bol gülmece ve eğlencenin aksine gayet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/9_shane.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19316" title="9_shane" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/9_shane.jpg" alt="" width="214" height="317" /></a>Huzursuzluk saati gelmiş henüz iki yaşındaki bir çocuğu teskin etmek için karşısına oturttuğum animasyon filmine yarı uykulu gözlerle kendimi bu kadar kaptıracağımı düşünmemiştim hiç. Afişini sevimsiz bulduğumdan pek iltifat etmediğim ve izlemeyi sürekli ertelediğim animasyonu, evdeki film stokunun azalmasından dolayı biraz da mecburen seyretmeye koyuldum. Animasyonlarda genellikle beklediğimiz bol bol gülmece ve eğlencenin aksine gayet ciddi bir filmle karşılaştım. Bununla beraber film görselliği ve müziği ile çocuğu, konusuyla ise beni oyalamayı başardı.</p>
<p>Ciddi dedik ama film bir o kadar da klişe bir hikâyeye sahip. İnsanlığın kaybettiği bir makine-insanlık savaşından sonra, bir kıyamet senaryosunun harap olmuş dünyası içinde bir kahraman ortaya çıkıp, metal canavarların yeryüzü hâkimiyetini sonlandırmanın mücadelesini veriyor. Fakat bu kahraman öyle alıştığımız türden süper güçlerle mücehhez biri değil; hatta bir insan bile değil, isimsiz el kadar bir ‘bez bebek&#8217;. Sırtına kocaman işlenmiş sayı ile tanıyoruz kendisini.</p>
<p>Kahraman 9, üretiminin son serisi olarak diğer ırkdaşlarını <span id="more-19315"></span>buluyor önce. 9&#8242;un merakına koşut gideriliyor merakımız. Geçmişte neler yaşandığını bu ilginç ırkın en yaşlı üyesi 1&#8242;in öykülemelerinden öğreniyoruz. Fikrimi tırmalayan sahneler de bu noktada başlıyor.</p>
<p>Neler olup bittiği ‘flashback&#8217;lerle hızlıca seyirciye aktarılırken oldukça muhkem bir önyargıya dayalı göz bağcılığına şahit oluyoruz. Şöyle ki: bilim ve teknolojinin çığırından çıkıp insanlık için büyük bir tehlike olması sanki ancak ve sadece totaliter/baskıcı rejimlerde mümkünmüş gibi bir yanılsama oluşturuluyor. Yüz hatları keskin, alnı açık, askeri üniformalı, bakışları otoriter ve sert bir diktatör başbakanın komutanlığında/başkanlığında ülkenin militaristleşmesinin neticesinde makineler ve teknoloji insanlığı mahvedebiliyor ancak. Bu algının tersinden verdiği mesaj çok açık: Özgürlükçü, liberal, demokrat bir ülkede söz konusu tehlikenin vuku bulma ihtimali yok. Bilim ve teknoloji özgürlükçü olduğunu iddia eden rejimlerde ehlileştirilmiş ve terbiyeli bir şekilde yol alıyor. Teknolojinin insanlığın başına bela olması, olsa olsa sadece kolektivist/militarist/komünist/faşist bir yönetim altında mümkün olabilir. &#8220;9&#8243; bu yönüyle gerçeği perdeleyen bir animasyon.</p>
<p>Filmin ana eksenine en genç ve ilerici olan 9 ile gerici, tutucu ve bilim karşıtı en yaşlı 1&#8242;in çatışması yerleştirilerek hikâye yürütülmeye çalışılıyor. Savaş esnasında bez bebeklerin liderliğini üstlenen 1 ve diğerleri yıkık dökük bir kiliseye sığınıyorlar. 1&#8242;in saklanmak ve devamında yaşamlarını sürdürmek için bir kilise seçmiş olması ile kendisinde temsil edilen sorgulamaya kapalı ve muhafazakâr karakter arasında ilginç bir paralellik var.</p>
<p>9, 1&#8242;in tüm uyarılarına rağmen iflah olmaz bir maceraperest olarak sürekli sorguluyor, müphem ve gizemli olanı merak ediyor, teşvik ediyor. Buna karşılık 1 ise, metal canavarların dünyasına dair korkulardan bir duvar örmüş ve sıkı sıkıya uyulması gereken kurallarla ileri gidilmemesini garantilemiş durumda. Sonradan gelen 9, 1&#8242;e/kiliseye ilk isyan bayrağını çekip bir diğer bez bebeği ayartarak korku duvarlarını yıkmaya gidiyor. 9 hep bir adım ötesini, daha ötesini bilmek istiyor; sürekli bir eylemlilik içerisinde. Bireysel girişim ve irade gücünün bir ideoloji halinde kutsandığı Batı&#8217;daki en makbul tipin tipik davranışlarını sergiliyor.</p>
<p> Batının ürettiği modern biliminin temelinde işte bu sürekli merak ve enerji dolu eylemlilik hali var. Ne pahasına olursa olsun örtüyü kaldırıp altındakini görmek ona dokunmak isteyen bir tavır bu.  Kendisine ve insanlığa zararı olacağını bile bile hem de. İşte filmin senaryosu kendisine burada suçüstü yapıyor ve yakayı ele veriyor. Makinelerin kontrolden çıkıp insanlığı yok etmesine sebep olan teknolojinin temelinde, zararlı olacağı bilinse dahi yine bu iflah olmaz bilimperestlik yatıyor. İlginç olan ise makineleri alt etmek için gerekli olan ruh, gene maceracı 9&#8242;da temsil edilen bu ruh. Üzerinde çeşitli simgeler olan bulduğu yarım küre şeklindeki cihazı &#8221; dur bakalım ne olacak?&#8221; düşüncesiyle ona uygun ilk gördüğü yere monte edip, o en tehlikeli metal canavarın uyanmasına sebep olan da yine bu basiretsiz ve ihtiyatsız ruh. Film burada kendi topularına sıkıyor.</p>
<p>Biz filmin başlarında Batı&#8217;nın bilim hususundaki kendi had bilmezliğine karşı bir özeleştiri yapacağı izlenimini edinirken film ilerledikçe, hastalığını teşhis edemediğine şahit oluyoruz. Ümidimiz boşa çıkıyor. Filmde yönetmenin idealize ettiği 9&#8242;un tutumu, makinelerin insanı yok edecek ölçüde geliştirilmesine sebep olan tutumun bizzat kendisi. Anlayacağınız bu filmde hakiki bir özeleştiri yok; belki böyle bir dertleri de hiç yok&#8230;</p>
<p>Söz konusu teknolojiyi geliştiren bilim adamı filmin sonlarına doğru ibra edilmeye çalışılıyor. Kötü olan bilim adamları değil, onu kötü emellerine alet eden diktatörlerdir mesajı veriliyor. Bizden inanmazı istedikleri şey kabul edilebilir gibi değil. Bilim insanları zannedildiği kadar masum mu acaba? DD&#8217; de yayımlanan &#8220;Pozitivizm&#8221; kitabındaki &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">Evrimcilerin İç Hastalıkları</a>&#8221; başlıklı yazıda Einstein&#8217;ın ABD Başkanı F.D. Roosevelt&#8217;e yazdığı bir mektubun orijinal metni var; atom bombası ile ilgili. Siyasi bir karar vericinin aklına nasıl karpuz kabuğu düşürürmüş bir bilim adamı, gayet net görüyorsunuz. Bu hususta bir başka çarpıcı örneği geçen yıl vizyona giren Charles Ferguson&#8217;un yönettiği &#8220;<a href="http://www.imdb.com/title/tt1645089/">İnside Job</a>&#8221; isimli belgeselde görüyoruz. Küresel krizin sebep ve muhtemel sonuçlarını konu eden bir belgesel. Dünyanın en tanınmış ekonomi bilim insanlarının krizdeki rollerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Banka ve finans kurumlarının denetiminin gereksizliğine yöneticileri ikna etmeler, ülkeler ve şirketler hakkında yalan yanlış düzmece raporlar vs&#8230;</p>
<p>&#8220;9&#8243;,  Batı&#8217;nın kendisi hakkında samimi ve gerçekçi bir özeleştiri yapmasının ne kadar zor olduğunu göstermesi bakımından iyi bir örnek teşkil ediyor. Film üzerinde düşünürken şu soruları tekrar sordum: Tüketim toplumunun her zerresine bulaşık haldeyken hakiki bir tüketim toplumu eleştirisi yapılabilir mi? Kapitalizmin tam göbeğinde göbek atarken esaslı bir kapitalizm eleştirisi yapılabilir mi? &#8220;Vicdanlı kapitalizm&#8221;, &#8220;OWS ( Wall Street&#8217;i İşgal Et)&#8221; tartışma ve eylemlerinin yapıldığı bir konjonktürde bu ve benzer sorular da sorulmalı bizce. Çünkü bu sorulara verilecek cevaba göre, meseleye nispeten dışarıdan bakabilen düşünürlerin fikri ve entelektüel çabalarının sınırı ve yönü hakkında bir ufuk oluşacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/04/9-shane-acker-hastaligini-teshis-edememek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/9-shane-acker-hastaligini-teshis-edememek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mr. Smith ya da Don Quijote goes to Washington / Frank Capra</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/03/mr-smith-ya-da-don-quijote-goes-to-washington-frank-capra/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/03/mr-smith-ya-da-don-quijote-goes-to-washington-frank-capra/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2011 10:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bilal Habeş Evran</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19292</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Özgürlük, kitaplarda bırakılamayacak kadar değerlidir&#8230;&#8221;[i]
 Don Kihote kadar haklı olduğunda birileri, nedense beşer yel değirmeni kesiliverir. Don Kihote kadar haklı olmak ne midir? Derdini anlatamamak ya da derdini dinletememek. Etiketlenmek sürekli birileri tarafından, o birileri ki sürekli başkaları hakkında atıp tutmakta ve oturdukları yerde sefa sürmekteler. Don Kihote diyorduk evet, çok sevgili Don&#8217;umuz da inandıramamıştı yel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><img class="alignright size-medium wp-image-19293" title="mr-smith-goes-to-washington_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington_3-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" />&#8220;&#8230;Özgürlük, kitaplarda bırakılamayacak kadar değerlidir&#8230;&#8221;<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1"><strong>[i]</strong></a></em></p>
<p> Don Kihote kadar haklı olduğunda birileri, nedense beşer yel değirmeni kesiliverir. Don Kihote kadar haklı olmak ne midir? Derdini anlatamamak ya da derdini dinletememek. Etiketlenmek sürekli birileri tarafından, o birileri ki sürekli başkaları hakkında atıp tutmakta ve oturdukları yerde sefa sürmekteler. Don Kihote diyorduk evet, çok sevgili Don&#8217;umuz da inandıramamıştı yel değirmenlerinin aslında dev olduğuna kimseyi. Yel değirmenleri devdi, görmemek için kör olmak gerekiyordu ya da gözlerini kapamak, neye: Hakikate. Peki anlatacağımız Don Kihote kimdir ve nedir hikayesi kahramanımızın?</p>
<p><strong>Senatör öldü, yaşasın yeni senatör!</strong></p>
<p><a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=mr.%20smith%20goes%20to%20washington&amp;source=web&amp;cd=2&amp;sqi=2&amp;ved=0CDsQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fen.wikipedia.org%2Fwiki%2FMr._Smith_Goes_to_Washington&amp;ei=M3exTqOAIIy6-Aa1zPWRAg&amp;usg=AFQjCNEgEqvRWXqL6N_wt2AEmHHiZrzbbA&amp;sig2=afTnW4JUQnj-fn-cIOobag&amp;cad=rja">Mr. Smith Goes to Washington</a><em> </em>filminin ana kahramanıdır Mr Smith yani Jefferson Smith; naif, yardımsever, oymak beyi, Washington ve Lincoln&#8217;ün sözlerini ezbere bilen bir vatansever, çocukların sevgilisi, 4 sayfalık İzci&#8217;nin Günlüğü adlı gazetenin sahibi ve yazarı&#8230; Kulağa pek politikacı tarifi gibi gelmiyor değil mi? Jefferson Smith&#8217;i politikacı yapan ve onu Don Kihote&#8217;liğe iten şey bir tesadüf. <span id="more-19292"></span></p>
<p> Eyaletin sanayi ve medya imparatoru Jim Taylor, size de bir yerden tanıdık gelmedi mi, bir yandan emrindeki valiyle eyaleti yönetirken bir yandan da senatörleri istediği gibi kullanıyor. İstediği gibi yönettiği eyaletin senatörlerinden biri gece yarısı ansızın ölür. Washington&#8217;da istediği gibi at koşturmak isteyen Taylor kendi adamlarından birinin senatör olarak atanması için bastırır. Şehrin ileri gelenleri ise bambaşka bir ismi seçerler. Jim Taylor ile halkın isteği arasında sıkışan valimiz, tesadüflerin kalk borusu çaldığı bir sırada yeni senatörümüzü bulur: Jefferson Smith. Naif ve dürüst   Smith&#8217;in senatör olarak atanması bir yandan halkın gözünü boyarken diğer yandan kolay kullanılabileceği düşünülüp, Jim Taylor&#8217;un işine gelecek. İşin sonunda herkes mutlu. Taylor işine gelen bir sanatör bulur, vali arada kalmaktan kurtulur, halk da bir kurtarıcı bulduğuna inanır. Ardından, tanışmalar, törenler, şölenler&#8230; ve Washington treni kalkmaktadır: Elveda Jackson City!</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington-scene.jpg"><img class="size-full wp-image-19297 aligncenter" title="mr-smith-goes-to-washington-scene" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington-scene.jpg" alt="" width="457" height="508" /></a></strong></p>
<p><strong>Şaşkın Ördek Washington&#8217;da</strong></p>
<p>Jefferson Smith&#8217;i başkente vardığında oldukça heyecanlıdır. Mekke görmüş hacı misali her yana bakar, merakla sorular sorar, çok geçmeden gruptan ayrılıp -kaçıp- şehri turlamaya başlar.  Onunla beraber Capitol&#8217;ü seyredip bir şehir turu atarız. Sonra heykellere gelir sıra: Samuel Adams, George Washington, Thomas Jefferson, Hamilton ve nihayet Lincoln&#8230; Abraham Lincoln&#8217;e ve Gettysburg Hitabesi&#8217;ne odaklanır burada kamera, dedesinin elinden tutmuş bir çocuk hitabeyi okurken arkada yaşlıca bir zenci, pardon siyahî, şapkasını kalbine götürüp huşuyla dinlemektedir. 39 yılı henüz siyahîlerin özgürlüklerine alışamadığı yıllardır. Şehir ikiye bölünmüştür aslında. Bir yanda ruhani bir demokrasi ve özgürlük kahramanları geçidi, sanki antik çağlardan kalmışçasına unutulmuş; diğer yanda ise kurnaz sekreterler, çıkarcı politikacılar, umursamaz basın ve ortalarında kalmış yapayalnız Jefferson Smith. Heyecanın ve tutkunun esiriyken gözleri, zamanla zihni bir şeylerin yanlış olduğunu kavramaya başlar. &#8220;Ben neden buradayım ve ne yapıyorum?&#8221; sorusunu sormaya başlar. Ardından gazetecilerin kendisine, &#8220;Sen bir senatör değilsin, sen atanmış bir kuklasın!&#8221; tepkileri üzerine senatörlüğü ve yasaları öğrenme hevesine düşer. Çocuklar için yaptığı bir projeyi senatoya sunduğunda Jim Taylor&#8217;ın projelerine ket vurmuş olur. Kuklanın ipleri kopar. Ardından karalamalar, iftiralar, komisyona ifade vermeler&#8230; Bu arada kendisini sürekli küçük görüp aşağılayan sekreterinin gözünde devleşmesi ve filizlenen aşk dikkati çeker. Artık gerçek bir akıl hocası vardır: Sekreteri, Clarissa Saunders. Senatoda dönen bütün oyunları ve yasaların zayıf yanlarını iyi bilen biri. Kendisinin ihraç oylaması yapılacakken son bir kez söz alır.</p>
<p><strong> </strong><strong>Ve kreşendo&#8230; Sapansız Davut, Golyat&#8217;a karşı</strong></p>
<p>Her şeyini kaybetmiş senatörümüz son sözünü aldığında aslında bunda bir hile vardır. Bir senatör sözünü takati bitene ya da sözü başkasına devredene kadar sürdürebilir. Bu minvalde Mr. Smith konuşur, anlatır. Bazen boş salona, bazense sırtı dönük senatörlere; ama daima doğruyu anlatır. Taylor&#8217;ı, senatörleri, dönen dolapları, çocukları, hayallerini, Amerika&#8217;yı, vicdanı ve anayasayı&#8230;  Unuttukları şeyleri hatırlatmak ve hakikati haykırmaktır niyeti. Sesi çatallanıp takati tükenirken  senato salonu basın, izleyiciler ve büyükelçilerle dolar taşar. Demokrasinin hem Amerika&#8217;ya hem de dünyaya seslenişi. Kendi eyaletine ise sesini duyuramaz. Jim Taylor, çocukları ezmek pahasına eyalette olan bitenin haber olmasını engeller. Takati tükenen Jeff Smith bayılır; ama vicdanları uyandıracak çığlığını atmıştır çoktan. Hikâyeyi toparlamak adına bir diğer önemli karaktere yer verelim.</p>
<p><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington.jpg"></a></strong><strong>Baştan kaybedilmiş davalarda kaybolmuş bir isim: Senatör Paine</strong></p>
<p>Bir yandan yönetmen, çürümüş düzene bir mesih yollarken diğer yanda da sistemin ele geçirdiği bir adamın hikâyesini izleriz: Senatör Paine. Bir zamanlar Jeff Smith&#8217;in babasıyla baştan kaybedilmiş davaların adamlarıdırlar. Uğruna savaşılacak tek dava baştan kaybedilmiş davalardır, der Paine. Clayton Smith kalemiyle gazetede mücadele ederken, Paine ise avukat olarak yanındadır. Bir gün Clayton Smith sırtından vurulmuş şekilde bürosunda ölü bulunur. Tek bir madencinin sesini duyurmaya çalışırken, kendisine yöneltilen, rüşvet ve tehditleri elinin tersiyle itmiş sonunda kaybedilmiş davaların kaybedilmiş adamı oluvermiştir. Senatör Paine&#8217;in Jeff Smith&#8217;i şapkasına kadar babasına benzetmesi tesadüf değildir. Vicdanının içten içe sızladığını sürekli hissederiz. Artık sistemin adamıdır, kaybedilecek davalar onu ilgilendirmemektedir ve muhtemeldir ki başkanlık avuçlarının arasındadır. Ama geçmiş zamanın hayaleti olan genç ve şapşal senatörümüz, bilmeden derinlerdeki bir çığlığı uyandırmak üzeredir.</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19299" title="mr-smith-goes-to-washington" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/mr-smith-goes-to-washington-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" /></a> </strong><strong>Filmin gör dediği</strong></p>
<p>Capra&#8217;nın demokrasiye, basına ve politikacılara yönelik taşlaması ve Amerikan Rüyası ve Demokrasi&#8217;sinin nasıl olması gerektiğini anlatan bir filmden bahsediyoruz. Büyük Buhran Dönemi&#8217;nin umutsuzluğu içindeki bir halkın isteklerini bağıran ve halkı hâlâ iyiye ve doğruya ulaşabileceği konusunda motive eden bir yapıt. </p>
<p>Çürümüş bir sistemi, bir kişinin dürüstlüğü ve inancı mahvedebilir. Umutsuz kalmış, sisteme adapte olmuş vicdanlar çözülüp hakikate geri dönebilir. Mr. Smith Goes to Washington filminin, 39 yapımı bir film olmasına rağmen, Capra&#8217;nın 70 yıl geriden bize seslenmeye devam etmesiyle, güncelliğini koruyan bir hikâyesi var. Washington&#8217;u Ankara ya da Paris&#8217;le değiştirsek ne fark edecek? Hâlâ gücünü koruyan, yaşayan bir hikâye elimizdeki. Demek ki dünya düşündüğümüz kadar değişmemiş. Yolsuzluk, çürümüşlük, ahlaki erezyon tam gaz devam ediyor. Bu sistemi yok edecek kişilerden birini işte bu filmde görüyoruz. Dürüst, namuslu ve ideallerine sımsıkı bağlanmış bir adam. Amerikalı, Fransız, Türk olması, coğrafyanın yeri bir mana ifade etmiyor. Jefferson Smith sembolleşiyor. Düzene ayak uydurmayacak kadar inatçı olmak, düzene inat yaşamak bir koltuğa layık görülmüş herkese hatırlatılmalı. Bu gibi filmler çokça bahis konusu olmaz; ne sinema sohbetlerinde ne de kalem erbabının yazılarında. Bu filmi önemli yapan ise Frank Capra. Onu tanıyıp teknik kısma geçelim.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bir Amerikan Rüyası Yönetmeni: Frank Capra </strong></p>
<p>Capra 1897, Sicilya, İtalya doğumlu. 6 yaşındayken Amerika&#8217;ya göç eder ailesiyle. Üniversitede kimya okurken Montaigne&#8217;in denemelerini ve şiirlerini keşfeder. Bu olay onda yazma tutkusunu açığa çıkarır. 1919 Yılında, John Ford&#8217;un yönettiği <em>The Outcasts of Poker Flat</em> filminde işçi olarak çalışır. Bu film ona sinemada çalışma azmini aşılar. Bir gün, bir Hollywood stüdyosunun verdiği ilana cevap vererek sinemaya adımını atar. Kısa filmler yazar, yönetir; stüdyolarda asistan, yazar olarak çalışır. Sessiz Sinema döneminin tanınmış oyuncularından Harry Longdon ile çalışmaya başlar. Ardından anlaşamayıp ayrılırlar ve böylece Colombia Pictures&#8217;a katılır. Bu arada Büyük Depresyon yılları başlar. 29 Yılından 40 ortalarına kadar sürecek bu dönemin Capra filmlerine ve filmlerin çektiği ilgiye ciddi katkısı vardır. Capra&#8217;nın sinemada parladığı devir 33&#8242;te çektiği <em>Lady for a Day&#8217;</em>den başlar ve 46 yapımı <em>It&#8217;s a Wonderful Life</em>&#8216;a kadar devam eder. İkişer yıl arayla üç defa Akademi&#8217;den en iyi yönetmen ödülünü alır. İkinci Dünya Savaşı başladığında, <em>Why We War?</em> adındaki propaganda filmlerini çeker. Bu filmler hala klasik kabul edilir. Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter. Capra&#8217;nın bir de kişiliğine bakalım.</p>
<p>Frank Capra, bir göçmenler ülkesi olan Amerika&#8217;da, Amerikan Rüyası&#8217;na dürüstçe inanan insanların belki de en başlarında gelir. Sinemada ise en büyüğüdür şüphesiz. Bir hayal taciri olarak bile kabul edebiliriz kendisini. Yeni dünyaya ayak basan her Sicilyalı&#8217;dan Luca Brasi olmasını beklememeliyiz elbette. O da ayrı bir Amerikan Rüyası&#8217;dır ya neyse, konuya dönelim. Capra, demokrasiye inanan, Amerikan Tarihi hayranı, dürüst, namuslu, çalışkan, kalabalığın içinde sesi kesilmiş bireye kulak veren biridir. Bunun yanı sıra filmlerinde gördüğümüz bir karakter kalıbı vardır. Miyazaki evrenindeki dişi kahramanları andırır çokça. İyidirler, dürüsttürler ve iyi olarak, iyi davranarak etraflarındaki ve ülkedeki kötülüğe galebe çalabileceklerini gösterirler. Capra, Büyük Buhran dönemindeki avamın hızla fakirleşirken bazı insanların hızla zenginleşmesi, ahlaki bozulma ve güç peşinde koşan insanları kamerasına alırken gösterdiği cesaret ve duruşuyla 30&#8242;ların en popüler yönetmeni olur. Amerikan Rüyası zirvedeyken zirveye çıkar ve rüya maskesini atıp kabus yüzünü göstermeye başladığında ve halkın rüyayı değil; gücü, parayı seçtiği vakit zirveden tepetaklak iner. 46 yılından sonra çektiği filmlerde ne bir başarı elde edebilir ne de kamerasına ve de rüyasına olan zayıflamış inancı buna müsaade eder.</p>
<p>Capra&#8217;nın felsefesi sıkça <em>sinisizm</em>(cynicism)&#8217;i andırır. Sinisizm, tabiatla uyumlu, erdemli bir hayat yaşarken, güç, zenginlik, şöhret ve sağlık gibi isteklere sırt çevirmek, mutluluğun insanın içinde var olduğuna yönelik inanca dair bir felsefedir kısaca. Yönetmen hakkında uzun bir lakırdı oldu; ama bazı filmler yönetmeni anlatır aslında ve bu filmleri yönetmensiz ya da yönetmenin erdemlerinden ve felsefesinden ayrı düşünemezsin. Daha çok <em>auteur yönetmen</em>&#8216;lerde sıkça karşımıza çıkan bir durumdur. İşbu sebeple Capra&#8217;yı da auteur yönetmen kabul edebiliriz (not: kendimi ateşin içine attım, bakalım odunu kim atacak üzerime).</p>
<p> <strong>Filmin teknik yanına gelirsek: </strong></p>
<p>Basit kamera hareketleri, gösterişsiz bir yönetmenlik ve klâsik; serim, düğüm ve çözüm bölümlerine ayrılmış bir hikâye. Capra, ne nesildaşı Ford kadar yetenekli, ne de Welles gibi bir dahi. Ama ismini Welles ve Ford&#8217;la yan yana yazdırabilecek bir yönetmen. Sinemasının tüm gücü, hikâyelerine olan inancından ve samimiyetinden geliyor. Bu filmi belki bir tek John Ford bu kadar vurucu çekebilirdi. O da Capra&#8217;yla aynı şeylere inandıkları için. Hikâye, birçok büyük yönetmenin elinde teknik bir oyuncak hâline dönüşüp, özünü ve vermek istediği mesajı kaybedebilirdi. Buradan Capra&#8217;nın filmlerine ruhunu ne kadar güzel yedirdiğine şahit oluyoruz. Oyunculuklara gelince sırıtan, göze batan bir oyuncu yok. Herkes rolüne hakkını vermiş. Jimmy Stewart&#8217;a bir paraf açmak lazım. Filmi bir yandan Capra&#8217;nın samimiyeti taşıyorsa bir yandan da Stewart&#8217;ın müthiş performansı taşıyor. Jefferson Smith&#8217;e tabiri caizse hayat veriyor. Şaşkınlıkları, öfkesi, kırgınlığı, gülümsemesi, üzüntüsü o kadar sahici ki, elle dokunulabilecek bir karakter yaratmış, hem de karikatürleşme ihtimali bu kadar yüksek bir karakterde. Stewart&#8217;ın sinematografisinde zayıf oynadığı rolüne şahit olmak güç; ama bu genç dönem performansı ayrı bir ışıldıyor. Işık, müzikler, dekor her şey yerli yerinde. Zamansız bir başyapıt için her şey hazırlanmış.</p>
<p><strong> </strong><strong>Zamansız bir başyapıt</strong></p>
<p>Zamansız bir başyapıt; film gösterildikten sonra, siyasetçilerin ve başkent basınının hışmına uğruyor. Dönemin faşist ve komünist devletlerinde film gösterilmiyor. Ama bir başyapıt, Capra ölene kadar bu filmin ilham verdiği insanlardan mektuplar almaya devam ediyor. Yel değirmenleriyle/devlerle savaş hiç bitmeyecek çünkü.</p>
<p>Don Kihote diyorduk evet, çok sevgili Don&#8217;umuz da inandıramamıştı yel değirmenlerinin aslında dev olduğuna kimseyi. Yel değirmenleri devdi, görmemek için kör olmak gerekiyordu ya da gözlerini kapamak, neye: Hakikate. Adınız Don Kihote olur, Mr. Smith olur ya da başka bir isim&#8230; delilikle itham edilen. Ama gözlerini hakikate kapatanlar kadar açanlar da olacaktır, her zaman.</p>
<p> </p>
<p>1- Filmden bir replik</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[i]</a>               Mr. Smith  goes to Washington, Mr. Smith</p>
<div>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/03/mr-smith-ya-da-don-quijote-goes-to-washington-frank-capra/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/03/mr-smith-ya-da-don-quijote-goes-to-washington-frank-capra/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Ayrılık/ Jodaeiye Nader Az Simen (2011)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/12/bir-ayrilik-jodaeiye-nader-az-simen-2011/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/12/bir-ayrilik-jodaeiye-nader-az-simen-2011/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2011 20:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Boşanma]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İran sineması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18995</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir gün
geleceğim ve bir haber getireceğim
damarlara ışık saçacağım
ve sesleneceğim içerden:
ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!&#8221; Sohrap Sepehri
 
  Asghar Farhadi&#8216;nin Altın Ayı ödüllü, 2011 yapımı filmi Bir Ayrılık/Jodaeiye Nader Az Simen bilinen diğer ismiyle Nadir&#8217;in Simin&#8217;den Ayrılması bildiğimiz ancak bilinçlenemediğimiz insani ilişkiler üzerine enfes bir sanat eseri. Film, &#8220;sanatın da bir ibadet&#8221; olduğuna sizi inandırabiliyor, filmin sonunda aklınıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/bir-ayrilik1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18997" title="bir-ayrilik1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/bir-ayrilik1.jpg" alt="" width="250" height="375" /></a>&#8220;B</em><em>ir gün</em></p>
<p><em>gelece</em><em>ğim ve bir haber getireceğim</em></p>
<p><em>damarlara ışık saçacağım</em></p>
<p><em>ve sesleneceğim içerden:</em></p>
<p><em>ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!&#8221; Sohrap Sepehri</em></p>
<p> </p>
<p>  <a href="http://www.imdb.com/name/nm1410815/" target="_blank">Asghar Farhadi</a>&#8216;nin Altın Ayı ödüllü, 2011 yapımı filmi <a href="http://www.imdb.com/title/tt1832382/" target="_blank">Bir Ayrılık/Jodaeiye Nader Az Simen </a>bilinen diğer ismiyle Nadir&#8217;in Simin&#8217;den Ayrılması bildiğimiz ancak bilinçlenemediğimiz insani ilişkiler üzerine enfes bir sanat eseri. Film, &#8220;sanatın da bir ibadet&#8221; olduğuna sizi inandırabiliyor, filmin sonunda aklınıza düşen soruların yanında yumuşamış bir yüreği hissedebiliyorsunuz, merhamet doluyorsunuz&#8230;</p>
<p>  Nadir ve Simin 14 yıllık evli bir karı-koca, film onların boşanmak için bulundukları bir mahkeme salonunda tartışmalarıyla başlıyor. Bu kısa tartışma içerisinde, sevgi yahut huzura dair bir sıkıntıları olmadığını ve ayrılma nedenlerinin <span id="more-18995"></span>Simin&#8217;in kızları Termeh&#8217;in geleceği ve eğitimi için yurtdışına çıkmak istemesi ve eşi Nadir&#8217;in Alzheimer (alzaymır) hastası babasını bırakamamasından kaynaklandığını öğreniyoruz.</p>
<p>  Film ilk bakışta ayrılmak isteyen karı-koca ve çocuklarının durumu olarak görünse dahi, biraz daha derine indiğimizde çok yönlü insani ilişkilere şahit oluyoruz&#8230; Tartışma arasında bir diyalog şu:</p>
<p> <em>-Nadir: Babamı bırakamam.</em></p>
<p><em> -Simin: İyi de, o senin baban olduğunu bile bilmiyor.</em></p>
<p><em> -Nadir: Ama ben biliyorum.</em></p>
<p><em>  </em>Sahi ilişkilerimizde, eylemleri biz mi belirleriz, yoksa muhatabımız mı? Eğer eylemlerimiz bize kim olduğumuz sorusunun yanıtı veriyorsa ki veriyor, bizi biz yapan şeyler neden muhatabımıza bağlı? Bir iyilik, bir hayır yapacağımız zaman, muhatabın bunu bilmesi yahut anlaması gerekli midir?</p>
<p>  Bu denli soru soruyor oluşumun nedeni, insanın kendine vereceği cevaplardan çok üzerine düşünmesi gerektiğidir. Soruya karşı tek hamlenin cevap olmaması gerek zira o soru önce düşünmeye sevktir. Sanırım kaçırdığımız nokta bu zira filmi izleyen insanlarla konuştuğumda çoğunluğunda &#8220;<em>kim haklıydı, kadın mı, kocası mı?</em>&#8221; sorusunun oluştuğunu görüyorum. Oysa haklılığa henüz gelmedik, haklılık cevaptır, sonuçtur, filmde bizi içine çeken bir tefekkür hali var, hem hâl olma durumu var.</p>
<p>  Filmin ilerleyen dakikalarında, evini terk eden kadın Simin, babasını terk etmeyen Nadir ve yine babasını terk etmeyen Termeh&#8217;in ayrılık sancısına büyükbabanın bakımı için eve gelen çalışanın dramı ekleniyor ve tüm aileyi tekrardan mahkemede buluyoruz. Mahkeme filmde defalarca kullanılmış, bir metafor olan &#8220;mahkemenin&#8221; bu denli bariz ortada olması aynı zamanda metafor olmasını ustalıkla gizlemesi, filmin bir başka can alıcı tarafı; sürekli yargılanma ve mahkeme&#8230;</p>
<p>  Bir ailenin parçalanma dramı üzerine eve gelen bakıcıyla birlikte sınıf farkının oluşturduğu algılar ekleniyor ancak film kalabalıklaşmıyor. Üst sınıftan birinin &#8220;zenginler ve üst sınıf kötüdür&#8221; genellemesine inat, tam aksi davranan bir babanın, kızının gözündeki değerini kaybetmemek için çırpınışına, kişilik onuru eklenince ve baba Nadir&#8217;in söylediği bir yalan, ummadığınız bir anda ortaya çıktığında, karakterlerin tüm kararlılığına rağmen, siz kararsız bir yorumcu oluyorsunuz.</p>
<p>  Film, yurtdışına gitme, İran&#8217;dan ayrılma hayalleri nedeniyle kocasını terk eden bir kadın, babasını terk edemeyen, ülkesini seven bir adam, Alzheimer hastası bir baba, bu aile içinde babasını terk etmeyen, kendi içinde parça parça olmuş Termeh arasında kalmıyor, eve gelen bakıcı, onun dramı ve söylediği yalanla bir adım daha derinleşiyor&#8230; Nadir&#8217;in söylediği yalan için kızını ve babasını gerekçe göstermesi, bakıcının söylediği yalan için kocasını gerekçe göstermesi&#8230; Nadir&#8217;in kızına hesap vermesi, bakıcının ise dindar bir kadın olarak Allah ile ilişkisinde söylediği yalan nedeniyle duyduğu vicdani rahatsızlık, korku, duygusal yığın aldığı halde tüm o ağırlık altında şaşkınlaştığınızı sanıyorsunuz ancak öyle olmuyor, belki en yalın gerçeği işte tam o an görüyorsunuz:</p>
<p>  <strong>İnsan verdiği kararlar nedeniyle suçlanabilir mi? Olayların nedeni nedir, kimdir? Hayalleri için evliliğini bitiren, kocasını terk eden, bakıcının eve gelmesini, olayların büyümesine neden olan Simin mi? Yoksa babası için eşinin onu bırakıp gitmesine göz yuman, bu ayrılıkta kızının durumunu düşünmeyen Nadir mi?</strong></p>
<p>  Hiç kimse suçlu değil ve aynı zamanda hiç kimse haklı değil.</p>
<p>  <strong>Verdiğimiz kararlar, seçenekler arasında kaldığımızda seçtiklerimiz bizi &#8220;haklı-haksız&#8221; yapmaz, yapmamalı. Bunlar sadece tercihlerimizdir ve bunlarla itham edilmek ayrı bir zulüm. İşte bu nedenle &#8220;Simin bencil bir eş, düşünceli bir anne midir? Nadir hayırlı bir evlat, bencil bir baba mıdır?&#8221; sorusuna ne film ne de ben cevap veremem, verirsem okuyucunun ve seyircinin hakkına girerim. Cevabı olmayan, sadece kişinin vereceği cevabı olan şeyler gibi bu da sizlere kalmıştır. Tercihleri nedeniyle mahkûm ettiğiniz insanları yargılarken bir kez daha düşünelim derim&#8230; &#8220;Ey sepetleri uyku ile dolu olanlar&#8221; bizler, düşünelim derim.</strong></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/bir-ayrilik-2.jpg"><img class="size-full wp-image-18999  aligncenter" title="bir-ayrilik-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/bir-ayrilik-2.jpg" alt="" width="490" height="413" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/12/bir-ayrilik-jodaeiye-nader-az-simen-2011/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/12/bir-ayrilik-jodaeiye-nader-az-simen-2011/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Remember Me:  Bir “11 Eylül’ü Unutmayalım” Filmi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/26/remember-me-bir-%e2%80%9c11-eylul%e2%80%99u-unutmayalim%e2%80%9d-filmi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/26/remember-me-bir-%e2%80%9c11-eylul%e2%80%99u-unutmayalim%e2%80%9d-filmi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 13:52:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Salih Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerikan Saldırganlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18817</guid>
		<description><![CDATA[11 Eylül saldırıları hiç şüphesiz Amerikan toplumuna bir travma yaşatmıştır. Kendi güvenli adalarında, savaşı hep uzaklarından tutmayı başaran Amerikalar o gün kalbinden vuruldu. Mağrur ve kendinden emin caddede yürüyen uzun şapkalı Sam Amca, ara sokaktan aniden karşısına çıkan bir &#8220;serseriden&#8221; okkalı bir yumruk yemiştir. Sarsılmış, ancak devrilmemiştir. Neye uğradığını şaşıran toplumun kimyası bozulmuş, ilk darbenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/11-eylul.gif"><img class="alignright size-full wp-image-18199" title="11-eylul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/11-eylul.gif" alt="" width="200" height="159" /></a></em></strong>11 Eylül saldırıları hiç şüphesiz Amerikan toplumuna bir travma yaşatmıştır. Kendi güvenli adalarında, savaşı hep uzaklarından tutmayı başaran Amerikalar o gün kalbinden vuruldu. Mağrur ve kendinden emin caddede yürüyen uzun şapkalı Sam Amca, ara sokaktan aniden karşısına çıkan bir &#8220;serseriden&#8221; okkalı bir yumruk yemiştir. Sarsılmış, ancak devrilmemiştir. Neye uğradığını şaşıran toplumun kimyası bozulmuş, ilk darbenin sebep olduğu şaşkınlık atlatılır atlatılmaz, yöneticiler dikkatini &#8220;olağan şüphelilerin&#8221; üzerine çevirmiştir. O tarihten sonra bu olağan şüphelilere neler yapıldığını, ülkelerinin nasıl işgal edildiğini gün be gün öfke ve nefretle <span id="more-18817"></span>izledik. İşgallerin kesin bilançonun ortaya dökülmesi ise yıllar alacaktır.</p>
<p>Son on yılda 11 Eylül&#8217;ü konu alan birkaç film çekildi. Uzun yıllar boyunca Vietnam Savaşı üzerine filmler üreten Hollywood sinemasının, 9/11 hakkında da yakın gelecekte bolca film yapacağını tahmin etmek zor değil. Hâlihazırda elimizdeki filmlerden bir tanesi, yönetmenliğini Allen Coulter&#8217;in üstlendiği 2010 yapımı &#8220;Remember Me&#8221; adlı yapıttır.</p>
<p>Seyirci bunun politik temalı bir 11 Eylül filmi olduğunu kabul etmek istemeyebilir. Zira film, hikâyesiyle, akışıyla, durağanlığıyla baştan sona romantik-dram kategorisine sokulacak türden. Ana karakter Tyler Hawkins (Robert Pattinson), yazmaya ilgili, bohem bir hayat yaşayan, okula ilgisiz vurdumduymaz bir üniversite öğrencisidir. İntihar eden kardeşinin ölümünden ve ailesinin parçalanmışlığından babasının zorlayıcılığını, ilgisizliğini ve işkolikliğini sorumlu tutmaktadır. Abisine sıkı bir bağlılık duyan Tyler, onun ruhuyla monolog şeklinde defterine tuttuğu notlarla konuşur. Bir gün arkadaşının zorlamasıyla önce bir oyun, bir iddia gibi başlayan Ally Craig ( Emilie de Ravin) ile tanışmaları aşka dönüşür ve film bu minval üzere sürer gider.</p>
<p>İzleyici, dram tarzında ilerleyen filmin son sahnelerini gereksiz bir 11 Eylül mesajı gibi görebilir; sonradan yapılmış zorlama bir eklenti gibi. Ancak filmin zaten baştan itibaren bir 11 Eylül filmi olarak kurgulandığını söylememiz mümkün. Aksi takdirde film, &#8220;Remember Me&#8221; ( Beni Hatırla ) adının verilmesini gerektirecek bir öyküye sahip değil. Eğer başından sonuna kadar 11 Eylül temalı bir film olsaydı bu kadar etkili olmayabilirdi. Nasıl ki terör saldırıları Amerikan halkının hayatının olağan akışını bir anda bozmuşsa; film de, parçalanmış bir ailenin yaşadığı dramı ağır ağır anlatırken, hatta bir parça toparlanıyor gibi de olurken, şimdi ne olacak diye bekleyen seyircinin duygularının olağan akışını darmadağın eden bir sonla bağlanmış. Ve bu sayede mesaj çok daha etkili olmuş. Yönetmen durup durup darbeyi son sahnede indirmiş ve duygu aktarımını sağlayarak amacına ulaşmış, izleyici hüzünlendirebilmiştir. Tabi hemen belirtmek gerekir ki, buradaki seyirci biz değiliz, Amerikan halkı. Filmi sıkıcı bulanlara ya da alakasız bir sonu var diyenlere şu söylenebilir: Film zaten Amerikan toplumuna hitap eden, onların hislerinde ve toplumsal hafızasında karşılık bulan bir film. Muhatabı doğrudan Amerikan halkı, bir başkası değil.</p>
<p>Yönetmen zekice bir yaklaşımla, son sahnenin etkisini çarpma anını göstererek değil, aksine göstermeyerek yapmış. Böylece tek bir sahne değil, o ana dair halkın hafızasında ne kadar görüntü varsa, hepsini hatırlamalarını sağlayarak mesajının gücünü arttırmayı başarabilmiştir. 11 Eylül sabahı uçakların dalış yaptığı İkiz Kulelerden birinin pencere kenarında bekleyen Tyler,  lisan-ı hal ile tüm terör kurbanlarının feryadını seslendirmektedir. Onun şahsında mağdurlar enkaz altından konuşturuluyor ve &#8220;Beni hatırlayın&#8221;, &#8220;Bizi hatırlayın ey Amerikalılar!&#8221; diye haykırıyorlar. O sabah halkın yüreğinde açılan yaralar bir kez daha deşiliyor, kanatılıyor.</p>
<p>Diğer taraftan ise, acıları tazelenen Amerikalıların Afganistan ve Irak işgallerinde yitip giden yaşamları, parçalanan ve dağılan aileleri, yok olan umutları unutması, görmezden gelinmesi kolaylaştırılmış oluyor. Kendi iki sembol binasının yıkımlarına ve can verenlere odaklanıp ağıtlar yakarken, tüm şehri harap olmuş insanların feryatları unutuluyor, unutturuluyor&#8230;</p>
<p> </p>
<p> &#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/26/remember-me-bir-%e2%80%9c11-eylul%e2%80%99u-unutmayalim%e2%80%9d-filmi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/26/remember-me-bir-%e2%80%9c11-eylul%e2%80%99u-unutmayalim%e2%80%9d-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Öfkeli Adam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Sep 2011 22:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bilal Habeş Evran</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18748</guid>
		<description><![CDATA[
İnsanın kendisi adına karar alamayacağı, hakkında gelişebilecek bütün olayların başka birinin ya da birilerinin elinde olduğu anlarla karşılaşabilir. Hastaneye yolumuz düştüğünde en iyi doktoru isteriz; çünkü bizim hakkımızda karar verecek, bize bir tanı koyacak kişinin işinin ehli olduğunu bilmek isteriz ya da bir avukata ihtiyaç duyduğumuzda cevvalinden olsun deriz, &#8220;ipten adam alan&#8221; tabiri boşuna türememiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/12_ofkeli_adam_juri.jpg"><img class="size-full wp-image-18749 aligncenter" title="12_ofkeli_adam_juri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/12_ofkeli_adam_juri.jpg" alt="" width="490" height="388" /></a></p>
<p>İnsanın kendisi adına karar alamayacağı, hakkında gelişebilecek bütün olayların başka birinin ya da birilerinin elinde olduğu anlarla karşılaşabilir. Hastaneye yolumuz düştüğünde en iyi doktoru isteriz; çünkü bizim hakkımızda karar verecek, bize bir tanı koyacak kişinin işinin ehli olduğunu bilmek isteriz ya da bir avukata ihtiyaç duyduğumuzda cevvalinden olsun deriz, &#8220;ipten adam alan&#8221; tabiri boşuna türememiştir. Şairin: &#8220;insan acizdir, muhtaçtır, çok artistlik yapmamalıdır&#8221; dediği noktaya hepimiz bir gün geliyoruz. İşte buna dair bir film; 12 Öfkeli Adam. Filmin başında sadece bir kaç saniye bakışlarını gördüğümüz bıyıkları bile terlememiş gencin bir jüri odasında hakkında çıkacak kararın usta bir yöntemle perdeye aksettirildiği bir şaheser.</p>
<p> Jüri yapısının yer aldığı filmler ve diziler oldukça rağbet görür yedinci sanatta. Dar alanda, bir çok oyuncuyu hapsederek, kamera oyunları kısıtlıyken seyircinin ilgisini düşürmeden yapıtını izletebilmek her yönetmen için zordur. Burada devreye senaryo giriyor. Tek bir mekanda çekilen, tıpkı bu gibi filmleri taşıyan <span id="more-18748"></span>ana kolon, ne oyuncuların yeteneği, ne yönetmenin zekası, ne de müziğin etkisidir. Doğrudan doğruya en etkili silah senaryodur. Her geçen gün gazetelerin üçüncü sayfalarını süsleyen haberlerinin mahkeme koridorlara düşen aksinden hikaye sıkıntısı çekilemeyeceği de herkesin malumu olsa gerek. Burada dipnot düşmek gerekirse Türk Sineması&#8217;nın en zayıf yanı senaryodur, yönetmen olarak çok büyük isimlere ev sahipliği yapmış olmasak da, oyuncular konusunda dünyanın sayılı ülkelerinden biriyiz.</p>
<p>Jüri&#8217;ye girmişken kısa bir not düşmeli. Türk Hukuk Sistemi, Franco-Germen Hukuk Sistemi&#8217;nin bir parçasıdır. Bu sistemde, avukat sanığı savunur, savcı hem sanığı suçlayacak deliller bulur hem de sanığın lehine deliller bulup dosya hazırlar, hakim de savcının iddiasını, savunma makamının yani avukatın savunmasıyla birlikte deliller ışığında değerlendirip kanunların kendisine çizdiği alanda karar verir. Burada önemli olan şey Franco-Germen sisteminin ezberci bir sistem olmasıdır ve &#8220;Hakimlerin takdir yetkisi&#8221; ve &#8220;kanun yapma yetkisi&#8221; sınırlıdır. Oysa Anglo-Saxon Hukuk Sistemi&#8217;nde de savcı, hakim, avukat üçgeni benzerdir. Fark ise hakime tanınan geniş alanıdır. Anglo-Saxon Hukuku, emsaller hukukudur. Hakimler karar alırken kendisinden önceki davalara göre karar verirler, Franco-Germen Sistemi&#8217;nde ise bu alan oldukça dardır. Parlemanto daha çok karar almak için toplanır, kanun yapma peşinde koşmaz. Amerika&#8217;da ise duruma oldukça etkili bir ek sağlanmıştır; jüri. 12 kişiden oluşan bu ekip karar noktasının son odağını oluşturur. İddia ve savunma makamının asıl muhatabı artık sıradan insanlardır, zengin veya fakir fark etmeyen insanlar, sıradan insanlar jüri sandalyelerinde oturduğunda artık adaletin halk katındaki vicdanı haline gelirler. Teoride muhteşem olan bu sistem, pratikte aynı etkiyi sağlayamamakta malesef. Adaletin vicdanı olan kişiler, şahsi olayları ile davalı arasında bağ kurup intikam arayışına girebilmekte ya da hukuk eğitiminden çok tiyatro uzmanlığı yapan avukat parçalarının göz boyamalarına kanabilmektedir. Bu kadar hukuk dersi yeter. Sadece filmde dikkat edilesi bir durum söz konusu; bütün jüri üyeleri erkek, farklı kültürden insanlar, ama aralarında siyahi yok. 1957 yılı Amerika&#8217;sını tanımak için güzel bir argüman.</p>
<p>İnsanlar genelde klasik filmlere uzak dururlar, siyah beyaz filmlerde kendilerine yabancı bir şey hissederler belki de. Bu filmi izlemiş birinden kötü film dediğini duymadım ve bu film insanların klasik filme olan bakışını değiştiren filmlerin başında gelir. Hikayeyi az biraz anlattık satır aralarında. Yine de düzgünce bir açıklamayı hak ediyor. Genç bir çocuk babasını öldürmekten dolayı tutuklanıp ardından yargılanır, kendisi hakkında karar aslında çoktan verilmiştir. Jüri üyelerine bakarken gözündeki çaresizlik aşikârdır. Avukatı kendisini iyi savunamamış, kendisi hakkındaki deliller yeterli görülmüştür. Bunların çoğunu film ilerledikçe jüri üyelerinden dinleriz. 12 adam bir odaya toplanır ve karar almaları istenir. Farklı farklı tipte 12 kişi aslında kararı vermiştir, belki de biri hariç, bir masa etrafında toplandıklarında &#8220;tiz urun kellesini&#8221; kıvamındalardır. Henry Fonda, ki filmin yapımcısıdır da, oynadığı beyefendi mimar karakteri ile çocuğun biraz daha konuşulmayı hak ettiğini belirtir. Avukatının acemi olduğundan da bahseder. Üyeler acelecidir eve gitmek, bu güzel günde mahkemelerde vakitlerini ziyan etmek istemezler. Bir tanesi vardır ki tek derdi beyzbol maçıdır, çocuk falan umurunda değildir, tek derdi çabucak karar verilmesi ve maça yetişebilmektir. Bu arada çocuğun cinayet günü yaşadığı olaylar bir mizansene çevrilir. Bıçak kullanmayı bileninden göçmenine hepsi oradadır aslında, bütün ihtiyaç duyulan araçlar hafızada mevcuttur. Zamanla kesin olan karar sorgulanmaya başlanır ve her birini ikna edecek bir karar çıkar.<br />
12 Öfkeli Adam aslında bir tiyatro oyunudur, Henry Fonda bunun film yapılmasını istemiş ve yapımcılarından biri olduğu filmde başrolü oynamıştır. Henry Fonda&#8217;nın dışındaki tüm oyuncular tanınmış sinema aktörleri değildir, tiyatro kökenli oyunculardır ve filme doğru duyguyu verip senaryoyu ustalıkla taşımışlardır. Yönetmen koltuğuna ise Köpeklerin Günü (Dog Day Afternoon), Şebeke(Network), Serpico gibi filmlerin usta yönetmeni Sidney Lumet oturmuştur. Tek mekanda geçen film sürükleyici, zeka dolu bir hikayeyi seyirciyi sıkmadan ve ustalıkla anlatır. Filmin bütün yapı taşları işini ustalıkla yerine getirmişlerdir. Bize de seyredilesi bir başyapıt bırakmışlardır. İzlemeyenlere izlemeleri tavsiye olunur. İzlemiş olanlara ise tekrardan zarar gelmeyecek bir filmdir.</p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

