<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Sanat</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/sanat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Düşler&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/20/dusler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/20/dusler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 13:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21971</guid>
		<description><![CDATA[ 
(Acıyla uyanılan sabahlar vardır; farkında olmaksızın bir &#8220;Âh&#8221; gününün ilk sözcüğü olur. Uyandığın bir kâbus sanırsın, oysa uyanamadığın bir düştür.)
  Uyanamadığım düşleri yaşadığım bir mevsimdi, âhlarımı alıp sana getirecek rüzgarın sesiyle uyanmıştım&#8230; Ki o vakit, bizden ve âhlarımı alıp beni sana kavuşturacak rüzgardan habersizdim.
  Hayatımın bir &#8220;Elhamdulillah&#8221; ve bir &#8220;Estağfirullah&#8221; arasındaki sürüncemede tükendiği, acılardan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/dusler.jpg"><img class="size-full wp-image-21972 aligncenter" title="dusler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/dusler.jpg" alt="" width="400" height="400" /></a> </p>
<p><em>(Acıyla uyanılan sabahlar vardır; farkında olmaksızın bir &#8220;Âh&#8221; gününün ilk sözcüğü olur. Uyandığın bir kâbus sanırsın, oysa uyanamadığın bir düştür.)</em></p>
<p>  Uyanamadığım düşleri yaşadığım bir mevsimdi, âhlarımı alıp sana getirecek rüzgarın sesiyle uyanmıştım&#8230; Ki o vakit, bizden ve âhlarımı alıp beni sana kavuşturacak rüzgardan habersizdim.</p>
<p>  Hayatımın bir &#8220;Elhamdulillah&#8221; ve bir &#8220;Estağfirullah&#8221; arasındaki sürüncemede tükendiği, acılardan ve âhlardan korkulara&#8230; Korkulardan gizli sevinçlere, belli belirsiz düşlere karıştığı bir gece yarısı gelmiştin, unutmuş değilim&#8230; Her aşığın yaşadığı o hissi yaşamış, hiç yabancılık çekmemiştik bunu da unutmuş <span id="more-21971"></span>değilim.</p>
<p>  Kısa kalacağını düşünememiş, heyecanlı düşlerimin sedef tahtına düşünmeden iliştirmiştim seni; parmak uçlarına adımı, başına tebessümden parıldayan tacımı işlemiştim. Bir düş içinde de olsa kavuşmuştuk işte&#8230; Ne de şiddetliydi&#8230;</p>
<p>  Tam bir kanadıma rüzgarı, diğerine seni alayım, gidebileceğimiz kadar uzağa gidelim istiyorum ki o an rüzgar durdu ve güneş kanatlarımı eritti. O an ani bir yıldırımla bahar şehri işgal etti, sana ilgim delik deşik oldu. Kelimelerim kurşun yarasıyla doldu&#8230;  Âh edip inlemeye başladım, inleyişim bundandı&#8230; </p>
<p>  Ben ne olduğunu bile anlamadan ani bir terk edişle çektin gittin canımın içi&#8230; Sen gittin ve yağmur başladı, bir umut, bir ışık&#8230; seni aradı gözlerim. İçimde bir yer acıdı, acıdı da acıdı, döndüm baktım sensin, gidememiştin, bir acı, bir âh olarak kalmıştın içimde, buruk bir acıyla tebessüm eden dudaklarımdan ağzıma gözyaşlarım dolmuştu&#8230;</p>
<p>  Geceydi, çok karanlık bir geceydi, &#8220;<em>Şimdi uyumalıyım</em>.&#8221; diyerek çekip gitmiştin. Unutmuş değilim. Yine de içimde bir yerde gibiydin çünkü acın hâlâ oradaydı; yanıyordum.</p>
<p>  Yine de erimiş kanatlarımın omuzlarımda bıraktığı sızı, sensizlik ve sensizliğin âhlarına hapsetmedim kendimi, inleyerek bir düşte buluşabilmek umuduyla, uykuya daldığın vakitler ben de kendimi uykuya teslim ettim&#8230;</p>
<p>   Acıyla uyanılan sabahlar vardı ya hani; farkında olmaksızın o âhlar ve inleyişler arasında uyandım. Biraz ağladım, sonra biraz daha&#8230; Gözyaşlarımı, içimde senden kalan her zerre, kendi gözyaşlarıyla silmeye çalıştı. İşte o an anladım, içimdeyken beni terk edemezdin. Terk etmemiştin, içimdeki sana &#8220;<em>Gün aydın</em>&#8221; dedim, radyoyu açtım, radyodan yükselen keman sesi bizi sardı, öylece vaktin kollarına bıraktık bizi&#8230;</p>
<p>  Öyle ne kadar kendimizi bilmeden kaldık bilmiyorum. Zannediyorum ikindiyi bulmuştu vakit;  kahvemin kokusuna karışıyordu hanımeli kokusu ve yağmurun sesi&#8230; Bir de ikindi ezanı ekleniyordu vakte&#8230; Hayat şükrün hükümdar olduğu saatle buluşuyordu ama ne yaparsam yapayım yoktun işte! Ben bir &#8220;âh&#8221; olup da kalıyordum öylece&#8230; öylece&#8230; sensizce.</p>
<p>  Yine de mümkün olmuyordu ayrılmak, senden ayrılmamak için o âhlardan birinin kollarına bıraktım kendimi tereddütsüz. Boynumdan aşağı saçılıncaya kadar kanımın kızıllara gömülmüş son tomurcuğu, ismini zikrettim.</p>
<p>Bir düş içinde ölüverdim de yine vazgeçmedim senden, yine boyun eğmedim ayrılığa, düş içinden düşler doğurdu renksiz cesedim. Bakıp da görebilseydin keşke, keşke&#8230; öylece&#8230; sen&#8217;ce.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/20/dusler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/20/dusler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baraka / Ron Fricke</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21952</guid>
		<description><![CDATA[ 
… Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
  Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan
Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="400" height="233" src="http://www.youtube.com/embed/iEAiiuh1UZc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gidiyorum Bu / AH Muhsin Ünlü</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/gidiyorum-bu-ah-muhsin-unlu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/gidiyorum-bu-ah-muhsin-unlu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 11:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21910</guid>
		<description><![CDATA[Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış ne güzel cümlelere dökmüş düşündüklerimi&#8221; dedirtir. Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış benim bu zamana kadar düşünmediklerimi&#8221; dedirtir. Bazı şiirler ise sizin hakkında cümle kurma yetinize makul oranları aşar seviyede sekteye uğratır. Okuyunca afallarsınız, şöyle bir ne bu ya diye iç geçirirsiniz ve topluluk içindeyseniz hiç çaktırmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/gidiyorum_bu_ah_muhsin_unlu.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21911" title="gidiyorum_bu_ah_muhsin_unlu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/gidiyorum_bu_ah_muhsin_unlu.jpg" alt="" width="191" height="284" /></a>Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış ne güzel cümlelere dökmüş düşündüklerimi&#8221; dedirtir. Bazı şiirler vardır size ‘‘ne güzel yazmış benim bu zamana kadar düşünmediklerimi&#8221; dedirtir. Bazı şiirler ise sizin hakkında cümle kurma yetinize makul oranları aşar seviyede sekteye uğratır. Okuyunca afallarsınız, şöyle bir ne bu ya diye iç geçirirsiniz ve topluluk içindeyseniz hiç çaktırmadan muzipçe gülüp ne kadar iyi anlattığını anladığınızı etrafa göstermeye çalışırsınız.</p>
<p> Olağan günlerden farksız bir şekilde yine 97T beklerken durakta tüm günün sıkıntısı, yorgunluğu, öfkesi ve eve dönüş mutluluğuyla birlikte elimdeki kitabın beni bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Kendi çabalarımla geçte olsa keşfettiğim yazarın benim gibi daha doğrusu hemen her doğu medeniyeti mensubu gibi ortalama şiir sever, okur fakat sık sık yazar birini bu denli kendisine başucu kitabı yapacağını <span id="more-21910"></span>aklıma hiç getirmemiştim.</p>
<p> Dırırım sesiyle geçiş iznini aldıktan sonra her zamanki gibi ilk duraktan binmenin konforuyla gittim orta kapının hizasında önü boş olan koltuğa oturdum elimi cam kenarındaki çıkıntıya koydum ve sayfaları çevirmeye başladım. Ruh halime ses veriyordu sanki:</p>
<p><em>Bütün eve dönmek isteyenlere&#8230;</em></p>
<p><em> Güldüm, devam ettim:</em></p>
<p><em> Bu sabah saat yedi buçukta uyandım.</em></p>
<p><em>Kahvaltı ettim.</em></p>
<p><em>İşe gittim.</em></p>
<p><em>Çalıştım.</em></p>
<p><em>Öğle tatilinde öğle yemeğimi yedim.</em></p>
<p><em>Çalıştım.</em></p>
<p><em>Saat on yedide günlük çalışma süremi tamamladım.</em></p>
<p><em>Eve geldim.</em></p>
<p><em>Kitap okudum.</em></p>
<p><em>Şiir kurdum.</em></p>
<p><em>Geldi uykum</em></p>
<p><em>Biraz sonra uyuyacağım.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>-m&#8217;ler yarım kafiye.</em></p>
<p> Benzerleri vardı böyle şiirlerin ve böyle yazarların diye düşündüm. Aklımdan hemen her şey zaten yazılmış, söylenmiş diye geçirdim. Haksızlık ettiğimi hissettim ve devam ettim. Okudukça daha az anlamaya başladığım şiirler geldi ve oyuna döndü sıkıcı otobüs yolculuğunda. Her okuduğumu düşünüp anlamaya çalıştım, buldukça sevindim, sevindikçe güldüm. Yanıma oturan bir başka öğrenci kız da anladığım kadarıyla okumaya başlamıştı benimle ve ben güldükçe gülüyordu güldüğüme. Kızmadım, okudum:</p>
<p><em> Kediler raflara düşüyor baba!</em></p>
<p><em>Kabr üşüyor, damar paslı, koma lütufkar</em></p>
<p><em>Ki tedbir dahi kemik ve mutlaka kar</em></p>
<p><em>Yağıyor, kiltleniyor bana bir terzi.</em></p>
<p><em>Seviyorum çölde çana gerek yok, mersi.</em></p>
<p><em>Zift çözülmüş baba derim sıyrılıyor bu taşra</em></p>
<p><em>Çok aşık bir polis geçse, vakit daralsa</em></p>
<p><em>Ağlamayın kediler</em></p>
<p><em>Zina</em></p>
<p><em>Sina</em></p>
<p><em>Si.</em></p>
<p>Çözmeye çalışıyorum şiiri, uğraşıyorum son nota olan si ile bitirmesi tesadüf olmamalı. Sina bir çöl ismi ve zina sevmekle ne kadar alakalı ? Yol gittikçe bitiyor, bitmesin, istemiyorum. Başımı kitaba gömüyorum, görmek istemiyorum, okuyorum:</p>
<p><em>Peki adına Ahmet dinsindi o zaman</em></p>
<p><em>Mosmorfin bir dul sonucu taşralara vursundur</em></p>
<p><em>Memurlar hep dağıldıkça teyzem olsundur</em></p>
<p><em>Kendi karımı bile katmadığım bir tirenler geçsindir.</em></p>
<p><em>‘Gülden sonra bayramı yapılacak tek çiçek&#8217;</em></p>
<p><em>Şüpheye bir şirk daha şerh eklenerek</em></p>
<p><em>İnanabiliyor musun Rüya benim de annem ölecek </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Ve bir Tanpınar ağlamak&#8217;çün bizi seçsindir.</em></p>
<p><em>Kült hakikat gazeteye çalışmaz mı; olsundur</em></p>
<p><em>Bir şair film icabı beygirlere doysundur.</em></p>
<p><em>Allah hakkında bir fikir verirdir diye </em></p>
<p><em>O gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur.</em></p>
<p><em>Ve yine, o gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur.</em></p>
<p><em>Çünkü şimdi bir mimar tarihten ‘eş öldürerek&#8217; geçecek</em></p>
<p><em>Ne ilahi bir ağaç bu, şu ne seküler bir çiçek</em></p>
<p><em>Hangi gözlerine insem öbürü ‘-su&#8217; diyecek</em></p>
<p><em>Gönderdiğim toynaklar ayağına olsundur.</em></p>
<p> Biter bitmez ilk aklıma gelen o gün okula gitmeyen kızların başörtüsü nedeniyle okula gidemeyen kızlar olup olmadığıydı. Düşüncelerimle tek tek saygı duruşuna geçtim Ah Muhsin Ünlü adına. İlahi ağacın dallarından bir bir yeşeren seküler çiçekleri düşündüm. 28 Şubat tartışmalarının doruğa çıktığı dönemlerde hala başörtülü avukatların staj hakkını gasp eden baro başkanları geldi aklıma tüm ideolojileri budamak istedim.</p>
<p> Şiirle bir döneme tanık oldum kitap sayesinde bir kez daha ve en samimi halde ne kadar saklansa da fikirler ve hisler satır aralarına. Ah Muhsin Ünlü kendi tabiriyle bir bedende bulunan iki insandan biri. İnzivaya çekildi bir süredir, dönüşünü sabırsızlıkla bekliyoruz.</p>
<p> Kafamı gömdüğüm kitaptan kaldırdığımda son dönemece gelmiştik ve benim ‘‘Dur&#8221; demek gerekiyordu hem şoföre hem eylemsizliğe çok daha fazla maruz kalacağımı bildiğim olanlara.</p>
<p> </p>
<p>-çay evlerine gereken özeni gösterelim-<a name="_GoBack"></a> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/13/gidiyorum-bu-ah-muhsin-unlu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/gidiyorum-bu-ah-muhsin-unlu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllar sonra okunacak bir mektup&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 18:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21899</guid>
		<description><![CDATA[ 
  Seni, yıldızlarla ayın dans ettiği o çöl gecesindeki hisse, yıllar sonrası için saklamıştım. Yüzünden kayarak bir yıldız bulana kadar saklımdın&#8230;
  O kadar derinden &#8220;âh&#8221; çekmeseydin keşke; duyulmak ihtimalini de inletmemiş olurdun&#8230; Kim bilir belki o kitaplıkta bir &#8220;ah&#8221; miktarı kaybolabilirdik&#8230; Çünkü saklımdın&#8230;
  Hatırlıyor musun, ayın üzerimize düşecek kadar yakın olduğu bir geceydi, ellerimi uzatsam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/cemile_bayraktar_siir.jpg"><img class="size-full wp-image-21898 aligncenter" title="cemile_bayraktar_siir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/cemile_bayraktar_siir.jpg" alt="" width="400" height="296" /></a> </p>
<p>  Seni, yıldızlarla ayın dans ettiği o çöl gecesindeki hisse, yıllar sonrası için saklamıştım. Yüzünden kayarak bir yıldız bulana kadar saklımdın&#8230;</p>
<p>  O kadar derinden &#8220;âh&#8221; çekmeseydin keşke; duyulmak ihtimalini de inletmemiş olurdun&#8230; Kim bilir belki o kitaplıkta bir &#8220;ah&#8221; miktarı kaybolabilirdik&#8230; Çünkü saklımdın&#8230;</p>
<p>  Hatırlıyor musun, ayın üzerimize düşecek kadar yakın olduğu bir geceydi, ellerimi uzatsam dokunacak gibiydim aya; ama sana sunmuştum. Hatırlıyor musun?</p>
<p>  Hatırlıyor musun, herkes evinde mutluluğuna sarılmış uyuyordu, ben&#8230; âh zavallı ben, senin yalnızlığınla, yalnızlığının nöbetini tutuyordum. (Garip şey insan yalnızlığa sarılamıyor.)</p>
<p>  Hatırlarsın, ortak bir an için sözleşmiştik; Beyrut Havalanı&#8230; Sonbahar da, son olsun diye&#8230; Ayın tekli bir günü, tek bir gün için&#8230; Günlerden ne olduğu mühim değildi, sadece gün sabaha doğruyken <span id="more-21899"></span>olmalıydı; sözleşmiştik.</p>
<p>  Üç günde başlamıştı her şey: birinci gün ben sana, ikinci gün sana bana, üçüncü gün artık tamamdı&#8230; Bir gün için her şey hazırdı, sahi bunu da hatırlar mısın?</p>
<p>  Ben hatırlıyorum, biliyor musun? Yine böyle gözlerimin kapandı kapanacak olduğu bir geceydi, gece ağırdı, ne de olsa geceydi&#8230; Ben bir deniz kenarında, sen bir bulut altında, her ikimiz de ıslanma ihtimaline yakın&#8230; Hatırlıyorum, cevabından korktuğum bir soru sormuştum sana, sen cevaplayınca, her ikimiz de sırılsıklam olmuştuk&#8230; Elindeki kadeh kırılmıştı, sigaram sönmüştü, şarabın kırmızısı &#8220;bize&#8221; sıçramıştı, ilk kez &#8220;biz&#8221; olmuştuk. Sadece, sadece &#8220;Sevgili Edith, bir yudum şarabım, sevgili Edith&#8221; diyebilmiştin. Bu kadarcıktı&#8230; Üç gün, üç gece, sonra üçümüz: sen, ben ve şarap&#8230;</p>
<p>  Ben hatırlıyorum, ne çabuk da kuruduğumuzu, kütüphanenin saklı kapısının ardındaki rutubet kokusunda, ne de çabuk&#8230;</p>
<p>  İşte o an aceleyle sözleşmiştik, duyulmadan kaybolabilmek için, ben bir düş içinde yok olmayı, sen yıllar sonrasında hatırlanacak bir anıyı seçmiştin.</p>
<p>  Hatırla lütfen ve hatırlamış ol&#8230; O gün, bugün. Ne de çabuk geldi, ben o düşten uyandım, sen de o ânı hatırla lütfen, yıllar sonrasına, yaşlılığına seçtiğin o anıyı hatırla lütfen&#8230;</p>
<p>  Unutma ihtimalini düşünemiyorum bile, sen farkında olmadan, kadife ceketinin iç cebine iliştiriyorum bu mektubu, eskiciden önce senin okuman dileğiyle&#8230;</p>
<p>  Sevgilerimle</p>
<p>  Bir gece için sözleştiğin bir yudum şarabın Edith</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kemalizmin Zararları(17): Devrim yapar, Dilini devirir, Kendini kaybedersin!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/10/kemalizmin-zararlari17-devrim-yapar-dilini-devirir-kendini-kaybedersin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/10/kemalizmin-zararlari17-devrim-yapar-dilini-devirir-kendini-kaybedersin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 10:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dil]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21875</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; İran sinemasının kimlik oluşturduğu ve bizim bunu başaramadığımız doğru. Ama bizde olan bazı gelişmeler sebebiyle maalesef böyle oldu. Onlar bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler. Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar.
Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı. Özellikle de şiirle olan bağları kopmadı; kaldı ki biz aynı havuzdan besleniyorduk, biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/dil_devrimi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21877" title="dil_devrimi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/dil_devrimi.jpg" alt="" width="250" height="307" /></a>&#8220;&#8230; İran sinemasının kimlik oluşturduğu ve bizim bunu başaramadığımız doğru. Ama bizde olan bazı gelişmeler sebebiyle maalesef böyle oldu. Onlar bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler. Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı. Özellikle de şiirle olan bağları kopmadı; kaldı ki biz aynı havuzdan besleniyorduk, biz aynı insandık aslında. Biraz bağnaz bir batıcılık kafası, halkın önüne sunulan yeni bir şeyler uğruna eskiyi tamamen çıkarmak, bir ağacın meyvesinin kökleriyle olan bağını kesmesi anlamına geldi ki, aslında en çok darbeyi de sanat yedi bu yüzden &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.risaleajans.com/index.php/islam/1900-guende-bes-kez-ezan-okunur-ama-filmlerde-ezana-yer-verilmez" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/10/kemalizmin-zararlari17-devrim-yapar-dilini-devirir-kendini-kaybedersin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/10/kemalizmin-zararlari17-devrim-yapar-dilini-devirir-kendini-kaybedersin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Sonra Ağlarım / Nedim Hazar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/09/ben-sonra-aglarim-nedim-hazar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/09/ben-sonra-aglarim-nedim-hazar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 21:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21872</guid>
		<description><![CDATA[Nedim Hazar&#8217;ın Ben Sonra Ağlarım(1) adlı öykü-seçkisi tematik anlamda yabancılaşma, isyan ve teslimiyet/hikmet bağlamında üç ana gruba ayırabileceğimiz toplam on sekiz öyküden oluşmakta. Bomba, Kaçış yabancılaşmanın; Sonbahar Kelebeği Teşup ve İsfendiyar, Sinek isyanın; Turuncu Hüznün Kokusu, Ölmeden Mezara Koydular Beni, Prusyalı Piyanist, Çakmak, Cüzzamlı Mümtaz&#8230; teslimiyetin/hikmetin konu olarak merkeze yerleştiği bireysel ve sosyal içerikli öyküler.
Öykü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/nedim-hazar-ben-sonra-aglarim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21873" title="nedim-hazar-ben-sonra-aglarim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/nedim-hazar-ben-sonra-aglarim.jpg" alt="" width="210" height="211" /></a>Nedim Hazar&#8217;ın Ben Sonra Ağlarım(1) adlı öykü-seçkisi tematik anlamda yabancılaşma, isyan ve teslimiyet/hikmet bağlamında üç ana gruba ayırabileceğimiz toplam on sekiz öyküden oluşmakta. Bomba, Kaçış yabancılaşmanın; Sonbahar Kelebeği Teşup ve İsfendiyar, Sinek isyanın; Turuncu Hüznün Kokusu, Ölmeden Mezara Koydular Beni, Prusyalı Piyanist, Çakmak, Cüzzamlı Mümtaz&#8230; teslimiyetin/hikmetin konu olarak merkeze yerleştiği bireysel ve sosyal içerikli öyküler.</p>
<p>Öykü dili iki ayrı perspektifin yansısı. Bunlardan ilki zekaya, şaşırtmaya, ironiye dayanan keskin bir gözlemi içeren bir perspektif; diğeri içe bakışa (içe ve içten dışa), insanî yöne odaklanan duygusal bir perspektif. Mekân olarak Türkiye, Amerika, Türkiye&#8217;nin Doğu&#8217;sundan Batı&#8217;sına farklı coğrafyalarda, farklı insan tiplerinin, karakterlerinin, birbirinden farklı hayatların <span id="more-21872"></span>bir araya geldiği panoramik bir dünya.</p>
<p>Kimi öykülerde sohbet-anı havasına dönüşen kimi olaya dayalı, kimi duruma dayalı, modern öykü tarzının teknik olarak tercih edildiği, anlatıcı bakış açısı olarak kahraman anlatıcı ve İlahî bakış açısının kullanıldığı bu öyküler özellikle insanın iç dünyasına(ruh dünyasına) tuttuğu aynayla insana dair hâlleri yazarın ifâdesiyle &#8220;<em>içe doğru konkavlaşmayı</em>&#8221; başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş bir eser. Ben Sonra Ağlarım&#8217;ı modern öykünün yabancılaşma, mânâdan uzaklaşma, arayış&#8217;ı aktaran öykülerinden ayıran yön; tevekkül, teslimiyet ve hikmet&#8217;in sızdığı satırlar, bu satırlarla aktarılan kahramanlar. Çocukluktan gençliğe, olgunluktan yaşlılığa, çocuk-erkek-kadın, köylü-şehirli, çalışan-çalışmayan&#8230;  birçok farklı insan profilini ve dünyasını çoğunlukla bu kahramanların karşısına koyduğu ana kahramanın bakışından yansıtmış; bunu yaparken bu dünyaları vermenin dışında kahramanın dünyasında da değişimleri yaşatarak durağanlıktan uzak, hareketli kahramanlar yaratmış ve bu da tipleşmenin önüne geçerek yazarın öykü dilinde karakter yaratma başarısına ulaşmasını sağlamıştır. Aynı zamanda olaylar içine başka olaylar koyarak tıpkı Halit Ziya&#8217;nın Bir Şi&#8217;r-i Hayâl&#8217;indeki gibi, ilk olayın ikinciye çerçeve işlevi görmesini sağlamıştır. Çoğu öykünün yapısında (plot) öykü kahramanının yaşadığı değişme sürecini etkileyen zaman, mekân&#8230; değişimleri, olaylar zinciri; birden çok episodla(öykülerde bu episodlar sayılarla/bir, iki, üç&#8230; şeklinde) verilmiş, öyküler kahramanın değişimi ile sonuç&#8217;lanmıştır. Anlatımda hikâye etme, betimleme ve diyalog gibi anlatı biçimleri daha çok tercih edilmiştir.</p>
<p>Ben Sonra Ağlarım&#8217;daki öyküler sırasıyla şunlar: Dünya Nimeti; Mektup; 1 Lira; Sonbahar Kelebeği Teşup ve İsfendiyar; Zenci Adam, Sarı Balık ve Oltada Tavuk; Kadran; Turuncu Hüznün Kokusu; Ölmeden Mezara Koydular Beni; Yakışıklı Reşat; Prusyalı Piyanist; Sinek; Çakmak; Cüzzamlı Mümtaz; Mansur&#8217;un Mezarı; Ben Sonra Ağlarım; Bomba; Kaçış; Geyik Muhabbeti.</p>
<p>Dünya Nimeti; Urfalı 14-15 yaşındaki bir çocuğun hafriyatçılık yapan babasıyla çıktığı yolculukta kendini, sinemaya ve kitaplara olan ilgisini ve özellikle yazma yeteneğini keşfedişini anlatan bir öykü. Yıllar önceki kendine bakan kahramanın o döneminde hayatının değişim noktasını imleyen(tiyatroya ait bir terimle ifade edilecek olursa peripeti) eserin adını alan bu öykü, ayrıca sinema-siyaset ilişkisine de değinerek dönem sinemalarına da gönderme yapmaktadır.</p>
<p>Mektup; bakan danışmanı Cevdet Birkan adlı kahramanın bir muhabirle söyleşirken fark ettiği -yerine hiçbir zaman ulaştırmadığı- bir mektubun peşine düşerek sebep olduğuna inandığı hatayı düzeltmek için hayatında büyük bir değişime gitmesini anlatmaktadır. Bu değişimin nedeni dışarıdan hatanın telafisi olarak görülse bile aslında &#8220;<em>eğer yersen kısmetindir</em>&#8221; hadisi bağlamında Yanık Veysel&#8217;de şahit olduğu teslimiyetin idrâki olarak tezahür etmektedir.</p>
<p>1 Lira; hayatın iki farklı kanadındaki yaşamları belirginleştiren ve bunu sorgulayan, kahramanın deyişiyle ‘merkezinden kayan hayat penceresini tekrar yerine oturtan&#8217; bir sorgulama öyküsüdür.</p>
<p>Sonbahar Kelebeği Teşup ve İsfendiyar; Teşup&#8217;la İsfendiyar&#8217;ı, bir kelebekle modern Narkisoss&#8217;u birleştiren, insanların umarsızlığı ile kendini sadece beden/madde/görüntü&#8230; olarak algılayan insanın trajik sonunu anlatan bir öykü. Hayatla ölümün iç içe olduğu bu yaşamda ölümden kaçmak ve ölüme kaçmak arasında değerlerin, önemsenenlerin&#8230; mânâya, anlama, kutsala uzaklaştıkça nasıl farklılaştığını çarpıcı bir dille, kelebek-insan, hayat-ölüm kavramları ardından aktaran bir öykü.</p>
<p>Zenci Adam, Sarı Balık ve Oltada Tavuk; Amerika&#8217;daki bir balık avını anlatan, bu avdan yola çıkarak av kültürüne, Amerika&#8217;nın tüketim kültürüne odaklanan gözlemlerin yansıdığı bir öykü.</p>
<p>Kadran; zaman obsesyonuyla günlük hayattan uzaklaşan, dünyayı sadece sayı uzamından gören bir matematikçinin akıl dünyasının içine yolculuğun anlatıldığı bir öykü. Bu zihnin içinde metronun hızından, adımlarının uzunluğuna, süratine, ivmesine, cadde direklerinin arasındaki mesafeden İstanbul&#8217;un uzunluğuna, gazeteleri ne kadar sürede okunduğuna&#8230; kısaca, zaman ve olayların formüle edilmesiyle sosyal hayatın uzağına düşen insan zihninin krokisini çıkarmaktadır.</p>
<p>Turuncu Hüznün Kokusu; deprem sonrası bir yılbaşı gecesi Gölcük&#8217;e yapılan yolculuk, bir depremzede ailesinin yaşama tutunuşu ile depremzedelere bakış ve dönüş yolculuğunda bir araba kazasıyla yılbaşı gecesi kutlamasından dönen insanların yaşadığı başka bir trajediye odaklanan, hayatın mutsuz tarafını mutluluğa, mutlu tarafını mutsuzluğa çeviren(akis) iki ayrı olayı birleştiren bir öyküdür.</p>
<p> Ölmeden Mezara Koydular Beni; olay örgüsü olarak 1970&#8242;li yılların başında 5-6 yaşında olan kahramanın bir yol yapım çalışması esnasında toprak altında kalması, kurtuluşu, gözlerindeki rahatsızlık ve bu rahatsızlığın bir kazayla düzelmesini anlatırken, arka planda yol, şehir, kaza, sebeplerdeki hikmet&#8217;in sorgulandığı bir öykü olarak dikkati çeker. Anlatıcının yol-şehir-kader kavramları arasında kurduğu ilişki kendi ifâdeleri ile şöyledir:</p>
<h6><em>&#8220;Yollar ve kentler arasında gizemli bir ilişki olduğuna inananlardanım. Ve doğal olarak bu kentte oturan insanların kaderi arasında. Bazı şehirler vardır garip, hikmeti derinlerde gizli kedere sahiptir. Girişi bir dünya, çıkışı başka bir dünyadır şehrin. Geldiğinizde bir tuhaf olursunuz, ayrılırken bir başka tuhaf.</em><em> Bazı yollar vardır enteresan. Geçtikleri yerde iz bırakırlar, kültür oluştururlar, mekânların, insanların kaderini etkilerler. Her o yoldan gidişinizde hayretler içinde bakarsınız etrafa. Aslında gidenin yol değil, siz olduğunu anlarken bir yandan, geride bıraktığınız her santimde yolun insanla olan o grift etkileşimine de şahit olursunuz.<br />
Bazı şehirler ile bazı yolların kaderi ezelden beri kesişir. Kimi zaman enine, kimi zaman dikine böler yollar şehirleri. Kaderin garip bir tecellisi ki, doğduğum kent de, doyduğum kent de yollar ile böylesi gizemli bir ilişkiye sahiptir.&#8221;</em> (s:92)</h6>
<p>Yakışıklı Reşat; 1980 dönemi Türkiye&#8217;sinin karışık siyasi hayatına bakış olan bu hikâye dönemin ayrıntılarının içine şaşırtıcı bir olayı yerleştirerek belki de kimsenin umursamadan geçeceği başka bir gerçekliğe yönelerek hayatın farklı yönlerini, gerçekliğini ortaya koymaktadır. Bir aşk cinayetinin kurbanını anlatmak ve bunu 1980 siyasi olayları ile paralel vermekse yazarın Ayşe Saşa&#8217;nın önsözde ifâde ettiği gibi &#8220;<em>derinlikli bir dünyanın duyarlı lirizmini taşıyan</em>&#8221; bakışını göstermektedir.</p>
<p>Prusyalı Piyanist; hastalığı yüzünden bir Akdeniz ülkesinde yaşamak zorunda kalan Prusyalı bir piyanistin hayatındaki iki yanlış yüzünden seçtiği hayatın ruhundaki izlerini (tamamlanamamayı, acıyı, koyvermişliği&#8230;) anlatan bir öykü. Özelliği ise bu kayboluşunu teslimiyete çeviren ruhun hissettiği dünyanın zıttında konumlanan tepkilerinin/davranışlarının ruh tahlilinde başarılı bir şekilde yakalanmış olmasıdır.</p>
<p>Sinek; bir sinekle başlatılan absürd savaşın tarafların ikisini de yok eden bir inatlaşmaya dönüşünü anlatan ironik, esprili bir öykü.</p>
<p>Çakmak; trafik kazasında kızı hariç ailesinin tüm fertlerini kaybeden kahramanın yaşadığı iyileşme sürecinde hastaneye, hastalara, insanlara, dıştaki hayata bakışını anlatan ve birçok farklı hayatı kendi merkezinde birleştirerek onlara ait gözlemlerini aktardığı bir öykü. Bu öyküde dikkati çekense, bozulan çakmağının tamiri gibi kendi tamirini de aynı usta sayesinde/Yunus gerçekleştiren kahramanın ruh hâlini -korku, endişe ve isyandan teslimiyete- adım adım yansıtmış olması yazarın.</p>
<h6>Cüzzamlı Mümtaz; Tekirdağlı cüzzamlı hasta Mümtaz&#8217;la kahramanın paylaştığı bir otobüs yolculuğunda, hayatını bir hastalığın gölgesinde yaşayan Mümtaz&#8217;ın iç ve dış dünyasını anlatan bir öykü.  &#8220;<em>Yiyeceğimiz bir lokma, giyeceğimiz bir hırka değil mi nihayetinde?</em>&#8220;cümlesiyle (anafikri imler) Cüzzamlı Mümtaz&#8217;ın teslimiyetini, tevekkülünü merkeze alarak, onun -maddi zorlukları aşmasına yardımcı olan- manevi gelişimini vurgulamaktadır.</h6>
<h6>Mansur&#8217;un Mezarı; bir iddia ile hikâyesi anlatılan Mansur&#8217;un mezarında geceleyen Salih&#8217;in başına gelen ilginç, şaşırtıcı deneyimi anlatan bir öykü. Aklınıza hiç gelmeyecek bir olayı yaşarken neler yaşar insan, neler hisseder ve bunu nasıl anlatır diğerlerine? Farklı bir olayın farklı bir pencereden sunuluşu. </h6>
<h6>Ben Sonra Ağlarım; gıda zehirlenmesi yaşadığı için hastaneye çocuklarını götüren kahramanın, eşinin apandisitinin patlamak üzere olması yüzünden ameliyata alınması hikâyesi içine yerleştirilen, yeni gelen hastayla odaklanılan ‘anne&#8217;nin anlatıldığı bir öykü. Her türlü ihtiyacını sonraya atan, etrafını toparlayan, uzaktan sert görünen, dayanak olan, ölüme karşı tepkisizmiş gibi duran, üzüntüsünü gizleyen&#8230; ama herkesten gizli, bir köşede, bir başına ağlayan anne/yaşlı kadın. Ve kahramanın &#8220;<em>Acısı taze olana teselli bile ihanet gibi geliyordu.</em>&#8221; dediği gibi, teselli edilemeyecek bir kadın.</h6>
<p>Bomba; patlayan bombalar yüzünden kaygı düzeyi artmış insanların bir poşeti bomba zannederek polise haber vermesiyle başlayan ilginç olayların art arda yaşandığı şaşırtıcı bir öykü. Poşeti karıştıran, terörist zannedilen kir-pas içinde bir adam ve umulmadık bir şekilde biten olaylar. Hikâyeler içinde teknik anlamda en iyi iki öyküden biri Bomba, diğeri ise Kaçış.  </p>
<p>Kaçış; Bomba&#8217;daki kahramanın geçmişteki hâlinin ve değişiminin anlatıldığı bir öykü. Varoluşsal bir sorgulamanın kişiyi yavaş yavaş değiştirerek onu, kendi normal, bildik hayatının zıddındaki bir kişiye dönüştürmesi, dirilere yüzünü dönerken ölülere yüzünü çevirmesi; iç dünyadaki yoğunluğun dış dünyadan soyutlaması anlatılırken flash-backler, bilinç-akışı ile savrulan düşünceler, Kierkegaard&#8217;dan Hegel&#8217;e, Freud&#8217;dan oidipus kompleksine uzanan&#8230; araya yaşadığı başarısız evliliğin sorgulamalarının, hesaplaşmalarının ve sonuçlarının girdiği, tamamen dıştan kopuk bir ruh ve zihin dünyasının aktarımı.</p>
<p>Geyik Muhabbeti; bir film çekimi esnasında bir prodüksiyon amirinin yaşadığı olayların, bir geyik bulmak için karşılaştığı bürokratik zorlukların, bürokrasiye/sisteme takılı kalmış ve anlamsız da olsa bunu yerine getiren bürokrasinin/sistemin içindeki insanların ironik ve espritüel bir üslupla anlatıldığı, Franz Kafka ve Dino Buzzati&#8217;nin dünyasını yakalayan <em>tahkiye geleneği</em> ile modern <em>öykü türünü birleştiren </em>bir öykü.</p>
<h6> </h6>
<p>Nedim Hazar, yıllardır gazete yazılarından tanınan bir isim ancak onun Yıkıldı Büyük Babil/Barbarları Beklerken adlı eseri okunduğunda sinema ve siyaset yazılarının çok dışında bir yazarla tanışıyor okur. Calvino&#8217;nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu&#8217;da(2) <em>&#8220;&#8230;hani adını duyduğunda ona belli bir yüz yakıştırdığın kişiyle tanıştığında, zihnindeki çizgileri bu gördüğün yüzdekilere uydurmaya çalıştırıp şaşırman gibi bir bocalama yaşayabilirsin. Ama sonra devam edersin, kitabın&#8230; kendini sana okuttuğunu fark edersin; yazardan beklentinden bağımsız olarak kitap kendi başına senin ilgini çeker, hatta iyice düşünecek olursan böyle olmasını, tam olarak ne olduğunu bilmediğin bir şeyle yüzleşmeyi yeğlersin.</em>&#8221; dediği gibi tıpkı. Yıkıldı Büyük Babil, beklentiden bağımsız olarak kendini okutan -beklentinin çok daha üstünde(birikim, analiz, sentez, bağlantıları yakalama&#8230; gücü)- ve eserin yazarla okur arasındaki ilişkiyi derinleştirmesi gibi farklı bir derinliği görmenizi sağlayan bir eser. Özellikle bu eserinde, olgulardan olaya, tekil olaydan olaylara, özelden genele geçişiyle, epigraf ve apostrofları konuya iyi bağlamasıyla; eserin yaslandığı dünyanın zenginliğiyle -sadece bu eserdeki diğer eserlere göndermeler bile yeter- ve bunun yazarın back-groundunun zenginliğinin göstergesi olmasıyla gazete yazarlığının o hızla tüketen ve geniş bir kitleye seslenmek zorunda olduğu için yazarı daha yüzeysel yazmaya zorlayan havanın/üslubun dışına çıkan bir yazarla karşılaşılıyor. Tıpkı Yüzüklerin Efendisi&#8217;ndeki o büyük göz (Red Eye) gibi yazarın son eserine odaklanıp, bu sefer apayrı bir türün içinde kalem oynatan ve bundan da alnının akıyla çıkmış bir öykü yazarının ‘panoromik bir dünyayı içine alan, iç ve dış gözlemi yansıtan, bireysel ve sosyal öykülerini okuyorsunuz.</p>
<p> &#8221;<em>Paylaşma arzusu</em>&#8221; ile kaleme alınan bu öyküleri, kahramanları dünyanıza almakta gecikmeyin&#8230;   </p>
<h6> </h6>
<h6>•(1)   Nedim Hazar, Ben Sonra Ağlarım, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2012.</h6>
<h6>•(2)   Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, çev:Eren Yücesan Cendey, YKY Yayınları, İstanbul, 2011.</h6>
<h6> </h6>
<p>… e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify; PADDING-LEFT: 30px"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/09/ben-sonra-aglarim-nedim-hazar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/09/ben-sonra-aglarim-nedim-hazar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız Ramazanoğlu Öykücülüğü (Derin Siyah ve Angelika)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yildiz-ramazanoglu-oykuculugu-derin-siyah-ve-angelika/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yildiz-ramazanoglu-oykuculugu-derin-siyah-ve-angelika/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 11:46:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21787</guid>
		<description><![CDATA[ 
Derin Siyah içinde Mehtap, Ses Tutulması, Mor Gülümseme, Yol Hikâyesi, Milenyum, Ağır Prenses, Omega, Tuhaf Bir Sabah, Köyün İlk Günü, Kriz ve Derin Siyah adlı on bir kısa öyküyü barındıran TYB 2002 Hikâye ödülünü almış öykü-seçki. Bu hikâyelerde öne çıkan ilk özellik dış gözleme eşlik eden iç dünya, bu dünyanın başarılı yansıtılması ve alışılmamış bağdaştırmaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/yildiz_ramazanoglu_oyku_angelika.jpg"><img class="size-full wp-image-21788 aligncenter" title="yildiz_ramazanoglu_oyku_angelika" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/yildiz_ramazanoglu_oyku_angelika.jpg" alt="" width="491" height="350" /></a> </p>
<p>Derin Siyah içinde Mehtap, Ses Tutulması, Mor Gülümseme, Yol Hikâyesi, Milenyum, Ağır Prenses, Omega, Tuhaf Bir Sabah, Köyün İlk Günü, Kriz ve Derin Siyah adlı on bir kısa öyküyü barındıran TYB 2002 Hikâye ödülünü almış öykü-seçki. Bu hikâyelerde öne çıkan ilk özellik dış gözleme eşlik eden iç dünya, bu dünyanın başarılı yansıtılması ve alışılmamış bağdaştırmaların iç dünyanın veriminde aktif rol oynaması. Bireyin yaşadığı topluma bakarken, ona yönelik eleştirilerinin kendine dönük bir şekilde huzursuzluğun yansıması olarak verilişi, aidiyet-değişim ve şehir sorgulamalarının tem&#8217; olarak merkeze oturması, bireyin kayboluşunun farklı hikâyelerde ve metaforlarla ama yinelenen bir şekilde ortaya çıkması öykülerin modern insana ayna tutma işlevini üstlenmesini sağlamış.</p>
<p>Özellikle kahraman anlatıcı bakış açısıyla aktardığı Yol Hikâyesi adlı öyküde yazar, kahramanına <em>&#8220;Bulunduğum yer neresi bilmiyorum. Bu şehir kurgusunu hep değiştiriyor sanki. Hiçbir ayrıntıyı öğrenemiyorum. Buralara bildiğim ve beni bilen bir şehri bırakıp geldim</em>.&#8221;dedirterek üslubuna ve seçtiği içeriğe dönük önemli ipuçları veriyor. İsimsiz kahramanların ve özellikle kahraman anlatıcı bakış açısının -kimi öykülerde Tanrısal bakış açısı kullanılsa ve bu kısımlarda kahramanlarının ismi <span id="more-21787"></span>belli olsa da- tercih edilmesi ve yine bu öyküdeki &#8220;<em>İnsan, birilerini, yaşarken suçüstü yapıp kayda geçirecekse kendi hayatından başlamalı</em>.&#8221;cümlesinde olduğu gibi, gözlemlenen hayata ait dış ve iç hâllerin seçimi yazarın kendi tercihlerini belirtiyor. İsimsiz kahramanlarıyla modern insanın çelişkilerini ifade etme şansını yakaladığı gibi, kendinden de bir şeyler katma şansını yakalayan yazar, kahraman anlatıcı bakış açısıyla, sizi kendi kurgusal gerçekliğinde, okurun ve yazarın dünyasının benzerliğinin verilişiyle ortak bir noktada buluşturarak kurgusunun gerçekliğini ve okuruyla özdeşliğini arttırıyor. Bu gerçeklik ve özdeşlik, her ne kadar ortak olsa da yazarın üslubunun, seçtiği kelime ve cümlelerin, benzetmelerinin&#8230; ve özellikle alışılmamış bağdaştırmaların kullanılışıyla (bebeğin uykusunu eliyle tutmak, uzana uzana uzayan kollar, gökteki yırtık kaygı, içinin perdelerinin yırtılması, ikindi ezanının esmesi&#8230;) farklı bir bakış açısının, hayata bakışın, onu yorumlayışın izlerini ifade ederek aynı zamanda bu özdeşliğin yıkımını da sağlayarak ikili bir işlev üstleniyor. </p>
<p>Yıldız Ramazanoğlu&#8217;nun Angelika adlı öykü seçkisi ise, modern hikâye teknikleri ve öne çıkan sorgulamaları ile At Hikâyesi, Angelika&#8217;nın Unutuşu, Alissa Yolu, Müberra&#8217;nın Kaydetmesi, Hüküm, Şairle Randevu, Sinemacı Kadınlar adlı yedi öyküden oluşuyor.</p>
<p>Özellikle dişil yazar/anlatıcı dilinin hakim olduğu, duygusal, incelikli, detaycı betimlemeler, tespitler, gözlemler ve bu betimlemelerin kahramanın ruhi portresinin açımlanmasında işlediği rolle dikkati çekiyor. Kadın ve yazar olmanın leitmotif olarak birçok öyküsünde dikkati çeken tem&#8217; olması ve merkeze oturması, sorgulamalarla dolu farklı bakış açılarının diyalog ve bilinçakışı tekniğiyle verilişiyle okuru şu sonuca götürüyor: Müthiş bir yazma isteği satırlar arasından sızıyor ve annelik, kadınlık ve yazarlık arasında kadına düşen rolün kadının üzerindeki etkilerini dengelemeye çalışan bir yazarla karşı karşıyayız. İçindeki meleği yok etmeden, onu yazarlıkla dengeleyen bir yazar Ramazanoğlu; ama kapıları kapatma isteği içinde hep var.</p>
<p>Yine dikkati çeken diğer özellik, kahramanlarını dünyaya bakışını yansıtan bir araç konumunda kullanması; fotoğraf çeker gibi olayları/ânı/olguları tespit edip, kurmacayı bu fotoğrafın üzerine yedirmesi.</p>
<p>Teknik anlamda başarılı öyküler yazmış Ramazanoğlu. Üslubu oturmuş ve sade; ama derin bir bakışı yansıtan cümleleri ile ve özellikle at metaforu ile dikkati çeken bir yazar. Özellikle ilk öyküsünde -ki diğer öykülerde de bu imge var- görsel bir sekansın kelimelere dökülmüş hâli okurda müthiş bir bellek izine, ses ve görüntünün zihinde birleşmesine neden oluyor.</p>
<p><em>Kahverengi, boynunun altında beyaz bir lekesi olan harika bir atın, herkesin uyuduğu bir saatte, yıldızlı göğün altında ana caddede tek başına yürürken çıkardığı o büyülü sesle açılacaktı sayfa&#8230;</em></p>
<p>2002 ile 2010 tarihlerinde yayımlanan bu iki öykü-seçkinin farklarına bakıldığında, Angelika, Derin Siyah&#8217;taki öykülerden daha uzun ve daha derin olması, yazarın sosyal-toplumsal hayattan etkilenen kahramanlarının yerine bireyin daha merkeze oturduğu ve dünyadan etkilenen bireyden çok dünyaya anlam katmaya çalışan bireylerin verilişiyle, üslubunun ve öykü tekniğinin (özellikle bilinçakışının, metaforların ve zamanı kullanışının) çok daha başarılı oluşuyla öne çıkan bir anlatı.</p>
<p>Yıldız Ramazanoğlu; kendini, yaşadığı toplumu ve zamanı, görünen ve olan&#8217;ı sorgulayan, bu sorgulamayı bireyin ben&#8217;ini tek başına değil, dış&#8217;la bir bütün olarak veren, ân&#8217;ı öncülü ve sonrasıyla zengin bir biçimde kurgusal bir akışta birleştiren ve fotoğraf çeker gibi ân&#8217;ı dondurup onu iç ve dış dünyayla akışkan hâle getiren, titiz ve ayrıntılı gözlemlerini, tespitlerini başarılı bir şekilde yazıya döken bir öykü yazarı. Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı adlı eserinde ekphrasis ‘ten bahseder ve onu dar ve ilk anlamda &#8220;<em>görsel sanat eserlerini, resimleri-heykelleri şiirlerde tasvir etme işidir</em>&#8221; diyerek buna ilk örnek olarak Homeros&#8217;un İlyada&#8217;sını örnek verir ve şöyle der: &#8220;<em>Bu çeşit metinleri ben kitaplarımda çok yazdım, ama Auden&#8217;in yaptığı gibi, bir çağı yargılamak, yani ona uzaktan bakmak için değil, tam tersine, resmin içine yazıyla girmek, çağın bir parçası olmak için</em>.&#8221; Ramazanoğlu da öykülerinde hayatı görsel bir sanat eseri gibi kullanarak, yaşadığı ân&#8217;ı kelimeleriyle tasvir eden, tasvir ederken, yaşadığı çağı yargılamaktan, ona uzak bakmaktan/durmaktan çok, onun içine, -bir resimden çok, bir fotoğrafın içine- yazıyla/kelimeleriyle giren ve çağının bir parçası olma başarısını gösteren bir yazar. Hayatın içinde, onunla bir bütün.</p>
<p>Ve hikâyeciliğinin gelişim çizgisi bize şunu söylüyor son olarak: Yargılayan, edilgen, tepkisiz bireyi değil, yaşadığı hayattan etkilenen ama ona rağmen tepki veren, sorgulayan, kendisiyle ve diğerleriyle yüzleşebilen bireyi/kahramanları anlatan bir yazar.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yildiz-ramazanoglu-oykuculugu-derin-siyah-ve-angelika/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yildiz-ramazanoglu-oykuculugu-derin-siyah-ve-angelika/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vatikan’ın Zindanları / André Gide</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/03/vatikan%e2%80%99in-zindanlari-andre-gide/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/03/vatikan%e2%80%99in-zindanlari-andre-gide/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 16:12:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21768</guid>
		<description><![CDATA[Lafcadio suçlu mudur, değil midir?   
Lafcadio, Zülfü Livaneli&#8217;nin yazdığı Dört Santimlik Dünya(1) adlı fıkrada &#8220;Filmi izlerken bir ara André Gide&#8217;in &#8220;Vatikan&#8217;ın Zindanları&#8221;nı düşündüm. Okuyalı en az kırk beş yıl olmuştur ama kahramanın adının Lafcadio olduğu hatırımda.&#8221; cümlelerini okuduğumdan beri, özellikle merak ettiğim bir karakterdi. Vatikan&#8217;ın Zindanları&#8217;nı(2) okuduğumda ise Lafcadio&#8217;yu kavram/olgu-karakter (3) olması yüzünden sizlere tanıtmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/andre-gide-vatikan-in-zindanlari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21769" title="andre-gide-vatikan-in-zindanlari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/andre-gide-vatikan-in-zindanlari.jpg" alt="" width="200" height="362" /></a>Lafcadio suçlu mudur, değil midir?   </em></strong></p>
<p>Lafcadio, Zülfü Livaneli&#8217;nin yazdığı Dört Santimlik Dünya(1) adlı fıkrada &#8220;Filmi izlerken bir ara André Gide&#8217;in &#8220;Vatikan&#8217;ın Zindanları&#8221;nı düşündüm. Okuyalı en az kırk beş yıl olmuştur ama kahramanın adının Lafcadio olduğu hatırımda.&#8221; cümlelerini okuduğumdan beri, özellikle merak ettiğim bir karakterdi. Vatikan&#8217;ın Zindanları&#8217;nı(2) okuduğumda ise Lafcadio&#8217;yu kavram/olgu-karakter (3) olması yüzünden sizlere tanıtmaya karar verdim.</p>
<p>Tıpkı Sartre&#8217;ın Duvar&#8217;ındaki Herostratos adlı hikâyede(4) toplumdan ve insanlardan nefret eden, mizantrop, hastalıklı, yabancılaşmış bir karakterle özdeşleşen Paul Hilbert&#8217;i; Camus&#8217;nun Yabancı&#8217;sında(5)   bizi ilk cümleyle şaşkına çeviren &#8220;Aujourd&#8217;hui, maman est morte. Ou peut-être hier, je ne sais pas.(Bugün anneciğim (maman) ölmüş. Belki de dün, bilmiyorum.), yabancılaşma ve hayatta karşımıza çıkan her şeyin saçma&#8217;lığıyla özdeşleşen Meursault&#8217;u; Buzzati&#8217;nin Tatar Çölü&#8217;nde(6) otuz yılını harcadığı kalede, tam da hayalleri kendisine ulaşacakken bir han odasında üniforması ve yalnız gülümsemesiyle ölümü bekleyen ve edilgenlikle özdeşleşen Drago Giovanni&#8217;si; Flaubert&#8217;in Madame Bovary&#8217;sinde(7) küçük burjuva, zengin-ünlü olma, rahat bir hayat sürme, bunu sağlamak içinse kolay yolu tercih ederek, hayatın/toplumun realitesinden kaçıp hayal dünyasına sığınan <span id="more-21768"></span>ve hayal dünyasını temsil eden (Jules de Gautier 1892′de Madame Bovary&#8217;den hareketle yazdığı denemelerinde Bovarizmi bir içsel telkin eksikliği, kişinin ‘dış çevrenin telkinine boyun eğmesi&#8217; olarak tanımlar. Zamanla bir edebiyat terimine dönüşen Bovarizm, kişinin (yazarın ya da kahramanın) kendini başkasının yerine koymasını, bir başka deyişle gerçek dışı, sahte bir kendiliğe sığınma eğilimini belirt&#8221;en(8) bir tanıma dönüşmüştür.) Emma Bovary&#8217;si; 1950&#8242;de bir konferansta Körleşme&#8217;yi Karamazof Kardeşler ya da Ulysses ile karşılaştıran Profösör J.Isaacs&#8217;ın &#8221; Gerçekliğin çok uzağında yaşayan bilginin, Prof. Kien&#8217;in tüm dünyası, kafasının içindedir ama kafasının bir dünyası yoktur. Çökmekte olan bir kültür ortamında bu salt bilim insanı, bilgisizlik, açgözlülük, nefret ve kıskançlık gibi tüm kötü güçlerin saldırısı sonucu paramparça olur.&#8221; ifadeleriyle budalalığın, iletişimsizliğin, açgözlülüğün, sınıf farkının, bilimselliği ön plana alıp kitaplardan fildişi bir kule inşa eden bilim adamının dünyasından insanlara bakışın aslında bakamamasının romanı olan Canetti&#8217;nin Körleşme&#8217;sinin(9)  fildişi kulesinde yaşayan aydınla özdeşleşen Profesör Kien&#8217;i;  Stanley Corngold&#8217;un &#8220;Eleştirmenin Çaresizliği&#8221; adlı kitabında 130 farklı açıklamaya yer verdiği, &#8220;Yaşamdan kopmanın verdiği yalnızlık ve gelecekten herhangi bir şey ummamak&#8221; olarak ifade ettiği, varoluşsal bir kaygının merkeze oturduğu ve hiçlik duygusuyla özdeşleşen Kafka&#8217;nın Dönüşüm&#8217;ündeki(10) Gregor Samsa&#8217;sı gibi Andre Gide&#8217;in Lafcadio&#8217;su da nedensiz edim kavramının kişileştiği, özdeşleştiği bir kavram/olgu-karakter&#8217;dir.</p>
<p>Andre Gide&#8217;in Vatikan&#8217;ın Zindanları, 1914 yılında yazılmış, öykü ile novella arasında, yazarın esere dahil olduğu ve karakteri hakkında konuştuğu, yazar ile anlatıcı kişi arasındaki sınırı netleştiremediği, teknik açıdan zayıf bir eser. Lafcadio karakterinin de yeterince derinleştirilmemiş olması kusurlarından biri. Ancak kimi yerlerde -Lafcadio ve Julius&#8217;un diyaloglarında olduğu gibi/Beşinci Kitap/episod 3- modern roman tekniklerini yakalaması, Julius ile eserinin yazılış sebebini kahramanı aracılığıyla söylettirmesi, dönem yazarlığına yönelik atıflarda bulunması eserin başarılı yönleri olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Eser, konu olarak1890 yılında Papa 13. Leo&#8217;nun Loca tarafından zindana atılarak yerine sahtesinin geçirilmesine yönelik bir söylentinin merkezine oturduğu ve bu merkezde Farmason Anthime Armand-Dubois ve eşi Veronique; yazar Julius de Baraglioul, eşi Marguerite (Veronique&#8217;in kız kardeşi) ve kızları Genevieve de Baraglioul(sonda Lafcadio&#8217;nun sevgilisi olacaktır); Juste-Agenor (Julius&#8217;un babası) ve Lafcadio Wluiki (Julius&#8217;un baba bir üvey kardeşi); Kontes Guy de Saint-Prix (Julius&#8217;un küçük kız kardeşi); Amedee Fleurissoire ve eşi Arnica (Verenique ve Marguerite&#8217;in küçük kız kardeşi); Protos/Cadio/Defouqueblize ve Carola&#8230; adlı karakterlerin inanç-hayat hakkındaki düşüncelerini aktaran olayları anlatmaktadır.</p>
<p>Bu karakterlerden Farmason Anthime Armand-Dubois, Tanrı&#8217;yı bilimle sıkıştırabileceğini iddia eden, 46 yaşında, bacağındaki rahatsızlık yüzünden güçlükle yürüyen, bir kızgınlık anında evdeki Meryem heykelini yanlışlıkla kırıp pişman olan ve yeğeninin &#8220;Bir de Tanrım, bir de size Anthime Enişte&#8217;nin günahlarını bağışlamanız için yalvarıyorum.&#8221;sözleriyle bir aydınlanma yaşayan, o gece gördüğü düşle ve sabahında bacağının iyileşmesine dervişane bir yaşama yönelen bir bilim adamıdır. Ancak eserin sonunda, inancını sahte papa olayını öğrendikten ve yeniden topallamaya başladıktan sonra yitiren bir kahramandır.</p>
<p>Diplomat Juste-Agenor&#8217;un yazar oğlu Julius de Baraglioul, kibar çevrelerde başarı kazanmış, Fransız Akademi üyesi adayı, babası tarafından başarısız bulunan ve nedensiz edim konulu bir roman yazmaya çalışan bir romancıdır. Özellikle Julius Gide&#8217;in yazarlık, roman yazımı, kahraman yaratımı, roman malzemesi konusunda söylemek istediklerini aktaran bir kahraman olarak Lafcadio&#8217;dan sonraki en önemli kahramandır ve denilebilir ki yazarın kendisidir.</p>
<p>Amedee Fleurissoire, kör ve saf bir inançla papa hakkında çıkan dedikoduların gerçekliğini öğrenmek için Vatikan&#8217;a yolculuk eden ve Protos&#8217;un oyunlarıyla kandırılan, Lafcadio&#8217;yla aynı trene binmek şanssızlığına düştüğü için nedensiz yere öldürülen kahramandır.</p>
<p>Ve Lafcadio. 19 yaşında, başlangıçta babasının kim olduğunu bilmeyen, annesinin ilişkileri sonucu beş amcayla büyüyen, öfkelendiğinde kendisine fiziksel acı çektiren/mazoşist eğilimli ama bunu gizleyen, tehlikeden hoşlanan, bir yangından çocukları kurtarabildiği gibi(kahraman vs. olma arzusuyla değil, sebepsiz), babasının ilgisini çekebilmek için soy ismini değiştirerek kartvizit çıkartabilen, kıyafetine çok önem veren, okumaktan çok zevk almayan, gerçek babasının vasiyetiyle birdenbire paraya kavuşarak şehir şehir gezmeye başlayan, kendisine hayran, kararsızlıktan nefret eden, insan yaşamını küçümseyen, olabilecek her şeyin olmasını yaratılış olarak açıklayan, nedensiz bir cinayeti tasarlarken olayların akışını değil, kendi sınırını merak eden, bir oyun, ilginç bir deneyim olarak düşündüğü cinayeti hiçbir duygu hissetmeden gerçekleştiren, sakin ve kaygısız ediminin sonucundan çok, değer verdiği şapkasının yitimine üzülen, cinayet/cani sözcüklerini kendisine yakıştırmayan, &#8220;saklambaç oynarken, bulunmayı hiç kuşkusuz istemeyen, ama hiç değilse aranmasını isteyen bir çocuk gibi canı&#8230;&#8221;sıkılan, Julius&#8217;la bu cinayeti tartışırken bunu gerçekleştireni ‘özgür kişi&#8217; mertebesine çıkartan(edimin özgürlüğü ifade etmesi), ama daha sonra bu oyundan sıkılıp Julius&#8217;a katilin kendisi olduğunu itiraf eden, Julius&#8217;un kendisini artık sevmeyeceği ihtimaliyle ağlayabilen, kendisine yangın anından beri hayran olan Genevieve&#8217;i babasından uzaklaştırıp kendi düzeyine çekebilmek için onunla sevişen, Genevieve&#8217;in saygısını kazanmak için teslim olmayı düşünürken aslında yaşamaktan vazgeçmeyecek bir karakter.</p>
<p>Nedensiz edimi Gide, Julius tarafından &#8220;Çıkar dışı&#8221; olarak verir ve şöyle devam eder: &#8220;iyilik gibi kötülük de, yani kötülük adı verilen şey de nedensiz olabilir&#8221; ve kötülüğün sebebini &#8220;Lüks olsun diye, harcama gereksinimiyle, oyun olsun diye&#8221; çıkardan en uzak ruhların illa da iyi ruhlar olmayacağını ileri sürerek açıklar. Peki din bilgisinden, gönül alıcılıktan, hesaptan kurtulmuş, hiçbir şeyin hesabını tutmayan bu ruh desteklenecek midir, Julius&#8217;un bu sorusuna bacanağı Fleurissoire&#8217;in cevabı hayır&#8217;dır; oysa Julius bir destekleme beklemektedir bacanağından. Bu yüzden şunu ekler Julius: &#8220;&#8230;kötü davranışın, cinayetin nedensiz, ilgisiz, çıkarsız olduğu düşünülünce, zerre kadar suç sayılmaz; onu işlemiş olan da tutulamaz&#8230; Çünkü neden, cinayetin nedeni, suçluyu ele veren kulptur. Yargıç: Is fecit cui prodest derse de&#8230; (Bunu yapan, bundan çıkarı olandır. /Suçluyu bulmak için bundan kimin çıkarı olduğuna bakın) siz hakkınız olan bir şeyi yaptınız, değil mi ya?&#8221;  Bu kısımda (Dördüncü Kitap/7.episod) kısaca, dönem tartışmalarını, suç-neden/motif kavramları ışığında nedensiz işlenen bir cinayet sorumlusunun ve bu edimin suç kabul edilemeyeceğini öne sürer.</p>
<p>Leit-motifi, insan iyiliği ve kötülüğü bir nedenle mi tercih eder(din, ahlak, etik, toplumsal kabuller&#8230;); nedensiz gerçekleştirilen bir kötülük kişiyi kötü kılar mı, sorularının-cevaplarının ahlaki ve felsefi bağlamda sorgulaması olan Vatikan&#8217;ın Zindanları; din-Hristiyanlık, nedensizlik, suç-ceza, toplum-kabuller, yazar-çevre ilişkilerine&#8230; de değinerek sadece kavram düzeyinde kalmayan, dönemin fikir, sanat ve dini hayatını da gözler önüne seren bir eserdir. Bu noktada eser sadece, Lafcadio&#8217;yla nedensiz edimin kişileştiği bir karakteri vermekten çıkarak dönemin günlük yaşam, inanış, algı, edebiyat dünyası, akrabalık ilişkileri, bilim-kilise ayrılığı&#8230; gibi daha büyük bir perspektifi gösterme işlevini yüklenen bir yapıyı içinde taşır. Eserin merkezi kahramandan kahramana değişiklik göstererek(Farmason Anthime Armand-Dubois ile, din-bilim ilişkileri; Julius ile, edebiyat çevresi; Amedee Fleurissoire ile, kör ve saf bir inanç&#8230;) adım adım yazarın yaşadığı dünyanın ve sorgulamalarının ne olduğu tespitine ulaştırır okuru ve bu merkezlerden en önemlisi nedensiz edimin kişileştiği Lafcadio karakteri olur.</p>
<p>Yazar, eserindeki yazar Julius ile bu merkezin özelliklerinin ne olacağını şöyle ifade eder ki (Beşinci Kitap/3.episod) bu bize bir karakter tahlilindeki ana özelliklerin yazar tarafından kahramanı aracılığıyla verilmesini sağlar (bu kısımlar eserin modern romana en çok yaklaştığı bölümleridir ta ki Julius tarafından nedensiz cinayet olmaz cümlesine kadar) :</p>
<p>&#8220;Bir genç adam söz konusu, onu katil yapmak istiyorum. &#8230;ama benim istemediğim bu işte. Cinayete neden istemiyorum; caniye bir neden bulmak yeter bana. Evet; ona nedensiz, ilgisiz, çıkarsız bir cinayet işletmek istiyorum; tümüyle nedensiz bir cinayet işlemek isteyecek&#8230; Daha delikanlıyken alalım onu ele: bundan yaradılışının inceliği anlaşılsın, her şeyden önce oyun olsun diye davransın, zevkini kolayca çıkarına yeğ tutsun&#8230; Kendini zorlamaktan zevk aldığını da ekleyelim&#8230; Tehlike aşkını da aşılayalım ona&#8230; Önce çalışıp bu işte yetiştiğini getiriyorum gözlerimin önüne; ufak hırsızlıklarda ustalaşıyor. &#8230;Bununla birlikte dolandırıcılıktan nefret eder&#8230; (cezasız kalmak) onu kızdırır da. Yakalanmamışsa, fazla kolay bir oyun oynadığı için yakalanmamıştır&#8230; Düşünün bir kez; hiçbir tutkunun, hiçbir gereksinimin nedenlendirmediği bir cinayet. Onun cinayet işleme nedeni, bu cinayeti nedensiz işlemektir.&#8221;</p>
<p>Ve eserde karşılaştığımız Lafcadio, tıpkı Julius&#8217;un tamı tamına anlattığı bir karakter olarak karşımıza çıkar. Hayatı çocukluğundan itibaren anlatılmaya başlanır. Kendini zorlamaktan zevk alır, ne yangından kurtardığı iki çocuğu, ne de öldürdüğü Amedee Fleurissoire&#8217;i önemser. Bu iki zıt (iyilik-kötülük) hareket için de belirli hiçbir nedeni yoktur ve kendisine göre ne kahramandır ne de cani. Hayatında oyun, arzu ve serüven önemlidir. Kaygı ve öfkesinin nedeni kendisine verdiği değeri başkalarının vermeyecek olması ya da sevdiği, önemsediği bir şeyin(nesne, kıyafet) elinden alınmasıdır. Hiçbir neden olmadan, sadece işlemek için bir cinayet işler, yakalanmadığı için yüreklense de bunu işlediği cinayetin fazla kolay bir oyun olmasına bağlar&#8230;</p>
<p>Yeni Nimetler&#8217;de &#8220;Bilgelik ve özgürlük&#8217;ü aşkla yasaların boyunduruğundan kurtulmak olarak açıklayan&#8221;(11) Gide, Lafcadio&#8217;yla bizi hukuki olmaktan öte, felsefi ve ahlâki bir sorunla yüzleştirir: Bireysel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanan suçun bir nedeni yoksa(Lafcadio&#8217;ya göre bu, özgür kişi demektir), bunun cezası ne olacaktır?</p>
<p>Kötü davranışın, cinayetin nedensiz, ilgisiz, çıkarsız olduğu düşünülünce, zerre kadar suçlu sayılamaz; onu işlemiş olan da tutulamaz. &#8220;diyen Julius haklı mıdır?</p>
<p>Burada bizlerin de tartışması gereken asıl soru şudur:</p>
<p>Herhangi bir nedene (kötülük, para, kıskançlık, çıkar&#8230;) dayanmadan/motif cinayet işleyen kişi/Lafcadio felsefî ve ahlâkî olarak suçlu mudur, değil midir?</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<ul>
<li>(1) <a href="http://haber.gazetevatan.com/Dort_santimlik_dunya/242680/4/Haber">http://haber.gazetevatan.com/Dort_santimlik_dunya/242680/4/Haber</a></li>
<li>(2) Andre Gide, Vatikan&#8217;ın Zindanları, çev: Tahsin Yücel, Can yayınları, İstanbul, 2010.</li>
<li>(3) Kavram/olgu-karakter: Bir kavramla özdeşleşen, kavramın kişileşmiş, somutlaşmış hâli. SNB</li>
<li>(4) Jean Paul Sartre, Duvar, çev: Eray Canberk, Can Yayınları, İstanbul, 2010.</li>
<li>(5) Albert Camus, Yabancı, çev: Vedat Günyol, Can Yayınları, 16.Basım, 2004, İstanbul.</li>
<li>(6) Dino Buzzati, Tatar Çölü, çev: Hülya Tufan, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.</li>
<li>(7) Gustave Flaubert, Madame Bovary, çev:Mustafa Bahar Kum Saati Yayınları, İstanbul.</li>
<li>(8) Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark, Metis yayınları, İstanbul, 2004,s.21</li>
<li>(9) Elias Canetti, Körleşme, çev: Ahmet Cemal, Payel Yayınevi, İstanbul, 2005.</li>
<li>(10) Franz Kafka, Dönüşüm, çev: İsmail Şen, Bahar yayınevi, İstanbul, 2004.</li>
<li>(11) Yeni Nimetler, Andre Gide, Can Yayınları, çev: Tahsin Yücel, İstanbul, 2007.</li>
<li>(12) Bu yazı Nisan (2012) Ayraç dergisinde yayımlanmıştır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/03/vatikan%e2%80%99in-zindanlari-andre-gide/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/03/vatikan%e2%80%99in-zindanlari-andre-gide/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kemalizmin Zararları (16): Sanatçıyı rezil eder!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/kemalizmin-zararlari-16-sanatciyi-rezil-eder/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/kemalizmin-zararlari-16-sanatciyi-rezil-eder/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 22:23:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizmin Zararları]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21753</guid>
		<description><![CDATA[
“Ruhunda müzik olmayan, ahenkli bir müzikle duygulanmayan bir adam ancak ihanet, içten pazarlık ve tecavüz için vardır. Ruhunun halleri gece gibi ölümcül bir sessizlik ve hisleri Cehennemlerin Efendisi Erebus gibidir. Kollayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.” (William Shakespeare, Venedik Taciri, Sahne 20*)
Adalet kaygısı olmayan bir rejimin estetik kaygısı da olamaz. Onun içindir ki Atatürk&#8217;ten geriye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kemalist-kafa-trasi1.jpg" alt="" width="167" height="213" /></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Ruhunda müzik olmayan, ahenkli bir müzikle duygulanmayan bir adam ancak ihanet, içten pazarlık ve tecavüz için vardır. Ruhunun halleri gece gibi ölümcül bir sessizlik ve hisleri Cehennemlerin Efendisi Erebus gibidir. Kollayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.” (<a title="William Shakespeare" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/William_Shakespeare">William Shakespeare</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Venedik_Taciri">Venedik Taciri</a>, Sahne 20<strong>*</strong>)</em></p>
<p>Adalet kaygısı olmayan bir rejimin estetik kaygısı da olamaz. Onun içindir ki Atatürk&#8217;ten geriye güzel bir mimarî eser, bir resim ekolü ya da cumhuriyet edebiyatı kalmadı. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a>) Kuzey Kore ve Komünist Çin&#8217;i anımsatan propaganda amaçlı devasa heykeller, hapishane gibi bir Anıtkabir, <strong><em>&#8220;Atam! Atam!&#8221;</em></strong> diye başlayan, dalkavuk şiirler&#8230; Atatürk ve takipçisi olan kemalistler bir çok şeyi rezil ettikleri gibi tiyatroyu da aletleştirdiler, ucubik devrimlerine meze yaptılar. Oyun yazarları ve aktörlere ise rejimin borazanlığını yapmak düştü:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;1932&#8242;de Atatürk&#8217;ün <strong>Faruk Nafız Çamlıbel</strong>&#8216;e yazdırdığı <strong>Akın</strong>&#8216;da Türklerin Orta Asya&#8217;dan bütün dünyaya medeniyeti taşıması anlatılır. Tabii kastedilen şöyle bir medeniyettir:  </em></p>
<p><strong><em>&#8220;Çivisinden tanırlar Türk atının nalını<br />
</em></strong><strong><em>Uçurun dört taraftan Asya&#8217;nın kartalını<br />
</em></strong><em><strong>Karşı çıkanlara siz sevgi atın, nur atın,<br />
</strong><strong>Anlamayan olursa ok ucuyla anlatın&#8221;</strong></em></p>
<p><em>Atatürk&#8217;ün katıldığı temsillerde bu Akın çok beğenilince devamı olarak <strong>Özyurt</strong>&#8216;u yazmış Faruk Nafiz. Türkler kaldıkları yerden dünyaya medeniyeti getirmeye devam etmiş bu oyunda. [...] Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında Tiyatro o kadar rejimin hizmetindeymiş ki 1934&#8242;te sırf İran Şahı Türkiye&#8217;ye gelecek diye Atatürk, Türk-İran dostluğunu anlatmak üzere tiyatroculara <strong>Öz Soy</strong> oyununu sipariş etmiş.&#8221;</em> <a href="http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-bayonder.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20081106_derin_dusunce_org_kemalist_kadin.jpg" alt="" width="150" height="150" />Sanatçının elbette politik tercihleri olabilir, eserlerinde bunları yansıtabilir. Ama o sanatı yaşayanlar yani seyirciler, okuyucular özgür oldukları müddetçe sanattan bahsedilebilir. Aksi takdirde bu bir beyin yıkamadan ibaret olacaktır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sartre “sanat için sanat” yapmaya karşı olduğu kadar “sosyalist gerçekçiliğe” de karşı. Fildişi kulelerde üretilen sorumsuz güzellikler ona göre değil. Fakat  edebiyat siyasî propaganda derekesine de düşürül<span style="text-decoration: underline;">me</span>meli.<strong> Edebiyat zulme direnirken siyasî projelere alet ol<span style="text-decoration: underline;">ma</span>malı. Zira propaganda manipüle eder, köleleştirir. Oysa edebiyat bunun zıddıdır. Hür insanların hür vicdanlarına hitab eder. Propaganda ise edebiyatın ölümüdür.</strong> Gerçekten de zulme direnirken propaganda yoluyla yeni zulümlere kapı açma tehlikesi var. İnsan aklının, vicdanının, özgürlüğün hiç bir zaman devre dışı bırakıl<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ması gerek. Yoksa varılacak yer totalitarizm olacaktır.&#8221;</em> (Bkz. <a title="Permanent Link to Kaliteli Ateizmin Faydaları ve Sartre(1)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2012/04/29/kaliteli-ateizmin-faydalari-ve-sartre1/">Kaliteli Ateizmin Faydaları ve Sartre</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p>&#8230;E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/02/kemalizmin-zararlari-16-sanatciyi-rezil-eder/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/kemalizmin-zararlari-16-sanatciyi-rezil-eder/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baştan alalım: Muhafazakâr kimdir ve sanat nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/bastan-alalim-muhafazakar-kimdir-ve-sanat-nedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/bastan-alalim-muhafazakar-kimdir-ve-sanat-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 22:37:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21736</guid>
		<description><![CDATA[ 
Vaktiyle olumsuz mânâda ve yerme ifadesiyle kulanılan &#8220;muhafazakârlıkla&#8221; sık sık itham edilmiş bir Müslüman dindar olarak &#8220;İsim ile İslam arasında Muhafazakârlık&#8221; başlıklı bir yazı yazmıştım, yazı sonrası çok olumlu geri dönüşler almıştım. Bugün ise &#8220;Şehir Tiyatrolarındaki yeni düzenlemeler&#8221; bahsinde yine muhafazakârlık konusunu konuşuyoruz ama yine aynı ezberle devam ediyoruz yani konuyla ilgili yorum yapanların çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/sanat_kuslar.gif"><img class="size-full wp-image-21737 aligncenter" title="sanat_kuslar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/sanat_kuslar.gif" alt="" width="400" height="241" /></a></p>
<p>Vaktiyle olumsuz mânâda ve yerme ifadesiyle kulanılan &#8220;muhafazakârlıkla&#8221; sık sık itham edilmiş bir Müslüman dindar olarak &#8220;<strong><em>İsim ile İslam arasında Muhafazakârlık</em></strong>&#8221; başlıklı bir yazı yazmıştım, yazı sonrası çok olumlu geri dönüşler almıştım. Bugün ise &#8220;Şehir Tiyatrolarındaki yeni düzenlemeler&#8221; bahsinde yine muhafazakârlık konusunu konuşuyoruz ama yine aynı ezberle devam ediyoruz yani konuyla ilgili yorum yapanların çoğu &#8220;muhafazakârlar=Müslümanlar&#8221; ezberinden yola çıkıyor, bunu indirgemeci bir üslupla ve olumsuz bir manada kullanıyor dolayısı ile konu bir şekilde netleşemiyor.</p>
<p><strong>  Öyle ise sormak lazım &#8220;muhafazakâr kimdir ve sanat nedir?&#8221; </strong></p>
<p>  Muhafazakâr Arapça bir kelime (ha-fe-za /ظ-ف-خ) &#8220;korumak&#8221; kökünden geliyor ve &#8220;koruyan, muhafaza eden&#8221; anlamını taşıyor.</p>
<p>  Laik ve modern düşünce biçimine sahip zihinler 14 asır öncesi indirilen emirler bütününe bugün dahi aynı ihtimamla iman eden Müslümanları haliyle &#8220;muhafazakâr&#8221; olarak tanımlanıyor. Ancak bu bir yanılgı zira İslam&#8217;ın özüne bakan bir insan çok net bir biçimde İslam&#8217;ın devrimci (devrimciliği Marksist ideoloji manasında kullanmıyorum elbet) olduğunu görebilir. İslam zulme, adaletsizliğe, baskı ve zorbalığa ve hatta düşünmemeye karşı devrimcidir, insanı çürüten ve yozlaştıran her şeye karşı devrimcidir ve muhafazakâr bir refleks göstermez. Ancak Türkiye&#8217;de İslam devlet ve devlet kurumu Diyanet eliyle tebliğ edildiğinden, toplum tarihsel serüven açısından &#8220;devletçi&#8221; olduğundan ve Harf İnkilabi ile dinlerinin dilinin harflerinden bile koparıldığından ortaya haliyle &#8220;muhafazakâr Müslüman&#8221; örneği çıkıyor.</p>
<p>  Konuyla ilgili olarak Taraf gazetesinden Neşe Düzel&#8217;in Hilmi Yavuz&#8217;la yaptığı röportaj önemli. Hilmi Yavuz üstad verdiği röportajda &#8220;<em>Müslümanlar Kemalistleşti</em>&#8221; derken zannediyorum bahsettiğim  sonucu kastediyor ancak haddimi aşmadan ve saygısızlığa düşmeden ifade edeyim &#8220;Kemalistleşme&#8221; bahsinde zannediyorum biraz fazla ileri gidiyor. Mevcut durumdaki <span id="more-21736"></span>sorunu ifade etmenin yolu salt sonucu tanımlamaktan fazlası olmalıdır diye düşünüyorum. Örnekleyecek olursam Ahmet Altan&#8217;ın &#8220;<em>Din, ahlâk ve kasaba</em>&#8221; başlıklı yazısına bakalım, Ahmet Altan bir entelektüel olarak, estetik ve özgür bir ruha sahip edebi eserlerin yazarı olarak maalesef  indirgemeci bir dille muhafazakârlığı bir zümreye mâl ediyor, sanatı elitist bir tavır olarak tanımlayıp, belirli bir zümreye aitmiş gibi söylemlerde bulunuyor, ben şahsen bu tavrı sorunlu ve çözümden uzak buluyorum.</p>
<p>  Allah&#8217;a şükrolsun bu ülkede Cihan Aktaş gibi yazarlar var. Müslüman dindar bir kadın olan Cihan Aktaş&#8217;ın konuyla ilgili yazdığı &#8220;<em>Kasaba, sanat ve muhafazakârlık</em>&#8221; ve &#8220;<em>Mustafa Kutlu ve muhafazakârlık</em>&#8221; başlıklı iki yazısına bakınca &#8220;muhafazakâr&#8221; tanımı yapanların tüm tezlerinin alt üst olduğunu görmek mümkün. Kendini antimuhafazakâr gören, muhafazakârlığı eleştiren, sanat ve estetik konusunda kendini yetkin gören isimlerin &#8220;modern, sınırlı, köşeli ve kalıplı&#8221; düşüncelerine mukabil Aktaş&#8217;ın düşünce biçimi, verdiği örnekleri işaret ettiği hususlar kısır tanımlamalara ve üst perdeden konuşmalara sadece üslup olarak değil içerik olarak da cevap verecek türden.</p>
<p>  Gelelelim sanata&#8230; Sanat, birçok dilde &#8220;yapay&#8221; [(İngilizce Art, Artifikal=Yapay, (Almanca) Künstlich=Yapay, (Arapça) Suni=Yapay)] anlamına geliyor. Felsefe&#8217;de ise sanat &#8220;Taklit olarak sanat ve Yaratma olarak sanat&#8221; olmak üzere birbirinden farklı birkaç başlık dahilinde ele alınıyor. Bence adı, muhafazakâr Müslüman olsun, Kemalist olsun, faşist olsun, ne olursa olsun &#8220;modern, köşeli, net, değişmez, kalıplı&#8221; bir düşünme biçimine sahip zihinlerin sanat gibi &#8220;özgür ruhun, estetik zevkin&#8221; ürünü olan bir alana dair eser üretmesi elbet mümkün değildir ancak tanımsal ve felsefi yaklaşımlara baktığımızda &#8220;yapaylık, taklit ve yaratma&#8221; bahsinde her farklı duruşun kendine ait (ve hatta kendini ortaya koyan) bir sanat anlayışı vardır.</p>
<p>  Bu noktada Hilmi Yavuz röportajından alıntı yapacağım, Yavuz <em>&#8220;Muhafazakâr sanat, İslam medeniyetinin ürettiği sanattır. Şöyle&#8230; Geçmişte üretilmiş olan bir sanat vardır ve bu sanatın arka planında da İslam medeniyeti bulunur. Dolayısıyla muhafazakâr sanat, bir medeniyetin estetiğidir! Muhafazakâr sanat, İslam medeniyetinin estetiğidir. İslam, geçmişte büyük bir estetik medeniyet yarattı!&#8221; </em>derken çok doğru bir şey söylüyor. Zira İslam salt Türkiye Müslümanlığı gibi üzerinde oynanılmış bir sonuç üzerinden okunamaz. Müslümanlık ve Türkiye Müslümanlığı birbirinden farklı şeylerdir demek istemiyorum ancak &#8220;estetik ve sanat&#8221; bağlamında olduğu gibi Türkiye Müslümanlığı bir parça özünden kopatılmıştır ve ruhu zarar görmüştür diye düşünüyorum. Ancak Yavuz&#8217;un &#8220;<em>İnsanın dünyadaki vazifesi, dünyayı güzelleştirmektir&#8221; diyor. Şimdi mesele, eğer dünyayı güzelleştirmekse, basitçe, doğrudan doğruya estetiğin meselesidir bu. Dolayısıyla bunun etik, ahlak boyutu çok ayrı biçimde ele alınmalı.&#8221; </em>açıklamasını da bir parça eksik buluyorum zira İslam tamamıyla bir bütündür, ne İslam&#8217;ın içinden &#8220;şekilci&#8221; şeriatı ne de özünden estetik, ince düşünen bir ruhu söküp alamayız dolayısı ile Rasulullah Efendimizin &#8220;güzellikten&#8221; kastı görünen ve görünmeyeni de kapsamaktadır. Elbet bir okuru olarak benim Hilmi Yavuz&#8217;dan öğreneceğim çok şey varken kastım burada Yavuz&#8217;un eksik söylediğini tamamlamak falan değil, yer yer &#8220;muhafazakârlıkla&#8221; itham edilen Müslümanların da bunda payı olduğunu düşünüyorum ve düzeltilmesi gereken hususları naçizane ifade etmeye çalışıyorum.</p>
<p>  Kemalizm bir ideoloji olduğu kadar bir üslup ve bir duruştur. Her ideolojiden fazla &#8220;muhafazakâr&#8221;dır. Kemalizmin muhafazakârlığını yahut Müslümanların muhafazakârlaşmasını eleştiren her düşünce sahibinin öncelikle Kemalist üsluptan, üst perdeden konuşma hasletinden kurtulması gerekmektedir. Dahası ideolojist, iktidar yanlısı, Türk-islamcı vs. tüm Müslümanları, salt Müslümanlar yahut dindarlar olarak tanımlamak da toptancılıktır. Ve tüm bunlardan yapıcı bir dille kurtulmak gerekmektedir.</p>
<p>  Özetle muhafazakâr refleks gösteren iktidarın-belediyelerin Şehir Tiyatrolarına müdahale etme hakkı yoktur ama &#8220;devlete sırtımızı verelim ama devlet hiçbir şeyimize karışmasın&#8221; diyen Tiyatrocuların bu tip söylemlerinin de bir karşılığı yoktur zira devlete sırtınızı dayadığınız an devlette size bir şeyleri dayatır. Devlet isimli güç zaten budur.</p>
<p>  Özetle muhafazakâr bir duruşu eleştirirken, kullanılan &#8220;Kemalist&#8221; vs. gibi kavramları da dikkatli kullanmak gerekir zira kullanırken takındığımız üslup bizi eleştirdiğimiz şeyin aynısı kılabilir.</p>
<p>  Sanat öyle güçlü bir alan ki &#8220;kötülükten bile bir güzellik çıkarabiliyor&#8221; şöyle diyor Baudelaire:</p>
<p>&#8220;<strong><em>Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Ve ben bugünkü &#8220;sanat ve muhafazakârlık&#8221; tartışmalarını çok önemsiyorum, kötülükten güzellik çıkartabileceğimizi umuyorum. Bir hattatın üzerine kendini üslubunu eklediği &#8220;vav&#8221; harfi de, Fovist bir ressamın tüpten fışkırmış gibi duran tablosu da; Kavafis&#8217;in &#8220;Kent&#8221; şiirindeki dingin huzursuzluk da, Nizar Kabbani&#8217;nin &#8220;Resim Dersi&#8221; şiirindeki isyansız çığlık da; Velazquez&#8217;in &#8220;Las Meninas&#8221;ı da, kurumuş dallar arasından baharla birlik fışkıran bir yaprak da alıcısına göre estetiktir, sanattır, dolayısı ile sanatı bir zümrenin form vermesinden haklı olarak rahatsızlık duyanların onu kendilerince ehil saydıkları bir başka zümreye teslim etme hakkı yoktur çünkü sanatın genel geçerliliği olan bir tanımı yoktur ve kimsenin tekelinde değildir.</p>
<p><strong><em>  </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/01/bastan-alalim-muhafazakar-kimdir-ve-sanat-nedir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/bastan-alalim-muhafazakar-kimdir-ve-sanat-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kıyıya Vuran Dalgalar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/kiyiya-vuran-dalgalar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/kiyiya-vuran-dalgalar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 20:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21697</guid>
		<description><![CDATA[
 Sibel Öz
&#8220;Kıyıya Vuran Dalgalar&#8221;, alışılageldik öykü kitaplarından biraz farklı. Yazarlarının çoğul oluşu, ama bundan da önemlisi yazarlarının hapiste oluşu, kitabı daha farklı bir gözle okumamızı sağlıyor. Kitabı oluşturan öykülerin dokuz yazarından sadece biri dışarıda. O da daha önce, -diğerleri gibi- siyasi nedenlerle on yıl hapiste kalmış.
&#8220;İçeriden&#8221; hayata bakış, belki her zaman merak konusu. Ancak öyküler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/6-ben-annem-ve-komsu-kadin-seda-oz.jpg"><img class="size-full wp-image-21696 aligncenter" title="6-ben-annem-ve-komsu-kadin-seda-oz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/6-ben-annem-ve-komsu-kadin-seda-oz.jpg" alt="" width="450" height="324" /></a></p>
<p><strong><em> Sibel Öz</em></strong></p>
<p>&#8220;Kıyıya Vuran Dalgalar&#8221;, alışılageldik öykü kitaplarından biraz farklı. Yazarlarının çoğul oluşu, ama bundan da önemlisi yazarlarının hapiste oluşu, kitabı daha farklı bir gözle okumamızı sağlıyor. Kitabı oluşturan öykülerin dokuz yazarından sadece biri dışarıda. O da daha önce, -diğerleri gibi- siyasi nedenlerle on yıl hapiste kalmış.</p>
<p>&#8220;İçeriden&#8221; hayata bakış, belki her zaman merak konusu. Ancak öyküler, hayatın kıyısından değil, tam içinden yazılmış. Yazarları ununu eleyip eleğini asmış olmadıklarından öyküler de hala hayatla hesaplaşmakta ve bu nedenle gerçek anlamda yaşayan figürlerle örülmüş.</p>
<p>Kitabın ilk öyküsü, Sami Özbil&#8217;in &#8220;Eksik Bir Şey&#8221; adlı öyküsü. &#8220;Eksik Bir Şey&#8221;, aslında siyasi tutsakların bu kitapta ve bu kitapla söylemek istediklerini de özetliyor. &#8220;Hayatta biz eksiğiz&#8221; diyor doksan kuşağı. Seksen sonrası baskı ortamında toplumun en ufak demokratik kıpırdanışına izin vermemek adına <span id="more-21697"></span>katledilen, işkencelerden geçirilen, kaybedilen doksan kuşağından hayatta kalan ve eli kalem tutanlar, hayata borçlu oldukları hikayeleri anlatmışlar kitapta. Hayattan koparılarak hapishaneye kapatılmış siyasi insanlar, öykülerini anlattıkları insanları yaşayarak değil adeta soluyarak, aslında hayattan koparılmamış olduklarını da söylemekteler. Çünkü öyküler öylesine canlı ve kahramanlar öylesine etrafımızdalar ki, yazarlar bize, &#8220;bizden biri&#8221; olduklarını edebiyatın sihirli gücüyle anlatmaktalar. &#8220;Eksik Bir Şey&#8221;in, çok katmanlı bir eksikliğe vurgu yaptığını anlıyoruz kitabı okuduğumuzda. Öykülerdeki edebi tat, yazarların ve aslında siyasi tutsakların &#8220;Edebiyatta biz eksiğiz&#8221; iddiasını da ortaya koyuyor. Edebiyatın, günümüz popülist ve post modern tekelci piyasasının zincirlerini tam kıramadığı gözetildiğinde, politik muhalif kesimlerin onlarca yıl bu ülkede yaşadıklarını ve hikayelerini edebiyatın yeterince gördüğü söylemek mümkün değil. Bu &#8220;görmezden gelme&#8221; hali, bir egemen tavrın ya da egemenin yanında olma tavrının sonucu. &#8220;Kıyıya Vuran Dalgalar&#8221; kitabı, yazarlarının on küsur yıldır hapiste olmalarına karşın o derece hayatın içinden çelişkilerle örülmüş öykülerle dolu ki, onları &#8220;cezaevi edebiyatı&#8221; olarak damgalamak da mümkün değil. &#8220;Politik olanı&#8221; sloganlarda değil, hayatın içinde arayıp bulan ve oradan çıkaran edebi tavır, tam da edebi titanlara ait &#8220;politik olanı&#8221; küçümseme, edebiyat dışı ilan etme imkanını ortadan kaldırmakta ve &#8220;Edebiyatta biz eksiğiz&#8221; demekte. Bunun tersi, &#8220;Biz ve hikayelerimiz yoksak, edebiyat eksiktir&#8221; demek oluyor ki, bu söylem edebiyatın hayattan kopmasını da yeterince açıklamakta.</p>
<p>Kıyıya Vuran Dalgalar&#8217;ın ortaya çıkış süreci de ayrı bir öykü. Dışarda Deli Dalgalar adlı vatandaş inisiyatifi yaklaşık dört buçuk yıldır, hapishanelerdeki siyasi tutuklu ve hükümlülere kitap, mektup gönderen bir gönüllü çalışması yürütmekte. &#8220;Dışarda&#8221; pek bilinmese de, &#8220;içeride&#8221; bir şehir efsanesi olma yolunda. Zaten işin &#8220;delilik&#8221; tarafı, dışarıda bilinmeyi, tanınmayı umursamadan, içeriye dönük &#8220;isimsiz&#8221;, nereden, ne zaman geleceği belirsiz bir sıcak &#8220;dost, kardeş, yoldaş&#8221; eli yaratmakta&#8230; Dışarıdaki hayattan apansız koparılıp alındığınızda, tek başınıza kalmışken bir anda açılan mazgaldan bir dost selamının içeri uzanması, &#8220;Orada olduğunu biliyoruz&#8221; demesi&#8230; Dışarda Deli Dalgalar&#8217;ın tecridi kıracak dozerleri olmasa da, sabırlı ve güçlü karınca adımları var. Büyük harflerle konuşmaktan kaçınarak, emeği, olanı, bazen de olmayanı bölüştürerek bir paylaşım sofrasına buyur etmesi, onu yeterince &#8220;deli&#8221; ve özgün kılmakta. Kıyıya Vuran Dalgalar kitabının gerisinde dört buçuk yıldır hapishane duvarlarını sabırla döven kollektif bir emek var.</p>
<p>Dışarda Deli Dalgalar, dışarıdan içeriye bir köprü olma amacını, yıllar önce &#8220;Ya siz dışarıya, ya biz içeriye!&#8221; sloganıyla özetlemiş. Ya siyasi tutsakları dışarı alma, ya da onları alıncaya kadar her vesileyle içeri girme, bu gönüllü çalışmasının temel felsefesini oluşturmakta. Bir öykü kitabı çıkarmak da, bu &#8220;içeri girme&#8221;nin ve onları dışarı çıkarmanın bir biçimi olarak düşünülmüş. İçerideki öykücülere, aynı zamanda Dışarda Deli Dalgalar gönüllüleri olan fotoğraf sanatçılarının çektikleri üçer fotoğraf gönderilerek, onlardan bu fotoğraflardan seçecekleri birinin öyküsünü yazmaları istenmiş. Yani fotoğraflar dışarıdan -hayattan-, öyküler içeriden. Artık herkesin malumu olan çileli bir haberleşme macerası ile öyküler gide gele sonunda bir dosya oluşmuş. İnsanların olduğu gibi öykülerin de dört duvarın dışına çıkarılmasının hiç de kolay olmadığını tahmin etmek zor değil. &#8220;Meryem&#8217;in Oyuncakları&#8221;, &#8220;Leylak Sokak&#8221;, &#8220;Kırmızı Şapkalı Kadın&#8221;, &#8220;Kar Yangını&#8221;, &#8220;Eltiler&#8221;, &#8220;Bir Dilim Güneş&#8221; , &#8220;Herkes Gitmişti&#8221; ve diğerleri böyle çıkmış gün yüzüne&#8230; Şimdi onların yazarlarının özgür olmadığını kim söyleyebilir? Hala devam ediyorlar sokaklarda dolaşmaya, hayatla ve insanlarla didişmeye, taşta biten güllerin hikayesini yazmaya&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Sanat üzerine e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/28/kiyiya-vuran-dalgalar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/kiyiya-vuran-dalgalar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Chet Baker / Sahte cennetlerin sahici adamı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/chet-baker-sahte-cennetlerin-sahici-adami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/chet-baker-sahte-cennetlerin-sahici-adami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 01:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Jazz]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21681</guid>
		<description><![CDATA[Konuşurken&#8230; cümlelerini bitirmeyen&#8230; nasıl anlatsam&#8230; hani var ya&#8230; bitmemiş cümleler&#8230; yarım kalmışlığın sayesinde&#8230; dinleyenlere daha fazla özgürlük&#8230; insanların hayal güçleriyle tamamlayabilecekleri boşluklar&#8230; soyut resim gibi her bakanın farklı bir şey gördüğü&#8230; her mânâya çekilebilecek&#8230; bir türlü bitmek bilmeyen&#8230; sonu gelmez&#8230; hayatın kendisi gibi&#8230; ucu açık&#8230; hani beyaz kâğıda damlamış bir kaç damla mürekkebin bıraktığı izler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21683" title="jazz_chet_baker" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker.jpg" alt="" width="264" height="396" /></a>Konuşurken&#8230; cümlelerini bitirmeyen&#8230; nasıl anlatsam&#8230; hani var ya&#8230; bitmemiş cümleler&#8230; yarım kalmışlığın sayesinde&#8230; dinleyenlere daha fazla özgürlük&#8230; insanların hayal güçleriyle tamamlayabilecekleri boşluklar&#8230; soyut resim gibi her bakanın farklı bir şey gördüğü&#8230; her mânâya çekilebilecek&#8230; bir türlü bitmek bilmeyen&#8230; sonu gelmez&#8230; hayatın kendisi gibi&#8230; ucu açık&#8230; hani beyaz kâğıda damlamış bir kaç damla mürekkebin bıraktığı izler en mahrem kâbuslarımızın kapısını açar ya&#8230; işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p> Jazz dinlerken içimi kaplayan özgürlük hissini başka müzik türlerinde bulamadım hiç bir zaman. Meselâ klasik müzikte bu özgürlüğü değil mükemmele bir yakınsama duyar kulaklarım. Bir senfoni nasıl daha mükemmel çalınabilir? Keman, flüt, obua&#8230; kaç defa prova etmişlerdir kim bilir. Matematiksel mükemmellik arayışı bazen rahatsız edicidir. Başlarındaki orkestra şefi biraz okul müdürü gibidir, biraz fabrikadaki ustabaşı, biraz askerleri yöneten generalleri anımsatır bana. Oda orkestralarında ise bu &#8220;endüstriyel hiyerarşi&#8221; görünmez. Müzisyenlerin damlayan terlerini, mimiklerini, göz göze konuşmalarını &#8220;işitebileceğim&#8221; küçük konser salonlarını bunun için seviyorum. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Giuliano Carmignola ile ibadet </a>) Klasik müziğin büyüklüğü küçük orkestralarda daha iyi görünür gözüme (=aklıma).</p>
<p> Peki ya Jazz? Chet Baker dinliyorum şimdi, saat gecenin kaçı&#8230; hani var ya&#8230; parçanın adı <strong>&#8220;<em>In a sentimental mood</em>&#8220;</strong>&#8230; böyle bir parçaya isim verilmesi &#8230; nasıl desem&#8230; gerekli miydi?&#8230; &#8230; zaten doğaçlama &#8230; Chet Baker bu parçayı iki kez üst üste aynı biçimde  &#8230; sanki? Mümkün değil&#8230; o da biliyordu bunu, eminim&#8230;</p>
<p> Haydi, bu jazzy mood stili bırakıp sert bir kahve içelim. Ardından da düzgün cümle kurmaya çalışalım&#8230; Louis Armstrong&#8217;un bir sözü var: <strong><em>&#8220;Never play anything the same way twice&#8221;</em></strong>. Haksız mı adam? <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CC8QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%25E2%2580%2593-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/&amp;ei=BCWbT4PXMeSh0QXHtoWIDw&amp;usg=AFQjCNExj2kxqsn">André Marfaing</a>‘in resim yaptığı gibi müzik yapacaksın, bir de üşenmeden parçalarına isim vereceksin. Sanki iki melankolik gece, iki depresyon, <span id="more-21681"></span>iki uyuşturucu krizi aynı olabilirmiş gibi. İki tutuklanma, iki gözaltı misap boncukları gibi birbirine benzeyebilirmiş gibi.</p>
<p>Kelime kutucuklarına sığmayan, anlatılmayan bir şey jazz. Yaşanır&#8230; ya da yaşanmaz. Armstrong&#8217;un dediği gibi: <strong><em>&#8220;Hot can be cool, and cool can be hot, and each can be both. But hot or cool, man, jazz is jazz.&#8221;</em></strong> Eh, biz de Berlin flarmoni orkestrası&#8217;ndan değil Chet Baker&#8217;dan bahsediyoruz. Uyuşturucu satıcıları tarafından dişleri kırılan, takma dişle trompet çalmaya çalışan birinin hayatının hangi anı bir diğeri ile &#8220;bir&#8221; olabilir ki isim verilsin?</p>
<p> Yatağında ölmez Chet Baker gibi insanlar, ayakta ölürler. Ama etraftakiler onları uzun süre canlı sanır. <strong><em>&#8220;Müzisyenler emekli olmaz, içlerindeki müzik bitince istop ederler&#8221;</em></strong> diyordu Louis Armstrong. Chet Baker da böyle istop etti. 13 mayıs 1988&#8242;de aşırı dozda uyuşturucu almış bir ceset Amsterdam&#8217;daki <em>Prins Hendrik</em> otelinin önünde ölü bulundu. İkinci kattaki odasından düşen(?) Chet Baker&#8217;in cesediydi bu. Peki gerçekten 13 mayısta mı öldü? Bana kalırsa &#8230; yaşa<span style="text-decoration: underline;">ma</span>mak için ölmüş olmak gerek<span style="text-decoration: underline;">me</span>z her zaman:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Kimse onun bir hayalet olduğunu tahmin edemezdi. Yaşayan bir ölü için fazlasıyla güzeldi o, fazlasıyla tatlı, çekici. Hayaletlerin sıcaklığı olmaz. Soğuk çarşaflar gibidirler ya da korkunç bir karaltıya benzerler. Keşke aldanmasaydık. Bizi büyüleyen, böylesine avucuna alan ve bize zevk veren bu güç neydi? Tuzağa düşmüştük. Onun çoktan ölmüş olduğunu anlayamadık.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Aslında Marilyn Monroe tam olarak ölmüş sayılmazdı. Biraz ölmüştü. Neşeli görüntüsünün içimizde uyandırdığı zevkten körleşiyorduk: <strong>YaşaMAmak için ölmüş olmak gerekMiyordu</strong>. O doğuşundan itibaren yaşaMAmaya başlamıştı. Annesi bir &#8220;piç&#8221; doğurduğu için insanlıktan kovulmuştu ve son derecede mutsuzdu&#8230; Bebekler insanların kanunla çizdiği yerler dışında yaşayamazlar. Norma Jean Baker daha doğmadan kanun dışı olmuştu. Bunalım içindeki annesi bebeği ile ilgilenebilecek durumda değildi. Küçük Norma soğuk yetimhanelerde ve geçici ailelerde kaldı. Sevgiyi öğrenmek zordu.&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/2011/10/22/kirik-parcalar-marilyn-monroe/">Kırık parçalar</a>)</p>
<p>Chet Baker&#8217;ın imajı da tıpkı Marilyn Monroe gibi pazarlanmıştı. Yakışıklı bir playboydu o. Kızların başını döndüren bir « aşk yapıcı ». Oysa ızdırap ve ihanet ile lekelenmiş ilişkiler tattı &#8220;aşk&#8221; niyetine. Yeryüzü cennetini eroinde aradı. Hakiki bir dost yoksa kalabalık bir yerde de yalnızdır insan.. Gurbettedir. (Bkz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong> kitabı) Sürgündedir. Fırlatılmışlık, atılmışlık hissi doldurur yüreğini. Herkes yerini bulmuş gibi görünür ama sen kaybolmuş turist gibisindir, yerini bulamazsın: </p>
<p><iframe width="200" height="165" src="http://www.youtube.com/embed/zdDhinO58ss" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Alone together</span></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Can&#8217;t stand your present job, afraid of getting fired</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Depressed? Staring at the0late night tube</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>You could call that number</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>But you&#8217;d just get someone just like you</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Well, I feel that way too</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Just the same as you</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Like it&#8217;s getting worse before it&#8217;s getting better</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>I&#8217;ve got troubles of my own</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>But as long as you&#8217;re alone</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Stick with me and we&#8217;ll be alone&#8221;together</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Beer is warm, dinner&#8217;s cold and greasy</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Even when life isn&#8217;t hard it always seems uneasy</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>All alone, nobody&#8221;seems to care</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Everybody&#8217;s got some place</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>And you don&#8217;t fit in anywhere</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21685" title="jazz_chet_baker_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker_2.jpg" alt="" width="260" height="373" /></a> Chet Baker 1929&#8242;da Oklahoma&#8217;da düşmüşstü dünyaya. 1929, 1930, 1931&#8230; Hitler, Stalin, Churhill, Mussolini,&#8230; Sadece Chet&#8217;in değil İnsanlığın aşağıya düşüş yıllarıydı. Hammadde fiyatları düşüyordu. Büyük buhran, borsa krizi ve 2ci dünya savaşı yılları.. Borsa&#8217;da hisse senetleri düştü, insanın kıymeti de düştü. İşsizlik, açlık, toplama kampları, soykırımlar ve Hiroşimalar, Nagazakiler&#8230;</p>
<p> Bir şehri haritadan silmenin ismi &#8220;zafer&#8221; olmuştu. Cinsel münasebetin adı ise &#8220;aşk&#8221;. Kelimelerini kaybetmiş batı uygarlığının(!) kayıp çocuğuydu Chet. Gençlik yıllarında gözlerinde saklı bir kaybolmuşluk vardı. Ya Ölürken? Trompetine sımsıkı sarılmış bir ihtiyar&#8230; Başaramadığı hayatları, kendisi olamadığı BEN&#8217;leri unutmak için, kaybolmak için çalan bir müzisyen. Ah şu trompet! <em><strong>&#8220;Bir açılsa da içine girip kaybolsam!&#8221; </strong></em>dercesine kırışıklarla dolu yüzüne bastırdığı trompet&#8230;</p>
<p> Let&#8217;s get lost. Haydi kaybolalım Chet.</p>
<p> <iframe width="200" height="165" src="http://www.youtube.com/embed/Q0ZBaZoBCaA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><em>Let&#8217;s get lost, lost in each other&#8217;s arms</em></p>
<p><em>Let&#8217;s get lost, let them send out alarms</em></p>
<p><em>And though they&#8217;ll think us rather rude</em></p>
<p><em>Let&#8217;s tell the world we&#8217;re in that crazy mood.</em></p>
<p><em>Let&#8217;s defrost in a romantic mist</em></p>
<p><em>Let&#8217;s get crossed off everybody&#8217;s list</em></p>
<p><em>To celebrate this night we found each other, mmm, let&#8217;s get lost</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Let&#8217;s defrost in a romantic mist</em></p>
<p><em>Let&#8217;s get crossed off everybody&#8217;s list</em></p>
<p><em>To celebrate this night we found each other, mm, let&#8217;s get lost</em></p>
<p><em>oh oh, let&#8217;s get lost</em></p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker_22.jpg"><img class="size-full wp-image-21684 aligncenter" title="Chet Baker - Coleccion Jazz Impressions" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/jazz_chet_baker_22.jpg" alt="" width="490" height="366" /></a> </p>
<p> </p>
<p> … E-Kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="142" height="204" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong>İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify; PADDING-LEFT: 30px"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/28/chet-baker-sahte-cennetlerin-sahici-adami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/28/chet-baker-sahte-cennetlerin-sahici-adami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baharın istiğfarı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/24/baharin-istigfari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/24/baharin-istigfari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 18:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21616</guid>
		<description><![CDATA[ 
Çok bekledim baharı
sana yazabilmek umuduyla.
Kan çiçekleri açtı avuçlarımda
parmaklarıma dikenli sarmaşıklar dolaştı
kan çiçekleri&#8230;
Kan çiçekleri var ya
bileklerime doğru&#8230;
 
Öyle
sırılsıklam bir gece vakti miydi yoksa sabaha doğru mu&#8230;
Öyle
kan çiçekleri bileklerime doğruyken
kiraz çiçekleri
tomurcuk karanfiller
arasında gittim gittim geldim
sırılsıklam bir gece vakti miydi yoksa sabaha doğru mu&#8230;
Bahara doğru,
kiraz çiçekleri ve tomurcuk karanfiller arasında gittim gittim geldim
en sonunda seni seçtim
oldukça tereddütsüz.
 
Bir siyah inciden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/baharin_istigfari.jpg"><img class="size-full wp-image-21615 aligncenter" title="baharin_istigfari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/baharin_istigfari.jpg" alt="" width="450" height="337" /></a> </p>
<p>Çok bekledim baharı</p>
<p>sana yazabilmek umuduyla.</p>
<p>Kan çiçekleri açtı avuçlarımda</p>
<p>parmaklarıma dikenli sarmaşıklar dolaştı</p>
<p>kan çiçekleri&#8230;</p>
<p>Kan çiçekleri var ya</p>
<p>bileklerime doğru&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Öyle</p>
<p>sırılsıklam bir gece vakti miydi yoksa sabaha doğru mu&#8230;</p>
<p>Öyle</p>
<p>kan çiçekleri bileklerime doğruyken</p>
<p>kiraz çiçekleri</p>
<p>tomurcuk karanfiller<span id="more-21616"></span></p>
<p>arasında gittim gittim geldim</p>
<p>sırılsıklam bir gece vakti miydi yoksa sabaha doğru mu&#8230;</p>
<p>Bahara doğru,</p>
<p>kiraz çiçekleri ve tomurcuk karanfiller arasında gittim gittim geldim</p>
<p>en sonunda seni seçtim</p>
<p>oldukça tereddütsüz.</p>
<p> </p>
<p>Bir siyah inciden bir beyaz inciye dökülüyordu kirpiklerin</p>
<p>bir de gamzelerin vardı tabi</p>
<p>bak o bahse hiç mi hiç giremedim.</p>
<p>Sırılsıklam</p>
<p>bir gece vakti miydi</p>
<p>sabaha doğru muydu</p>
<p>bahara doğru mu</p>
<p>seçemedim.</p>
<p> </p>
<p>Bir siyah inciden bir beyaz inciye dökülüyorken kirpiklerin</p>
<p>parmaklarının arasında tütün ufaladığın bir geceyi seçtim</p>
<p>çünkü yoktun</p>
<p>dayanamadım;</p>
<p>geceyi kusursuzca ikiye böldüm:</p>
<p>bir yanına sen uzandın, diğerini bana ayırdım.</p>
<p>Geceyi kusursuzca ikiye böldüm:</p>
<p>bir yanına yağmur yağdı, diğerine sen</p>
<p>ben ıslandım.</p>
<p>Vapurun güvertesinde bir bardak çayla avuçlarını ısıttığın geceyi seçtim</p>
<p>çünkü yoktum</p>
<p>ve üşüyordun</p>
<p>dayanamadım;</p>
<p>geceyi kusursuzca ikiye böldüm:</p>
<p>bir yanında sen açtın diğerinde kiraz çiçekleri.</p>
<p>Geceyi kusursuzca ikiye böldüm:</p>
<p>bir yanını toprak örttü diğerini sen</p>
<p>ben öldüm.</p>
<p>Kan çiçekleri açtı mezarımda</p>
<p>kan çiçekleri var ya</p>
<p>cesedime doğru&#8230;</p>
<p> </p>
<p>İçimde sen</p>
<p>içim zehir;</p>
<p>kan çiçekleri!</p>
<p>Kan çiçekleri var ya</p>
<p>gırlağıma doğru&#8230;</p>
<p>Ben kan çiçekleriyle sarmaş dolaş;</p>
<p>yoksun.</p>
<p> </p>
<p>Sırılsıklam</p>
<p>gece yarısı mı</p>
<p>sabaha doğru mu</p>
<p>seçemiyorum</p>
<p>içime içime baktığın bir fotoğrafın&#8230;</p>
<p>parmaklarımı gamzelerinde gezdiriyorum</p>
<p>irkilirsin diye bekliyorum</p>
<p>kıpırdamıyorsun</p>
<p>parmaklarıma dolanmış dikenler ilişmiyor sana</p>
<p>içimde kök salmış kan çiçeklerini besliyorsun;</p>
<p>acıyorum.</p>
<p>Karanfillerden şifa umuyorum.</p>
<p> </p>
<p>İncilerin döküldüğü kirpiklerinin saklısında gözyaşların var mıdır?</p>
<p>Parmaklarını aşırılmış bir fotoğrafım üzerinde dolaşır mı?</p>
<p>Gizliden bakar mısın, sen de bana?</p>
<p>Ya da içimden söküp alır mısın kan çiçeklerini aşikâr&#8230;</p>
<p>Bilir misin en çok karanfilleri sevdiğimi&#8230;</p>
<p>Bilir misin</p>
<p>vakti</p>
<p>mevsimi</p>
<p>kendimi</p>
<p>şaşırdığım zamanların sebebinin kim olduğunu?</p>
<p> </p>
<p>Gece yarısı</p>
<p>sabaha doğru</p>
<p>bahardı</p>
<p>seni zikrediyordum</p>
<p>bahar adıma istiğfar ediyorken</p>
<p>bir vapur iskelesinde bir bardak çayla avuçlarını ısıtıyordun</p>
<p>kan çiçekleri var ya</p>
<p>kan çiçeklerimi suluyordum.</p>
<p>Hiç olmadığın kadar yoktun</p>
<p>yine de bir beyaz inciden bir siyah inciye dökülebiliyordu kirpiklerin</p>
<p>bir de gamzelerin vardı tabi</p>
<p>ben var ya ben</p>
<p>o bahse hiç giremedim.</p>
<p> </p>
<p>İçimde senden büyük dert oldu da kaldı</p>
<p>benim o bahse hiç girememişliğim.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> &#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="142" height="204" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong>İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/24/baharin-istigfari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/24/baharin-istigfari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Roman Yazmak&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 13:10:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21582</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
 
Roman nedir? Nasıl Yazılır?
Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi:
“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/roman_nasil_yazilir.jpg"><img class="size-full wp-image-21583 aligncenter" title="roman_nasil_yazilir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/roman_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="301" height="365" /></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</a></strong></span></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="132" height="210" />Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.”</em></p>
<p>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan">romanlarından da tanıdığınız</a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzannur Başarslan</a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 22:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21571</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Gelecekte olmama ihtimalim sabit olmak kaydıyla ben kendimin istikbaliyim. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, ben kendimin geçmişiyim, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 161, 174)
Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Gelecekte ol<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma ihtimalim sabit olmak kaydıyla </em><strong><em>ben kendimin istikbaliyim</em></strong><em>. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, </em><strong><em>ben kendimin geçmişiyim</em></strong><em>, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(<a href="http://www.derindusunce.org/category/jean-paul-sartre/">Sartre</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCwQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F25%2Fvarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis%2F&amp;ei=vfGST_iUCImO8gOsnPzNDA&amp;usg=AFQjCNHDsGvWopzSGO2h4ss1D7xP1Uz4vQ&amp;sig2=wfX3keafQHU_DolyBL7lUg">Varlık ve Hiç</a>, sf. 161, 174)</em></p>
<p><a href="http://www.festivalnikon.fr/videos/view/id/970">Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film yarışması</a> için hazırlanmış bir film : <strong>&#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221;</strong> (<em>Je suis mon avenir</em>)</p>
<p> </p>
<p> <iframe width="450" height="259" src="http://www.youtube.com/embed/f1SefnYO-AA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p> </p>
<p> Filmde okunan metnin tercümesi:</p>
<blockquote><p><em>İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. Hergün geçmişimizi yaratıyoruz. Hergün istikbalimizi yaratıyoruz. Bana mutlu bir gelecek vaad edilmişti, hatta düşlerdeki gibi. Bazıları itfaiyeci ya da avukat olacağımı düşünüyordu. Büyürken bambaşka şeyler yapmak istedim. Hoşuma giden şeyleri yapmak. Arkasından gelen olaylar bana belirsiz bir gelecek vaad ediyordu. Okulda başarısızlık, ailevi problemler ve duygusal hayatımda düş kırıklıkları&#8230; Neyle baş edeceğimi bilemiyordum. Bugün korkulan bir istikbalim var. Yaşanan, katlanılan bir gelecek bekliyor beni. Bu istikbalden kaçmak isterdim. Hayattan kaçmak. Ama beni yakalıyor. Bana doğru geliyor. Yüzümün arkasında geçmişte olduğum o küçük çocuk var. Ama artık kimse ilgilenmiyor.</em></p>
<p><em> Ne yazık ki olmam gereken insan olamadım, o cesareti gösteremedim. Olmak istediğim, olmayı düşlediğim insan&#8230; Geleceğimi başka türlü çizmek isterdim.</em></p></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;">  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>&#8220;Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?&#8221;</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Ben&#8221; kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat&#8217;in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim&#8230; Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşüm / Franz Kafka</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Mar 2012 22:41:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21244</guid>
		<description><![CDATA[‘&#8217;Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) 
 Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21245" title="kafka_donusum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg" alt="" width="220" height="304" /></a>‘&#8217;<em>Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) </em></p>
<p><em> </em>Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip olduğu gibi eleştirileri yüksek perdeden ve alay eder tavırlarla duymuştur. Farklı olandan korkan, farklı olanla alay edilen bir düzenin içinde yaşamanın doğal sonucudur bu yaklaşımlar velhasıl.</p>
<p> Kafka, hayatı boyunca farklı bir insan olarak çevresinde cüzzamlı muamelesi görmüş, dışlanmış, horlanmış ve sosyal hayatı pek parlak geçmemiş bir yazar. İnancı Yahudi, iletişimi Alman, yazılarını düşlediği belki oturup bir köşeye yazdığı sokaklar Çek. Tam da bu sebeplerden dolayı dindar olmadığı için önce Yahudiler sırtını döndü ona. Sonra pek ilgili olmadığı dini ve kökeni nedeniyle Almanlar tarafından kara listeye alındı. Bu liste de Kafka nispeten az yaralanmışsa da 3 kız kardeşi de kapatıldıkları gettolarda kayboldu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi <span id="more-21244"></span>halkın %90&#8242;ı Çekçe konuştuğu için Almanca konuşulanlara ayrı bir cephe alındı ve bir taraftan daha kuşatılıp namlunun ucuna kondu. Kafka insanlar tarafından hep kum torbası muamelesi görüyordu ve bu günlerden sonra yalnızlığıyla dostluğu pekişti.</p>
<p> Dönüşüm kitabı yazarın yaşamında tanık olduklarının, birikimlerinin, dolmuşluğunun yazıya dökülmüş hali. Kitabın kahramanı Gregor Samsa, Kafka gibi sigortacılık işiyle uğraşan ne kadar nefret etse de gereklilikler nedeniyle ve ailesinin borçları sebebiyle çalıştığı iş yerinde zorunlu olarak çalışan, ailesinin geçimini omzuna yük eylemiş bir adamdır. Annesi, babası, kardeşi ve Gregor üzerine kurulmuş hadisenin Kafka&#8217;nın iç dünyasını yansıttığı görüşü sadece mesleğiyle benzerlik değil, baba figürünün baskınlığıyla da ikna ediciliğini arttırmaktadır. Kafka, baba baskısını hayatı boyunca uzun süre üzerinde hissetmiş, babasından korkmuş, korkusu giderek evrilmiş ve öfkeye, nefrete dönüşmüş.  <a href="http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/">O kadar büyüktür ki Kafka&#8217;nın içinde tuttukları babasına yazdığı fakat adresine ulaştıramadığı mektubu dahi kitaplaştırılmıştır.</a></p>
<p> ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; ün  kurgulanışı ise sigortacılık yapan ve zorunluluktan dolayı bu işe devam eden,  genellemeye vurursak sistemin dayatması sonucu benliğini kaybeden, kendi dahil herkese yabancılaşan bir adamın bir sabah yine işe kalkmak için uyanması sonucu kendini böcek olarak bulmasıyla başlar. Böcek figürü üzerine yüzlerce makale yazılmıştır. Böcek figürü dönüşümü mü değişimi mi temsil ediyor diye. Hatta çevirmenler bu ikiliden birini birinin önüne çıkarıp tamamen yetkin hale getiremediği için bir görüş kitabı ‘&#8217;Değişim&#8221; diye diğer görüş sahipleri ise  ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; diye basmışlardır.</p>
<p> Kitabın içerisinde bireyin sistem dolayısıyla kendine ve herkese yabancılaşması çok metaforik bir dille anlatılırken aslında bir o kadar da vuruculuğunu bu metaforik dilden alır. Hepimiz bir insanın ölmesine alışık olduğumuzdan salt ecel ile ölüm ilgimizi çok fazla çekmez. Oysa trajik ölümler insanlara çok ilgi çekici gelir çünkü farklıdır, alışılmış dışıdır, ilginçtir. İşte Kafka, böcek metaforunu bu yüzden seçmiştir zannımca ve birçok eleştirmene göre. Farklı olan ilgi çekici, göze batıcı olduğu kadar bütün bir kitabın yazılmasının hikayesini oluşturduğu şekilde hor görülen ve dışlanandır da.</p>
<p> Basketbol maçlarının, futbol maçlarının, sevgili olmanın, sınava girme anına kadar olan sürenin kısaca hayatın bir dolu hikayesi var. Hikayeden kasıt, sonuca götüren nedenler,  daha açıkça süreci oluşturan olaylar ve hayatın önümüze çıkardığı kurgular. İşte&#8221; Dönüşüm&#8221;,  hikaye kitabının da hikayesi olabileceğinin kanıtıdır çünkü farklık sonucu oluşan yabancılaşmanın ve bu yabancılaşma sonucu eleştiri niteliğinde yazılan kitabında farklılığı metafor almasının nihayetinde  gördüğü ilginin hikayesidir. Kendi silahından çıkan kurşunla vurulmak gibi bir şeydir aslında bu kitabın hikayesi.  1. Dünya Savaşı esnasında yayınlanan kitap henüz Nazi sisteminin tepe noktası yapmadığı fakat tohumlarının ekildi sürecin meyvesidir. Kapitalizmin Sanayi Devrimi sonrası sistem çarklarını hararetle döndürmesinden önceki son viraj belki bir önceki olması hasebiyle bu çarka çomak sokmaya niyetlenen bir adamın sessiz çığlığıdır.</p>
<p> Kafka,  o derece özgüvensiz bir adamdır ki yazdığı elyazmalarının ölümünden sonra hemen hepsinin yakılmasını istemiş. Sessiz çığlık dememin sebebi de tam olarak burada yatmaktadır. Sistemi kendi isteğiyle veya içinde bulunduğu sosyal şartlar nedeniyle reddetmiş fakat bu reddedişe bir yol açmak konusunda korkularını yenmeyi büyük ölçüde başaramamış. Sosyal hayat konusunda son derece başarısız olan Kafka, hayatı boyunca uzun süren tek dostluğunu elyazmalarını yakması için bıraktığı Max Brod&#8217; la yapmış, kendini sadece tam manasıyla ona açmış.</p>
<p> Kafka, Max Brod&#8217; la dönemin ünlü sigorta şirketlerinden olan  &#8221;Assicurazioni Generali&#8221; de çalışmaya başladığı süreçte 1907 yılında Prag&#8217;da tanıştı ki Prag&#8217;da bulunan edebiyat çevresine kabul görmesi bu tanışıklık sonrasına dayanır. Tabi kitabın hikayesine bakılırsa yazılım sürecinde geçen 8 yıl Kafka için çok fazla sorgulama, isyan ve yabancılaşma hislerine gebe olmuş<a name="_GoBack"></a>.</p>
<p> Kafka, düşüncesinde kaçışa çok büyük bir önem vermiştir. Girişte Aforizmalar kitabından yaptığım alıntı da dediği gibi hayattan zevk almak konusunda kabiliyetsiz bir insandı. Sistemin dayatmasının, para kazanma zorunluluğun, baba baskısının, hissiyatın detay sayıldığı bu düzenin hayata sığınmayı zorlaştırdığını düşünüyordu ve hayattan kaçmanın yollarını arıyordu. Evlilik Kafka için en yakın kaçış planıydı çünkü babasıyla rütbesini eşitlemiş olacaktı ve artık baskılar son bulacaktı. Fakat hiç ulaşamadığı, adım atsa yakalayıp tutacağı ama o adımı hiç atamayacağı bir mesafe olarak kaldı evlilik.</p>
<p> Felice Bauer isimli genç, güzel, sağlıklı ve sade oluşuyla kalbini çalan kadın aslında Kafka&#8217;nın hem gönlüne hükmetmişti hem de Kafka&#8217;nın özgürlüğünü avuçlarında tutuyordu. Dönüşüm kitabının yazımında yazar Max Brod&#8217; un evinde tanışıp anlamlar yüklediği Felice Bauer ile nişanlandı. Ancak nişan sadece alt ay sürdü, ayrıldılar ve  Kafka hiçbir zaman ulaşamayacağı, fakat çok önemsediği evliliğin denizinden kayığını sonsuza kadar çekmiş oldu ki artık Kafka ebediyete kadar yalnızlıkla nişanlıydı. Dönüşüm kitabı yayınlandıktan sonra Bauer ile yine yakınlaşıp 1917 de tekrar nişanlandıysalar da 5 ay sonra yine nişanı atacaklar ve tüm bağları koparacaklardı. Şüphesiz bu kadın Kafka&#8217;nın ‘&#8217;dönüşümünde&#8221; çok etkili bir yer aldı. Şahsi kanaatim Kafka Dönüşüm ile birlikte zirve noktasını yapmış ve artık düşüşe geçmişti.</p>
<p> Dönüşüm, hayatın arka sırasına oturmuş bir adamın yaptığı gözlemlerin dışavurumudur aslında. Sistemin yabancılaştırdığı bir hayatın, aile içi ilişkilerin dahi güç aldığı dayanılmaz pragmatistliğin, insanın gitgide makineleşmesinin iç burkan ve derin düşüncelere daldıran bir eleştirisidir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> ‘&#8217; Tutulabilecek iki yol; kendini son noktaya dek ufaltmak ya da sonsuz ufak olmak. İlki devinimsizlikten çıkan mükemmellik, ikincisi eylem anlamına gelen bir başlangıçtır.&#8221; (Aforizmalar, 90)</em></p>
<p><em>  </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cihan Aktaş ile söyleşi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/21/cihan-aktas-ile-soylesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/21/cihan-aktas-ile-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2012 10:50:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21140</guid>
		<description><![CDATA[SNB- Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde&#8217;yi ısırdığı madlen kurabiyenin damakta bıraktığı tatla yazar, yani çocukluğuna yolculuk ederek.  Sadece görüntüler, yaşananlar değil; renkler, kokular, tatlar, hisler de bu hafızada (Proust memory) depolanır. Sizi Cihan&#8217;a götüren renkler, kokular, tatlar, nesneler&#8230; neler? Ve o kayıp zamana dönersek ya da kayıp demeyelim, bellekteki anılara, Çocuk Cihan&#8217;ın yaşadığı dünya, onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/cihan_aktas.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21141" title="cihan_aktas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/cihan_aktas.jpg" alt="" width="250" height="336" /></a>SNB- Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde&#8217;yi ısırdığı madlen kurabiyenin damakta bıraktığı tatla yazar, yani çocukluğuna yolculuk ederek.  Sadece görüntüler, yaşananlar değil; renkler, kokular, tatlar, hisler de bu hafızada (Proust memory) depolanır. Sizi Cihan&#8217;a götüren renkler, kokular, tatlar, nesneler&#8230; neler? Ve o kayıp zamana dönersek ya da kayıp demeyelim, bellekteki anılara, Çocuk Cihan&#8217;ın yaşadığı dünya, onu en çok etkileyen şeyler hangileri, hayalleri neydi, üzüntüleri, sevinçleri, en unutulmazı?</p>
<p>CA- Sevgili Suzan Nur, sizin tatlı ısrarınız olmasaydı girişemeyeceğim bir söyleşi olurdu bu şu dönemde. Hayatımda bu kadar masa başında kaldığım bir dönem daha yaşamadım. Neyse ki romanım bitti, yayın sürecinde bana düşen aklıma geldikçe düzeltmeler yapmayı sürdürmek.</p>
<p>Mutlu bir çocukluk yaşadığım için kendimi şanslı sayıyorum. Hayal meyal hatırladığım dağ köyleri var, karlı tepeler, gri soğuk lojmanlar, sıra altlarında sürdürdüğüm oyunlar, uçar gibi bir baş dönmesiyle indiğim tepeler&#8230; Dört yaşındaydım ki kasabaya yerleştik. Kira evlerinde yaşıyorduk. Babam aykırı bir adam, TİP&#8217;e ilgisi var, sendikacı, annem  çok kelli felli kuralcı bir öğretmenin kızı, babası onu köy enstitüsüne göndermediği için bir travma yaşamış olabilir diye düşünüyorum, kendi içine dönük, çocuklarına bile bir mesafesi olan bir kadındı. Ancak anneydi, oradaydı, özverili bir kadındı, ona güvenebileceğimi bilirdim. Rol modelim değildi, babam daha çok ilgimi çekerdi, onu bulunduğu dünyaya ait olduğumu düşünürdüm: Kitapevi, öğrenciler, sendika, dernek, seyahatler, yardım kampanyaları&#8230;</p>
<p>Bir yanımla içe dönük bir yanımla taşkın bir çocuktum. Baba kendi âleminde, anne mesafeli, zannedersem biraz da olsa ortada büyüdüm, ortanca olmaktan da ileri gelen bir bağımsızlığım vardı. Bir yanımla mahalle çocuklarına elebaşılık ederdim. Sosyal faaliyetler <span id="more-21140"></span>gerçekleştirirdik. Yoksul çocuklara, kedilere, köpeklere iyilik etme gibi hedefler belirlerdik. Kemalettin Tuğcu kitaplarının etkisi ile zannedersem, bir izbeyi mekâna dönüştürmeye bile uğraşmıştık.</p>
<p>Bir yanımla ise kitapların dünyasına kapılmaktan ileri gelen bana çok azap veren bir yalnızlık duygusu, yalnızlaşma korkusu yaşıyordum, rüyalarıma bile giriyordu bu yalnızlık. Anlaşılmadığımı, o kasabada yaşamaya devam edemeyeceğimi, geçip gitmem gerektiğini düşünürdüm. Bu duygumda babamın evden kopukluğu, otoriter mizacı ve annemin mesafeli duruşu etkili olmuştu muhakkak.</p>
<p>Annemin az çok uzlaşarak içinde olduğu dünya bana yabancı geliyordu. O dünyaya dâhil olmamam gerektiğini düşünüyordum.</p>
<p>Başka bir dünya var, başka türlü bir varoluş, bunları düşünüyordum erken yaşta. Sürekli resim yapıyordum, önüme gelen her şeyin üzerine, çarşaf, duvar, pijama, kitap defter demeden her yere resim yapıyordum.</p>
<p>Yine de &#8220;mutlu bir çocukluk&#8221; dedim, değil mi? Gerçekten de öyle. Oyun, kitap, uzun geziler, dernek faaliyetleri, müsamerelerle renklenen bir dünyaydı, bir yanımın neşeli olmasını sağlıyordu bütün bunlar.</p>
<p> </p>
<p>SNB- Ne çizdiğinizi hatırlıyor musunuz, en çok hangi imgeyi kullandığınızı, çocukken ben de çizerdim ama bu evdeki kırmızı burunlu porselen kuğu ve bacası tüten ev olurdu sıklıkla. Yani evin içi ya da ona dair bir şeyler olurdu, ya da evdeki divanın altına gizlenip şiir yazardım, güvenin yansıması belki de. Sizdeki imge neydi ve başka türlü bir varoluş demişsiniz, çocuk dünyanızdaki o varoluş algısını tetikleyen neydi, onu fark edişiniz?</p>
<p>CA- Her şeyi çizmeye çalışıyordum sanki. Bir kere ev resmi çok çizerdim. Kız, bahçe, at resimleri&#8230; Daha asli olarak çizgi roman hazırlamaya çalışır, bir hikâyeyi resimlerdim, daha okuma yazma bilmeden de. Özellikle Bahadır, Karaoğlan isimleriyle yayınlanan Türk tarihine göndermelerde bulunan resimli romanlar, Tommiks ve Hürriyet gazetesinde okumadan resimlerine bakarak anlam vermeye çalıştığım Fatoş ile Basri benim modellerimdi.</p>
<p>Her şeye rağmen bir güven sorunu olduğunu düşünüyorum, rüyalarımdan hareketle. Çok uzun yıllar gördüğüm bir rüya şöyleydi: Oturduğumuz iki katlı bahçeli evin arkasında geniş bir fiğ tarlası var. Ben o fiğ tarlası içinde koşturarak bir şey arıyorum, eve de giriyorum, kimse yok, etrafta kimse yok ve ben delice bir şeylerden kaçıyorum. Bu rüyayı lise yıllarına kadar gördüm.</p>
<p>Sorunun annemin sevgisini göstermeyen mesafeli yapısı ve -çok sık eve sarhoş bir şekilde gelerek sızan ve çıkardığı sorunlarla annemi daha da içe dönük hale getiren- babamla ilgili endişelere bağlı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Erken okumalar ve hayal dünyamın etkisiyle uzaklarda bir yere ait olduğum fikriyle iç içe gelişen bir farkındalıktı belki de söz konusu olan. Orada kalırsam toprağını bulamamış bir bitki misali kuruyacağımı sezinliyordum.</p>
<p> </p>
<p>SNB- Çocukluktan ilk-gençlik dönemine geçmek istiyorum, üniversite dönemini bundan sonra konuşacağız ki özellikle o döneme girmeden bu sorumu cevaplamanızı istiyorum. Kendime baktığımda, defterlerim, şiirlerim, yazılarım, dönemin sanatçılarının fotoğraflarının olduğu defterlerim,&#8217;Black is beautiful&#8217; posterlerim&#8230; çok daha idealist bir genç vardı. Düzenli okuma olmasa da o dönemde okuyup etkilendiğim yazar ve şairler, şair olma hayalim&#8230;</p>
<p>Genç Cihan&#8217;a bakarsak, tam da sosyalleşmenin başladığı bu ilk gençlik döneminde nelere önem verirdi, neyi severdi, çapkın mıydı mesela, yaramazlıkları var mıydı, defterleri, şiirleri, yazarları&#8230; Kim gibi olmak istiyordu, hani Cezare Pavese Yaşama Uğraşı&#8217;sının 5 Mart 1939 tarihli bölümünde &#8220;Bir delikanlı ne kadar kendi adına düşünmek isterse istesin, kendisini her zaman çevresindeki dünyadan alınmış soyut bir örneğe uydurmaya çalışır.&#8221;der ya, sizin örneğiniz kimdi? Ben Ölü Ozanlar Derneği&#8217;ni defalarca okuduğumu hatırlarım o dönemde-en az on kez, ciddiyim-, sizin ilk gençlik yolculuğunuzda kimler vardı? </p>
<p>CA- Bu nasıl da kitaplık çapta cevap gerektiren bir soru sevgili Suzan&#8230; Nereden başlayayım, hangisini anlatayım, hangi merhaleyi, kurumu, cemaati, denemeyi, katılım çabasını&#8230; Siyasetten etkilenen, siyasal duyarlıkla güdümlenmese de bazen siyasetin gölgesinde kalan bir edebiyat aşkından söz edebilirim.  Lise yıllarında sevdiğim aktör Cüneyt Arkın, yazar ise Dostoyevski&#8217;ydi. Bir taraftan Hareket dergisini okurdum, diğer taraftan Hey dergisine göz atmadan geçmezdim; en sevdiğim roman, Heatcliff yüzünden, Uğultulu Tepeler. Bir hafif Batı müziği düşkünlüğüm vardı. Okulun yaban dili İngilizce. Elimde sözlük, Fransızca bir şarkıyı Türkçeye çevirmeye çalışıyordum. Bir antikomünist duyarlıkla halkçılığın bileşkesi, kendini hazır kalıplarla tanımlamaya izin vermiyor. Allah var, ötesi ona göre şekillenecek. Üniversite yıllarında Ali Şeriati, Baudelaire, Tolstoy; onlar hâlâ hayatımda&#8230; Üniversite yıllarının sevgili şair ve yazarları arasında Karakoç, Özel, Blake, Kazancakis, Pasternak, Kuşeyri, Emily Bronte  ve Garaudy var; Garaudy &#8220;Kıyısız bir gerçekçilik üzerine&#8221; kitabındaki sanat eleştirileriyle Müslüman olmadan önce de benim yazarımdı. Niye aralarında kadın yazar ve şair yeteri kadar yok, bu soruyu da konuşmalıyız. Aslında sevdiğim kadın yazarlar var, az önce değindim, Uğultulu Tepelerin&#8217;in yazarı&#8230; Halide Edip, Emine Işınsu&#8230;</p>
<p> </p>
<p>SNB- Niye aralarında kadın yazar ve şair yeteri kadar yok, bu soruyu okur Cihan Aktaş&#8217;a soracağım ama öncelikle saydığınız bu yazarlardan hangi kahramanlar size daha yakın? Ve saydığınız bu isimler, Türk edebiyatında kendinizi çizgisel olarak bağladığınız yazarlar diyebilir miyiz?</p>
<p> </p>
<p>CA- Denilebilir. Halide Edip&#8217;in Kaya&#8217;sı ve Rabia&#8217;sı beni Şule Yüksel&#8217;in Feyza&#8217;sından daha fazla sarmıştır ve zaten Rabia ile daha erken bir yaşta tanıştım. Feyza elbet önemli bir karakter, Şule Yüksel de çok saygı duyduğum bir yazar. Fakat ben eve dönmeyi idealize eden Feyza yerine, ki o kendi bulunduğu konumda haklı da olabilir bu tercihinde, kamusal alanı değerlerine bağlı olarak dönüştürme mücadelesi verme isteği ve yeteneğine haiz Kaya bana daha yakın geliyor. Öylesine inançlarına sadık bir karakter ki Kaya, bakan eşi ile gittiği Avrupa başkentlerinde İslami kıyafetiyle dolaşmakta ısrar eder. Konuyu dağıttım, nerede kalmıştık&#8230;</p>
<p> </p>
<p>SNB- İlk gençlik yıllarını anlatıyordunuz&#8230;</p>
<p> </p>
<p>CA- Epik bir duyarlık, toplumcu bir hassasiyet&#8230;  Hatıra defterlerim, bana hediye edilmiş kitaplar, lise yıllarında nasılsam temel duyarlık ve kişilik özellikleri itibarıyla hâlâ aynı kişi olduğuma inandırıyor kısmen. Bir yanım hep dışa dönük, bir yanım nahif, örselenmeye hazır&#8230; Deli yanımı, aileden ve gelenekten gelen değerlerle dengeleyip durdum. Bazen başka türlü olamayacak diye savurdum kendimi önüme çıkan boşluğa. Allah&#8217;la konuşmayı, duayı hiç bırakmadan&#8230;</p>
<p>Ve aşk&#8230; Aşka açık bir yanı olmayan insanın hayatını toptan değiştirecek ölçüde köktenci kararlar alabileceğini sanmıyorum. Bu nedenle de aşk ve devrim, aşk ve dava arasında kurulu bağları irdelemek önemli geliyor bana. Hayata ve ölüme aşkla bakıyorsanız eğer, bir kitap okuduğunuzda kendinizi değiştirecek düzenlemelere gitmeyi göze alırsınız. Ben her alakamı aşkla kuran ve aşk yaralarıyla yol alan bir insan oldum hep. Aşkla çizim yaptım, aşkla yazmayı sürdürdüm. Aşk evliliği dışında bir evlilik de yapamazdım, belki evlilik için bu doğru bir yaklaşım olmasa da&#8230;</p>
<p>Bu anlamda İkbal&#8217;e kendimi yakın hissederim. Şeriati, İkbal&#8217;in dünya görüşünü irdelerken bu dünya görüşünün özünü şu elementlere bağlar ya: Kaygı, aşk, amel&#8230; </p>
<p>Aşk derken kastettiğim belki tam olarak vecd. Varoluşun hissettirdiği coşkuyla kendini varlığa açma ve varlığı dönüştürme, keşfetme, bu yolla süren büyük keşfin ya da hareketin içinde yer alma&#8230; Kişiyi kesinlikle saf tutan, saflaşmaya çağıran bir durum bu. Çapkınlık çok yüzeysel, ancak ilişkiye veya ilintiye karşılık gelen ve sadakat gibi kavramları hafife alan bir olgu gibi gelir bana öte taraftan. Yani aşkla çapkınlık arasında temelden bir fark var olduğunu düşünüyorum. Aşka açık olma sadakat ihlalinin söz konusu edilemeyeceği varoluşsal bir konumlanma.</p>
<p>Sıradan insanın sadece karşıt cinsle ilişki üzerinden okuduğu aşk, aslında insan varlığının bütün bağlantılarında bir tür vecdle oluşturabileceği  yol, köprü.  Kuru, kupkuru, şiir okumamayı başarı sayan dava adamı sadece bir öfke ve mekanik bir ödev bilinci sunabilir muhataplarına söylemleriyle&#8230;  Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, düsturunun farklı türde bir kutsanmışlığıyla varlık üzerini kapayan yapay örtülerden arındırılıp özsel gerçeğine en yakın bir mahiyette algılanabilir mi? Sevmeden, aşkla bağlı olunmadan adım atılan ilişkiler, gerçekleştirilen, kurulan işler, tanımlanan hedefler, bütün olarak aşkın yerini tutan heva ve heves belki de, kolesterol denen tabii durumu bir illete dönüştürüyor.   &#8220;Bütün hastalıkların kökeni sevgi yoksunluğudur&#8221; diyordu ya Büyülü Dağ&#8217;ın gizemli doktoru&#8230;</p>
<p> </p>
<p>SNB- Her alakayı aşkla kuran ve aşka dair girizgah olan açıklamanız var ya, bu, aşk bölümünde bir kez daha arz-ı endâm etmeli kesinlikle. Ama şimdi sıra üniversite dönemindeki Cihan&#8217;ın. Üniversite, üniversite, üniversite&#8230; Bu dönemdeki kendime baktığımda, hayatımdaki ak ve karanın, acı ve mutluluğun en keskin olduğu dönem. Çok okuduğum, arayışla çoğu şeyden vazgeçerek bir şeye ulaştığım, ya da ulaşmaya çalıştığım şeyin ardından ezanın ve cefanın eksik olmadığı, yine de ciddi anlamdaki ilk öykümü yazdığım, aman aman olmasa da dereceye girdiğim -hatta Bal filmi için yazdığım yazıda bundan bahsetmiştim-, kör olduğum-babamı kaybettiğim dönem-, o körlüğün içinde yapayalnız sevgi aradığım&#8230; Tüm kalabalıklar içinde, Cebeci&#8217;de, tren istasyonunda, trenin geçişini her yakaladığımda mutlu olup dilekler dilediğim, gerçek dostlarla karşılaştığım, gerçek düşmanla yüzleştiğim&#8230; dönem. Hâlâ hayatımı etkileyen, bu yüzden Ankara&#8217;ya gidemediğim, gittiğimde nefes alamadığım bir kentin içinde kalan gençliğim&#8230; Hani insanlar gençliğine dönmek isterler ya, belki de bu yüzden hiçbir zaman dönmek istemediğim bir gençlik.</p>
<p>Ya Cihan, o ne yaptı üniversitede, lise döneminde biraz bahsetseniz de bundan, daha derine inersek, nelerle yüzleşti, onun için ne anlama geliyor bu dönem? İç ve dış yolculuğu için hangi adımları takip etti ve öyle bir şansı olsaydı, o günlerine dönmek ister miydi?</p>
<p>CA- Ben babamı (çok geçmeden de annemi) size göre çok daha geç bir yaşta kaybettim. Arada şöyle bir fark oluyor. Siz babanızı erken yitirdiğiniz için artık ona yaslanamayacağınızı, onun sevgi ve ilgisinden mahrum kaldığınızı fark etmekle gelen acıları da yaşadınız. Bense hem annemin hem de babamın adım adım çocukluk çağına döndüklerini gördüm, yani Kur&#8217;an&#8217;da sözü edilen hassasiyetle onlara yaklaşılması gereken sınav dönemi. İnsan elinden geleni ne kadar yaparsa yapsın o sınavı layıkıyla verdiğine inanamıyor. Arada fiziki kopukluk olduğu için yanlarında bulunduğum dönemlerde ne kadar ilgilensem de yeterli görünmüyor şimdi bana.  Fakat acının paylaşılması konusunda haklısın. İnsan önündeki dağın yıkıldığını görüyor sanki, artık anne ve baba yok, ölüm işte orada. Cümleler, tepkiler, ilkeler&#8230; yanı başında ama giderek bir hatıraya dönüşüyorlar.<br />
Ebeveynin yitimiyle gelen acının dostlukları sınamasını ben de yaşadım. Taziye dini bir vecibe ama aynı zamanda yürekten geldiğini, acının paylaşıldığını, anlaşıldığını hissetmek istiyorsun. Beklediğin olmadığında bir şeyler zedeleniyor, sarsılıyor ya da tam tersine birileri daha anlamlı bir yer kazanıyor dünyanda, yanında oldukları için.<br />
Gençlik günlerine dönmeyi ben de istemem. Gençlik benim için bir imtiyaz olmanın yanında sorumluluktu çünkü. Bizim kuşak gençliğin bedelini ülke ve toplum menfaatleri adına ödemesi beklenen bir kuşaktı. Toplumculuğuna rağmen bireysel hayat çizgisini korumanın mücadelesi hiç kolay değil. Bir de başörtüsü mücadelesi var bunun içinde. Geçmişime bağlı olsam da geçmişte yaşamayı sevmiyorum. Geriye dönmeyi bazen mimarlık mesleğini bir süre daha sürdürebilmek adına tercih edebilirdim. Oysa o da gerçekçi olmazdı. Yazarlık mücadelesinin çizgisi kesintiye uğrardı. Annemle babamın son üç yılında onlarla daha fazla ilgilenebilmiş olmayı, bunun için de yakın geçmişe dönmeyi isterdim.<br />
Söyleşinin başında kokulardan söz ettiniz ya&#8230; Mesafeli bir kadın olan annem bana hayatın en güzel imgelerini sunan insan oldu aynı zamanda. Belki o nedenle de zengin bir iç dünyasına sahip oldum ve bir anne saplantısından uzak yetiştim. </p>
<p>SNB- &#8220;İnsan kendi kendisine karşı tümüyle içten olabilir mi?&#8230; Heine öz yaşam öyküsü yazmanın hemen hemen olanaksız olduğunu, insanın kendisinden söz ederken birtakım yalanlar katabileceğini söyler.&#8221; der Yeraltından Notlar&#8217;da Dostoyevski. Geçmiş, değiştirilmeden anlatılamaz ya da başka bir ifadeyle saf/değiştirilmemiş bir geçmiş yoktur. Pavese, &#8220;günleri değil, anları anımsarız&#8221;, diyerek şu gerçeğe ışık tutar: Ân&#8217;ın dışına çıktığımızda, öncülü ve ardılıyla onu hikâye etmeye başladığımızda, ona başka şeyler katar, gerçekliği bozar, yeni bir gerçeklik inşa ederiz. Sartre, &#8220;&#8230;hayatınızı anlatırsanız, her şey değişir. Ne var ki, bu değişikliği kimse fark etmez. Gerçek hikâyelerden söz edilmesi bunun kanıtıdır. Sanki, gerçek hikayeler olabilirmiş gibi.&#8221; der Bulantı adlı eserinde gerçekliğin anlatılmaya başlandığı an değiştirildiğini anlatmak için. Bu yeni gerçekliği bugün&#8217;den/şimdi&#8217;den etkilenerek yaparız. Kısaca şimdi, geçmiş&#8217;i inşa eder. (Bu kısmı Yaban Çilekleri için yazdığım yazıdan arakladım bu arada.)</p>
<p>Sizinle geçmişi konuştuk, ama bugünden bakılan, içine yalanlar katılan, değiştirilen geçmişi. Bazen taraflı, bazen fazlasıyla öznel, bazen abartılı&#8230; Geçmişe baktığınızda, bir şeyleri değiştirmiş olabileceğinizi düşünüyor musunuz, ona haksızlık ettiğinizi, yücelttiğinizi ya da daha nesnel olmaya çalışsaydım aslında bu hikâyede hatalı bendim dediğiniz bir an&#8217;ı yakalıyor musunuz?</p>
<p>CA- Burada sanırım içtenlik ve hayal gücü birbirinin içine geçebiliyor, söz konusu olan sanat dolayımlı bir dışavurumsa. Rousseau&#8217;nun İtiraflar&#8217;ı uç bir örnek olarak hep hatırlanır, ama ben yine de o kitapta anlatılanların da bir kurgu olduğundan kuşku duymuyorum; bir itiraf kurgusu.<br />
İnsan kendi kendisine karşı içten olabilir, ama benliğindeki tamamlanmamış süreçleri ya da utanca kapılmaya sebep olan sahneleri başkalarıyla paylaşma konusunda sakınımlı olması bu içtenlikle çelişmez. Bu anlamda Heine&#8217;e katılıyorum. Bütünü tastamam yazamayacağımıza göre parçayı betimlerken bile gerçeği bir yanıyla değiştirmiş oluruz.<br />
Geçmişi bütün gerçekliğiyle anlattığımı düşünmüyorum, buna borçlu olduğumu da; geçmişine takılı bir yazar da değilim. Bir şeyler anlatırken kullandığım süzgeç sadece geçmişe değil bugüne de, başka insanların tecrübelerine de dönük; edebiyat itiraf demek değildir. Edebiyat geçmişin estetize edilmesi de değildir tabii. Aslında en çok edebiyat yoluyla kat kat örtülerle kuşatarak gerçeği değiştiririz, bu, hikâye yazarken mahremiyeti ihlal ettiğime dair eleştiriler duyduğumda  dile getirdiğim bir tespit. Yasemin Çongar&#8217;ın bir yazısında okumuştum: Phyllis Dorothy James &#8220;bir otobiyografi fragmanı&#8221; altbaşlığıyla yayımlanan &#8220;samimi olma zamanı&#8221;nda merhametli mesafeden söz ediyor.  Gerçeği kararında müdahalelerle yeniden kurgulamak zaten edebiyat denilen büyük tecrübe ve birikime sebep olan asli saiklerden biri değil mi?<br />
Geçmişimi tamamen tartışmadım henüz. Yeteri kadar yazmadığımı düşündüğüm için bir eksiklik duysam da bir haksızlığın oluştuğu kanısında değilim. Çocukluk yıllarım güllük gülistanlık değildi, yine de bana güzel gelmeye devam ediyor.</p>
<p>&#8220;Ruhun malzemeleri&#8221; anlamında yeterince şanslıydım. Aile faktörünün dışında bir hayal dünyasına beni iten sebepler ne denli sahici olabilirdi? Şimdi bile aynı şeyi düşünüyorum. Bizi hayatın başka bir yerde olduğunu düşünmeye götüren sebep, eşit şartlarda yaşayan bir başkasına, kardeşimize öyle gelmeyebiliyor. Mesela kız kardeşin kadar kadın meclislerinde oturup oradan buradan konuşmaları dinlemeye kendini kaptıramıyorsun; özlediğin hayat başka bir yerde akıyor. Zamanın akışını başka bir kulakla dinliyorsun örneğin ya da kulakların tıkalı oluyor. Hayal ettiğin dünyaya dahil olmanın öyle kolay olmadığını anladığında da bir yırtılma başlıyor benlikte belki. Kültür tarafından yaralanma desek bile, ben yontma taş diye tabir edilen dönemlerde de benzeri kişilik farklılıklarının bulabileceğini düşünüyorum. Bir yazar arkadaşımla bu bağlamda yazışıyoruz. Yazı büyük zamanımızı alıyor, hayatı yaşama etrafında birçok girişim ve tecrübeden uzak kalıyoruz. Bundan şikayet etsek bile yeteri kadar sahici değil şikayetimiz, dışında kaldığımız akışların içine katılsak da yazamadığımız cümleler yüzünden huzursuz olacağız.</p>
<p> </p>
<p>SNB- How wonderful is Death, / Death and his brother Sleep! diyor, Shelley; Shakespeare &#8220;Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi / Ölmek uyumak&#8230; uyumak / belki rüya görmek&#8221; ve Kuran, Zümer/42&#8242;de Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır diyor, Enam/60&#8242;ta ise  O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır)&#8230; diyor.</p>
<p>Rüyalar, hakiki âlemin kapıları, ölümün kardeşi, onunla aynı kapıya açılan bir âlemin göstergeleri. Peki sizin için rüya ne anlama geliyor? Etkileniyor musunuz rüyalarınızdan, onlara anlam yüklüyor ve bunun hayatınıza etkisi oluyor mu? Ve eğer mahreme girmeyeceksek, yukarda bir rüya anlattınız ama benim merak ettiğim sizi en çok etkileyen rüya? Örtük de olsa anlatabilir misiniz?</p>
<p>CA- Çok çarpıcı, sarsan rüyalar vardır, kimilerini anlatmamayı tercih etmek gerekir gibi geliyor bana.   Yukarıda bir rüyama değindim. Liseyi bitirinceye kadar zaman zaman gördüm o rüyayı.  Kasabadaki evde yaşıyormuşuz hâlâ.  Evin arkasındaki geniş arazide koşuyor, daha doğrusu bir şeylerden kaçıyorum. Öyle uzun uzun ve umutsuzca koştuktan sonra bir şekilde eve girmeyi başarıyorum ama evde kimse olmuyor. Boş, daha doğrusu terk edilmiş evde umutsuzca dolaşıyorum. Hollywood&#8217;un felaket filmi sahnelerindeki gibi&#8230; Üniversite yıllarındaki bir rüyam da -aslında kâbus sanki-  proje teslimi üzerine. Bir şekilde projeyi teslimine gecikiyor ve bunun tedirginliğini yaşıyorum.  İlk rüyamı yatılı okul tecrübesinin eseri olarak görürüm, ikincisi ise mimarlık eğitiminin telaşlı akışının mizacımla etkileşiminin eseri gibi gelir. Rüyaların en azından bir kısmının derin anlamları olduğunu düşünürüm elbette ama çok aşırı bir yoruma da gitmeden, hayra yormaya çalışırım.</p>
<p>SNB- Önce aşk vardı. Gökler kat kat kurulmamış, yeryüzü kadem kadem örülmemişken, aşk vardı. Ay gecede saklanmadan ve gölge güneşe nikahlanmadan, aşk vardı. Dağlar yerin boynuna gerdanlık gibi takılmamış, yıldızlar gökyüzünde billur avizeler gibi yakılmamıştı ve aşk vardı. Hava suyla dertleşip toprak için ağlamamışken ve su toprakla bir olup ateşe kin bağlamamışken, aşk vardı&#8230; Kaderi heceleyen mühürlü defterden ve üzerine ant içilen kalemden önceydi O. Önce yoktu ve aşk vardı&#8230;&#8221; diyor Ömür Ceylan, Önce Aşk Vardı&#8217;da.</p>
<p>Aşk imiş her ne var âlemde&#8230; Aşk üzerine konuşmaya başlasak sanırım susmak mümkün olmaz. Mümkünler âleminde en çok mümkün olmasını istediğimiz şey belki de aşk, her iki anlamda da. Önce aşk nedir&#8217;i konuşalım ve ardından daha önce söylediğiniz ve gerçekten beni çok etkileyen bir cümle vardı: ben ‘her alakamı aşkla yaşayan&#8217; yerine ‘aşkla kuran&#8217; daha doğru&#8230; demiştiniz. Her alakamı aşkla kuran&#8230; Bunu açsanız biraz da.</p>
<p>Ve bu bölüm altındaki son soru: Sevgi mi, aşk mı? Hangisini tercih ederseniz, neden? Ki ben sevgi derdim, aşktan korktuğum için.</p>
<p>CA- Sevgiye dönüşen aşk en güzeli değil mi?&#8230;</p>
<p>SNB- Sondan başladınız cevap vermeye. Bu durumu sevgili okurlara şikâyet ediyorum. Konuyu dağıtıyorum, aşk&#8230;</p>
<p>CA- Aşk konusunda kesin bir tanımlama ya da formül ileri sürülemez gibi geliyor bana. Devrimlere benzettim bir yazımda. Devrim yapılmaz, gelir. Aşk da tasarlanmaz. Gelir. Yıkıcı bir sıçramaysa devrim, aynı şey aşkta da yaşanır. Nasıl karşılanacağı, sevgiye dönüşüp dönüşmeyeceği kişiye bağlı. Alternatif 14 Şubat yazıları yazıyorum birkaç yıldır. Bu yıl biraz Ferhat-Şirin-Hüsrev üçlüsünü inceledim. İçlerinde aşkı bana en saygıya değer görünen, Ferhat. Herkesin bir hesabı kitabı var, onun yok. Postmodern zamanlarda yaşasaydı da Şirin&#8217;in öldüğüne dair düzmece haberi aldığında intihar edecek yerde yeni bir dağı delmeye girişseydi ya Ferhat&#8230; Şaka bir yana, işte öyle bir kurgu düşünüyorum çoktandır, Ferhat merkezli.</p>
<p>Aşk başka bir varlığın içinde kaybolarak kendini yeniden bulmaya yönlendiren bir hayat enerjisi, yaratıcı bir sıçrama hali. Senin de şimdilerde okuduğun İvan Agueli aşkla çalışma arasında bir bağ kuruyor. Amaçlılık, dünyaya varoluşa bir anlam kazandırma, kendine anlam kazandırma, kendini değer açısından çoğaltma&#8230; Narsizmi güçlendiren sınamalar da aşk olarak adlandırılıyor tabii&#8230; Şehabeddin Sühreverdi &#8220;Cebrail&#8217;in Kanat Sesi&#8221;nde kendini tanıma sıfatına bağlıyor aşkı. Sevgiye ulaşmak üzere yeniden ve yeniden yollara düşmeyi gerektiriyor ya, işte o ruh hali değerli geliyor bana.</p>
<p>SNB- Agueli bitti bu arada. Öneriniz üzerine okumuştum Özgürlüğün Romanı&#8217;nı. Şark&#8217;ı içinde taşıyan Batılı modern ressam Ivan Agueli&#8217;yi anlatan biyografik eser. Sembolizmi saf resimle birleştiren, şuuraltı kübist etki taşıyan, resminde zihne/akla önemli yer veren, Cezanne hayranı, ruhi perspektif oluşturmaya çalışan, melâmi-meşrep bir sanatçı Agueli. Merak eden okurlar varsa, yazarı Torbjörn Safve. Konu kitaplara gelince çenem düşüyor. Artık soruma geçeyim. Bu sorunun herkesçe cevabı ve altındaki anlamı farklı. Hangisini seçerseniz nedenini de söylemek zorundasınız çünkü sadece bir damak tercihinden değil aynı zamanda insana bakışınızla ilgili de bir tercihi içeriyor cevabınız. Çay mı kahve mi?</p>
<p>CA- Neskafe hiç değil, Türk kahvesi de değil. Çay, o da Seylan Hindistan İran çayı değil, ot kokusu hissettiren Rize çayı, Tahran&#8217;a giderken yanımda götürüyorum Rize çayını. Bazen sigara içmediğim için çayı önemsediğimi düşünüyorum. Nihat Genç iki çalışma arasındaki geçişi kolaylaştırmak için sigaranın işe yaradığının düşünüldüğünü söylemişti bir keresinde. Ben o geçişi çayla kolaylaştırmaya gidiyor ve pek çok zaman yarım bırakıyorum bardakta, çalışmaya dalıp gittiğim için. Dostlarla sohbet sırasında da çay eksik ya da fazla cümleleri yerli yerine oturtmak için geçişi sağlıyor belki. Bir yudum alıyorsunuz. Tazelemeye kalkıyorsunuz. Tabii sadece Rize çayı da değil. Yeşil çay, hatmi çayı, melisa çayı&#8230;</p>
<p>SNB-  Akşamlar ağlatıyor, ağladım, çok ağladım!<br />
           Ay ışığı insafsız, güneşler acımasız:<br />
           Buruk aşklar elinde uyuşup esrik kaldım,<br />
           Yeter, yarılsın teknem! Alsın beni bu deniz!</p>
<p>Esrik Gemi&#8217;de Arthur Rimbaud gemi ile, kendini; deniz/su ile de huzuru simgeler ki şairin beni en çok etkileyen dizeleri bunlar. Ağlamak&#8230; ve<strong> </strong>yalnızlık;  bazen acziyet, bazen zehir, bazen boşluk , bazen çokluk, bazen huzur, bazen gözyaşı ,bazen kelime, bazen sükut&#8230; ne çok bazen.</p>
<p>Biraz mahreme girsek de, bunu sormak istiyorum. Sizi en çok ağlatan an/sebep hangisi ve Cihan Aktaş için nedir yalnızlık?</p>
<p>CA- Kolay ağlayan biriyim, daha çok da gözlerim dolar. İnce davranışlar karşısında olduğu kadar beklemediğim kaba hareketler de gözlerimin dolmasına sebep olur.  Film seyrederken bir sahne içine çeker beni, orada ağlamaya hazırlanan kişiye katılırım. Vefasızlığı hissetmek tabii; insan gözyaşlarının boşandığını fark ediyor. Yazının olağanüstü bir terapi etkisi var. Ağlamak yerine kağıda kaleme koştuğum ya da gözyaşlarımı çalışmaya yoğunlaşarak dindirdiğim olmuştur 20&#8242;li yaşlarda.</p>
<p>Yalnızlık duygusunu yaşamaya yazgılıyız, kendimizi oyalama yolunu tutmuyorsak tabii. Hubut&#8217;u yaşamışız, nasıl yalnızlık duymayalım? Başlangıçta sanıyorsunuz ki yalnız olduğunuz için kağıda kaleme sarılıyorsunuz.  Sonra ancak yazı yoluyla kendini ifade edebilen biri olduğunuz için yalnızlıkla barışmaya çalışıyorsunuz. Bu kolay olmuyor ama nihayet gerçekleşiyor. </p>
<p>Yalnızlık duygusunu doğarken yanımızda getiriyoruz.  Yatılı okuldayken yalnız kalmak için köşe bucak arardım. Ancak daha öncesi de var. İlkokul çağının öncesinde bile odanın bir köşesine çekilip düşüncelere daldığımı hatırlıyorum. Hayal veya düşünce, ikisi aynı şeydi. Bir masanın altını tercih ettiğim olurdu. Topluluğun genel neşesine uyum sağlamakta her zaman zorlanmışımdır, bu hâlâ da böyle ve sanırım pek çok yazar da benim gibidir. Bazen de -hele kadın olarak yazma cüreti gösterdiyseniz- yalnız kalmak için bir mücadele verirsiniz. Zamanın sizin için rastgele akmadığına birilerini ikna etmeniz gerekir mesela&#8230;</p>
<p>SNB- Kadın, kadın, kadın&#8230; Ah, ne zor bir konu. Hele de spesifik bir bağlamda sorulmazsa. Kadınlar ne ister demişti bir film, kadınlar ne ister sahi? Kadınlara bakış, kadın hakları, feminizm&#8230; Kadın konusundaki fikirlerinizden genel olarak bahsetseniz. Sınırlandırmayı size bırakayım.</p>
<p>CA- Kadınlara bakış, iyi de kimin bakışı?  Lacan bu anlamda &#8220;kadın yoktur&#8221; diyor ya&#8230; Yüceltilirken bir tanıma hapsediliyor, hayal kırıklığı uyandırdığında ise lekelenerek nâ-meşru bir zemine sürgüne gönderiliyor. Bana kalırsa kadınların öncelikle kendilerinin kendi varlıklarını kul olarak, emaneti üstlenmiş insan olarak yeniden düşünmeleri gerekir. Aksi takdirde çok nahif bir yapıyla kullanışsızlığı ifade eden tanımlardan kaçınmaya çalışmakla geçiriyoruz hayatımızı. Sonuçta belirgin bir paradoks var. Erkeklerin kadınlara bakışını oluşturan da popüler kültürden önce çevrelerindeki kadınlar.  Bu konuda bir sıkıntı varsa önce kadınların kendilik algılarında başlıyor.  </p>
<p>Haklar konusunda da benzeri bir düşüncem var. Çaba göstermek gerekir diye düşünüyorum. Esasında ben dayanışmadan yanayım. Yani blok bir kadın hakları mücadelesi o kadar anlamlı gelmiyor bana. Çünkü bilinç yükselmesi yaşanacaksa birlikte yaşanacak.  Feminizm bu nedenle kadın meselelerine getirdiği köklü eleştirilerle önemli bir akım olsa da yalıtık mücadele, mevcut sorunu başka bir açıdan yeniden üretmeye yatkınlaşıyor gibi geliyor bana. Kendime özgü bir feminizmim var, diyorum bazen; yapısal bir şey. Mesela kendimi &#8220;gelin&#8221; olarak algılamakta çok zorlanmışımdır. İşte, soyadımı değiştirmek istememek de belki aynı duygudan, kendi biyografisinin temellerini koruma kaygısından ileri geliyor. Boş bir inat sayılmamalı bu, gelin olarak gitmenin travmatik bir yanı var ve paradoksal bir şekilde kadınları güçlü kılan bir şey, bu yolculuk. Ben kendi kimliğime özgü kodları yeteri kadar sabitleştirdiğim için belki evlendikten uzun bir zaman sonra eşimin ülkesine gitmeyi göze alabildim.</p>
<p>Konudan uzaklaştık galiba.</p>
<p>SNB- Hayır, hayır. Devam edin. Feminizm diyordunuz&#8230;</p>
<p>CA- Feminizm&#8230; Popüler kültürün mekanizmalarından geçen her olgu gibi feminizm de şimdi Mary Wollstonecraft gibi teorisyenlerin zamanında öne sürdükleri temel eleştirileri ört bas eden bir yavanlık içinde. Şirret, illetli, çirkin kadınlar feministler, öyle bir algı var. Düşünümselliği olmayan kör, kaba bir inatlaşma!  Bu imgeler kadınları yüceltmeye dönük 1960&#8242;ların işçi hareketlerini hatırlatan sloganlarıyla taklitçi feministler tarafından da güçlendirildi kanımca. Zayıf olana, ezilene moral kazandırmaya dönük düşünsel ve ameli çabalar elbette değerli. Ama nihayet kendini baskıcı ya da despot olmakla suçladığı karşı cinse göre tanımlarken eleştirdiği nitelikleri yüceltme noktasına da sürüklüyor kadınları bu tür idealleştirmeler. Bu nedenle çok taraflı eleştirilerin sürekli aktif olması bana önemli geliyor. Benzeri eleştirileri geliştirmeyi ve tartışmaları sürdürmeyi erkeklerle birlikte gerçekleştirmek gerekir diye düşünüyorum. Sonuçta Kur&#8217;an&#8217;ın tavsiyesi, birbirini hasım değil dost ve yardımcı olarak görmek&#8230;</p>
<p>Şu da var tabii&#8230; Hazır kadınlık paketlerinin sebep olduğu daralmalar, yaşattığı acılar kadar, buna bağlı olarak kurgulanan erkeklik durumları ve algıları da erkeklere baskı yapıyor. Sosyal kadınlık durumu gibi sosyal erkeklik durumu da var ve hiç kolay oluşmadığı tahmin edilebilir.</p>
<p>SNB- Anne Cihan Aktaş nasıl biri? (burada çocuğunuzdan kopya çekebilirsiniz)</p>
<p>CA- Anne olduğum için çok mutlu olduğumu söyleyerek başlamalıyım, ama hiç kolay da gelmedim bu noktaya. İlk kızımın doğumuna ansızın yakalandım diyebilirim. Çok seviyor, gözümden sakınıyor, yine de kendimi anne olarak görmekte zorlanıyordum. Aklım hep eksik bıraktığım başka şeylerdeydi. Bunun bir sebebini kolaylıkla aile içinde evlenip de anne olacak şekilde bir eğitim almayışıma bağlayabilirim, bu doğru da, annem kızlarını evliliğe hazırlayan bir anne olmanın uzağında durdu hep.  Ama toplum etkisi diye bir şey de var, sanırım bizim ailenin kızları da evliliğe klasik usullerle hazırlanamadılar. Elimizde tığ ya da şiş olmadığı için değil. Kitap okumaya düşkünlük olmalı bunun sebebi. Annem kızlarını övmekten hiç hoşlanmazdı, bizler de olduğu gibi görünerek geçirdik hayatımızı. O anlamda hani sofalarda, beş çaylarında öğrenilen türde bir kadınlık bilgisi maharetinden, becerisinden yoksun olduğum söylenebilir.</p>
<p>Anneliği de kendi kendime öğrendim, zaten annelik böyle bir şey, bilimsel açıklamalar sadece açıklama olabilir. Anne olmaya can atmıyordum, anneliği yücelten söylemlere de hâlâ gerçek kadını, gerçek anneyi görmenin uzağında kalmaları nedeniyle eleştiri getirdiğim olur.</p>
<p>Sonuçta otoriter bir anne değilim, özverili olduğumu düşünüyorum, iki kızımı da dört yaşlarına gelinceye kadar kreşe vermekten kaçındım, daha sonra da yarım gün için vermeye başladım. Çocuğun yetişmesinde kendi evinin sağladığı güveni çok önemli buluyorum. Bir de toprakla temas ve oyun konusunda mahrum olmasınlar diye çaba gösterdim. Hani, parklara pikniklere götürmekle kalmadım, yıllarca yaz aylarının bir kısmını annemle ve babamla birlikte benim memleketim olan Erzincan&#8217;ın Refahiye kasabasının Pınaryolu köyünde geçirmeye dikkat ettim.  Bir de masallar konusunda bir titizliğim oldu. Son yıllarda hepimizin hayatında olan, ezbere bildiğimiz masallar üzerine tartışmalar yoğunlaştı. Şiddet unsuru, üvey anne miti, korku uyandıran imgeler&#8230; Ben kızlarıma ünlü masalları hep yeniden yorumlayarak anlattım. Ayrıca çokça masal uydurduğum olurdu.</p>
<p>Genellikle insanlardan bir şey isteyeceksem bunu bir kez yapıyorum. Kızlarıma da herhangi bir konuda yardım isteyeceksem, bir kez söylerim. Tanıdığım süre içinde yapmadıkları takdirde kalkıp kendim girişirim.</p>
<p>Özde titiz bir ruhum var. Belirlilik, disiplin, vaktin iyi kullanılması, verilen sözün tutulması&#8230; Bu özelliklerim kızlarıma da geçti. Küçük kızımla odasının dağınıklığı konusunda polemiğe giriyoruz bazen. Odasına elimi sürmemi istemiyor. Kendisi de ancak kafasındaki bir programa binaen zaman ayırıyor odasının temizliğine, düzenine. Bunu başka gençlerde de görüyorum, odalarının dağınıklığından rahatsız olmuyorlar. Bu konu üzerine düşünüyorum. Zannedersem sebebi masanın üzerindeki bilgisayar. Uzam onlar için adeta ekranda bir varlık kazanıyor, oda teferruata dönüşüyor.  Bir şeyler üst üste yığılıyor ve belirsizlik kazanıyor, emin olamıyorsun, işe yarıyorlar mı, yarayacaklar mı, ne zaman kadar sürecek tozlanmaları&#8230; Odanın bir köşesinde şövale, diğer köşesinde üst üste yığılmış giysiler ya da kitaplar var. Merkezde olan masanın üzerindeki bilgisayar. Masanın üzerinde tabaklar bardaklar tokalar başka birçok şey birikiyor. Ekranın çektiği labirentten dönüp de onları mutfağa taşımak için uygun bir zaman kollanıyor. Ya da şöyle bir açıklama yapıyor: Çok fazla işi var. Dağınık planların bile o dağınıklığın içinde bir düzeni var. Başkasının toparlaması demek, karmaşık düzenin bozulması anlamına geliyor. Mesela pantolonunu  attığı yerde bulmak istiyor, bulamadığında düzenine karışıldığı hissine kapılıyor. Aklıma şakayla karışarak Marshall Berman&#8217;ın &#8220;devingen kaos&#8221;  tanımlaması geliyor. &#8220;Devingen kaosun içinden geçebilmek için onun devinimlerine uymalı ve uyarlanmalı, onu yakalamaktan öte bir adım ileride olmayı öğrenmeli&#8230; Bir yandan da şöyle: Özel hayatı, kişiselliği o kadar kutsal ki dağınıklığıyla, kirli tabakları, kirli çoraplarıyla birlikte onun müdahaleye hazır olduğu ana kadar bulundukları yerde el sürülmeden durmalı&#8230; Bir adım öteye gidip şunu söyleyebilir: Bir de sokaktan paçavra toplayan insanları kahraman olarak niteliyorsun!</p>
<p>SNB- Okumak; kültürel/sosyal standardizasyondan kurtulup, kendi ben&#8217;in(iz)le yüzleşmektir. Her yazar okur için farklı bir yolculuktur ve her yazar farklı bir yolculuk yapar.<strong> Hatta okurla yazar arasında aşk-nefret ilişkisi vardır çoğunlukla. Okur, sonuna kadar vazgeçmez yazarından. Yürek komşusudur yazarı çünkü, onu reddetmek kendi yüreğine ihanet olacaktır.</strong><strong></strong></p>
<p>Benim bu yolculuğumdaki<strong> </strong>özellerim Cemil Meriç, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz, Sadık Yalsızuçanlar, Selim İleri ve İhsan Oktay Anar&#8230; Elbette başka yazarlar da var, neredeyse tüm kitaplarını okuduğum, ama bu saydıklarım bir şekilde daha özeller benim için. Şimdi okur Cihan Aktaş&#8217;a sıra gelsin. Onun özelleri kim? (Aslında sayıyı beşle sınırlandıracaktım ama altı tane saydığım için sizin sınırınız da bu. )</p>
<p>CA- Altı gerçekten çok az, ama deneyeyim: Aliya İzzetbegoviç, Ali Şeriati, Karatani, Ranciere, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören&#8230; Çok indirgemeci oldu, çaresizce. Hadi hile yapayım burada: Knut Hamsun diyemedim, Kazancakis, Doris Lesing de diyemedim. Bir ekleme yapmam mümkün olacaksa, Camilla Paglia demeden geçmek istemem.</p>
<p>SNB- Gençlik okumalarından bahsederken Dostoyevsky, Ali Şeriati, Karakoç, Özel, Blake, Kazancakis, Pasternak, Kuşeyri, Emily Bronte  ve Garaudy&#8217;yi saydınız ve orada cidden tartışılması gereken bir soru sordunuz?  Niye aralarında kadın yazar ve şair yeteri kadar yok? Ben de kendi okumalarıma döndüğümde -birkaç isim hariç- kadın yazar ve şairler hep sonradan okunmuş Sahi neden yok?</p>
<p>CA- Yukarıda biraz değinmiştik, biraz daha açalım, peki&#8230; Bana kalırsa bunun sebebi, bize öğretilen kamusallığın sırrının erkek yazarların elinde olması. Edebi kamudaki kadın dili zaafı da bununla ilgili. Evet Jane Austen ve Halide Edip de okuyorum, önemsediğim yazarlar ikisi de, yatılı okul öğrencisiyken Barbara Cartland da okudum, ancak bu yazarlar da bir bakıma edebi kamudaki erkek dilini öğrenerek yazma tecrübesini yansıtıyorlardı. Tercih ettiğimiz erkek yazar, başlıca tercih sebebimizin ötesinde bir de uzun bir yazı geleneğinin genetik imtiyazlarına sahip olarak yazıyor. Din ve felsefe alanında olduğu gibi sanat alanında da bu kesinlikle böyle değil mi?</p>
<p>Kadın yazarları okuyoruz, onlardan öğreniyoruz, ama asıl erkek yazarları okuyarak yazının sırrına, sevdiğimiz kadın yazarlar tarafından da ulaşılmış olan sırlara vakıf olmaya çalışıyoruz. Kadın yazarın kadın dili adına geliştirdiği ve kadın merkezli anlatıları çekici ve farklı gelse bile kendimize tuttuğumuz ayna gibi, ancak kurgu ve felsefe alanında erkek yazarlardan öğrenmeyi öncelediğimiz açık. İstisnalar elbette var ve giderek de artıyor sayıları. Bazen kadın duyarlığı felsefeyle bir araya geldiğinde olağan üstü etkileyici bir dil oluşturuyor, orası öyle: Yukarıdaki listeme Camilla Paglia&#8217;yı eklemeyi istedim, çünkü sanat eleştirisi alanında bambaşka bir bakışı var doğrusu. Bizde ise Zeynep Direk&#8217;i önemsiyorum bu anlamda.</p>
<p>SNB- Hazır okur Cihan Aktaş&#8217;la konuşurken ona şunu da sorayım. Şiirler asla tam olarak diğer dillere çevrilemezler ama bu soruyu gene de sormak istiyorum. ‘ İyi&#8217; bir şiir yabancı dillere çevrilebilmesi mümkün olan mı yoksa olmayan mı? (Bu iyi&#8217;yi, güzel, etkili, harika&#8230; olarak da değiştirebiliriz) Ve bu konudaki asıl sorum şu ki, Kırkıncı kapı sitesi  ( <a href="http://www.kirkincikapi.com/"><strong>http://www.kirkincikapi.com</strong></a>. ) yazarlarıyla bunu tartıştık geçenlerde: Şiir / şair kutsal mıdır?</p>
<p>CA- Saf şairlerde özel bir ilham olduğuna inanıyorum. Söz gelimi Blake bende bu hissi uyandırır. Ancak bu niteliği kutsallık olarak adlandırabilir miyiz, emin değilim. Kutsal kavramı ilahi olanla ilişkiliyse, şiir tıpkı dua gibi bunu başarabiliyor bazen. Tabii bu çok tartışmaya açık bir konu, sıradan olandaki ilahi işaretlerden söz etmeye götürür bizi. Ruhumuzu sarsan, bize daha önce fark etmediğimiz duygular yaşarken algılarımızı incelten, bizi başka dünyalara götüren, özlediğimiz ve belli belirsiz bildiğimiz diyarların açıklamasını yapan mısralara şairler de ilahi bir bağış olarak ulaşıyorlar elbet.</p>
<p>İyi bir şiir bazen yabancı bir dile çok az aksamayla çevrilebilir, bazen de bu başarılamaz. Mütercime, çevrilen dilin yeteneğine bağlı bu. </p>
<p>SNB- İkinci el kitaplar, içlerindeki farklı dünyayı kendi dünyanıza kabul etmenizdir&#8230; Farklı hayatlarla, kokularla, hüzün ve renklerle gelirler dünyanıza; içlerinde okunmuş ve kesilip sararmış takvim yaprakları, ayraçlar, derkenarlar, çizgiler, kokular ve üzerine sinmiş lekelerle önünüzdedirler, bir daha onun içinden alamayacağınız. Sonra yerleşirler kitaplığınıza, eskiyseler, çok eski, farklı ciltleriyle diğerlerinden ayrılırlar, ebatları ve kalınlıklarıyla farklılıklarını sergilerler, çoğunlukla eksiktir bir parçası, incinmiştir bir tarafı, farklıdırlar, yaşamış ve yaşanmışlardır, diğerlerinin arasında ama farklı bir varlıkla arzı endam ederler&#8230; Siz onu dünyanıza aldığınız kadar, onlar da sizi kendi dünyalarına kabul ederler&#8230; Evet, evsiz ve vahşidirler diğer kitaplara göre, bir elden diğerine geçerken, farklı mekanlarda gezinmiş göçebelerdir; çok el dokunmuştur üzerlerine, davetsiz misafirler açıp içlerini göz atmak istemiştir sırlarına; ama siz onu elinizden kalbinize misafir edene değin asla sırlarını öğrenemezsiniz, göstermezler, önce size alışmalıdır, önce sizin varlığınızı kabul etmelidir&#8230; Sonra sizin bir parçanız olduklarında, göçebeliklerinin konaklama mekanında bir süre dinlenirler, ta ki gitme vakitleri gelene değin&#8230;</p>
<p>İkinci ek kitapların bendeki izlenimleri bunlar, ya sizde ne anlama geliyorlar?</p>
<p>CA- Siz o kadar güzel anlattınız ki ben neler ekleyebilirim acaba? Belki bir yorgunluk ve hüzün ifadesini ekleyebilirim, çok haklı vahşilik niteliğine. Ben de çok severim ikinci el kitapların taşıdığı hayatların göstergelerini okumayı, yorumlamayı. Lekelerle, çizgilerle, aidiyet ifade eden isim ve imzalarla yaşlı bir insanın konukluğunu hissettirirler, elbet özen göstermelisiniz. Şu var ki yıllardır muzdarip olduğum toz alerjisi nedeniyle çoğu zaman sadece ikinci el kitapların değil, kendi uzun zaman el sürmediğim aşina kitapların da yanına yaklaşmaya çekiniyorum. Bazen vücudumun vereceği tepkiyi göze almaya mecbur kalıyorum bir yazı yazarken. Zannedersem tablet pc yakın gelecekte benim için zorunlu olacak. Kütüphanemin daha az el değdirdiğim İstanbul&#8217;daki bölümündeki kitaplardan neredeyse hiç yararlanamıyorum, toz yüzünden. Eski kitaplar, tozları alınsa da alerjik tepkiye yol açıyor.</p>
<p>SNB- Şimdi sırada okur ve yazar ilişkisi var. Siz mi okurunuzu seçtiniz, onlar mı sizi? Okurun etkisi ne üzerinizde, diyelim ki bir yazıyı yazarken okurum burada beni yanlış anlar kaygısıyla yazmaktan vazgeçtiğiniz şeyler oluyor mu ve bunun olumsuz etkisini hissediyor musunuz? Yazmak istemek ama yazamamak&#8230; Burada aklıma Dosto geliyor, Zweig diyor ki onunla okur arasındaki ilişki için, ne dostane ne de huzurludur, bilakis tehlikeli, zalim, şehvetli içgüdülerle dolu bir uyumsuzluktur. Ya yazar Cihan Aktaş&#8217;ın okurla arasındaki ilişki nasıl?burada bir sorum daha olacak okur ve yazar ilişkisi bağlamında. &#8220;Derisini soyunamayan yılan yok olur. Düşüncelerini değiştirilmesine izin verilmeyen zihinler yok olur: Zihin olmaya son verirler&#8221; der Nietzsche. Siz yazarlık dışında, gazete yazarlığı da yapan bir kişisiniz. Doğal olarak tüm bu yoğunluğun, değişimin içinde belki de en çok değişmek zorunda kalan insanlardansınız. Peki bu değişimler, okurlarınız tarafından nasıl karşılanıyor?</p>
<p>CA- Sıcak, hoş, farklı katmanlarda süren bir ilişkinin yanında, öfkeli, nefret dolu, tehditkâr bir üslup da eksik olmuyor. Sevgi dolu yaklaşım, samimiyetle yazma ve kendimi eleştirmekten de çekinmiyor olmamla ilgili olabilir. Neredeyse üniversite yıllarından beri fikirlerimi, duygularımı, gözlemlerimi, tecrübelerimi yazı yoluyla paylaşıyorum okuyucuyla. Bunun sağladığı bir güven, bir duygudaşlık ve karşılıklı beslenme elbette var. Nefret ve öfkenin ise iki sebebi olabilir en azından: Birisi, değiştiğime, fikirlerimi değiştirdiğime dair kanaatten ileri geliyor. Anlamsızlığını konuşmak bile fazla. Diğeri ise, Taraf&#8217;ta yazarken daha ziyade muhatap olduğum bir okuyucu profilinin tepkisi ki başlangıç dönemine göre epeyce azaldı. Şöyle sorular soruyorlar:  Nasıl başınızı örtersiniz? Nasıl Taraf&#8221;ta yazarsınız? Nasıl Kürtçülük yaparsınız?.. .</p>
<p>SNB- Artık Yazar Cihan Aktaş&#8217;a geliyoruz yavaş yavaş. ‘Yazarda olması gereken tek şey bir kalem bir miktar kağıttır. Bu yeterli. Yeter ki, o kalemin ve kağıt üzerine yazdıklarının tek sorumlusunun yalnızca ve yalnızca kendisi olduğunu bilsin.&#8217; diyor Kadınlar Rüyalar Ejderhalar&#8217;da Ursula K. Le Guin. Size göre bir yazarda olması gereken nedir, bir kalem ve kağıt mı, bir oda ve biraz para mı, ya da bambaşka bir şey mi?</p>
<p>CA- Le Guin&#8217;in özellikle denemelerini çok beğeniyor, bu açıklamasına da katılıyorum. Tabii ki her şeyden önce yazıyı seviyor, sahiden de yazmadan edemiyor olmalısınız. Elbet hayatınızı kazanmanız gerekiyor, kendinizi ve ailenizi geçindirecek bir kazancınız olmalı. Bu açıdan şanslı sayılırım, ailemizin geçimi temelde eşimin sorumluluğu altında. Öte türlüsü olsa nasıl yaşar ve yazardım, bunu düşünüyorum sıklıkla. Yazardım tabii, mutlaka yazmayı sürdürürdüm, ancak şimdiki kadar/gibi yazamaz, daha Kafkaesk bir üsluba sahip olurdum. Yazamadığım bir evlilik hayatı mümkün olamazdı gibi geliyor bana, bunu evlenirken de biliyordum. Tehmine Milani&#8217;nin &#8220;İki Kadın&#8221; isimli bir filmi var. Mimarlık öğrenimini sürdüremeyen bir kadının mutsuz evliliğini anlatıyor. Kocasından gizlice bir suçu örtbas etme çabasıyla kitap okumayı sürdürüyor. Benim bildiğim bir örnekte de kadın kocası karşı çıktığı halde müstear adlarla da olsa yazmayı sürdürebilmek için daktilosunu bir battaniyenin içine sararak karyolasının altında gizliyordu.</p>
<p>Demek istediğim, evliyseniz yazma aşkınızı biraz da olsa paylaşabilmeli eşiniz ki iç rahatlığıyla o kağıda kaleme yönelebilesiniz. Kağıt kalem elbette yeter de sürekli annesinden babasından gizli notlar alan liseli kız telaşı içinde yazarlığı sürdürmek kolay değil.</p>
<p>Söz konusu olan nihayet verili dünyayla yetinememekten ileri gelen bir açma, yeniden tanımlama çabası. Elime kalem kağıt alamadığım şartları düşünemiyorum, zannedersem bir tür mağara dönemi şartları demek olurdu ki o zaman da mağaranın duvarlarına resim yapardım.</p>
<p> Bu konuda kötü bir şöhretim vardı çocukken. Oturduğumuz kira evlerinin duvarları resimlerle kişilik değiştirirlerdi. Şu duyguyu iyi hatırlıyorum: En güzeli bu resim oldu, bu evden taşınsak bile o kalmaya devam edecek.</p>
<p>SNB- J Mağara ressamı. O zaman da sorum şu olurdu sanırım, bir fırça biraz boya mı, yoksa bir duvar, biraz da av eti (para) mi?  </p>
<p>CA- Sadece bir keski yeterdi mağarada sanırım. Ot seven biriyim, herhalde molalarda ot toplamaya çıkardım.</p>
<p>SNB- Otların canı yok mu? Yalnız cevabınız gayet başarılı. Bir sanatçının bakışı bu.</p>
<p>CA- Vejeteryanlarla tartışmalarımda ben de hemen sizin sorunuzu sorarım. J</p>
<p>SNB- Yazar Cihan Aktaş&#8217;a geçtiğimize göre eserleriniz hakkında da sormak istediğim sorular var. Cihan Aktaş ne anlatmaya çalışıyor bu eserlerle kendine ve okuruna?</p>
<p>CA- Bir anlama ve gelişme çabası bu, başka türlü de düşündüğüm yok. Yazı benim için mizacıma uygun bir öğrenme yolu. Resim yaparak, kilim dokuyarak, ayakkabı tamir ederek, bağdan üzüm dererek de öğrenirsiniz. Üçüncü romanımın leit-motiflerinden biri, &#8220;eksik olan başka bir şey&#8221; şeklinde bir cümle. Hepimizin içinde bazen sebepsizce oluşan özlemle, ıstırapla, şaşkınlıkla karışık duygunun haber verdiği şey nedir? Eksik olan, yitirilmiş hikmet ya da cennet, mükemmel yapının bazen bilinçli olarak eksik bırakılan bir tuğlası, Octavio Paz&#8217;ın dediği gibi, bize başka bir dünyayı işaret ediyor. İyi ve doğrunun, adil ve haklının ilahi kelâmla alakası üzerine düşünerek gerçeğe biraz daha yakınlaşabiliriz olsa olsa, ama o hep bir adım öteye kaçacaktır.</p>
<p>SNB- Yazmak bir şekilde güzel. Önemli olan; yazarın, kimin okuduğunu bilmesi değil, bir gün, hiç bilmediği bir coğrafyada dahi okunabileceği ihtimalinin olması ve oradaki okurun eserin yazarını merak edeceğini bilmesi, kendisinden yıllar sonra dahi. Okur, merak eder çünkü. Siz, okurunuzun gözünde nasıl anılmak istiyorsunuz bir yazar olarak ya da yazar olarak en önemli hayaliniz nedir?</p>
<p>CA- Sadece kendi amaçlarıma sadık kalarak çalışmayı sürdürmeyi düşünüyorum. Okuyucunun yargısı değişebilir ve elbette yazarken kılı kırk yarsam bile son tahlilde düşündüğüm okuyucuda bırakacağım izlenim değil, metnin kendi gereksinimleri oluyor. Bir de ben roman yazmaya geç başladım, hiç olmazsa altı yedi roman yazabilmiş olmayı isterim hayata gözlerimi yumarken. Yapmaya çalıştığım, yazılarımla açmaya çalıştığım kaygının okuyucudaki karşılığı çok farklı olabilir, bunu kestirmem imkânsız. Geçen gün attığım bir tweet ile bunu anlatmayı umdum belki de. &#8220;Sevdiğim sanatçıların ortak sözü bu: Böyle olmaması gerekirdi, henüz her şey bitmiş sayılmaz, her şeye rağmen harekete geçmek gerek.&#8221; diye yazmıştım. Okuyucuda hayata ve ölüme umutla, inançla yaklaşabilmek için pencereler açabilen bir yazar olmayı isterim, ama bunu yapabilir miyim bilmiyorum. Çünkü bir de yazarın kendi özel zamanına özgü bir atmosfer siniyor yazdıklarına.   </p>
<p>SNB- &#8220;&#8230;şeylerin tek bir biçim halinde algılandığı dünyada, sanatçı ancak orada yüksek bir gerçekçilikle idrak edebilir, görünene karşıtmış gibi duran hakikatleri&#8230;&#8221; diyor Stefan Zweig Üç Büyük Usta&#8217;da. Sanat ve sanatçı&#8230; Cihan Aktaş için sanat ve sanatçı hangi anlamlarla vücûd buluyor? Son dönemde yazdığınız Ivan Aguéli&#8217;den İsmet Özel&#8217;e medeniyet meselesi adlı bu makale özellikle kültürü içine alan bir sanat anlayışı teziyle öne çıkmasıyla önemli. Bu yazı aslında sanata bakışınızı açımlasa da bundan biraz daha bahsedebilir misiniz?</p>
<p>Bu arada sayenizde Agueli&#8217;yi tanıma fırsatı buldum, yukarda teşekkür etmemişim, teşekkür ederim.</p>
<p>CA- Birileri vesile olsa da aslında biz o yazara doğru yol alıyoruzdur, bir yerde ister istemez karşılaşacağız. Agueli mutlaka karşınıza çıkardı.</p>
<p>Camus&#8217;un sanata bakışı daha üniversite çağındayken yakın gelmişti bana: Sanatın yalancı bir lüks ve bencil bir edebiyatçının yapıtı olmadığını savundu Camus; nefes alan, kullanılabilir bir sanat için yazdı ve yaşadı. Uysallaşmayan saçmalıktan söz etti, hiç yok olmayan umuttan.</p>
<p>Bir de şu var: Atalarımızın bize bıraktığı mirası olduğu gibi tekrarlamanın adını sanatsal üretim koymamız onlara haksızlık olur. Bu mirası korumak ayrı, ama işlemeyi de değil, ileri sürdüğü özü kendi dönemimizin biçim ve içeriğiyle nasıl yorumluyoruz acaba? O yazıda bunu anlatmaya çalışmıştım. Sanatçının kendi döneminin çocuğu olmasını önemli buluyorum. Tabii bu sanatın ilerleyen bir şey olduğuna inandığımı göstermiyor. Medeniyet yükselmiş, zirvelere ulaşmış ve sözünü söylemiş, sanatsal alanda bir çığır da açmış mutlaka. Senin buradan aldığın ders ve bu dersten hareketle çağına sunduğun ifade ne olacak?</p>
<p>SNB- Sanat yalnızca nasıl&#8217;ı ve ne&#8217;yi değil, neden&#8217;i de sormalı. Peki yazar Cihan Aktaş, neden sorusunu soruyor mu?</p>
<p>CA- Sanatsal üretim bir eksiklik, yetersizlik, kayıp duygusu ve bilinciyle gerçekleşiyor. Bitmiş olan eserden ziyade kurma, oluşturma sürecinde bir şeyler tamamlanır gibi oluyor, cevap bulmaya başlıyor.  Bizi sarsarak bir mısra, bir fırça darbesi, bir notayla harekete geçmeye zorlayan hissin sebebine doğru yolculuğun işaretleridir sanat eserleri&#8230; Miro&#8217;nun söylediği gibi, sanatta ilerleme diye bir şey de yok.  Sözünü ettiğin yazımın sonunda ifade ettiğim gibi:  Şu veya bu güzellik değil, sadece gerçeğin kalbidir sanatta aranacak olan, hakikattir. Hakikat nedir öyleyse? Hadid Suresi&#8217;nde izah edilen dünya hayatını ve elbette sonsuzluğu idrakin yollarından biri. Nedir bu dünyada varoluşumun sebebi, varoluş, yaratılış sebebim ne olabilir sorusuna bağlı ciddi, her alana yansıtılmasını önemli bulduğum zarafetle, yapıp etmeyle sürdürülen içi dolu bir anlama çabası.</p>
<p>SNB- Olayların nedenini sormak dışında bir de her yazarın yazma neden&#8217;i vardır. Nasıl&#8217;ı, neden&#8217;i ve ne&#8217;yi anlatırken dayandığı yazma neden&#8217;i ne?</p>
<p>CA- İki yönlü bir açma çabası oluyor kanımca: İlki kendi döneminizle ilgili, ikincisi ise temel insanlık durumları etrafında.</p>
<p>Sözgelimi ben başörtülü bir yazar olarak neredeyse on yılımı yazma hakkımı savunmak üzere araştırmalar yapmak üzere geçirdim. Çok da uzun bir zaman geçmedi aradan ama şimdi bu size gülünç geliyor belki. Başörtülü bir yazar hikâye yazmamalı, aksi halde mahremiyet kaybı gerçekleşir, derdi biri, başörtülü bir yazarın edebi metni sahicilikten uzak olacaktır, derdi diğeri. Neredeyse on yıl İslami araştırmalara yoğunlaşarak Müslüman kadının hiç kuşku duymadığım bir sese sahip olması bağlamında kitaplar yazdım. Aynı dönemde hikâye yazmayı sürdürsem de romana geciktim. Tabii romanın bir zamanı var, bu nedenle de gecikme sebebimi sadece araştırma kitapları yazmış olmama bağlamıyorum.</p>
<p>Daha temel olan ise benliğimizdeki o yalnızlık, o gurbet hissi. Bir telafi, onarma çabası.  Bir roman yazsan ne olacak, diğerine gelecek sıra, senin için de öyle oldu sanırım. Sisifos&#8217;un tırmanması ya da aşkın asla başlangıçta uyandırdığı tamamlanmışlık hissinde ikâmetini sürdürememesi&#8230; Âşık olduğumuz kişi her sorumuzun cevabı olmayı sürdüremedi, yaptığımız resim de öyle, çünkü bu dünyada tamlığı yaşayamamaya yazgılıyız. Müminsek, teslimiyetimizin gereğini yaparak rıza yoluyla sorunların cevabını hak etmeye çalışıyoruz. Rilke&#8217;nin &#8220;Güz&#8221; şiiri etrafında yazdığım bir yazıda şiirdeki güzle birlikte düşen yapraklar ve başka her şeyi şöyle anlatırken ifade etmeye çalışmıştım o huzursuzluğu. Biz hepimiz düşeriz, düşmüştük, özlediğimiz bir yerden, muhtemelen yine güz günlerinde. Bir yere gitme telaşı, hiç bir yere gitmeyecekken bile, olduğu yerde duramama, kabına sığamama, uzaklarda bir yerlerdeki bir şeyi, birilerini özleme, bir sebep arama, bilinen bütün sebepleri eleyerek yeni sebeplere ulaşma arzusunun kaynağı nedir öyleyse&#8230;</p>
<p>SNB- &#8220;Denilebilir ki seküler felsefenin amacı olarak sinema her zaman hayalin buyruğundadır. Ancak sinemanın dinî görüşün, aşkın, birleştirici metafiziğin buyruğunda rüya niteliğini kazanması da alabildiğine güçlü bir olanaktır. Silahı aşk ve dua olan derviş kamera denen aracın profan ufkunu delecek, onu şuhud aleminin sırların doğrultacak(tır).&#8221;diyor Ayşe Şasa, Yeşilçam Günlüğü adlı eserinde. Tasavvufi sinemanın önündeki aşması gereken en büyük zorluk, kitsch örneklerin çoğalarak bu tarzın tüketim ürünü haline düşmesi, (izleyici, imkân&#8230;)alanını genişletirken, aslında daraltıp, kendisini kuyruğundan yiyen yılan (ouroboros) gibi tüketmesi.</p>
<p>Ülkemizde de örnekleri zamanla artan bir alan bu sinemada. Sizin tasavvufi sinemaya bakışınız nasıl? Doğru ve hatalı gördükleriniz, takdir ettikleriniz, endişeleriniz?</p>
<p>CA- Bu tür sinemanın üstadı Tarkovski&#8217;dir, samimi ve yaratıcı bulurum. Sinema alanında daha çok İran sineması ilgi alanıma giriyor, bu sinemanın ana dalgasını oluşturan yapımların bir kısmında Tarkovski etkisi çok belirgindir. &#8220;Mistik&#8221; kelimesine mesafeliyim biraz. Bu bağlamda üretilmiş çok fazla yapım var, E.T.den tutun, Matrix&#8217;e kadar, hatta Avatar da aynı bağlamda değerlendirilebilir;  derin okumalarla mana yüklenen filmler. Bir de Paulo Coelho&#8217;nun romanlarına karşılık gelen bir duyarlık var ki dini salt mistik bir söylem olarak alıyor sanki&#8230; İnsanlar sıkılıyor, Ferrari&#8221;lerini satıp sahiden ya da ruh göçü anlamında Katmandu&#8217;ya gidiyor, bilge oluyorlar. Evet ama ABD&#8217;nin Afganistan&#8217;da neler yaptığını sormuyorlarsa ve Filistinli mültecilerin hak ettikleri belayı bulduğunu düşünüyorlarsa ya da Ruanda katliamı gibi bir hadise yaşanmamış gibi safari penceresinden bakıyorlarsa Afrika&#8217;ya,  hayatlarında değişen bir şey olmuyorsa, zamanın ritmi hep aynı kalıyorsa örneğin veya tüketici olarak bir sorgulama gerçekleştirmiyorlarsa, orada mistisizm bir ruhsal pansuman olmakla sınırlı kalır; panteist herhangi bir deneyim. Yazarken bazen büyülü gerçekçi sinema dediğim oluyor. Tasavvufi tecrübenin sinemaya ancak dış çizgileriyle, hikâye/olay yönüyle aktarılabileceği kanısındayım. Daha ötesi sanki mahrem geliyor, bir ruh asaletiyle, tevazuyla tanımlanamaz olan şiirle anlatılabilir de role dayalı olarak imkânsız neredeyse. Tezahürleri olabilir tabii. Tarkovski ve Mecid Mecidi bu bağlamda önemsediğim yönetmenler.</p>
<p> </p>
<p>SNB- Gelenek, modern ve postmodern? Biliyorum çetrefilli konular ama bu kavramlara bakışınızdan bahsedebilir misiniz biraz?</p>
<p>CA- Bu kavramları açımlamadan ya da tartışmadan kendi konumuzu ve konumumuzu tanımlayamıyoruz ki&#8230; Gelenekle modernlik arasında yaşanan gerilim üzerinde var olmaya çalışıyoruz, hepimiz. Değişimlerin çok hızlı yaşandığı 20. yüzyıl bu açıdan çok sarsıcı bir zaman dilimi. Sınırlar, konumlar, aidiyetler sarsıldı. Günah kapıları da sanki her zamankine göre daha fazla açık. Kur&#8217;an açısından baktığımızda geleneğe dönük eleştirel bir yaklaşım öneriliyor bize. Atalardan bize kalan maddi ya da manevi miras sadece sevdiğimiz, saydığımız insanların eseri veya hatırası diye kutsanamaz. Kabileci feodal duyarlıklara karşı ne kadar da önemli bir hatırlatma, uyarı&#8230; Seyyid Hüseyin Nasr anlamında &#8220;traditional&#8221; diye adlandırılan yeni-gelenekselci bir kalıpla bakmıyorum tarihe ve medeniyetlere doğrusu.  Orada bir indirgemecilik ve kutsama var. Müslüman kadın mesela, sanki sadece tarihin bir döneminde gerçekleşmiş varlığıyla gerçek. Bugün içinde yurtlanmaya izin vermeyen gelenek övgüsünde ayrıca samimi olmayan bir ikilik de görüyorum. Yani siz tarihin bir döneminde gerçekleşmiş Müslüman kadın olmaya çalıştığınızda, yeni-gelenekselci bir ilişki ağının saygın muhatabı olacaksınız diye bir şey yok. Canlı, önemsenen tartışmalar modern kadınlarla sürdürülecek. Modernler gibi yaşarken söylemsel olarak geleneği göklere çıkartmak, modern dönemlerin hızlı, aşırı yenilikleri karşısında haklı eleştirileri, rahatsızlıkları olan kafası karışık insanlar üzerinde ne yapacağını, nasıl yaşayacağını bilememe etkisi yapıyor gözlemlerime göre. Öyle ki Julius Evola, ki kendisi bir İtalyan baronudur aynı zamanda, Hintli kadınların ölen kocalarıyla birlikte yakılmasını işte bu felsefeyle övgüye değer buluyor.</p>
<p>Daha açık bir örnek, Rıza Mirkerimi&#8217;nin Hayal Perdesi&#8217;nde irdelediğim filmi, &#8220;Bir Parça Şeker&#8221;. Sahici, sağlam değerlerin hâlâ aktif olduğu dünya, göçe, yeni başlangıçlara zorlayan çağrılarıyla tehdit altında. Çözümün kadim şehirdeki yüksek duvarlarla çevrili bir bahçenin içindeki şiirsel eski zaman evinde yaşamakta diretmek olduğu söylenebilir mi? O çözüm değil, sadece bir korunma çabası olur. Çünkü hayat başka yerlerde bütün karmaşıklığıyla sürerken sizin iyi amellerinizin katkısını bekliyor. Bunu Mirkerimi ile konuştuk. Müslüman, her şart altında İslam&#8217;ı yaşayabilir, hicret elbet çok değerli, ancak hicretin bir diğer mesajı, Habeşistan örneğinde de öyledir, İslam&#8217;ı öğrenme, yaşama ve anlatma imkânını bulacağın bölgelere, beldelere yolculuk değil mi? Yani yüksek duvarların arkasına, aşina muhitin güvenilir iklimine çekilerek veya kendini kapatarak değil, varlığını yeni ifadelere ve ortamlara açma şeklinde gerçekleşiyor hicret ve böylelikle ortaya çıkan dinamiklerle yeni medeniyetlere başlangıç teşkil ediyor.</p>
<p>Postmodernizm nihayet modernizmin bir nefes alma, hayata karışma çabasıdır.  Büyüsünden arındırılan dünyaya ahiretsiz bir ruh, bir büyü kondurma girişimi. Öyle ki gerçeklik ilkesinin yerini simülasyon alıyor. Evrensel, total bir ideolojisi olan modernizme karşı postmodernizm pozitivizmi de sorguladığı için Müslümanlara yakın geldi, bu çok tabii. Ancak postmodernizm aynı zamanda labirentleri ve aynalı merdivenleriyle yanılsamaları çoğaltan bir geçiş alanı. &#8220;Her şey geçer.&#8221; sloganının sebep olduğu bir dağılma, merkezsizleşme, öznenin kaybı ya da silikleşmesi açısından bakıldığında İslam&#8217;ın her öğretiye eşit mesafede duran postmodern durum açısından büyük anlatı olması ve evrenselliğiyle sorgulandığı ve mistisizme indirgenmeye zorlandığı bir sürecin dil ve ifade güçlükleriyle karşı karşıya bugün Müslümanlar.</p>
<p>SNB- Meriç, &#8221; Cemiyet kendisine benzemeyen bir çocuk doğurduğu zaman onu beşiğinde boğmaya kalkar. Boğarsa mesele yok. Boğmazsa ya diz çöken bir isyankâr, bir Baudelaire, bir Rimbaud, bir Breton çıkar, ya da cemiyete diz çöktüren bir cebbar gelir, Sezar, Napolyon, Hitler.&#8221; Toplumumuz  hâlâ farklılıkları boğmaya mı çalışıyor? Kendisine benzemeyen çocuklarını kabullenmeyi nasıl öğrenecek ve ne zaman?</p>
<p>CA- Bebeğe can veren olmadığını öğrendiği ve bu canın hikmetleri üzerine düşünme zahmetine katlandığı zaman&#8230; Bir riski, zahmeti göze almak gerek. Çünkü sonuçta aykırı olanın şiddetini hazırlayan da boğma denemeleri belki. Her şey büyük ölçüde aileye dönüyor.</p>
<p> </p>
<p>SNB- İran sineması ve müziği özellikle Türkiye&#8217;de de takip ediliyor ama bunun dışında bilgilerimiz çok az. İran ve Türkiye&#8217;nin sanat (edebiyat, sinema, müzik&#8230;)  karşılaştırmasını yapsanız, beğendiğiniz ve beğenmediğiniz yönleriyle. </p>
<p>CA- Kısa, olabildiğince özlü bir cevap vereceğim: İran geleneğinin sunduğu imtiyazlarla güçlü bir birikime ve potansiyele sahip bir ülke; tasviri ve nümayişe dayalı sanatlarda ve buna bağlı olarak da sinemada geniş halk kitlelerini de içine alan bir kültür ve sanat politikası yürütüyor ve sansüre rağmen bu politikanın devrimle kazandığı ivme kültür ve sanat alanlarında toplumla bütünleşen bir hareketliliğin ortaya çıkması gibi bir sonuç veriyor. Türkiye&#8217;de son yıllarda bu alanlarda bir hareketlilik var ama orta direk mesela tiyatroya hâlâ mesafeli ve dijital teknolojinin sunduğu avantajlara rağmen sinema alanında çalışmak insanları zorluyor. Edebiyatta, roman ve öyküde Türkiye daha zengin bir ortama sahip son otuz yıldır. Buna karşılık İran&#8217;da devrimden bu yana sanat enerjisi görece daha özgürlükçü ve faal bir ortama sahip olan sinema alanına kanalize oluyor diye düşünüyorum. Bu sadece genel bir izlenim, ayrıca bir araştırma yapmış değilim. Sanat eğer hayata yedirilecekse, bu konuda İran daha derin alışkanlıklara sahip. Ayrıca bizler gibi alfabe değişikliği sendromu yaşamamış insanlar. Bununla birlikte Türkiye&#8217;nin de sanatsal üretim alanında büyük bir enerjisi, potansiyeli var. Devlet desteği yanında ailelerin de çocuklarının önünü kesmemesi gerekiyor.  İran&#8217;da aileler sanat eğitimi alanında çocuklarına daha fazla destek oluyor gibi geliyor bana.</p>
<p>SNB- Tanrı size bir yüz vermiş, siz kendinize bir tane daha yapıyorsunuz diyor Hamlet, Ophelia&#8217;ya. Tüm yüzlerden soyunduğunuzda, maskeleri çıkardığınızda kim&#8217;le karşılaşıyorsunuz?</p>
<p>CA- Yüreğini temiz tutmaya ve amaçlarına güvenen, kimseye kötülük yakıştırmayan ve her kötülük haberinde ilk kez karşılaşıyormuş gibi sarsılan, yine de geri çekilmeyen, kötülük sebeplerine karşı mücadele etmeye azimli kız çocuğunu görüyorum bakışlarımda. Sadece kendi emeğine güvenerek yol alan o çocuğun dünyasından çok fazla uzaklara gidemiyorum. O çocuğun amaçlarına sadık kalmasaydım, bir kasabada konuklarını ağırlamaya çalışırken içten içe çöken bir kaymakam eşi olurdum, ya da bir mimarlık bürosunda desinatör misali çizimler yapan sıradan bir mimar. </p>
<p>İnsanın kendine de yabancı yüzleri var. Hoş insan kendini tanımakla da mükellef değil mi? Bazı durumlar var ki nasıl davranacağımızı bilemiyoruz. O yüzden maskelerimizi indirmiş bile olsak, aynada beliren yüz ne kadar açık seçik bakalım?  Kendini tanıma,  ölümüne kadar sürecek bir çaba. Kendini bilen Rabbini bilir. Sanırım en çok secdede olduğumuz kişiye yakınlaşıyoruz.</p>
<p>SNB-  Evet, ben de dönüp dolaşıp hep Yunus&#8217;un &#8220;Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır?&#8221;dizelerine geliyorum. Başladığım noktaya döndüğümü sansam da bu yüzden, bakıyorum ki başladığım yerde ama daha farklı bir konumdayım. Açıkçası zor bir soruydu bu ve çok yürekten, samimi bir cevap verdiniz. Ve en son sorum. Bunu, bir arkadaşım bana yolladı size sormam için, benim de sizden cevabı merakla beklediğim soru şu:</p>
<p>İnsan Cihan Aktaş kendisinin de katıldığı bir şablonla tanımlanmış ya da katılmadığı bir şablona hapsedilmiş olabilir mi? Kısacası Cihan Aktaş olmak İnsan Cihan Aktaş olmaktan uzak, yabancı, anlaşılmaz ya da bilinemez bir şey mi? Bilinen bir isim olmakla insan olmanın gerekleri birbirinden ayrı şeyler olarak kabul edilebilir mi? İnsan Cihan Aktaş&#8217;ın  kendisi için biçtiği kostüm ile insanların ona uygun gördüğü kostüm arasındaki fark(lar) ona göre ne?(isim olmak-insan olmak)</p>
<p>&#8220;İsim olmak&#8221;, beşeri ilişkilerde edep gereği  mecburen giyilen (otosansür) bir tür &#8220;İnsani çıplaklığı&#8221;nı örten/saklayan/gizleyen bir kostüm müdür ki bizler bir ismin bir insan olarak ortaya koyduklarına rağmen bildiklerimizle yetinmeyip İnsan Cihan Aktaş&#8217;ı merak edip öğrenmeye çalışarak belki de bile isteye saklanmış olanları merak  ediyoruz? Sizce bunun sebebi/sebepleri neler olabilir?</p>
<p>CA- Bunun çok fazla sebebi vardır. Acaba yazdıklarının neresinde sorusu, her zaman sorulur. Anlattığınız her kadında sizden bir parça, her ailede kendi aile ortamınızdan esintiler olduğu düşünülür. Bir taraftan da hayat akıp giderken bir şeyleri değiştiriyor varlığınızda. Bu değişimler yazdıklarınıza yansıyor. Sizin yazdığınızın okuyucudaki karşılığı da bir mesafeyle gerçekleşiyor. Böylelikle metin ve yazar arasında daima çoğalan bir uçurum olması olağan. Metin bir bakıma yazarın aynası, ama bir bakıma da akıp giden bilinç ırmağının bir safhasından ibaret.</p>
<p>Okuyucuları Ursula K. Le Guin&#8217;e, bu fikirler aklınıza nereden geliyor, diye sormuşlar ya, hepimiz benzeri sorularla karşılaşıyoruz. O siz misiniz, sizin başınıza mı geldi&#8230; Yazar yazdıklarıyla özdeşleştirildiği takdirde tabii ki yüzlerce maskesi olan biri olarak da anlaşılıyor ve insanlar onca maskenin gerisinde kim var, anlamak istiyor.</p>
<p>Ben kelli felli, çantasında kartvizitleri olan bir yazar değilim, hiç kartvizit sahibi olmadım, yazabilme özgürlüğünün işte o şekilde bir bağımsızlık talep ettiğini düşünürüm. Epeyce kendi zamanına göre yaşayan, kusursuz olmayan, ancak elinden iyilik gelen biri olmaya çalışıyorum. Severek yazıyorum, yazma özgürlüğüne sahip olmayı, bunun için bir mücadele vermiş de olsam bir imtiyaz olarak görüyorum, dolayısıyla bunun bir bedeli okuyucuyu anlayışla karşılamak olsa gerek. Demek istediğim gizemli biri olmayı istediğim yok, hatta fazlasıyla tedbirsizim lafın lafı açtığı konuşmalarda, ketum olmanın çok uzağındayım. Aynı zamanda çok rahat kendi içime kapanırım, rahatça konuşmaya başlayabilmem ortamla ilgili.</p>
<p>SNB- Aslında bir tarafım söyleşinin bitmesini hiç istemiyor. J Sanırım bağımlılık yaptınız.</p>
<p>CA- Bitmeyebilir J</p>
<p>SNB- Bu gidişle bitiremeyeceğiz sanırım ama hatimeyi yapmak zorundayız.  Elbette ben de kendi hatimemi yapacağım ama siz bunu, yayımlandıktan sonra okuyabileceksiniz. Cihan Aktaş&#8217;ın son cümleleri ne olacak bu söyleşide?</p>
<p>CA- Doğrusunu isterseniz siz söyleşi için yazdığınızda sıkıntı duydum önce. Hep aynı şeyleri söyleme korkusu yüzünden en çok. Söyleşiyi yapan edebiyatçı bir yazar olunca farklı bir tat alıyor insan. Kendi içinde nadasa terk ettiğin arazilere açılıyorsun.  Öyle sorular sordunuz ki sayfalarca yazabilirmişim gibi geldi. Dar bir zaman aralığında gerçekleşti söyleşi,  bu nedenle gösterdiğiniz anlayışa müteşekkir olduğumu belirtmeliyim.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><em>HATİME</em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/suzannur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21142" title="suzannur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/suzannur_basarslan.jpg" alt="" width="257" height="265" /></a>Hatimeye başladığımda önce şunu fark ettim. Cihan Aktaş&#8217;la söyleşi yaptığımız bu süre zarfında, ondan gelen cevaplara, yorumlara, paylaşımlara&#8230; o kadar alışmışım ki, bitişin hafif bir hüznü üzerime sindi daha söyleşi bitmeden ve biz soruları cevapları birbirimize gönderip son düzenlemeleri yaparken. Cihan Aktaş&#8217;ı daha çok tanımak istiyordum ve sorularımı da bu minvalde seçmeye çalıştığım için her cevabın yazarın bir parçasını yansıttığını düşünüyorum. Özellikle yapısal ve kronolojik bir söyleşi olmasına çalışmamın sebebi, parçalar bütünü tam olarak yansıtmasalar da, o parçalardan bütüne dair tespitlerin daha kolay tespit edilebilecek olması ve zaman içinde değişen, gelişen Cihan Aktaş&#8217;ı daha rahat görebilme ve gösterebilme istemiydi. </em></p>
<p><em>Söyleşiye başlamadan önce tanıdığım Aktaş nazik, bilgili, olgun, mütevazı bir çizgideydi sonra onun sıcak, kıvrak zekalı, kendini geliştirmek için hâlâ ter döken, siyasi gündemin dışında edebiyat, sanat ve insan&#8217;a dair kavramları irdeleyen, kendi tezini oluşturmuş, donanımlı bir yazar olduğunu fark ettim ve evet, söyleşinin sonunda -bana rağmen- hâlâ mütevazı ve nazikti. Söyleşimizde kendi eksik okumalarımın farkına vardığım isim oldu ve sayesinde Şeriati, Agueli ve Aliya kitaplığıma ve fikir dünyama giren isimler oldu. Çok farklı alanlara dair sorularımı cevapladı ki, bu cevaplardan kitabi bilgiden öte kendi düşün dünyasında olgunlaşan fikirleri görmek sanırım yazar Aktaş&#8217;ı değerlendirirken birçok kişiye kapı açacaktır. Aslında cevapları daha uzun tutmasını isterdim daha çok şey öğrenebilmek için ama öyle yoğunluğun içinde cevapladı ki kimi soruları, her ne kadar arada bir ‘tembellik yok!&#8217; diye baskı kurmaya çalışıp yoğunluğunu arttırsam da, üşenmeden sorularıma vakit ayırma inceliğini gösterdi. </em></p>
<p><em>Bu söyleşiyi yapabildiğim için kendi adıma çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Kusursuz Piknik&#8217;i birkaç yıl önce okurken, yazarıyla bir gün böyle söyleşi yapabileceğimi asla hayal edemezdim ve bir okur olarak bunu yapabilmiş olmak gerçekten bir ayrıcalık. Kendisine gösterdiği sabır için müteşekkirim. Daha nice eserinde ve söyleşide onunla olabilmek dileğiyle&#8230;</em></p>
<p><em>Bu arada Aktaş&#8217;ın son eseri Sınıra Yakın bugünlerde yayımlanacak. Bu eseri elime alıp, dünyama katmayı ve onu Cihan Aktaş yazarlığı bağlamında incelemeyi çok istiyorum. Hayatını yazmaya adamış bir insanın yazı ve kurgu dünyasını görebilmeyi ve gösterebilmeyi ve de. </em></p>
<p><em>Yeni yazılarda ve söyleşilerde buluşmak üzere, hoşça kalınız&#8230;(SNB)</em></p>
<p><em>Cihan Aktaş hakkında</em></p>
<p><em>1960 doğumlu Refahiye-Erzincan doğumlu Cihan Aktaş, Beşikdüzü Öğretmen Lisesi&#8217;ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Fakültesi&#8217;ni (1982) bitirdi. </em><em>1995&#8242;te TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), 1997&#8242;de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi&#8217;, 2002&#8242;de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi.  2009&#8242;da &#8220;Kusursuz Piknik&#8221;  isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülüne lâyık bulundu. Deneme, fıkra, araştırma, hikâye ve romanları Yeni Devir, Millî Gazete, Mavera, Nehir, Dergâh, Yeni Şafak&#8230; gibi dergi ve gazetelerde çıkan yazar, şu anda Taraf gazetesi ve çeşitli internet sitelerinde köşe yazıları yazmakta, Tahran Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde ders vermektedir. </em></p>
<p><em>Kitaplarından bazıları:</em></p>
<p><em>İnceleme-Araştırma: Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Tanzimat&#8217;tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), (1995), Şark&#8217;ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı&#8217;dan Bayan&#8217;a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran&#8217;da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban&#8217;ın Yeniden İcadı (Mayıs 2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (Mart 2007), Yakın Yabancı (Aralık 2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011)</em></p>
<p><em>Hikaye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler ( 1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan hikayeleri ( 1997,2006), Suya Düşen Dantel (, 1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005.), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar, 2005), Kusursuz Piknik (2009).</em></p>
<p><em>Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005), Seni Dinleyen Biri (2007) </em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… E-kitap okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="118" height="168" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan kitap 3</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></span></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/21/cihan-aktas-ile-soylesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/21/cihan-aktas-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>John Q / Nick Cassavetes</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 14:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21133</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
Söz yıkar şiir imar eder
İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="326" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="tvnet.tv.tr" /><param name="flashvars" value="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg" /><param name="src" value="http://tvnet.tv.tr/player.swf" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="326" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" name="tvnet.tv.tr" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg"></embed></object> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/">Share on Facebook</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sarı Köpeğin Yuvası (Byambasuren Davaa)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 16:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21101</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9479.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi0fdbdbc2-658a-48ca-93e3-49147c162b6b.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/sari-kopegin-yuvasi-byambasuren-davaa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kahire&#8217;nin Mor Gülü / Woody Allen</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 13:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21035</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9549.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridifa3f1c3d-a54c-4d4f-acf0-8d856edc58a6.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/kahirenin-mor-gulu-woody-allen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

