<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Resmî Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/resmi-tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Yeni Bir Site Doğuyor: Millî Eğitim Yerine Sivil Eğitim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yeni-bir-site-doguyor-milli-egitim-yerine-sivil-egitim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yeni-bir-site-doguyor-milli-egitim-yerine-sivil-egitim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 18:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[resmi ideoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21791</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230; Çocuklara her gün &#8220;rahat&#8221; &#8220;hazır ol&#8221; komutlarıyla ezberlettirilen &#8220;andımız&#8221; adlı yemin metninin gerek içeriği ve gerekse okutma biçimine bakıldığında bir önceki çağa ait bir uygulama olduğu hemen fark edilir. Aynı zamanda bu tür bir uygulamanın ne pedagojik ilkelerle ne de evrensel hukukla bağdaşır bir yanı bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye&#8217;de çocuklar hala asker [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/sivil_egitim.jpg"><img class="size-full wp-image-21792 aligncenter" title="sivil_egitim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/sivil_egitim.jpg" alt="" width="300" height="216" /></a></em></p>
<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Çocuklara her gün &#8220;rahat&#8221; &#8220;hazır ol&#8221; komutlarıyla ezberlettirilen &#8220;andımız&#8221; adlı yemin metninin gerek içeriği ve gerekse okutma biçimine bakıldığında bir önceki çağa ait bir uygulama olduğu hemen fark edilir. Aynı zamanda bu tür bir uygulamanın ne pedagojik ilkelerle ne de evrensel hukukla bağdaşır bir yanı bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye&#8217;de çocuklar hala asker komutlarıyla bu andı tekrar etmektedirler. Her gün askeri komutları tekrarlayan okul idarecilerinin kendilerini komutan, öğrencilerini ise asker gibi görmeye başladığı bir eğitim sisteminde bireyin özgürleşmesi mümkün değildir &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.sivilegitim.com/hakkimizda" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap &#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yeni-bir-site-doguyor-milli-egitim-yerine-sivil-egitim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/yeni-bir-site-doguyor-milli-egitim-yerine-sivil-egitim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu kez kendimizden özür dilesek?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/bu-kez-kendimizden-ozur-dilesek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/bu-kez-kendimizden-ozur-dilesek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 21:12:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1915]]></category>

		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[resmi ideoloji]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21596</guid>
		<description><![CDATA[1915&#8242;te Ermenilerin yaşadıkları kimine göre bir soykırım, kimine göre tehcir, kimine göre büyük felaket&#8230; Konu &#8220;olayın gerçeği nedir?&#8221; niyetiyle incelenmediğinden ne sadece tehcir diyerek buna son verebiliyoruz ne de soykırım olup olmadığı kabul edebiliyoruz. Elimizde en fazla &#8220;Büyük Felaket&#8221; başlığı kalıyor.
  &#8220;Ermeni Soykırım&#8217;ı var mıdır, yok mudur?&#8221; başlığında toplumun çok az bir kesimi soykırımı kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://4.bp.blogspot.com/-dkoyfSH4r_Y/TddJKbYXjcI/AAAAAAAAAIc/yCNmbUGUguo/s1600/man-statue-sad-wrong-ashamed.jpg" alt="" width="151" height="197" />1915&#8242;te Ermenilerin yaşadıkları kimine göre bir soykırım, kimine göre tehcir, kimine göre büyük felaket&#8230; Konu &#8220;olayın gerçeği nedir?&#8221; niyetiyle incelenmediğinden ne sadece tehcir diyerek buna son verebiliyoruz ne de soykırım olup olmadığı kabul edebiliyoruz. Elimizde en fazla &#8220;Büyük Felaket&#8221; başlığı kalıyor.</p>
<p>  &#8220;Ermeni Soykırım&#8217;ı var mıdır, yok mudur?&#8221; başlığında toplumun çok az bir kesimi soykırımı kabul ediyor, bir kesimi büyük felaket olarak tanımlıyor ama büyük bir kesimi 1915&#8242;teki katliama &#8220;katliam değil tehcirdi&#8221; diyor ve iddiaları reddediyor. Ve Ermeni katletmek halen derin devlet zihniyetine sahip olanlar tarafından gereklilik olarak görülebiliyor merak edenler henüz aydınlanmamış, &#8220;örgüt var ama delil yok&#8221; kuyusuna atılmış Hrant Dink cinayetine bakabilir&#8230; Bununla yetinmeyenler &#8220;Hocalı Katliamı&#8221;nın bir acıyı anma merasimi yerine nasıl Ermenilere karşı nefret söylemi (&#8221;Hepiniz p.çsiniz&#8221; pankartı) geliştirme <span id="more-21596"></span>yerine döndüğüne bakabilirler. Yani toplumun bir kesimi İttihat ve Terakki zihniyetinin katlettiği Ermenilere karşı vicdanını temize çekme gereğini düşünmek şöyle dursun Ermenilerden nefret etme görevini başarıyla sürdürüyor.</p>
<p>  Ben bir tarihçi değilim ve haddimi aşmak istemem &#8220;Ermeni Soykırımı oldu mu, olmadı mı?&#8221; net bir fikre sahip değilim ancak 1915 Olaylarının bir tehcirden çok daha fazlası olduğundan, belgelere, çalışmalara bakarak emin olabiliyorum. Açıkçası konuyla ilgili çalışmalara baktığımda büyük felaket ve hatta fazlası olduğunu düşünüyorum. Elbet konuyla ilgili bir otorite olmadığımdan düşüncem sadece beni bağlıyor ve bir belge-delil niteliği taşımıyor.</p>
<p>  Tüm bunlar olurken &#8220;Ermeni Soykırımı olmuş/olmamıştır&#8221; tartışmasına girmek yerine -bunu önemsemediğimden değil tabi- aklım ve vicdanım başka şeye odaklanıyor: Bu ülke neden araştırmadan, bilmeden, Yusuf Halaçoğlu zihniyetini aşamadan İttihat ve Terakki zihniyeti mirasına sahip çıkıyor? Neden yani&#8230; Kardeşim, reddi miras diye bir şey var, sana vebâl, yük, ağırlık bırakmayan bir şey, neden o kirli mirası devralıyorsun? Cidden ama cidden bunu hiç mi hiç anlamıyorum? Yeri geldiğinde, lüzumlu gördüğünde kendini halkını katletmekten (Dersim&#8217;de Alevileri, Diyarbekir&#8217;de Müslüman Kürtleri, Şapka Devriminde Müslüman Türkleri) dâhi çekinmeyen bir zihniyet, Ermenileri hemen hemen bir asır önce katletmişse bu inanılamaz bir şey mi? Hadi inanmıyorsun, o vakit seni &#8220;bilmeden&#8221; inkâra ve bu mirası devralmaya iten şey nedir, bunu hiç düşündün mü?</p>
<p>  Vaktiyle bir gurup Türkiyeli insan bir araya gelmişti ve 1915 Olaylarıyla ilgili &#8220;Özür Diliyorum&#8221; kampanyası ile şu metni yayımlamıştı:</p>
<p>&#8220;<strong>1915&#8242;te Osmanlı Ermenileri&#8217;nin maruz kaldığı Büyük Felâket&#8217;e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. </strong></p>
<p><strong>Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum</strong>.&#8221;</p>
<p>  Tepeden konuşmak hem sorumsuzluk hem de ayıp bir şey bu nedenle tepeden konuşuyor havası oluşturmak istemiyorum. Yazdıklarımın 1915 Olaylarını inkâr edenlere &#8220;Kabul et kurtul!&#8221; yahut Ermeni Soykırımını kabul edenlere &#8220;Öldürdük ama geçmişte kaldı, geçti, gitti.&#8221; sorumsuzluğu ifade etmesini de istemiyorum bu nedenle bu yıl 24 Nisan&#8217;da yani 1915 Olaylarının yıldönümünde Ermenilerden önce kendimizden &#8220;özür dilememiz&#8221; gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>  1915&#8242;te yaşanan büyük felaket, katliam gerçeğini yek şüphe payesi bırakmadan inkâr edenler, bu ezbere dayalı, üzeri inkâr ile geçiştirilen gerçeklere kayıtsız kalabiliyorlarsa bence Ermenilerden önce vicdanlıklarına ve insanlıklarına zulmettikleri için kendilerinden özür dilemeliler.</p>
<p>  Kıymetli ağbim Cafer Solgun Türkiye&#8217;nin sorunlarının çözümü için &#8220;Yüzleşme&#8221; gereğini ifade eder. Türkiye&#8217;nin normal şartlara ulaşması için ötekiyle (Müslüman-Türk-Sünni olmayan Aleviler, Ermeniler, Kürtler) acılarımız noktasında &#8220;yüzleşmemiz&#8221; gereğini vurgular, çok doğru bir şeyin altını çizmektedir. Ben de kendisine öykünerek &#8220;helalleşelim, helalleşelim ki üzerimizde vebâl kalmasın&#8221; demeye gayret ederim. Ancak ülkemin geçmişinden bu gününe şöyle bir baktığımda ortak acılarımız noktasında ötekilerden önce kendimizle yüzleşmemiz gerektiğine ikna oldum, kendimizden özür dileyip, kendimizle yüzleşmedikçe hiçbir şey normal olmayacak gibi ne dersiniz? Belki bir gün sıra Ermenilere de gelir&#8230;</p>
<p>  Kendi aciz canım adına; ülkemin tarihindeki mevcut acılara fiili olarak bulaşmamış olabilirim ancak onlar bir şekilde benim tarihimin bir parçası bu nedenle Ermenilerden katliam için, geride kalan yetim evlatları için, geride kalan malları ve mülkleri için teker teker helâllik istiyorum. Helâllik istiyorum, haklarını helâl etmelerini diliyorum zira bir Müslüman olarak benim için haklarını helâl etmelerini istemek kıymetli bir eylem olan özür dilemekten çok daha derin bir mana içeriyor, lütfen hakkınızı helâl edin.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong>Ermeniler ve Türkler</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-9734" title="ermeniler_turkler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler_turkler.jpg" alt="" width="136" height="193" /></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. [...] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? [...] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/bu-kez-kendimizden-ozur-dilesek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/bu-kez-kendimizden-ozur-dilesek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Latife Hanım ve Paşa-3</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/14/latife-hanim-ve-pasa-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/14/latife-hanim-ve-pasa-3/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2012 22:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21046</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
 Birinci bölüm


 İkinci Bölüm 
 
İbrahim Becer
Kız isteme merasimi alışıldık ritüellere uygun olmaz. Daha doğrusu kız isteme merasimi olmaz; Paşa, Latife&#8217;ye üç gün süre verir ikinci gün evlenirler. Latife Hanım&#8217;ın babası Muammer Bey&#8217;in olaya dahli, Paşa&#8217;nın Salih Bozok&#8217;la gönderdiği emirle sınırlıdır: &#8220;Muammer Bey&#8217;e bu kararı bildirin&#8220;. Sade bir düğün yapılır ve sınırlı sayıda davetli çağrılır düğüne. Fikriye&#8217;ye dini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/latife_hanim_ataturk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-21045" title="latife_hanim_ataturk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/latife_hanim_ataturk.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></em><em> </p>
<p></em></p>
<p> </p></div>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><em>Birinci bölüm</em></span></a></p>
<p><em></em></p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/latife_hanim_ataturk.jpg"></a><em> </em><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;cts=1331676384151&amp;ved=0CDEQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F03%2F07%2Flatife-hanim-ve-pasa-2%2F&amp;ei=0MRfT9m3GaX80QX9mL2rBw&amp;usg=AFQjCNHTXGfeKyau6x1MF31OI_12irF3CQ&amp;sig2=4It30ukQ1Yv2azwUzm8ByQ" target="_blank"><em>İkinci Bölüm</em></a> </p>
<p> </p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Kız isteme merasimi alışıldık ritüellere uygun olmaz. Daha doğrusu kız isteme merasimi olmaz; Paşa, Latife&#8217;ye üç gün süre verir ikinci gün evlenirler. Latife Hanım&#8217;ın babası Muammer Bey&#8217;in olaya dahli, Paşa&#8217;nın Salih Bozok&#8217;la gönderdiği emirle sınırlıdır: <em>&#8220;Muammer Bey&#8217;e bu kararı bildirin</em>&#8220;. Sade bir düğün yapılır ve sınırlı sayıda davetli çağrılır düğüne. Fikriye&#8217;ye dini nikâh kıydıran Paşa, Latife Hanım&#8217;la evlenirken tercihini kadıdan yana kullanır.</p>
<p>Evli çift Ankara&#8217;ya taşınınca Latife Hanım için çetin bir mücadele dönemi başlar. O yılların Ankara&#8217;sını Latife Hanım&#8217;ın hayatına dekor görevi görmüş olan İngiltere, Fransa gibi ülkelerle, hele hele Levanten kültürün başşehri İzmir&#8217;le kıyaslamak mümkün değildir. Bozkırın ortasına kurulmuş olan Ankara, bir kasabadan biraz büyükçedir o kadar. Latife Hanım azimli ve inatçı bir kadındır ve bir an önce işe koyularak bu erkekler dünyasını <span id="more-21046"></span>hal yoluna koymak ister.</p>
<p>Şu anki Çankaya Köşkü o zamanlar iki katlı bir bağ evinden öte bir yapı değildir. Alt katı karargâh, üst katı da Paşa&#8217;nın evi olarak düşünülmüş olan bu eve bir ciddiyet getirmek ister Latife Hanım. İlk iş olarak karargâha giriş çıkışları düzenlemek istese de Paşa&#8217;nın muhalefetiyle karşılaşır. Latife Hanım&#8217;ın hedefi bellidir: İlk önce Uşşakizade&#8217;lerin standardını Ankara&#8217;ya taşıyacak, sonra da yıllarca Avrupa&#8217;da eğitimini aldığı muasır medeniyet seviyesini sözde değil, özde tatbik edecektir.</p>
<p>                Latife Hanım tüm hayatı boyunca belli bir protokol çerçevesinde yaşamış bir kadındır. Hatta kendisi hakkında anlatılan bir anekdot vardır bu konu hakkında. Harbiye&#8217;deki dairesine taşınınca, gelen yeni komşularının ağırlığını da hesaba katan ev sahipleri basit bir ‘hoş geldin&#8217; ziyareti için kendisinin kapısını çalarlar. Kapıyı açan Latife Hanım&#8217;a sebeb-i ziyaretlerini söyleyince, yeni ev sahibesinden beklenmedik bir cevap alırlar: Randevu almış mıydınız?</p>
<p>                Kendine göre bir standardı yakalamak, Paşa&#8217;nın etrafındaki mutat zevata göreyse &#8220;eski köye yeni adet&#8221; silsilesinin ilk uygulamalarını Köşk&#8217;te tatbik etmeye başlar. Bugün de tartışılan, erlerin sofralarda garson olarak uygulaması ilk Latife Hanım&#8217;la başlar. Ama asıl kıyamet ikinci hamlede kopar. Latife Hanım, yemeğe gelen mutat zevatın eşleriyle teşrif etmelerini şart koşmaktadır. Alkolün de etkisiyle, belli bir saatten sonra sofranın tadı kaçmakta ve iş &#8220;erkek muhabbeti&#8221; denilen kıvama gelmektedir. Durum o hal alır ki, bazı misafirlere Paşa uyuması için izin vermeye başlar. Birkaç saat kestiren zevat daha sonra yeniden sofraya dâhil olmakta ve bu mesai her gün, sabahlara kadar tekrarlanmaktadır. Latife Hanım ilk çatışmayı Nuri Conker&#8217;le yaşar; elini kolunu sallaya sallaya yemeğe gelen Nuri Conker&#8217;i, eşi olmadığından sebep geri çeviren Latife Hanım&#8217;a acı gerçeği Nuri Bey söyler: &#8220;Sen, beni kovamazsın. Kapıdan kovsan bacadan girerim&#8221;.</p>
<p>                Aynı Nuri Conker, Rus Sefaretindeki bir davette alkolü fazla kaçırınca Sefirin eşiyle münasebetsiz bir diyaloğa girer ve küçük çaplı bir skandalın kapısını aralar. Fakat yeni dönemi içine sindiremeyen sadece Nuri Conker değildir. Şükrü Saraçoğlu ki başbakanlık da yapmış bir kişidir kendisi, bir gece geç vakit Köşk&#8217;e çıkar gelir ve şampanya ister. Tesadüf bu ya, şampanya yoktur ve bu durum Saraçoğlu&#8217;na Latife Hanım tarafından bildirilir. Saraçoğlu yine ikna olmayınca Paşa duruma müdahil olur ve kendisine şampanya bulunmasını ister. Fakat Latife Hanım sert ve fevri mizaçlı biridir. Tüm hazirunun önünde Saraçoğlu&#8217;nun aslında sıradan bir saracın oğlu olduğunu kastederek: &#8220;Eskiden de mi şampanya içerdiniz Şükrü Bey&#8221; deyince ortamda buz gibi bir hava eser. Paşa hiddetlenir ve Latife Hanım&#8217;a hitaben: &#8220;Hanımefendi, siz bu beyefendilerle aynı masada oturmayı hak etmiyorsunuz&#8221; der.</p>
<p>                Daha da kötüsü, Nuri Conker&#8217;in &#8220;iç iç Paşam! Karı sözüyle iş olmaz&#8221; sözünü Latife Hanım duyar. Paşa, karısı ve sofra arkadaşları arasındaki tercihinin rengini yavaş yavaş belli etmeye başlamıştır. Sonraki yıllarda İç İşleri Bakanı Ali Şükrü&#8217;ye, &#8220;bu evliliğin neden bittiği&#8221; sorulduğunda O da aynı minval üzere cevap verir: &#8221; Bu evlilik sofra yüzünden bitti&#8221;. Çünkü hepsinin bildiği bir şey vardı ki Latife Hanım yetersizliklerini gerek sözle gerekse duruşuyla yüzlerine vurmaktaydı. Paşa da çevresindeki insanların çaplarını bilecek düzeyde bir insandı. Nutuk&#8217;u hazırlarken, CHP&#8217;nin mutat kongrelerinde konuşacağı metni düzenlerken, devrimlerin ilk kilometre taşlarında ona refakat eden hep Latife Hanım&#8217;dır.</p>
<p>                Bugün dahi, aradan geçen onca yıla rağmen bize o yıllardan miras kalan bazı dertleri Latife Hanım Paşa&#8217;ya söylemekte tereddüt etmez. Devrimle kılık kıyafeti, başörtüsünü, eğitim öğretimi halledeceğine inanan Paşa&#8217;ya ilk uyarı Latife Hanım&#8217;dan gelir. Paşa&#8217;nın aksine O, devrimi değil evrimi savunur. Emir ile demir kesilse de, emir ile bir kadının başının açılamayacağını savunur. Gerekirse herkesle tek tek konuşarak ikna etmek taraftarıdır ama Paşa&#8217;nın bu kadar uzun zamana tahammülü yoktur.</p>
<p>                Yine de tek sorun içki masası değildir o günlerde. Lozan Antlaşması neticelenmemiştir, Hatay Meselesinin halline yıllar vardır, isyanlar uç vermeye başlamıştır ve Kuvvacı-İttihatçı çatışması da alttan alta devam etmektedir. Padişahlığın ilgası ve Cumhuriyetin kuruluşunda sıkıntı iyice su yüzüne çıkar: 286 Milletvekilinin 128 tanesi durumu protesto ederek oturuma katılmaz. Latife Hanım sürece müdahil olur ve Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kazım Karabekir gibi Paşa&#8217;yla ters düşen eski silah arkadaşları arasında bir mekik diplomasisi uygular.</p>
<p>                Bütün bunlardan da önemli olan ve öldürüldü mü, intihar mı etti sorusu bugün bile cevabını bulamamış olan bir Fikriye Hanım gerçeği vardır.</p>
<p> Bunlar belki Paşa&#8217;yı çok meşgul ediyordu ama Latife Hanım&#8217;ın da annesine anlattığı kendi gündemi vardı. Annesiyle dertleşirken şöyle diyordu: <em>&#8221; Bütün bir gece arkadaşlarıyla içiyorlar. O kadar içkiden sonra da bize paylaşacak bir şey kalmıyor&#8221;.</em> İrili ufaklı birçok darbeyle hasar alan evlilik gemisi yalpalayarak da olsa o günlere gelmiştir ama geminin alabora olması için basit bir sebep yeter.</p>
<p>O gece köşkte kalabalık bir davetli grubu vardır. Yabancı ülkelerin temsilcileri, devlet adamları, askerler hoş sohbet bir ortamda yiyip içmekteler ve gecenin tadını çıkarmaktalardır. Paşa, Latife Hanım&#8217;dan piyano çalmasını ister ama ret cevabı alır. Paşa buna kızsa da belli etmez ve başkasının çalmasını ister. Neticede çalınır da ama Latife Hanım, eserin yanlış çalındığını iddia ederek hiçbir şey anlamadığını söyleyince Paşa köpürerek: <em>&#8220;Hanımefendi, buradakilerin hepsi anladı ama siz anlamadınız&#8221;</em> der. Latife Hanım bu lafın altında kalacak bir kadın değildir ve tepkisini yelpazesiyle eline sertçe vurarak gösterir. Ne çare ki eli kesilir ve kanamaya başlar. İş, şirazesinden çıkmak üzeredir. Bu tepkiye kızan Paşa vurmak için elini kaldırır, korunmak için gayri ihtiyari olarak Latife Hanım&#8217;da elini kaldırınca Paşa&#8217;nın yüzü çizilir ve Latife Hanım&#8217;ın kesilen elindeki kan yüzüne bulaşır.</p>
<p>Herkesin gözü önünde cereyan eden bu olayla yollar kesin olarak ayrılır. Paşa evi terk eder, Latife Hanım da eşyalarını toplamaya başlar, ertesi gün de Salih Bozok&#8217;la beraber İzmir&#8217;e hareket eder. Daha sonraki süreçte tüm yakın arkadaşlar araya girmek ister ama gerek Şeyh Sait İsyanı, gerekse İzmir Suikastı sebebiyle Paşa hemen tüm arkadaşlarıyla yolları ayırmıştır. Buna, &#8220;memleket içki masasından yönetilemez&#8221; diyen İsmet İnönü de dâhildir. İnönü ve Paşa arasındaki kırgınlık o boyuta gelir ki Paşa öldüğünde İnönü İstanbul&#8217;a gelmediği gibi, Paşa&#8217;nın sağlığında yakın çevresi tarafından ‘en sevmediği bina&#8217; olarak bilinen Etnografya Müzesine kaldırılmasına ses etmez.</p>
<p>Latife Hanım ayrılığın ardından bir anlamda inzivaya çekilir. İzmir&#8217;i terkeden aile İstanbul&#8217;a yerleşir ve Latife Hanım&#8217;a bir köşk alınır. Latife Hanım köşkte fazla oturamaz çünkü köşkü ısıtmak zordur. Kendisinin Mustafa Kemal&#8217;in eski eşi olduğu bilgisiyle ilave kömür isteğine de ilginç bir cevap alır: <em>&#8220;Ne yapalım yani! Herkes gibi o da sırasını bekleyecek&#8221;.</em> Mecburen köşk terkedilir ve Harbiye&#8217;deki mütevazı daireye taşınılır.</p>
<p>Boşanma olayı sadece Latife Hanım&#8217;ı yıpratmamaktadır. Latife Hanım&#8217;ın babası Muammer Bey&#8217;e adeta nefes aldırılmamaktadır. Kazandığı ihaleler bile kendisine verilmeyen Muammer Bey durumu bir mektupla Köşk&#8217;e bildirir: <em>&#8220;Bize yaşam hakkı tanınmayacaksa memleketi terk edelim!&#8221;</em></p>
<p>Ailenin bir standardı vardır ve Muammer Bey aileyi bu seviyenin altına indirmemekte kararlıdır. Devamlı mülk satarak bu standardı koruma yoluna giderler. Fakat kılıçlar çekilmiştir ve Muammer Bey dillere pelesenk olan ve kuşaklar boyunca aktarılan o sözünü söyler: <em>&#8220;Biz mal sahibiyiz, para sahibi değiliz. Varsın bize iş yaptırmasınlar. Allah&#8217;a şükür bazıları gibi sonradan görme hiç değiliz&#8230;&#8221;</em></p>
<p>30&#8242;lu yıllar Latife Hanım&#8217;a yaramaz. Önce iki kardeşini sonra da Paşa&#8217;yı kaybeder. Paşa&#8217;nın sağlığında zaten verem olmuş ve onun tavsiyesiyle Prag&#8217;a gitmiştir. Üst üste gelen üç ölümden sonra da kansere yakalanır ve 1976 yılında ölür.</p>
<p>Paşa&#8217;ya verdiği söz üzerine anılarını yazmayan ve anlatmayan Latife Hanım&#8217;da, halefi Fikriye Hanım gibi resmi tarih tarafından yasaklılar kapsamındadır. Her iki kadın da, ne Atatürk&#8217;ün evlatlığı Ülkü Adatepe kadar ne de ilk kadın pilotumuz Sabiha Gökçen kadar ilgi görmemişlerdir bahse konu tarih tarafından.</p>
<p>En kötüsü de Fikriye Hanım&#8217;ın durumudur; Çankaya&#8217;nın duvaksız gelini Fikriye Hanım&#8217;ın gömüldüğü yeri kitabın anlatımıyla size tarif edersem durumu daha iyi anlarsınız: <strong><em>&#8220;Çankaya&#8217;ya çıkan yolun başındaki derenin kenarında bulunan söğüt ağacının dibi&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün bir insan olduğuna inananlardansanız, yeğeninin yazdığı ‘Teyzem Latife&#8217; adlı kitabı hararetle tavsiye ederim. Zaaflarıyla, fırtınalı ilişkileriyle, dostlukları ve ihtirasıyla bir Atatürk&#8217;ü okuyacak ve şaşıracaksınız.</p>
<p>Yok, iddianız daha üst makamlarsa da okuyun derim ben. En azından titremeniz ve kendinize gelmeniz için bir sebep olur.<a name="_GoBack"></a> </p>
<p> </p>
<p>… E-kitap okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan kitap 3</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></span></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/14/latife-hanim-ve-pasa-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/14/latife-hanim-ve-pasa-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Latife Hanım ve Paşa-2</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/latife-hanim-ve-pasa-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/latife-hanim-ve-pasa-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 16:16:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20989</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Birinci bölüm
İzmir&#8217;de ev hapsiyle geçen meşakkatli günlerin ardından güneş, Latife Hanım için Belkahve&#8217;den doğmak üzeredir. Tarih 10 Eylül 1922&#8242;dir ve Mustafa Kemal ordunun başında İzmir&#8217;e girmek üzeredir. Yanındaki yaverine şehri işgal eden Yunan Komutanının bu manzaraya bakarak rakı içip içmediğini sorar. ‘hayır&#8217; yanıtını alınca gülerek, ‘o zaman ne diye almak istemiş İzmir&#8217;i&#8221; der. Olağan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/latife-hanim-ataturk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20990" title="latife-hanim-ataturk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/latife-hanim-ataturk.jpg" alt="" width="217" height="284" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/" target="_blank">Birinci bölüm</a></p>
<p>İzmir&#8217;de ev hapsiyle geçen meşakkatli günlerin ardından güneş, Latife Hanım için Belkahve&#8217;den doğmak üzeredir. Tarih 10 Eylül 1922&#8242;dir ve Mustafa Kemal ordunun başında İzmir&#8217;e girmek üzeredir. Yanındaki yaverine şehri işgal eden Yunan Komutanının bu manzaraya bakarak rakı içip içmediğini sorar. ‘hayır&#8217; yanıtını alınca gülerek, ‘o zaman ne diye almak istemiş İzmir&#8217;i&#8221; der. Olağan şüpheli listesinin en başındaki ismin Sakallı Nurettin Paşa olduğu İzmir yangını daha çıkmamıştır. Körfezde İngiliz ve Fransız gemilerine iltica etmiş Rumlar ve azınlıklar gemilerin içinde bekleşmektedir ve Mustafa Kemal yavaş yavaş şehre girer.</p>
<p>Latife Hanım&#8217;ın bir adağı vardır o meşakkatli günlerde; İzmir&#8217;i kurtaran <span id="more-20989"></span> komutanla evlenecektir. Mustafa Kemal&#8217;inse böyle bir adaktan ziyade başka bir derdi vardır; kalacak bir yere ihtiyaç duymaktadır. O zamanların İzmir&#8217;inde köşk yapmak isteyen zenginler ilginç bir yol takip ederlermiş. Şehrin değişik yerlerine ciğerler asılır ve en geç kokan ciğerin bulunduğu yerin en havadar olduğu düşüncesiyle köşk de o muhite yapılırmış. Uşşakizade&#8217;lerin Göztepe&#8217;deki köşkü de bu minval üzerine yapılmış, çok büyük olmayan ama İzmir&#8217;in en iyi, en havadar köşklerinden biri olması hasebiyle Mustafa Kemal&#8217;in beğenisine mazhar olur. </p>
<p>  Latife Hanım&#8217;a burada kısa bir es verelim ve ikinci öznemiz Mustafa Kemal&#8217;i gayri resmi olarak yakından tanıyalım. Mustafa Kemal&#8217;in hayatına giren kadınlar anlatılırken tüm hikâye Latife ve Fikriye Hanımlar ekseninde yürüse de kendisinin ilk hayal kırıklığı olan Sabiha Sultan&#8217;a kimse ilgi göstermez. Sabiha Sultansa Vahdettin&#8217;in kızıdır. Vahdettin, genç Mustafa Kemal&#8217;i ordunun en başına geçirmese de yanından hiç ayırmaz. Almanya ve Avusturya&#8217;ya yaptığı ziyaretlerde bile yanı başındaki yaver kendisidir. Fakat bu evliliğe sıcak da bakmaz. Çünkü önünde Enver Paşa gibi kötü bir örnek vardır ve aynı hatayı ikinci defa yapmak istememektedir Padişah. Enver Paşa&#8217;da saray damadıdır ve sırtını saraya dayadıktan sonra çok güçlendiğini bilmektedir. Osmanlı, İttihatçılardan yaka silkmiştir artık.</p>
<p>                Neyse ki işler Vahdettin&#8217;in onayına kalacak düzeye erişmez ve Sabiha Sultan genç Mustafa Kemal&#8217;i reddederek, bir başka saraylı Ömer Faruk Bey&#8217;i seçer. Mustafa Kemal bunu hiç unutmayacak ve kendisine destek için bin bir güçlükle Anadolu&#8217;ya geçmeye çalışan Ömer Faruk Bey&#8217;i İnegöl&#8217;den <em>&#8220;lüzumu yoktur&#8221;</em> diyerek geri gönderecektir.</p>
<p>                Anadolu&#8217;ya çıkışıysa rahmetli Bülent Ecevit&#8217;i doğrular niteliktedir Mustafa Kemal&#8217;in. Hatırlarsanız kendisi de ölmeden önce, &#8220;Vahdettin hain değildi&#8221; deyince kıyametler kopmuştu. Üstü elmaslarla kaplı enfiye kutusu ve şahsi atlarını satarak Mustafa Kemal&#8217;i Samsun&#8217;a yola koyarken kendisinden tek söz alıyor: <em>&#8220;Vatanı ve hilafeti kurtarmak&#8221;.</em> Vatan kurtuluyor kurtulmasına ama Osmanlı Ailesi &#8216;de yediden yetmişe kurtulan vatandan sürülüyor. Sanılanın aksine Bandırma Vapuru da kırık dökük bir mezbelelik değildir. Mustafa Kemal&#8217;in kütüphanecisi olan Nuri Ulusu&#8217;nun babası aynı zamanda Bandırma Vapurunun da kaptanıdır ve böyle bir şeyden hiç bahsetmez.</p>
<p>                Tarihte her olay iki kere sergilenirmiş; ilkinde komedi, ikincisinde trajedi. Vahdettin&#8217;in Kemal Atatürk&#8217;ten ilk isteğiyse daha değişiktir. Kendisini bu olaydan önce Arabistan&#8217;a gönderir ve &#8220;canı pahasına oraları tutmasını&#8221; ister. O da gider gitmesine de Halep&#8217;te kabakulak olur, yataklara düşer. Öleceğini hisseden Mustafa Kemal anavatandan kayıtsız şartsız iki kişinin gelmesini ister: annesi Zübeyde Hanım ve Abdürrahim adında bir oğlan çocuğu. Yakın zamanda Reha Muhtar&#8217;ın da köşesinde bahsettiği Abdürrahim Tunçak&#8217;ı, Mustafa Kemal ölünceye kadar yanı başından ayırmaz. İstanbul&#8217;un işgali yıllarında dahi Çanakkale&#8217;den tanıyıp, güvendiği çavuşuna emanet ettiği Abdürrahim kendi ifadesine göre Diyarbakır&#8217;dan aldığı evlatlığı, söylentiye göre de Fikriye Hanım ve Mustafa Kemal&#8217;in yegane evladıdır.</p>
<p>                1998&#8242;de vefat eden Abdürrahim&#8217;in verdiği tek röportajındaysa, çocuklukla ilgili hatırladığı en eski hatıraları Mustafa Kemal&#8217;in Akaretler &#8216;deki evidir. Kendisine sorulan, &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in oğlu musun&#8221; sorusuna da, &#8220;bazı şeyler benimle mezara gidecektir&#8221; demiştir. Meraklısı Google&#8217;dan Abdürrahim Tunçak yazarak şaşırtıcı benzerliği görebilir.</p>
<p>                O zamanın şartlarında kabakulak hastalığı orta yaşlardaki bir erkeği her zaman öldüremese de kalıcı bir araz bırakmaktadır: <em>Kısırlık</em>. Ağır kabakulağa yakalanan Mustafa Kemal aynı zamanda da böbrek ağrılarından mustariptir ve bu hastalık onun geleceğini de etkileyecektir. Hüsrev Gerede ve Hasan Rıza Soyak&#8217;a <em>&#8220;benim çocuğum olmaz&#8221;</em> demesinin sebebi budur.</p>
<p>                Kitabın anlatımıyla, Mustafa Kemal&#8217;in hayatına üç kadın giriyor: İlki reddediyor, ikincisi intihar ediyor veya öldürülüyor, üçüncüsü de boşanıyor.</p>
<p>                Tekrar İzmir&#8217;e, 10 Eylül 1922&#8242;ye dönüyoruz&#8230;</p>
<p>                Latife Hanım ve Mustafa Kemal&#8217;in başlarına gelen ilk bakışta aşktır. Köşkte birbirlerini görür görmez âşık olan bu ikili dört gün boyunca konuşurlar ve yeni kurulacak Türkiye&#8217;nin temelleri de bir anlamda orada atılır. Çünkü Latife Hanım, gerçek anlamda bir entelektüeldir ve fikirleriyle Mustafa Kemal&#8217;in rol model olarak gördüğü bir kadındır.</p>
<p>Fakat evlilik kararı özellikle Mustafa Kemal için o kadar da kolay alınmaz. Harem hayatı artık gerilerde kalmıştır. Hoş, harem hayatı halen geçerli olsa da Latife Hanım&#8217;ı buna ikna etmek hemen hemen imkânsızdır. Mustafa Kemal&#8217;in kafasındaki aile mefhumu tek eşliliğe dayandığı için, nikâhla bağlanmak fikri düşündürmektedir Paşa&#8217;yı. İlk önce birlikte olmayı teklif eder ama Latife Hanım tereddütsüz reddeder. Mustafa Kemal&#8217;in ikinci teklifi dini nikâh kıymaktır ama Latife Hanım, &#8220;babasının burada olmadığını öne sürerek&#8221; bunu da reddeder. İzmir Fatihinin reddedilmeye tahammülü yoktur ve Latife Hanım&#8217;a masum bir öpücük kondurmaya kalkınca kıyamet kopar. Latife Hanım masadaki silahı kaptığı gibi havaya üç el ateş eder ve Mustafa Kemal&#8217;e hitaben: &#8220;<em>Paşam, dördüncüyü kendime sıkarım, çünkü bu memleketin size ihtiyacı var&#8221; </em>der. Silah sesine koşan Topal Osman&#8217;ın adamlarını yatıştırmak işi de Rumeli şivesiyle Mustafa Kemal&#8217;e düşer: <em>&#8220;Endişeye mahal yoktur çucuklarım, Hanımefendi silah kullanmaktaki hünerini bana gösterdi&#8221;</em> der ve bir müddet sonra İzmir&#8217;den ayrılır.</p>
<p>                Peki, tarafların tarafları diyebileceğimiz yakınlar bu evliliğe nasıl bakıyorlardı? Zübeyde ve Makbule Hanımlar akrabaları olduğu halde Fikriye&#8217;yi hiç sevmiyorlardı. Hatta Zübeyde Hanım, Latife Hanım&#8217;ın haberini alır almaz apar topar, bir askerin mihmandarlığında İzmir&#8217;e gidiyor. Bu arada Zübeyde Hanım&#8217;ın gözlerinde ve ayaklarında ileri derecede rahatsızlık olduğunu belirtelim. Müstakbel geliniyle İzmir&#8217;de buluşan Zübeyde Hanım aradığı gelini nihayet bulmuştur. Kılıç Ali&#8217;nin şehadetiyle, tereddüt etmeden Mustafa Kemal&#8217;e vasiyetini bildirir: <em>&#8220;Latife Hanım&#8217;ı kendisine eş olarak alacaktır. Eğer Fikriye Hanım&#8217;ı alırsa kendisine sütünü helâl etmediği gibi ahirette de iki eli yakasındadır.&#8221;</em>        Mustafa Kemal annesinin cenazesine katılmaz ama vasiyetini de hakkıyla yerine getirir ve annesinin kırkı çıkmadan, ölümünün on dördüncü günü Latife Hanım&#8217;la evlenir. &#8220;Kırkı çıksaydı hiç olmazsa&#8230;&#8221; tarzındaki münasebetsiz söylentileri bastırma işi de Latife Hanım&#8217;a düşer<em>: &#8220;Son anlarında eli, elimdeydi ve tek isteği bu evliliğin bir an önce tesis edilmesiydi. Vasiyetini yerine getirmenin huzuru içindeyiz&#8230;&#8221;</em></p>
<p>                Kız tarafındaysa daha soğukkanlı bir kabulleniş söz konusudur. Bu evliliğe en başından bu yana karşı çıkan tek isim Latife Hanım&#8217;ın babası Muammer Bey&#8217;dir. Muammer Bey belki Mustafa Kemal&#8217;i çok iyi tanımamaktadır ama kızını avucunun içi gibi bilmektedir. Kısa bir istihbaratın ardından şüphelerinde haklı olduğunu anlar. Kızı Latife, Mustafa Kemal&#8217;in dişi versiyonudur. Latife Hanım ne kadar dediğim dedik, inatçı, lafının üzerine laf gelmesini istemeyen, zor ikna edilebilen bir mizaca sahipse müstakbel kocası da aynı mizaçtadır. İkisi de gerekirse kırılabilen ama asla eğilmeyen kişiliklerdir ve bu evliliğin yürümesi imkânsızdır.</p>
<p>                Muammer Bey açısından tek sorun bu da değildi; Kendisi Fi<a name="_GoBack"></a>kriye Hanım&#8217;ın varlığını öğrenmekle kalmamış aynı zamanda ileri derecede verem olduğu bilgisine de ulaşmıştı. Muammer Bey büyük oranda işin etik tarafını da düşünüyordu. Bunun dışında ikili arasında 18 yaş fark vardı. Başka bir deyişle damat ve kayınpeder yaşıttı.</p>
<p>                Tüm bunlar yetmezmiş gibi Mustafa Kemal&#8217;in asker geçmişi de Muammer Bey&#8217;i düşündürmektedir. Hayatı boyunca etrafına emirler vermiş bir Mustafa Kemal ve hayatı boyunca kimseden emir almamış hatta çağına göre ileri derecede bir feminist olan kızı vardı. Kızının, etrafı askerlerle ve devlet adamlarıyla çevrili kocasına nasıl ulaşacağı onun için kocaman bir soru işaretiydi ve tarih Muammer Bey&#8217;i haklı çıkaracaktı. Kızını kararından döndürmek için önünde diz çöker ama başarılı olamaz.</p>
<p>                Adım adım evliliğe gidilmektedir&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; E-kitap okumak için&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan kitap 3</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></span></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/07/latife-hanim-ve-pasa-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/latife-hanim-ve-pasa-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Latife Hanım ve Paşa-1</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Mar 2012 17:11:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20938</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Size bir kadını yeğeninin anlatımıyla tanıtacağım. Kahramanımız Atatürk&#8217;ün eşi Latife Hanımefendi. Bizim tarihimiz bildiğiniz üzere Atatürk ve onun silah, sofra arkadaşlarıyla mahdut bir tarihtir aynı zamanda. Kişisel eğitimim süresince inkılap kitaplarında izine rastlayamadığımız bu kadının hikâyesinin anlatıldığı, &#8220;Teyzem Latife&#8221; adlı son zamanların en iyi anı kitabının mihmandarlığında o devri biraz yakından tanıyalım isterseniz.
Latife Hanım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/teyzem_latife.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20939" title="teyzem_latife" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/teyzem_latife.jpg" alt="" width="148" height="239" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Size bir kadını yeğeninin anlatımıyla tanıtacağım. Kahramanımız Atatürk&#8217;ün eşi Latife Hanımefendi. Bizim tarihimiz bildiğiniz üzere Atatürk ve onun silah, sofra arkadaşlarıyla mahdut bir tarihtir aynı zamanda. Kişisel eğitimim süresince inkılap kitaplarında izine rastlayamadığımız bu kadının hikâyesinin anlatıldığı, &#8220;Teyzem Latife&#8221; adlı son zamanların en iyi anı kitabının mihmandarlığında o devri biraz yakından tanıyalım isterseniz.</p>
<p>Latife Hanım, İzmirli Uşşakizade ailesinin en büyük evladıdır. Kendinden sonra dünyaya gelen iki erkek kardeşiyle büyümesine rağmen kendini asla ezdirmeyen, sert mizaçlı bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Toplamda altı kardeş olan Latife Hanım&#8217;lar ailenin ekonomik düzeyinin getirdiği rahatlıkla çok mutlu bir çocukluk geçirirler. Ailenin ekonomik parametrelerini daha iyi anlayabilmek için burada bir es verelim.</p>
<p>Latife Hanım&#8217;ın annesi olan Adeviye Hanım&#8217;a babası Sadık Bey çeyiz olarak bir han vermiştir. Buna mukabil Latife Hanım&#8217;ın babası da kızına çeyiz olarak <span id="more-20938"></span>bir rivayete göre 7 katar deve, bir başka rivayete göreyse 7 vagon çeyiz vermiştir. Vagon ve deve hesabı yerine o zamanın hesabıyla bu çeyizin maddi değerinin 600 bin dolara tekabül ettiği de söylenebilir. Uşşakizade ailesinin ayrıca şöyle bir huyu da var; ailenin her ferdi var olan servetle tatmin olmaktan ziyade kendi servetini ortaya çıkaran bir kafa yapısına sahip.</p>
<p>Burada kısa bir anekdot: Eski İzmir, Aydın fotoğraflarını inceleme şansına sahip olduysanız arka planda deve kervanları dikkatinizi çekmiştir. Bu işin esrarını çözmek de bu kitap sayesinde nasip oldu bu fakire. İzmir-Aydın tren yolu malum olduğu üzere İngilizler tarafından yapılmıştır. İngilizler bu hattı yaparlar yapmasına ama taşıma ücretlerini de fahiş bir fiyatla belirlerler. Ege&#8217;nin içlerinden gelen zeytin, incir gibi dönemin kıymetli gıdaları İzmir&#8217;e ulaşmakta bu yüzden sıkıntı çekmektedir. Ama asıl sıkıntıyı bir kişi daha çekmektedir: Latife Hanım&#8217;ın dedesi Sadık Bey. Çünkü Sadık Bey&#8217;in servetinin devamı ancak bu ürünlerin İzmir Limanına ulaşmasıyla mümkündür. Çünkü Sadık Bey özellikle yurt dışındaki borsalarda, o yıllarda bu ürünlerle güzel paralar kazanan bir girişimcidir aynı zamanda.</p>
<p>Hülasa, Sadık Bey bu tekelci zihniyete kızar ve demiryollarına karşı deve kervanlarıyla meydan okumakta tereddüt etmez. Bugün olduğu gibi o zaman için de garip bir durum ve İngilizler gülmektedir. Ama Sadık Bey sadece meydan okumamakta aynı zamanda tehdit de etmektedir İngilizleri: Eğer fiyatları aşağı çekmezlerse onları batıracağını söyler. Sadık Bey planını yapmıştır: Bir deve kervanı Uşak&#8217;tan yola çıkınca diğer kervan İzmir&#8217;de dama çökecektir. Sistem çalışmaya başlayınca iki yıl içinde İngilizler batma aşamasına gelir ve Sadık Bey&#8217;in kapısını çalarak &#8220;biz ettik, sen etme&#8221; demekle kalmaz ortaklık teklif ederler. Sadık Bey kendisi kabul etmez ama Latife Hanım&#8217;ın babası Muammer Bey&#8217;i işaret eder ve Aile İzmir-Aydın tren yoluna ortak olur.</p>
<p>Ailenin ekonomik durumunun zihninizde yer ettiğini düşünerek asıl öznemizle devam ediyorum. Latife Hanım fiziki olarak çok güzel bir cinsi latif midir, ya da Hasan Kaçan&#8217;ın deyimiyle soralım; kendileri yüzüne bakmaya doyamayacağın bir ay yüzlü müdür? Cevap Hayır ama işte aması var. O günün Türkiye&#8217;sinde Latife Hanım&#8217;dan çok daha güzel olan, Kemal Tahir&#8217;in Ballı Naciye karakterleri, Levanten güzelleri, Rus prensesleri olsa da Latife Hanım&#8217;ı onlardan ayıran çok büyük bir fark var: Latife Hanım&#8217;ım cv&#8217;si o devir için öyle böyle kalın değil. Latife Hanım ailenin maddi olanakları sayesinde mükemmel bir eğitim alıyor. 7 (yazıyla yedi) dili anadili düzeyinde konuşabiliyor, İngiltere&#8217;de başladığı eğitimini Sorbon&#8217;da Uluslararası Hukuk&#8217;la taçlandırıyor. Kendileri tam bir entelektüel. Babası mason olmasına rağmen ilkçağdan itibaren tüm düşünce sistemlerinde, ki buna dinler tarihi de dahil olmak üzere kadının yerini araştırıyor. Asıl varmak istediği nokta, &#8220;Müslüman Kadın nasıl olmalıdır?&#8221;. Bu konuda makaleler yazıyor. Yetmiyor yerel ölçekte çalışarak İttihat ve Terakki&#8217;ye özel önem atfediyor. Çıkardığı sonuç: İttihat ve Terakki, kadını özgürleştirmeden başarılı olamaz. Zamanının çok ilerisinde bir feminist bir bayandır Latife Hanım.</p>
<p>Burada yine kısa bir anekdot: Ailenin tüm bireyleri bir enstrümanı çok iyi derecede çalmaktadır. Latife Hanım&#8217;ın bir özelliği vardır; kendileri piyanoyu çok çok iyi çalmaktadır. Ondaki bu yeteneği gören Alman mürebbiyesi kendisinden Almanya&#8217;da sahneye çıkmasını ister. O devirde bir Türk kızının Almanya&#8217;da konser vermesi fikri Latife Hanım&#8217;ı ziyadesiyle heyecanlandırır ve konuyu babası Muammer Bey&#8217;e açar. Muammer Bey&#8217;se bu açılan kapıyı, &#8220;ben kızımı şano &#8216;ya (sahneye) çıkarmam&#8221; diyerek ebediyen kapar. Yıllar sonra Latife Hanım bunu anlatırken, &#8220;babam o gün beni şano&#8217;ya çıkarmadı ama Allah beni öyle bir şano&#8217;ya çıkardı ki bir daha da indirmedi&#8221; der.</p>
<p>Yine de Latife Hanım&#8217;ı tanımak için ailenin gücü, kendisinin entelektüel seviyesi, eğitim durumu yeterli değildir. Latife Hanım tüm bu özelliklerin verdiği özgüvenle çok cesur ve gözü kara bir kadındır aynı zamanda. İzmir işgal edildiği yıl kendisi yurt dışındadır ama aile İzmir&#8217;de ikamet etmektedir. İşgal güçleri, daha önce bir dönem belediye başkanlığı yapmış olan Muammer Bey&#8217;den yine başkanlığı almasını isteseler de kendileri kabul etmez. İşgal güçleri de aileye rahat vermeyince masonluktan gelen itibarını kullanan Muammer Bey, bir eksikle kapağı Marsilya&#8217;ya atar. Büyük Hanım rahatsızlığı dolayısıyla kaçamamıştır. Bir süre sonra haber gelir ki Büyük Hanım yani Latife Hanım&#8217;ın babaanneleri rahatsızlanmıştır. Aile İzmir&#8217;e döndüğü anda tutuklanacaktır ama birinin dönmesi gerekmektedir. Latife Hanım gönüllü olsa da ilk başlarda bu fikir pek kabul görmez. Oysaki Latife Hanım, topuklarını yere sert sert basarak yürüyen, kararlı, inatçı, kendinden emin bir karakterdir ve bu kararında sebat eder. Tek başına İzmir&#8217;e babaannesinin yanına dönecektir. Çare yine mason dostlardan bulunur ve Latife Hanım Fransa&#8217;nın şahsi koruması altında, adeta bir dokunulmazlık zırhına bürünerek işgal altındaki İzmir&#8217;e doğru yola revan olur.</p>
<p>Dönüşte İstanbul&#8217;a uğrayan Latife Hanım, Müdafaa-i Hukuk derneğinin de bazı gizli belgelerini alarak onların da kuryeliğini yapmayı kabul etmiştir. Ne çare ki, Fransızların şahsi garantörlüğüne rağmen Latife Hanım İzmir&#8217;de yakalanır ve gözaltına alınır. X-ray cihazları henüz tedavülde değildir ve çarşaflı Latife Hanım&#8217;ın üzerini aramak gerekmektedir. Tereddüt etmeden karşı çıkar ve &#8220;Siz, Müslüman bir kadının çarşafını çıkaramazsınız&#8221; der. İşgal güçleri, kendisini üç gün aç susuz nezarette bekletirler ama Fransa&#8217;ya rağmen daha fazlasını yapmaya güçleri yetmez ve serbest bırakmak mecburiyetinde kalırlar.</p>
<p>Latife Hanım artık İzmir&#8217;de babaannesinin başındadır&#8230;</p>
<p>Muhtemelen dört bölümde bitirmeyi planladığım yazımın ilk kısmı bu kadar. Bir sonraki bölümde Latife Hanım müstakbel kocası Mustafa Kemal&#8217;le karşılaşacak ve göreceksiniz çok ilginç bir evliliğe adım atacaklar. Belki de resmi tarihin yıllarca geçimsiz, kaprisli bir kadın olduğu için tu kaka ilan ettiği Latife Hanım&#8217;a hak vereceğiz. Muhtemelen Çankaya&#8217;da o zamanlar kurulan sofraları, masaları daha yakından göreceğiz&#8230;<a name="_GoBack"></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" />Kitap Tanıtan Kitap 2</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap Tanıtan Kitap 1</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/04/latife-hanim-ve-pasa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cezayir, Fransa, Ermeniler ve Türkler (Eskimeyen yazılardan)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/23/cezayir-fransa-ermeniler-ve-turkler-eskimeyen-yazilardan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/23/cezayir-fransa-ermeniler-ve-turkler-eskimeyen-yazilardan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 09:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>

		<category><![CDATA[Fransa]]></category>

		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[katliam]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19884</guid>
		<description><![CDATA[Resim: Fransız askerleri tarafından alay etmek için boynuna ip geçirilmiş bir Cezayirli.
&#8220;..1830′dan 1962′ye kadar Fransız kolonisi olan Cezayir’de işgal altındaki halkın görmediği eziyet kalmadı. Fransız askerleri Müslümanların direnişlerini kırmak için tarlalarını yaktılar, hayvanlarını öldürdüler. İnsanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarında ölüme terkedildi. Cezayir’in talebine rağmen Fransa bu soykırım için özür dilemedi. Son cumhurbaşkanı Sarkozy “tarihi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/copie-de-image1q-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></em><strong>Resim:</strong> Fransız askerleri tarafından alay etmek için boynuna ip geçirilmiş bir Cezayirli.</p>
<p><em>&#8220;..1830′dan 1962′ye kadar Fransız kolonisi olan Cezayir’de işgal altındaki halkın görmediği eziyet kalmadı. Fransız askerleri Müslümanların direnişlerini kırmak için tarlalarını yaktılar, hayvanlarını öldürdüler. İnsanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarında ölüme terkedildi. Cezayir’in talebine rağmen Fransa bu soykırım için özür dilemedi. Son cumhurbaşkanı Sarkozy “tarihi tarihçilere bırakalım” diyerek son noktayı koydu&#8230;&#8221;</em> TAMAMI ( <strong>+ İşgal altındaki Cezayir’den görüntüler </strong>): <a title="Permanent Link to Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm II" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/01/22/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-ii/"><span><strong>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm II </strong></span></a></p></blockquote>
<p>&#8230; Bu mevzu üzerine okumak için&#8230;</p>
<p> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ermeniler ve Türkler</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9734" title="ermeniler_turkler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler_turkler.jpg" alt="" width="136" height="193" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. [...] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? [...] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/23/cezayir-fransa-ermeniler-ve-turkler-eskimeyen-yazilardan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/23/cezayir-fransa-ermeniler-ve-turkler-eskimeyen-yazilardan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçülük ve Ahlak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 09:42:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19430</guid>
		<description><![CDATA[Ahlak, Arapça &#8220;hulk&#8221; kelimesinden geliyor ve huy, huylar anlamında kullanıyor. Kelimenin Yunanca karşılığı ise &#8220;ethos&#8221;&#8230;
  Peygamber (SAS) &#8220;ahlak&#8221; kelimesini kapsayıcı bir şekilde; &#8220;Din güzel ahlaktır&#8221; şeklinde açıklıyor.
  Felsefi olarak &#8220;ahlak&#8221; bir başka deyişle &#8220;etik&#8221; insana dair olan &#8220;iyinin ve &#8220;kötünün&#8221; ne olduğunu sorgular. Bu sorgulamada kabaca ifade edecek olursam, Stuart Mill ahlakı &#8220;fayda&#8221; ile Jeremy [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/ataturkcu_ahlak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19432" title="ataturkcu_ahlak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/ataturkcu_ahlak.jpg" alt="" width="184" height="184" /></a>Ahlak, Arapça &#8220;hulk&#8221; kelimesinden geliyor ve huy, huylar anlamında kullanıyor. Kelimenin Yunanca karşılığı ise &#8220;ethos&#8221;&#8230;</p>
<p>  Peygamber (SAS) &#8220;ahlak&#8221; kelimesini kapsayıcı bir şekilde; &#8220;Din güzel ahlaktır&#8221; şeklinde açıklıyor.</p>
<p>  Felsefi olarak &#8220;ahlak&#8221; bir başka deyişle &#8220;etik&#8221; insana dair olan &#8220;iyinin ve &#8220;kötünün&#8221; ne olduğunu sorgular. Bu sorgulamada kabaca ifade edecek olursam, Stuart Mill ahlakı &#8220;fayda&#8221; ile Jeremy Bentham &#8220;haz&#8221; ile Henri Bergson ise &#8220;sezgi&#8221; ile birlikte yürütür. Kant&#8217;ın Ahlak Felsefesine geldiğimizde, Kant&#8217;ın felsefesini oluştururken ahlakı &#8220;ödev&#8221; ile karşıladığını görürüz.</p>
<p>  Türkçe&#8217;de ise yerel kullanımda &#8220;ahlak&#8221; genel olarak nötr bir kavram olarak kullanılıyor; &#8220;ahlaklılık&#8221; iyi olanı, &#8220;ahlaksızlık&#8221; ise kötü olanı karşılıyor. Bir hakaret olarak kullanılan &#8220;ahlaksız&#8221; kelimesinin ise aslında felsefi bir temeli olmadığı gibi bir karşılığı da yok, zira siz ne iseniz ahlakınız odur ve siz var olduğunuza göre bir ahlakınız (huyunuz) da vardır.</p>
<p>  Felsefi olarak hemen her ideolojinin savunucuları, yöneltilen eleştiriler üzerine düşünür, cevap verir ve belki yeni bir form kazanır. Bu devamlılık aslında düşünceyi yaratan şeydir. Buna mukabil Türkiye&#8217;de resmi ideoloji, Atatürkçülük ve Kemalizm gibi neredeyse bir asra yayılmış totaliter ideolojilerin savunucuları kendilerine yöneltilen eleştiriler üzerine <span id="more-19430"></span>katiyetle düşünmez, bu eleştirilere cevap vermez ve dahi tüm bunları hakaretle cevaplar. Zaten hukukun üstünlüğünün var olup, olmadığının tartışıldığı yani yasaların herkese eşit kapsayamadığı, misal Atatürk&#8217;ü koruyan yasanın, herhangi bir vatandaşı koruyamadığı gibi mağdur ettiği gerçeği mevcuttur. İşte bu nedenle uzun yıllar boyu, Resmi ideoloji, Kemalizm ve Atatürkçülük eleştiri bile alamamış, aldığında ise eleştireni mahkûm etmiştir.</p>
<p>  Nagehan Alçı katıldığı &#8220;<em>Dört Bir Taraf</em>&#8221; programında aslında birçok insanın düşündüğü ancak ifade edemediği bir şey söyledi: &#8220;<em>Atatürk bir savaştan başarıyla çıkmıştı ancak diktatörce uygulamaları vardı</em>&#8220;. Bu sözleri üzerine normal şartlarda Mustafa Kemal&#8217;in bir diktatör olmadığını düşünenlerin açıklamaları &#8220;<em>Atatürk bir diktatör değildir, zira tarihsel olarak şunları şunları yapmıştır</em>&#8221; şeklinde olması gerekirken, hiçbir açıklamaya, delile, Alçı&#8217;nın iddiasını çürütmeye gerek duyulmaksızın hakaretle cevaplandı.</p>
<p>  Nagehan Alçı&#8217;nın bu sözleri üzerine, Atatürkçü, Kemalist düşünce savunucularının değişmez iddiası, vasat tezi olan &#8220;<em>Atatürk olmasaydı, baban kimdi bilemezdin ş&#8230;.siz</em>&#8221; mısrasının form değiştirmiş bir hali Nihat Genç&#8217;in Nagehan Alçı&#8217;ya yazdığı yazısında geçti: &#8220;<em>Nagehan Alçı her akşam ama her akşam bir programda, yarın öbür gün bir çocuğu olsa kimden olduğunu kimse bilemez</em>.&#8221;</p>
<p>  Ahlaki olarak &#8220;kötü&#8221; olanı içeren açıklamaları &#8220;kötülük yayılmasın&#8221; minvalinde değerlendirir ve paylaşmayı çok doğru bulmam ancak şu durumda birçok insanın da haklı olarak &#8220;bana bulaşmasın&#8221; niyetiyle ve &#8220;değmeyeceği&#8221; düşüncesiyle Nihat Genç&#8217;e eleştiri getiremeyeceğini düşündüğüm için bu kez bu istisnayı gerekli gördüm; birinin diktatör olduğunu düşündüğünü ifade etmenin karşılığı, bir kadına en ağırından, izzeti nefsine, eşine, ailesine dokunacak şekilde hakaret etmek midir? Ve dahası bahsi geçen şahıs bu cesareti nereden bulur?</p>
<p>  Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ilkeleri, inkılapları, çizgisi bir kısım insan için Türkiye&#8217;deki ve hatta dünyadaki her türlü durum için yeterli olabilir. Bunun devamı için eylemsel bir süreç izleyebilirler ancak birçoğumuz çok iyi biliyoruz ki, Atatürk&#8217;ün çizdiği çerçeve artık birçok insana yetmeyebiliyor, dar gelebiliyor zaten sorun yetip-yetmemesi kısmında değil, yettirilmeye çalışılmasındadır.</p>
<p>  Bırakalım insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler, unutmayalım ki Mustafa Kemal&#8217;i savunmak, ideolojisinin devamlılığı-yeterliliğini iddia etmek, Bentham-Foucault teziyle ifade edecek olursam &#8220;hapishane mimarisi modeliyle, sürekli izleyen ve sınırlandıran, düşünemez ilan eden bir izleyiş&#8221; formunda &#8220;kuleye&#8221; yerleştirmenin en büyük zarar verdiği kişi yine Mustafa Kemal&#8217;dir. Zira konuşulabilir bir Mustafa Kemal demokrasi ölçeğinde; konuşulamaz (konuşulduğunda, konuşana hakaret edilen) bir Mustafa Kemal ise diktatörlük ölçeğinde değerlendirilir.</p>
<p>  Yazının başına dönecek olursam aslında &#8220;ahlaksız&#8221; diye bir şey yoktur. Söze ve eyleme döktüğünüz şey ne ise sizin &#8220;ahlakınız&#8221; o dur. Bilmem anlatabildim mi?</p>
<p> </p>
<p>… Kemalizm konusunda dha fazla okumak için …</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>  <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış Cumhuriyet (Sevan Nişanyan)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/yanlis-cumhuriyet-sevan-nisanyan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/yanlis-cumhuriyet-sevan-nisanyan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 18:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19279</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
&#8220;Bir fikre, bir zümreye ağız tadıyla ancak bu şekilde muhalefet edilebilir&#8221;.
Sevan Nişanyan&#8217;ın &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221; adlı kitabını ilk okuduğum zaman hissiyatım buydu. &#8220;Her türlü muğlak ifadelerden, komplovari yaklaşımlardan uzak kendisinin sorup, kendisinin cevapladığı Atatürk ve Kemalizm üzerine 51 sorudan müteşekkil bir kitap.
Bir anlamda MFÖ&#8217;nün o meşhur &#8220;sen neymişsin be abi!&#8221; şarkısına atıf yapar gibi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/kemalizm_ataturkculuk-bas-agrisi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-19281" title="kemalizm_ataturkculuk-bas-agrisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/kemalizm_ataturkculuk-bas-agrisi.gif" alt="" width="240" height="316" /></a></strong><em><strong>İbrahim Becer</strong></em></p>
<p>&#8220;Bir fikre, bir zümreye ağız tadıyla ancak bu şekilde muhalefet edilebilir&#8221;.</p>
<p>Sevan Nişanyan&#8217;ın &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221; adlı kitabını ilk okuduğum zaman hissiyatım buydu. &#8220;Her türlü muğlak ifadelerden, komplovari yaklaşımlardan uzak kendisinin sorup, kendisinin cevapladığı Atatürk ve Kemalizm üzerine 51 sorudan müteşekkil bir kitap.</p>
<p>Bir anlamda MFÖ&#8217;nün o meşhur <em>&#8220;sen neymişsin be abi!&#8221;</em> şarkısına atıf yapar gibi bir kitap &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221;. Bir yanda en güzel, en adil, en cesur, en şık, en moda Cumhuriyeti ben kurdum diyen bir Laik koro, diğer yanda ona cevap veren sakin bir Sevan Nişanyan.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bizzat kendisinin olmasa bile takipçilerinin kendisi adına yaptıklarını eleştiren çok sayıda kitap okudum. Sadık Albayrak, Hasan Hüseyin Ceylan, Abdurrahman Dilipak, Rıza Nur ve eserleri ilk aklıma gelenler. Yine de geçen zaman zarfında ciddi bir eksiğim vardı; olan biteni Kemalist Güzelleme tadında yapmayıp, bir parça da olsa tarafsızlıkla anlatacak Yazar okumamıştım karşı cenahtan. Hakkımı yemesin, <a href="http://www.derindusunce.org/2008/06/04/cildirmis-turklerin-dirilisi/" target="_blank">Turgut Özakman&#8217;ın Türklerin çılgınlığına </a>atıfta bulunduğu kitabını okumak için paraladım kendimi. <em>&#8220;Gözyaşları eşliğinde okudum</em>&#8221; diyen Okurlara diyecek sözüm yok, ben başaramadım ve bütün iyi niyetime rağmen bitiremedim o kitabı. Falih Rıfkı Atay&#8217;ın &#8220;Çankaya&#8221; isimli kitabını yarıladım bu aralar. Ortak noktalar bulabilmek adına her iki kitabın da satırlarını çizdim, önemli pasajları <span id="more-19279"></span>işaretledim.</p>
<p>Falih Rıfkı&#8217;dan çok şey öğrendim: Bandırma Vapurunun salaş olmadığının teyidini aldım, İsmet İnönü&#8217;nün Samsun&#8217;a çıkmamak için ayak sürüdüğünü öğrendim, <em>&#8220;orduya dayanan bir partinin halkın teveccühüne mazhar olamayacağını&#8221;</em> dillendiren Mustafa Kemal&#8217;i öldürmek için İttihatçıların tetikçi tuttuklarını öğrendim. Henüz bitiremediğim için &#8220;Çankaya&#8221; hakkında konuşmak için erken. Belki bir dahaki sefere bahsederiz. Bugün &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221; hakkında konuşalım.</p>
<p>Bir Tarihçi olmaması hasebiyle iddiasız olduğunu önsözünde belirtmesine rağmen Kitap bir anlamda <em>‘tanıdığım kadarıyla&#8217;</em> Yazarının kişiliğini yansıtmakta: İnatçı değil belki ama kendinden emin. Şöyle ki &#8220;galat-ı meşhur&#8221; denilen bir deyim vardır Osmanlıcada. Türkçeye çevirirsek <em>&#8220;gerçeğin yerine kullanılan ünlü yanlışlar&#8221;</em> şekline bürünen deyim. Yazar, büyük oranda mesaisini herkesin üzerinde üç aşağı beş yukarı ittifak ettiği yanlışları sorgulamaya ayırmış kitabında. Birkaç örnek vermek gerekirse; Cumhuriyet demokrasinin vazgeçilmezi midir, Türkiye Cumhuriyeti Laik midir, Atatürk&#8217;ün kurduğu rejim demokrasi midir, Osmanlı teokratik midir, Milli mücadeleye karşı çıkanlar vatan haini midir gibi sorular önemliydi benim için.</p>
<p>Kitabın yazım tarihi 1993 olmasına rağmen yayımlamak için 2007 kışına kadar bekliyor Yazar. Kitabı yayımlamaya onu iten sebepse Hrant Dink&#8217;in<a name="_GoBack"></a> öldürülmesi oluyor. Yazar, kendi ifadesinde <em>&#8220;Türkiye&#8217;nin toplumsal yaşamını karartan büyük gölge ile yüzleşmenin, bir kişisel tercih ya da temayül meselesi değil can alıcı bir yurttaşlık görevi olduğunu 19 Ocak 2007&#8242;den sonra daha iyi idrak etme imkânı buldum&#8221;</em> diyor. Toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren böylesi bir konunun, geçen 14 kocaman yıla rağmen güncelliğinden bir şey yitirmemesi de sorunlarımızın çözümünde ne kadar durağan bir seyir izlediğimizin göstergesi.</p>
<p>522 sayfalık bir kitabı tanıtmanın zorluğu esas alındığında içeriğe gelince, Yazar ilk sorusu olan <em>&#8221; M. Kemal, dünyada eşi olmayan bir anlayışın temsilcisi midir?&#8221;</em> sorusuyla başlıyor. O yılların analizini yapan Yazar, Avrupa&#8217;nın tümünde bir diktatörler geçidinin yaşandığını örnekleriyle vererek, çevre etmeninin tek adamlığa zaten müsait olduğunu belirtiyor. Kanıt olarak da CHP&#8217;nin olmazsa olmazı olan altı okundaki umdelerin, diğer dikta yönetimleriyle paralelliğine işaret ediliyor. Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu idrak ettiğimiz bugünlerde çevrenin de etkisiyle Mustafa Kemal&#8217;in demokratik macerası anlatılıyor ilk bölümlerde. Şu paragrafta olduğu gibi: <em>&#8221; M. Kemal Paşa iktidara seçimle gelmemiş, yaşamı boyunca gerçek ve serbest hiçbir seçime katılmamıştır. Kurduğu Parti, cumhuriyet tarihinin ilk serbest seçimlerinde hezimete uğramış ve daha sonra girdiği her seçimde de yenilgiyle çıkmıştır.&#8221;</em></p>
<p>Yurdun her yanını demir ağlarla örmek konusundaki iddialara da dudak bükmekte Yazar. Okuru rakamlara boğmamak adına şu kadarını söyleyelim, Abdülhamit döneminde demiryolu artış oranı % 324, 1950&#8242;ye kadar Cumhuriyet&#8217;in yekûnu % 87. Bu rakamlar kaybedilen imparatorluk toprakları çıktıktan sonra esas alınmıştır. Savaşın diğer mağdurları olan Almanya ve Sovyetler Birliği&#8217;ne oranla kalkınma hızının mütevaziliği de bir başka iddia.</p>
<p>Peki yaşadığımız günlerin yükselen değerlerinden olan demokrasi ve özgürlükler konusunda nasıldır Kemalizm&#8217;in performansı Yazar&#8217;a göre? Pek iç açıcı olduğu söylenemez.  Rakamlarla ifade etmek gerekirse, 1908-1914 yılları arasında sadece İstanbul&#8217;da yayımlanan gazete ve dergi sayısı 798&#8242;dir. Bir bu kadar rakam da taşra baskısına ilave edilebilir. Cumhuriyet Rejiminin 1922-1925 yılları arasında aldığı önlemler sonucunda İstanbul&#8217;da dört, Ankara&#8217;da bir gazete kaldığını belirtiyor Yazar. Bir başka çarpıcı rakamsa sivil toplum örgütleri hakkında gelmekte; <em>&#8220;&#8230;1908&#8242;den itibaren Türkiye&#8217;de kurulmuş olan siyasi parti ve dernekleri saymak imkânsızdır. Örneğin sadece İstanbul&#8217;da ve sadece kadın haklarına ilişkin olarak kurulan dernek sayısı Tunaya&#8217;ya göre 14, başka araştırmacılara göre 23 veya 29&#8242;dur. Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda ise devlet partisi dışında hiçbir siyasi parti ve derneğin kurulmasına izin verilmemiş;  1924&#8242;de kurulan muhalefet partisinin kanlı bir şekilde yok edilmesinden, ve en son 1931&#8242;de Türk Ocakları&#8217;nın feshinden sonra Türkiye&#8217;de CHP dışında nitelikli hiçbir siyasi kurum kalmamıştır&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Rejimin uzun vadede başarısını da sorgulayan Yazar bu konuda da ümitsiz: <em>&#8220;&#8230;Yakınçağda din özgürlüğü yerine ikame edilmeye çalışılan düşünce özgürlüğü kavramı, buna oranla pek cılız bir alternatiftir. Çünkü, düşünce özgürlüğü toplumun çok dar bir alanını kapsayan elit kesimi ilgilendirir; oysa dini inanç en mütevazi insanların bile ortak malıdır. Siyasi düşünceleri için hayatlarını feda edecek insanlar nadir çıkar; oysa dini inançları için tarihte yüz binlercesi kendini seve seve aslanlara atmıştır. Düşüncenin neşrini yasaklamak kolaydır: Kitap ve gazete toplatılır, bir süre protesto edilir, unutulur. Oysa kutsal kitapları yasaklamayı ya da kilise, havra ve cami kapatmayı deneyip, uzun vadede başarılı olmuş bir rejimi tarih henüz kaydetmemiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Kitapta bu şekilde altı çizilesi pasajlar ziyadesiyle mevcut. Güzel tarafı da Yazar&#8217;ın bir ideolojiye hizmet amacıyla bu satırları yazmayıp, aksine Araf&#8217;ta durmaya özen göstererek iddialarını rakamlarla, kaynakçalarla temellendirme gayreti. Yazar&#8217;ın &#8220;Kişiye tapınma geleneği&#8221; hakkında açtığı bölüm ve bu geleneği Atatürk heykelleriyle ilişkilendirdiği bölüm de bunlardan biri. &#8220;Kişiye tapınma geleneğinin bir Osmanlı geleneği&#8221; olup olmadığını soran Yazar devam ediyor<em>: &#8220;&#8230;1871&#8242;de Fuller&#8217;e yaptırılan ve Beylerbeyi sarayının büyük salonuna yerleştirilen, Abdülaziz&#8217;in atlı heykeli dışında, yanılmıyorsak, Osmanlı Padişahlarına ait heykel yoktur. Türkiye&#8217;de bir devlet başkanının kamusal alana dikilen ilk anıtı, Gazi&#8217;nin emir ve takdirleriyle 1926&#8242;da Sarayburnu&#8217;na dikilen Atatürk anıtı olmuş ve bunu diğerleri takip etmiştir. Atatürk&#8217;ün heykel konusuna duyduğu ilgi, genellikle Batı Kültürünü benimseme çabasının bir parçası olarak değerlendirilse de yapılan işin Batı Kültürel geleneği içindeki konumu sanıldığı kadar net değildir.&#8221;</em></p>
<p>Bu pasajın ardından &#8220;heykel&#8221; konusunun tarihsel sürecini sıkmadan anlatan Yazar, Türkiye&#8217;deki durumun bir ölçüde Sovyet pratiğiyle özdeşleştiği sonucuna varır. <em>&#8220;&#8230;Eğer ilk Stalin anıtları gerçekten 1926&#8242;dan önce yapılmışsa, iktidardayken kendi anıtını yaptıran, a) 20. Yüzyılın ikinci siyasi lideri ve b) Tarihin ilk Cumhurbaşkanı olmak ayrıcalıkları Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına ait olmalıdır. Avrupa&#8217;nın 20.yy. tarihinde bu hadisenin bir başka örneğine rastlayamıyoruz. Mussolini ve Hitler&#8217;in özel koleksiyonlarındaki birkaç eser dışında anıt-heykelleri yapılmamıştır. Keza, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yer adlandırma politikası da Sovyet patiğiyle örtüşmektedir. Ankara Hükümetinin onayıyla 1922 Eylülünde Kemalpaşa, Mustafakemalpaşa, Kemaliye ve Mustafapaşa adlarını alan Nif, Kirmasti, Eğin ve Sinasos kasabaları, Türkiye tarihinde ideolojik gerekçelerle ( somut bir bayındırlık eseri sözkonusu olmaksızın) iktidardaki devlet reisinin adını alan ilk yerleşim birimleridir&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Kitaptan çok şey öğrenmek mümkün. Mesela, CHP&#8217;nin 1935 tarihli programı neden sözlükle birlikte yayımlanmış, Nutuk neden Osmanlı Türkçesinin başyapıtlarından biri sayılmalı, Yüzyılın başında 83400 kelimelik Türkçe bugün nasıl 26500 rakamlarına geriledi, Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekten okul ve öğrenci sayısında bir artış oldu mu, Türkiye&#8217;nin bazı açılardan diğer İslam ülkelerinden ileri oluşu Kemalist rejimin eseri midir, Batı uygarlığı tek dişi kalmış canavar mıdır gibi sorular ve cevaplarını bu kitapta kıyaslamalarla, rakamlarla bulabilirsiniz.</p>
<p>İşin ne denli zor olduğunu en başından belirtmiştim. Bu kadar hacimli bir kitabı, bu kadar dar bir çerçeveye sığdırmak imkânsız. Kitap, 51 soruya sıkmadan, delillere dayanarak 51 cevap arıyor. Meraklısına yazılmış bir kitap değil, Yazarının bir tarihçi edasıyla değil de entelektüel bir bakış açısıyla yazdığı bir kitap olduğu izlenimi verdi bana. &#8220;ben bilirim&#8221; anlayışından ziyade &#8220;sakın yanlış biliyor olmayasın&#8221; üzerine bir çalışmanın ürünü büyük ölçüde &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221;.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Kemalizm, laiklik, Türk Solu, Darbe vb konularda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>  <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/02/yanlis-cumhuriyet-sevan-nisanyan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/yanlis-cumhuriyet-sevan-nisanyan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlelebet payidar kalacak mıdır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/ilelebet-payidar-kalacak-midir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/ilelebet-payidar-kalacak-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 09:03:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aylin do Nascimento</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19268</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Cumhuriyetten ne anladığınıza bağlı&#8230; Eğer Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 1923 yılında kurdukları cumhuriyeti anlıyorsanız, o cumhuriyetin çoktandır yerinde yeller esiyor. O cumhuriyet, bizzat cumhuriyetçiler tarafından iki kere yıkıldı, yenisi yapıldı. Anayasa değiştiği zaman cumhuriyetin &#8230;&#8221; TAMAMI 
 
&#8230; Kemalizm konusunda dha fazla okumak için &#8230;
 
  Kadın hakları ve Kemalizm 

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/ataturk_ingiliz_valisi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10598" title="ataturk_ingiliz_valisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/ataturk_ingiliz_valisi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>&#8220;&#8230;Cumhuriyetten ne anladığınıza bağlı&#8230; Eğer Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 1923 yılında kurdukları cumhuriyeti anlıyorsanız, o cumhuriyetin çoktandır yerinde yeller esiyor. O cumhuriyet, bizzat cumhuriyetçiler tarafından iki kere yıkıldı, yenisi yapıldı. Anayasa değiştiği zaman cumhuriyetin &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2011/10/29/ilelebet-payidar-kalacak-midir" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Kemalizm konusunda dha fazla okumak için &#8230;</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong>  <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/02/ilelebet-payidar-kalacak-midir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/02/ilelebet-payidar-kalacak-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Batı-dışı çokkültürlülük örneği: Mardin</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/15/bati-disi-cokkulturluluk-ornegi-mardin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/15/bati-disi-cokkulturluluk-ornegi-mardin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 11:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayşenur Bulut</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19031</guid>
		<description><![CDATA[7-9 Ekim tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi&#8217;nce düzenlenen ve 10 ülkeden 100&#8242;e yakın tebliğcinin yer aldığı Keşf-i Kadim Uluslararası Midyat Sempozyumu&#8217;na iştirak etmek üzere Mardin&#8217;deydim. Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Süryanice ve Farsça dillerinde sunulan tebliğleri dinlemek ve başta dil ve azınlıklar meselesi gibi pek çok konuyu tartışmak imkanını Mardin&#8217;deki bu toplantı kadar başka bir şey veremezdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/mardin3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-19030" title="mardin3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/mardin3.jpg" alt="" width="250" height="184" /></a>7-9 Ekim tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi&#8217;nce düzenlenen ve 10 ülkeden 100&#8242;e yakın tebliğcinin yer aldığı <em>Keşf-i Kadim Uluslararası Midyat Sempozyumu&#8217;na </em>iştirak etmek üzere Mardin&#8217;deydim. Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Süryanice ve Farsça dillerinde sunulan tebliğleri dinlemek ve başta dil ve azınlıklar meselesi gibi pek çok konuyu tartışmak imkanını Mardin&#8217;deki bu toplantı kadar başka bir şey veremezdi sanırım. Çokkültürlülüğün ve demokratik hakların çokça konuşulduğu günümüz dünyasında Mardin&#8217;in durduğu yer bir hayli farklılık arz ediyor çünkü. Resmi ideolojinin tahakkümünün ve kendisi gibi olmayanın tasfiye edildiği bir modernleşme sürecinin acı yarasıdır Mardin. Bu topraklara çok büyük haksızlık etmiş resmi söyleme ve bir de küreselleşmeye karşı duran bir şehirdir Mardin. Halen hayatta olan farklıklar, kaybolmaya yüz tutan farklılıkların <span id="more-19031"></span>elinden tutmaya çalışıyor bu şehirde. Küreselleşmeyle birlikte her şeyin tek tip bir modele dönüştüğü ve sıradanlaştığı zamanlarda yerel olanı korumak zorunluluğumuz ve yerelin yerel kalma talebini savunmamız her geçen gün artıyor.</p>
<p>Sempozyumda Süryanilerin ve Mhalmî Araplarının mevcut durumlarını tarihsel süreçle birlikte ele alan sunumlar yoğun ilgi gördü. Mhalmîlerin kökünün nereden geldiği ve İslamlaşmaları ile ilgili tartışmaların yaşandığı oturumda Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ve BDP Milletvekili Altan Tan da bu karışık meseleyle ilgili görüşlerini zikrettiler. Hala daha netlik kazanmayan bu türden bilgilerin Başbakanlık arşivlerinden elde edilecek bilgilerle şeffaflık kazanması hem bölgesel açıdan hem de tarih ilmi açısından önemlidir. Yurtdışına göç eden bölge insanının söz konusu durumun Türkiye&#8217;nin gerek yakın komşularıyla gerek Avrupa ülkeleriyle ilişkilerine yansıyan bir yönü var çünkü mevcut azınlık kesim gittikleri yerde örgütlenmekte ve hak arayışında bulundukları için uluslararası hukuk mücadelesi vermektedirler. Bir şekilde bastırılmış, sindirilmiş ve göçe zorlanmış farklı dil ve dinden insanlar için yeni anayasa çalışmalarında değişiklikler yapılmalıdır.</p>
<p>Ortaöğretim 10. Sınıf Tarih kitaplarında Süryanilere yönelik olumsuz ifadelerin neden olduğu hava sempozyumda da hissediliyordu. Ders kitabında yer alan bilgilerin asılsız olduğuna yönelik itirazların yanı sıra Süryanilerin neden ülke dışına çıktıkları ve geri dönüp dönmeyecekleri ile ilgili bir dizi sorun da konuşuldu. Tebliğlerde Süryani topluluğunun gündelik yaşamından siyasal pozisyonlarına kadar farklı yönler anlatıldı. Kendi içinde kapalı bir grup olan Süryaniler göç ettikleri yerin dinine mensup olmuşlar ama kültür ve dillerini hep korumuşlardır. Tanzimat reformları ile birlikte bölgede başlayan değişim ve değişimin neden olduğu çatışma bugün maalesef Yezidilerin yok olmasına ya da çok az kalmasına sebep olmuştur. Cumhuriyet modernleşmesinin neden olduğu azınlıkların tasfiyesi yüzünden bölge halkı son yüzyıldır ciddi travmalar yaşıyor. Göç eden yahut göçe zorlanan Süryanilerin devletin dağıttığı tarih kitaplarında &#8220;Batı&#8217;da refah buldular o yüzden gittiler&#8221; gibi bir ifadenin yer alması hedef gösterdiği için kabahatlidir. Kaldı ki maddi refah için göç etmekte de herhangi bir ahlaki sakınca yok.</p>
<p>Çokkültürlülük, bugün çok sık tartışılan konuların başında geliyor. Göçmenlerin uzun bir zaman diliminin sonunda değiştirdikleri toplumsal yapının geleceğe dönük etkileri ve çözüm arayışları konuşuluyor. Mardin zikredildiğinde de benzer çokkültürlülük söylemlerinin dile gelmesine aşikarız. Ancak çokkültürlülük ve Mardin kelimeleri bir cümlede geçerken atlanan bir husus var. Çokkültürlülük modern bir söylem ve Avrupa&#8217;da doğmuş ve yine oraya ait sorunların teşhisi ve tedavisi için pratikleşmiştir. Bu kavramın konuşulduğu Avrupa ülkelerinde göçmenlerin ve mültecilerin durumları entegrasyon bağlamında ele alınıyor. Birkaç kuşak sonrasında ise asimilasyon öngörülüyor veyahut zaten kaçınılmaz bir son oluyor. Farklı dillerin konuşulduğu, anadilde eğitimin serbest olduğu ülkelerdeki insanların kendi kültürlerini korumaları belki daha kolay ancak yine de bir alt-üst kimlik tartışmaları yaşanıyor. Farklı kültürlerin bir arada olduğu ama birlikte olamadığı iç içe olmadığı bir Avrupa imajı var. Tuma Çelik İsveç&#8217;deki serbest diller için aynı aileden gelen diller olduğu için farklılıklarında bir sorun olmadığını söyledi. Ama Mardin tüm bu tartışmalardan oldukça ayrı bir yerde duruyor. Batı&#8217;nın henüz yeni konuştuğu ve bir sisteme oturtmaya çalıştığı meseleleri yüzyıllardır bu coğrafya insanı hiçbir yazılı kurala bağlı olmaksızın kendiliğinden hallediveriyordu. Herkesin kendi kültürünü yaşadığı şehirde iç içe yaşama mümkündü, kimse farklılığını duvar örerek yaşamıyordu aksine fiziksel yakınlığın çok ötesinde bir paylaşım esastı. Bir yaşam biçimi, bir medeniyet algısı açısından bu böyleydi. Bu, her şey gül gülistanlık hiçbir sıkıntı yoktu anlamında değil elbette. Bölgede aynı kültür, mezhep arasında çatışmalar yaşanıyordu elbette. Bunlar asayiş problemlerinden öteye giden sorunlar olmuyordu. Şimdi biz Batı formülü çokkültürlülük-entegrasyon gibi çarelerle Mardin sorununu konuşurken yanılıyoruz, konuya yabancılaşıyoruz. Eskiye, kadim olana varmak bu saatten sonra ne derece mümkün ayrı bir tartışma ancak birlikte yaşamayı öğrenmek büyük bir gereklilik artık.</p>
<p>Gereklilik çünkü sempozyum, Türkiye&#8217;nin Kürt sorununa arayışlar sempozyumu olmamasına rağmen içinde bulunduğumuz sosyal ve siyasal gerginlikten dolayı yine de gündeme geldi ve farklı olana tahammül anlamında Türkiye&#8217;nin Kürt meselesine değindi bazı katılımcılar. Bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti ilanı ile birlikte başlayan kopmalar ve ölümler konuşuldu. Tehcir, soykırım, katliam, sürgün, soygun, faili meçhul gibi çokkültürlülükle alakası olmayan, bilakis birlikte yaşamanın her türlü imkanını baltayan uygulamalara lanetler yağdı diyebilirim. Sempozyumun bir anda değişen havası için bu bir kürt sorunu oturumu değil diyerek salonu terk edenler oldu. Oysa Kürt meselesi ile ilgili olarak dile getirilen her konu cesaret verici ve yol açıcıdır diğer gruplar için. Meydana çıkıp herkesin artık sorunlarını, taleplerini dile getirme ve çözüm arayışında ortak paydada buluşma zamanıdır. Kürtler, Süryaniler, Mhalmi Arapları, Ermeniler ve diğerlerinin bu anlamda istekleri aynı. Mor Gabriel Manastırı olayı gibi kendi içinde özelleşen konular olsa da sıkıntılar genel.</p>
<p>Prof. Dr. Ejder Okumuş&#8217;un değindiği cumhuriyet modernleşmesinin Türkleri de rahat bırakmadığı tespiti ilgi çekiciydi. Önce Türkler Türkleştirilmeye çalışıldı ancak bunda başarılı olunamadı görüşü haklı bir görüştü. Bugün hala Türk olmayı bir ulus olarak anlayıp kendine mal etmeyen ve farklılıkları yaşamayı savunan, Türklüğü dayatmayan pek çok &#8220;Türk&#8221; mevcut. Aslında ağırlıklı olarak Hanefi-Sünni-Türk kesimin modernleşmenin taşıyıcısı ve yaygınlaştırmacısı olarak görüldüğü bir gerçek. Bu süreçte değerlerinden kopuk bir nesil yetiştirilmeye çalışıldı Benzer tehlikenin her türden farklı topluluklar için geçerli olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>Sempozyumun en güzel tarafı farklı dilden farklı kültürden insanlarla yemek masasında sohbet etmek idi. Tanışmalar ve kaynaşmalar İlahi hikmete uygun olarak gerçekleşiyordu. Bu tanışmayı anlamayan ve bölgeye ait en basit bir bilgiden yoksun olan tebliğciler yok değildi.&#8221;Hepimiz insanız ne gerek sen kimsin, kimlerdensin sorusuna&#8221; Bu anlayış insanları farklı kavimler şeklinde yarattığını söyleyen Allah&#8217;ın sünnetullahını yakalayamamış bir düşüncenin kırıntısıdır. Birbirimizle tanıştığımızda isim sormak gibidir nerelisin demek, bu bir yerli olmak herhangi bir ayrımcılığın kapısını aralamadığı sürece elbette. Batı&#8217;dan kalkmış gelmiş biri olarak ben yaşadığım yerde soramadığım soruları buradaki insanlara sorabiliyordum. Çünkü Batı&#8217;da artık nereli olduğun önemli olmamaya başlamış, herkes İstanbullu herkes koca bir şehirli.</p>
<p>Edebiyat, mimari, sanat, siyaset, sosyal yaşam, dil, din, tarih, turizm, ticaret, gelenek, literatür, modernleşme, ıslahatlar, reformlar, kıyımlar, folklar gibi yaşamın içinde insana değen her konuda sunum yapıldı bu çok dilli sempozyumda. Coğrafyanın imkanları konuşuldu. Kimi kendi reel politik penceresinden baktı bu imkanlara kimi romantik bir temele taşıdı. Hem Müslüman katılımcılar hem de Süryanilerden duyulan ortak bir çözüm düşünülesi idi: çözüm bu topraklara tekrar dinin birleştirici gücünü taşımaktı. Haklılar. Barış&#8217;ı konuşmak ideal bir formattan çıkmalı artık.</p>
<p>Sorunlar devam ediyor. Tarih kitaplarına giren nefret eğilimli bir uslup, Mor Gabriel Manastırı arazi meselesi, Yezidiler neredeyse silinip gitmesi, terör, asayiş problemleri, psikolojik blokajlar, resmi ideolojinin hala kendini hissettiren bölgedeki varlığı vs. Tarihimize baktığımızda birlikte yaşamanın örnekleri sayılamayacak kadar çok üstelik idari işlerde bile azınlıkların görevlendirilmesi söz konusu iken cumhuriyet dönemi ile birlikte okul müdürü bile olmalarına izin verilmeyen anayasada kendileri için herhangi bir tanımın yer almadığı insanlar var bu şehirlerde. Onların haklı söylemlerini bugün en başta muhafazakar-müslüman-sağ cenahın sahiplenmesi gerek. Çünkü içinden geçtiğimiz süreçte en büyük imtihanı onlar veriyorlar. Buna rağmen bağımsızlardan aday olup seçilerek meclise giren ilk Süryani milletvekili Erol Dora örneği de umutlanmamız adına somut bir örnek olarak önümüzde duruyor.</p>
<p>Aslında konuşup durduğumuz ve kafa patlattığımız hatta ucu ölümlere giden sorunlarımızın çözümü o kadar kolay ki&#8230; Yeter ki devletin tektipleştirici zihniyetini reddedelim ve temel hakların herkes için savunucusu olalım. Kadim olanı yakalayabilir miyiz bilmiyorum ama artık darbe dönemlerine dönmemiz mümkün değil. Çünkü Mardin&#8217;de adı her ne kadar &#8220;yaşayan diller&#8221; şeklinde soft bir isimle olsa da bir fakülte kurulmuştur ve uluslararası bir sempozyum düzenlenmiştir, orada altı farklı dilde sunum imkanı sağlanmıştır. Hükümetler politakaları yüzünden eleştirilmiş ve her şey açık açık konuşulmuştur. Çünkü ben İstanbul&#8217;dan gitmişim ve Mezopotamya&#8217;ya nazır bir bardak çay içmişim güven içinde ve benim gibi olmayanları dinlemişimdir. Bütün peygamberlerin uğruna savaştığı şey için, zulmü yıkıp adaleti tesis etmek için atılmış her adım bu anlamda kıymetlidir. ,</p>
<p>Teşekkkürler Artuklu&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong>Ermeniler ve Türkler</strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-9734" title="ermeniler_turkler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler_turkler.jpg" alt="" width="136" height="193" /></strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. [...] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? [...] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/15/bati-disi-cokkulturluluk-ornegi-mardin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/15/bati-disi-cokkulturluluk-ornegi-mardin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Esad’a kızarken Tansu Çiller’i ve Atatürk’ü hatırlamak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/11/esad%e2%80%99a-kizarken-tansu-ciller%e2%80%99i-ve-ataturk%e2%80%99u-hatirlamak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/11/esad%e2%80%99a-kizarken-tansu-ciller%e2%80%99i-ve-ataturk%e2%80%99u-hatirlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 10:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18289</guid>
		<description><![CDATA[Halkının üzerinden tanklarla geçen Esad&#8217;a ve « ordu / polis » dediği katiller sürüsüne çok kızıyoruz. Önce Mübarek&#8217;e kızdık. Tunuslu Ben Ali&#8217;ye, Kaddafi&#8217;ye kızdık. Çünkü masum Arapların öldürülmesini vicdanlarımız kaldırmadı. Üstelik bu masum insanlar kendi vergileriyle alınmış silahlarla öldürüldüler.
 1993 senesinde bir Newroz kutlanmıştı(!) Türkiye&#8217;de. O zaman da insanlar güvenliklerinden sorumlu devlet memurları tarafından öldürülmüştü. Bende dokuzuncu baskısı var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Halkının üzerinden tanklarla geçen Esad&#8217;a ve « ordu / polis » dediği katiller sürüsüne çok kızıyoruz. Önce Mübarek&#8217;e kızdık. Tunuslu Ben Ali&#8217;ye, Kaddafi&#8217;ye kızdık. Çünkü masum Arapların öldürülmesini vicdanlarımız kaldırmadı. Üstelik bu masum insanlar kendi vergileriyle alınmış silahlarla öldürüldüler.</p>
<p> 1993 senesinde bir Newroz kutlanmıştı(!) Türkiye&#8217;de. O zaman da insanlar güvenliklerinden sorumlu devlet memurları tarafından öldürülmüştü. Bende dokuzuncu baskısı var Tayfun Talipoğlu&#8217;nun yazdığı <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/34370/benimyolum">&#8220;Benim Yolum&#8221; adlı kitabın</a>. İşte buyurun okuyun 1993′te nasıl kutlanmış Newroz:</p>
<p><em>&#8220;Beni bilirsiniz Sayın Bakanım,</em></p>
<p><em>Güvenlik güçlerine hep saygı duyarım.</em></p>
<p><em>Ama bugün burada yıkıldım.</em></p>
<p><em>Bu PKK&#8217;ya adam yazmaktır.</em></p>
<p><em>Hem de Dünyanın gözü önünde.&#8221; </em><em> (Tamamı: </em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/02/bu-pkkya-adam-yazmaktir/">Bu PKK&#8217;ya adam yazmaktır </a>)</p>
<p>Esad&#8217;ın sivilleri öldürdüğünü gördükçe ulu(?) ve yüce(?) bir lideri daha hatırlıyoruz. Samsun&#8217;da güneş gibi doğduğu iddia edilen, Dersim&#8217;de 80 bin sivilin güneşini batıran bir şahıs. </p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Dersim Katliamı: Büyük Hesaplaşma" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/10/dersim-katliami-buyuk-hesaplasma/">Dersim Katliamı: Büyük Hesaplaşma </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Dersim'de ne oldu? Unutma! Unutturma!" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/15/dersimde-ne-oldu-unutma-unutturma/">Dersim&#8217;de ne oldu? Unutma! Unutturma!</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Kemalist Alevilere suçüstü! Dersim Fatihi(!) Atatürk müydü?" href="http://www.derindusunce.org/2009/12/06/kemalist-alevilere-sucustu-dersim-fatihi-ataturk-muydu/">Kemalist Alevilere suçüstü! Dersim Fatihi(!) Atatürk müydü?</a></li>
</ul>
<p> Evet&#8230; Zulmün ırkı, milleti, vatanı yok. Suriye ordusunu ya da İsrail ordusunu kınamak yetmiyor bazen.</p>
<p><iframe width="350" height="292" src="http://www.youtube.com/embed/R-viHDukjZw" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/11/esad%e2%80%99a-kizarken-tansu-ciller%e2%80%99i-ve-ataturk%e2%80%99u-hatirlamak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/11/esad%e2%80%99a-kizarken-tansu-ciller%e2%80%99i-ve-ataturk%e2%80%99u-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asker başka şey üniformalı eşkiya başka</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/07/asker-baska-sey-uniformali-eskiya-baska/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/07/asker-baska-sey-uniformali-eskiya-baska/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 16:34:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18246</guid>
		<description><![CDATA[&#8221; [...] Talat gider ama Kızılay müfettişi sıfatıyla Edirne&#8217;de bulunan bir başka İttihatçı, Dr. Bahaddin Şakir ifsatlarına devam etmektedir. Onu da şehirden kovan Şükrü Paşa, İttihatçıların o sırada iktidarda bulunan İtilaf hükümeti bir zafer kazanırsa kendilerine iktidar kapısının kapanacağından endişe ettikleri için bunu yaptıkları, iktidara gelebilmek uğruna ordumuzun yenilmesini istedikleri yorumunda bulunur. [...] İttihatçıların içinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8221; [...] Talat gider ama Kızılay müfettişi sıfatıyla Edirne&#8217;de bulunan bir başka İttihatçı, Dr. Bahaddin Şakir ifsatlarına devam etmektedir. Onu da şehirden kovan Şükrü Paşa, İttihatçıların o sırada iktidarda bulunan İtilaf hükümeti bir zafer kazanırsa kendilerine iktidar kapısının kapanacağından endişe ettikleri için bunu yaptıkları, iktidara gelebilmek uğruna ordumuzun yenilmesini istedikleri yorumunda bulunur. </em><em>[...] </em><em>İttihatçıların içinden gelen ve Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın kurucularından Albay Hüsamettin Ertürk&#8217;ün hatıraları önemli ipuçları uzatıyor önümüze. Şöyle yazıyor &#8220;İki Devrin Perde Arkası&#8221; (1964) adını taşıyan hatıratının 81. sayfasında:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İşin en hazin ve feci tarafı, particilik mücadelesi yalnız mecliste mebuslar arasında cereyan etmiyor. Ordu da bu kötü hastalığa bulaştırılmış bulunuyordu. Meselenin en vahim manzarası, yüksek kumanda heyeti ile genç subaylar arasındaki anlaşmazlık idi. Kumandanlar, askerî erkân yaşını başını almış subaylar padişah ve halifeye sadık kalmak kararında bulunmuş, Hürriyet ve İtilaf partisine mensup kimselerden ibaretti. Genç subayların hepsi İttihatçı idiler. Gayeleri, Hürriyet ve İtilaf partisini devirmek, idareyi ele almak, düşmanlarla savaşarak yeni zaferler ve yeni fetihler meydana getirmekti. Bu iki zümre birbirini dinlemiyor, birinin verdiği emir, diğerleri tarafından kasden tatbik olunmuyordu. Bu meyanda saf Mehmetçikler de zehirleniyordu.&#8221;</em></p>
<p><em>Albay Ertürk, İstanbul&#8217;a dönüşünde Zeki Paşa da kendisine en güvendikleri Çatalca mevkiinde subaylarımızın İttihatçı ve İtilafçı diye ikiye ayrıldığını, bunun korkunç bir bulaşıcı hastalık gibi orduya yayılmış bulunduğunu söylüyor ve ekliyor: &#8220;Bunun adına particilik diyorlar.&#8221;</em></p>
<p><em><strong>Bir komutan öbür parti safındaki meslektaşına burnu sürtülsün diye yardım etmiyor</strong>, diğeri de aynısını buna yapıyor. Siyaset yüzünden birlik ve bağlılığını yitirmiş bir ordunun başarılı olması mümkün mü? Nitekim olamıyor ve Bulgarlar soluğu İstanbul&#8217;un burnunun dibindeki Çatalca köyünde alıyor. Yaklaşık 1 milyon km² toprak ve 3 milyon insan kaybediyoruz. Eğer Bulgarlar ile Yunanlılar birbirine düşmeselerdi Edirne bile sınırlarımızın dışında kalabilir, Trakya sınırımız Tekirdağ&#8217;dan geçiyor olurdu.</em></p>
<p><em>Siyaset orduyu ikiye bölüp komutanları birbirine düşman etmiş ve sonuç, Balkan faciası olmuştu. <strong>Oysa savaştan önce Avrupa devletleri savaşı kazanacağımızdan o kadar emindiler ki, sonuç ne olursa olsun sınırların değişmeyeceğini ilan ediyorlar, İngilizler &#8216;bari Sofya&#8217;ya kadar gidin de daha fazla ilerlemeyin&#8217; diye tavsiyede bulunmak ihtiyacını hissediyorlardı.</strong> Daha dünkü devletler karşısında uğradığımız bu hezimet, askerin siyasete karışmasının bir devlet için nelere mal olabileceğini gösteren çarpıcı bir misaldir.</em></p>
<p><em>Nitekim savaş devam ederken Enver ve Yakup Cemil beyler Babıali Baskını&#8217;yla silahlı darbe gerçekleştirerek iktidarın dizginlerini yeniden ellerine geçirecekler, işin garibi, devirdikleri Sadrazam Kâmil Paşa&#8217;yı Edirne&#8217;yi düşmana vermekle suçladıkları halde, onu bizzat elleriyle imza atarak Bulgarlara teslim etmekte sakınca görmeyeceklerdi. İyi de darbe Edirne&#8217;yi vermemek için yapılmamış mıydı? [...] &#8220;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/08/07/orduya-siyasetin-girmesi-balkanlar-i-kaybettirdi.html" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/07/asker-baska-sey-uniformali-eskiya-baska/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/07/asker-baska-sey-uniformali-eskiya-baska/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihçi ve Tarihçi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/20/yalanci-tarihci-ve-belgeli-tarihci/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/20/yalanci-tarihci-ve-belgeli-tarihci/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 11:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18054</guid>
		<description><![CDATA[

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/gj6nQggoQ9M" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/3a8xh9gIpWg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/20/yalanci-tarihci-ve-belgeli-tarihci/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/20/yalanci-tarihci-ve-belgeli-tarihci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Edebiyattan İnkılâba Mağaradakiler*’le Bir Bakış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/07/edebiyattan-inkilaba-magaradakiler%e2%80%99le-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/07/edebiyattan-inkilaba-magaradakiler%e2%80%99le-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jul 2011 13:04:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17983</guid>
		<description><![CDATA[Alper Gürkan

&#8220;Aylarca Raskonikov&#8217;u yaşadım. Sonya&#8217;yı sayıkladım aylarca. Kaç gece tefeci kadınla karşı karşıya geldik. Bakışları bir hayvanınkiler gibi soğuk ve manasızdı. Bir ölüyü öldürmüştü Raskolnikov, bir abesi yok etmişti.&#8221; (Syf.272)


 İlk defa yirmi iki yaşındayken okuduğum Suç ve Ceza&#8217;dan öylesine etkilenmiştim ki bitirir bitirmez soğuk duvarlara yaslanarak tekrar okumaya başlamıştım. Artık Raskolnikov&#8217;un ne yapacağını düşünmenin merakından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/magaradakiler_cemil_meric.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17984" title="magaradakiler_cemil_meric" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/magaradakiler_cemil_meric.jpg" alt="" width="198" height="294" /></a>Alper Gürkan</em></strong></p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;"><em>&#8220;Aylarca Raskonikov&#8217;u yaşadım. Sonya&#8217;yı sayıkladım aylarca. Kaç gece tefeci kadınla karşı karşıya geldik. Bakışları bir hayvanınkiler gibi soğuk ve manasızdı. Bir ölüyü öldürmüştü Raskolnikov, bir abesi yok etmişti.&#8221;</em> (Syf.272)</p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;">
 İlk defa yirmi iki yaşındayken okuduğum Suç ve Ceza&#8217;dan öylesine etkilenmiştim ki bitirir bitirmez soğuk duvarlara yaslanarak tekrar okumaya başlamıştım. Artık Raskolnikov&#8217;un ne yapacağını düşünmenin merakından sıyrılıp da kendimi yazarın yolun sağına soluna serptiği işaretlerine daha çok verebilecektim. İki günde okuyup yuttuğum iki cildin tesirinde üç gün geçirdim ve bu üç günde kimseyle konuşamadım.  Kıbrıs&#8217;ta gurbetteydim ve konuşacak kimsem de yoktu doğrusu&#8230;<br />
 <br />
Ertesi sene Gaziantep&#8217;te oldukça geveze bir kitaba, Mağaradakiler&#8217;e rastladım. Ama bu gevezelik baş ağrıtıcı anlamda olumsuz bir çenesi düşüklük değil;  batının, doğunun ve bu toprakların duymak istediğim, özlediğim, merak ettiğim konularını, hususlarını durmaksızın tartışan bir aydının tek taraflı konuşmasıydı. Uçsuz bucaksız bir derya olan Meriç&#8217;in okuru önce sarsan, kafasını çalkalayan, canını yakan sonra da yavaş yavaş önünü aydınlatıp düşüncesini ışıtan</p>
<p><span id="more-17983"></span>bilincinin akışı&#8230;<br />
Eğitim sisteminin kontrol altında tutmaya odaklandığı genç zihinler için zincirleri koparma ve aydınlanma olanaklarıyla dolu olan Mağaradakiler&#8217;in kâh serinletici, kâh öfkelendirici, kâh teselli edici satırlarına gömüldüğümde Raskolnikov&#8217;la aramdaki bağın -kimselerin bilmediği kan bağının- başka damarları olduğuna da şahit oldum. &#8220;Dosto&#8217;yu yani sonsuzu&#8221; (s.271) benim kadar sarsıcı bulanların arasında ilk keşfettiğim Cemil Meriç oldu bu yüzden&#8230;<br />
 <br />
&#8220;Dosto ve Ben&#8221; başlığı altında, Marx okumaları yüzünden onun uhrevi diline nasıl da yabancı kaldığını anlatır Meriç. Mistisizmden öylesine soğumuştur ki Beşir Fuadvari bir ilimciliğe, Zolacı gerçekliğe kaptırmıştır kendini. Bu soğuk ve akli bakışta onun ruhunun karanlığına ve derinliğine inemez. Delilerle uğraşan bir delidir ona göre Rus romancı. Bu yüzden Dostoyevsky düşkünlüğünü hasta bir sevginin belirtisi olarak görür.<br />
 <br />
Belki doğrudur da; en az Raskolnikov kadar Yeraltı adamı da, Prens Mişkin de, İvan Karamazov da, &#8220;öteki&#8221; de diğerleri de -belki gelmiş geçmişlerin en büyüğü olan - bu büyük yazarın yazarken yüz yıl öncesinden iç haritalarının incelediğini düşündürtür okura. Onun kâşifliğine tutkuyla bağlanmak pek sağlıklı bir tutum olmayacaktır. Bunu ileri taşıyan bazı Rusların &#8220;&#8230;eğer biri bana, İsa&#8217;nın gerçek olmadığını kanıtlarsa ve gerçeğin İsa&#8217;da olmadığı doğru bir olguysa, ben gerçeğin yanında değil, İsa&#8217;nın yanında olurum&#8221; diyen Dosto&#8217;yu ve Tolstoy&#8217;u peygamber mesabesinde değerlendirmeleri bir tesadüf değildir çünkü&#8230; Edebiyatın engin denizlerinde boğulmaktan korkarak yüzen Meriç&#8217;in de tutkusunun tesadüfî olmaması gibi.<br />
 <br />
Meriç&#8217;in kulaçları onu Avrupa&#8217;ya taşıdığında da şiirsel anlatımdan vazgeçmeyerek hakikati kurcalamaya devam eder ve bir yerde Hugo&#8217;ya, Sefiller&#8217;e, Jan Valjan&#8217;a rastlar:<br />
* &#8220;Zavallı dostum! Büyüklere yalnız acılarınla mı benzeyeceksin? Düşünce dikenli bir taç. İsa&#8217;dan Gandhi&#8217;ye kadar Tanrı&#8217;ya nispeti olan her ulu Tanrı&#8217;nın hışmına uğradı. Tanrı&#8217;ya nispeti olmadan Tanrı&#8217;ların hışmına uğramak, hazin&#8230;&#8221; Syf.281.<br />
Bu sözleri Jan Valjan&#8217;a mı, kendine mi, -bir ümit- okura mı söylediğini kestirmek güç&#8230;<br />
 <br />
Meriç&#8217;in solcularımızı ya da Kemalistlerimizi kızdıracak hükümleri gelir sonra üst üste&#8230;<br />
 <br />
* &#8220;Bence Türk şiiri Nazım&#8217;la biter. Avrupai düşünce Nazım&#8217;la başlar.&#8221; Syf.239<br />
 <br />
* &#8220;Batan imparatorluk&#8230; aydınla halkın el ele vererek kazandıkları zafer: Yunan&#8217;ın harim-i ismetimizden (girmesi yasak temiz yer: vatan) defedilişi. ‘Sonra yeni inkılâplar başladı. Halkla münevver kati olarak birbirlerinden ayrıldılar. Millete mal olmuş telakkiler ve inanışlar kak addedildi. Teşkilat-ı Esasiye kanunundaki değişikliklerle uğraşıldı. İsmi anayasa oldu ve bütün maddeleri yeni ‘tilcikler&#8217;e uyduruldu. Moğolca ‘tay&#8217;larla Şurayı devlet ‘Danıştay&#8217;, Muhasebat ‘Sayıştay&#8217;, Mahkeme-i Temyiz ‘Yargıtay&#8217;, Meclis ‘Kamutay&#8217; yapıldı. Kurultaylar, Kamutaylar, Şarbaylar, Kamunaylar birbirini kovaladı&#8230; 1950&#8242;de yeniden 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu&#8217;nun lisanına dönüldü.&#8217;<br />
Evet, bir tımarhane tutanağı değil, siyasi ve içtimai tarihimizden bir sayfa.&#8221;<br />
 <br />
* &#8220;27 Mayıs&#8217;tan alınacak der-i ibret: ‘Son elli senelik nizamın bütün zaaflarını ve kati olarak yürümediğini, yürümeyeceğini göstermesi.&#8221; Syf.260<br />
 <br />
Cezmi Ertuğrul: &#8220;Diller birlik ve saflıklarını kaybederek gelişir.&#8221; Syf.264. <br />
 <br />
* &#8220;Türk düşüncesinin en büyük düşmanı dildeki istikrarsızlık. Türkçe Tanzimat&#8217;a kadar sabit kurallara kavuşamamıştır. Kelimeler müphemdir, düşüncenin değil zevkin emrindedir. Herkesçe kabul edilen hiçbir kural yoktur.&#8221; Syf.265<br />
 <br />
&#8220;Arap harflerini müdafaaya yeltenen bir tek hoca çıkar: Yahudi Avram Galenti&#8230; hiçbir ülkenin eşine rastlamadığı bir vandalizme inkılâp adı verilir: Dil inkılabı.&#8221;syf.266. <br />
 <br />
* &#8220;Dilde inkılâp olmaz. İhtiyar tarih, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir çılgınlığa şahit olmamıştır. Toplum geliştikçe dil de gelişir. Osmanlıca diye bir dil yoktur. Osmanlıca, Anadolu&#8217;ya yerleşen ve İslamiyet&#8217;i benimseyen Türklerin dilidir. Yani halis Türkçe&#8217;dir. Batı Türkçe&#8217;si.&#8221;  Syf.267.<br />
 <br />
* &#8220;Dünyanın iki büyük inkılâbı yani 1789 ile 1917. Ne kadar sınırlı, ne kadar korkakmış. Bütün müesseseleri yerle bir etmiş ama dile dokunmamış ikisi de.&#8221; Syf.269.<br />
 <br />
İnkılâp demişken; Meriç&#8217;in ihtilâller ve inkılâplar hakkındaki yorumlarına bu ülkenin yıllardır nasıl da aç bırakıldığını görmek de fayda var:<br />
 <br />
 &#8221;Amerikan Devriminin iki hususiyeti vardır, a) Bir aydınlar kadrosu tarafından yönetilmemiştir. b) Bir sınıf hâkimiyetiyle sona ermemiştir. Yani bir sınıfın hareketinden çok milli bir hareket mahiyeti taşır.&#8221; (syf.133)<br />
 <br />
Burke: &#8220;İdareciler ihtiraslarını dizginlemeye alışkın, vazifelerini bilen seçkin bir zümre olmalıdırlar. Bir nevi tabii aristokrasi.&#8221;<br />
 <br />
Mallet du Pan:&#8221;Özü bakımından ihtilâl, iktidarın el değiştirmesidir.&#8221;  <br />
 <br />
Taures:&#8221; Fransız Devrimi,  dolaylı olarak proletaryanın iktidara geçişini hazırlamış, sosyalizmin iki temel şartını hazırlamıştır: Demokrasi ve kapitalizm. Ama asıl hüviyeti, burjuva sınıfının iktidarını hazırlamış olmaktır.&#8221; <br />
 <br />
Lenin:&#8221;Devrim ekonomik düzeyde baş gösteren çelişkilerin yardımıyla politik düzeyde gerçekleşir.&#8221; <br />
 <br />
&#8220;İhtilal nitel, Reformsa nicel bir değişimdir. Birincisi bir atlayış ikincisi ise devam ediştir.&#8221;(syf.123) <br />
 <br />
&#8220;Révolution, (Türkçede) ilk kez Hançeri tarafından inkılâpla karşılanmıştır.&#8221; (syf.124)<br />
 <br />
&#8220;M.Kemal inkılâp kelimesini kullanır ama tarif ettiği inkılâp, ihtilâlden başka bir şey değildir. İnkılâp: Mevcut köhne müesseseleri zorla değiştirmek.&#8221; (syf.129)<br />
 <br />
&#8220;Kan ile yapılan inkılâplar daha muhkem olur&#8230; Paşaya göre&#8230;&#8221;kansız inkılâp ebedileştirilemez (Söylev.c.II 1923) (syf.129)<br />
 <br />
İnkılâp kelimesi yanlıştır (M.Esat) Bozkurt&#8217;a göre: &#8220;İhtilal bir şeyin esasından değiştirilerek yerine yepyenisinin konmasıdır&#8230; İnkılâp ise bir şeyin aslını muhafaza ederek başka bir kalıba girmesi, başka bir hale geçmesidir.&#8221; (syf.130)<br />
 <br />
Mahmut Esat Bozkurt: &#8220;Kurtuluş Savaşları olmasaydı bile hilafet ve onun gereği bütün kurumlar ekonomik, sosyal, siyasal bir ihtilâl unsuruyla yerle bir edilecekti. Nitekim Rus İhtilaliyle de Cihan Savaşının bir ilgisi yoktur, ihtilâlin sebebi ve etkeni kendisidir tesadüfî olaylar değil.&#8221; (Atatürk İhtilali. Syf-21. 1967)<br />
 <br />
Bozkurt&#8217;un tespiti derinlikli olarak incelenmeyi ve Cumhuriyet devrimlerinin (?) Kurtuluş Savaşı diye anılan süreçle alakası ciddi bir sorgulanmayı gerektiriyor hâlâ&#8230;<br />
 <br />
&#8220;Devrimin reformlarla yerine oturtulması güçlenmesidir. Kıyafet değişikliği vs. teferruatlara ait ıslahatı devrim diye adlandırmak yanlıştır&#8230; bir kelimeyle devrimler yoktur, devrim vardır.&#8221; (syf.141)<br />
 <br />
* &#8220;Ayaklanmalar&#8230; geri kalmış kavimlerde sık sık görülürler, katılanlar namuslu kimselerden çok ayaktakımıdır. İhtilâller ileri ülkelerde görülürle, daima çok ciddi sebepler ve yüksek idealler uğruna yapılırlar. İhtilal düşünen sınıfların esridir&#8221; (syf.156)<br />
 <br />
 &#8221;Suavi de bütün psikopatlar gibi kendi kendine hayrandı&#8221; (syf.159)<br />
 <br />
Tanpınar, Suavi için der ki: &#8220;&#8230; bir megaloman, bir ‘persecute maniaque&#8217;tır (Herkesi kendine düşman addetme hastalığı). İyi ama entelektüelin başka bir tarifi var mı?&#8221;<br />
 <br />
 &#8221;Herhangi bir davayı müdafaa eden, felsefi bir sorumluluk yüklenir, cezai bir sorumluluk değil.&#8221; (syf.163)<br />
 <br />
Kitabı okuduğum dönemde bunu DGM savcılarına tavsiye eden bir not almışım. Ne acı ki DGM&#8217;lerin yerini Özel Yetkili Mahkemeler aldı, evvelce de İstiklal Mahkemeleri vardı&#8230;<br />
 <br />
Garraud:&#8221;Düşüncenin hakları toplumun korunmasından önce gelir çünkü fikirler arasındaki çarpışma ve çatışma ilerlemenin vazgeçilmez şartıdır.&#8221; <br />
 <br />
&#8220;Sosyalizm kurulu düzen eleştirisi, anarşizm sosyalizmin de eleştirisidir, yani eleştirinin eleştirisidir.&#8221; (syf.165)<br />
 <br />
* &#8220;Roussau&#8217;nun tabiatta iyi ve hür insan inancından yola çıkan anarşizm tarih içinde üç akıma ayrılır: Hıristiyan anarşizmi Tolstoy öncülüğünde Çarlık Rusya&#8217;sında gelişir, ferdiyetçi anarşizmin piri Maks Stirner, komünist anarşizm, Proudhon amaçlarını açıkça belirttiği için bugün de en büyük nazariyecisidir.&#8221; (syf.167)<br />
 <br />
* &#8220;Anarşist kredo otoriteye karşı gelenleri büyülese de, doktrinin bütünüyle karşılaştıktan sonra pek az kimse bağlı kalabilir anarşizme.&#8221; (syf.169)<br />
 <br />
(Anarşizm için) &#8220;&#8230;devlet adaletsizliğin, baskının, tekelin somutlaşmasından başka ne?&#8221;(syf.170)<br />
 <br />
* &#8220;Anarşi düzenin kendisidir!&#8221;                                                     <br />
 <br />
* &#8220;Stirner&#8217;e göre demokrasi bir aldatmacadır&#8230; halk temsilcilerini seçtiği için hürdür diyorlar, bu öküzün istediği kasabı seçmesi gibi bir şeydir.&#8221;<br />
 <br />
* &#8220;İktidarını devretmek onu kaybetmektir.&#8221; (syf.175)<br />
 <br />
* &#8220;İslamiyet, ilmi beşikten mezara kadar arayın diyor ama bu emr-i celil (ulu emir) unutulmuş. Kanaati, bir lokmayla bir hırka tekerlemesine irca etmişiz.&#8221; (syf.194)<br />
 <br />
 * &#8220;Hürriyet fetihtir, başkalarından dilenilmez.&#8221;syf.197. <br />
 <br />
 * &#8220;Vatandaşların bütününe ait olmayan hürriyet, hürriyet değil imtiyazdır&#8221; (syf.202)<br />
Hürriyet-imtiyaz çatışması&#8230; Sıradan, alelâdeymiş gibi duran güzel bir yaklaşım. Evet, basit. Bunun da farkındayım ama burada sözü ben doğrudan demokrasiye getirmek niyetindeyim, yani bildiğimiz ve yaşadığımız anlamda demokrasinin insanı ne kadar özgürleştirebileceğine. Bunu yaparken kastım monarşik rejimlerin demokratik rejimlerden iyi olduğunu falan savunmak değil aksine ulaşılmış bir zirve yaşam biçiminde daha ileriyi görme amacıyla yükselmeye çalışmaktır o kadar.<br />
 <br />
Demokrasi öncelikle yığınlar için bir özgürleşme sürecidir. Bu özgürleşme liberal anlamdaki her tohumun kendi dallarına ayrılması biçiminde değil; bir başkasının veya toplumun sınırsız olabilecek hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan veya sakatlamadan yaşanacak bir özgürlüktür. Mesela Türkiye&#8217;de özgürleşme ve demokrasi süreçlerinin durumu için Kürtlerin şartlarına bir göz atmak yeterlidir.<br />
 <br />
Bana kalırsa demokrasinin denenmiş ve uygulanmış tüm disiplinlerden üstün tarafı budur. Ancak günümüz demokrasilerinin eksik kalan tarafı ekonomi-politik açıdan tutarsızlıklarıdır. Çünkü demokratikleşmiş bir sistemin liberal-ekonomik bir rejimle bütünleşmesi ne yazık ki zorunluluk taşıyor gibi görünse de çok ciddi sosyo-ekonomik sorunlara yol açmakta ve insanın insan olarak varlık şeklini zora sokmaktadır. Öyleyse toplumun bu başkalaşma/evrime (ya da gerici hayvani, vahşi evrime diyelim) uğramaması için sosyal yapının temeli olan ekonomik ilişkilerini çok iyi dengelemesi ve demokrasinin soyut (üstyapısal) etkisinin yanında somut (altyapısal) etkisinin de oluşturulması gerekir.<br />
 <br />
Dün bir sınıfın diğerinin toprak ağalığını yok etmesi ne kadar meşruuysa, birilerinin de başka birilerine ait endüstriyel ağalığını yıkmak o kadar meşrudur. Aksi takdirde yazdığın &#8220;hiçbir zümre veya sınıfa imtiyaz yoktur&#8221; lafı anayasanda şirin bir inci olarak kalacaktır. Neyse sözüm belki sosyalizm savunması gibi gelebilir, kısmen de öyledir ama temelde sosyalizmin de savunulacak pek bir tarafı yoktur.  Bunu da ilerde yazacağım elbette. Son olarak buradaki taarruz minvali liberal düşünce sistemine doğru değil, liberal ekonomik düşünceyedir. Ne kadar ayrışabilirse tabi&#8230;<br />
 <br />
*&#8221;Hıristiyan dünya görüşü: Hıristiyanlık kölelerin isyan çığlığıydı, adalete susamış insanların çığlığı. Kilise, ezilenler adına konuşuyordu. Sonra Sezar&#8217;ın emrine girdi. Yığınları uyuşturmak, ayaklanmaları önlemek, imtiyazları meşrulaştırmak için yalan söyletti Tanrı&#8217;ya. O cihanşümul din ortaçağda bir avuç derebeyinin fetvacısıdır.  Bir dünya görüşünden çok, miskin bir ideoloji: Varlıklar, ameller, değerler, biçim ve kişiler, değişmez bir mertebeler dizisi içinde donduruldu. Zirvede Tanrı, sonra Sezar, sonra kilise. İlmin tarihi, zeka ile kilisenin çatışması tarihi.<br />
Burjuva dünya görüşü: İncil, barbar Avrupa&#8217;nın kanlı dişlerini, yırtıcı tırnaklarını sökemez. Eski köleler toprak kölesidir şimdi, sonra üçüncü sınıf olurlar: Çalışan, vergi veren adsız ve haysiyetsiz kalabalık. Sınıftan çok yamalı bohça. İktisaden gelişen bu sınıf, ezilen insanlığın, ezeli aklın, cihanşümul adaletin sözcüsüdür. Şatoyu yıkmak için kiliseyi de devirmek zorunda. Reform, Rönesans, Aydınlıklar çağı. Büyük kavganın belli başlı durakları. Nihayet devrim&#8230; İnsanlık tarihi 1789&#8242;a kadar bir sınıf kavgası tarihidir. Yeni bir çağ açılmıştır 89&#8242;la. Sınıf yoktur artık, milletler, daha doğrusu insanlık vardır. İnsan ve vatandaş hakları beyannamesine göre,&#8217;insanlar hür ve hakça eşit doğarlar.&#8217; Kendi çıkarlarının insanlığın çıkarları olduğuna inanan üçüncü sınıf, dünya görüşünü parça parça kurar. Liberalizm veya ferdiyetçilik yüzyıllarının eseri ve üç sütun üstünde yükselir: Hürriyet, akıl, fert devrimden sonra üçüncü sınıf parçalanır. Burjuvazi kavga arkadaşlarını ziyafet sofrasından kovar. Servet de, bilgi de onun tekelindedir. İnsanlar eşittirler, doğru ama kanun karşısında. Kanunu yapan burjuvazidir. Yeni sınıf bir yandan eski imtiyazlılarla savaşmak bir yandan yoksul yığınların uyanmasını önlemek zorundadır. Vaatler kâğıt üzerinde kalmış, sınıflar ortadan kalkmamıştır. Soyluların yerini burjuvazi, burjuvazinin yerini proletarya almıştır, insanın insanla savaşı daha kıyıcılaşmıştır. Bir kelimeyle liberalizmin göklere çıkardığı hürriyet, hür bir kümeste hür bir tilki hürriyeti&#8230;Ne var ki burjuvazi şatoyu devirirken kiliseyi de yıkmıştı.  Kitleler,  Rabb&#8217;in  melekütu  ile  oyalanamazdı  artık.<br />
Sömürü nasıl gizlenecekti? Filozoflar yetişti imdada. Onlar da -rahipler gibi- çelişkileri gizlemeye, iç ve dış talanı kutsallaştırmaya çalıştı. Dünyaca geçerli bir hakikat diye sunulan liberalizm bir sınıf yalanına, yani bir ideolojiye dönüştü.<br />
Sosyalist dünya görüşü: Hıristiyanlık eski çağların kölelik düzenlerine kıyasla bir ilerleyişti; insanlar Tanrı önünde eşittiler. On yedinci yüz yıl bir adım daha atarak insanların akıl karşısında eşitliğini haykırdı. 1789 Devrimi siyasi eşitliği gerçekleştirdi. Fethedilmeyen tek eşitlik kalmıştı: İktisadi eşitlik.Sosyalizm bencil ve maddeci bir dünyada, bir ıstırap çığlığı, bir fetih rüyası&#8230; Adaletsizlikler ortadan kalkacak, eşek arılarının yerini bal arıları alacaktır.<br />
Her üç ideolojinin ortak yönü: Toplumdaki çelişkileri belirtmek ve onları ortadan kaldıracağını ileri sürmek. Başka bir deyişle, Batıdaki dünya görüşleri arasında bir kopuş yoktur. Her yeni sınıf eski hâkim sınıfın ideolojisinden yararlanır. Sosyalizmin iyi yürekli kâhinleri de insanlığa rahiplerin ve filozofların müjdesini tekrarlar: Yeni devrim bütün imtiyazların ölüm çanı olacak.&#8221; Syf.226-227<br />
 <br />
* &#8220;Biz de ne sanayi vardı ne burjuvazi. Avrupa&#8217;nın ‘Batılaşınız&#8217; teklifi tek anlam taşıyordu: ‘Kapitalizme teslim olunuz!&#8221;syf.229<br />
 <br />
* &#8220;Harf devrimi kütüphanelerimizi dilsizleştirmişti. Tek parti çelik bir korse giydirmişti şuura.&#8221;<br />
 <br />
*&#8221; (Marksizm ile)&#8230;ilk defa batılılaşıyorduk. Marks, bütün eserleri dilimize çevrilen ilk ve son Batılı yazar.&#8221; Syf.230<br />
 <br />
&#8220;&#8230; Türk insanı papağan Batıcılıktan gerçek Batıcılığa Marksizm sayesinde geçebilmiştir. Descartes&#8217;ın XVII&#8217;nci yy.da Avrupa&#8217;da başlattığı düşünce devrimine benzer bir düşünce devrimi yaratmıştır biz de Marksizm.&#8221; Syf.232<br />
 <br />
Şahsi kanaatim şudur ki Batılılaşma (burada benim kastım düşünce olarak Batıyı anlama yani rasyonalist- analizci düşünce tarzına sahip olma çabalarının tamamı) devrim (inkılâp) zırvalarıyla değil sosyalist düşünceyle geldi&#8230;<br />
 <br />
Bu &#8220;cumhuriyet&#8221;in sol düşmanlığının, CHP&#8217;nin soldaki Truva atı rolünün bir işareti&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> 
</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"> Kitap Tanıtan Kitap (1)</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/07/edebiyattan-inkilaba-magaradakiler%e2%80%99le-bir-bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/07/edebiyattan-inkilaba-magaradakiler%e2%80%99le-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih, alternatif tarih, demokrasi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 23:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17122</guid>
		<description><![CDATA[Şükrü Hanioğlu
&#8220;..Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, &#8220;tek, kesin, tartışılmaz&#8221; bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Şükrü Hanioğlu</em></strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;..Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, <strong>&#8220;tek, kesin, tartışılmaz&#8221; </strong>bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma göre tarih öylesine bir ehemmiyeti haizdir ki onun uzmanlarca <strong>&#8220;tartışılmaz bir gerçeklik&#8221; </strong>olarak <strong>&#8220;keşfi,&#8221; </strong>kitleler tarafından ise içselleştirilmesi gereklidir&#8230;&#8221;</em> <strong><a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hanioglu/2011/06/05/tarih-alternatif-tarih-demokrasi" target="_blank">TAMAMI</a></strong></p></blockquote>
<p><strong></strong></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="108" height="164" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye küresel güç olabilir mi? Ya da Osmanlı neden çöktü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2011 08:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15024</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: İki farklı soruya tek bir cevap. Daha dün yazılmış gibi taptaze bir cevap.  Özlem Yağız sayesinde yayına girdik. Tekrar tekrar okunmalı. (MY)
CEMİL MERİÇ&#8217;İN &#8220;UMRANDAN UYGARLIĞA&#8221; KİTABINDAN
İstikbalimizin emniyeti için Avrupa devletler muvaze­nesinin mâbihil (kendisiyle) hayatı bizim muhafaza-i istikbalimiz olduğunu dermeyan ediyorsunuz. Benim şanlı ve saadetli gördüğüm istikbal bu değildir, beyim.. Vaktiy­le kılıcımıza baş eğdirdiğimiz kimselerin sâye-i lutfunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/turkiye_super_guc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15028" title="turkiye_super_guc" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/turkiye_super_guc.jpg" alt="" width="237" height="180" /></a>Sunuş:</strong> İki farklı soruya tek bir cevap. Daha dün yazılmış gibi taptaze bir cevap.  </em><a title="Özlem Yağız tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/ozlemyagiz/"><em>Özlem Yağız</em></a><em> sayesinde yayına girdik. Tekrar tekrar okunmalı. (MY)</em></p>
<p><strong>CEMİL MERİÇ&#8217;İN &#8220;UMRANDAN UYGARLIĞA&#8221; KİTABINDAN</strong></p>
<p>İstikbalimizin emniyeti için Avrupa devletler muvaze­nesinin mâbihil (kendisiyle) hayatı bizim muhafaza-i istikbalimiz olduğunu dermeyan ediyorsunuz. Benim şanlı ve saadetli gördüğüm istikbal bu değildir, beyim.. Vaktiy­le kılıcımıza baş eğdirdiğimiz kimselerin sâye-i lutfunda yaşayıp gideceksek, yani saadet-i âtiyemiz bundan ibaret kalacaksa ben o saadeti istemem.<br />
Çünkü maksa­dım Avrupa devletler muvazenesini muhafaza değildir; Osmanlılık şânını muhafaza etmek ve.,<br />
vaktiyle birinci François&#8217;nın yazmış olduğu gibi istirhamnameler yazıl­dığını (belki hayatım yetmeyeceği cihetle) hiç olmazsa mezarımın içinde seyredip orada müftehir olmaktır. Ya böyle olsun, ya hiç olmasın! (<em>Ahmed Midhat, &#8220;Nâmık Kemâl&#8217;e cevap&#8221;, Bedir gazetesi, 1872</em>)</p>
<h2> Ali Paşa&#8217;nın vasiyetnam​esi</h2>
<p><strong>La Bruyère, </strong><strong>Richelieu</strong>‘nün siyasî vasiyetnamesini göklere çı­karır. Bu kadar erkekçe, bu kadar sağlam düşünen bir adam elbette ki başarıdan başarıya koşacaktı, der&#8230; O çapta biri ya hiç yazmaz, ya da böyle yazar. Voltaire&#8217;e göre bir bayağılıklar sergisidir vasiyetname. Richelieu&#8217;nün kaleminden çıktığı çok şüphelidir. Büyük Frederik de, Voltaire gibi düşünür: &#8220;En parlak zekâların ka­rardığı oluyor: Richelieu Vasiyetnameyi yazıyor, Newton Vahiy Kitabı&#8217;nı.&#8221; Sainte-Beuve, Vasiyetnamenin hayranıdır; üslubunu, yer yer Shakespeare&#8217;le, Schiller&#8217;le karşılaştırır. Eser, dev­let adamının el kitabıdır, Kardinal&#8217;in bütün siyasî tecrübe­sini özetler.</p>
<p>Bir başka araştırıcı, Leon Noel için Vasiyetname <strong>&#8220;aklın, tecrübenin, realizmin şaheseri&#8230; Fransız politika sanatının zirvesi ve bir bakıma mecellesi&#8221;</strong>dir.</p>
<p><strong>Vasiyetname bir filozofun değil, bir hareket adamının ese­ri.</strong> Yazar, hikmet-i hükümete ahlâk cübbesi giydirir. Aris­tokrasiye, derebeylik artıklarına, din savaşlarına<span id="more-15024"></span> düşman­dır. Halka âşık olduğu da söylenemez:</p>
<p><strong>&#8220;Avamın okuyup yaz­masına ne lüzum var? Eğitim Fransa&#8217;yı boşboğazlarla dol­durur. Hiçbir işe yaramaz bunlar, aileleri felakete sürük­ler, halkın huzurunu bozarlar. Kitap avamın kafasında şüp­heler yaratır&#8221;</strong>. Başka bir yerde:</p>
<p><strong>&#8220;Bütün politikacılar bilir ki, der, halk refaha kavuşunca zaptedilmez olur. Katıra benzer avam, yük altında uysaldır, fazla dinlenince azar&#8221;</strong>.<a href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Büyük Richelieu&#8217;nün 1687′de yayımlanmış olan ölümsüz Vasiyet­namesi böyle hikmetlerle dolu.</p>
<p>Âli Paşa&#8217;yı düşünüyorum; Genç Osmanlılar&#8217;ın vur abalıya&#8217;sı Âli Paşa&#8217;yı. Abdülaziz Han&#8217;ın vezir-i âzami, Richelieu&#8217;den çok daha talihsiz, ama çok daha dürüst, çok daha insan. O büyük devlet adamı, yüzyıl önce (7 Eylül 1871) bütün siyasî hayatını kırk sayfada özetlemiş, padişah-ı cihan&#8217;a, ölümün­den sonra izlenmesi gereken yolu göstermişti.</p>
<p> </p>
<p>Vasiyetname, <strong>&#8220;Karşılaştığımız güçlükleri anlatmayaca­ğım&#8221;</strong> diye başlıyor,</p>
<p>&#8220;Onbeş uzun yıl mücadele ettik. Düş­manlarımız zorluydular. Ayakta durmak, bölünmemek, par­çalanmamak lâzımdı. Üstelik kalkınacaktık da. Hatalarımız olmuştur, ama imparatorluk aşağı yukarı hasar görmemiş durumda. Fuat ve ben iktidara geldiğimiz zaman Devlet-i Aliyye uçurumun kenarındaydı.</p>
<p>Waterloo&#8217;da sona eren kanlı devreyi uzun barış yılları ta­kip etti. Milletler teşkilâtlandı, kuvvetlendi; ihtirasları geliş­ti. Nüfuzlarını arttırmak, sanayilerine pazar bulmak için ya silaha sarılacak yahut da diplomatik konferanslara başvura­caklardı. Bütün bu barışçı veya savaşçı iştihalar karşısında hemen hemen bakir, âdeta işlenmemiş, aşağı yukarı meçhul kalmış bir ülke olan Türkiye, Eldorado&#8217;dan farksızdı. <strong>‘Teb&#8217;a-i şahane&#8217;</strong>, komşularının fikrî ve maddî ilerlemelerine kıyas­la geri kalmıştı.</p>
<p><strong>Ülkemize göz dikenler anlaşmazlık içindeydiler.</strong> Bazıla­rı topraklarımızı ele geçirmek istiyordu, bazıları bizi sömürerek sanayi ve ticaretlerini geliştirmek. Birinciler gizli niye­tini şairane sözlerle maskeliyorlardı: acı çeken insanlığı ra­hata kavuşturacak, din kardeşlerini kurtaracak, ezilen ka­vimlerin zincirlerini kıracaklardı. Bu kutsal emeller uğrun­da ülkemize gireceklerdi. İkinciler, olmaz! Diyorlardı, olmaz ve olmamalıdır! Osmanlı ülkesinin bütünlüğü Avrupa&#8217;nın dengesi için şarttır. Aynı ikiyüzlülük. İzleyeceğimiz politika meydandaydı. Bazı devletlerin saldırı gücüne karşı ötekile­rin müdafaa gücünü kullanacaktık.</p>
<p>Bu arada tebaamızın bir kısmı uyuşukluktan kurtuluyordu. Âdetlerde değişiklikler oluyor, yeni ihtiyaçlar çıkıyordu sah­neye. Ama ithal edilen bir medeniyetti bu, ağır ve kaçınıl­maz bir olgunlaşmanın meyvesi değildi. Böyle olduğu için, Avrupa&#8217;nın faziletlerinden çok rezaletlerini aldık&#8230;</p>
<p>&#8230; Elimizdeki imkânlar çok sınırlıydı. Memurlarımız umumiyetle ehliyetsizdi. Askerimiz vardı, ama ordumuz yoktu; memlekette yol olmadığından memurların suiisti­mallerinden, tahrikçilerin fesatlarından zamanında haber­dar olamıyorduk. İdare tarzımız kararsız ve düzensizdi. Ka­nun ve nizamlardan mahrumduk; her memur kendi başına bırakılmıştı; mesuliyetten kaçıyor, aylak yaşıyordu.</p>
<p>Önce dış münasebetlerimizi düzene koymak zorunday­dık. Hayat hakkımızı tanıtmak, Avrupa Konseyine girmek istiyorduk; başardık bunu. Sınırlarımızı tespit ederken ba­zı fedakârlıklara katlanmak gerekti. Bunlar zahirî tavizler­di: Belgrad Kalesi gibi. Fiilî durumları kanunîleştirdik, o ka­dar. Aksini yapıp binlerce insanın kanını mı dökmeliydik? Bu arada Avrupa milletleri neler kaybetmediler. Biz, askerle dövüşmedik, diplomasi yolunu seçtik, diplomatik notaları­mızla başarı kazandık.</p>
<p>Dış meseleleri hal yoluna koyarken iç meseleleri de ihmal edemezdik. Ana davamız halkın arzularını tanımak, ihtiyaç­larını sezmek, fikrî gelişmesini izlemekti. Nankör bir dâvâ. <strong>Avrupa bizi bir tuzağa itiyordu; Avrupa, bazı ütopyacılar ve birtakım kısa görüşlü diplomatlar. Bunlara göre, hiçbir ha­zırlıkta bulunmadan hemen Avrupa örf ve âdetlerini mem­lekete sokmak ve Avrupaî bir hükümet kurmak lâzımdı. </strong>Bu taleplerden yerinde bulduklarımızı uyguluyorduk, ama iyice ölçüp biçtikten sonra; sarsıntıları önleyerek; önce yurt men­faatlerini düşünüyorduk. Avrupa&#8217;nın her istediğini yapar gi­bi görünüyorduk. Bu teklifler umumiyetle caziptiler, ama bizim için değil, kendileri için. Bunların hepsini kabul etsek mahvolurduk; ama bunu Avrupa&#8217;ya anlatmak güçtü ve ihti­yatsızlık olurdu.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p>Ülkenin kalkınması Batı ile olan münasebetlerimize bağlı. Eyaletlerdeki kargaşalıkların kökü dışarda. En büyük dert­lerimizden biri de kapitülasyonlar. Bu bağları gevşetmenin tek yolu Avrupa devletleriyle anlaşmalar yapmaktır. Yaban­cı devletlerle temaslarımızın onda dokuzu iç meselelerimiz­le ilgili.</p>
<p>Yepyeni bir teşkilât kurduk. İltimasla mücadele ettik. An­lattık ki, memurlar herhangi bir ferdin, herhangi bir zümre­nin değil, memleketin emrindedir. Yalnız ehliyetsizliği sabit memurlara yol verdik. Çalışanların istikballerinden emin ol­maları gerekti. Nizamnamelerimizin hepsi uygulanmadıysa bu bizim hatamız değildir&#8230; Maaşlar kifayetsiz. Herkes en yüksek makama kadar yükselebilmektedir.</p>
<p>Bizim de kusurlarımız olmuştur. Aydınlatılmağa ihtiyacı­mız vardı. Öğütlere daima kulak verdik. Bizden farklı düşü­nenlere saygı gösterdik. Tenkitlerde iki şey aradık: terbiye ve samimiyet. <strong>Âdettir, biz öldükten sonra aleyhimizde bulu­nacaklar.</strong> <strong>Sağlığımızda da bazı hayalperestlerin saldırılarına uğradık. Birinciler, biz hayatta iken kusurlarımızı söyleme­ğe, fikirlerini belirtmeğe cesaret edemediler, ikincileri ise iş­başına getirmekten korktuk, tecrübesiz ve ataktılar.</strong></p>
<p>Ülkenin birçok bölgelerinde Müslümanlarla Hıristiyan­lar arasında kargaşalıklar çıktı. Bunları yatıştırmak geçici bir tedbirdi. Mesele fethedenlerle fethedilenler arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmaktı. Adem-i merkeziyet, gerçek­leştirilmesi düşünülen bir tedbir. Ülkeyi vilayetlere ayırdık.</p>
<p>Devlet şurasını, adalet divanını, istinaf mahkemesini kur­duk. Galatasaray sultanisi, rasathane de bizim eserimizdir&#8230; idarenin her kolu için müfettişlikler ihdas etmek istiyorduk. Vergilerin matrahını değiştirmek gerekiyordu. Yeni kanun­lar sayesinde mülkiyetin intikali kolaylaştırıldı. Payitahtla vilayetleri birbirine bağlamağa çalıştık. Birçok imtiyaz kal­dırıldı. Ticarî anlaşmalar yeniden gözden geçirildi. Gümrük resimleri arttırıldı (maalesef istediğimiz kadar değil). Hükü­met mamul ve hammaddelerimizin ihracını kolaylaştırmalı ve yabancı malların yurda girmesini mümkün olduğu kadar önlemelidir. Biz bu yolu açtık.</p>
<p>&#8230; Şiddetli hücumlara mâruzduk, kendimizi nasıl koru­yacaktık? Sözle. Haklarımızı nasıl kabul ettirecektik? Dip­lomatik delillerle. Meselâ <strong>&#8220;Avrupa muvazenesinin </strong>(dengesinin)<strong> devamı Devlet-i Aliyye&#8217;nin yaşamasına bağlıdır&#8221; </strong>diyecektik, itiraf edelim ki çürük bir temeldi bu; bugün için olmasa bile ya­rın için çürük. Avrupa muvazenesi bizim zararımıza bozula­bilir. Avrupa ile aramızda daha sağlam bağlar yaratmalıydık. Onun maddî menfaatleriyle bizimkiler aynı olmalıydı. An­cak o zaman imparatorluğun tamamiyet-i mülkiyesi bir ger­çek olabilirdi. Türkiye aleyhindeki birçok teşebbüsler Avru­pa sayesinde önlendi. (Rusya&#8217;yı kastediyor).</p>
<p>Demiryolları gibi büyük yatırımları kendimiz yapamıyorduk. Yerli sermayeye başvurmak da tehlikeliydi; hemen ne­tice almak isteyen, büyük kârlara alışmış bir sermayeydi bu. Yabancı şirketlere başvurduk&#8221;.</p>
<p>Sonra Paşa, yerini alacaklara neler yapılması gerektiğini anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Hiçbir beşerî güç, milliyetler prensibi ve sosyalizmin or­taya çıkardığı olayların gelişmesine engel olamaz.<a href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Coğrafî durum bakımından kaderimiz Avrupa&#8217;nınkine bağlı. Avru­pa son yıllarda bütün servet kaynaklarını silâhlanma uğrun­da seferber etti. Türkiye ile sınaî ve ticarî münasebetleri es­kisinden farklı. Yirmi yıldan beri durumumuz oldukça dü­zeldi. Bizi sömürmenin o kadar kolay olmadığını anladılar. Avrupa&#8217;nın saygısını kazandık. Avrupa Konseyinde hatırı sayılır bir yerimiz var. Sözde mağdur teb&#8217;amız olan Hıristiyanlara karşı Avrupa&#8217;nın merhametini kışkırtmak geçerli olmaktan çıktı. Düşmanlarımız onları yalancı vaidlerle ayak­landırmıyor artık. Bizimle menfaat birliği yapmak istiyorlar. Ama bu iyi niyetin devam etmesi için gerekli ıslahatı yapmak zorundayız. Ülkemiz için en büyük felaket yerimize ehliyet­siz bir sadrâzamın geçmesi, eserimizi yanlış anlaması ve ta­kip ettiğimiz yolu terk etmesi.<a href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Haşmetmeap, sadaret makamını sık sık yeni ellere tevdi etmeyin. Gelecek zâtın belli bir programı olmalı ve onu uy­gulamalı. Mes&#8217;uliyetlerin hudutlandırılması lâzım. Halk zât-ı şahanenizle ve sadrâzamla temas kurabilmeli. Yoksa mem­leketin durumunu kavrayamazsınız. Ecdad-ı izamınız tebdil-i kıyafet ederek teb&#8217;anın arasına karışırlardı&#8230; <strong>İnfirad (tek-ferdi) po­litikasından kaçınınız.</strong> Bilinmeyen bir düşman, bilinen on düşmandan daha tehlikelidir. Komşularımızda neler olup bittiğini dikkatle izlemelisiniz. Teb&#8217;anız komşu ülkelerdeki halkların yaşayışını kıskanmamalı.</p>
<p>Uzak memleketlerle münasebetiniz ticarî ve sınaî müna­sebetlerdir. Bizi güç duruma sokmak işlerine gelmez. On­ların öğütlerine kulak vermeli, hattâ yardımlarını istemeli­yiz. Kendi çıkarlarını düşünürken bizimkilerini de düşüne­ceklerdir.</p>
<p>&#8230; Bazı müesseseler kurduk, bazı tedbirler aldık; bunlar, masrafı muciptir bahanesiyle yıkılmamalı.</p>
<p><strong>Çeşitli teb&#8217;alar arasında ırk ve menfaat ayrılıkları var. Bu er geç bizden ayıracak onları.</strong> Devlet, eğitim aracılığıyla men­faatleri birleştirmeğe, ülkenin parçalanmasını önlemeğe ça­lışmalıdır. İnsanlar refah ve emniyet peşindedirler, vatan bu iki ihtiyacın sağlandığı yerdir.</p>
<p>&#8230; Çeşitli cemaatlerin elde ettiği imtiyazlar, görevler ara­sındaki farklılıktan gelmektedir. Büyük bir mahzur. Müslü­man teb&#8217;anın başlıca işi devlet hizmetidir, öteki teb&#8217;alar pa­ra kazanmakla meşgul. Bu sayede üstün durumdadırlar. <strong>Üs­telik savaşta ölen de yalnız Müslümanlar, bu yüzden Müslü­man ahalinin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Böyle giderse azınlık haline geleceğiz.</strong></p>
<p>Tarih, mağlupların imtisal ettiği fâ­tihlerin hikâyeleriyle dolu. <strong>On yıl kışlalarda ömür tükettik­ten sonra köyüne dönen bir erkek ne işe yarar?</strong></p>
<p><strong>Müslüman­lar da Hıristiyanlar gibi ziraatle, san&#8217;atla, ticaretle uğraşma­lı.</strong></p>
<p><strong>Tek devamlı sermaye emektir. </strong></p>
<p><strong>Kurtuluş çalışmakla müm­kündür.</strong> Müslümanlar, Hıristiyanların inhisarındaki (tekel) mes­leklere el atmalı, Hıristiyanlar da nüfusları nisbetinde devle­te asker, subay, memur vermelidirler.</p>
<p>&#8230; Her iktidara geçen, kendinden önce yapılanları boz­makla işe başlıyor. Maiyetindeki memurları değiştiriyor. Yükselebilen ancak dalkavuklar. Herkes devletin sırtından refah elde etmek peşinde. Emeğin hakkını vermek, memur­ları oradan oraya nakletmemek, halk nazarındaki itibarları­nı yükseltmek lâzım&#8230; <strong>Ehliyetli memurlar kullanmak sure­tiyle memur sayısını bugünkünün dörtte birine indirebiliriz.</strong></p>
<p><strong>Bütün ağırlık köylünün sırtında. Vergi servetle mütenasip olmalı.</strong></p>
<p><strong>Cibayet (Vergi-gelir) sistemi sakat. </strong></p>
<p><strong>Memleketin kadastrosu yapıl­malı, istatistiğe önem verilmelidir.</strong> Bunları başlattık, fakat is­tediğimiz neticeyi alamadık: maaşlar kifayetsiz, ehliyetli in­san az. Demirbaş defteri, yevmiye defteri, kasa defteri olma­yan tüccara benziyoruz.</p>
<p>Mülkiyet hürriyete kavuşmalı, açık ve aydınlık kanunlarla düzenlenmeli. Mülkiyet rejimi sermayedarı ürkütüyor; faiz haddi yüzde yirmiden yüzde elliye kadar çıkmaktadır. Kre­di bulmak imkânsız.</p>
<p>Avrupalı göçmenler Amerika&#8217;ya, Avustralya&#8217;ya gidecekle­rine bize gelsinler. Memleketimizde boş arazi uçsuz bucak­sız. Alman veya İsviçreli göçmenler Amerika&#8217;da nasıl Ame­rikalı olup çıkıyorlarsa, bizde de Osmanlı olup çıkarlar. Av­rupalı birçok memurlarımız bizden çok Osmanlı değil mi?</p>
<p>Köylüyü toprağa bağlamak lâzım, toprağımız geniş ve bere­ketli. <strong>Köylüyü tefeciden kurtarmalı, a&#8217;şarı kaldırmalıyız. Zi­raat bankaları kurulmalı&#8221;.</strong></p>
<p>Âli Paşa devlet çiftliklerinin aleyhindedir. Bu çiftlikleri idare edecek olanlar: &#8220;İşi ucundan tutacaklardır, öteki mü­esseselerimize benzeyecektir bu çiftlikler. Devlet fabrikala­rından da vazgeçiniz, bunlar çok masraflı ve faydasız, özel teşebbüsü boğmaktadırlar. Oysa yalnız ötel teşebbüs güçle­nip gelişebilir, devlet fabrikaları özel şirketlere devredilmeli­dir. Hükümet sadece hissedar olmalıdır bu fabrikalara.</p>
<p>Taşraya genel komiserler göndermelisiniz; dürüst, tecrü­beli, bilgili komiserler. Memleketin halini onlar inceleyip hükümete arz etmelidirler. Eyalet İstanbul&#8217;a ehliyetli temsil­ciler yollayamaz.</p>
<p>&#8230; Zırhlılarınız boğaz içinde nazlı nazlı dolaşıyor. Ya­bancı tersanelerde imal ettirilen bu gemiler ticaret filoları­nın yerini almakta, onların gelişmesine engel olmaktadır. Avrupa&#8217;nın durumu başka, onun sömürgeleri var. Savunu­lacak uzak menfaatleri söz konusu. Bazı devletler de ma­den sanayilerini geliştirmek için zırhlı yapıyorlar. Savaş­ta asker taşıyacak gemiler ticaret gemileridir. Bize küçük ve sür&#8217;atli gemiler lâzım. Devamlı ve büyük bir ordu da lüzum­suz. Stratejik noktalarda istihkâmlar kurmak daha faydalı&#8221;.</p>
<p>Âli Paşa&#8217;nın bizim için en dikkate değer taraflarından biri de basın hürriyetine verdiği önemdir. Kendisini dinleyelim:</p>
<p><strong>&#8220;Basın hürriyeti ancak hatalarını düzeltmek istemeyen hükümetler için bir tehlikedir. Sizin hükümetiniz yurdun iyiliğinden başka bir şey düşünmüyor, o halde böyle bir hür­riyet onun için bir nimettir.</strong> Bir milletin düşüncesini bas­kı altında tutmak, onu birtakım gizli yollar aramağa zorlar, eninde sonunda bulur bu yolları. Hürriyetsizlik her türlü fe­sadı kolaylaştırır. Devletin güveni tehlikeye girer, zora baş­vurmak gerekir. Basın hürriyeti kötülükle savaşmak ve faydalı olmak isteyen her hükümetin tabii müttefikidir. Bugün­kü idarede basın, Osmanlılar arasında zayıf bir bağ kura­biliyor. Amme menfaati, bilhassa taşrada meçhul; tek kay­gı: özel çıkar. Basına ve genel olarak her nevi yayma geniş bir hürriyet verilmeli ki, Osmanlıları birbirine bağlayan bağ kuvvetlensin. Basın siyasî mes&#8217;elelerle uğraşacak, hüküme­tin yaptıklarını değerlendirecek ve ülkenin ihtiyaçlarını be­lirtecek, ihdasını istediğimiz genel komiserlerin işini ko­laylaştıracaktır. Basın, millet meclisi kuruluncaya kadar bu meclisin yerini tutacaktır. Memleketi tanımayanlar boyu­na millet meclisinden söz ediyorlar. Devlet işlerini tartışa­cak, denetleyecekmiş bu meclis. Eyâletlerden, hattâ payitaht ahâlisinden kurulacak böyle bir topluluk çok geçmeden acı­nacak bir acz içine düşer. Acele etmemeliyiz.<a href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Yapılacak ilk iş, basını bütün engellerden kurtarmak ve tam bir hürriye­te kavuşturmaktır.</p>
<p>Hükümet de büyük bir gazete kurmalıdır. Bu gazete yerli ve yabancı basının makalelerine cevap vermelidir. Hüküme­tin ve yurdun gerçek menfaatlerini müdafaa etmelidir. Ka­nunları, nizamnameleri, buyrukları yayımlayacak, halka hü­kümetin aldığı tedbirleri izah edecek, gerekçelerini anlata­caktır bu büyük gazete; kötü niyetleri zararsız hale getire­cektir. Gazetenin yöneticileri hiçbir dalkavukluğa tenezzül etmeyecektir. <strong>Halk müdaheneden </strong>(dalkavukluk)<strong> iğrenir. </strong>Ona göre müdahene en acı hakikatten daha çirkindir. Bu gazetenin şiarı ha­kikat ve samimiyet olacaktır&#8221;.<a href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p>Paşa&#8217;nın sözleri burada bitiyor. Vasiyetname Türkiye&#8217;de yayınlanmış mı?</p>
<p><strong>Bilen yok.</strong> Mehmed Galip, Âli ve Fuat Paşaların vasiyetnamelerinden söz etmekte, fakat bunların ne zaman, hangi dilde yazıldıklarını kaydetmemektedir <strong>(Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası, 1329,</strong><em> </em><strong>s.</strong><em> </em><strong>70</strong><em>). </em>Tanzimat&#8217;ın yü­züncü yıldönümü münasebetiyle yayımlanan <strong>Tanzimat </strong>ad­lı kitabın 892′nci sahifesinde Vasiyetnamenin adına rastlı­yoruz: Walter Wright, Âli Paşa&#8217;nın bir nevi siyasî vasiyetna­me bıraktığını, bunun da Türkçe olarak yayımlandığını söy­lerken, Birge böyle bir eserin basılmamış olduğunu ileri sü­rüyor.<a href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Ben vasiyetnamenin iki nüshasını gördüm, her ikisi de Fransızca. Birinci nüsha yazma: Edebiyat Fakültesi kitaplı­ğına <strong>Fransız Sefaretinden gelmiş. Schneider&#8217;in bir önsözünü muhtevi ve onun tarafından kaleme alınmış.</strong> <strong>Bu arada Yıl­dız evrakı arasında rastladığımız bir vesikadan Schneider&#8217;in Bianchi&#8217;nin kayınbiraderi olduğunu ve Âli Paşa&#8217;nın kâtip­liğinden ayrıldıktan sonra Rus casusluğu yaptığını öğreni­yoruz. </strong>Bu yazma nüshanın başında şu bilgiler var:</p>
<p>&#8220;&#8230; VA­SİYETNAME YA ABDÜLAZİZ&#8217;E TAKDİM EDİLECEKTİ, YA MATBUATA. PAŞA&#8217;NIN ÖLÜMÜNDEN AZ SONRA SCHNEIDER EFENDİ ZAMANIN HÜKÜMETİNDEN VESİKAYI NEŞRETMEMEK EMRİNİ ALDI. BUNUN­LA BERABER 1671 ARALIK&#8217;INDA YANİ PAŞA&#8217;NIN ÖLÜMÜNDEN ÜÇ AY SONRA SCHNEIDER EFENDİ TARAFINDAN BAZI RİCAL-İ DEVLETE VASİ­YETNAMEDEN BİRÇOK NÜSHALAR TEVDİ EDİLDİ. İKTİDARDAKİ RİCAL VESİKAYI BÜYÜK BİR İHTİMAMLA SAKLADILAR. SCHNEIDER EFENDİ DE TEHDİTLERDEN KORKARAK İZİNİ KAYBETTİ. HALBUKİ RİCAL OKU­SA NE BÜYÜK DERSLER BULACAKTI BU VESİKADA; DEVLET-İ ALİYYE NE BÜYÜK GAİLELERDEN KURTULACAKTI. BİRKAÇ AY ÖNCE VESİKA­NIN ENZAR-I UMUMİYEYE VAZ&#8217;I BİZZAT PADİŞAH TARAFINDAN YA­SAK EDİLDİ. BUGÜN, YANİ YAZILIŞINDAN 24 YIL SONRA VASİYETNA­MENİN BÜYÜK EHEMMİYETİ HER TEHLİKEYİ GÖZE ALARAK NEŞRİNİ GEREKTİRİYOR&#8221;.</p>
<p>İkinci nüshada önsöz yok. Fransızca Revue de Paris tara­fından 1910′da ayrı baskı olarak yayımlanmış. Kırk sayfalık bir risale. Metinler aynı. Bütün bir çağa ışık serpen bu çok değerli vesikanın mevsukiyetinden şüphe etmek için hiçbir ciddî sebep yok.<a href="#_ftn8">[8]</a><sup> </sup>sh: 32-44</p>
<p> </p>
<h3>Kaynakça</h3>
<p><strong>Cemil MERİÇ hzl: Mahmut Ali MERİÇ</strong> Umrandan Uygarlığa [Kitap]. - İstanbul : İletişim, 2010.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> Sainte-Beuve, C.A. Causeries du Lumài (Pazartesi Sohbetleri), cilt 7, 3. baskı. Garnier, Paris 1853, ss. 224-265.</p>
<p><a href="#_ftnref2"><strong></strong><strong>[2]</strong></a><strong> </strong>Paşa&#8217;nın ölümünden dört yıl önce bir Fransız ziyaretçisiyle yaptığı konuşmayı hatırlıyorum:</p>
<p>&#8220;Fransa da, İngiltere de seçkin temsilciler yolluyor buraya. Seç­kin ama mütehakkim. Ellerindeki bütün kuvveti düşüncelerinin emrine ve­riyorlar. Ama Paris&#8217;in veya Londra&#8217;nın düşüncesi Istanbul&#8217;dakilerle uyuşamı­yor. Elçileri aydınlatmaya çalışıyoruz, ama boşuna. Ne yapabiliriz? Zaman ka­zanmak zorundayız. Siz buna sözünde durmamak diyorsunuz, biz felaketten kaçmak. Kapitülasyonlar elimizi bağlamış; elçiler memlekete bizden daha faz<strong> </strong>la hâkim. Banka açmalıymışız, Fransız mektebi, Fransız lisesi kurmalıymışız. Ne işimize yarayacak bütün bu müesseseler? Yabancılara mülkiyet hakkı tanı-malıymışız. İngiltere&#8217;den daha liberal olmamız isteniyor.. Bunları kabul etmek, Türkiye&#8217;yi parçalamak demek. Tereddüt gösterince suiniyet sahibisiniz diyor­lar. İntihar etmek istemiyoruz, o kadar. Türkiye değişmeli, âmenna&#8230; Ama bu değişiklik kendi eserimiz olmalı, ağır ağır gerçekleşmeli. Yürümeliyiz, kabul. Acele etmeliyiz, doğru. Ama süratin de bir hududu var. Kazanları patlatmamalıyız&#8221; (Challemel-Lacour, Revue des Deux Mondes, no. 73, 1867).<strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> (Emirnâme-i Sami&#8217;nin tarihi: 25 Temmuz 1871, Âli Paşa&#8217;nın ölümü 18 Ey­lül 1871)</p>
<p>Tanzimat aydınlarının özellikle Cevdet Paşa&#8217;nın ve Yeni Osmanlıların sos­yalizmle ilgili görüşleri için bkz. Cemil Meriç, Mağaradakilar: &#8220;Avrupa&#8217;daki Hayalet&#8221;, Ötüken yayınlan, 2. baskı, 1980, s. 256 vd.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Paşa&#8217;ya tevcih edilen en haklı tenkit bir hayr-ül-halef yetiştirmemiş olmasıdır.</p>
<p><a href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Âli Paşa da Fuat Paşa gibi millet meclisi için hazırlıklı olmadığımıza kanidir. Millet Meclisi konusunda Hayrettin Paşa ile Ali Süavi&#8217;nin görüşleri için bkz. &#8220;En Emin Yol&#8221;, s. 48-49 ve dipnotu 5, s. 325-326.</p>
<p><a href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a><sup> </sup>Aali Pacha, Testament Politique. Extrait de la Revue de Paris, Nos des 1 er avril et 1 er mai 1910 (Âli Paşa, Siyasî Vasiyetname, Revue de Paris&#8217;in 1 Nisan ve 1 Mayıs 1910 tarihli sayılarından ayrı basım), Coulomniers 1910.</p>
<p><a href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a><sup> </sup>Tanzimat I, Yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, Maarif Vekâleti, İstanbul Ma­arif Matbaası 1940, 1026 sayfa.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> AKARLI, Engin., Belgelerle Tanzimat, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 1978.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih sınavı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/29/tarih-sinavi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/29/tarih-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Jan 2011 11:02:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14593</guid>
		<description><![CDATA[(Fransız bir hanım geldi, Le Monde&#8217;un sitesinde tarihe dair bir blogu varmış, sorular soracakmış. Sınavda gibi hissettim kendimi. Vaktiyle güzel sınav yazardım ha, laf aramızda.)
 
Paris&#8217;te sürgün Genç Türklerden oluşan « İttihat ve Terakki» komitesi ancak Selanik komitesinin desteğiyle siyasi hayata müdahale edebildi ve 2. Abdülhamid&#8217;in saltanatının ilk yıllarında askıya aldığı anayasayı yeniden ilan ettirebildi. Selanik komitesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/osmanli.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14594" title="osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/osmanli.jpg" alt="" width="208" height="246" /></a>(Fransız bir hanım geldi, Le Monde&#8217;un sitesinde tarihe dair bir blogu varmış, sorular soracakmış. Sınavda gibi hissettim kendimi. Vaktiyle güzel sınav yazardım ha, laf aramızda.)<br />
 <br />
Paris&#8217;te sürgün Genç Türklerden oluşan « İttihat ve Terakki» komitesi ancak Selanik komitesinin desteğiyle siyasi hayata müdahale edebildi ve 2. Abdülhamid&#8217;in saltanatının ilk yıllarında askıya aldığı anayasayı yeniden ilan ettirebildi. Selanik komitesi kimlerden - ne tip insanlardan -  oluşuyordu ?<br />
Alabildiğine tipik, genç Osmanlı asker ve sivil bürokratlarından oluşuyordu - genç subaylar, genç memurlar, genç tabipler. Hepsi devlete asker ve memur yetiştirmek için kurulmuş okullardan mezun, hepsi kamu sektöründe görevli, kamu sektörü dışında herhangi bir kariyer tahayyül edemeyen, hırslı, yükselmeye azimli gençler.<br />
 <br />
Normal Osmanlı sosyal düzeni içinde bunlar bir paşaya kapılanıp küçük adımlarla kariyerinde yükselmekten başka hedef gütmeyecek tiplerdi. Ama Abdülhamid döneminde elit sirkülasyonu <span id="more-14593"></span>tıkandığı için - yani Tanzimat&#8217;ın reformist paşalar kuşağı tasfiye edildiği ve yerine ancak Brejnev tipi bir gerontokrasi ve kleptokrasi geldiği için - bu gençler normal kariyer sürecinin dışına savruldular. İhtilalcilikten başka çıkış yolu bulamadılar.<br />
 <br />
Anayasanın tekrar yapılmasından sonra, İttihat ve Terakki komitesi, Anayasanın prensipleri ihlal edilecek olursa bir baskı grubu olarak gizlice Selanik&#8217;de var olmaya devam etti. Bu durum Türkiye&#8217;deki darbe geleneğinin başlangıcı mıdır ?<br />
Değildir. Askeri darbe ve saray komplosu Osmanlı devletinin kadim siyasi geleneğidir. Yeniçeri Ocağının 1826&#8242;da tasfiyesi ile bir süre bu gelenek sona ermiş gibi göründü, fakat 1850&#8242;lerde Kuleli Vakası bir askeri kalkışma teşebbüsüdür, 1868&#8242;de Genç Osmanlılar hadisesi muhtemelen darbe teşebbüsüdür. 1876&#8242;da asker destekli bir darbe sonucu bir yılda iki padişah devrildi. Bir-iki sene sonra Ali Suavi Vakası oldu. 30 yıl boyunca Abdülhamid paranoya halini alan bir darbe korkusuyla yaşadı.<br />
 <br />
1908 ve 1913 olayları eski Osmanlı geleneğinin devamıdır. Tek farkı darbeci kadronun normalden çok daha genç olmasıdır. Bunun sebebi 1879-1908 döneminde elit kadroların aşırı derecede daraltılmış ve terorize edilmiş olmasıdır. Egemen siyasi elit o kadar ürkek ve o kadar saraya bağlı idi ki, darbe entrikası içinde yer almaları çok güçtü. (Ama buna rağmen Said Paşa, Kâmil Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa gibi eski rejim adamları kolayca yeni rejime adapte oldular.)<br />
 <br />
1909 yılından itibaren politik hayat iki akım arasında kutuplaşmıştı: M. Akif tarafından temsil edilen İslami akım ve A. Cevdet tarafından temsil edilen Batıcı akım. Bu iki akımın Osmanlı&#8217;nın geleceği hakkındaki tahayyülü neydi ?<br />
19. yy başından beri Osmanlı düşünce hayatının temel problemi Batı meselesidir. Batı kültürünün tartışılmaz görünen üstünlüğü karşısında Osmanlı ayakta durmak için ne yapmalı ? Tamamen Batıya teslim olup Batı kültürünü, kurumlarını, yaşam tarzını mı benimsemeli ? Yoksa Batıya karşı özgül Osmanlı-İslam kimliğini korumaya mı çalışmalı ?<br />
 <br />
O dönemde yazan ve düşünen hemen hemen herkes bu iki aşırı ucun arasında bir yerde pozisyon alır. Tartışmalar nüans üzerinedir, vurgu üzerinedir. Hemen herkes hem Batılılaşmanın hem kendi kimliğini korumanın önemine inanır. Abdullah Cevdet gibi, Ali Kemal gibi son derece ekstrem fikirler dile getirenler bile aslında göründükleri kadar radikal değildir. Tartışma hiçbir zaman Batılılaşma mı İslamiyet mi tartışması değildir. Ne kadar Batılılık, ne kadar İslamiyet tartışmasıdır.<br />
 <br />
Bu iki zıt uç arasında zamanla üçüncü bir yol ortaya çıktı : Türk milliyetçiliği. Bu aşama, Tanzimatla başlayan Avrupacılıgın son siyasi aşaması olarak görülebilir mi?<br />
Türk milliyetçiliği iki büyük siyasi tezin negatif ayaklarını alıp birleştirmeye çalışan bir sentez teşebbüsüdür. Entelektüel bir ucubedir. Şiddetle Batı düşmanıdır, ama aynı zamanda şiddetle İslam düşmanıdır. Abdullah Cevdet&#8217;in « taassup »u ile Mehmet Akif&#8217;in « medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar »ını yanyana koy, al sana Türk milliyetçiliğinin entelektüel özeti.<br />
 <br />
Yüz yıl sürmüş bir tartışmanın sonuçsuzluğundan doğan nihilist bir tepki de diyebiliriz. Ne o, ne öbürü : iki sol ayaklı bir garabet. Oysa bunun tersi de teorik olarak mümkündü, yani hem Batıcı-Kozmopolit hem İslami-Üniversalist bir sentez de denenebilirdi. Nedense o alternatif çok taraftar bulmadı. Ya da buldu aslında, ama sesini duyuramadı ; siyasi bir harekete dönüşemedi.<br />
 <br />
Tabii o sıralarda Avrupa&#8217;dan, özellikle Almanya&#8217;dan esen rüzgârların da etkisi vardı.<br />
 <br />
Ziya Gökalp&#8217;in fikirleri hangi anlamda Osmanlı geleneğinden köklü bir kopuşu temsil eder ?<br />
Cehaleti Osmanlı ortalamasından da ileriydi, belki o anlamda.<br />
 <br />
Bu Türk kimliği anlayışı, imparatorluğun realitesine uygun muydu?<br />
Tabii ki değildi. Anadolu ve Rumeli&#8217;yi alsan üçte biri, yalnız Anadolu&#8217;yu alsan belki yarıdan biraz fazlası Türk olan bir toplumda monokültür milliyetçiliği yapmaya çalıştılar. Sonuçta milyonlarca insanın hayatını kaydırdılar, bin yıllık bir medeniyeti çökerttiler, Türkiye&#8217;yi de daha yüz yıldır uyanamadığı bir kâbusa mahkûm ettiler.<br />
 <br />
Türk milliyetçiliği yapabilmek için imparatorluk topraklarındaki gayrımüslim ve gayrıtürk unsurları görmezlikten gelmeleri, yok saymaları gerekiyordu. Allahtan Osmanlı geleneği o açıdan kuvvetlidir, çok zorluk çekmediler. Millet-i hakime gözlüğünü taktın mı gayrımüslimler görünmez olur. Hepimiz hamdolsun Müslümanız, Agop efendi de kahve servisi yapsın!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/29/tarih-sinavi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/29/tarih-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı iyidir hoştur da&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 20:12:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14466</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.
Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3532" title="20090220_derin_dusunce_org_osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli-287x300.jpg" alt="" width="214" height="219" /></a>Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.</p>
<p>Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir tartışmanın da alevlendiği malumunuzdur. İşin alaylısı değil de mekteplisi olmam hasebiyle şu saptamayı yapmama müsaade edin: <strong>Cinsellik satar!</strong></p>
<p>Yazılanlardan çizilenlerden anladığım kadarıyla bir kesim toz kondurmazken, bir kesim de bitmez tükenmez kompleksiyle Üç kıtada at oynatmış Osmanlıyla sidik yarıştırmaya girmek gibi ancak ahmaklara mahsus bir büyük günaha davetiye çıkarmak üzere. Ekranda oynayanın altı üstü bir dizi olduğu gerçeğini unutanlar yine bildik ritüelleri tekrarlıyorlar hala.</p>
<p>Bakın, Osmanlıyı kötülemek için söylenenler Osmanlının çok büyük olduğunu değiştirmez. Nasıl ki içinde TBMM&#8217;yi de barındırsa İstanbul havada karada Ankara&#8217;yı yerse, Osmanlı&#8217;da TC&#8217;yi yer. Günümüz dünyasında Osmanlı&#8217;yı kıyaslayacağınız tek ülke Amerika Birleşik Devletleridir. Kıyas kabul etmez de, bugünün Türkiyesiyle o devirlerden birini kıyaslayacaksanız Karamanoğulları, Germiyanoğulları gibi beyliklerle<span id="more-14466"></span> ilgilenmelisiniz.</p>
<p>Osmanlı Padişahlarının eşlerinin yabancı uyruklu olmalarına atıf yapanlar da boşuna sevinmesin, Padişahların öyle takıntıları hiç olmadı. Osmanlı pragmatistti ve bunu hiç inkar etmedi. Eşlerini yabancılardan seçerek Osmanlıyı, fethettiği ülkelerden aldığı kelimelerle de esas muhteşem olan Osmanlıcayı yarattı. Dedesinin mezar taşını okumaktan aciz olan adam nasıl ki Osmanlıcaya çamur atmakta beis görmezse, Osmanlının &#8220;devleti bekası için&#8230;&#8221; mantığını anlamayan adam da padişahın yatak odasını röntgenler o kadar.</p>
<p>         Osmanlının her şeyini bir yana bırakın, sadece &#8220;<em>dil konusu</em>&#8221; bile bu ülkede yaşanan ahmakça kompleksi gözler önüne sermeye yeter. Osmanlıcayı beğenmeyip, yabancı sözcüklerden temizlemeye kalkanların parolası neydi biliyor musunuz: <em>&#8220;Türk ulusuna Türklüğünü duyurmak&#8221;</em>. Dünyanın en geçerli dili olan İngilizcenin % 60 oranında yabancı kelimeye sahip olmasına rağmen neden hala revaçta olduğuna dair bir açıklama duydunuz mu siz hiç. Peki, orijinali Osmanlıca olan ve hemen herkesin hitabet Edebiyatının en muhteşem eserlerinden biri diye taltif ettiği Nutuk&#8217;a rağmen CHP&#8217;nin 1935 yılı programını yayımlarken arkasına 170 kelimelik sözlük koymasına ne diyeceksiniz? Kullanılan kelimeleri yazayım da, <em>&#8220;Sözlük ne alaka?&#8221;</em> diye oyunbozanlık yapanlara yardımcı olayım. <em>&#8220;klas kavgası ergesi, ertik okulları, özel yönetgeler ve şarbaylıklar, yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları, arsı ulusal ergelerle cemiyet yapmak&#8230;&#8221;</em> Sevan Nişanyan&#8217;ın deyimiyle, en azından bir ilke imza atılmıştır: <strong><em>Dünya tarihinde bir sözlükle yayımlanan tek parti programıdır kendisidir.</em></strong></p>
<p>         <em>&#8220;Dil Devrimine sataşmak&#8221;</em> gibi kerameti kendinden menkul bir günaha duhul olduğumu beyan edecek çağdaş devrim yobazlarına da şunu hatırlatmak üzerime farzdır; 1860 ve 1923 yılları arasında gazete makalesi, siyasi parti beyannamesi gibi eserlerde kullanılan &#8220;öz&#8221; Türkçe kelime oranı %20-40 arasındayken, bu oran Nutuk&#8217;da %22 civarındadır. Allah çarpmasa, Atatürk çarpar adamı, aklınızı başınıza alın!</p>
<p>         Osmanlıdan bugün olduğundan daha şiddetle kompleks duyanların kendi muhteşem yüzyıllarında yaptıkları Dil Devrimiyle Türkçeden yaklaşık altmış bin kelime atılmış, yerine de üç bin yüz kelime konulabilmiştir. Bir başka deyişle Türkçe yazı dili %68 oranında fakirleşmiştir. Keşke bu aşağılık duygusuna esir olmayıp da zengin dilimizle hüküm sürebilseydik diyeceğim amma çok geç. Geldiğimiz nokta ortada: &#8220;<em>Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan / Bir gözleri ahuya zebun etti felek beni&#8221;</em> diye yazan Şairlerin Padişah olduğu Osmanlıdan, ortalama iki yüz kelimeyle konuşulan bir gündelik dille idare eden bir Türkiye Cumhuriyetine giden yol&#8230;</p>
<p>         Cihan Padişahı namıyla maruf bir büyük Devlet Adamı nezdinde Osmanlıyı anlatmaya bir dizi yetmez. Peşinen söyleyeyim, Osmanlıyı okumakla da bitirmek pek mümkün değildir. Naçizane tavsiyem, Osmanlıyı yabancıların kaleminden okumanızdır. Gerçekten tanımak, öğrenmek istiyorsanız yabancı yazarlara yönelin, mümkünse bu yabancılar düşman saflarında yer alsın. Göreceksiniz ki kitap bittiğinde dilinizden düşecek kelime, okuduğunuz yazarla aynı kelime olacak: <strong>Muhteşem!</strong></p>
<p>         Osmanlı acımasızdır, merhametlidir, şairdir, sanatkardır, savaşçıdır, politiktir, düşmanlarına karşı kullanmak üzere debdebeyi de sever ama her şeyin ötesinde bir o kadar da zekidir. Yetmiş iki milletten müteşekkil bir imparatorluk olduğu için Türk olduğunu iddia edecek kadar akıl yoksunu değildi. Herkes Müslüman olursa haraç ve cizye verecek adam kalmayacağı için de cihanı Müslüman yapmak pek işine gelmedi. Özlem Kumrular&#8217;ın kitabında belirttiğine göre; haraç vermek Arnavutların işine gelmediği için kitleler halinde Müslüman olduklarında Osmanlı bu durumdan pek de memnun olmamıştır.</p>
<p>         <em>&#8220;Osmanlıyı öğrenmeden önce anlamak lazım</em>&#8221; sözü de bu yüzden boş bir söz değildir. Ecdadımız sağ olsun kelle de uçurmuştur, adamı kazığa oturtup iki yeniçeri nezaretinde İstanbul sokaklarını da gezdirmiştir, kestiği kafaları kah mızraklarının ucuna takmış yabancı elçilerin önünde resmi geçit yapmıştır, kah Tuna Nehrine atıp düşmana korku salmıştır, kah kellelerden piramit yapmıştır.</p>
<p>         Şaşırmayın! Osmanlı gaddar mıydı? Evet gaddardı; gerektiğinde sınırları zorlayacak kadar gaddardı hem de. Gaddar olmasını gerektiren de çok önemli bir sebebi vardı: <strong><em>O bir Cihan imparatoruydu.</em></strong> Fakat Osmanlının gaddarlığı zulüm olarak alınmaz. Daha çok pragmatist (faydacı) bir zekası vardır bu konuda. Halet Efendi&#8217;nin İkinci Mahmut hakkında söylediği bir söz durumu özetler mahiyette<em>: &#8220;Köstebek sessizce ve karanlıkta çalışır ama yolunu amacına göre yapar. Kaplumbağa yavaştır ama her çıktığı basamaktan emin olursa, sonunda tepeye ulaşır. Akrep sessiz ve aşağılık bir sürüngendir ve avını sokup öldürünceye kadar iğnesini saklar&#8221; </em>. Kaba anlatımıyla, gücünün doruğunda bir Osmanlı&#8217;nın 5N1k gibi bir gündemi olmadı. Onun formülü basitti: 2N (ne zaman, nasıl).           Askeri Yorumcu Mareşal de Tavannes&#8217;in bir saptaması vardır. Der ki: <em>&#8220;Türklerin ateşi kanla söndürmek gibi garip bir tarzları var&#8221;. </em>Bu sözü ona söyleten sebep de bir kuşatma esnasında karşılaştığı tablodur. İş o hale gelir ki, siper kazan kura neferlerini öldürmekten düşman bıkar, mühimmat biter ama nefer bitmez, daha da ilginci düşman ölmekten bıkmaz&#8221;. Fatih Sultan Mehmet de ilginç bir karakterdir bu konuda. Tek başına &#8220;kardeş katli fermanı&#8221; dahi yeterken İstanbul kuşatması esnasında cereyan eden olay da ilgimi çekmişti. Kuşatma öncesi kapsamlı bir af çıkarır Fatih. Herkes &#8220;neden&#8221; sorusunun peşindeyken amaç kısa sürede ortaya çıkar. Afla salıverilenlerin hepsi kendini Bizans surlarının önünde bulur bir anda. Sonuç malum tabi: Toplu kıyım! Çift taraflı bir fayda sağlanmıştır; hem düşman zayıflatılmış hem de memlekette kapsamlı bir temizlik(!) hasıl olmuştur.</p>
<p>         Söz Fatih&#8217;ten açılmışken isterseniz onu bir de Venedikli bir düşmanından dinleyelim: <em>&#8221; Saygıdan çok korku uyandırır, amacında inatçı, üç dili çok iyi bilir, Papaların, kralların, ülkelerin tarihçelerini ezbere anlatır, Önünde daima Avrupa&#8217;yı gösterir bir kabartma haritanın üzerinde çalışır, Romalılar ve krallıklarla ilgili metinleri okumaktan ve okutmaktan zevk alır&#8230;&#8221;</em></p>
<p>         Yanisi şu ki; Osmanlıyı harem dairesinin anahtar deliğinden gözetleyerek öğrenmeye kalkmak, abesle iştigalden öte bir mana ifade etmez. <strong><em>Dünyanın tanıdığı ismiyle Muhteşem Süleyman&#8217;ı bir harem dairesine sığdırmak, kompleksle cilalanmış, içinde nefret barındıran bir zekayı gerektirmekte.</em></strong></p>
<p>         Tecrübeyle sabittir, o da bizde fazlasıyla mevcut&#8230; (bkz. İskender Pala- iki darbe arasında)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar yalan söyler mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 17:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14361</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
İşten eve döndüğümde kızımı kapıda beni bekler buldum. Heyecanla: &#8220;Baba, proje ödevim için bana yardım etmelisin çünkü internette yeterli bilgi yok&#8221; dedi. &#8220;Hay hay&#8221; dercesine başımı sallayıp konuyu sordum: &#8220;Atatürk ve iletişim&#8221; cevabını alınca internette neden yeterli bilgi bulunmadığını daha iyi anladım. Kızımın takip ettiği yola bir itirazım yok. İletişim Fakültesi mezunu bir babaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/resmi-tarih.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14362" title="resmi-tarih" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/resmi-tarih.jpg" alt="" width="183" height="185" /></a></p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>İşten eve döndüğümde kızımı kapıda beni bekler buldum. Heyecanla: &#8220;Baba, proje ödevim için bana yardım etmelisin çünkü internette yeterli bilgi yok&#8221; dedi. &#8220;Hay hay&#8221; dercesine başımı sallayıp konuyu sordum: &#8220;Atatürk ve iletişim&#8221; cevabını alınca internette neden yeterli bilgi bulunmadığını daha iyi anladım. Kızımın takip ettiği yola bir itirazım yok. İletişim Fakültesi mezunu bir babaya sahipsen, iletişimle ilgili bir ödev de varsa elbette ki bu yol takip edilmeliydi.</p>
<p>Fakat kazın ayağının öyle olmadığını öğrenmek ikimiz için de çok uzun sürmedi. Dakikalar ilerledikçe kızıma öğretilenlerle, benim bildiklerim arasında uzaktan yakından bir alaka olmadığını fark ettim. Kızım benden bir şey öğrenemedi ama ben kızıma okulda yalan söylediklerine iman ettim. Kötü bir geceydi benim için; gecenin sonunda internetten bulduğumuz birkaç kırık dökük bilgiyi kağıda aktardık <span id="more-14361"></span>ve ödevi tamamlamış olduk.</p>
<p>Buradan sonrası kızım için: &#8220;<em>Kızım, sana yalan söylemedim ama sana yalan söylenmesine de müsamaha ettiğim için özür dilerim. Gerçekleri yazmak için de öğrenmek için de bu ülke şartlarında daha çok küçüksün.&#8221;Yalan&#8221; üzerine kurulan bir eğitim sisteminin çok fazla zararları varsa da iki olumlu tarafı olduğunu sen de zamanı gelince öğreneceksin; birincisi ve en önemlisi kainatta birden fazla tanrıya hiç ihtiyaç olmadığı fikridir. Zaman ilerledikçe bugün sana tanrı veya yarı tanrı olarak öğretilenlerin senin, benim gibi insan olduğunu öğreneceksin. Hatta bunun geyiğini bile yapacaksın günü geldiğinde: &#8220;Çok fazla tanrının yararı olsaydı Hindistan&#8217;a olurdu&#8221; gibi. Sizin jargonlarınıza, diskurlarınıza yaşım itibarıyla epey uzak olmam hasebiyle aklıma bu örnek geldi. Daha iyisini bulmak sana kalmış.Birincisi kadar olmasa da bu sistemin ikinci iyi tarafı da şu ki, yaklaşık yirmi senede öğrendiğin deli saçmalarını unutman ve yerine yenilerini koyman uzun sürmüyor.Araştırırsan, gerçeğin peşine düşersen, azmedersen, kelle koyarsan on senede gözlerinin mavisi kadar billur bir imbikten geçmiş tertemiz bir bilinçle hayatı karşılamaya hazırlanırsın. Muhtaç olduğun kudret de babandan sana kalacak olan bin küsur kitaptan müteşekkil kütüphanedir. Bunları seninle konuşabilseydik şayet muhtemelen bana gözlerini dikip: &#8220;tamam da baba, neden onca yılı yalanla geçiriyoruz?&#8221; diye sorardın. Bu hal muhtemelen sadece bize özgü olduğu için bunun net bir cevabı da yok kızım. Eş dost duymasın ama sana tavsiyem şu olur: Fincancı katırlarını ürkütmekten korkma. Bununla beraber şairin belletmeye çalıştığı &#8220;zulmün önünde eğil, hakkın önünde eğil/ Taçlar bile dünyada eğilen başlarındır&#8221; diskurunda sadece işin &#8220;hak&#8221; tarafını al o kadar.</em></p>
<p><em>         Yine de üzerime farz olan babalık görevimi korsan olarak da olsa yerine getireceğim. Kapsamlı olmasa bile istersen &#8220;Atatürk Dönemi ve İletişim&#8221; konusunu bir başka açıdan inceleyelim.</em></p>
<p>         İletişimden kastımız yüz yüze iletişim değil de toplumsal iletişimse kitle iletişim araçlarından bahsetmemek olmaz. Bugünün dünyasında sıradan olarak gördüğümüz kitle iletişim araçlarından radyo, televizyon, interneti Cumhuriyet döneminde doğal olarak göremiyoruz.</p>
<p>         Çağın en önemli iletişim aracı, yazılı basın olarak da adlandıracağımız gazete ve dergilerin revaçta olduğu yıllardır o yıllar. Yine de çok büyük sorun vardır ortada. Şöyle ki, iletişimin sağlanması için gerekli olan özgür ortamdan Cumhuriyet Döneminin nasibini almadığını rahatlıkla ifade edebiliriz. İsterseniz biraz açalım; Nişanyan&#8217;ın &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221; adlı kitabında belirttiğine göre, 1860 ve 1870 yıllarında emekleme dönemini geçiren basın 1908&#8242;den itibaren olağanüstü bir ivme göstermiştir. Rakamlarla desteklemek gerekirse; Koloğlu&#8217;nun &#8220;Türkiye&#8217;de Basın&#8221; adlı eserinde belirtildiğine göre, 1908-1914 arasında sadece İstanbul&#8217;da yayınlanan gazete ve dergi sayısı 798 dir (yazıyla, yedi yüz doksan sekiz). Taşra basını da buna yakın rakamlardır. Basında sansür 1909&#8242;da kaldırılmıştır.</p>
<p>         Buna mukabil, Cumhuriyet rejiminin 1922-1925 arası aldığı önlemler sayesinde İstanbul&#8217;da Türkçe yayınlanan dört, Ankara&#8217;da bir gazete kalacak ve bu gazeteler de resmi törenler dışındaki konulara pek itibar etmeyeceklerdir. Bunun sonucunda da Halk bu gazetelere ilgi göstermeyerek tirajlarını 19 binlere kadar düşürecektir.</p>
<p>         Dönem için bir çeşit iletişim aracı sayabileceğimiz derneklerin de durumu pek farklı değildir. Öyle ki, Ceberutluğundan dem vurulan Osmanlıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo kıyas kabul etmez bir hal alır. Örneğin sadece İstanbul&#8217;da ve sadece kadın haklarına yönelik kurulan dernek sayısı değişik araştırmacılara göre 23 veya 29 arasındadır. İşçi örgütleri, sosyalist, liberal, ırkçı, İslamcı vb. fikir kulüplerini saymaksa hemen hemen imkansızdır. Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda ise devlet partisi dışında hiçbir siyasi parti ve derneğin yaşamasına müsaade edilmemiştir. 1924&#8242;de kurulan muhalefet partisi de kanlı bir şekilde kapatılmış, en son da 1931&#8242;de Türk Ocakları Derneği feshedilmiş ve memleket sathında CHP dışında siyasi nitelikli bir örgüt kalmamıştır&#8230;</p>
<p>         <em>Yani kızım, &#8220;bülbüllere emir var, lisan öğren vakvak&#8217; tan/ Bahset tarih balığın tırmandığı kavaktan&#8221;&#8230;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Tarih Şaşırmaktır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 09:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13447</guid>
		<description><![CDATA[Polisiye filmlerde suçlular parmak izlerini silerler.  Böylece polisin ve savcıların &#8220;tarihi okuması&#8221; engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine &#8220;resmî bir yanılgı&#8221; yerleştirilir.
Devletler de resmî tarih yazdıkları zaman daha önce yazılmış olanlar gayrı resmî, hatta yasa dışı olur. Parmak izi silmek gibidir devlet eliyle tarih yazmak &#8230; Bir düşünün: Padişahların bütün yazışmalarını, Saray&#8217;ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="size-full wp-image-13449 alignleft" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="200" height="290" /></a>Polisiye filmlerde suçlular parmak izlerini silerler.  Böylece polisin ve savcıların <strong><em>&#8220;tarihi okuması&#8221;</em></strong> engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine <strong><em>&#8220;resmî bir yanılgı&#8221;</em></strong> yerleştirilir.</p>
<p>Devletler de <em><strong>resmî tarih</strong></em> yazdıkları zaman daha önce yazılmış olanlar gayrı resmî, hatta yasa dışı olur. Parmak izi silmek gibidir <strong><em>devlet eliyle tarih yazmak &#8230;</em></strong> Bir düşünün: Padişahların bütün yazışmalarını, Saray&#8217;ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp yakmak, Osmanlı&#8217;dan ve Selçuklu&#8217;dan kalma bütün çeşmeleri, camileri, han ve hamamları yıkmaktansa &#8220;sadece&#8221; <strong>resmî bir tarih</strong> yazıyorsunuz ve bir çırpıda bin yıllık hakikî tarihiniz çöpe. Yeni kuşakların geçmişi anlama şanslarını ortadan kaldırıyorsunuz.</p>
<p> <em><strong>Hele bir de &#8221;oradan geçerken&#8221;</strong></em> <em><strong>lisanı devirip</strong></em> <em><strong>alfabeyi değiştirdiyseniz</strong></em>, temizlik tamam!</p>
<p>Biz de kendi yaşadığımız topraklara yeni gelmiş sığınmacılar gibi etrafa bakıyoruz. <strong><em>&#8220;Devlet nedir? Millet nedir? Osmanlı mıyız yoksa Türk mü?&#8221;</em></strong> diye sorguluyoruz kendimizi, tarihimizi. Çünkü boş beyaz bir kâğıttan başlamaya mahkûm edildik. <strong><em>Resmî tarih ve dil devrimi ile dilimiz ve kültürümüz devirildi, bizler de altında kaldık</em></strong>.  Tarihimizi bilmediğimiz için bugünü anlamıyoruz. Yarın ise bir korku filmi gibi. Cahillikten her yerde komplo teorileri görüyoruz. Adeta ıssız bir adaya düşmüş yabancılar gibi gölgemizden bile korkuyoruz, komşu ülkelerden, iç ve dış düşmanlardan hatta birbirimizden bile&#8230;</p>
<p>Sitemizin Laiklik, Tarih ve Osmanlı dosyalarına katkısıyla yakından tanıdığınız <strong>Mehmet Bahadır</strong> <a title="Permanent Link to Republic of Turkey (Hindi Cumhuriyeti)" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/14/republic-of-turkey-hindi-cumhuriyeti/">Republic of Turkey - Hindi Cumhuriyeti</a> isimli yazısında şöyle özetliyordu bu durumu:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Aslında, küçük ve mutlu azgın bir azınlığın amentüsü haline gelmiş dogmatik bir zihniyetti karşımdaki. Sorgulanamazdı, zira devletin temel kurumlarını sorgulamaya ya da dünyadaki benzerleri ile mukayese etmeye başladığınız zaman, malum zihniyet hemen bir savunma ve saldırma pozisyonu alıyordu. <strong>&#8220;Kutsalıma dokundurmam&#8221;</strong> refleksi ile hareket ediyor ve hatta sizi, yobaz olarak yaftalayıp dışlayabiliyor ve sonuçta kendine sürekli iç düşmanlar üretebiliyordu.  Geçen onca sancılı ve acılı yıllar ve hatta tecrübelerimiz &#8220;Cumhuriyet Kazanımları&#8221; hakkında bize yeterince bilgi veriyordu zaten.&#8221; </em></p>
<p>Evet&#8230; Tarih şaşırmaktır. Atatürk&#8217;e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan&#8217;a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>&#8220;Asker millet&#8221;</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz.</p>
<p>Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

