<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Resim</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/resim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 11:05:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Baudelaire]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19473</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;
 Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19496" title="otto_dix_cirkin_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg" alt="" width="242" height="184" /></a>&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em></p>
<p><em> </em>Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;<strong>Kötülük Çiçekleri</strong>&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir miyiz?&#8230; Bu o kadar net değil. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%E2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%E2%80%9Csiradan-kotuluk%E2%80%9D/">Kötülük&#8217;ün zıddı İyilik değildir</a> bahsi, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf">Derin Zaman kitabı</a> )</p>
<p> Mesele zaten kitabın isminden itibaren başlıyor: <strong>Kötülük</strong> Çiçekleri. Zira <a href="http://www.gutenberg.org/ebooks/6099">orjinal metindeki </a> <em>&#8220;Les Fleurs <strong>du Mal</strong>&#8220;</em> soyut bir kötülük değil şeytan, iblis vb anlamlara geliyor Fransızcada. (örn. <strong><em>mal</em></strong><em>in</em>) Başka dillere çevirenler de böyle düşünmüş olmalı, ingilizce başlık <em>&#8220;<a href="http://fleursdumal.org/">Flowers of <strong>Evil</strong></a>&#8220;</em>. Zaten şairin kendisi de söylüyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Her insanda sürekli iki arzu vardır; biri Tanrı&#8217;ya doğru, öteki şeytana doğru. Tanrı&#8217;ya sığınış, bir yükselme isteğidir; şeytanın yahut hayvanlığınki ise bir iniş mutluluğudur.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19497" title="otto_dix_cirkin_sanat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg" alt="" width="214" height="305" /></a>İyi ama iniş ve çıkışı neden aynı aynı kefeye koydu şair? <strong><em>&#8220;İniş Mutluluğu&#8221;</em></strong> yerine düşme acısı ya da utancından bahsedebilirdi. Neden iyilik ve kötülüğe bu eşit mesafeli duruş? Tensel hazlar, dünyevî zevkler, maddî tatmin ile mutluluk arasında ayrım yap(a)mayan bir pozitivizm kokusu yayılıyor bu satırlardan. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Pozitivizm Kitabı</strong></a>) Bir yandan içinde yaşadığı asrın acıları ve gebe olduğu şiddete üzülüyor Baudelaire. Hem topluma acıyor hem de kendisine. Babasını 6 yaşında kaybetmenin ızdırabı, çok sevdiği annesinin bir başka erkekle evlenmesinden duyduğu öfke dinmiş değil. Izdırap zaman ve mekân tanımıyor. <strong>Hatıralar yaşlanmıyor</strong>. Ama Baudelaire bu acıları ve pişmanlıklara bir mânâ veremiyor. Fıtraten açlığını hissettiği iyilik, sadakat ve şefkât arzusu nereden geliyor? Annesine kızma hakkı var mı? Hakları çiğnenen işçilere neden acıyor? Neden bu adalet özlemi?</p>
<p>Elbette Mutluluk ve tatmin birbiriyle karıştırılMAması gereken çok farklı iki kavram. (Bkz. <strong><em>&#8220;İnsan maymunlaşabilir mi?&#8221;</em></strong> adlı bölüm, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan kitabı</a>) Ama Baudelaire bu iki çekim gücünü birleştirmiş adeta; &#8220;iniş utancını&#8221; değil de, &#8220;iniş mutluluğunu&#8221; tercih etmiş. Aradığı sorulara cevap bul(a)mamaktan yorgun düşen şair nihilizmin soğuk ve karanlık çölünü son durak sanıp iniyor aklın treninden:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ey ölüm, koca kaptan, artık gitme zamanı!<br />
Ey ölüm! haydi, bizi boğdu bu memleket!..</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu girdap, Cennet veya Cehennem, dalalım<br />
Yeniyi bulmak için bilinmeyenin  dibine!..</em></p>
<p>Sanırım&#8230; <strong>&#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221;</strong> şairin kendi acılarını dile getirdiği bir şiir kitabı değil. Varoluş&#8217;u, Hayat&#8217;ı ve Ölüm&#8217;ü sorgulayan her insanın geçtiği dikenli yollarda <span id="more-19473"></span>atılmış adımlar bunlar:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal&#8217;in, Ayasofya&#8217;nın, Notre Dame de Paris&#8217;nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler&#8217;i lanetliyoruz ve neden Filistin&#8217;de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki&#8230;&#8221; </em>(Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a> isimli kitap)</p>
<p><strong>Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak</strong><strong></strong></p>
<p>Yazının başında bir sözünü aktarmıştık şairin, şöyle diyordu: <em>&#8220;&#8230;Kötülük&#8217;ten </em><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CCoQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/&amp;ei=wyPJTuHVGoebOpCX8cIP&amp;usg=AFQjCNESwfFgmfGm_zZw3SmGNNJFNdGSdA&amp;sig2=XI-r"><em>Güzellik</em></a><em>&#8216;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em> Bu söz aslında büyük bir yanılgıyı gösteriyor bizce. Baudelaire Güzel&#8217;i çıkarmıyor, <strong>Kötü&#8217;yü, daha doğrusu İyi&#8217;nin yokluğunu &#8220;görünür&#8221; hale getiriyor.</strong> Çünkü YOK&#8217;u görmek kolay değil. Yiyeceklere nazaran bir insanın açlığı gibi Kötülük&#8217;ün varlığı. Bir borç gibi negatif, bir düşkırıklığı. YOKLUK da var, bir isim koyabildiğime göre&#8230; Ama borcum cebimdeki para kadar VAR değil, terk edilmek ve yalnzlık kollarıma sardığım kadın kadar gerçek değil. Entelce söyleyecek olursak <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=cirkinlik+site:derindusunce.org"><strong>ç</strong><strong>irkin</strong></a><strong>&#8216;i estetize ediyor </strong>Baudelaire. Ama Güzellik değil bu estetizasyon, alakası yok!&#8230; Örneğin &#8220;Bir Leş&#8221;  adlı şiirden bir kaç mısra:<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"></a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</em><em></em>
</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"><img class="size-full wp-image-19498 aligncenter" title="otto_dix_at_lesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg" alt="" width="450" height="330" /></a></p>
<p>Biraz daha açalım: Korkunç derecede üzücü bir durum düşünün: Bir tecavüz, bir cinayet, bir işkence sahnesi&#8230; Buna maruz kalan veya &#8220;sadece&#8221; seyirci olan bir insan bile olan biteni doğru dürüst göremez. Korkudan, aceleden, tiksinme duygusundan&#8230; Ama bir filmde böyle bir sahne varsa, hele bazı &#8220;mühim&#8221; anlar ağır çekimle uzuuuuuuun saniyelere yayıldıysa &#8220;iğrençlik&#8221; daha bir görünür (=anlaşılır) olur. Çığlıklar, darbeler, sıçrayan kan damlaları&#8230; <strong>Bir çok insan bu yüzden şiddet içeren filmlere ilgi gösterir. Çünkü merak duygusu tiksintiyi bastırabilir.</strong> Polisiye filmlerdeki çatışma, dövüş ve araba takibi sahneleri de böyledir. Değişik açılardan aynı kavgayı öyle bir seyrettirirler ki adama adeta kavga etmiş gibi olursunuz. Meselâ <a href="http://www.imdb.com/title/tt0077928/">Gece Yarısı Expresi</a>&#8216;nde &#8220;zavallı&#8221; Amerikalıya işkence yapan Türk polisleri, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120815/">Er Ryan&#8217;ı Kurtarmak</a> filminin ilk dakikalarında karaya çıkan askerlerin vurulması, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0133093/">Matrix</a>&#8216;te &#8220;uçan&#8221; insanların etrafında dönen kameralar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg"><img class="size-full wp-image-19502 aligncenter" title="cirkin_sanat_matrix" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg" alt="" width="400" height="204" /></a></p>
<p>Bu görüntüler merakımızı öyle &#8220;güzel&#8221; doyurur ki gerçekten Güzellik&#8217;e dair bir şey gördüğümüzü sanırız. Aslında bu tür sanat(?) eserleri Güzel&#8217;i anlatmaz ama korkuyu, şiddeti, vahşeti &#8220;güzel&#8221; anlatır. <strong>Merakımızı TATMİN eder, bilme/anlama açlığı bir çukur, bir delik gibidir. Filmlerin kanlı şovları o merak deliklerine &#8220;cuk&#8221; diye oturur. Bunun için &#8220;güzel&#8221; gelir bize.</strong></p>
<p> Dikkat ederseniz yazımıza eşlik eden ressam <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_Dix">Otto Dix</a>(1) tablolarındaki gibi bir teknik kullanıyor Baudelaire. Dix&#8217;in fırçasıyla yaptığını şair kelimelerle yapıyor, göze hoş gelen şeyler ile pislikleri, iğrençlikleri yan yana koyuyor:</p>
<ul type="disc">
<li>Güneşin parlayan ışıkları altında bir çiçek gibi açılmış hayvan leşi,</li>
<li>Çimenlikte etin keskin kokusu,</li>
<li>Oynaşan, eti öper gibi yiyen kurtçuklar vs.</li>
</ul>
<p>Şiirin ilk kıtasındaki &#8220;şehvetli kadın&#8221; metaforu ile son kıtasında kendisinin de bir gün öleceğini hatırlaması hayat ve ölümün gece-gündüz gibi müteakip oluşuna bir isaret mi? Yoruma açık. Ama şiirin bende uyandırdığı his manevî bir umuttan çok maddî bir umutsuzluk oldu. Bu bakımdan daha çok düzene, geleneğe, alışılmışa isyan eden bir nihilizm kokusu aldım Leş şiirinde. Karl Marx&#8217;ın <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Alman+%25C4%25B0deolojisi%22+site:derindusunce.org">Alman İdeolojisi</a>&#8216;nde yaptığı gibi <em>&#8220;yerin dibine batsın düzeniniz, devletiniz, dininiz&#8230;&#8221;</em> diyen bir başkaldırı var. Ama <strong>sonrasını düşünmeden kaldırılmış her baş gibi</strong> başka düzenlere boyun eğmeye mahkum bir baş bu. Güzel&#8217;i anlatamıyor şair ama ızdırabını güzel anlatıyor, işte bunun için &#8220;estetizasyon&#8221; üzerinde israr ediyorum:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hem bıçağım hem de yara!<br />
Hem yanağım hem de tokat!<br />
Hem kurbanım hem de cellat<br />
Ezen ve ezilen çarkta.</em></p>
<p>Tıpkı Türk şair Ahmet Erhan&#8217;ın dizeleri gibi: <em>&#8220;Bana yarınlardan, doğacak güneşlerden söz ederler, ben bugünleri yakıştıramazken kendime&#8221;&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19499" title="1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg" alt="" width="233" height="280" /></a>Kanlı ihtilallerin, devrimlerin, savaşların kasıp kavurduğu bir Avrupa&#8217;da bilime, rasyonaliteye tapan bir medeniyetin(!) çocuğuydu Baudelaire. Bunalımlı devirlerin insanıydı. <strong><em>&#8220;Tanrı öldü&#8221;</em></strong> diyen <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Nietzche#sclient=psy-ab&amp;hl=en&amp;source=hp&amp;q=Nietzsche+site%3Aderindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Nietzsche+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=4835l10206l0l10316l22l14l0l0l0l0l560l3331l0.4.6.1.1.1l13l0&amp;bav=on.2,or">Nietzsche</a>, <strong><em>&#8220;Gökyüzünü tepetaklak edip yere indirmek&#8221;</em></strong> isteyen <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CB0QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/&amp;ei=gyLJToSbFIWVOsWV5cAP&amp;usg=AFQjCNEnQd8771O63W5v5Ksp7P-JpSBEZg&amp;sig2=xoFb07s5rncWW4_orjEV">Marx</a>, vicdanın sesine<strong><em> &#8220;ne malum?&#8221;</em></strong> diye şüpheyle cevap veren <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Hume+site:derindusunce.org">Hume</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_Schopenhauer#K.C3.B6t.C3.BCmserli.C4.9Fi_.28pesimizm.29">karamsarlığı bir yaşam biçimi haline getiren Schopenhauer</a> ile çağdaştı. Fayda ve Tatmin denen dünyevî referanslar Hakikat&#8217;in, Mutluluk&#8217;un yerini almaktaydı.Panoptik(2) cezaevlerinin mucidi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bentham">Bentham</a>&#8216;ın faydacı fikirleri Avrupa&#8217;nın genlerine işliyordu.</p>
<p>Rasyonalite&#8217;nin barış ve refah getireceğine iman eden bu yol bizi Hiroşima ve Nagazaki&#8217;ye, bugün ise Irak&#8217;ın işgaline kadar götürdü. <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Hannah+Arendt%22+site:derindusunce.org">Hannah Arendt</a>&#8216;in Kültür Krizi&#8217;nde söylediği gibi atom bombasını yapmak ve yüzbinlerce sivili öldürmek için çok <strong>RASYONEL</strong> sebepler vardı. İnsanlık Arendt&#8217;in tabiriyle bir fay hattının üzerindeydi. Bilim&#8217;e taptıkça, dünyaya bağlandıkça Ölüm&#8217;ün hakikatinden uzaklaşıyoruz.</p>
<p> <strong>Kâinat&#8217;ın şiiri ve Baudelaire</strong></p>
<p> Havada uçan bir ördeğe baktığında bir avcı, bir aşçı ya da bir şair aynı şeyi görmez. Çünkü Baudelaire gibi sanatsal duyarlılık sahibi olan insanların gözleri bizimkilere benzemez. Bunun sırrını vermiştir şair &#8220;Albatros&#8221; adlı şiirinde. Açık denizlerde, mavi göklerde hiç durmadan saatlerce uçabilen bu deniz kuşları yere indiklerinde hantal ve komiktir. Uçarken erişilmez ve olağanüstü görünen kuş (sanatçı), rızık peşinde yere indiğinde (kalabalığa karıştığında) acınacak duruma düşer.  Baudelaire bu mısralarla sanatçıların toplum tarafından anlaşılmadığını, yalnız kaldığını anlatır:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,<br />
Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını<br />
Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,<br />
Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,<br />
Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,<br />
Engel olur yürümesine dev kanatları</em></p>
<p>Neden böyle olur? İnsan etrafını çevreleyen dünyaya iki farklı gözle (iki farklı akıl ile) bakabilir: Parçalayan, <strong>Et-Göz</strong> ve birleştiren, <strong>Derin-Göz</strong>. Bunlardan hangisini kullanırsanız diğeri kapanır. Et-Göz bizim biyolojik yaşantımız için gereklidir. Aş, eş ve iş bulmamızı sağlar. Fayda ve tehdit odaklıdır. Eşya&#8217;yı görür. Bölünen, ölçülen tartılan alemin varlıklarını bilir. Derin-Göz ise parçalanaMAyan varlıkları görmek içindir. Aşk, Güzellik, Adalet&#8230; Nasıl çalışır ikisi ibr arada? Açalım:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_5.jpg" alt="" width="139" height="127" />&#8220;&#8230;</em><em>bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_3.jpg" alt="" width="145" height="127" /> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. <strong>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</strong> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz. &#8220;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor&#8230;</em><em>&#8220;</em> (Güzellik Matkabı bahsi, <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong> kitabı)</p>
<p>Bu noktada şu soruyu hiç utanıp sıkılmadan sormak lâzım: Baudelaire gibi şairlerin benzetmeleri bir rastlantı mı dır? Yoksa elle tutulur, gözle görülür dünyadan daha &#8220;derinlere&#8221;, Hakikat&#8217;e bir yol mudur? Meselâ kuşların bize özgürlüğü çağrıştırması, sırtlan ve akbabaların fırsatçı insanları hatırlatması, gecenin umutsuzluk vb simgesi olması&#8230; Bütün bunlar kültüre, inanca göre değişen, göreceli semboller midir?</p>
<p> &#8221;Bizim&#8221; Baudelaire Wagner&#8217;in müziği üzerine yazdığı bir denemede bu soruya güzel bir cevap vermiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Kâinat gizli şifre ile yazılmış bir metin ise şair bir şifre çözücüden başka kim olabilir? Her şiir gerçeklerin bir okuması, bir tercüme, çözülen bir şifredir&#8230;Gerçek müziğin farklı zihinlerde benzer duygular  uyandırması şaşırtıcı değil; sesler şekilleri ve renkleri çağrıştırmasaydı  şaşırtıcı olurdu. Biçimler ve renkler melodileri ilham eder. Seslerle renkler karşılıklı benzetmelerle hisleri ve fikirleri dönüştürür. Varlıklar sanatçıların zihninde benzetme yapacak ilhamlar uyandırır. Çünkü Tanrı Kâinat&#8217;ı bölünemez ve karmaşık bir bütün olarak yaratmıştır. Sanatçıların benzetmeleri rastgele değildir. Her şey birbirine tekabül eder, bir ahenk vardır. Kâinat&#8217;tı bir kitap, yazılı bir metin gibi kabul edebiliriz. Bu metnin bir dili vardır. Ama karmaşık ve çok zengin bir dildir bu. Her varlık (sembol/harf) hem farklı şeyler anlatır hem de hepsi aynı şeyi söyler&#8230;&#8221;</em>(kaynak: <a href="http://www.amazon.com/Other-Voice-Essays-Modern-Poetry/dp/0156704552/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1321955234&amp;sr=1-1">Modern şiir üzerine denemeler -Octavio Paz-</a> )</p>
<p> Evet&#8230; Böyle diyor şair. Sembollerin, renklerin göreceli bir &#8220;boyutu&#8221; da var tabi. Bir hayvan farklı ülkelerde kurnazlığı, saldırganlığı ya da bir başka özelliği temsil edebilir. Kültürel ve dinî referanslar elbette bir &#8220;parazit&#8221; oluşturacaktır. Zaten her şekil ve her renk ile insandaki tüm duygu ve düşünceler arasında bire bir paralellik aramak büyük hata olur. Zira bu &#8220;Kâinat Kitabı&#8221; denen metni kendi beşerî kalıplarımıza sığdırmak anlamına gelir. Bu şekilde Sanat&#8217;ı bilimselleştirmek, objektif, herkes için aynı, ölçülebilir vs kalıplara koymak ise Sanatı öldürür.</p>
<p> Sanat&#8217;ın bize insanlığımızı, hürriyetimizi bildirmesi/buldurması üzerine bir çok makale yayınladık geçmişte. Meselâ:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/19/kuslarin-sirri-sanatta-ayrinti7/">Kuşların sırrı: Sanat&#8217;ta ayrıntı (7)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a></li>
</ul>
<p> Bu 4 makalede Baudelaire&#8217;in kısaca değindiği Birlik/Teklik hissi konusunda çok ilginç detaylar bulabilirsiniz. Tabi ki başka sanatçılar ve başka filozofların eserlerinden kesişimlerle birlikte. Biz makalemizi Henri Bergson&#8217;dan bir alıntı ile bitirelim :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>« &#8230;Sanat&#8217;ın amacı nedir? Eğer Hakikat dosdoğru gelip hissiyatımıza ve şuurumuza çarpmış olsa, eğer çevremiz ve kendimizle doğrudan iletişime girebilmiş olsak, zannederim Sanat faydasız olurdu ya da hepimiz sanatçı olurduk çünkü ruhumuz Kâinat&#8217;ın musikîsi ile sürekli bir Tevhid halinde titrerdi. Hafızamızın yardım ettiği gözlerimiz Mekân&#8217;ı oyar, taklidi imkânsız tablolar kesip çıkarırdı. Bir bakışta İnsan bedeninin canlı mermerinden  ilkçağ heykelleri kadar güzel heykel parçaları yakalardı. Ruhlarımızın derinliğinde kimi zaman neşeli, çoğu zaman da hüzünlü ama hep özgün bir müzik duyardık&#8230; iç yaşamımızın sürekli ezgisini&#8230; Aslında bütün bunlar bizim etrafımızda, içimizde ama hiç birini ayrı ayrı hissetmiyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bizimle Tabiat arasında&#8230; hayır! Bizimle şuurumuz arasına bir perde girmiş. Sıradan insanlar için kalın bir perde, sanatçı ve şair için ince, neredeyse saydam bir perde. Hangi peri kızı dokumuş bu perdeyi? Bir tuzak mı? yoksa iyilik için mi dokunmuş? Yaşamak gerekiyor ve yaşam çevremizi sadece ihtiyaçlarımız doğrultusunda hissetmemizi gerektiriyor. Yaşamak eylem demek. Uygun tepkiyi vermek amacıyla hissetmek, faydası ölçüsünde hissetmek çevreyi. Öteki hislerin karanlıkta kalması ya da bize &#8220;karartılmış&#8221; biçimde ulaşması gerekiyor&#8230; Bakıyorum, gördüğümü sanıyorum, dinliyorum, duyduğumu sanıyorum, kendimi inceliyorum ve kalbimin derinliklerini okuduğumu sanıyorum. Oysa gördüğüm ve duyduğum sadece hislerimin beni yönlendirmek üzere dış alemden süzdüğü bilgiler. Kendim hakkımda bildiklerim yüzeysel, ancak eyleme dönüşebilecek olanlar. Yani hissiyatım ve şuurum bana Hakikat&#8217;in sadece faydalı ve basitleştirilmiş bir kısmını aktarıyorlar. Bana açtıkları pencerede faydasız olan her şey silinmiş, faydalı benzerlikler abartılmış, yaşantımın ilerleyeceği yollar önceden çizilmiş. »</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%E2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%E2%80%99ta-ayrinti9/"><strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ın amacı</strong> ve <strong>Henri Bergson</strong>: <strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ta Ayrıntı</strong>(<strong>9</strong>)</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p> <strong>Yazıda adı geçen şiirlerin tam metni</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"> <strong>Bir Leş </strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bacaklarını dikmiş bir kadınca, azgın,<br />
Ateşli,zehir dökerek,<br />
Açıyordu buğular kaynaşan bir karın<br />
Öyle edepsizce, gevşek.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Güneş parıldıyordu pişirip kotarmaya<br />
Üstünde bu çürüntünün,<br />
Geri verebilmek için büyük Doğa&#8217;ya<br />
Çattığından yüz kat üstün;</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ve gök bakıyordu bu yaman iskeletin<br />
Açmasına çiçek gibi.<br />
Bayıldım sanırdınız, çimenlikte etin<br />
Kokusu bir keskindi ki.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Her şey dalga gibi alçalıp yükselirken,<br />
Atılırken çıtırtılarla,<br />
Gizli bir soluktan şişmiş yaşıyordu ten<br />
Sanki çoğala çoğala</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bir garip müzikle yansıyordu bu dünya<br />
Yel gibi, akarsu gibi,<br />
Tohum gibi, harmancının hoş bir uyumla<br />
Kalburunda çevirdiği.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biçimler silinip düşe dönüyordu tam,<br />
Beliren bir taslak vardı<br />
Unutulmuş tuval üstünde, sanki ressam<br />
Belleğinden tamamlardı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kaygılı köpek, kayalar ötesinden<br />
Kızgın bizi gözlerdi de<br />
Kollardı koparacağı anı yeniden<br />
Kalan parçayı geride..</p>
<p style="padding-left: 60px;">-Siz de bu pisliğin olursunuz bir eşi,<br />
Bu kokuşmaların, iğrenç,<br />
Gözlerimin yıldızı, ömrümün güneşi<br />
Siz meleğim, tutkum, ergeç !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öyle olursunuz, çok incelikli ece,<br />
Tamamlanıp son duanız<br />
Kemikler içinde çürümeye gidince<br />
Çayır, ot altında yalnız.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sizi öper gibi yiyen kurtçuğa, canım!<br />
O zaman şunu söyleyin :<br />
Tanrısal özünü, biçimini sakladım<br />
Dağılan sevgilerimin
</p>
<p style="padding-left: 60px;"> </p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>Albatros</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Çok kere, eğlenmek için, gemi tayfaları</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tutarlar albatrosları, bu geniş deniz kuşlarını,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tuzlu girdaplar üzerinde kayan gemiyi</p>
<p style="padding-left: 60px;">Takibeden ağır yolculuk arkadaşlarını.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Döşemeler üzerine bırakıverdiler mi onları,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ne çirkin, ne kadar sümsük olur bu kanatlı seyyah,</p>
<p style="padding-left: 60px;">O ki vaktiyle o kadar güzeldi, ne gülünç ne sallapatı</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biri piposuyla usanç verir gagasına,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öteki taklit eder, topallayarak, vaktiyle uçan bu sakatı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Engel olur yürümesine dev kanatları.</p>
<p> </p>
<p><strong> Otto Dix&#8217;ten Gravürler</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19500" title="otto_dix_cirkin_sanat_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg" alt="" width="404" height="500" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19501" title="otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg" alt="" width="350" height="486" /></a></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p> 1° Otto Dix de tıpkı Baudelaire gibi insanların riyakârlığından, savaştan vs öyle yılmış, öyle bıkmıstır ki bu çirkinlikleri Alman halkının yüzüne çarpmak istemiştir. Sefaleti, fuhuşu, yaşlılık ve ölümü konu alan bir çok tablosu, gravürü vardır.</p>
<p>2° <em>&#8220;&#8230;Az sayıda gardiyanın çok sayıda mahpusu gözetlemesini sağlamak üzere &#8220;denetim evi&#8221; anlamında panopticon adını verdiği daire planlı bir yapı tasarladı. Bu tasarım birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruluydu. Her hücre bu halkanın iç kısmına açıktı ve halkanın dış cephesindeki duvarda birer pencere vardı. Halkanın ortasında mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi yer almaktaydı. Panopticon&#8217;un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki sakine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin iyi aydınlatılmış bir siluetini izleme olanağını sağlamasıydı. Bentham&#8217;ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka çabası yoktu. Böylece mahpus bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktı&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Bentham">Vikipedi</a>&#8216;den)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg"><img class="size-full wp-image-19503 aligncenter" title="panopticon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg" alt="" width="468" height="396" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ressam Fehime Salihi Firuz ile söyleşi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 22:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18220</guid>
		<description><![CDATA[ 
Resimleriniz İran resim geleneği kadar Avrupa resmini de özümsediğinizi gösteriyor. Avrupalı ressamlar arasında kendinize hangilerini daha yakın buluyorsunuz? 
Tartışmasız Rothko. Dali de elbet önemli, ama çok çılgın bana göre. Sürrealizm ona çok şey borçlu.  Gerçeküstü çalışmalar yapmak isteyen ressamın önünde aşılmaz bir dağ gibidir Dali. İran Davudi&#8217;nin , Farah tarafından çok desteklenen bu ressamımızın resimlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p> </p>
<p><strong>Resimleriniz İran resim geleneği kadar Avrupa resmini de özümsediğinizi gösteriyor. Avrupalı ressamlar arasında kendinize hangilerini daha yakın buluyorsunuz? </strong></p>
<p>Tartışmasız Rothko. Dali de elbet önemli, ama çok çılgın bana göre. Sürrealizm ona çok şey borçlu.  Gerçeküstü çalışmalar yapmak isteyen ressamın önünde aşılmaz bir dağ gibidir Dali. İran Davudi&#8217;nin , Farah tarafından çok desteklenen bu ressamımızın resimlerinin Dali&#8217;den kopyalanmış olduğu düşünen eleştirmenler var. Ben kendim sade bir şekilde  Mark Rothko&#8217;yu seviyorum, onun renklerle oynaması çok hoşuma gidiyor. Renklerin kutsal bir yönü olduğunu hissettiriyor.  Renklere bu tür bir hakimiyeti nedeniyle kiliselere de resim yapmış.  Onu seviyorum, ama etki yaratacak ölçüde ilgimi çeken başka özel herhangi bir isim gelmiyor aklıma Avrupalı ressamlar arasında.</p>
<p><strong>Resimlerinizde Siyahkalem ve  kısmen Ferçiyan kadar  Goya etkisi de algılamıştım ben ilk gördüğümde. </strong></p>
<p>Bu ressamların hepsi ilginç, ama kendi dönemleri açısından, kendi kültür bağlamları kapsamında&#8230; Ben daha kendime özgü, kendi kültürümü yansıtan resimler yapayım istedim. Öyle ki akademide hocalarım bana,  &#8221; İranlı olduğunu bu kadar mı göstermek istiyorsun?&#8221; derlerdi. Çünkü benim resimlerimi gören, ressamının İranlı olduğunu anlar, bir birikimi o kadar yansıtıyor yani. Bir sergi sırasında resimlerimi inceleyen bir adam yanıma geldi ve bana feminist olup olmadığımı sordu. Tablolarımda neredeyse hiç erkek siması yok. Adam söylemeden önce bunu hiç farketmemiştim.  Kendiliğinden oluyor bir şeyler. Aslında İran resminde cinsiyet öne çıkmaz adeta, erkek ve kadın suretleri çok aynılaşır. Bazen bir ressam çıkıp kadını cinsiyetini belli edecek şekilde bir özelliğiyle belirginleştirebilir ama yüz değişmez. <a href="http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&amp;ArticleID=168525" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mekteb- i Sultani Ressamları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/24/mekteb-i-sultani-ressamlari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/24/mekteb-i-sultani-ressamlari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2011 10:17:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17329</guid>
		<description><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu
Tevfik Fikret&#8217;in bebek sırtlarında bir zamanlar yaşadığı evi ziyaret ettiğimde bir insanın aynı anda hem ressam hem de şair olmasının ne kadar olağan ve aynı zamanda olağandışı olduğunu hissettim. Sonra çağdaşı olan Mekteb-i Sultani ressamlarının izini sürmek istedim Pera Müzesi&#8217;ndeki bir sergide. Onların fırça darbeleriyle bize anlattıkları atmosferler şimdiki bütün tartışmalarımıza ayna tutuyor.  Fikret&#8217;in Bebek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yıldız Ramazanoğlu</em></strong></p>
<blockquote><p>Tevfik Fikret&#8217;in bebek sırtlarında bir zamanlar yaşadığı evi ziyaret ettiğimde bir insanın aynı anda hem ressam hem de şair olmasının ne kadar olağan ve aynı zamanda olağandışı olduğunu hissettim. Sonra çağdaşı olan Mekteb-i Sultani ressamlarının izini sürmek istedim Pera Müzesi&#8217;ndeki bir sergide. Onların fırça darbeleriyle bize anlattıkları atmosferler şimdiki bütün tartışmalarımıza ayna tutuyor.  Fikret&#8217;in Bebek Sırtları tablosunda resmettiği huzurlu dingin diri havayı tekrar solumak mümkün görünmüyor. Ağaca yaslanmış kendinden emin güçlü yalnız bir kadın etrafı tevekkülle temaşa ediyor. Elinde bir demet papatya. Fırtınalarıyla barışık. Yatışmış halde.  <a href="http://www.ozgundurus.com/Yazar/Yildiz-Ramazanoglu/Mekteb--i-Sultani-Ressamlari.php" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/24/mekteb-i-sultani-ressamlari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/24/mekteb-i-sultani-ressamlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Beden ve ruhun ağrı kardeşliği: Frida</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 09:03:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bedensel engelli insanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15594</guid>
		<description><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu
İstanbul&#8217;dan Frida Kahlo sergisi geçti. Sergilenen resimler İkinci Dünya Savaşı sırasında Meksika&#8217;ya kaçan, orada tanışıp evlenmiş bir çiftin, Rus asıllı Natasha ve Jaccques Gelman&#8217;ın  özel koleksiyonundan. Pazar günü evden çıkmamaya çalışsam da içgüdüsel bir atılışla vardım Pera Müzesine. Bedeni harap olmuş Frida&#8217;nın ruhundan gelen eserleri bu diyardan geçip gitmeden görmek istedim. Hep kendini anlattı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_frida_kahlo_self_portrait1.jpg"><strong><em><img class="alignright size-full wp-image-15596" title="w_frida_kahlo_self_portrait1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_frida_kahlo_self_portrait1.jpg" alt="" width="250" height="325" /></em></strong></a><strong><em>Yıldız Ramazanoğlu</em></strong></p>
<p>İstanbul&#8217;dan Frida Kahlo sergisi geçti. Sergilenen resimler İkinci Dünya Savaşı sırasında Meksika&#8217;ya kaçan, orada tanışıp evlenmiş bir çiftin, Rus asıllı Natasha ve Jaccques Gelman&#8217;ın  özel koleksiyonundan. Pazar günü evden çıkmamaya çalışsam da içgüdüsel bir atılışla vardım Pera Müzesine. Bedeni harap olmuş Frida&#8217;nın ruhundan gelen eserleri bu diyardan geçip gitmeden görmek istedim. Hep kendini anlattı, toplumsal meseleleri resminin konusu yapmadı denir onun için, bazen de hayatındaki tuhaflıkların ilişkilerin esas onu ünlü yapan şey olduğu, resminin önemli olmadığı söylenir.</p>
<p>1907′de doğan Kızılderili kız, Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon Frida&#8217;nın, 1932′de yaptığı karakalem resim, Güneş Pencereden İçeri Sızıyor, onun tam olarak neye yöneleceğinin açık işareti. Resimde sayısız binaların içinden birine doğru gelen, kenarları ışınlarla parıldayan güneş tek bir pencerenin üzerine kelebek gibi konmuş.</p>
<p>Daha yedi yaşındayken çocuk felci geçirip tek ayağı bu yüzden kısa kalan ressam derin bir ilginin nereden gelip onu iyileştireceğini, ruhunu yatıştıracağını düşünmüş belli ki. Talihsizliği bununla da kalmamış ve ondokuz yaşında eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması yüzünden birçok kişinin öldüğü kazadan ağır bir omurilik sakatlanmasıyla<span id="more-15594"></span> kurtulabilmiş. Kazadan sonra hayatı korseler içinde, hastane odalarında, doktorlar arasında geçen gencecik bir kızdan sözediyoruz. Ailesinin acılardan kurtulması için resim yapmasını teşvikiyle başlar her şey.</p>
<p>Yatağının tavanına yerleştirilen aynaya bakarak otoportrelerini tuvale aktarır. Evliliği, politik duruşu, eylemci yanı, anarşistlerle başlayıp sosyalist ve komünistlerle süren düşünsel hayatı hep öne geçti ama sonuçta Picasso, Breton, Kandinsky gibi ressamlardan övgüler almış bir ressam ve en çok resmiyle konuşulmayı hak ediyor. Bir insanın kendine dönüşünün, kendisi üzerinden insan yüzüne ve bedenin ayrılmaz ve ayrılık kabul etmez bir parçası olan ruha yönelişinin göstergesi resimler. Frida&#8217;nın Hayatı ve Ölümü adlı belgeselde yakın arkadaşı Karen&#8217;in dediği gibi başka şeyler de çizmek istiyordu ama hayatı bedeni ve kişiliği çok fazlaydı, ancak onlara yönelebilirdi kısıtlı şartlarda.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gunlukten-bir-sayfa.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15599" title="gunlukten-bir-sayfa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gunlukten-bir-sayfa.jpg" alt="" width="411" height="504" /></a>Omurgalarından 23 kez ameliyat olmuş, sonunda sağ bacağı kesilmiş biri o. Olup bitenin manasını anlamaya, yüzündeki yansımaları görmeye çalışmış ve insanlık tecrübesinde &#8220;kendini bilmeyenin hiçbir şeyi bilemeyeceğinden&#8221; yola çıkmış. Bedenin başına gelen şey, onun istek ve arzularının yoksunluklarının hayat içindeki karşılıklarının çözümlenmesi, kısaca bedenin hayatımızdaki yeri bence en temel mesele. Bedenin ruha bakışlarını, ruhun bedende açtığı çizikleri, iç içe oluşturdukları karmaşayı en iyi o bilebilirdi. İki kaşının arasından bir kuşun çıktığı tablo mesela son derece sarsıcı. Picasso&#8217;nun &#8220;biz böyle yüz çizmeyi bilmiyoruz&#8221; dediği şey bu. Resimlerinde kendi bedeninin başına geleni anlatmaya özen gösterdi. Bedenin içindeki ruhu olabildiğince gördü.  Hayatının büyük bölümünü altında yaşadığı, başının üzerinde duran ayna&#8221;gündüzlerimin ve gecelerimin celladı&#8221; dediği bir nesneydi. Papağanlar maymunlar besleyen Frida&#8217;nın 1943′te yaptığı Maymunlu Otoportre&#8217;nin önünde dururken bakışlarındaki güçlü kişilik,  varolmanın onuru görülüyor başını çevrelemiş siyah maymunların arasında. Maymunların da her şeyi algılayan ve farkında olan yüzlerinin dikkat çekici olduğunu söylemek gerek. </p>
<p>Zamanın ünlü duvar ressamı Diego Rivera ile evliliği ilginçtir. Arkadaşları fille güvercinin bir araya gelmesi demişlerdi Frida&#8217;nın küçücük bedeni yüzünden. İncecik küçük bir kız olarak kendisinden yirmi yaş büyük, kocaman, yıkanmak bilmeyen bir adamda ne bulmuştu. İyi bir yürekti ondaki ve anne olmak için böyle bir adam gerekliydi ona göre.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15598" title="gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932.jpg" alt="" width="212" height="327" /></a>İki kez düşük yapar sonra Frida ve anne olamayacağını öğrenir bütün acılarının üstüne. Bu çok sarsıcı. Anne olmak için yaratılmış bir bedenin bunu veremeyecek olmasının bilgisi, ruhun bedenden ayrı olarak annelik duygusunu yaşatacak gücünün olmaması, bedenle ruh arasındaki yarılmayı da bitişikliğin ve iç içeliğin kuşku götürmezliğini de ele verir.</p>
<p>Bazı gerçeküstü formları kullanmasının sürrealist olmasına yorulmasını reddetti Frida, çünkü olabildiğince gerçekçiydi, sadece gerçeğin daha güçlü ve berrak bir şekilde anlaşılmasıydı istediği şey, bunun için kullanıyordu kimi metafizik öğeleri.</p>
<p>Bir kan gölünün ortasında yatan kadını tasvir ettiği 1932′de yaptığı Düşük adlı resim candan can gelişiyle ve gelemeyişiyle yüzleşmenin ürpertici resmi. Tuhuano Olarak Otoportre(1942) ve Saçangülü Otoportre&#8217;de(1941) karşı karşıya kaldığı yaralayıcı gerçeklikler şelalesi karşısında, beyninden saniyede on binlerce fikir geçen ama hepsini ve her şeyi kontrol altına almayı başarmış güçlü bir kadının yüzü var. Ancak biraz daha derinleşince kırılganlık sızıyor dışa doğru. Onu hepimiz inanılmaz renkli ve görkemli kıyafetleriyle biliriz. Kimselere benzemeyen bir giyim tarzı vardı. Abartılı küpeler, saça iliştirilen çiçekler, zamanının tamamen dışında bir saç biçimi, taftalar ve kabarık etekler. Bunlar biraz aksak olan ayağını gizlemek içinse, en çok da içindeki fırtınaları üzüntüleri saklayıp kendine ve çevreye sevinç saçmak içindi. Böyle renkli ve karmaşık giyimine karşılık konuşunca çok sade ve yalın konuşur, eleştiri yapacaksa bunun işe yarayacağından emin olmadan söze girişmez, en ince ve dolaylı yolu seçerdi bunun için. Dostları David ve Karen Cromiem&#8217;in anlatımıyla hazırlanan Frida Yaşamı ve Ölümü adlı belgeselde en çok dikkat çeken karelerden biri Diego&#8217;nun cenazesini omuzladığı andaki yüz ifadesiydi. Sanki canı ve ruhu çekilip gitmişti içinden.</p>
<p> Hayatı boyunca çocuklara özel ilgi gösteren Frida, son zamanlarında artık görmek bile istemiyordu çocukları. Yüzleri iskelet maskeleri takılı çocuklar çizmeye başlamıştı. Hamilelik onu mutluluktan uçurmuştu ama iki kez düşük yaparak anneliği yere çakılmış bir kadındı sonuçta. Evini farklı acayip objelerle doldurmuştu. Her yandan ilham verecek bir obje taşıyordu dostları. Evinin bahçesi de dahil tam bir sanat eviydi yaşadığı yer. Arkadaşlarından tek istediği yurt dışına gittiklerinde ucuz da olsa ona farklı acayip bir obje getirmeleriydi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15597" title="w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949.jpg" alt="" width="373" height="327" /></a>Düşüncelerimle Diego (1943) portresi onu ne kadar aklında ve beyninde taşıdığını ifade etse de, 1949′da yaptığı Evreni Kucaklıyorum, Aşk, Toprak(Meksika), Ben, Diego, Senyor Xolot adlı eserde, artık acıların zirvesinde olduğu bir zamanda Diego&#8217;yu da acısının içinden nasıl yeniden şekillendirmek istediğini anlayabiliyoruz. Bütün yaşam parçalarından bir bütünlüğe ulaşma, artık hayatı tamamen çözme arzusu. Bedendeki ağrının ruhun da ağrısı olmasının hakikatiyle bir yumak olup gelen ağrıları bilincinde incelikle ayırma sonra delice harmanlama istenci. Trajedisinden neşeli bir üretkenlik çıkarma, hareketsiz bedenine inat hareketin kendisi olma, hareketi ruhunun içine alma mertebesi. İç içe geçmiş yaşamların ve dünyaların resmedildiği Carme(sadja) resimlerinden sonra gelen dinginlikle son nefesini verirken tuvale aktardığı resim bir natürmorttu bu yüzden: Yaşasın Yaşam. </p>
<p>Beni en çok etkileyen ise bir Günlük Sayfası ve 25 Ağustos 1943′de yazdığı(yaptığı mı demeli) yazı, imge ve çizgilerin iç içe geçtiği bir ressama yakışır Mektup oldu. </p>
<p>Sergiden çıkarken Frida&#8217;nın asla onaylamayacağım bazı yaşam parçaları silindi kafamdan, fakat tek bir bireyin kendi içindeki çoğulluğunu düşünüyordum. Öte yandan herkesin kusurlarına dikkat kesilirken, paramparça olmuş ruhların ve bedenlerin parçalarından bir bütünlük oluşturma çabalarının sahnesi olan modern zamanlarda, büyük ve yüce şeylerle ilgilenirken, daha büyük olanı, benliğimizi kaçırdığımızı, bu meselenin bencillik ayağında takılıp kaldığımızı anlıyordum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Soyut Sanat: Kandinsky Etkisi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/17/soyut-sanat-kandinsky-etkisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/17/soyut-sanat-kandinsky-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2011 13:40:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Soyut Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14401</guid>
		<description><![CDATA[Kandinsky, Rothko ve Klee gibi ressamlar sadece resim yapmamış, Soyut Sanat&#8217;ın teorisini de geliştirmişlerdir. Kandinsky&#8217;nin tablolarındaki müzikaliteyi &#8220;tercüme&#8221; eden bu video Sanat&#8217;ın boyası kadar Mânâ&#8217;sıyla da ilgilenen okurlarımızın ilgisini çekebilir.

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kandinsky, Rothko ve Klee gibi ressamlar sadece resim yapmamış, Soyut Sanat&#8217;ın teorisini de geliştirmişlerdir. Kandinsky&#8217;nin tablolarındaki müzikaliteyi &#8220;tercüme&#8221; eden bu video Sanat&#8217;ın boyası kadar Mânâ&#8217;sıyla da ilgilenen okurlarımızın ilgisini çekebilir.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="300" height="193" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/aMiiKLyIR88?fs=1&amp;hl=fr_FR" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="193" src="http://www.youtube.com/v/aMiiKLyIR88?fs=1&amp;hl=fr_FR" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/17/soyut-sanat-kandinsky-etkisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/17/soyut-sanat-kandinsky-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (5)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 18:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13769</guid>
		<description><![CDATA[Oldukça tuhaftır, Monet, Rembrandt, Oudry, Sicurezza gibi ressamların &#8220;natürmort&#8221; (=ölü doğa) denilen eserlerine, meselâ ölmüş hayvan tasvirlerine bakarken hayvan ölülerinde görünmeyen bir şeyi görürüz. Merleau-Ponty&#8217;nin isabetle teşhis ettiği gibi &#8220;Sanat eseri objektif bir bakışın görülemez zannettiği şeylere görüLebilir bir varoluş sağlar&#8221; . Nedir bu görülemez olup da Sanat sayesinde görülebilen?
 Basit bir matematiksel işlem yapacağız şimdi, bildiğiniz çıkarma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman.gif"><img class="size-full wp-image-13771 alignleft" title="nature-mort-zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman.gif" alt="" width="199" height="270" /></a>Oldukça tuhaftır, Monet, Rembrandt, Oudry, Sicurezza gibi ressamların &#8220;<strong>natürmort</strong>&#8221; (=ölü doğa) denilen eserlerine, meselâ ölmüş hayvan tasvirlerine bakarken hayvan ölülerinde görünmeyen bir şeyi görürüz. Merleau-Ponty&#8217;nin isabetle teşhis ettiği gibi <strong><em>&#8220;Sanat eseri objektif bir bakışın görülemez zannettiği şeylere görüLebilir bir varoluş sağlar&#8221;</em></strong> . Nedir bu görülemez olup da Sanat sayesinde görülebilen?</p>
<p> Basit bir matematiksel işlem yapacağız şimdi, bildiğiniz çıkarma işlemi. Gözlerimiz ile Hakikat arasındaki perdelerden birini tarif edeceğiz ki tenzih yoluyla <strong>&#8220;ötekinin&#8221;</strong> yani görü<strong>L</strong>mesi gerekenin ne olduğunu anlayalım. (Bu yöntem hakkında daha fazla bilgi için bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%E2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/"><strong>Tenzîh</strong> ve <strong>Teşbîh</strong>: Sanat&#8217;ta Ayrıntı -3-</a>)</p>
<p> Nedir bu perde? Eğer her an her şeyi görseydik güneşe dürbünle bakmış gibi olurduk. Yani kör olurduk. Hakikat&#8217;i sürekli görmeye tahammülü olmayan biz sıradan insanlar etrafımızdaki şeyleri bir filtre veya bir perde arkasından görürüz. Bu perdenin dokunduğu iplerinden biri FAYDA ipidir. Hayvan ölülerine de bu filtrenin arkasından yani <strong>fayda / tehdit gözüyle, et-Göz ile</strong> bakarız:</p>
<ul>
<li>Bu etin kilosu kaça?</li>
<li>Balık seviyoruz ama kızartınca ev kokuyor!</li>
<li>Ay! Kurbağa bacağı da yenir mi? Ne iğrenç!</li>
<li>Bu dana neden ölmüş acaba? Ne pis kokuyor.</li>
<li>Dokunma evladım o hayvana, mikrop bulaşır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13773" title="zaman_olum_hayvan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan.jpg" alt="" width="449" height="285" /></a></p>
<p> </p>
<p>Evet&#8230; Ölü hayvan ya bir yiyecektir, ya da bir tehdit, bir pislik. Oysa Ölü hayvanları konu alan tablolar<span id="more-13769"></span> (ve çiçek, meyva&#8230;) başka şeyler sunar nazarlarımıza:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220; Bir natürmorta bakarken açlıkla bakmıyoruz. Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün orijinalliği, tekilliği ile. &#8221;</em>( <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>)</p>
<p><strong>Ölü ama hâlâ yaşıyor!</strong></p>
<p>Sanatçı bize <strong><em>&#8220;bakın bu ölü tavşan bedeninde bir hayatiyet saklı&#8221;</em></strong> der. O tavşanın hayatı artık yok ama bedenindeki <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet dipdiri. Baş harfi büyük yazılmak üzere ölümsüz bu <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet. Bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler ölse bile <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet diri kalır. Bütün canlılar canlanmadan önce de diriliğinden şüphe edilemeyen <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet elbette yansıma perdesi, tecelligâhı olan canlıların ölümünden etkilenmez. Aynanın kırılması aynaya bakana zarar verir mi? Canlılar ölebilir ama <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet ölmekten münezzehtir.</p>
<p><strong>Yoksa sanat şekilleri kopyalamaktan ibaret olurdu. Sanat doğanın kopyası değildir. </strong>Bu sebeple natürmort tablolarla insan-ressam biyolojik olarak ölmüş hayvan <strong>V</strong>ü<strong>C</strong>u<strong>D</strong>larındaki hayatiyeti ortaya koyar. Ölü bir balık, ölü bir elma, ölü bir insan, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/05/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-4/">ölü bir otomobil</a> bir başka dirilik, <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet ifade eder. Nedir o dirilik?</p>
<p>O anda gözlerimizle (=aklımızla) bakmakta olduğumuz ölü beden ölene kadar geçmiş olan, geride bıraktığı zamanların izlerini taşır. Hatta öldükten sonra başına toplanmış olan sineklere, kurtlara bakın. Hayvanın canlı olduğu zaman bitmiştir, hayvanın hayatı sona ermiştir ama Hayat bütün diriliğiyle sürmektedir. Çürümeye başlayan beden parçaları da Hegel&#8217;in bahsettiği iki türlü varoluşu nazarlarımıza verir: Biyolojik, edilgen varoluş ve varlığının farkında olan, bilinçli varoluş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Neden Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong> üzerinde bu kadar ısrarla duruyoruz? İnsan&#8217;ın insanlığının başladığı yer burasıdır da ondan. İnsan&#8217;ın kendi varoluşunu anlama noktası  Mu<strong>R</strong>a<strong>D‘ı anlama, kavrama noktasıdır. Hegel&#8217;in deyimiyle eşyanın, hayvanatın EDİLGEN varoluşu (an sich) ile </strong>İnsan&#8217;ın şuurlu, <strong>AKTİF</strong> varoluşu <strong>(für sich) </strong>arasındaki farkın berraklaştığı kavşaktır Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong>. Bu sebeple Sanat&#8217;ın bir ihtiyaç olduğunu söylemek Sanat&#8217;a yapılmış bir hakaret gibidir. İnsan&#8217;ın  kendi EVVEL&#8217;ine ve kendi AHÎR&#8217;ine âgâh olabilmesi için vardır Sanat ve Sanat&#8217;a dair ne varsa; kültür, zihniyet, eşyayı anlamlandırma:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?</em></p>
<blockquote>
<ul>
<li>- <em>Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.</em></li>
<li>- <em>Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.</em></li>
<li>- <em>Beni mahçup ediyorsunuz ama&#8230;</em>&#8221; (Bkz. <a title="Permanent Link to Ölüm'ün Işığında Zaman Kavramı(1)" href="http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı-1</a>)</li>
</ul>
</blockquote>
<p>Edilgen varoluşun ölümü bir sondur. Ama bilinçli varoluş <strong>H</strong>a<strong>F</strong>ı<strong>Z</strong>a (=şuur) sahibidir, ölü bedende <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a edilen şeyi görür. Eski fotoğraf makinelerinde &#8220;uzun pozda&#8221; çekilmiş resimler gibidir ölü bedenler. Yaşanmışlığın izlerini taşırlar. Eski giysiler, ayakkabılar gibi. Hatıralarla doludur bu cisimler. Bu sebeple İnsan&#8217;ın aynasında yine İnsan&#8217;a dair şeyler yansır ölülerden: Kendi varlığının şuurunda olan varoluş, Zaman&#8217;ı <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a eden Bellek.</p>
<p> Zaman&#8217;ın geçmesine rağmen <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a edilen bu aynı kalma, ölen bedene rağmen ölMeyecek olan bir &#8220;ben&#8221; midir? (Bkz. <strong>Zaman ışığında Ben&#8217;lik meselesi </strong>için <a title="Permanent Link to Varlık bir harftir, sen onun anlamısın" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/24/varlik-bir-harftir-sen-onun-anlamisin-zaman-isiginda-ben%e2%80%99lik-meselesi/">Varlık bir harftir, sen onun anlamısın</a>)</p>
<p><strong>Not:</strong> Gelecek bölümde İnsan&#8217;ın Ölü&#8217;sünden ve ölümün tasvirinden bahsetmeden önce aşağıdaki <strong>&#8220;ölü doğa&#8221;</strong> resimlerini gözlerinize teklif ediyorum.</p>

<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/nature-mort-zaman/' title='nature-mort-zaman'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman-150x150.gif" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/zaman_olum_hayvan/' title='zaman_olum_hayvan'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies/' title='800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/764px-paul_cezanne_nature_morte/' title='764px-paul_cezanne_nature_morte'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/682px-lovis_corinth_0061/' title='682px-lovis_corinth_0061'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/775px-jan_van_kessel_still_life/' title='775px-jan_van_kessel_still_life'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/champaignenaturemortecrane/' title='champaignenaturemortecrane'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800/' title='fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/rembrandt_slaughter/' title='rembrandt_slaughter'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>

<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13774" title="800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies.jpg" alt="" width="440" height="328" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13775" title="764px-paul_cezanne_nature_morte" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte.jpg" alt="" width="440" height="348" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13776" title="682px-lovis_corinth_0061" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061.jpg" alt="" width="440" height="389" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13777" title="775px-jan_van_kessel_still_life" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life.jpg" alt="" width="440" height="341" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13778" title="champaignenaturemortecrane" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane.jpg" alt="" width="440" height="346" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13779" title="fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg" alt="" width="440" height="288" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13781" title="rembrandt_slaughter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter.jpg" alt="" width="440" height="612" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 23:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Hegel]]></category>

		<category><![CDATA[Kant]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13652</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Çeşme resmine bakmakla suya kanamayacağını idrak eden Akıl kendiliğinden suyun kaynağına yönelecektir. Tam da bu sebeple  Zaman&#8217;ın NE?&#8216;liğini anlamak(=görmek) için de Sanat&#8217;tan istifade etmek icab eder. Bu bir keyfiyet değil.  İnsan gibi düşünmek için Sanat&#8217;tan istifade etmek zorundayız. Çünkü eserler sanatçıları anlatır, sanatçıya dairdir. Eser Sanatçı&#8217;nın aynısı değildir ama eserin varolmasını MuRaD etmiş ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat_olum.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13653" title="sanat_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat_olum.jpg" alt="" width="240" height="236" /></a>Sunuş:</em></strong> <em>Çeşme resmine bakmakla suya kanamayacağını idrak eden Akıl kendiliğinden suyun kaynağına yönelecektir. Tam da bu sebeple  Zaman&#8217;ın <strong>NE?</strong>&#8216;liğini anlamak(=görmek) için de Sanat&#8217;tan istifade etmek icab eder. Bu bir keyfiyet değil.  İnsan gibi düşünmek için Sanat&#8217;tan istifade etmek zorundayız. Çünkü eserler sanatçıları anlatır, sanatçıya dairdir. Eser Sanatçı&#8217;nın aynısı değildir ama eserin varolmasını </em><em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em> </em><em>etmiş ve eşyaya şekil vererek onu ortaya çıkarmıştır Sanatçı. Zaman vehmi de Zaman&#8217;ın hakikatini gözlerden saklar. Vehimden kurtulmanın yolu aklı (gözü) eğitmek, harf ile mânâ arasındaki farkı ona öğretmektir.(1a) </em></p>
<p><strong>Sanat taklit midir? </strong> <strong></strong></p>
<p>Schumann&#8217;ın en lezzetli eserlerinden birini dinliyorum,  &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=yeYhjY5AtFI">spanische liebeslieder</a>&#8221; (op. 138). Aşk şarkıları bunlar. 15ci asırda İspanya&#8217;da yazılmış aşk şiirlerinin Almanca tercümelerinden ilham almış büyük besteci. Albümdeki birinci parça gül bahçesinde rastladığı delikanlıya aşık olan bir genç kızın şarkısı. Mezzo-soprano <a href="http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/2002/jan/18/shopping.artsfeatures">Angelika Kirchschlager</a>&#8216;in berrak sesi su gibi akıyor ve soprano <a href="http://www.barbarabonney.com/">Barbara Bonney</a>&#8216;inkiyle &#8220;karışınca&#8221; öyle bir içiliyor ki&#8230;</p>
<p>Şırıl şırıl akan küçük bir derenin berrak suları canlanıyor gözümde. Seslerin berraklığı <strong><em>&#8220;lokur lokur akan&#8221;</em></strong> pianonun ritmiyle daha da belirginleşiyor. Bu kısacık şarkıyı <span id="more-13652"></span>tekrar dinliyorum. Genç kızı, delikanlıyı, gülleri anladım da&#8230; <strong><em>&#8220;işin içinde bir de su var&#8221;</em></strong> diyorum, bu kadar tesadüf olamaz. Sonra sözler takılıyor kulaklarıma. Acaba şiiri Almanca&#8217;ya tercüme eden Emanuel von Geibel sonu &#8220;ş&#8221; ve &#8220;s&#8221; gibi su sesiyle biten kelimeleri kasten mi seçmiş? CD&#8217;nin kutusundan kitapçığı çıkarıp sözlere(1b) bakıyorum: Oh! Yanılmamışım. Hakikaten şırıl şırıl akan bir dere var iki aşığın ilk defa karşılaştığı yerde.</p>
<p>Sanat doğanın taklidi midir? Doğal olarak güzel olan şeylerin beceriksizce, yapay biçimde tasvir edilmesinden mi ibarettir? Öyle ya, batan bir güneşi seyretmek dururken neden kıpırdamadan duran bir yağlı boya tabloya bakalım? Bir bülbülün şen nağmelerini, akan suyun şırıltısını dinlemek dururken Schumann&#8217;ın şarkıları ile yoralım kulaklarımızı? Tabi sanatçı ve/veya sanatsever okurlarımız kızabilirler. <strong><em>&#8220;Ah! hayır, kimse Hacı Arif Bey&#8217;in yerini tutamaz&#8221;</em></strong> ya da <strong><em>&#8220;Hangi kuş Mozart&#8217;ın 40cı senfonisini çalmış da biz duymamışız?&#8221;</em></strong> gibi itirazlar gelebilir. Ancak Sanat eserleri doğanın kötü birer kopyası değilse nedirler? Bunu bir tarif etmek gerek. Yani Tabiat&#8217;ın güzellikleri dururken Sanat&#8217;a ne gerek var? Yok eğer Sanat Tabiat&#8217;tan ayrı ise, basit bir eğlence ya da süs eşyası değilse nedir gayesi? Yöntemi? Hedefi?</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Doğadaki güzellikler doğal olarak güzeldir. Oysa sanatsal güzellik bir şeyin güzel bir tasviridir&#8221;</em></p>
<p>Böyle diyor Kant vicdan ve güzellik üzerine düşüncelerini sunduğu <strong><em>Yargı Yetisinin Eleştirisi</em></strong> adlı kitabında. Doğal güzellikler katıksız ve fayda arayışı olmadan, kendiliklerinden güzel olan şeyler. Doğadaki güzelliklerin cezbettiği insanların ahlâken de güzel olacaklarını savunuyor büyük düşünür. Oysa sergi salonlarının elitist/züppe(?) havası, sanatsal faaliyetlere ister istemez dahil olan beşerî çekişmeler, maddî kaygılar Kant&#8217;ı soğutuyor insanların yaptığı sanattan. Tanrı&#8217;nın yarattığı doğal güzellikleri, bir anlamda ilâhî sanatı insan eliyle &#8220;yaratılmış&#8221; güzelliklere tercih ediyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat-mehtap.jpg"><img class="size-full wp-image-13654 alignright" title="sanat-mehtap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat-mehtap.jpg" alt="" width="209" height="290" /></a>Peki sanat gerçekten doğal güzelliklerin taklidiyle sınırlı mıdır? Bundan başka bir amacı olamaz mı müzeleri dolduran heykellerin, tabloların? Onca bestenin, mimarî eserin ve sanat adına yapılmış işlerin, bu uğurda sefalet çekmişlerin hatta can vermişlerin <em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>ı </em>nedir?</p>
<p>Kant&#8217;ın gözüyle (aklıyla) bakmaya çalışalım önce: Farz edelim bir sokakta yürüyorsunuz gece vakti. Birden gökyüzünde kocaman dolunayı fark ettiniz. Heyecanla karışık bir hayranlık uyandı içinizde. Biraz daha yürüdünüz, o da ne? Dolunay sandığınız şey bir sokak lambası değil miymiş? İşin bütün tadı kaçtı değil mi? Ne oldu? Neden bozuldu &#8220;tılsım&#8221; ? Eğer güzellik bakanın gözünde ise ne fark eder gerçek mehtabın yerine  <strong><em>&#8220;kötü bir kopyasına&#8221;</em></strong> bakmak? <strong><em>&#8220;Dolunay&#8221;</em></strong> dediğiniz şey neticede beyaz ışık saçan yuvarlak bir cisim değil mi? Neden sevgilinizle el ele yürürken, romantik şarkılar dinlerken ille de dünyanın uydusunu görmek istiyorsunuz? Bir sokak lambası neyinize yetmiyor?</p>
<p>Kant kısmen haklı belki. Eğer dindar bir kadın olan annesinden aldığı Protestan inancıyla gökyüzüne baktığını varsayarsak onun  perspektifinden şöyle denilebilir:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Mehtap kendiliğinden güzel. İnsan yapısı olmayan, &#8220;faydasız&#8221; bir güzellik olduğu için Tanrı&#8217;nın sanatını yansıtıyor. Mehtabın doğal güzelliği acıkan, üşüyen beşerî yönüme değil iman eden insanî yönüme hitab ediyor. Mehtaba bakınca duygulanmam, gözlerimin ve aklımın cezbedilmesi Kâinat&#8217;ı yaratan Sanatçı ile temas etmemi sağlıyor.</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> Oysa sokak lambası kenti aydınlatmak için konmuş. Gözüme güzel görünse bile o lambayı üretenlerin maksadı,</em><em> Mu</em><strong>R</strong><em>a</em><strong>D</strong><em>ı</em>  bu değil. Tasarlayan mühendisler ve imal eden işçiler için maddî amaçlar vardı: Maliyet, güvenlik, montaj&#8230;&#8221;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat-taklit.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13655" title="sanat-taklit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat-taklit.jpg" alt="" width="218" height="281" /></a>-400&#8242;lerde yaşamış Yunanlı ressam Zeuxis  yaptığı üzüm tasvirlerini gerçek sanarak yemeğe gelen kuşlarla övünürmüş. Doğanın güzelliklerine yaklaşmanın , Sanat&#8217;ı yücelttiğini iddia edermiş. Tekrar kendimize sormak lâzım, hayvanları aldatabilmeyi  Sanat&#8217;a amaç edinmek Sanat&#8217;ı yüceltir mi yoksa tam tersine dekoratif malzeme mertebesine mi indirir? Hegel <strong><em>Estetik Derslerine Giriş</em></strong>&#8216;te bu ve buna benzer argümanlarla Kant&#8217;ın fikirlerine hücum ediyor :</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Tabiat aynı anda beş duyuya hitap eder. Oysa [taklitçi] sanat ancak bir duyuyu aldatabilir. Bu sebeple kendini taklit rolüne hapseden bir sanat sürünerek bir fili taklid etmeye çalışan solucana benzer. Taklitçi sanat gerçek canlılığın yerine ancak Hayat&#8217;ın bir karikatürü olabilir!&#8221;</em></p>
<p>Aslında Kant ve Hegel&#8217;in güzellik/sanat konusundaki fikrî çatışmaları sanırım bir tür maskeli balo. Bir yanda Hristiyan terbiyesi aldığı halde bilimcilik kıskacındaki meslektaşlarından tepki almaktan korkan Kant, diğer yanda İnsan&#8217;ın sanatındaki maneviyatı  keşfeden ama bu Mânâ&#8217;yı Tabiat&#8217;a sığdıramayan Hegel.</p>
<p>Hegel&#8217;in kitabının tamamında çok ilginç fikirler var ama yer yer insan dışındaki alemi şeyleştiren pozitivist(?) bir eğilim kokusu alıyorum. Spinoza ile Descartes&#8217;in fikirlerini sentezleyip maddî bir maneviyat(!) inşa etme yönünde bir çaba göze (akıla) çarpıyor:<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/taklit_grapes01detail21.jpg"></a></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;herhangi bir adamın aklından geçen değersiz bir fikir bile Tabiat&#8217;ın ürettiği her şeyin üzerindedir. Çünkü [insan eylemleri] maneviyat ve özgürlük içerir.&#8221;</em></p>
<p>Hegel sanki dehası sayesinde materyalizmin açıklarını yakalamış ama objektif bir maneviyat kurma gayesi güdüyor yine de.(2) Dikkatli okuyucularımız göreceklerdir, Hegel ve Kant zıt görünse de yazımızın başından beri ısrarla andığımız <em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><strong>&#8216;ın</strong><em> </em>zemininde birleşebilirlerdi. Çünkü her ikisi de aynı temele oturtmuşlar fikirlerini:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> &#8221;Sanat&#8217;ın </em><strong>X</strong><em> türlüsü güzeldir çünkü </em><strong>X</strong><em> bir </em><em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>ın ifadesidir, mânânın maddeye, eşyaya Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em> ile şekil vermesidir&#8221;</em></p>
<p>Ancak o Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong>ın kaynağı konusunda hemfikir değiller. İşin bir başka ilginç yanı her ikisinin de bir sistem kurmak istemiş düşünürler olması. Sadece Sanat&#8217;ı değil Akıl&#8217;ı, Ahlâk&#8217;ı, savaşları, politik gelişmeleri, diplomatik hesapları&#8230; toplumu meşgul eden her meseleyi ihata edebilecek bir felsefe sistemi kurmak istemişler. Belki bu iki büyük deha inşa değil de keşif odaklı çalışsalardı daha farklı olabilirdi netice:</p>
<p style="padding-left: 60px;"> <em>« Cansız&#8217;dan Canlı&#8217;ya geçişte zahiren de olsa bir irade var. Çorak, Hayat&#8217;sız bir toprağa yağan ilk yağmur damlaları nasıl o toprağın içine işlerse Madde&#8217;ye öyle işliyor İ</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>e. Hayatiyet dediğimiz şey baş harfi büyük yazılmak üzere bu İ</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>e, Madde&#8217;ye canlılık veren. Sonsuzluğa erişme Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>ını, ölüme direnme Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>ını Madde&#8217;ye &#8220;sokan&#8221; bir İ</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>e var. Madde&#8217;nin Madde olarak var oluşu bir iradenin neticesi olarak görülebilir. Ama &#8220;Canlı Madde&#8221; olan bitki ve hayvanlar bizzat o Madde&#8217;yi var eden İ</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D</em></strong><em>e&#8217;nin minik gölgeleri, yansımaları. »</em> (Bkz. <a title="Permanent Link to Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür..." href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/">Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür&#8230;</a>)</p>
<p>Neden Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong> üzerinde bu kadar ısrarla duruyoruz? İnsan&#8217;ın insanlığının başladığı yer burasıdır da ondan. İnsan&#8217;ın kendi varoluşunu anlama noktası  Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong><strong>&#8216;ı anlama, kavrama noktasıdır. Hegel&#8217;in deyimiyle eşyanın, hayvanatın </strong><strong>EDİLGEN</strong><strong> varoluşu (an sich) ile </strong>İnsan&#8217;ın şuurlu, <strong>AKTİF</strong> varoluşu <strong>(für sich) </strong>arasındaki farkın berraklaştığı kavşaktır Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong>. Bu sebeple Sanat&#8217;ın bir ihtiyaç olduğunu söylemek Sanat&#8217;a yapılmış bir hakaret gibidir. İnsan&#8217;ın  kendi EVVEL&#8217;ine ve kendi AHÎR&#8217;ine âgâh olabilmesi için vardır Sanat ve Sanat&#8217;a dair ne varsa; kültür, zihniyet, eşyayı anlamlandırma:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;</em><em>Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?</em></p>
<ul style="padding-left: 60px;">
<li><em>- Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.</em></li>
<li><em>- Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.</em></li>
<li><em>- Beni mahçup ediyorsunuz ama&#8230;</em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Seçme imkânı bulunmayan durumlarda İnsan özgür olamaz. Bir <strong>nefes alma kültürü</strong> geliştiremediysek bundandır. Kültür Mânâ&#8217;nın başladığı yerdedir. Madde&#8217;ye Anlam, İnsan&#8217;a Özgürlük yüklenen noktada. Özgürlük sayesinde hayvanların determinist dünyasını ve hayvanlığı BİLEREK, İSTEYEREK [Mu<strong>R</strong>a<strong>D </strong><strong>ederek</strong>] terk eder insan.</em><strong>(3)</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bunun içindir ki sadece doymak için yemez ve ısınmak için giyinmez. Yemeğe herkesten önce başlamak, şu veya bu şekilde giyin(/me)mek, konuşurken argo, Osmanlıca veya İngilizce kelimeler seçmek mânâ taşır. Bir insanı tek başına evine davet etmek mânâ taşır. Davet edilen yere git(/me)mek mânâ taşır.</em><em>&#8220;</em><em> (</em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf">Derin Göz / Sanat&#8217;ta Ayrıntı isimli kitabımız</a><em>, Tenzîh ve Teşbîh meselesi)</em></p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p>1a° Gözlerimiz vasıtasıyla aklımız şekillendi, şekilleniyor. Bir başka deyişle GÖRME biçimlerimiz ile AKLETME biçimlerimiz birbirine sıkı sıkıya bağlı. Çünkü GÖRMEK ve AKLETMEK aynı cismin iki farklı yüzeyi gibidir:</p>
<ul>
<li>İki cismin aynı anda aynı yerde bulunaMAması,<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/taklit_grapes01detail21.jpg"></a></li>
<li>Cisimlerin bir başı, bir sonu olması,</li>
<li>Cisimlerin kırılıp bölünerek küçük parçalara ayrılması,</li>
<li>Tahtayı (özü) değil de tahta masayı (sureti) görebilmemiz,</li>
<li>Güneş&#8217; e baktıktan sonra mum ışığını göreMEyişimiz&#8230;</li>
</ul>
<p>Bütün bu Mekân&#8217;a dair olguları Göz ile kavrıyoruz ama bir yandan da GÖRME vasıtasıyla AKLIMIZ formatlanıyor. Her şeyi mekânsal biçimde kavramlaştırıyoruz. Daha önceki bölümlerde anlattığımız gibi Zaman&#8217;ı bile mekânlaştırıyoruz, model olarak kullandığımız  <strong>t</strong> anlarını, saat tik-taklarını Zaman&#8217;ın kendisi sanıyoruz. Kâinat kitabının alfabesini, dilbilgisi kurallarını, kelime oyunlarını, ilişkilerin vasıflarını, ilişkilerin arasındaki ilişkileri ve ilişkilerin arasındaki ilişkilerin vasıflarını görebilmek için Sanat&#8217;tan istifade edeceğiz.</p>
<p> <strong>1b°</strong></p>
<p> Von dem Rosenbusch, o Mutter,</p>
<p>von den Rosen komm ich.</p>
<p>An den Ufern jenes Wassers</p>
<p>sah ich Rosen stehn und Knospen;</p>
<p>von den Rosen komm ich.</p>
<p>An den Ufern jenes Flusses</p>
<p>sah ich Rosen stehn in Blüte,</p>
<p>brach mit Seufzen mir die Rosen</p>
<p>Und am Rosenbusch, o Mutter,</p>
<p>einen Jüngling sah ich,</p>
<p>an den Ufern jenes Wassers</p>
<p>einen schlanken Jüngling sah ich,</p>
<p>einen Jüngling sah ich.</p>
<p>An den Ufern jenes Flusses</p>
<p>sucht nach Rosen auch der Jüngling,</p>
<p>viele Rosen pflückt er, viele Rosen.</p>
<p>und mit Lächeln brach die schönste er,</p>
<p>gab mit Seufzen mir die Rose.</p>
<p><strong>2°</strong> Yaşadığı dönemin pozitivist baskısı yazdıklarında hissediliyor. Ayrıca unutmamak gerekir ki Fransız devrimini yaşamış, Napolyon&#8217;un Almanya&#8217;yı işgaline tanık olmuş ve Fransızların kazanmasını istemiş bir Hegel&#8217;den bahsediyoruz. O dönemin bir çok düşünürü gibi İnsanlık Tarihi&#8217;nin bir evrim içinde olduğuna inanmış, teorileri de Avrupa&#8217;da hakim olan ideolojilerin gölgesinde kalmış.</p>
<p><strong>3°</strong> A&#8217;râf 179, Bakara 65, Maîde 60, A&#8217;râf 166, Furkan 43-44,&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/taklit_grapes01detail21.jpg"><img class="size-medium wp-image-13656 aligncenter" title="taklit_grapes01detail21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/taklit_grapes01detail21-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Boşluk aynası ve Edward Hopper: Sanat’ta Ayrıntı(8)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2010 22:12:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9625</guid>
		<description><![CDATA[Bazı dalgıç-ressamlar vardır, gözleri okyanus dibine indirilen robot kameralar gibidir. İçinden geçtikleri asrı öyle güzel &#8220;kaydederler&#8221;, Hakikat&#8217;i öyle güzel yakalarlar ki&#8230; Böyle ressamların eserleri bazen yüzlerce sayfa kitap okuyarak öğrenemeyeceğiniz bilgiyi bir çırpıda verir size. Edward Hopper da bu dalgıç-ressamlardan biridir, hatta belki de en kuvvetlisidir&#8230; Tablolarındaki Ayrıntı&#8217;lar bir dönemin kara kutusudur. Bunun için William Turner&#8216;dan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper_sanat_ayrinti_2.jpg"><img class="size-full wp-image-9628  alignright" title="hopper_sanat_ayrinti_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper_sanat_ayrinti_2.jpg" alt="" width="170" height="150" /></a>Bazı dalgıç-ressamlar vardır, gözleri okyanus dibine indirilen robot kameralar gibidir. İçinden geçtikleri asrı öyle güzel &#8220;kaydederler&#8221;, Hakikat&#8217;i öyle güzel yakalarlar ki&#8230; Böyle ressamların eserleri bazen yüzlerce sayfa kitap okuyarak öğrenemeyeceğiniz bilgiyi bir çırpıda verir size. Edward Hopper da bu dalgıç-ressamlardan biridir, hatta belki de en kuvvetlisidir&#8230; Tablolarındaki Ayrıntı&#8217;lar bir dönemin kara kutusudur. Bunun için <a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/">William Turner</a>&#8216;dan sonra en çok sevdiğim ressamdır.</p>
<p>Peki neyi kaydetti Hopper?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper_sanat_ayrinti.gif"></a>1882&#8242;de, Atatürk&#8217;ten sadece bir yıl sonra doğan ressam tıpkı onun gibi Avrupa&#8217;nın şekillenişine, sömürge savaşlarına, ırkçılığın, faşizmin ve ulus-devletlerin yükselişine tanık oldu. Bir çok ülkeyi ve bu arada İslâm coğrafyasını kasıp kavuran dünya savaşlarının başlangıcı ve bitişi de 1967&#8242;de vefat eden Hopper&#8217;in biyolojik yaşam süresi içine tekabül etti. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye&#8217;nin Ulus-Devlet Sorunu</strong></a>)</p>
<p>Fakat ressam savaşı, kahramanlıkları ya da eziyet çeken sivilleri resmetmedi. Böyle yapsaydı sanatçı değil boyacı olurdu:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_sanat_10_goya.jpg" alt="" width="227" height="210" />&#8220;Meselâ Francisco Goya&#8217;nın yaptığı </em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Madrid%27de_3_May%C4%B1s_1808"><em></em><em><strong>El tres de Mayo</strong></em></a><em> adlı esere bakalım. Napolyon&#8217;un İspanya&#8217;yı işgal ettiği dönemdeki zulümü anlatan bu eserde kurşuna dizilen bir köylüyü anlatıyor &#8220;hikâyeci&#8221;. Yüzleri ve duyguları netleştirilerek İspanyolların birer insan oldukları buna karşılık Fransız askerlerinin tek tip, acımasız birer emir kulu oluşları vurgulanmış. Köylünün beyaz gömleği yerdeki lambanın ışığını öyle bir yansıtmış ki lambadan daha beyaz ve parlak olmuş. Saflığı, masumiyeti <span id="more-9625"></span>çağrıştıran bu beyazlık [...] Goya bu resmi elbette öyle kafasına estiği bir anda yapmadı. İspanyol ulusal kimliğine hizmet edecek bir propaganda afişi gibi, politik amaçla yapılmış bir eser bu. Goya gerçekte savaşa katılmadı ve buna benzer sahnelere de tanık olmadı. Olayların bitişinden 6 yıl sonra, 1814&#8242;te yaptığı bu eser için ispanyol hükümetinden para istemesi zannediyorum &#8220;business is business&#8221; boyutunu anlamak için yeterli.&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/"><strong>Ayıp sanat olur mu</strong>?</a>)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: center">  </p>
<p>Hani bazen bir fotoğrafçı istemeden müthiş bir an yakalar ya, Edward Hopper da Fransız devrimini takip eden bu dönemde yaşayanların görmediği bir şeyi gördü: Boşluk&#8217;u! Uçurumu&#8217;u! Belki de kendisine rağmen, istemeden gördü bu Uçurum&#8217;u. Yüz milyonların duraksamadan içine atladıkları bir uçurum&#8230; Peki ama ne ile neyin arasındaki boşluktu bu? Uçurumun iki yakasında ne vardı? Yok&#8217;luğu mümkün kılan Varlık ne idi?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/mevsimler.gif" alt="" width="150" height="150" />Kentleşme, teknik ilerleme ve endüstriyel üretim İnsan&#8217;a zehirli bir hediye vermişti: Boş Zaman. Boş Zaman bildiğimiz Zaman gibi değildi. <strong>Boş Zaman can sıkıntısının ve korkunun toprağıydı</strong>. Modernlik trenleri, demir yolları ve telgraf telleriyle hız getirmişti. Ama bu hız yüzünden doğal Zaman&#8217;dan yani Güneşten, Ay&#8217;dan, Yağmur&#8217;dan uzaklaşıyordu insanlar. Yağmur artık bereket değildi, şık takım elbiselerin ıslanması, eteklerin çamurlanmasıydı. Doğa ile fikrî bağı kopuyordu İnsan&#8217;ın. Onu besleyen artık Toprak Ana değil maaşını veren fabrika müdürüydü. Doğal felaketler değil ekonomik krizlerdi yeni korkusu, yüksek fiatlar ve işsizlikti&#8230;</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>&#8220;İnsanlar mevsimlere bağlı olarak yaşıyorlardı tarım devrinde. Bir mevsimde ekilir, bir başka mevsimde hasat edilirdi. Hasattan sonra ürünler satılır, düğünler yapılırdı. Kuzuların bile bir doğma mevsimi vardı. Ekonomik ve sosyal yaşam doğadan alıyordu ritmini. Hatta güneşten, aydan&#8230; Denizciler bile yıldızlara bakarak okyanuslara açılıyordu. Kısacası <strong>müzikten daha hızlı dans edilmezdi!</strong></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Oysa fabrikalar, trenler, telgraf telleri ve bir saniyede gösterdiği 20 fotoğraf karesini seyirciye hareket diye &#8220;yutturan&#8221; sinema insana Zaman&#8217;ı kontrol edebileceği hissini verdi. Çünkü Zaman&#8217;ın &#8220;kontrol altına alınması&#8221; gerekiyordu 3 vardiya 24 saat işleyen fabrikalarda, para piyasalarında, asla geç kalmayan trenlerde&#8230; &#8220;<strong>Yaratılmış vakit&#8221; algısı yerini &#8220;üretilen vakte&#8221; bırakıyordu. Vakit artık bir nimet değildi, vakit nakitti(!)  </strong>&#8220;</em> ( <a title="Permanent Link to Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?</a>)</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Not:</strong> Tablo örneklerinde boşluk duygusu veren üç Ayrıntı&#8217;ya dikkatle bakmanızı rica ediyorum (Büyütmek için üzerlerine tıklamanız yeterli):</span></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">İç mekân - dış mekân ayrımı (duvar, pencere ve perdelerin kullanılışı)</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Resimlerdeki insanların vücut dili</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Bazen çatıların bazen yan duvarların kasıtlı olarak çerçeve dışı bırakılması</span></li>
</ul>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/tgarm_edward_hopper_lobby1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9633" title="tgarm_edward_hopper_lobby1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/tgarm_edward_hopper_lobby1.jpg" alt="" width="230" height="181" /></a>İşte Edward Hopper bir bebeği dokuz kadının bir ayda doğurabileceği(!), insanların Zaman ile sapık bir ilişki içine girdikleri o yılların çocuğuydu. Ama her gerçek sanatçı gibi o da bir şeylerin farkına varıyordu. <strong>İnsanlar teknoloji sayesinde ürettikleri Boş Zaman&#8217;ı öldürebilmek için bekleme salonlarında, barlarda, kahvelerde, tatil kasabalarında vakit geçirmek zorundaydılar.</strong> Çünkü öldürülmezse bu Boş Zaman insanları ölmekten beter ediyordu. Neden böyle dayanılmazdı bu Boş Zaman? Neden insanlar sakince arkalarına yaslanıp vaktin geçmesini bekleyemiyorlardı?</p>
<p>Edward Hopper&#8217;ın gözünde Cemiyet de bayat ekmek gibi kırıntılara dağılıyor, insanlar bireyleşiyorlardı. Satın alma gücü artan bireyler, bireysel kredilerle aldıkları bireysel evlerde oturmaya başlamışlardı. Bireysel tatil günlerini, hafta sonlarını, yıllık izinlerini doldurmak gerekiyordu. Ah ne dolmaz bir boşluktu bu boş zaman!</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopperroombythesea4cu.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9634" title="hopperroombythesea4cu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopperroombythesea4cu.jpg" alt="" width="226" height="171" /></a>&#8220;Kamera tekniklerinin henüz çok gelişmediği yıllarda kazayla çekilmiş film parçaları var. Mutlak Korku&#8217;nun daha elle tutulabilir olduğu fragmanlar bunlar. Meselâ 1800</em><em>′</em><em>de sabit kameralarla çekilen trenleri veya süvari taarruzlarını</em><em> hatırınıza getirin. Trenin veya atlıların ekranı terk ettiği ama kameranın kayda devam ettiği o son bir kaç saniyedeki boşluk ne kadar tahammül edilmez bir boşluktur. Zaman&#8217;ı en ölçülmemiş, en kontrolsüz haliyle &#8220;görürüz&#8221; orada.Bugün Hollywood filmlerinin yüksek temposuna alışmış olan bizler Fransız filmlerindeki &#8220;boşlukları&#8221; ne kadar can sıkıcı buluruz. İşte bu boşluk o boşluktur.&#8221; ( </em><a title="Permanent Link to Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><em>Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?</em></a><em>)</em></p>
<p><strong>Uçurum&#8217;un doğuşu</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hoppercod21.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9635" title="hoppercod21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hoppercod21.jpg" alt="" width="214" height="166" /></a>İnsan yaratıldığı günden beri hayatını kolaylaştıracak teknik buluşlar peşinde koşmuştur. Biz internetimizi hızlandırıyoruz da mağara adamları da oklarını sivriltmiyorlar mıydı? Ama buhar makinesinin icad edilişiyle bir kopma noktasına vardı insanlık. Doğal enerjiyi hazır bulduğu nehir kıyılarına kurmak zorunda değildi artık fabrikalarını. James Watt&#8217;ın icadı olan buhar makinesi başka mühendislerce geliştirildi. Her geçen gün bu makinenin üretimi, kullanımı kolaylaştı ve ucuzlaştı. Avrupa&#8217;da sayıları hızla artan buhar makinelerini gören James Watt sevinmedi: <strong><em>&#8220;İcadım henüz mükemmel değil, aşırı ısınmadan dolayı patlayabilir, insanlar ölebilir&#8221;. </em></strong>Buhar makineleri birbiri ardına patlıyor, çok sayıda işçi ölüyordu. Ama yeni işçiler bulunuyordu ölenlerin yerine. Havaya uçan bir fabrikanın ve ölen bir kaç işçinin maliyeti, elde edilecek kâr karşısında ihmâl edilebilirdi ve öyle de oldu. Amaç araçları meşru kılıyordu. İnsan da böylece endüstrinin ve ticaretin &#8220;gözünde&#8221; bir araç haline geldi. Eski Tanrılar için kurban edilen insanlar gibi yeni tanrılar da kurban istiyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopperearly-sunday1.jpg"><img class="size-full wp-image-9636 aligncenter" title="hopperearly-sunday1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopperearly-sunday1.jpg" alt="" width="500" height="293" /></a></p>
<p><strong>İnsan şeyleşirken şeyler insanlaşıyordu Karl Marx&#8217;ın dediği gibi.</strong> Endüstri&#8217;nin &#8220;<strong>ihtiyaçları</strong>&#8220;, Piyasa&#8217;nın &#8220;<strong>beklentisi</strong>&#8220;, şirketlerin &#8220;<strong>sağlığı</strong>&#8220;, ulusların &#8220;<strong>şerefi</strong>&#8221; ile karşılaştırıldığında İnsan&#8217;ın ihtiyacı, beklentisi, sağlığı veya şerefi söz konusu olabilir miydi?</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Tanrım, bana bir Mercedes almaz mısın?<br />
Arkadaşlarım Porche kullanıyor.<br />
Hayatım zor, kimseden hayır yok,<br />
Tanrım, bana bir Mercedes almaz mısın?<br />
Tanrım, bana renkli bir televizyon almaz mısın?<br />
Ödüllü TV yarışmaları beni bulmaya çalışıyor.<br />
Teslimat için her gün 3′e kadar müsaitim.&#8221;<br />
</em><em></em></p>
<p><em>Janis Joplin&#8217;in bu </em><a href="http://www.metacafe.com/watch/yt-Z031l0E_5n4/mercedes_benz_janis_joplin/"><em>şahane şarkısı</em></a><em> insanların din ile nasıl <strong>sapık bir ilişkiye girebileceğini</strong> anlatan, dikkate değer bir eser. Teorik olarak maddiyattan sıyrılmış, iman etmiş biri Tanrı&#8217;dan otomobil ve TV istiyor!&#8221; (</em><a title="Permanent Link to Zina da böyle bir şey işte..." href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%e2%80%a6/"><em>Zina da böyle bir şey işte&#8230;</em></a><em>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9638" title="hopper21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21.jpg" alt="" width="238" height="169" /></a>Edward Hopper&#8217;in resim yaptığı yıllar Zina&#8217;nın da sona erdiği, maddenin ruh, eşyanın mânâ üzerine ezici bir zafer elde ettiği yıllar oldu. Zihinler ve kalpler bulandı. Saf altın ile pislik aynı fiattan müşteri buldu.</p>
<p>İşte bunun için, bu hezimete ve rezalete bakarak diyebiliriz ki buhar makinesiyle, elektrikle, telgrafla gelen bir Özgürlük&#8217;e hazır değildik o asırda. Çünkü 16cı, 17ci veya 18ci asrın insanı <strong>iradesiyle değil mecburen inanıyordu, korkudan, çaresizlikten inanıyordu. Sabuna tapanlar gibi idrak etmemişti mikropları</strong>. (Bkz. <a onmousedown="return clk('http://www.derindusunce.org/2010/04/05/akil-vahiy-uyumu-ve-iman-kitabi-%E2%80%93-gazali-hazretleri/','','','res','3','&amp;sig2=OWdMP4xmD6Fl97DRs0qmxw','0CBkQFjAC')" href="http://www.derindusunce.org/2010/04/05/akil-vahiy-uyumu-ve-iman-kitabi-%E2%80%93-gazali-hazretleri/"><strong>Akıl-Vahiy uyumu ve İman Kitabı </strong></a>) O asra kadar krallar ve sultanlar yağmuru bekleyen bir çiftçi, fırtınadan kaçan bir balıkçı kadar çaresizdiler doğal olaylar karşısında. Teknoloji ya da Para Tanrısı gelmeseydi başka bir tanrıya da tapmaya hazırdı insanlar. Büyü, Hun istilası veya Veba olabilirdi, bir meteor yağmuru olabilirdi&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper101zh.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9639" title="hopper101zh" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper101zh.jpg" alt="" width="229" height="188" /></a>Ama fabrikalarımız, trenlerimiz, telgraf tellerimizle, makineli tüfeklerimiz ve bombalarımızla kendimiz tanrılaştık&#8230; Tıpkı bir tanrı gibi Hiroşima büyüklüğündeki şehirleri yok edebilecek güce ulaştık. Eğer &#8220;eski tanrıların gölgesi&#8221; krallar ve sultanlar İlâhî Adalet&#8217;in de gölgesi olabilselerdi yeni tanrılara direnebilirlerdi belki. Teknoloji Tanrısı&#8217;na, Piyasa Tanrısı&#8217;na&#8230; Ama öyle olmadı. Uçurum çıktı ortaya. <strong>İnsan ile Şey arasındaki o doldurulmaz uçurum.</strong> Hep vardı ama bu kez <strong>İnsan&#8217;</strong>ı yutacak bir büyüklükte çıktı ortaya.Eskiden insanlar tek tek <strong>kötülük</strong> yapabilirlerdi. Yaptıklarından ötürü tek tek <strong>suçlu</strong> olurlardı. Endüstri devriminden sonra bu değişti. Teknoloji aracılığıyla <strong>kötülük</strong> kabul edilebilir(?) küçük parçalara bölündü. <strong><em>&#8220;Ben yapmazsam zaten bir başkası yapacaktı&#8221;</em></strong> şeklinde Vicdan uyuşturucu açıklamalar bulundu. Nazilerin toplama kampları, 1915 Ermeni katliamı ve bugün Filistin&#8217;i açık hava hapishanesine çeviren İsrail devleti(?) bu sayede mümkün oldu. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hoppersunday3io.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9643" title="hoppersunday3io" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hoppersunday3io.jpg" alt="" width="232" height="185" /></a>Vicdanımız emir-komuta zinciri içinde öğütüldü. Savaş meydanında askerler görmedikleri düşmanları(?) öldürme imkânına kavuştular. Makineli tüfek, havan topu ve daha sonraları bombardıman uçakları sayesinde. Barış zamanı olursa buna <strong>bürokrasi</strong> deniyor. <strong>&#8220;Biz emir kuluyuz (=Tanrı kulu değiliz)&#8221;</strong> veya<strong> &#8220;gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım&#8221;</strong> amentüsü ile Kürtçe konuşmak yasaklanabiliyor ya da tesettürlü kızların ödedikleri vergi onlara polis copu olarak geri dönebiliyor meselâ.</p>
<p>Çünkü teknoloji sayesinde zulüm kurumsallaştı. Prosedürlere bölündü. Zulüme ortak olmak için ciddi bilgi ve beceri gerekmiyor artık. Tersine, bir fabrikada somunları sıkan vasıfsız(!) işçiler gibi ne kadar az bilirseniz o kadar iyi. Vicdanî problem çıkarmanız halinde yerinize başkasını koymak zor olmuyor.</p>
<p>İşte bunun için diyorum ki<strong> Edward Hopper çok zor bir şeyin resmini yapmayı başarmış bir ressamdır:</strong> Olgunlaşma aşamasındaki endüstri devriminin insan hayatı üzerinde bıraktığı izi! Yani Boşluk&#8217;u! Bu boşluk insana eziyet eden bir boşluktur ve başa türlü olmasına imkân yoktur. Zira hobilerle, fasıl geceleri, sushi barlar, Fransız şarapları, kişisel gelişim kursları, futbol tutkusu ve bir gecelik aşklar(!) ile doldurmaya çalıştığımız bu Boş Zaman özünde göz kamaştırıcı bir aynadır. Bu boşluk aynasında biri ölümlü ve diğeri ölümsüz olan İnsan&#8217;ı yani Ben&#8217;i ve Kendimiz&#8217;i görürüz. Bu Hakikat ise herkesin tahammül edebileceği cinsten değildir.</p>
<p> Zaman-Boşluk-Korku ilişkisini kapsamlı biçimde işlediğimiz Korku Matkabı yazısından son bir alıntı ile bitirelim sözümüzü:
</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/_korku_16-227x300.jpg" alt="" width="227" height="300" />&#8220;Bu düşünceler ışığında korku ile yüzümüze kapattığımız ellerimiz bize yetmeliydi değil mi? Yemeye, içmeye, tüketmeye yönelik hedonist bir yaşam meselâ. Zira tekdüze bir yaşamda aranan şey hep aynı: Tekrar eden şeylerin BEN&#8217;e verdiği rahatlık, güven. Lüks yerlerde tatil, tatil sonrası herkese gösterilen fotoğraflar, indirimli satışlar, ucuza alınan şeylerden konuşmak, onları göstermek&#8230; (Tabi &#8220;tüketme zevki&#8221; yerine sorgulamadan körü körüne tatbik edilen bir din(!) de konabilir, şeklî, folklorik, ritüellerden ibaret bir &#8220;din&#8221; artık din olmaktan çıkmıştır kanaatimce)</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Ne var ki BEN&#8217;i rahatlatmak için dört elle yapışılan tekdüze yaşam bir zaman sonra tam ters etki yapabiliyor :</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 60px">&#8220;&#8230;Mobilyalarımın değişmeyen şekli, 30 yıldır aynı yerde durmaları, aşınmış koltuklarım, evimin kokusu (zira her ev zamanla kendine özgü bir koku edinir) alışkanlıklarımdan tiksinmeme ve böyle yaşamaktan kara bir melankoli duymama sebep oldu.</p>
<p style="PADDING-LEFT: 60px">Ağlanacak bir şekilde her şey tekrar ediyor. Eve döndüğümde anahtarı kilide sokuşum, kibritlerimi bulduğum yer, ilk çakışımda aydınlanan odaya göz atışım kendimi camdan atma ve bu kaçamadığım tekdüze yaşama son verme isteği uyandırıyor.</p>
<p style="PADDING-LEFT: 60px">Her gün traş olurken karşı konulmaz bir istek duyuyorum boğazımı kesmek için. Yanakları sabunla kaplı yüzüm&#8230; hep aynı.. beni bir kaç kez hüzünle ağlattı. (İntiharlar - Maupassant)</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Neden böyle oluyor? Neden insan her hangi bir hayvan gibi, yeryüzünü bir eğlence merkezi, kendisini de bir turist olarak kabul edip yaşayamıyor? Bilerek, isteyerek bu yaşamı seçen insanları bir zaman sonra <strong>&#8220;bir şeyleri aşmak, bir şeylerin ötesine geçmek, TIRMANMAK, YÜKSELMEK(?)&#8221;</strong> çabasında görüyoruz: Ayakkabıdan şampanya içerken, uyuşturucu ya da alkol komasında, yüksek hızla bir uçurumdan yuvarlanırken&#8230; Bu insanlar toplumun geleneklerini, bedenlerinin biyolojik sınırlarını veya fizik kanunlarını delmeye çalışırken neyin delili oluyorlar? Neyi yansıtıyorlar?</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em><strong> Gerçek şu ki korkudan elleriyle yüzünü kapatan insan aynı zamanda parmaklarının arasından kendini korkutan şeyi görmek istiyor!</strong> Okuduğunuz bu basit cümle insanın yeryüzündeki dramının özeti. Acıklı bir durum. Zira parmaklarınızı kaparsanız güvenliktesiniz(!). Aslında kalbinizin derinliklerinden gelen bir ses kendi kendinize yalan söylediğinizi fısıldıyor. Parmaklarınızı aralıyorsunuz. Bu kez karşınızdaki sizi korkutuyor. Yeniden kapatmak istiyorsunuz. Ama daha kapatmadan biliyorsunuz ki yeniden açacaksınız. Parmaklarınızla oluşturduğunuz bariyeri delme arzunuz o bariyerin arkasında kalma arzunuz kadar büyük.&#8221;</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> Edward Hopper hakkında okunabilecek bir kaç kitap:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ISBN=0393048497/texasnetmuseumof">Edward Hopper: The Watercolors</a></li>
<li><a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ISBN=3822805432/texasnetmuseumof">Edward Hopper 1882-1967: Transformation of the Real</a></li>
<li><a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ISBN=0393315770/texasnetmuseumof">Edward Hopper: The Art and the Artist</a></li>
<li><a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ISBN=0393313301/texasnetmuseumof">Edward Hopper : A Journal of His Work</a></li>
</ul>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kâinat bir su damlasına sığınca: Sanat’ta Ayrıntı(6)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 19:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9358</guid>
		<description><![CDATA[Bu yılın keşif projelerinden biri Sanat&#8217;ta ayrıntı. Yakında Amerikalı ressam Edward Hopper&#8217;dan, İslâm Sanatı&#8217;ndan ve Leibniz&#8217;in yazdığı Monadoloji&#8217;den (bir kez daha, biraz daha derinlemesine) bahsedeceğiz. Zira etrafı görmemize yarayan Et-Göz Fransız düşünür Bergson&#8217;un da isabetle teşhis ettiği gibi(1) Kâinat&#8217;ı görmemize engel olan bir organ aynı zamanda. İşte biz de bu yazı dizisinde Sanat&#8217;tan istifade ederek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/sanat_kainat_zerre_guzellik_2.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9359" title="sanat_kainat_zerre_guzellik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/sanat_kainat_zerre_guzellik_2.gif" alt="" width="160" height="213" /></a>Bu yılın keşif projelerinden biri Sanat&#8217;ta ayrıntı. Yakında Amerikalı ressam Edward Hopper&#8217;dan, İslâm Sanatı&#8217;ndan ve Leibniz&#8217;in yazdığı Monadoloji&#8217;den (bir kez daha, biraz daha derinlemesine) bahsedeceğiz. Zira etrafı görmemize yarayan Et-Göz Fransız düşünür Bergson&#8217;un da isabetle teşhis ettiği gibi(1) Kâinat&#8217;ı görmemize engel olan bir organ aynı zamanda. İşte biz de bu yazı dizisinde Sanat&#8217;tan istifade ederek gözlerimizi daha verimli kullanmanın yollarını <span id="more-9358"></span>keşfediyoruz. Yeni bölümleri okumaya hazırlanan dostlara bir hatırlatma, eski bölümleri kaçıran yeni okuyuculara da bir özet veriyoruz bugün. Ne yaptık geçen bölümlerde? Neleri keşfetmiştik?</p>
<p><a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Delaroche">Paul Delaroche</a>, Albert Camus, Guy de Maupassant, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rogier_van_der_Weyden">Rogier van der Weyden</a>, Andrea Mantegna, Seneca, Leibniz (Gilles Deleuze&#8217;ün yorumuyla), Bergson ve Maslow&#8217;un eserlerinden istifade ettiğimiz <a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/"><strong>Birinci bölüm</strong></a>&#8216;de<strong> </strong>Turist insan, modern körlük ve faydacı körlük&#8217;ten bahsetmiştik. Sanat tekniği/bilgisi ile Sanat&#8217;ı birbirinden ayırd etmiş, Sanat&#8217;ın özünde İnsanî bir aktivite olduğunu savunmuştuk.<strong></strong></p>
<p>Lao-Tzû, Mevlânâ Hazretleri, Maurits Cornelis Escher, Gazalî Hazretleri ve William Degouve de Nuncques&#8217;ün eserlerinden ilham alarak yol aldık <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/"><strong>İkinci Bölüm</strong></a>&#8216;de. Nicolas de Cusa&#8217;nın <strong><em>De la docte ignorance</em></strong>&#8216;ta, Leibniz&#8217;in <strong><em>Monadologie</em></strong>&#8216;de yaptığı gibi Kâinat&#8217;ı dalgalarına çocuksu bir hayretle baktık. Hayret&#8217;in bilme isteğinden önce geldiğini, düşünceyi tutuşturan kıvılcımın ancak <strong>Hayret</strong> olduğunu teslim ettik.</p>
<p>Alışkanlık ve dogmacılık yüzünden hayret etme kapasitemizin aşındığını da fark ettik. Bu Hayret&#8217;i yeniden akıl yoluyla fethetmenin yollarını aradık. <strong><em>&#8220;Şarap, kimyasını bilene daha lezzetli değildir&#8221;</em></strong> diyen Montaigne(2) ile Mişkat-ül Envar&#8217;da<strong><em> &#8220;Ateşin haberini alan değil yanında oturan ısınır&#8221;</em></strong> diyen Gazalî Hazretleri&#8217;nin aynı dili konuşmalarına Hayret ettik.</p>
<p>Fransız heykeltraş Rodin, Alman düşünürü G. W. F. Hegel ve İbn Arabî Hazretleri (Japon teolog Toshihiko Izutsu&#8217;nun yorumuyla) rehberimiz oldu <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/"><strong>Üçüncü bölüm</strong></a>&#8216;de. Özgürlük ve Güzellik arasındaki sıkı bağlantıya değindik. Neden <strong>&#8220;nefes alma sırasını misafirlerimize bırakamıyoruz?&#8221;</strong> sorusuyla çıktık yola. Hegel&#8217;in yardımıyla simgenin ortaya çıkışına, anlam ile yüklenişine ulaştık. Mânâ&#8217;dan ve Madde&#8217;den bahsettik, kendini bilmek isteyen insanın &#8220;yaratılMAmış&#8221; sonsuzluğuna dokunduk. Füsus-ul Hikem&#8217;deki <strong>Teşbih</strong> ve <strong>Tenzih</strong> bakışıyla zıtlıkların yok olduğu bir başka Alem&#8217;in kapılarını araladık.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/"><strong>Dördüncü bölümde</strong></a> Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte gibi empresyonistlerin tablolarını hatırlatan bazı fotoğraflara baktık. Zıtlıkların silikleştiği Hiç&#8217;liğe yaklaştığı bu imajlarla gözlerimizi William Turner&#8217;ın tablolarına hazırladık. Aynı zamanda Güzellik ile Adalet duygusunun eklemlenmesine Hayret ettik. Immanuel Kant sayesinde Güzel ev, güzel ağaç ile Güzel Ahlâk&#8217;ın bir rastlantı olmadığını fark ettik. Alman düşünür adeta Gazâlî Hazretlerinin yazdığı Mişkat-ül Envar&#8217;ı okumuş gibiydi. Bilmediği bir ülkede, kendisine faydası ve zararı olmayacak olsa bile adil bir hükümdarın ahlâkını &#8220;Güzel&#8221; bulacağının farkındaydı!</p>
<p>Tuallerin üzerine Yaratan&#8217;ın gölgesini çizip yaralarına saran bir garip ressamla tanıştık <a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/"><strong>beşinci bölümde: William Turner</strong></a>. Anne-Siz&#8217;lik labirentinden kurtulmaya çalışırken adeta bir meczup gibi farkına varmadan Hakikat&#8217;e gözleriyle dokunmuştu 70&#8242;lik çocuk-William. YOKlar, kayıplar hayatına şekil vermişti. Acılar Heykeltraş&#8217;ın mermeri acıtan keskisi gibiydi. Annenin kopuşuyla şekil almıştı hayatı. Ölüm&#8217;de Hayat vardı, Hayat&#8217;ta Ölüm. Et-Göz&#8217;e göre biri iyi, diğeri kötü olan bu iki şeyin özde AYNI şey olduğu Derin-Göz ile idrak ediliyordu. William&#8217;ın bunu an<strong>L</strong>ayacak kelimeleri yoktu ama anla<strong>T</strong>acak bir fırçası vardı.</p>
<p><strong>1°</strong> &#8220;Matière et Mémoire&#8221;</p>
<p><strong>2°</strong> Eski Fransızca ile : &#8220;Ny le vin n&#8217;en est plus plaisant à celuy qui en sçait les facultez premieres.&#8221; Denemeler, 3cü Kitap, 11ci bölüm, &#8220;Boyteux&#8221;.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seni Yaratan’ın resmini yapabilir misin William?: Sanat’ta ayrıntı (5)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 10:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9241</guid>
		<description><![CDATA[Not: Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayın.
Kariyer peşinde koşan kadınların çocukları ve annesi &#8220;erken&#8221; ölenler iyi bilirler. Yok-Anne, kökünden sökülmüş bir ağaca benzer. Geride bıraktığı çukur asla dolmaz. Yok-Anne&#8217;nin çocukları büyümezler. Çünkü hatıralar yaşlanmaz. Hafıza dolabının çekmecelerinde sabun kokulu çamaşırlar yoktur. Yok-Anne&#8217;nin çocuğuna  kor halinde taşlar kalmıştır yadigâr&#8230; Soğumaz o taşlar. Elini yakar her hatırladığında, tutamaz. 70 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0466.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/william-turner.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9247" title="william-turner" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/william-turner-228x300.jpg" alt="" width="228" height="300" /></a>Not: Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayın.</em></p>
<p>Kariyer peşinde koşan kadınların çocukları ve annesi &#8220;erken&#8221; ölenler iyi bilirler. Yok-Anne, kökünden sökülmüş bir ağaca benzer. Geride bıraktığı çukur asla dolmaz. Yok-Anne&#8217;nin çocukları büyümezler. Çünkü hatıralar yaşlanmaz. Hafıza dolabının çekmecelerinde sabun kokulu çamaşırlar yoktur. Yok-Anne&#8217;nin çocuğuna  kor halinde taşlar kalmıştır yadigâr&#8230; Soğumaz o taşlar. Elini yakar her hatırladığında, tutamaz. 70 yaşına bile gelseler çocukturlar, hatırlamak yoktur onlar için. Geçmişi yeniden ve yeniden yaşamaktır her hatırlamak. Yeniden içi yanmaktır. Onun için büyüy<strong>E</strong>mezler bir türlü. Çocuk kalırlar. Yok-Anne&#8217;nin mezardan, hapisten, çalışmaktan veya tımarhaneden dönmesini beklerler.</p>
<p>Küçük William da böyle sonsuz derinlikte bir çukurun kıyısına oturup annesinin akıl hastanesinden dönüşünü bekledi ve 70 yaşında bir bebek olarak hayata yumdu gözlerini.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Söndükten sonra ışığı hala yer yüzüne gelmeye devam eden yıldızlar gibi William Turner da ölüyken bizi aydınlatmaya devam ediyor. Henüz dünyaya gelmemiş kuşaklar bile doğayı o gözlerle görecekler, mezarın içinde, bir daha açılmamak üzere kapanmış olan o gözlerle.&#8221; </em>(<strong>John Ruskin</strong>, sanat eleştirmeni ve Turner hayranı, ressamın yakın dostu)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/abergavenny-bridge-monmountshire-clearing-up-after-a-whowery-day.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/abergavenny-bridge-monmountshire-clearing-up-after-a-whowery-day.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9248" title="abergavenny-bridge-monmountshire-clearing-up-after-a-whowery-day" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/abergavenny-bridge-monmountshire-clearing-up-after-a-whowery-day.jpg" alt="" width="178" height="137" /></a>Kanaatimce Lascaux&#8217;da mağara duvarlarına av sahnesi çizilen devirlerden bugüne kadar Avrupa&#8217;nın yetiştirdiği en büyük ressam oldu William Turner. Biyolojik hayatı sona erdiğinde evinde bulunan 19.000 karalama, suluboya, renk araştırması ve taslak ne kadar büyük bir uçurumun kıyısında oturduğunu ve bu boşluğu doldurmak için ne kadar çabaladığının işaretiydi.</p>
<p>William&#8217;ın tablolarının kopyası hâlâ yapılamıyor. Çünkü çocuk-William resim yaparken kâğıdı yırtılacak kadar ıslatıyor, tuali tırnaklarıyla kazıyor, kopan <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/melrose-abbey.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9249" title="melrose-abbey" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/melrose-abbey.jpg" alt="" width="168" height="247" /></a>küçük parçacıkları parmaklarıyla yuvarlıyordu.  Çocuk-William resim yapmıyor adeta Sanat&#8217;la nefes alıp veriyordu. Sanat&#8217;ı yiyordu, tual ile, boyalar ile, resmettiği doğa ile Yok-Anne uçurumunu doldurmaya çalışıyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Annem ve babam kavga edip evde hava gerginleşince, gök başıma düşecek gibi tehditkâr olup kapılar sertçe kapanmaya başlayınca günüm bir boşlukta yüzer gibi olur. Bu boşluğu doldurmak için lavaboyu bile yiyebilirim. Yiyeceklerde eksikliğini duyduğum o ağırlığı buluyorum&#8230;. Yiyecek dediğim zaman salata gibi ağırlıksız (/önemsiz) şeylerden bahsetmiyorum. Rüzgâr gibi gelip geçen, <span id="more-9241"></span>sıfırdan bile daha hafif şeyler değil yediklerim&#8230;&#8221;(Marie-Louise Audiberti, Une Enfance Boulimique)</em></p>
<p>William&#8217;ın babası annesiyle kavga etmiyordu ama Yok-Anne depresif bir kadındı. William&#8217;dan bir kaç sene sonra dünyaya gelen kız kardeşi Mary Ann&#8217;in 4 yaşındaki ölümü zavallı kadın<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/regulus.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9256" title="regulus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/regulus.jpg" alt="" width="187" height="142" /></a>ın üzerine düşünce bir daha Var-Anne olMAmak üzere bir akıl hastanesine kapatıldı. Küçük William Brentford&#8217;a dayısının yanına gönderildi. William için artık zaman durmuştu.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/fishermen-at-sea-the-cholmeley-sea-piece.jpg"></a></p>
<p><strong>Boşum, dolmak istiyorum</strong></p>
<p>William öteki insanlara ve kendi benliğine baktığında  sadece YOK&#8217;luk görüyordu, küçük ve önemsizdi, ihmal edilebilir, yeri doldurulabilirdi&#8230; Yedikleri ona tokluk hissi vermiyor, hem dünyaya kök salmak hem de Ben&#8217;liğini hissetmek, VAR olmak istiyordu. Önemsenmek için tek bir yol vardı önünde: Emmek, içmek, içini doldurmak, ağırlaş<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/the-decline-of-the-carthaginian-empire.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9251" title="the-decline-of-the-carthaginian-empire" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/the-decline-of-the-carthaginian-empire.jpg" alt="" width="187" height="159" /></a>mak ve önemLi hale gelmek.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Kitap okurken şeker yiyorum. Büyülenmiş gibiyim. Sayfaları yutuyorum birbiri ardına. Kitabı vücuduma katmak istiyorum. Kitapla uyuyorum. Yorganımın içine sarıyorum. Şeker yediğim gibi körlemesine okuyorum. Kitap bittiği zaman yeniden başlıyorum. Tabi şeker stoklarımı da yenilemeyi unutmadan. Yemek masasına da kitapla oturuyorum. [...] Bazen fark ediyorum ki kitaptan küçük parçalar koparmışım. Ağzıma koymuşum. Çiğniyorum&#8230;&#8221; (Marie-Louise Audiberti, Une Enfance Boulimique) <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/campo-santo-venice.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9252" title="campo-santo-venice" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/campo-santo-venice.jpg" alt="" width="187" height="125" /></a></em></p>
<p>William Turner aslında ressam olMAması gereken bir çocuktu. Babası esnaftı. Berber ve peruk imâlatçısıydı. Annesi bir kaç kuşaktır kasaplık yapan bir ailenin kızıydı. Bekir Coşkun&#8217;un deyimiyle &#8220;göbek kaşıyan bir bidon kafalıydı&#8221;. Ünlü ressam Delacroix William Turner ile karşılaştıktan sonra günlüğüne şunları yazmıştı:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bende bıraktığı izlenim oldukça vasattı. Siyahlar içinde, koca pabuçlu, kaba saba, soğuk ve sert bakan biriydi. Ressamdan çok bir İngiliz çiftçisini andırıyordu &#8220;</em> (25 mart 1855)<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/ancient-rome-agrippina-landing-with-the-ashes-of-germanicus.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9254" title="ancient-rome-agrippina-landing-with-the-ashes-of-germanicus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/ancient-rome-agrippina-landing-with-the-ashes-of-germanicus.jpg" alt="" width="190" height="130" /></a></p>
<p>Londra&#8217;nın doğusunda yaşayan, işçilerin, hor görülen &#8220;ayak takımının&#8221; aksanıyla konuşan, kısa bacakları ve göbeğiyle ressamdan çok bir uşak veya kâhya görünümündeydi William. Görgüsü(zlüğü?), hâli, tavrı, resimleri için sıkı pazarlık etmesiyle &#8220;elit&#8221; sanatçı sınıfını değil taşralı bir toptancıyı andırıyordu.</p>
<p>William ne &#8220;soylu&#8221; sanatçılar gibi seçkinlerin İngilizcesini konuşabiliyor ne de Paris&#8217;li ressamlar gibi bohem hayatı sürüyordu. Ama yeteneğini daha gençken ispat etti ve 26 yaşında akademisyen oldu. Büyük ihtimal esnaf bir aileden gelmenin verdiği bir gerçekçilikle bakı<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/fishermen-at-sea-the-cholmeley-sea-piece.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9250" title="fishermen-at-sea-the-cholmeley-sea-piece" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/fishermen-at-sea-the-cholmeley-sea-piece.jpg" alt="" width="185" height="126" /></a>yordu hayata. Kazancıyla rahat bir hayat sürdü. Bol bol seyahat etti. İsviçre, İtalya, Fransa&#8230; Kısa bir süre sonra kendi resim galerisini açtı.</p>
<p>Peki neydi William&#8217;ı bu kadar özel yapan? Yüce ALLAH William&#8217;ın kelimelerini almış, yerine bir boya fırçası vermişti. Kör bir insanın kulaklarının üstün bir hassasiyet kazanması gibi William&#8217;ın fırçası da diğer ressamların &#8220;anlat<strong>A</strong>madıklarını&#8221; anlatmaya başlıyordu yıllar geçtikçe.</p>
<p>Başkalarını taklid ederek konuşmayı öğrenen çocuklar gibi o da başkalarını taklid ederek <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/colour-beginning.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9257" title="colour-beginning" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/colour-beginning.jpg" alt="" width="185" height="119" /></a>resim yapmayı öğrendi. Mimarî eserleri, şehirleri, meydanları resmeden gravürler Küçük William&#8217;a perspektifi öğretti. Rembrandt&#8217;ın eserleri ise ışığı keşfettirdi ona ve siyahın da bir renk olduğunu. Claude Lorrain&#8217;in bir tablosu önünde hüngür hüngür ağladı <em><strong>&#8220;</strong>ben hiç bir zaman bu tabloya benzer bir şey yapamayacağım&#8221;</em>&#8230;</p>
<p><strong>Kelimelerin hapishanesinden kaçış</strong></p>
<p>Akademisyen olmanın getirdiği fırsatlar(? Zorunluluklar) da vardı. Perspektif dersleri verdi bir<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/dolbadern-castle.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9258" title="dolbadern-castle" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/dolbadern-castle.jpg" alt="" width="182" height="123" /></a> dönem. Tarih bilgisinin zayıflığı, &#8220;bozuk&#8221; İngilizcesi herkesi düş kırıklığına uğrattı. Resim <strong>yapmaktı</strong> onun işi. Resim <strong>konuşmak</strong> değil. Akademide Turner&#8217;ın en büyük destekçisi olan Joseph Farington resmin teorisini yapması için çok ısrar etti. Ama Turner resmi sistemleştirecek her türlü girişimi reddediyordu. Sanat neticede bir hâl ilmiydi, kâl ilmi değildi. Kelimelerin hapishanesine sığmıyordu William&#8217;ın Sanat&#8217;ı. </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Cézanne&#8217;a göre edebiyatçı bakış ressamı esas yoldan uzaklaştırıyor. Ünlü ressam ör<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0343.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9259" title="wmt0343" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0343.jpg" alt="" width="184" height="131" /></a>nek olarak <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Honor%C3%A9_de_Balzac">Balzac</a>&#8216;ın <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=79349" target="_blank"><strong>Tılsımlı Deri</strong> </a>adlı eserinden bir bölümü verir:</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>  ‘&#8230;Yeni düşmüş kar gibi taze bir beyazlıktaki masa örtüsü üzerinde simetrik olarak dizilmiş ve sarışın ekmeklerle taçlanmış yemek takımları&#8230;&#8217; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ve şöyle der Cézanne : </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>‘Bütün gençliğim boyunca bunun resmini yapmak istedim. Bu taze beyazlıktaki ma<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0126.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9260" title="wmt0126" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0126.jpg" alt="" width="182" height="135" /></a>sa örtüsü&#8230; Sadece yemek takımlarının simetrisini ve ekmeğin sarılığını resmetmeyi istemem gerektiğini biliyorum.  Eğer taçlanmayı çizersem mahvoldum. Anlıyor musunuz? Eğer yemek takımlarını ve ekmekleri doğada olduğu gibi dengelersem ve nüansları verirsem emin olun ki taçlar, kar ve bütün titreme kendiliğinden mevcut olacaktır!&#8221; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>( <a href="http://www.lelibraire.com/din/tit.php?Id=14675">Joaquim Gasquet - Conversations avec Cézanne</a> [tr. Cézanne ile mülakatlar] )</em></p>
<p> Sanatçı olan her ressam gibi William da biliyordu ki Yazar&#8217;ın sanatı olan semboller, metaf<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0109.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9261" title="wmt0109" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0109.jpg" alt="" width="182" height="154" /></a>orlar Boyacı-Ressam&#8217;ı yavanlığa, vasatlığa mahkûm ediyordu. <strong>Anladığını</strong> değil <strong>hissettiği</strong> resmetmeliydi Sanatçı-Ressam. &#8220;Cahil&#8221; bir ailenin çocuğu olması, kelimelerle kendini ifade etmekteki zayıflığı onu bir kalkan gibi koruyordu.</p>
<p> Konuşamıyordu ama okuyordu William. Resimlendirmesi istenen şiir derlemeleri sayesinde dönemin romantikleriyle tanışmıştı çoktan: Walter Scott, Lord Byron, Samuel Rogers&#8230; Ama onu en çok etkileyen kitaplardan biri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Edmund_Burke">Edmund Burke</a>&#8216;nin yazdığı &#8220;<strong><em>Müthiş ve Güzel kavramlarının kökeni üzerine felsefî bir sorgulama</em></strong>&#8221; oldu.  (<a title="A Philosophical Enquiry into the Origin of Our Ideas of the Sublime and Beautiful" href="http://en.wikipedia.org/wiki/A_Philosophical_Enquiry_into_the_Origin_of_Our_Ideas_of_the_Sublime_and_Beautiful"><em>A Philosophical Enquiry into the Origin of Our Ideas of the Sublime and Beautiful</em></a>). Diderot ve Kant&#8217;ı da etkileyen bu kitapta<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0364.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9262" title="wmt0364" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0364.jpg" alt="" width="174" height="153" /></a> Burke Müthiş (=Sublime) denen şeyin <a onmousedown="return clk(this.href,'','','res','2','&amp;sig2=M0IHd7ldQaWz4Yte4Koqtg','0CBAQFjAB')" href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Güzellik</strong> <strong>Matkabı</strong> </a> gibi estetik bir &#8220;değer&#8221; olduğunu savunuyordu. İnsana <strong>korku</strong> veren ama aynı zamanda ilâhî bir saygı, bir hûşû uyandıran olaylara bakışlarını çeviren Burke için doğanın yıkıcı gücü bir <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/" target="_blank"><strong>Korku matkabı</strong> </a>idi. Etten, kemikten yapılmış beşeri öldürebilecek güçteki doğa içimizdeki İnsan&#8217;ı ortaya çıkartıyordu metafizik bir <strong>korku</strong> yoluyla. Bir başka deyişle en büyük fırtınanın, depremin, yangının yok edemeyeceği bir <strong><em>&#8220;Ben vardı Ben&#8217;den içeri&#8221;</em></strong>. Kant&#8217;ın da Yargı Gücünün Eleştirisi (Alm. <strong><em>Kritik der Urteilkraft</em></strong>) isimli kitabında desteklediği bu yaklaşımın Haşyet(1) ile paralelliği dikkate değer:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;</em><a href="http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=show_qna&amp;id=11813"><em>HAŞYET</em></a><em>:<br />
Korku anlamına gelen ve Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de birçok ayette geçen &#8220;Havf&#8221; ile eşanlamlı bir k<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0404.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9263" title="wmt0404" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0404.jpg" alt="" width="176" height="151" /></a>elime. Eşanlamlı olmalarına karşılık, literatürde havf daha çok maddi olan, gözle görülür sebeplerden kaynaklanan korkuyu; haşyet ise saygıdan doğan, ümide yönelik, yüceltmeyle birlikte bulunan bir korku duyma durumunu anlatmak için kullanıla gelmiştir. Havf, dünyevî bir korku; haşyet uhrevî ve ilahî bir korku anlamını yüklenir olmuştur. Bu anlam yüklemesinin &#8220;gönül alçaklığı, boyun eğme, itaat&#8221; biçiminde duyulan duyguyu anlatmak için Arapça&#8217;da kullanılan ve haşyet kelimesiyle ise gerek kök, gerek manâ bakımından aralarında hiçbir bağ bulunmayan huşû&#8217; ile haşyet arasındaki ses benzerliğinden kaynaklanmaktadır.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerîm, haşyet ve havf kelimelerini, birçok âyetlerde birbirleriyle eş anlamlı olar<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0427.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9264" title="wmt0427" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0427.jpg" alt="" width="177" height="142" /></a>ak almıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da Allah&#8217;tan korkmanın gereği vurgulanırken, haşyet sözcüğü kadar havf kelimesi de kullanılmış; insana ait bir endişenin anlatımında ise kimi yerde havf denirken, kimi yerde haşyet denilmiştir.</em><em>&#8221; (Sadık bir dostumuzun </em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/ahiret-kitabi-gazali-hazretleri/#comment-47218"><em>yorumundan</em></a><em>)</em></p>
<p> Güzel ve Müthiş kavramları üzerine yoğunlaşmak neticesinde Küçük William yaralarını saracak bir şifa bulmuştu sonunda. Sonsuz boşluğu dolduracak tek şey Sonsuz&#8217;luğun kendisi olabilirdi. Konularını tarihten, mitolojiden alan eserlerde bile insanları küçücük, aciz çiziyordu. Son derece önemli bir savaş dev bulutların, <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0385.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9265" title="wmt0385" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0385.jpg" alt="" width="179" height="150" /></a>dağların altında adeta bir mahalle kavgasına benziyordu onun tuallerinde.</p>
<p> Sonsuz&#8217;un onda uyandırdığı Korku&#8217;yu resimlerine yansıtabilmişti. Ama Sonsuz&#8217;un kendisi neredeydi? <strong>Işık</strong>&#8216;ın aydınlattığı cisimleri değil <strong>Işık</strong>&#8216;ın kendisini çizmeliydi. Peki Sonsuz&#8217;u nasıl resmedebilirdi William? Sırların sahibini resmedilebilir miydi? Diğer ressamlar neden &#8220;görmüyorlardı&#8221; Yaratan&#8217;ı? Yoksa onları da kör eden, et-Göz&#8217;e mahkûm eden bir faydacı körlük mü vardı?</p>
<p> Orta yaşı geride bırakmış, bozuk şiveli, kötü giyinen köylü çocuğunun kimseye ispat edecek bir şeyi yoktu artık. Zamanın en ünlü ressamlarındandı. İyi para kazanmıştı. İnsanların onu sevip sayması o<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0371.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9266" title="wmt0371" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0371.jpg" alt="" width="177" height="148" /></a> kadar da umurunda değildi. Zaten &#8220;soyluların&#8221; raconlarını bir türlü becerememişti. Yavaş yavaş bütün ressamları kör eden şeyleri çıkarmaya başladı eserlerinden. Figür, perspektif, uzak-yakın, büyük-küçük, yüksek-alçak&#8230; Artık resimlerinde kelimelerle ifade edilebilecek şeyler azalıyordu. Kelime hapishanesinden kaçan Küçük William Hiç&#8217;in kollarında kendini hiç hissetmediği kadar iyi hissediyordu.</p>
<p> 65 yaşındaki Küçük William&#8217;ın eserlerine bakan Sanat eleştirmenleri yıldırım çarpmış gibi oldular. İnsanlar kelime bulamıyorlardı ne övmek ne de yermek için. <strong><em>&#8220;Soyut, anlaşılmaz,.. Yakında Turner bembeyaz boyayacak, Hiç&#8217;in ressamı&#8230;&#8221;</em></strong>. Küçük William savunm<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0456.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9267" title="wmt0456" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0456.jpg" alt="" width="176" height="136" /></a>a gereği bile duymadan <strong><em>&#8220;ben anlaşılması için yapmadım, sadece böyle de görülebileceğini göstermek istedim&#8221;</em></strong> diyordu. Ona daha gerçekçi resimler yapmasını telkin eden akademisyenlere esas bu eserlerin &#8220;gerçek&#8221; olduğunu söyledi. Gerçek ile Hakikat&#8217;in birbirinden ayrıldığı yırtılma noktasındaydı artık.</p>
<p> İddia edilenin aksine William Turner izlenimci değildi. Monet veya Pisarro gibi yaşamadı, onlar gibi görmedi Kâinat&#8217;ı. Günlük hayat, ışığın yansıması vb değildi onu ilgilendiren. Işığın kendisiydi.</p>
<p> Bugün bir çok Sanat Bilgisi kitabı William Turner&#8217;ın Constable ile birlikte bir devrim yaptı<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0466.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9268" title="wmt0466" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0466.jpg" alt="" width="177" height="150" /></a>ğını, izlenimciliği başlattığını iddia eder. Oysa Küçük William kendi yolunu arıyordu sadece. Yok-Anne&#8217;nin yerini ne yemekle ne resimle ne parayla ne de dostlarla, şöhretle dolmayacağını anlayınca Et-göz&#8217;ünü kapatıp derin-göz&#8217;ünü açmaya çalıştı. Figürlerin, insanların, evlerin küçüldüğü, silikleştiği, denizin suya, suyun karaya karıştığı resimleri ilk önceleri utana sıkıla gösterdi. O da sadece yakın dostlarına. Yaptıklarının Akademi&#8217;nin kurallarına, teorilerine aykırı olduğunun farkındaydı.</p>
<p> Ancak hissetmek için anlamaya veda etmeli, ölen bir yakını gibi onun yasını tutmalıydi. Figürden, zıtlıklardan, perspektiften ve konturlardan uzaklaştıkça faydacı körlükten, Sanat Bilgisind<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0531.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9269" title="wmt0531" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/wmt0531.jpg" alt="" width="179" height="146" /></a>en, kelime hapishanesinden de uzaklaştı. Derin-göz Turner&#8217;a yeni bir dünyanın kapılarını araladı. Sıcak-soğuk, büyük-küçük, uzak-yakın olmayan, her şeyin tek bir renkte birleştiği bir dünya. Vahdet Gözü ile görülebilecek, daha gerçek bir dünya. Müslüman sanatçıların Hat, Mozaik, Minyatür, Ebru ile eriştikleri Hiç&#8217;liğe yeni bir yol açtı Küçük William. Sulu boya, tebeşir, tütün suyu, yağlı boya hatta tırnaklarını kullanarak, kağıdı yırtarak&#8230; Ama son kavşakta nasıl da aynı dili konuşuyorlar hepsi. Minyatür ustası perspektifi yok etmek için uzaktakileri yakındakilerle aynı boyda ama daha yüksekte çiziyor tıpkı Japonya&#8217;daki Taoist ressamlar gibi. Ebru üstadı ise adeta hattat gibi 2 boyuta sığdırıyor karanfilleri. O karanfil <strong>çizmiyor</strong>, &#8220;karanfil&#8221; diye <strong>yazıyor</strong> kitre kattığı suyun üstüne.</p>
<p> <strong>Taşın içindeki Güneş&#8217;in Mucizesi</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/amber_kelebek.jpg"><img class="size-full wp-image-9270 alignleft" title="amber_kelebek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/amber_kelebek.jpg" alt="" width="232" height="189" /></a>Bazen bir çam ağacının en güvendiği dalı kırılır. Ağacın kanı akar, reçinesi pıhtılaşır. O reçinenin içine bir kelebek hapsolur. Reçine amber olur. Ve bir güneş ışığı vurur reçineye. Güneş taşa sığar, Kâinat bir zerreye. Bütün artık AYRINTI olmuştur, AYRINTI ise Bütün&#8217;ün kendisidir. Güzel doğmuştur o dalın kaybından. Bir mu<strong>C</strong>i<strong>Z</strong>edir akılları aCZ içinde bırakan. Kolu kanadı kırılmış çocuklar bazen akla gelmeyecek çıkış yolları bulurlar anne-Siz&#8217;lik labirentinden kurtulmak için. Yok-lar, kayıplar hayatlarına şekil verir bir Heykeltraş&#8217;ın mermeri acıtan keskisi gibi. Parçalar koptukça şekil alır hayatları. Daha anne karnında bir cenin iken parmakların arasındaki hücrelerin ölmesi gibidir bu. O hücrelerin ölmesi sayesinde elleri parmaklanır. Ölüm&#8217;de Hayat vardır, Hayat&#8217;ta Ölüm. Et-Göz&#8217;e göre biri iyi, diğeri kötü olan bu ikisinin AYNI şey olduğu Derin-Göz ile idrak edilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/nouvelle-image.bmp"><img class="alignright size-medium wp-image-9272" title="nouvelle-image" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/nouvelle-image.bmp" alt="" /></a>William Turner&#8217;in son dönem tabloları adeta Füsus-ül Hikem&#8217;deki Metafizik Hayret&#8217;in resmi gibidir. Çünkü aklı olan Var&#8217;lığa sevinip Yok&#8217;luğa üzülmek yerine ikisinin birleşmesine Hayret eder:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İbn Arabî&#8217;nin telâkkîsine göre, insânın ALLAH&#8217;a karşı yegâne isâbetli ve doğru tutumunun tenzîh  ve teşbîh&#8217;den oluşan âhenkli bir tevhîd (birlik) olduğu ve böyle bir tevhîdin yalnızca &#8220;keşif&#8221;den doğan mistik sezgiye dayanarak gerçekleşebildiği geçen bölümde, sanırım, eterince açıklanmış bulunmaktadır. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Beşerin, henüz daha keşifle nûrlanmamış olan Vehm&#8217;ini izlediği zaman, her münferit putun gerçekten de bağımsız ve kendi kendine yeterli olan bir ilâh gibi tapınıldığı sapık bir putperestliğe düşmesi muhakkaktır. Böyle bir ilâh beşerin zihninde oluşan <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/anne_sevgisi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9273" title="anne_sevgisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/anne_sevgisi-300x199.jpg" alt="" width="164" height="126" /></a>temelsiz bir vehmin somut bir şahsiyet kazanmasından başka bir şey değildir. Ve bunun sonucu da, hiçbir zaman tenzîh  düzeyine  yükselemeyecek  olan  çiğ  bir  teşbîh  olur.  Öte  yandan  eğer  beşer  ALLAH&#8217;a Vehm&#8217;in yardımı olmaksızın Akl&#8217;ın yönünü  izleyerek yaklaşmayı denerse  ister  istemez  sonunda soyut bir tenzîh&#8217;e sürüklenip kendisi de dâhil olmak üzere âlemde görünen her şeyde cârî olan ilâhî Hayat hakkında kör olacaktır. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Kısacası, tenzîh ile teşbîh&#8217;i bağdaştıran en doğru tutum Kesret&#8217;de Vahdet&#8217;i ve Vahdet&#8217;de de Kesret&#8217;i, ya da Kesret&#8217;i Vahdet ve Vahdet&#8217;i de Kesret gibi görebilmektir. Bu türden bir zıtların çakışması&#8217;nın (yâni Batı&#8217;nın irfân öğretisine göre &#8220;coincidentia oppositorum&#8217;un) gerçekleşmesini  İbn Arabî Hayret diye  isimlendirmektedir. Aslında bu, metafizik bir hayrettir; çünkü burada Vücûd&#8217;un  (yâni  varlığın) Tek mi yoksa Çok mu olduğuna karar verebilmesi bakımından âlemde gördüklerinin gerçek tabîatı, beşere engel olmaktadır.&#8221; </em>(<a href="http://ozemre.com/index.php?option=com_docman&amp;task=doc_download&amp;gid=47&amp;Itemid=53"><span style="color: #0066cc;">İbn Arabî’nin Fusûs’undaki Anahtar-Kavramlar, Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin tercümesi buradan indirilebilir</span></a>. ) </p>
<p><strong>Önceki Bölümler</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="padding-left: 30px; margin: 0cm 0cm 10pt;"><a title="Permanent Link to Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)" href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Calibri;">Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)</span></span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="padding-left: 30px; margin: 0cm 0cm 10pt;"><a title="Permanent Link to Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2)" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/"><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Calibri;">Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2)</span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="padding-left: 30px; margin: 0cm 0cm 10pt;"><a title="Permanent Link to Tenzîh ve Teşbîh: Sanat’ta Ayrıntı (3)" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/"><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Calibri;">Tenzîh ve Teşbîh: Sanat’ta Ayrıntı (3)</span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="padding-left: 30px; margin: 0cm 0cm 10pt;"><a title="Permanent Link to Yeni bir görme biçimi: Sanat’ta Ayrıntı (4)" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/"><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Calibri;">Yeni bir görme biçimi: Sanat’ta Ayrıntı (4)</span></a><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"></strong></p>
<p><strong>Dip notlar</strong></p>
<p>1° Yazıdaki keşfi aydınlatıcı bir unsur olması bakımından bu iki yorumdaki ayetlerin okunmasını tavsiye ederim:</p>
<p>Yazan:<strong>çuvaldız</strong> Tarih: <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/ahiret-kitabi-gazali-hazretleri/#comment-47275">Mar 26, 2010</a></p>
<p>Yazan:<strong>çuvaldız</strong> Tarih: <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/ahiret-kitabi-gazali-hazretleri/#comment-47325">Mar 27, 2010</a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/tren_turner.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-9274" title="tren_turner" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/tren_turner.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni bir görme biçimi: Sanat’ta Ayrıntı (4)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 17:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9187</guid>
		<description><![CDATA[
Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte gibi empresyonistlerin tablolarını hatırlatan bazı fotoğraflara bakacağız bu bölümde. Su damlaları, kardan yansıyan ışık, kadraj ya da bazı fotoğraf teknikleri sayesinde öznenin silikleşmesine, en azından önemsizleşmesine tanık olacaksınız. Wikipedia resimde izlenimcilik akımı için şunları söylemiş:
&#8220;İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2454201.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2485921.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti_4.jpg"></a></p>
<p>Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte gibi empresyonistlerin tablolarını hatırlatan bazı fotoğraflara bakacağız bu bölümde. Su damlaları, kardan yansıyan ışık, kadraj ya da bazı fotoğraf teknikleri sayesinde öznenin silikleşmesine, en azından önemsizleşmesine tanık olacaksınız. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zlenimcilik">Wikipedia</a> resimde izlenimcilik akımı için şunları söylemiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır. İzlenimcilikte, yorumlar ve izlenimler, sanatçıdan sanatçıya değiştiği ve her sanatçı eserinde kendinde oluşan duyguyu ve izlenimi anlatacağı için, meydana getirilen edebî eser, yazarın veya şairin kişiliğine dair izler taşır.&#8221;</em></p>
<p>Doğrudur, ancak biz bundan biraz daha derine inmek istiyoruz ve bu sebeple öncelikle fikrî zemin hazırlığı yapacağız:</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-9188" title="sanatta_ayrinti_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti_4.jpg" alt="" width="448" height="327" /></p>
<p>Geçenlerde &#8220;dünya vicdan günü&#8221; idi. Vicdan artık yılın belli gün ve haftalarında anılan, diğer günler unutulan bir müze parçası oldu. Vicdanımızı raftan alıp tozunu siliyoruz ve bir vicdan günü kutluyoruz. Neden böyle Kendi kendini parçalayıp mesafe koydu insanlık <strong>vicdanı</strong> ile <strong>kendisi</strong> arasına?<span id="more-9187"></span></p>
<p>Değerli dostum <a href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/">Enver Gülşen</a>&#8216;in haklı olarak yakındığı bir hastalığı var insanlığın: <strong>Uzman fetişizmi</strong>. Her şeyin, Sanat&#8217;ın, Bilim&#8217;in, Hukuk&#8217;un, İslâm&#8217;ın uzmanları var ve uzmanların yanında geri kalan herkes susmalı. Uzman sadece teknik bilginin değil o alandaki yöntemin, itidalin ve hatta <strong>ahlâkın da muhtarı</strong>. Meselâ Nükleer santral kurmayı bilen bir mühendis konuşurken o santralin yanında yaşayan köylülere susmak düşüyor. İslâm hukuku doktorası yapmış biri milliyetçilik/ırkçılık yapabilir, sıradan Müslümanlar çenelerini kapatmalıdır! Anayasa Mahkemesi veya Yargıtay Anayasa&#8217;yı çiğneyebilir, hayatı kaydırılan gençler susmalıdır. Uzman değiller ki!</p>
<p> <strong>Ahlâk = Hukuk bilgisi, Sanat = Boya tekniği, bilim ahlâkı = Teknoloji</strong>&#8230; Tam bir tımarhane şeklini aldı gezegenimiz! Çünkü doğaya saygı göstermekten savaş ilân etmeye, kürtajdan ötenaziye her konudaki özgürlüğümüzü uzmanlara aktarıyoruz. Artık sorumluluklarından (ve özgürlüklerinden) kaçan insanlık <strong>uzmanokrasinin</strong> şefkatli(!) kollarında uyuyor.</p>
<p>Bu fetişizmin insanlığa maliyeti ise çok büyük: Her şeyi UZMANLIK denen kıyma makinesinden geçiriyoruz. Dünyayı bölüp parçalayarak anlamaya çalışıyoruz ve <strong>anlamı kaybediyoruz</strong>. Ne demek anlam? İçinde yaşadığımız fizikî ortam, dağlar, taşlar, bedenimiz ile bu dünyanın zihnimizdeki yansımaları iki ayrı alem teşkil ediyor. Daha doğrusu aynı alemin iki zıt kutbunu. Biz otomobilin motorunu, tavuğun sindirim sistemini parçaladığımız gibi Kâinat&#8217;ı da parçalayarak anlamaya çalışıyoruz. Materyalizm, idealizm, düalizm kavgaları neticesinde kırılmış bir ayna gibi fikrî zeminimiz. Bilimi dinden, dini devletten, vicdanı insandan ayırdık.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/kirik_ayna.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9198" title="kirik_ayna" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/kirik_ayna-286x300.jpg" alt="" width="253" height="289" /></a>Peki karamsar olmak mı gerekir yoksa aynanın kırık olduğunu idrak etmek mi? &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/14/karamsar-musluman-olur-mu/"><strong>Karamsar Müslüman olur mu</strong>?</a>&#8221; isimli yazıda anlattığım gibi karamsarlığın İslâm&#8217;da haram olduğunu düşünüyorum. Tabi bu <strong>mutsuz tilki - mutlu koyun oyunu</strong> değil ve Müslüman safça polyannacılık oynamak lüksüne de sahip olmadı hiç bir zaman.</p>
<p> Aynanın kırıklığını idrak etmenin şöyle bir faydası olacak: Bölük pörçük zihnimize gelen görüntülerin Hakikat&#8217;in kendisi değil &#8220;bozuk&#8221; parçaları olduğunu da idrak edeceğiz. Yani bir matematik problemi yanlış çözüp ufacık çocuğun yaşını 85 bulan bir öğrenci gibi <strong><em>&#8220;ah! Bir yerde hata var&#8221;</em></strong> diyeceğiz. Bu şekilde aklımızı <strong>et-Göz</strong> ile birlikte kullanarak görünen dünya ile görünmeyen Anlam arasında bir köprü kuracağız. Bütün&#8217;ü görmek/anlamak derken bunu kasdediyorum.</p>
<p> Peki bu köprü nasıl kurulacak? Ünlü fizikçi Einstein <strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Problemler onları ortaya çıkaranlarla aynı düşünce seviyesinde çözülemez</em></strong><strong><em>&#8220;</em></strong> demiş. Doğrudur. Biz de ayağımıza dolanan analitik Zekâyı kullanarak analitik zekâ çukurundan çıkamayacağımıza göre başka bir şey bulmak lâzım. Tutunacak bir ip, bir merdiven.</p>
<p> <strong>Nereden çıktı bu Sanat?</strong></p>
<p> Alâkasız(?) konularda araştırma yaparken gerek İslâm alimlerinin gerekse batılı düşünürlerin estetik/güzellik konulu fikirlerine rastladım. <a href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/">Enver Gülşen</a>&#8216;in sinema analizleri, <a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzan Başarslan</a>&#8216;ın edebiyat yazıları, tasavvuf konusundaki tartışmalarımız, <a title="Cemile Bayraktar tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/cemilebayraktar/">Cemile Bayraktar</a> , <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> , <a title="Özlem Yağız tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/ozlemyagiz/">Özlem Yağız</a>, <a title="Sever Işık tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/severisik/" target="_blank">Sever Işık</a> ile girdiğimiz etik, vicdan, modernite tartışmaları derken aklımda Sanat ile ilgili bir şeyler netleşmeye başladı. Fakat tetikleme yine <a href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/">Enver Gülşen</a>&#8216;den duyduğum bir sözle oldu <strong><em>&#8220;Sanat dinin kız kardeşidir&#8221;</em></strong>.</p>
<p>Bu bakımdan alışılagelmişin dışında bir yol tuttum bir süredir ve Sanat Bilgisi uzmanı olmadığım halde Sanat&#8217;tan istifade etmeye karar verdim. Zira evlerin duvarlarını, şehirlerin meydanlarını süsleyen, entel barlarda kız tavlamaya yarayan Sanat Bilgisi dışında bir şey olmalı diyorum kendi kendime. William Turner, Edward Hopper gibi ressamların tablolarına baktığımda, Mozart, Bach, Vivaldi dinlediğimde içimde bir şeyler kıpırdıyor. Sanatsal(?) ürünlerin dinlendirici faydası dışında bir kıpırdanma bu. Kelimelere dökemediğim ama varlığından şüphe etmediğim bir kıpırdanma. Kant&#8217;ta gördüğüm <strong>güzellik</strong> ve <strong>adalet</strong> <strong>duygusunu</strong> hatırlattı bu his. Mealen <strong>&#8220;ben bunları gidip bir yerden almadım, bunları kendi içimde buldum&#8221;</strong> diyordu usta. Aklına sımsıkı yapışan, rasyonalist diye övülen ve yaftalanan Kant tevazuyla Aklın sınırlarından bahsediyordu. İslâm alimlerinin <strong><em>&#8220;evveliyat&#8221;</em></strong> dediği Kant&#8217;ın kaleminde <strong><em>&#8220;a priori&#8221;</em></strong> olmuştu ama Anlam aynı idi, &#8220;<strong>benden evvel var olan</strong>&#8220;.</p>
<p> Söz Akıl&#8217;dan açılmışken bir hatırlatma yapmak isterim: Akıl kelimesini batılıların RAISON/REASON kelimesine karşılık olarak kullanmıyorum. Özellikle  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a>kitabını yazarken bu ayrım netleşti benim için ve gerek batıda gerekse Türkiye&#8217;de Akıl kelimesi etrafında bir karmaşa yaşanıyor. Analitik zekâ ile eş anlamlı kullanılıyor veya bazen zekâ yerine. Bana göre bir hırsız &#8220;aklını kullanıp&#8221; polisten kaçamaz. Aklını kullansaydı hırsızlık yapmazdı. Dünya için Ahiret&#8217;i satmazdı.</p>
<p> Şahsen en net ayrımı Gazâlî Hazretleri&#8217;nin Mişkat-ül Envar&#8217;ında buldum. <strong><em>&#8220;Hak ile batılı birbirinden ayırd etmeye yarayan ilâhî bir nûr&#8221; </em></strong>diyordu. Zannediyorum Hristiyan alemi de bir dönem ikisini ayırd ediyordu yani Dünya kazancı ile Ahiret kazancı için kullanılan zihni kuvvetlere(?) aynı ismi vermiyordu. Ortaçağ Hristiyan düşünürlerde bu hissediliyor. Ama modernite silindiri her şeyi dümdüz etmiş gibi görünüyor şimdi. Türkiye de bu durumda. Zira bizim &#8220;entelijensiya&#8221; 19cu ve 20ci yy&#8217;da vagon olmaktan o kadar memnun ki lokomotif rolüne soyunmak aklına(?) hiç gelmemiş gibi.</p>
<p> Sanat&#8217;a ve Akıl-Göz&#8217;e geri dönelim. Yakında yayına girecek bölümlerde daha ince bir biçimde ele alacağım ve teorik bazlarını vereceğim bir olgu var. Bu olguyu hem anlamak hem de hissetmek gerekiyor. Bunun için Sanat&#8217;ı kullanacağız. Faydacı körlük meselesini gerek önceki bölümlerde gerekse <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a>kitabının Güzellik Matkabı kısmında çok açık örneklerle anlatmıştık. Yine Kelime Hapishanesi meselesine sitemiz sayfaları ev sahipliği etmişti.</p>
<p> İşte bu fikrî hazırlık içinde aşağıdaki fotoğraflara bakmaya davet ediyorum sizi yazıyı bitirirken&#8230; Belli bir öznesi olmayan bu fotoğraflar bazen Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte gibi empresyonist  (izlenimci) ressamların tablolarını hatırlatacak size.</p>
<p> Ancak resim veya fotoğraf tekniğine takılıp kalMAmanız gerekiyor bir derinliğin ötesini görebilmek için. Resimleri anlamaya çalışmayın, kavramlara, hatıralara sıkıştırmaya uğraşmayın. Fotoğrafın nasıl, hangi açıdan hangi ışıkla çekildiğini anlasanız bile görmeyin.</p>
<p> Konturların, zıtlıkların ortadan kalkışına şahit olun. Sınırları belli, siyah-beyaz gibi ayrılan, özellikle de işimize yarayan veya bizi tehdit eden şeyleri görmeye alışık olduğumuzu hatırlayın. Zıtlıklar ve fayda/tehdit çerçevesi olmadan da doğaya bakılabileceğini, görülebileceğini ve his yoluyla anlam kazanabileceğini keşfedin.</p>
<p> Bu tür fotoğraflar yoluyla aklınıza yeni bir &#8220;kat yeri&#8221; kazandırmaya çalışın. Kendi kendinize yapacağınız bu iç çalışma sayesinde bilgin kişinin hayretini hissedeceksiniz. 10-15 dakikalık bu çaba yakında yayına girecek olan 5ci bölümü daha iyi &#8220;hissetmenizi&#8221; sağlayacak.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2473511.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9192" title="2473511" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2473511.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2470081.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9191" title="2470081" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2470081.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-9190" title="2454201" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2454201.jpg" alt="" width="500" height="374" /></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-9193" title="2485921" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2485921.jpg" alt="" width="500" height="374" /></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2505541.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9194" title="2505541" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2505541.jpg" alt="" width="500" height="335" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2601931.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9195" title="2601931" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/2601931.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/3799261.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9196" title="3799261" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/3799261.jpg" alt="" width="500" height="260" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/3082151.jpg"><img class="size-full wp-image-9197 alignleft" title="3082151" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/3082151.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tenzîh ve Teşbîh: Sanat’ta Ayrıntı (3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:09:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9073</guid>
		<description><![CDATA[
Nefes alma kültürü ve Bilgisayar programcılığı
Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?

- Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.
- Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.
- Beni mahçup ediyorsunuz ama&#8230;

Seçme imkânı bulunmayan durumlarda İnsan özgür olamaz. Bir nefes alma kültürü geliştiremediysek bundandır. Kültür Mânâ&#8217;nın başladığı yerdedir. Madde&#8217;ye Anlam, İnsan&#8217;a Özgürlük yüklenen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9080" title="portrait_ufak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif" alt="" width="200" height="251" /></a></strong></p>
<p><strong>Nefes alma kültürü ve Bilgisayar programcılığı</strong></p>
<p>Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?</p>
<ul>
<li>- Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.</li>
<li>- Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.</li>
<li>- Beni mahçup ediyorsunuz ama&#8230;</li>
</ul>
<p>Seçme imkânı bulunmayan durumlarda İnsan özgür olamaz. Bir <strong>nefes alma kültürü</strong> geliştiremediysek bundandır. Kültür Mânâ&#8217;nın başladığı yerdedir. Madde&#8217;ye Anlam, İnsan&#8217;a Özgürlük yüklenen noktada. Özgürlük sayesinde hayvanların determinist dünyasını ve hayvanlığı BİLEREK, İSTEYEREK terk eder <span id="more-9073"></span>insan. (A&#8217;râf 179, Bakara 65, Maîde 60, A&#8217;râf 166, Furkan 43-44,&#8230;)</p>
<p>Bunun içindir ki sadece doymak için yemez ve ısınmak için giyinmez. Yemeğe herkesten önce başlamak, şu veya bu şekilde giyin(/me)mek, konuşurken argo, Osmanlıca veya İngilizce kelimeler seçmek mânâ taşır. Bir insanı tek başına evine davet etmek mânâ taşır. Davet edilen yere git(/me)mek mânâ taşır.</p>
<p>3000&#8242;den fazla dil ve lehçe var yeryüzünde. Oklar, mızraklar dünyanın her yerinde birbirine benzer ama <strong><em>&#8220;ok atım, avı vurdum&#8221;</em></strong> demenin 3000 değişik şeklini icad etmiş insanoğlu. Serbestliğin, tercihin, özgürlüğün bulunduğu her alanda insan kendini ifade edebilir. Kendine, ailesine, kabilesine özel, sübjektif ifade yolları bulur. &#8220;Güzel&#8221; ancak böyle yerlerde doğabilir. Bir şeye bakıp <strong><em>&#8220;Bu Güzeldir&#8221; </em></strong>diyebilmenin ön koşulu o şeyin başka türlü de olabilme imkanının olması değil mi?</p>
<p>Ömrümün son 20 yılını bilgisayar programcılarıyla geçirdim. Bir sürü program gördüm, çoğu çalışan ama pek azı &#8220;güzel&#8221; kodlardı bunlar.  &#8221;Güzel bir kod&#8221; lafı belki bilgisayarcı olmayanlara çok saçma gelebilir. Bir program ya çalışır ya da çalışmaz değil mi? Bilgisayara yapacağı işleri &#8220;tarif eden&#8221; bir emirler zinciri nasıl &#8220;güzel&#8221; olabilir?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9081" title="sanat_ayrinti_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_2.jpg" alt="" width="119" height="180" /></a>Meslek dilinde &#8220;alt seviye-üst seviye&#8221; (low level-High level) tabir edilen kavramsal bir ayrım var. Alt seviye programlama bilgisayarın fizikî yapısına, mikro işlemcilere, 0/1 (evet-hayır) mantık kapılarıyla temsil edilen yarı iletkenlere yakındır. Bu seviyede son derecede basit işlemler yapılabilir. Verileri stoklama, toplama, ters toplama (= çıkarma)&#8230;</p>
<p>Bu dünya nefes alıp vermek gibi determinizmin dünyasıdır. Nefes al<strong>MA</strong>yan bir insan biyoloji kurallarına tabidir, bir kaç dakika içinde ölür. Bu kadar kısa bir sürede Mânâ oluşamaz. Alt seviyeli programlamada da fizik kanunları, elektrik, elektronik konuşur. Programlama <strong>sanatı</strong> değil programlama <strong>tekniği</strong> vardır. Meselâ ekrana ayrılmış bir bellek erişim komutunu doğru yazdıysanız ‘A&#8217; harfi çıkar ekrana.</p>
<p>Oysa daha üst seviyeli programlama dillerinde durum bunun tam tersidir. Bir kere çözülmesi gereken problemlerin doğası değişmiştir. Muhasebe, bankacılık veya bir başka konuda program yazan programcının seçim imkânı var. Neyi seçecek? En başta kavramları. Yani programında temsil edeceği &#8220;dünyayı&#8221; modellemesi programcıya bağlıdır. Kişileri, faturaları, kamyonları, parayı, zamanı nasıl temsil edecek? Bunların vasıfları, birbirleriyle olan bağlantıları nasıl olacak? Elbette kullanacağı programlama teknikleri ayrı bir seçim alanı. Ya kullanıcı ara birimi? Ekranların kullanışlı olması, programın kolay öğrenilebilmesi? Buna bir de kodu yazarken göstereceği özeni eklerseniz <strong><em>&#8220;programlama sanatı&#8221;</em></strong> gibi ifadelerin o kadar da boş olmadığını görürsünüz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_3.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-9082" title="sanat_ayrinti_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_3-300x241.gif" alt="" width="300" height="241" /></a>İyi de <strong>&#8220;güzel&#8221;</strong> bunun neresinde? Güzel bir kod faydanın bittiği yerdedir. Okunabilir, anlaşılabilir, hızlı çalışan kodlar faydalıdır. Ama bazı kodlar gerçekten güzeldir. Matematikçilerin bir teoremi ispat ettikten sonra tahtanın karşısına geçip <strong>&#8220;ne güzel, şiir gibi!&#8221;</strong> diye haykırışına tanık olmadınız mı hiç?</p>
<p>Kod yazmak son yıllarda otomatikleşti ve <strong>&#8220;program yazan programlar&#8221;</strong> yaygınlaştı. Buna rağmen hâlâ bir koda bakarak kimin yazdığını tahmin edebiliyoruz. Bu durum sürdükçe programcılık her şeye rağmen öznelliğini (sübjektivitesini) koruyacak diye tahmin ediyorum. Ve programcılar yaptıkları işten sanatçılarınkine benzer bir haz almaya devam edecekler: Elleriyle, beyinleriyle ürettikleri bir eser vasıtasıyla kendilerini ifade edebilecekler.</p>
<p><strong>Mânâ ve Madde</strong></p>
<p>Nefes almak, beslenmek, giyinmek ve bilgisayar programlamak gibi eylemler üzerinden kültüre, sanata bakmanın faydası nedir? Madde&#8217;nin Mânâ ile yüklenebilmesine tanık olmak. Heykeltıraşın ellerine, çekicine, keskisine itaat eden mermer parçasının şekle bürünmesi gibi. Mermerin şöyle vurulunca böyle kırılması fizik kurallarına bağlıdır. Bronzun erime noktası sabittir. Ama Rodin&#8217;in Cehennem Kapısı adlı eserinin <strong><em>&#8220;Cehennem gibi&#8221;</em></strong> olması Rodin&#8217;e bağlıdır!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/rodin_cehennem_kapisi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9083" title="rodin_cehennem_kapisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/rodin_cehennem_kapisi-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a>Rodin müzesini ilk ziyaret ettiğimde eserlerin mermer, kil, bronz içinde zaten var olduklarını, Rodin&#8217;in yaptığı şeyin &#8220;sadece&#8221; bunları ortaya çıkarmak olduğunu hayal etmiştim. Mânâ&#8217;yı Madde hapishanesinden kurtaran ya da Ezel&#8217;den beri var olan bir Mânâ&#8217;yı Madde&#8217;ye yansıtan sanatçıydı Rodin.</p>
<p>&#8220;Ezel&#8217;den beri var olan bir Mânâ&#8221; dedim. Başka türlü olması mümkün mü? Mânâ&#8217;nın bir başlangıcı olabilir mi? Rodin ile başlayan meselâ? İnsan&#8217;ın Sanat vasıtasıyla kendini keşfe çıkması yine İnsan&#8217;ın sonsuzluk vasfının ispatı! Başlayabildiği için var olan, var olduğu için keşfe başlayabilen İnsan&#8217;ın. Kendine dair sırları <strong>bilmeyi</strong> istemek için önce kendini <em>&#8220;bilme kapasitesine ve iradesine sahip&#8221;</em> bir varlık olarak <strong>bilmek</strong> gerekmez mi?(1)</p>
<p>Sonsuzluk vasfına dair sırları göre-<strong>bilmek</strong> için insan bilinci tıpkı kendisi gibi özgür bir bilince ihtiyaç duyar. Kendi güzelliğini yansıtabilecek, &#8220;güzelliğin&#8221; farkında olan bir başka bilince. Onu fark edecek, tanıyacak, bilecek, takdir edecek&#8230; Sanatçı-insan&#8217;da çoğu kez kibir gibi görünen bu bilinme isteği aslında her Saklı Hazine&#8217;nin meşru bilinme isteğinden ibaret kanaatimce. Kaybedeceğini bile bile giriyor bu mücadeleye Sanatçı-insan. Başarılması imkânsız, Mutlak olanın Madde aracılığıyla ete, kemiğe, bürünmesi, Sonsuz&#8217;un mermere boyaya  bazen de kelimelere sığması. Sübjektif olanı objektif hale getirmek! Paylaşılmaz&#8217;ı diğer insanlarla paylaşmak! Aşk&#8217;ın, Korku&#8217;nun, Ölüm&#8217;ün ve Yaşam&#8217;ın resmini, heykelini yapmak, romanını yazmak!</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Dönüş yolum Alplerin üzerinden geçiyor. Uçağın penceresinden dağları seyrediyorum. Babam gibi dağları. Hiç yıkılmayacakmış gibi duran, dorukları dumanlı, karlı İsviçre Alpleri&#8230; &#8220;Yüce&#8221; dağlar&#8230; Amerikalı zenginler arasında moda olmuş, ölülerini yakıp İsviçre Alpleri üzerine uçaktan savuruyorlarmış. Dağlar bunun farkında mı? Dağlar kendilerini &#8220;yüce&#8221; bulurlar mı? Yoksa bu yücelik zahirî mi? Benim içimdeki bir şeyin yansıması mı? Aşık Veysel olsaydı İsviçre Alpleri&#8217;ne nasıl seslenirdi? &#8220;Yüceliğiniz on para etmez, bu bendeki SONSUZ HAYAT olmasa!&#8221;&#8230;&#8221; (Bkz. </em><a title="Permanent Link to Baba ve dağlar" href="http://www.derindusunce.org/2009/09/04/baba-ve-daglar/">Baba ve dağlar</a><em>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher_sanat_ayrinti.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9089" title="escher_sanat_ayrinti" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher_sanat_ayrinti-300x254.jpg" alt="" width="300" height="254" /></a>Sanatçı-insan&#8217;ın imkânsız projesi doğuruyor sembolleri ister istemez. Dağlar yüce oluyor, Kaplan cesur, kurtlar hain, kuzular masum, kuşlar özgür&#8230; Mânâ aleminde olup da Madde aleminde olmayan şeyler ancak semboller üzerinden ifade buluyor. Hegel&#8217;in isabetle işaret ettiği gibi Sanat, Din ve Felsefe Mânâ ile Madde&#8217;nin birbirine en çok yakınlaştığı alanlar. Parmak ile işaret edilenin, kelime ile anlamının, Yaratan ile Yaratılanın&#8230;</p>
<p>Matematik teoremlerinin ispatında ve bilgisayar programlarında rastladığımız &#8220;güzellik&#8221; ise daha da &#8220;görünür&#8221; oluyor. Zira artık Madde&#8217;den de kopmaya yeltenen, tek başına var olmaya çabalayan bir güzellik söz konusu. Müzik ile uğraşanların daha yakından tanıdığı bir güzellikten bahsediyorum. Eserin icrası için kullanılan enstrüman iki alem arasında bir köprü görevi yapıyor. Zamansal bir KÖPRÜ (Keman, bilgisayar) ile başka bir alemde (?tasavvur alemi) zaten MEVCUT olan, soyut bir varlık (beste, program mantığı) icra ediliyor. Mânâ Alemi&#8217;ndeki bir varlık Madde Alemi&#8217;ne aksediyor. Ama kendinden bir şey kaybetmeden.</p>
<p><strong><em>&#8220;Biz keşfetmeden önce yerçekimi kanunu neredeydi?&#8221; </em></strong>diye sormuş bir düşünür. Sanat&#8217;ı da bir yaratma değil keşif olarak kabul ediyorum. Ezelden beri var olan bir Mânâ&#8217;nın yansıması için vesile olmak. Aksi takdirde Mozart&#8217;ın Türk Marşı&#8217;nı her dinlediğimizde bu eserden bir şeyler eksilmeliydi değil mi? Hatta her sabah traş olmak için aynaya baktığımda aynadaki aksimin oluşması için ufacık bir zerre olsun eksilmeliydi benden. Varsın okyanusta bir damla kadar olsun. Ama eksilmiyor. Varlığım aksime sebep oluyor. Aksim bana benziyor ama o ben değil. Benden ayrı var olamıyor. Ama varlığı beni eksiltmiyor. Ne hikmet?</p>
<p><strong>Yansıma, Tenzîh ve Teşbîh</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8965" title="escher-kure" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Yansıma metafor olarak yabana atılmaması gereken bir &#8220;araç&#8221;. Özellikle de Bütün&#8217;ü keşfe çıkmış iseniz. Neden? Meselâ bu metal küreyi ele alalım. Kürede yansıyan Escher&#8217;in kendisi değil. Ama Escher olmasaydı görüntüsü de olmayacaktı. Bir çok bakımdan ressama benziyor yansıma. Ama Kürenin şekli, muhtemel kusurları sebebiyle Escher&#8217;in kendisi değil. Onun Gerçeğini, ESAS&#8217;ını  tam olarak yansıtmıyor. Ayrıca yansımanın tarifi itibariyle de Öz&#8217;den kopmalar var. Sözgelimi ressam küreyi sol eliyle tutuyor ama yansımadaki adamın bize uzanan (küreyi tutan) eli sağ. Aynı sağ-sol problemi odadaki eşyalar için de geçerli. Yansıyan adamın oda içinde durduğu yer ve eşyaların ona göre konumu gerçeğin tam tersi. Özetle yansıma metaforu bir araya toplanması çok zor olan iki şeyi birleştiriyor: <strong>Tenzîh</strong> ve <strong>teşbîh</strong>(2). Bütün&#8217;ü (henüz?) görmedik. Bu tecrübe eksikliği ve anlayışımızın sınırlı olması sebebiyle keşfettiklerimizi bildiğimiz şeyler cinsinden ifade etme mecburiyetimiz var. Fakat Bütün&#8217;ün kesinlikle bildiğimiz şeyler gibi olmadığı da bir gerçek. Yani Bütün&#8217;ü keşfettikçe asla X olmadığını ama X olmaya benzediğini söylemek durumunda kalacağız.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_5.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9084" title="sanat_ayrinti_5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanat_ayrinti_5.jpg" alt="" width="255" height="183" /></a>Küredeki yansıma örneğinden de anladığımız gibi AYRINTI Bütün&#8217;ü içine almıyor. AYRINTI yeni bir bakış noktası olmuş. Alternatif bir kesit diyelim isterseniz. Makinelerin iç yapısını gösteren teknik resimleri düşünün. Ya da beyin tomografisi vb tıbbi amaçla hazırlanan imajları. Doktor organı incelemek için değişik kesitler alıyor. Her bir kesit Beyin&#8217;in ESAS&#8217;ının o düzlemdeki tecellisi (=<em>instanciation</em>). Beyin olmasa bu kesitler olmazdı. Ama bu kesitlerin hiç biri Beyin&#8217;in ESAS&#8217;ı değil. Beyin&#8217;in varlığı bu kesitin o düzlemde görüntülene(bil)mesinin sebebi. Kesitler Escher&#8217;in küredeki yansıması gibi. Değişik açılardan yeni kesitlere baktıkça Beyin&#8217;in Bütün&#8217;ü hakkında daha iyi fikir sahibi oluyoruz. Ama muhtemel bakış açılarının sonsuzluğu karşısında milyonlarca kesit bile Bütün&#8217;e göre birer tecellî mertebesinde. Bütün kendi kesitlerine benziyor (teşbîh) ama ASLA VE ASLA onlar gibi değil (tenzîh).</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Önceki bölümler</strong></p>
<p style="text-align: right;"><a title="Permanent Link to Bakmak,görmek,anlamak: Sanat'ta ayrıntı (1)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/"><span style="color: #0066cc;">Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)</span></a></p>
<p style="text-align: right;"><a title="Permanent Link to Derin Göz: Sanat'ta Ayrıntı (2)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz: Sanat’ta Ayrıntı (2)</span></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Dip notlar</strong></p>
<p>1°  G. W. F. Hegel&#8217;in estetik ve sanat konulu denemeleri ile <strong><em>&#8221; Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim&#8221;</em></strong><strong> </strong>(Acluni, II, 132) ş<strong>eklindeki kudsî hadisin</strong> kesişme noktasında bir çağrışım olarak görülebilir bu paragraf.</p>
<p>2° <a href="http://ozemre.com/index.php?option=com_docman&amp;task=doc_download&amp;gid=47&amp;Itemid=53">İbn Arabî&#8217;nin Fusûs&#8217;undaki Anahtar-Kavramlar, Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre&#8217;nin tercümesi buradan indirilebilir</a>. Bu yazı dizisi için çokça istifade ettiğimiz söz konusu kitabın 41ci sayfasından konuyu aydınlatacak bir kaç paragrafı aktarıyoruz ve bu mükemmel tercümeyi yapan Sayın Özemre&#8217;yi rahmetle anıyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; İbn Arabî bu bâtınî ve zâhirî vechelere sırasıyla tenzîh ve teşbîh demektedir. Bunlar geleneksel  İslâmî Kelâm  ilmi  (Teoloji)  terimleri arasından  seçilmiş olan iki anahtar-kavram&#8217;dır. Her iki terim de, daha başlangıcından beri, Kelâm ilminde olağanüstü  önemli  bir  rol  oynamışlardır. Etimolojik  anlamıyla  &#8220;herhangi  bir  şeyi,  bir  nesneyi bulaşıcı, pis  şeylerden uzak  tutmak, arıtmak&#8221; anlamına gelen  &#8220;nezzehe&#8221;  fiilinden  türetilmiş olan  tenzîh  kelimesi Kelâm  ilminde  &#8220;Allah&#8217;ın  bütün  eksikliklerden  kesinlikle  ârî  olduğunu beyân  ve  telâkki  etme&#8221;  anlamında  kullanılmaktadır. Eksiklikler  ise,  bu  kapsamda,  en  cüzî mertebede bile olsa beşerinkini andıran bütün nitelikler ve cismânî bir varlık olarak bize beşeri hatırlatan bütün sıfatlar anlamındadır. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Bu anlamda tenzîh Allah&#8217;ın yaratılmış olan herhangi bir şeyle mukayese edilmesinin temelde ve kesinlikle mümkün olmadığının, O&#8217;nun Varlığının yaratılmışlara ait bütün niteliklerin üstünde oluğunun bir beyânıdır. Kısacası ilâhî erişilmezliğin, aşkınlığın bir beyânıdır. Ve zâten görmüş olduğumuz gibi, bizâtihî Mutlak olan Hakk da kendine yaklaşmaya yönelik bütün beşerî çabaları boşa çıkaran ve hangi şekliyle olursa olsun beşerin kavrayışını hayal kırıklığına uğratan bir Gayb (Bilinmeyen) olduğundan sağduyunun da doğal olarak tenzîh&#8217;e eğilimi vardır. Bu, bilinmeyen ve bilinemez olan Hakk&#8217;ın huzûrunda beşer aklının doğal bir tutumudur. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Buna karşıt olarak &#8220;bir şeyi başka bir şeye benzer kılmak ya da telâkki etmek&#8221; anlamına gelen &#8220;şebbehe&#8221;  fiilinden  türetilmiş olan  teşbîh kelimesi de Kelâm  ilminde &#8220;Allah&#8217;ı yaratılmış şeylere benzetmek&#8221; anlamında kullanılmaktadır. Daha somut olarak ifâde edilecek olursa bu, &#8220;Allah&#8217;ın ellerinin, ayaklarının, v.s&#8230; bulunduğunu&#8221; îmâ eden Kur&#8217;ân ifâdelerine dayanarak Allah&#8217;a  cismânî ve  beşerî nitelikler yakıştıranlar  tarafından gerçek diye  iddia olunan teolojik bir beyândır. Bunun sonu da oldukça doğal bir biçimde çiğ bir antropomorfizm, yâni Allah&#8217;ın doğrudan doğruya beşere benzediğini iddia etmektir. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Geleneksel Kelâm  ilminde bu  iki  tutum,  radikal bir biçimde  taban  tabana zıt olup asla beraberce bir uyum içinde bulunamazlar. Böylece insân ya münezzih olur (yâni tenzîh tarafını tutar), ya da müşebbih  olur  (yâni    teşbîh  tarafını  tutarak meselâ  Allah&#8217;ın  &#8220;gözleriyle gördüğünü&#8221;, kulaklarıyla işittiğini, diliyle konuştuğunu&#8221;&#8230; söyler). İbn Arabî bu terimleri oldukça orijinal bir biçimde anlamaktadır. Bununla beraber bu terimlerin,  teolojik kapsamda haiz oldukları anlamlarla hâlâ da belirli bir bağlantısı bulunma-sının önüne geçilememektedir. Kısacası, İbn Arabî&#8217;nin terminolojisinde tenzîh Hakk&#8217;ın &#8220;mutlaklık&#8221; (itlâk) vechesine ve teşbîh de &#8220;sınırlılık&#8221;  (takayyüd)  vechesine  işâret  etmektedir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu  anlamda  bunların  her ikisi de biribiriyle  uyumlu  ve biribirlerinin  tamamlayıcısı durumundadırlar; ve en  isâbetli  tutum da bizim bunların her  ikisini de eşit mertebede beyân etmemizdir. İşte bu, bu sorunun en can alıcı noktası olup bu bölümün geri kalan kısmı da bunun hakkında tam bir açıklama takdîm etmeyi hedef almıştır.&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em></em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 10:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8989</guid>
		<description><![CDATA[Ön hazırlık: Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına bakarak zihninizi boşaltın. Sizi meşgul eden sorunları iki saatliğine askıya alın. Ocakta yemeğiniz, mama bekleyen çocuğunuz olmasın. Aşağıdaki videodaki dalga seslerini fon müziği olarak dinleyebilirsiniz. Olmazsa Bach ya da Vivaldi iyi gidecektir.
 
Okyanusun bir sesi var mıdır?
 Atlas Okyanusu kıyısındaki La Rochelle şehri yakınlarındayım. Uzaklarda şimşekler çakıyor. Yağmur yağacak gibi. Türkiye&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ön hazırlık:</strong> <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/05/atlas-okyanusundaki-dalgalarla-tefekkur/"><em>Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına</em></a><em> bakarak zihninizi boşaltın. Sizi meşgul eden sorunları iki saatliğine askıya alın. Ocakta yemeğiniz, mama bekleyen çocuğunuz olmasın. Aşağıdaki videodaki dalga seslerini fon müziği olarak dinleyebilirsiniz. Olmazsa Bach ya da Vivaldi iyi gidecektir.</em></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="200" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.fr/googleplayer.swf?docid=-5096710007415869373&amp;hl=fr&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="200" height="200" src="http://video.google.fr/googleplayer.swf?docid=-5096710007415869373&amp;hl=fr&amp;fs=true"></embed></object> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Okyanusun bir sesi var mıdır?</span></strong></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg"></a>Atlas Okyanusu kıyısındaki La Rochelle şehri yakınlarındayım. Uzaklarda şimşekler çakıyor. Yağmur yağacak<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8949" title="dalga_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg" alt="" width="272" height="423" /></a> gibi. Türkiye&#8217;de iken deniz kıyısında hiç duymadığım bir ses, okyanusun* <strong>&#8220;uğultusu&#8221;</strong> kulaklarımda. Hava kapalı, buz gibi bir şubat rüzgârı esiyor. Sahile yaklaşıyorum. Yanılmışlar meğer. Kulaklarımın uğultu zannettiği aslında dalga ve rüzgâr sesinin karışımı imiş. Bir de limandaki teknelerin metal direklerine vuran iplerin sesini ayırd edebiliyorum şimdi. İskeleden uzaklaşıp iki yanı kayalarla çevrili bir kumsala yaklaşıyorum. Kulaklarım yine yanılmış. <strong>&#8220;Dalga sesi&#8221;</strong> etiketiyle zihnimde inşa ettikleri şey de gerçekte yokmuş. Körfez girişinde bir metre yüksekliğe kadar kabaran ve rüzgârla karşılaşınca &#8220;şhuuu!&#8221; yapan en büyük dalgalardan tutun da kıyıda çakıl taşlarına çarptıkça  &#8220;şıp şıp&#8221; sesi çıkartan minnacık dalgacıklara kadar bir sürü FARKLI sesin aritmetik ortalaması(?) imiş meğer &#8220;dalga sesi&#8221;. Yani sadece kafamın içinde olan, soyut bir kavram, bir vehim, bir illüzyon?</p>
<p>Atlas Okyanusu&#8217;nun gerçek sesini duymak için hangi mesafede durmalıyım? 500 metre? 5 metre? Suyun üstü? İçi? Hangi derinlikte meselâ?</p>
<p>Okyanusun gerçek sesi, hakikî, otantik sesi nasıldır? Hayatı denizde geçen balıkçıların oy birliği ile &#8220;hah işte bu ses&#8221; diyebilecekleri &#8220;objektif&#8221; bir Okyanus sesi yok mudur?</p>
<p>Okyanusların ve denizlerin bizimle böyle &#8220;dalga geçmesi&#8221; <span id="more-8989"></span>münferit bir olay değil. Dalgayı duymak kadar görmek de zor! Kafamda görsel bir &#8220;dalga&#8221; tarifi var elbette ve bu şablona uyan her şeye &#8220;dalga&#8221; diyebilirim. Ama ya kum tanelerinin arasında yaşayan bir böcek olsaydım? Ya da bir balina? O zaman &#8220;dalga&#8221; tarifim ne olacaktı?</p>
<p>Dalgalara yakından baktıkça her dalganın daha küçük dalgalardan oluştuğunu görüyorum.  Ve bana göre çok büyük sayılabilecek bir sürü dalga peşpeşe, daha da büyük bir gel-git dalgasının üzerinde kıyıya doğru geliyor. Ay&#8217;ın ve Güneş&#8217;in okyanuslara uyguladığı çekim gücüyle geniş bir kara parçası her gün bir kaç saatliğine su altına girip çıkıyor çünkü. Bir saat önce aralarında gezdiğim yan yatmış tekneler yüzüyor şimdi. Az önce yürüdüğüm yerlerdeki suyun derinliği belki boyuma yaklaşmıştır. Kumlar arasındaki böcekler kadar küçük hissediyorum kendimi. Okyanus ölçeğinde çok küçüğüm. Bir AYRINTI olabilirim ancak!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ters_cocuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8953" title="ters_cocuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ters_cocuk-300x199.jpg" alt="" width="252" height="181" /></a>Okyanus adeta bir Kâinat modeli gibi. Her şeyi bir anda göremeyen biz insanlar için bir maket! Neden? Çünkü dev gel-git dalgasından kıyıdaki minik çırpıntılara kadar en ufak bir kesinti yok. Dalga hep &#8220;var&#8221;. Ama boşluk yok okyanusta. Yokluk? Yokluk var. Dedik ya Kâinat&#8217;ın modeli diye. Dalgalar katlanıp açılıyor ve her katlanıp açılma yeni dalgalara gebe. İki dalganın arasındaki çukur bir tür TERS DALGA. Sırtımı okyanusa dönüyorum, küçük çocuklar gibi ellerimi yere koyup bacaklarımın arasından bakıyorum. Hayret! Gökyüzü ile kumsal yer değiştirmiş. Bizim TERS DALGA düzeliyor. Yokluk dediğim Varlık olmuş, Varlık ise Yokluk.</p>
<p><strong><em>&#8220;Mozart&#8217;ın müziği bittikten sonra takip eden sessizlik de Mozart&#8217;tandır&#8221;</em></strong> diyordu Sacha Guitry. Haklı olduğunu ispat etmiş olduk ters dalga yöntemiyle. Ya Bethoven? O meşhur Beşinci senfoniyi hatırlayın, ilk 4 notayı: Pa-pa-pa-pam! Ve izleyen sessizlik. O ses <strong>YOK</strong>luğu olmasa ilk 4 nota neye yarar? Beşinci senfoninin ihtişamından ne kalır geriye? O yokluğu oraya koymak ancak bu kadar büyük bir ustanın aklına gelebilirdi!</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Otuz kiriş bir tekeri oluşturabilir ama göbeğindeki boşluktur tekere işlevsellik veren.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>çömlekçinin attığı kil değildir kaba kullanışlılığını veren ama şeklin içindeki boşluktur kabın yapıldığı.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kapı olmadan bir odaya girilemez ve pencereler olmadan karanlıktır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>işte budur var olmamanın yararlılığı&#8230;&#8221; </em>(Var Olmamanın Yararlılığı, Tao Tê King, Lao-Tzû)<em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/okyanus_dalga.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8951" title="okyanus_dalga" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/okyanus_dalga-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" /></a>işte böyle bu Atlas Okyanusu, adamın kucağına bırakıveriyor Kâinat&#8217;ın en büyük sırlarından birini! <em>Lao-Tzû</em> ‘nun deyimiyle <em>&#8220;Var ol<strong>MA</strong>manın faydası!&#8221;</em> Minnacık meşe palamutları ararken kocaman bir Diyarbakır Karpuzuna toslayan sincap gibi hissediyorum kendimi&#8230; Kâinat&#8217;ın küçültülmüş modeli karşımda bir ders kitabı gibi açılıp kapanıyor. Kitap bütün küçüklüğüne rağmen vücuduma oranla sonsuz büyüklükte. Kıtalara sığmayan okyanus aklıma nasıl sığmış? Kendini göremeyen gözüm okyanusu nasıl görmüş? Sürrealist bir film bu! Okyanus, ben ve hayretim başrollerdeyiz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Öğretmenim X ışını</span></strong></p>
<p>Okyanus bir ders kitabı, bu doğru. Neden? Çünkü dalgaların gerek ses gerekse görüntü olarak uçan-kaçan bir halde oluşları Kâinat&#8217;a dair bir şüphe uyandırıyor zihnimizde. Bize şöyle bir soru yöneltiyor okyanus kitabı: <strong><em>&#8220;Süreksiz, kesintili olarak gördüğün cisimlerin, katıların, sıvıların ESASEN olarak böyle olduklarından emin misin?&#8221;</em></strong>. Yerinde bir soru. Elma, armut, telefon, ev, bulut, dağ, deniz&#8230; Nesnelerin sınırları, kenarları <strong>DEĞİŞMEZ</strong>, <strong>KESİN</strong> sınırlar değil. Bizim beklentilerimizin ve kapasitemizin birer yansıması.  Gördüklerimiz (ya da gördüğümüzü sandığımız) şeyler günlük ihtiyaçlarımız çerçevesinde ve bedensel imkanlarımızla şekilleniyor. Nasıl bir kaptan Bütün Okyanus&#8217;u değil de sadece gemisine yaklaşan dalgaları görüyorsa biz de yiyebileceğimiz elmaları ve tırmanabileceğimiz merdivenleri görüyoruz. Yani Bütün&#8217;ü görmüyoruz. Bergson&#8217;un çok sade içimde özetlediği gibi <strong><em>&#8220;algıladıklarımız eylem kabiliyetimizin bir işlevi, fonksiyonudur.&#8221;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/x-isini-eller.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-8954 alignright" title="x-isini-eller" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/x-isini-eller-150x150.jpg" alt="" width="129" height="116" /></a>Fayda-imkân bıçağı ile hadım edilmiş Et-Göz&#8217;ün gördüğü, birbirinden koparılmış AYRINTILARIN zihnimize bir bereket getirmesi elbette beklenemez. Açalım bu noktayı biraz:  Meselâ bir X ışını ya da radyo dalgası olsaydım bu yazıyı yazan ellerimi nasıl görecektim? İçinde çalıştığım binayı ve iş arkadaşlarımı? &#8220;Aşılmaz&#8221; duvarları aşmak için konmuş kapılara ihtiyacım olacak mıydı?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti-6.jpg"><img class="size-medium wp-image-8956 alignleft" title="sanatta_ayrinti-6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti-6-191x300.jpg" alt="" width="169" height="280" /></a>Bu X ışını üzerinde duralım bir parça. Zira X ışınları da okyanusun dalgaları gibi bize bir şeyler öğretmek için sıralarını bekliyorlar. X ışınlarının dünyası oldukça basit: İki tür varlık vardır: İçinden geçilebilenler ve geçile<strong>ME</strong>yenler. Yani X ışınlarının kapasitesi onların &#8220;görme&#8221; biçimini tayin eder.Fakat bu kapasite olayının doğurduğu şu kutuplaşma, zıtlık da dikkat çekici değil mi? Bizler de <strong>sıcak</strong> olmadan <strong>soğukluğu</strong>, <strong>sert</strong> olmadan <strong>yumuşaklığı</strong> düşünemeyiz. Peki <em>&#8220;cisimler varlıklarını zıtlarına borçlular&#8221;</em> denebilir mi? Hayır. Biz bir şeyleri algılayabiliyorsak bunu &#8220;görünen&#8221; zıtlıklara borçluyuz. Doğrusu bu. X ışınları gibiyiz!</p>
<p>İyi ama &#8230; Meselâ soğuk kime göre soğuk? Antalya&#8217;da yaşayan bir insanla bir Kanadalının zihninde &#8220;soğuk&#8221; aynı soğuk değil ki. Hatta bizim Antalyalının üşüyüp ellerini kalorifere dayadığını farz edelim bir an. <strong>&#8220;Ay! Elim yandı&#8221;</strong> diyerek çekecek bir süre sonra. İyi ama ne zaman, hangi anda soğuktan sıcağa geçti? Kalitatif, niteliksel sıçrama hangi anda gerçekleşti?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Tao&#8217;yu dinlemede,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>arif olan öğrencinin işi çalışkanlıktır;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>vasat öğrenci hatırına geldikçe bu çalışkanlığa katılır;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>akılsızınki ise bunlara gülmektir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ama aklımızdan çıkarmayalım ki</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ani kahkahalar olmazsa,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>o iş doğal olmaz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>o yüzden derler ki: </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;an olur aydınlık bile göze karanlık görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ilerleme göze gerileme görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>kolaylık göze zorluk görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve değer de göze boş, yetersiz, güçsüz görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>an olur pak olan göze kirli görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve hatta gerçek göze yalan görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/vehim_zitlik_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8957" title="vehim_zitlik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/vehim_zitlik_2-204x300.jpg" alt="" width="181" height="267" /></a>ve karenin köşeleri varmış görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>büyük itibar fayda etmez olur, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>en tiz nota işitilemez olur; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>biçimli göze biçimsiz görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve doğanın yolu insanın görüş alanından çıkmış olur&#8221;. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>işte bu anlarda dahi,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>her şeyin gereğinin yapılabileceğinden,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>umudunu kesmez doğa.</em> (Benzerlik ve farklılık ,Tao Tê King, Lao-Tzû)</p>
<p>Lao-Tzû&#8217;nun net bir biçimde ifade ettiği gibi &#8220;görme&#8221; sürecinde göz sadece bir araç ve baş rol oyuncusu aslında akıl. İnsan Hipermetrop, astigmat gibi tıbbî sorunları nasıl gözlük ya da lens kullanarak çözüyorsa AYRINTI&#8217;ya bakarak BÜTÜN&#8217;ü görmek için de akıl gözlüğünü kullanabilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akıl gözlüğünü takarken</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/goz_bozuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8958" title="goz_bozuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/goz_bozuk.jpg" alt="" width="220" height="251" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Geçen bölümde</a> eleştirdiğimiz  <strong><em>&#8220;Bütün = Parça + Parça&#8230;&#8221;</em></strong> ilkesinden  gözlerimizi kurtarmak üzereyiz şimdi. Okyanus kitabının dalgaları bize ne öğretiyor? Zıtlıklar sayesinde algıladığımız dünyanın Hakikî olmadığını! Yani sıcak-soğuk, ilk-son, sert-yumuşak zıtlıkları ile düşünmeye alışık analitik zekâmız. Oysa sıcaklarımız ve soğuklarımız ESAS değil. Tıpkı okyanus dalgalarını gördüğümüz gibi görüyoruz Kâinat&#8217;ı. Et-Göz&#8217;ün getirdiği parçaları zihnimizde birleştirerek, kavramlar inşa ederek: Faydalı, diğer insanlarla paylaşılabilir yani objektif hatta ölçülebilir şeyleri teknik sınırlarımız içinde, dil hapishanesinde görüyoruz. Parmaklıkların ardından&#8230;</p>
<p>Evet, gözlerimiz&#8230; Işık olmadan göremeyen o gözlerimizin aklımızdaki zıtlıklara da ihtiyacı var. Cisimlerin sınırlarını, başlayıp bittiği (izafî?) sınırları göremeyiz yoksa. Kısacası aklımız olmasa beyaz bir karanlığın içinde debelenip dururuz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Sen iki parmağının ucunu götür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle.İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir. Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. [...] İnsan, gözden ibârettir. Geri kalan deridir, ceseddir&#8230;&#8221;</em>(Mesnevî, Mevlânâ Hazretleri)</p>
<p>İyi ama neyi göreceğiz? Doğru, tam, esas, hakikî gördüğümüzden nasıl emin olacağız? Zıtlıklara muhtaç olma halinden, faydacı körlükten ve diğer engellerden nasıl kurtulabiliriz? Sanat ve Sanat&#8217;taki AYRINTI bize nasıl yardım edebilir?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Geçen bölümde</a> ağırlıklı olarak faydacı körlükten bahsetmiştik. Yazının sonunda ise <strong>&#8220;teknik körlük&#8221;</strong> diyebileceğimiz ikinci bir körlüğe işaret etmiştik şu sözlerle:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bu noktada yeni bir &#8220;<strong>ayrıntı</strong>&#8221; tarifi yapma ihtiyacı doğuyor. Çünkü gözlerimiz sadece ayrıntıları görebiliyor. Yani Bütün&#8217;ü hiç bir zaman göremiyoruz. Arkamızı, uzağı, yakını, sislerin içini ve perdelerin arkasını hatta <strong>gözlerimizi bile göremiyoruz</strong>. Oysa aklımız kendini akledebiliyor [...] <strong>Şu halde Bütün&#8217;ü ayrıntı sayesinde görmeyi öğrenmeliyiz</strong>. Yani ayrıntıyı eksik-kopuk bir şey değil de Bütün&#8217;e açılan bir pencere, yeni bir bakış açısı olarak kabul etmeliyiz belki de? Bir şehirde gezerken nasıl değişir perspektif? Bir sokaktan diğerine, bir caddeden ötekine geçince? Pencereleri ve sokakları birbirinden koparmadan şehre bakmanın yolu yok mudur? Her köşede yeniden hayret ederek, o şehre ilk defa gelmişçesine&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Bizi Bütün&#8217;e yaklaştıracak bir AYRINTI oluşturmalıyız zihnimizde. Yani analitik zekâmızın uzaklaştırıcı etkisini tersine çevirebilecek, Bütün&#8217;den kopuk olmayan yeni bir AYRINTI. Kurtulmamız gereken parazitin tarifini yapalım önce ki geri kalan kısmı daha iyi kavrayalım:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Et-Göz&#8217;e hitab eden AYRINTI </span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/insan_gozu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8961" title="insan_gozu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/insan_gozu-300x193.jpg" alt="" width="255" height="182" /></a>Gözlerimiz  kulaklarımız neticede birer et parçası. Bu et parçaları tıpkı hayvanlar, bitkiler gibi Tabiat kanunlarına tâbi. Ne bulurlarsa getirip önümüze atıyorlar. Uzuvlarımızın kendi teknik sınırları içinde görebildikleri ayrıntılar, o anki ihtiyaçlarımız, korkularımız, bilgi seviyemiz&#8230; Kendi&#8217;miz ve Ben&#8217;liğimiz doğrultusunda bu &#8220;getirilenleri&#8221; birleştiriyoruz. <strong>Yani gözümüzle değil aklımızla görüyoruz ve duyuyoruz</strong>. Aklımızın yapay olarak inşa etiği bir şey&#8221;görme/duyma&#8221;&#8230; Fotoğraf makinesi gibi objektif ve fiziksel bir olay değil. Demek ki baştan beri sözünü ettiğimiz &#8220;görme bozukluğu&#8221; uzuvlarımızın değil bizim meselemiz. Göremediklerimiz ise akıl gözlüğünü takmadan bakmamızdan kaynaklanıyor kanaatimce. (Bkz. <a title="Ekrem Senai tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/">Ekrem Senai</a>&#8216;nin Türkçe&#8217;ye çevirdiği Hamza Yusuf&#8217;un &#8220;<a title="Permanent Link to Araf Dağına Tırmanış" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/">Araf Dağına Tırmanış</a>&#8221; isimli makalesi)</p>
<p>Kendi haline bırakılan bir göz ise sahipsiz bir at gibi oradan oraya geziyor. Çekici hale getirilmiş, estetize edilmiş her görüntüye takılıp kalıyor. Ne demek istiyoruz &#8220;çekici hale getirmek-estetize etmek&#8221; ifadesiyle?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;</em><em>Gerçek hayat hızla etrafımızda olup bitiyor ve ayrıntılar üzerinde durup yoğunlaşmaya vaktimiz yok. Yaşadığınız şehrin karmaşasını düşünün meselâ. Ama uydudan çekilmiş bir fotoğraf ya da bir gece manzarası gözünüzü ister istemez çekiyor. Zira şehrinizi gerçekten GÖRME imkânı veriyor size bu fotoğraf.</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>[...] Yine bu sebeple romanlarda en ince ayrıntılarına kadar anlatılan bir kır gezintisi o olayın zihninizde gerçekten VAR olabilmesini sağlar. Kırlardaki çiçeklerin kokusu, güneşin ışıltısı, rüzgârın serinliği&#8230; Gerçekten yaptığınız bir piknik öyle değildir oysa. Çocuklarınızdan birini arı sokar, hanım dolma tenceresini evde unutmuştur, güneşten ısınan araba koltukları kötü kokuyordur, giderken yolunuzu kaybetmiş, dönüşte trafiğe takılmışsınızdır&#8230;</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><em>Sanat teknisyeni bize gerçek hayattan daha çekici hayat dilimleri sunar. Bunun için biz onun ürünlerine bakarız, dinleriz, okuruz&#8230; Bu sayede gerçek hayatı daha iyi anlamayı umarız. Ama böyle çekici hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu</em><em>&#8230;&#8221;</em>( <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>, <strong>&#8220;Sanatçı başka, boyacı başka!&#8221; isimli paragraf</strong> )</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8959" title="ii_c_3111" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" alt="" width="239" height="183" /></a>Meselâ 1910&#8242;larda New York&#8217;ta işlenen cinayetleri belgeleyen polislerin çektikleri şu fotoğrafa bakın. <strong>(Büyütmek için üzerlerine tıklayabilirsiniz)</strong></p>
<p>Savcıların arzusu doğrultusunda polis memurları tek bir fotoğraf karesine azamî miktarda AYRINTI alabilmek için fotoğraf makinesini merdivene benzer yüksek ayakların üzerine koymuşlar. Zaman sanki durmuş. Suçla, polisle ilgisi olmayan biz sıradan insanlar için oldukça &#8220;çekici&#8221; bir görüntü bu. Cinayet anında orada olsaydık korkudan saklanacak yer arardık. Ama şimdi rahat koltuğumuzda seyrediyoruz. Hani biraz daha baksak çözeceğiz cinayeti, katili yakalatacağız. Asansör boşluğuna benzer bir yerdeyiz. Halkaları bizden uzaklaştıkça küçülen zincir tıpkı ayaklar ve duvarlar gibi perspektif algımızı, haliyle fotoğrafın &#8220;gerçekliğini&#8221; güçlendiriyor. İhtimal uzun pozda (? ve ışığa hassasiyeti yüksek bir filmle) çekilmiş olan fotoğraftaki insanlara uzansak dokunabileceğiz sanki. Sağ üst köşede kare dışında kalmaya çalışmış bir polisin ayakları ve pantolon paçası görünüyor. Siyah kostümlü adamın şapkası savrulmuş. Yerdeki kağıt parçalarının olayla bir ilgisi var mı? Ya zencinin sol elinin altındaki çivilerin?</p>
<p>İşte bu AYRINTI analitik zekâmın konusu, et-Göz&#8217;üme hitab eden AYRINTI. Problem çözen, analiz ve sentez yapan Lego-Zekâ bu. Faydasız mı? Tam tersine! Faydalı. Zaten fayda eksenli olduğu içindir ki beni Bütün&#8217;e götüremez bu AYRINTI.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Derin-Göz&#8217;e hitab eden AYRINTI</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/derin_goz.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8960" title="derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/derin_goz-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Bütün&#8217;ü görmemizi sağlayacak &#8220;hakikî&#8221; AYRINTI nedir? Kâinat&#8217;ı dolduran varlıklar hakkında biraz düşünmek gerekiyor bu aşamada. Okyanus dalgalarından bahsettiğim ilk paragrafta baş aşağı durduğum sıradaki Hayret&#8217;i hatırlayın. Aynı Hayret&#8217;ten <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Güzellik Matkabı</strong></a>&#8216;nın giriş kısmında da bahsettim. İnsan&#8217;ın insanlığından kaynaklanan bir şaşırma kapasitesi bu. Yani bir kedi yavrusunun veya bebeğin Et-Göz şaşkınlığından ve yetişkinlerin kaosundan ve absürdünden de çok farklı. Hatırlama ile şaşkınlık arası bir duygudan bahsediyorum. Bir bilinç seviyesinde çelişkili gibi duran ama bir başka seviyede çelişkili olmayan bir şey. <strong>&#8220;Bilgili bir cahillik&#8221;</strong> gibi&#8230; Bir sanat eleştirmeni düşünün meselâ.  Her sergi gezişinde bildiklerini KASITLI olarak unutan ve bu &#8220;temiz&#8221; gözle, şaşırmak isteğiyle, Hayret hasretiyle eserle bakan bir sanatsever.</p>
<p>Et-Gözümüz kurallar, ilkeler, sebep-sonuç zincirleri doğrultusunda beklentiler üretir. Bu beklentiler ona güven verir. Bu güven benliğe hizmet eder, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Korku Matkabı</strong></a>&#8216;da anlattığımız gibi duvarlaşır. Şaşırtıcı bir olay karşısında Et-Göz kuralları değiştirir, yeni beklentilere girer. Çünkü belirsizliğe tahammülü yoktur. Et-Göz için hayret sadece beklenen şeylerin yerine başka şeylerin gerçekleşmesidir. Kaos, karmaşa&#8230; Bunlar vücud sahibi MUTLAK varlıklar değil Et-göz&#8217;e ait hayretin Kainat&#8217;tın aynasından yansımasıdır, illüzyondur, gölgedir. Sabahtan akşama kadar dükkân dükkân gezip arpacık soğanıyla vaşinkton portakal bulamayan kadının vehminden ibarettir kaos: <strong>&#8220;Ay! Koca çarşıda HİÇ  BİR ŞEY YOK!&#8221;</strong>.</p>
<p>Bir düş kırıklığının meydana gelebilmesi için kırılacak düşler olması gerekir. İşte bunun için kaos, (kırılmış) düşlerimizin bir uzantısıdır, bir vehimdir diyorum. Felsefedeki <em>absürd/saçma</em> da böyledir. İnsan&#8217;ın, sorduğu MÜTHİŞ sorulara Kâinat&#8217;ın verdiği MÜTHİŞ cevapları duyamadığı zamanki kaprisidir, tatminsizliğidir. Kâinat&#8217;ın suskunluğu zannedilen gerçekte bazı insanların sağırlığıdır. Kaotik veya absürd durum Vücud&#8217;un vasfı değil insan&#8217;ın Vücud ile kurduğu bozuk ilişkinin vasfıdır. Siz hiç bir depremin fizik yasalarını çiğnediğini gördünüz mü? Ekonomik krizler ekonominin temel yasalarının teyidi değil de nedir? Delirmenin bile yasaları vardır. Hiç bir deli bunları çiğneyemez! (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Korku Matkabı</strong></a>)</p>
<p>Et-Göz&#8217;ün hayretini böylece çerçeve dışında bıraktıktan sonra Sanat&#8217;tan istifade edelim ve bizi AYRINTI&#8217;ya götürecek hakikî Hayret&#8217;e yönelelim şimdi.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;[Eserlerimin] temelindeki fikirler bizi çevreleyen dünyanın ahengi karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı yansıtıyor. Hayret edebilen bir mucizeyi idrak eder&#8230;&#8221; </em><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anime-duz-hafif.gif"><img class="alignright size-full wp-image-8962" title="anime-duz-hafif" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anime-duz-hafif.gif" alt="" width="162" height="201" /></a>Hollandalı sanatçı Maurits CornelisEscher (1898-1972) bu Metafizik Hayret&#8217;i sadece kelimelerde bırakmamış. Eserleri aracılığıyla insanlarla paylaşmasını da bilmiş. Meselâ bir sergide gemi resmine bakan adama bakan adama bakan adama bakan&#8230; adam bunlardan biri. Eserde resmedileni kelimelerle ifade ettiğinizde resimdeki sonsuzluğu cümlenize yansıtmış oluyorsunuz.</p>
<p>Aslında bulunduğu mekâna ve kendine bakan adam bu yazının başında sorduğumuz bir soruyu soruyor gibi kendine: Gözüm kendi kendini göremezken nasıl oluyor da Kâinat&#8217;ı aklıma sığdırabiliyorum?</p>
<p>Escher&#8217;in bir çok tablosu gibi bu da Gazalî Hazretleri&#8217;nin <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a> adlı eserindeki şu sözleri hatırlatıyor (sf. 75-77)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;<strong>Göz kendini göremez</strong></em><em>, akıl ise kendinden başkasını da, kendine ait özellikleri de idrak eder. [...] ayrıca kendisinin bilgi sahibi olduğunu idrak ettiği gibi kendinin bilgi sahibi olduğunu bildiğini, kendisinin bilgi sahibi olduğunu bilişini bildiğini&#8230; sonsuza dek idrak eder. Bu özellik cisimler vasıtasıyla idrak eden göz için tasavvur edilemez&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-su-birikintisi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8964" title="escher-su-birikintisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-su-birikintisi.jpg" alt="" width="269" height="205" /></a>Ressamın ailesinde çok sayıda matematikçi var. Bu sebeple Escher&#8217;in topolojiye, kompleks sayılara ve perspektife ilgi duyması elbette şaşırtıcı değil. Ancak eserlerinin yıllar içindeki evrilişine dikkatle bakınca o çok sevdiği Hayret&#8217;i hiç terk etmediğini ve insanlarla cömertçe paylaşma gayreti içinde olduğunu hissediyorum. Yerde sıradan bir su birikintisinde <strong>(Büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz)</strong> bütün bir ormanın, gökyüzünün hatta Ay&#8217;ın yansıması (?sığması) bizim baştan beri aramakta olduğumuz AYRINTI&#8217;ya işaret ediyor sanki? Yetim olmayan, Kâinat&#8217;tan kopmamış, tersine Bütün&#8217;e işaret eden bir AYRINTI. Hatta elinde metal  bir küre tutarken resmedilmiş şu &#8220;otoportre&#8221; de aynı fikri uyandırıyor bende.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8965" title="escher-kure" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure.jpg" alt="" width="226" height="339" /></a>Özellikle su birikintisi yanlışlıkla çekilmiş bir fotoğraf karesini andırıyor. Süje yok. Yani resmi yapılan bir ESAS kişi/hayvan/peyzaj yok. Başrolde bir ŞEKİL olmayınca bu boşluğu MADDE doldurmuş. Çamur, tekerlek izleri ve ayak izleri. Hiç bir ağaç tam olarak çizilmemiş. Dallar ve yapraklar da çamurla maskelenmiş. Ne yürüyen adamı ne de tekerlek izlerini bırakan kamyonu görüyoruz. <strong>&#8220;Bu neyin resmidir?&#8221;</strong> diye sorulsa verecek cevabımız yok. Bir okyanus dalgasının katlanışı gibi &#8220;raslantı&#8221; sonucu bir araya gelmiş AYRINTI&#8217;lar resmedilmiş. Aynı şeyleri küre için de söyleyebilirim. Oda içindeki eşyalar geri plana atılmış. Küreyi tutan adamın yüzü de adeta karikatür gibi, her hangi birisi gibi çizilmiş. Yani Mona Lisa gibi bir portre yok karşımızda. Resmin süjesi adam değil. Oda? Değil. Küre? Değil.</p>
<p>Bu iki örnekte resmedilen yansımanın adeta ana figür olması da dikkate değer. Yani ne orman, ne ağaçlar, ne küre ne de bir başka şeyin resmi değil bu gördüklerimiz. Escher ŞEKiL&#8217;i silikleştirerek MADDE&#8217;yi resmetmek istemiş sanki. MADDE&#8217;yi ve onun vasıflarını ŞEKiL&#8217;inin önüne geçirmiş. Dalgaların katları arasında Okyanus&#8217;un ESAS sesini arıyor gibi Escher. Mesafelerden, yağmurdan ve rüzgârdan bağımsız, otantik bir okyanus sesi&#8230;</p>
<p>Esher&#8217;in ŞEKiL&#8217;i aşıp MADDE&#8217;ye dokunma çabası için acaba bir tür dil hapishanesinden kaçış diyebilir miyiz? William Degouve de Nuncques tarafından yapılan <strong>&#8220;Kanalda gece&#8221;</strong> isimli bu tablo da bende aynı izlenimi uyandırıyor. Ressam ŞEKiL hapishanesindeki insanlarla alay edercesine bir resim yapmış: <em><strong>&#8220;Siz körler ŞEKiL istediniz, alın size ŞEKiL. Ama ben de binanın camlarını kırdım, boyalarını eskittim, çatısını kesip tualin dışında bıraktım, ağaç yaptım ama hepsi birbirinin aynı. ZAMAN&#8217;ı temsil etmek için bir nehir ve Bir kayık çizdim ama olmasa da olurdu. ZAMAN&#8217;dan, GECE&#8217;den ve YANSIMA&#8217;dan başka bir şey yok bu resimde bakılmaya değer, onlar da zaten ŞEKiL-siz!&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal.jpg"><img class="size-full wp-image-8966 aligncenter" title="degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal.jpg" alt="" width="500" height="163" /></a></p>
<p>Sanat&#8217;ta ayrıntı konulu yazı dizimizin ikinci bölümünü burada bitiriyoruz. Baştan beri İnsan Gözü&#8217;nün basit bir et parçası olmadığını savunduk. Sanat&#8217;tan istifade eden İnsan AYRINTI sayesinde Kâinat&#8217;ı ve bazı sırları görebilir. Bunun için seyahat etmesi, uzaklara gitmesi, yükseklere çıkması gerekmez. İnsan aklı ve meselâ Hayret gibi hisleri sayesinde (ya da güzellik, korku,&#8230;) gözlerine yeni bir görme kapasitesi kazandırabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tao seyahat etmeden de / bilinip gözlenebilir;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>göklerde olan biten de / pencereden bakmadan görülebilir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ne kadar uzağa gidilirse / o kadar az olur bilinen.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve kendini geliştirme kaygısı olmadan çalışarak,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tao&#8217;nun bütünlüğünü keşfetmesi.</em> (uzakları keşfetmek- Tao Tê King, Lao-Tzû)</p>
<p>Gelecek bölümlerde Hayret&#8217;i bir anahtar gibi kullanmanın, &#8220;açılmaz&#8221; kapıları açmanın yollarını arayacağız. Escher ile olan beraberliğimiz sona ermedi. Aramıza başka ressamlar katılacak,Macar <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/J%C3%B3zsef_Rippl-R%C3%B3nai"><strong>József Rippl-Róna</strong></a>&#8216;nın &#8220;bozuk&#8221; perspektifinden bahsedeceğiz. Muhtemelen Fransız <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Lucien_L%C3%A9vy-Dhurmer">Lucien Lévy-Dhurmer</a>, Belçikalı <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A9on_Spilliaert">Léon Spilliaert</a>, Amerikalı Edward Hopper ve tabi İngiltere&#8217;nin ışık ustası William Turner da bize öğretmenlik yapacak. ALLAH izin verirse Turner&#8217;a özel bir bölüm ayırmak istiyorum. İslâm Alemi&#8217;nin sanatlarından da bahsedeceğiz. Ama bunların &#8220;boya&#8221; boyutu değil &#8220;mânâ&#8221; boyutu ile ilgileneceğiz. Et-Göz&#8217;den kurtulup Derin-Göz&#8217;ü açmak için Hat, Ebru, Minyatür&#8230; Sıraları geldikçe girecekler sahneye.</p>
<p>Yolumuz Vatikan&#8217;dan, Konya&#8217;dan, Hannover&#8217;dan, El Hamra Sarayı&#8217;ndan geçecek.Doğulu ve Batılı resmedicilerin Sanat&#8217;ı sayesinde yapacağımız bu yolculuk sonunda sırlı gibi görünen bir kapıyı daha açmaya çalışacağız: Bu kapı yukarıda Mesnevî&#8217;den aktardığımız beyitlerden biri olacak: &#8220;<em>Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir&#8221;</em>. Bu sözlerin mânâsını Füsus-ül Hikem&#8217;de arayacağız. Prof. Dr. Toshihiko Izutsu&#8217;nun yardımıyla tabi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">(*) <em>Dalga metaforu, katlanma ve katların açılması, analitik aklın dayattığı, cisimlerin kesintili olma haline (fr. discontinuité, ing. discontinuity) bir alternatif olarak sulardaki sürekliliğin konulması oldukça eski bir fikir. İbn Arabî Hazretleri, Mevlânâ Hazretleri, Nicolas de Cusa, Leibniz, Deleuze okumalarımın yoğunlaştığı bir dönemde fikirlerimi en iyi ifade eden metaforun okyanus dalgaları olması şüphesiz bir rastlantı değil. Konuyu daha derinlemesine incelemek isteyen okurlarımız hem <a href="http://www.webdeleuze.com/php/sommaire.html" target="_blank">Deleuze derslerinden </a>hem de Deleuze&#8217;ü Kant, Nietzsche, Hume, Bergson, Simondon et Spinoza perspektifinde değerlendiren </em><a href="http://www.amazon.fr/exec/obidos/search-handle-url?_encoding=UTF8&amp;search-type=ss&amp;index=books-fr&amp;field-author=Anne%20Sauvagnargues"><em>Anne Sauvagnargues</em></a><em>&#8216;ın </em><a href="http://www.amazon.fr/Deleuze-Lempirisme-transcendantal-Anne-Sauvagnargues/dp/2130567088"><em>&#8220;Deleuze. L&#8217;empirisme transcendantal&#8221;</em></a><em> isimli kitabından fazlasıyla istifade edeceklerdir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em></em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sanat’ta ayrıntı(2), Coincidentia oppositorum</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 22:26:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8901</guid>
		<description><![CDATA[

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/oposit_echer.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-8904" title="oposit_echer" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/oposit_echer.gif" alt="" width="166" height="162" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/coincidentia-oppositorum.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-8902" title="coincidentia-oppositorum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/coincidentia-oppositorum.gif" alt="" width="280" height="246" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Paris&#8217;te buluşma</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/22/duyuru-pariste-bulusma/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/22/duyuru-pariste-bulusma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 16:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8780</guid>
		<description><![CDATA[Joseph Mallord William Turner&#8216;ın eserleri 24 şubattan 24 mayısa kadar Paris&#8217;te Grand Palais&#8217;de sergileniyor. En sevdiğim iki ressamdan biri ve birincisi olan Turner&#8217;ın (diğeri Edward Hopper) sergisi vesilesiyle buluşup bir kahve içelim diyorum. Paris&#8217;te yaşayan okurlarımız bana iletişim kutusundan cep telefonlarını bildirirlerse sergiye aynı gün gidebiliriz.
 
(Resmi büyük formatta görmek için üzerine tıklayın)
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/rain-steam-and-speed-the-great-western-railway.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/rain-steam-and-speed-the-great-western-railway.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8781" title="rain-steam-and-speed-the-great-western-railway" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/rain-steam-and-speed-the-great-western-railway.jpg" alt="" width="244" height="189" /></a><a href="http://www.nga.gov/exhibitions/2007/turner/index.shtm">Joseph Mallord William Turner</a>&#8216;ın eserleri 24 şubattan 24 mayısa kadar Paris&#8217;te <a href="http://masmoulin.blog.lemonde.fr/2010/02/05/turner-et-ses-peintres-au-grand-palais-du-24-fevrier-au-24-mai-2010/#xtor=RSS-32280322">Grand Palais&#8217;de sergileniyor</a>. En sevdiğim iki ressamdan biri ve birincisi olan Turner&#8217;ın (diğeri <a href="http://www.nga.gov/exhibitions/2007/hopper/index.shtm">Edward Hopper</a>) sergisi vesilesiyle buluşup bir kahve içelim diyorum. Paris&#8217;te yaşayan okurlarımız bana iletişim kutusundan cep telefonlarını bildirirlerse sergiye aynı gün gidebiliriz.</p>
<p> </p>
<p><strong>(Resmi büyük formatta görmek için üzerine tıklayın)</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/22/duyuru-pariste-bulusma/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/22/duyuru-pariste-bulusma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 23:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722</guid>
		<description><![CDATA[Louvre müzesinde
İki çocuk yatakta, yüzlerinde korku ve umutsuzluk&#8230; Paul Delaroche&#8216;un yaptığı bu resime bakarken gözlerimiz ister istemez insanlara, &#8220;bizim gibi&#8221; olana odaklanıyor. Oysa önemsiz gibi görünen bir ayrıntı, o küçücük köpek gözlerimize yeni bir bakış açısı teklif ediyor, &#8220;hey, bu tarafa bak!&#8221; diyor sanki. Kulaklarını dikmiş ve korkusu vücudunun gerginliğinden sezilen hayvan nereye bakıyor? Köpeğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8723" title="sanatta_ayrinti" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" /></a>Louvre müzesinde</h2>
<p>İki çocuk yatakta, yüzlerinde korku ve umutsuzluk&#8230; <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Delaroche">Paul Delaroche</a>&#8216;un yaptığı bu resime bakarken gözlerimiz ister istemez insanlara, &#8220;bizim gibi&#8221; olana odaklanıyor. Oysa önemsiz gibi görünen bir ayrıntı, o küçücük köpek gözlerimize yeni bir bakış açısı teklif ediyor, <strong>&#8220;hey, bu tarafa bak!&#8221;</strong> diyor sanki. Kulaklarını dikmiş ve korkusu vücudunun gerginliğinden sezilen hayvan nereye bakıyor? Köpeğin duruşu sayesinde daha da küçük bir &#8220;ayrıntıyı&#8221; fark ediyoruz: Kapının altından sızan ufacık ışık ve ışığın içinde daha da küçük bir karaltı&#8230; Birazdan katil içeri girecek ve çocukları boğarak öldürecek. Zira yataktaki iki çocuk 1483&#8242;te taht kavgası yüzünden boğularak öldürülen iki prensi temsil ediyor!</p>
<p>Ne oldu? Bir An&#8217;ın görüntüsü <strong>ayrıntılarla</strong> anlam kazandı. Öncesi ve sonrası ile Zaman&#8217;a yayıldı. Tek karelik resim esnedi, uzadı. Korkulu bir bekleyiş yani bu tablonun Anlam&#8217;ı bu kareyi  bir öykü ile doldurdu, adeta bir filme çevirdi&#8230; Anlatılması ve anlaşılması gereken. Ressam meselâ Delacroix gibi bir av, bir kafa kesme, gırtlaklama sahnesi resmedebilirdi. Ama bu kanlı sahneler <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Delaroche">Paul Delaroche</a>&#8216;un gözünde belki de fazla kısa. Fazla anlık. An&#8217;ın içine hapsedilen sanat Zaman&#8217;ı kaybediyor. Ressam bunun yerine Alfred Hitchcock&#8217;un <strong>Psikoz</strong> filminde yaptığı gibi şiddeti Zaman&#8217;a yayarak <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Mutlak Korku</a>&#8216;ya fırçasıyla dokundu. Gözlerimizi bu dokunuşa davet ediyor işte bu resim.</p>
<p>Yoksa ressam bestecileri mi kıskandı? Eserlerinde Zaman&#8217;ı &#8220;<strong>mecburen</strong>&#8221; barındıran o Müzik yapıcılarını? Bir tabloya şöyle bir göz atabilirsiniz ama Mozart&#8217;ın 40cı senfonisine<span id="more-8722"></span> &#8221;şöyle bir&#8221; kulak atamazsınız. Ne kadar sürüyorsa o kadar. Biraz hızlı çalınabilir ama saniyelere sıkıştıramazsınız bir senfoniyi.</p>
<p>Oysa resim yapıcının eseri göz sahibinin insafına kalmış. Meselâ Louvre müzesini koşarak gezer bir çok ziyaretçi. <em><strong>&#8220;Parasını verdik, hepsine BAKALIM&#8221;</strong>.</em> İtalyan Rönesansı, Hollanda okulunda ışık, Eski Mısır hiyeroglifleri, Selçuklularda maden işlemeciliği, Osmanlı çinileri&#8230; <em><strong>&#8220;Koş hanım koş! Daha otele dönüp üstümüzü değişecez. Lido var bu akşam&#8221;</strong>.</em> Turistler televizyonda ve internette defalarca BAKTIKLARI şeylerin orijinallerine BAKIYOR şimdi. Sayar gibi, bir süper markette salça ve makarna kutularının envanterini yaparcasına. <em><strong>&#8220;Hah, bu da burada. Tam da ilkokul kitabındaki gibi.</strong> <strong>Ah! Ne kadar küçükmüş. Ben daha büyük sanıyordum&#8221;</strong>.</em> Mona Lisa&#8217;nın önünde bir kuyruk. &#8220;Makul&#8221; bir süre BAKAN çıkıyor. Genelevde bir aşk(!) kuyruğu sanki. 16 numarada Mona Lisa Bacı sesleniyor müşterisine Japonca, Almanca, Arapça: <strong><em>&#8220;Hadi Aslanım, elini çabuk tut! Akşama kadar daha on bin kişi BAKACAK&#8230; Sıradakiiiii! Uyuma!&#8221;</em></strong></p>
<h2>Bir arkadaşa bakıp çıkacam!</h2>
<p>Louvre müzesini bir saatte gezen <strong>turist-insan</strong> Kâinat müzesini (bir ömür boyu) gezerken ne görüyor?  <img class="size-full wp-image-8733 alignright" title="sanatta_ayrinti-222" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-222.jpg" alt="" width="294" height="221" />Hazcı-hedonist ziyaretçiler için kurulmuş bir eğlence parkı? <strong>Hänsel ve Gretel</strong> masalındaki gibi duvarları şekerden, kapısı çikolatan yapılmış bir ev? Şöyle diyor turist oğlu turist, <strong>modern insan</strong>:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Elma yenir, gül koklanır, arı sokar, köpek ısırır. Vakit nakittir. Sayıyla, formülle  ifade edilmeyen, ölçmediğin şey yoktur. Para özgürlüktür. Çevre denizdir. Kirletmeyen domuzdur. Deniz  kirliliği balıkların, fakirlik fakirlerin, din imamların, sanat sanatçıların, zulüm ise ezilenlerin sorunudur(!) Ben turistim, buraların yabancısıyım. Bir arkadaşa bakıp çıkacam!&#8221;</em></p>
<p>Analitik zekâmız, adı üstünde bazen biraz fazla analitik. Gördüğü her şeyi  parçalayarak anlama gayretinde. <strong>Bütün = parça + parça + parça + &#8230;</strong> ilkesi yürürlükte ve bunun dışında bir &#8220;<strong>anlama</strong>&#8221; kabul etmiyor. 1789 model , çok modern(!) bir eğitim gördük biz, alternatif düşünme yollarına kapalıyız.</p>
<p>Gerçekten de &#8220;<strong>ayrıntı</strong>&#8221; kelimesi çoğu kez <strong>&#8220;olmasa da olur&#8221;</strong> denen, ihmal edilebilir bir parçayı, bir örneği temsil etmiyor mu? Birbiriyle yer değiştirebilir, detay, eşantiyon&#8230; Kırık bir çömlek parçası, bir puzzle. Bütünü anlamak için öteki parçaları da bulmak lazım. Bu tamirci, bu sök-tak zihniyet, bu<strong> LEGO-zekâya </strong> göre ayrıntı bütünü <strong>&#8220;çağırıyor&#8221;</strong>. Ayrıntı pazarda annesini kaybetmiş bir çocuk&#8230; Sahipsiz, anlamsız, Önce&#8217;siz ve <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8725" title="sanatta_ayrinti-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-2.jpg" alt="" width="240" height="237" /></a>Sonra&#8217;sız.</p>
<p><strong>Bütün = parça + parça + parça + &#8230;</strong> formülü gerçekten doğru ise nasıl oluyor da <strong>anlamsız + anlamsız + anlamsız = Anlamlı</strong> olabiliyor? Bir okyanus sadece su mudur? Balığı, yosunu,  batık gemileri, sesi ve kokusu yok mudur okyanusların? Onlar için yazılmış şiirler ve okyanustan uzak kalmış bir balıkçının hasreti Okyanus&#8217;tan ayrı ve gayrı mıdır?</p>
<p><a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Delaroche">Paul Delaroche</a>&#8216;un tablosuna geri dönelim bu sorularla. Kapının altından sızan ışığı veya köpeği silmiş olsak tablonun bütün anlamı kağıttan bir şato gibi çökecek. Ya bu ayrıntıları tek başına sergilesek? Tablonun geri kalan kısmı olmadan bir değeri olur mu? Peki gözümüzdeki körlük nereden kaynaklanıyor?</p>
<h2>Turist-insan&#8217;ın cenazesi nasıl olmalı?</h2>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_ayrinti.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8724" title="sanat_ayrinti" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_ayrinti.jpg" alt="" width="178" height="175" /></a>Kanaatimce Modern bir &#8220;körlük&#8221; yaşıyoruz. Bakıyoruz ama görmüyoruz. Üstelik çok iyi gördüğümüzden eminiz! Oysa pikselleştirilmiş görüntü bu sadece. Her şeye aynı derecede önem veren, eşitleyici, perspektifi, nüansı kaybeden,  ayrıntıları  önemsizleştiren. Yani turist-insanın gördüğü her şeyi ve bu arada mekânı tekdüze bir &#8220;<strong>şey</strong>&#8221; kabul etmesi söz konusu. Bir ısı kamerası veya röntgen cihazı gibi &#8220;<strong>görüyor</strong>&#8221; turist-insan. Seçici, ölçücü ve bu arada lüzumsuz(?) şeyleri eleyici bir görüş bu. Bir tür detektör. Bir karınca yerdeki şekeri, bir kene emeceği köpeği nasıl &#8220;görüyorsa&#8221; turist-insan da öyle &#8220;<strong>görüyor</strong>&#8221; Kâinat&#8217;ı. Yani gör<strong>MÜ</strong>yor!</p>
<p>Ekonomi kitaplarına göre <strong>homo-economicus</strong>&#8216;un sonsuz ihtiyaçları ve sonlu imkânları var. Belki de bu sebeple sadece görmesi gerekenleri(!) yani kendine (ekonomik/sosyal açıdan) faydalı olanları görüyor. <strong>&#8220;Vakit nakittir&#8221;</strong> şeklindeki zokayı yutmanın bedeli ne ağırmış meğer.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8728" title="sanatta_ayrinti-3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-3.jpg" alt="" width="250" height="266" /></a>Limandan çıkar çıkmaz fırtınaya yakalanmış bir gemi gibi turist-insan. Yıllardır seyir halinde ama yol almadı henüz. Limanın hemen önünde dalgalarla boğuşuyor senelerdir, mürettebat yorgun, yakıtı bitti, dümeni kırıldı ama daha bir kilometre bile yol almış değil. Turist-insanı küçücük bir tabutla gömmek gerekecek. Tabutun içine oyuncaklar  ve emzikler koyacağız. 90 yaşında bir bebek gibi, hiç yaşamamış gibi.(a)</p>
<p> &#8221;Göz&#8221; denen bu ilginç organı basit bir bar kod okuyucusu gibi kullanmak ne kadar yazık, bilmem anlatabiliyor muyum?</p>
<p>Albert Camus de <strong><em>Düşüş</em></strong> adlı romanın (bana göre) çekirdeği sayılabilecek bir paragrafta bu <strong>&#8220;faydacı&#8221;</strong> körlüğe işaret ediyor: Adam gece yarısı bir kız arkadaşının yanından çıkmış yürüyordur. Zihni hâlâ tensel hazlarla(b) meşgul iken köprünün üzerinden suyu seyreden bir genç kadın görür. Kadının hoş bir ensesi vardır ve vücudunun çıplak olan bu bölgesi siyah kıyafetlerin arasından dikkat çekiyordur. <strong>&#8220;Yağmurla ıslanmış ve taze&#8221;</strong> tene kayıtsız kalamaz adam. [Belki gözleriyle biraz haz alabilmek için] kısa bir duraklamanın ardından yürümeye devam eder. 50 metre kadar uzaklaşmıştır ki bir gecenin sessizliğinde bir vücudun suya çarpan sesini duyar. Ardından çığlıklar. Kim bilir hangi sıkıntılardan bunalan genç kadın kendini nehrinin soğuk sularına atmıştır&#8230;</p>
<h2>Modern körlüğün tek sebebi faydacılık mıdır?</h2>
<p>Faydacılık modern körlüğün sebeplerinden birincisi. İdrak edilmesi halinde &#8220;tedavisi&#8221; nispeten kolay. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><em>Güzellik Matkabı</em><em> </em>Zekâ Duvarını Deler mi?</a>) Ama ya modern körlüğün diğer sebebi? Bunun alt edilmesi daha zor kanaatimce. Zira ayrıntıya bakışımızı değiştirmemiz gerekecek. Ama önce bu ikinci körlüğün tarifini bir deliden dinleyelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Doktor Bey, kendimi size emanet ediyorum. Ne isterseniz yapın beni. Size garip ruh halimi içtenlikle anlatacağım. Bir hastahaneye yatırılmam gerekir mi? Siz karar verin. [...]</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Herkes gibi yaşıyordum. Gözlerim açık, hayata bakarak, insana kör, şaşırmadan, anlamadan. Hayvanlar gibi yaşıyordum, hepimizin yaptığı gibi, inceleyerek, gördüğüne ve bildiğine inanarak. Etrafımdaki dünyayı anladığıma inanarak. Bir gün fark ettim ki hepsi yanlış.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Çünkü duyu organlarımız dış dünya ile aramızdaki tek bağlantı. Bu demektir ki içerideki varlık yani BEN, dışımdaki dünyaya bir kaç sinir ağıyla bağlanmış vaziyetteyim.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Göz bize boyutları, şekilleri ve renkleri bildiriyor. Bu üç konuda aldatıyor bizi. Göz bize sadece insana kıyasla orta boy şeyleri gösterebilir. Biz de bazı şeylere &#8220;büyük&#8221; diyoruz, diğer bazı şeylere ise &#8220;küçük&#8221;. Zira göz kendisi için fazla büyük ve fazla küçük şeyleri göremiyor. Bütün bir Kâinat gözümüzden saklı. Ne uzaydaki yıldızları ne de bir su damlasının içinde yaşayan hayvancıkları görebiliyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Demek ki büyüklükle ilgili fikirlerimiz yanlış. Çünkü gerçekte büyüklük ya da küçüklükte bir sınır olamaz. Yani gördüklerimizin büyüklüğü ve şekliyle ilgili fikirlerimizin mutlak olarak hiç bir değeri yok. Bu fikirleri belirleyen şey bizim görme organımızın kuvveti ve kendimizle yaptığımız karşılaştırma. Bu ise gerçeği yansıtmıyor, bizim gerçeği görme şeklimizi yansıtıyor.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Renk de böyle. Işık ile maddenin karşılaşmasını göreceli olarak yorumluyor gözümüz. Maddenin kimyası ışığın emilmesi üzerine bir etki yapıyor ve oluşan farkları göz bize renk olarak gösteriyor. [..]&#8220;</em> (Bir delinin mektubu adlı eserin başlangıcından özet çeviri, Guy de Maupassant)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-4.jpg"><img class="size-medium wp-image-8729 alignright" title="sanatta_ayrinti-4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-4-272x300.jpg" alt="" width="164" height="160" /></a>Yazımızın başından beri ip uçlarını verdiğimiz gibi LEGO-Zekâ görmemizin önünde büyük bir engel. Ancak bir delinin bu teorik açıklamasına saplanıp kalmayalım derim. Meseleyi somut bir şekilde kavramak  için <a title="Permanent Link to Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?" href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı&#8217;ndan </a> alınmış şu üç örneğe dikkatle bakalım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>1°</strong><em> Bir akşam yemeğinde olduğunuzu hayal edin. Komik bir fıkra anlatıyorsunuz. Herkes gülmekten kırılıyor. Ev sahibesi mutfakta olduğu için duymamış. <strong>&#8220;Ne oldu? Ne oldu? Neyi Kaçırdım?&#8221;</strong> diyerek geliyor. Komik olan şeyin ne olduğunu anlatıyorsunuz ama ev sahibesi de dahil kimse gülmüyor.<strong> </strong>Neden? Çünkü neyin komik olduğunu <strong><span style="text-decoration: underline;">analitik</span></strong> bir biçimde çözdü, öğrendi, kutuladı. [ama anlamadı] artık gülmesi imkânsız!</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><strong>2°</strong><em>  İnsan&#8217;ı kimyasal bir formül ile ifade edecek olsak:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> <strong>İnsan =</strong> <strong>7</strong>x10<sup>25</sup>H<sub>2</sub>O + <strong>9</strong>x10<sup>24</sup>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>0<sub>6 </sub>+ <strong>2</strong>x10<sup>24</sup>CH<sub>3</sub>(CH<sub>2</sub>)<sub>14 </sub>+ &#8230; yazabiliriz. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Zira birinci bileşik su ve ikincisi olan şeker vücudumuzda bol miktarda var.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><strong>3°</strong><em>  Mehmet Âkif İstiklâl Marşı&#8217;nı nasıl yazdı? Şair önce bir &#8220;K&#8221; koymuş, ardından bir &#8220;O&#8221;&#8230;  Eee? <strong>İstiklâl Marşı = K+O+R+K+M+A+S+Ö+N+M+E+Z&#8230;</strong> demek gibi bir şey bu. Gerçek şu ki kelimeler hatta duygular harften önce gelmiş. Savaşlar olmuş, insanlar ölmüş, şairin yüreği yanmış, kavrulmuş.</em></p>
<h2>Teknik sanat, kültürel sanat burada, öteki sanat nerede?</h2>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-15.jpg"><img class="size-medium wp-image-8730 alignright" title="sanatta_ayrinti-15" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-15-300x283.jpg" alt="" width="300" height="283" /></a>Yapılacak &#8220;<strong>sanatbilim</strong>&#8221; incelemeleri ancak <strong>teknik</strong>  seviyede kalabilir. Meselâ kullanılan boyanın türü, hatta kimyasal etüdü, x ışınlarıyla incelenmesi bize yapıldığı dönem, kullanılan malzeme hakkında sadece ve sadece <strong>BİLGİ</strong> verir.. Resimde kullanılan sembolik dil ise kültürel/tarihî ve/veya dinî açıdan ele alınabilir. Ama bu da bir anlamda &#8220;arkeolojik&#8221; bir bakıştır ve yine <strong>objektiftir</strong>. Kıymeti teknik seviyeye eşdeğerdir, öteye geçemez.</p>
<p>Bu &#8220;arkeolojik&#8221; bakışı daha iyi anlamak için konuyu bir örnekle açalım: Hristiyan sanatında yaygın bir tema olan <strong>Beşaret-i Meryem</strong>(c) hadisesini resmeden <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rogier_van_der_Weyden">Rogier van der Weyden</a>&#8216;in şu tablosunu bir müddet inceleyin.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-23.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8732" title="sanatta_ayrinti-23" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-23.jpg" alt="" width="103" height="170" /></a>Gözlerimizin çekildiği yer elbette öncelikle Hz. Meryem ve ona müjdeyi getiren Cebrail (A.S). Ancak sol üst tarafta bir detay, ağzı mühürlü ufak bir şişe belki de daha &#8220;öğretici&#8221; bir amaçla konulmuş oraya. Ağzının mühürlü olmasına rağmen içine giren ışık acaba Hz. Meryem&#8217;in bir erkek eli değmeden hamile kalmasını mı temsil ediyor? Gün ışığının mühre rağmen camı kolaylıkla aşması gibi İlâhî bir nur da Anne&#8217;nin bedenini nurlandırmış&#8230; Namus&#8217;u temsil eden <strong>mühürü</strong> açmadan&#8230;</p>
<p>Peki Sanat&#8217;a ve Hayat&#8217;a dair bütün problemler bu şablona göre okunabilir mi? Teknik analizleri zenginleştiren arkeolojik bakış, semboller, kutsal kitaplar yeter mi Sanat&#8217;ı kuşatmak için? Sebep-sonuç zincirleri Sanat&#8217;ı bağlar mı? Daha genel bir bakışla, objektif sanat olur mu?</p>
<h2> İnsanî Sanat&#8217;ı ararken</h2>
<p>Yazının başından itibaren &#8220;ördüğümüz&#8221; fikrî zemin bize ne öğretiyor?</p>
<ul>
<li>1789 model &#8220;modern&#8221; insan faydacı bir körlükten muzdariptir,</li>
<li>Analitik zekâmız bütünü parçalar ama parçaları birleştiren LEGO-zekâ sadece şekil inşa eder, anlamı kaybeder.</li>
<li>Sanat tekniği ve Sanat bilgisi sanatı <strong>kelimelere, kavramlara hapseder</strong>. Müzelerde, açık arttırma salonlarında ürünleşerek, kokteylleşerek can çekişen sanat işte bu objektifleştirilmiş sanattır. Okulda kitaplardan öğrenilebilen sanat artık sanat değildir.</li>
</ul>
<p>Kelimelere, kavramlara hapsedilen objektif sanatın alternatifi elbette <strong>İnsanî sanat</strong>‘tır. İyi ama sanatı sanat yapan insanî boyuta erişebilmek için kelimelerin ve kavramların hapishanesinden nasıl kaçacağız? Enver Gülşen&#8217;in &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/03/sinemaya-muslumanca-bakmak/">Sinemaya Müslümanca Bakmak</a>&#8221; adlı yazısından öğrenelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;</em><em>İnsanoğlu, diğer insanlarla iletişimini dil üzerinden kurar. Felsefenin, bilimin, günlük iletişimin, velâkin her türlü insan eyleminin değişik türlerdeki diller üzerinden olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda dil, Heidegger&#8217;in söylediği gibi insanın evidir. Ancak dil, insanın, kaybettiği &#8220;asıl ev&#8221; ile arasına perde gibi giren bir hapishanedir aynı zamanda. Asıl ev nedir peki? Hz. Mevlânâ&#8217;nın Mesnevi&#8217;nin ilk 18 beyitinde dile getirdiği gibi, kamışlıktan koparılan neyin özlemle ve inleyerek andığı yerdir! İnsanın, bu dünyadaki hayatında, ancak &#8220;aşk hâli&#8221; ile deneyimleyebilmesi mümkün olan asıl ev, tanımlanmaya veya başkalarına anlatılmaya kalkışıldığında, kalem yazmaz, dil konuşmaz olur. İnsanın evi gibi gördüğümüz bu dil, bu şekilde, asıl hakikat karşısında çaresiz bir şekilde suskunlaşır. Dile getirmek istediği hâli, başkalarının anlayabileceği bir şekle dönüştürmek yerine perdeler arasına daha da gizler&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dilin oluşturduğu hapishaneye rağmen insan, hakikate olan iştiyakını anlatabilmek ve deneyimlediğini diğer insanlarla paylaşabilmek ister. Sanat, bu iştiyakın ve hakikate karşı susuzluğun &#8220;dile geldiği&#8221; mecradır bu anlamda. Paradoksal bir şekilde dil hapishanesinden kaçma teşebbüsü&#8230; Ancak dil hapishanesinden kaçmak söylendiği kadar kolay bir şey değildir. Has sanatçılar bile dil hapishanesinden kaçmakta zorlanırlar. Çünkü dile getirilmezi dile getirme çabası insanı çoğu zaman çaresiz bırakır&#8230;</em><em>&#8220;</em><em></em></p>
<p>Bir sanat eserinin ortaya çıkmasını mümkün/kaçınılmaz (?) kılan koşullar anlaşılmadan o esere sadece bakılabilir. Ama eser görülemez. Neden? Çünkü sanat eserini <strong>&#8220;üreten elin sahibi&#8221;</strong> ve onu <strong>&#8220;takdir eden gözün, kulağın sahibi&#8221;</strong> yani VEREN ve ALAN insanlar eserde buluşurlar. Sanatçı çoktan ölmüş olabilir. Asırlar önce, binlerce kilometre uzakta yaşamış olabilir. <a title="Permanent Link to Giuliano Carmignola ile ibadet" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Giuliano Carmignola ile ibadet</a> adlı yazıda aktardığımız gibi sanat özünde kültürel, etnik, inançsal, politik, zamansal ve mekânsal perdelerin yırtılmasına müsade eden bir insanlık hâlidir. Dünya hayatına ait olanın silinip atılması, insanlığa dair olanların ortaya çıkarılması fırsatıdır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir&#8230;  Zekâ gözümüzü kapatıp akıl gözümüzü açmak için gönderilmiş bir davetiye!</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Sanatçı ise bilim adamlarında ve filozoflarda bulunmayan bir aydınlatma kapasitesine sahip insan olabilir ancak. Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlikten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.[...] Deney ve gözleme dayalı (ampirik), doğa kurallarıyla önceden belirlenmiş (determinist) bir dünya dışında VAR olduğumuzun farkına varmak. Immanuel Kant&#8217;ın &#8220;Ding an sich&#8221; terimiyle işaret ettiği ve Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde sayfalarca anlattığı şey tam da bu değil mi? İnsan&#8217;ın ve Varlık&#8217;ın olduğu gibi gibi algılanması.  &#8230;&#8221; </em>(Bkz. <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>)</p>
<p>Peki sanat bu &#8220;arındırmayı&#8221; nasıl mümkün kılar? Eser ve sanatçı kadar ve esere bakan gözlerin <strong>öznelliği</strong>  (sübjektif, herkes için farklı olan değeri) hesaba katılmadan Sanat&#8217;a dair hiç bir şey yapılamaz kanımca. İşte insanî sanat derken kasdettiğim budur. Aşk gibi, iman gibi, adını herkesin bildiği ama her insanın farklı biçimde yaşadığı sanat&#8230; Yine Enver&#8217;in Tasavvuf ile Sinema arasında kurduğu paralellik ile bir kâl ilmi değil hâl ilmidir Sanat:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;</em><em></em></p>
<ul style="padding-left: 30px;">
<li><em>- Karına neden aşıksın? </em></li>
<li><em>- Sarı saçları var, boyu uzun, ayrıca çok zeki ve tahsilli. </em></li>
<li><em>- Daha uzun, daha sarışın, daha zeki bir kadın bulursan boşanacak mısın? </em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Elbette ilk soru yanlıştı, aşkın <strong>objektif bir sebebi olsaydı</strong> herkes aynı kişilere aşık olurdu. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8230;&#8221;</em> (bkz. <a title="Permanent Link to Zina da böyle bir şey işte..." href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%e2%80%a6/">Zina da böyle bir şey işte&#8230;</a>)</p>
<h2>Sanat bilgisinden koparken&#8230;</h2>
<p>Andrea Mantegna&#8217;nın Hz İsa(A.S) tasvirine odaklanalım şimdi: Çarmıha gerilmiş veya indirildikten hemen sonraki anı resmeden çoğu tablonun tersine buradaki Hz İsa(A.S) bir insan olarak temsil edilmiş. Kilise resimlerinde Hz İsa(A.S)&#8217;nın yaraları kırmızı lekelerle simgelenir. Adeta yara olmayan yaralardır bunlar. Leke gibidir. Yüzünde de ızdırap yoktur. Bu resimler Vatikanizmin bir tasdik etmek için yapılmış gibidir: <strong><em>&#8220;Tanrı&#8217;nın oğlu(!) ölemez, öldürülemez&#8221;</em></strong>.</p>
<p>Oysa Mantegna&#8217;nın tablosunda el ve ayaklardaki yaralar o kadar gerçekçi biçimde resmedilmiş ki elimizle dokunsak parmaklarımız içeri girecek. Yaraların ve ayak parmaklarının gerçekçi işlenişi, bir &#8220;insan&#8221; olarak Hz İsa(A.S)&#8217;nın öne çıkarılışı.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-244.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8734" title="sanatta_ayrinti-244" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanatta_ayrinti-244.jpg" alt="" width="499" height="422" /></a></p>
<p>Hafif çatık kaşları ızdırabının şahidi gibi. El ve ayakları, özellikle gevşemiş ayak parmakları <strong>her insanda</strong> ölümü takip eden katılaşma öncesi gevşekliğe işaret ediyor. <strong>&#8220;Her insan&#8221;</strong> gibi&#8230; Mermer yatakta mermerimsi bir yastık ve çarşaf ölümün soğuk yalnızlığında bedeni sarmış. Başında ağlayanlar iyice kenara itilmiş. Bu resimde sadece Hz İsa(A.S) var, İncil sayfalarının  çizgi romanı gibi yapılan Vatikanist resimlerdeki doktirin kaygısı olmadığı için insan etkileniyor. Bütün insanlığıyla karşımda duruyor Hz İsa(A.S). İnsanca yaralı, insanca ölü.</p>
<p>Mantegna bu tabloyu yaptığı dönemde oğlu ölmüş, yüreği gerçekten evlat acısıyla yanmış. Bir bebek teni gibi hassas, ince biçimde işlenmiş  ayak altları ressamın ölen evladına duyduğu şefkatin işareti olabilir mi? Ya ağlayanlar arasında Aziz Yohanna&#8217;nın simasının aslında Baba-Ressam&#8217;ı yansıttığı doğru mu?</p>
<p>Ayrıntıları parçalamadan, Mesnevî gözüyle görmeye çalışıyorum&#8230; Yansımalar ve yansımaların yansımaları ile doluyor içim. Güzellik ne bende ne de tabloda. Güzellik benim tablo üzerinden ressam ile kurduğum ilişkide, insan-insana yaşanan yansımalarda. Güzellik baş harfi büyük yazılmak üzere <strong>İ</strong>nsan&#8217;dan yansıyor. Kaynağına şahitlik eden bir ırmakmış meğer <strong>İ</strong>nsan.  Kendini Yaratan&#8217;ı işaret ediyor.</p>
<p>Bu tabloya bir bütün olarak bakınca Mantegna ile aynı düzlemde buluyorum kendimi. Ben de bir baba olduğum için Baba Mantagna&#8217;nın sızlanışını kulaklarımda duyabiliyorum. Ya evlât acısı tatmış bir insan ne hisseder bu tablo karşısında?</p>
<p>Sanat&#8217;a yaklaştık şimdi. Zira her insan kendine özel, tekil biçimde aşık olduğu gibi her bir sanat eseri de ona bakanları ayrı ayrı etkilemelidir. Bu etki şayet tek tip, homojen olursa bu bir bilgi, reklâm, iletişim meselesi olur. Tavada kızaran bir sucuğu gören, cozurtusunu duyan herkesin ağzı sulanır. Kanaatimce Sanat bu ağız sulanmasının aşıldığı noktada başlar. Faydacı körlük ile sanat bilgisinin eklemlendiği noktadayı işaret ediyor bu evlat acısı/sucuk cozurtusu ekseni.</p>
<p>Sanatçı şaşır<strong>T</strong>abilmeli, sanatsever de şaşır<strong>A</strong>bilmelidir. Bu &#8220;ilk&#8221; <strong>hayret</strong> olmadan Sanat&#8217;ın boyacılıktan kurtulmasına imkân yoktur  kanaatimce. <a title="Permanent Link to Giuliano Carmignola ile ibadet" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Giuliano Carmignola ile ibadet</a>&#8216;e yorum yazan değerli dostumuz Abdurrahim İslamoğlu&#8217;ndan dinleyelim<strong>:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yunus&#8217;un deyişiyle ‘cümle yerde Hak nazır&#8230;Bunu ancak hayret makamında insan her an tecrübe edebilir.<br />
Zira Hayret etmek fark etmektir. Sanat insanı Hayret&#8217;e düşürmüyorsa sadece tüketilen modern/post modern bir ameliyeden öteye geçmez.İnsan ruhu lahuti bir aleme müzikle, sinemayla,yazıyla, resimle vs. kanatlanıyorsa o müzisyen,o yazar, o sinemacı, o ressam artık sanatçıdır. Böylece sanatçı Gerçek Sanatkar&#8217;ın cemalinin, kemalinin, vs. birçok Esması&#8217;nın tecellilerini yansıtan bir ayna olur.Bu yüzden Dostoyevsky, Tarkovsky,Vivaldi,Kitaro önemlidir.<br />
Dilimizde Allah güzeldir güzeli sever diye meşhur olan hadis (Allahü teâlâ cemildir. Cemal sahiplerini sever,Müslim)den de anlaşılacağı üzere tüm güzelliklerin ve sanatların kaynağı SANİ-İ Vahid Bizden güzellik bekler ve biz bu güzellikleri tatmak üzere bahşedilmiş Tüm duyularımızı kullanırken yaratılış gayelerine uygun şekilde güzel gıdalarla beslemekle mükellefiz.&#8221;</em></p>
<h2>İnsanî Sanat ve Ayrıntı: Körlükten çıkış</h2>
<p>Şu halde Sanat&#8217;ta ayrıntı nedir? Ne kadar önemlidir? Ne zaman parçalamak gerekir? Analitik Zekâyı kullan<strong>A</strong>madığımız yerlerde nasıl düşüneceğiz?</p>
<p>Bu noktada yeni bir &#8220;<strong>ayrıntı</strong>&#8221; tarifi yapma ihtiyacı doğuyor. Çünkü gözlerimiz sadece ayrıntıları görebiliyor. Yani Bütün&#8217;ü hiç bir zaman göremiyoruz. Arkamızı, uzağı, yakını, sislerin içini ve perdelerin arkasını hatta <strong>gözlerimizi bile göremiyoruz</strong>. Oysa aklımız kendini akledebiliyor, zekâmızla hem kendi zekâmız hem de başkalarınınki üzerine düşünebiliyoruz(d)</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_ayrinti-44.gif"><img class="alignright size-full wp-image-8726" title="sanat_ayrinti-44" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_ayrinti-44.gif" alt="" width="280" height="280" /></a>Şu halde Bütün&#8217;ü ayrıntı sayesinde görmeyi öğrenmeliyiz</strong>. Yani ayrıntıyı eksik-kopuk bir şey değil de Bütün&#8217;e açılan bir pencere, yeni bir bakış açısı olarak kabul etmeliyiz belki de? Bir şehirde gezerken nasıl değişir perspektif? Bir sokaktan diğerine, bir caddeden ötekine geçince? Pencereleri ve sokakları birbirinden koparmadan şehre bakmanın yolu yok mudur? Her köşede yeniden hayret ederek, o şehre ilk defa gelmişçesine&#8230;</p>
<p>Bu konuyu da gelecek bölüme bırakalım.</p>
<h2>Dip notlar</h2>
<p><strong>A°</strong> <em>Lucius&#8217;a Mektuplar</em> ve <em>Hayatın kısalığı üzerine</em> (Seneca)  adlı eserlerden uyarlama.</p>
<p><strong>B°</strong> Orjinal metinde geçen yumuşak/ılık kan (sang doux) tahmin ediyorum ki bu anlamda kullanılmış:  <em>&#8220;J&#8217;étais heureux de cette marche, un peu engourdi, le corps calmé, irrigué par un <strong>sang doux</strong> comme la pluie qui tombait.&#8221;</em></p>
<p><strong>C°</strong> Hz. Meryem&#8217;e Hz. İsa(A.S)&#8217;nın doğumunun Cebrail (a.s) aracılığı ile önceden bildirilmesi <strong>Âl-i İmrân Suresi 45-47ci ayetler : </strong>Hani melekler şöyle demişti: &#8220;Ey Meryem! ALLAH seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryemoğlu İsa Mesih&#8217;dir. Dünyada da, Ahiret&#8217;te de itibarlı ve ALLAH&#8217;a çok yakın olanlardandır.&#8221; &#8220;O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.&#8221; (Meryem), &#8220;Ey RABBİM! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?&#8221; dedi.  ALLAH, &#8220;Öyle ama, ALLAH dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece &#8220;ol&#8221; der, o da hemen oluverir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>D°</strong> Leibniz, Bergson, Maslow ve Gazalî Hazretleri&#8217;nin fikirlerinin kesişim noktasında doğan bir &#8220;ayrıntı&#8221; tarifi.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Bakmak, görmek, anlamak: Sanat’ta ayrıntı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 10:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8617</guid>
		<description><![CDATA[Ayrıntılar, bütünü oluşturan bu küçük parçalar gerçekten &#8220;göründüğü kadar&#8221; önemsiz mi? İnsan gözü sadece &#8220;ölçülebilir ve objektif&#8221; dünyayı görmeye mi yarar? Gözlerimizi daha &#8220;iyi&#8221; kullanmanın bir yolu olabilir mi? Baktığımız şeyleri Hakikat&#8217;en görebiliyor muyuz?
Ayrı çağların ve coğrafyaların insanları aynı elmasın değişik yüzeylerini kestiler, parlattılar, cilaladılar. Yakında yaşadığımız dünyaya bakabilmenin farklı yollarını arayacağız. Gözlerimizi kullanmanın yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/6b93d00z1.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8627" title="hb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" /></a>Ayrıntılar, bütünü oluşturan bu küçük parçalar gerçekten &#8220;göründüğü kadar&#8221; önemsiz mi? İnsan gözü sadece &#8220;ölçülebilir ve objektif&#8221; dünyayı görmeye mi yarar? Gözlerimizi daha &#8220;iyi&#8221; kullanmanın bir yolu olabilir mi? Baktığımız şeyleri Hakikat&#8217;en görebiliyor muyuz?</p>
<p>Ayrı çağların ve coğrafyaların insanları <strong>aynı elmasın</strong> değişik yüzeylerini kestiler, parlattılar, cilaladılar. Yakında yaşadığımız dünyaya bakabilmenin <strong>farklı yollarını</strong> arayacağız. Gözlerimizi kullanmanın yeni (ya da unutulmuş?) yollarını&#8230;</p>
<p><strong>Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri</strong> (Fusûsu&#8217;l-Hikem), <strong>Gottfried Leibniz</strong> (Monadologie-1714), <strong><a href="http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1428">Gilles Deleuze</a></strong> (İmge-Devinim-1983 ; İmge-Zaman-1985), <strong>Henri Bergson</strong> (Bilincin dolaysız verileri üzerine deneme-1889; Madde ve bellek-1896), <strong>Albert Camus</strong> (Düşüş-1956), <strong>Guy de Maupassant</strong> (Le Horla-1887) eserleriyle bize rehberlik edecek.</p>
<p>Yazının tamamlanmasını beklerken aşağıdaki resimleri kullanmayı öneriyorum okurlara. Belli bir sıraya kondu bu resimler. Kelimelerle anlatılması zor olanı &#8220;<strong>anlatmak</strong>&#8221; için. Zihinlerimizi bu yazıya karşı daha misafirperver kılabilmek umuduyla kullanalım bu fotoğrafları. Küçük bir hazırlık çalışması olarak&#8230;<span id="more-8617"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/q7ptd00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8619" title="q7ptd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/q7ptd00z1.jpg" alt="" width="193" height="450" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/zkjbd00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8620" title="zkjbd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/zkjbd00z1.jpg" alt="" width="400" height="400" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/68661.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8621" title="68661" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/68661.jpg" alt="" width="250" height="379" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/89h3d00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8622" title="89h3d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/89h3d00z1.jpg" alt="" width="369" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/eb93d00z1.jpg"><img class="size-full wp-image-8623 alignnone" title="eb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/eb93d00z1.jpg" alt="" width="180" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/g1sgd00z1.jpg"><img class="size-full wp-image-8624 alignnone" title="g1sgd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/g1sgd00z1.jpg" alt="" width="149" height="450" /></a> </p>
<p> <img class="size-full wp-image-8626 alignnone" title="6b93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/6b93d00z1.jpg" alt="" width="284" height="450" /></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8627" title="hb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg" alt="" width="284" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/w4nm000z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8628" title="w4nm000z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/w4nm000z1.jpg" alt="" width="359" height="450" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/04/dikkat-kitap-sanat-karanlikta-cakilmis-bir-kibrittir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/04/dikkat-kitap-sanat-karanlikta-cakilmis-bir-kibrittir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 14:16:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[klasik muzik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8555</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Sanatçı bilim adamlarında ve filozoflarda bulunmayan bir aydınlatma kapasitesine sahip insan olabilir. Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlik&#8217;ten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.
 Neden bir natürmorta açlıkla bakmıyoruz? Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><em><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="168" height="251" /></em></a>&#8220;&#8230;</em><em>Sanatçı bilim adamlarında ve filozoflarda bulunmayan bir aydınlatma kapasitesine sahip insan olabilir. Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlik&#8217;ten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.</em></p>
<p><em> Neden bir natürmorta açlıkla bakmıyoruz? Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile. </em></p>
<p><em> &#8221;Boyacı&#8221; sanat teknisyeni bize günlük hayatın dışında bir şey anlatabilir mi? Düşünceye rakip ya da koltuk değneği olabilir mi?</em></p>
<p><em> <strong>Sanat</strong> kelimenin bittiği yerde düşüncenin yardımına koşma kapasitesine sahip kanaatimzce. Henüz adını bile koyamadığımız hislerin, hallerin, düşüncelerin ifade yolu&#8230;.<strong>S</strong><strong>anat karanlıkta çakılmış bir kibrittir&#8230; </strong>Zekâ gözümüzü kapatıp akıl gözümüzü açmak için gönderilmiş bir davetiye!&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle&#8230; Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/04/dikkat-kitap-sanat-karanlikta-cakilmis-bir-kibrittir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/04/dikkat-kitap-sanat-karanlikta-cakilmis-bir-kibrittir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

