<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Pozitivizm</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/pozitivizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 08:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21380</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_13.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21389" title="darwin_evrim_teorisi_13" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_13.jpg" alt="" width="312" height="338" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="109" height="158" />Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="125" height="171" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 16:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21376</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/1641.jpg"><img class="size-full wp-image-21381 aligncenter" title="1641" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/1641.jpg" alt="" width="500" height="265" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="168" height="225" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 19:52:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21379</guid>
		<description><![CDATA[ 
  
 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_12.jpg"><img class="size-full wp-image-21387 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_12" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_12.jpg" alt="" width="400" height="288" /></a></p>
<p><strong>  </strong></p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="128" height="198" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan&#8217;ın Metalaşması, Mahremiyet ve Modern Devlet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yabancılaşma]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Şeyleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21749</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Mahremin kamusallaşmasının üç sacayağı olduğu söylenebilir. Bunlar; siyaset, sanat ve modern bilgidir. Modern devletin siyaset anlayışı, tehdit algılarına dayalıdır. Bireyin özel alanı da bundan muaf değildir. Kendisine tehdit oluşturma ihtimaline karşı, özel alandaki mahrem kamusallaşmalıdır anlayışı mevcuttur. Bu kamusallaşmasının sonucu da insan bedeninin metalaşması olmuştur &#8230;&#8221;  TAMAMI 
 

 
Bir pozitivizm eleştirisi 
Hayatta en kötü mürşit ilim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Mahremin kamusallaşmasının üç sacayağı olduğu söylenebilir. Bunlar; siyaset, sanat ve modern bilgidir. Modern devletin siyaset anlayışı, tehdit algılarına dayalıdır. Bireyin özel alanı da bundan muaf değildir. Kendisine tehdit oluşturma ihtimaline karşı, özel alandaki mahrem kamusallaşmalıdır anlayışı mevcuttur. Bu kamusallaşmasının sonucu da insan bedeninin metalaşması olmuştur &#8230;&#8221;</em>  <a href="http://magrib.org/modern-dunyada-mahremiyet-bir-modernite-elestirisi/" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/mahremiyet_devlet.jpg"><img class="size-full wp-image-21750 aligncenter" title="mahremiyet_devlet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/mahremiyet_devlet.jpg" alt="" width="437" height="320" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-16510" title="aydin_kimdir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir.jpg" alt="" width="107" height="151" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><strong>Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist <strong>aydın</strong>, muhafazakar <strong>aydın</strong>, Kürt <strong>aydını</strong>, Türk <strong>aydını</strong>, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 19:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21378</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.gif"><img class="size-full wp-image-21385 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.gif" alt="" width="301" height="366" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="132" height="176" />Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 12:52:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21377</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.jpg"><img class="size-full wp-image-21383 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.jpg" alt="" width="458" height="301" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="118" height="166" />Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 16:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21373</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/evrim_maymun.gif"><img class="size-full wp-image-21374 aligncenter" title="evrim_maymun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/evrim_maymun.gif" alt="" width="301" height="362" /></a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="168" height="225" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ağlatmanın Tehlikeleri (Dr Darcia Narvaez)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 10:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hatice Avcı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20591</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;
Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”
Çocuklara ve ilişkilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20592" title="aglayan_cocuk_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg" alt="" width="234" height="312" /></a></em></strong><strong><em>&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;</em><em></em></strong></p>
<p><em><a href="http://www.psychologytoday.com/blog/moral-landscapes/201112/dangers-crying-it-out" target="_blank">Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”</a></em></p>
<p><em>Çocuklara ve ilişkilerine uzun vadede zarar vermek</em></p>
<p>Bebekleri ağlamaya terk etmek en azından 1880lerden, tıp alanı mikroplar ve enfeksiyon bulaşması konusunda tam bir yaygara içinde olduğundan ve sonuç olarak bebeklere nadiren dokunulması gerektiğine kanaat edildiğinden beri gündemde olan bir düşünce.( Bknz Blum 2002)</p>
<p>20. yüzyılda, psikolojiyi zor bir bilim yapmaya meraklı olan davranışçı John Watson (1928) Amerikan Psikoloji Derneği&#8217;nin (APA) başkanı olarak merhamete karşı cephe aldı. Watson <strong>çok fazla anne sevgisinin tehlikeleri</strong> konusuna dikkat çekerek mekanik davranışçı paradigmayı çocuk yetiştirmeye <span id="more-20591"></span>uyguladı. 20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik! Bilakis bunun aksini gösteren kanıtlar her yerde ve her zaman vuku bulmuştur.</p>
<p>Zamanın devlet destekli bir kitapçığı&#8221; anneliğin bebeği huzur verici bir pozisyonda sakince kucakta tutmak anlamına geldiğini&#8221; ve annenin kolları yorulduğunda çocuğu bırakması gerektiğini&#8221;  ileri sürdü. Çünkü bebek yetişkine hiçbir zaman zahmet vermemeliydi. Altı aydan büyük bebeklere beşikte sessizce oturmaları öğretilmeliydi. Aksi takdirde bebek her zaman izlenme ve anne tarafından eğlendirilmeye ihtiyaç duyabilirdi ki bu ciddi bir zaman kaybı!(Bknz Blum, 2002)</p>
<p>Bu tavırlar size aşina gelmiyor mu? Yakın zamanda bir ebeveyn bana bebeğini uyuması için ağlamaya bırakmak konusunda cesaretlendirildiğini belirtti. Böylece &#8220;hayatını geri alabilecekti&#8221;</p>
<p>Nöroloji bilimiyle atalarımızın hafife aldığı şu düşünceyi doğrulayabiliyoruz: Bebeği ağlamaya bırakmak çocuklara ve onların ilişkisel kapasitelerine uzun vadede ve pek çok yönden zarar verebilecek bir uygulama. Şu anda bebeği ağlamaya terk etmenin onu daha az zeki, daha az sağlıklı, daha az işbirlikçi; daha fazla endişeli ve aynı ya da daha kötü karakter özelliklerini sonraki nesillere aktarabilecek yalıtılmış bir çocuk yapmanın iyi bir yolu olduğunu biliyoruz.</p>
<p>İtibar edilmeyen davranışçı görüş bebeği ebeveynlerin hayatına burnunu sokan biri yetişkinlerin çok fazla zahmet olmadan hayatını yaşayabilmesi için çeşitli yollardan kontrol edilmesi gereken bir saldırı olarak görür. Bu tutum ve cehalet o dönemde büyük ailelerin parçalanmakta olması ve yeni ebeveynlerin bebekleriyle insanlık için doğal olmayan bir şekilde kendi başlarına uğraşmak zorunda olması sebebiyle mazur görülebilir. Biz şimdiye kadar geniş ailelerde çocuk yetiştirdik. Ebeveynler her zaman pek çok yetişkin akrabayla bakımı paylaştı.</p>
<p>İnsan gelişiminden tamamen habersiz bir davranışçı görüşe göre, çocuğa &#8220;bağımsız olması&#8221; öğretilmelidir. Şu anda bebeği bağımsız olmaya zorlamanın onu daha bağımlı yaptığını doğruluyoruz. Bunun yerine bebeğe ihtiyacı olanı vermek daha sonra daha ziyade bağımsızlık sağlıyor. Küçük avcı-toplayıcı grupların antropolojik bulgularına göre ebeveynler bebek ve küçük çocukların her ihtiyacını dikkate alırdı.Yeni yürümeye başlayan çocuk (ve ebeveynleri de) kendilerini çalıların arasına yalnız başlarına girecek kadar özgüvenli hissederdi.  (Bknz <em>Hunter-Gatherer Childhoods</em>, edited by Hewlett &amp; Lamb, 2005).</p>
<p>Bilinçsiz davranışçılar ebeveynleri o zaman ve şimdi bebeğin beslenme ve rahatlatma gibi ihtiyaçlarını istediği zaman karşılamamaya şartlandırmaya teşvik etmiştir. Yetişkinlerin ilişkiden &#8220;sorumlu&#8221; olması gerektiği varsayılmıştır. Bu elbette bir çocuğu pek fazla yardım ve dikkat talep etmemeye cesaretlendirir (depresyona girerek ve kan dolaşımını durdurarak ve hatta ölerek). Ancak bu çocuğu daha çok ihtiyaçlarının giderilmesi için bağırıp çığlık atmayı öğrenmiş, ağlamaklı, mutsuz, saldırgan ve talepkar olmaya itecektir. Derin bir güvensizlik hissi muhtemelen hayatı boyunca onunla olacaktır.</p>
<p><strong>Gerçek şu ki: bebek çok yıpranmadan onun ağlamasını önleyerek onun ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılayan bakıcıların (Çeviri notu: Bakıcı bebeğin bakımın üstlenen anne, baba, büyükanne ya da herhangi başka biri),aksine, daha bağımsız çocuklara sahip olmaları kuvvetle muhtemeldir. </strong>(e.g., Stein &amp; Newcomb, 1994)<strong>. Yatıştırıcı bakım en başından beri en iyisi. Kalıplar oluşunca, onları değiştirmek çok zor.</strong></p>
<p>Fareler memeli beyinlerinin nasıl işlediğini incelemek için sık sık kullanılır ve pek çok etki insan beyniyle benzerdir. Fazla ya da az besleyici annelerle yapılan fare çalışmalarında hayatın geri kalanında endişeyi kontrol eden genlerin çalışması için kritik bir zaman var. Eğer hayatınızın ilk on günü az besleyen anne fareye sahipseniz (bir insanın ilk 6 ayına tekabül eder) bu gen hiçbir zaman işlemez ve fare hayatının geri kalanında endişeyi azaltacak ilaçlar almadıkça yeni durumlara karşı endişelidir. Bu araştırmalar beslenmeden etkilenen yüzlerce gen olduğunu söylüyor. Benzer bir mekanizma (bakıcı davranışının genleri açtığı ya da kapadığı) insan beyninde de bulunuyor (Work of Michael Meaney and colleagues; e. g., Meaney, 2001).</p>
<p><strong>Anne ve çocuğu karşılıklı ikili olarak anlamalıyız. Onlar karşılıklı cevaplarla birbirlerini daha sağlıklı ve mutlu yapan ortak yaşamla oluşan bir birlik. Bu diğer bakıcılara da yayılıyor.</strong></p>
<p><strong>Bugün hala popüler olan ilginç bir inanç yalnız bırakıldıklarında beşiklerinde ya da başka yerlerde izoleyken bebeklerin ağlamasına izin vermek</strong>. Bu bebeği ve beyin gelişimini yanlış anlamaktan kaynaklanıyor.</p>
<ul type="disc">
<li>Bebekler sarılarak büyürler. Bakıcılarından fiziksel olarak ayrıldıklarında vücutları düzensizlik gösterir.</li>
<li>Bebekler jestler yoluyla ve sonunda gerekirse ağlayarak bir ihtiyaçlarına işaret ederler.Tıpkı yetişkinlerin susadığında sıvı şeylere ulaşması gibi, çocuklar da ihtiyaçları olan şeyleri anında aramaya başlarlar. Tıpkı ihtiyaçları karşılandığında yetişkinlerin sakinleşmesi gibi bebekler de sakinleşir.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Bebeklerde ihtiyaçların ihmal edilmesinin ya da bakımsızlık durumlarının uzun vadede pek çok etkisi vardır(Örneğin Bremmer et al, 1998; Blunt Bugental et al., 2003; Dawson et al., 2000; Heim et al 2003).</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Güvenli bağlanma mesela bebek gece uyandığında ve ağladığında duyarlı ebeveynlikle alakalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Bebeği ağlamaya bırakmak bebeğe ve ikiliye (anne ve bebek) gerçekten ne yapar?</strong></p>
<p><strong>Nöronlar ölür. </strong>Bebek çok acı çektiğinde zehirli hormon kortisol salgılanır. O  nöronları öldürür. Beyninin yalnız yüzde yirmi beşi gelişmiş olan 40-42 haftalık bir bebek hızlı bir beyin büyümesi yaşar. Bir yılın sonunda beyin ortalama üç katı kadar büyür (ve ilk yılda baş hacim büyümesi zekanın bir işaretidir, ör: Gale et al., 2006) Aşırı stresli anlarla nöronların bağlantılı olmadığının ya da nöronların ölmediğini kim bilebilir? Böyle düzenli stresli deneyimlerden yıllar sonra nelerin eksildiği açığa çıkabilir? (Bknz ek)</p>
<p><strong>Düzensiz stres tepkisi sadece beyinde stres karşılık sistemi olarak değ</strong>il (Bremmer et al, 1998) vücutta çoklu sistemlerde (örneğin sindirim) işlemeyi etkileyen vagus siniri yoluyla da bir hayat kalıbı olarak geliştirilebilir. Söz gelimi erken yaşlarda  vagus sinirinin çalışmasını yavaşlatmasıyla sonuçlanan uzun süreli sıkıntı, aşırı duyarlı bağırsak sendromundaki bozukluklarla alakalıdır. (Stam et al, 1997).</p>
<p><strong>Öz denetim zayıflıyor. </strong>Bebek kendini nasıl denetleyeceğini öğrenmek için tamamen bakıcılara bağımlı. Duyarlı bakıcılık- bebeğin ihtiyaçlarını o sıkıntıya düşmeden karşılamak- beden ve beyni sakinliğe ayarlıyor. Bir bebek korktuğunda ve bir ana ya da baba onu kucaklayıp rahatlattığında, bebek yatışmak için umut inşa ediyor ki bu da kendini rahatlatma becerisine dönüşüyor. Bebekler yalnız başlarına kendilerini rahatlatmaz. Eğer yalnız başlarına ağlamaya bırakılırlarsa aşırı stresin kucağında  büyümeyi, güvenmeyi, hissetmeyi bırakıp kendilerini kapatmayı öğreniyorlar. (Henry &amp; Wang, 1998).</p>
<p><strong>Güven zayıflıyor. </strong>Erik Erikson&#8217;un işaret ettiği gibi hayatın ilk yılı dünyada, bakıcının ve kendisinin dünyasında güven hissini oluşturmak için hassas bir dönem. Bir bebeğin ihtiyaçları sıkıntısız olarak karşılandığı zaman, çocuk dünyanın güvenilebilecek bir yer olduğunu, ilişkilerin destekleyici olduğunu ve kendisinin ihtiyaçları karşılanan olumlu bir varlık olduğunu öğrenir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanmadığında ya da ihmal edildiğinde çocuk ilişkilere ve dünyaya karşı bir güvensizlik hissi geliştirir ve özgüveni zedelenir. Çocuk bir ömrü, bu boşluğu doldurmak için çabalayarak harcayabilir.</p>
<p><strong>Bakıcı hassasiyeti zarar görebilir. </strong>Bir bebeğin ağlamasını ihmal etmeyi öğrenen bakıcı bebeğin ihtiyaçlarının daha ince sinyallerini de muhtemelen ihmal etmeyi öğrenecektir. Çocuğun acısının gidermek için ikinci tahminden sonra bebeğin ihtiyaçlarını ihmal eden yetişkin çocuğun ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayı öğrenir ve buna alışır. Bakıcı ve bebek arasındaki karşılıklılık yetişkin tarafından bozulur fakat genç bebek tarafından tamir edilemez. Bebek çaresizdir.</p>
<p><strong>Bebeğin ihtiyaçlarına bakıcı duyarlılığı, tamamen olmasa da büyük oranda bebeğin tepkileriyle alakalıdır. </strong>Bizim bulgularımıza göre bakıcı duyarlılığı zekayla, empatiyle, depresyon ve saldırganlıktan uzaklıkla ve sosyal yeterlilikle ilintilidir. Çünkü duyarlılık çok güçlü ve biz diğer anne babalık uygulamalarında ve çocuk tepkileri incelemelerinde onu kontrol etmek zorundayız. Bakıcı duyarlılığının önemi gelişim psikolojisinde yaygın olarak bilinir. Bebeği ağlamaya bırakmak şeklinde tezahür eden duyarsızlık, sözü edilen olumlu sonuçların tam zıttının ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilir.</p>
<p>&#8220;Bebeği ağlamaya bırakmak&#8221; 20. Yüzyılda geniş ailenin çözülmesine bir çözüm olarak ortaya çıkmış görünüyor. Büyükannelerin engin bilgeliği, nasıl iyi çocuk yetiştirileceği konusunda uzmanlık ve deneyimle çocuklu ev halkı arasındaki mesafede kaybolup gitti. Bebekleri mutlu edebilme hikmeti nesiller arasında kayboldu.</p>
<p><em>Fakat ağlamak bebekler için normal değil mi?</em></p>
<p>Hayır. Atalarımıza ait çevrelerde ağlayan bir bebek yırtıcılara leziz lokmaların sinyalini verirdi. Böylece evrilmiş ebeveynlik uygulamalarınız bebek sıkıntısını hafifletti ve acil durumlar haricinde ağlamayı engelledi. Bebekler doğumdan sonra &#8220;dış rahim&#8221; dengi bir ortam beklentisiyle yaratılmışlar (bknz Allan Schore). &#8220;Dış rahim&#8221; nedir? Düzenli olarak kucağa alınmak, talep ettiğinde emzirilmek, ihtiyaçlarının hızlıca karşılanması (bu  konularda sayısız dayanağa sahibim). Bu uygulamaların beyni ve vücut dilini geliştirdiği biliniyor. Bebekler huzursuzluk gösterdiğinde,  hızlıca büyüyen sistemlerinin bir ihtiyacının karşılanmadığının sinyali veriyorlar</p>
<p><strong>Çok fazla bebek ağlaması neyin sinyalini veriyor? </strong>Tecrübesizlik bilgisizlik ve /ya da bebeğin bakıcısının destek olmayışını. Hepimizdeki bilgi eksikliğini gidermek için aşağıda bir bebek ağlamasının neyin işareti olabileceği ile ilgili birtakım makaleler mevcut. Kendimizi bebeklerin neye ihtiyacı olduğu ve bebek ağlamasını azaltan uygulamalar konusunda eğitebiliriz. Mümkün olduğu kadar bunun olmasını engelleyerek birbirimize yardımcı olabiliriz.</p>
<p><strong>Bebeklerin nasıl sakinleştirileceği:</strong> : <a href="http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2</a></p>
<p>&#8220;<strong>Sebepsiz&#8221; yere ağlayan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc</a></p>
<p><strong>&#8220;Karın ağrısı&#8221; olan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc</a></p>
<p><strong>Ebeveynlik İlmi (<a href="http://www.amazon.com/Science-Parenting-Margot-Sunderland/dp/0756618800" target="_blank">Science of Parenting</a></strong>), Margot Sunderland&#8217;ın ucuz, fotoğrafla dolu, okunması kolay kitabı bu konlarda daha fazla detay ve referansa sahip. Ben yeni ebeveynlere vermek için elimde nüshalar bulundururum.</p>
<p><em>Bebeklere ihtiyaç duydukları şeyleri vermek temel bir bebek hakkıdır.</em></p>
<p>EK: Ben depresif  bir anne ve sert bir babalı orta halli bir ailede duygusal olarak destekleyici olmayan bir çevrede-ABD&#8217;de yetişen diğerlerinden farklı olmayarak- büyüdüm.Erken ebeveynliğin beden ve beyin gelişimindeki etkileri konusunda yaptığım geniş okumalardan bakımsızlık işaretleri- zayıf hafıza, hassas bağırsaklar, vagal ton meseleleri ve yüksek sosyal anksiyete- gösterdiğimi yakın zamanda anladım. ABD&#8217;de zayıf fiziksel ve zihinsel sağlık salgını var (ör: UNICEF, 2007; USDHSS, 1999; WHO/WONCA, 2008). Büyüklerin ebveynlik uygulamalarının yokluğu ve zayıf sağlık durumları arasındaki ilişki temas, karşılıklılık, emzirme, ve daha fazlası olarak belgelendi (Narvaez ve diğerleri). Eğer biz güçlü insanlar ve güçlü bir ülke istiyorsak çocukların en uygun gelişimi için ihtiyaç duydukları şeylere dikkat etmek zorundayız.</p>
<p><strong>Referanslar</strong></p>
<p><a href="http://deborahblum.com/Love_at_Goon_Park.html" target="_blank">Blum, D. (2002). <em>Love at Goon Park: Harry Harlow and the Science of Affection</em>.</a> New York: Berkeley Publishing (Penguin).</p>
<p>Blunt Bugental, D. et al. (2003). The hormonal costs of subtle forms of infant maltreatment. <a title="Psychology Today looks at Hormones" href="http://www.psychologytoday.com/basics/hormones"><em>Hormones</em></a><em> and Behaviour</em>, January, 237-244.</p>
<p>Bremmer, J.D. et al. (1998). The effects of <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> on memory and the hippocampus throughout the life cycle: Implications for <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">childhood</a> development and <a title="Psychology Today looks at Aging" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/aging">aging</a>. <em>Developmental Psychology, 10</em>, 871-885.</p>
<p>Dawson, G., et al. (2000). The role of early experience in shaping behavioral and brain development and its implications for social policy. <em>Development and Psychopathology, 12</em>(4), 695-712.</p>
<p>Catharine R. Gale, PhD, Finbar J. O&#8217;Callaghan, PhD, Maria Bredow, MBChB, Christopher N. Martyn, DPhil and the Avon Longitudinal Study of Parents and Children Study <a title="Psychology Today looks at Teamwork" href="http://www.psychologytoday.com/basics/teamwork">Team</a> (October 4, 2006). &#8220;The Influence of Head Growth in Fetal Life, Infancy, and <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">Childhood</a> on Intelligence at the Ages of 4 and 8 Years&#8221;. PEDIATRICS Vol. 118 No. 4 October 2006, pp. 1486-1492. <a title="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" href="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" target="_blank">http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486</a>.</p>
<p>Heim, C. et al. (1997). Persistent changes in corticotrophin-releasing factor systems due to early life stress: Relationship to the pathophysiology of major depression ad <a title="Psychology Today looks at Post-Traumatic Stress Disorder" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/post-traumatic-stress-disorder">post-traumatic stress disorder</a>. <a title="Psychology Today looks at Psychopharmacology" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychopharmacology"><em>Psychopharmacology</em></a><em> Bulletin</em>, 185-192.</p>
<p>Henry, J.P., &amp; Wang, S. (1998). Effects of early stress on adult affiliative behavior, <em>Psychoneuroendocrinology</em> 23( 8), 863-875.</p>
<p>Hewlett, B., &amp; Lamb, M. (2005). Hunter-gatherer childhoods.New York: Aldine.</p>
<p>Meaney, M.J. (2001).  Maternal care, <a title="Psychology Today looks at Genetics" href="http://www.psychologytoday.com/basics/genetics">gene</a> expression, and the transmission of individual differences in <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> reactivity across generations. <em>Annual Review of </em><a title="Psychology Today looks at Neuroscience" href="http://www.psychologytoday.com/basics/neuroscience"><em>Neuroscience</em></a><em>, 24,</em> 1161-1192.</p>
<p>Narvaez, D., Panksepp, J., Schore, A., &amp; Gleason, T. (Eds.) (in press). <em>Evolution, Early Experience and Human Development: From Research to Practice and Policy</em>. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Panksepp, J. (1998). Affective neuroscience. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Schore, A.N. (1997). Early organization of the nonlinear right brain and development of a predisposition to <a title="Psychology Today looks at Psychiatry" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychiatry">psychiatric</a> disorders. <em>Development and Psychopathology</em>, <em>9</em>, 595-631.</p>
<h2> </h2>
<p><strong><em>Ek kaynak için bakınız</em></strong></p>
<p>Schore, A.N. (2000). <a title="Psychology Today looks at Attachment" href="http://www.psychologytoday.com/basics/attachment">Attachment</a> and the regulation of the right brain. <em>Attachment &amp; Human Development, 2</em>, 23-47.</p>
<p>Schore, A.N. (2001). The effects of early relational <a title="Psychology Today looks at Trauma" href="http://www.psychologytoday.com/basics/trauma">trauma</a> on right brain development, affect regulation, and infant mental health. <em>Infant Mental Health Journal</em>, <em>22</em>, 201-269.</p>
<p>Stam, R., et al. (1997). Trauma and the gut: Interactions between stressful experience and intestinal function. <em>Gut</em>.</p>
<p>Stein, J. A., &amp; Newcomb, M. D. (1994). Children&#8217;s internalizing and externalizing behaviors and maternal health problems. <em>Journal of Pediatric Psychology</em>, 19(5), 571-593.</p>
<p>UNICEF (2007). <em>Child poverty in perspective: An overview of child well-being in rich countries, a comprehensive assessment of the lives and well-being of children and adolescents in the economically advanced nation</em>s<em>, Report Card 7</em>. Florence, Italy: United Nations Children&#8217;s Fund Innocenti Research Centre.</p>
<p>U.S. Department of Health and Human Services, <a title="Psychology Today looks at Addiction" href="http://www.psychologytoday.com/basics/addiction">Substance Abuse</a> and Mental Health Services Administration. (1999). <em>Mental health: A report of the Surgeon General</em>. Rockville, MD: Center for Mental Health Services, National Institutes of Health, National Institute of Mental Health.</p>
<p>Watson, J. B. (1928). <em>Psychological Care of Infant and Child</em>. New York: W. W. Norton Company, Inc.</p>
<p>WHO/WONCA (2008). <em>Integrating mental health into primary care: A global perspective.</em> Geneva and London: World Health Organization and World Organization of Family Doctors.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bilim, ideolojik bilimcilik ve pozitivizm üzerine okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/"><span style="color: #0066cc;">Mehmet Bahadır</span></a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Modern Bir Put: Bilim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Epistemoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19798</guid>
		<description><![CDATA[Adam bir gün doktora gitmiş, dert yanmış:
- Doktor bey bana bir şeyler oluyor, iyi değilim.
- Anlatın, neyiniz var?
- Aldığım nefesi verirken kesik kesik çıkıyor ağzımdan, karnım kasılıyor, yüzüm geriliyor, yanaklarım kulaklarıma doğru çıkıyor. Bakın böyle oluyorum: Ha! Ha! Ha!
- Korkacak bir şey yok, tıp dilinde buna &#8220;gülme&#8221; diyoruz!
Evet, pozitivistler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk&#8217;ı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="182" height="265" /></a>Adam bir gün doktora gitmiş, dert yanmış:<br />
- Doktor bey bana bir şeyler oluyor, iyi değilim.<br />
- Anlatın, neyiniz var?<br />
- Aldığım nefesi verirken kesik kesik çıkıyor ağzımdan, karnım kasılıyor, yüzüm geriliyor, yanaklarım kulaklarıma doğru çıkıyor. Bakın böyle oluyorum: Ha! Ha! Ha!<br />
- Korkacak bir şey yok, tıp dilinde buna <strong>&#8220;gülme&#8221;</strong> diyoruz!</p>
<p>Evet, pozitivistler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk&#8217;ı, Korku&#8217;yu, Sevinç&#8217;i hormonal &#8220;fenomenler&#8221; sanıyorlar. Hakikat&#8217;in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna &#8220;pozitivist iman&#8221; diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Semavî dinlere alternatif bir ilahiyat ürettiler:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için Kâinat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır. Dışarıdan bir etki/yardım olmaksızın yarat(-ıl)ma hiçlik/yokluk yerine bir şeyin var olmasının sebebidir, Kâinat&#8217;ın ve bizim NEDEN var olduğumuzun cevabıdır. Kâinat&#8217;ı başlatmak için bir ilk sebep olarak Tanrı&#8217;ya gerek yoktur. [...] Tanrı&#8217;nın yokluğu ispat edilemez ama bilim Tanrı&#8217;yı gereksiz kılar. Dünyamız Fizik Bilimi tarafından yaratılmıştır.&#8221;</em> (The Great Design, Stephen Hawking)</p>
<p>Özetle :</p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Fizik kendi kendini yarattı,</li>
<li>Fizik yaratılmaya muhtaç değildir,</li>
<li>Fizik eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar vardır,</li>
<li>Fizik kimseye muhtaç değildir, her şey Fizik&#8217;e muhtaçtır.</li>
</ul>
<p> İhlâs ve Fatiha surelerindeki ilâhî isimler yerine <strong>&#8220;Fizik&#8221;</strong> kelimesini yazarsanız zaten buna benzer bir şey bulursunuz. Evet&#8230; Biraz İhlâs Suresi, biraz Fatiha derken&#8230; <strong>Bilimin, bilimsel şüphenin ruhuna da el Fatiha!</strong> Filozof değil bir rahip demek lâzım Hawking&#8217;e çünkü artık bilimle, bilimsellikle bir ilgisi yok söylediklerinin, bal gibi bir amentü bu.</p>
<p>Dedik ya pozitivistler <strong>&#8220;Bilimi putlaştırdılar&#8221;</strong> diye. Değerli yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>&#8220;kral çıplak&#8221;</strong> dedi yine&#8230; Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100&#8242;den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ü yeniden evimize misafir etsek?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 14:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18234</guid>
		<description><![CDATA[Modern ve laik bir ülke olan Fransa&#8217;da bir kaç ay önce ötenazi konusu senatonun gündemine geldi. Yasa tasarısı  &#8220;Hızlı ve ızdırapsız bir ölüm için tıbbî yardım&#8221; başlığı altında tartışılırken ölümden bahsetmeyi beceremediğimizi düşündüm. Çünkü meselenin özü bir kamplaşma yüzünden perdelendi: Ölüm esnasında &#8220;sadece&#8221; ızdırabın azaltılması taraftarları ile ötenazi yanlıları karşı karşıya gelirken ölüm kavramını konuşmadık. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum.gif"><img class="alignright size-full wp-image-18235" title="olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum.gif" alt="" width="235" height="309" /></a>Modern ve laik bir ülke olan Fransa&#8217;da bir kaç ay önce ötenazi konusu senatonun gündemine geldi. Yasa tasarısı  <a href="http://www.lemonde.fr/societe/article/2011/01/26/la-legalisation-de-l-euthanasie-retoquee-par-le-senat_1470602_3224.html">&#8220;Hızlı ve ızdırapsız bir ölüm için tıbbî yardım&#8221;</a> başlığı altında tartışılırken ölümden bahsetmeyi beceremediğimizi düşündüm. Çünkü meselenin özü bir kamplaşma yüzünden perdelendi: Ölüm esnasında &#8220;sadece&#8221; <strong>ızdırabın azaltılması</strong> taraftarları ile <strong>ötenazi yanlıları</strong> karşı karşıya gelirken ölüm kavramını konuşmadık. Türkiye&#8217;ye en &#8220;fransız&#8221; parti olan <a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/">CHP&#8217;den bir milletvekilinin Kur&#8217;an&#8217;daki Ölüm&#8217;le ilgili bir ayeti &#8220;sinir bozucu&#8221; bulması</a> sanırım bir istisna değil. Modern olmak ile Ölüm&#8217;ü sinir bozucu bulmak arasında bir ilişki var:</p>
<ul>
<li><em>Bütün canlılar ölümü tadar (Enbiyâ 35). Yani herkes ölür. </em></li>
<li><em>Ya ben? Ben herkes değilim ki. Kimse benim yerime ölemez mi? Parası neyse vereyim. Doktorlar hâlâ çaresini bulmadılar mı şu &#8220;ölüm&#8221; denen problemin? Ölüm Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı değil mi? Devletimiz uyuyor mu?</em></li>
</ul>
<p> Cenaze törenleri, mezarlıklar ve ölülerin anılması binlerce yıldır insan yaşamının bir parçası. Ama modernleşen dünyada biyolojik ölüm rahatsız ediyor, ondan kaçmaya çalışıyoruz sanki? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf">Derin Göz kitabında</a> anlattığımız &#8220;parçalayıcı zekâ&#8221; yüzünden sanırım, <strong>&#8220;ölüm bizim meselemiz değil&#8221;</strong> gibi bir vehim içindeyiz. Yaşayanlar yaşar, ölenler de ölür. Birbirine karışmaz ikisi. Epikür değil miydi <strong>&#8220;ölümden korkmuyorum, ben varken o yok, o varken ise ben yokum&#8221;</strong> diyen? Haz ve tehdit odaklı yaşamın bedeli bu. Kendini ete, kemiğe, vücuda, maddeye eşitleyince maddenin yok oluşu <span id="more-18234"></span>tahammül edilmez bir korkuyu doğuruyor.</p>
<p> Fransa&#8217;da mezarlıklar çok düzgündür ve bol çiçeklidir. Ama duvarları çok yüksektir. Mümkün ise şehir dışına kurulurlar. Bunu bir unutma/erteleme çabası gibi okuyorum. Meselâ belediyede çok sıradan bir iş gibi <strong><em>&#8220;ölüm masası&#8221;</em></strong> var. Cesetlerin toplanması, isim adres vb bilgisayara kaydedilmesi&#8230; Lojistik ve bilgi-işlem. Sigorta şirketleri hayat sigortası vb satarken çok sıradan bir şeymiş gibi bahsediyorlar Ölüm&#8217;den. Etrafı dikenli teller ve mayın tarlalarıyla çevrili bir tür <strong><em>&#8220;no man&#8217;s land&#8221;</em></strong>. Bu modern kurgu ile Ölüm&#8217;ü Yaşam&#8217;dan kopardık gibi geliyor bana. Din adamlarına, dinî kurumlara aktardığımız ölüm kavramının içi gittikçe boşalıyor. Ölüm demek bir çok insan için artık koskoca bir boşluk demek, anlamsız bir yokluk, bir hiçlik, idam mahkûmları gibi bekliyorlar bütün yaşamlarını silip süpürecek o anı. Ölüm&#8217;ü bu şekilde <strong><em>&#8220;YOK&#8221;</em></strong> edince hayat bir cezaevi koğuşuna benziyor. İstisnasız bütün mahkumların idamı beklediği bir koğuş. Oyalanmak için bir sürü şey var: Videolar, sakız, çikolata, tavla, satranç&#8230; Bunlarla oynadıkça bir süre unutuyorlar öleceklerini. Ama için için biliyorlar ki elektrikli sandalye kaçınılmaz yine de. Eğlencelere sarılmak çare olmuyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu.jpg"><img class="size-full wp-image-18237  aligncenter" title="olum_korkusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a></p>
<p> Pozitivizmin insanlık için yegâne fikrî ve vicdanî zemin olarak dayatıldığı bir çağda yaşıyoruz artık. Pozitivizm o kadar yaygın ki hava kirliliği gibi soluyoruz ama farkında bile olmuyoruz. (Bkz. İki kitap: <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi</strong></a> ve<strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><strong>Maymunist imanla nereye kadar?</strong></a>) Sadece ölçülebilir şeylere VARLIK imkânı tanıyan bu görüş Ölüm&#8217;ü de maddeleştirdi. Artık ölüm bir problem ve çözümü de doktorlara transfer edildi. Toplumsal ve manevî alanları terk etti ölüm. &#8220;Parası neyse verelim&#8221; demeye alıştığımız her şey gibi kontrol edilebilir, öngörülebilir, hesaplanabilir, kanun ile düzenlenebilir sandığımız bir şey oldu ölüm? Fransız senatosunun Ölüm olgusunu vergileri düzenler gibi <strong><em>&#8220;kanunî düzenlemeye&#8221;</em></strong> tabi tutması bir laiklik komedisi değilse nedir?</p>
<p>&#8220;Vakit nakittir&#8221; diyerek Zaman ile bağını koparan insan vaktini (=parasını) kaybetmekten korkuyor. Her şey kontrol altında, cep telefonuna bilgi yağıyor: Borsa endeksi, hava durumu, lig maçlarında atılan goller, trafik canavarı kaç can aldı bugün? Dünya giderek artan bir hızda dönüyor ve ötenazi de bu &#8220;kaçışlar&#8221; içinde bir kaçış. Izdıraplı hastalıklardan &#8220;kurtulmak&#8221; isteyenlere intihar etme hakkı(?) yasal olarak tanındıktan sonra hangi yasa teklifi gelecek? Duygusal ızdırap içindeki insanların ötenazi hakkı? Bir aşk acısı, boşanma, kötü geçmiş bir sınav ya da bir evlât acısına katlanmak istemeyen vatandaşlar da bu <strong><em>&#8220;ızdıraptan kaçış&#8221;</em></strong> hakkına sahip olacak mı? Ötenazi pozitivist anlamda <strong><em>&#8220;rasyonel&#8221;</em></strong> bir ölüm. Ölme vakti seçilmiş, hızlı, temiz, tanrısız ve ızdırapsız. Rasyonel olan her süreç gibi maneviyattan, mânâdan yoksun. Pragmatik ve materyalist bir biçimde yaklaşılan ölüm sanırım eskisinden daha korkunç bir biçimde yaşanıyor. En azından kanser hastalarının internet günlüklerindeki manzara bu. Kendisinin de herkes gibi öleceğini idrak eden, hatta ölüm tarihleri kendilerine <strong><em>&#8220;bilimsel olarak&#8221;</em></strong> bildirilen bu insanların hızla <strong><em>&#8220;laik&#8221;</em></strong> bir maneviyat icad ettiklerine tanık oluyoruz. İkiyüzlü arkadaşlarını, lüks tüketimi terk ediyor bir çoğu. Ölümlü oluşunu idrak eden insanlar pozitivizmin nesnel dünyasından kopmaya, Ben&#8217;den sıyrılmaya, Kendi&#8217;si olmaya çalışıyor. Din kadar Sanat&#8217;a ve Felsefe&#8217;ye sarılmalarını böyle okumak gerekiyor sanırım.</p>
<p><strong><em>&#8220;Modern&#8221;</em></strong> yaşamın ilk kurbanı kelimeler oldu galiba. Kaybettiğimiz kelimler&#8230; Güzellik yerine cazibe, iyilik yerine fayda, vakit yerine nakit, Aşk yerine seks koyarken Hayat&#8217;a mânâ veren Ölüm&#8217;ü de kaybettik. Çay ve ihtiyaç molası verdiğimiz bir dinlenme tesisinde mi unuttuk Ölüm&#8217;ü?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18238" title="olum_korkusu-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu-2.jpg" alt="" width="220" height="256" /></a>Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <strong><em>&#8220;problem&#8221;</em></strong> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar&#8230; Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm&#8217;ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden &#8220;uzakta&#8221; ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme &#8220;sırasının&#8221; onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir &#8220;büyük ikramiye&#8221; ölüm&#8230;</p>
<p> Ölüme kendisini yakın hissedenleri, yaşlıları da dinlemek bir çare olabilir. <strong><em>&#8220;Yakında öleceğim, sizinle konuşmak istiyorum&#8221;</em></strong> dediklerinde <strong><em>&#8220;amaaan! şimdi sırası mı?&#8221;</em></strong> diyerek sözlerini kesmesek yeterli olacak belki? Neler yaptılar hayatlarına anlam katan? Gururlandıkları şeyler neler? Ya pişmanlıkları? Neler bırakmak istiyorlar kendilerinden sonra gelenlere? Umutları neler bizim için? Yaşlılık gözüyle, <strong><em>&#8220;geriye&#8221;</em></strong> bakarken hayat nasıl gözüküyor? Ya biz kendi hayatımızı nasıl göreceğiz o yaşta?</p>
<p>Doğum kadar önemli bir olayı yani Ölüm&#8217;ü yeniden evlerimize misafir etsek belki de yaşamımız daha çok anlam kazanacak..</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu_3.jpg"><img class="size-full wp-image-18239 aligncenter" title="olum_korkusu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu_3.jpg" alt="" width="467" height="161" /></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sanatçı robot olur mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 May 2011 10:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16434</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
Bir pozitivizm eleştirisi 
Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/EzjkBwZtxp4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz. </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2011 14:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgür İrade]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14490</guid>
		<description><![CDATA[Herbert Weinstein 1991 yılında New York&#8217;ta karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermek için binanın çatısından aşağı attı. Bir yıl sonra suçunu itiraf etti ama beyninde bulunan ve iltihaplanmış bir kist mahkemece hafifletici etken olarak kabul edildi.
&#8220;&#8230;insanı adım adım nefsani arzulara götüren &#8220;çizgi/yol&#8221; ile katil/sadist/işkenceci yapan acaba aynı taşlarla örülü olamaz mı? Benimkisi bir iddia değil,sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_1_mavi_kelebek_jpg.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14492" title="_1_mavi_kelebek_jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_1_mavi_kelebek_jpg.jpg" alt="" width="230" height="212" /></a>Herbert Weinstein 1991 yılında New York&#8217;ta karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermek için binanın çatısından aşağı attı. Bir yıl sonra suçunu itiraf etti ama beyninde bulunan ve iltihaplanmış bir kist mahkemece hafifletici etken olarak kabul edildi.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;insanı adım adım nefsani arzulara götüren &#8220;çizgi/yol&#8221; ile katil/sadist/işkenceci yapan acaba aynı taşlarla örülü olamaz mı? Benimkisi bir iddia değil,sadece kafama takılan bir soru&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Geçenlerde Zaman&#8217;ın etik boyutunu tartışıyorduk. Dikkatli <a href="http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/#comment-63687">bir yorumcumuz</a> insanlığın 21ci asırda MUTLAKA yüzleşmek zorunda olduğu bu meseleyi işte böyle çok sade bir dille özetledi. Oburluk, çapkınlık ya da riyakârlık gibi cemiyetçe daha hoş görülen, küçük(!) kusurların küçüklüğünü yani <strong>toplumun çifte standardını</strong> bir kenara bırakırsak geriye tek bir soru kalıyor<span id="more-14490"></span>: İnsanlar kötülüğü ÖZGÜRCE mi seçerler yoksa baştan belli midir kötü olacakları / kötü davranacakları? Genlerimizden, beynimizdeki biyolojik sorunlardan ya da yetiştiğimiz aileden, toplumdan gelen &#8220;kötü&#8221; dürtülere direnebilmek için manevra kabiliyetimiz var mı?</p>
<p>Basit görünen bu soruya HIZLI bir cevap vermek <strong><span style="text-decoration: underline;">YA</span> Adalet&#8217;i <span style="text-decoration: underline;">YA</span> da Bilim&#8217;i yok saymak</strong> demek. Çünkü:</p>
<ul>
<li>1) Ya &#8220;hayır&#8221; diyerek tabiat bilimlerinin her şeyi BİL-diğini kabul edeceğiz,</li>
<li>2) Ya da &#8220;evet&#8221; diyerek iyi-kötü ayrımında İnsan&#8217;ın tabiat bilimlerinin üstünde, Tabiat&#8217;ın üstünde bir varlık olduğunu savunacağız.</li>
</ul>
<p>Neden? Tenimiz sivri bir iğneye ya da kızgın bir demire dayanamıyor. Hayvanî ya da mekanik bir <strong>REFLEKS</strong> ile, düşünmeden elimizi geri çekiyoruz. Ama an geliyor, <strong><em>&#8220;iyi / doğru / güzel&#8221;</em></strong> kabul ettiğimiz bir ideal, bir dava uğruna canımızı bile feda edebiliyoruz. Refleks ile eylem arasına sıkışan bir varlık var. Varoluş imkânını mu<strong>H</strong>a<strong>K</strong>e<strong>M</strong>e&#8217;den alan bir &#8220;<strong>DERİN BEN&#8221;</strong> açılıveriyor, nokta iken çizgi oluyor, çizgi iken bir satıha dönüşüyor. Kanatları kapalı iken kahverengi bir dal parçasını andıran kelebeğin masmavi kanatlarını birden açıvermesi gibi, görünebilen ve görünmeye değer TEK şey bu kanatların güzelliği!</p>
<p>Çelişkiye bakın ki sebep-sonuç zincirleri ile örülmüş bu duvarın gri taşlarını itebilecek, hatta duvarı yıkabilecek bir kudret var bu narin kanatlarda:  çünkü mavi kelebeğin güzelliği bizi başka boyutlara taşıyor. Bergson&#8217;un dediği gibi <strong><em>&#8220;Güzellik teklif edilir, netice değildir&#8221;</em></strong>. Güzel BULDUĞUMUZ her çiçek, her kelebek, her gün batışı&#8230; Bize bizdeki bu gizli gücü işaret ediyor. Adına ister yargı deyin, ister tercih, ister başka bir şey.</p>
<p>Determinist, bilimsel, materyalist bir kafesin içindeyiz. Tabiat&#8217;ın kurallarına tabi &#8220;ten kafesi&#8221;. Acıkan, susayan, korkan, yanabilen hatta ölebilen ten kafesi. Bu kafes kendi tabiatına TAMAMEN ZIT olan bu mavi kelebeği hapsediyor. Tırtıl olarak girdiği kozadan kelebek olarak çıkan, kanatlarını Zaman&#8217;a açan bir kelebek: <strong>Özgür irade</strong>. Ne garip bir varlık özgür irade.</p>
<p>Şiirsel bir dille ihata edebiliyoruz onu. Çünkü fizikî boyutları, renkleri olan mekânsal bir varlıktan bahsetmiyoruz. Zamansal bir varlıktan bahsediyoruz. <strong>GÖR</strong>-ünen ya da ön-<strong>GÖR</strong>-ülebilen değil ancak yaşanabilen bir varlık özgür irade. Fazla mı teorik bu sözler? Fazla sanatsal? Fazla metafizik belki? Yaşamınıza anlam veren şeyleri gözden geçiriverin çabucak: Bu özgür iradeye yaslanarak ayakta durabiliyor bütün gelenekler, kişisel değerler ve hukuksal yapılar. En laik hatta en dinsiz adalet sistemi dahi iki ilkeyi peşinen kabul ederek inşa ediliyor:</p>
<ul>
<li>1) İnsanların iyi-kötü ayrımı yapma kapasitesi vardır,</li>
<li>2) İnsanların iyiyi seçecek cesareti olmalıdır, bu bir ödevdir.</li>
</ul>
<p>Determinist kurallarla <strong><em>&#8220;su 100 derecede kaynayacak&#8221;</em></strong> diyerek geleceği <strong>GÖR</strong>ebildiğimiz gibi <strong><em>&#8220;şu çocuk katil olacak&#8221;</em></strong> diyemiyorsak işte bu yüzdendir. Yoksa anaokullarından toplardık potansiyel katilleri, sübyancıları, tecavüzcüleri&#8230;</p>
<p>Vücudumuzun büyük bir kısmı su. Geri kalanı ise karbon, azot, vs. Tıpkı su molekülleri gibi bilimsel determinizme boyun eğmek zorunda olan atomlar, moleküller, bu moleküllerden oluşan proteinler, dokular, organlar. Suyun kaynama noktası sabit iken nasıl oluyor da bir insanın ne zaman, nasıl katil olacağı da sabit olmuyor? Kimyasal bileşenlerin neresinde akıl? Vicdan?</p>
<p>Pişti oyunu gibi hayatımız. Dağıtılacak kartları (=Başımıza gelecekleri seçmiyoruz). Kısmet, nasib, şans&#8230; Ama kartları takip etmek gerek pişti yapmak için. Papazların hepsi çıktı mı? Öteki oyuncuların elini tahmin etmeli&#8230; Ne var ki Hayat&#8217;ın piştisi tuhaf biraz: Kartların sürekli karıldığı, sürekli yeni kartların eklendiği bir oyun. Her an her şey mümkün!</p>
<p><strong>Bilardo topları ve mürekkep damlaları</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_2_carpisma2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14493" title="_2_carpisma2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_2_carpisma2.jpg" alt="" width="216" height="144" /></a>Yönetmenliğini <a href="http://www.imdb.com/name/nm0353673/">Paul Haggis</a>&#8216;in yaptığı, baş rollerini <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000113/">Sandra Bullock</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000332/">Don Cheadle</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000369/">Matt Dillon</a>&#8216;un paylaştığı <a href="http://www.crashfilm.com/">Çarpışma</a> adlı filmi işte bu yüzden unutamadım. Zira <strong>İnsan - Özgürlük - Zaman</strong> ilişkisini sorgulayan çok ilginç bir hikâye, daha doğrusu hikâyeler anlatıyor. Günlük kaygıların, maddî kazanç ve kayıpların kıskacında dinlemeye, anlamaya, sevmeye Zaman&#8217;ı olmayan İnsan&#8217;ın hikâyesi <a href="http://www.crashfilm.com/">Çarpışma</a>. Filmin tanıtımında söylendiği gibi: <strong>Yaşamın hızında hareket ederken birbirimize çarpmaya (çarpışmaya?) mahkûmuz.</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_3_carpisma.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14494" title="_3_carpisma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_3_carpisma.jpg" alt="" width="216" height="144" /></a>Başlangıçta ırkçı ve cinsel taciz yapan bir polis memuru olarak karşımıza çıkıyor Matt Dillon. Sözlerinden ve yaptıklarından tiksiniyoruz. Sonraları diğer insanlar gibi bu polis memurunun da özel hayatına giriyoruz, onu sevmesek de tanımaya, anlamaya başlıyoruz. Hasta babası ve ciddi maddî sorunları olan bu ırkçı polis bir ara bir trafik kazasına tanık oluyor. Yanmakta olan ters dönmüş bir otomobilin içindeki zenci kadını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atıyor. Gerçek bir kahraman!</p>
<p>Filmde tekrar tekrar kullanılan bir &#8220;altyapı&#8221; bu. İyi sandığımız insanlar kötü davranabiliyor. Kötü diye etiketlediğimiz ya da dış görünüşü bize itici gelebilecek başka bazı insanlar ise gerçek birer kahraman olabiliyorlar yerine göre. Bütün bu dalgalanmalar abartısız, gerçekçi bir dille anlatılıyor ve hikâyeler bizim &#8220;küçük&#8221; hayatlarımızdan alınmış gibi adeta.</p>
<p>Çarpışma adlı bu film sadece hikâyesiyle değil ismi ile de tefekküre davet ediyor bizi. Hayat denen imtihanın karşımıza çıkardığı durumlar ve nefsimizin, iç dünyamızın aldığı halleri çarpışan bilardo toplarına benzetebilir miyiz? İnsan&#8217;ın eylemlerine hammadde olan <strong><em>umutlar, korkular, öfkeler, sevinçler, beklentiler</em></strong> birbirlerine çarparak yeni hareketler başlatan bilardo topları mıdır? Istakanın ilk vuruş açısını ve hızını bildiğimiz takdirde hangi topların hangi deliklere gireceğini kesin olarak öngörebilir yani &#8220;determine&#8221; edebilir miyiz?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_4_carpisma_.jpg"><img class="size-full wp-image-14495 aligncenter" title="_4_carpisma_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_4_carpisma_.jpg" alt="" width="399" height="220" /></a></p>
<p>Bunu iddia etmek için &#8220;<strong><em>umutlar, korkular, öfkeler, sevinçler, beklentiler</em></strong>&#8221; diye sıraladığımız duyguların hayatın her döneminde birbirinin aynı olması gerekir. Bir başka deyişle sebep-sonuç zincirleriyle bağlanmak üzere Ben&#8217;i BEN yapan her mânânın bu kelimelere hapsedilebilir olması gerekir. Ama bu da yetmez! Dahası üzüntü, sevinç, aşk, nefret gibi duyguların her insan için aynı biçimde, aynı yoğunlukta ve şiddette yaşanması gerekir!</p>
<p>Geçen bölümde şöyle demiştik:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_5_carpisma.jpg"></a><em>&#8220;İç içe geçmiş, sıkıştırılamaz sürelerde yaşanmış hisleri kesin çizgilerle birbirinden ayırıyoruz. Mekân&#8217;da cisimler aynı boşluğu işgal edemezler. Bu sebeple Zaman içinde akıp giden nefsanî hallerimizi de tren vagonları gibi peşpeşe takıyoruz. Aradaki bağlantıları ise sebep-sonuç zincirleri yapıyor.</em> <strong>&#8220;Önce üzüldüm. Özür dilemesini bekledim. Gururum kırılmıştı. Bu sebeple öfkelendim. Bana bağırdı. Ben de DAHA ÇOK öfkelendim. Sonra vurdum bir tane&#8230;&#8221;<em> </em></strong><em>Biz bütün aklımız, umut ve korkularımızla &#8220;BEN&#8221; olarak yaşıyoruz hayatı. Ama sonra geriye dönüp yaptıklarımızı açıklamaya çalıştığımızda kendimizin, hislerimizin tutarlı, &#8220;bilimsel olarak&#8221; açıklanabilir ve ön<strong>GÖR</strong>ülebilir olmasını istiyoruz.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_6_carpisma.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14497" title="_6_carpisma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_6_carpisma.jpg" alt="" width="211" height="317" /></a>Duygularımızın etkileşimini, dış dünyanın hissiyatımızda yaptığı değişiklikleri illâ ki bir eşyaya benzetmek icab ederse suya düşen mürekkep damlalarını nazara alabiliriz diye düşünüyorum. Her damla yeni bir renkte, farklı ve öngörülemez şekiller oluşturuyor. Renkler ve şekiller Zaman&#8217;la birbirine karışıp yeni hislere ve eylemlere kapılar açıyor. Yine de nefsimizin hallerini anlamak için gösterdiğimiz çabalar genellikle boşa çıkıyor çünkü Tabiat bilimlerinin bize öğrettiği sebep-sonuç zinciri ve tümevarım gibi yöntemlerle bakıyoruz kendimize. Yazının girişindeki gri taşlarla örülü duvarı ve mavi kelebeği hatırlayın. İşte tuğlalar için bağlayıcı olan kural ve ilkelerle Kelebek&#8217;e bakıyoruz. Bu sebeple fena halde kayıyor ayağımız&#8230;</p>
<p>Açalım biraz.</p>
<p><strong>Birinci etap:</strong> Önce tabiatta aynı anda görünen ya da peşpeşe gelen olayların arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kuruyoruz. Bunda bir sakınca yok tabi ama bir süre sonra tümevarım yoluyla kurduğumuz bu ilişkiyi bir tür kudret gibi görmeye başlıyoruz. Russell&#8217;in tümevarımcı hindisi gibi gerçeklikten kopuyoruz giderek(*) Bizim icadımız olan ilişkilere &#8220;kanun&#8221; adı veriyoruz. Tabiat&#8217;ın bu kanunlara uyacağını vehmediyoruz!</p>
<p><strong>İkinci etap:</strong> Bilim&#8217;e, analitik zekâya olan güvenimiz neticesinde <strong><em>Hakikat</em></strong> ile <strong><em>Bilimsel Kesinlik</em></strong> kavramlarını karıştırıyoruz. Ta Galieo&#8217;dan, Descartes&#8217;tan gelen bir yöntem hatası bu. Ama o kadar yaygın ki artık, tersini söyleyen &#8220;gerici / bilim düşmanı&#8221; ilân ediliyor anında.</p>
<p><strong>Üçüncü etap:</strong> Yanılmazlık(!) Vasfı ile donatılan Bilim Zaman&#8217;dan ve Mekân&#8217;dan münezzeh, her şeyi GÖR-ebilen, her şeyi ön-GÖR-ebilen bir tür tanrı oluyor. Bütün parametrelerini kontrol altına aldığımız, ölçtüğümüz Şimdiki Zaman bu aşamada Gelecek&#8217;i ihtiva ediyor(!) August Compte gibiyiz, damarlarımızda kan yerine pozitivizm akıyor artık!</p>
<p><strong>Dördüncü etap:</strong> Delilik bedava! Neden biraz daha ileri git<strong>ME</strong>yelim ki? Bilimsellik adıyla kutsadığımız tartışılmaz(!) hata yapmaz(!) ve hesap vermez(!) Tanrı-Bilim <strong>EŞYA</strong> hakkındaki bulgularını İnsan&#8217;a uyarlıyor. İnsan&#8217;ın şeyleştirilmesi tamamlandı. O artık bir rakam, bir istatistik, öngörülebilir bir şey.</p>
<p>Bütün totaliter rejimlerde bu şeyleştirme sürecini görebilirsiniz. Komünizm, Faşizm, Liberal totalitarizm&#8230; Mavi kelebek öldü, kelebek şeklinde örülmüş bir duvar kaldı geriye. Uçmasına ne gerek var?Gece-gündüz Tanrı-Bilim&#8217;e hamd edin artık!</p>
<p><strong> Çıkış yolu yok mu?</strong></p>
<p>Özgür irade kavramını sorguladığımız bu üç bölümlük dizinin ilkine başlarken Gazzelileri açlığa mahkûm eden İsrailli bir subayı cezalandırmanın meşru olup olmadığını sormuştuk. Yine totaliter bir rejimden bahsederek bir çare, bir çıkış yolu arayalım ve ardından sırlayalım bu bahsi:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/totalitarizm_sosyalizm.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-14499" title="totalitarizm_sosyalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/totalitarizm_sosyalizm-233x300.jpg" alt="" width="233" height="300" /></a>&#8220;<em><a href="http://www.imdb.com/title/tt0405094/">The Lives of Others</a></em>&#8221; isimli film Komünist Doğu Almanya&#8217;nın gizli polis teşkilatı Stasi&#8217;de görevli bir insanın kaybettiği insanlığını yeniden buluşunu konu alıyor. HGW XX/7 kod adıyla görev yapan Yüzbaşı Gerd Wiesler (<a href="http://www.imdb.com/name/nm0618057/">Ulrich Mühe</a>) devletin baskıcı politikalarını meşru göstermek için bütün totaliter rejimlerin yaptığı gibi &#8220;iç düşman&#8221; peşinde. Yaptığı işin yani insanları fişlemenin, evlerine gizli mikrofon yerleştirmenin doğruluğuna inanmış uzman ve işgüzar bir sosyalist.</p>
<p>Fakat bir takım beklenmedik olaylar ve Wiesler&#8217;in iç hesplaşmaları neticesinde bazı şeyler ters (yani düz) gitmeye başlıyor. Sosyalizme olan inancı, emirlere itaati, görevini mükemmel biçimde icra edişine baktığımızda üzeri buzlarla kaplı bir göl gibi. Wiesler adlı bir insan görmüyoruz, HGW XX/7 kod adlı bir robot iş başında. Takip ettiği insanları Sosyalizm uğruna feda eden, işkence tezgâhlarına hatta ölüme gönderen soğuk bir makina HGW XX/7. Bürokrasinin çarklarından bir çark.</p>
<p>Ama buzlarla kaplı bu gölü çatırdatarak yukarı fışkıran tazyikli bir kaynak suyu gibi, nereye akacağı önceden kestirilemeyen bir şey var HGW XX/7&#8242;nin içinde. Adı üstünde, &#8220;özgür&#8221; bir irade. Maddî çıkarlarını, kendi güvenliğini, kariyerini takip eden HGW XX/7 gitgide makineleşmiş, büyük bir kıyma makinesinin küçük bir dişli çarkı olmuş ama o da bir insan ve özgür iradesini kullanacak sonunda. Bir dişli çarktan bekleneni yapmayacak artık&#8230;</p>
<p>Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri işte bu uyanışın eyleme dönüşmesi. Bir gün çocuk parkında karşılaştığı küçük bir kız çocuğuyla aralarında şöyle bir konuşma geçiyor meselâ:</p>
<ul>
<li>- Sen Stasi&#8217;den misin?</li>
<li>- Sen Stasi&#8217;nin ne olduğunu biliyor musun?</li>
<li>- Evet. Sizler kötü adamlarsınız. İnsanları yakalayıp hapse atıyorsunuz.</li>
<li>- Kim dedi sana bunu?</li>
<li>- Babam dedi.</li>
<li>- Senin babanın&#8230; ee şey topunun adı ne?</li>
<li>- Ne aptal şeysin sen. Topların adı olmaz ki!</li>
</ul>
<p>İnsan ne kadar baskı altında kalırsa kalsın tabiatına boyun eğmek zorunda değildir. Tabiatı icabı fare yakalaması gereken bir kedi değildir insan. Her an frene basabilir ve <strong><em>&#8220;bir daha asla!&#8221;</em></strong> diyerek yeni bir hayatın kapısını aralayabilir. İnsan&#8217;ın o mavi kelebeği yeniden görebilmesi büyük ölçüde Zaman&#8217;ı idrak edebilmesine bağlı. Özellikle son iki bölümde üzerinde ısrarla durduğumuz Mekânlaştırılmış Zaman algısını hatırlayın. Gerçekte Zaman&#8217;ın tabiatı farklıdır, Zaman GÖR-ünmez, yaşanır. Bu sebeple Hayat&#8217;ın her An&#8217;ı yeni bir başlangıçtır.</p>
<p>Özetle, tıpkı Güzellik gibi İyilik, Adalet, Doğruluk birer tekliftir, netice değildir! Zaman denen zeminde(!) kanat açan &#8220;Ben&#8221; ön-sebeplere ihtiyaç duymayan bir ilk sebeptir. Tabi eğer idrak edebilirse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_ozgurluk.jpg"><img class="size-full wp-image-14500 aligncenter" title="zaman_ozgurluk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_ozgurluk.jpg" alt="" width="499" height="391" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>(*)Tümevarım ile ilgili dipnot</strong></p>
<p>Sebep sonuç ilişkileri yoluyla ürettiğimiz objektif bilgi benim görüşüme göre tek bilgi tipi değildir. Gezegenlerin hareketini, böceklerin üremesini açıklayan tabiat bilimleri de yine bence tek bilim türü değildir. Sebep-sonuç zincirlerine ve tümevarım yöntemine haddinden fazla güvendiğinizi düşünüyorum. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan </a>kitabından bir örnekle tümevarım yönteminin kırılganlığına dikkatinizi çekerim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Mantıklı hindi çiftliğe varır varmaz her sabah saat 9′da yem verildiğini fark etti. Ama iyi bir tümevarımcı olduğu için hemen bir sonuca varmak istemedi. Bekledi ve her gün tekrar tekrar gözlemledi. Bu gözlemlerini değişik koşullarda tekrar etti: Çarşambaları, perşembeleri, sıcak ve soğuk günler, yağmurlu ve yağmursuz günler. Her gün yeni bir gözlem ekledi ve sonunda bir sonuç çıkardı: &#8220;Her sabah saat 9′da yemek veriliyor bana&#8221;. Fakat bir yılbaşı günü kural bozuldu: Mantıklı hindi saat 9′da yemini beklerken boynu kesildi&#8230;.&#8221;</em></p>
<p>Matematikçi ve epistemolog Bertrand Russell‘ın bu basit örneği bize tümevarım yönteminin zayıflığını ne güzel açıklıyor. İçinde yaşadığımız dünyada olacak olan şeyleri bir sebep-sonuç şablonuna yerleştiriyoruz. Eskiden olmuş şeylere bakarak yakında olacak şeyleri kestirmeye çalışıyoruz.Bilimsel araştırmalar da böyle işliyor. Bir miktar deney ve gözlem yapılıyor, ardından bir &#8220;kural&#8221; üretiyor/keşfediyor bilim adamları. Bu kurallara, ilkelere dayanarak uçaklar, bilgisayarlar ve bombalar üretiyor mühendisler.<br />
Oysa sebep-sonuç ilişkisi bir güç değil, adı üzerinde bir ilişki. Cisimlerde, varlıklarda bir şeye sebep olabilecek bir güç yok. Ama bizim insan olarak ihtiyacımız var bu ilişkiye. Psikolojik bir ihtiyaç bu. Bunun bir yanılgı olduğunu idrak etmek ise hiç kolay değil. Meselâ Newton <strong>&#8220;yerçekiminin ne olduğunu bilmiyorum, sadece çekim kuvvetinin miktarını hesaplamaya yarayan bir formül yazdım ben&#8221; </strong>dediğinde diğer fizikçiler tarafından şüphecilikle suçlanmış.<br />
Sebep-sonuç ilişkisinin bir vehim olduğunu en güzel dile getiren düşünürlerden biri sanırım David Hume:<em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Gereklilik fikri algılarımızla teyid ettiğimiz bir şey değil. Demek ki içimizden gelen bir izlenim bu veya düşüncelerimizin sonucu.[...]Neticede gereklilik ya da sebep-sonuç ilişkisi (=illiyet) varlıklardan kaynaklanan bir olgu değil. Biz olayları gözlerken onları sebep ya da sonuç olarak birbirine bağlıyoruz. Gereklilik bizim düşünme alışkanlıklarımızın bir sonucu. &#8220;yan yana&#8221; gelen, aynı anda olan veya biri diğerinden önce meydana gelen olayları birbirine bağlamak için ürettiğimiz açıklamalar bunlar. Geçmişte olmuş olan şeylere bakarak gelecekte de böyle olacağı beklentisi içine giriyoruz. Akıl yürütme değil alışkanlıktır insanın rehberi. Eğer alışkanlık olmasaydı hiç bir şeyden emin olamazdık ve belleğimizde o an taze olanlar ve hemen o sırada algıladıklarımız dışında hiç bir şey bilemezdik. Gereklilik hissi olmasaydı insanlar ne hareket edebilirlerdi ne de düşünebilirlerdi&#8230;.&#8221;</em>(David Hume&#8217;un Human Understanding adlı eserinden serbest bir çeviri ile)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 12:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Özgür İrade]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14424</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg"><img class="size-full wp-image-14425 aligncenter" title="sans_kader_ozgur_irade_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg" alt="" width="295" height="228" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. Şanslısınız ki iyi bir yerde ve iyi bir zamanda doğdunuz. Ne birisi gelip karınızı ve çocuklarınızı öldürüyor ve ne de kimse size başkalarının karısını ve çocuklarını öldürmenizi emrediyor.  Şükredin o halde. Ama aklınızdan hiç çıkarmayın, <strong>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</strong>. Bunu zannedecek kadar kibirli olduğunuz anda tehlike başlar. Zalim devletlerin karşısına insan ya da insanlık konur  ama devletlerin de insanlardan oluştuğu unutulur genellikle. Çoğu sıradan insanlardır bunlar.  Kendi sıradan hikâyeleri, küçük hayatları vardır. Bir dizi küçük </em><strong>ADIM</strong><em> neticesinde kendilerini bir kâğıt parçasının ya da bir tüfeğin &#8220;iyi&#8221; tarafında bulmuşlardır. Ötekiler ise &#8220;kötü&#8221; taraftadırlar. Rastlantılardan oluşan bu güzergâh bir seçim ya da temayül meselesi değildir. Ekseriyetle işkence mağduru insanlar iyi olduklarından eziyet görmezler. İşkenceciler kötü oldukları için yapmazlar bunu.&#8221;</em> (1)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14427" title="avigdor_liberman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg" alt="" width="164" height="129" /></a>Bir uluslararası insan hakları mahkemesinde hakimsiniz. Karşınızda Gazze&#8217;ye ambargo uygulamaktan ve sivillere işkence yapmaktan yargılanan bir katil var: Avigdor Liberman&#8217;ın sağ kolu, İsrail ordusunda görevli bir subay. Daha hızlı ve ucuz biçimde insan öldürmek için plan yapmış ve uygulamış. Kendisini yukarıdaki sözlerle savunuyor. Kararınız nedir? Beraat? Müebbet? İdam?<span id="more-14424"></span></p>
<p>&#8220;<strong><em>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</em></strong>&#8221; cümlesini hatırlayın. Karşınızdaki katil yaptıklarının suç olduğunu kabul ediyor ama onu bu suç anına götüren <strong>ADIMLARIN</strong> bir rastlantılar serisi olduğunu söylüyor. Katilimiz pozitivist felsefeyi benimsemiş bir subay. Kararlarımızın,  davranışlarımızın determinist biçimde oluştuğunu savunuyor.</p>
<p>Dosyası var elinizde: Asker bir ailenin çocuğu. Irkçı gençlik derneklerinde geçen orta okul ve lise yılları, beyin yıkama, zorunlu askerlik, orduda kariyer yapma arzusu&#8230; Katilin hayatı boyunca içinde bulunduğu her durum bir sonraki durumu doğurmuş. Bu &#8220;kader kurbanına&#8221; katil ol<strong>MA</strong>ma fırsatı hiç verilmemiş. Yani katili cezalandırmaya hakkınız yok(!)</p>
<p>Bu katil sizce özgür müydü yoksa onu cinayet işlemeye götüren <strong>ADIMLAR</strong> bir &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; midir? Rachel Corrie ya da Furkan&#8217;ı bu katilden ayıran tek şey şans mıdır?</p>
<p>Kendi hayatınızı gözden geçirin şimdi. Her yeni dönem bir öncekinin kaçınılmaz sonucu muydu? Başka bir okula gitseydiniz? Başka bir meslek seçseydiniz? Başka bir mahallede otursaydınız bugün hayatınız nasıl olurdu? Bu &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; bu <strong>ADIMLAR</strong> yabana atılacak <strong>ADIMLAR</strong> değil.</p>
<p><strong>Adımlardan oluşan bir rastlantılar zinciri</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14429" title="karda_yuruyus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif" alt="" width="250" height="188" /></a>Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava soğuk. Uzun süredir kesintisiz yağan kar evleri, yolları, kaldırımları kaplamış. Şehir bembeyaz bir örtünün altında. Sabit bir hızla karda yürüyorum. Ayaklarımdaki botlar karın üzerinde izler bırakıyor. Eşit büyüklükte, simetrik izler bunlar: Sağ, sol, sağ, sol,&#8230;  Ben gittikten sonra buraya gelip izlerimi görmüş olsanız nereden gelip nereye gittiğimi görebilirsiniz. Hatta izlerin derinliğine bakarak ağırlığımı, yürüme hızımı kestirebilirsiniz. Ayak izlerime basarak ters yönde yürüdüğünüzü farz edin bir an için. Geçmişe yapılan bir yolculuk gibi. Oysa bu &#8220;zaman yolculuğu&#8221; ancak bir vehim olabilir. Çünkü hareketlerimin karda bıraktığı izler hareketimin kendisi değil. Hareket ettiğim esnada dinamik bir süreç var. Her an fikir değiştirebilirim. Durabilirim, koşabilirim, kendimi yere atıp karlarda yuvarlanabilirim. Oysa hareket olup bittikten sonra &#8220;geçmiş olan sürenin&#8221; Mekân&#8217;daki izleri dinamik değil. Tersine. Sayılabilir, ölçülebilir, objektif olarak gözlenebilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14430" title="gelecek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif" alt="" width="246" height="247" /></a>Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp <strong>BAK</strong>tığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Hayatın önemli seçenekleri birer köşe başı gibi. Suçlarımız, başarılarımız, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekânlaşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil!</p>
<p>Nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken <strong><em>&#8220;geriye dönüp bakmak&#8221;</em></strong> demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor.</p>
<p>Yarın güneş yükselirken yerdeki karlar eriyecek. Çünkü karın &#8220;özü&#8221; olan su ısındıkça sıvı hale geçecek. Su molekülleri özgür iradeye sahip değiller. Dünyanın neresinde olursa olsun suyun parametrelerine baktığımızda onun geleceğini ön<strong>GÖR</strong>ebiliriz. Yani sıcaklık, hava basıncı vb koşulları gözleyerek suyun donacağını, eriyeceğini, buharlaşacağını söylemek mümkün. Geçmişe &#8220;dönüp baktığımız&#8221; gibi geleceği de <strong>GÖR</strong>ebiliyoruz, hızlandırarak&#8230; Hatırlayın: Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil. İşte bu yüzden &#8220;Sirk aslanı artık avlanmayı unuttu&#8221; diyorum. geçmişe <strong>BAK</strong>arken Mekânlaştırdığımız hatıralarımız yüzünden geleceği de bir <strong>mümkün yollar haritası</strong> sanıyoruz. Sanki geride bıraktığımız ayak izlerine benzer, önceden çizilmiş yollar varmış gibi tahayyül ediyoruz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14433" title="dikiz_aynasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg" alt="" width="244" height="173" /></a>Geçmişte aldığımız kararlara bakarak bir harita çizmek ve geleceğin de bir tür harita olduğunu sanmak&#8230; Adeta dikiz aynasından gerideki yola bakarak öndeki virajları, kavşakları tahmin etmeye çalışan bir sürücü gibi yaşıyoruz hayatı. Özgür olduğumuzu tam anlamıyla bilMEdiğimiz için bu özgürlüğü yaşayamıyoruz! Önceden çizilmiş yolların içinden seçme özgürlüğünü savunurken deterministlere karşı çıkmış olmuyoruz aslında. Bir başka tür determinizmin tuzağına düşüyoruz! Neden?</p>
<p><strong>Gelecek olan olaylar GEL-meden önce  neredeler?</strong></p>
<p>Tic-Tac-Toe oyununu bilirsiniz sanırım. Hani bizde taşlarla oynanan oyun.Üç taşı dokuz kare içinde bir çizgi olacak biçimde taşlarını ilk dizen kazanır. Kâğıt üzerinde oynuyorsanız çarpı ya da yuvarlak yaparsınız. İşte <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"><img class="size-medium wp-image-14431 alignleft" title="tic_tac-toe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg" alt="" width="111" height="79" /></a>bu oyunda Zaman&#8217;ı anlamak için işimize yarayacak bir şey var: Her kararınız neticesinde oyun durum<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> değiştirir. Tabi rakibinizin kararları da aynı biçimde durum değişikliği yapar oyunda. Basit bir oyundur Tic-Tac-Toe ve bir kaç kez oynadıktan sonra hep aynı durumlar arasında gezindiğinizi fark edersiniz. Yani bütün yapabilecekleriniz önceden belirlenmiştir, oyunun kuralları her durumu <strong><em>&#8220;determine&#8221;</em></strong> etmiştir. Bütün mümkün durumları bir tür harita üzerinde temsil edebilirsiniz. Bu sebeple oyunu kazanmak demek<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> rakibinizi bu harita üzerinde size uygun karelere getirmektir.</p>
<p>Bu renkli &#8221;haritaya&#8221; (2) bakın meselâ. Her biri 9 muhtemel hamleyi içeren kareler durumları temsil ediyor. Çizgiler ise durumlar arasındaki muhtemel geçişleri.  Oyun süresi renkli &#8220;zaman dilimlerine&#8221; ayrılmış. +100 yazan yerler <strong><em>Oyuncu X</em></strong> için kazanç, -100 yazan yerler ise kayıp. Bazı durumlarda oyunun kilitlendiğini, haritada bir  çıkmaz sokak oluştuğunu da görüyorsunuz. (<em>Büyük görmek için üzerine tıklayabilirsiniz</em>)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14432" title="gelecek_haritasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif" alt="" width="249" height="186" /></a>Mekânlaştırılmış bir Zaman var önünüzde. Sarı, mavi ve yeşil bantlarla temsil edilen, eşit kalınlıktaki bantlar homojen, tekdüze bir Zaman algısı oluşturuyor. Yukarıdan aşağıya doğru indikçe akan Zaman&#8217;ı daha doğrusu Zaman&#8217;ın kâğıt/ekran mekânındaki gölgesini görüyorsunuz.</p>
<p>Bu haliyle şema hatalı mı? Kesinlikle değil. Yaşantınız, düşünceleriniz Tic-Tac-Toe oynamaktan ibaret ise bu şema yeterli. Zira bütün kararlar, ihtimaller, sebepler, sonuçlar ve tabi hamlelerden oluşan Zaman mükemmel biçimde temsil ediliyor. <strong>GELECEK KONTROLÜNÜZ ALTINDA</strong>. Ama bir tehlike var: Modeller, şemalar hızla alışkanlık hatta bağımlılık yapar!</p>
<p>Hayatı, hayattaki kararları, sebepleri ve sonuçları bu biçimde düşünmek gerçek hayatı ÖZGÜRCE yaşamaktan çok daha kolay. Bu sebeple insan işini kolaylaştırmak için kurduğu modelleri Hakikat&#8217;in kendisi sanmaya başlayabilir bir süre sonra. Çünkü müstakbel kararları öteki insanlarla oturup tartışmak gerek. Çünkü müstakbel kararların muhtemel sonuçlarını, getirilerini hesaplamak gerek. Projelendirmek gerek hayalleri, düşleri. Kim ne yapacak? Kaça mâl olacak? Kim ödeyecek? İşler ters giderse ne olacak? Bir &#8220;B&#8221; planı yok mu?</p>
<p>Bütün bu meşru ihtiyaçlardan dolayı insan istikbal algısını, hislerini, düşlerini objektif biçimde ifade eder. Dinamik ve sübjektif bir hissiyat olan Zaman bir de bakmışsınız ki objektif bir algı olan Mekân cinsinden yazılır olmuş. Günler, aylar, yıllar takvimlere sığmış. Söylenemezleri kelimelere hapseden insan bu noktadan sonra &#8220;köpek&#8221; kelimesinin havladığını duyar gibi olur, &#8220;ekmek&#8221; kelimesiyle karnı doyacak sanabilir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; ne zaman baksan sakatlık sebebinin aynı olduğunu görürsün ki bu onların lafız hakkında saplandıkları yanlış kanı olup lafız üzerinde gerçekleşen her şeyi onun lafız olmasına bağlamışlardır. Lafzın özüne ait olan niteliklerle anlamında beliren özel bir durumdan lafza kazandırılan nitelikleri birbirinden ayıramazlar&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> sf. 338, Abdülkahir el-Cürcani)</p>
<p>Mekânlaşmış bir Zaman vehmi bu noktada başlar işte. Karda yürürken özgürce atılan ADIMLARIN Mekân&#8217;da bıraktığı  izler yürüyüşün kendisi zannedilir. Bu objektif, bu tekdüze ayak izlerine bakarak determinist der ki: <strong><em>&#8220;Her adım bir sonrakini kaçınılmaz kılıyordu, belliydi sonunda böyle olacağı&#8221;</em></strong>. Deterministe karşı çıkan ise <strong><em>&#8220;hayır!&#8221;</em></strong> der. Sağa gitmiş ama isteseydi sola da gidebilirdi. Bunu duyunca zannedersiniz ki gelecek GEL-meden önce vardı. Hatta birden fazla gelecek, muhtemel GEL-ecek-LER vardı ve bir <strong><em>&#8220;mümkünatlar dolabının&#8221;</em></strong> çekmecelerinde insanlarca seçilmeyi bekliyorlardı.</p>
<p>Mekânlaştırılan Zaman&#8217;ın artık Zaman olmaktan çıktığını çok basit bir şekilde ifade eden şu örnekle makalemizi bitirelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sonsuz uzunlukta düz bir çizgi hayal edin. Maddî varlığı olan bir A noktası bu çizgi üzerinde hareket ediyor olsun. Bu nokta kendisi hakkında şuur sahibi olursa hareketten kaynaklanan bir değişiklik hissedecektir. Bir süreklik, birbirini takip eden bir şeyler algılanacaktır. Peki bu süreklilik bir çizgi şeklinde midir? Eğer çizginin dışına çıkıp çizgiye, çizgiyi oluşutan noktaların bir kaçına birden bakabilecek bir noktaya gelebilirse evet. Fakat aynı sebeple Zaman&#8217;ı değil hissettiği değişikliklere tekabül eden güzergâhı yani Mekân&#8217;ı görecektir. Zaman&#8217;ı tıpkı Mekân gibi tahayyül edenlerin yaptığı hata tam da bu. Hissiyatımızı, nefsanî hallerimizi bir zincir ya da bir çizgi oluşturacak şekilde peşpeşe tahayyül ediyorlar. Mekân&#8217;ı bütünüyle, üç boyutuyla düşünmüyorlar tabi. Oysa içinde hareket ettiği bir çizgiyi seyretmek için onun dışına çıkmak, ondan bir parça uzaklaşmak gerekir. Çizginin etrafındaki boşluğun ve boşluğu ihtiva eden üç boyutlu Mekân&#8217;ın şuurunda olmak gerekir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Eğer A noktası bu üç boyutlu uzayın şuurunda değilse (ki bizim Zaman&#8217;a göre durumumuz budur) geçip gittiği hallerin peşpeşe gelişi onun için bir çizgi olmayacaktır. Bunun yerine hissiyatı dinamik olarak birbirine eklenecektir. Tıpkı bizi dinlendiren bir müziği dinlerken notaların birbirine eklenmesi gibi. Yani Süre kavramı gibi müziği de göremezsiniz, müziği ancak yaşarsınız. Özetle Süre niteliksel değişimlerin birbiri içinde eridiği, birbiriyle karıştığı bir takipten başka bir şey değildir. Kenarları kesin hatlarla çizilmiş değildir. Cisimler gibi birbirlerini dışlayacak bir varlıkları yoktur bu hislerin, haliyle sayılamazlar, ölçülemezler. Bunun için Süre Mekân gibi tekdüze değil tersine heterojendir. Süre&#8217;ye en ufak bir tekdüzelik atfetmeye kalktığınızda Zaman&#8217;dan çıkarsınız, Mekân&#8217;da bulursunuz kendinizi&#8230;.&#8221;</em> (<a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>, Henri Bergson)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İlham Kaynakları (Önem sırasına göre):</span></strong></p>
<ul>
<li>Zaman algısı ve Zaman&#8217;ın kavramsallaştırılması<em> </em>hakkında <a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>:  <strong>Henri Bergson</strong>&#8216;un 1888′de yazdığı doktora tezi.</li>
<li>Göz, algı ve akıl ile ilgili fikirler hakkında <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=119267">Telhîsu Kitabi&#8217;n-Nefs</a> <em>:</em> Aristoteles&#8217;in Peri Psûkhe (De Anima) kitabı üzerine <strong>İbn Rüşd</strong>&#8216;ün yazdığı Orta Şerh<em>.</em></li>
<li>Etik sorgulamalar ve Özgür irade-Akıl-Ahlâk ilişkisi hakkında<em> </em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=464529">Kötülüğün Sıradanlığı Eichmann Kudüs&#8217;te</a><em> :</em> <strong>Hannah Arendth</strong> (Kitabın arka kapağından: <em>&#8221; [...] Nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına, ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Karl Adolf Eichmann&#8217;ın Kudüs&#8217;teki yargı sürecini ele alıyor. Yahudi soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann&#8217;ın <strong>sadist bir canavardan ziyade, normal, hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğuna</strong> dikkat çeken Arendt, özellikle düşünme ve muhakeme yetisinin kaybolmasıyla birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.&#8221;</em>)</li>
<li>Kelime ve kavramların düşünce ile ilişkisi hakkında <strong>Abdülkahir el-Cürcani</strong>&#8216;nin <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> adlı eseri. (Kitaptan bazı alıntılar: <em>&#8220;Anlamlar artmaz, ancak lafızlar artar [...] Tek tek kelimelerde fesâhatten söz edilemez. Fesâhat, ancak kelimelerin birbirine eklenmesiyle ortaya çıkar&#8221;</em> )</li>
<li>Mantık ve Dil-Mantık ilişkisi ile Mekân&#8217;ı algılama, akletme hakkında <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html">Makasıt-ül Felasife </a><strong> Gazâlî Hazretleri</strong>. (Müellifin önsözünden: <em>&#8220;&#8230;felsefecilerin tutarsızlıklarını, görüşlerinin çelişikliğini, karıştırmalarını ve sapmalarını açığa çıkaracak anlaşılır bir kitap yazmak istiyorum. Mezheplerini tanıtmadan, inançlarını öğretmeden sana yardım etme umudu yoktur. Algılama biçimlerini öğrenmeden görüşlerinin yanlışlığı üzerinde durmak imkansızdır. Bu, yanlışlığa ve cehalete atılmaktadır. Felsefecilerin, tabii bilimler, ilahiyat ve mantık bilimlerindeki amaçlarını ve tutarsızlıklarını aralarında hak batıl ayrımı yapmaksızın açığa çıkaracak veciz bir eser sunmak istiyorum. &#8230;&#8221;</em>)</li>
</ul>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1°</strong> Jonathan Littell&#8217;in <a href="http://thekindlyones.wordpress.com/">The Kindly Ones</a> adlı romanından alıntı. Orjinali sanıyorum Fransızca yazılmıştı, &#8220;<em><a href="http://www.gallimard.fr/catalog/html/clip/A78097/index.htm">Les Bienveillantes</a></em>&#8221; ismiyle yayınladı. Fransa&#8217;da büyük başarı elde etti, ödüller aldı. Hassas insanlara tavsiye edemeyeceğim derecede hemoglobin içeriyor. Roman hatıra tarzında yazılmış. Mesleği Yahudilere eziyet etmek olan (kurgu) bir Nazi&#8217;nin, SS subayı Maximilen Aue&#8217;nin hatıralarından oluşuyor.</p>
<p><strong>2°</strong> Karar matematiğinde, oyunlar teorisi alanında, yöneylem araştırmaları, Markov zincirleri, FSM (Finite State Machine) ve daha bir çok diyagram/şema vb bu tür gösterimler kullanır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Yanılgı (Taha Akyol)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 13:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14258</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. İSKENDER ÖKSÜZ - Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi 
Akyol&#8217;la ikinci baskısını yapan Bilim ve Yanılgı kitabı hakkında telefonda konuşuyorduk. Eklerine, yeniden yazılan kısımlarına bakarak isterseniz yeni kitabı da diyebilirsiniz. &#8220;Kırk yıldır düşündüklerin&#8221; dedim. O da, &#8220;meth mi ediyorsun, zem mi?&#8221; diye sordu&#8230; Sonra konuşma bir başka mecraya geçti ve sorusunun cevabını alamadı.
Paradigma trenleri 
Aslında kastettiğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/taha-akyol-un-opus-magnum-u-haber-317289.htm" target="_blank"><strong><img class="alignright size-full wp-image-14259" title="bilim-yanilgi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bilim-yanilgi.jpg" alt="" width="143" height="287" />Prof. Dr. İSKENDER ÖKSÜZ -</strong> </a><strong><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/taha-akyol-un-opus-magnum-u-haber-317289.htm" target="_blank">Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi</a> </strong></p>
<p>Akyol&#8217;la ikinci baskısını yapan Bilim ve Yanılgı kitabı hakkında telefonda konuşuyorduk. Eklerine, yeniden yazılan kısımlarına bakarak isterseniz yeni kitabı da diyebilirsiniz. &#8220;Kırk yıldır düşündüklerin&#8221; dedim. O da, &#8220;meth mi ediyorsun, zem mi?&#8221; diye sordu&#8230; Sonra konuşma bir başka mecraya geçti ve sorusunun cevabını alamadı.</p>
<p><strong>Paradigma trenleri </strong></p>
<p>Aslında kastettiğim bir sevgi sözü idi&#8230; Taha Akyol&#8217;un dünyaya bakışı pek değişmedi. Temel değerler milliyetçi ve muhafazakâr. Bunlara dayanarak dünyayı çözümler ama bu bakış bilim gözlüğüyledir. Çözümleme, bilim metoduyladır. Yoksa tanımayanların yazdığı gibi &#8220;bir zamanlar neredeydi, şimdi nerede&#8221; veya &#8220;bir zamanlar milliyetçi ve muhafazakâr iken şimdi çağın modası liberal&#8221; falan değildir. Temel bir değişiklik hissedenler, kendilerine dikkat etsinler; belki kendi yerleri değişmiştir. Sizin vagonunuz hareket halindeyse yanınızdaki trenlerin yürüdüğünü sanabilirsiniz.<span id="more-14258"></span></p>
<p>Bilim ve yanılgı&#8230; Bu başlık altında neler yazabilirsiniz? Bilimin nasıl çalıştığını ve hadi bilim-deccali veya anti-bilim düşüncelerinin nasıl yanıldığını yazabilirsiniz. Hani Karl Popper&#8217;in yaptığı gibi. Veya, Yunan, İslam, Batı medeniyetlerinde bilimin yükselişini ve çöküşünü; veya Türkiye&#8217;nin yakın tarihindeki bilenleri ve yanılanları yazabilirsiniz. Bugüne gelip bizdeki bilim, üniversite ve eğitim konularını inceleyebilirsiniz. Nihayet bugünü, şu anı, elinize sosyoloji ve ekonomi merceklerini alıp inceleyebilirsiniz. Bu saydıklarımın hepsini birden yaparsanız, dört yüz sayfadan iki forma eksik bir cildi Türk düşünce evrenine hediye edersiniz; Taha Akyol bunu yapmış.</p>
<p>Yazarların &#8220;opus magnum&#8221;u denilen, &#8220;en önemli- en büyük eser&#8221;leri vardır. Hani Karl Popper&#8217;in &#8220;Açık Toplum ve Düşmanları&#8221;, Tolstoy&#8217;un &#8220;Harp ve Sulh&#8221;u gibi. &#8220;Bilim ve Yanılgı&#8221; da Akyol&#8217;un opus magnumu olmaya aday. Belki &#8220;Ama Hangi Atatürk?&#8221; buna rakip. Veya bundan sonra yazacağı, henüz proje halindeki kitabı. Sır vereyim: Bilgiye dayanmıyorum ama yazarların ilerde yazacakları bir en büyük kitapları hep vardır.</p>
<p>Bilim ve Yanılgı, Doğu&#8217;nun çöküşü, Batı&#8217;nın yükselişi ve yirmi birinci asırda doğunun yeniden yükselişi söylemi ile başlıyor. Bir önceki devirde, Doğu&#8217;nun Batı&#8217;ya en uzun direnen burcu olan Türkiye, bu yeni dönüşte nerededir? Bu söylem ve bu soru, bütün kitabın fon melodisi gibi. Bazen öne çıkıyor ama duyulmazken de siz onu hissediyorsunuz. Şüphe yok ki iki asırdır Türk aydınının temel meselesi bu sorudur. Bunu açıkça sormak, boğayı boynuzlarından yakalamaktır.</p>
<p>İlk ara başlık, &#8220;Bilimin yükseliş ve düşüşleri&#8221;. Akyol&#8217;un- ve tabiî Türk okuyucusunun- asıl problemi, İslam medeniyetindeki zihniyet. Önce yükselen, insanlığın birikimini alıp onun üstüne kendi katkılarını inşa eden ve ışığıyla geri kalmış Batı&#8217;yı da aydınlatan İslâm medeniyetinin güneşi.  Sonra sönüş. Nihayet, doğuşuna ebelik yaptığı Batı bilimi karşısında mağlubiyet. Niçin, niçin, niçin? Akyol tek sebebe abone değil. Ama yükselişle bilimin de yükseldiği, çöküşle bilimin de çöktüğü görülüyor. Yükselişte dinamik, ticarete ve işe dönük bir toplum yükseliyor; çöküşte bunlar hep birlikte sönüyor. Yükselişte askerî ve siyasî güç artıyor, denizlere hâkim olunuyor. Düşüşte bunlar hep beraber azalıyor. Denizler kaybediliyor. Hangileri sebep, hangileri sonuç? Acaba vakıaları illâ, şu sebeptir, şu sonuç diye sınıflandırmak zorunda mıyız?</p>
<p><strong>Post-modern falcılık</strong></p>
<p>İkinci ara başlık, &#8220;Bilim ve bilmek&#8221;. Bu bölümde Popperlar, Kuhnlar karşınızda. Bilim felsefesine giriyorsunuz. Felsefe ile aranız iyiyse keyifle okuyacaksınız. Yok felsefe size matematikten daha yalçın geliyorsa yine keyifle okuyacaksınız. Sahi, belki Akyol bir &#8220;Kim korkar felsefeden&#8221; kitabı yazmalı.</p>
<p>Sonra, &#8220;Bilim ve ‘bilenler&#8217;&#8221; bölümüne geliyoruz. Bunun alt başlıklarında iki defa post-modern falcı Toffler&#8217;in adını görünce, &#8220;Eyvah&#8221; dedim, &#8220;acaba Akyol&#8217;u da mı kaybettik?&#8221;. Hani şu &#8220;Kültür Şoku&#8221; ile başlayıp &#8220;Üçüncü Dalga&#8221; ile şoklarını sürdüren fütürist Toffler. Fena yanılmışım. Karşıma dört dörtlük bir Toffler tenkidi çıktı. Daha doğrusu Toffler&#8217;e, &#8220;siz şöyle buyurun&#8221; diyen bir yerine oturtma. </p>
<p>ABD&#8217;de bolca rastlanan bir yazar türü vardır. Onların görevi &#8220;şok&#8221; yaratmak ve şu mesajı vermektir: &#8220;Ben yepyeni bir keşif yaptım. Bakın dünya, sizin bildiğiniz dünya değil. Dünya tek ray üzerinde benim belirlediğim yöne gidiyor. Alt-üst olacak. Altta kalmamak için beni okumanız, beni dinlemeniz lâzımdır! &#8221; Bu kazancı, &#8220;en çok satan&#8221; kitaplarında ve daha da önemlisi paralı konferanslarından çıkar. Bunların bilime nisbeti, arabeskin klasik müziğe nisbeti gibidir. Dinleyicileri de genellikle bilim adamları değil, iş hayatından sıkılıp bir az ferahlamak isteyen şirket üst yöneticileridir. Tofflerler (Tom Friedmanlar, Tom Petersler, Troutlar, Godinler) eğlencelidir, güzel beyin egzersizleridir; hani &#8220;düşünce gıdasıdır&#8221;.  Peki, onlarla derdimiz ne? Derdimiz şu ki, bizim eski Marksist yeni Liberaller, eski dinlerinden yenisine geçerken bu tipler sayesinde &#8220;Dünya tek ray üzerinde benim belirlediğim yöne gidiyor&#8221; rahatlıklarını kaybetmediler. Düşünce mekanizması aynı kaldı. Sadece dünyanın &#8220;mutlaka gideceği&#8221; yer değişti. Bunlardan biri bunun için &#8220;bilim değişti&#8221; diyordu. Yani Markist bilim yerine şimdi Toflerist bilim gelmişti. Hele bu değişimi de diyalektik materyalizmle açıklamaya kalkmaları o kadar keyifli ki!</p>
<p>Akyol soruyor, &#8220;‘Her şey&#8217;ci düşünme biçimi ve psikolojisi devam ediyorsa, Marksizm&#8217;den sözüm ona liberalizme ‘dönmüş&#8217; olmak, gerçekten ‘değişim&#8217; midir?!&#8221; Bunların ulus devlet karşıtlığı için de bir sorusu var: &#8220;Peki ama ‘üçüncü dalga&#8217;nın, yani ‘bilgi toplumu&#8217;nun hangi nedensellikleri, hangi determinantları Misak-ı Millî&#8217;yi geride bırakmış ve Türk devletinin temellerini çöpe atmıştır?!&#8221; Her iki alıntıdaki soru-ünlem de Akyol&#8217;undur.</p>
<p>Ben de kendimi liberal hissediyorum. Şu historisist liberalleri gerçeklerinden ayırmak için bir isim bulmak lâzım. &#8220;Pseudo-Liberal&#8221; veya &#8220;Post-Marksist Liberal&#8221; ifadelerini teklif ediyorum. Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Anadolu Kaplanları&#8217;na övgü</strong></p>
<p>&#8220;Bilim ve ‘bilenler&#8217;&#8221; Ali Fuat Başgil, Mehmet Ali Aybar ve Şerif Mardin bölümleriyle bitiyor.</p>
<p>Bilim ürünse üniversite onun fabrikasıdır. Bu yüzden dördüncü bölüm, &#8220;Bilim ve üniversite&#8221;. İşin ciddiyeti belli olmuştur. Biz neredeyiz? İlk 500&#8230; İlk 1000. Yayın sayısı, atıf sayısı&#8230;</p>
<p>Nihayet son bölüme, &#8220;Bilim ve kalkınma&#8221;ya geliyoruz. Aslında bütün kitap bilim ve kalkınma değil miydi? Tabi öyleydi. Öyle olmak zorundaydı da. Bu son bölüm, başlangıç gibi bin küsur yıla değil, bugüne odaklı.  &#8220;Neden buradayız; ya bundan sonrası?&#8221; temalı senfoni, nihayet sonuca gidiyor. Beethoven Dokuz&#8217;un korali gibi. Neş&#8217;eye değil de Anadolu Kaplanları&#8217;na övgü. Parlak bir gelecek mümkün. Ama garanti değil. Tarihin önüne geçilmez tek raylı gidişi bizi ne felakete, ne nurlu ufuklara taşır. Yok öyle tek ray! Nereye gideceksek kendimiz gideceğiz. Hani biz yüzümüzü bir yöne dönmeden Allah bizi o yöne döndürmez ya! Ama bu kendimiz gidişte Anadolu Kaplanları başrolde görünüyor.</p>
<p>iskenderoksuz@gmail.com</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epistemolojinin Tanımı ve işlevi[1]</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 21:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Epistemoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11345</guid>
		<description><![CDATA[





Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre2
Matematik yasaları realiteye yollama
yapıldıkları sürece kesin olamazlar.
Ve bunlar kesin oldukları sürece de
realiteye tekābül etmezler.
Albert Einstein (Geometri ve Deney) 

 
 
 
 
Etimolojik anlamıyla &#8220;Epistemoloji&#8221;, Grekçe&#8217;de epistêmê (yâni: bilgi) ve semantik değeri yüksek logos (yâni: inceleme, nutuk, fiil, kelime, ilim anlamlarını haiz olabilen) kelimelerinden oluşmaktadır; buna göre ve en isâbetli olduğunu sandığım kavramıyla &#8220;Bilginin incelenmesi&#8221; anlamındadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<table class="MsoNormalTable" style="mso-cellspacing: 1.5pt; mso-yfti-tbllook: 1184;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes;">
<td style="background-color: transparent; border: #d4d0c8; padding: 0.75pt;" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: right; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji.jpg"></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji_a.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11350" title="epistemoloji_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji_a.jpg" alt="" width="300" height="204" /></a><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=259&amp;Itemid=57" target="_blank">Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre<strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">2</span></sup></strong></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: right; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;" align="right"><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Matematik yasaları realiteye yollama<br />
yapıldıkları sürece kesin olamazlar.<br />
Ve bunlar kesin oldukları sürece de<br />
realiteye tekābül etmezler.</span></em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><br />
Albert Einstein (<strong>Geometri ve Deney</strong>) </span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Etimolojik anlamıyla &#8220;Epistemoloji&#8221;, Grekçe&#8217;de <em>epistêmê </em>(yâni: <em>bilgi</em>) ve semantik değeri yüksek <em>logos </em>(yâni: <em>inceleme, nutuk, fiil, kelime, ilim</em> anlamlarını haiz olabilen) kelimelerinden oluşmaktadır; buna göre ve en isâbetli olduğunu sandığım kavramıyla &#8220;<em>Bilginin incelenmesi</em>&#8221; anlamındadır. Ancak bu ifâde bilginin nasıl incelenmesi gerektiğine açıklık getirmediğinden Epistemoloji&#8217;nin <strong><em>tanımı</em></strong> ve <strong><em>işlevi</em></strong><em> </em>genellikle hep muğlâk kalmıştır. Çok kimseye göre Epistemoloji &#8220;Bilgi Teorisi&#8221;, yâni &#8220;Gnozeoloji&#8221; ile eşanlamlıdır. Oysa Felsefe&#8217;nin bir dalı olan &#8220;Bilgi Teorisi&#8221; <em>bilginin nasıl oluştuğunu inceler</em>.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Epistemoloji, meselâ:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">André Lalande&#8217;ın meşhur <strong><em>Vocabulaire Technique et Critique de la Philosophie</em></strong>&#8217;sine</span><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><span style="font-size: 8.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">3</span></a> </span></sup></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">göre: &#8220;<em>İlim Felsefesi&#8217;dir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Encyclopædia Britannica</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">&#8216;nın 2000 târihli baskısına göre: &#8220;<em>Beşerî bilginin tabîatının, kökeninin ve sınırlarının incelenmesidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Stanford Encyclopedia of Philosophy</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ye<strong><em> </em></strong>göre: &#8220;<em>Bilginin ve te&#8217;yid edilmiş inancın incelenmesidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Routledge Encyclopedia of Philosophy</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ye göre: <em>Bilginin tabîatı, kaynakları ve sınırlarıyla <span id="more-11345"></span>uğraşan bilim dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Columbia Encyclopedia</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ya göre: <em>Bilginin kaynaklarının, tabîatının ve sınırlarının teorilerine yönelik Felsefe dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Catholic Encyclopedia</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ya göre: <em>Beşerî bilginin değeriyle meşgūl olan bilim dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ne göre: &#8220;<em>Bilimsel bilgiyi konu alan bilim dalıdır</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Le Petit Larousse Illustré</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;nin 2005 târihli baskısına göre: &#8220;<em>İlimlerin târihini, metotlarını ve ilkelerini inceleyen Felsefe dalıdır</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Der Neue Reader&#8217;s Digest Brockhaus</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;a göre: &#8220;<em>Bilginin temellerinin öğretisidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">The Free Encyclopædia (Wikipedia)</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;nın 1) Almanca versiyonuna göre: <em>Bilgi Teorisi&#8217;dir</em>; 2) Fransızca versiyonuna göre: <em>Bilginin ve bilimsel metodolojilerin sorgulanması ile meşgūl olan bilim </em>dalıdır; 3) İngilizce versiyonuna göre: &#8220;<em>Bilginin ve inancın  tabîatını ve amacını inceleyen Batı Felsefesi dalıdır</em>&#8220;; 4) İtalyanca versiyonuna göre: <em>Hangi şartlar altında bilimsel bilgi elde edildiğini ve bu gibi bilgiye ulaşmak için yararlanılan metodları inceleyen Felsefe dalıdır</em>; 5) İspanyolca versiyonuna göre ise: <em>Bilimsel bilginin üretiminin ve geçerliliğinin incelenmesidir</em>.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Sorbonne Paris IV Üniversitesi &#8220;Çağdaş Rasyonel Sistemler&#8221; çalışma grubuna göre: &#8220;<em>İlimlerin felsefesidir</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Gaston Bâchelard&#8217;a (1884-1962) göre: &#8220;<em>İlimlerin kritiğidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Raimund Karl Popper&#8217;e (1902-1994) göre: &#8220;<em>İlmî metodun teorisi ya da Mantığı&#8217;dır</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Heinz von Föster&#8217;e (1911-2002) göre: &#8220;<em>Ontoloji Âlem&#8217;in tabîatını, Epistemoloji de bizim Âlem hakkındaki deneyimimizin tabîatını açıklar</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Kimilerine göre de: &#8220;<em>Bilgiyi inceleyen Felsefe dalıdır</em>&#8220;; ya da<em> </em>&#8220;<em>Bildiğinizi sandığınızı gerçekten de bilmekte misiniz?</em>&#8221; ve &#8220;<em>Bildiğinizi ne yoldan bilmektesiniz?</em>&#8221; sorularına cevap arayan bir disiplindir; veyâ: &#8220;<em>Bilgi&#8217;nin, Gerçek&#8217;in, Mantık&#8217;ın ve Algılama&#8217;nın incelenmesidir</em>&#8220;; veyâhut da: &#8220;<em>Özellikle çeşitli bilgi edinme yollarının sınırları ya da geçerliliği bağlamında bilgi ya da bilgi edinme teorilerinin incelenmesidir</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Bu tanımlar aslında daha da çeşitlidir ama bu kadarı dahî Epistemoloji&#8217;nin tanımında da işlevinde de şimdiye kadar bir fikir birliğinin sağlanamamış olduğuna ve pistemoloji literatürünün şimdiye kadar niçin biribirini tekrarlayan fuzûlî nutuklarla şişirilmiş olduğuna, sanırım, yeterince ışık tutar</span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none; mso-ansi-language: EN-US;">4</span></sup></strong></a></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Ancak, bir ömür boyu Epistemoloji ile uğraşmış ve başta Fizik olmak üzere pekçok sisteme epistemolojik analizler uygulamış biri için <strong><em>Epistemoloji, bir ilmin ya da ilmî görünüşlü bir sistemin</em></strong>:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">1.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Kullandığı kavramların (yâni <em>semantik</em> vechesinin),</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">2.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Metodolojilerinin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">3.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Temelindeki modelin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">4.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Dayandığı varsayımlarının,</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">5.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Diyalektiğinin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">6.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Etkisi altında kaldığı metafizik doktrinlerin, ve</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Trebuchet MS'; mso-bidi-font-family: 'Trebuchet MS'; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">7.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Erişmiş olduğu sonuçların</span></strong><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">I) <strong><em>realitesi</em></strong>ni, ve II) bu realitenin <strong><em>geçerlilik sınırları</em></strong>nı: A) teşhis ve tesbit eden, ve B) bunların isâbetliliklerini <strong><em>analiz</em></strong> <strong><em>ve</em></strong> <strong><em>temyiz</em></strong> <strong><em>eden bir ilim dalıdır</em></strong>.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Epistemolojinin bu tanımı, bu konuda özellikle felsefecilerin verdikleri tanımlardan farklı fakat konuya daha sınırlandıcı kesinlik ve açıklık kazandıran, üstelik aslî işlevini de belirleyen bir tanımdır. Epistemoloji, aynı zamanda, analiz ettiği sistemin: kuruntu (vehim), dedikodu, efsâne, spekülâsyon, senaryo ya da teori olup olmadığını da tesbit eder.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">İlmin yanılgıya düşmez olmadığının en iyi kanıtı ilimlerin gelişmesini açıklayan İlimler Târihi&#8217;dir. Matematik ya da Rasyonel Mekanik gibi &#8220;<em>kesin</em>&#8221; denilen ilimleri göz önüne almaz isek, özellikle Tabîat İlimleri&#8217;nin amacı zâten kesin sonuçlara ulaşmak değil aksine, Ernst Mach&#8217;ın (1838-1916) fikirlerinden esinlenen ama Moritz Schlick (1882-1936) tarafından kurulmuş olan &#8220;Viyana Mahfili&#8221;ndenberi: 1) <strong><em>belirsizlikleri</em></strong>, ve 2) <strong><em>metafizik</em> <em>unsurları</em></strong></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> olabildiğince azaltmaktır. Bu da ancak epistemolojik analizler sâyesinde olabilmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu yönleriyle Epistemoloji, aslında, ilim hakkında uzmanlığa dayanan <strong><em>derin bir tefekkür</em></strong>dür. Bu kapsamda Epistemoloji&#8217;yi, çoğu kere yapıldığı gibi, &#8220;Bilgi Teorisi&#8221; (ya da &#8220;Gnozeoloji&#8221;) ile aslā karıştırmamak gerekir. Bilgi Teorisi, Felsefe&#8217;nin bir alt dalı olup, Epistemoloji&#8217;den farklı olarak <em>bilginin nasıl oluştuğunu araştırır</em>. Bu kapsamda Jean Piaget&#8217;nin (1896-1980) geliştirdiği ve çocuklarda bilginin oluşumunu ve gelişmesini inceleyen &#8220;Genetik Epistemoloji&#8221; de aslında bir &#8220;epistemoloji&#8221; olmayıp yalnızca bir &#8220;gnozeoloji&#8221;dir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu nitelikleriyle Epistemoloji kendisi hakkında da epistemolojik analizler yapabilecek kapasitededir. Epistemoloji&#8217;nin kavramsal ve târihî gelişmesi hakkında analizler yapmak ise epistemologların değil, daha çok, felsefecilerin işidir.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">İlim olduğu iddiasındaki her <strong><em>rasyonel görünümlü düşünce yapısı</em></strong>na epistemolojik bir analiz uygulamak, bunun ilk bakışta fark olunamayan, ne türlü: 1) metafizik, 2) sübjektif, ve hattâ 3) &#8220;mitik&#8221;<a href="javascript:void(0);"><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">5</span></sup></strong></a> unsurlara dayanmakta olduğunun yâni <strong><em>objektiflik</em></strong>, <strong><em>geçerlilik </em></strong>ve bir bakıma da <strong><em>inanılabilirlik</em></strong> durumunun açıklanmasına vesiyle olması bakımından isâbetlidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu bağlamda: Biyoloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;den, Teorik Fiziğin Epistemolojisi&#8217;nden, Kozmoloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden, Hukūk&#8217;un Epistemolojisi&#8217;nden, Ekonomi&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden, Hadîs Külliyâtlarının Epistemolojisi&#8217;nden, Psikanaliz&#8217;in Epistemolojisi&#8217;nden, Astroloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden<em> ve ilh..</em> bahsedilebilir. Bu i&#8217;tibârla, bu kapsamda epistemolojik analizlere kalkışmak felsefecilerin işi değildir. Ve bundan ötürü de kendisine yüklenen bu fonksiyonlarla Epistemoloji, Felsefe&#8217;den farklı bir disiplin olarak karşımıza çıkmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Belirli bir rasyonel görünümlü düşünce yapısının epistemolojik analizine kalkışan bir kimsenin: 1) hem <strong><em>felsefî düşünceye</em></strong>, ve 2) hem de <strong><em>epistemolojik analize tâbi&#8217; tutacağı o konuya</em></strong> mutlakā hâkim olması gerekir. Bu ikinci şartı tatmîn etmediği hâlde epistemolojik analiz yapmağa kalkışan bir kimse yalnızca kendi vehimlerini dile getirecektir. Bir konu hakkında epistemolojik analiz yapmağa ehil bir kimse ise epistemolojik analizin metodolojisinden anlaması mümkün olmayanlarca kolaylıkla fakat haksız yere tenkid ve red edilebilirler. Bunun en belirgin örneklerinden biri Hadîs Külliyâtları&#8217;nın epistemolojik analizleridir. Bugüne kadar çoğu İlâhiyat Fakülteleri hocalarının âdetâ Kur&#8217;ân&#8217;a inandıkları gibi îmân ettikleri bâzı hadîslerin bu epistemolojik analizler sonucunda</span><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><span style="color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">6</span></a> </span></sup></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">sahih olmadıklarının ortaya çıkması haksız ve temelsiz reddiyelere sebeb olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Epistemoloji yalnızca bir analiz aracıdır. Bunun temin ettiği sağlıklı bir analizin sonuçlarına bakarak bir kimse ancak, kendi: 1) psikolojisinin, 2) Âlem telâkkisinin, 3) <strong><em>inanmakta olduğu doktrinlerin</em></strong>, 4) vehimlerinin, ve 5) hayâllerinin etkisi altında bir hükme varabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Bu konuda biri Kuvantum Mekaniği, diğeri ise Rölâtivite Teorileri ile ilgili olmak üzere iki misâl vermek yeterli olacaktır. Meselâ Kuvantum Mekaniği&#8217;nin &#8220;Kopenhag Yorumu&#8221; ile &#8220;Paris Yorumu&#8221; hakkında ortaya konulmuş olan epistemolojik analizlerden sonra bu iki yorumdan birini <strong><em>Fiziksel Realite</em></strong>&#8216;nin eksiksiz yansıması olarak gören bir kimsenin motivasyonunun temelinde ister istemez bu psikolojik, vehmî ve imânî etkenler olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Kezâ fiziksel uzayın 4-boyutlu olduğunu iddia eden bir kimse de vehmini ve bu konudaki îmânını dile getirmektedir; zîrâ fiziksel uzay yalnızca 3-boyutludur. 4-boyutlu olan uzay ise Rölâtivite Teorileri&#8217;nde &#8220;Kovaryans İlkesi&#8217;nin tercih edilmesine dayanak olan&#8221; matematiksel bir hiyledir. Fizik kānûnlarının bir referans sisteminden diğerine geçerken şeklen değişmez kalması demek olan <strong><em>kovaryans</em></strong> özelliği 3-boyutlu gerçek maddî uzayda değil fakat ancak sanal bir sayı ile t zaman parametresinin  <span style="mso-no-proof: yes;"> </span><em>t</em> şeklindeki çarpımının yeni bir boyut olarak telâkki edildiği (aslā maddî değil, fakat kavramsal olan) bir <strong><em>4-boyuluuzay-zaman kontinuumu</em></strong>&#8216;nda korunmaktadır. Bu <strong><em>4-boyulu</em></strong> <strong><em>uzay-zaman kontinuumu</em></strong> ise fiziksel, ontolojik bir varlık değildir; yalnızca teorik, matematiksel bir yapıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">* * * </span></strong><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><br style="mso-special-character: line-break;" /></span></strong></p>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"></p>
<hr size="1" /></span></div>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[1]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Sevgili ve çok değerli öğrencim Prof.Dr. Teoman Duralı&#8217;ya 60. doğum yıldönümünde muhabbetlerimle ve hayr dualarımla ithâf edilmiştir. (<strong><em>Umran</em></strong> dergisinin 154 sayılı Haziran 2007 nüshasında  s.54-60 arasında yayınlanmıştır.)<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[2]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü&#8217;nün eski Kürsü Profesörü ve Matematiksel Fizik Anabilim Dalı&#8217;nın eski Başkanı.</span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[3]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Yayıncısı: Presses Universitaires de France, Paris 1947.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[4]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Epistemoloji hakkında şimdiye kadar ileri sürülmüş olan tanım ve beyânların en sıra-dışı olanı herhâlde Doç.Dr. Kutlu Merih&#8217;in (doğ. 1945), &#8220;<strong><em>Epistemolojik Zincirleri Kırmak İçin MERİH</em></strong>&#8221; adını taşıyan,<strong> <a href="http://www.merih.net/merihnet.htm"><span style="color: #606060; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">http://www.merih.net/merihnet.htm</span></a></strong> adresindeki internet sitesinde Haziran 2006&#8242;da yer almış olan: &#8220;<em>Osmanlı generali Mustafa Kemal&#8217;i Cumhûriyetin sivil Cumhurbaşkanı olmaya götüren </em>&#8220;<strong><em>liberter postülâlar ve düşünce sistematiği</em></strong><em> </em></span><strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">(EPİSTEMOLOJİ)</span></em></strong><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">&#8220;<em> </em></span></strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">net bir şekilde ortaya konamadığından, Atatürk ile hiç bağdaşmayan veya O&#8217;nun özgürlükçü vizyonu ile tutarlı olmayan olumsuz gelişmeler O&#8217;nun adına uygulamaya konabilmektedir… Atatürk&#8217; ün uzman bir savaşcı, devlet adamı ve entellektüel olması O&#8217;na özgün bir <strong>epistemoloji</strong> kazandırmıştır. Bu <strong>epistemoloji</strong> bireyin sâdece kendi özgürlüğünde değil, bütün toplumun özgürlüğünden sorumlu olması ve gerektiğinde tek başına kalsa dahî bunun gereğini yerine getirmesi aksiyomuna dayanmaktadır. Atatürk bu anlayışını, Gençliğe Hitâbes&#8217;inde  öz ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır</span></em><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">[2]</span></sup><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">&#8221; şeklindeki iddiasıdır.<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[5]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Mitik: Grekçe <em>mitos </em>yâni<em> efsâne</em>&#8216;den türetilmiştir. Fizik dahî, hâlâ gerçek gibi addedilmekte olan bir takım mitoslardan kurtulabilmiş değildir.<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[6]</span></strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Bk.</span></em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> 1) Ankara İlâhiyat Fakültesi hadisçilerinin çalışmaları, 2) Ahmed Yüksel Özemre, &#8220;Hadîslerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış&#8221;<em>,</em> <strong><em>Din, İlim, Medeniyet (Düşünceler)</em></strong>, s. 99-127, Pınar Yayınları, İstanbul, Ocak 2002.</span></p>
</td>
</tr>
<tr style="mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes;">
<td style="background-color: transparent; border: #d4d0c8; padding: 0.75pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Son Güncelleme ( Pazartesi, 30 Temmuz 2007 )</span></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="font-size: small; font-family: Calibri;"> </span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Bir Put: Bilim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 10:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9681</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Din ve bilim çatışır dahası din ve bilim birbirinin sahasına girmemesi gereken iki ayrı disiplinlerdir ve hatta din bilimin önünde engeldir&#8230;&#8221; gibi pozitivizmi yüksek dozajlı eleştirileri duyar gibiyim. Oysa mesele hiç de öyle değil. Neden mi? Son iki üç asırdır, pazardan domates satın alır gibi fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının aydını, yukarıdaki argümanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/din-bilim-catismasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9683" title="din-bilim-catismasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/din-bilim-catismasi-183x300.jpg" alt="" width="183" height="300" /></a>&#8220;Din ve bilim çatışır dahası din ve bilim birbirinin sahasına girmemesi gereken iki ayrı disiplinlerdir ve hatta din bilimin önünde engeldir&#8230;&#8221; </em>gibi pozitivizmi yüksek dozajlı eleştirileri duyar gibiyim. Oysa mesele hiç de öyle değil. Neden mi? Son iki üç asırdır, pazardan domates satın alır gibi fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının aydını, yukarıdaki argümanları da Batıdan almıştır da ondan. </p>
<p>Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, Ortaçağda kilisenin menfaatlerini elden kaçırmamak için ilmin gelişmesine engel olması, ilim adamlarını aforoz etmesi, yakması, hapsetmesi, kilise ile bilim arasında bir çatışma olduğu fikrini doğurmuştur. Söz konusu anlayış, tabiatı ve tabiatın bilgisini Allah&#8217;tan alıkoyan bir perde gibi görmüş ve bu katı tutum, Reform hareketlerini de beraberinde getirmişti<span id="more-9681"></span>. Böylece kilise ve din anlayışı tekrar sorgulanır olmuştu. Akabinde insanlığı ve dünyayı felakete götüren naturalizm, pozitivizm ve metaryalizm gibi akımların doğmasına vesile olunacaktı.  </p>
<p>Günümüzde ise bu sığ anlayışın devamı niteliğinde bir başka tezahür ortaya çıkmış, özellikle batıda bilim, dinden kopuk ve belli ölçülerde de ona karşı geliştiği için din ve bilim sanki iki ayrı sahalarmış gibi günümüz modern insanına servis yapılmıştır.  </p>
<p>Oysa Bilim (külli) irade ve Kudret&#8217;e dayanan &#8220;İlahi Kanunların&#8221; keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerden başka bir şey değildi. Bilime şu an ki olağanüstü  mevkiini verenler, dini inkar veya kasten göz ardı eden bilim adamlarıyla, onlarla ittifak eden birtakım sermaye ve güç merkezleri olmuştur.      </p>
<p>Bu küçük hatırlatmayla maksadım; İslam coğrafyasına da (Böyle bir coğrafyanın olduğuna şimdiler de pek inanmıyorum) bulaşan ya da ithal edilen bu zararlı akımların ve virüslerin kaynağına işaret etmek ve bizi rahatsız eden sivrisinekler bu bataklıktan geliyor diyebilmektir. Zira yakın tarihimizde de dinde reform hareketleri görülmemiş bir vaka değildir. (Bakınız : <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/06/turkce-ezan-tercume-ibadet-kulturel-bir-sizofreni/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Türkçe Ezan, Tercüme ibadet: Kültürel bir şizofreni</span></a>) </p>
<p>Tahrif edilmiş Hıristiyanlıkla (Vatikanizm) bilim arasında ortaya çıkan bu tarihsel çatışma, İslam ile bilim arasında da varmış gibi gösterilmesi de ayrı bir trajikomik bir hadisedir. </p>
<p>Konumuza dönersek; </p>
<p>Meseleyi iki boyuta indirgemek, İslam-Hiristiyanlık düzleminde ele almak yerine, İslam ve bütün İlahi dinlerin temeli olan Tevhid çerçevesinde konuyu ele almak daha sağlıklı  olacaktır kanaatimce&#8230;  </p>
<p>Bakalım Din ve Bilim birbiriyle çatışıyor muymuş?  </p>
<p>Bilim adamları, kainatın yaşını  5-15 milyar yıl olarak tahmin etmektedir. Kainat bu kadar yıldır hiç bozulmadan, muhteşem bir denge içerisinde sürüp gitmektedir. Oysa gerek kainatın teşekkülü gerekse varlığının mucizevi bir şekilde devam etmesi, olasılık hesaplarına göre mümkün değildir. Aynen aşılanmış bir yumurta ve tek hücre olarak anne karnına düşen insanoğlunun hayat macerasının devam etmesi gibi&#8230; </p>
<p>Zira anne karnındaki cenin, annenin topraktan aldığı besinlerle beslenmeye başlar.  Bu gıdalar zerreler halinde cenine yapı taşları olmaya başlar. Her geçen gün binlerce zerre cenine eklenmeye devam eder ve mükemmel bir insan vücudu ortaya çıkmaya başlar&#8230;Mesela bu esnada insan cenine yapı taşları olarak giden milyarlarca zerreden bir kaçı yanlış bir yere gitse, göze gidecek bir hücre kulağa gitse ya da dişe gidecek bir zerre beyne gitse ortalığı bir kaos alacak, denge ve düzen bozulacaktır. Sahi bu zerreler, yapı taşları tesadüfen mi gidecekleri yerlere gidiyorlar ya da çok mu zekiler? Ya da onları yönlendiren İlahi bir kudret mi vardır? </p>
<p>Daha bitmedi. Aynı gerçek insanın doğumundan sonraki hayatı için de geçerlidir. Zira insan doğduktan sonra da temelde topraktan aldığı gıdalarla beslenmeye devam etmekte, söz konusu yapı taşları yine ilgili organın ilgili hücresine şaşmaz bir düzen içerisinde gitmektedir.  </p>
<p>Bugün 7 yaşındaki oğlum süt dişini döktü. Belli ki süt dişi görevini tamamlamıştı. O küçücük, bembeyaz diş, cismani olarak küçük olsa da ben de büyük bir tefekkür kapısını aralamaya yetmişti. Öyle narin ve mükemmel bir yapısı vardı ki, insan düşünmeden edemiyor ve bütün bu olup bitenleri kuru bir tesadüfe bağlamak ya da oluruna bağlamak ve yahut olanlara duyarsız kalmak, perde arkasındaki Yüce gücü görmemezlikten gelmek sanırım nankörlükte son nokta olmalıydı. Aklı ve iradesi olmayan diş hücreleri, dişimize değil de gözümüze gitseydi elden ne gelirdi demeden kendimi alamadım. Kainatta yaratılan her şeyin bir görevi olmalıydı. Tabi insanın da.  </p>
<p>Bunun  yanında insan aynı topraktan, aynı gıdalarla beslendiği halde simadan karaktere, parmak izinden fıtratına kadar farklı bir alemdi. </p>
<p>Bir diğer mevzu, insanın meydana gelmesinde olduğu gibi hayatının devamı da  aslında adeta mümkün değildir. Zira mikroskobik bir yapı olan hücrelerde herhangi bir arıza olmaması ya da kılcallardan birinin tıkanmaması için hiçbir sebep yoktur. Ve hatta Hz. Ali&#8217;nin ifadesiyle <strong>&#8220;Her yudumda her lokmada -Hatta teneffüs edilen her havada- ölüm vardır&#8221;</strong> </p>
<p>O halde insanın da, kainatın da meydana gelebilmesi ve varlığını devam ettirmesi tam bir mucizedir. Bu mucizenin gerçekleşebilmesi için sonsuz bir ilim sahibi, sonsuz bir kudret sahibini gerektirmektedir. Bu kudret, ilim ve irade tek bir varlıkta toplanmalı ki, bu sistem bütün ahengi ve muhteşem düzeniyle meydana gelebilsin ve yine o Yüce kudretin istediği ana kadar devam edegelsin. </p>
<p>İşte adına &#8220;Allah&#8221; dediğimiz sonsuz ilim, kudret ve irade sahibi, dinin de ilmin de gerçek sahibidir.  </p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle; </p>
<p><strong>&#8220;Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz<a name="0.1_graphic05"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz<a name="0.1_graphic06"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> biliyorsun. Nasıl oluyor ki<a name="0.1_graphic07"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?&#8221; </strong> </p>
<p>Evet böyle bir şey ihtimal dahilinde bulunmuyor. Hiçbir şey sahipsiz değil. Hiç kimse başıboş  değil. Öyle değil mi ?  </p>
<p>Evet bir resim ressamsız da olmaz. Lakin ressamı, resmin içinde arama gayretleri de boşuna. Buna mukabil Yaradan bizlere, varlığına delil olsun diye sayısız işaretler de bırakmış. Bu işaretler ancak, gönül gözüyle, iman dürbünüyle görülürler. Aksi taktirde, kainattaki bu muhteşem ahengi, bu mucizevi hadiseleri, olup bitenlerin asıl failini terk edip işi tesadüflere bırakmaktan ya da materyalist felsefeye sarılmaktan başka seçeneğiniz ve hatta yapacağınız hiç bir şey yoktur.  </p>
<p>Bu doğrultuda insana düşen görev; başını kaldırıp, kendini tanıttırmak isteyen fa&#8217;al ve kudretli bir Zât&#8217;ın hârika işlerine bakmak ve  başıboş olmadığımızın farkına varıp<a name="0.1_graphic08"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> bu hadiselerin de başıboş olamayacağını idrak ederek Ve yine O&#8217;nun adıyla hadiseleri ve kainatı okumak olmalı değil midir<strong>? Evet kainattaki her hadise, yaşadığımız her anımız, düşünen bir insan için, Allah&#8217;a götüren birer ayet olması gerekmez mi?</strong> Aksi takdirde her türlü bilimi sular seller gibi yutmuş da olsak, <strong>&#8220;Kitap yüklü merkepler&#8221;</strong> ötesine varabilir miyiz sizce?  </p>
<p>Meselenin bir başka boyutunda ise; bilimin, belli bir zümrenin tekeli altına alınmasıyla sermaye ve güç merkezlerine ve hatta ideolojik araçlara hizmet eder hale gelmesi, bakış açılarımızı çarpıtması ve kalın bir duvar olarak önyargılarımızı beslemesi vardır.  </p>
<p>Mesela Nahl Suresi 66 .ayette; </p>
<p><strong>&#8220;Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.&#8221;</strong> buyrulmaktadır. </p>
<p>Dekart&#8217;ın &#8220;Kartezyen Dualizm&#8221;inin düştüğü hataya düşmeden başka bir deyişle, dini bilime mahkum etmeden bu ayete biraz açıklık getirirsek; </p>
<p>Bugün bilim adamları, 1 kg sütün oluşması için, sağmal hayvanın memesine ortalama 10 ton kanın gidip gelmesi ve sirkülasyon yapması gerektiğini vurguluyorlar. Günde 40 kilo süt veren bir sağmal hayvan için, ortalama 400 ton kan sirkülasyon yapıyor demektir. Lakin bu verilerden bahseden bir cami hocasına bilimperestler yada seküler zihniyet hiç şüphesiz burun kıvıracaklardır. Tıpkı &#8220;Sütten denizler, baldan ırmaklar, meşrubattan nehirler&#8221; gibi cenneti anlatan ayetlere burun kıvırdıkları gibi&#8230; </p>
<p><strong>Din ve bilim aynı  gerçeğin iki farklı düzlemdeki ifadesinden bir açıdan da birbirini tamamlayan iki yüzünden ibarettir. Dolayısıyla aralarında en ufak bir çatışma veya çelişki olamaz&#8230;</strong> </p>
<p><strong>Bilim, 108.000 km/saat hızla &#8220;dünya dönüyor&#8221; diyor, din ise; sebepler dairesinde ve hikmetine binaen Yüce Kudret tarafından &#8220;dünya döndürülüyor&#8221; diyor&#8230; Maneviyattan ve vahiyden kopuk bilim olayın failini terk ediyor ve işi tesadüflere bırakıyor&#8230;Aradaki tek fark bu kanaatimce. Ancak sonuçları itibarıyla önemli bir fark!</strong> </p>
<p><strong>Kaldı  ki, din bilhassa İslam taklidi bir imanı değil, araştırmaya ve delile dayalı bir inanmayı esas alır. </strong>Din&#8217;e taklidi bir imanla da girilebilse de, bu pek tasvip edilen bir durum değildir. Bu şekilde ki bir iman yapısı da çok çabuk sarsılabilir ve hatta yıkılabilir yapıdadır. Bu nedenle Kuranı Kerim ısrarla<strong> &#8220;düşünmüyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz, bakıp gözlemlemiyor musunuz&#8221; </strong>şeklinde ikazlar da bulunarak, hayat, tabiat, düşünce, bilim ve akıl arasında derin ve kopmaz bir münasebet kurar. </p>
<p>Bununla birlikte, &#8220;Tabiat&#8221; bilimin çalışma alanıdır. Gözlemlenebilen ve üzerinde deney yapılabilen maddi bir sahadır.<strong> İslam&#8217;da tabiat, Allah&#8217;ın Esma-ül Hüsna&#8217;sının mevcilenme yeridir. Ve tabiat bu özelliği ile Allah&#8217;a ulaştıran nurdan basamaklar diyarıdır. Dolayısıyla tabiat Kur&#8217;an gibi bir kitaptır. Kur&#8217;an ise, onun anlamını, kendisinden nasıl istifade edileceğini açıklayan kutsal bir broşür mesabesindedir. İnsan ise, aynı kitabin üçüncü nüshasıdır.</strong> </p>
<p>Kur&#8217;an,<strong> &#8220;güneşe, aya, yıldıza, yere, göğe, gündüze geceye, zamana, insanın benliğine, incire, zeytine&#8221; </strong>yemin ederek insanı tevhid, ibadet, adalet hedefleri istikametinde bütün bunları araştırmaya sevkeder. Evet Kur&#8217;an&#8217;da geçen bu yeminler, gaflet uykusuna yatmış, tefekkür etmeyen, düşünmeyen, akıl etmeyen insanların başına birer tokmak etkisindedir. </p>
<p>Günümüz tarih bilimlerine baktığınızda, adeta insanoğlu eski Yunan Medeniyetinden önce adeta kara cahillikle ve ilkellikle boğuşuyor olması lazım gelir. Zira, günümüz bilimcilerin bu bakış açısı, tek yönlü ileriye doğru terakki anlayışına göre, insanlık devrini taş devri, yontma taş devri, cilalı taş devri, tunç devri gibi çağlara ayırdı. <strong>Ancak bu çağlara nasıl geçildiğini mesela  ateşin, tekerleğin, yazının ve bunun gibi nice keşiflerin nasıl keşfedildiğini açıklamadı. Oysa bir keşfin oluşabilmesi için başta malzeme, ihtiyaç, akıl yorma ve de en önemlisi bazı ön bilgilerin ve kesinleşmiş temel bilgilerin olması zaruridir. Arşimet ifadesiyle bir destekle dünyalar yerinden oynatılabilirdi ancak o destek olmadan bir adım öteye gidilemezdi.</strong> </p>
<p><strong>Evet, deney ve gözlemine alamadığı hususları bilimsel kabul etmeyen, din ve manevi meseleleri dogmatik sayan, dolayısıyla değersiz bulan ve bunları da büyük ölçüde teori kümelerinden ibaret sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimlere havale eden dahası kendi prensiplerini kutsallaştıran günümüz bilimleri ya da bilimperestleri, mesela ilk gemiyi kimin yaptığını ve nasıl yaptığını, ilk saati kimin neye ve hangi bilgiye dayanarak bulduğunu açıklamak zorundadır. Mesela ilk elbiseyi insanın nasıl ve neyle diktiğini, iğne ve ipliği nasıl keşfettiğini açıklamak zorundadır. Zira ne bilim ne de keşiflerin tarihi 16. yüzyılda başlamıştı ne de insanoğlunun en büyük buluşu, uçak, füze, internet ya da elektronik aletlerdi. Bunlar olmadan da insan yaşayabilirdi. Ancak insan yemeden içmeden ve hatta giymeden yaşayamazdı. Taa baştan beri insana ne yiyip ne içmesi gerektiğini ona kim öğretti veya ilham etmişti acaba? Öyle ya insanoğlu, kendine neyin faydalı neyin zararlı olduğunu keşfedinceye kadar, soy sop, sahibi olması bu denli uzun yaşaması dahi ihtimal dışıdır&#8230;       </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Oku, Yaratan Rabbinin adıyla! O, insanı &#8220;alak&#8221;dan yarattı.  Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. (Alak Suresi 1-7.Ayet)&#8221;</strong></p>
<p>Evet, bilimin açıklayamadığı  veya ısrarla açıklamaktan kaçındığı soruların cevabı burada&#8230;</p>
<p>Bunun yanında ortada henüz okunacak bir kitabın varlığı dahi yokken, <strong>&#8220;Oku&#8221;</strong> emrinin verilmesi oldukça manidar. Demek ki, kitap olmasa da ortada okunacak koca bir kainat ve onun fihristi insan var. Oku emriyle bilimsel çalışmalara herhangi bir sınır getirilmemekte ancak bu okumanın yine Allah&#8217;ın adıyla yapılması istenmektedir. Zira ancak öyle olursa yapılan faaliyetlerin insana yada kainata bir zararı dokunmazdı. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, ortaya çıkacak bilimin neticelerinden insanoğlu kendini emin hissedebilirdi. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, ortaya çıkan neticeler, doğayı kirletmede, insanı öldürmede, insanı yok etmede, haksız hakimiyet kurmada ve yeryüzünde fesat çıkarmada kullanılmazdı. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, bilimin neticeleri ancak o zaman, yeryüzünü imarda, bütün insanlığın faydasına ve insanın maddi-manevi terakkisi, huzur ve güveni adına kullanılırdı.    </p>
<p><strong>Bilim kendini dinden soyutladığı müddetçe, belki küçük bir azınlığa MADDİ bir ferah getirse de, yol açtığı inkar, dolayısıyla huzursuzluk, güvensizlik girdapları yanı sıra, görülmemiş sömürü düzenleri, zengin-fakir uçurumu, sonu gelmez savaş ve çatışmalar, bir defada toplu katliamlar (Bakınız Hiroşima, Nagasaki ve dünya savaşları), derin yaralar, gibi pek çok felaketleri de beraberinde getirecektir ve öyle de olmuştur.     </strong> </p>
<p>Sahi, Din ve Bilimin iki ayrı sahaya hitap eden, iki ayrı disiplinler olması gerektiğini, düşünenler hala var mıdır? Ya da din ve bilimin çatıştığı tezinde ısrarcı olanlar? </p>
<p><strong>Sonsöz: </strong> </p>
<p>Bilim (külli) irade ve Kudret&#8217;e dayanan &#8220;İlahi Kanunların&#8221; keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerden başka bir şey değil. Sadece bilim mi, her şeyin hükmünü ve kanununu koyan O&#8217;dur. İstisnasız, biz insanoğlu dahil bütün canlı ya da cansız varlıklar O&#8217;nun emrini yerine getiririz. O&#8217;nun hükmünü ve kanunlarını uygularız. Şöyle ki;  O&#8217;nun gör diye verdiği gözü görmekte, işit diye emrettiği kulağı, O emretti diye tam bir itaatle işitmekte kullanırız. O&#8217;nun dinine dair ileri geri konuşurken bile, O&#8217;nun konuş diye verdiği dil, damak ve gırtlağımızı O&#8217;nun dediği biçimde hiç itirazsız kullanırız.  </p>
<p><strong>İnanan inanmayan istisnasız herkes, O&#8217;nun kurallarına, korkutucu ifadeyle (?) O&#8217;nun şeriatına zaten taraftarız.</strong> </p>
<p><strong>Bilmeyenler için küçük bir hatırlatma; &#8220;Şeriat&#8221;, &#8220;kurallar&#8221; demektir. Sadece dinin kurallarını  değil, yaşamanın kurallarını/şeriatını  da, O belirliyor. Güneş hâlâ  doğudan doğuyor şeriat bunu gerektirdiği için&#8230; Nefesiniz doğdunuz günden beri akciğerlerinizdeki alveoller üzerinden, kalbinizin özel kaslarının istikrarlı ve sessiz çalışması sayesinde kanınızı tazeliyor. Anlayacağınız nefes alıp veren herkes Şeriatçı. Nefes alıp verme esnasında gırtlaktan çıkan &#8220;HUU&#8221; nameleri de işin çabası. </strong> </p>
<p><strong>Din ve bilim aynı  gerçeğin iki farklı düzlemdeki ifadesinden bir açıdan da birbirini tamamlayan iki yüzünden ibarettir dedik. Dolayısıyla aralarında en ufak bir çatışma veya çelişki olamaz&#8230;Çatışma ilim adamının zihninde olur. Onun henüz gerçekleri kavrayamayışından, teorilerden hakikatlere geçemeyişinden veya yanlış bir din anlayışına sapmış olmasındandır. </strong> </p>
<p><strong>İnsanlığa faydadan çok zarar getirmiş, imandan çok inkar hesabına kullanılmış olan günümüz bilim anlayışı, vicdanını ve insanlığını askıya almış robot insanların elinde kaldığı ve Allah adına okunmadığı müddetçe insanlığın, kendi eliyle yontup sonrada taptığı gibi, bu modern puttan daha çok çekeceği var demektir.   </strong> <br />
 </p>
<p><strong>Teşekkür : </strong>Bu makalenin yazımında, Sayın Ali Ünal&#8217;ın &#8220;İslam Bilim İnsan ve Tarih&#8221; adlı eserinden, Sayın Senai Demirci&#8217;nin makalelerinden ve Sayın Mehmet Yılmaz&#8217;ın &#8220;Sanat&#8217;ta Ayrıntı&#8221; yazı dizisinden istifade edilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarım, Liberal Değilim Demek ki Aptalım!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 15:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8899</guid>
		<description><![CDATA[27 Şubat günü kimi gazetelerde bir haber dikkatimi çekmişti. Habere &#8220;Ateist ve liberaller daha akıllı oluyor&#8221; başlığı atılmıştı. Haberde London School of Economics&#8217;ten bir araştırmacının yaptığı araştırma konu edilmişti. Social Psychology Quarterly dergisinde yayımlanacak olan araştırma sonuçlarına göre, kendilerini liberal ve ateist olarak tanımlayan insanlar daha zeki oluyormuş. Aynı zamanda seks hayatları da daha renkliymiş&#8230; Yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2294" title="20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri.jpg" alt="" width="226" height="261" /></a>27 Şubat günü kimi gazetelerde bir haber dikkatimi çekmişti. Habere &#8220;<em>Ateist ve liberaller daha akıllı oluyor</em>&#8221; başlığı atılmıştı. Haberde London School of Economics&#8217;ten bir araştırmacının yaptığı araştırma konu edilmişti. Social Psychology Quarterly dergisinde yayımlanacak olan araştırma sonuçlarına göre, kendilerini liberal ve ateist olarak tanımlayan insanlar daha zeki oluyormuş. Aynı zamanda seks hayatları da daha renkliymiş&#8230; Yine araştırmaya göre IQ&#8217;su daha yüksek olanlar daha az çocuk yapmayı tercih ediyormuş.</p>
<p>Akademik kibri ve parçalı  bilgileri hakikat haline getiren bu tür akademik bilgiden kaynaklanan cehaleti görebileceğimiz bir araştırma olması açısından, özellikle önemsedim bu araştırma sonuçlarını. Adeta liberal-seküler zihniyetin akademik kalesi olan bir yerde yapılan bu araştırmanın sonuçları birkaç açıdan tartışmaya değer bence. Zira araştırmayı yapan araştırmacının çıkardığı sonuç araştırmanın çıkış noktasını da ima eder vaziyette: &#8220;<em>Tüm dinlerde, yeniliğe ve değişime karşı çıkılır. Bir tehdit olarak görülür. Kalıcılık tüm dinlerin temelinde var.</em>&#8221;</p>
<p>Araştırmanın önkabullerinin tartışılmasını, sonuçların değerlendirilmesi açısından bir gereklilik olarak görüyorum. Bu önkabullerden birisi &#8220;IQ&#8221; denen ölçülebilir bir zekâ biriminin olduğu varsayımıdır. Galileo&#8217;ya mal edilen bir söz vardır. Galileo &#8220;<em>ölçebildiğimi ölçerim, ölçemediğimi de ölçülebilir hale getiririm</em>&#8221; diyordu. Modern bilimin, teknolojinin ve akademinin bu sözün birer tefsiri ve uygulaması olduğunu düşünüyorum. Hayatın ve insanın ölçülemeyecek ve tek bir noktaya indirgenemeyecek çok katmanlı &#8220;varoluşunun&#8221; ölçülebilir ve gözlemlenebilir bir mahiyete indirgenmesi<span id="more-8899"></span>, modern bilim ve teknolojinin ilk çıkış noktasıdır. Ancak asıl sorun bu indirgemede değildir. Zira indirgeme belirli bazı pratik sonuçlar ve teknisyenlikler için kimi durumlarda gerekli ve geçerli bir durum arz edebilir. Asıl sorun, bu indirgeme sonucu elde edilen ve hakikatin oldukça kısıtlı ve çarpıtılmış bir bölümünü temsil edebilecek olan bilginin, bizatihi hakikat olarak değer kazanmasıdır.</p>
<p>İkinci önkabul ise aynı zamanda bir sonuç olarak gösterilen &#8220;değişim&#8221;in ve değişim nezdinde &#8220;ilerleme&#8221;nin kutsanmasıdır. Bu anlayış evrimci bir zihniyetin yarattığı tedriciliğin sonucudur. Yani, büyüğün küçükten, iyinin kötüden, kompleksin basitten evirildiğini; tarihin akışının kötüden iyiye, insani değerler olarak geriden ileriye doğru olduğunu iddia eden bir bakışın doğal sonucudur bu. Ne olursan ol, ama çılgınca değiş! Hiçbir değerde kalıcı olma! Doğu-Batı dikatomisi içinde, Doğu&#8217;yu &#8220;ataletin&#8221;, Batı&#8217;yı da &#8220;gelişme ve ilerlemenin&#8221; sembolü olarak gören ve bu yüzden Batı&#8217;ya medeniyet ve ilericiliği, Doğu&#8217;ya da barbarlık ve gericiliği atfeden bir zihniyetin dışavurumudur gördüğümüz. Beşeri olan, tarihin akışı içinde kavga dövüş elde edilen ve her daim uçucu olan harici herhangi bir &#8220;üst-ilke&#8221;, herhangi bir &#8220;kalıcı ilke&#8221; tanınmamasının getirdiği bir sonuç olarak ilerleme ve değişim, varoluşsal bir gereklilik olarak yansıyor modernliğe. Hayatın, önce hakikat merkezliliğin kaybolup merkez yerine geçici olanın geçmesi, sonra da bu merkezin de kaybolup hepten merkezsiz bir hale gelmesidir son birkaç yüzyılda yaşadıklarımız. Kaybolan merkezin yerini, değişimin ve uçuculuğun bizatihi kendisinin kutsallaştırıldığı bir durum almış; bu değişimi tetikleyen ve çoğu zaman bulunulan noktanın kısa bir süreliğine de olsa hakikat rolüne soyunmasına yardımcı olan bilim ve teknoloji akademisi ise yeni-engizisyon rahipleri olarak hayatımızın ta ortasına girmiştir artık! Onlar söylüyorsa doğrudur. Bir psikologdan, sosyologdan, tıp uzmanından, cinsellik uzmanından &#8220;el almadan&#8221; âşık olamaz, evlenemez, hatta kımıldayamaz hale gelmişiz. Zira MIT&#8217;te bir proseför çıkar da, &#8220;aşkın ömrü beş yıldır&#8221; derse, artık bize kendi hissettiklerimiz üzerinde fikir serdetme hakkı kalmaz! Koskoca profesörden daha mı iyi bileceğizdir çünkü&#8230;</p>
<p>Araştırmaya tekrar dönersek, araştırmanın en dikkat çeken yönlerinin, yukarıda verdiğimiz modern-akademik-seküler önkabullerin birer mutlak hakikat olarak sunulması olduğunu görebiliriz. Buna göre tek bir boyuta indirgenen insan ve insan zekâsı ölçülebilir bir şekle sokuluyor. Aslında oyunun kurallarına en baştan &#8220;yabancı&#8221; veya &#8220;muhalif&#8221; olanları, o oyunun kuralları ile yargılamak ve mahkûm etmektir söz konusu olan. Bu sonuç, Batı liberalizminin ve bu liberalizmin kendisinden neşet ettiği modernliğin bir sonucu olarak çok da şaşırtmamalı bizi! Ben diyorum &#8220;<em>A güzelim yoldaşım, sen alelade tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin. O senin muazzam varlığın yok mu, O belki dokuz yüz kattır. O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir, yüzlerce âlem o denize gark olur gider.( Hz. Mevlânâ)&#8221;, </em>onlar diyor &#8220;<em>hayır sen bir makinesin ve nasıl bir makinenin torkunu, hızını ölçebiliyorsam seni de ölçebilirim</em>!&#8221; ve benim kabul etmediğim bir &#8220;yalancı hakikat&#8221; üzerinden beni ölçebileceğini zannediyor! Ne büyük zavallılık&#8230;</p>
<p>Sonuç bölümünde &#8220;kalıcılık tüm dinlerin temelinde var&#8221; derken, araştırmacı, bir tespitten çok bir aşağılama ve modern bilimin dogmatik bir din yorumunu serdetmekten başka bir şey yapıyor görünmüyor. Bazı ilkelerdeki kalıcılığın, aynı zamanda sükûnet, huzur demek olduğunu düşünemeyecek kadar kendi ezberlerinden ve kibirden başı dönmüş bir bakış söz konusu.</p>
<p>Araştırmadaki bir diğer boyut ise, post-modern hazcı anlayışın bir dışavurumu olarak dikkat çekiyor. Cinselliğin olabildiğince &#8220;renkli&#8221; olsun, çocuk yapmak gibi &#8220;geriyi temsil eden&#8221; bir durumla ilgin olmasın; cinselliği &#8220;aşk&#8221;ın ve bir tür kutsallığın bir dışavurumu olarak değil, &#8220;hayvanca&#8221; yaşa ve &#8220;insanın&#8221; üst katmanlarını keşfetme; ama kendi kendini tatmin ederek kendine en üst IQ dereceleri biç! Seni esfel-i sâfilîn&#8217;de alıkoyacak tüm uçuculuklara hakikat gibi sarıl; ama seni Ahsen-i takvîm&#8217;e çıkaracak ve asıl o zaman &#8220;insan&#8221; olacağın &#8220;manevi&#8221; hakikatlere sırtını dön! İşte o zaman liberal bir ateist olarak IQ&#8217;nün en yüksekte olması ile övünebilirsin!</p>
<p>&#8220;<em>Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz\ Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.\Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;\Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç&#8230;</em>&#8220;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Metropolis&#8217;ten Qatsi Üçlemesine Modernlik ve İnsan</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/16/metropolisten-qatsi-uclemesine-modernlik-ve-insan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/16/metropolisten-qatsi-uclemesine-modernlik-ve-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 15:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7765</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Modern Proje, sadece günahkârların değil aynı zamanda günahın da olmadığı, yalnızca yanlış seçim yapan insanların değil aynı zamanda bizzat yanlış seçim olanağının da olmadığı bir insani dünyanın mümkün olduğunu koyutluyordu. Şunu Diyebiliriz: Modern proje, nihai anlamda, ahlakî müphemliğin olmadığı bir dünyayı ve bu müphemlik de ahlaki durumun doğal bir özelliği olduğu için, insani seçimleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis_fritz-lang.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7766" title="metropolis_fritz-lang" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis_fritz-lang-300x224.jpg" alt="" width="259" height="185" /></a>&#8220;Modern Proje, sadece günahkârların değil aynı zamanda günahın da olmadığı, yalnızca yanlış seçim yapan insanların değil aynı zamanda bizzat yanlış seçim olanağının da olmadığı bir insani dünyanın mümkün olduğunu koyutluyordu. Şunu Diyebiliriz: Modern proje, nihai anlamda, ahlakî müphemliğin olmadığı bir dünyayı ve bu müphemlik de ahlaki durumun doğal bir özelliği olduğu için, insani seçimleri bu seçimlerin ahlaki boyutlarından koparmayı koyutluyordu. İşte özerk ahlaki seçimin yerine etik yasayı ikam etmenin pratikte vardığı nokta budur.&#8221; (1)</em></p>
<p>Zygmunt Bauman&#8217;ın modern projeyle ilgili yukarıdaki tespitleri, modernliğin ahlak anlayışıyla, kutsalın hâkim olduğu dönemlerdeki ahlak anlayışını <span id="more-7765"></span>temel bazı noktalarda ayırır. Bauman&#8217;a göre, günahsız - ki günahın adı artık suçtur - bir yaşam vaat eden insanlık tarihindeki tek projedir modern proje. Bu proje, insanların gereksinim ve yeteneklerine göre dünyayı rasyonel bir plan doğrultusunda yaratan bir projedir. Bauman&#8217;a göre bu projenin en önemli nirengi noktası bir <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis16.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7769" title="metropolis16" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis16-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>etik kod yaratma amacı güden ‘yasama&#8217; eylemidir. Etik kodlar tasarlayan yasama, bütün dinlerde olan tövbe ve bağışlanma aracılığıyla insanın özgür iradesiyle seçim yapmasını sağlayan stratejilerin tersine; neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiği ile ilgili insana kesin ve ‘a priori&#8217; bilgi sağlayarak ‘insanı kötülükten koruyan&#8217; bir projedir. Bauman, bu projenin fizibilitesinin totolojik olarak sağlandığını söylüyor. Yani etik kuralların izlenmesi, insana iyilikten başka bir şey getiremezdi ve bu iyiliği sağlayacak olan şey kurallara itaatten başka bir şey değildi.</p>
<p>Bauman&#8217;ın üzerinde durduğu yasama ve kurallara itaat aracılığıyla, modernliğin, etik kod yaratma eylemiyle, insanın yaptığı şeyin ahlakî sorumluluğunu üzerinden attığı ve &#8220;yasama gücüne&#8221; devrettiği bir dünya ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ancak insanlığın modern tecrübesi, Aydınlanma değerlerinin ve bu değerlerin bir sistem nispetinde zirve yaptığı modern projenin öngördüğü sonuçları ortaya koymadı. 1. Dünya Savaşı bu projenin ilk yıkımlarını ortaya koyuyordu. İki dünya savaşı arasındaki dönem, belki de sırf bu modern projenin yıkımlarının ortaya konmaya başlandığı bir dönem olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis01.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7770" title="metropolis01" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis01-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Expresyonizm, bu yıkımın net olarak görünebildiği bir sanat akımı  olarak o dönemde en dikkat çekici sanat örneklerini verdi. Sinemada da yoğun etkileri görünen bu sanat akımının en olgun ve son örneklerinden birisi olan &#8220;Metropolis&#8221; filmini, Bauman&#8217;ın alıntıladığımız görüşlerinin ekseninde değerlendirmek gerekiyor. Almanların sessiz dönemdeki en ünlü yönetmenlerinden birisi olan Fritz Lang&#8217;ın 1927 yapımı bu eseri, bir bilim kurgu, bir distopya ya da tüm türlerin serbest bir karışımı olarak nitelendirilebilir.</p>
<p>Metropolis filmi, sinemanın, modern toplum projesinin problemleri konusunda önemli araştırmalar yapmış ilk filmlerinden birisi olarak değerlendirilebilir. Filmin çeşitli toplumsal, siyasi, mitolojik, dinsel tartışmaları da beraberinde getirmesi bu açıdan bakıldığında sürpriz olmamalı. Ancak Metropolis&#8217;te kurulan &#8220;mimarinin&#8221; ve şehir biçiminin modern toplum kavrayışı ve şehir biçimi ile ilgisi bütün bu tartışmaların çıkış noktası olarak ele alınmalıdır.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis_drones.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7771" title="metropolis_drones" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis_drones-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a>Metropolis&#8217;te yaratılan şehir bir modern şehir distopyası  olarak okunabilir. Şehrin mimari açıdan oldukça farklı  ve devasa gökdelenlerinde yaşayan &#8220;beyin-kafa&#8221;lar ve onların çocuklarıyla, şehrin toprak altında kalan derinliklerinde yaşayan ve şehrin yaşaması için fiziksel emek sarf eden işçiler ve çocukları, Bauman&#8217;ın çizdiği &#8220;yasa&#8221; temelli modern örgütlenmenin bir dışavurumu gibidir. İşçiler birer robot gibi görevlerini sorgulamaksızın ve kendilerine biçilen etik kod çerçevesinde iş yaparken, yöneticiler (beyin) bu etik kodları yasaya çevirir ve itaat mekanizmalarını kurarlar. Modern mega-şehirlerin örgütlenmesi de bu tür bir &#8220;işbölümü&#8221; aracılığıyla mümkün hale gelir. İşbölümü, herkesin yerini, görevini ve yetkilerini bilmesini sağlayan yasalar yoluyla mümkün olur ancak. Sorumluluk insanın ahlakî bir duruşu değil, yasaya karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi demektir sadece. Modern şehirlerin ve toplum yapısının ayırd edici özelliği de bu işbölümünde yatar zaten. Zira işbölümünün içinde yer bulamayan ya da &#8220;arıza çıkartanlar&#8221; gettolara terk edilirler. Metropolis&#8217;te işçiler için olan gettolar, Metropolis&#8217;in öngördüğünden çok daha büyük şekilde tüm toplum katmanlarında görünür hale geldiler. Ancak bir farkla; gettolaşma toplumun &#8220;yasaya uyan&#8221; kahir çoğunluğunda merkezci bir şekilde değil merkezkaç-merkezsiz bir şekilde tezahür etti. Artık her hane bir getto oldu post-modern toplumda.</p>
<p>Modern projenin en iddialı olduğu alan olan planlama, aynı zamanda, onun kuyusunu kazan bir etmen olarak dikkat çekiyor. Zira insanın hakiki özgürlük isteğiyle; yani iyi ile kötünün &#8220;belirlenmesinden&#8221; çok daha önce, zaten a priori olarak iyi ile kötü arasından seçim yapma ahlakîliği olan tek varlık olması gerçeğiyle çatışmaktadır modern proje. Yani insan, etik kodların icadından çok daha önce ahlakî bir varlıktır zaten. Seçimlerinin sorumluluğunu alması onu ahlakî yapar. Modern projenin, insanın, kendi seçimlerinden sorumlu olması gerekliliğini, bir iktidara ya da yasamayı yapan güce tevdi etmesi, insan gerçeğiyle örtüşmediği için sorunludur. Modern gettoculuk da, bu anlamda insanî gerçeklikle örtüşmeyen bir şeydir ve kurmaya çalıştığı bütün duvarların ardından ışık sızmasına ve o ışığın büyüyüp o duvarı yıkmasına engel olamaz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis18.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7772" title="metropolis18" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/metropolis18-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Metropolis filminde de bu sorun görünür haldedir. Metropolis&#8217;in yöneticisi-diktatörü Fredersen&#8217;in oğlu Freder şehrin en tepelerinde kurulan &#8220;cennet bahçelerinde&#8221; eğlenirken, şehrin dibinde yaşayanlardan Maria&#8217;nın işçi çocuklarıyla birlikte cennet bahçelerine gelmesi üzerine çok şey değişir.</p>
<p>Freder, âşık olduğu Maria&#8217;nın izine düşüp şehrin dibinde işçilerin yaşadıkları ve çalıştıkları yerleri görür. Bildiği dünyadan bambaşka bir dünyadır gördüğü. Robot gibi kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getiren işçilerin hayatında alttan alta bir beklenti de görünür durumdadır. Modern devasa şehirlerin en belirgin özelliği olan gettolaştırmaya ve modern projenin insanı robotlaştıran kodlarına insan varlığının direnmesi söz konusudur bu beklentide. Maria&#8217;nın Kutal Meryem figürü olarak gelecek bir Mesih&#8217;i haber vermesi filmin içerisinde bolca görünen Eski Ahit ve Yeni Ahit referanslarından birisidir. Mesih, işçilerle yöneticiler arasında arabuluculuk yapıp sorunu çözecek olan kişidir!</p>
<p><img class="size-medium wp-image-7774 alignright" title="20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_powaqqatsi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_powaqqatsi.jpg" alt="" width="200" height="285" />Hıristiyan ayinlerine benzeyen bir ayinde, işçilere Tevrat&#8217;taki Babil Kulesi hikâyesini anlatır Maria. Kutsal kitaplarda insanın bitmek bilmez hırsının sembolü olarak Babil Kulesi&#8217;nin yapılmasında çalışan işçilerle, Babil Kulesi&#8217;nin &#8220;beyni&#8221; arasında bir süre sonra anlaşmazlık çıkar. Beynin ne istediğini ve amacını, &#8220;eller&#8221; bilmiyordur çünkü. Tek dil konuşulurken, Tanrı insanların bu kibrine ve hırsına karşılık dilleri çoğaltır ve insanların anlaşmasının önüne engeller koyar. Ancak Lang&#8217;ın, Babil Kulesi hikâyesinde öne sürdüğü nokta &#8220;beyin&#8221; ile &#8220;el&#8221;in arasındaki iletişim bozukluğu ve anlaşmayı sağlayacak bir şeye ihtiyaç duyulmasıdır daha çok. Bu da &#8220;kalp&#8221;tir. Babil Kulesi Godfrey Reggio&#8217;nun Qatsi Üçlemesinin üçüncü filmi olan Naqoyqatsi&#8217;nin giriş bölümünde Brueghel&#8217;in bir tablosuna yapılan ağır ağır çevrimde de görünür. Teknoloji, makineler ve bunların temsil ettiği modern mitoloji, insanoğlunun hırslarının ve Babil Kuleleri imal etmekten hiç vazgeçmemesinin dışavurumu olarak Naqoyqatsi, bu hırsın insanlığı getirdiği noktayı da oldukça net görmemizi sağlıyordu. Metropolis&#8217;te Babil Kulesi insanın hırsının dışavurumu olarak öne sürülmekle birlikte; Naqoyqatsi&#8217;deki gibi umutsuzluğun ve insanın yok oluşunun sembolü olarak değil, sadece toplumsal katmanlar arasındaki anlaşmazlığın bir gösterimi olarak sunulur. Anlaşma hala mümkündür Metropolis&#8217;in toplumunda! Metropolis&#8217;teki en yüksek kule (Babil Kulesi, ki tepesinde mükemmelliği ve altın-oranı simgeleyen pentagram şekli vardır) iktidarın ve bilgiye sahip olanın oturduğu yerdir. Modern öncesi dönemlerde tapınakların en yüksek binalar olduğu düşünülürse modern dönüşüm, kendisini mimarisinde de görünür kılar. Naqoyqatsi&#8217;deki Babil Kulesi, insanın en yüksek hırslarının temsil edildiği yerleri sembolize eder. İkiz Kuleler ve New York&#8217;taki devasa yüksek binalar, insanın her şey üzerindeki iktidarını temsil eden ekonomik gücü ima ederken, tek tek insanlara ne olduğunun da hüzünlü anıtları olarak öne çıkarlar. Hep daha yükseklere çıkan Babil Kulelerine sahip oldukça; yatay anlamda iletişimin ve anlaşmanın, dikey anlamda da insanın hakikatinin kaybedildiği bir projedir modern proje.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_naqoyqatsi.jpg"><img class="size-medium wp-image-4685  alignleft" title="20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_naqoyqatsi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_naqoyqatsi.jpg" alt="" width="300" height="165" /></a>Metropolis filminde, Babil Kulesi&#8217;nin yapılma süreci ile şehirdeki toplumsal çatışma arasında bariz bir paralellik kurulur ve her iki hikâye de anlaşmayı sağlayacak bir &#8220;mediator - arabulucu&#8221;nun gerekliliğinin dışavurumu olarak sunulur Lang tarafından: &#8220;Akıl - beyin ile emek-el arasındaki arabulucu ‘kalp&#8217;tir.&#8221; Bana kalırsa Lang&#8217;ın, emek ile kapitalist yönetici arasında modern sistem içinde kalarak uyum sağlanabileceği ve bunun bir arabulucu ile mümkün olabileceği iyimserliği (ki filmin sonunda bu iyimserlik iki tarafın el sıkışmasıyla görünür hale gelir) henüz modern çılgınlığın ontolojik bir sorunun patolojisi olduğunun görünememesinden kaynaklanıyor. Bu patolojinin &#8220;doğru analizi&#8221; için Batı, İkinci Dünya Savaşı sonrasını beklemek durumunda kalacaktır. Qatsi Üçlemesi bu patolojinin en derin ve ağır semptomlarını gösterir bizlere. </p>
<p>Metropolis filmi, bütün büyük sanat eserleri gibi dinsel, mitolojik ve sanatsal gönderileri kendi yapısının harcını kurmakta kullanan bir film. Eski Ahit, Yeni Ahit, çeşitli kültürlerin mitolojileri, Goethe ve Dante dâhil Batı&#8217;nın edebi geleneği Metropolis&#8217;e büyük bir zenginlik katıyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi2.jpg"><img class="size-medium wp-image-7775 alignright" title="20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi2-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" /></a>Freder&#8217;in, işçilerin bulunduğu yere ilk indiğinde gördüğü  kaza ile bir kurban töreni arasındaki ilişki filmin mitolojik gönderilerinden birisi olarak dikkat çekiyor. Makinelerin birisinde meydana gelen patlamalarda birçok işçi yaralanır. Bu olaya şahit olan Freder&#8217;in kâbusu (ya da Lang&#8217;ın kâbusu) ile olayın kendisi arasında koşutluk kurar Lang. Kâbusta Moloch&#8217;a kurban edilmek üzere usul usul Moloch&#8217;un açık ağzına doğru ilerleyen kurbanlar gösterilir. Moloch, Fenikelilerden İbranilere hemen hemen bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika mitolojilerinde görünen bir tanrı ve Eski Ahit&#8217;te de sözü edilen bir figürdür. Fenikeliler çocuklarını kurban ederlerdi Moloch&#8217;a. Modern çağın Moloch&#8217;u makineler ve bu makinelerin temsil ettiği modern iktidar olmalı Lang&#8217;ın paralel kurgu ile göstermek istediği. Her ne kadar Metropolis filminin sinematografik tartışmasını bu yazının dışında tutsam da, bu sahnede ve birçok başka sahnede sinematografik olarak montaj sinemasının sembol üreten kalıplarının kullanıldığını söylemeliyim. Ancak Metropolis filminin sinematografisini beğenmemeyi, ya da kendimize yakın bulmamayı, onun büyük bir eser olduğu gerçeğini inkâr etme yoluna payanda yapmamak gerekiyor. </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7776" title="20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi1-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" /></a>Yukarıda belirttiğimiz gibi Metropolis, mitolojik, edebî ve dinsel gönderiler ambarı gibidir adeta. Filmdeki bir başka mitolojik gönderi Freder&#8217;in ölmüş annesinin (ve Fredersen&#8217;in Rotwang&#8217;dan çaldığı anlaşılan kadın) ismi olan &#8220;Hel&#8221;dir. Robot Maria, Rotwang&#8217;ın yarattığı bir ölüm figürü olarak &#8220;Hel&#8221;dir ve filmin sonunda Ortaçağ&#8217;da olduğu gibi yakılarak yok edilir. Maria ise gelecek olan bir Mesih&#8217;in habercisi - doğurucusudur. Freder bir arabulucu, bir şifacı (mediator kelimesi Hıristiyan literatüründe şifacı demektir) olarak Maria tarafından &#8220;doğurulur&#8221; adeta. Freder, işçi ile kapitalistin, beyin ile elin arabulucusu olarak filmin sonunda romantik bir anlam kazanır. Robot-insanın mucidi Rotwang, bir Faust figürü olarak Batı medeniyetinin doğaya, insana ve tanrıya yönelik engel tanımazlığının ve cüretkârlığının bir sembolü gibidir. &#8220;Hel&#8221;, Rotwang&#8217;ın bir takıntısı olarak dikkat çekiyor. Hel&#8217;in İskandinav mitolojisinde ölüm tanrıçası olması ve Rotwang&#8217;ın, Metropolis&#8217;i ve Fredersen&#8217;i yok etmek için tasarladığı &#8220;robot-Maria&#8221;yı &#8220;Hel&#8221; olarak tanımlaması, yok etmek eylemi ile Faust figürü arasında bir bağ kurulabileceğini gösteriyor. Rotwang, bilginin sahibi olan modern bilimin uzmanları gibi, bilgi ile sorumluluk ve ahlakîlik arasında modern dönemlerde kopan ilişkiyi temsil ediyor gibidir. Ancak, laboratuarında modern ve modern öncesi çağlara ait araçların bir arada olması, laboratuar ve robot - Maria&#8217;da görünen &#8220;pentagram&#8221; sembolü dolayısıyla da, Rotwang aynı zamanda bir ortaçağ bilim adamı ve büyücüsü gibidir. Aynen Faust gibi&#8230; Pentagramın mitolojik ve okült anlamlarının detaylarına girmeyi gerekli görmüyorum; ancak Da Vinci&#8217;de altın-oranı ve idealliği simgelemesi ve bu simgenin robot-insanın üzerinde ve laboratuarda olması, ideallikle Rotwang&#8217;ın kişiliği ve robot-insan arasında bir bağ kurmamıza zemin hazırlıyor. Biçimsel, bilimsel ideal ile ahlakî, insanî ideali kazanabileceğini veya dönüştürebileceğini zanneden, ama yolda bu idealini de unutan Rönesans bilgesi gibidir Rotwang. Rönesans bilim adamı da modern çağın bilimcilerinin prototipi&#8230; Belki de bu yüzden Bilim ile bilim-dışının, teknoloji ile büyünün iç içe geçtiği bir mekândır Rotwang&#8217;ın mekânı.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7777" title="20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20090509_derin_dusunce_org_godfrey_reggio_koyaanisqatsi3-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" /></a>Zamanı  temsil eden devasa saatlerin filmin içinde kullanılış biçiminin, modern zaman anlayışı ile ilgisi dikkat çekicidir. Fredersen&#8217;in ofisindeki saatlerle işçilerin kontrol edilmesi arasında gözden kaçmayan bağlar vardır. Zaman, insanın özgürlüğünün ve varlığının, içinde var olduğu bir şey olarak değil; bir kontrol mekanizmasıdır Metropolis&#8217;te. İşçilerle yöneticiler arasındaki bağın kurulduğu ortamdır zaman, aynen modern toplumlarda olduğu gibi&#8230; Bauman&#8217;ın söylediği gibi, yasayı yapanın, yasaya itaat etmesi gerekenin hata yapmasını engellemek amacını güden bir iktidar mekanizması olarak işlev görür zaman. Bilgi ile iktidar arasındaki ilişkinin modern projedeki işlevi Fredersen karakterinde görünür hale gelir filmde.</p>
<p>Robot Maria ile bir Kutsal Meryem figürü olarak Maria arasındaki ilişki ve bu iki Maria&#8217;nın Freder, Fredersen ve Rotwang ile ilişkileri üzerine sinema literatüründe Freudyen analizlere bolca denk geliriz. Ancak burada, konunun bütünlüğünü bozma tehlikesi açısından bu analizleri tartışmayı gerekli görmüyorum. Sadece, Lang çok büyük bir Freud hayranı olduğu için, oedipus kompleksinin filmin çeşitli katmanlarını değerlendirmekte bir araç olarak kullanılabileceğini düşündüğümü söylemekle yetineyim.</p>
<p>Modern projenin sorunlarının bir arabulucuyla çözülebileceği fikri sekülerleşmiş  bir dinin ya da Protestanlaşmanın bir simgesi olarak anlaşılabilir. Weber&#8217;in teorize ettiği Protestan ahlakı  ile kapitalizm arasındaki uyuşma ve bu uyuşmada dinin arabulucu konumu, modern projenin sorunlarının ontolojisini ve epistemolojisini gözden kaçırmak demektir bence. Filmin sonunda işçi ile kapitalist arasındaki sorunların bir romantik film gibi tatlıya bağlanması filmin onca derinliği içinde zayıf bir halka olarak dikkat çekiyor. Ancak yukarıda belirttiğim gibi, bunun Lang&#8217;ın, modern projenin hala bir umut taşıdığını düşünmesinden ve onda içkin olan problemleri henüz göremiyor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.</p>
<p>Metropolis&#8217;in bir distopya ya da gelecekçi bir film olarak ortaya koyduğu problemlerin, filmdeki gibi bir tür arabulucu ile çözülebilmek yerine çok daha derinliğine bir soruna işaret ettiğini gösteren filmler olarak Godfrey Reggio&#8217;nun Qatsi Üçlemesi önem kazanıyor. Qatsi Üçlemesi&#8217;nin ilk filmi olan Koyaanisqatsi, ismini, Hopi Kızılderililerinin dilinde &#8220;dengesiz, çılgın hayat&#8221; anlamına gelen bir kelimeden alır. Modern proje, çılgınlığın, dengesizliğin uç noktası olarak Qatsi Üçlemesi&#8217;nde gözler önüne serilir. Metropolis&#8217;in Mesih&#8217;inin çözebileceği problemlerin çok daha fazlası modern projeye ontolojik olarak içkindir bu anlamda.</p>
<p>Modernliğin ilk aşamalarında teknolojiyi kullanan ve bu teknolojinin getirilerinden umutlu olan insanı Metropolis&#8217;in uzlaşması simgeliyorsa şayet; kullandığı teknolojinin nesnesi haline gelmiş insanı da Qatsi filmleri gösteriyor olmalı! Metropolis&#8217;te insanlığın, Babil Kuleleri yapmak konusunda bitmek tükenmek bilmez isteğinin geldiği nokta, Qatsi&#8217;lerde Babil Kulesi&#8217;nin gölgeleri altında kendini yitirip bir teknoloji nesnesi haline gelme haline dönüşür. Devasa binaların, büyük teknolojik icatların ve araçların her birisi, insanlığın, evrendeki tek varlık olarak kendisini tanımasının ve diğer her şeyi işgal edilmesi gereken nesneler olarak tanımlaması isteğinin dışavurumu olarak Metropolis&#8217;te yine de birincil anlam olarak dikkat çekiyorken; Qatsi&#8217;ler, insanlığın doğayı işgal ederken kendisini de bir işgal nesnesi haline getirdiğini gözler önüne seriyordu. Metropolis&#8217;te kalp, el ile beyin arasında bir arabulucu olarak tanımlanırken; Qatsi&#8217;lerde, modern projenin kendisinin, eli, beyni ve kalbi tamamen bir nesneye döndürerek insanı ortadan kaybetmesi görünür hale geliyordu.</p>
<p>Metropolis&#8217;te bir araz olarak ortaya konan ve sonunda cadılar gibi yakılarak ortadan kaldırılan robot-insan, Qatsi filmlerinde insanın kendisinin yavaşça robotlaştığı bir noktaya evrilir. Metropolis&#8217;te işçilerin robotlaşması, sınıfsal bir ayrımın gösterimiydi ve bir arabulucunun varlığı ile hallediliyordu. Ancak Metropolis, kapitaliste &#8220;isyan etmeyi&#8221; &#8220;Hel&#8221;e mal ederken, anlaşmayı ve arabulmayı &#8220;Kutsal Maria&#8221; ya mal etmektedir. Yani bu sınıfsal çatışmada dahi bir anlaşma isteği; ya da Protestan kapitalizmin galibiyeti söz konusudur aslında. Bu anlamda Metropolis, modern projenin ilk zamanlarına yönelik bir itiraz ve çözüm önerisi olarak değerlendirilebilir. Ancak Qatsi Üçlemesi&#8217;nde artık &#8220;arabulucu&#8221; ile çözülebilecek bir problem yoktur. Zira tüm insanlık; Metropolis&#8217;in işçilerinin robotlaşmasına benzer bir nesneleşme ile karşı karşıyadır. Yani çözüm, sınıf çatışmalarının bildik (seküler ya da dini) modern çözüm önerilerinden çok daha derinliğine bir sorun analizi gerektiyor. Qatsi Üçlemesi, modern ve ultra-modern dönemlerin daha kapsamlı ve derinlemesine analizi için sanatsal-sinemasal bir çıkış noktası olabilir. Metropolis&#8217;in bıraktığı ve sonlandırdığı yerin düzeltmesini yapan ve yeni bir analiz için çıkış noktası yapan filmler olarak özellikle önemlidir Qatsi Üçlemesi.</p>
<p>Metropolis&#8217;te işlerine giden işçilerin zombi-robot hallerine, Qatsi Üçlemesi&#8217;nin ikinci filmi olan Powaqqatsi&#8217;de teknoloji ve küresel kapitalizmin tüm insanlara getirdiği maliyet eklenir. Metropolis&#8217;te dönüşüm içindeki hayatın ilk sinyallerini ve görünebilir problemlerini ortaya koyan Lang&#8217;a, Powaqqatsi&#8217;de Reggio eşlik eder. Ancak bir farkla: Artık ortada bir &#8220;arabulucu-şifacı&#8221; gözükmüyordur. Zira kim &#8220;beyin&#8221;, kim &#8220;el&#8221; belli değildir artık.  İktidar ve &#8220;yasa&#8221; beynin ve elin kendilerinden çok daha üst bir kavram altında - modern silinme - yok olmuştur. Ancak bu modern-öncesi dönemlere dönüş demek değildir. Bauman&#8217;ın tabiriyle, hastalık devam etmektedir. Ancak bu hastalığa çözüm, Metropolis&#8217;in &#8220;arabulucu şifacı&#8221;sında simgelenen &#8220;Ulusal Etik Hizmeti&#8221; reçetelerinde bulunmuyor artık. &#8220;<em>Artık bu ilaç yalnızca serbest piyasada, birbirine blöf yapan, kendi ürünlerini yücelten ve birbirleriyle ölümüne mücadele eden ilaç şirketleri arasında acımasız reklam savaşının ortasında bulunabiliyor. Devletin ahlakî temelinin ortadan kalkması (Metropolis&#8217;te yasa ve en sonundaki ‘kalp&#8217;); yani devletin tekel isteğinin ortadan kalkması ve etik kurallarının büyük ölçüde özelleştirilerek piyasanın insafına terk edilmesi ile seçimin tiranlığı (Hannah Arendt&#8217;i hatırlayalım) yeniden ortaya çıkıyor. Burada artık aktör, sorumluluğu dolduran içerik için değil, uzman onayı veya gişe başarı belgelerini gösteren pek çokları arasından bir etik kod seçmek için sorumludur.</em>&#8221; (2)</p>
<p>Qatsi Üçlemesi, ultra-modern dönemlerde insanlığın geldiği noktayı bir Hopi öğüdüyle ortaya koyar: &#8220;<em>Topraktaki değerli şeyleri kazmak, felaketi davet etmektir. Arınma günü yaklaştığında tüm gökyüzü örümcek ağlarıyla dolu olacaktır. Günün birinde gökyüzünden bir kap kül atılabilir ki; o küller toprağı yakıp, okyanusları kaynatacaktır&#8230;&#8221;</em> Modern proje, Hopilerin uyarısını verdiği ve Babil Kulesi ile simgelenen bir hırsın ortaya konmasıdır aslında. Metropolis&#8217;teki &#8220;hayalî&#8221; şehrin, Qatsi Üçlemesi&#8217;nde ultra-modern şehirlerde gerçek hale dönüşmesi bir distopyanın gerçekleşmesi demektir. Bu şehirlerin,  modern toplumların örgütlenme biçimlerinin, modern projenin ve insanın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu görmeliyiz.</p>
<p>1,2- Parçalanmış Hayat Postmodern Ahlak Denemeleri -  Zygmunt Bauman</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/16/metropolisten-qatsi-uclemesine-modernlik-ve-insan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/16/metropolisten-qatsi-uclemesine-modernlik-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki hayalet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/10/turkiye%e2%80%99deki-hayalet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/10/turkiye%e2%80%99deki-hayalet/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 15:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>

		<category><![CDATA[Ölmeyen Fikirler]]></category>

		<category><![CDATA[obskurantizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6813</guid>
		<description><![CDATA[Cemil Meriç, Bu Ülke
89&#8242;a kadar kana, çamura bulamış Avrupa&#8217;yı. İspanya&#8217;da engizisyon olmuş, Rusya&#8217;da çar. Avrupa&#8217;dan kovulunca bize sığınmış.
Baş tacı etmişiz &#8220;bîve-i bakir&#8221;i. Elli yıl düşünce yasaklanmış; iman suç sayılmış. Bu izm uğruna bûtün izmlere düşman kesilmişiz. Onu her tehlikeden korumak için hapishaneler yükseltmiş, matbaalar kurmuş, mektepler açmışız.Gediklerden sızan her fikir süngü ile tepelenmiş. Kamuoyu o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_kemalizm.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6814" title="20091010_derin_dusunce_org_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_kemalizm.jpg" alt="" width="223" height="280" /></a><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=614&amp;spid=1010369" target="_blank">Cemil Meriç, Bu Ülke</a></strong></p>
<p>89&#8242;a kadar kana, çamura bulamış Avrupa&#8217;yı. İspanya&#8217;da engizisyon olmuş, Rusya&#8217;da çar. Avrupa&#8217;dan kovulunca bize sığınmış.</p>
<p>Baş tacı etmişiz &#8220;bîve-i bakir&#8221;i. Elli yıl düşünce yasaklanmış; iman suç sayılmış. Bu izm uğruna bûtün izmlere düşman kesilmişiz. Onu her tehlikeden korumak için hapishaneler yükseltmiş, matbaalar kurmuş, mektepler açmışız.Gediklerden sızan her fikir süngü ile tepelenmiş. Kamuoyu o mâbudenin şupheli rakiplerini haklamak için iktidarla elele vermiş. Kanun hiç bir itizâle (e.n. = çekilmeye, uzaklaşmaya) göz açtırmamış.</p>
<p>Kâh batıcılık olmuş, kâh batı düşmanlığı. Her izm onun himayesinde sahneye çıkmış. Bu yedi ceddi yabancı âlüftenin dilimizde adı yok.  Batı obskürantizm (e.n. = karanlıkçılık/yobazlık) demiş.  Obskürantizm kocayıp dermansızlaşınca, surların ardında bekleyen tefekkür, bulanık sel gibi boşanmış ülkeye. beyni iğdiş edilen nesiller büyük bir susuzlukla bu kirli sulara eğilmiş. ve düşünce, mahiyeti meçhul bir içki gibi çıldırtmış herkesi. kırkbeş milyon kırkbeş milyona düşman kesilmiş.</p>
<p>Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe, herhangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık.&#8217;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/10/turkiye%e2%80%99deki-hayalet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/10/turkiye%e2%80%99deki-hayalet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan=Türk demek değildir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/16/insanturk-demek-degildir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/16/insanturk-demek-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 15:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[turkluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6479</guid>
		<description><![CDATA[Ufuk Coşkun
SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU
İnsana ait tüm değerlerin yıkıldığı bir dünyada yaşamaktayız. Artık kimse insan nedir sorusunu sormuyor. Onun mahiyeti, içi, duyguları, düşüncesi, bakış açısı, hayalleri artık önemli değil. Modern çağın tüketim bataklığında eskiden kalma bir söylence neredeyse&#8230; İnsan artık monotonlaştırılan, şuursuzlaştırılan, kendi olmaktan çıkarılan sadece alışveriş yapan bir tüketim nesnesi haline dönüştürülmüş durumda. Ölümüne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6480" title="20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg" alt="" width="181" height="157" /></a>Ufuk Coşkun</em></strong></p>
<p><a href="http://www.sivildusunce.com/"><span style="color: #0066cc;"><strong>SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU</strong></span></a></p>
<p>İnsana ait tüm değerlerin yıkıldığı bir dünyada yaşamaktayız. Artık kimse insan nedir sorusunu sormuyor. Onun mahiyeti, içi, duyguları, düşüncesi, bakış açısı, hayalleri artık önemli değil. Modern çağın tüketim bataklığında eskiden kalma bir söylence neredeyse&#8230; İnsan artık monotonlaştırılan, şuursuzlaştırılan, kendi olmaktan çıkarılan sadece alışveriş yapan bir tüketim nesnesi haline dönüştürülmüş durumda. Ölümüne kadar nasıl ve ne şekilde yaşayacağı da <span id="more-6479"></span>neredeyse matematiksel olarak kurgulanmış&#8230; Bu dünyada büyük devletler, şirketler ve güçlü insanlar her şeyin insanların mutlu olması için kurgulandığını ifade ederler. Oysa gerçek böyle değil. Açıkçası insan hiç bu kadar ihmal edilmemişti. Bu denli nesneleştirilmemişti. O yüzdendir ki bugün insanlık ciddi bir bilinç bulanıklığı yaşamaktadır. İnsanların kendilerini sorgulamalarına bile müsaade edilmemektedir. </p>
<p><strong>Önce &#8220;insanı&#8221; konuşmamız gerekiyor </strong></p>
<p>Bugün her şeyden evvel insanı  konuşmamız gerekmektedir. Özellikle ülkemizde önemli addettiğimiz tüm meselelerin en başına insanı yerleştirmeliyiz. Onun değerlerini, iç dünyasını, kontrol mekanizmalarını, rasyonel ve irrasyonel taraflarını, alışkanlıklarını, huylarını, hayallerini, cismani arzularını, sabrını, gönlünü, vicdanını, aşkını, şevkini, enerjisini vs. yani insana ait ne varsa önce bunları konuşmalıyız. İnsanı yeni baştan tanımlamalıyız. Onu kâinatın merkezine yerleştirmeli ve değerini, itibarını yüceltmeliyiz. Türkiye&#8217;de bugüne kadar yaşanan tüm sosyal, siyasal hatta ekonomik krizlerin ardında insanın sürekli gözden düşürülmesi ve onun mahiyetinin idrak edilmemesi yatmaktadır. İnsan Türkiye&#8217;de anlaşıldığı gibi bir varlık değildir. Yani insan= Türk demek değildir. İnsan denildiğinde akla Türk&#8217;ten başka bir şey gelmediğinden dolayı olsa gerek bugüne kadar burada yaşayan insanların varlığı hep göz ardı edildi. </p>
<p>İnsanı hesaba katmaksızın felsefesi çizilen her türlü düşünce sisteminin iflas edeceği bir gerçektir. Öylede olmuştur. Bugün atladığımız en önemli sorundur bu. Onun için bugün Türkiye&#8217; de örneğin yargı reformundan, sivil anayasadan, Kürt açılımından, Alevi ve başörtüsü meselesinden önce insanın konuşulması ve anlaşılması gerekmektedir. İnsanı tanıdıkça onu evrenle bütünleştirdikçe, yüreğine doğru indikçe bir Kürt&#8217;ün Alevi&#8217;nin ve Müslüman&#8217;ın taleplerini daha iyi kavrayacağımız ve anlayışla karşılayacağımız aşikârdır. Felsefeleri incelemeden, sanat hakkında hüküm vermeden, edebiyat hususunda görüş belirtmeden, hayatı hatta din ve felsefeyi tanımadan önce &#8220;insanı&#8221; tanımak gerek. Eğer insanı tanıyacak olursak onun için en iyi dini de seçebiliriz&#8221; der Dr. Ali Şeriati&#8230; </p>
<p><strong>&#8220;İnsani standartları&#8221; devreye sokmalıyız;</strong> </p>
<p>Ülkemizde &#8220;insani standartların&#8221; yerine &#8220;Türkiye standartları&#8221; gibi bir anlayışın yer etmiş olması insanların özgürleşmelerini yani insanlaşmalarını sürekli engellemiştir. Farklı kesimlerin her türlü insani talepleri maalesef bu &#8220;Türkiye standartları&#8221; engeline çarpmıştır. Türkiye standartları diye bir kavram bahane edilerek burada yaşayan farklı kesimlerin hak talepleri sürekli geri çevrilmiştir. Gerçekte geri çevrilen insan ve değerleriydi. Yani ihmal edilen insanlıktı. </p>
<p>İnsanın gözden kaçtığı, giderek yok sayılmaya başlandığı ortamlarda ve dönemlerde mutlaka insanlığımızı öne çıkartmak mecburiyetindeyiz. Küçük, kullanılıp atılan ve her gün değişen bilgi ve düşüncelerle dolduruluyoruz. Bu yüzdendir ki gittikçe kalıcı düşünceden ve derinlikten uzaklaşıyoruz. Artık insanın, &#8220;insan&#8221; olabilmesinin yolunun özgürleşmekten geçtiğini ancak bu sayede insanlaşacabileceğini idrak etmemiz gerekmektedir. Yıllardır darbelerle, darbe zihniyetinin ürettiği düşünce kalıplarıyla bu topraklarda yaşayan insanların özgürleşmelerine mani olundu. Oyuncak muamelesi yapıldı insanlara&#8230; Oysa insanın anlaşıldığı bir ülkede herkes özgür, fikir ve düşüncelerini serbestçe ifade edebilir. İnsanın tanındığı, değer verildiği bir ülkede ne başörtüsü, ne Kürtçe dil yasağı nede Cem evleri sorunu yaşanır. Ancak bizim ülkemizde yaşanıyor. Başörtüsü hala yasak, Kürtçe hala sorun, Alevi&#8217;lerin, yığınlarca problemi hala güncelliğini korumakta. Hz. Muhammed(a.s.) &#8220;Arap olmayanın Arap&#8217;a, Arap&#8217;ında Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur&#8221; derken kendisinden binlerce yıl sonra vuku bulacak şovenizm, farklı inanç, kültür, mezhep, ırk ve dil karşıtı birtakım zihniyetlerin varlığını dikkat çekiyordu. Dünyaya varlığımızı gerçekleştirmek, insanlaşmak yani özgürleşmek üzere gönderildiğimizi ifade etmekteydi peygamber. Onun için her şeyden evvel insanı ve değerlerini sahip çıkmak sünnetlerin en büyüğüdür. Seri, tek tip üretim tarzına yapılan her itirazın kesinlikle insani ve ahlaki olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.  </p>
<p>İnsan şüphesiz evrensel tablonun en önemli rengidir. İnsanın gözden düşürüldüğü, gündeme alınmadığı ve nesneleştirildiği bir ortamda onun derinliğine inmeden, duygularını, hayallerini, umutlarını, değerini ve kutsanmışlığını takdir etmeden gelecek adına hiçbir projenin hayata geçirilemeyeceğinin bilinmesi gerekir. Bu bakımdan sürekli yitirilen insanı ve onun en temel vasıflarını, sevgiyi, içtenliği, hoşgörüyü, aşkı kısacası evrensel tablonun en önemli rengini ortaya çıkarmak için gayret sarf etmeliyiz. İnsanı nerede olursa olsun, ona ait olan her şeyi dedikodu malzemesi haline getirmeden, yeniden tanımaya, anlamlandırmaya, içine/yüreğine inmeye, evrenin tüm renklerini onunla bütünleştirmeye ihtiyacımız var. Bu kadar kavganın, gürültünün ve koşuşturmanın içinde daha fazla geç kalmadan bunu başarmak durumundayız.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/16/insanturk-demek-degildir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/16/insanturk-demek-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

