<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; polis</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/polis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Gerçek acılardan, temelsiz iddialara; Kürt Hareketi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/02/gercek-acilardan-temelsiz-iddialara-kurt-hareketi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/02/gercek-acilardan-temelsiz-iddialara-kurt-hareketi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 13:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18560</guid>
		<description><![CDATA[ 
Vaktiyle ne Kürt&#8217;ü bilirdik, ne Kürtçeyi&#8230; İşkence gören Kürtleri, köyleri yakılan Kürtleri, &#8220;Türkçe bilmeyen cennete gidemeyecek&#8221; diyen, Diyanet&#8217;in görevlendirdiği imamları, hapishanede, görüş gününde, evladıyla Kürtçe konuşması yasaklanmış anaları bilmezdik. Bir tek kötü teröristler(?) vardı, Anadolu&#8217;dan Görünüm&#8217;&#8230; Yine aynı programda konuşturulan, PKK&#8217;nın yaptığı bin türlü kötülüğü anlatan, yüzü gösterilmeyen itirafçı PKK&#8217;lılar. Başka bir şey yoktu.
O dönemler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/baris-gununde-kadikoy-de-savas-cikti.jpeg"><img class="size-full wp-image-18561 aligncenter" title="baris-gununde-kadikoy-de-savas-cikti" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/baris-gununde-kadikoy-de-savas-cikti.jpeg" alt="" width="460" height="295" /></a></p>
<p>Vaktiyle ne Kürt&#8217;ü bilirdik, ne Kürtçeyi&#8230; İşkence gören Kürtleri, köyleri yakılan Kürtleri, &#8220;Türkçe bilmeyen cennete gidemeyecek&#8221; diyen, Diyanet&#8217;in görevlendirdiği imamları, hapishanede, görüş gününde, evladıyla Kürtçe konuşması yasaklanmış anaları bilmezdik. Bir tek kötü teröristler(?) vardı, Anadolu&#8217;dan Görünüm&#8217;&#8230; Yine aynı programda konuşturulan, PKK&#8217;nın yaptığı bin türlü kötülüğü anlatan, yüzü gösterilmeyen itirafçı PKK&#8217;lılar. Başka bir şey yoktu.</p>
<p>O dönemler halkın bir şeyden haberi olmuyordu ama haberi olanlar yani bölgeye asker olarak giden insanlar, belki bir doktor, belki bir öğretmen, TSK&#8217;nın sivil Kürt Halkına yaptıklarını <span id="more-18560"></span>gördüler ama kuruyası ırkçılıkları nedeniyle ya yutkundular, anlatmadılar ya da o insanların bunu hak ettiğini düşündüler; vicdansızca&#8230;</p>
<p>Bugün Kürt Meselesine dair her türlü sorun çözül diyemeyiz ancak en azından &#8220;operasyonlar hariç&#8221; geçmişte yaşananlar artık yaşanmıyor ve konuşabiliyoruz, tabi eğer hala konuşmak isteyenler varsa?</p>
<p>  Nihal Bengisu Karaca, 1 Eylül Dünya Barış Gününde Kadıköy&#8217;de yapılan Barış Eyleminin, nasıl savaş alanına döndüğünü, orada bulunan ve yaşananların şahidi olan birinin anlattıklarıyla, <a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/665384-1-eylul-kadikoy-mitingi-e-hani-barisacaktik">şahitli bir şekilde yazmış</a>. Yazıyı beğenerek, bir sosyal ağda paylaşmamdan sonra (ve önce) olayların öyle olmadığını iddia eden yorumlar okuyunca ve o yorumlar <strong><em>&#8220;Orada <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg" target="_blank">yaşananların müsebbibi Ak Parti&#8217;dir</a>, polis eylem alanında provokasyon yaptı&#8221;</em></strong> içerikli olunca, konuyu yazma ve açıklığa kavuşturma niyetiyle sordum; &#8220;Polis nasıl bir provokasyon yaptı, Ak Parti orada ne yaptı?</p>
<p>  Cevapları tatmin edici bulmadım ve hatta Kürt hareketinin reel acılardan, temelsiz iddialara, saldırmaya neden aramaya gittiğini gördüm, bunlar Kürt Hareketine zarar vereceği için üzüldüm. Ancak olabilir, belki bilmeden taraf oluyorumdur diye, bana gelen tüm cevapları dokunmadan paylaşıyorum:</p>
<p>  - Eylem alanına 3 polis koymuşlar, kalabalıktık, 3 polis azdı.</p>
<p>  - Polis bizi tek tek aradı.</p>
<p>  - Eylem alanına, üstü kir pas içinde, elinde Türk Bayrağı olan 2 kişi geldi.</p>
<p>Tüm bu cevaplar üzerine düşündüm; 3 polis aramalar için elbette az, peki bu yüzlerini kapatıp, aranmamakta ısrar edip, arbede çıkartanları haklı mı çıkarır? Polis, Türkiye&#8217;nin şu gündeminde, her hangi bir &#8220;bombalama&#8221; olayı olmasın diye, güvenlik için aramak zorunda değil mi? Eylem alanında, konu barışsa, ideolojinin bayrağının olduğu yerde, barış isteyen Türkleri temsilen, Türk bayrağının bulunması, provokasyon mudur? Hadi diyelim, provokasyondur, galeyana gelmeye neden bu kadar ısrarlısınız? Buyurun cevabı kendiniz verin!</p>
<p><strong>  Linç ve İhmal&#8230;</strong></p>
<p>Dünya Barış Gününde Bursa&#8217;da yaşanan olaylarda 2000 kişinin, 200 kişiye saldırdığını, polisin müdahale etmediğini iddia eden bir arkadaşım <a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=2174337351437&amp;oid=201494729879702&amp;comments">şu videoyu paylaşmış</a>. İzledim ve 2000 kişinin 200 kişiye saldırdığını göremedim. Her zaman olduğu gibi hayatta üç kuruşluk bir hayrı olmamış, mahallesinde maçoluk yapan, ırkçı ve saldırgan işe yaramaz birkaç Ogün Samast artığı tip maalesef beyaz başörtülü, yaşlı bir kadına vuruyor&#8230; Dahası an ile oradaki vatandaşlardan bir kısmı olayları bastırmaya da çalışıyor, polis olaya müdahale ediyor.</p>
<p>  Elbet bir video ile oradaki tüm olaya yorum yapacak değilim zaten:</p>
<p><em>&#8220;Bursa&#8217;da yaşanan olayların ardından BDP İl Eş Başkanı Ayla Yıldırım, parti binasında basın açıklaması düzenledi. Ayla Yıldırım, Bursa Heykel&#8217;de barışa yönelik dileklerini dile getiremediklerini belirterek, yaşanan olayları pervasız bir saldırı olarak niteledi. Saldırıların önceden örgütlenmiş, desteklenmiş olduğunu öne süren Yıldırım, Bursa Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne defalarca saldırı olabileceği konusunda uyarıda bulunduklarını kaydetti. Irkçı, saldırgan, zihniyet devam ettiği sürece barışın sağlanamayacağını söyleyen Yıldırım, Pazartesi gününden itibaren Vali, Emniyet Müdürü hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını sözlerine ekledi.&#8221;</em> (TimeTürk)</p>
<p>  Elbette böyle bir ihmal ve linç varsa suç duyurusunda bulunulsun, ihmalin ve linçin müsebbipleri yargılansın.</p>
<p><strong>Niyet hayır, akıbet hayır&#8230;</strong></p>
<p>1 Eylül Barış Gününde yaşananlardan yana oldukça üzgün, bu olayların &#8220;barış gününde&#8221; hala saldırmaya ne kadar meraklı olanları ortaya çıkarması açısından endişeliyim. Şiddet ve saldırının &#8220;polisi, Kürt&#8217;ü, eylemcisi&#8221; yok; dahası şiddetin savunulacak bir tarafı da yok. Kürt Hareketinin, reel acılardan, saldırmaya neden arayan, temelsiz iddialara doğru gittiği şu zamanlar da, yine de &#8220;şiddeti önlemede&#8221; iş polis, devlet ve hükümete düşüyor zira bireysel yahut kitlesel şiddeti bir büyük sorunu çözmek konusunda &#8220;bahane&#8221; göremezsiniz. Niyet hayır olsun ki, akıbet hayır olsun.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/02/gercek-acilardan-temelsiz-iddialara-kurt-hareketi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/02/gercek-acilardan-temelsiz-iddialara-kurt-hareketi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yuhalanan Vekil ve Tartaklanan Vekil</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/unutulan-vekil-ve-tartaklanan-vekil/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/unutulan-vekil-ve-tartaklanan-vekil/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17814</guid>
		<description><![CDATA[
Yazar Feysbukta ve Tıvitırda 
Milletvekillerinin halkın temsilcileri olduğu ve bu anlamda bir nevi &#8220;dokunulmaz&#8220;(yasal dokunulmazlığı kastetmiyorum) olduklarını iddia ederek bu yazıya başlasam emin olun bana gülerdiniz. Yok, gülmezseniz, emin olun ben size gülerim&#8230; 
Leyla Zana, 1991 Genel Seçimlerinde DEP&#8217;ten milletvekili olduğunda, Meclis&#8217;te yemin ederken Kürtçe &#8220;Yaşasın halkların kardeşliği&#8221; dediğinde kriz çıkmış, Zana yuhalanmıştı.
  Merve Kavakçı ise, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/merve-kavakci-meclis.jpg"><img class="size-full wp-image-17816 aligncenter" title="merve-kavakci-meclis" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/merve-kavakci-meclis.jpg" alt="" width="481" height="381" /></a></p>
<p>Yazar <a href="http://tr-tr.facebook.com/cemile.bayraktar" target="_blank">Feysbukta </a>ve <a href="http://twitter.com/#!/jamilabayraktar/">Tıvitırda </a></p>
<p>Milletvekillerinin halkın temsilcileri olduğu ve bu anlamda bir nevi &#8220;<strong>dokunulmaz</strong>&#8220;(yasal dokunulmazlığı kastetmiyorum) olduklarını iddia ederek bu yazıya başlasam emin olun bana gülerdiniz. Yok, gülmezseniz, emin olun ben size gülerim&#8230; </p>
<p>Leyla Zana, 1991 Genel Seçimlerinde DEP&#8217;ten milletvekili olduğunda, Meclis&#8217;te yemin ederken Kürtçe &#8220;Yaşasın halkların kardeşliği&#8221; dediğinde kriz çıkmış, Zana <strong>yuhalanmıştı.</strong></p>
<p>  Merve Kavakçı ise, 1999 Genel Seçimlerinde Fazilet Partisinden milletvekili olmuş ancak başörtülü olduğu gerekçesiyle TBMM&#8217;de yemin etmesine izin verilmemiş, yuhalanmış, milletvekilliği düşürülmüş, akabinde ise &#8220;<strong>unutulmuş</strong>&#8221; bir vekildir.</p>
<p>  <strong>Bu örneklerin ispatladığı üzere, halkın iradesi önce kişilerce yuhalanmış, sonra kurumlarca yok sayılmıştır.</strong></p>
<p>  Hatip Dicle&#8217;nin vekilliğinin düşürülmesi <span id="more-17814"></span>ve bir haksızlık, hak yeme örneği olarak Oya Eronat&#8217;ın, Dicle yerine vekil olmasından sonra Bağımsız Vekiller ve destekçileri, bu durumu protesto etmek -çok çok haklı olarak- için Şişli Camii önünde toplandı ve Taksim&#8217;e yürümek istedi. Ancak polis guruba izin vermedi. Polisin pek mahir olduğu biber gazı ve tazyikli su devreye girdi&#8230;</p>
<p>  Bundan sonrası savaş alanı&#8230; Sivil ve hiçbir suçu olmadığı halde ev ve iş yerleri taşlanan sivillerden, yaşını başını almış cami cemaatindeki dedelere kadar herkes taş, sopa, tazyikli su ve biber gazından nasibini aldı. Sebahat Tuncel&#8217;in ise tartaklandığı iddia edildi. (BDP&#8217;nin sivil itaatsizlik eylemlerinden birinde de bir vekil bu şekilde yerde yuvarlanmıştı.)</p>
<p>  <strong>Türkiye&#8217;de resmi ideolojinin hedef kitlesi, asimile olmamış Kürtler ve Müslüman dindarlardır. Bu nedenle resmi ideolojinin kurumları, partileri ve dahi kişileri, &#8220;resmi ideolojinin bekası&#8221; söz konusu olduğunda, milli iradeyi, bir başka deyişle halkın iradesini önemsemez. Merve Kavakçı ve Leyla Zana örneğinde olduğu gibi yuhalar ve unutturur. BDP&#8217;nin Bağımsız Vekilleri örneğinde olduğu gibi vekilliğini düşürür yahut polis müdahalesi sonucu yerlerde sürükler-iddia-&#8230;</strong></p>
<p>  Tüm bu tatsız gelişmelerden sonra akıl, vicdan, izan sahibi her insan &#8220;<strong>polis eliyle ve eylemciler eliyle gelen şiddeti</strong>&#8221; olması gerektiği gibi kınadı. Ancak, bir gurup polis şiddetini lanetlerken, Şişli&#8217;de sivil insanlara, zarar veren eylemcilerin bu tutumunu anmadı. Aynı şekilde bir başka gurup ise sadece zarar gören halkın mağduriyetini dillendirdi ve YSK&#8217;nın haksız kararını, polisin tazyikli su ve biber gazı icraatlarını tenkit gereği bile duymadı&#8230;</p>
<p>  <strong>Kurumlar ve tuzu kurular, oldukları yerden ahkâm kesedursun, Tunceli&#8217;de iki polis ve Van&#8217;da 1 asker öldürüldü&#8230; Tüm bunların nedeni neydi? Hatip Dicle&#8217;nin vekilliğinin düşürülmüş olması. Peki, Oya Eronat&#8217;ın Dicle yerine vekil olması, &#8220;hırsızlık, haksızlık&#8221; da üç insanın öldürülmesi hak mı? Hangi hak arayışı, Dicle&#8217;nin vekilliğinin karşısına 3 insanın cesedini koyabilir? Bu durumda BDP&#8217;nin, BDP&#8217;yi yok etmek isteyen kanlı ellerden ne farkı kalır? Hiçbir farkı kalmaz! Kürt halkı bu ülkede, acının ve ölümün ne olduğunu çok iyi bilir. Durum bu iken, BDP, acıya acı ekleyerek nereye kadar yürüyecek? Acıya, acı ekleyerek hangi hakkı, hangi yüzle arayacak?</strong></p>
<p>  Bilenler bilir, bugüne kadar hemen hiçbir yazımda BDP&#8217;yi bu denli sert eleştirmedim. Haklı öfkelerini, doğru bulmasam dahi anlamak gerektiğini savundum. Sivil itaatsizlik eylemlerini destekledim. Hatip Dicle&#8217;nin vekilliği düşürüldüğü an, tek eylemim olan kalemime sarılıp, bu hak gaspını eleştirdim. Ve hatta düne kadar BDP&#8217;nin Meclis&#8217;i boykot kararına da destek verdim ama&#8230;</p>
<p>  Bugün görüyorum ki, BDP&#8217;nin birçok samimi ağızdan &#8220;şiddete dur&#8221; demesi gerektiği konusunda telkine ihtiyacı var. BDP&#8217;nin kendi seçmenine yeni cesetler değil, haklar kazandırması gerektiği konusunda uyarılmaya ihtiyacı var.</p>
<p>  <strong>Bir başörtülü Müslüman olarak, benim vekilim Merve Kavakçı Meclis&#8217;ten yuhalanarak çıkarıldı. İzledikçe hala ağlarım&#8230; 12 Haziran seçimlerinde, önceki 2 dönem oy verdiğim parti olan Ak Parti&#8217;ye &#8220;Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok&#8221; dediğim an &#8220;pazarlıkçı&#8221; ilan edildim. Aklıma geldiğinde hala&#8230; Başörtülü kadınlar olarak Meclis&#8217;te hiçbir zaman temsiliyet hakkı bulamadık ve teslimiyet dayatıldıkça, altında ezildik. Bugün hala bizi temsil edecek bir vekilimiz yok. Yok sayıldık ve ertelendik. Hala&#8230;</strong></p>
<p>  <strong>Tüm bunları niye yazdım? &#8220;Bakın, biz de ezildik, elimize silah, taş almadık&#8221; gibi bir misal göstermek yahut akıl vermek gibi bir niyetim yok&#8230; Nasrettin Hoca, damdan düşünce doktor çağıralım demişler, hoca ise &#8220;yok bana damdan düşen birini bulun, yeter&#8221; demiş. Diyeceğim o ki, onca kayıp vermemiş olsak dahi biz de o yollardan geçtik, Meclis&#8217;ten atılmışın halini iyi biliriz. Ancak buna tepki vermenin yolu şiddet olmamalı. Ve görüyorum ki, BDP boykot kararına devam ettikçe ve sokakta kaldıkça şiddet ve eylem artacak ve bu bir yarar yahut çözüm sağlamayacak. Bu nedenle, hak aramanın yolunun şiddet olmadığı BDP tarafından vurgulanarak, haklarını aramak üzere, Dicle&#8217;nin vekilliğinin iadesi için anayasal değişiklik yapmak üzere ve hatta hepimizi mağdur eden 12 Eylül Darbe Anayasasından kurtulmak üzere, anayasa çalışmalarında katılımcı ve müdahil olmak üzere BDP&#8217;nin Bağımsız Vekilleri, gerekli olduğu üzere boykot kararından vazgeçerek, boykot kararlarında haklı olsalar dahi bu karardan vazgeçerek Meclis&#8217;e gitmelidir.</strong></p>
<p>  Yuhalanan vekillerden Merve Kavakçı, Meclis&#8217;ten ve hatta yetmeyerek vatandaşlıktan çıkarıldı. Ne Kavakçı ne de bir başörtülü bir daha Meclis&#8217;e giremedi. Peki, ya yerde sürüklenen vekil-iddia-? Peki, ya yuhalanan Zana? Onlara Meclis kapısı açılmışken ve seçilmeye talip olduktan sonra bu hakları verildikten sonra neden Meclis&#8217;e gitmiyorlar? YSK&#8217;nın niyeti, &#8220;<strong>baştan aday olmalarına izin verip, aday olduktan sonra vekilliklerini iptal</strong>&#8221; eylemiyle &#8220;<strong>kaos ortamı yaratmakken</strong>&#8221; BDP&#8217;li bağımsız vekiller &#8220;bile bile&#8221; bu oyuna neden gelir? O vekil bir daha yerde sürüklenmemek-iddia- için, Meclis&#8217;te iş görebilmek için aday olmadı mı? Zana, Kürtçe yemin edebilmek için, aday olmadı mı? Yoksa?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/29/unutulan-vekil-ve-tartaklanan-vekil/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/unutulan-vekil-ve-tartaklanan-vekil/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hizbullah kimin eseri?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 12:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[hizbullah]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14657</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.
Türkiyenin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına &#8220;bilgi kirliliği&#8221; denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14659" title="psikolojik_harp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp.jpg" alt="" width="256" height="317" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.</p>
<p>Türkiyenin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına &#8220;bilgi kirliliği&#8221; denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer çok önemli. Yaklaşık on gündür Hizbullah hakkında yazmak istiyorum. Dikkatli okurlara mahçup olmamak adına araştırmak, öğrenmek gibi zorunluluklarım olduğu bilinciyle kitaplar, internet ortamı, Görgü tanıkları arasında gidip gelmeme rağmen hala tatmin olmuş değilim.</p>
<p>Silvanlı bir BDP sempatizanı dostumun anlattıklarına göre PKK ile mücadelede Devletin kullanıp bir kenarı attığı bir oyuncakken, Hizbullah&#8217;ın kendi sitesindeki ifadesinde PKK&#8217;nın üzerine gelmesi sonucu meşru müdafa hakkını kullanan bir örgüt kimliği çıkıyor karşıma. İşin derinine indiğiniz zamansa yine karşınıza olmadığı iddia edilen Jitem çıkmakta. 92 yılının Mit Müsteşarı Teoman Koman&#8217;a göre, Kendini PKK&#8217;dan korumak isteyen inançlı bölge halkı. Faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli komisyonun başkanı Mehmet Elkatmış&#8217;a göreyse bizzat devlet tarafından yetiştirilip, kollanan ve ucu askere ve emniyete dayandığı için araştırılması ve sonuç alınması çok güç <span id="more-14657"></span>bir örgüt.</p>
<p>Kaleydeskop örneğini yazının başında vermemin sebebi de buydu işte. Ortada bir tek örgüt olmasına rağmen herkesin Hizbullahı kendine&#8230;</p>
<p>Zamanında bölgede bulunmam hasebiyle dikkatimi çeken bir konu vardı; Şırnak ve Hakkari kırsalında silahların hüküm sürmesine rağmen Silvan-Batman hattının parmak ısırtan sukuneti. Ortamı bilenler bana hak verecektir şüphesiz, Şırnak- Hakkari hattında bırakın ilçe merkezlerini hemen her köyün başında en az Tabur seviyesinde birlik bulunurken Batman&#8217;ın göz kamaştırıcı sessizliği bu yöreyi <em>&#8220;olağan şüpheliler&#8221;</em> listesinde ilk sıraya yükseltiyordu. Devlet katındaki hakim görüşün &#8220;düşmanımın düşmanı dostumdur&#8221; olduğu aşikar. Baksanıza Mehmet Eymür, Işık Evleri, Fethullah Gülen, Yeşil başta olmak üzere her konuda sözü olan Hanefi Avcı bile Kendisine Hizbullah sorulduğunda sadece tek cümle kurabiliyor: <em>&#8220;gardaş, o dönemde devlet PKK muhalifi her harekete yakın oldu&#8221;.</em></p>
<p>         Hizbullahı olağan şüpheli yapan en önemli etkense, Hüseyin Velioğlu&#8217;nun öldürülmesiyle ortaya çıkan mezar evler, domuz bağı gibi ritüeller olmuştu. Dağda gezen militanın ayakkabı numarasını bilen bir Devletin yirmi yıllık bir örgüt hakkında bu derece cahil olması sizce de garip değil mi? Beykozdaki çatışmaya kadar PKK&#8217;ya karşı yüzlerce eyleme karışmış olan bir örgütün hiçbir soruşturmaya tabi tutulmaması bile şüphe çekmeye yeter de artar bile. Gariptir, 1982 yılında kurulan örgüt hakkında üç sene sonra başında Hanefi Avcı&#8217;nın olduğu Siyasi Şube&#8217;ye <em>‘kimdir, ne yapar, ne yer, ne içer&#8217;</em> diye soruluyor ve alınan cevap ilginç. 23 Ocak 1985 tarihinde verilen cevap şu şekilde: <em>&#8220;Hizbullah örgütünün legal ve illegal herhangi bir faaliyeti tespit edilememiştir&#8221;.</em></p>
<p>         Türkiye 2000 yılında Hizbullah ve mezar evleriyle tanıştığında çok şaşırmıştı. Oysa ki Hizbullah o sıralarda 18. Yaşını doldurmuş koskoca bir örgüttü. Fakat hiçbir örgüte nasip olmayacak bir artısı vardı; çok iyi korunuyordu. 1992 yılına gelindiğinde yılda bir iki faili meçhul cinayetin işlendiği şehirlerde rakamlar katlanmaya başlamıştı. Sadece Diyarbakır&#8217;da o yıl işlenen faili meçhul cinayet sayısı 132 dir.</p>
<p>         Gelişmeler dizginlenemez duruma gelince Jandarma Genel Komutanlığı Diyarbakır Emniyetine bir yazı göndererek  tekrar bilgi  ister. Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er&#8217;de cevabi yazısında, &#8220;örgütün çok hareketli olduğu&#8221; konusunda dem vurduktan sonra vere vere on kişinin adını verir. Oysa aynı tarihlerde, tam olarak 8 Nisan 1992&#8242;de Silvan&#8217;da iki PKK&#8217;lı ve bir Hizbullahçı aynı gün öldürülünce sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Daha da garibi, Diyarbakır&#8217;ın, Şırnak&#8217;ın, Silvan&#8217;ın, Batman&#8217;ın girilemeyen mahalleleri, kurtarılmış bölgeleri mevcuttur ve bu durum kimseyi rahatsız etmemektedir. Hanefi Avcı&#8217;nın İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptığı 84-92 yılları arasında bölgede yaşanan olağanüstülük bununla da sınırlı değildi. Bu dönem zarfında Hizbullah&#8217;a yönelik hiçbir operasyon yapılmamıştır. <em>&#8220;Görmezden gelmek&#8221;</em> deyiminin tam olarak anlamını bulduğu o yıllarda Örgüt içinde yaşanan kanlı bölünme dahi herkesi diken üstünde olmaya zorlarken, Diyarbakır Emniyetinin ilgisini çekmemiştir. Çünkü kendilerinin de belirttiği gibi, tüm bu olanlardan on kişi sorumluydu(!)</p>
<p>         Örgütün yaptığı eylemlerin ayyuka çıktığı o yıllarda Hüseyin Velioğlu&#8217;da oturmak için Polis Lojmanlarının yanındaki daireyi tutmuştu! Aynı teşkilat tarafından Beykoz&#8217;da öldürülmesine daha sekiz sene vardı.</p>
<p>         Hanefi Avcı İstanbul&#8217;a tayin olunca beklenmeyen bir gelişme olur. Devamlı halefi olan Adem Demir, mutad üzre o koltuğa oturur ve 10 Ağustos 92&#8242;de bir Hizbullahçıyı yakalar. Yer gösterme esnasında tamamen tesadüfi bir şekilde Örgütün arşivi ele geçer. Arşivde yönetim şemasının yanında önemli bir bilgi daha vardır: 138 kişilik PKK&#8217;lı infaz listesi ve bu kişilere ait biyografik bilgiler. Adem Demir tereddüt bile etmeden arşivi yok etmesi için TEM&#8217;de görevli Selim Sakallı&#8217;ya emir verir. Selim Sakallı denileni yapar ancak infaz Listesinin olduğu disketi de kopyalamayı da ihmal etmez. Söz konusu disket 97 yılında Adem Demir&#8217;in bölgeden ayrılmasıyla ortaya çıkar çıkmasına ama 138 kişi için artık çok geçtir.</p>
<p>         Sonraki yıllar adının içindeki &#8220;Allah&#8221; lafzına rağmen Devletin hiçbir sıkıntı duymadan Hizbullah&#8217;la kol kola gezdiği yıllardır. Bin yıl sürmesi beklenen 28 Şubat&#8217;ın taze bahar dalları gibi olduğu günlerdirve sıradan bir tiyatro gösterisi için Sincan&#8217;da tank yürüten Ordu, Çevik Bir&#8217;e, Şener Eruygur&#8217;a rağmen garip bir şekilde Hizbullah&#8217;tan rahatsız olmamaktadır. İlişkiler ağı o derece grift bir hal almıştır ki Şırnak&#8217;ta 7 Ocak 2001 de yapılan bir hizbullah operasyonunda 4 Biksi, 43 kaleşnikof, 13 RPG, 4 Lav, 3 tabanca ele geçirilmiş ve yapılan incelemeler sonucunda bu silahların Jandarma envanterine kayıtlı olduğu tespit edilerek teslim edilmiş.</p>
<p>         Jandarma&#8217;da &#8220;pardon&#8221; deyip silahlarını alır. Çünkü PKK eylemsizlik sürecine girmiş, Hizbullah&#8217;a ihtiyaç kalmadığı gibi Gaffar Okkan suikastının ihalesi de üzerinde kalmış, en nihayetinde de Beykoz&#8217;da fişi çekilmek suretiyle defteri dürülmüştür. Yani yorgan gitmiş kavga bitmiştir&#8230;</p>
<p>         Ben Mehmet Baransu&#8217;nun kitabından yararlanarak yazdım bu yazıyı. Buna sebeb de yazdıklarının yanına belge koymasıydı. Benim kaleydeskopumda Hizbullah gerçeği böyle görünüyor.</p>
<p>         Dedim ya, herkesin kaleydeskopu kendisine&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Galtung Diyagonali Penceresinden Kürt Sorunu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/galtung-diyagonali-penceresinden-kurt-sorunu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/galtung-diyagonali-penceresinden-kurt-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Dec 2010 10:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Paksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14101</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş:  Bu cuma ilginç bir konuk yazarımız var, Emre Paksoy. İçişleri Bakanlığı&#8217;nda çalışan ve görevi icabı terörle mücadele konusuyla oldukça ilgili genç bir okuyucumuz. Genel Kurmay, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ergenekon sanıklarından sonra Emniyet Teşkilatı&#8217;nın da ilgiyle izlediği bir site haline geldi Derin Düşünce, bizi izlemeye devam edin  İlk yazışmamızdan itibaren oldukça şaşırtıcı ve sevindirici [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sunu</strong><em><strong>ş:</strong> </em> <em>Bu cuma ilginç bir konuk yazarımız var, Emre Paksoy. İçişleri Bakanlığı&#8217;nda çalışan ve görevi icabı terörle mücadele konusuyla oldukça ilgili genç bir okuyucumuz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/04/biz-de-genel-kurmayi-fisledik/">Genel Kurmay</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/11/derin-dusunce-kapatilirsa%E2%80%A6/">Cumhuriyet Başsavcılığı</a> ve <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/01/duyuru-hanefi-avci-ve-%e2%80%9chalic%e2%80%99te-yasayan-simonlar%e2%80%9d-kitabini-tekzip-ediyoruz/">Ergenekon sanıklarından</a> sonra Emniyet Teşkilatı&#8217;nın da ilgiyle izlediği bir site haline geldi Derin Düşünce, bizi izlemeye devam edin <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> İlk yazışmamızdan itibaren oldukça şaşırtıcı ve sevindirici bir sohbetimiz oldu Emre ile. 30 yaşına gelmemiş ama Alain Touraine, Amin Maalouf, Cemil Meriç okuyan bir &#8220;polis&#8221; ile tanışmak herkese nasip değil. </em></p>
<p><em>Türkiye&#8217;nin iç güvenlik sorunlarının şiddet ile çözülemeyeceği konusunda fikrî ve vicdanî bir zeminin meydana gelmesini yürekten istiyoruz. Bu oluşumda Emre gibi gençlerin büyük katkısı olacağını düşünüyoruz. Zira <strong>&#8220;cop yiyen zavallı gösterici - kötü kalpli polis&#8221;</strong> klişelerinin aşılması gerek. Derin Düşünce&#8217;deki makale ve yorumlarda ifade bulan fikir ve eleştirilerin devlet mekanizmalarında yankı bulması ancak bu tür gayrı resmî etkileşim sayesinde gerçekleşebilir.</em></p>
<p><em>Çünkü sevmesek de şiddet, terör ve genel anlamda suç var. Asker, polis ve cezaevi personeli gibi bizim adımıza güç kullanan insanlarla aramızdaki camdan duvarların aşılması <strong>&#8220;meşru şiddetin&#8221;</strong> asgarî seviyeye indirilmesi için şart. Konuyla ilgili daha önce iki kampanya yapmış ve biri Kayseri diğeri Bingöl&#8217;de bulunan iki cezaevinden umduğumuzun üzerinde destek ve yardım görmüştük. Vesileyle bu güzel insanlara teşekkür ediyor ve sizleri yeniden bu kampanyalara destek vermeye davet ediyoruz. Sitelerinizde, üye olduğunuz forumlarda bu bağlantıları duyurabilirsiniz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a title="Permanent Link to Cezaevleri okul olsun !" href="http://www.derindusunce.org/2009/01/14/cezaevleri-okul-olsun/">Cezaevleri okul olsun !</a></em><em> (Kayseri)</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a title="Permanent Link to Bingöl Cezaevine kitap gönderiyoruz, siz de katılın!" href="http://www.derindusunce.org/2009/10/19/bingol-cezaevine-kitap-gonderiyoruz-siz-de-katilin/">Bingöl Cezaevine kitap gönderiyoruz, siz de katılın!</a></em><em></em></p>
<p><em>Okuyacağınız makale Emre Paksoy&#8217;un sitemize yaptığı ilk katkı olacak. Umud ediyoruz ki İrlanda, Fransa ve ispanya&#8217;da yaşanan etnik terör ve ayrılıkçı hareketlerin tecrübesinden yararlanan yeni makalelerle bu katkı devam etsin. Şiddetin ilacı olan akıl ve vicdan ile hukuk tesis edilebilsin. Aramıza hoş geldin Emre.</em></p>
<p><em>MY</em></p>
<h3>Galtung Diyagonali Penceresinden Kürt Sorunu</h3>
<p><strong><em>Emre Paksoy</em></strong></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tutsak_ikilemi_2.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14102" title="tutsak_ikilemi_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tutsak_ikilemi_2.gif" alt="" width="282" height="172" /></a>&#8220;İki zanlı bir soruşturma kapsamında polis tarafından gözaltına alınmıştır. Polis elinde tutuklama için yeterli kanıt olmadığından her iki zanlıyı ayrı ayrı hücrelere koyup bir anlaşma sunmaktadır. Anlaşmaya göre zanlılardan biri diğerinin aleyhinde tanıklık eder diğeri suskun kalırsa, tanıklık eden serbest kalacak susmayı tercih eden taraf ise 10 yıl hapse mahkûm edilecektir. Eğer ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık etmez suskun kalırlarsa her ikisi de 1 yıl hapis cezasına, eğer her ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık ederse, her iki zanlı da 5&#8242;er yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.</em></p>
<p><em>Bu çerçevede her iki zanlı tanıklık etmek veya suskun kalmak arasında tercih yapmak zorundadır. Her iki zanlıya da soruşturma sonuna kadar diğerinin kararını öğrenme imkânı <span id="more-14101"></span>tanınmamaktadır. Yani farklı odalarda bulunan iki zanlının birbirleri ile iletişim kurma imkânı yoktur. Buna göre karşı tarafın kararından habersiz olan oyuncu 10 yıl hapis yatma ihtimalini göze alamayarak sessiz kalmayacak, karşı taraf aleyhinde tanıklık edecektir. Karşı taraf aleyhine tanıklık ederek 5 yıl gibi daha kısa süreli bir hapis cezasına razı olacak ya da serbest kalacaktır. </em></p>
<p><em>Oyuncu burada kaybını en aza indirmeyi (kazancını maksimize etmeyi) hedef alacaktır. Karşı tarafın da aynı koşullar altında rasyonel davranarak tanıklık edeceği kaçınılmaz olacaktır. Böylece birbirleri ile iletişim kurmayan iki tarafın iyi niyetli değil de rasyonel davranarak aldıkları karar aslında belki de daha az yatacakları hapis cezasının artmasına neden olmaktadır.&#8221;<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1"><strong>[i]</strong></a></em></p>
<p>Bu hikâye oyun teorisinin meşhur &#8220;tutsak ikilemi&#8221; örneği olması nedeniyle birçoğumuza tanıdık gelmiş olabilir&#8230; Yine birçoğumuz tutsağın rasyonel anlamda en doğru tercihte bulunduğunu ve olaydan en az kayıpla sıyrıldığını düşünüp, bu tutsağın zekâsına hayranlık duymuş olabiliriz&#8230;</p>
<p>Ama beni burada meraklandıran, bu tutsak hem kendisinin hem de arkadaşının bu olaydan tamamen sıyrılması ve sorunun kökünden çözülmesi için hiç kafa yormuş mudur?..  Ya da ben size sorayım, tutsağın bir yıl hapis yatması sorunu o an için gerçekten çözüme ulaştırmış mıdır?..</p>
<p>Eğer tutsağımız gerçekten sorunu çözmeyi düşünmüş olsaydı daha da mantıklı çözüm yollarının olabilme ihtimallerinin bulunduğunu görebilirdi. Mesela eğer gerçekten suçlu değilse (ki yeterli kanıt olmadığı bu durumu destekliyor olabilir), suçsuzluğunun kanıtlamak için çaba sarf edebilirdi. Neticede olayı en az kayıpla (yani azami kazançla) atlatmak yerine sıfır kayıpla atlatarak gerçek manada sorunu çözmüş, yani &#8220;aşmış&#8221; olmak için çabalayabilirdi&#8230;</p>
<p>Çatışma teorilerinde de bir sorunun çözümü için aranan cevap işte bu zeki(!) tutsağın düşünemediği sorunun &#8220;aşılarak&#8221; çözülmesindedir.</p>
<p>Çatışma teorileri ve çözümüne ilişkin yürütülen çalışmalar dünya genelinde çatışmaların çözümünde göz önünde bulundurulan ve siyasi ve bilimsel çabaların iç içe geçtiği bir alan olarak bilinir. Ancak bana göre, ülkemizde Kürt Sorunu gibi büyük bir &#8220;çatışma&#8221; mevcut olmasına rağmen bu alanda yürütülen çalışmalar ne yazık ki fazla rağbet görmemektedir. Buna güzel bir örnek olarak da USAK Yayınları&#8217;ndan çıkan Johan Galtung&#8217;un &#8220;Çatışmaları Aşarak Dönüştürmek&#8221;<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[ii]</a> isimli eserinin bu alanda dilimizde yayınlanan ilk eser olmasını gösterebiliriz&#8230;</p>
<p>Johan Galtung, bu eserde iki birey arasındaki ilişkilerden medeniyetler arası ilişkilere kadar her boyuttaki çatışmanın aynı nedenlerden kaynaklandığını ve bu sorunların bir diyagonal çerçevesinde ele alınarak yine aynı yöntemlerle aşılabileceğini 40 çatışma örneğiyle açıklamaya çalışmıştır. Buradan yola çıkarak Galtung diyagonalinin Kürt Sorunu&#8217;na da uygulanması bize bu sorunun çözümüne farklı bir pencereden bakma fırsatı verebilir.</p>
<p>Galtung&#8217;a göre, iki birey arasında yaşanan çatışmadan toplumlar ve medeniyetler arasındaki çatışmaya kadar tüm çatışma örnekleri her zaman aynı sebeplerden kaynaklanmıştır. Bu çatışmaların temelinde de çelişkiler ve her iki tarafın aynı noktada buluşmayan hedefleri vardır. Yine Galtung bu çatışmaların nihaî olarak çözülmesi yani aşılması için de, aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi, her iki tarafa ait olan hedeflerin ortak noktada taviz verilmeden buluşturulması, yani (1,1) durumunun sağlanması gerektiğini iddia eder.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/galtung.gif"><img class="size-full wp-image-14103  aligncenter" title="galtung" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/galtung.gif" alt="" width="495" height="413" /></a> </p>
<p>Kürt Sorunu açısından bu tabloyu ele alırsak;</p>
<p>Bu tabloda (0,0) durumunun her iki taraf için de sorunun çözüme kavuşturulmadan neticelendirildiği durum olduğunu söyleyebiliriz. Bu nasıl olmuş derseniz, mevcut çatışmaya üçüncü bir unsur dâhil edilerek sorun çözülmeye çalışılmıştır. Kısacası &#8220;ne o, ne de bu&#8221;  denilerek üçüncü bir unsurun istediği biçimde çatışma aşılmıştır. Kürt Sorunu açısından uluslararası aktörlerin devreye sokulması bu durumu anlatacak en güzel örneklerden birisi olabilir. Ancak bu şekilde sorun çözülmeyecek (çatışma aşılmayacak) sadece görmezden gelinmiş olacaktır. Ki kabul edilmelidir ki, bu durum her iki tarafın hedeflerine uygun olmadığı için gerçek anlamda bir çözüm olmaz.</p>
<p>(1,0) ve (0,1) seçenekleri ise, sorunun sadece bir tarafın tüm isteklerinin yerine getirilerek çözülmüş halini ifade eder. Bu durumda bir taraf için mağlubiyet varken, diğeri için zafer olduğu kabul edilir. Zafer ve mağlubiyetin olduğu bir ortam ise akla ilk olarak bir savaş halini getirecektir. Zafer ve mağlubiyet duygularının yoğun olarak teneffüs edildiği bir yer aynı zamanda intikam için de en uygun yaşama ortamıdır. Bu olgudan yola çıkarsak, ülkemizde de Kürt Sorunu&#8217;nun sadece PKK sorunu şekliyle algılanarak salt askeri yöntemlerle çözülmeye çalışılması bize sorunun zafer ve yenilgi olguları içerisine sıkıştırıldığını ve her iki taraf için de intikam duygusunun yaşama ihtimalinin var olduğunu gösterir.  Mesela bu anlamda Kürt Sorunu için &#8220;29. isyan&#8221; nitelendirmesi yapılmasının bunun en bariz göstergesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü aynı yöntemler kullanıldığında 29. kez bastırılan bir isyanın 30. kez çıkmaması için hiçbir bir sebep aramamıza gerek kalmayacaktır. Bu sebeple mevcut sorunun sadece askerî yöntemle çözülmeye çalışılması sorunu çözülmesi bir yana zaferin, yenilgin ve haliyle intikamın her daim yaşayacağı bir coğrafya ile bizi baş başa bırakacaktır.</p>
<p>Kanaatimce bu durum, ne yazık ki, hem devlet hem de sorunu şiddet yoluyla gündemde tutan terör örgütü için geçerlidir. PKK&#8217;nın ilk aşamada eylemlerini Kürt halkına yönelik yapması ve şimdiye kadar şiddet yoluna başvurması çözüm sağlamamış, aksine Kürt Sorunu&#8217;na yönelik toplumun diğer kısmında menfi bir algılamanın oluşmasına neden olmuştur. Devlet açısından da sorunun özüne bakmadan sadece isyanlardan bir isyan gözüyle görmek &#8220;tembel ev kızı&#8221; gibi sorunun üstünü örtmekten de öte kangren haline gelmesine neden olmak demektir. Sonucunda da PKK&#8217;nın kendi halkına zulümlerle başlattığı, devletin de üzerine tuz biber ektiği, ilk başlarda dağlarda &#8220;üç beş çapulcudan&#8221; ibaret olan ve şimdi şehir merkezlerinde milis yapılanmalarının yerleşik hale geldiği kronik bir Kürt milliyetçiliğine devşirilen bir sorunla karşı karşıya kalırız.</p>
<p>Hülasa, çatışmanın aşılmasında (1,0) ve (0,1) seçeneklerinin Kürt Sorunu için bir çözüm olmadığına dair yakın tarihimiz acı tecrübelerle doludur.</p>
<p>(½, ½) ise, sorunun çözümünde her iki tarafın da tam olarak hedefine ulaşamadığı, ancak bir nebze de olsa hedeflerin gerçekleşmesi için taviz verilerek ortak noktada buluşulduğunu ifade etmeye çalışır. Kısacası sorun çözülmez, sadece uzlaşmaya varılır. İşte girizgâhta bahsolunan &#8220;tutsak ikilemi&#8221;nde tutsakların &#8220;bari 1 sene yatıp çıkayım&#8221; düşüncesiyle hareket etmeleri bu çerçevede bir uzlaşı örneği olarak kabul edilebilir.  Ancak Galtung uzlaşmanın da sorunun tamamen çözümü değil, kalan diğer sorunların görmezden gelerek sorunun ötelenmesi anlamına geldiğini ifade eder. Mesela, örgüt mensuplarını dağdan indirilmesi için adım atılması ve karşılığında süresiz olarak ateşkes ilan edilmesinin çatışmanın tamamen aşılmasında önemli bir adım olduğunu kabul edebiliriz. Ancak bu şekilde sorun çözülmemiş, sadece üzerinde uzlaşmaya varılmış olacaktır. Çünkü çözüm aşamasının bu noktada bırakılmasıyla sorunun daha sonra tekrar aynı şekilde karşımıza çıkabileceğini görmezden gelemeyiz. Ki yine yakın tarihimiz ateşkesle dağdan inenlerin yerine, dağa çıkışların yine devam ettiğini ve ardından şiddet sarmalına tekrar dönüldüğünü bize göstermiştir.</p>
<p>(1,1) seçeneği ise iki tarafın da sorunun çözümünde ulaşmak istediği amacın tam olarak gerçekleşmesiyle sorunun tamamen aşılarak bir daha ortaya çıkmayacak şekilde sona ermesi şeklinde tanımlanabilir. Tabi ki burada çok zor bir durumdan söz ediyoruz. Ancak Galtung bunun mümkün ve dünyanın birçok köşesinde örneklerinin mevcut olduğunu söylemektedir. Yine Galtung&#8217;a göre, bunun gerçekleşmesi için ilk olarak çatışmanın çözüleceği masada empatinin, çözüm için yaratıcılığın bulunması ve şiddet içerikli eylemin olmaması gerekir.  Ayrıca her iki taraf bu değerleri benimsemiş ve çatışmanın aşılmasına inanmış bir biçimde bir araya gelmelidir.</p>
<p>Bu noktada ise karşımıza çıkan en büyük sorunun devletin terör örgütüyle eşit şartlarda masaya oturamayacağı olduğunu düşünüyorum. Fakat şiddet içerikli eylemin bu masada kabul görmemesi mantıken terör örgütünün zaten bu şartlar altında masada bulanamayacağını bize göstermektedir. Kürtlerin de bu aşamada demokratik taleplerini şiddet olmadan dile getirebilecekleri ve Kürt halkının gerçek anlamda temsil eden bir yapıyla masaya oturması gerekir. Bu da bize gösteriyor ki, daha masaya oturma aşamasına gelindiğinde zaten Kürtlerin gerçek anlamda şiddet olmadan temsili ve devletin Kürt Sorunu&#8217;nu çözmek için sorumluluk alması gibi bazı kronik sorunlar çözülmeye başlamaktadır.</p>
<p>Kısacası, sorunun gerçek anlamda çözülmesi ve çatışmanın aşılması için her ne yaparsak yapalım bulacağımız tüm çözüm önerilerinin (1,1) seçeneğine uygun olması gerekmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, evet bu coğrafyanın insanları olarak kangren haline gelmiş bir sorun karşı karşıya kalmış olabiliriz&#8230; Ancak bu gerçek, tarih boyunca bir arada yaşayan bizler için bir ümitsizlik ve ayrılık sebebi olmamalıdır. Bu sebeple yine biz, bu coğrafyanın insanları olarak çözüm için umutsuzluğa düşmeden, şiddet eylemlerinin yaşanmadığı bir ortamda sağduyu içerisinde diyalog kurduğumuz müddetçe kangren olan uzvumuzu kaybetmeden bu çatışmayı aşabiliriz.</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[i]</a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tutsak_ikilemi">http://tr.wikipedia.org/wiki/Tutsak_ikilemi</a></p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2">[ii]</a> GALTUNG Johan, Çatışmaları Aşarak Dönüştürmek, USAK Yayınları, Çev. Havva KÖK, Ankara, 2009</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/24/galtung-diyagonali-penceresinden-kurt-sorunu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/galtung-diyagonali-penceresinden-kurt-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet&#8230; Herkes için&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/12/adalet-herkes-icin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/12/adalet-herkes-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 15:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13864</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Pırıl pırıl bir pistin başına, gıcır gıcır eşoftman ve son model ayakabılarla geldikten sonra koşmak için start alan ve ilk çıkışında bağcıklarını bağlamadığı için yüzüstü yere kapanan şaşkın atletler gibiyiz.
O kadar acemice hatalarla kendimize zarar veriyoruz ki anlaşılır birşey değil. Fransa&#8217;da bir müddet kalan bir arkadaşım bana orada kullanılan bir deyimden bahsetmişti: &#8220;Türk gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İbrahim Becer<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4353" title="20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet.jpg" alt="" width="156" height="202" /></a></em></strong></p>
<p>Pırıl pırıl bir pistin başına, gıcır gıcır eşoftman ve son model ayakabılarla geldikten sonra koşmak için start alan ve ilk çıkışında bağcıklarını bağlamadığı için yüzüstü yere kapanan şaşkın atletler gibiyiz.</p>
<p>O kadar acemice hatalarla kendimize zarar veriyoruz ki anlaşılır birşey değil. Fransa&#8217;da bir müddet kalan bir arkadaşım bana orada kullanılan bir deyimden bahsetmişti: <em>&#8220;Türk gibi sigara içmek&#8221;.</em> Dolmabahçe&#8217;de polislerle öğrencilerin biribirlerine girdikleri anın görüntülerini izleyince <em>&#8220;Türk gibi <span id="more-13864"></span>başını ota boka belaya sokan&#8221;</em> deyiminin lugata girmesinde bir mahsur göremedim.</p>
<p>Dünyanın hangi köşesine gitseniz bu olay şu şekilde gelişir: Başbakan ve Rektörler toplantı yapacak, Öğrenciler gelip protesto gösterisi düzenleyecek, Polis de  daha müşfik olacak ve bu olay haber bültenlerine konu bile olmayacak. Herşey normal seyrinde gitse olması gereken bu.</p>
<p>Ama burası Türkiye ve öyle birşey yapmalıyız ki olayın üç tarafı da başını belaya sokmalı. Şiddete sıfır toleransla yola çıkan bir Başbakan daha babacan bir tavır takınabilirdi. Öğrenciler üzerine alınmasın da sevdiğim bir sözü burada terennüm etmeden geçemeyeceğim: <em>&#8220;Çocuklar babalarını aptal zannederler; oysa ki babalar, çocuklarının aptal olduklarını zaten bilirler&#8221;.</em> Kendisi de bir baba olan Başbakan en azından empati yeteneğini kullanamaz mıydı?</p>
<p>Başbakan empati yapamayınca öğrenciler de meşreplerine uygun olarak rövanş almak istediler ve maçın ikinci devresi bu sefer Mülkiye&#8217;de oynandı.</p>
<p>Üniversite eğitimi almış olanlar bilir. İnsan o yaşlarda dünyayı değiştirmeyi, saçının şeklini değiştirmekle eşdeğer görür. Teoriyle pratiğin çoğu kez tutmadığını öğrendiği zamansa işin kolayına kaçıp taraf değiştirir de, o ayrı bir yazı konusu.</p>
<p>Çok solcu arkadaşım vardı benim; fakültenin önünde uygun adım yürüyüp de <em>&#8220;titre oligarşi parti-cephe geliyor&#8221;</em> diye dört sene bağırdıktan sonra, oligarşinin ağa babasına cv bırakan. Ya da sabah akşam sisteme küfrettikten sonra öğretmen olup Hakkari- Şemdinli&#8217;de bir taraftan &#8220;görev aşkı&#8221; tekerlemesini terennüm eden, diğer taraftan kendince geliştirdiği formülü <em>( ohal tazminatı+ ek ders+ çalışan bir eş+ yemesem içmesem: araba)</em> hayata geçirmeye çalışan.</p>
<p>Randevu istesen vermezler adama. Bunların ayağına iki büyük partinin Anayasa Hukukçuları gidiyor. Biri İktidarın sözcüsü Burhan Kuzu, diğeri Ana Muhalefet Partisinin çiçeği burnunda Genel Sekreteri Süheyl Batum. İkisi de birbirinden beyefendi, ikisi de birbirinden donanımlı iki Profosör. Bunlardan, kafasına yumurta yiyeni çıkışta <em>&#8220;bu kadar beyinsiz öğrenci topluluğunu ilk kez bir arada görüyorum&#8221;</em> dedi, diğeri &#8220;<em>faşistsiniz&#8221;</em> deyip kestirip attı.</p>
<p>Olay, bir Ahmet Kaya şarkısı gibi zaten: &#8220;nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça&#8221;. Olay çıkması kuvvetle muhtemel olan bir yerde, 19 yaşında hamile bir öğrencinin işi ne? Hamile bir kadının çocuğunun düşmesine sebep olacak kadar Polisi zıvanadan çıkaran ne? <em>&#8220;İşkenceye sıfır tolerans</em>&#8221; parolasıyla yola çıkan bir Başbakan&#8217;ın, kameralar önünde işkencenin resitaline müsamahasının sebebi ne? Anlayan beri gelsin.</p>
<p>Öğrenciler elbette ki Ülke meseleleriyle ilgili olacaklar, seslerini duyurmak isteyecekler. Bunda garipsenecek hiçbir şey yok. Ebleh bir Facebook gençliğindense, çelik gibi sert, söylediklerinin yarısı ütopik olsa da sıkı bir sosyalist gençlik her zaman ilk tercihimdir.</p>
<p><em>&#8220;Ama Onlar Solcu, şucu, bucu&#8221;</em> gibi ilkel söylemleri hala dillendirerek yapılanları mazur göstermek isteyenlere iki sorum var: Sopayı yiyen, başörtüsü eylemine katılan bir türbanlı öğrenci olsaydı ne düşünürdünüz? İkinci sorum da, Ak Parti bu sopayı &#8220;sadece kendine karşı kullanılmasın&#8221; diye mi birilerinden almak için bu kadar çaba sarfetti? Madem sopa yerinde kalacaktı, sopayı tutan el değişecekti ne gerek vardı bunca çileye&#8230;</p>
<p>Ahmet Kaya&#8217;dan bahsettik onunla sonlandıralım oldu olacak. Hani bir türküsü vardı kendisinin, hatırlayacaksınız: <em>&#8220;Akşam olur mektuplar hasretlik söyler/ Zagrep radyosunda Lili Mavren türküsü&#8230;&#8221;</em> diye devam eder. Hatırlamışsınızdır mutlaka; Rahmetlinin çok güzel bir parçasıdır. Başbakan da, dayak yiyen öğrenciler de aslında aynı şarkının değişik dörtlüklerini söylemekteler farkında olmadan.</p>
<p>Öğrenciler diyor ki: <em>&#8220;Dost ağlar karanfilim, dost ağlar karanfilim/ marş söylemeden ölmek bize yakışmaz !&#8221;</em></p>
<p>Buna inanmayı hiç istemiyorum ama Başbakan da bu sert duruşuyla diyor ki: <em>&#8220;Savulacak dönem, savulacak düşman/ dehrin cefasını çektik, sefasını süreceğiz&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Ben de diyorum ki: &#8220;<em>Ne sen bulutsun ne de ben yağmur/Hüzünlü bir akşam susmuşuz hepsi bu/<strong>hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan, sonradan&#8230;&#8221;</strong></em></p>
<p>Hülasa, olmadı gözüm&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/12/adalet-herkes-icin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/12/adalet-herkes-icin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Emniyet’teyiz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/hepimiz-emniyet%e2%80%99teyiz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/hepimiz-emniyet%e2%80%99teyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 21:11:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13830</guid>
		<description><![CDATA[Veli Küçük Tayyip&#8217;e haber göndermiş. « 15 dakika özel görüşmemiz lazım, işler bildiğiniz gibi değil&#8221;.
Tayyip inanmamış ama ne olur ne olmaz diye, çağırtmış.
Veli Küçük şöyle demiş: &#8220;Türkiye&#8217;nin JİTEM&#8217;e ihtiyacı var, polise veya orduya güvenmeyin, o beceriksizler ormanda kaybolmuş bir tavşanı bile bulamazlar!&#8221;
Bunun üzerine Tayyip bacağından işaretli bir tavşan getirmelerini istemiş. Tavşanı ormana salmış ve İçişleri Bakanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/emniyet_ayi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13831" title="emniyet_ayi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/emniyet_ayi.jpg" alt="" width="197" height="262" /></a>Veli Küçük Tayyip&#8217;e haber göndermiş. « 15 dakika özel görüşmemiz lazım, işler bildiğiniz gibi değil&#8221;.</p>
<p>Tayyip inanmamış ama ne olur ne olmaz diye, çağırtmış.</p>
<p>Veli Küçük şöyle demiş: <strong><em>&#8220;Türkiye&#8217;nin JİTEM&#8217;e ihtiyacı var, polise veya orduya güvenmeyin, o beceriksizler ormanda kaybolmuş bir tavşanı bile bulamazlar!&#8221;</em></strong></p>
<p>Bunun üzerine Tayyip bacağından işaretli bir tavşan getirmelerini istemiş. Tavşanı ormana salmış ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay&#8217;dan tavşanı bulmasını istemiş. Yüzlerce polis ormanın etrafını sarmış. Bir kaç saat içinde biber gazı, tazyikli su derken ormanda ne kadar hayvan varsa <span id="more-13830"></span>kendini dışarı atmış ama işaretli tavşan yok. Beşir Atalay bir basın toplantısı düzenleyeceklerini, tavşanın robot portresini havaalanlarına dağıtacaklarını anlatmaya başlamış. Tayyip&#8217;in yüzü asık, Veli Küçük kıs kıs gülüyor.</p>
<p>Tayyip bu kez Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner&#8217;i çağırmış ve yeni bir tavşanın ormana salınmasını istemiş. Bir süre sonra tankların ablukaya aldığı ormana F-16&#8242;lar bomba yağdırmış. Orman alevler içinde ama ikinci tavşan da yok. Işık Koşaner tavşanın Suriye ve İran&#8217;dan destek aldığını, bu ülkelerin bombalanması için izin istediğini söylemiş. Veli Küçük gülmekten yerlere yatıyor. Tayyip&#8217;in yüzü iyice asılmış: <em>&#8220;<strong>Veli Efendi, polisi ve orduyu denedik ama JİTEM&#8217;i denemedik henüz. En güvendiğin adamlarına haber ver, üçüncü bir tavşan salacağız.&#8221;</strong></em></p>
<p>Veli Küçük bir kaç telefon görüşmesi yapmış. Bir süre sonra Renault marka, plakasız, beyaz bir otomobilin yanmakta olan ormana girdiğini görmüşler. Saatler süren bekleyiş, o da ne? Veli Küçük&#8217;ün adamları telefonla kaçak tavşanı bulduklarını, birazdan başbakanın önüne getireceklerini bildirmişler. Gerçekten de beyaz otomobil ormandan çıkmış, Veli Küçük ile Tayyip&#8217;in tam önünde durmuş. Otomobilden inen JİTEMciler bagajdan dişleri kırık, tüyleri yanmış, ağzı burnu kan içinde,bir ayı çıkarmışlar sürükleyerek. Ayı bağırıyormuş, <strong><em>&#8220;tavşanım ben, bir tavşanım,  ne olur vurmayın artık&#8221;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/09/hepimiz-emniyet%e2%80%99teyiz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/hepimiz-emniyet%e2%80%99teyiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Polis İmdat Hattı değil, İmdat Polis Hattı kurulsun!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/polis-imdat-hatti-degil-imdat-polis-hatti-kurulsun/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/polis-imdat-hatti-degil-imdat-polis-hatti-kurulsun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 15:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13828</guid>
		<description><![CDATA[Bu akşam saat 19.30&#8242;da 5N1K programında (CNN Turk), 3H Hareketi üyelerinden Soner Tunceli ve Ebuzer Irkıçatal ,  &#8220;Polis İmdat Hattı değil, İmdat Polis Hattı kurulsun&#8221; konulu eylemimizi anlatacak.
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu akşam saat 19.30&#8242;da 5N1K programında (CNN Turk), 3H Hareketi üyelerinden Soner Tunceli ve Ebuzer Irkıçatal ,  <strong>&#8220;Polis İmdat Hattı değil, İmdat Polis Hattı kurulsun&#8221;</strong> konulu eylemimizi anlatacak.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/09/polis-imdat-hatti-degil-imdat-polis-hatti-kurulsun/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/09/polis-imdat-hatti-degil-imdat-polis-hatti-kurulsun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukken Polisten Korkardım, Hâlâ&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/cocukken-polisten-korkardim-hala/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/cocukken-polisten-korkardim-hala/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 11:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13786</guid>
		<description><![CDATA[Bundan 2 yıl önceydi, Genç Siviller&#8217;in 12 Eylül Anayasasını sembolik olarak protesto ettiği eylemin, Samsun faaliyetinde gönüllü olmak istemiştim.
Genç Sivillerden avukat Mücteba Kılıç&#8217;tan yasal prosedürü kısaca öğrendikten sonra izin almak için eylemi yapacağım bölgeden sorumlu Polis Noktasına (Karakol) gittim. Görevli memura çok açıklayıcı bir şekilde durumu izah ettim. Karşımda beni dinleyen değil, beni sorguya çeken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/polis_siddet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13790" title="polis_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/polis_siddet.jpg" alt="" width="192" height="139" /></a>Bundan 2 yıl önceydi, Genç Siviller&#8217;in 12 Eylül Anayasasını sembolik olarak protesto ettiği eylemin, Samsun faaliyetinde gönüllü olmak istemiştim.</p>
<p>Genç Sivillerden avukat Mücteba Kılıç&#8217;tan yasal prosedürü kısaca öğrendikten sonra izin almak için eylemi yapacağım bölgeden sorumlu Polis Noktasına (Karakol) gittim. Görevli memura çok açıklayıcı bir şekilde durumu izah ettim. Karşımda beni dinleyen değil, beni sorguya çeken biri olduğunu <span id="more-13786"></span>anlamam çok sürmedi, bana:</p>
<p>  <strong>- Tamam. Anladım, sizin arkanızda kim var?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> - Arkamızda kimse yok, Genç Siviller adına yasal izin almaya çalıştığım bir eylem.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>- O kısmı geç! Sizin arkanızda kim var?</strong></p>
<p> La havle vela kuvvete! Çektim çıktım&#8230;</p>
<p> Bir gurup öğrenci bir eylem hazırlığı içine girmiş. Daha otobüsleri şehre girmeden durduruluyor, çocuklar indiriliyor&#8230; Sonrası yer misin, yemez misin?</p>
<p> Ben 30 yaşımdayım, babam siyasete çok ilgilidir eve sürekli dergi, gazete gelir, televizyon programları izlenirken haber saati kuşağı yahut siyasi içerikli programlara olan düşkünlük sonucu yaklaşık 20 yıldır gündemi takip ederim. Televizyon ekranından yahut gazete kupüründen kaç insanın polisler arasından sürüklenerek götürüldüğüne şahit olduğumu hatırlamıyorum, kaç insanın ağzının polisler arasında götürülürken zorla kapatıldığını da sayamadım. Sayılamayacak kadar çoktu çünkü.</p>
<p> Tüm bunlar sonucunda ben polisten gerçekten korkan bir çocuk oldum. Polis çocukluğumun yahut aklımın kesmediği zamanların korkusuydu. Hatta günlerden bir gün annemin cüzdanın çalınması sonucu gittiğimiz karakolda kız kardeşim ve ben ağlama krizleri geçirmiştik. Memurlar anneme neden ağladığımız sorusuna aldıkları &#8216; <strong>polisten korkuyorlar</strong> &#8216; cevabından sonra yanağımızı tatlı tatlı sıkılmıştı ama içimdeki korku azalmamıştı.</p>
<p> Solcu bir dost, kısaca yazıyor, sonuna da gülücük koymuş; &#8216; <strong>20 yıldır dayak yiyoruz</strong> &#8216;</p>
<p> Ey Allah&#8217;ım nelere güler olduk? <strong>Siz 20 yıldır dayak yiyorsunuz, biz 20 yıldır izliyoruz&#8230;</strong></p>
<p> Bir gurup öğrenci, bir eylem hazırlığı içine girmiş. Vay sen nasıl eylem yaparsın, nasıl izin almazsın, nasıl ağzını açarsın? Yer misin, yemez misin?</p>
<p> <strong>Polis şiddeti, gaz kullanıyor, cop kullanıyor. Bu nasıl bir öfkedir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hadi birde yorumlara bakalım; &#8216; <strong>senin hamile halinle eylemde ne işin var, o işin altında bir iş var, adam gibi eylem yapana kimse dokunmaz, var, var, var o işin içinde bir iş var, var oğlu var&#8230;</strong> &#8216;</p>
<p> Tüm bunlar var, var da başka yorumlarda var&#8230;</p>
<p> Nuray Canan Bezirgan, bundan 12 yıl önce, Başörtüsü Yasağı Eylemlerinde karnındaki bebeğini polis şiddeti sonucu kaybetmiş bir kardeşimiz. Bu gün kendi sayfasında, bahsi geçen öğrencilere uygulanan şiddeti ve kendi acısını yazmış. Altında bir yorum görüyorum; &#8216; <strong>ama Nuray hanım siz mağdurdunuz, bunlar değil</strong> &#8216;</p>
<p>  Sonra ben haklılıkla köpürüyorum, polis şiddetine göz yuman hükümetle yollarım birleşmez, diyorum. Altında bir yorum; &#8216; o hükümetle bizim yollarımız başörtüsüne özgürlükte birleşti &#8216;</p>
<p> <strong>Daha bitmedi, bu gün polis kurşunuyla öldürülen Aydın Erdem&#8217;in ölüm yıldönümü. Haliyle, rahmetle anıyorum. Altında bir yorum&#8230; Çok acı bir şekilde otobüse düzenlenen molotoflu saldırıda hayatını kaybeden kardeşimiz Serap Eser&#8217;in haberinin olduğu link. Şimdi ben ne diyeyim?</strong></p>
<p> Anladınız değil mi? Yine de yazayım mı?</p>
<p> Şiddet bize dokununca konuşmak, bizden olmayana dokununca konuşmamak pek doğru değil sanırım. Şiddet uygulayanı kınamak yerine bir başka şiddeti gösterip kenara çekilmekte öyle.</p>
<p> <strong>Bunlar münferit örnek demeyin lütfen, münferit olsalar, bu gün bu öğrenciler hala şiddet görüyor olmazdı.</strong></p>
<p> Velev ki, bu öğrenciler hukuka çiğneyerek bir eylem yapıyor olsunlar, o vakit gözaltına alınmaları mı gerekir yoksa şiddet görmeleri mi?</p>
<p> Hala susacak mısınız?</p>
<p> Bir de olayın başka yönü var; bazı gençleri okuyorum, &#8216; <strong>bir gün o cop bizim elimize geçecek</strong> &#8216; diyen. Farkında mısınız, çok öfkeli bir gençlik yetiştiriyoruz? Farkında mısınız, bu gün sustuğumuz için yarın şiddetin körükleneceği günleri garanti ediyoruz, sahi farkında mısınız?</p>
<p> Olayın başka başka yönleri de var. Hatırlar mısınız, Yunanistan&#8217;da bir öğrencinin ölümüyle sonuçlanan olaylardan sonra halk sokağa dökülmüştü. Her yer yakılıp, yıkılmıştı. O olayların olduğu günlerde buna neredeyse sevinen polis mağduru insanlar okudum. Bu olayın bir başka açısı, bir başka acısı&#8230; Bir şiddeti kınamak, bir başka şiddeti haklı göstermemeli. Masum insanların malına yahut canına zarar vermek, zulme dur derken bir yöntem olmamalı. Hak ve hukuk kaldırım taşları altında aranmamalı. Caniye, canileşerek değil, insani çözümlerle cevap vermek zorundayız.</p>
<p> <strong>Herkes mi kötü?</strong></p>
<p> Yazının başına dönecek olursam, hakkaniyet adına, doğruluk adına, olaya orada nokta koyduğum yerden devam edeyim&#8230;</p>
<p> O memurun bir eylem için izin almam sırasında beni hadsizce sorgulamasından sonra yasal izin alıp, eylem yapmaya kararlı biri olarak, elbet vazgeçmedim. Yasal prosedürü adım adım izleyip, izni almak konusunda inatçıydım. Kaç kez Belediyeye gittim, kaç kez Valiliğe gittim, kaç kez İstanbul Genç Siviller bürosundan faks, onay, belge istedim inanın bilmiyorum. Yaklaşık bir hafta sırf bu iş için bürokrasinin dolap beygiri gibi dolandım. En sonunda Emniyet Müdürlüğüne gittim, memur değil amir olan bir polisin odasına girdim, derdimi anlattım, çay içer misiniz sorusundan sonra hemen gelen izin kolaylığına şaşırmakla kalmadım, görevli amir yanıma başıma bir şey gelir endişesiyle polis memuru vermeyi de teklif etti. Komik gelebilir, kalkıp görevli amirin boynuna sarılmamak için kendimi zor tuttum.</p>
<p> İşte o gün biraz biraz polis korkum yerini, polis sevgisine bıraktı. Eğer demokrasi ve insan hakları adına bu ülkede bir yol alınacaksa, bu tarz yaklaşımlarla alınacak, aksi takdirde üzülerek söylüyorum ki, şiddet bir başka şiddeti doğuracak, bunu hiçbirimiz istemeyiz elbet.</p>
<p> O gün ben çocuktum, polisten korkardım. Bu gün artık bir yetişkinim, tek kanallı siyah-beyaz televizyonlardan, dev ekran renkli plazmalara geçtik ve ben siyah-beyaz zamanların rengini seçemediğim kanın, bu gün renkli ekranlardan yüzüme gözüme bulaşmasına tahammül edemiyorum.</p>
<p> <strong>O gün ben çocuktum, polisten korkardım. Bu gün yetişkinim ve hala&#8230;</strong></p>
<p> O gün ben çocuktum, bu gün eğer susarsanız, biri başörtülü, diğeri belki bir solcu iki kadının doğmamış bebeği kadar(?) yok; doğmamış bebeği kadar ölü olacağım. Polisten hala korkacağım, korkacağız, eğer susarsanız.</p>
<p> <em>Not: Biliyorum, yorumlarımdan sonra birlikte ağlayıp, birlikte güldüğüm bazı dostlarım yorumlarını yazdığım için bana alınacak, bununla kalmayacak, anlatmama müsaade etmeden beni eleştirecek, bununla da kalmayıp beni kıracak, o zaman değiştirmeye çalıştığım kirlilik içerisindeki üzüntülerime, üzüntüler eklenecek. O zaman, sadece şu ayeti okuyup sükun bulacağım; ‘ <strong>Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin </strong>‘ Maide- 8</em></p>
<p><em> </em><em>Biliyorum, Nuray Canan Bezirgan&#8217;ın bebeğini anıp eylemde hamile olduğu ve şiddet gördüğü için bebeğini kaybettiği iddia edilen anneyi anmadığım yahut haberi (?) şeklinde verdiğim için tarafgirlikle de suçlanacağım. Ve bilinmeyecek, bu bilgiyi tam olarak doğrulayacak bilgiye ulaşamadığım için, yanlış haber yapmamak için açmadığım. O zaman sadece şu ayeti okuyup sükun bulacağım; ‘ Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme ‘ İsra- 36</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/08/cocukken-polisten-korkardim-hala/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/cocukken-polisten-korkardim-hala/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dipçiklemeseydik de beslesemiydik?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 12:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6457</guid>
		<description><![CDATA[TEKZİP (11 KASIM 2009)
13.09.09 tarihinde Derin Düşünce sitesinde yayımlanan &#8216; Dipçiklemeseydikte,Beslese Miydik ? &#8216; ( http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/ ) başlıklı yazımda geçen &#8216; S.T. dağa çıktı &#8216; haberi doğru olmayan bir haber olduğu için düzeltme ihtiyacı duyuyorum.
O dönem net üzerinden gelen bir bilgiyi referans alarak kaleme aldığım yazımının verdiği bilgi bugün http://www.hakkariposta.com/ * sitesinden ulaştığım bir haber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TEKZİP (11 KASIM 2009)<br />
13.09.09 tarihinde Derin Düşünce sitesinde yayımlanan &#8216; Dipçiklemeseydikte,Beslese Miydik ? &#8216; ( <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/">http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/</a> ) başlıklı yazımda geçen &#8216; S.T. dağa çıktı &#8216; haberi doğru olmayan bir haber olduğu için düzeltme ihtiyacı duyuyorum.<br />
O dönem net üzerinden gelen bir bilgiyi referans alarak kaleme aldığım yazımının verdiği bilgi bugün <a href="http://www.hakkariposta.com/">http://www.hakkariposta.com/</a> * sitesinden ulaştığım bir haber nedeni ile doğru olmadığını gösterdi.Buradan hareketle yanlış bilgi vermek,iyi niyetle &#8216; savaşa malzeme edilen çocukların &#8216; durumunu sağlıklı bir şekilde duyurmak,Kürt Sorununa ışık tutmak niyetiyle konu edindiğim örneğin gerçek olmaması ve ismini verdiğim kişilere bir zarar dokunur endişhesiyle konuya bir açıklama getirmek,yapmaya çalıştığım eyleme yarar sağlamak yerine zarar getirmekten itina ile kaçınmak bu yolun yolcusu olan biri olarak benim görevimdir.Dolayısı ile düzeltmeyi bilginize sunuyorum.<br />
Özetle yazıda verdiğim &#8216; S.T. dağa çıktı &#8216; bilgisi doğru değilmiş,zira kendisi ve babası geçen gün gerçekleşen duruşmada hazır bulunmuşlar.<br />
Eklemekte fayda görüyorum,bu yanlış verilmiş somut bir örneği düzeltme metnidir.Bunun dışında bir amaca çevrilmeside oldukça yanlıştır.Ben,yazıda bahsetmeye çalıştığım &#8216; PKK&#8217;nın bir sonuç olduğu &#8216; düşüncesinin aynen arkasındayım.Bilgi düzeltmesinde bulunmanın bir ahlak problemi olduğunu düşündüğüm için üzerime düşeni yaparak,düzeltmede bulunmak eylemini gerçekleştiriyorum,bunun bir diğer adıda &#8216; kalemin namuslu &#8216; olmasıdır,lakin bilgi düzeltme bilgisi sırasında bunu farklı üslup ve niyetle gerçekleştirmeni adı nedir,onu bilemeyeceğim?Buradan hareketle bir fırsatçılık niyetiyle &#8216; dağa çıkmamış,bir problem yok öyleyse &#8216; gibi görüşlere ne cevap vermeye ne de dikkate almaya niyetim yok.Herkes kendi huzurunu kendi mantığının kılıfında sağlayabilir.Maalesef biz halen huzuru mantıksız tüm yaklaşımlar nedeniyle sağlayamadık,sağlayamadım.<br />
Kürt,Alevi,Ermeni ya da herhangi bir konuda net üzerinden &#8216; bilgi &#8216; paylaşan insanlarında bu tarz konularda kaş yaparken göz çıkartmaktan kaçınması açısından paylaştıkları bilgilerin doğruluğuna özen göstermelerini dilerim.<br />
Başta kendim ve bu konuda tüm iyi niyetli insanlara saygılarımla.<br />
* DTP&#8217;ye yönelik gelişen operasyonu protesto etmek amacıyla Hakkâri&#8217;de 23 Nisan Çocuk Bayramı&#8217;nda yapılan protesto gösterilerinde, bir özel harekâtçının kameralar önünde silahının dipçiği ile kafasına vurarak ağır yaraladığı 14 yaşındaki S.T&#8217;in yaptığı suç duyurusundan sonra polis memuru hakkında açılan davanın ilk duruşması Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde görüldü. S.T ile babası Muhammet T.&#8217;nin hazır bulunduğu duruşmada, S.T.&#8217;yi Hakkari ve Van baroları, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) üyesi 10 avukat savundu. Hakkında dava açılan polis memuru ise duruşmaya katılmadı.<br />
Duruşmada mahkeme heyeti, sanık polisin Elazığ&#8217;a tayininin çıktığı belirterek, sanığın gelecek celsede hazır bulunmasına karar vererek, duruşmayı 12 Aralık&#8217;a erteledi. Duruşma sonrası kısa bir açıklama avukat Fahri Timur, özel harekatçının hazır bulunmamasından dolayı, duruşmanın ertelendiğini belirterek, olayın takipçisi olacaklarını belirtti.(CB)</p>
<h2>Dipçiklemeseydik de beslesemiydik?</h2>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5548" title="20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon.jpg" alt="" width="179" height="184" /></a>Seyfi Tursun,14 yaşında,geçtiğimiz 23 Nisan Çocuk Bayramında (?) polise taş attığı ve yasa dışı slogan attığı gerekçesiyle polis tarafından kafası dipçikle parçalanan &#8216; çocuk &#8216;.Son kelimeyi tekrar yazmalı &#8216; çocuk &#8216;.Seyfi uzun süre hastahanede kaldı,93 gün konuşmakta güçlük çekti.</p>
<p>   O dönem Seyfi&#8217;yi hastahanelik eden polis için Köksal Toptan bir araştırma heyeti oluşturulacağını söyledi.Olayın faili polisle ilgili bir habere halen ulaşamadık. </p>
<p>  23 Nisan 2009&#8242;dan bugüne çok habere ulaştık,tam dört ay geçti,o günden bugüne ;  </p>
<p>  Seyfi halen hastahanede,</p>
<p>   Uğur Kaymaz&#8217;ı öldüren 4 polis nefsi müdafaadan beraat etti.</p>
<p>     TMK mağduru çocuklar hapishanede,TMK mağduru çocuklar için 116 yıl mahkumiyetle başlayan hükümler,<span id="more-6457"></span>75 yıla,23 yıla indirildi,aralarında 16 yaşında iken tutuklanmış,4 yıldır içeride olan çocuklar var.</p>
<p>     Leman Yurtsever Kayıplarımızı İstiyoruz mailini her haftanın cumartesi günü aynı saatte haykırarak 233. haftaya dayandırdı. </p>
<p>  Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları,Köşk&#8217;e çıktı. </p>
<p>  95 şair Seyfi Turan için şiirlerine kapandı. </p>
<p>  Kürt Açılımı için düğmeye basıldı. </p>
<p>  RTE&#8217;ye Apo&#8217;yu asması için urgan fırlatıldı. </p>
<p>  Mevsim yaz. </p>
<p>  Bu ülkenin çocukları tatil yaptı. </p>
<p>  Kürt çocukları hariç. </p>
<p>  Mevsim de bitti. </p>
<p>  Bu ülkenin çocukları yeni dönem okul kayıtlarından nasiplendi.Kürt çocukları hariç.Uğur&#8217;u toprağa,bazı Kürt çocuklarını hapishaneye,Seyfi Turan&#8217;ı da önce hastahaneye oradan dağa gönderdik.Evet 15 yaşında bir çocuğu dağa gönderdik.Mevsim durdu,zaman mevsimle birlik,okuduğumda ; </p>
<p>  &#8221; Ne olacak simdi? </p>
<p>  Sen kucucuk bir cocugun kafasini dipcikle kirmaya calisan ozel tim polisini korumaya al terfi ettir hatta; bi de acilim macilim sacilim diyerek, pirpirlarinizla o cocugu gostermelik olarak hastanede ziyaret eti, satafakli gosteri yap; arkandan siirler miirler yazilsin; hakkariye davetler gelsin gitsin&#8230; </p>
<p>  O Hakkari&#8217;de  ozel tim polisinin kafasini dipcikle kirdigi Seyfi Turan PKK&#8217;ye katilmis. Hani su konusamadigi icin sair abilerinden destek bekleyen Kürt cocugu Seyfi&#8230; </p>
<p>  Ne olacak simdi?  </p>
<p>  Kafisini kirdigin onurunu kisiligini yaraladigin Seyfi&#8217;ye ne olacak simdi? Gerilla Seyfiler iste boyle yetistiriliyor bu ulkede. Once devletin polisi kafasini dipcikle kiriyor, onuru cigniyor, gururunu yaraliyor Kürt cocuklarinin, sonra onlar da isyan edip, kusup daga cikip gerilla oluyorlar&#8230; </p>
<p>  Ne olacak simdi?  </p>
<p>Seyfi&#8217;nin onurunu kafasini kirarak, onun bir gerilla yapanlar muradlarini erdi mi? Hani siirler filan&#8230; &#8221; </p>
<p>  Okuduğumda mevsimle birlik zaman da durdu.Kimin yazdığı,hangi dili kullandığı da pek mühim değil,öylece içime oturdu Seyfi&#8217;nin dağa çıkışı.Sel gibi aktı aktı içime birikti,günlerden 12 Eylüldü,adı olmayan bir mevsimdi,ülkem batıdan doğuya sele teslimdi,akarken çamurlu sular toprağın içini dışını birbirine katarak ülkemin zemininden korunmanın formülü kendini yukarı çıkarmaktı.Seyfi için kendini korumanın formülü dağa çıkmaktı.Seyfi&#8217;de öğretileni uyguladı.Yağmacılık sardı ülkemi,çamurlara karıştı,çamurdan toplandı,yağmalandı ülkemin çocukları,ülkemin porselenleri yağmalandı.Günlerden 12 Eylüldü,mevsim durmuştu,ve hayat. </p>
<p>  Hastayım,ellerim titriyor,yüzümde düşmüş,10 yaşındaki kuzenim yanıma geliyor,pc başında ben yazarken Uğur Kaymaz ve Seyfi Turan&#8217;ın resimlerini görüyor bilgisayarımın ekranında ;  </p>
<p>  - Kim bu çocuklar ?</p>
<p>  - Kürt onlar,diyorum.</p>
<p>  - Niye resimleri senin bilgisayarında ?</p>
<p>  - Biri dövüldü,diğeri öldürüldü,diyorum.</p>
<p>  - Neden ?</p>
<p>  - Sanırım sadece Kürt oldukları için &#8230; </p>
<p>  Gözleri büyüyor,bilmeden ekliyor &#8216; zaten Kürt demek &#8216; terörist &#8216; demek,öylece yıkılıyorum,bilmiyor.Ona nefreti öğretmek istemiyorum,anlayacağı dilden kısaca anlatıyorum,bir çocuğun anlayacağı gibi anlatıyorum.Çekilip gidiyor yanımdan,sıkıldı sanıyorum,ben yine elim kolum uyuşmuş yazıma dönüyorum.Kısa bir süre sonra diğer odadan çocuk sesi geliyor ;  </p>
<p>  - Cemile ablaa,Kürt demek insan demek,çocuklar terörist olmaz ki zaten. </p>
<p>  Günlerden 12 Eylül,bir çocuğu daha gönderiyoruz,bir diğerini diğer çocukları dağa göndermekten kurtarıyoruz.Mevsim yeniden zamanın lehine dönmeye başlıyor.Umutluyum çamurdan da olsa toplayacağız o porselen çocukları,çamur porselene işlemez ki.Yağmacıların eline bırakmadan,fırsatçıların vicdanına bırakmadan çamurdan da olsa toplayacağız o çocukları. </p>
<p>  Şimdi hala PKK&#8217;nın bir sonuç olduğunu düşünmüyorsanız,bir kez daha düşünün derim,kafası dipçikle kırılan o çocuğun hastahaneden çıkar çıkmaz neden dağa çıktığını ?</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/13/dipciklenmeseydi-de-evinde-mi-otursaydi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>1 Mayıslar Neden Böyle Kutlanamıyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/01/1-mayislar-neden-boyle-kutlanamiyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/01/1-mayislar-neden-boyle-kutlanamiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 21:37:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<category><![CDATA[1 mayis isçi bayrami]]></category>

		<category><![CDATA[polis siddeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4544</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Polisi&#8217;nden farklı bir yaklaşım&#8230;

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Polisi&#8217;nden farklı bir yaklaşım&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_1_mayis_isci_bayrami.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4543" title="20090501_derindusunce_org_1_mayis_isci_bayrami" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_1_mayis_isci_bayrami.jpg" alt="" width="394" height="322" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/01/1-mayislar-neden-boyle-kutlanamiyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/01/1-mayislar-neden-boyle-kutlanamiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs Nasıl Geçecek?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/29/1-mayis-nasil-gececek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/29/1-mayis-nasil-gececek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2009 08:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>

		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[gösteri]]></category>

		<category><![CDATA[kutlama]]></category>

		<category><![CDATA[olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4525</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090428_derin_dusunce_org_1_mayis_kutlamasi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4526" title="20090428_derin_dusunce_org_1_mayis_kutlamasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090428_derin_dusunce_org_1_mayis_kutlamasi.jpg" alt="" width="413" height="311" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/29/1-mayis-nasil-gececek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/29/1-mayis-nasil-gececek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs Çatışma Bayramı Kutlu olsun</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/01/1-mayis-catisma-bayrami-kutlu-olsun/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/05/01/1-mayis-catisma-bayrami-kutlu-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 12:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<category><![CDATA[Çalışan Hakları]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/01/1-mayis-catisma-bayrami-kutlu-olsun/</guid>
		<description><![CDATA[ Adet olduğu üzere 1 Mayıs çatışma ve boğuşma şenlikleri coşkuyla açıldı. Polis halka çeşitli renklerde su sıkarken göstericiler de neşe içinde kaldırımdan söktükleri taşları polise attılar.
Rahmetli Uğur Mumcu&#8217;nun üniversitedeki sınıf arkadaşlarından biri aile dostumuzdu. Mumcu&#8217;nun bir gösteri sırasında « ah şurada bir ölen olsa, ah bir olsa, devrim yaparız devrim ! » dediğini anlatır. Tabi aradan geçen yıllar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/05/20080501_1_mayis.jpg" alt="20080501_1_mayis.jpg" align="left" /> Adet olduğu üzere 1 Mayıs çatışma ve boğuşma şenlikleri coşkuyla açıldı. Polis halka çeşitli renklerde su sıkarken göstericiler de neşe içinde kaldırımdan söktükleri taşları polise attılar.</p>
<p>Rahmetli Uğur Mumcu&#8217;nun üniversitedeki sınıf arkadaşlarından biri aile dostumuzdu. Mumcu&#8217;nun bir gösteri sırasında « ah şurada bir ölen olsa, ah bir olsa, devrim yaparız devrim ! » dediğini anlatır. Tabi aradan geçen yıllar Mumcu&#8217;ya da Türkiye&#8217;ye de ölümlerin bir fayda getirmediğini öğretti.</p>
<p>Bugünkü olaylarda &#8220;taraf&#8221; olan aklı başında göstericilerin, polisin, işçilerin ve sağa sola taş atan kışkırtıcıların hemen hepsi <span id="more-990"></span>aynı gelir guruplarında, birbirine benzer evlerde oturan, aynı geçim sıkıntısı içindeki insanlar. Büyük kısmı akraba, komşu. İstisnasız hepsi aynı ülkenin &#8220;kafa kağıdını&#8221; taşıyor cüzdanlarında.</p>
<p>Kana susamış gazetecilerimiz objektiflerini iştahla sağdan sola çeviriyorlar şu sıralar. En kanlı fotoğrafı çeken en fazla telif hakkı kazanacak. Kimbilir? Belki bir ödül? Büyük ihtimal akşamüzeri Batı basınında yerlerde sürüklenen, coplanan insan fotoğrafları yayınlanacak her zaman ki gibi. Sanki İtalya&#8217;da, İngiltere&#8217;de veya Fransa&#8217;daki olaylarda polis halka hiç eziyet etmemiş gibi.</p>
<p>Polis-gösterici çatışması aslında demokrasi ile, Türkiye ile, Türklerle doğrudan ilişkili bir mesele değil evrensel bir sorun, köklerini insan psikolojisinde bulan, sosyal psikolojinin en önemli ilgi odaklarından. &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/">Kötü insan nasıl üretilir?</a>&#8221; Adlı yazımızda bu mekanizmayı derinlemesine anlatmıştık Stanford üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Philip G. Zimbardo&#8217;nun yaptığı <strong>« Prison Experience »</strong> adlı deneyden de istifade ederek.</p>
<p>Taksim meydanında gösteri yapmak işçilerin hakkı mıydı? Evet. Elbette. Ama ancak daracık sokaklarla erişilebilen bu koskoca meydanda oluşabilecek en ufak bir panik yüzlerce insanın ezilerek ölmesine sebebiyet verebilirdi. Gösteri düzenlemek isteyen sendikalar gerekli disipline sahip miydi? <strong>Kesinlikle hayır</strong>. Türk polisi bu tür zorlukların üzerinden gelebilecek eğitime ve disipline sahip mi? Sanmıyorum.</p>
<p>Üniversitelerde silahlı adamların provasını yaptığı &#8220;1 Mayıs Kışkırtma finalleri&#8221; bugün oynanıyor. 14 Nisan&#8217;daki <a title="Permanent Link to And... the winner is... Büyük final 1 Mayıs'ta" href="http://www.derindusunce.org/2008/04/14/and-the-winner-is-buyuk-final-1-mayista/">And&#8230; the winner is&#8230; Büyük final 1 Mayıs&#8217;ta</a> adlı yazıda sormuştuk :</p>
<p><em>«Türk işçilerinin ve üniversite öğrencilerinin bu zokayı yutacak kadar sazan olup olmadığı ise şu sıralar Holywood&#8217;da en çok merak edilen konu. »</em></p>
<p>Bu akşam hep beraber öğreneceğiz bu sorunun cevabını.</p>
<p>1 Mayıs&#8217;ınız gene de kutlu olsun. </p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/05/20080501_031.jpg" alt="20080501_031.jpg" /></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/05/01/1-mayis-catisma-bayrami-kutlu-olsun/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/05/01/1-mayis-catisma-bayrami-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

