<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Özgürlükler</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/ozgurlukler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Destek: Başörtülü Çalışma Hakkı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/07/destek-basortulu-calisma-hakki/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/07/destek-basortulu-calisma-hakki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 20:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[Çalışan Hakları]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21843</guid>
		<description><![CDATA[Destek ve imza
Biz çalışma hakkına ambargo konmuş başörtülü kadınlar, bu ülkenin vatandaşları olarak bazı meslekler istisna tutularak değil, kamuda ve her türlü meslekte çalışma hakkımızın anayasal olarak güvence altına alınmasını talep ediyoruz.
Kamu görevlerini yerine getirme konusunda erkeklerden, bu ülkenin diğer vatandaşlarından ve dünyadaki diğer ülkelerin halklarından farklı muamele görmemizi haklı bulabilen yasaksever zihniyetten sıkılmış durumdayız. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.avaaz.org/en/petition/Basortulu_Calisma_HakkiThe_Right_To_Work_With_My_Headscarf/" target="_blank"><strong>Destek ve imza</strong></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi.png"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-7178" title="20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi-150x150.png" alt="" width="150" height="150" /></a>Biz çalışma hakkına ambargo konmuş başörtülü kadınlar, bu ülkenin vatandaşları olarak bazı meslekler istisna tutularak değil, kamuda ve her türlü meslekte çalışma hakkımızın anayasal olarak güvence altına alınmasını talep ediyoruz.</p>
<p>Kamu görevlerini yerine getirme konusunda erkeklerden, bu ülkenin diğer vatandaşlarından ve dünyadaki diğer ülkelerin halklarından farklı muamele görmemizi haklı bulabilen yasaksever zihniyetten <span id="more-21843"></span>sıkılmış durumdayız. Kamu hizmetinde tarafsızlığın dış görünüşte değil ancak zihniyette hayat bulabileceğini biliyoruz ve inancımıza uygun giyindiğimiz için liyakatimizin görmezden gelinip kamu hizmetinden men edilmemizi, bunun etkisiyle özel sektör şirketlerince sömürülmemizi reddediyoruz. Bu ülkenin kadınlarının yarıdan fazlasını oluşturduğumuz söylenmesine rağmen hakarete ve ayrımcılığa uğramaktan ve toplumda yok sayılmaktan ve &#8216;görünmez olmaktan&#8217; yorulduk. Verilmesi istenmeyen haklarımızın henüz vaktinin gelmediğini ya da hak talebimizin var olan diğer taleplerden daha önemsiz olduğunu duymaktan bıktık.</p>
<p>Bu haklı talebimizi bu ülkedeki tüm ezilen kesimlerinin haklarının sağlanacağı sivil bir anayasa için TBMM Anayasa Komisyonuna iletiyoruz. Bizim ne kimsenin keyfini bekleyecek hayatlarımız ne de vazgeçeceğimiz bir inancımız var. Başörtüsü konusunda olduğu gibi bir darbe ürünü olan ancak mağdur ettiği kesimlerin bile bugün kabullenir hale geldiği yasaklardan arınmış,<br />
ve hepimizin tüm farklılıklarımızla daha özgür olabileceği bir ülke talebiyle siz de imza kampanyamıza destek verin<br />
tam anlamıyla sivil bir anayasa için ortak bir ses oluşturalım.</p>
<p>Başörtülü Kadınlar.</p>
<p>https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/gorusgonder.aspx</p>
<p>We women in Turkey who wear headscarves, and who are citizens of this country, demand the lawful right to be able to work in all jobs to be ensured in the new constitution.<br />
We are tired of being treated differently than men, than from other citizens of this country and as an exception among other countries.<br />
Despite constituting almost half of this country as covered women, demanding our rights we have constantly been told that it is too early, that we have alterior motives which we were aware and unaware of, and that it there are more important issues to be dealt with. Although women as of 2010 are finally able to attend universities with their headscarves, they are still discriminated against, treated as ‘invisible&#8217; in society and it is still forbidden for women to apply for jobs in the government sector if they wear headscarves. This makes us reliant on the whims of the the private sector, negatively affects the employment of women in general and is more importantly a breach of a basic universal right to religious and individual freedoms. This ban and attitude is one of the many products of the military coup in Turkey which we still face the consequences of today. It has succeeded in creating a divided nation in which today even the groups it aimed to suppress have accepted and internalised injustices such as this ban. We are signing this petition to demand our rights and the formation of a civillian constitution which is representative of all groups in this country and in which we are each more free with all our differences. By signing this petition, we want the government to know that we demand our rights, that we have no more lives to wait nor will accept to give up our identities. In order to achieve this we need your support and solidarity.</p>
<p>Headscarved Women in Turkey</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.avaaz.org/en/petition/Basortulu_Calisma_HakkiThe_Right_To_Work_With_My_Headscarf/" target="_blank"><strong>Destek ve imza</strong></a> </p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left;">&#8230; Bu konuda kitap ve rapor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/e_basortusu_raporu_2009_2010.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-10838" title="basortusu_yasagi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/basortusu_yasagi1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/e_basortusu_raporu_2009_2010.pdf" target="_blank">Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> ”Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010″ adlı bu çalışma son iki yıl süresince en çok konuşulup, tartışılan temel sorunlarından biri olarak karşımızda duran başörtüsü yasağına dönük bir dökümantasyon çalışmasıdır. Raporun ana omurgasını, iki yıllık süreçte başörtüsü eksenli yaşanan hak ihlalleri ve buna karşı sergilenen tutumların, davranışların ve tavırların kronolojik bir sırada aktarıldığı almanak tarzı bir arşivleme çalışması oluşturmaktadır. Raporun sadece yasak uygulamalarından ibaret kalmaması; soruna dair gösterilen tepkilerin, politik aktörlerin demeçlerinin ve yasak karşıtı çeşitli etkinliklerin de yer alması; konu etrafında oluşan gündemin ana hatlarıyla aktarılarak, dönemin genel fotoğrafını çerçeveleme kaygısıyladır. Böylece araştırmacılar, bugün ve ileride başörtüsü sorunu etrafında yapacakları çalışmalarda, Türkiye’de ve dünyada başörtüsü sorunu etrafında 2009 ve 2010 yıllarında yaşanan gelişmeleri, oluşan gündemi izleme imkânı bulabileceklerdir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/e_basortusu_raporu_2009_2010.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Raporu buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/07/destek-basortulu-calisma-hakki/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/07/destek-basortulu-calisma-hakki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan&#8217;ın Metalaşması, Mahremiyet ve Modern Devlet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yabancılaşma]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Şeyleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21749</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Mahremin kamusallaşmasının üç sacayağı olduğu söylenebilir. Bunlar; siyaset, sanat ve modern bilgidir. Modern devletin siyaset anlayışı, tehdit algılarına dayalıdır. Bireyin özel alanı da bundan muaf değildir. Kendisine tehdit oluşturma ihtimaline karşı, özel alandaki mahrem kamusallaşmalıdır anlayışı mevcuttur. Bu kamusallaşmasının sonucu da insan bedeninin metalaşması olmuştur &#8230;&#8221;  TAMAMI 
 

 
Bir pozitivizm eleştirisi 
Hayatta en kötü mürşit ilim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Mahremin kamusallaşmasının üç sacayağı olduğu söylenebilir. Bunlar; siyaset, sanat ve modern bilgidir. Modern devletin siyaset anlayışı, tehdit algılarına dayalıdır. Bireyin özel alanı da bundan muaf değildir. Kendisine tehdit oluşturma ihtimaline karşı, özel alandaki mahrem kamusallaşmalıdır anlayışı mevcuttur. Bu kamusallaşmasının sonucu da insan bedeninin metalaşması olmuştur &#8230;&#8221;</em>  <a href="http://magrib.org/modern-dunyada-mahremiyet-bir-modernite-elestirisi/" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/mahremiyet_devlet.jpg"><img class="size-full wp-image-21750 aligncenter" title="mahremiyet_devlet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/mahremiyet_devlet.jpg" alt="" width="437" height="320" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-16510" title="aydin_kimdir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir.jpg" alt="" width="107" height="151" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><strong>Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist <strong>aydın</strong>, muhafazakar <strong>aydın</strong>, Kürt <strong>aydını</strong>, Türk <strong>aydını</strong>, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/02/insanin-metalasmasi-mahremiyet-ve-modern-devlet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgili Prensesler…</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/sevgili-prensesler%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/sevgili-prensesler%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 10:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[28 subat]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20786</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prensesler,
 Bir 28 Şubat&#8217;ın daha yıl dönümüne yaklaştığımız şu günlerde, 14 yıl yasaklandıktan sonra başörtüsü yasağı üniversitelerde kısmen kaldırıldığı için tekrar üniversiteye dönmek niyetiyle başladığım YGS çalışmalarım arasında boğulmak üzereyken acaba bu 28 Şubat&#8217;ta ne yapabilirimi düşünürken, geçmiş 28 Şubatlarımı düşündüm&#8230; İlkinde eylemdeydim, ikincisinde ağlıyordum, üçüncüsünde öfkeliydim, dördüncüsünde unutmaya çalıştım çünkü artık kaldıramıyordum, beşincisinde kendimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/unlem.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20787" title="unlem" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/unlem.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a>Sevgili Prensesler,</p>
<p> Bir 28 Şubat&#8217;ın daha yıl dönümüne yaklaştığımız şu günlerde, 14 yıl yasaklandıktan sonra başörtüsü yasağı üniversitelerde kısmen kaldırıldığı için tekrar üniversiteye dönmek niyetiyle başladığım YGS çalışmalarım arasında boğulmak üzereyken acaba bu 28 Şubat&#8217;ta ne yapabilirimi düşünürken, geçmiş 28 Şubatlarımı düşündüm&#8230; İlkinde eylemdeydim, ikincisinde ağlıyordum, üçüncüsünde öfkeliydim, dördüncüsünde unutmaya çalıştım çünkü artık kaldıramıyordum, beşincisinde kendimi kitaplara gömdüm, altıncısında yaşadıklarımızı yazmaya başladım&#8230; derken bugünlere geldik.</p>
<p> Aslında bu yıl 28 Şubat&#8217;ta, 28 Şubat sürecinde idam ile yargılanan Hüda Kaya ile 28 Şubat süreci ve konuyla ilgili kitabı &#8220;<strong><em>Başörtüsüne özgürlük yolunda: Görülmüştür</em></strong>&#8221; üzerine röportaj yapmakla yetinecektim. Olmadı, bununla bırakmadınız.</p>
<p>   Sevgili Prensesler,</p>
<p> Erkek egemen bir dünyada, biz kadınların her hareketi saniye saniye kontrol edildi, etiketlendi&#8230; Dar bir alanda yaşarken, yaşamaya çalışırken &#8220;yanlış, kötü, çirkin&#8221;(?) olan ve iki kişiye yapılan bazı eylemler bile sanki tek başına yapılıyormuşçasına biz kadınlara mâl edildi. &#8220;Fa..şe, o&#8230;.pu&#8221; gibi hakaret tanımları ile ayrımcılık yapıldı ve kadın kimliğine aşağılandı. Bir diğer yandan &#8220;başörtülüler olarak siz meleksiniz, mücahidesiniz, toplumun annesisiniz, şöyle olmalısınız, böyle yapmalısınız, bunu yapamazsınız&#8221; kıskacına sıkıştırıldık.</p>
<p>  Ah Güzelceler, ah benim Sevgili Prenseslerim,</p>
<p> Tüm bu dikenli duvarlar arasında, bir televizyon kanalı dizisinde fa..şe rolünü oynayan kadına &#8220;Nur Serter&#8221; ismini verilmiş. Bunu yapan güya hakaret ettiğini sanıyor. Fa..şelik kadının mağdur edildiği, mağdur edenlerin adının anılmadığı, ayrımcı, yaralayıcı <span id="more-20786"></span>bir kurum. Elbet bu kurumu da, devlet eliyle izin verilmesini de, Serter&#8217;e edilen hakareti de kınıyorum. Tüm bu çirkinlik arasında güzel bir şey görüyorum. 28 Şubat&#8217;ın yıldönümünde, onca nefrete, yasağa rağmen başörtülü kadınlar halen nefret dolu değil, haktan yana. Serter&#8217;in ikna odasında gözünden yaş getirdiği başörtülü kız şöyle diyor: &#8220;<strong><em>Nur Serter&#8217;e yapılan bu hakareti kınıyorum</em></strong>.&#8221;</p>
<p> Ah benim gözümün nuru kardeşim, yüzümün akı kardeşim; başörtülüleri, başörtülülere &#8220;Fa..şe&#8221; diyen Fatih Altaylı ve türevi zihniyetten seni ayıran budur. Helâl olsun! Sizi, size zulmedenlerden ayıran budur. Helâl olsun!</p>
<p> Yılların en soğuğu 1997&#8230; Ayların en soğuğu Şubat&#8230; Günlerin en karanlığı 28&#8230; 28 Şubat&#8217;a bir adım kala, toprak ve mevsim bahara durmuşken, hiç uğruna eğitim hakkımı elimden zorla alanların 14 yıl yasakladığı Müslüman bir kadın olarak sırf üniversite eğitimime devam edebilmek için yeniden YGS&#8217;ye hazırlanıp, yalan olan bir İnkılap Tarihini ezberlerken, bu yalanların yalan şıklarını işaretlemek onuruma dokunurken, yüzüm ağlamak ve öfke arasında buruşmuşken yüzüme bir tebessüm, gündemime bir güneş olduğunuz için teşekkür ederim.</p>
<p>  Ah Sevgili Prensesler,</p>
<p> Murat Menteş&#8217;in cümlelerini bir kez daha hak ettiğiniz düşünüyorum.</p>
<p><strong><em>&#8220;Başörtülülerin çok yüce gönüllü oldukları fikrindeyim. Yıllar geçti hâlâ onlardan hiçbir zarar görmedik. Ne kafamıza taş attılar, ne yollarda bize hakaret ettiler, ne de yemeklerimize ilaç koydular. Sıfır. Şaşılacak denli sabırlılar. Yalnızca bir-iki protesto gösterisi, hepsi bu. Dinamit yok, sopa yok, zehir yok. İnanamıyorum yani. Bir insanı bu kadar kışkırtın, bu kadar üzün, millete dokunacağı halde engelleyin, hırpalayın, aşağılayın o da sizin suratınıza uçan tekme atmasın? Hâlâ güler yüzle, anlayışla, kibar bir ifadeyle konuşmaya, bizim gibi barbar şebeklere laf anlatmaya çalışsın. Hz. Eyyub sabrı var başörtülülerde. Ben böyle olgunluk, böyle leydi nezaketi görmedim. Her biri bir prenses asaletiyle hareket ediyor. Ben anında cadılığı ele alırdım. Yetkilere sabun büyüsü falan yapardım. Yarasa kanı kaynatırdım. Paspasa kaplan kemiği çakardım. Şaka bir yana, bu ne be kardeşim.&#8221;</em></strong></p>
<p>  14 yıl önce bugün de o imtihanı başarıyla verdiğiniz için, bugün de bir imtihanı başarıyla verdiğiniz için tebrik ederim. Modern dünyada &#8220;<strong><em>prenseslik</em></strong>&#8221; kurumu olacaksa bu yastığın altındaki bezelye tanesinden rahatsız olmakla değil dilin altına yerleştirilmiş rahatsızlık veren sözlerden rahatsız olmakla, o sözlerin kınanmasıyla olur. Masalda olduğu gibi prensesliğiniz sınandı ve siz her zaman olduğu gibi sınavdan başarıyla geçtiniz.</p>
<p>Sevgilerimle</p>
<p>Cemile Bayraktar</p>
<p> </p>
<p>… Kemalizm ve CHP konusunda daha fazla okumak için …</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>  <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/23/sevgili-prensesler%e2%80%a6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/sevgili-prensesler%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın Dört Zindanı / Ali Şeriati</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 09:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ben kimdir?]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20762</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg"><img class="size-full wp-image-20763 aligncenter" title="ali-seriati-insanin-dort-zindani" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg" alt="" width="421" height="287" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir.&#8221;</em></p>
<p>İnsanın Dört Zindanı, İranlı düşünür ve sosyolog (1933-1977) Ali Şeriati&#8217;nin Ekim 1970 yılında Abadan&#8217;da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferansın yazıya geçirilmiş hâlidir. Eserin çevirisi Hüseyin Hatemi tarafından, Almanca baskısı da göz önünde tutularak Farsçasından yapılmıştır. Eserdeki dipnotlar çevirmene ait olup, bu notlar Şeriati&#8217;nin gönderme yaptığı eserlere, kişilere, olaylara&#8230;  ait nesnel bilgi içerdiği gibi, yazarın düşüncesinin, etkilenimlerinin açıklanmasında da işlev yüklenmiş, yer yer nesnel tutumun dışına çıkılarak öznel bakış açısını sergileyen bir tutum içermiştir.</p>
<p>İnsanın Dört Zindanı Şeriati&#8217;nin ifadesiyle, bir tasarımın, bir tezin, bir kuramın detaya çok da inmeden, ana çizgilerinin sunumudur. Şeriati, çağdaş insan için temel sorunun insanın kendisi olduğunu belirttikten sonra, &#8220;İnsan nedir?&#8221; sorusunu sorar ve tezini bu sorunun cevabı üzerinden şekillendirir. Tezinin özünü &#8220;İnsan dört zorlayıcının/cebrin etkisindedir; bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca özde insan olabilir ve gerçek anlamı ile insan olmak bu dört zindandan kurtularak özgürlüğün elde edilmesine bağlıdır.&#8221;(s:13) cümleleriyle belirterek ele aldığı konuyu, insanın özgürleşmesi ve insan olması için <span id="more-20762"></span>dört koşulun aşılmasına bağlar ve bunları üç basamakta ele alacağını ifade eder:</p>
<ul>
<li>1. İnsanın tanımlanması,</li>
<li>2. Dört zorlayıcının ne olduğu,</li>
<li>3. Bu dört zorlayıcının etkisinden insanın nasıl kurtulacağı.</li>
</ul>
<p>İnsanın Tanımlanması  <a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[*]</a>:</p>
<p>Şeriati, insan tanımında Kur&#8217;an ayetlerini esas alarak insanı beşer ve insan olarak ikiye ayırır. Birisi biyolojinin konusu olan; diğeri şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan: Beşer -imek (sein, şoden); insan ‘olmak&#8217;tır. Beşer olan taraf, doğadaki bütün görünüşler gibidir, doğanın bir mensubu olan, tanımlanabilen bir varlığa sahiptir. İnsan olmak ise, ideal özellikler taşıyan(ya da bunlara ulaşmaya çalışan), sonsuza doğru sürekli ve ebedi bir gelişim içinde olan demektir. Bu gelişim, yönelişin Tanrı&#8217;ya olduğu, sonsuz tekâmüle ve sonsuz Aşkın&#8217;a yolculuktur. ‘olmak&#8217;, bir süreçtir. Sınırı olmayan bu yönelişte insanın üç özelliği vardır ve bu özellikler onu insan olmak&#8217;a -bu, yazarın bir diğer ifadesiyle, yaratılışa özgü fıtrî ve zâtî bir hicrettir- ulaştırır: Bilinçli, öz varlığının bilincinde bir varlık olması; seçme yeteneğinin olması ve yaratıcı özelliği olması.</p>
<p>Şeriati, insan olmak için insana dair üç özelliği sıraladıktan sonra, bu olgunlaşmayı, gelişmeyi ya da süreci engelleyen, insanı öz bilincinden, seçme yeteneğinden, yaratıcılık niteliğinden alıkoyan dört zorlayıcı güçten bahseder. Bu kısımda ilk olarak Descartes&#8217;in &#8220;Düşünüyorum, demek ki varım.&#8221;  felsefesi ve bu bağlamda Gide&#8217;in -Duyumsuyorum, demek ki varım.- ve Camus&#8217;nun varoluş felsefelerinden bahsederek, bunların üçünü de doğru kabul eder ancak Camus&#8217;nun &#8220;Başkaldırıyorum, demek ki varım.&#8221; felsefesini insana özgü varoluşun en üstüne yerleştirir. Bunun sebebi, Adem&#8217;in cennetteki isyan&#8217;ından sonra dünyaya gönderilişidir. Descartes ve Gide&#8217;in ifadelerinin doğruluğunu sadece &#8220;var olma&#8217;yı (imek/sein/buden/beşer olma ya da sadece fiziki varlık olma) kanıtlasalar bile ‘insan olma&#8217;yı (imek&#8217;i, insanlık aşamasına erişmiş bulunmayı/idrâk) henüz kanıtlamış değildirler.&#8221;(s:24) şeklinde açıklarken; Camus&#8217;nun ifadesini özünün bilincine varma, Tanrı&#8217;nın iradesine başkaldırma, dünya hayatında kendi seçimi sonucu ibadet ve itaatle kurtuluşa erme/insan olma şeklinde, insan olmanın üç özelliğini içine aldığı için daha doğru bulmaktadır.</p>
<p>İnsanın kendi bilincine sahip bir varlık olması, idrâk/benlik bilinci, yani: &#8220;Kendi niteliğini (keyfiyet) ve yaratılışını, öz-yapısını, Evren&#8217;in niteliğini ve öz yapısını, kendisi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve niceliğini algılama (s:25)&#8217;dır. İnsanın seçebilmesi, bedenî ve ruhî ihtiyaç ve zorunluluklarına, doğal gereksinimlerine, güdülerine, doğaya&#8230; başkaldırabilmesi ve seçiminde bu gerekirliği aşabilecek olmasıdır. Yaratıcılık özelliği ise, insanın fıtratında yaratıcılık kudretinin belirmesi, yansımasıdır. Yaratıcılık iki yönde tezahür eder. Birincisi iş/zanaat, alet yapma ile; diğeri, sanattaki yaratımdır. Sanattaki yaratım, insan ruhundaki ilahî tecellinin sonucudur ve doğada karşısına çıkan eksikliği sanatçı yaratıcılığı ile tamamlamak ve onu doğada görünür kılmaktır. Bu da güzel sanatları, insan olma özelliklerinden biri hâline getirir. Şeriati bunu şu cümlelerle ifade eder:&#8221;&#8230;güzel sanatlar, doğada insan için bulunması gereken gelgelelim bulunmayan şeyi doğaya bağışlamak üzere doğanın işinin sürdürülmesidir. Sonuç olarak; kuruculuk ve yapıcılık ile sanatçılık insan ruhunun üçüncü boyutunun (yaratıcılık) yansıması ve belirmesi demek olan insanlık özelliklerinden birisidir.&#8221;(s:28) Bu üç özellik, tanrısal sıfatların insanda belirmesi olarak verilir ve bu özelliklerle insan olmak için gelişme ve olgunlaşma yoluna girileceği ifâde edilir.</p>
<p>Dört Zorlayıcının ne olduğu:</p>
<p>Bu bölümde ideolojilerden ve bunların beşerin kendisini nasıl uyuttuğundan bahseder. İdeoloji ve öğretileri kısaca özetleyerek ve kimi noktalarını yanlışlayarak ele alır. Bu ideoloji ve öğretiler şunlardır:</p>
<p>Maddecilik (Materyalizm/Özdekçilik), Doğacılık (Natüralizm), Varoluşçuluk, Vahdet-i Vücûdçuluk, Biyolojizm (Dirim-bilimcilik), Sosyolojizm (Toplum-bilimcilik), Historizm (tarihselcilik).</p>
<p>Bu öğretiler topluluğu yazar tarafından, dört başlık adı altında zorlayıcı güç olarak sunulur:</p>
<p>Birincisi: İrade sahibi insanın, doğa&#8217;nın(Natüralizmin) baskısında olması.</p>
<p>İkincisi: Tarihin baskısı.</p>
<p>Üçüncüsü: Sosyolojizm.</p>
<p>Yazar, bu etkenlerin insan üzerinde etkisi olduğunu, fakat insanın oluşum (werden, şoden) sürecinde bu güçlerin baskısından kurtulabileceğini ifade eder ve bunu örneklerle her bir etken için tek tek açıklar. Özet olarak şunları söyler Şeriati:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan ilk zindandan, ‘Doğa&#8217; zindanından bilincini, irade ve yaratıcılığını, doğayı tanımakla yani bilimle kurtulabilir ve elde edebilir. İkinci zindan olan ‘Historizm&#8217; zindanından tarih felsefesini ve tarihsel determinizmin nasıl yönlendirebileceğini kavramakla, tarih bilimi ile kurtulabilir. Üçüncü zindan olan ‘Sosyolojizm&#8217; zindanından (toplumsal düzen zindanından) da bireyler, yine bilim ile kurtulabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusunu olabilirler.&#8221; (s:50)</p>
<p>Dördüncüsü: Kendi&#8217;mdir, yani kendisi/kendi zindanı. İnsanın ilk üç zindanı kendisini kuşatırken ve bunları yıkmak daha kolayken, kendi zindanı kişinin içinde olduğu için onu yıkmak en zor olanıdır. Özellikle çağdaş insanın düştüğü anlamsızlık ve boşluk duygusu, Şeriati&#8217;ye göre bu zindanın tutsağı olmaktan kaynaklanmaktadır. Ne yapacağı konusunda güç sahibi olan bu çağdaş insan, ne yapması gerektiği konusunda çaresiz kalmış ve hastalıkla hasta birleştiği için çözüm daha da zorlaşmıştır. Diğer bir zorluk da bu zindandan insanın bilimle çıkamayacak olmasıdır, çünkü bilimin kendisi de tutsaktır. Bilimi yapan tutsak insandır. Bu tutsak insan,  kendi içindeki özgür ben&#8217;i algılayamayan; ancak salt ve genel anlamıyla bir insan/kendi olarak algılayabilendir.</p>
<p>İnsan gereksinimlerini, ihtiyacını giderdiğinde refaha erişen, bunu boşluk ve anlamsızlık duygusunun takip ettiği dönemi yaşayan, başkaldırı ile bu dönemi atlatan bir varlıktır. Öyleyse insanın ülküsü, özlemi yüce bir şey olmalıdır ki, bir noktaya (gerçekleşmesi ile) bağlanmasın ve tekrar anlamsızlık ve boşluk duygusuna düşülmesin. Bu ülkü, aşk&#8217;tır. Ancak bu aşk, tasavvufî/irfânî veya bu tarz bir aşk değil; hesapçı ve oportünist akıldan yüce, insanın öz-benliğinde, fıtratında bir başkaldırma ile kendisini gösteren, muktedir bir güçtür. Mantıkla çözümlenemeyecek olan bu sorun, Pareto&#8217;nun ifadesiyle ne mantıkî ne de gayrı mantıkîdir, mantık dışıdır (alegique / mantığa aykırı değil, mantıktan daha güçlü). Bu aşk, kişinin çıkarlarını ve yararlarını aşan, onları feda ettiren, imek&#8217;i, başkalarının imek&#8217;ine ve kişinin ülküsü için feda ettiren(îsâr) bir aşktır. Şeriati burada örnek olarak Nietzsche&#8217;ye ait bir anektodu aktarır -düşen atı kamçılayan arabacının hareketini engellemek için atı korumaya çalışması ve arabacı tarafından dövülmesi- ve bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir. Burada yazar anlatmak istediklerini şu cümlelerle özetler:</p>
<p>&#8220;Sözlerimin özü: O özgür kılıcı, yaratıcı, bilinçli insan; doğa, tarih ve toplum düzeni zindanlarından bilim ile kurtulur. Dördüncü zindandan ise, din ile kurtulur, aşk ile kurtulur. Radhakrishnan&#8217;ın dediği gibi: ‘Biz insanlar, insan olma ödev ve sorumluluğu ile, bir işbirliği andına çağrılıyız. Nasıl bir ahd ve and? Öyle bir and ki, bu and ile insan, Tanrı ve aşk, başka bir yaratış ve başka bir insan için işe koyulurlar. Budur insanın sorumluluğu.&#8217; &#8221; (s:62)</p>
<p>Ali Şeriati bu kısa ama fikrî anlamda derin konuşmasında, fikir dünyasını birçok yazar, fikrî akım, öğreti, ideoloji, kavram&#8230; ile desteklemiş, görüşlerini, kanıtlarını yazarlardan ve eserlerinden alıntılar yapmaktan çok, onları olumlu-olumsuz yönleriyle irdeleyerek, kendi tezini oluşturarak konuşmasına dahil etmiştir. Kimi anektodları, beyitleri&#8230; de konuşmasına alarak soyuttan somuta geçişi ve konuşmasının ilgi çekici ve akıcı olmasını sağlamıştır. Fikri yapısını oluşturan bu eserlere ve yazarlarına bakıldığında şu isimlerle karşılaşılır:</p>
<p>Kur&#8217;an, ayetler; Rene Descartes; Andre Gide; Albert Camus; Jean Paul Sartre; Martin Heidegger; Abdülkadir Mâlik,İslam Fanatizmi konuşması; Sören Kierkegaard; Hace Şemsüddin Muhammed Hâfız; İmam Sadık; Mevlana Celaleddin-i Rûmî; Rahl Waldo Emerson; İbn Haldun; Rostow, Aşamalar Kuramı; Karl Jaspers; Jean Isole; Vilfredo Pareto; Friedrich Nietzsche; S.Radhakrishnan. </p>
<p>Eserin bütününe bakıldığında, tezini güçlü kanıtlarla savunan Şeriati&#8217;nin, akıl ve dini esas alarak, ideoloji, öğreti ve tasavvufî akımların uzağında durarak, insan olmak&#8217;ı tanımladığı, bu oluş yolculuğundaki engelleri sıralayarak bunların nasıl aşılacağını aktardığı görülür. Özellikle insanın dördüncü zindanı olan kendi&#8217;sini aşması için önerdiği yol, aşk ve din olarak bir kendini feda etme, yüce bir ülküyü merkeze alma ve devamlı bir oluş yaşayarak, Tanrı&#8217;ya yönelme şeklinde belirir ama bu belirme teslimiyetten öte önce bir başkaldırı, seçim ve bu seçimin yönelimi olan din&#8217;in esaslarını yerine getirme/teslimiyet&#8217;tir. Ne tasavvuftaki Tanrı&#8217;ya erişmeyi kabul eden durağan bir yolculuk, ne de ideolojilerin yaslandığı sadece bu dünyaya ait bir yolculuktur. Şeriati&#8217;nin insan ‘olmak&#8217; için önerdiği yol, ilk üç zindanın bilimle; dördüncü zindanın ise aşkınlık, aşk ve din ile aşıldığı, seçimi insanın başkaldırarak kendisinin yaptığı ve bu sayede imek&#8217;i olmak&#8217;a çevirme yoluna girdiği ve sonu, sınırı olmayan bir yolculuktur.   Ve bu yolculuğu anlatan en güzel ifâde kendisinin şu cümlelerinde bulunur:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan sürekli ‘olmak&#8217; sürecindedir, sonsuza doğru sürekli ve ebedî bir gelişim süreci içindedir.&#8221; Kısaca, bu, hiç bitmeyecek olan, insanın kendisini devamlı aşmak ve devinimde bulunmak, her daim seçmek ve başkaldırmak zorunda olduğu bir yolculuktur ve Şeriati de İnsanın Dört Zindanı&#8217;nda  bu yolculuğun ne olduğunu, bu yolculukta insanın nasıl ilerleyebileceğini aktarır.</p>
<p> </p>
<p>Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı, çev:Hüseyin Hatemi, İşaret yayınları, İstanbul, 2007.</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[*]</a> Bu bölümlenmeler Suzan Nur Başarslan tarafından incelemenin alt başlıkları olarak düzenlenmiştir.</p>
<div> </div>
<div> </div>
<div> </div>
<div>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</div>
<div>  </div>
<div>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a><strong> </strong> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><strong></strong> </div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Twitter Sarkozy ile dalga geçen hesapları sansürlüyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/21/twitter-sarkozy-ile-dalga-gecen-hesaplari-sansurluyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/21/twitter-sarkozy-ile-dalga-gecen-hesaplari-sansurluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 22:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>

		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20716</guid>
		<description><![CDATA[Özgürlükler ülkesi(!) Fransa Kuzey Kore&#8217;yi, Çin&#8217;i veya Mübarek, Kaddafi gibi devrik diktatörleri hatırlatan yöntemlerle muhalefeti susturuyor. L&#8217;Express&#8217;in verdiği habere göre @NicolasSarkozy hesabı 15 şubatta açıldı ve 5 günde 90.000 aboneye ulaştı. Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy ile dalga geçen @MaFranceForte, @ForteFrance, @SarkozyCaSuffit et @_NicolasSarkozy gibi hesaplar hafta sonu kapatıldı. Yerine yenileri açıldı ama onlar da kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/france1.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9929" title="france1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/france1.gif" alt="" width="68" height="50" /></a>Özgürlükler ülkesi(!) Fransa Kuzey Kore&#8217;yi, Çin&#8217;i veya Mübarek, Kaddafi gibi devrik diktatörleri hatırlatan yöntemlerle muhalefeti susturuyor. <a href="http://www.lexpress.fr/actualite/politique/twitter-censure-des-comptes-parodiques-contre-nicolas-sarkozy_1084559.html">L&#8217;Express&#8217;in verdiği habere göre</a> <a href="https://twitter.com/#!/NicolasSarkozy" target="_blank">@NicolasSarkozy</a> hesabı 15 şubatta açıldı ve 5 günde 90.000 aboneye ulaştı. Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy ile dalga geçen @MaFranceForte, @ForteFrance, @SarkozyCaSuffit et @_NicolasSarkozy gibi hesaplar hafta sonu kapatıldı. Yerine yenileri açıldı ama onlar da kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 62 gün kala Twitter&#8217;in Sarkozy&#8217;ye gösterdiği bu « sadakat » oldukça manidar. Twitter ve Sarkozy&#8217;nin ekibi sansürü &#8220;isimde sahtecilik&#8221; gerekçesiyle savundular.</p>
<p>Bu arada Sarkozy seçimde kendisine ciddî tehdit oluşturabilecek adayları yarıştan çekilmeleri için ikna ediyor. Büyük firmalarda genel müdürlük vaadi bu yeni rüşvet türünün bir örneği.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/fransa_ozgurluk_twitter_sansur.jpg"><img class="size-full wp-image-20717 aligncenter" title="fransa_ozgurluk_twitter_sansur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/fransa_ozgurluk_twitter_sansur.jpg" alt="" width="389" height="218" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/21/twitter-sarkozy-ile-dalga-gecen-hesaplari-sansurluyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/21/twitter-sarkozy-ile-dalga-gecen-hesaplari-sansurluyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Her siyaset okuluna özgürlük verilmeli mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/her-siyaset-okuluna-ozgurluk-verilmeli-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/her-siyaset-okuluna-ozgurluk-verilmeli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 23:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19348</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Irkçılığın genel teorisiyle de kalmayıp, &#8220;saf bir ırk&#8221; uğruna yeni soykırımlar önerenler (çıkarsa) ne yapacağız ? Onlar da parti okulu açsın, diyebiliyor muyuz ? Siyaset yöntemi olarak şiddet, savaş ve cinayet de savunulabilsin mi ? İnsanlar &#8220;haklı savaş&#8221;a çağrılabilsin, bu uğurda tahrik edilebilsin mi ? [...] Faraza El Kaide (veya legal cephe örgütü) bir siyaset akademisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/bdp_kck_siyaset_okulu.jpg"><em><img class="alignright size-full wp-image-19350" title="bdp_kck_siyaset_okulu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/bdp_kck_siyaset_okulu.jpg" alt="" width="220" height="319" /></em></a><em>&#8220;Irkçılığın genel teorisiyle de kalmayıp, &#8220;saf bir ırk&#8221; uğruna yeni soykırımlar önerenler (çıkarsa) ne yapacağız ? Onlar da parti okulu açsın, diyebiliyor muyuz ? Siyaset yöntemi olarak şiddet, savaş ve cinayet de savunulabilsin mi ? İnsanlar &#8220;haklı savaş&#8221;a çağrılabilsin, bu uğurda tahrik edilebilsin mi ? [...] Faraza El Kaide (veya legal cephe örgütü) bir siyaset akademisi açıp, <strong>Darülharb‘deki kâfirleri öldürmeyi Kuran&#8217;ın emrettiğine dair dersler koysa, devlet de bunu kapatmaya kalksa</strong>, biz içeriğinden tamamen bağımsız olarak, çok soyut bir &#8220;siyasî partilerin eğitim faaliyeti özgürlüğü&#8221; uğruna, göğsümüzü gere gere &#8220;bu parti okulunda da ders veririz&#8221; diyebilir miyiz ?&#8221;</em> <a href="http://www.ilkehaber.com/haber/halil-berktay-ben-bdpde-ders-vermek-istemiyorum-19446.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p style="padding-left: 60px;">Türk solu üzerine okumak için:</p>
<ol>
<blockquote>
<li><a title="Sosyalizm kategorisi altındaki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/sosyalizm/" target="_blank">Sosyalizm </a></li>
<li><a title="Türk Solu kategorisi altındaki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/turk-solu/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Türk Solu </span></a></li>
<li><a title="Komünizm kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/komunizm/">Komünizm</a></li>
<li><a title="Marxizm kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/marksizm/">Marxizm</a></li>
</blockquote>
</ol>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/08/her-siyaset-okuluna-ozgurluk-verilmeli-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/08/her-siyaset-okuluna-ozgurluk-verilmeli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ticarî bir mal olarak “Adalet”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2011 15:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18903</guid>
		<description><![CDATA[Liberty, Freedom, Özgürlük, Serbestlik&#8230;
 « Devlet sosyalist piyasa ekonomisi uygular. [...] Devlet ekonomik düzeni bozacak kişi ve örgütleri engeller&#8230; »
Bu satırlar Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin anayasasından, madde 15. Fanatik liberallerin ilk kurbanı kelimeler oldu. &#8220;Özgürlük&#8221; kelimesini tahrip ettiler. Artık özgürlük nedir kimse bilmiyor. « Sosyalist ve liberal » Çin ekonomisinin işçileri saati yarım dolardan günde 15 saat çalışıyor. Hewlett Packard, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18904" title="liberal_totalitarizm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm1-248x300.jpg" alt="" width="208" height="280" /></a>Liberty, Freedom, Özgürlük, Serbestlik&#8230;</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> </strong><em>« Devlet sosyalist piyasa ekonomisi uygular. [...] Devlet ekonomik düzeni bozacak kişi ve örgütleri engeller&#8230; »</em></p>
<p>Bu satırlar <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in_Halk_Cumhuriyeti_anayasas%C4%B1">Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin anayasasından</a>, madde 15. Fanatik liberallerin ilk kurbanı kelimeler oldu. <strong>&#8220;Özgürlük&#8221;</strong> kelimesini tahrip ettiler. Artık <strong>özgürlük</strong> nedir kimse bilmiyor. <em>« Sosyalist ve liberal »</em> Çin ekonomisinin işçileri saati yarım dolardan günde 15 saat çalışıyor. Hewlett Packard, Best Buy, Samsung, Acer, Logitech, Foxconn ve Asus gibi firmalar Çinli işçileri sömürmekte <strong>özgürler</strong>. Sendikacılar ve gazeteciler göz altında « kaybediliyor ». Devlet ekonomik özgürlükleri korumak için diğer özgürlükleri çiğniyor.</p>
<p> <strong>&#8220;Özgürlük&#8221;</strong> kavramını zenginlerin alıp satma serbestliğine, tilkinin kümesteki &#8220;özgürlüğüne&#8221; eşitledi liberaller. Ama bu hayvanî özgürlükten başka <span id="more-18903"></span>bir de insanî özgürlük var. Gözden kaçırmayalim derim.</p>
<p>Özgürlük serbestlik değildir. Maddî çıkarlarımıza uygun olsa bile bazı şeyleri sırf &#8220;yanlış olduğu için&#8221; yapmayı reddedebilmektir özgürlük. Vicdanın sesini duyup patrona, topluma, devlete kafa tutabilmektir. İşkence yapması emredilen bir polis amirine ve kanunlara direnebilirse özgürdür.  Çünkü &#8220;teknik&#8221; olarak mümkün olan şeyi yapmakta serbestiz, en az hayvanlar kadar. Devlet evlerimizi, telefonlarımızı dinlemekte serbest. Biz çevreyi kirletmekte serbestiz. Silah üreten firmaların hisse senetlerini satın alıp savaşlara ortak olmakta serbestiz.</p>
<p>Bir insan için özgürlük canının her istediğini yapmak değil daha &#8220;yüce&#8221; değerler uğruna &#8220;alçak&#8221; değer ve varlıklardan vaz geçebilmek olmalıdır. Soljenitsin&#8217;in deyimiyle <strong><em>&#8220;başkalarının mutluluğu için kendi arzularına sınır koymak&#8230;&#8221;</em></strong> Mutlaka çok büyük fedakârlıklar aramaya gerek yok. Sokağın temizliğini korumak için yediklerinin ambalajını çantasında biriktiren bir insan düşünün. Etrafta kimse yok. Yere atma serbestliğine (liberty) sahip. Ama çöp kutusu arıyor, ona zahmet olacak bir yolu seçiyor özgürce (freedom). Bulamayınca bir kâğıda sarıp çantasına koyuyor. Ya da kimseye göstermeden, hatta Cennet&#8217;i arzulamayı dahi unutarak, çocuksu bir saflık ile, nefes alıp verircesine sadaka veren bir insan. Evet&#8230; <a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCIQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F10%2F05%2Fhayvan-serbesttir-insan-ozgurdur%2F&amp;ei=uRKMTov1CMmnhAfTtZmbDQ&amp;usg=AFQjCNFu8nfUFaLoZMqvQwnfcpOvAztz2g&amp;sig2=DHdQjPXWeOzCbfwazJq4WQ">Hayvan serbesttir (liberty) ama insan özgürdür (freedom)</a>.</p>
<p>Totaliter rejimler bireyleri ve insan topluluklarını otomatik makineler haline getirirler. Öngörülebilir, davranış ve tercihleri (liberty) önceden kestirilebilir, determine edilebilir makineler. Bu makineleştirmenin önündeki en büyük engel insanın özgürlüğüdür (freedom).</p>
<p>İnsan&#8217;ın özgürlüğünü yok edemezsiniz ama ona özgür olduğunu (freedom) unutturmak için dikkatini serbestlik (liberty) üzerine yoğunlaştırabilirsiniz. Bunun için Bireyleri tektipleştirmek gerekir. Yani tek bir vasfını propaganda yoluyla abartmak. Böylece İnsan denen varlık tek bir vasfına indirgenir: Irk, Para, Din, Cinsiyet&#8230; Bu perspektifi halka dayatırsınız. Bu vasıflara sahip olmayanlardan <strong><em>&#8220;makbul&#8221; </em></strong>vatandaş/dost tarifine uymayan iç ve dış düşmanlar üretilir. Bundan sonra AKIL ve VİCDAN devreden çıkar. Çünkü <strong><em>&#8220;sen üstün Alman ırkındansın, şöyle davranman gerekir&#8221;</em></strong> diyerek insanlar koyun gibi güdülebilirler:</p>
<ul>
<li>Bütün Hristiyanlar senin düşmanın,</li>
<li>Her Türk asker doğar,</li>
<li>Ermeniler haindir,</li>
<li>Yunanlılar kahpedir&#8230;</li>
</ul>
<p>Geçmişte Nazi Almanyası, Stalin Rusyası bunun örneklerini yaşadık. Bu tektipleştirme bizim ülkemizi de vurdu. kendini (Müslüman Türkleri) ve ötekileri şeyleştirme süreci Atatürk Türkiye&#8217;sinde de görüldü. Dersim katliamı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, Aşkale&#8217;deki çalışma kamplarına gönderilen Hristiyan ve Yahudiler; hatta Hrant Dink&#8217;in öldürülmesine kadar uzanan süreçte AKIL ve VİCDAN devre dışı bırakıldı.</p>
<p>Bugün büyük insanlığın ufkunda yeniden kara bulutlar var. İnsanlık yeni bir tektipleştirme tehdidi ile karşı karşıya. Yeni ezberimiz: <strong>İnsan = üretme/tüketme gücü</strong>. Sabun, otomobil, sigorta reklâmları marka bazında birbirlerini dengelese de verdikleri <strong>ideolojik mesaj</strong> zihinlerde birikiyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Sen başkasın, sen en <strong>İYİ</strong>sine layıksın, daha çok iste, paran senin için çalışsın, geleceğini garantiye al, daha lüks yaşa, karını <strong>SEV</strong>iyorsan ona pırlanta almalısın, çocuklarını <strong>SEV</strong>iyorsan şu çukulatayı yedirmelisin&#8230; <strong>SAYGI</strong> görmek için şu marka arabayı kullanmalısın&#8221;</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm_22.jpg"><img class="size-full wp-image-18905 aligncenter" title="liberal_totalitarizm_22" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm_22.jpg" alt="" width="299" height="227" /></a></p>
<p>Bu da bir kara propaganda. Komünist ve faşist diktatörlerin propagandaları gibi kelimelerimizi kaybediyoruz. Sevgi, iyilik, saygı&#8230; Özgürlük (freedom) uğruna vaz geçebileceğimiz serbestlikler (liberty) propaganda yoluyla bize özgürlükmüş gibi kabul ettiriliyor. Edirneli bir kadın, fakir, evli, çocuklu, ressam, örümcekten korkar, yakında boşanacak&#8230; Bütün bunların bir önemi yok. VISA ya da AMERICAN EXPRESS cinsinden kaç dolar ediyorsunuz? <strong>Satın alma gücünüz yoksa siz de YOKSUNUZ sistemin gözünde!</strong></p>
<p>Eskiden fakirler sömürülüyordu. Bugün daha kötü. Eğer kredi kartınız yoksa fiziken de sizden kurtulmak isteyebilir Piyasa Tanrısı. Irak&#8217;ta, Somali&#8217;de, Afganistan&#8217;da duyduğumuz çığlıklar liberal totalitarizmin ayak sesleriydi. Sıra Yunanlılara geldi.</p>
<p><strong>Hukuk&#8217;a ikame edilen Piyasa </strong></p>
<p>Biz insanlar serbestlik (liberty) ve özgürlük (freedom) arasındaki farkı anlayıncaya kadar dertlerimiz sürecek gibi gözüküyor. Hukuk&#8217;un siyasetteki yerini &#8220;hissetmek&#8221; gerek. Zira totaliter rejimleri en çok rahatsız eden kavramlardan biri hukuk&#8230;</p>
<p>Meselâ Adolf Hitler&#8217;in ideal devletinde hukuka gerek kalmayacak, hukukçuluk modası geçmiş bir meslek olacaktı. Naziler biyolojinin <strong>determinist yasalarına</strong> uygun, ırkçı determinizm doğrultusunda bir dünya kuracaklardı. Marx ise adeta tanrılaştırdığı Tarih&#8217;in <strong>determinist yasalarından</strong> bahsediyor, proletarya diktasıyla MUTLAKA kurulacak olan sınıfsız toplumu müjdeliyordu. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/" target="_blank">Derin Marx</a>) Gerek nazizim gerekse komünizm özde aynı fikrî ve vicdanî zemine kurulmuştu: Pozitivizm. Özü fikirsizlik ve vicdansızlık olan pozitivizm&#8230;</p>
<p> Liberalizm de öyle. İnsan&#8217;ı <em>Homo economicus</em>&#8216;a indirgeyen bu ticarî bir rasyonalite(!) bize liberalizmin köklerinin de pozitivizme dayandığını ispat ediyor. İnsan topluluklarını karınca yuvası ya da arı kovanı sanan, Adalet&#8217;i sağlamak yerine zulümü &#8220;rasyonalize&#8221; eden <strong>totaliter bir ideoloji</strong> bu. Tecavüz kaçınılmaz ise zevk almaya bak!</p>
<p>Liberalizmin &#8220;düşman&#8221; ilân ettiği totalitarizme bu kadar benzemesi ne kadar  düşündürücü&#8230; Liberallerin haklı olarak söyledikleri gibi totaliter bir rejimin korkusuyla (ya da ona taparcasına bir bağlılıkla) insanlar iyi-kötü ayrımı yapmayı unutabilirler. Emir kulu <strong><em>&#8220;bana verilen emirleri uyguluyorum, suçlu olamam&#8221;</em></strong> diyebilir.  Fakat buna tıpatıp benzeyen bir şekilde Piyasa&#8217;nın Kulu da <strong><em>&#8220;açlıktan ölenler var ama bu mukadderat, Piyasa bunu gerektiriyor&#8221;</em></strong> tarzı sözlerle vicdanını rahatlatıyor. Liberal Atilla Yayla&#8217;nın &#8220;<a title="Permanent Link to Özgürlük korkusu" href="http://www.derindusunce.org/2009/11/07/ozgurluk-korkusu/">Özgürlük korkusu</a>&#8221; adlı makalesinde savunduğu duruşa bakın meselâ:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;böylelerinin ortak özelliği insana güvenmemek; insanı kendi tercihlerini yapmaya muktedir, akıl fikir sahibi bir varlık olarak görmemek; insanın sıkı bir kontrol ve denetim altında tutulmasını istemektir [...] ulaşılan siyasal yapılanmalar birbirinin kopyasıdır: İnsana güvenme. İnsanı serbest bırakma. Kamu otoritesine insanı iyi insan hâline getirme görevi ve yetkisi ver. Herkesi birbirine benzet. Benzememekte direnenleri eğit. Daha da direnenleri toplumun iyiliği için yumuşak ve sert yollarla tasfiye et [...] Birçok liberal filozof, ortak insani varoluşun temel değerleri olarak hürriyet, adalet ve barışı saymıştır. Bu değerlerin egemen olduğu bir çerçeve bireye tercih serbestisi tanır ama aynı zamanda tercihlerinin sonuçlarını üstlenme sorumluluğu yükler. Herkes aynı haklara sahip olduğu için her bireyin hareket alanını otomatik olarak diğer bireylerin hak ve özgürlükleriyle sınırlandırır.&#8221;</em></p>
<p>İnsan&#8217;a, ve insanlara güvenmek ve özgürlüklerin birbirini sınırlaması teorisi nasıl geçer gerçek hayata? Piyasa ile. Yayla&#8217;nın savunduğu <strong><em>&#8220;Herkes aynı haklara sahip olduğu bir dünya&#8221;</em></strong> elbette gerçek değil. Bu sebeple Piyasa&#8217;nın ortak değeri; güç dağıtma aracı olan para kimdeyse güç de onda. Liberallerin güvenmemizi istediği insan(lar) aslında birbirlerini ezebilir, eziyor da. Kredi kartı olmayanlar bir savaşta kılıcı, kalkanı olmayanlara benziyor. <strong>Hukuk&#8217;a ikame edilen Piyasa özgürlük değil zulüm üretiyor.</strong> Çünkü para diğer insanlar üzerinde bir güç; değeri taahhüt edilmiş, devlet garantisinde. Sovyet Rusya&#8217;da partiye yakın olmak veya Nazi Almanya&#8217;sında safkan Alman olmak ne ise liberal bir dünyada zengin olmak aynı şey. Hayek ve Mises&#8217;in dediği gibi, Piyasa varken devlete, kanuna, hukuka gerek yok! Demokrasiye bile gerek yok!</p>
<p> <strong>Ticarî bir mal olarak &#8220;Adalet&#8221;</strong></p>
<p> Bugün &#8220;normal/ gerçek&#8221; piyasaların üzerinde, baş harfi büyük &#8220;P&#8221; ile yazılan bir <strong>PİYASA</strong> yükseliyor. Sayın Piyasa. Tanrı Piyasa. Meselâ <a href="http://www.doingbusiness.org/">Dünya Bankası&#8217;nın önderliğinde gerçekleştirilen Doing Business programı</a>&#8216;na bir göz atın. Devletlerin adalet sistemleri &#8220;business&#8221; perspektifinden değerlendiriyor. Programın ideolojisi ve lisanı ayrı bir inceleme konusu: Her kavramın şeyleştirilmesi ve rekabete sokulması meselâ. Ülke yerine &#8220;ekonomi&#8221; deniyor, kanun yerine &#8220;ayarlama&#8221;&#8230;</p>
<p> Yaldızlı boyayı biraz kazıdığınızda ise karşınıza çıkan <strong>bir tür müzayede</strong>, açık arttırma gibi ama ters yönde. İnsan hakları haraç mezat satılıyor. Gitti gidiyooor! Kapanın elinde kalıyoor! <strong>Ülkesini, tabiatı, işçi haklarını en az koruyan ülkeler sıralamada yükseliyor.</strong> İnsan haklarıyla şirket kârlarının rekabeti; açık arttırma modunda bir açık azaltma.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18906" title="liberal_totalitarizm_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberal_totalitarizm_2.jpg" alt="" width="198" height="300" /></a> İş adamlarının serbestlik(liberty) ihtiyaçlarıyla insanların özgürlük(freedom) ihtiyaçlarını rekabete sokarsanız elbette çevreyi kirleten, işçisini köleleştiren <strong>firmalar bireyleri ezip geçerler</strong>. Doğayı ve işçi haklarını koruyan kanunlar şirketlerin kâr yapmasına engel oldukları için <strong>hukuka saygılı ülkeler yatırım çekmekte zorlanır</strong>. Çin gibi doğayı kirletmenin, işçi bireyi ezmenin kolay olduğu ülkeler daha fazla sermaye çekerler. Doğaya ve insan haklarına saygılı ülkeler ise <strong>PİYASA</strong> tarafından cezalandırılır.</p>
<p> Piyasa&#8217;nın ideoloji haline gelmesi, hukuk devletinin yerini alması bu yüzden tam bir bir felâket. Zira bu satın alma gücü olmayan bireylerin yok sayılması anlamına geliyor. Hatta bazen &#8220;faydasız&#8221; bireylerin imhası ekonomik olarak daha cazip bile olabilir.  <strong>Bu bağlamda liberalizmin zulümü  PİYASA yoluyla kurumsallaştırdığını iddia etmek zannederim yanlış olmaz. </strong>Liberalizmin teorik olarak karşısında durduğu totalitarizme kaydığı yer de burası. Faydasız(!) akıl hastalarının Naziler tarafından imhası gibi bugün faydasız(!) fakirlerin imhasına tanık oluyoruz ve doğal olarak borsalarda bir düşme kaydedilmiyor!</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></span></strong></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></span></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitapta </span></a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkiye’nin eskimeyen gazetecileri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 22:26:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18659</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
Türkiye, geçmişten beri birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu&#8230; Ancak bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi. Dolayısı ile de askerin belirledikleri Cumhuriyet kurulduğundan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Erden Özkant<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/turk_basini_medya_maske.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18660" title="turk_basini_medya_maske" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/turk_basini_medya_maske.jpg" alt="" width="250" height="223" /></a></strong></em></p>
<p>Türkiye, geçmişten beri birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu&#8230; Ancak bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi. Dolayısı ile de askerin belirledikleri Cumhuriyet kurulduğundan beri devletin resmi ezberi oldu. Bu ezberlerin, kırmızı çizgilerin ihlal edildiğini görünce de müdahaleler ve darbeler geldi askerden: 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ile 27 Nisan 2007 e- muhtırası gibi. Demokrasiye ve hukuk devletine yakışmayan 1982 Anayasasıyla yargı ve üniversitelerin düzeni ile hak ve özgürlükler askerin tekeline kaldı. Kürt sorununda, Ermeni meselesinde, din eğitimiyle ilgili meselelerde, Kıbrıs sorununda son sözü hep asker söyledi bu ülkede. Çünkü asker, sivillere güvenmiyordu ve bu yüzden <span id="more-18659"></span>88 yıl önce kurduğu devleti seçilmişlere bırakmadı ve bırakmak da istemiyor. Daha fazla özgürlüğün, daha fazla demokrasinin, daha fazla hukukun bölücülük getireceğine, irticayı güçlendireceğine inanıyordu asker ve bu yüzden Avrupa Birliği (AB) yolundan da hazzetmedi hiçbir zaman. Tüm bu sorunları çözemeyince aş ve iş sorunu da çözülemedi bu ülkede. Yunanistan ve İspanya gibi ülkeler darbecilerden hesap sorarken, darbecileri cezalandırırken Türkiye&#8217;de 27 Mayıs darbesini yapan cuntanın lideri cumhurbaşkanı seçildi. 12 Mart&#8217;ı yapanlara dokunulmadı. 12 Eylül&#8217;ü gerçekleştirenlere de şimdiye kadar dokunulamadı ve hatta 12 Eylül darbecilerinin anayasası 28 yıl bu ülkede ‘demoklesin kılıcı&#8217; gibi sallanıp durdu halkın üzerinde. Türkiye&#8217;yi 30 yıl sonra yine bir 12 Eylül&#8217;de 12 Eylül darbe anayasasından büyük ölçüde kurtaran yeni anayasa paketi, halk oylamasına sunuldu ve % 58 ile kabul edildi. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu açıldı, memurlara yeni haklar getirildi, memurlara toplu sözleşme hakkı tanındı, gazilere, engellilere, kadınlara pozitif ayrımcılık getirildi, darbecilere yargı yolu, komutanlara ise yüce divan yolu açıldı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısı değiştirilerek yargı ve yargıç güvenliği oluşturuldu, Anayasa Mahkemesi (AYM) geniş tabanlı hale getirildi yeni anayasa paketi ile.</p>
<p> <strong>Yargı Sorunu </strong></p>
<p>Anayasayı parlamento yapar, AYM sadece yasanın yapılması sırasında şekil şartlarına uyulup uyulmadığını denetler. Ancak ‘367&#8242; ve ‘başörtüsü&#8217; gibi şekilden girilip esastan çıkılan davaların mevcut olduğu ülkemizde yıllarca hukuku uygulamaları için verilen yetkileri hukuksuz bir biçimde kullanan yargı üyelerine, şimdiye kadar darbeleri ve darbe girişimlerini sorgulamayan yüksek yargıya, Erzincan Ergenekon&#8217;unda ucu orduya dokunduğu için Erzurum&#8217;daki özel yetkili savcıların yetkilerini ellerinden alan ancak hakkında onlarca iddia olan Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner için hiçbir şey yapmayan HSYK&#8217;ya, yüksek yargı üyeleriyle ordudan üst düzeyde önemli davalardan önce yapılan görüşmelere şahit olduk.</p>
<p><strong>Medya Sorunu</strong></p>
<p>Medya, yıllarca bu ülkede askerin sözcülüğünü yaptı, Güneydoğu&#8217;da yaşanan fail-i meçhulleri görmezden geldi, Kürt sorunundan bahsetmedi. &#8220;Türkiye Türklerindir&#8221; diyerek yıllarca bu ülkede yaşayan Kürtleri, gayrimüslimleri ve onların sorunlarını görmezden geldi. Dindarlara ‘yobaz&#8217;, Kürtlere ‘terörist&#8217;, Alevilere ‘dinsiz&#8217; diyerek halkı birbirine düşman etti. Yaşanan yüzlerce terör olayının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne (TSK) &#8220;<strong>Bu kadar şehit nasıl verilir? Saldırılarda askerin ihmali var mıdır? Varsa bunlar nelerdir?</strong>&#8221; diye hiç sormadı. Ancak son birkaç yılda yeni basın yayın organları ortaya çıktı. Askerin her dediğini doğru kabul etmeyen, olayların arkasını araştıran, gerçekleri halkın da görmesini sağlayan bu gazeteler ve televizyonlar sayesinde bizler Dağlıca, Aktütün ve Hantepe&#8217;de yaşanan skandalları, 3 yıl önce yaşanan ve PKK&#8217;lılardan &#8220;<strong>kendi adamlarımız</strong>&#8221; diye bahseden bir Pilot Üsteğmen&#8217;in bir Yarbay&#8217;a &#8220;<strong>Adamlarımız çok zayiat veriyor ya koordinatları değiştirin ya da Heron&#8217;u düşürün</strong>&#8221; dediğini, yarbayın ise &#8220;<strong>Çaresine bakarız</strong>&#8221; cevabı verdiğini ve bu skandalın 3 yıl boyunca ‘sümenaltı&#8217; edildiğini, geçmişte yaşanan birçok karanlık olayın arkasında kimlerin olduğunu, Ergenekon&#8217;u, Balyoz&#8217;u, Kafes&#8217;i, AKP ve Fethullah Gülen&#8217;i Bitirme Planı&#8217;nı, Gediktepe saldırısında olduğu gibi yapılan uyarılara rağmen göz göre göre gelen saldırıları ve daha birçok gerçeği öğrendik. Arkasından Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ&#8217;un belgeye ‘kâğıt parçası&#8217;, lavlara ise ‘boru&#8217; demesine, Balyoz&#8217;da 102 sanık hakkında yakalama kararı çıkmasına rağmen sanıkların teslim edilmeyerek ordu evlerinde korunmasına, Genelkurmay&#8217;ın sanıkları yargıya vermemek için direnmesine, 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk&#8217;in yargıyı takmayıp araçları şehir merkezinde yürütmesine ve Erzurum adliyesine gitmeyip yerine uçakları göndermesine ‘merkez medyanın&#8217; sessiz kaldığını gördük.</p>
<p>Doğrusu YAŞ toplantılarındaki oturma düzeninin değişmesi, 27 Nisan e- muhtırasının Genelkurmay&#8217;ın resmi internet sitesinden kaldırılması, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamasında Başkomutan olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün tebrikleri kabul etmesi gibi &#8220;Yeni Türkiye&#8221;nin ayak sesleri hissedildi son zamanlarda. Yukarıda da yazdığım üzere medyanın değiştiğine dair bazı emareler de vardı. Slogan, &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin yeni medyası&#8221; şeklini almış, hatta bir gazete &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin gazetesi&#8221; sloganı ile yenilenmişti. Ancak görünen o ki yeni medyanın eski medyadan hiçbir farkı yoktu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gazeteci kimdir?</strong></p>
<p>Aralık ayında bu sitede yayınlanan <strong>&#8220;Taraf, Baransu Gazeteciliği ve Karargâh Kitabı&#8221; </strong>başlıklı yazımda şu cümleleri yazmıştım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Gazeteci kimdir? sorusuna Amerikalı gazeteci Clifton Daniel şöyle cevap veriyor: ‘Bir olayı dosdoğru bir biçimde öğrenen, derleyen ve sonra onu en doğru ve gerçeklere uygun biçimde yazan kişidir.&#8217; Gazetecilikte temel işlevin, gerçekleri bulup, bozmadan kamuoyuna yansıtmak olduğunu göz önünde tutarak;</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>1) Yayınlarda hiç kimse, ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>2) Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapamaz.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>3) Bir kamu müessesi olan gazetecilik mesleği, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edemez.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>4) Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>5) Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyar.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Gazetecilerin yukarıda bazı maddelerini yazdığım andını ve Basın Meslek İlkelerini okuyup bir de basınımızdaki gazetelere baktığımız zaman gerçekten şaşırmamak, ülkemiz adına üzülmemek elde değil.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Basınımızın en büyük sorunlarından birisi holding gazetelerinin basın dışındaki ticari işleri sebebi ile veya gelir durumları kısıtlı olan gazetelerin bir kısmının, ayakta kalabilmek için bazı kişi veya kuruluşların sesi olma yoluna gitmesi, karşılıklı olduğu düşünülen menfaatlerin var olmasıdır. Seçim dönemlerinde bunun en canlı örneklerini görebiliriz. Belirli bir zihniyeti destekleyen ve karşılığında beklentisi olan pek çok gazete vardır. Birçok gazete reklâm alamama korkusu ile elde ettiği bilgi ve belgeleri yayınlamamaktadır. Ancak 4 yıl önce Ahmet Altan kaptanlığında &#8220;Düşünmek Taraf olmaktır&#8221; sloganıyla yayın hayatına başlayan Taraf gazetesi bu tabuyu yerle bir etti.</em></strong></p>
<p>Bu yazımın üzerinden henüz 1 sene bile geçmedi ki çok çarpıcı örneklerle karşılaştık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sayıştay üyesi Eroğlu örneği&#8230;</strong></p>
<p>Sayıştay&#8217;a şubat ayında seçilen üye Necla Eroğlu, 23 Nisan törenlerini izlemek üzere eşiyle birlikte Meclis&#8217;e gitti. Kapıdaki görevliye davetiyesini gösterdi ve Yüksek Yargı üyelerine ayrılan locadaki yerine oturtuldu. Ancak bir süre sonra Eroğlu ‘başörtülü&#8217; olduğu gerekçesiyle bir görevli tarafından yerinden kaldırıldı. Ve Eroğlu daha sonra da Meclis&#8217;i terk etti. Haberi &#8220;Başörtüsü milletin egemenlik devletin&#8221; diyerek Taraf gazetesi sürmanşetinden duyurdu. Hatta haberi araştırmak için Taraf&#8217;ın Ankara Bürosundan Melih Altınok, Meclis&#8217;e gitti ve ertesi gün de Altınok&#8217;un haberi gazetenin sürmanşetinde yer aldı. Ancak diğer gazeteler olayı görmezden geldi. Hatta muhafazakâr basın da&#8230;</p>
<p><strong>24 Nisan&#8217;da gazeteler olayı nasıl verdiler?</strong></p>
<p><strong>Yenişafak gazetesi</strong>, iç sayfalardan &#8220;<strong>Sayıştay üyesi misafir sanılınca&#8230;</strong>&#8221; başlığıyla duyurdu Eroğlu&#8217;na yapılan ayrımcılığı.</p>
<p>Gazetenin Ankara temsilcisi Abdulkadir Selvi ise 25 Nisan günü &#8220;<strong>O manzarayı görünce içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Birileri o koltuklara verilen başörtüsü mücadelesinin sonucunda oturduklarını unutmuşa benziyorlar. Evet, benim içimden bir şeyler koptu. Yok yok aslında çok şeyler koptu.</strong>&#8220;diye yazdı.</p>
<p>Bu tür haberleri genelde &#8220;<strong>Başörtüsüne büyük ayıp</strong>&#8221; veya &#8220;<strong>Başörtüsüne yapılan ayıba çığ gibi tepki</strong>&#8221; şeklinde veren <strong>Zaman gazetesi</strong>, Eroğlu&#8217;na yapılan ayrımcılığı iç sayfalardan &#8220;heyecana mahal yok&#8221; babındaki &#8220;<strong>Dışarı çıkarılma sebebi başörtüsü zannedildi</strong>&#8221; başlığıyla verdi.</p>
<p><strong>Star gazetesi</strong>, olayı iç sayfalardan &#8220;<strong>Protokol locasında başörtüsü tedirginliği</strong>&#8221; şeklinde verirken, en küçük bir krizi bile manşetine 9 sütun çeken <strong>Akit gazetesi</strong>, 1. sayfasının en altında küçük bir şekilde verdi: &#8220;<strong>Başörtülü Sayıştay üyesine büyük ayıp</strong>&#8221;</p>
<p><strong>Habertürk gazetesi </strong>olayla ilgili olarak &#8220;<strong>23 Nisan hassasiyeti</strong>&#8221; derken, epey bir ‘tedirgin&#8217; olan <strong>Sözcü gazetesi</strong> ise &#8220;<strong>Eroğlu&#8217;nun türbanıyla bürokratlara ayrılan bölüme oturması paniğe neden oldu</strong>&#8221; dedi. ‘‘Merkez medya&#8221; ise yapılan ayrımcılığı görmezlikten geldi. Herhalde son zamanlarda sıkça ağızlarını bağladıkları bantları bu kez gözlerine bağlamışlardı. Doğru ya ‘‘muhafazakâr medya&#8221; bile bu şekilde görürse bu ayrımcılığı, diğer medya ne yapsın değil mi?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CHP Lideri Kılıçdaroğlu örneği&#8230;</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun Zonguldak&#8217;taki mitingde Başbakan Recep Tayip Erdoğan&#8217;a yönelik &#8220;<strong>Yakınlarıma çıkar sağladığımı ispat edersen eyvallah. İspat edemezsen, adımı yolsuzlukla anarsan a&#8230; gerisini getirmeyeyim</strong>&#8221; sözlerinin gazetelere yansıması da bir medya klasiği idi&#8230;</p>
<p>Muhafazakâr medya, Kılıçdaroğlu&#8217;nun sözlerini 1. sayfadan vererek &#8220;<strong>Türkiye, Kılıçdaroğlu&#8217;ndan özür bekliyor</strong>&#8221; şeklinde başlıklar kullandı.</p>
<p><strong>Star gazetesi</strong>, 1. sayfadan &#8220;<strong>Zonguldak&#8217;ta ağzını bozdu</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Zaman gazetesi</strong>, manşetin yanından &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu ağzını bozdu: CHP mitinginde inanılmaz küfür</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Taraf gazetesi</strong>, sürmanşetten &#8220;<strong>Utan biraz Kemal Bey</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Cumhuriyet gazetesi</strong>, mitingi 1. sayfadan büyük bir coşkuyla verdi ama küfürden eser yoktu haberde,</p>
<p><strong>Radikal gazetesi</strong>, &#8220;<strong>Erdoğan&#8217;a tepkide ölçüsünü kaçırdı, ‘ana&#8217;da durdu</strong>&#8221; başlığıyla 1. sayfadan,</p>
<p><strong>Milliyet gazetesi</strong>, &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu&#8217;nun söylemediği söz ne?</strong>&#8221; başlığıyla,</p>
<p><strong>Hürriyet gazetesi</strong>, 1. sayfadan Kılıçdaroğlu&#8217;nun küfürlü sözleri yerine, mitingin ardından gazetecilere yaptığı açıklamayı &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu söylemediği sözleri açıkladı</strong>&#8221; başlığıyla verirlerken,</p>
<p><strong>Vatan gazetesi</strong> &#8220;<strong>Sözlerini neden yarım bıraktı</strong>&#8221; diye sordu,</p>
<p><strong>Akşam gazetesi</strong> ise Kılıçdaroğlu&#8217;nun gazetecilerin sorusu üzerine söylediği &#8220;<strong>Ayağını denk al diyecektim</strong>&#8221; sözlerini kâfi buldu.</p>
<p>                Dikkat ettiyseniz iki farklı olay ve iki farklı medya söz konusu. Birinci olayı ‘muhafazakâr medya&#8217; görmezden geliyor, ikinci olayı ise ‘merkez medya&#8217;&#8230; Ancak bu iki farklı medyanın aksine Taraf gazetesi, hem ilk olayı hem de ikinci olayı sürmanşetinden duyurdu. </p>
<p><strong> </strong><strong>Ve Deniz Feneri Davası örneği&#8230;</strong></p>
<p>12 Haziran 2007&#8242;de İstanbul Ümraniye&#8217;de bir evde bulunan el bombaları ile başlayan Ergenekon Davası sürecinde ortaya çok ciddi bilgi ve belgeler çıktı. Kafes Planı, Balyoz Planı, AKP ve Gülen&#8217;i Bitirme Planı gibi çok önemli belgeleri ilk olarak Taraf gazetesi yayınlamış ve ayrıca Zaman, Bugün, Star ve Yenişafak gibi gazeteler de belgelerin peşine düşmüştü. &#8220;Merkez medya&#8221; diye adlandırılan gazeteler ise bu belgeleri görmezden geldiler ve ısrarla &#8220;masumiyet karinesi&#8221; ile veya soruşturmada yapılan kimi hataları gündeme getirerek davayı sulandırmaya çalıştılar. Hatta bu medya, belgeleri yayınlayan medyanın yayınladığı belgeleri yalanlamak için elinden geleni de yaptı. Ancak tüm çabalarına rağmen Ergenekon Davası&#8217;nda 20 dalga yaşandı ve bu dalgalarda dokunulamaz denilen generaller tutuklandılar. Ancak aradan yıllar geçti ve Deniz Feneri Davası başladı. Bu davada da çok ciddi bilgi ve belgeler olmasına rağmen devran tersine döndü. Deniz Feneri Davasını yürüten 3 savcı görevlerinden alındı. Daha önce Ergenekon savcılarının önüne engeller çıkaran HSYK&#8217;yı eleştiren &#8220;yandaş medya&#8221; bu sefer sus pus oldu, yapılan yanlışlığa gözlerini kapadı. Ancak bu sefer de daha önce Ergenekon savcılarına engel olmaya çalışan HSYK&#8217;ya karşı ses çıkaramayan &#8220;merkez medya&#8221;, yapılanın yanlış olduğunu söyledi. Maalesef &#8220;yeni&#8221; denilen, daha önce &#8220;<strong>HSYK, Ergenekon savcılarını niye görevden almak için uğraşıyor?</strong>&#8221; diye soran, yapılan yanlışları ortaya çıkaran, Ergenekon ile ilgili belgeleri yayınladığında &#8220;<strong>Taraf&#8217;ın haberine göre</strong>&#8221; diyerek belgeleri manşetten yayınlayan medya, bu sefer &#8220;<strong>Fener savcıları niye görevden alınıyor?</strong>&#8221; diye sormak yerine &#8220;<strong>savcılar belgeleri Taraf&#8217;a ve Aydınlık&#8217;a sızdırıyor, hani davanın gizliliği?</strong>&#8221; diye sorarak Taraf&#8217;ı karalamaya çalıştı. Ve &#8220;yeni Türkiye&#8217;nin yeni medyasının nesi yeni?&#8221; sorusu da cevaplanmış oldu: Önceden &#8220;<strong>Paşasının medyası</strong>&#8221; vardı, şimdi ise &#8220;<strong>Başbakanın medyası</strong>&#8221; var. Önceden &#8220;<strong>emret komutanım&#8221;</strong> denilerek kalem oynatılıyordu, şimdi ise &#8220;<strong>emret başbakanım</strong>&#8221; denilerek&#8230; Önceden asker vardı ve asker eleştirilmiyordu, şimdi ise başbakan var ve bu sefer de başbakan eleştirilmiyor. Ha &#8220;candaş medya&#8221; ha &#8220;yandaş medya&#8221;; &#8220;<strong>Al birini vur ötekine&#8221; </strong>dedirten bu tablo, ülkemizde aslında 3 tür gazeteciliğin olduğunu gösteriyor: ‘‘<strong>Yandaş gazetecilik</strong>&#8221;, ‘‘<strong>candaş gazetecilik</strong>&#8221; ve ‘‘<strong>Taraf gazeteciliği</strong>&#8221;&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal Totalitarizm(4): Ayı yavrusunu severken öldürür</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/29/liberal-totalitarizm4-ayi-yavrusunu-severken-oldurur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/29/liberal-totalitarizm4-ayi-yavrusunu-severken-oldurur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 14:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AB]]></category>

		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18502</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kusursuz bir demokraside yaşıyoruz. Herkes istediğini yapmakta özgür. Ama insan, tabiatı gereği özgürlüklerini kötüye kullanır yani ötekilerin özgürlüklerini çiğner. Özgürlük için en büyük tehdit yine özgürlüktür. Peki özgürlüğü kendisinden korumak için ne yapmalıyız? Herkesin güvenliğini sağlamalıyız. Güvenlik demek korumak demektir. Korumak demek gözetlemek demektir. Gözetle(n)mek özgürlüktür. Korumak sınır koymaktır. Sınırla(n)mak özgürlüktür.&#8221; (Jean-Christophe Rufin, Globalia)
 Avrupalılar demokrasi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18504" title="korku_liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="236" height="314" /></a>&#8220;Kusursuz bir demokraside yaşıyoruz. Herkes istediğini yapmakta özgür. Ama insan, tabiatı gereği özgürlüklerini kötüye kullanır yani ötekilerin özgürlüklerini çiğner. Özgürlük için en büyük tehdit yine özgürlüktür. Peki özgürlüğü kendisinden korumak için ne yapmalıyız? Herkesin güvenliğini sağlamalıyız. Güvenlik demek korumak demektir. Korumak demek gözetlemek demektir. Gözetle(n)mek özgürlüktür. Korumak sınır koymaktır. Sınırla(n)mak özgürlüktür.&#8221;</em> (<a href="http://www.evene.fr/livres/livre/jean-christophe-rufin-globalia-10211.php">Jean-Christophe Rufin, Globalia</a>)</p>
<p> Avrupalılar demokrasi ve insan hakları konusunda bir çok iyi işe imza attılar ama kibirliler. Özeleştiri yapmadıkları için çok büyük bir tehlikenin farkında değiller. Nedir?</p>
<p> Vatandaşların bitmek tükenmek bilmeyen güvenlik talebi sebebiyle özgürlüklerin etrafındaki duvarlar gittikçe yükseliyor ve kalınlaşıyor Avrupa&#8217;da. <strong>Özgürlükleri korumak için özgürlüklerden fedakârlık edilmesine gittikçe alışıyoruz.</strong> Kendi kendini besleyen kısır bir döngünün içindeyiz: Yedikçe acıkan, içtikçe susayan bir yaratık gibi. Fikrî bir devrim olmaz ise gelecek onyıllarda duvarların kalınlığından dolayı içinde boşluk kalmayan bir eve dönecek Avrupa.</p>
<p> Örnek? 11 Eylül saldırısından sonra İngiltere&#8217;nin çıkardığı terörle mücadele yasalarına bakın. Fransa&#8217;da (<a href="http://www.conseil-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/francais/les-decisions/acces-par-date/decisions-depuis-1959/2008/2008-562-dc/decision-n-2008-562-dc-du-21-fevrier-2008.12318.html">Rétention de sûreté</a>) ve Almanya&#8217;da (<strong><em>Sicherungsverwahrung</em></strong>) cezası bittikten sonra bile <strong><em>&#8220;potansiyel tehlike arz etmesi&#8221;</em></strong> sebebiyle salıverilmeyen mahkûmlar, Fransa&#8217;da çocuk yuvalarında küçük yaramazların fişlenmesine kadar uzanan abuk subuk güvenlik yasaları ve son on yıldır sürekli sertleşen ceza kanunu, Hollanda, Norveç, Avusturya&#8217;da yükselen ırkçılık ve islamofobi, Fransa&#8217;daki çarşaf yasağı&#8230; Ama devletin <strong><em>&#8220;güvenlik üretmesi&#8221;</em></strong> talebi saldırıların engellenmesi ile sınırlı değil. Deli dana hastalığı, kuş gribi, domuz gribi, İspanyol hıyarındaki  ekoli bakterisi derken <strong><em>gıda güvenliği</em></strong> etrafında yükselen mevzuat duvarları tarımı, küçük esnafı boğmakta. Görünmez düşmanlara karşı duyulan korku <strong>GERÇEK</strong> tehlikelerin <strong>GERÇEK</strong> sonuçlarıyla orantılı değil:<span id="more-18502"></span></p>
<ul>
<li>Yüz binlerce insanın ölümüne sebep olan AIDS hastalığı,</li>
<li>Fransa&#8217;nın şampiyon olduğu trafik kazaları,</li>
<li>İskandinavya ve ingiltere&#8217;nin korkulu rüyası olan aşırı alkol tüketimi,</li>
<li>Bütün Avrupa&#8217;nın belâsı sigara bağımlılığı</li>
</ul>
<p>kesinlikle bu görünmez düşmanlar kadar korkutmuyor. Avrupa&#8217;da <strong>GERÇEK</strong> olan tek şey psikoz. Korkularımız var ve vasat bir Avrupalı için &#8220;iyi devlet&#8221; demek daha kalın, daha yüksek duvarlar demek. Avrupa hükümetlerinin <strong><em>&#8220;güvenlik&#8221;</em></strong> <strong><em>adına hukuktan ödün vermesi</em></strong> halkı o kadar rahatsız etmiyor. Tocqueville&#8217;in <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=455685">Amerika&#8217;da Demokrasi</a>  adlı kitabını yazarken 150 yıl önce öngördüğü o toplum sanki oluşuyor  :</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>Birbirine benzeyen, &#8220;eşit&#8221; insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var.</em>&#8220;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_3-liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18506" title="korku_3-liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_3-liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="235" height="165" /></a> Artık mevcut tehditlerin bertaraf edilmesi yetmiyor. Geleceği, kaderimizi kontrol etmesini bekliyoruz devletten.  Neden? Alıp satma, yiyip içme özgürlüğümüzü muhafaza etmesi için! Ayağımıza altın prangalar vuruyoruz ama hemen herkes mutlu. Şikayet eden, alarm ziline basan üç beş aydın ise &#8220;paranoyak&#8221; damgası yiyor. Tabi ABD&#8217;nin durumu da çok parlak değil. Onlar da kelimelerini ve akıllarını kaybediyorlar gittikçe: ABD tarihinde beyaz adamın özgürlüklerini EN FAZLA sınırlayan yasanın adı &#8220;Vatansever Yasa!&#8221; (Patriot Act) Savaşı &#8220;Önleyici Savaş&#8221; diyorlar, &#8220;Homeland security&#8221; adına sürekli iç düşman üretiyorlar&#8230; <strong>Amerikalılar hiç bu kadar çok para harcamamışlardı güvenlik için ve hiç bu kadar çok korkmamışlardı.</strong> Gerçek hayattan koparak sanal bir gerçekliğe(!) kayıyorlar giderek.</p>
<p> Bir komplo mu bu? İsviçre&#8217;nin lüks otellerinde şişman adamlar puro içerek hakkımızda planlar mı yapıyorlar? Sanmıyorum. Hatta tam tersi, merkezî bir kontrolü olmayan acayip bir güvenlik makinesinin varlığını hissediyorum sadece. Bizim korkularımız ve açgözlülüğümüzle beslenen, dağı<strong>T</strong>ık (=distributed) bir makine, dinamik bir network. <strong>&#8220;</strong><a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/03/liberal-totalitarizm2adolf-hitler-reloaded/"><strong>Adolf</strong> <strong>Hitler Reloaded</strong></a><strong>&#8220;</strong> başlıklı bölümde şöyle demiştim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;1930 model devletler halkı </em><strong><em>BİR-leştirmek</em></strong><em>, tektipleştirmek için korkular ve nefretler icad etmişlerdi: Bolşevizm korkusu, Bölünme korkusu, Yahudi korkusu, Ermeni nefreti, Kürt nefreti, Burjuva nefreti&#8230; 1980&#8242;lerden itibaren dünyaya hakim olmaya başlayan </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizm</a><em> ise tersini yaptı, <strong>TEHDİT</strong> yerine <strong>FAYDA</strong>&#8216;da birleştirdi bizi: Refah, zenginlik, lüks ve güvenlik. Zahirî güzelliklerine rağmen bu hedefler de bizi aynı noktaya götürüyor: </em><em>Bir kez daha <strong>BİR-leşmek</strong> = </em><em>Bütün insanlarda ortak olana indirgenmek&#8230; Yani nefsanî arzu ve korkularda </em><em>BİR-leştik bir kez daha, AYNI-laştık. Bir farkla: Eskiden &#8220;ulusal&#8221; bazda olan totaliter sistem artık küresel.&#8221;</em></p>
<p><strong> </strong><strong>Devlet-Birey ilişkisi yeniden düzenleniyor</strong></p>
<p>İnsanlar birer isteme makinesi haline gelirken devletler de birer verme makinesi oldular. Ama <strong><em>müşterileşen vatandaşın</em></strong> yol açtığı Piyasalaşma ortamında <strong><em>ulus-devlet</em></strong> çok rahat bir konumda değil. Birbiriyle ilgisiz gözükse de farklı alanlardaki korkuların önemli &#8220;yapısal-zihinsel&#8221; değişikliklere işaret ettiğini düşünüyorum ve tabi doymak bilmeyen güvenlik talebinin:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_3a-liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18507" title="korku_3a-liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_3a-liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="210" height="240" /></a> <strong>Devlet açısından</strong></p>
<p>Batılı ulus-devletler ciddi bir meşruluk krizi yaşıyor. Vatandaşların (=müşterilerin) hâlâ devlete ihtiyacı olduğunu ispat etmek istercesine gösterge fetişizmi içinde kendini halka &#8220;satıyor&#8221;. Sözgelimi Fransa&#8217;da hükümet bir yandan tutuklama ve gözaltı sayısındaki artışı endişe verici buluyor, diğer yandan polislerin başarısını tutuklama ve gözaltı sayısıyla ölçüyor. Bu yolla tehlike göstergelerinin turuncuya sonra kırmızıya geçmesi güvelik talebini arttırıyor. Korkulardan beslenen, <strong><em>&#8220;müşteriyi&#8221;</em></strong> (=vatandaşı) korkutarak talebi arttıran bir Korku-Güvenlik piyasası devletin altını oyuyor yavaşça:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;</em><em>Mesele devletin <strong>MEŞRULUK</strong> meselesi. Ama detaya girmeden önce kendinize şunu sorun: Neden Devlet&#8217;in otoritesini, size göre &#8220;üstünlüğünü&#8221; meşru buluyorsunuz? Yolunuzu kesen birine &#8220;hırsız&#8221; diyorsunuz da vergi toplayana &#8220;memur&#8221; diyorsunuz meselâ?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Geçmişte Tanrı ile bağımızı kuran bir meşru kral/sultan vardı. Hükümdarın adaleti ilâhî adaletin tecellisiydi. Kant ve Hegel bile bu ufku geç(e)mediler. 19cu ve 20ci yüzyılda <strong>ilâhî rasyonalite</strong> yerine <strong>dünyevî rasyonalite</strong> geçti. Ortak ihtiyaçlarımızı karşılamak için kurduğumuz dev bir imece oldu Devlet. Yol, köprü, vb yapardı, okulları, hastahaneleri idare ederdi, vs. En önemli işlevlerinden biri de güvenlikti. Tehdit ve fırsatların <strong>ULUSAL</strong> olduğu son iki asırda kolektif çarenin yani Devlet&#8217;in de <strong>ULUSAL</strong> olması normaldi. (Bkz. </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf">Türkiye&#8217;nin ulus-devlet sorunu</a><em>)</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bugün tehditler ulusal değil küresel. Terör, çevre kirliliği, finansal krizler&#8230; Küresel sorunlara kim cevap verebilir? Küresel bir hükümet mi yoksa ulusal hükümetleri birleştiren organizasyonlar mı? G7, G20 tarzı toplantıların ne kadar (y)etkisiz, Birleşmiş Milletler&#8217;in ne kadar beceriksiz, ne kadar uyuşuk olduğunu gören insanlık bu müsamerelerden umudunu çoktan kesti. Alternatif çözüm şimdilik yok. Ama ulus-devletler var olma sebeplerini kaybettiler: <strong>MEŞRULUK</strong>.&#8221;</em> (<a title="Permanent Link to Liberal Totalitarizm(3): Özgür ol! Bu bir emirdir!" href="http://www.derindusunce.org/2011/08/27/liberal-totalitarizm4-ozgur-ol-bu-bir-emirdir/">Özgür ol! Bu bir emirdir!</a>)</p>
<p><strong>Birey açısından</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_2b_liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18509" title="korku_2b_liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_2b_liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="191" height="144" /></a>Her geçen gün biraz daha fazla güvenlik &#8220;tüketen&#8221; vatandaş (=müşteri) açısından da durum pek net değil. Neden?</p>
<p> Somut ve devlet tarafından bertaraf edilmesi gereken gerçek SORUNLAR objektiftir. Ölçülebilirler: Sınırdan içeri giren terörist sayısı, hastalanan insan sayısı&#8230; Bunlar devletin görev çerçevesine giren objektif korkulardır. Ama bunlarla karıştırıl<strong>MA</strong>ması gereken, manevî hayatın parçası olan sübjektif korkular da vardır. Hayat&#8217;ın, İnsan&#8217;ın varlık şartı olan, Hakikat&#8217;e dair korkular elbette ulusdevletin görev çerçevesi çinde olamaz.  Ölüm korkusu, Kıyamet&#8230; Bunlar dünyevî bir yapı olan devletin işi değildir. (Bkz. Korku Matkabı bahsi, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan kitabı</a>)</p>
<p> Liberal-totalitarizmin en belirgin özelliklerinden biri bu iki korku arasında meydana gelen karışıklık. Piyasa&#8217;nın bize dayattığı güvenlik modelinde bugün güvende olmak yetmiyor, yarın, haftaya ve gelecek yıllarda da güvende olmayı istememiz emrediliyor! <strong>Kaza ve Kader&#8217;e talip bir güvenlik piyasası ile karşı karşıyayız</strong>.<strong> </strong>Batılı insan<strong> </strong>Ölüm&#8217;e ve Kıyamet&#8217;e çare bulmasını istiyor Devlet&#8217;ten. Tabi zahiren bir hedef saptırma var ya da bir maskeli balo: Ölüm demiyor da <strong><em>&#8220;salatalıktaki bakteri&#8221;</em></strong> ya da <strong><em>&#8220;domuz gribi&#8221;</em></strong> diyor. Ama her gün ilan edilen ölü sayısı göstergesi sıranın bir gün &#8220;BANA&#8221; geleceğini hissettiriyor. Aynı şekilde &#8220;küresel ısınma&#8221; veya &#8220;terörist saldırılar&#8221; dünyanın sonu gibi sunuluyor. Medya baskısı altındaki batılı insan bu sorunlarla arasına mesafe koyup düşünemiyor. Bunlar birer rumuz, birer bahane oldu Ölüm&#8217;ü ve Kıyamet&#8217;i saklayan.</p>
<p> Birey&#8217;den başka hiç bir şey olmayan Birey&#8217;in, Müşteri-Vatandaş algısının doğurduğu bir çarpıklık bu kanaatimce. Tocquevillein yazdığı <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=455685">Amerika&#8217;da Demokrasi</a> kitabında <strong>Birey&#8217;in politik hayat dışına itilmesi</strong> konusunda ip uçları var:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_5_liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18511" title="korku_5_liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_5_liberal_totalitarizm-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a> &#8221;&#8230;<em>Birey kendi ataletini meşru göstermek için toplumun ve devletin önemini abartır,</em></li>
<li><em>İnsanlar birbirlerine eşitlendikçe tek tek bireyler küçük ve önemsiz görünürler. Daha doğrusu ötekilere benzeyen her vatandaş kalabalıkta kaybolur, bir tek Halk&#8217;ın muhteşem imajıdır görünen,</em></li>
<li><em>Bireyleşme sonucunda insanların politik bağları zayıflar, sosyo-politik alanı terk ederler, kollektif meseleler <strong>görünen ve daim olan yegâne temsilciye</strong> terk edilir yani Devlet&#8217;e.</em></li>
<li><em>Bireylerin huzur ve güvenliği önemsenen tek politik dava haline gelir çünkü dıger bütün kollektif davalar terk edilmiştir. Bu zihniyet sahibi bireyler devletin baskısını daha kolay kabul eder ve güvenlikle ilgili yetkilerinin artmasını doğal karşılar. Güvenlik talebi körleşmiştir yani fiatı ne olursa olsun birey özgürlüklerini feda etmeye hazırdır.</em></li>
<li><em>Halkın sınırsız güvenlik talebi ve politikadan el çekmesi meydanı boş bırakır ve bu devletin totaliterleşmesi için uygun bir zemindir.</em></li>
<li><em>Zannediyorum ki demokratik toplumları tehdit eden baskı rejimi daha önce hiç görmediğimiz bir rejim olacak. Adlandırmakta zorluk çekiyorum, despotizm ya da tiranlık anlam itibariyle kâfi değil.</em></li>
<li><em>Bu yeni baskı rejimi bireylerin bencilliklerinin kötü bir sonucu olacak&#8230;&#8221;</em></li>
</ul>
<p> <strong>Liberalizmin anti-demokratik yönü</strong></p>
<p>Yakın geçmişte Etyen Mahçupyan ile Atilla Yayla&#8217;nın enerji dolu bir tartışmasını izledik. Mahçupyan&#8217;ın aksine Yayla liberalizmin demokrasiyle çeliş<strong>ME</strong>diğini savundu. Oysa liberalizmin en önemli misyonerlerinden <strong>Friedrich A. Hayek &#8220;</strong><em>Law, Legislation and Liberty&#8221;</em> adlı çalışmasında Piyasa&#8217;nın demokrasiye düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Piyasa&#8217;nın iç dengelerine ve özel mülkiyete saygı bireyi bağlayan yegâne kural olmalıdır. Piyasa&#8217;nın vatandaşlarca yapılacak kanunlarla düzenlendiği demokrasi bireysel özgürlükler için bir tehlikedir.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_6_liberal_totalitarizm.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18512" title="korku_6_liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_6_liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="225" height="217" /></a>Açıkça görülüyor ki Hayek&#8217;in ağzında &#8220;özgürlük&#8221; alıp satma özgürlüğünden başka bir şey değildir. Halkın oylarıyla seçilmiş bir meclisin fakirleri, sakat ve yaşlıları da temsil etmesi, bunların hakkını muhafaza için kanunlar yapması, Piyasa&#8217;yı dizginlemesi ise kâbus gibi bir şey Hayek&#8217;e göre. <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf">Derin Marx kitabında</a> uzun uzun açıkladığımız gibi liberaller bu yaklaşımla <strong>GERÇEK HAYATTAN KOPARAK</strong> kendilerine <strong>YENİ BİR GERÇEKLİK</strong> inşa ediyorlar. Bu bakımdan Nazi Almanyası veya Stalin Rusyasi ile büyük bir benzerlik arz ediyorlar. Meselenin özü bir &#8220;-izm&#8221; yani bir ideoloji haline gelen liberal-<strong>İZM</strong>. Cemil Meriç&#8217;in tabiriyle akıllara, vicdanlara  giydirilmiş yeni bir deli gömleği bu.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221; [...] </em><em>genel olarak vergilerin azaltılması, özelleştirme, devletin küçültülmesi, sermaye, mal ve hizmetlerin serbestliği gibi uygulamalar liberal politikaların birer parçası. Akıllıca ve adaletten ödün vermeden uygulandıklarında bu politikalara karşı ol<strong>MA</strong>dığımı da belirteyim bu arada. Ama hangi adalet? Adaletin, hakların, ahlâkın referansı ne olacak? [liberallere göre] Piyasa tabi ki! Avusturya Ekolü&#8217;nün ünlü ismi Ludwig Von Mises&#8217;ten dinleyelim:</em></p>
<p style="padding-left: 60px;">&#8220;Halk yığınları, oy veren, demokrasilerde hakim olan şu milyonlar bilmeliler ki sahte doktrinlere alet oluyorlar. Sadece Piyasa üzerine kurulu bir toplum onlara arzuladıkları refahı verebilir. Ama halkı ikna etmek için önce elitleri, aydınları ve iş adamlarını ikna etmek gerek.&#8221; (12 haziran 1943′te Leonard Read&#8217;a<strong>*</strong> yazdığı mektuptan)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hukuk devleti, demokrasi, vicdan gibi kavramların karşısına satın alma gücü ile orantılı bir tüketici egemenliği koyuyor liberal doktrin. Liberal politika başka şey, liberal dogmalar, fetişizmler başka.&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf">Liberalizmin Kara Kitabı</a>, <strong><em>&#8220;Liberalizm Ahlaksızdır&#8221;</em></strong> adlı bölüm)</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yeme-içme, üretme ve tüketme serbestliği insanların ve toplumların siyasî özgürlüklerini sınırlayacak noktaya geldi. Bir başka deyişle insanların haz almak ve bu hazzı MUHAFAZA için harcadıkları enerji bürokrasi ve piyasa kanalıyla toplanıyor, yoğunlaşıyor. Bu yoğunlaşma giderek artan bir hızda gerçekleşiyor. <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf">Derin Marx kitabında</a> bahsettiğimiz &#8220;kirpi sendromu&#8221; sebebiyle biriken bu pislik (= arzular + korkular) yine biz insanların vicdanları icabı kabul etmeyeceği neticeler doğuruyor. (<strong><em>&#8220;İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir&#8221;)</em> </strong></p>
<p>Bazen bürokrasi kanalıyla ulus-devletler, bazen de piyasa kanalıyla büyük firmalar, bankalar korkunç işler yapabiliyor. Biz insanlar neticeyi gördüğümüzde çok şaşırıyor ve üzülüyoruz. <strong><em>&#8220;Bu kadar korkunç bir şeyi kim yaptı?&#8221;</em></strong> diyerek arkasında gizli örgütler, komplolar arıyoruz. Oysa demirden bir geminin yavaş yavaş paslanıp çürümesi gibi insanlık gemisi de tek tek her bir insanın &#8220;minnacık&#8221; kötülükleri, gafleti, unutkanlığı, iştahı, korku ve vehimleri sebebiyle paslanıyor. Büyük bir delik aramak boşuna. Gemimizde milyarlarca küçük delik var. Ama deliklerin toplamı oldukça büyük.</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>(*) <em>Leonard Read</em></strong><em> ünlü Think Tank FEE’nin (</em><a href="http://fee.org/"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Foundation for Economic Education</em></strong></span></a><em>) kurucusu. FEE liberteryen. Leonard Read, Ludwig von Mises’den ciddi biçimde etkilenmiş, servetinin önemli bir kısmını bu yolda harcamış. <strong>“Ben kurşun kalem” (I, pencil)</strong> adlı denemesinin </em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf"><em>Liberalizmin Kara Kitabı</em></a><em>&#8216;nda videosunu sunduğumuz Milton Friedman’a ilham kaynağı olması, Friedman’ın da bu kitaba önsöz yazmış olması dikkat çekicidir. <strong>Mises-Read-Friedman</strong> zinciri ile bir kez daha görüyoruz ki <strong>Piyasa Fetişizmi liberal ahlâkın sabitlerindendir.</strong> <strong>Piyasa’nın ahlâk/iyilik/erdem üretme kapasitesine iman etmek</strong> bu “inancın” amentüsü olmuştur. <strong> </strong>Read’in 30 civarındaki kitabı FEE’nin sitesinden indirilebilir.</em></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_2_liberal_totalitarizm.jpg"><img class="size-full wp-image-18513 aligncenter" title="korku_2_liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/korku_2_liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="319" height="400" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Tavsiye okuma: </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">(Çoğu eserin Türkçe ve diğer dillerde asılları veya tercümeleri mevcut, yazar isminden aratabilirsiniz)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İngilizce </span></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Friedrich A. Hayek</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"><a href="http://www.amazon.com/Law-Legislation-Liberty-Rules-Order/dp/0226320863/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1314607546&amp;sr=1-1">Law, Legislation and Liberty, Volume 1: Rules and Order</a></p>
<p style="padding-left: 60px;"><a href="http://www.amazon.com/Law-Legislation-Liberty-Mirage-Justice/dp/0226320839/ref=sr_1_3?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1314607546&amp;sr=1-3">Law, Legislation and Liberty, Volume 2: The Mirage of Social Justice</a></p>
<p style="padding-left: 60px;"><a href="http://www.amazon.com/Law-Legislation-Liberty-Political-People/dp/0226320901/ref=sr_1_2?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1314607546&amp;sr=1-2">Law, Legislation and Liberty, Volume 3: The Political Order of a Free People</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Naomi Klein</strong>, <a href="http://www.amazon.com/Shock-Doctrine-Rise-Disaster-Capitalism/dp/0312427999/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1312545642&amp;sr=1-1">The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Wendy Brown</strong>, <a href="http://www.amazon.com/Walled-States-Waning-Sovereignty-Wendy/dp/1935408089/ref=ntt_at_ep_dpt_2">Walled States, Waning Sovereignty</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Noam Chomsky</strong>, <a href="http://books.zcommunications.org/chomsky/ni/ni-contents.html">Necessary Illusions</a>, (ücretsiz, eserin tamamı)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Fransızca</span></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Ignacio Ramonet</strong>, <a href="http://livre.fnac.com/a1345074/Ignacio-Ramonet-Propagandes-silencieuses">Propagandes silencieuses</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Jean-Christophe Rufin</strong>, <a href="http://www.evene.fr/livres/livre/jean-christophe-rufin-globalia-10211.php">Globalia</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Philippe Breton</strong>, <a href="http://www.amazon.fr/parole-manipul%C3%A9e-Philippe-Breton/dp/2707144193">La parole manipulée</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Karl Polanyi</strong>, <a href="http://www.amazon.fr/Grande-Transformation-origines-politiques-%C3%A9conomiques/dp/2070124746">La grande transformation, aux origines politiques et économiques de notre temps</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Friedrich A. Hayek</strong>, <a href="http://www.amazon.fr/Droit-l%C3%A9gislation-libert%C3%A9-formulation-principes/dp/2130564968">Droit, législation et liberté</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/29/liberal-totalitarizm4-ayi-yavrusunu-severken-oldurur/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/29/liberal-totalitarizm4-ayi-yavrusunu-severken-oldurur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bırakınız Sivas’ı Ansınlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 22:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17909</guid>
		<description><![CDATA[[4 Temmuz 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bu cumartesi çok lüzumsuz bir gerilim yaşandı Sivas&#8217;ta. 18 yıl öncesinin korkunç olaylarını anmak isteyen sivil gruplar, Madımak mekanına yürüyüp orada basın açıklaması yapmak istediler. Ama polis, otelin olduğu sokağa barikat kurmuştu. Barikatı aşmak isteyenler, polis mukavemetiyle karşılaştı; bildiğiniz &#8220;biber gazı&#8221; manzaraları yaşandı.
Aslında böyle olacağı belliydi. Sivas Valisi, olaydan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7365" title="20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp-300x199.jpg" alt="" width="249" height="178" /></a>[4 Temmuz 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/birakiniz-sivas-i-ansinlar-haber-363996.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Bu cumartesi çok lüzumsuz bir gerilim yaşandı Sivas&#8217;ta. 18 yıl öncesinin korkunç olaylarını anmak isteyen sivil gruplar, Madımak mekanına yürüyüp orada basın açıklaması yapmak istediler. Ama polis, otelin olduğu sokağa barikat kurmuştu. Barikatı aşmak isteyenler, polis mukavemetiyle karşılaştı; bildiğiniz &#8220;biber gazı&#8221; manzaraları yaşandı.</p>
<p>Aslında böyle olacağı belliydi. Sivas Valisi, olaydan birkaç gün önce kameraların önüne çıkıp şöyle demişti,:</p>
<p>&#8220;Madımak olaylarının yıldönümünde anma etkinliği yapacak grubun toplu halde otel önüne gelmelerine ve burada basın açıklaması yapılmasına izin verilmeyecek.&#8221;</p>
<p>Peki niye böyle tensip buyurmuştu Vali Bey? <span id="more-17909"></span>Belli değildi&#8230;</p>
<p>Ne zararı vardı &#8220;otel önünde açıklama&#8221; yapmanın? O da belli değildi&#8230;</p>
<p>Provokatörler ve özgürlükler</p>
<p>Eminim kurcalasak bir takım &#8220;gerekçeler&#8221; çıkacaktır ortaya. Otel önünde toplanacaklar arasında &#8220;provokatörler&#8221; olmasından endişe edildiği söylenebilir, mesela, muhtemelen.</p>
<p>Oysa, özgür bir toplumda insanların ifade özgürlüğü böyle müphem gerekçelerle kısıtlanamaz. &#8220;Provokatör&#8221; dediğiniz adam bir suç işliyorsa, gider yakalarsınız. Yaptığı sadece bağırıp-çağırmaksa, karışmazsınız; en doğal hakkıdır.</p>
<p>Hem sonra &#8220;provokasyon&#8221;un en büyüğü, çoğu kez, tam da Sivas&#8217;ta yapıldığı gibi göstericilerin önünü kesmektir. Eğer böyle bir engel olmasa, muhtemelen hiç bir arbede yaşanmayacak, açıklamalarını yapıp dağılacaktı göstericiler.</p>
<p>Aynı &#8220;sorunsal&#8221;ı Taksim meydanında da yaşamadık mı onyıllar boyunca? &#8220;Aralarında provokatörler var&#8221; diye Taksim&#8217;e sokulmayan göstericiler, asıl bu &#8220;yassak kardeşim&#8221; tavrı karşısında provoke oldular. Sonra, AK Parti zamanında, bu saçma &#8220;Taksim yasağı&#8221; kalktı ve &#8220;Taksim sorunu&#8221; da bitiverdi.</p>
<p>Böyle nice yasağın tarihe karıştığı &#8220;Yeni Türkiye&#8221;ye, Sivas valiliğinin sergilediği bu &#8220;eski zihniyet&#8221; yakışmamıştır. Hükümet konuya el atmalı, Madımak anma törenlerinin gelecek yıllarda serbestçe yapılmasını sağlamalıdır.</p>
<p>Aleviler ve Sünniler</p>
<p>Madımak meselesinin bir başka boyutu ise, bu olayın Türkiye&#8217;deki Alevi-Sünni ikilemi açısından taşıdığı anlam.</p>
<p>Önce kendi bakış açımı belirteyim: 18 yıl önce o meş&#8217;um otelde yanarak can veren insanların çoğuyla çok farklı dünya görüşlerine sahiptim. Ama bu, maruz kaldıkları korkunç saldırıyı lanetlememe de, acılarını paylaşanları anlamama da engel değil.</p>
<p>Bu noktada, sadece, bu olayı ananlar arasında önde gelen Alevi gruplara bir hatırlatma yapmak isterim: Bu olayı bir &#8220;Sünni karşıtı propagandamalzemesi&#8221;ne dönüştürmek isteyenlere fırsat vermemeliler. Sivas&#8217;ı &#8220;ilerici aydınlar&#8221;a karşı bir &#8220;gerici saldırı&#8221; gibi resmetme, yani Türkiye&#8217;nin laikçi şablonlarına oturtma yanlışına da düşmemeliler.</p>
<p>Öte yandan, Sünni kesimin de Sivas konusunda daha açık sözlü ve daha öz eleştirel olması gerek.</p>
<p>Bu kesimdeki dar bir grubun, &#8220;ama o adamlar da hak etti, çünkü İslam&#8217;a dil uzattılar&#8221; diye düşündüklerini biliyorum. Oysa, &#8220;İslam&#8217;a dil uzatma&#8221;yı bir cinayet sebebi saymak, bu devirde İslam&#8217;a yapılacak en büyük kötülüklerden biri olsa gerek.</p>
<p>Sünni kesimdeki daha yaygın pozisyon ise, olayın arkasında &#8220;derin güçler&#8221; bulmak ve buradan hareketle &#8220;bizim bu işle hiç alakamız yok&#8221; imasında bulunmak. Yani, bir tür, &#8220;bize Müslümanlar adam öldürdü dedirtemezsiniz&#8221; tutumu.</p>
<p>Oysa, olayda ne kadar &#8220;provokatör&#8221; bulursak bulalım, kolayca &#8220;provoke olup&#8221; suç işleyen kitlelerin sorumluluğu ortadan kalkmıyor.</p>
<p>Yani, Hilal Kaplan&#8217;ın Yeni Şafak&#8217;taki köşesinde dediği gibi, &#8220;Sivas katliamını bir tür ‘Sünni düşmanlığı&#8217;na payanda yapmak ne kadar yanlışsa, bu katliamı ‘organize işler bunlar&#8217; deyip geçiştirmek de o kadar eksik&#8221; kalıyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İçimizde Düşman Yok! (Konferans-Ankara)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/02/icimizde-dusman-yok-ankara/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/02/icimizde-dusman-yok-ankara/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 08:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Konferans]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15984</guid>
		<description><![CDATA[3H Hareketi olarak, &#8220;İçimizde Düşman Yok Kampanyası&#8221;nın ikinci konferansını Ankara&#8217;da gerçekleştiriyoruz.
7 Mayıs Cumartesi, Maltepe İçkale Hotel&#8217;de yıllardır tartışılan ve güncelliğini koruyan konuları bir de 3H farkıyla tartışacağız. Alanlarında uzman konuşmacılarımızla, entelektüel sermayenizi artıracak oturumlar sizi bekliyor.
Oturum Konuları:

1) Başörtülülerin Siyasi Dışlanmışlıkları, LGBT&#8217;lerin Toplumsal Dışlanmışlıkları, Siyasi ve Toplumsal Dışlanmışlıklar: ‘Ötekiler&#8217;in Sorunları Ortak mı?
2) Kürt meselesi, Demokratik Katılım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/icimizde-dusman_yok.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15986" title="icimizde-dusman_yok" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/icimizde-dusman_yok.jpg" alt="" width="221" height="285" /></a>3H Hareketi olarak, &#8220;İçimizde Düşman Yok Kampanyası&#8221;nın ikinci konferansını Ankara&#8217;da gerçekleştiriyoruz.<br />
7 Mayıs Cumartesi, Maltepe İçkale Hotel&#8217;de yıllardır tartışılan ve güncelliğini koruyan konuları bir de 3H farkıyla tartışacağız. Alanlarında uzman konuşmacılarımızla, entelektüel sermayenizi artıracak oturumlar sizi bekliyor.</p>
<p><strong>Oturum Konuları:</strong></p>
<ul>
<li>1) Başörtülülerin Siyasi Dışlanmışlıkları, LGBT&#8217;lerin Toplumsal Dışlanmışlıkları, Siyasi ve Toplumsal Dışlanmışlıklar: ‘Ötekiler&#8217;in Sorunları Ortak mı?</li>
<li>2) Kürt meselesi, Demokratik Katılım ve Temsiliyet: Kısa Vadede Çözüm Önerileri</li>
<li>3) Ermeni Meselesi: Toplumsal Hayatta Çözüm Önerileri, ‘Biz&#8217; Kim? ‘İçimiz&#8217; Neresi?</li>
</ul>
<p><strong>Konuşmacılar:<span id="more-15984"></span></strong></p>
<ul>
<li>Bulut Öncü</li>
<li>Orhan Miroğlu</li>
<li>Sevan Nişanyan</li>
<li>Baskın Oran</li>
</ul>
<p>Tarih : 7 Mayıs Cumartesi<br />
Saat   : 11.00-18.00Yer     : İçkale HotelGazi Mustafa Kemal Bulvarı 89, Ankara<br />
Facebook etkinlik sayfası: <a href="http://www.facebook.com/event.php?eid=209818922375922">http://www.facebook.com/event.php?eid=209818922375922</a></p>
<p>Not: Konferansa katılmak için herhangi bir belge doldurmanız gerekmemektedir.</p>
<p>Ayrıntılı bilgi ve iletişim için: <a href="mailto:3hiletisim@gmail.com">3hiletisim@gmail.com</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/02/icimizde-dusman-yok-ankara/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/02/icimizde-dusman-yok-ankara/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Müslümanı Öldürünce</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/musluman-muslumani-oldurunce/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/musluman-muslumani-oldurunce/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2011 19:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15957</guid>
		<description><![CDATA[[27 Nisan 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hatırlayın; İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye karşı düzenlediği zalim &#8220;dökme kurşun&#8221; operasyonu Türkiye&#8217;de ne kadar büyük tepki uyandırmıştı. Onbinlerce insan sokaklara dökülmüş, İsrail&#8217;in devlet terörünü haklı bir öfkeyle lanetlemişti. Aradan zaman geçti, &#8220;Arap Baharı&#8221; geldi. Kansız başlayan bu demokratik dalga, çok geçmeden önce Kaddafi&#8217;nin sonra da diğer diktatörlerin devlet terörüne çarptı. Kaddafi&#8217;nin kiralık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[27 Nisan 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/musluman-muslumani-oldurunce-haber-347262.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hatırlayın; İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye karşı düzenlediği zalim &#8220;dökme kurşun&#8221; operasyonu Türkiye&#8217;de ne kadar büyük tepki uyandırmıştı. Onbinlerce insan sokaklara dökülmüş, İsrail&#8217;in devlet terörünü haklı bir öfkeyle lanetlemişti. Aradan zaman geçti, &#8220;Arap Baharı&#8221; geldi. Kansız başlayan bu demokratik dalga, çok geçmeden önce Kaddafi&#8217;nin sonra da diğer diktatörlerin devlet terörüne<span id="more-15957"></span> çarptı. Kaddafi&#8217;nin kiralık askerleri, isyan bölgelerini bombalayarak binlerce muhalifi öldürdü.</p>
<p> Aynı filmin devamı, şu günlerde Suriye&#8217;de oynuyor. Esad rejiminin güvenlik güçleri, muhalif göstericilere ateş açıyor. Ölü sayısının beş yüzü bulduğu söyleniyor.</p>
<p>Ama nedense İsrail&#8217;in devlet terörü karşısında gösterdiğimiz tepkiyi Kaddafi&#8217;nin veya Esad&#8217;ın devlet terörü karşısında göstermiyoruz. Medyadaki reaksiyonun dozu düşük. Sokaklara dökülen pek kimse yok. Email gruplarından hararetli mesajlar gelmiyor.</p>
<p>Hatta, enteresandır, tepki geliyorsa da en çok &#8220;Libya&#8217;yı hedef alan haçlı saldırısı&#8221;na geliyor. Yani, Kaddafi&#8217;nin binlerce sivili öldürmesi bizi o kadar kızdırmıyor da, NATO uçaklarının Kaddafi güçlerini bombalaması çok kızdırıyor.</p>
<p><strong>‘Perde arkasındakiler&#8217;</strong></p>
<p>Bir başka deyişle, Müslüman olmayanların (özellikle de İsrail ve Batı&#8217;nın) Müslümanları öldürmesi, bizi çok öfkelendiriyor. Buna mukabil, Müslümanların Müslümanları öldürmesi o kadar büyük bir sorun olmuyor.</p>
<p>Sizi bilmem, ama bana sorarsanız bu epey problemli bir tutum. Amerikan ordusunun &#8220;Altıncı Filo&#8221;su karşısında esip savuran, ama Türk ordusunun Diyarbakır veya Mamak&#8217;taki işkencehaneleri karşısında dilini yutan ulusalcı tavırdan pek farklı değil.</p>
<p>Peki neden böyle bir çifte standart var Müslüman kamuoyunda?</p>
<p>Sanırım sorunun bir cevabı, her Müslümanı pir-ü pak zanneden ve peşinen temize çıkaran yaygın önkabul. &#8220;Müslüman Müslümanı öldürmez,&#8221; &#8220;Müslüman soykırım yapmaz&#8221; gibi sık duyduğumuz sözler, bu önkabulün ifadeleri.</p>
<p>Bunun hemen arkasından da, &#8220;eğer ortada bir kötülük varsa, bunu mutlaka başkaları tezgahlıyordur; perde arkasında Batılı emperyalistler vardır&#8221; gibi bir mantık devreye giriyor. Dolayısıyla da eleştiri oklarımız sadece Batı&#8217;ya yöneliyor; Müslümanlar arasındaki kötülere ve kötülüklere değil.</p>
<p><strong>Yezid ve CIA</strong></p>
<p>Oysa bir Müslümanın kötülük yapmaması gerektiği kuşkusuz doğru; ama &#8220;ben Müslümanım&#8221; diyen herkesin böyle davrandığını düşünmek için hiçbir sebep yok. Kötülük yapan Müslümanların illa &#8220;Batı ajanı&#8221; olması zorunluluğu da yok.</p>
<p>&#8220;Medeniyetimiz&#8221;in tarihini bir hatırlayalım: Orada &#8220;Raşid Halifeler&#8221; kadar despot halifeler ve zalim sultanlar da yok mu? Hz. Hüseyin&#8217;i Kerbela&#8217;da şehit edenler, haçlı, emperyalist ya da siyonist değil de &#8220;Müslüman&#8221; geçinen katiller değil miydi? (O devirde CIA mi vardı ki, Yezid&#8217;i &#8220;CIA ajanı&#8221; sayalım?)</p>
<p>Gerçekte İslam medeniyetinin tarihinde büyük erdemler kadar suçlar ve günahlar da vardır. (Zaten her medeniyet öyledir.) Bu suç ve günahları salt dış faktörlere bağlamak ise, onların gerçek sebeplerini anlamamızı engeller. Öz eleştiri yerine hamaset kültürünü geliştirir.</p>
<p>Bugün de İslam dünyasının istibdad, kabilecilik, mezhep taassubu, hak ve hürriyet yoksunluğu gibi pek çok sorunu var. Bunların bir kısmının kökeninde Batı sömürgeciliğinin izleri yer alsa da, sorunu sadece burada görürsek kendimizi kandırırız. Ve nihayetinde Müslümanın müslümanı öldürmesine aldırmaz hale geliriz.</p>
<p>Unutmayalım ki, İslam&#8217;ın hakikatine iman etmek, Müslümanların masumiyetine inanmayı gerektirmez. Bilâkis, o Hakikat&#8217;e göre Müslümanları da eleştirmeyi gerektirir.</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/28/musluman-muslumani-oldurunce/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/musluman-muslumani-oldurunce/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ak Parti başörtüsü sorununu çözemez&#8230;mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 16:03:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15782</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Edebiyat Fakültesini zamanında terk etsem de bir gerçekle yüzleşmiştim yirmili yaşlarımda: Edebiyat beni terk etmemişti. O yaşlarda kafamın içinin çok boş olmasından mıdır, yoksa içinde çok fazla bakir alanı barındırmasından mıdır nedir halâ hafızamda çok fazla şiir saklıdır. Bir çırpıda söylenen aforizmaları o günden beri sevmem, hatta küstahça burun bile kıvırırım.
&#8220;Yalnız insan tek tabanca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/akp_basortusu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15789" title="akp_basortusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/akp_basortusu.jpg" alt="" width="211" height="280" /></a>İbrahim Becer</strong></em></p>
<p>Edebiyat Fakültesini zamanında terk etsem de bir gerçekle yüzleşmiştim yirmili yaşlarımda: Edebiyat beni terk etmemişti. O yaşlarda kafamın içinin çok boş olmasından mıdır, yoksa içinde çok fazla bakir alanı barındırmasından mıdır nedir halâ hafızamda çok fazla şiir saklıdır. Bir çırpıda söylenen aforizmaları o günden beri sevmem, hatta küstahça burun bile kıvırırım.</p>
<p><em>&#8220;Yalnız insan tek tabanca gibidir; ilk gördüğüne &#8220;dan&#8221; diye vurulur&#8221;</em> diyen Şaire inat ben yalnızlığı dahi tek satıra sığdıramam. Benim Şairim yedeğinde şiirin kurallarıyla gelmeli ve yalnızlığı dahi anlatacaksa, özenle <em>&#8220;Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın/ Kulaklarım komşuların ayak sesinde/ Varsın yine bir yudum su veren olmasın/ Başucumda biri bana ‘su yok!&#8217; desin de&#8221;</em> demelidir.</p>
<p>Şiire bu bakış açısı daha sonra yaşam şeklime de sirayet etti sanırım. Genelde bohem bir hayatı tercih eden Şuaraya inat, yazarken çok fazla ince eleyip sık dokumaya, okurken de ayrıntılarda şeytan aramaya başlamıştım. Tepkiselliğimin açıklaması vardı; Yazmak için aradığım zeminler genelde fikirlerimin hiç uyuşmadığı ve uyuşma konusunda bir umut ışığının da belirmeyeceği yayın organlarıydı. O zeminlerde &#8220;mahallenin delisi&#8221; muamelesi görsem de halâ yazmakla mükellef görüyorum kendimi.</p>
<p>&#8220;Ali Bulaç&#8217;ı taşlamadan önce&#8230;&#8221; adlı yazıyı da çok fazla şüpheci yazdığımı kabul etmem gerekiyor. Hareket noktam şuydu; Ak Parti tekrar iktidara yürürken &#8220;bizim mahalle&#8221; oyunbozanlık yapıyordu. Yılan hikâyesine dönmüş bir hak arayışına <span id="more-15782"></span>bu şekilde bakmak biraz fazla güdük kalıyor, farkındayım.</p>
<p>Bu vesileyle kendimi Ali Bulaç ve İnanmış kadınlar arasında bulunca bir tarafgirlik üslubu içinde olduğumu gördüm. Daha doğrusu ayrılan yollardan birini tercih etmek gibi, bana göre &#8220;sapkın&#8221; bir inançla gönül eğlendirmeyi kendime yakıştıramadım. Kendi arşivime şöyle bir göz gezdirdim; Muazzez İlmiye Çığ&#8217;ın başörtüsü hakkında söylediklerinden sonra yazdığım bir yazıya bir daha baktım. Neler dememişim ki; hatta bir kriter bile koyarak yazıyı şöyle noktalamışım: <em>&#8220;&#8230;benim standardım şudur: bugün başörtüsüyle okula giremeyen o arkadaşım, aynı okula dekan olduğu gün başörtüsü sorunu benim için bitmiştir.&#8221;</em></p>
<p>Halâ aynı görüşümün arkasında duruyorum ama &#8220;buluşan kadınlar&#8221; platformunun son derece makul bir isteğine de tavır alabiliyorum. Bu yaman çelişkiyi artık anlayabiliyorum. Hatta empati yaparak Ali Bulaç&#8217;ı da anlayabiliyorum. Tespit can yakıcı olabilir ama gerçeklik payı oldukça da fazla.</p>
<p>Biz İnananlar referanslarımızı hep aynı noktadan almıştık. <em>&#8220;İslam garip gelmiş, garip gidecek&#8221;</em> ilkesi doğrultusunda adil olmak adına &#8220;garip&#8221; kalmaya eyvallah diyen bir ümmettik. Kendi burjuvamızı yarattık, kendi siyasetimizi yarattık, başarılı da olduk eyvallah. Fakat gelinen nokta bizim için ne kadar başarılı sayılabilir orası muamma. Şöyle ki, Türkiye Siyasetine eskiden beri hükmeden temel düstur adaletli olması değil, çoğunluğu sağlamasıdır. <em>&#8220;Bunun ne önemi var</em>&#8221; demeyin. Eğer ki meselelerinizin çözümünü siyaset kurumundan bekliyorsanız bu çok önemlidir. Umut beklediğiniz Siyasi kadroların <strong><em>&#8220;nitelik</em></strong>&#8221; hesabında değil de <strong><em>&#8220;nicelik&#8221;</em></strong> hesabında olduğunu gördüğünüz zaman hayal kırıklığınız daha da büyük oluyor. Ak Parti asla ve asla bir Refah Partisi değil, olamaz da. Yahya Kemal şiirlerine bakar gibi bakın o günlere; <em>&#8220;bin atlı akınlarda&#8230;&#8221;</em> diye başlayan bir şiirdi o günler. Şevki Yılmazlarımız vardı o günlerde, hatırlayın. Hak bildiği gerçeği hesapsız kitapsız adamın yüzüne vuran Şevki Yılmazlar, Hasan Hüseyin Ceylanlar ve niceleri. Üzülerek ifade etmem gerekir ki bugünün Ak Partisinin çekirdek kadrosunu tenzih ederim, Türkiye de böyle bir sorundan bihaber çok insan var bu teşkilatta. Gücün cazibesine kapılan bu pervanelerden, haklı davanıza meftun olmalarını beklemektesiniz benim canım kardeşlerim.</p>
<p>Bu mesele <em>&#8220;dağdaki çobanın oyuyla, benim oyum nasıl bir olur&#8221; </em>diyen Aysun Kayacı&#8217;nın meselesi de değil. Mesele şu ki <em>&#8221; yarın elbet bizimdir, elbet bizim/ gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir&#8221;</em> diye içimize su serpen, hayallerimizi her daim ayakta tutan Üstat Necip Fazıl&#8217;ın çırağı Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;a yarınlarımızın ahvalini soracak bir iradenin olup olmaması meselesidir. Ustadan çırağa geçen zaman zarfında, köprülerin altından nice sular akıyor ama değişen hiçbir şey yok. Basit, sembolik, Pyrus zaferleridir kazandığımız. Çankaya&#8217;ya türbanın çıkmasıyla seviniyoruz ama Üniversiteye genç kızlarımızı sokamıyoruz. Ne kadar ahmakça!</p>
<p>Daha da acısı ne idüğü belirsiz &#8220;sayısal üstünlük&#8221; adına bunu sineye çekmek zorunda kalıyoruz. Geçen on yılların neticesinde zihinlerimize kazıdığımız galat-ı meşhurlarımız var. Yani <em>&#8220;gerçeğin yerine geçen yalanlar&#8221;</em> silsilelerimiz var. Bir genç kızın başörtüsüyle üniversiteye girememesi bir Laik için hak olabiliyorken, o genç kız için müstahak olabiliyor. Bunu kendi küçük aklımızdan uydurduğumuz delillerle ispatlamaya çalıştığımız da olmuyor değil. <em>&#8220;Latife Hanım&#8217;da türban takarmış&#8221;</em> diyen bir Yazar&#8217;a rastlamıştım bir keresinde. Aklınca dayanak arıyor kendine zavallı. Fakat kimsenin aklına gelmedi <em>&#8220;bana ne kardeşim&#8221;</em> demek.</p>
<p>Buluşan Kadınlar Platformu Üyelerinin arzularının yerine gelmesi sadece Onların değil Çok insanın ortak arzusudur. Fakat benim penceremden gördüğüm, bu işin siyaset kurumu tarafından çözülemeyeceği gerçeğidir. Çünkü Siyasetteki mümessillerimiz de biliyor ki, Buluşan Kadınlar başıboş da kalsalar ne davulcuya giderler, ne de zurnacıya. Bu özgüven sayesindedir ki bu meselenin çözümü, bu kurum tarafından daha çok ötelenir.</p>
<p>Bir film gibi yani! Türkan Şoray ve Kadir İnanır&#8217;ın başrollerini paylaştıkları &#8220;Dilâ Hanım&#8221; ı ve o sahneyi hatırlarsınız. Aralarında kan davası olan ama aynı zamanda esas oğlana düşkün olan Dilâ Hanım onu vurmaya gelir, silahını da çeker, doğrultur da silahını hasmına ama eli gitmez tetiğe ve biçare geri döner. Muhatabı o esnada kendi gibi olmayan sosyeteyle oturmaktadır, Dilâ Hanım&#8217;ı görür ve kendine çevrili namluya aldırmadan muhteşem bir müzik eşliğinde, kendi gibi olmayanların tezahürleriyle oynamaya devam eder.</p>
<p>Barazoğlu İhsan Bey&#8217;in karısı Dilâ Hanım&#8217;ın, Karadağlı Rıza&#8217;ya tereddütsüz hesap soracağına inandığınız gündür kurtuluş&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarlar Arası Çoğulculuk İhtiyacı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/dindarlar-arasi-cogulculuk-ihtiyaci/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/dindarlar-arasi-cogulculuk-ihtiyaci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 21:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15618</guid>
		<description><![CDATA[[6 Nisan 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Ne atom sızıntısı, ne Londra konferansı&#8230; Son günlerin en enteresan mevzusu, bence, &#8220;Buluşan Kadınlar&#8221;la Ali Bulaç arasındaki &#8220;Meclis&#8217;te başörtü&#8221; tartışması&#8230; Takip ettiniz mi, bilmem. Her şey, bir grup başörtülü kadının bir ay kadar önce açtığı &#8220;Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok&#8221; kampanyasıyla başladı. Bu hanımlar, 28 Şubat&#8217;ın ve &#8220;başörtüsünü kamusal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090630_derin_dusunce_org_farklilik_demokrasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5507" title="20090630_derin_dusunce_org_farklilik_demokrasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090630_derin_dusunce_org_farklilik_demokrasi-300x225.jpg" alt="" width="162" height="146" /></a>[6 Nisan 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/dindarlar-arasi-cogulculuk-ihtiyaci-342055.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Ne atom sızıntısı, ne Londra konferansı&#8230; Son günlerin en enteresan mevzusu, bence, &#8220;Buluşan Kadınlar&#8221;la Ali Bulaç arasındaki &#8220;Meclis&#8217;te başörtü&#8221; tartışması&#8230; Takip ettiniz mi, bilmem. Her şey, bir grup başörtülü kadının bir ay kadar önce açtığı &#8220;Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok&#8221; kampanyasıyla başladı. Bu hanımlar<span id="more-15618"></span>, 28 Şubat&#8217;ın ve &#8220;başörtüsünü kamusal alandan kovma&#8221; devrinin bitişinin bir nişanesi olarak siyasi partilerden &#8220;tesettürlü vekil&#8221; istediklerini ilan ettiler. Ben de, Türkiye&#8217;deki &#8220;laik apartheid rejimi&#8221;nin koyu bir muhalifi olarak, bu sütunda bu kampanyayı destekledim.</p>
<p>Ancak muhafazakar camiada herkes aynı kanıda değildi. En sert muhalefet ise Ali Bulaç&#8217;tan geldi. &#8220;Ali ağabey&#8221;, Zaman gazetesindeki köşesinde, kampanyanın yarar değil zarar getireceğini savunmakla kalmadı. Bu işin arkasında &#8220;iyi saatte olsunlar&#8221;ın bulunduğunu, kampanyaya destek veren hanımların ise ya &#8220;iyi niyetli&#8221; ama saf ya da &#8220;beyaz casus&#8221; olduğunu söyledi. Dahası onların &#8220;para, şöhret ve statü&#8221; peşinde olduklarını ve &#8220;din dilini bir kenara bıraktıklarını&#8221; da ima etti.</p>
<p>Hatalar ve niyetler</p>
<p>Benim burada gördüğüm en büyük sorun ise bir &#8220;Türkiye klasiği&#8221; olan, ama muhafazakar kesimde de sıkça görülen bir alışkanlık oldu: &#8220;Farklı düşünenlere kötü niyet atfetmek&#8221;&#8230;</p>
<p>Şöyle izah edeyim: &#8220;Meclis&#8217;te başörtülü vekil&#8221; kampanyasının, başörtülüler, diğer dindarlar ve genel olarak &#8220;demokratikleşme süreci&#8221; için iyi bir fikir olup olmadığı, kuşkusuz serbestçe tartışılabilir. Bunun &#8220;statüko güçleri&#8221;ni bir kez daha zıvanadan çıkaracağı, belki yeni bir &#8220;kapatmadavası&#8221;na yol açacağı endişesi de dile getirilebilir.</p>
<p>Nitekim bizim gazetede de gerek Elif Çakır gerekse İbrahim Kiras, bu veya benzeri endişeleri dile getirerek kampanyaya dair çekincelerini izah etti. Ben de, tam onlar gibi düşünmesem de dikkate aldım söylediklerini.</p>
<p>Fakat, &#8220;seçtiğiniz yöntem yanlış olabilir&#8221; diyerek eleştirmek başkadır; &#8220;bence yanlış olan bu yöntemi seçtiğinize göre aranızda ajanlar var, kullanılıyorsunuz, zaten burnunuz havada, niyetiniz bozuk&#8221; diye itham etmek bambaşkadır.</p>
<p>İkincisi tam da &#8220;farklı düşünenlere kötü niyet atfetmek&#8221;tir. Ve yanlıştır.</p>
<p>Ne yazık ki bu yanlışı muhafazakar kesimde sıkça görüyoruz.</p>
<p>Mesela belirli bir meselede &#8220;uhulet ve suhulet&#8221; yöntemini seçenler, daha radikal adımlar atanları &#8220;ajan provokatör&#8221; diye suçlayabiliyor. Üç yıl önceki bir TV programında &#8220;insanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa, benden Atatürk&#8217;ü sevmemi bekleyemezsiniz&#8221; diye gayet insani bir söz söyleyen Nuray Bezirgan&#8217;a bazı muhafazakar yayınlarda haksızca yüklenilmesi gibi&#8230;</p>
<p>Ya da, tam ters yönden bir örnek vermek gerekirse, ABD ve İsrail karşısında &#8220;uhulet ve suhulet&#8221; yolunu seçenlerin bu kez &#8220;işbirlikçilik&#8221;le itham edilebilmesi gibi&#8230;</p>
<p>‘Farklı renkler&#8217;</p>
<p>Tüm bu örneklerde karşımıza çıkan sorun, çoğulculuk fikrinin içselleştirilmeyişi.</p>
<p>Haksızlık etmeyelim: Muhafazakarlar, aslında çoğulculuk fikrini uzun zamandır savunuyor. &#8220;Türkiye&#8217;nin farklı renkleri&#8221; olduğunu, kiminin Sünni kiminin Alevi, kiminin Kürt kiminin Ermeni olduğunu vurguluyorlar.</p>
<p>Ama bu, &#8220;ülke içi çoğulculuk&#8221;. Bir de, &#8220;dindarlar arası çoğulculuk&#8221; meselesi var. Oradaki farklı siyasi tutumların ve farklı din yorumlarının ne kadar hoşgörüldüğü sorusu var.</p>
<p>&#8220;Fazla hoşgörü bizi bozar&#8221; diyenler varsa, onlara da şunu sormak gerek:</p>
<p>Kendi meşrebinizin mutlak doğru olduğunu nereden biliyorsunuz ki, ondan ayrılan ve &#8220;eski köye yeni adet&#8221; getirenleri sapmakla suçluyorsunuz?</p>
<p>Dindarlığın özünde yatan en önemli değer &#8220;tevazu&#8221; değil mi?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/08/dindarlar-arasi-cogulculuk-ihtiyaci/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/dindarlar-arasi-cogulculuk-ihtiyaci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Askerlik denkleminde AK Parti ve CHP</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/21/askerlik-denkleminde-ak-parti-ve-chp/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/21/askerlik-denkleminde-ak-parti-ve-chp/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 19:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15246</guid>
		<description><![CDATA[ Oral Çalışlar - Radikal
 
CHP&#8217;nin askerlik konusunda Meclis&#8217;e verdiği tasarıya AK Parti&#8217;den gelen tepkiler, merakla takip ediliyor. Özellikle de Başbakan&#8217;ın &#8220;Onlar millete ödettikleri bedellere baksınlar, bedelliyle ne işleri var&#8221; şeklindeki cevabı ilgi çekti. Hükümetin, CHP&#8217;nin önerisine (en azından şimdilik) pek sıcak bakmadığını görüyoruz. AK Parti&#8217;nin önerinin içeriğine mi, teknik detaylarına mı, CHP tarafından getirilmiş olmasına mı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;Date=18.3.2011&amp;ArticleID=1043308&amp;CategoryID=98" target="_blank"> Oral Çalışlar - Radikal</a><br />
 <br />
CHP&#8217;nin askerlik konusunda Meclis&#8217;e verdiği tasarıya AK Parti&#8217;den gelen tepkiler, merakla takip ediliyor. Özellikle de Başbakan&#8217;ın &#8220;Onlar millete ödettikleri bedellere baksınlar, bedelliyle ne işleri var&#8221; şeklindeki cevabı ilgi çekti. Hükümetin, CHP&#8217;nin önerisine (en azından şimdilik) pek sıcak bakmadığını görüyoruz. AK Parti&#8217;nin önerinin içeriğine mi, teknik detaylarına mı, CHP tarafından getirilmiş olmasına mı yoksa zamanlamasına mı karşı olduğu konusunda net bir şey söylemek zor <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;Date=18.3.2011&amp;ArticleID=1043308&amp;CategoryID=98" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><strong>Z<span style="color: #0000ff;">orunlu Askerlik Gerekli mi?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><em><img class="alignleft" title="zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/zorunlu_askerlik.bmp" alt="" width="125" height="181" /></em></a>Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. <strong>Zorunlu askerlik gerekli mi?</strong> Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. <em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a>. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em></em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/21/askerlik-denkleminde-ak-parti-ve-chp/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/21/askerlik-denkleminde-ak-parti-ve-chp/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kaddafi ve Porno</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kaddafi-ve-porno/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kaddafi-ve-porno/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2011 15:18:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İzzettin Kasım</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Diktatörlük]]></category>

		<category><![CDATA[Pornografi]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15089</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Genç yazar İzzettin Kasım çarpıcı bir makale ile aramıza katılıyor. Ortadoğu&#8217;da yaşanmakta olan gerginlikleri tahlil ettiği satırları okurken ister istemez Türkiye&#8217;yi de düşünüyor insan. Meselâ eski genel kurmay başkanı İlker Başbuğ&#8217;un savaş gemisinden savurduğu tehditlerin &#8220;pornografik&#8221; boyutunu&#8230; Irkı, yaşam tarzı ya da cinsiyeti yüzünden şeyleştirilen Türkiye halkını&#8230; Jakoben gözüyle &#8220;bidon kafalı&#8221; olduğu için kömür ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kaddafi_porno2.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/porno_kaddafi.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/porno_kaddafi2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15096" title="porno_kaddafi2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/porno_kaddafi2.jpg" alt="" width="274" height="330" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Genç yazar İzzettin Kasım çarpıcı bir makale ile aramıza katılıyor. Ortadoğu&#8217;da yaşanmakta olan gerginlikleri tahlil ettiği satırları okurken ister istemez Türkiye&#8217;yi de düşünüyor insan. Meselâ eski genel kurmay başkanı İlker Başbuğ&#8217;un savaş gemisinden savurduğu tehditlerin &#8220;pornografik&#8221; boyutunu&#8230; Irkı, yaşam tarzı ya da cinsiyeti yüzünden <strong><span style="text-decoration: underline;">şeyleştirilen</span></strong> Türkiye halkını&#8230; Jakoben gözüyle &#8220;bidon kafalı&#8221; olduğu için kömür ve makarnadan başka bir derdi olmayan(!), demokrasiyi hak etmeyen(!) sıradan insanları&#8230; Tefekküre bir davet bu yazı. İlginize sunarken İzzettin&#8217;e hoş geldin diyoruz. (MY)</em></p>
<h3>Kaddafi ve Porno (İzzettin Kasım)</h3>
<p> Mahremin kamusallaşması yolunda mihenk taşı olan pornografi özü itibariyle jakobenizmle fazlasıyla içli dışlıdır. Eski gelenekleri yok ederek köksüz medeniyet oluşturma gibi beyhude bir çaba içine giren jakoben elit Kıta Avrupasının mahremini kamusallaştırarak eski geleneklere belki de en büyük darbeyi vurmuştur. Modernizm ile beraber kadınların gerçek statülerine kavuşturulduğunu iddia eden jakobenlerden ilham almış pozitivist modernistler kendi elleriyle yarattıkları canavarın tahribatını gördükçe belki de bu düşüncelerinden vazgeçmişlerdir.</p>
<p> Erkek egemen toplumdan kurtuluş sürecinde kadının metalaşması umulandan hızlı gerçekleşti ve toplum erkek egemenliğinden erkek diktatoryasına sürüklendi. Pornografinin sürekli erkek egemenliğini dayatan kurgusu toplumsal bilinçaltını eskisinden daha da hastalıklı hale getirdi. Görsel sanatların bir çoğunda olduğu gibi gerçekten ilham alsa da pornografiyi diğer görsel öğelerden ayıran şey gerçeği fazlasıyla etkileme gücü olmasıdır. Kadını köle ve her an cinsel ilişkiye hazır gören, kamusal her alanın aynı zamanda seks için biçilmiş kaftan olduğunu her daim pompalayan pornografi kamusal her şeye sirayet ettiği gibi siyasete de fazlasıyla sirayet etmiştir. Pornografik bir filmde senkronize halde büyülenmiş gibi kameraya bakmadan işlerini yapan oyuncuların bakışlarındaki donukluk ve konsantrasyon<span id="more-15089"></span> ile kudurmuş gibi bir büyücü edasında nefret pompalayan Kaddafi&#8217;nin bakışları arasında fark yok denecek kadar azdır. O, her şeyin sahibidir, halk orgazma ulaşmak için Kaddafi&#8217;ye muhtaçtır. Diğer yandan Kaddafi pornografiden fırlamış bir figür gibi sürekli emirler yağdırmakta; nasıl hiçbir porno oyuncusu orgazm olmadan film bitmiyorsa kendi de orgazm olmadan ülkenin huzura kavuşacağına inanmamaktadır. Kitleleri pornografik manada ‘&#8217;kadın&#8221; olarak algılayan Kaddafi, karşı tarafın zevk alıp almadığına veyahut içinde bulunduğu durumdan memnun olup olmadığına bakmaksızın kendi zevki açısından her şeyi biçimlendirmeye çalışmaktadır.</p>
<p> Pornografinin en önemli zararının mahremin kamusallaşması olduğunu belirtmiştim. Ensest, tecavüz, sübyancılık gibi vicdanı çürümemiş her insanın midesini bulandıracak kavramlar pornografi endüstrisinin başat öğeleridir. Her insana ne tür olursa olsun ve nerede olursa olsun sekse yönelmesini dikte eden bu endüstri bu yolla devamını sağlayacak yeni malzemeler bulma ve yeni pazarlar yaratma peşindedir. Libya&#8217;da son günlerde yaşanan olaylar da bu misal ile neredeyse bire bir aynıdır. Kaddafi kendine karşı başlayan halk hareketini bastırmak için şiddeti kamusallaştırmış; kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden katliama girişmiştir. Bu halka yöneltilmiş siyasi bir tecavüzden farklı bir şey değildir, artık egemen erkek ‘&#8217;kadın&#8221; kitleye karşı ereksiyon halinde saldırmaktadır. Kaddafi bu yolla kendi pornografisini üretmektedir. Kitlelere karşı katliama girişerek kitleleri silaha mecbur bırakmak suretiyle hem rejiminin devamını sağlamakta hem kendine meşru gerekçeler üretmekte hem de gücünü ispata girişmektedir. Hattı zatında psikosomatik semptomları fazla birisi olan Kaddafi çürümüş karakterinin beslediği hastalıklı halet-i ruhiyesiyle cinsel gücünü halk üstünde deneyerek hem onlara ‘&#8217;egemen benim&#8221; mesajı vermekte hem de pornografinin bir asrı geçkin süredir dikte ettiği ‘&#8217;egemen erkek ne zaman isterse seks o zaman biter&#8221; anlayışıyla halkına köpükler saçan ağzıyla ‘&#8217;Gösterileri bitirin; çünkü ben istiyorum&#8221; demektedir. Çünkü; Kaddafi siyasete giydirilen pornografi gömleğinin başat aktörüdür ve varlığını da bu siyasi pornografiye borçludur.</p>
<p> Hitler Kavgam&#8217;da partililere ve yandaşlarına kitlelerin aslında kadın olduğunu, siyasi faaliyetlerin bu anlayışla sürdürülmesi gerektiğini belirtirken dönem düşünürlerinden birisi bu mesajı desteklercesine ‘&#8217;Seçkinler için erotizm, kitleler için pornografi&#8221; demekteydi. Hitler faşist diktatörlüğe giden yolda ilk önce kadınların ideolojiye inanması gerektiğini, bu olduktan sonra toplumun teslim olacağını belirtir. Hitabetini de buna göre dizayn etmiş ve başarıya ulaşmıştır. Hitler; konuşmalarına önce sert ve azgın bir giriş yaparak kadın olarak gördüğü kitleye ilişkiye girmek istiyorum mesajını vermekte; kitle bu mesajı alınca önce usulca konuşmasına devam etmekte ki bu an kısa sürmektedir (bu an aynı zamanda pornografide ön sevişme olarak ortaya çıkar ve kısadır), daha sonra büyülenmiş bir halde hızla konuşmasına devam etmekte nihayetinde ideolojik orgazmını yaşayarak konuşmasını noktalamaktadır. Hitler konuşmalarının bitiminde karşısındaki kitlenin gerekli zevki alıp almadığına dikkat etmezdi; çünkü o bir oyuncu olarak nasıl pornografinin gereğini yerine getirdiyse kitlelerden de aynı oyunculuğu sergilemelerini beklerdi. Modern dünyanın en kıdemli diktatörlerinden Kaddafi için de durum farksızdır. Yeşil Kitabından pasajlar okurken adeta kadını sekse ikna etmek isteyen bir oyuncu gibidir, zihinleri çelmeden istediği ilişkinin gerçekleşmeyeceğini bilecek kadar da ustadır. Daha sonra kitlelerle öpüşür gibi onlara naif sözler ve iltifatlar sıralamakta (Libya&#8217;nın evlatları, devrimin gerçek sahipleri v. b), daha sonra kitlelerin ilişkinin ana safhasına hazır olduğunu hissettiği an eski halinden eser kalmamaktadır. Bu noktada Kaddafi zevke yani iktidarını daim kılmaya ulaşmaya çalışan bir oyuncudur, sertleşmekte, ilişkiyi kendi istediği noktada tutmak istemekte, egemenliğini hissettirip karşı tarafa bensiz bir hiçsiniz mesajı vermek kaygısındadır (haplanmış fareler, sahte kahramanlar, terörist itler v. b). Ve o muhteşem an gelir çatar. Orgazm olmayı bekleyen Kaddafi nihayet amacına ulaşır ve bir anda o hırçınlığı yerini sonsuz zevke ulaşmanın keyfini çıkaran bir sakinliğe bırakır. Başkent hariç her yer ele geçmesine rağmen ülkenin her yerine egemen olduğunu iddia eden Kaddafi&#8217;ye bu özgüveni veren işte bu sakinliktir.</p>
<p> Rönesans ve ‘&#8217;rönesans ideolojisi&#8221; olarak nitelendirebileceğimiz ideoloji nasıl ki heykel sanatının dönüm noktası olduysa ve heykel sanatı ideolojik olarak nasıl ki Rönesans ideolojisine bağlıysa pornografide kendine ideolojik kılıf olarak Makyavelizmi seçmiştir. İdeolojisi, mantıksal kurgusu olmayan hiçbir şeyin ayakta kalamayacağını bilen pornografi kendini makyavelist bir kurguyla kurgulamıştır. &#8221;Seks için her yol mübahtır&#8221; şekliyle özetlenebilecek bir anlayıştır bu. Cinsel münasebetin kiminle tesis edildiği önemli değildir bu anne, baba, kardeş, 70 yaşında bir ihtiyar veya 7 yaşında bir kız çocuğu olabilir; münasebetin nerede sağlanacağı da önemsizdir otobüsler, parklar, ibadet mekanları, hastaneler; mühim olan cinsel münasebetin sağlanmasıdır. Pornografi böyle düşünür zira pornografik mantığa göre insanın temel ihtiyacı cinselliktir; çıplak bir kadının baştan çıkaramayacağı bir erkek veya çıplak bir erkeğin baştan çıkaramayacağı kadın yoktur. Pornografiye göre insanı bir şeye bağlamanın tek yolu cinselliktir; her insanı satın alabilecek bir kadın/erkek vardır. Aynı mantık silsilesi ve makyavelist duruş Kaddafi&#8217;de de fazlasıyla mevcuttur. Her vatandaşa 400 dolar, kamu çalışanlarına yüzde 150 zam gibi hamleler Kaddafi pornografisinin kurgusunu da ele vermektedir. Kaddafi&#8217;ye göre herkes satın alınabilir, herkesin benliğini satmak için belirlediği bir fiyat vardır. Nasıl ki pornografi insanın temel ihtiyacı olarak cinselliği görüyorsa Kaddafi de parayı görmektedir. Bir insanın ailesiyle huzur içinde vakit geçirmesi, eşiyle el ele parkta gezintiye çıkması, çocuklarıyla pikniğe gitmesi pornografi açısından  nasıl abesle iştigal ise bir halkın hürriyet istemesi, yönetime katılarak kendi haklarını güvenceye almayı düşünmesi, demokratik bir ülke hayal etmesi de Kaddafi&#8217;ye göre abesle iştigaldir. Pornografi eşiyle yetinmeyip sürekli herkesle cinsellik peşinde koşan, çocuklarını dahi cinsel meta olarak gören bir insan prototipi peşindedir, Kaddafi de petrol mavisiyle gözü boyanmış, Yeşil Kitabın büyüsüne kapılmış; hürriyet, demokrasi, söz hakkı gibi şeyleri zihninin köşesinden dahi geçirmeyen bir insan prototipi peşindedir.</p>
<p> S. Seyfi Öğün politikayı tanımlarken ‘&#8217;değer bölüşümü&#8221; kavramından bahseder. Politikanın asıl amacının değer üretmek değil üretilen değerlerin paylaşımını sağlamak olduğunu belirten Öğün, bu noktada politikanın kuru ve renksiz gibi gözüktüğünü; ancak bu gözükmenin yanıltıcı olduğunu söyler. Modern süreçleri dikkatle inceleyince bu değerlendirmenin doğruluğuna kanaat getirebiliriz. Politikanın değer bölüştürücü yapısı onu daha gizemli ve ilgi çekici hale getirmektedir. Bu noktada değer üretimi olmayan bir toplumda politikanın da varoluş alanı bulamayacağı açıktır. İkinci ve en önemli sorun ise üretilen değerin nasıl bölüştürüleceğidir. Liyakat kavramının ortaya çıktığı süreç de tam olarak budur. Politik küre değer bölüştürürken ilk olarak liyakati değerlendirmelidir; bu yolla değer bölüşümünün adil olması sağlanır. Teoride durum böyle olsa da pratikte daha farklıdır. Politik gücü elinde bulunduranlar değer bölüşümünü menfaat esasına göre şekillendirmekte ya liyakati hiçe saymakta ya da değer üretmeyerek politikanın varolmasını engellemektedirler. Siyasal alanda tezahür eden bu olgu pornografide fazlasıyla mevcuttur. Pornografi değerler üretimi yerine sadece sekse dayalı tek bir değer üretmekte ve bunun bölüşümünü liyakate göre değil kendi kurgulamasına göre yapmaktadır. Bir profesör okuma yazma bilmeyen bir hastasıyla rahatlıkla cinsel münasebet kurmakta; öğretmen-öğrenci, patron-sekreter ikilemeleri rahatlıkla kullanılmaktadır. Üretilen ‘&#8217;cinsel&#8221; değer liyakat veya adillik ölçüsünde değil o değere duyulan açlık noktasında paylaştırılmaktadır. Pornografik alem liyakat, unvan ve değer açısından nötr bir durumda bulunan basit komüniteryen bir yapıdadır. Kaddafi pornografisinde de durum farklı değildir. Kaddafi&#8217;nin sisteminde liyakat önemsizdir. Kaddafi sistemi değer üretmeyen bir hale getirerek politikayı işlevsizleştirmiş; tek değer olarak petrolü öne sürmüş ve bu yolla iktidarını muhkem kılmaya çalışmıştır. Sistemde yükselmek için liyakat gerekmemektedir; nasıl ki bir porno oyuncusu cinselliğe karşı açlığı nispetinde hızlı yükseliyorsa Kaddafi sisteminde bir şahıs sadakate ve bağlılığa açlığı nispetinde yükselmektedir. Bu Kaddafi sisteminin pornografik yapısını ele veren en basit ayrıntılardan birisidir.  </p>
<p> Nietzche, Avrupa medeniyetini derinden sarsan fikirlerini seslendirirken nihilizmin Batı düşüncesi ve kültürünün nihai sonucu ve kaderi olduğunu söylemekteydi. Derda Küçükalp ise nihilizmi şöyle tanımlamaktadır. &#8221;Nihilizm genel olarak mevcut değerlerin değerini kaybettiği, niçin sorusunun cevapsız kaldığı bir tarihsel durumu işaret eder. &#8221;. Modern Batı dünyasının yazgısı olan nihilizm ile mücadelesi postmodernizmi doğururken Batı bu nihilist yapıyı tıpkı ideolojileri ihraç ettiği gibi ihraç etmiştir. Şüphesiz nihilizm bir sorun olduğu kadar bir fırsattır da. Günümüzde İslam coğrafyasının en önemli sorunu ve fırsatı işte bu Batıdan tevellüt nihilizmdir. Nasır&#8217;dan Mübarek&#8217;e, Saddam&#8217;dan Kaddafi&#8217;ye uzanan bu yelpazede adı geçen diktatörler nihilizmi kitleleri kontrol altında tutmak için bir araç olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir. Niçin sorusunun cevapsız kaldığı bir tarihsel durumun şüphesiz ki halkı uyuşturulmuş, gündelik hayata hapsedilmiş bir hale getireceği aşikardır. Libya&#8217;da yaşanan son olaylar nihilizmin -İslam coğrafyasında- aşılması için aynı zamanda büyük bir umuttur. Nihilizmin Batı düşüncesinin yazgısı olduğunu belirtmiştim; ancak nihilizmin Batı düşüncesinin aksine yazgı olarak değil ulaşılması gereken amaç olarak kullanıldığı bir durum pornografide mevcuttur. Pornografi değerlerin değersizleştiği, amaçların amaçsızlaştırıldığı bir durum oluşturma peşindedir. Çoğu insanın değer olarak kabul ettiği aile kavramı pornografide aşılması gereken bir durumdur veya diğer bir dille ifade edecek olursak istenmeyen olaydır ve amaçlanana (seks) varmak için değersizleştirilmesi elzem bir değerdir. Pornografinin ulaşmak istediği toplum amaçlarını sadece cinsel münasebete sabitlemiş, nihilizmi aşılması gereken değil içinde olunmaktan memnun olunan bir durum olarak düşünen; Hegel&#8217;in deyimiyle ifade edersek geist(ruh) i cinsellikte eritmiş bir toplumdur. Kaddafi de bu noktada iktidarını muhkem ve baki kılmak için pornografik nihilizmi sonuna kadar kullanmaktan çekinmemiştir. Niçin sorusunu kendisini tarihsel durumun ta kendisi olarak göstererek savuşturan Kaddafi bu noktada artık yetersiz kaldığını fark ederek pornografik nihilizmin ikinci evresini uygulamaya başlamıştır. Artık değerler değersizleştirilecektir. Bir değer olarak insanın yok sayılması; amaçsızlaştırılacak toplumun içinde bulunduğu durumu katlanılabilir kabul etmesi ve en nihayetinde nihilizm karşısında teslim bayrağının çekilmesi süreci.</p>
<p> Pornografik nihilizmin değerleri değersizleştirmesi karşımıza çok trajik bir biçimde çıkar. Bir adam eşi veya sevgilisini başka bir adama teslim eder ve onların cinsel münasebetini izleyerek bundan ne kadar zevk aldığını göstermek istercesine garip sesler çıkarır. Bu durum özü itibariyle son derece politiktir. Orta Çağdan çıkan Avrupa tüm azgınlığıyla geçmişle hiçbir ilintisi bulunmayan bir kültür oluşturma sürecine girmektedir, bu noktada şüphesiz en çok cephe alınan ve öğretilerinin tamamen çöpe atıldığı tek kurum kilise kurumudur. Bir Orta çağ daha yaşama korkusu (Türkiye&#8217;nin bölünme korkusuyla aynıdır) Avrupayı kilisenin iyi olan şeylerine de cephe almaya sevketmiştir. Kilisenin tek eşlilik, katı ahlaki yapısı olan ve mahrem olması gereken aile; zinanın kabul edilemez olması gibi emir ve öğretileri Batı tarafından yok edilemese de içi boşaltılarak etkisiz hale getirilmiştir. Modern Batı aile kurumunu kağıt üstünde gören, cinsel özgürlük bilincinde olan bir prototip peşindedir ki muhafazakarlığın fikir babalarından Edmund Burke&#8217;ün muhafazakarlığın ilk amaçlarından birisi olarak ailenin korunmasını amaçlamasını sağlayan şey modern batının içinde bulunduğu ahlaki çürümüşlüktür. Bu pornografik politik durumun şüphesiz en önemli yansımalarından birisi de Kaddafi&#8217;de tezahür etmiştir. Aynen eşini başka bir adamın kollarına bırakıp bunu seyretmekten zevk alan bir pornografi figürü gibi kendi halkını paralı askerlerin ellerine bırakmakta; paralı askerlerin halkı katletmesini büyük bir zevkle takip ederek politik orgazma bu yolla ulaşmaya çalışmaktadır. Kaddafi&#8217;nin mantığında paralı askerler politik pornografinin başat öğeleridir; çünkü kitleler cinsel ihtiyaçları tatmin edilmesi gereken varlıklar, Kaddafi ise onların sahipleridir ve bu durumda cinsel münasebet sahip nasıl istiyorsa o şekilde tesis edilecektir. Bu noktada Kaddafi ayrıca halktan bu durumu kabullenmesini beklemektedir; bu noktada ‘&#8217;sahip sendromu&#8221; ortaya çıkmakta ve tam anlamıyla kendini Kaddafi&#8217;de göstermektedir.</p>
<p> Otoriter her yapı içinde muhakkak politik pornografi içerir; çünkü pornografi bizatihi otoriterdir, hegemonyaya dayanır. Yönetim biçimi, rejimin uygulanış şekli, kriz yönetimlerinde takınılan tavır o diktatörün politik pornografide hangi nüanslara tekabül ettiğini göstermesi açısından son derece manidardır. Hüsnü Mübarek, tahtını sallayan halk hareketleri karşısında aynen fantezi dünyası geniş bir pornografik bir figür gibi yeni hamleler yapmış, tabir-i caizse kitlelerle ilişkisinde yeni fanteziler denemiştir ki bu Mübarek ve onun diktasının politik pornografide ‘&#8217;soft&#8221; kavramına tekabül ettiğini göstermektedir. Kaddafi için durum tamamen farklıdır. Kaddafi dominant tavrını halk hareketlerinin başından itibaren korumuş, Mübarek&#8217;in aksine hamleler yapmak yerine sertlik politikalarıyla kitleleri caydırmaya uğraşmıştır ki bu da Kaddafi ve onun diktasının politik pornografide ‘&#8217;hardcore&#8221; kavramına tekabül ettiğinin kanıtıdır. Nihayetinde ‘&#8217;Bakan gözler için ibret alınacak&#8221; olayların yaşandığı İslam coğrafyasında çıkışın yolu Kaddafi veya diğer diktatörlerin gidişinden değil pornografik nihilizm ve politik pornografiden kurtulmaktan geçmektedir. Kaddafi ve onun temsil ettiği politik pornografi çökmeden liderin değişmesi sadece şekli devrim olur ki bu da İslam coğrafyasını eskisinden daha kötü bir noktaya sürükler. Krizden çıkışta İslam coğrafyası için politik pornografiyi aşmanın tek yolu vardır:İmam Gazali&#8217;de din-devlet ilişkisinin nasıl tasvir edildiğinin anlaşılması ve tatbiki gerekmektedir. Kabile yaşantısından milletleşme süreçlerini, devlet olgusunu çıkaran İbn-i Haldun; kriz yönetimini tüm detaylarla incelerken ayrıca devlet idaresinde usul ve esasların nasıl olması gerektiğini belirten Nizamülmülk örnekleri ortada iken içinde bulunulan durumu özetleyecek tek bir deyim vardır:&#8221;Varlık içinde yokluk çekmek&#8221;.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kaddafi-ve-porno/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kaddafi-ve-porno/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sergi: Ateşin Düştüğü Yer</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/sergi-atesin-dustugu-yer/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/sergi-atesin-dustugu-yer/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2011 08:07:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15022</guid>
		<description><![CDATA[Ateşin Düştüğü YerTürkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl Sergisi
 
Türkiye İnsan Hakları Vakfı&#8217;nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ve ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme Projesi&#8217; kapsamında Depo&#8217;da geniş katılımlı bir etkinlikler dizisi düzenleniyor.
 
Ateşin Düştüğü Yer, insan hakları ihlalleri konusunda toplumsal belleği canlı tutmayı ve hakikatle yüzleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
 
Gönüllülük esasında düzenlenen bu etkinlikler dizisi kapsamında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ateşin Düştüğü YerTürkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl Sergisi</strong><br />
 <br />
Türkiye İnsan Hakları Vakfı&#8217;nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ve ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme Projesi&#8217; kapsamında Depo&#8217;da geniş katılımlı bir etkinlikler dizisi <span id="more-15022"></span>düzenleniyor.<br />
 <br />
Ateşin Düştüğü Yer, insan hakları ihlalleri konusunda toplumsal belleği canlı tutmayı ve hakikatle yüzleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor.<br />
 <br />
Gönüllülük esasında düzenlenen bu etkinlikler dizisi kapsamında bir sergi yer alacak, konu etrafında seminerler düzenlenecek, belgesel film gösterimi gerçekleştirilecek ve bir katalog yayınlanacak.<br />
 <br />
9 Mart 2011&#8242;de saat 18.30&#8242;da açılacak sergi, 10 Mart-20 Nisan 2011 tarihleri arasında izlenebilir.<br />
 <br />
Ateşin Düştüğü Yer<br />
10 Mart-22 Nisan 2011<br />
Depo<br />
Tophane-İstanbul<br />
 <br />
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı<br />
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı</p>
<p>TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI<br />
HUMAN RIGHTS FOUNDATION OF TURKEY<br />
Sıraselviler Cad. Hocazade sk. No:8 Taksim- İstanbul<br />
Tel: 212- 249 30 92<br />
<a href="mailto:tihv@tihvistanbul.org">tihv@tihvistanbul.org</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/04/sergi-atesin-dustugu-yer/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/sergi-atesin-dustugu-yer/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal totalitarizm kendine iç düşman mı üretiyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/liberal-totalitarizm-kendine-ic-dusman-mi-uretiyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/liberal-totalitarizm-kendine-ic-dusman-mi-uretiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 18:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Korku]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14734</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;1990&#8242;da Komünist rejimlerin parçalanmasından sonra, yönetimi siyasetle ilişiği bulunmayan uzmanlara bırakmanın ve çıkarları eşgüdümlemenin, devlet gücünü kullanmanın başlıca formu olduğu yeni bir döneme girdik. Bu nevi siyasete tutku kazandırmanın tek yolu, insanları seferber etmenin tek yolu korkudur: Göçmen korkusu, suç korkusu, tanrısız bir cinsel azgınlık korkusu, (getirdiği ağır vergiler ve kontrol yüküyle) aşırı devlet korkusu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/_korku_16.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8187" title="_korku_16" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/_korku_16-227x300.jpg" alt="" width="173" height="244" /></a>&#8220;&#8230;1990&#8242;da Komünist rejimlerin parçalanmasından sonra, yönetimi siyasetle ilişiği bulunmayan uzmanlara bırakmanın ve çıkarları eşgüdümlemenin, devlet gücünü kullanmanın başlıca formu olduğu yeni bir döneme girdik. Bu nevi siyasete tutku kazandırmanın tek yolu, insanları seferber etmenin tek yolu korkudur: Göçmen korkusu, suç korkusu, tanrısız bir cinsel azgınlık korkusu, (getirdiği ağır vergiler ve kontrol yüküyle) aşırı devlet korkusu, çevre felaketi korkusu, tâciz korkusu (siyaseten doğruculuk, korku siyasetinin liberal formuna örnektir)&#8230;.&#8221;</em></p>
<p><strong>Liberal çokkültürcülük, eski bir barbarizmi insan yüzüyle maskeliyor (Slovaj Zizek)</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&amp;ArticleID=139835" target="_blank">Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın</a></strong></p>
<p>Romanların yani nâm-ı diğer Çingenelerin Fransa&#8217;dan sürülmesi liberal medyadan üst düzey politikacılara kadar - ki sırf sol siyasetçilerden ibaret de değillerdi - Avrupa&#8217;nın her kesiminden tepki topladı. Ama gelin görün ki ülkeden ihraçları yine de sürdü. Avrupa siyasetinin, buzdağının ancak görünen <span id="more-14734"></span>kısmıdır bunlar.</p>
<p>Bir banka yöneticisi olan ve Sosyal Demokratlara yakın olarak bilinen Thilo Sarrazin&#8217;in bir kitabı geçen ay Almanya&#8217;da arbedeye yol açmıştı. Kitabın tezine göre çok sayıda göçmene kendi kültürel kimliğini muhafaza etme izni verildiğinden dolayı Alman ulusu tehdit altında. &#8220;Almanya Kendini Yok Ediyor&#8221; başlıklı kitap kuvvetli bir şekilde kınansa da muazzam etkisine bakınca tam da bam teline dokunmuş.<br />
Bu nevi olaylar, Batı ve Doğu Avrupa&#8217;da siyaset alanının uzun vadede yeniden tanzim edildiği gerçeğiyle birlikte ele alınmalıdır. Avrupa ülkelerine, yakın zamanlara kadar, seçmenlerin çoğunluğuna hitap eden iki ana parti hâkimdi: Merkez sağ (Hıristiyan Demokrat, liberal-muhafazakâr) ve merkez sol parti (sosyalist, sosyal demokrat); bir de daha dar seçmen gruplarına hitap eden (çevreciler ve komünistler gibi) küçük partiler vardı.</p>
<p>Batı ve Doğu Avrupa&#8217;da yapılan son seçimlerin sonuçları farklı bir kutuplaşmanın tedrici bir yükseliş içerisinde olduğunun işaretini veriyor. Şimdi artık küresel kapitalizmi temsil eden (ve mesela kürtaja hoşgörü, eşcinsel hakları, dini ve etnik azınlıklar gibi) liberal kültürel gündemi olan bir hâkim merkez parti var. Bu partinin muhalifi olarak, açıkça ırkçılık yapan neo-faşist grupların kendilerine uçlarda yer buldukları, gitgide taraftar toplayan göçmen karşıtı popülist bir parti bulunuyor. Bunun en iyi örneği, eski komünistlerin gözden kaybolmalarından sonra, başbakan Donald Tusk&#8217;un &#8220;ideoloji karşıtı&#8221; merkezci liberal partisi ile Kaczynski kardeşlerin muhafazakâr Hıristiyan &#8220;Hukuk ve Adalet Partisi&#8217;nin&#8221; ana partiler olduğu Polonya&#8217;dır. Benzer temâyüller Hollanda, Norveç, İsveç ve Macaristan&#8217;da da görülebilir. Peki, bu noktaya nasıl vardık?</p>
<p>Refah devletinin ümit etmekte ısrarlı olduğu onlarca yıldan sonra, mâli kesintilerin geçici diyerek pazarlandığı, her şeyin kısa sürede normale döneceği vaadiyle mâli kesintilerin sürekli kılındığı zamanlardan sonra yeni bir devre giriyoruz; krizin veya başka bir ifadeyle, sosyal yardımların kesilmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin azalması ve geçici istihdamın yaygınlaşması gibi kemer sıkma tedbirlerinin bir zaruret olarak eşlik ettiği bir tür iktisâdi olağanüstü hâlin kalıcı olduğu yeni bir devir. Kriz bir hayat tarzı oluyor.</p>
<p>1990&#8242;da Komünist rejimlerin parçalanmasından sonra, yönetimi siyasetle ilişiği bulunmayan uzmanlara bırakmanın ve çıkarları eşgüdümlemenin, devlet gücünü kullanmanın başlıca formu olduğu yeni bir döneme girdik. Bu nevi siyasete tutku kazandırmanın tek yolu, insanları seferber etmenin tek yolu korkudur: Göçmen korkusu, suç korkusu, tanrısız bir cinsel azgınlık korkusu, (getirdiği ağır vergiler ve kontrol yüküyle) aşırı devlet korkusu, çevre felaketi korkusu, tâciz korkusu (siyaseten doğruculuk, korku siyasetinin liberal formuna örnektir).</p>
<p>Politikanın böylesi, her daim paranoyak bir kalabalığın manipülasyonuna bel bağlar - korkuya kapılmış erkeklerin ve kadınların korkutucu şekilde bir araya toplanmasına. İşte bu yüzden, yeni bin yılın ilk on yılında yaşanan en büyük olay, göçmen karşıtı siyasetin merkeze girmesi ve sonunda aşırı sağ ile arasındaki göbek bağının kesilmesiydi. Fransa&#8217;dan Almanya&#8217;ya, Avusturya&#8217;dan Hollanda&#8217;ya kadar ana partiler, kültürel ve tarihi kimliğinden gurur duyan yeni bir ruhla, ev sahibi toplumu tanımlayan kültürel değerlere uyum sağlamak zorunda olan göçmenlerin misafir olduğunu vurgulamayı kabul edilebilir bulmaya başladılar. Mesaj şuydu: &#8220;Bu bizim ülkemiz. Ya sev ya terk et.&#8221;</p>
<p>İlerlemeci liberaller böylesi popülist ırkçılık karşısında elbette ki dehşete düşüyorlar. Ancak daha yakından bakılınca, çokkültürcü hoşgörülerinin ve farklılıklara duydukları saygının, ötekileri uygun bir mesafede tutma ihtiyacı paydasında göç karşıtlarıyla buluştukları görülür. &#8220;Ötekilere okey, onlara saygı duyarım&#8221; der libareller &#8220;ama benim alanıma pek fazla sokulmamalılar. Bunu yaptıkları an beni tâciz ederler. Pozitif ayrımcılığa tam destek veririm fakat yüksek sesle rap müziği dinlemeye hazır değilim&#8221; diye ilave ederler. Bugünün kapitalist toplumlarında yükselen merkezi insan hakkı, tâciz edilmeme hakkıdır yani ötekilerle arasında güvenli bir mesafenin olması hakkı. Ölümcül saldırı planları olan bir terörist Guantanamo&#8217;ya, hukukun hâkimiyetinden muaf olan yere aittir; köktenci bir ideolojist susturulmalıdır zira nefreti yaymaktadır. Bu tür insanlar benim huzurumu bozan zehirli öznelerdir.<br />
Bugünün pazarında, zararlı ârazlarından mahrum pek çok ürün buluyoruz: Kafeinsiz kahve, yağsız krem, alkolsüz bira. Liste uzar gider: Sekssiz seks olarak sanal sekse ne dersin? Ya peki harpsiz harp olarak, Colin Powell&#8217;ın kayıp verilmeyen (pek tabi ki bizim kayıp vermediğimiz) harp doktrinine? Siyasetsiz siyaset olarak, uzman eliyle yönetim sanatı demek olan çağdaş siyaset tanımına? Bu bizi bugünün hoşgörülü liberal çokkültürcülüğünün Ötekilikten mahrum Öteki - kafeini alınmış Öteki - deneyimine götürür.</p>
<p>Böylesi bir nötralizasyon mekanizmasını hem de en iyi şekilde 1938&#8242;de Robert Brasillach formülleştirdi. Bu Fransız faşist entelektüel kendisini &#8220;ılımlı&#8221; antisemit olarak görüyordu ve mâkul antisemitizmin formülünü icât etmişti. &#8220;Kendimize yarı Yahudi Charlie Chaplin&#8217;i alkışlama izni tanıyoruz; yarı Yahudi Proust&#8217;a hayran olma, tam bir Yahudi olan Yehudi Menuhin&#8217;ni alkışlama izni tanıyoruz;&#8230;hiç kimseyi öldürmek istemiyoruz, her hangi bir şiddet olayı istemiyoruz. Fakat düşünüyoruz da içgüdüsel antisemitizmin tahmin edilemez hareketlerini engellemenin en iyi yolu, mâkul bir antisemitizm&#8217;den geçer.</p>
<p>Hükümetlerimizin göçmen tehdidiyle baş etmeye çalıştığı o aynı tutum değil mi bu? Doğrudan popülist ırkçılığı demokratik standartlarımıza göre &#8221; gayr-ı mâkul&#8221; ve kabul edilemez diyerek bihakkın reddettikten sonra &#8220;mâkul&#8221; ırkçı koru/n/macı tedbirleri onaylıyor yahut bugünün Brasillach&#8217;ları gibi - içlerinden bazıları Sosyal Demokrat&#8217;tır - bize şöyle söylüyorlar: &#8220;Afrika kökenli, doğu kökenli Avrupalı sporcuları, Asyalı doktorları, Hint yazılımcılarını alkışlıyoruz. Hiç kimseyi öldürmek istemiyor, her hangi bir şiddet olayı istemiyoruz. Fakat düşünüyoruz da her daim tahmin edilemez olan göçmen karşıtı savunmacı cebri tedbirleri engellemenin en iyi yolu, mâkul bir göçmen karşıtı koru/n/madan geçer.&#8221;<br />
Bu, komşudan arın/dır/ma vizyonu, dolaysız barbarizmden insan yüzlü barbarizme açık bir geçiş yaşandığını telkin etmektedir. Hıristiyanlığın komşu sevgisinden, öteki barbar kabileye karşı bizim kabilemize ayrıcalık tanıyan Paganlığa gerilemeyi ifşa eder. Hıristiyanlığın değerlerini savunma olarak perdelense de Hıristiyanlığın mirâsına karşı bizâtihi en büyük tehdittir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/11/liberal-totalitarizm-kendine-ic-dusman-mi-uretiyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/liberal-totalitarizm-kendine-ic-dusman-mi-uretiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölmekte Olan Türkiye Dillerine İlişkin Fikir Jimnastiği</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/olmekte-olan-turkiye-dillerine-iliskin-fikir-jimnastigi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/olmekte-olan-turkiye-dillerine-iliskin-fikir-jimnastigi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 10:09:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14418</guid>
		<description><![CDATA[1) UNESCO politikaları
UNESCO&#8217;nun &#8220;endangered languages&#8221; başlığı altında marjinal dilleri araştırma, belgeleme, koruma ve geliştirmeye yönelik aktif bir yaklaşımı olduğu anlaşılıyor. UNESCO internet sitesinde konuya ait sayfada bir dizi örnek projenin raporları, bu sayfada ise fon sağlayan kurum ve programlara ilişkin bilgi mevcuttur.
 
2) Ne yapılabilir?
Her şeyden önce BELGELEME alanında büyük boşluk vardır. Geçmişte uygulanan devlet politikaları nedeniyle sanırım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/turkiye_diller.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14420" title="turkiye_diller" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/turkiye_diller.jpg" alt="" width="219" height="282" /></a>1) UNESCO politikaları</strong><br />
UNESCO&#8217;nun &#8220;endangered languages&#8221; başlığı altında marjinal dilleri araştırma, belgeleme, koruma ve geliştirmeye yönelik aktif bir yaklaşımı olduğu anlaşılıyor. UNESCO internet sitesinde <a href="http://www.unesco.org/culture/ich/index.php?lg=en&amp;pg=00146" target="_blank">konuya ait sayfada</a> bir dizi örnek projenin raporları, bu sayfada ise <a href="http://www.unesco.org/culture/ich/index.php?lg=en&amp;pg=00143 " target="_blank">fon sağlayan kurum ve programlara </a>ilişkin bilgi mevcuttur.<br />
 <br />
<strong>2) Ne yapılabilir?</strong><br />
Her şeyden önce BELGELEME alanında büyük boşluk vardır. Geçmişte uygulanan devlet politikaları nedeniyle sanırım Türkiye, dünya ülkeleri arasında, yerel dillerin belgelenmesi açısından en geri kalmış ülkelerden biridir.  <br />
Şu aşamada aktif bir eğitim/geliştirme çalışmasından ziyade, akademik nitelikte bir araştırma/belgeleme çalışmasına yoğunlaşmak daha doğru ve belki daha gerçekçi olur.<br />
 <br />
<strong>3) Hangi diller </strong><br />
Yayınlanmış ciddi araştırmalar <span id="more-14418"></span>mevcut olmadığı için, benim bilgilerim de kısmen anekdot  mahiyetindedir. Kaba bir ufuk turu olarak değerlendirilmelidir.<br />
 <br />
a)      Türkiye&#8217;de konuşulan Arap lehçeleri hakkında bildiğim kadarıyla yayımlanmış kitap, tez, makale, hatta gazete haberi bile mevcut değildir. Siirt/Sason, Mardin, Harran, Hatay ve Adana/Tarsus lehçeleri, anlatıldığına göre, kısmen karşılıklı anlaşmaya imkân vermeyecek ölçüde farklılaşmıştır. Mardin Süryanileri ve Hatay/Altınözü Hıristiyanları tarafından kullanılan Arapça lehçeleri hakkında yazılı hiçbir bilgi yoktur. Bunların acilen belgelenmesi gerekir.<br />
 <br />
b)     Hopa ve Borçka&#8217;nın 23 köyünde konuşulan Hemşince/Homşetsi adlı Ermenice lehçesi üzerinde, amatör bir-iki makale dışında akademik çalışma yapılmamıştır.  Hatay&#8217;ın Vakıfköy Ermenilerinin standart Batı Ermenicesine ek olarak kullandığı Kesap lehçesi üzerinde de, bildiğim kadarıyla yazılı malzeme yoktur. (Belki Suriye&#8217;de Arapça yayınlar mevcut olabilir.) Standart Batı Ermenicesi ile bu iki lehçenin karşılıklı anlaşması imkânsızdır.<br />
 <br />
c)      Amasya&#8217;dan Artvin&#8217;e uzanan bölgede göçebe olarak yaşayan ve &#8220;Çingene&#8221; olarak nitelendirilen Poşa&#8217;ların, standart Ermeniceden çok farklı bir Ermenice lehçesi konuştuklarını bizzat müşahade ettim. Bu konuda da literatür mevcut değildir.<br />
 <br />
d)     &#8220;Çingenece&#8221; olarak adlandırılan Rom dilinin Türkiye&#8217;de halen yaşayıp yaşamadığı konusunda sağlıklı bilgi yoktur.<br />
 <br />
e)     Trabzon&#8217;un Of-Çaykara, Maçka ve Tonya ilçelerinde halen konuşulan Pont Rumcası hakkında Yunanistan&#8217;da son yıllarda bazı çalışmalar yapıldığını duydum; ancak bunlara ulaşamadım. Türkçede Ömer Asan&#8217;ın Pontus Kültürü başlıklı değerli çalışması dışında, bunlar hakkında da ciddi bir dilbilimsel araştırma yapılmamıştır. Of, Maçka ve Tonya lehçeleri arasındaki farklar bilinmemektedir.<br />
 <br />
f)       Darende&#8217;de konuşulduğu rivayet edilen Hazeyn/Hazain dili (?) hakkında güvenilir bilgi bulunamamıştır.<br />
 <br />
g)      Adana&#8217;da mevcut olan birkaç Nogay yerleşiminde Nogaycanın halen konuşulup konuşulmadığı meçhuldür.<br />
 <br />
h)     Artvin&#8217;in üç bölgesinde (İmerhev, Maçahel ve Maradit-Borçka) konuşulan Gürcüce lehçesi üzerine yayınlanmış araştırma yoktur. Her üç lehçenin modern standart Gürcüce ile çok kısıtlı ölçüde anlaşmaya izin verdiği söylenmektedir.<br />
 <br />
i)       &#8220;Zazaca&#8221; veya Kırmançki veya Dimili adı verilen dil veya lehçeler grubu üzerinde, çoğu polemik niteliğinde olan bir kavram kargaşası bulunmaktadır. Alman üniversitelerinde Zazaca üzerine ciddi sayılacak çalışmalar yapılmakta ise de bunların sonuçları henüz Türkçeye yansımamıştır. <br />
 <br />
j)       Midyat ve Nusyabin yöresinde konuşulan Turoyo dili (&#8221;Süryanice&#8221;) üzerinde İsveç merkezli çalışmalar mevcuttur. Ancak bunlar Türkçeye çevirilmemiştir.<br />
 <br />
k)      Eskiden Pervari&#8217;nin Hertvin köyünde konuşulan Doğu Arami lehçesinin 1999 itibariyle tümü diasporada (yanılmıyorsam İsveç&#8217;te) yaşayan 1000 kişi arasında halâ konuşulduğu ifade edilmektedir. Ölmek üzere olan bu dil henüz ciddi anlamda belgelenmemiştir.<br />
 <br />
l)       Benim çocukluğumda İstanbul ve İzmir Yahudilerinin yaygın bir şekilde konuştuğu Yahudi İspanyolcası (Ladino) bugün hemen hemen ölü bir dildir. Konuya dair bir hayli yayın ve düzgünce bir sözlük vardır. Ancak akademik nitelikte bir dokümantasyon - her halükârda Türkçede - yoktur.<br />
 <br />
m)   Türkiye&#8217;de konuşulan Kuzey Kafkas dillerinin (Çerkezce, Abhazca, Abzehçe, Keberdey, Çeçence, Lezgice vb.) durumu hakkında derli toplu bir çalışma yoktur.<br />
 <br />
<strong>4) Hangileri DEĞİL</strong><br />
Türkçenin lehçe ve ağızları başlı başına derya gibi bir konudur. Keza Türkiye Kürtçesi hakkında da derlenmesi gereken sonsuz malzeme vardır.<br />
 <br />
Ancak diğerlerine imkân tanımak açısından bu iki dilin proje kapsamı dışında tutulması daha doğru olur. Aksi halde Türkçe ve Kürtçenin marjinal versiyonlarına gösterilecek olan ilginin diğer dilleri gölgede bırakması beklenir.<br />
 <br />
<strong>5) Kurumsal çerçeve</strong><br />
Yazılı literatürü olmayan dillerin tasviri Batıda 150 yıldan beri karşılaştırmalı dilbilimin ana uğraş alanıdır. Amerika ve Avustralya yerli dilleri, Hint dilleri, Afrika dilleri vb. üzerinde bu nitelikte çok geniş bir literatür mevcuttur.<br />
 <br />
Yukarıda sayılan dil ve lehçelerin her birinin sistematik tasviri, bir veya birden fazla doktora tezi konusu teşkil eder.<br />
 <br />
Yapılması gereken şey muhtemelen üniversiteler arası bir ortak program çerçevesinde bu nitelikte doktora tezlerinin yazılmasını teşvik etmektir. Belki ortaya çıkacak olan tezler, standart formatta bir kitap dizisi olarak yayımlanabilir.<br />
 <br />
Geçen Nisanda Türk Dil Kurumu&#8217;nda yaptığım konuşmada Kurumun Türkçe dışındaki Türkiye dillerine de eğilmesi gerektiği fikrini ortaya attım. Gelen tepkilerden, Kurumun şimdilik böyle bir fikre hazır olmadığı izlenimini edindim.<br />
 <br />
<strong>6) Mümkün mü?</strong><br />
Türk üniversitelerinde bu nitelikte çalışma yapabilecek dilbilim bölümleri mevcut değildir. &#8220;Dilbilim&#8221; adı verilen bölümlerin tek ilgi alanı en dar anlamda Türk dili ve dilleridir. Yazılı edebiyatı bulunmayan bir dil hakkında saha çalışması yapma bilgisine ve tecrübesine sahip kimse (bildiğim kadarıyla) yoktur.<br />
 <br />
Bu durumda proje gerçekçi midir? Kim koordine edebilir ve yürütebilir? Bilmiyorum.<br />
 <br />
Belki yabancı üniversitelerde dilbilim üzerine çalışan az sayıdaki Türk akademisyenden istifade etme yoluna gidilebilir. Veya içte Türkoloji bölümlerinde nisbeten geniş kapsamlı dilbilim formasyonu olan birkaç hoca tesbit edilip bu konuya yoğunlaşmaları teşvik edilebilir. Belki yön gösterme  amacıyla bir-iki yabancı öğretim üyesi davet edilebilir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/19/olmekte-olan-turkiye-dillerine-iliskin-fikir-jimnastigi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/olmekte-olan-turkiye-dillerine-iliskin-fikir-jimnastigi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Paradigmalar Ülkesinde ‘Birey’ Olmak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/13/paradigmalar-ulkesinde-%e2%80%98birey%e2%80%99-olmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/13/paradigmalar-ulkesinde-%e2%80%98birey%e2%80%99-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Jan 2011 09:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[birey]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14334</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal 
Liberallik; Bireyden yana olmak zor zanaat bu ülkede. Pek bir destekçisi de yok aslında.  Zira, yaşam biçimi; mevcut zihniyeti ve geleneksel yönetim kültürü açısından bakıldığında, bu ülkede gelenekçi Milliyetçi-Mukaddesatçı yapıyla, Devletçi-Elitist-Kemalist çizginin mücadelesini görürsünüz. Tüm seçimler, darbeler, devlet-birey ilişkileri, bu ülkede önemli ölçüde bu çatışmaya dayanır. Bu ülkenin insanlarının önemli bir bölümü, dinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Okan Kemal</strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bireysel_haklar.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14335" title="bireysel_haklar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bireysel_haklar.jpg" alt="" width="220" height="341" /></a></em></p>
<p>Liberallik; Bireyden yana olmak zor zanaat bu ülkede. Pek bir destekçisi de yok aslında.  Zira, yaşam biçimi; mevcut zihniyeti ve geleneksel yönetim kültürü açısından bakıldığında, bu ülkede gelenekçi Milliyetçi-Mukaddesatçı yapıyla, Devletçi-Elitist-Kemalist çizginin mücadelesini görürsünüz. Tüm seçimler, darbeler, devlet-birey ilişkileri, bu ülkede önemli ölçüde bu çatışmaya dayanır. Bu ülkenin insanlarının önemli bir bölümü, dinin ve milli-manevi değerlerin baskın olduğu gelenekçi halk kitlesini oluşturur. Bunun karşısında sayıca az, ama devleti yöneten asker-sivil bürokrasiyi önemli ölçüde elinde tutan, Cumhuriyet rejiminin empoze ettiği kimliği ve yaşam biçimini benimseyen, Laikçi-Kemalist kesim yer alır. Bu kesim, hiç bir altyapısı ve geleneği olmayan bir ortamda yukarıdan dayatılan bir nevi &#8220;Makyaj Modernleşmesinin&#8221; yarattığı sanal gelişmişliğe ya da bu tür bir Modernleşmeye iman eder; ve  kendisini &#8220;çağdaş&#8221; şeklinde konumlar . Bu kesim, kendisi gibi olmayanı ise ötekiler ve &#8220;Diğer&#8221; şeklinde görür. Bu &#8220;Diğer&#8217;e&#8221; isim ve yafta takınmaktan çekinmez. Bunları, en amiyane şekilde yerden yere vurur; kendisinden olmayanı &#8220;Köylü-Kıro-Dinci-Takunyacı-Liboş vs.&#8221; şeklinde en hakaretamiz ifadelerle etiketler.  Bu kesim, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki &#8220;Asr-ı Saadet&#8221; hususunda aşırı derecede hassastır; bu dönemin eleştirilmesine tahammül edemez; bu dönemle ilgili eleştirel nitelikte ya da dayatılan paradigmanın dışında yapılan yayın ya da filmlere karşı aşırı derecede hassastır; kendisinde bir hata göremediği için, hiçbir vakit çuvaldızı kendisine<span id="more-14334"></span> batırmaz; hatayı daima başkalarında arar. Tabu deyimi,  Kemalist kesimi  çok iyi ifade eder.</p>
<p> Toplumun önemli bir kısmını oluşturan Milliyetçi-Mukaddesatçı kesim ise, Kemalist kesimden pek de farklı olmayacak şekilde tabularla yoğrulmuş bir kesimdir. Bu kesim,  aşırı derecede hassas olduğu değerlere (milli-manevi değerler vs.) yönelik hiç bir eleştiriyi ya da farklı görüşü hoşgörüyle karşılamaz.  Anadolu&#8217;nun önemli bir bölümünde hâkim olan bu zihniyet, demokratik değil, bir &#8220;kapı kulu&#8221; ve &#8220;el pençe divan durma&#8221; geleneğini benimsemiştir. Bu kesim, farklı yaşam tarzlarını da çok tasvip etmez.  Bu nedendendir ki, bu kesimin yoğunlukla yaşadığı yer ya da mahallerde, bu kesimden ayrı bir hayat tarzı sürmek isteyen kişiler genellikle tedirgindir. Ramazan ayında oruç tutmamak ya da toplumun içinde yemek yemek, Avrupa Birliği&#8217;ne girmeye hazırlanan bu ülkede hala bazı mutaassıp yerlerde hoş karşılanmaz. Aynı durum içki içmek; flört etmek gibi durumlar için de geçerlidir. Sosyologların &#8220;mahalle baskısı&#8221; dediği bu vaka, bu ülkenin önemli bir bölümünde hala cari olmayı sürdürmektedir. Mahalle baskısından rahatsız olan ve yerleşik toplumsal paradigmanın içinde kendi yaşam biçimini sürdürmek isteyen kişiler, ya karşı tarafın dayattığı devlet paradigmasının serabına kapılırlar (bu yapıyı özgürlükçü sanıp) ya da apolitik bir şekilde ve endişe içinde ya toplumla çatışarak ya da toplumun kurduğu baskıya boyun eğerek hayatlarını devam ettirirler. Bu kesimin içinden çıkan ve iktidar olan erk ise, ancak ülke içindeki Demokrat kesimlerin teşvikiyle, dışarıdan Avrupa Birliği&#8217;nin zorlamasıyla bazı demokratik ve ileriye yönelik adımlar atarlar. Ancak, geleneksel kodlarında demokrat bir gelenek olmadığından, attıkları bu adımları daha fazla götüremezler ya nefesleri kesilir ya da bir sonraki adımı atamadıklarından aldıkları kararlardan çark ederler ve oraya buraya savrulurlar. Bu son tespitim, bugün AKP yönetiminin içinde bulunduğu ve son zamanlarda ayyuka çıkan davranış şeklini çok iyi özetlemektedir. Genlerinde demokrat bir kültür olmayan bu hareket, yaşadığı 28 Şubat süreciyle bir nebze de olsa gerçekleri görmüş ve demokrasinin herkese lazım bir &#8220;amaç&#8221; (araç değil) olduğunu anlamıştır. Ancak, taşıma suyla değirmen döndürmek güç olduğundan, başlattığı her demokratik atılım ya da açılım, bir sonraki adım gelmediğinden tökezlemekte ve sürdürülebilirliği olmamaktadır. Bu sebeptendir ki, AKP, bir taraftan örneğin Kürt açılımı başlatırken; diğer taraftan Nazi Almanya&#8217;sını anımsatır bir &#8220;Tek Millet, Tek Devlet&#8221; (<em>Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer</em> - Tek Halk- Tek Krallık-Tek Rehber) politikasını dayatmaya devam etmektedir.  Bir yandan Avrupa Birliği&#8217;ne girmeye çalışmakta; ancak bu hususta tabiri caizse kağnı hızıyla devam etmekte; bir yandan da &#8220;Müslüman kardeşlerimiz bize yeter&#8221; gibi son derece afaki ve manasız bir söylem geliştirebilmektedir.  Bir yandan Türkiye&#8217;yi dünyalaştırmaya yönelik dış politikalar yürütüp; diğer yandan Sarıkamış&#8217;ta bir hiç uğruna ölen doksan bin askeri örnek gösterip; <em>&#8216;Gerekirse </em><em></em><em>doksan bin</em> şehit için daha ant içtik&#8217; gibi buram buram hamaset kokan sözler sarf edebilmektedir. Son getirilen alkol düzenlemeleri için söylenecek bir şey bulunmamaktadır. Kuşkusuz alkol vs. gibi içeceklerin satışı ile ilgili bazı düzenlemeler getirilebilir. Ancak bu düzenlemelerin sergi açılışları, düğünler, konserler vb. alkolün sıklıkla tüketildiği ortamlara uygulanması, sadece &#8220;Ben içmiyorsam sen de içme&#8221; şeklinde dayatmacı ve yukarıda andığımız toplumsal baskıyı devlet eliyle tepemizde hissettiren yaklaşımlardan ibarettir.</p>
<p> Peki, AKP&#8217;nin bir ileri iki geri gittiği; Kemalist kesimin olduğu yerde saydığı ve hatta altındaki zemini kaybetmeye başladığı bir ortamda; Liberaller ne yapıyor? Ne yazık ki önemli bir kısmı AKP&#8217;yi liberalleştirme gayretlerini ya da AKP&#8217;nin Liberal olduğu gibi bir serap içinde boşa kulaç atmayı sürdürüyorlar. AKP&#8217;nin ancak Liberallerin zorlamasıyla bir şeyleri yapmaya başladığını, ancak kendisine destek veren kitle ve geldiği geleneği sürekli hatırlayarak, çoğu zaman &#8220;çark etme politikası&#8221; güttüğünü görmek istemiyorlar. Kabul edelim; bu ülkede bireyin özgürleşmesi ve daha doğrusu bireyselleşmesi için atılması gereken çok adım var. Zira birey, bu ülkede, Kemalizmin yukarıdan dayattığı devletsel Paradigma ile Milliyetçi-Maneviyatçı kitlenin (ve mevcut siyasal Erkin) dayattığı toplumsal baskı arasında sıkışıp kalmış durumda. Yazının başında ifade ettiğimiz kesimlerin çatışmasını izliyoruz sadece. Bu çatışmada devlet bazında şimdiye kadar genellikle Kemalist kesim galebe çalmıştı. Bir zamanlar, yemeklerde içki içmeyen, eşi örtülü olan vs. kişilere &#8220;Takunyacı&#8221; muamelesi yapanlara; şimdi iktidarı elinde bulunduran bu kesim &#8220;Ben de senin alkol alacağın alanları daraltırım&#8221; şeklinde bir nevi rövanş alıyor. Bu çatışma ne zaman biter bilinmez; ama umarız bittiği gün, bu ülkede bireyleşme süreci başlar; zira taraflardan biri galip gelirse devletin ve/veya toplumun baskısını ensemizde hissetmeye devam ederiz. &#8230;.</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/13/paradigmalar-ulkesinde-%e2%80%98birey%e2%80%99-olmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/13/paradigmalar-ulkesinde-%e2%80%98birey%e2%80%99-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

