<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Ölüm</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/olum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Zaman&#8217;ın geçişi hızlanabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 May 2012 07:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=22000</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg"><img class="size-full wp-image-21999 aligncenter" title="zaman-nedir-4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg" alt="" width="400" height="399" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21992</guid>
		<description><![CDATA[ 
- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?
- Hayır, o kısalan senin hayatın!
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-21993 aligncenter" title="zaman-nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg" alt="" width="400" height="412" /></a></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</em></strong></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Hayır, o kısalan senin hayatın!</em></strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün –E hâli (4) : Kâmiliyet / έντελέχεια</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 18:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aristoteles]]></category>

		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Hz İbn-i Arabî]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21588</guid>
		<description><![CDATA[
Birinci bölüm
İkinci bölüm
Üçüncü bölüm

 Ölüm korkusu ıskalanmış, eksik kalmış bir yaşamın sonucudur. Bir ihanetin dışa vurulmasıdır. (Franz Kafka [1])
 İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. [2] Evet, hatta o kadar benziyorlar ki karıştırmamak için etiketliyoruz. Mezar taşları da öyle. Zenginlerin mezarları bazen biraz daha gösterişli ama isim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_olum_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21589" title="sartre_olum_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_olum_2.jpg" alt="" width="250" height="254" /></a><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=4&amp;ved=0CEAQFjAD&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F04%2F09%2Folum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-1-heykel%2F&amp;ei=8ieDT6DYPKmx0QWnvK2HBw&amp;usg=AFQjCNH061MH1BCm3XwhoWJTdxHgvm_5fA&amp;sig2=8Zw8klKjvU_yAWfdD5a6Yw" target="_blank">Birinci bölüm</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-2-sanat/" target="_blank">İkinci bölüm</a></li>
<li><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CEIQFjAC&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-3-kartal/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNHoM3TEndvtI8lr6v7sn0wDT">Üçüncü bölüm</a></li>
</ul>
<p><em> </em><em>Ölüm korkusu ıskalanmış, eksik kalmış bir yaşamın sonucudur. Bir ihanetin dışa vurulmasıdır. </em><em>(<a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=kafka+site:derindusunce.org">Franz Kafka</a> <strong>[1]</strong>)</em><em></em></p>
<p> İnsanlar doğarken ve ölürken <a href="http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">birbirlerine benzerler</a>. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. <strong>[2]</strong> Evet, hatta o kadar benziyorlar ki karıştırmamak için etiketliyoruz. Mezar taşları da öyle. Zenginlerin mezarları bazen biraz daha gösterişli ama isim yazmasa yine kimin kim olduğu belli değil. Doğumda ve ölümde bu kadar AYNI olan, bu kadar <strong>bir!</strong>-leşen insanları FARKLI yapan tek bir şey var: Doğum ile Ölüm arasında yaptıkları ve yap<span style="text-decoration: underline;">ma</span>dıkları şeyler&#8230; yani yaşamları&#8230; Peki nerede şimdi o yaşamlar? Tahsil, toplumdaki saygınlık, yapılmış iyilikler, edilen küfürler, tutulmamış sözler, diplomalar, hastalıklı ve sağlıklı günler, banka hesapları, iltifatlar ve riyakârlıklar nerede?</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg"></a> </em>İnsan bir et parçası olarak geldiği şu dünyadan mezarlık gübresi olarak mı gidecek? Bütün sevinçler ve üzüntüler birer abartı mıydı? Hiç manevra kabiliyeti yok mudur İnsan&#8217;ın? Şu morgda yatan zavallıya bakın meselâ. Doğmayı o seçmemişti. Ölmeyi de istemedi. İteklenerek girdi bir kapıdan, kıçına bir tekme yiyerek bir başka kapıdan dışarı çıktı şimdi. İki kapı arasında geçen zaman onun eseri olabilir mi? Başını ve sonunu seç<span style="text-decoration: underline;">me</span>diği yaşamı<span style="text-decoration: underline;">n</span>ı <strong>farklı ve özel</strong> yapabilecek ne kaldı geriye? Rolex marka saati mi? Kokmuş çoraplarının bile çıkardılar. Ölüm ne acayip ülke, yolcuların kredi kartları ve iç çamaşırları gümrüğe takılıyor&#8230;</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21590" title="sartre_aspirin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg" alt="" width="166" height="134" /></a> </em>Çocukluğumdan kalma bir oyuncağa dikiyorum gözlerimi&#8230; Bir yap-boz. Küçük beyaz tabletleri sağa-sola, aşağı-yukarı doğru kaydırak oynayabiliyorsunuz. : Bütün parçalar yerini bulunca ilaç firmasının reklâmı çıkıyor: <strong><em>&#8220;Aspirin çocuklar için&#8221;</em></strong>. Sol alltaki boşluğa dikkat ettiniz mi? Bir parçası eksik gibi. Ama değil. O boşluk olmasa yap-boz olmaz, <strong><em>&#8220;ben yaptım sen bak&#8221;</em></strong> olurdu. Boşluk olmadan hareket olmuyor. Ne yazıldıysa o, hiç bir şeyi değiştiremezdik. Boşluk yoksa seçim de yok.</p>
<p> Jean-Paul Sarte&#8217;ı okudukça daha iyi anlıyoruz. Boşluklar ve delikler birer rumuz gibi: Boşluk olmasaydı dünya nasıl olurdu? Fazla yolcu almış ve kapıları açılmayan <span id="more-21588"></span>bir minibüse benzerdi herhalde. O kadar sıkışık ki bırakın kıpırdamayı, nefes almak dahi mümkün değil&#8230; Terlerimizin bile birbirine karışıp aktığı bu minibüste bedenlerimizin nerde başlayıp bittiğini dahi bilemezdik. Evet, boşluk yoksa hareket de yok. Hareketin mümkün olmadığı bu &#8220;sıkışık&#8221; dünyada ne serbestlik ne de özgürlük olabilirdi. (İkisi aynı şey değil: Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/"><em>Hayvan Serbesttir</em>, <em>İnsan Özgürdür</em></a>)</p>
<p> Kuyular, anahtar delikleri, evlerin kapı ve pencereleri, hatta odaları&#8230; Boşluk olmadan eşyaların kullanılması imkânsız. İçi cam dolu bir bardağı ya da beton ile dolu bir binayı kim ne yapsın? Serbestliğin, özgürlüğün, hür seçimin simgesidir her bir delik. Yaşamdaki &#8220;boşluklar&#8221; ise vicdanın ve hukukun önkoşulu. Çünkü b<strong>ir şey yap<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma özgürlüğü yoksa yap<span style="text-decoration: underline;">mak</span> erdemi de yok.</strong> Yerçekimi kanununa muhalefetten hapise atılan birini gördünüz mü siz?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> </strong><strong><em>&#8220;&#8230; </em></strong><em>Biz insanlar serbestlik (liberty) ve özgürlük (freedom) arasındaki farkı anlayıncaya kadar dertlerimiz sürecek gibi gözüküyor. Hukuk&#8217;un siyasetteki yerini &#8220;hissetmek&#8221; gerek. Zira totaliter rejimleri en çok rahatsız eden kavramlardan biri hukuk&#8230; Meselâ Adolf Hitler&#8217;in ideal devletinde hukuka gerek kalmayacak, hukukçuluk, modası geçmiş bir meslek olacaktı. Naziler biyolojinin <strong>determinist yasalarına</strong> uygun, ırkçı determinizm doğrultusunda bir dünya kuracaklardı. Karl Marx ise adeta tanrılaştırdığı Tarih&#8217;in <strong>determinist yasalarından</strong> bahsediyor, proletarya diktasıyla MUTLAKA kurulacak olan sınıfsız toplumu müjdeliyordu. (Bkz. </em><em><a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/" target="_blank">Derin Marx</a></em><em>) Gerek nazizim gerekse komünizm özde aynı fikrî ve vicdanî zemine kurulmuştu: Pozitivizm. Özü fikirsizlik ve vicdansızlık olan pozitivizm&#8230;  Liberalizm de öyle. İnsan&#8217;ı </em><em><strong>Homo economicus</strong></em><em>‘a indirgeyen bu ticarî bir rasyonalite(!) bize liberalizmin köklerinin de pozitivizme dayandığını ispat ediyor. İnsan topluluklarını karınca yuvası ya da arı kovanı sanan, Adalet&#8217;i sağlamak yerine zulümü &#8220;rasyonalize&#8221; eden <strong>totaliter bir ideoloji</strong> bu. Tecavüz kaçınılmaz ise zevk almaya bak</em><em>! &#8230;</em><strong><em>&#8220;</em></strong><strong> (Bkz. </strong><a title="Permanent Link to Ticarî bir mal olarak " href="http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/">Ticarî bir mal olarak &#8220;Adalet&#8221;</a> <strong>)</strong></p>
<p> <strong>Mükemmelleştirebildiklerimizden misiniz?</strong></p>
<p>Üç minik sorgulama yaptık geçen hafta [<a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDgQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/09/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-1-heykel/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNH061MH1BCm3XwhoWJTdxHgv">1</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CC8QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-2-sanat/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNGjyoDtcfvl6E3LvgzqFdbdg5">2</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CEIQFjAC&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-3-kartal/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNHoM3TEndvtI8lr6v7sn0wDT">3</a>] : Jean-Paul Sartre&#8217;ın devasa kitabı Varlık ve Hiç&#8217;teki anahtar kavramlardan birine çevirdik gözlerimizi (=aklımızı): Hatırlayacaksınız mermerde saklı heykelden, yumurtada saklı kartaldan bahsetmiştik <strong><em>&#8220;potentialité&#8221;</em></strong> kavramını anlatmak için. Yani <strong>bilkuvve</strong> varoluş ile <strong>bilfiil</strong> varoluş. Henüz gelmemiş bir gelecekte var olanı şimdiki zamanda düşünmek, niyeti, muradı akıl yoluyla keşfetmek&#8230;</p>
<p> Filozoflar Sartre&#8217;ı beklemediler elbette bu kavramı keşfetmek için; meselenin kökü çok eskilere dayanıyor. Aristoteles&#8217;in dilinde <strong><em>έντελέχεια</em></strong> (oku. Entelesia) adında bir olgu var meselâ. Uykuda ya da pasif, durağan halde bulunan,  bilkuvve (<strong><em>δύναμης</em></strong> / <strong><em>dunamis</em></strong>) bir <span style="text-decoration: underline;">k</span>u<span style="text-decoration: underline;">dr</span>etin, güzelliğin, mu<span style="text-decoration: underline;">r</span>a<span style="text-decoration: underline;">d</span>ın meydana çıkması, te<span style="text-decoration: underline;">z</span>a<span style="text-decoration: underline;">h</span>û<span style="text-decoration: underline;">r</span> etmesi, görünmesi, bilfiil varoluşa geçmesi (<strong><em>ενεργεια / energeia</em></strong>) anlamına geliyor.</p>
<p> Büyük usta bu kelimeyi türetmek için üç kavramı bir potada eritmiş:</p>
<ul>
<li><strong>έντελές:</strong> Mükemmellik</li>
<li><strong>έχειν:</strong> Sahip olmak</li>
<li><strong>Τέλοϛ</strong><strong>:</strong> Hedeflemek, Önceden belirlenmiş bir hedefe yönelmek, sürekli o yönelme halinde olmak.</li>
</ul>
<p> Yazımızın başlangıcındaki sorgulamaları hatırlayın. Kendi isteğimiz dışında başlayan ve biten yaşamın mânâsı, kimilerine göre mânâsızlığı&#8230; Aristoteles yaşama bir mânâ yüklüyor (ya da o mânâyı keşfediyor) : <strong>Mükkemmelliğe yönelmek, kâmil olma arzusu ve şuuruyla yaşamak</strong>.</p>
<p> Yalnız bu mânâ katmerli bir sembolik sistemle anlatılmış, ilk bakışta <strong><em>έντελέχεια</em></strong> kelimesinin birden fazla anlamı varmış gibi geliyor . Aristoteles özel olarak gizlemeye çalışmamış elbette. Sadece <strong>Kâinat&#8217;ın şiirine</strong> (<a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F05%2F13%2Fdikkat-kitap-derin-goz%2F&amp;ei=zjSUT7vcE4mA8wPM5unODA&amp;usg=AFQjCNF2-MZDL0J81lKK4yiAR8PWcr-YXg&amp;sig2=9hnYHGUr1nW6f82k-8r8IQ">x</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F04%2F29%2Fhakikat-gercek-midir%2F&amp;ei=NjWUT77LMM7W8QPckujODA&amp;usg=AFQjCNEnZ-eAxfPM2T2jIomasd_5TEaMfg&amp;sig2=OxzprwWXERj9Dd_2N0d3zA">y</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDEQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F05%2F10%2Fsanat%25E2%2580%2599in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%25E2%2580%2599ta-ayrinti9%2F&amp;ei=NjWUT77LMM7W8QPckujODA&amp;usg=AFQjCNGBbgS5DiaRH2GZjC3tjOOnwcnvxA&amp;sig2=O8oKkfowwrVNR_KOdDjiVA">z</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCkQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F24%2Fyakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNGfIf3yv2MfJyryChe3mJ_RMJ4o2g&amp;sig2=IHMzHyp63L9asSZJrmuyJQ">a</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDIQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F11%2F22%2Fkotuluk%25E2%2580%2599ten-guzellik-cikar-mi-%25E2%2580%2593-cbaudelaire%25E2%2580%2599in-siirleri-odix%25E2%2580%2599in-gravurleri%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNF0ZhCZ-hUTNVeP13E-ZeEU7quY3w&amp;sig2=Y0F2L1JFdx8ylxFUO6pjuA">b</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CDwQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F10%2F24%2Fkitab-kesf-al-mana-%25E2%2580%2598an-sir-asma%25E2%2580%2599-allah-al-husna-muhyiddin-ibn-arabi-hazretleri%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNHVP4XxKRuEdAAXFDrtzNzp-OZBpA&amp;sig2=AIDsqdO_mfsP-MlCTH1ziA">c</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=8&amp;ved=0CGcQFjAH&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F02%2F21%2Fvarlik-ve-hic-%25E2%2580%2593-jean-paul-sartre-bolum-5-golge%2F&amp;ei=izSUT6zvHcKa8QOY6L3ODA&amp;usg=AFQjCNHCpPQBol1WDzcnBlfSimcIrWbj6g&amp;sig2=4sAGR_H1VmN8O1Y5-JvJsw">d</a> ) sadık kalarak yazmaya gayret etmis. Açalım:</p>
<p> Gerek <strong><em>Metafizik</em></strong> (Kitap 9 ve 11) ve gerekse <strong><em>Nefs Üzerine</em></strong> (Kitap 2, Bölüm 1; <em>Gr. Peri Psuke, Lat. De Anima</em>) adlı eserleri okuyanlar fark edecektir ki bu kelime kullanıldığı yere göre bir değişkenlik arz ediyor, farklı şeyleri/süreçleri işaret ediyor: </p>
<ul>
<li><strong>1°</strong> Maddeye çalışma yoluyla verilen nihai şekil,</li>
<li><strong>2°</strong> O şekli verme eylemi,</li>
<li><strong>3°</strong> Mümkün olanın gerçekleşmesi,</li>
<li><strong>4°</strong> Tabiatı icabı bir cismin/canlının olgunlaşması, mükemmelleşmesi,</li>
<li><strong>5°</strong> Bu mükemmelleşme sonucu meydana gelen canlı (Kelebek olan tırtıl veya doğan bebek)</li>
</ul>
<p> Sartre&#8217;ın kitabı Varlık ve Hiç&#8217;te de var bu &#8220;prizma&#8221;. Yaklaşık 40 kez kullanılan &#8220;<strong><em>potentialité</em></strong>&#8221; kelimesi kâh şuurlu seçimler ve yönelmeleri kasdediyor kâh mümkün olanın gerçekleşmesini. Kanaatimce bu bir çok anlamlılık ya da çelişki değil. Bu anlamların hepsini birden düşündüğünüzde <strong><em>έντελέχεια</em></strong> kelimesinin (ya da &#8220;<strong><em>potentialité</em></strong>&#8220;) gerçek mânâsı çıkıyor ortaya: <strong>Yokluktan varlığa geçiş sürecinde varlıkların kendi rollerini oynamaları.</strong><strong>  </strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-21591 aligncenter" title="sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="201" height="180" /></a> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>&#8220;Mümkün&#8221; mümkün müdür?</strong></p>
<p>Aristoteles&#8217;in prizmasından bir renk alalım, <strong>3°</strong> numaları maddeye bakın: &#8220;Mümkün&#8221;. Olası bir durum için kullanıyoruz bu kelimeyi. Ama özünde bu kelimenin de birden çok anlamı var:</p>
<ul>
<li><strong>1°</strong> Tavukların uçması mümkün değil. (Tabiat kanunlarına aykırı)</li>
<li><strong>2°</strong> Bir saate oraya gelmem mümkün değil. (Trafik açık olsaydı mümkündü)</li>
<li><strong>3°</strong> Bana yalan söylemesi mümkün değil. (Bal gibi mümkün ama o dürüst olmayı seçer her zaman)</li>
</ul>
<p> Bu renklere baktığımızda fark ediyoruz ki bilkuvveden bilffile geçiş iki türlü olabiliyor:</p>
<ul>
<li> <strong>A° Mecburi geçiş :</strong> Geçmemezlik edemezsin, mecbursun. yani bilimsel, determinist, tabiatın yasalarına tabi. Isıtılan demir erir, yumurta civciv olur, ekilen tohum büyür, aç kalan insan ölür. Bu geçiş objektiftir, herkes için aynıdır. Silahtan çıkan kurşunu güzel bulman, korkman ya da kimyasını bilmen bir şey değiştirmez. Kurşunun ilk hızı, senin etinin direncinden fazladır. Sebepler sonuçlara gebedir!</li>
<li><strong>B° Özgür geçiş :</strong> Mermerin içinde saklı olan heykel yumurtadaki civcive benzemez. O heykel ancak sanatçı bir göz için vardır. Kendi haline bırakılan bir mermer blok hiç bir zaman kendiliğinden heykelleşmez. Sanat&#8217;ın ve Erdem&#8217;in eklemlendiği nokta tam da burası. Eğer  ben istersem içimde pasif halde bulunan güzelliği dışa vurabilirim. Güzelliğin ne olduğunu bilmiyorum. Ama güzel kitaplar, güzel kadınlar, güzel evler, güzel sözler ve güzel davranışlar biliyorum.</li>
</ul>
<p> Çok şükür Aristoteles de bizimle hemfikir. Nereden biliyorum? Erdemi kasdederken kullandığı kelime arete (gr. <strong>ἀρετή</strong>). Bu kelime aynı zamanda bıçağın keskinliği, atın hızı gibi maddî mükemmelikleri de işaret etmeye yarıyor. <strong>Erdemli bıçak &#8220;iyi&#8221; keserken erdemli insan &#8220;iyi&#8221; davranıyor!</strong> Tabi &#8220;mükemmel bıçak / mükemmel insan&#8221; dersek daha az komik olabilir&#8230; Kâinat şiirinin sadık okuyucusu Aristoteles enerji ile determinist bir eksendeki bilkuvve -&gt; bilfiil dönüşümü anlatırken erdemsel mükemmellik ile özgür bir eksendeki dönüşümü anlatıyor. Sanatçı güzel heykel / resim yapmakta özgür, ben bu eserleri güzel bulmak zorunda değilim. Onun içindir ki &#8220;güzel&#8221; dediğimde bir kıymeti var. Sanat&#8217;taki özgürlük ise daha derin bir özgürlüğün rumuzu: Erdem (gr. <strong>ἀρετή</strong>).</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-21403" title="sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum.jpg" alt="" width="200" height="293" /></a><strong>Ömür heykelimi yontmak [3]</strong></p>
<p>Doğacağım yeri ve zamanı tayin etmedim. Başıma gelen olayları, kazaları ben seçmedim. O halde ömür heykelimi yontmakta özgür müyüm? Hürriyetimin sınırları nereden nereye uzanıyor? Jean-Paul Sartre&#8217;ın şu sözünü hatırlayalım:</p>
<p><em>&#8220;Mühim olan sana yapılanlar değildir. Mühim olan sana yapılanı senin ne yaptığındır&#8221;</em></p>
<p>Demek ki Sartre&#8217;a göre insan&#8217;ın özgürlük sahası fikirin maddeye nüfuz ettiği ufuk çizgisinde. Boya fırçasının, keskinin ucunda. Heykeltraş gibi karşımda duran mermere (ömrümün geri kalan kısmına) bakıyorum. Dünyadaki bütün (mümkün) heykelleri içeren bir mermer blok&#8230; Henüz yontulmamış, yaşanmamış bir ömür parçası bekliyor beni. Mümkünlerden birini seçip gerçekleştirmeye başlıyorum. Niyetim, muradım zaman ve mekânın dışında, yontma fikrim (<strong>εἶδος / ἰδέα ; </strong>&#8220;idea&#8221; ) henüz bilkuvve vaziyette. Elime alıyorum keskiyi ve çekici. Ömrüme şekil (<strong><em>μορφή  ; </em></strong>&#8220;morfe&#8221;) vermeye başlıyorum. Yaşamak demek &#8220;yaratıcılık&#8221; oynamak demek. Kâinatlar yaratacak kudretim yok. Ama kendi hürriyet bahçemde ömrümü &#8220;yaratıyorum&#8221;:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230; İbn Arabî, varlıkların Tanrı&#8217;nın bilgisinde var olmaları yönüyle, &#8220;şehâdet âlemi&#8221; olarak  isimlendirdiği bu âlemdeki varoluşlarından önce de mevcut olduklarını düşünmektedir. Bu yönüyle a‘yân-ı sâbite, ilâhî akıldaki veya ilâhî zâttaki sûretler veya hallerdir. İbn Arabî, dışsal varlıkta yok olan, ancak Tanrı&#8217;nın ezelî bilgisinde var olan bu akledilir varlıklara &#8220;a‘yân-ı sâbite&#8221; ismini vermektedir. A‘yân-ı sâbite&#8217;nin sözlük anlamı &#8220;değişmez özler&#8221; dir. Bir başka yönüyle a‘yân-ı sâbite Tanrı&#8217;nın kendi kendisinin bilgisidir. Tanrı&#8217;nın kendisi için kendi zâtının belirlenmiş biçimlerine İbn Arabî düşüncesinde &#8220;ilk kendini açma&#8221; veya &#8220;ilk belirlenim&#8221; olarak anlayabileceğimiz &#8220;taayyün-i evvel&#8221; ismi verilmiştir. Biz bu belirlenimleri Tanrı&#8217;nın hem zâtında hem de ‘zihninde&#8217; bulunan henüz açığa çıkmamış haller olarak anlayabiliriz.Ayn&#8217;lar, zihnimizdeki düşünceler zihnimizden ne kadar bağımsız kalırlarsa, Zât&#8217;tan o kadar bağımsız olarak var olabilirler. Bu yüzden, a‘yân-ı sâbite ne bütünüyle Tanrı ile özdeştir ne de Tanrı&#8217;dan tamamen başkadır. İbn Arabî a‘yân-ı sâbiteden bahsederken bu paradoksal durumun </em><em>farkındadır &#8230;&#8221;</em> (<em>İbn Arabî&#8217;de mistik sembolizm, <a href="http://www.tasavvufakademi.com/?bolum=ara&amp;kelime=Tahir%20Uluç&amp;tur=0&amp;baslik=1">Tahir Uluç</a></em>)</p>
<p> Peki Mâna ve Madde nasıl eklemlenir? Meselâ iyi insan olduğumuz için mi iyilik yaparız yoksa yaşadıkça, iyilik yaptıkça  iyi insan mı oluruz? Hangisi diğerinin sebebidir? İçimdeki <span style="text-decoration: underline;">potansiyel</span>, <span style="text-decoration: underline;">bilkuvve</span> güzellik midir güzel davranışlarımın kaynağı yoksa <span style="text-decoration: underline;">bilfiil</span> yaptığım iyikler ve kötülükler midir beni güzelleştiren ya da çirkinleştiren?  </p>
<p>Büyük ustalardan Plotinus <strong><em>&#8220;Gerçek varlıklar ölümsüzdür, zamana tabi değildir&#8221; </em></strong>diyordu. Demek ki bu &#8220;eklemlenmeyi&#8221;, madde-mânâ ilişkisini sorgularken birini ötekine tercih etmek zorunda değiliz. Mânâ ile madde arasında bir seçim yapmaya gerek yok. Tam tersine materyalizm ile idealizm arasında taraf tutmak, varlığı anlamaya bir engel teşkil edebilir. Zira Mânâ olmadan maddenin anlamı yok. Maddesiz mânâ ise ete bürünmediği için potansiyel halde beklemede:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sûretin sürekli bilkuvve var olduğunu ve madde sayesinde bilfiil hale geldiğini iddia etmek doğru değildir. Çünkü sûretin cevheri fiildir. Bilkuvve olanın doğasına gelice, onun mahalli maddedir. Bu durumda madde ‘kendinde bilkuvve, sûret sayesinde bilfiil mevcût&#8217; demenin uygun olduğu şeydir. Sûret maddeden ayrılmasa da, varlığını maddeden değil, kendisini maddeye veren illetten (sebep) alır. Sûretin maddenin illeti olduğunu açıkladığımız halde nasıl olur da sûret maddeyle var olabilir? İllet </em><em>ma&#8217;lûl (sonuç) ile var olmaz. Birisi diğeriyle var olan iki şeyden her biri diğerine varlık veremez. Bunun imkânsızlığı ortaya çıkmış ve ‘bir şeyin kendisiyle var olduğu şey&#8217; ile ‘kendisinden ayrılmadığı şey&#8217; arasındaki fark açıklanmıştı&#8230;&#8221; </em><em>(</em><em><a href="http://www.literayayin.com/modules.php?op=modload&amp;name=News&amp;file=index&amp;catid=35">İbn Sina, Şifa Külliyatı</a> /22ci kitap-İlâhiyat</em><em>)</em></p>
<p><em> </em>Evet&#8230; İdealistlerin, materyalistlerin hatta düalistlerin yanıldığını düşünüyorum. Zira <strong><em>bilkuuve varoluş</em></strong> ile <strong><em>bilfiil varoluş</em></strong> arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak (ya da bir hiyerarşi ihdas etmek) gerçekten sakat. Peki &#8220;tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan&#8221; tarzı sorulara ne cevap verilebilir? Bu güne kadar verilmiş cevap içinde en kalitelisi Toshihiko Izutsu&#8217;nun ki galiba:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><em>&#8220;&#8230; Gerçek olan yalnızca âlemin bâtını olmayıp onun zâhiri de Gerçeğin ta kendisidir; çünkü âlemin zâhiri aslında tecellî sûretleridir. Bu bakımdan âlemin bâtını ile zâhirinin her ikisinin de ulûhiyyet ile ilgili olarak tanımlanması gerekir&#8230;&#8221; (Toshihiko Izutsu,  ibn Arabî&#8217;nin Fususunda Anahtar Kavramlar, sf. 117) </em></p>
<p> <strong>Dipnotlar</strong><strong> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>1°</strong> Gustav Januch aktarıyor, <em><a href="http://www.livre-rare-book.com/book/5472561/6089/en">&#8220;Kafka ile mülakatlar&#8221;</a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>2°</strong> <a title="Permanent Link to Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)" href="http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Tom Ned ve Jean-Charles Koch</a> tarafından hazırlanan kısa metrajlı filmin metninden &#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221; (Je suis mon avenir)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/rodin_la_cathedral.jpg" alt="" width="183" height="276" />3° </strong><em>&#8220;&#8230; Birbirine aşk ile mi dolanmıştır o iki sağ el yoksa dua mı etmektedir? Neden iki sağ el? Bir aşk mümkün olsun diye iki elin iki farklı kişiye ait olduğu mu anlatılır yoksa tek bir sağ el aynada kendini mi seyretmektedir? </em><a href="http://www.musee-rodin.fr/"><em>Rodin müzesini</em></a><em> gezen bir </em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/18/salgam-suyu-varsa-tanri%e2%80%99ya-luzum-yoktur/"><em>göz (=akıl)</em></a><em> zannediyoruz <strong>&#8220;La Cathédrale</strong><strong>&#8220;</strong> isimli o heykeli unutamaz kolay kolay.  Başlangıçta sıradan insanların gözünde kocaman, şekilsiz bir taştı belki&#8230; Ama Rodin o mermere, maddeye baktığında bitmiş eserini, maddenin surete bürünmüş hâlini görüyordu&#8230; Bomboş bir tuval karşısında ressam da neticeyi, maksadını, muradını, eserinin kemale ermiş hâlini hayal eder.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Sanatçıların zâhirî &#8220;yaratma eylemi&#8221; aslında bu tasavvur halinde, hayal aleminde zaten <strong>&#8220;yaratılmış&#8221;</strong> olan bir şeyin maddî alemde de <strong>VAR</strong> edilmesidir. Bir başka deyişle MADDE yani mermer, tuval, boya veya şairin, yazarın kelimeleri işte bu mânânın surete bürünmesi, maddî alemde tecellî etmesidir.  Maddî ortam sanatçıdaki mânâların yansıdığı bir ayna olur. Aynadaki suret sanatçının anlattığı gerçeğin kendisi değildir. Ama o gerçekten ayrı da değildir. Surete bakarak perde arkasını yani gerçeği görmek için sanatçının <strong>lisanını</strong>, sanatındaki semboliği bilmek gerekir. Bu sembolik sanatçıya bağlıdır. Hayat hikâyesi, acıları, umutları, korkuları, kavgaları&#8230; Ayrıca eserin yapıldığı dönemi, sanatçıyı etkileyen fikirleri,  tarihi olayları bilen kişinin gözü (yani aklı) sanatçının <strong>lisanına</strong> da hakim olur. Sadece akıllı (=gören) seyirciler <strong>lisanı</strong> kullanarak sanat eserine baktıklarından zahirden gerçeğe doğru gidebilirler &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/24/kitab-kesf-al-mana-%e2%80%98an-sir-asma%e2%80%99-allah-al-husna-muhyiddin-ibn-arabi-hazretleri/" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Bu makale ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></span></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuluçkada bir kuş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 21:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21361</guid>
		<description><![CDATA[Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.
 
 
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.</p>
<p> <iframe width="480" height="295" src="http://cdn.livestream.com/embed/cornellherons?layout=4&#038;color=0xe7e7e7&#038;autoPlay=false&#038;mute=false&#038;iconColorOver=0x888888&#038;iconColor=0x777777&#038;allowchat=true&#038;height=295&#038;width=480" style="border:0;outline:0" frameborder="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sartre ve &#8220;potentialité&#8221; kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2012 23:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21148</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;&#8230; Barok resimin çarpıcı bir türüdür &#8220;vanitas&#8220;. İnsanlara hayatın geçici olduğunu hatırlatır ve tabi ölümün kaçınılmazlığını. Çoğunlukla da birbirlerine benzerler: Müzik aletleri, güzel yiyecekler, kitaplar, tensel hazzı simgeleyen ipekli kumaşların arasında bir kafatası konur. [...] sıradan vanitas ressamları normal bir kafatası çizdiklerinde Ölüm&#8217;ü çizmiş olmuyorlar. Lüks kumaşlar, altın paralardan ne farkı var kafa kemiklerimin? Kafatasım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/vanitas.jpg"><img class="size-full wp-image-21149 aligncenter" title="vanitas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/vanitas.jpg" alt="" width="490" height="334" /></a> </p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230; Barok resimin çarpıcı bir türüdür &#8220;<a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=peinture+baroque+vanitas&amp;um=1&amp;ie=UTF-8&amp;tbm=isch&amp;source=og&amp;sa=N&amp;tab=wi&amp;ei=9rFoT52BGtLA8QOOuaiSCQ&amp;biw=1600&amp;bih=691&amp;sei=-bFoT5L9IMqg8gPW1830CA">vanitas</a>&#8220;. İnsanlara hayatın geçici olduğunu hatırlatır ve tabi ölümün kaçınılmazlığını. Çoğunlukla da birbirlerine benzerler: Müzik aletleri, güzel yiyecekler, kitaplar, tensel hazzı simgeleyen ipekli kumaşların arasında bir kafatası konur. [...] sıradan vanitas ressamları normal bir kafatası çizdiklerinde Ölüm&#8217;ü çizmiş olmuyorlar. Lüks kumaşlar, altın paralardan ne farkı var kafa kemiklerimin? Kafatasım da en az cep telefonum ya da kredi kartım kadar dünyevî bir cisim değil mi? Tabut, mezar taşı, kefen&#8230; bunlar da öbür dünyadan gelmiş cisimler değil. Tabut ve taş dünyanın tahtasıyla, dünya mermeriyle imâl ediliyor; kefen ise dünyanın çarşısında alınıp satılan, kesilip biçilen kumaşla. Bu sebeple Ölüm&#8217;ü çizmek (Ölüm&#8217;ü tatmak) için bir yolunu bulup bu dünyadan çıkmak, ölçülen, sayılan maddî alemi temsilen de olsa aşmak gerek. </p>
<p> Holbein&#8217;in sanatı sayesinde hissedilebilen bu temsilî ölüm izleyiciye geri dönülmezlik fikrini verebilir, eski halden yeni hale geçerken (ölürken) meydana gelecek olan değişimi bildirebilir (=buldurabilir). <strong><em>&#8220;Geri dönülmezlik&#8221;</em></strong> derken bir kristalleşmeyi, katılaşmayı anlıyorum. Erimiş bir metalin kalıba dökülüp soğuduktan sonra eski akışkanlığını yitirmesine benziyor.</p>
<p> Kendi ölümümü bilmem ne anlama gelir? Ömrümün akışkanlığını kaybetmesi? Yapmakta olduğum şeylerin katılaşıp <em>&#8220;sabit mürekkeple yazılmış&#8221;</em> bir eser haline gelmesi? <a href="http://www.amazon.fr/mort-Vladimir-Jank%25C3%25A9l%25C3%25A9vitch/dp/2081218747/ref=dp_ob_image_bk">Vladimir Jankélévitch&#8217;in &#8220;Ölüm&#8221; adlı kitabında</a> söylediği gibi <strong>kesin</strong> olarak bildiğim tek bir şey var: <strong>Kesinlikle</strong> önceden bilmediğim o saat geldiğinde, şu an yapma imkânım olan herşeyin, bütün fiillerimin kristalleşeceğini, bütün serbestliklerimin ve bütün özgürlüklerimin yok olacağını <strong>kesin</strong> olarak biliyorum. Şu an herşeyi yapabilirim. Ama bu yapabilme imkânım her an yok olabilir. Bu yüzdendir ki tıkır tıkır işleyen bir saat değil çarkları çoktan kırılmış, paslanmaya başlamış bir saat ölüsüdür Zaman&#8217;ın geçişini gösteren. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf">Derin Zaman Kitabı</a>)</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-aaa1.jpg" alt="" width="451" height="364" /></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Günler (Samuel Beckett)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 22:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuba Sarıgül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20288</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;&#8230;hiç sürünmedim hayır rahvan rahvan hayır sağ bacak sağ kol ha it ha çek on metre on beş metre hayır hiç kımıldamadım hayır hiç acı çektirmedim hayır hiç acı çekmedim yanıt yok HİÇ ACI ÇEKMEDİM hayır kimseyi terk etmedim hiç hayır kimse terk etmedi beni hiç hayır işte yaşam bu yanıt yok İŞTE YAŞAMIM BU [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/samuel_beckett_mutlu_gunler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20289" title="samuel_beckett_mutlu_gunler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/samuel_beckett_mutlu_gunler.jpg" alt="" width="152" height="255" /></a> &#8221;&#8230;</strong>hiç sürünmedim hayır rahvan rahvan hayır sağ bacak sağ kol ha it ha çek on metre on beş metre hayır hiç kımıldamadım hayır hiç acı çektirmedim hayır hiç acı çekmedim yanıt yok HİÇ ACI ÇEKMEDİM hayır kimseyi terk etmedim hiç hayır kimse terk etmedi beni hiç hayır işte yaşam bu yanıt yok İŞTE YAŞAMIM BU BENİM çığlıklar peki&#8230;&#8221;</em> (Samuel Beckett, Acaba Nasıl?)</p>
<p> Ölüm insan varlığının mutlak yok oluşu mudur yoksa sonsuz yaşama atılan ilk adım mıdır? Varoluşsal problemlerin ortaya çıkış noktası belki de insanın ölüme yazgılı olarak dünyaya gelmesiyle başlar. Heidegger&#8217;in ifadesiyle ‘Ölüm bir varoluş tarzıdır, böyle bir tarz varlığın doğar doğmaz taşımayı üstlendiği bir varoluş biçimidir.&#8217; İnsan varoluşunun (Dasein) kendi özünü bulabilmesi de ancak ölüm karşısındaki çaresizliğinden, korku ve kaygıdan kurtularak, ölüme karşı durması sonucu gerçekleşebilmektedir.</p>
<p>Ölüm, bir yandan insan yaşamının kısa kesitinin anlamlandırılmasına katkı sağlarken, diğer yandan yaşamın anlamsızlığının, boşunalığının farkındalığını da sağlamaktadır. ‘Sonlu varoluş&#8217; insanın bilincinde olduğu fakat çoğu zaman ‘unutarak&#8217; yaşamak zorunda kaldığı, mutlak bilgisine hiçbir zaman sahip olamayacağı bir durumdur. Her şey bir muammadır; ne olacağı, nasıl <span id="more-20288"></span>olacağı&#8230; Hâlbuki yaşarken öyle değildir, her şeyin pratikte olmasa bile teorikte bilgisine haizdir (!) insan. Hangi durumda ne yapacağı önceden düşünülmüştür, belirlenmiştir. Ama ölüm ilktir, herkesin ilk ve son tecrübesidir; kimsenin kimseye ne olduğunu anlatamadığı, akıl veremediği, deneyimlenemeyen, başkasının tecrübesinden yararlanılamayan, herkesin tek başına yaşantıladığı / yaşantılayacağı bir gerçekliktir. </p>
<p>Mutlak son, başkalarının ölümü üzerinden çok da anlaşılamamaktadır. Ölen yakınına ağlayan insan, çoğu kez kendi ölmediği için mutluluk da duymaktadır. Her acı gibi, başkasının ölümü de zaman içinde unutulan, alışılan bir duyguyken, insanın kendi ölümü dünyadaki yaşamının geri dönüşsüz sonudur. Yaşam içerisinde bu sonun dilsel ifadesi her ne kadar ölümün ‘kabul edilmiş&#8217; olduğunu gösterse de, son kertede endişe ve korku duyulan, nasıl ölüneceği, acı çekilip çekilmeyeceği, ölümden sonra ne olacağı kaçılan, tedirgin eden, çıkışsız bırakan sorunsallardır.</p>
<p>İnsanın kendini yaşam içerisinde gerçekleştirmesi ancak doğum ve ölüm arasındaki zaman diliminde mümkündür. Heidegger&#8217;e göre zaman, ölüm benimsendiği ölçüde kavranabilir. Doğum öncesi ve ölüm sonrası zaman dışıyken, ‘yaşam&#8217; geçmiş ve gelecek zaman üzerinden şekillenir. Zira yaşanılanlar ve yapılacak olan tüm planlar ölüme odaklanılarak gerçekleştirilir. Bu noktada ölüm hep erken gelen, insana daha fazla şey yapacak ‘zaman&#8217; tanımayan bir olgu olarak kabul edilir.         </p>
<p>Ölüm, aklın en büyük yenilgisi olarak da kabul edilmektedir. Çünkü ‘üstün akıl&#8217; ölümü açıklamaktan acizdir, bu yüzden ölüm karşısında tüm güvenilirliğini kaybeder. Modern düşünce ve rasyonalizm ölüme karşı duramaz, genel - geçer kavramlarla onu açıklayamaz. İnsan ölümün gerçek olduğunu bilir, fakat düşüncenin kavrayamadığı tek şey kendi var-olmayışıdır. (Bauman, s.27) Merleau- Ponty bunu ‘Kendimi yalnızca ‘önceden doğmuş&#8217; ve ‘bugün de yaşıyor&#8217; olarak kavrayabilirim; doğumumu ve ölümümü yalnızca kişilik-öncesi ufuklar olarak kavrayabilirim&#8217; şeklinde açıklarken, Sigmund Freud ise ‘Kendi ölümümüzü hayal etmek gerçekten de olanaksızdır; bunu her hayal etmeye kalkıştığımızda, aslında o anda bile bir seyirci konumunda olduğumuzu algılayabiliriz.&#8217; der.</p>
<p>Tüm bu ölüme, yaşama, tanrıya, zamana dair soru işaretlerinin, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın acılarını en ağır biçimde yaşayan Avrupa Toplumu&#8217;ndaki yansıması ise varlığın anlamı üzerinden kendini göstermiştir.</p>
<p>Akla olan inancını yitiren,  her türlü dinsel ve etik değeri de hayatından çıkaran birey hem topluma, hem de kendine yabancılaşarak yaşamayı saçma bir eylem olarak görmeye başlamıştır.  Dönemin sanat anlayışı da bu toplumsal değişimden etkilenmiş, hayatın uyumsuzluğu, anlamı üzerine sorgulamalar başlamıştır.</p>
<p>Kendi yarattığı insanların birbirlerini yok etmesine göz yuman, masum insanların çektiği acılara engel olmayan bir Tanrı&#8217;nın varlığına olan inanç yok olmuştur. Tanrı&#8217;nın yitirilmesiyle ölümden sonraki yaşama olan inancı da kaybeden bireyin, doğum ve ölüm arasındaki sınırlı zaman diliminde kendini nasıl anlamlandıracağı ve var edeceği en büyük sorun haline gelmiştir. Kendi iradesi dışında ‘dünyaya fırlatılmış&#8217; insan bu saçma varoluşu neden ve nasıl sürdürecektir?</p>
<p>Tüm bu ‘saçma varoluş&#8217; durumunun tiyatroya etkisi Absürd Tiyatro akımıyla kendini gösterir. İrlanda&#8217;lı yazar Samuel Beckett, bu akımın en önemli yazarlarından biri olarak, özellikle Tanrı kavramının yok olmasıyla,  yabancılaşmayı, zaman ve uzamın yitirilmesiyle de ne geçmişini hatırlayan ne geleceğe dair umudu olan bireyin trajik durumunu anlatır oyunlarında.</p>
<p>Yazar 1960 yılında yazdığı üçüncü ve son uzun oyunu <a href="http://www.amazon.com/Happy-Days-Samuel-Beckett/dp/0802130763" target="_blank">Mutlu Günler</a>&#8216;de toprağın ve gökyüzünün sonsuzluğunu simgeleyen bir çölün ortasında sıkışıp kalmış, hareket alanı kalmamış Winnie ve Willie&#8217;nin anlamsız ve amaçsız bir dünyada varoluşlarını sorgular.</p>
<p>Mutlu Günler, Beckett&#8217;in diğer oyunlarında olduğu gibi birbirini var eden iki karakter üzerine kurulmuştur. Godot&#8217;yu Beklerken&#8217;in Estragon ve Vladimir&#8217;i, Oyun Sonu&#8217;nun Nagg ve Nell&#8217;i ile Hamm ve Clov&#8217;u gibi Mutlu Günler&#8217;de de Winnie ve Willie oyun boyunca birbirlerine muhtaç iki karakter olarak çizilmiştir.</p>
<p>Winnie elli yaşlarında süslü bir kadındır. İlk perdede beline kadar toprağa gömülü olan Winnie, ikinci perdede ise artık boğazına kadar toprağa batmıştır, boynunu bile kımıldatamaz haldedir. Kocası Willie ise altmış yaşlarında, bir tepenin ardında ara sıra görünür ve sürünerek hareket eder.</p>
<p> Mutlu Günler&#8217;de Beckett&#8217;in diğer oyunlarında olduğu gibi Winnie ve Willie&#8217;nin başına hiçbir şey gelmez (Winnie&#8217;nin toprağa biraz daha batması dışında), ellerinden bir şey gelmez, kendi kendilerine konuşan bir uzlaşıya varamayan iki sakat ve mutsuz kişi olarak oyundaki yerlerini alırlar. Semih Kaplanoğlu&#8217;nun ifadesiyle <em>‘Beckett&#8217;in diğer oyunları veya romanlarında karşılaştığımız, varoluşlarıyla hiçbir şeyi değiştirmeyen, bu nedenle de sürekli olarak kendilerinin ve başkalarının kimliklerini, varlık nedenlerini sorgulayan insanlardır. Winnie toprağa gömülü haliyle, Willie de sadece emekleyerek hareket edebilmesiyle ‘kapatılmış&#8217; olduğu çölde ‘ilahi zil&#8217; sesiyle yönlendirilen yaşamı&#8217;</em> temsil ederler.</p>
<p>Oyunda sonsuz evrende göğsüne kadar toprağa gömülü Winnie ve sürünerek hareket eden Willie, bir anlamda varoluşsal çıkmazı simgeler. Karakterlerin durumuyla uyumsuzluk oyunun isminin ‘Mutlu Günler&#8217; oluşuyla gösterilir. Trajik durumunu görmemek için sürekli kendi kendine söylemler bulan Winnie, acı ve üzüntüden kaçmakta, toprağa battıkça mutluluğu artmakta, ölüme yaklaştıkça hayata daha da fazla bağlanmaktadır. Bilinç ve beden çöküntüsü içerisinde, iyimser (!) bakış açısını korumak için çok daha fazla çaba göstermek zorundadır. Trajik durumuna katlanmasını sağlayan ‘mutlu günler&#8217; ifadesi de, içi boş bir söylem olarak kalmaktadır.   </p>
<p><em>‘Bugün mutlu bir gün olacak, eninde sonunda, yeni bir mutlu gün.&#8217;  </em></p>
<p>Winnie bir anlamda zil sesiyle periyotlara ayırdığı bir zaman geçirme oyunu oynamaktadır. Varlığı kendine ağır gelen Winnie, halinin ironikliği, komikliği ve trajikliği içinde durumunu katlanılır kılma çabası içindedir. Kalkış ziliyle uyanır, gününe dua ederek başlar, yaşam enerjisiyle ve neşesiyle durumuyla tezat oluşturacak bir duygu durumu içerisindedir.</p>
<p>Bu tezatlık ölüme yazgılı olan insan yaşamının ne denli trajik olduğunun bir resmidir aslında. Winnie&#8217;nin içinde bulunduğu korkunç durumu sorgulamayıp, farkında değilmiş gibi davranarak günlük ritüellerini yapması, bir anlamda ‘yaşama uğraşı&#8217;sı hem komiktir hem de dehşet uyandırmaktadır. Bu bir anlamda öleceğini bile bile yaşayan insanoğlunun günlük yaşam içindeki uğraşılarının boşunalığını görünür kılarken, Horatius&#8217;un ‘Ne gülüyorsun, anlattığım senin hikâyen!&#8217; sözünü akla getirir.</p>
<p>Winnie, yatış ve kalkış ziline göre gün içerisindeki döngüsünü oluştururken, zamanın insan yaşamındaki yeri ve işlevi üzerine de sorgulamaya neden olur. Fakat diğer yandan kalkış zilinin doğumu, yatış zilinin ise ölümü simgelediğini de söyleyebiliriz. Bunu unutarak yaşamaya çalışmanın, düzene karşı çıkmanın ne kertede mümkün olduğu ise yine bir soru işareti olarak karşımıza çıkar. <em></em></p>
<p><em>‘İnsan işitmezlikten gelemez ki. (Susar). Kaç kereler. (Susar). Kaç kereler kendi kendime söylemişimdir, işitme, Winnie, işitme şu zili, hiç umursama, gönlünün dilediği gibi, uyuyup uyanmana bak sen, ya da sana en faydalı olacak bir şekilde, aç kapa gözlerini, böyle yap her zaman. (Susar) Ama hayır. (Gülümser) Daha değil. Hayır hayır.&#8217;</em></p>
<p><em> </em>Winnie, ölümü bilerek fakat yokmuş gibi davranarak, iki çalan zil arasındaki zaman aralığında, mütemadiyen konuşarak kendini onu dileyen Willie üzerinden var eder. Konuştukça varlığına ve yaşadığına olan inancı büyür. Willie&#8217;nin onu dinlemesi ya da anlaması değildir önemli olan, onu duyması yeterlidir. Cevap bile beklemez çoğu zaman. Bilinçli bir düş üreterek, dayanılmaz yalnızlığını katlanılır kılmaya çalışır. Evli olmaları ise ikisinin yalnızlıklarına bir çözüm getirmekten çok uzaktır.</p>
<p><em> </em><em>‘Ah evet evet, yalnız kalmaya bir alışabilseydim, Hani şu sürekli konuşmamı dinleyecek tek kişi bile olmasaydı yanımda. (Susar) Senin çok dinlediğini düşünerek böbürleniyor değilim Willie, Allah göstermesin. (Susar) Senin belki de hiçbir şey istemeyeceğin günler. (Susar) O zaman, senin cevap vermediğin, belki de hiçbir şey dinlemediğin anlarda bile hep konuştuklarımdan bir şeylerin işitildiğini sanır, bir çölün ortasında sırf kendi kendime konuşmaktan kurtulurum. Çünkü aklımdan bile geçiremeyeceğim, bir an için olsun katlanamayacağım bir durumdur bu. (Susar) Bana konuşmaya devam etme gücünü bu düşünce veriyor. (Susar) Oysa sen ölmek üzere olsan, ya da eski deyimle çekip gitsen beni bırakıp, o zaman ne yaparım, ne yapabilirim bütün gün, demek istediğim uyanma ziliyle yatma zili arasında? Dudaklarımı ısırarak önüme bakar dururum ancak.&#8217;</em>  </p>
<p> Willie ise Winnie konuştukça, onu dinledikçe var olur. Bu noktada birbirlerine muhtaçtırlar. Birbirlerini tamamlayarak bütün o anlamsızlığın içinde korkuyu unutmaya, farkında değilmiş gibi davranarak yaşamaya çalışırlar.</p>
<p> Winnie konuşmadığı zamanlarda ise içinde gündelik eşyaları bulunan çantasıyla uğraşır. Diş fırçası, ruj, tırnak törpüsü, ayna, müzik kutusu ve tabancasının olduğu çantasına bağlılık Winnie&#8217;nin nesnelerle kurduğu ilişkinin tezahürüdür. Özellikle ayna varlığının kanıtı için elzem bir nesnedir. Görmek ve duymak hala hayatta olduğunun, ‘var&#8217; olduğunun en önemli kanıtlarındandır.</p>
<p>Fakat eşyalar içinde bulunan diş fırçasının üzerindeki ‘garantili&#8217; yazısını defalarca okuyarak Winnie, insan yaşamının belirsizliğine rağmen cansız bir nesnenin ömrünün öngörülebilir ve biçilebilir olmasının algıda yarattığı korkunç travmayı görselleştirir.</p>
<p> Çantadaki tabanca intiharın oyun kişileri için mümkün olduğunu gösterirken, kullanılması her şeyin anlamsız olduğu bu varoluş düzeni içerisinde intiharı anlamlı kılmamak için kullanılmaz. Silah oyun kişileri için sadece bir alternatiftir, fakat Beckett&#8217;in oyun kişileri hiçbir zaman bunu çözüm olarak kullanmazlar.</p>
<p> <em>‘Senin orada olduğunu bilmek benim için büyük rahatlık, ama bıktım artık senden. (Susar) Seni dışarıda bırakacağım, bunu yapacağım sana. (Tabancayı sağ yanına koyar.) Orada kal, bugünden sonra orasıdır senin yerin.&#8217;</em></p>
<p> Winnie&#8217;nin monoloğa dönen konuşmaları, onun düşünmesini engelleyen, onu varoluş yükünden kurtaran yegâne araçtır. Can sıkıntısıyla çoğu birbirinden kopuk, anlamsız sözler sarf ederken, dilin iletişimi sağlayan bir araç olduğu kanaatini de sorgulamaya neden olur.</p>
<p> Oyun kişilerinin ölümü unutup, yokmuş gibi yaşayarak onu kendilerinden uzak tutacaklarına olan inançla, hem kötüleşen durumlarına rağmen şükrederler hem de şikâyet etmekten korkarak kendilerince umutlu söylemler bulma çabası gösterirler.</p>
<p><em>‘Şikâyet edemem. Hayır hayır, etmemeliyim. (&#8230;) Ara sıra gelen hafif bir baş ağrısı. Bir gelir, bir gider. Çok şükür, binlerce şükür. Dualar belki de boşa gitmiyor&#8217;</em>  </p>
<p> Fakat kaçınılmaz ve mutlak son onları beklemektedir. Gökyüzünün sonsuzluğu ölümsüzlüğü simgelerken, onlar oraya ulaşmayı hayal ederken, insan toprağa bağımlıdır ve ölümlüdür.</p>
<p><em> </em><em>‘Hani burada bir güç beni böyle tutuyor olmasa göğe doğru hızla uçar gidermişim duygusu durmadan büyüyor içimde. Belki bir gün yer beni bırakıp salıverecek, çünkü bu çekim öyle büyük ki, evet, bütün çevremi çatır çatır kırıp yerinden söktüğü gibi beni yukarılara sürükleyecek. Sen hiç böyle bir duyguya kapıldın mı, Willie yukarıya emilme duygusuna?&#8217;</em></p>
<p> Mutlu Günler, Willie&#8217;nin şık kıyafetler içerisinde sürünerek Winnie&#8217;ye ulaşma çabasıyla son bulur. Varoluşlarının kanıtı konuşma ve dinleme eylemi sonlanırken, Beckett&#8217;in karakterleri varlık ve yokluk arasındaki o ince çizgide buluşurlar.</p>
<p> Varlığının farkında olan ve bir ömür boyu bunu kanıtlamak için çaba harcayan insan, şimdi ölümü nasıl karşılayacaktır? Ölümü kavrayabilecek midir? Onu mutlak bir yok oluş mu bekliyordur yoksa sonsuz yeni bir yaşam mı? Tanrı var mıdır? Modern insan, tüm yaşam pratiğini neredeyse bilimsel verilerle ortaya koymasına karşın son kertede ölümü anlamlandıramaz ve açıklayamaz. Beckett ise varoluşun zaten başlı başına anlamsız olduğunu söyler.</p>
<p> ‘<em>Bu dünyanın anlamı olduğu aslında bizim bir kuruntumuz. Biz bu dünyanın, bu dünya üzerinde yaşayan bizim yaşamlarımızın bir anlamı olduğunu varsayıyoruz ama aslında böyle bir anlam yok. Bu anlam arayışı bizim dünya üzerinde kendi varoluşumuzu anlamlı kılma çabalarımızın bir uzantısı. Biz böyle bir anlamı bulmaya zorunluyuz, yoksa anlamsız olduğunu kabul edersek her şeyin, bu &#8217;saçma&#8217; varoluş durumuna katlanamayız, yaşam bizim için bir cehennem halini alır, nitekim de bu yakıcı sorunun peşine düşenlerin yaşamları bunaltıcı bir cehennemdir. Peşine düşmek de bir eylemlilik halidir, aslında böyle bir eylemlilik hali de yok, biz edilgeniz, ve varoluşun gerçekliği bize kendini dayatır: Ben anlamsızım der bu varoluş, boşuna bir anlam bulmaya çalışma!</em>&#8216;</p>
<p>Aslında Beckett&#8217;in anlamsız kabul ettiği bu varoluş, bir yandan hayatın hakikatini anlamamız ve görebilmemiz için düşünme çabası içerisine girmemizi sağlar. Zira her şeyin aynı gibi göründüğü bu sonsuz çölde aslında hiçbir şey aynı kalmamaktadır. Varlığın yüküyle yola koyulan insan, yaşam boyu bir çıkış noktası bulmaya çalışır.</p>
<p> Ölümün mutlak son mu yoksa çıkış noktası mı olduğunun ayırdına varmak ise<a name="_GoBack"></a> kişinin hakikatle yüzleşmesi sonucunda anlaşılacaktır. Aydınlık ve karanlık, yaşam ve ölüm&#8230; İşte tam da bu noktada zaten insan ya hiçlikle yüzleşecektir yahut sonsuzlukla.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p>1- Samuel Beckett, Mutlu Günler</p>
<p>2- Ayşegül Yüksel, Samuel Beckett Tiyatrosu</p>
<p>3- Ümran Türkyılmaz, Beckett&#8217;in Mutlu Günler Oyunu Üzerine Bir İnceleme</p>
<p>4- Burcu Doğan, Samuel Beckett&#8217;in ‘Mutlu Günler&#8217; Adlı Oyunundaki ‘Winnie&#8217; Rolüne Çalışma Süreci</p>
<p>5- Zehra İpşiroğlu, Uyumsuz Tiyatroda Gerçekçilik</p>
<p>6- Zygmunt Bauman, Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri</p>
<p>7- Emmanuel Levinas, Tanrı, Ölüm ve Zaman</p>
<p>8- Martin Heidegger, Varlık ve Zaman</p>
<p>9- Semih Kaplanoğlu, Problemsizlik Özlemine Karşı: Mutlu Günler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Biraz daha okumak için&#8230; </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap Tanıtan Kitap 1</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" />Kitap Tanıtan Kitap 2</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yokluktaki Varlık Zirvesi İnsan</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 10:45:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19852</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;&#8230;Ah istemek ihtirası !.. Ah tokluk içinde açlık !&#8230;&#8221; (Nietzche)
Vefa Önal
 İnsan aç.
Topraktan doğan tüm lezzetlere aç, bizzat toprağa aç.
Kurdunkinden beter bir açlık bu. Kurt doyunca kenara çekilir. İnsan doyunca stoklar. İnsanın açlığı gereksinimin çok üzerindedir, kurdun ki midesinin çapıyla sınırlıdır.
Kurt, midesi istiyor, midesiyle yiyor. insan midesiyle yiyor, ruhuyla istiyor ve ruhu sınırsız arzulara sahip.
Midesi tok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/nostalji_insan_caspar_david_friedrich.jpg"><img class="size-full wp-image-19853 aligncenter" title="nostalji_insan_caspar_david_friedrich" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/nostalji_insan_caspar_david_friedrich.jpg" alt="" width="315" height="400" /></a></p>
<p style="text-align: center;">&#8220;&#8230;<em>Ah</em> <em>istemek ihtirası !.. Ah tokluk içinde açlık !&#8230;&#8221; </em>(Nietzche)</p>
<p><strong><em>Vefa Önal</em></strong></p>
<p> İnsan aç.</p>
<p>Topraktan doğan tüm lezzetlere aç, bizzat toprağa aç.</p>
<p>Kurdunkinden beter bir açlık bu. Kurt doyunca kenara çekilir. İnsan doyunca stoklar. İnsanın açlığı gereksinimin çok üzerindedir, kurdun ki midesinin çapıyla sınırlıdır.</p>
<p>Kurt, midesi istiyor, midesiyle yiyor. insan midesiyle yiyor, ruhuyla istiyor ve ruhu sınırsız arzulara sahip.</p>
<p>Midesi tok ruhu hep aç bir varlık insan.</p>
<p>Hal böyle olunca da doyumsuz, mutsuz, acılar içinde bir varlık insan.</p>
<p>Peki bu iflah olmaz açlıktan kurtuluş var mı ?..<span id="more-19852"></span></p>
<p>Evet, var, Ruhu toprakla değil, Tanrıyla doldurmak.</p>
<p>Çünkü aç ve huzursuz ruhun yatışması toprağın üzerine yükselmesiyle mümkündür. Bu yükselme dünyayı aşan bir varlığa, ancak Tanrıya bağlanmakla olabilir.</p>
<p>Bir türlü yatışmayan açlık, Tanrısız ruhun özelliğidir, yaradanını, dostunu, aşkını tanımayan ruhun özelliğidir.</p>
<p>Kendisine el, midesine yar olmuş ruhun özelliğidir.</p>
<p>Ruhumuzdaki sonluya duyulan bu sonsuz açlık, sonsuza duyulan açlıkla yenilebilir.</p>
<p>Adına dünya denilen, bitmek bilmeyen arzularla, türlü türlü lezzetlerin piştiği bu kaynayan çömleğin içinden &#8220;Tanrının İpi&#8221;ne tutunarak çıkabiliriz.</p>
<p>Bir kez Tanrının ipine tutunduk mu, nefsin hayvanlıkla, kalbin arzularla, aklın çıkarlarla, ben&#8217;in ayrı gayrılıkla mücadelesi başlar.</p>
<p>İnsanda bir araya gelen, ama aynı zamanda &#8220;helozonik bir güreşe&#8221; tutuşan, sonluyla sonsuzun mücadelesi başlar.</p>
<p>Diğer varlıklarda bu nitelikte, metafizik bir çatışma alanı yoktur. Kendileriyle ve çevreleriyle uyum içindedirler. &#8220;dünya dışılıkta&#8221; yatan bir kurtuluşları olmadığı gibi, kurtulmak gibi bir dertleri de yoktur.</p>
<p>Onlar adeta, insan ruhunun serüvenin hüzünlü tanıklarıdırlar</p>
<p><em>&#8220;Bütün gerçek, size bakan bir köpeğin gözlerinde gizli gibidir&#8221; Kafka. </em></p>
<p>Tanrıya açlık duyan, Onu isteyen insandır.</p>
<p>İnsan ruhunun gizli labirenti Tanrıyadır.</p>
<p>Varlık olarak insan hacıdır, diğer varlıklar saçıdır.</p>
<p>Tanrıyla muhabbet etme &#8220;rutbesine&#8221; ulaşabilecek bir varlıktır insan.</p>
<p>Bu varoluşunun farkında olmayan, ya da farkında olup nakış nakış işlemeyen insan, onu &#8220;şerefli varlık&#8221; katına yükselten rutbeden yoksun kalır.</p>
<p>İnsan için bu, ruhun bozulması, yaradılışına ihanet demektir.</p>
<p>Bir kurbağanın hem suda hem karada yaşamak üzere yaratıldığı halde, yalnızca karada yaşamayı seçmesi  gibi bir şeydir bu. Kurbağa nasıl hem su da hem de karada yaşayabilirse, insan da hem dünya da hem de &#8220;dünya dışı&#8221;nda yani Tanrıyla yaşayabilir. Kurbağa nasıl sudaki yaşamı için bir su kaynağı zorunluysa, insanın dünya dışı yaşamı için de bir kaynak, yani Tanrı zorunludur. </p>
<p>Yalnızca karada yaşayan bir kurbağa nasıl hareket yeteneğini, ışıltısını, sağlığını yitirirse, yalnız dünya içi kalan toprakla yaşayan insan ruhu da kokuşur, çürür.</p>
<p>Tanrıya inanmak, dolayısıyla Tanrıda yaşamak, Tanrının insana bağışladığı en büyük ruh nimetidir. Gönlü ferahlatan, abad eden en lezzetli gıdadır.</p>
<p>&#8220;T<em>apınmaktan zevk aldım&#8221;</em> Upanıshadlar.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, kuşun kanadı kuşa iyiliktir, kuş uçmazsa kuş olmaktan, gökyüzü yurdu olmaktan çıkar. Aynı şekilde Tanrıya tapmak da insana verilmiş gönül kanatlarıdır. Uçmayan gönül, asıl yurdundan uzak düşer, toprakta sürünür, hayvanlaşır.</p>
<p>Yunus Emre, uyarıyor:</p>
<p><em>&#8220;Miskin ademoğlu nefse zebun olmuştur</em></p>
<p><em> Hayvan canavar gibi otlamağa kalmıştır.&#8221;</em></p>
<p>Tanrıyla bağını kuramayan insanın efendisi toprak olur, onu öküz gibi sabana koşar, ruhunu ömür boyu arzularının peşinden sürüklenen dev bir iniltiye dönüştürür.</p>
<p>Tanrıyla bağlantılı yaşamak, Onu düşünmek, Onu tanımaya çalışmak, Onun ilhamıyla dolarak yaşamak, işte budur insanı &#8220;çamur&#8221; dan arındıran, &#8220;nur&#8221; katına yükselten.</p>
<p>Bu ancak Tanrı ilhamıyla dolup dolup boşalan bir gönlün başarabileceği bir şeydir.</p>
<p><em>&#8221; Tanrı ilhamı insana bir lütuftur&#8221; </em> Pascal.</p>
<p>Tanrının ruhumuzu ilhamıyla ışıtabilmesi O&#8217;na duyacağımız aşk nispetindedir.</p>
<p>Masivayı,  gönlün nesnesi yapmış olan insanın gönlünde Tanrıya yer kalmaz. Gönlün nesnesi neyse ilhamı odur.</p>
<p>Bir arabayı, bir araziyi, bir kadını elde etmek için gece gündüz çabalayan bir insanın gönlü bunların ilhamıyla dolar, rüyaları dahi ona göre olur. Tutkuyla peşinde oldukları nesnelerin adeta tutsağı olurlar, nesnenin nesnesi durumuna düşerler.</p>
<p>Oysa tüm benliğiyle tüm düşünceleriyle Tanrıya yönelen insanın gönlü Tanrının ilhamıyla dolar. Nesnelerin tutsaklığından kurtularak, nesnelerin nesnesi değil öznesi olur. Tanrıyla &#8220;birlik&#8221; olmanın gücüyle davranır.</p>
<p>Toprağın ve öküzün efendisi olur. Çünkü onu köleleştiren nefsinin efendisi olur.</p>
<p>Unutulmasın ki, nesnelerle gönül birliği, bir yok varlığın yoklukla birliğidir.</p>
<p>Gönlün Tanrıyla birliği bir yok varlığın Mutlak varlık&#8221; la birliğidir.</p>
<p>Ancak Mutlak Varlıkla, Var durumuna geçebilecek potansiyeli barındıran gönül, kendini nesnelerle sınırlaması, bu potansiyeli gerçekleştirmekten alıkoyar. Dolayısıyla gönül içinde taşıdığı sonsuzla sonsuz olma aşkınlığını, güzelliğini, yüceliğini gerçekleştiremez.</p>
<p>Bu özünü yaşayamayan, kendine aç bir gönüldür. Kötülüğün, nefretin, sonu gelmez hırsların doğduğu nefse sahip insanların gönlüdür.</p>
<p>Nesnelerin yokluğunda kendini var zannıyla var eden nefistir.</p>
<p> İnsanı &#8220;aşki gönlün&#8221; var etmesi Mutlak Var&#8217;ladır. &#8220;Nefsi gönlün&#8221; var etmesi, sonlu &#8220;var&#8221; ladır.</p>
<p>Birincisinde gönül geldiği kaynağa rücu ederek Var&#8217;da &#8220;hakikat parçası&#8221; olarak var olur. Diğerinde gönül, geldiği kaynaktan uzaklaşarak, bir &#8220;var zannı&#8221; olur.</p>
<p>Oysa gönül bir varmış zannıyla açlığını gideremez, Hakikatten nasiplenmek ister, bu yönde tecellilere uğramak ister. Ama bu nefsi bir gönlün tecrübe edeceği şeyler değildir.</p>
<p>Tanrı aşkıyla, Tanrı ilhamıyla dolu bir insanın aşki gönlüne Hakikatten bağışlanacak tecelliler sonsuzdur.</p>
<p>Aşki gönlü, yokluktan varlığa, hayalden hakikat duygusuna götürecek tecelliler bağışı sonsuzdur.</p>
<p>Açlık bu sonsuz tecellilere duyulduğunda, önünüze alemin en ulvi sofraları kurulur</p>
<p>&#8220;<em>Hakkın tecellisi sonsuz ve sayısızdır, bundan ötürü bıkkınlık oluşmaz. Hakkın tecellisine kanaat etmek keremine ihtiyacım yoktur demektir, küfürdür. Her tecellinin ötesinde daha yüce bir tecelli olduğunu bilerek o tecelliyi aramak ummak gerekir.&#8221; </em>Giritli Aziz Efendi.</p>
<p>Tecelli açlığı gönül açlığıdır, Sofrası aşk, gıdası muhabbettir.</p>
<p>&#8220;Nefsi açlık&#8221; çekenler değil, &#8220;kalbi açlık&#8221; çekenler oturabilir bu sofraya.</p>
<p>Bu sofradan beslenerek halden hale giren ruhun ayakları varlıkta zirveden zirveye tırmanır.</p>
<p>Ruhunuzun, Mutlak Ruhu  &#8220;Temaşa&#8221; etmesinin eşsiz anlarını yaşayan insanın tecrübesi, aslında kendisini en hakiki biçimde tecrübe etmesidir.</p>
<p>Nefes aldığınızda, bağırdığınızda, oturup kalktığınızda, size bir &#8220;yaşayan&#8221; olduğunuz &#8220;algısı&#8221; verilir, ama bu hakikaten olduğunuz duygusuna karşılık gelmez.</p>
<p>Nefsi gönlün, dünyayı zaptetmek isteyen hırsı, yeterince hakikatini duyamayışının yarattığı yokluktan nemalanır.</p>
<p>Bu nefis tarafından bir türlü duyulamayan kendinin hakikati, &#8220;varlığını&#8221; dışarıya alabildiğine yaymanın umarsız formülü haline gelen, malı mülkü, iktidarsal etkiyi artırmakla duyulmaya çalışılır.</p>
<p>Yokluğun hengameli zirvesine tam da böyle şatafatlı adımlarla yürünür.</p>
<p>Oysa insan yokluğunu, simetrik bir varlığa sıçratabilir.</p>
<p>Bunun için ona gerekli olan aşki bir gönülle Tanrıya yönelmektir.</p>
<p>O zaman bir varlık olmanın zannı değil, sahicilik duygusu kendiliğinden ona akmaya başlayacak, onu varlığın zirvesine doğru yolculuğa çıkaracaktır.</p>
<p> </p>
<p>… İnsan üzerine okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"></a> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></span></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gök Ekini Biçer Gibi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/19/gok-ekini-bicer-gibi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/19/gok-ekini-bicer-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 09:40:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19840</guid>
		<description><![CDATA[“&#8230;genç kalmaya yazgılı şair ve yazarlar için&#8230;”
Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
          Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi[1]
&#8220;Bir gencin ölümü ancak bu kadar sade, içli ve yeni olarak anlatılabilir. Genç kişi, bir &#8220;gök ekin&#8221;dir. Ölüm, onu biçer. Biraz önce, göğe doğru dimdik duran başak, şimdi yere düşmüş, ayaklar altında eziliyor. İşte ölüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/mezarlik_kapisi.jpg"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-19842" title="mezarlik_kapisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/mezarlik_kapisi.jpg" alt="" width="224" height="292" /></strong></a><strong>“&#8230;genç kalmaya yazgılı şair ve yazarlar için&#8230;”</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm<br />
          Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi</em><a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[1]</a></p>
<p>&#8220;Bir gencin ölümü ancak bu kadar sade, içli ve yeni olarak anlatılabilir. Genç kişi, bir &#8220;gök ekin&#8221;dir. Ölüm, onu biçer. Biraz önce, göğe doğru dimdik duran başak, şimdi yere düşmüş, ayaklar altında eziliyor. İşte ölüm böylesine evrensel bir oraktır. Bazen, yine o ölüm &#8220;ejderhaları bile ezen&#8221; bir şeydir. Ölümün gücünü, onun parlak zıt rengi olan hayat leit-motifleriyle anlatır. &#8220;Gök ekin&#8221; gibi. &#8221;Teneşire düştü gönül&#8221; deyişi gibi. Ölümün bir vasıtası olan teneşir, hayatın merkezi olan gönülü içine alıyor. Böylece ölüm, gönülü bile teneşire düşüren acımaz bir kudrettir. Tabut bir ağaç attır. İnsanı ona bindirir ve götürürler ve bunu kimse önleyemez. Genç bile olsa dinlemezler, gök ekini gibi biçerler?&#8221;<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[2]</a> der, Sezai Karakoç.</p>
<p> Bazı çağlar, gök ekini biçer ve bakarsınız önünüzden hızla akan tahta atlara, durduramazsınız. 18. yy.ın sonu ve 19.yy. bu anlamda özellikle Avrupa&#8217;da genç şair ve yazarların, sanatçıların orağıdır. Zweig, 19.yy. için <em><strong>&#8220;yeni yüzyıl bu cesur gençliğini sevemedi, onun ihtişamından korktu, onun coşkusunun kendinden geçmiş gücü karşısında kuşkulu bir ürperti geçirdi. Ve çelik bir tırpanla kendi bahar fidanlarını acımasızca biçti&#8230; Çok çeşitliydi ölümler, ama hepsi erkendi, hepsini en içsel yücelme sırasında yakaladı.&#8221;</strong></em><a name="_ednref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn3">[3]</a> der. Kendisiyle Savaşanlar adlı eserinde bu erken ölümlerden bahseder.</p>
<p> Gök ekini gibi biçilen sanatçılara -şair ve yazarlara- baktığımızda <span id="more-19840"></span>şu isimleri görürüz:</p>
<p> İstanbul&#8217;da doğan, idam edilmeden önce başını ellerinin arasına alarak onu izlemeye gelenlere <em>&#8220;Bunun içinde daha çok şey vardı!..&#8221;</em> diye seslenen Fransız şair Andre Chenier. Ölüm uykusuyla gözlerini kapayan, son kelimelerini dört duvar arasında kelimeleriyle vedalaşarak geçiren, savunduğu doğru için savunma yazmaya bile gerek duymadan kaderini kabullenen şair, 32 yaşında (<a title="1762" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1762">1762</a>-<a title="1794" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1794">1794</a>) giyotinle&#8230;
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;hissediyorum ölümün <br />
gençleştirici akışını <br />
ve direniyorum fırtınalarının <br />
ortasında yaşamın cesaretle&#8230;&#8221;</em> </p>
<p>diyen Novalis (Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg). İlk aşkı Sophie&#8217;yi kaybetmesiyle ölüme sevdalanan ve ölümü Tanrı&#8217;nın yanında daha yüce bir hayata varmak olarak yücelten, Zweig&#8217;in &#8220;çok erken bir yaşta söndü, karanlık bir çağda titrek bir mum ışığı gibi&#8230;&#8221;<a name="_ednref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn4">[4]</a> dediği gibi yüreğiyle tüm karanlığın, fırtınanın karşısında tek başına cesaretle durmaya çalışan şair 29 yaşında (<a title="1772" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1772">1772</a> - <a title="1801" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1801">1801</a>) tüberkülozdan&#8230;</p>
<p> <em>&#8220;Şimdi, ey ölümsüzlük, tümüyle benimsin!&#8221;</em> diyen coşkun şair Heinrich von Kleist. Yazmakta olduğu, tamamlanmamış bir şiir için kardeşine yazdığı bir mektupta Tanrı&#8217;ya yalvarırken, &#8220;Ah Tanrım! Onu bir bitirebilsem! Tanrı benim bu tek arzumu yerine getirsin, sonra ne isterse onu yapsın.&#8221;  diyerek şiire olan tutkusunu kelimelere döken. Hayatındaki en büyük iki tutku, şiir ve ölümdür Kleist&#8217;in.
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Bitiriyor şarkısını; bitmektir dileği onunla birlikte</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>     Ve bırakıyor lirini elinden gözyaşları içinde.&#8221;</em></p>
<p>Sanatının en yüksek zirvesinde yalnızlığa düşen, dostsuz kalan, herkesin kendisine sırt çevirdiği (en yakın dostları ve Goethe) ümitsiz ve hayata küsmüş biri olarak, içindeki duygu karmaşasının farkına varsa da onu çözemeyen ve kendinden kaçmak için, şarkısını, kelimelerini gözyaşlarıyla bitirmek için ölüme koşan ölüm sevdalısı Kleist, 34 yaşında (<a title="1777" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1777">1777</a>- <a title="1811" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1811">1811</a>) bir kriz esnasında kafasını parçalayarak&#8230;</p>
<p><em>&#8220;</em><em>Lanet olsun o kendini dizginleyemeyen kalbe</em>&#8221; diyen ama <em>&#8220;</em><em>Dünya benim için fazla sert.&#8221;</em>diyerek çağının gerçekliğinde acılara yuvarlanan gene de şiirsiz yapamayan, günden güne karanlığa akan, içine dalan John Keats, 26 yaşında  (<a title="1795" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1795">1795</a>- <a title="1821" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1821">1821</a>) parasızlık ve verem/tüberküloz yüzünden&#8230;</p>
<p>Keats için Adonias ağıtını yakan, <em>&#8220;</em><em>Ve birden anladım ki yalnızlıkta / susuzluk, ümit içerisinde kalbim eriyor&#8230;&#8221;</em> diyen Percy Bysshe Shelley, reddiyeler ve sürgünlerin ardından 30 yaşında (<a title="1792" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1792">1792</a>-<a title="1822" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1822">1822</a>) boğularak ve cesedi Tyrren sahillerinde bulunarak, yakılan bedeninden geriye sadece ‘kalbi&#8217;ni ve kelimelerini miras olarak bırakarak&#8230;</p>
<p>Keats&#8217;in cenazesini Antik Yunan inanışındaki gibi güney denizi kıyısında bir odun yığını üzerinde yakarak uğurlayan ve hayatına biçtiği rolü: <em>&#8220;</em><a href="http://demle.net/s/OS2go/"><em>Dünyayı kendime Cehennem yaparak, gökyüzündeki Cennet&#8217;i kazanmak istiyorum.</em></a><em>&#8220;</em> diyerek açıklayan; aristokratik-burjuva toplumunu eleştiren romantik bir ihtilâlci ama diğer yanıyla karamsar ve çelişkilerle dolu olan Lord (George Gordon) Byron, Shelley&#8217;den iki yıl sonra 36 yaşında (<a title="1788" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1788">1788</a>-<a title="1824" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1824">1824</a>) ateşli bir hastalıktan&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,<br />
Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz<br />
Benimle bir olabilirsiniz.<br />
İhtiras alışverişine kim giriyor, kim?<br />
Aşkımı satıyorum ben,<br />
Hayatı pahasına bir gecemi benim<br />
Söyleyin, kim satın alacak içinizden?&#8221;</em></p>
<p>diyen Alexander Sergeyevich Puşkin, özgürlüğün ve gerçekliğin peşinde koşarken sürgünü tadan, soruşturmalar, yasaklar ve baskınlarla hayatı sınırlandırılan, kendini borca ve ölüme sürükleyen karısı yüzünden 38 yaşında (1799 - 1837) bir düello kurşunuyla&#8230;
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yaşamım boyunca, istisnasız hepsi de budalaca işler yapan dar omuzlu insanlar gördüm ve çoğu türdeşlerini şaşkına çevirip ruhları türlü şekilde baştan çıkarırlardı. Eylemlerine gerekçe olarak &#8220;ün&#8221;ü gösterirler. Onları görünce herkes gibi gülmek istedim ben de; ama böylesine tuhaf bir öykünme olanaksızdı benim için&#8230; Çirkin suratlı, gözleri karanlık gözevlerine gömülmüş insanlar gördüm; kayanın sertliğini, dökme çeliğin katılığını, köpekbalığının kan dökücülüğünü, gençliğin küstahlığını, canilerin mantıksız öfkesini, ikiyüzlülerin ihanetlerini, en olağanüstü oyuncuları, rahiplerin kişilik gücünü ve dışarıdan bakınca en içe kapalı, dünyaların ve göklerin en soğuk yaratıklarını aşıp geride bırakmışlardı; ahlakçılar bitkin düşmüştü, yüreklerindekini görmeye, tanrının amansız öfkesini başlarına yağdırmaya çalışırken. Hepsini bir arada gördüm; kimi zaman, belki de bir cehennem cini tarafından kışkırtılmış, dondurucu bir sessizlikte gözlerine hem yakıcı hem kinli bir pişmanlık acısı sıvanmış durumda, annesine daha şimdiden başkaldıran bir çocuk benzeri en sıkı yumruklarını havaya kaldırdıklarını, bağırlarının gizlediği o alabildiğine adaletsiz ve dehşet yüklü, tutkulu ve düşman düşüncelerini ortaya çıkarma yürekliliğini gösteremediklerini ve bağışlayıcı tanrıyı merhametten kederlendirdiklerini gördüm; kimi zaman, günün her anında, yediden yetmişe insanlara, soluk alan her şeye, kendilerine ve tanrıya karşı mantıksız ve akıl almaz lanetler yağdırırlarken, kadınları ve çocukları kötü yola düşürürlerken, vücudun edep yerlerini kirletirlerken gördüm onları. O zaman, sularını yükseltir deniz, tekneleri dipsiz derinliklerinde yutar; kasırgalar ve depremler yerle bir ederdi evleri; veba, türlü türlü hastalıklar kırıp geçirirdi ailelerini. Ama insanlar anlamaz bunları. Yeryüzündeki davranışları yüzünden utançtan kızarırken, sararırken de gördüm onları; ama pek ender. Kasırgaların kız kardeşi fırtınalar; güzelliğini kabul etmediğim mavi gök kubbe; yüreğimin imgesi ikiyüzlü deniz; bağrı gizemli dünya; öteki gezegenlerin halkları; bütün evren; onu cömertçe yaratan tanrı, sana yakarıyorum: İyi bir insan göster bana!&#8230; Lütfun on katına çıkarsın doğal güçlerimi; çünkü, bu canavarı görünce şaşkınlıktan ölebilirim: Daha azı için bile ölünebilir.<a name="_ednref5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn5"><strong>[5]</strong></a> </em></p>
<p>diyen ve neredeyse ölüme koşan/kaçan, yazdığı eserden iki yıl sonra ölen Comte De Lautreamont (Isidore Ducasse). Maldoror&#8217;un Şarkıları uzun, ilginç cümleler, alışılmamış bağdaştırmalarla dolu şiirsel bir düzyazı&#8230; Bir başkaldırı eseri bu, Tanrı&#8217;ya, kiliseye, krallığa. Isidore Ducasse&#8217;ın önemi ise bu kadar kısa bir yaşam süresi ve iki yapıtıyla(diğeri Poesies), Mallarme ve Rimbaud&#8217;yla şiirsel söylemin uç noktalarına ulaşmış olması. Oysa eseri kendisinden çok sonra ünlü olur. Aslında farkındadır bunun, çağında yeri olmadığını söyler Maldoror&#8217;un Şarkıları&#8217;ndaki şu cümlelerinde: <em>&#8220;İçine fırlatılmış olduğu bu çağda çırpınıp duruyordu, ama boşuna; bu çağda yeri olmadığını biliyordu ama kurtulmasının da olanağı yoktu. Korkunç bir zindan! İğrenç bir yazgı!&#8221;</em> Çağının zindanında kapana kısılmış, ümitsiz, içindeki sonsuzluk istemini doyuramayan özgür bir ruh için, yazgısından, insanlardan kaçmak için, her yerde gördüğü kötülüğün uzağına düşmek için ölümü tercih eder, 24 yaşında (1846-1870) bir otel odasında intihar ederek&#8230;</p>
<p>Öğretmeni Georges Izambard&#8217;a yazdığı mektupta: <em>&#8220;Şair olmak, görülmezi bilmek, bilici kılmak istiyorum kendimi. Tüm duyuların düzenini bozarak bilinmeze ulaşmak söz konusu&#8230; acılar çok büyük ama güçlü olmak, şair doğmak gerekiyor ve ben şair görüyorum kendimi&#8230; Ben bir başkasıdır. Varsın odun bir gün kendini kahraman olarak görsün&#8230;&#8221;</em> <a name="_ednref6" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn6">[6]</a>  diyen ama bu acılardan yıldığında:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Akşamlar ağlatıyor, ağladım, çok ağladım!</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ay ışığı insafsız, güneşler acımasız:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Buruk aşklar elinde uyuşup esrik kaldım,</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Yeter, yarılsın teknem! Alsın beni bu deniz!</em></p>
<p>diyerek -Esrik Gemi&#8217;deki gemi kendisidir ve hayal kırıklıklarını sembolize eder. Su, kaçışın, kurtuluşun simgesidir olur artık şiirlerinde- hayatından kaçıp gitmek isteyen Jean Nicholas Arthur Rimbaud. Dört yıllık bir şair ve şairlerin kutsal bahçesinde kalemiyle en belirsiz yılgınlıkları yaşamış bir şair olan Rimbaud&#8217;nun bu dört yılı bile onun şiir hayatının iki ayrı dönemde incelenmesi için yeterli bulunur eleştirmenlerce. Onun ölümü ise acılarla dolu bir hastalığın pençesinde 37 yaşında (1854-1891) kanserden&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;beni kıskıvrak yakalayan şeyin, sana dokunması bile gerekmez ya da tersi; senin için masumiyet olan şey, benim için suç olabilir ya da tersi; sende hiçbir etki yaratmayan şey, benim mezarım olabilir.&#8221;</em></p>
<p>diyen; uzaktan ulaşılmaz görünen, soğuk fildişi kulenin aslında yalnızlıkla ve hayal kırıklıklarıyla örülü dünyasında yürek komşuluğu hissettiğim Franz Kafka. Kendi tutunamamasını şu cümlelerinde açıklar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Aile içinde yaşam, dostluk, izdivaç, meslek, edebiyat gibi ne varsa hepsinde başarısız kalışımın, hatta işi bu noktaya bile vardıramayışımın nedeni, miskinlik, kötü niyet ya da becerisizlik değil (gerçi bunların hepsi de rol oynamıyor değil durumda, çünkü ‘haşere hiçlikten doğup çıkar)&#8217;, topraktan, havadan, buyruktan yoksunluğumdandır.  Ve bunları yaratmak, işte beni bekleyen ödev; elden kaçırdıklarımı sonradan ele geçirebileceğim için değil, elden kaçırdığım bir şey olmadığından; çünkü herhangi bir ödev gibi bir ödev benimkisi de&#8230; Bildiğim kadarıyla, yaşamın gerektirdiği koşullardan hiçbirini doğarken getirmedim yanımda; getirdiğim tek şey, bütün insanlara özgü genel bir güçsüzlük&#8230; Ne Kierkegaard gibi Hıristiyanlığın artık enikonu iki yanına düşmüş eli tarafından tutulup yaşam içine salınmış, ne de Siyonistler gibi artık elden çıkıp giden Yahudi cübbesinin eteğinin ucundan yapışabilmiş biriyim. Bir başlangıç ya da sonum ben.&#8221;<a name="_ednref7" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn7"><strong>[7]</strong></a></em></p>
<p>Kafkaesk romanın soğuk, gözlemci ve realist yazarından uzaklaşıp, mektup, fragman ve manüskrilerindeki<a name="_ednref8" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn8">[8]</a> Franz Kafka&#8217;ya, onun insan yönüne yakınlaştığınızda; yalnızlığı, rahatsızlığı, zaafları, güçsüzlüğü, güvensizliği, aidiyetsizliği, başarısızlıkları, beklentileri&#8230; ile kendini tamamlayamamış, olduğu şeyden mutlu olmayan, hastalığıyla gün geçtikçe güçsüzleşen, ikilemleriyle kendisini yazıya vermiş&#8230; bir insanla karşılaşıyorsunuz. Onun ölümü mü? 41 yaşında (1883-1924) akciğer rahatsızlığı yüzünden&#8230;</p>
<p>Bu erken ölümler, genç kalmaya yazgılı bu şair ve yazarlar; öncüllerinin rahatlığına, ölçülülüğe davet eden nasihatlerine yüzlerini çevirirler ve kaza oklarını üzerlerine salarlar.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ölçülü ol! Ölçülü! </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ki yolunu kaybedip </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Düşmeyesin ve kazaya </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Uğramayasın&#8230;&#8221;</em><a name="_ednref9" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn9"><em><strong>[9]</strong></em></a>  </p>
<p>diyen Goethe&#8217;ye</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;eğer çelik gibi bir zamanın </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Zincirleri ruhumu yakıp kavuruyorsa </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Ne diye alıyorsunuz benden </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;benim korlaşan benliğimi.&#8221;</em></p>
<p>diyen Hölderlin gibi. Johann Christian Hölderlin&#8217;in, Goethe&#8217;ye cevabıdır bu dizeler; gençliğin coşkusudur bu, yaşlılığın en uzak durduğu, hatırlamaya en uzak kaldığı duygunun. Hölderlin, şiirsel heyecanını ölçüye ve soğutmaya çağıran bu bakışa karşı çıkar. Goethe ve hocası Schiller&#8217;le yolunu ayırarak Weimar&#8217;dan uzaklaşır; yalnızlığına, taşkınlığına&#8230; ama oradan Alman ilahisinin yaratıcı şairi olmaya yol alır.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İradesine karşın sürükler onu</em><em><br />
O dümensizi, bir kayadan bir kayaya,<br />
Uçuruma duyulan o harika özlem.</em>&#8221;</p>
<p>Tıpkı şiirindeki gibi uçuruma doğru yol alır Hölderlin, uzun yaşasa da delilikle aklını çok erken terk eden, dünya kaçkını, yüceye/gökyüzüne düşen kaçak şair, ezginin ilahi gücü, huzursuz ruh&#8230;</p>
<p>&#8220;<em>Başkalarına vız gelen şey beni derinden yaralıyor.</em>&#8221; <a name="_ednref10" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn10">[10]</a>  diyen Stendhal, aslında bu coşkun ama yaralı genç ruhları en iyi ifade edebilecek sözü söyler. Zehirli Nessus gömleğini giyerek ona yazgılanan, kimsenin cesaret edemediğine cesaret eden, yaralansa da bundan vazgeçemeyen, ama defaatle yaralanan; Zweig&#8217;in &#8220;<em>Ne kaçınabilir, ne geri durabilir: Adaklar işaretlenmiştir.&#8221;</em> ifadesiyle, adak olarak sunulanlardır belki de onlar insanlığa. Kurban olarak İbrahim&#8217;e teslim olan İsmail&#8217;dirler. Kelimeleri bıçak olur boyunlarını uzattıkları ama yazgı onlara bir koç göndermez göklerden, onları bu sunak taşında kurban olarak seçer.</p>
<p>Başkalarına vız geleni, başkalarının umursamadığını/göz yumduğunu, normalleştirdiğini, size rağmen size kabul ettirilen kültürel-sosyal kodları, önemsiz gibi görünenini&#8230; kabul edemezler. Çoğu zaman görmek istemediklerimizi, ötelediklerimizi görmenin etkisi acı&#8217;dır bu ruhlarda;  içlerinden söküp atamadıkları derin bir acı, huzursuzluk, anlaşılamama&#8230; Bu yüzden görülmek istenmezler toplumlarında ama bir şekilde, bir yerde, bir zamanda görünürler hatta bazen çok farklı bir vatanda, coğrafyada, zamanda. Çok azına nasip olmuştur çağında anlaşılmak, çoğunun bahtına ise yıllarca sonra fark edilmek düşmüştür ya da fark edilememek.
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kalbin dalgaları böyle yükseklere çıkıp </em><em><br />
ruha dönüşmezdi, eğer o yaşlı sessiz kaya,<br />
kader, karşısında durmasa&#8230;&#8221;</em></p>
<p>der, Hölderlin. Eğer, o yaşlı kaya, kader karşısında durmasaydı bu sanatçıların -o genç yaşta yazdıklarının dışında-, hangi kelimelerine tutulurduk acaba, kelimeleri neleri değiştirirdi içimizde ve dışımızda? Yoksa acımasız mı davranırdık onları çağımızın dışına iterek? Tersi ya da, hak ettiği değeri yıllar sonra vererek, onları yıllar sonra överek, hiçbir zaman bilemeyecekleri bir andan mı bakardık kelimelerine, ruhlarına&#8230; birçok şair ve yazara yaptığımız gibi?</p>
<p>Çağından vazgeçmek, huzurundan vazgeçmek, kelime kelime huzursuzluğu, acıyı, yalnızlığı&#8230; yaşamak! Aileden, makamdan, servetten, vatandan, güvenden&#8230; vazgeçmek! Hades&#8217;e, yer altı dünyasına yolculuk edip yazılarıyla oradan geri dönebilmek ya da oranın mahkûmu olarak dönememek/kalmak&#8230; Phaeton<a name="_ednref11" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn11">[11]</a> gibi şiirin alevler içindeki arabasında Tanrılara yükselirken onlar tarafından gazaba uğramak ya da İkarus gibi dünyanın gerçekliğine düşmek, çarpmak, parçalanmak, ölmek&#8230;</p>
<p>Geleceğe kalmak? Ölümsüzlüğe kavuşmak? Zweig&#8217;in dediği doğru mu? <em>&#8220;Sadece ölüm kurtarabilir şairin kutsallığını, kırılmış, hayat tarafından kirletilmemiş esrimesini; sadece ölüm ebedi bir mitosa dönüştürebilir varoluşunu.&#8221; </em>Öyle olmalı ki, Kleits&#8217;in yukarıdaki dizesi buna cevap verir:</p>
<p><em> &#8221;</em><em>Şimdi, ey ölümsüzlük, tümüyle benimsin!&#8221;</em></p>
<p>Genç kalmak, yazgısıdır/kelimesidir felek-i atlasın onlar için yazdığı. Gök ekini biçilir; orak, ekinlerin boynunu alır; tırpan, fidanların ve geçen geçer, geçen geçer&#8230;</p>
<p>Şimdi ay usul, yıldızlar eski<br />
          Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden<br />
          Geçen geçti,<br />
          Geçen geçti,<br />
          Geceyi söndür kalbim<br />
          Geceler de gençlik gibi eskidendi<br />
          Şimdi uykusuzluk vakti.<a name="_ednref12" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn12">[12]</a><br />
 </p>
<hr size="1" /> </p>
<p><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Yunus Emre, Geldi Geçti Ömrüm Benim</p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2">[2]</a> Sezai Karakoç, Yunus Emre, Diriliş Yayınları, s:41</p>
<p><a name="_edn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref3">[3]</a> Stefan Zweig, Kendisiyle Savaşanlar(Hölderlin, Kleist, Nietzsche), çev.Nafer Ermiş, İş bankası yayınları, s.20/21.</p>
<p><a name="_edn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref4">[4]</a> Stefan Zweig, Kendisiyle Savaşanlar(Hölderlin, Kleist, Nietzsche), çev.Nafer Ermiş, İş bankası yayınları, s.22.</p>
<p><a name="_edn5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref5">[5]</a> Comte De Lautreamont(Isidore Ducasse), Maldoror&#8217;un Şarkıları, çev. Özdemir İnca, Kırmızı Yayınları, İstanbul 2008, s:35/36.</p>
<p><a name="_edn6" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref6">[6]</a> Arthur Rimbaud, Illuminations, Cehennemde Bir Mevsim, Çeviren: Erdoğan Alkan, Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi, Çağdaş Matbaacılık, Şubat, 2001.</p>
<p><a name="_edn7" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref7">[7]</a> Franz Kafka, Taşrada Düğün Hazırlıkları, çev:Kâmuran Şipal, Cem Yayınevi, İstanbul, 2005, s:103.</p>
<p><a name="_edn8" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref8">[8]</a> Bir kitabın yayımlanmadan önce kağıda dökülmüş hâli/el yazması</p>
<p><a name="_edn9" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref9">[9]</a> Goethe, Euphorion</p>
<p><a name="_edn10" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref10">[10]</a> Ce qui ne fait qu effleurer les atures me blesse jusqu&#8217;au sang</p>
<p><a name="_edn11" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref11">[11]</a> Phaeton /Rubens http://livingmoonastrology.files.wordpress.com/2010/12/5-rubens_la-chute-de-phaeton.jpg</p>
<p><a name="_edn12" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref12">[12]</a> Murathan Mungan, Eskidendi Çok Eskiden</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Biraz okumak için&#8230;
</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/19/gok-ekini-bicer-gibi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/19/gok-ekini-bicer-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm&#8217;ü &#8220;gösteren&#8221; müzik: Der Leiermann (Schubert)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 19:56:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19653</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
&#8230; Ölüm üzerine okumak için&#8230;
Ölümden Bahseden Kitap
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
<iframe width="250" height="157" src="http://www.youtube.com/embed/_c1iDi_7nBk" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
 </p>
<p>&#8230; Ölüm üzerine okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/17/senden-once-gelenler-geride-neler-biraktilar-neler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/17/senden-once-gelenler-geride-neler-biraktilar-neler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 10:43:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Senai Demirci</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19440</guid>
		<description><![CDATA[Oturamadığı dairelerin pencerelerine hasretle bakan, asla gidemeyeceği tatil mekanları için iç geçiren, birlikte görünemediği güzeller için yanıp tutuşan sen; haberin var mı &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;
Arabasının kaportası çizildi diye öfkelenen, havalimanında VIP salonuna alınmayışına içerleyen, tuttuğu takımın büyük transferi gol kaçırınca kahrolan, sevdiği adam &#8220;tek taş&#8221; almadı diye küsen, ünlü olduğu halde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/insan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19441" title="insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/insan.jpg" alt="" width="221" height="403" /></a>Oturamadığı dairelerin pencerelerine hasretle bakan, asla gidemeyeceği tatil mekanları için iç geçiren, birlikte görünemediği güzeller için yanıp tutuşan sen; haberin var mı &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Arabasının kaportası çizildi diye öfkelenen, havalimanında VIP salonuna alınmayışına içerleyen, tuttuğu takımın büyük transferi gol kaçırınca kahrolan, sevdiği adam &#8220;tek taş&#8221; almadı diye küsen, ünlü olduğu halde herkesçe tanınmayışına bozulan sen; yürü git;&#8221;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Gözlerini vitrinlerin parıltısına kaptırmışsın, gönlüne şaşaalı hayatların albenisi taht kurmuş, senin kadar kültürlü olmadıkları halde senden daha konforlu yaşayanları kınamaya ayırmışsın rüyalarını bile, dar geliyor hırslarına evin, odan,işyerin, dişlerini gıcırdatıyorsan uykularında. Artık uyan ve hatırla ki&#8221;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Cemaatinin azlığına bakıp yazıklanan şeyh efendi, &#8220;beni televizyoncular çok arıyor, çıkınca reyting yapıyorum&#8221; diye diye kendisini kıymete bindiren hocaefendi, tweetter&#8217;de follower&#8217;ım çok değil diye dövünen araştırmacı, ‘face&#8217;de &#8220;beğendi&#8221;lerini artırmak için atraksiyonlar yapan hanımefendi, yazısı çok tıklansın diye olmadık başlıklar atan, kitabı ‘çok satanlar&#8217; listesine alınsın diye yırtınan yazar, her sözü alıntılansın, dilden dile dolaşsın diye bekleyen &#8220;kanaat önderi&#8221;; yürü git, &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Şöhretine, reytingine aldanma! Her gün bir parça daha unutulmaya doğru gidiyorsun. Günü gelince zaten büsbütün unutulacaksın. Kısa bir süre için morgda ağırlanacaksın, en fazla genişçe bir cenaze ilanında, büyükçe puntolarla yazılacak adın, başına güneş gözlüklü ama gönülsüz adamlar yığılacak, &#8220;anahaber&#8221;lerde ilk sırayı alacak, manşetleri işgal edeceksin ama hiç çare yok, bir yığın toprağın altına gireceksin! En fazla bir ansiklopedide, öğrencilerin zoraki baktığı soğuk bir madde olabilirsin. Onu düşün de, bir daha tekrar et: &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Nerede o kalabalıklara pervasızca sunduğun, billboard&#8217;larda yağmalatmaya heveslendiğin güzel yüzün? Nerede o bir bakışıyla yürekler hoplatan, kremlerle çevrili, farlara, rimellere, sürmelere lâyık gözlerin? Nerede kameralara son saniyede gönderdiğin o işveli bakışlar? Nerede o ele avuca <span id="more-19440"></span>sığmamalar, rüzgârda saçlarını savurmalar, ıslak dudaklı şuh fısıltılar? Nerede o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler? Beden çürüyüp dağılmış; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmuş. Aklını başına al; fırsatın varken oku:&#8221;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Yanağını güzellerin yanağına koymakla övünme. Göz ucuyla bakıp dudak büktüğün o garipleri küçümseme. Semtine uğramaktan korktuğun, yanında gözükmekten utandığın fukarayı aşağılama. Sonunu düşün. Akıbetin hiç sürpriz olmayacak ki. Gün gelecek, onların sıcacık yüreğinden çıkıveren bir dua sevindirecek seni. Gün gelecek, karda kışta, küçümsediğin, kapında bile görmek istemediğin o adamlar sana Fatiha okumak üzere saf durur cenazende. Dost bildiklerin ise yüreksiz ve yakarışsız dikelmekle yetinirler cesedinin yanında. &#8220;Bu defa yırttık!&#8221; diye sevinirler en fazla. Bari o gün, senin ölmen hatırına bilselerdi: &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>İsterse çok zengin ol, hesabın kabarık, kredi kartların limitsiz olsun. İsterse en lüks rezidansı mekan tutasın, borsada hızla yükselen bolca kâğıtların olsun. İsterse hayatın sigortalı olsun, kolundaki saat zamanı değil serveti göstersin, gerdanını paha biçilmez mücevherlerin sıcağı sarsın, teninde eşsiz inciler yeniden değer kazansın. İsterse eşarbından marka sarksın, ayağının altında otomatik şanzımanlı cip olsun. Bunlar ölüme karşı nedir ki! Bunlara sığınabilir, bunlarla ölümü yenebilir misin? Hele bir bak ki, &#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Nerede gol kralı olup omuzlarda gezdirilenler, bir kez olsun dokunulmak için milyonlarcasını ardından koşturanlar? Nerede süperstarlar, divalar, virtüözler? Nerede bir düğmeye basıp yüz binlerce insanı bir kaç dakika kavuran pilotlar? Nerede &#8220;en üstün&#8221; bildiği ırkı hatırına milyonları bir çırpıda evinden yurdundan kovanlar, kurşuna dizenler, soğuğa terk edenler? Nerede o bir emriyle ölüm, bir emriyle hayat verdiğini sanan krallar? Aklını başına devşir de, bi&#8217;daha hatırla:<br />
&#8220;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Başka insanların ölümlerini haber yapıp kanlı sayfalar hazırlayan, yangını ve depremi, erozyonu ve trafik kazasını ilk haber veren olup haber atlatan sen, kameraların kaydettiği cinayet videolarına youtube&#8217;larda rekor kırdıran, ölenin ardından en duygulu yazıyı yazmakla övünen, cenazede bile ölümlü olduğunu unutup klişe sloganlar atan, ömrü boyunca hep başkalarını ölürken görerek gülen zavallı, aç gözlerini, bir bak hele ne yazıyor:&#8221;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221;</p>
<p>Yeter artık, söz söyleme bundan böyle; sözden ne diye çare ararsın? Ey rüzgârı ölçmeye çalışan! Ey suyu parmak aralarında tutacağını sanan? Ey gerçeğin yerine süslü laflar koymaya kalkışan! Ey &#8220;ölüm&#8221; diye diye ölümü de eskiten talihsiz! Ey ölenlere ağız yakmayı ölmenin kendisi sayan çaresiz! Hiç öldün mü sen? Öldün mü ki! Kolaysa, bir söz bul da, son sözün olsun. Ölüm gibi, sonrasında başka söze hâcet bırakmasın! Yoksa, sus, sus da,&#8221;Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!&#8221; diyen Rabbin konuşsun. [Duhan, 25]</p>
<p>[Divân-ı Kebîr'in 1872. gazeline nazire olarak yazılmıştır.]</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Biraz okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/17/senden-once-gelenler-geride-neler-biraktilar-neler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/17/senden-once-gelenler-geride-neler-biraktilar-neler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 11:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18759</guid>
		<description><![CDATA[ 
Nature Time Lapse III from mockmoon on Vimeo.
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/7977632?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="225" frameborder="0" webkitAllowFullScreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/7977632">Nature Time Lapse III</a> from <a href="http://vimeo.com/user786904">mockmoon</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Yokluk da vardır “var” kadar&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/03/yakindayokluk-da-vardir-%e2%80%9cvar%e2%80%9d-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/03/yakindayokluk-da-vardir-%e2%80%9cvar%e2%80%9d-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Sep 2011 08:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18569</guid>
		<description><![CDATA[
Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava yağmurlu. Islak kaldırımlar gökyüzünü, binaları ve ağaçları yansıtıyor. Islaklık aynasındaki yansıma yere düşen damlalarca deforme ediliyor. Ağaçlar, evler ve direkler yamuk yumuk. İçinde yaşadığım &#8220;gerçek&#8221; mekânın eksik bir kopyası yerde duruyor. &#8220;Eksik&#8221; çünkü görüyorum ama dokunamıyorum. 5 duyuma hitab eden &#8220;gerçek&#8221; Kâinat&#8217;a kıyasla sadece gözüme hitab eden yerdeki &#8220;kâinat&#8221; eksik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/zaman_vehim.gif"><img class="size-full wp-image-18571 aligncenter" title="zaman_vehim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/zaman_vehim.gif" alt="" width="320" height="240" /></a></p>
<p>Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava yağmurlu. Islak kaldırımlar gökyüzünü, binaları ve ağaçları yansıtıyor. Islaklık aynasındaki yansıma yere düşen damlalarca deforme ediliyor. Ağaçlar, evler ve direkler yamuk yumuk. İçinde yaşadığım &#8220;gerçek&#8221; mekânın eksik bir kopyası yerde duruyor. &#8220;Eksik&#8221; çünkü görüyorum ama dokunamıyorum. 5 duyuma hitab eden &#8220;gerçek&#8221; Kâinat&#8217;a kıyasla sadece gözüme hitab eden yerdeki &#8220;kâinat&#8221; eksik. Ama me<strong>vc</strong>u<strong>d</strong>! Yansımada mevcud olduğu gibi gözümde ve şimdi yazmakta olduğum <strong>K</strong>e<strong>L</strong>a<strong>M</strong>&#8216;da me<strong>vc</strong>u<strong>d</strong>iyeti var. <strong><em>&#8220;Demek ki mevcudiyet siyah/beyaz değil, gri tonlarında olabiliyor&#8221;</em></strong> diye düşünüyorum. Bir başka deyişle bedensel hislerimin penceresiden bakarsam VAR/YOK ayrımı hatalı.</p>
<p> <strong><em>&#8220;Varlık varolandır, hiçlik ya da yokluk var değildir&#8221;</em></strong> diyordu <a href="http://www.iep.utm.edu/parmenid/">Parmenides</a>. Ne büyük yanılgı. Empirizm mi desek yoksa ön-pozitivizm mi? Peki koyunlar çobana hükmedeceğine çoban koyunlara, Akıl da göze hükmetse, gözün eksiklerini tamamlasa ne olur?</p>
<p> Yerdeki kâinatın eksik mevcudiyeti &#8220;gerçek&#8221; Kâinat&#8217;ın da &#8220;eftal/kâmil&#8221; olMAyabileceğini getiriyor aklıma. Ya bedenimi i<strong>H</strong>a<strong>T</strong>a eden Kâinat&#8217;tan daha &#8220;gerçek&#8221; bir Kâinat varsa? 5 duyumdan daha &#8220;eftal&#8221; duyulara hitab eden bir Kâinat? O zaman biyolojik hayatımı sürmekte olduğum beden ve Kâinat&#8217;ın geri kalan kısmı da bir yansıma olur. Tıpkı suda ayın yansımasına bakan adamın Ay&#8217;ın ışığını değil Güneş&#8217;in ışığını gördüğünü idrak etmesi gibi&#8230;</p>
<p>Yokluk&#8217;u görmek yani akıl ile i<strong>H</strong>a<strong>T</strong>a etmek kolay değil. Çünkü akıl tabiatı icabı bileceği nesneyi yani mu<strong>H</strong>i<strong>T</strong>indekini şekil, renk, koku vs itibariyle taklid ederek onu bilebiliyor. Oysa Yokluk&#8217;un ne şekli var, ne de buna benzer bir vasfı. Adı üstünde &#8220;Yok&#8221;. Akıl feneri Yokluk&#8217;a çevirilince cism-i <strong>N</strong>a<strong>T</strong>ı<strong>K</strong> susuyor zira <strong>N</strong>u<strong>T</strong>u<strong>K</strong> bu sefer Yokluk&#8217;u taklid ediyor. Yokluk&#8217;u ya da Ölüm&#8217;ü düşünmek insanı susturuyor. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/16/bulanti-jean-paul-sartre/" target="_blank">Jean-Paul Sarte ve Suzan Başarslan&#8217;dan </a>dinleyelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8221; ‘Ben&#8217; deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için!  Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o&#8230; Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp <span id="more-18569"></span>gidiyor. Kimse yok bu bilincin içinde artık. Biraz önce birisi ben, benim bilincim diyordu. Kim? &#8230;Kimsenin olmayan duvarlar ve kimsenin olmayan bir bilinç kaldı geriye. Hepsi şu: duvarlar ve bu duvarlar arasında bir kişiliğe bağlı olmayan canlı, ufacık bir saydamlık.&#8221;(s:249) </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bulantı&#8217;da Antoine Roquentin&#8217;in yaşadığı ilk tecrübe yabancılaşmadır(s.20), bunu belirsizlik, umutsuzluk(s.21), varlık ve varlığının sorgulaması(s.23), hayal kırıklığı ve isteklerinin gerçekleşmemesi(s:39) ardından korku, eylemsizlik ve kaçış takip eder.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Romanda kendine yabancılaşma Antoine Roquentin&#8217;in kendisinden üçüncü tekil kişi olarak bahsetmesiyle görünür hale gelir: &#8220;Üşüyorum, bir adım atıyorum, üşüyorum, bir adım, sola dönüyorum, sola dönüyor, sola döndüğünü düşünüyor, deli, deli miyim? Delirmekten korktuğunu söylüyor, varoluş, varoluşta küçük mü görüyorsun, duruyor, vücut duruyor, durduğunu düşünüyor, nereden geliyor o? Ne yapıyor? Gidiyor, korkuyor, çok korkuyor, ahlaksız, istek bir sis gibi, istek, tiksinti, var olmaktan tiksindiğini söyledi. Tiksiniyor mu? Var olmaktan tiksinmekten yorgun&#8230;&#8221; (s:154) Burada sadece yabancılaşma değil, varlığın yadsınması, varlığa karşı bir tiksinme de vardır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Romandaki en etkili ve belki de en kapalı bölüm Antoine Roquentin&#8217;in parkta yaşadığı haldir(s:188-201). Metafizik bir deneyim/kavrayış denilebilecek bu hal, onun varoluşu hissettiği/kavradığı ve bunu kelimelere döktüğü bölümdür.  Bu bölümde Antoine Roquentin varoluş&#8217;un ne olduğunu keşfeder. Varoluş, &#8220;özlerini değişime uğratmadan, nesnelere dıştan eklenen boş bir biçim&#8221; (s: 189), bir bükülme(s:190)&#8217;dir.  Varolmak için hiçbir neden yokken -fazlalık hissi- var olmuştur her şey.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/03/yakindayokluk-da-vardir-%e2%80%9cvar%e2%80%9d-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/03/yakindayokluk-da-vardir-%e2%80%9cvar%e2%80%9d-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Ölümden bahsetmek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 22:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18250</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="202" height="293" /></a>Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>&#8220;problem&#8221;</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar&#8230; Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm&#8217;ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden &#8220;uzakta&#8221; ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme &#8220;sırasının&#8221; onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir &#8220;büyük ikramiye&#8221; ölüm&#8230;</p>
<p>Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>&#8220;konuşmayan nasihatçıdan&#8221;</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ü yeniden evimize misafir etsek?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 14:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18234</guid>
		<description><![CDATA[Modern ve laik bir ülke olan Fransa&#8217;da bir kaç ay önce ötenazi konusu senatonun gündemine geldi. Yasa tasarısı  &#8220;Hızlı ve ızdırapsız bir ölüm için tıbbî yardım&#8221; başlığı altında tartışılırken ölümden bahsetmeyi beceremediğimizi düşündüm. Çünkü meselenin özü bir kamplaşma yüzünden perdelendi: Ölüm esnasında &#8220;sadece&#8221; ızdırabın azaltılması taraftarları ile ötenazi yanlıları karşı karşıya gelirken ölüm kavramını konuşmadık. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum.gif"><img class="alignright size-full wp-image-18235" title="olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum.gif" alt="" width="235" height="309" /></a>Modern ve laik bir ülke olan Fransa&#8217;da bir kaç ay önce ötenazi konusu senatonun gündemine geldi. Yasa tasarısı  <a href="http://www.lemonde.fr/societe/article/2011/01/26/la-legalisation-de-l-euthanasie-retoquee-par-le-senat_1470602_3224.html">&#8220;Hızlı ve ızdırapsız bir ölüm için tıbbî yardım&#8221;</a> başlığı altında tartışılırken ölümden bahsetmeyi beceremediğimizi düşündüm. Çünkü meselenin özü bir kamplaşma yüzünden perdelendi: Ölüm esnasında &#8220;sadece&#8221; <strong>ızdırabın azaltılması</strong> taraftarları ile <strong>ötenazi yanlıları</strong> karşı karşıya gelirken ölüm kavramını konuşmadık. Türkiye&#8217;ye en &#8220;fransız&#8221; parti olan <a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/">CHP&#8217;den bir milletvekilinin Kur&#8217;an&#8217;daki Ölüm&#8217;le ilgili bir ayeti &#8220;sinir bozucu&#8221; bulması</a> sanırım bir istisna değil. Modern olmak ile Ölüm&#8217;ü sinir bozucu bulmak arasında bir ilişki var:</p>
<ul>
<li><em>Bütün canlılar ölümü tadar (Enbiyâ 35). Yani herkes ölür. </em></li>
<li><em>Ya ben? Ben herkes değilim ki. Kimse benim yerime ölemez mi? Parası neyse vereyim. Doktorlar hâlâ çaresini bulmadılar mı şu &#8220;ölüm&#8221; denen problemin? Ölüm Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı değil mi? Devletimiz uyuyor mu?</em></li>
</ul>
<p> Cenaze törenleri, mezarlıklar ve ölülerin anılması binlerce yıldır insan yaşamının bir parçası. Ama modernleşen dünyada biyolojik ölüm rahatsız ediyor, ondan kaçmaya çalışıyoruz sanki? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf">Derin Göz kitabında</a> anlattığımız &#8220;parçalayıcı zekâ&#8221; yüzünden sanırım, <strong>&#8220;ölüm bizim meselemiz değil&#8221;</strong> gibi bir vehim içindeyiz. Yaşayanlar yaşar, ölenler de ölür. Birbirine karışmaz ikisi. Epikür değil miydi <strong>&#8220;ölümden korkmuyorum, ben varken o yok, o varken ise ben yokum&#8221;</strong> diyen? Haz ve tehdit odaklı yaşamın bedeli bu. Kendini ete, kemiğe, vücuda, maddeye eşitleyince maddenin yok oluşu <span id="more-18234"></span>tahammül edilmez bir korkuyu doğuruyor.</p>
<p> Fransa&#8217;da mezarlıklar çok düzgündür ve bol çiçeklidir. Ama duvarları çok yüksektir. Mümkün ise şehir dışına kurulurlar. Bunu bir unutma/erteleme çabası gibi okuyorum. Meselâ belediyede çok sıradan bir iş gibi <strong><em>&#8220;ölüm masası&#8221;</em></strong> var. Cesetlerin toplanması, isim adres vb bilgisayara kaydedilmesi&#8230; Lojistik ve bilgi-işlem. Sigorta şirketleri hayat sigortası vb satarken çok sıradan bir şeymiş gibi bahsediyorlar Ölüm&#8217;den. Etrafı dikenli teller ve mayın tarlalarıyla çevrili bir tür <strong><em>&#8220;no man&#8217;s land&#8221;</em></strong>. Bu modern kurgu ile Ölüm&#8217;ü Yaşam&#8217;dan kopardık gibi geliyor bana. Din adamlarına, dinî kurumlara aktardığımız ölüm kavramının içi gittikçe boşalıyor. Ölüm demek bir çok insan için artık koskoca bir boşluk demek, anlamsız bir yokluk, bir hiçlik, idam mahkûmları gibi bekliyorlar bütün yaşamlarını silip süpürecek o anı. Ölüm&#8217;ü bu şekilde <strong><em>&#8220;YOK&#8221;</em></strong> edince hayat bir cezaevi koğuşuna benziyor. İstisnasız bütün mahkumların idamı beklediği bir koğuş. Oyalanmak için bir sürü şey var: Videolar, sakız, çikolata, tavla, satranç&#8230; Bunlarla oynadıkça bir süre unutuyorlar öleceklerini. Ama için için biliyorlar ki elektrikli sandalye kaçınılmaz yine de. Eğlencelere sarılmak çare olmuyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu.jpg"><img class="size-full wp-image-18237  aligncenter" title="olum_korkusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a></p>
<p> Pozitivizmin insanlık için yegâne fikrî ve vicdanî zemin olarak dayatıldığı bir çağda yaşıyoruz artık. Pozitivizm o kadar yaygın ki hava kirliliği gibi soluyoruz ama farkında bile olmuyoruz. (Bkz. İki kitap: <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi</strong></a> ve<strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><strong>Maymunist imanla nereye kadar?</strong></a>) Sadece ölçülebilir şeylere VARLIK imkânı tanıyan bu görüş Ölüm&#8217;ü de maddeleştirdi. Artık ölüm bir problem ve çözümü de doktorlara transfer edildi. Toplumsal ve manevî alanları terk etti ölüm. &#8220;Parası neyse verelim&#8221; demeye alıştığımız her şey gibi kontrol edilebilir, öngörülebilir, hesaplanabilir, kanun ile düzenlenebilir sandığımız bir şey oldu ölüm? Fransız senatosunun Ölüm olgusunu vergileri düzenler gibi <strong><em>&#8220;kanunî düzenlemeye&#8221;</em></strong> tabi tutması bir laiklik komedisi değilse nedir?</p>
<p>&#8220;Vakit nakittir&#8221; diyerek Zaman ile bağını koparan insan vaktini (=parasını) kaybetmekten korkuyor. Her şey kontrol altında, cep telefonuna bilgi yağıyor: Borsa endeksi, hava durumu, lig maçlarında atılan goller, trafik canavarı kaç can aldı bugün? Dünya giderek artan bir hızda dönüyor ve ötenazi de bu &#8220;kaçışlar&#8221; içinde bir kaçış. Izdıraplı hastalıklardan &#8220;kurtulmak&#8221; isteyenlere intihar etme hakkı(?) yasal olarak tanındıktan sonra hangi yasa teklifi gelecek? Duygusal ızdırap içindeki insanların ötenazi hakkı? Bir aşk acısı, boşanma, kötü geçmiş bir sınav ya da bir evlât acısına katlanmak istemeyen vatandaşlar da bu <strong><em>&#8220;ızdıraptan kaçış&#8221;</em></strong> hakkına sahip olacak mı? Ötenazi pozitivist anlamda <strong><em>&#8220;rasyonel&#8221;</em></strong> bir ölüm. Ölme vakti seçilmiş, hızlı, temiz, tanrısız ve ızdırapsız. Rasyonel olan her süreç gibi maneviyattan, mânâdan yoksun. Pragmatik ve materyalist bir biçimde yaklaşılan ölüm sanırım eskisinden daha korkunç bir biçimde yaşanıyor. En azından kanser hastalarının internet günlüklerindeki manzara bu. Kendisinin de herkes gibi öleceğini idrak eden, hatta ölüm tarihleri kendilerine <strong><em>&#8220;bilimsel olarak&#8221;</em></strong> bildirilen bu insanların hızla <strong><em>&#8220;laik&#8221;</em></strong> bir maneviyat icad ettiklerine tanık oluyoruz. İkiyüzlü arkadaşlarını, lüks tüketimi terk ediyor bir çoğu. Ölümlü oluşunu idrak eden insanlar pozitivizmin nesnel dünyasından kopmaya, Ben&#8217;den sıyrılmaya, Kendi&#8217;si olmaya çalışıyor. Din kadar Sanat&#8217;a ve Felsefe&#8217;ye sarılmalarını böyle okumak gerekiyor sanırım.</p>
<p><strong><em>&#8220;Modern&#8221;</em></strong> yaşamın ilk kurbanı kelimeler oldu galiba. Kaybettiğimiz kelimler&#8230; Güzellik yerine cazibe, iyilik yerine fayda, vakit yerine nakit, Aşk yerine seks koyarken Hayat&#8217;a mânâ veren Ölüm&#8217;ü de kaybettik. Çay ve ihtiyaç molası verdiğimiz bir dinlenme tesisinde mi unuttuk Ölüm&#8217;ü?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18238" title="olum_korkusu-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu-2.jpg" alt="" width="220" height="256" /></a>Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <strong><em>&#8220;problem&#8221;</em></strong> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar&#8230; Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm&#8217;ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden &#8220;uzakta&#8221; ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme &#8220;sırasının&#8221; onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir &#8220;büyük ikramiye&#8221; ölüm&#8230;</p>
<p> Ölüme kendisini yakın hissedenleri, yaşlıları da dinlemek bir çare olabilir. <strong><em>&#8220;Yakında öleceğim, sizinle konuşmak istiyorum&#8221;</em></strong> dediklerinde <strong><em>&#8220;amaaan! şimdi sırası mı?&#8221;</em></strong> diyerek sözlerini kesmesek yeterli olacak belki? Neler yaptılar hayatlarına anlam katan? Gururlandıkları şeyler neler? Ya pişmanlıkları? Neler bırakmak istiyorlar kendilerinden sonra gelenlere? Umutları neler bizim için? Yaşlılık gözüyle, <strong><em>&#8220;geriye&#8221;</em></strong> bakarken hayat nasıl gözüküyor? Ya biz kendi hayatımızı nasıl göreceğiz o yaşta?</p>
<p>Doğum kadar önemli bir olayı yani Ölüm&#8217;ü yeniden evlerimize misafir etsek belki de yaşamımız daha çok anlam kazanacak..</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu_3.jpg"><img class="size-full wp-image-18239 aligncenter" title="olum_korkusu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olum_korkusu_3.jpg" alt="" width="467" height="161" /></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum%e2%80%99u-yeniden-evimize-misafir-etsek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm Korkusu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 14:19:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18232</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="200" height="180" src="http://www.youtube.com/embed/Xr4DLdcP_2s" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/06/olum-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Açıp Kapayıncaya Kadar&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 08:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17907</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="172" src="http://www.youtube.com/embed/OzwBHP3nnNM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hamiyet Yüceses / Her yer karanlık pür nûr o mevkii (Makber)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/15/hamiyet-yuceses-her-yer-karanlik-pur-nur-o-mevkii-makber/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/15/hamiyet-yuceses-her-yer-karanlik-pur-nur-o-mevkii-makber/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 16:40:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16183</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/22MGbU2XYws" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/15/hamiyet-yuceses-her-yer-karanlik-pur-nur-o-mevkii-makber/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/15/hamiyet-yuceses-her-yer-karanlik-pur-nur-o-mevkii-makber/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Marx&#8217;a göre din, iman ve ölüm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/yakinda-marxa-gore-din-iman-ve-olum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/yakinda-marxa-gore-din-iman-ve-olum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Apr 2011 09:24:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15913</guid>
		<description><![CDATA[
 
 Türk Solu 
Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/marx_din_iman.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15914" title="marx_din_iman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/marx_din_iman.jpg" alt="" width="499" height="544" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/26/yakinda-marxa-gore-din-iman-ve-olum/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/yakinda-marxa-gore-din-iman-ve-olum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kirazın Tadı / Ta’m-e Gilas  (1997)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2011 08:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İntihar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15085</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş: Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;
İnsan, üzerine yirmi kürek toprak attırmak için yola çıktığında, yaşamayı mı istiyordur, ölmeyi mi? İstenilen yardım hangisidir? Üzerine atılacak toprak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kirazin-tadi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15087" title="kirazin-tadi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kirazin-tadi.jpg" alt="" width="289" height="174" /></a>&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş: Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;</em></p>
<p>İnsan, üzerine yirmi kürek toprak attırmak için yola çıktığında, yaşamayı mı istiyordur, ölmeyi mi? İstenilen yardım hangisidir? Üzerine atılacak toprak mı, uzanacak bir el mi?</p>
<p>Abbas Kiyarüstemi&#8217;nin yönettiği, İran yapımı bir film Kirazın Tadı. Deneysel sinemanın önde gelen isimlerinden Kiyarüstemi, bu filmde intihar olgusunu ve buna bakışı sorgulamış.</p>
<p>Bedii Bey, intihar etmek için yola çıkan-uyku hapı içerek hayatına son verecektir-  ve para karşılığında üzerine toprak örtecek ya da ellerinden tutup kaldıracak kişiyi aramaktadır. Arabasına ilk, askerlik yapan bir Kürt gencini alır. Onu ikna etmek için şunu der:</p>
<p><em>&#8220;Ben bir ağacın köküne saçacağın gübreyim. &#8220;</em></p>
<p>Hakikaten kendisi için kazdığı yer bir ağacın dibidir. Ancak ikna edemez. Vazgeçmez Bedii Bey, arayışına devam eder. Bu arayışta gözleri dışarıdadır, hayata bakar. Bu çekimlerde kullanılan sabit kamera ile, Bedii Bey&#8217;in hareketsizliğine karşılık, hareket eden bir hayatı izleriz -içerden dışa bakış Bedii Bey&#8217;in bakışı değildir, onu ve dışı izleyen kameranın bakışıdır-, ama o, bu hayatın içinde kendi ölümünü arar. Kendi toprağını üzerine atacak kişiyi. Onun toprağa bağımlılığı mekân seçimiyle de karşımıza çıkar. Her yer topraktır, savrulan, akan, üzerinden gölgelerin geçtiği, hayat veren ve hayatı biteni  alan&#8230; toprak.</p>
<p>Arabasının ikinci yolcusu Afgan ilahiyatçıya, <em>kendimi bu hayattan kurtarmaya karar verdim</em>, der. Bir tükenişi yaşamaktadır, devam edecek gücü yoktur ama sebebini <span id="more-15085"></span>söylemez. Tüm bu kısımlarda kamera, çıplak hayata bakar, üzerine hiçbir şey eklemez. Hiçbir şeyi allayıp pullama derdinde değildir. Yalın gerçeklik vardır karşımızda.</p>
<p>İkinci yolcu ile, asıl sorularını atar yönetmen ortaya: İntihar, din, günah, mutluluk-mutsuzluk olguları sorular ve cevaplar arayıcılığıyla sorgulanır.</p>
<p>İntiharın nedenlerini hiç aktarmaz yönetmen, sadece sonucu üzerinde durur. Mutsuzluk. Bu sekansta intihar olgusu, din-felsefe bağlamında ele alınırken çoğu diyaloglar bu olguları açıklamaktan çok uzaktır. İslam dininde kişinin intihar etmesinin yasak olması <em>&#8220;Kendini öldürmeyeceksin.&#8221;</em> Afganlı ilahiyatçı aracılığıyla verilirken, buna karşılık verilen cevap:</p>
<p><strong><em>&#8220;İntiharın büyük günahlardan olduğunu biliyorum. Fakat mutsuz olmak da büyük günah. Mutsuzken başka insanları incitirsiniz. Bu da bir günah değil mi?&#8221;</em></strong> şeklinde mutluluk-mutsuzluk argümanına dayandırılır.<strong> </strong>Kısaca, mutsuz insanın çevresindeki insanlara zarar verip incitmesi ile intiharın, günah terazisinde denkliği öne sürülmüş olur.</p>
<p>Sorular akıp gitmeye başlar zihninizden: İnsan dünyaya mutlu olmak için mi gelir? Varoluşun nedeni bu mudur? Mutsuz olan insan sırf bu yüzden varlığını yok mu etmelidir <strong>ve asıl soru; ölüm, varlığın zıttı mıdır? </strong></p>
<p>Üçüncü yolcu, hasta çocuğunu iyileştirebilmek için para arayışında olan ve kendi teklifini kabul eden Doğal Tarih Müzesinde çalışan bir Türktür: Bakari Bey. Yolculuğun güzergâhı değişir bu kez, yol kadar tabiata ait görüntüler ve renkler de değişir. Yine toprak ağır basmaktadır ama bu sefer toprağa eşlik eden yeşillikler vardır ve farklı renkler karşımıza çıkar. Yolcuyla birlikte yol da değişir, Bakari Bey&#8217;in ifadesiyle, <em>uzun yol daha rahattır</em>. Bakari Bey, bu yolculuk esnasında hiç susmaz, devamlı anlatır. Bedii Bey&#8217;in durumunu bir fıkrayla özetler:</p>
<p><em>&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş:</em></p>
<p><em> Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;</em></p>
<p>Varlık sadece beden midir ve ölmek varlığın zıttı mıdır? Değildir. Ölüm çare değildir öyleyse. Ama parmağınız kırıksa, dokunduğunuz her yerde o acıyı hissedersiniz. Hayat hep o acının merkezinden bakarsınız. Her noktayı acıyor zannedersiniz. Öyleyse kırılan parmağı düzeltmelidir insan, vücudu ortadan kaldırarak acıya son vermeyi tercih etmemeli ve hayatı mutluluk-mutsuzluk düzleminde bir varoluşa hapsetmemelidir.</p>
<p>Bedii Bey, etkilenmiştir Bakari Bey&#8217;in konuşmalarından, artık sadece toprak örtmesinin isteminde değildir, önce uyanması için çağırmasını ister, bu yetmez, yüksek sesle çağırmasını ister, bu da yetmez omuzlarından sarsmasını ister. Ölümden çok hayata dönüktür yüzü buralarda ve çaresizce Bakari Bey&#8217;in çevresinde dolanır. Ama Bakari Bey&#8217;den istediği ilgiyi göremez hatta her şey kendisine bırakılır, sorular, cevaplar&#8230;  Bakari Bey anlatacaklarını şiirle, anekdotla, anılarla anlatmıştır.</p>
<p>Bedii Bey&#8217;in üzerine toprak atacak birini araması -burada bile insan &#8220;görülme&#8221; çabasındadır-, ölümüne yardımcı olmaktan çok,  ondan kaçma isteminin göstergesidir.  Bakari Bey&#8217;le yaptığı gezi sonrası onun peşine düşmesi, ondan yardım beklemesi, güneşin batışını izlemesi, ümitsizce bu eylemden vazgeçmek için bir neden bulma çabasıdır. Sabırsız, tedirgin ve huzursuzdur. Kendi evinde de bu eylemi rahatça gerçekleştirebilecekken bu yolu tercih etmesi, içinde bulunduğu halden kendisini kurtaracak birini/bir şeyi bulma beklentisidir. Ancak bu kişiyi/şeyi bulamaz. Karar kendisinindir artık. Başkasının kendisi adına veremeyeceği bir cevap/tercihtir bu.</p>
<p>Bu kısımda özel olarak açılması gereken paragraf, Bedii Bey&#8217;in intihar için yola çıkıp da, yediği dutla, ondan aldığı lezzetle bir aydınlanma yaşaması, hayata bakışını değiştirmesi ve bunu, küçük, sıradan şeyler bile hayattan vazgeçmemek için bir nedendir açıklaması ile vermesidir. Burada birincil planda bir sorun yokmuş gibi görünür, verilen her nimetin görülmek ve tadılmak için verilmesinin büyük bir lütuf olduğu algısı ön plana çıkar. Ancak ikincil planda, bu bakış, hayatı lezzet/madde temeline oturtmak anlamına gelir, &#8220;kaynağı&#8221; ne gösterilse gösterilsin. Dut/kirazdan alınan tatla intihardan vazgeçmek, hayatı, maddi temellere bağlamak değil midir? Bedii Bey&#8217;i/insanı intihara götüren mutsuzluğunun temeli maddi midir ki, çözüm arayışında maddi bir çözüm yeterli olsun? Ya da varoluş için amaç mutluluk mudur ki, mutluluğun temeli sadece maddi lezzete düşürülsün?</p>
<p>Bedii Bey, yaşadığı ortamın tersine maddi açıdan belirli bir refah düzeyinde olan bir karakterdir. Bir insan varoluşunun nedenini mutluluğa dayandırdığında ve insan buna ulaşamadığında ya da bu, ellerinden alındığında, varoluşunun anlamı kalmaz. Ve intihar bu noktada kahraman tarafından sorunun çözümü olarak algılanır. Bir kez daha söylenmesi gereken şey şudur ki, ölüm varoluşun zıttı değildir. Sadece hayatın zıttıdır. Dünya hayatının.</p>
<p>Filmin sonunda gecenin sabaha evrilip de, Bedii Bey&#8217;in uyanıp uyanmayacağı an beklenirken, tam da filmin leif-motifi -bir sorudur bu: üzerine toprak mı atılacak yoksa ellerinden tutulup kaldırılacak mı- cevaplanacakken izleyici karşısında yönetmeni görür ve cevap izleyiciye bırakılır. Kurgunun gerçekliği kırılır. Oysa cevap size ait değildir burada. Postmodern yapıtlarda izleyiciyi/okuru da içine alan eserler, öncül bilgilere dayandırılır. Bu filmde ise böyle bir durum yok. Çünkü yönetmen bu filmde, Bedii Bey&#8217;i intihara götüren nedenleri ya da kahramanının iç dünyasını tanıma şansı vermez izleyiciye, sadece onun bir gününü -intihar edeceği günü- aktarır. Kimse Bedii Bey&#8217;i tanımaz, onu içselleştirme fırsatını bulamaz, hatta yönetmen kahramanı ile izleyici arasında bir yabancılaşma, uzaklaşma sağlayarak -ister iç(arabadaki), ister dış çekim olsun, kamera asla sizi kahramana yaklaştırmaz, uzakta bırakır-, sizi sadece &#8220;intihar olgusu&#8221;na yönlendirir, &#8220;Bedii Bey&#8217;in intiharına&#8221; değil. Bunu da yaparak aslında, yönetmen kendi fikrini gizlemiş, sonu insanların kendi bakış açılarına bırakmıştır. Yönetmenin amacı, boşluğu seyircinin doldurmasıysa, daha fazla done vermeliydi seyircisinin eline. Hatta &#8220;sonu&#8221; kahramanına bırakmalıydı. Kahramanın arayışında aldığı ya da alamadığı cevaplarla seçeceği son, bizim seyirci olarak aldığımız cevaplarla örtüşmeyecektir çünkü; kahramanın önceki yaşanmışlıkları ve sorularına cevap verilip verilmediği, seyircinin giremediği bir alanda, dünde, anlatılmayan kısımda bırakılmıştır çünkü.</p>
<p>Filmin teknik kısmı değerlendirildiğinde, çok farklı tekniklerin uygulandığı, ilgi çekici hatta yer yer şaşırtan cesaretli bir bakışın ürünü olduğu görülür. Film öncelikle, kameranın farklı kullanımıyla dikkat çeker. Biri arabanın içinden Bedii Bey&#8217;e ve dışarı bakışı veren -ki yönetmenin değil- sabit kameranın çekimi; diğeri dış plan çekimler ki, fotoğrafik denilecek tarzda karşımıza çıkar. İki kamera çekimi arasında sıkça yer değiştirme-özellikle sabit kamera çekimleri insanı çok yoruyor-; kameranın bazen kararması; seslerle kesilen ve duyulmayan diyaloglar; farklı mekan seçimi-kırsal bölgede geçen hikaye, toprak&#8217;a odaklanmasıyla, toprak leitmotifinin sadece diyalog olarak değil, mekan olarak da karşımıza çıktığının ifadesidir-; halktan insanların figüran olarak kullanılması ve özellikle son kısımda film akışının kesilerek kurgunun kesilmesi ve gerçek hayata ait görüntülerle filmin sonlanması filmin teknik anlamda ilgi çekici noktaları. Arka planda verilen sosyo-ekonomik yapı; yeni yapılan yüksek binalar, iş arayan erkekler, ülkelerinden olumsuz koşullar yüzünden göçen insanlar, kozmopolit bir yaşam&#8230; filmi bireye odaklanmaktan çıkaran ve onu sosyal alana da taşıyan unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama bu demek değildir ki, sosyal ve tezli bir film. Hayır, bu doneler, bireyi ve içinde yaşadığı toplumu yalın gerçeklikle dile getirme işlevi üstlenmişlerdir.</p>
<p>Kirazın Tadı, cevaplardan çok soruları dile getiren, kahramanından öte bir olguya hatta eyleme odaklanan, felsefi ve dini açıdan soru-cevap yöntemiyle bir olguyu sorgulasa da bunun içini/kapsamını çok da fazla dolduramayan, hatta onu muallâkta bırakan, hayat ve ölümü işlerken varoluşun kıyısından geçen ama uzağına düşen; ancak deneysel diyebileceğimiz tekniklerle kendi orijinal çizgisini oluşturan bir sinema örneği.</p>
<p> </p>
<p>Abbas Kiyarüstemi, hikâyesini süslemek yerine tam zıddını yaparak, diyalog ve edimlerle gerçek hayatı olduğu gibi yansıtmaya, yalın gerçeği mümkün olduğunca aktarmaya, kamerasını kahramana/objeye değil -hatta onu yabancılaştırarak- olguya odaklayan bir filme imza atmış. Size cevaplar verme telaşında değil, hatta soruları arttırma yolunu tercih etmiş. Tıpkı Bakari Bey&#8217;in kararı Bedii Bey&#8217;e bırakması gibi, yönetmen de kararı, seçenekleri, tercihi izleyicisine bırakmış. Sonu istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Bu, hayata nasıl baktığınızla ilgili, parmağınız kırıksa, kimsenin aynı acıyı hissetmesini bekleyemezsiniz. Acının merkezi parmaksa, düzeltilmesi gereken odur. O düzeltilmeden, bedeninizin her yerinde aynı acıyı hissetmeye devam edersiniz çünkü.</p>
<p>Bedeni mi yok etmek, parmağı mı düzeltmek?</p>
<p>Üzerinize atılacak toprağı mı tercih etmek, uzanacak eli mi?</p>
<p>Tercih sizin&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm gibi güzelsin</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/olum-gibi-guzelsin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/olum-gibi-guzelsin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 06:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14947</guid>
		<description><![CDATA[
Anonim
Bu bir aşk ilânı olabilir ancak. Belki gökyüzünde kıyılmış bir nikâh? Seni dünya gözüyle görmeden önce rüyamda görmüştüm. Beyazlar giymiştin ve karlarla kaplı bir tepede tevekkülle oturuyordun. Kapından içeri girdim, selâm verdim ve beyaz duvarlarla çevrili beyaz halına oturdum. Tavan beyazdı. Konukların beyazlar giymişti. Pencerelerinden dışarı baktım ve bembeyaz kar, bembeyaz gök vardı, ufuk yoktu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/mezar-taslari_olum.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8449" title="mezar-taslari_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/mezar-taslari_olum-285x300.jpg" alt="" width="285" height="300" /></a></p>
<p><em><strong>Anonim</strong></em></p>
<p>Bu bir aşk ilânı olabilir ancak. Belki gökyüzünde kıyılmış bir nikâh? Seni dünya gözüyle görmeden önce rüyamda görmüştüm. Beyazlar giymiştin ve karlarla kaplı bir tepede tevekkülle oturuyordun. Kapından içeri girdim, selâm verdim ve beyaz duvarlarla çevrili beyaz halına oturdum. Tavan beyazdı. Konukların beyazlar giymişti. Pencerelerinden dışarı baktım ve bembeyaz kar, bembeyaz gök vardı, ufuk yoktu. Ne kadar güzeldin. Ölüm gibi güzeldin.</p>
<p>Bu sefer seni dünya gözüyle görmek nasib oldu. İstanbul Boğazı&#8217;nda bir ikindi vakti hiç beklemiyordum. Paket taşlarla döşeli dimdik bir yokuşun başında sanki beni bekliyordun. Yeşiller giymiştin. Yeşil sana ne kadar yakışmıştı. Bahçen, yosunlarla kaplı mezar taşların, duvarların yemyeşildi. Önünde kediler toplanmıştı. Yine beni buyur ettin. Namaz kıldık beraberce. Boğazı seyrettik sonra. Ne kadar güzeldin. Ölüm gibi güzeldin. &#8220;Kal&#8221; deseydin ben hazırdım sonsuza kadar seninle kalmaya. Yatacak bir yer gösterseydin bana. Senden ayrılmayı hiç istemezdim. Ama bu ayrılık nimetidir kavuşmayı bana terbiye eden. Ayrıldık yine. Şimdilik tabi. Sadece şimdilik.</p>
<p>Seni çok özledim.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/25/olum-gibi-guzelsin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/olum-gibi-guzelsin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

