<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Nükleer Enerji</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/nukleer-enerji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Türkiye 500 yıllık enerji bağımsızlığına sahip olabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 22:17:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13568</guid>
		<description><![CDATA[
 
&#8220;&#8230;Türkiye toryum rezervi bakımından Dünyâ&#8217;da ikinci sıradadır. Etkin bir Toryum/Uranyum  çevrimine dayanan  reaktör  tiplerine öncelik  vermek  konusunda kararlı ve sürekli bir devlet politikası sürdürülecek olursa, elektrik üretiminde ülkemiz en az 500 yıllık bir bağımsızlığa sâhip  olabilir. &#8230;&#8221;
TAMAMI: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre&#8217;nin sitesi
  
 
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/toryum_enerji_nukleer.gif"><em><img class="alignright size-full wp-image-13569" title="toryum_enerji_nukleer" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/toryum_enerji_nukleer.gif" alt="" width="190" height="253" /></em></a></em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>&#8220;&#8230;</em><em>Türkiye toryum rezervi bakımından Dünyâ&#8217;da ikinci sıradadır. Etkin bir Toryum/Uranyum  çevrimine dayanan  reaktör  tiplerine öncelik  vermek  konusunda kararlı ve sürekli bir devlet politikası sürdürülecek olursa, elektrik üretiminde ülkemiz en az 500 yıllık bir bağımsızlığa sâhip  olabilir. &#8230;&#8221;</em></p>
<p><strong><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_docman&amp;task=doc_download&amp;gid=28&amp;Itemid=59" target="_blank">TAMAMI: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre&#8217;nin sitesi</a></strong></p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Para yenir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 08:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9023</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar &#8220;vahşi doğadan&#8221; bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9024" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="164" height="243" /></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>&#8220;vahşi doğadan&#8221;</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı&#8230; <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Nükleer Enerji Kanunu, Hatalar, Sorunlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/09/21/yeni-nukleer-enerji-kanunu-hatalar-sorunlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/09/21/yeni-nukleer-enerji-kanunu-hatalar-sorunlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 21:58:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/09/21/yeni-nukleer-enerji-kanunu-hatalar-sorunlar/</guid>
		<description><![CDATA[Haftaya hükümetin nükleer enerji politikasına ağır eleştiriler yönelten bir makale ile başlıyoruz. Yazar Türkiye&#8217;de 1960&#8242;larda başlayan nükleer arayışların tarihçesini ve politik sorunlarını içeriden yaşamış bir uzman, kısa bir süre önce yitirdiğimiz değerli bilim adamı Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre.
Nükleer enerji sağlıklı biçimde tartışamadığımız konular arasında. Ergenekon, parti kapama veya tesettür yasağı gibi bu konuda da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080921_derin_dusunce_org_nukleer_enerji_yasasi.jpg" alt="20080921_derin_dusunce_org_nukleer_enerji_yasasi.jpg" />Haftaya hükümetin nükleer enerji politikasına ağır eleştiriler yönelten bir makale ile başlıyoruz. Yazar Türkiye&#8217;de 1960&#8242;larda başlayan nükleer arayışların tarihçesini ve politik sorunlarını içeriden yaşamış bir uzman, kısa bir süre önce yitirdiğimiz değerli bilim adamı Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre.</p>
<p>Nükleer enerji sağlıklı biçimde tartışamadığımız konular arasında. Ergenekon, parti kapama veya tesettür yasağı gibi bu konuda da iki takımdan birini tutmak, kampınızı seçmek zorundasınız(!) Oysa nükleer enerji bir EVET/HAYIR meselesi değil. İster bu enerjiyi risklerinden ötürü yasaklayalım istersek Fransa gibi <span id="more-1562"></span>elektriğimizin %70&#8242;ini bu yolla üretmeyi hedefleyelim sorular ve sorunlar bitmiyor.</p>
<p>Nükleersiz bir Türkiye dediğimiz zaman:</p>
<ul>
<li>1) Sınırlarımıza yakın Bulgaristan ve Ermenistan&#8217;daki santraller sebebiyle yine de çernobil gibi bir kazadan korunmuş olmuyoruz.</li>
<li>2) Yükselen petrol-doğal fiatları ve rüzgâr, güneş, bioenerji gibi kaynakların verimsizliği Türkiye&#8217;yi bir açmaza sürüklüyor.</li>
</ul>
<p>Yüzümüzü nükleere çevirdiğimiz zaman ise santral tipi, radyoaktif atıklar, santrallerin yönetilmesi, zenginleştirilmiş uranyumun nükleer silahlanmaya kapı açılması gibi teknik, tıbbî, politik, diplomatik ve ekonomik UZMANLIK isteyen bir çok konu gündeme geliyor.</p>
<p>Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/cevre/">çevre köşesinde</a> nükleer enerji konusunu genel hatlarıyla tartışmaya açmıştık; hatırlayacaksınız &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/">Nükleer Enerji? Evet ama&#8221;</a> adlı makale ile. İzleyen günlerde de &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/">Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi?&#8221;</a> diye sormuştuk.</p>
<p>Özemre&#8217;nin bu makalesi ise sadece AKP&#8217;nin nükleer politikasını eleştirmekle yetinmiyor. Hem Türkiye&#8217;nin politik koşullarına hem de nükleer teknolojinın bugün dünyada geldiği noktaya ışık tutan derinlemesine bir çalışma sunuyor.</p>
<p>Hepinize iyi haftalar dileğiyle</p>
<p>MY</p>
<p><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=280&amp;Itemid=57"><font color="#0000ff"><strong>YENİ &#8220;NÜKLEER ENERJİ KANÛNU&#8221; TÜRKİYE&#8217;Yİ NEREYE GÖTÜRÜR? </strong></font></a></p>
<p>Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre</p>
<p><strong>Nükleer Santral Projesi&#8217;nin<br />
1992 Öncesi </strong></p>
<p align="justify"><strong>1. </strong>Türkiye&#8217;nin elektrik üreten bir nükleer santrale sâhip olması gerektiği fikri Atom Enerjisi Komisyonu&#8217;nun 1958 yılındaki ilk toplantılarında dahî berrak bir biçimde oluşmuş bulunmaktaydı. Fakat çeşitli sebeplerden ötürü bu yöndeki ilk çalışmalar Elektrik İşleri Etüd İdâresi (EİEİ) bünyesinde oluşturulan bir çalışma grubu tarafından ancak 1965 yılından itibâren yürütüldü.</p>
<p align="justify">Biri ABD&#8217;den, biri İsviçre&#8217;den, diğeri de İspanya&#8217;dan üç firmanın oluşturduğu bir konsorsiyum bu konuda EİEİ&#8217;ye danışmanlık hizmeti vererek 1969&#8242;da nihaî raporunda, nükleer enerji kökenli elektrik üretiminin ilk adımında, ve <strong><em>ülkenin imkân ve şartlarına daha çok uyduğu gerekçesiyle</em></strong>, Türkiye&#8217;nin 400 MWe&#8217;lik doğal uranyum ve basınçlı ağırsulu PHWR tipi bir reaktörle işe başlamasını tavsiye etmişti.</p>
<p align="justify">Ancak 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu<em> </em>(TEK) kurulduktan sonra bu proje <strong><em>yeterince siyasî bir destek bulamadığından</em></strong> kadük kalmıştır.</p>
<p align="justify"><strong>2.</strong> 1972&#8242;de TEK&#8217;de Nükleer Santraller Dairesi kurulmuş, 1974 yılında bir nükleer santral kurulması kararı alınmış ve yer seçimi için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmaların sonunda Silifke&#8217;nin 80 km kadar batısında, deniz kıyısında, Eceli Belediyesi&#8217;ne bağlı olan Akkuyu mevkii nükleer santral alanı olarak uygun görülmüş ve TAEK<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('O zamanki adıyla: Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu Genel Sekreterlik Teşkilâtı.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>2</strong></sup></a> 1976&#8242;da buraya, elindeki: 1) sismik etüt sonuçlarını, 2) zemin mekaniği araştırmalarını, 3) meteorolojik ve 4) oseanografik değerlendirme sonuçları ile 5) <em>flora</em> ve <em>fauna</em> incelemelerini göz önünde tutarak, &#8220;nükleer santral sit alanı&#8221; olarak lisans vermiştir.</p>
<p align="justify">Ancak sit alanıyla ilgili veri toplamaya yönelik çalışmalar 40 kadar yerli ve yabancı ilmî kuruluşun katkısıyla 1982 yılına kadar sürmüştür.  Bu çalışmalardan sonra TAEK, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı&#8217;na (IAEA) başvurarak uzman bir heyeti Türkiye&#8217;ye dâvet etmiştir. Bu heyet 1983 yılında Akkuyu&#8217;nun nükleer sit alanı olarak seçilmesinin isâbetli olduğunu tasdik eden bir raporu TAEK&#8217;e vermiştir.</p>
<p align="justify">1976 yılında üçü İsviçre&#8217;den ve biri de Fransa&#8217;dan 4 firmanın oluşturduğu bir konsorsiyum danışman olarak tutularak nükleer santral için çeşitli firmalardan teklif alınmıştır. Tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda da 1977 yılında isveç kökenli ASEA-ATOM/STAL-LAVAL konsorsiyumu ile sözleşme öncesi görüşmelere başlanmıştır. Ancak 12 Eylûl 1980 askerî darbesinden sonra İsveç Hükûmeti &#8220;<em>demokratik olmayan bir ülkeyi muhâtap almama</em>&#8221; kararı aldığından görüşmeler kesilmiştir.</p>
<p align="justify"><strong>3.</strong> 1982 yılında nükleer santral için gene <strong><em>ihâle açılmaksızın</em></strong> TAEK Başkanlığı aracılığıyla Atomic Energy of Canada Limited (AECL), Siemens-Kraft Werk Union (KWU) ve General Electric (GE) firmalarından <strong><em>hiçbir ihâle şartnâmesine dayanmayan</em></strong> [yâni bu firmalara resmî bir "İhâle Şartnâmesi"ne yollama yapılarak "<em>Tekliflerinizi bu Şartnâme'ye uygun tarzda yapacaksınız!</em>" denilmeden] teklifler toplanmıştır. 1983&#8242;de 7405 sayılı &#8220;Nükleer Tesislere Lisans Verilmesine Dair Tüzük&#8221; yürürlüğe girmiş, 2 Kasım 1983 de kanûn kuvvetinde kararnâme ile &#8220;Nükleer<em> </em>Elektrik Santralleri Kurumu&#8221;<em> </em>(NELSAK) kurulmuşsa da hiçbir zaman kuvveden fiile çıkartılamayan bu kurum 1993 yılında 3743 sayılı yasayla kaldırılmıştır.</p>
<p align="justify">2 Kasım 1983 de AECL, Siemens-KWU ve GE ile, gene <strong><em>hiçbir ihâle şartnâmesine dayanmayan</em></strong>,<strong><em> </em></strong>teke tek pazarlık görüşmeleri başlamıştır. 1984&#8242;de TAEK Başkanı Prof. Nejat Aybers, Siemens&#8217;in bir kuruluşu olan KWU&#8217;nun teklif ettikleri nükleer santralin, fiyatının daha ucuz gösterilebilmesini temin etmek üzere, Alman Lisans Kurumu (GRS) tarafından lisanslanmış olan <em>Referans Santrali</em>&#8216;nden çoğu da reaktörün güvenliğini ve güvenilirliğini ilgilendiren 51 noktada sapma gösterdiğini tesbit etmişti.</p>
<p align="justify">Sonunda IAEA&#8217;nın gözetiminde Viyana&#8217;da yapılan müzâkereler sonunda Almanlar Prof. Aybers&#8217;in tesbit ettiği 51 noktadan 43&#8242;ünde sapmış olduklarını kabûl etmek mecbûriyetinde kalmışlardı. Geri kalan 8 hususta da  Prof. Nejat Aybers bunların &#8220;reaktör adası&#8221;nın<em> </em>(<em>reactor island</em>&#8216;ın) <em>dışındaki sapmalar olması hasebiyle </em>TAEK tarafından pazarlık konusu edilebilir ve dolayısıyla da (<em>iknâ edici kanıtların takdîm edilebilmesi hâlinde</em>) kabûl edilebilir sapmalar olduğuna hükmetmişti.</p>
<p align="justify">30 Ağustos 1984 de pazarlık görüşmelerinde anlaşma sağlanmış ise de Hükûmet <em>anahtar teslimi esası</em>na göre başlattığı nükleer santral ihâlesinin temel şartını <em>Yap-İşlet-Devret</em> şartına dönüştürdüğünü açıklayınca KWU ile kendisine Akkuyu yerine sanal Sinop nükleer siti teklif edilmiş olan GE firmaları bu sebeplerden ötürü ihâleden çekilmişlerdir.</p>
<p align="justify">AECL ile 1985 yılında Yap-İşlet-Devret modeline göre bir ön anlaşma imzâlanmış olmasına rağmen: 1) bir yandan kömür santrallerinin daha elverişli olduğu hakkında Hükûmet&#8217;in bir bölümünde beliren yanlış bir kanaat dolayısıyla oluşan <strong><em>siyâsî irâde eksikliği</em></strong>, 2) diğer yandan da Kanada Hükûmeti&#8217;nin, üretilen elektriğin Devlet tarafından satın alınacağına dair istediği garantiyi Türk Hükûmeti&#8217;nin vermek istememesi dolayısıyla, Yap-İşlet-Devret modelini fazla riskli bulması sonucu 1986&#8242;da bu girişim de sonuçsuz kalmıştır.</p>
<p align="justify"><strong><em>Bu girişimlerin başarısız olmasının başlıca sebebi nükleer santral yapımcılarıyla yapılan teke tek müzâkerelerin ciddî bir İhâle Şartnâmesi metnine dayanmamakta olmasıydı; çünkü İhâle Şartnâmesi hem teklif vereni hem de Devlet&#8217;i bağlayan, her iki tarafın da dışına çıkmaması gereken resmî bir çerçevedir.</em></strong> Nükleer santral yapımcılarının istekli olmalarına ve bâzılarının da Türkiye&#8217;yi bu konuda &#8220;<em>aldatılması kolay bir ülke</em>&#8221; olarak görmelerine rağmen işin ciddî tutulmamış oluşu onları bir mâcerâ olarak gördükleri bu ihâleden vaz geçmelerine sebep olmuştur.</p>
<p align="justify">Nükleer santral kurma girişimlerinin sonuçsuz kalması karşısında, 1957-1987 arasında gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yetişmiş olan nükleer mühendis, nükleer uzman, nükleer fizikçi, nükleer teknisyen gibi yaklaşık 1000 (bin) kadar uzman potansiyelimizin bir bölümü, yavaş yavaş ya yurt dışına ya da Türkiye&#8217;de uzmanlıklarıyla ilgili olmayan başka işlere kaymışlar ve hattâ Ocak 1988&#8242;de TEK&#8217;in &#8220;Nükleer Santraller Dairesi&#8221; bile kapatılmış, bu dairenin deneyimli kadrosu da dağılmıştır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Nükleer</strong></p>
<p><strong>Enerjiye İhtiyacı</strong></p>
<p align="justify">Türkiye&#8217;nin, bir yandan <em>resmî açıklamalara göre</em> % 1,47 olan oldukça yüksek nüfus artışı ve diğer yandan da hızlı sanâyileşmesi dolayısıyla, enerji ihtiyâcı her yıl bir öncekine oranla, % 10 civârında artmaktadır. Bu ise her 7 yılda bir, ülkenin enerji ihtiyâcının ikiye katlanması demektir.</p>
<p align="justify">Türkiye&#8217;nin geleceğe yönelik enerji ihtiyâcını tahlîl eden ciddî incelemeler 1972&#8242;den beri: 1) bağımsız akademisyenler, 2) TEK,  3) Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın organları, 4) Devlet Plânlama Teşkilâtı ve 5) üniversiteler tarafından yapılagelmiştir. 1972&#8242;de türünün ilki sayılabilecek bir incelemede<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Prof. Nejat Aybers, Prof.Dr. Sadık Kakaç ve Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre:  Atom Enerjisi Komisyonunun III., IV. ve V. Plân Dönemlerindeki Faaliyet Ve Yatırımları İçin Makroplân, ÇNAEM Raporu No. 87, 1972.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>3</strong></sup></a> Türkiye&#8217;nin XXI. yüzyılın başlarında büyük bir kurulu güç açığı bulunacağı hesaplanmış ve bu açığın kapanabilmesinin de ancak nükleer enerjiden yararlanmakla mümkün olacağı vurgulanmıştı. Bugüne kadar geçen zaman zarfında resmî makamlar tarafından yapılan benzeri değerlendirmeler 1972 târihli bu raporun sonucunu <strong><em>kalitatif olarak</em></strong> hep te&#8217;yid edegelmiştir.</p>
<p align="justify">Doğalgaz faktörünün devreye girmesiyle yapılan son ve iyimser değerlendirmelerde de bile kömür, doğalgaz ve hidrolik potansiyele dayanılarak yapılan talep tahminlerinde 2020 yılı için ortaya çıkan enerji açığının nükleer enerjiden yararlanarak kapatılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu durumda 2020 yılına kadar en az 10.000 MWe&#8217;lik bir nükleer gücün tesis edilmesi gerekecektir<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Bk. : Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş. Araştırma Plânlama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı Üretim Plânlama ve Koordinasyon Müdürlüğü, Orta ve Uzun Dönem Elektrik Enerjisi Üretim Plânlama Çalışması 1997-2020, Ankara 1997.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>4</strong></sup></a>.</p>
<p align="justify">Güneş ve rüzgâr enerjisi<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Rüzgâr enerjisini hem abartmamak ve hem de ihmâl etmemek gerekir. Durumu aydınlatmak üzere bir mukayese yapmak isâbetli olacaktır. Bugün elektrik üreten rüzgâr türbinlerinin en yaygın tipinin: 1) rotoru yerden 40-50 metre kadar yüksekte, 2) palet çapı 43 metre, ve 3) nominal kurulu gücü de 600 kWe (0,6 MWe) civârındadır. Böyle bir türbinin verimi ise optimal rüzgâr şartlarında % 20 civârındadır. Yâni bu türbinin, pervânelerinin optimal rüzgâr hızı\'nda döndüğü varsayılacak olursa, kurulu gücü yalnızca: 600 kWe ´ 0,20 = 120 kWe gibi sürekli bir etkenliğe sâhip olacaktır. Türkiye\'nin sâhillerinin uzunluğu 8333 km\'dir. Sâhillerimizin her kilometresine bu türden bir rüzgâr türbini kurulmuş olsa en iyi verim şartı altında bu 8333 rüzgâr türbininin etken kurulu gücü, ancak: 8333 × 0,60 MWe × 0,20 = 1000 MWe, yâni hemen hemen tek bir nükleer santralin etken kurulu gücü kadar olacaktı. Bu kabil bir projenin ilk safhada iki önemli hendikapı vardır: 1) Yaklaşık olarak: bir rüzgâr türbininin ömrü 20 yıl, hâlbuki bir nükleer santralin ömrü 40 yıldır. 2) Bu vüs\'atte bir projenin mâliyeti 5 milyar € civârındadır; oysa, aynı etken kurulu güce sâhip Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini\'ne uygun bir nükleer santrali 2,1 milyar €\'ya tesis etmek mümkündür.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>5</strong></sup></a> ya da biyomas gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hiçbiri bu büyüklükteki bir enerji açığını kapatmak için yeterli değildir. 2020 yılı için öngörülen bu açığın: 1) ekonomik olduğu, 2) sürekli enerji üretim güvencesi sağladığı, ve 3) diğer alternatiflere kıyasla, büyük güçlerde kurulabildiği için nükleer enerjiden yararlanarak tedrîcen kapatılması yegâne çözüm olarak gözükmektedir.</p>
<p align="justify">Ülkede nükleer santrallerin tesisinin, nükleer santral teknolojisinin bir bölümüne hâkim olmamızı da mümkün kılması gereklidir. Nükleer santral teknolojisine hâkim olabilmek <strong><em>gibi millî bir hedef</em></strong><em> </em> ise: önce 1) bir ya da birkaç <strong><em>teknoloji seçimine</em></strong>, ve sonra da 2) bu yönde <strong><em>sağlam ve sürekli bir siyâsî irâdenin oluşmasına </em></strong>bağlıdır.<strong><em><u> Bu konu</u>:<u> </u>1)<u> bu işten anlamayan hayalperest bürokratların tercihlerine</u>,<u> ve </u>2)<u> özel firmaların bencil kâr hesaplarına bırakılmayacak kadar önemli ve stratejik bir konudur</u>.</em></strong></p>
<p align="justify"><strong><em>Nükleer santral teknolojisinin ya da teknolojilerinin seçimi yalnızca İşletici&#8217;nin ekonomik tercihlerine de bağlı olamaz, olmaması gerekir</em></strong>. Böyle bir seçimin, <strong><em>millî çıkarları göz önünde tutan &#8220;millî bir strateji çerçevesi içinde&#8221;</em></strong>, ekonomik endîşelerin yanında:</p>
<p align="justify"><strong>1. </strong>Millî sanayinin imkânlarını ve gitgide artan katkılarını,</p>
<p align="justify"><strong>2. </strong>Millî iletim ağının (<em>enterkonnekte şebekenin</em>): 1) kapasitesini ve stabilitesinin muhâfaza edecek, 2) voltaj ve frekans pertürbasyonlarını ise minimum tutacak niteliklere sâhip olmasını,</p>
<p align="justify"><strong>3. </strong>Millî ham madde kaynaklarının değerlendirilmesi imkânını,</p>
<p align="justify"><strong>4. </strong>Güney Kore örneğinde olduğu gibi, kısa zamanda, kendi nükleer santrallerimizi yüksek bir gerçekleştirme oranında bizzât kendimizin inşâ etmemizi sağlamaya müsait olmasını</p>
<p align="justify">da göz önünde tutması gerekir.</p>
<p><strong>Nükleer Santrallere</strong><strong><br />
Lisans Verme Felsefesi</strong></p>
<p align="justify">1970-1982 yılları arasında <em>Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu Nükleer Güvenlik Komitesi</em> başkanı iken nükleer konularda, nükleer enerjiye geçme konusundaki başarısız 1976 ve 1982 tecrübelerindeki strateji hatâlarını analiz edip bunlardan ibret alarak, Türkiye&#8217;nin &#8220;<strong><em>Nükleer Santralleri Lisanslama Felsefesi</em></strong>&#8220;nin temellerini tesbit eden rahmetli Prof. Dr.h.c. Nejat Aybers&#8217;dir.</p>
<p align="justify">2690 sayılı kanûna göre TAEK<em> </em>ülkedeki nükleer tesislere lisans vermekle yükümlü tek yetkili kurumdur. Fakat gerçekçi olmak gerekirse, TAEK&#8217;in orijinal bir nükleer santral tasarımını sıfırdan başlayıp inceleyerek lisans vermek husûsunda, bugün için:</p>
<ul>
<li>Ne, meselâ Alman Lisanslama Kurumu GRS gibi, etken ve de bağımsız bir örgütü,</li>
<li>Ne bu konuda uzman elemanı,</li>
<li>Ne eksiksiz bir mevzuâtı,</li>
<li>Ne yeterli donanımı, ve</li>
<li>Ne de yeterli bilgi ve deneyim düzeyi</li>
</ul>
<p align="justify">vardır. Bunun farkında olan Prof. Aybers Türkiye&#8217;de tesis edilmek istenen ve <em>yapımcının ülkesindeki lisanslama otoritesinden lisans almış olan </em>bir nükleer santralin Türkiye&#8217;ye takdîm edilmiş olduğu şekliyle:</p>
<p align="justify"><strong>1. </strong>Tipinin benzerinin (<em>Referans Santrali&#8217;nin</em>) <strong><em>en az beş yıllık güvenli bir işletme tecrübesine sâhip olup olmadığının</em></strong>,</p>
<p align="justify"><strong>2.  </strong>Yapımcının ülkesindeki lisanslama yöntemine uyup uymadığının,</p>
<p align="justify"><strong>3. </strong>Bu lisanslama yönteminin komponent bazında değil de santralin tümünü kapsayıp kapsamadığının,</p>
<p align="justify"><strong>4. </strong>Yapımcının kendi ülkesinde lisanslanmış referans olarak gösterdiği santralin aynısını teklif edecek yerde, fiyatını düşük gösterebilmek için: farklı, daha az güvenli ve daha az güvenilir bir santral takdîm edip etmemiş olduğunun,</p>
<p align="justify"><strong>5.  </strong>Eğer farklı bir santral takdîm edilmişse bunun lisanslanmış santralden hangi noktalarda saptığının,</p>
<p align="justify"><strong>6. </strong>Bu sapmaların TAEK açısından kabûl edilebilir olup olmadıklarının incelenip lisansın buna göre verilmesini prensip ittihaz etmiş; ve bu kısıtlı imkânlarını maksimum etkenlikte kullanabilmesi için de:</p>
<p align="justify"><strong>7. </strong>Türkiye&#8217;de kurulacak olan bir nükleer santral örneği için, yapımcının ülkesindeki lisans verme otoritesi tarafından verilmiş lisansının bulunmasını şart koşmuştur.</p>
<p align="justify">Nükleer santral tesisi gibi milyarlarca dolara bâliğ olan bir konuda kendi millî lisans otoritesinden lisans almamış ya da türünün tek örneği ve de en az son 5 yıl boyunca güvenli ve güvenilir bir şekilde işletilmiş olduğu kanıtlanması mümkün olmayan nükleer santral tasarımları için <strong><em>Türkiye&#8217;nin:</em></strong></p>
<p><strong>1. </strong><strong><em>Yapımcıların deneme tahtası olarak kullanılmasına,</em></strong></p>
<p align="justify"><strong>2. </strong><strong><em>Sonundan emin olunmayan bir mâcerâya sürüklenmesine,</em></strong></p>
<p align="justify"><strong>3. </strong><strong><em>Durmuş-oturmuş-denenmiş bir santral yerine cevaplandırılamayan sorularla dolu müphem bir prototip tasarımıyla zaman ve üretim imkânı kaybetmesine</em></strong></p>
<p align="justify"><em>asla cevaz verilmemesi gerekir.</em></p>
<p align="justify"><strong>Nükleer Santral Edinmedeki Hatâlar</strong><strong><br />
ve Sonunda Sağduyunun Ağır Basması</strong>
</p>
<p align="justify">Gerek 1976 gerekse 1983 yılındaki nükleer santral kurma teşebbüslerinin başarısız olmasındaki <strong><em><u>temel hatâ</u></em></strong> bu işin Türkiye&#8217;nin menfaatleri açısından <strong><em>tüm şartlarının santral üreticilerine açık ve seçik olarak bildirilmemiş olması</em></strong>, yâni <strong><em>ayrıntılı ve tarafları bağlayan kesin bir şartnâmeye dayanan bir ihâle açılmamış olması</em></strong>dır<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Meselâ KWU\'ya hazır "><sup><strong>6</strong></sup></a>. Bu, bütün teklif verenleri: &#8220;<em>Türkiye&#8217;nin bu işi bilmediğini, ve kolayca aldatılabileceğini zannetmelerine</em>&#8221; rağmen &#8220;<em>Türkiye&#8217;de bu şartlarda nükleer santral kurmanın kendileri için büyük risk taşıdığına inanmalarına</em>&#8221; yol açmıştır. Nitekim KWU gibi ciddî olması gereken bir firma dahî, yukarıda da sözü edilmiş olduğu gibi, <strong><em>çıkar endîşesiyle, gerçekleri saptıran</em></strong> bir teklif verebilmiştir.</p>
<p align="justify">Ayrıca ortada tarafları bağlayan resmî bir şartnâme metni olmadığından, zamanın hükûmetinin, teklif veren firmalara dâvet mektubunda bulunmayan, &#8220;Yap-İşlet-Devret&#8221; gibi yapımcının kabûl etmesi mümkün olmayan şartlarla zikzaklar çizebilmesine ve emrivâki yapabilmesine de imkân vermiştir. Hâlbuki nükleer santral yapımcılığı başka, nükleer santral işleticiliği ise bambaşka konulardır.</p>
<p align="justify">İşte 1976 ve 1983&#8242;deki bu <strong><em>acemice ve tâlihsiz girişimler</em></strong> 1996&#8242;daki ihâlenin temelinin sıkı tutulmasının gerekliliği hakkında <strong><em>yeterince öğretici</em></strong> olmuştur. Bu ihâlenin,: 1) olabildiğince kontrollu bir biçimde cereyân etmesi de, 2) <em>siyasetçilerin </em>daha öncekilerde olduğu gibi ihâle yöntemine yerli yersiz müdâhale etmelerinin önüne geçilmesi de, ancak, kurumları ve şahısları bağlayıcı resmî bir ihâle şartnâmesi çerçevesinde hareket edilmesiyle mümkün olabilmiştir.</p>
<p align="justify">Aralık 1992&#8242;de Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Ersin Faralyalı&#8217;nın Bakanlar Kurulu&#8217;na sunduğu bir raporda, başka enerji kaynakları ihdâs edilmediği takdirde, ülkenin 2010 yılında büyük bir enerji krizin içine düşeceğine ve bunun için de mutlaka nükleer enerjiden yararlanılması gerektiğine dikkat çekilmekteydi.</p>
<p align="justify">Bunun üzerine 1993 başında toplanan &#8220;Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu&#8221; nükleer enerjiden elektrik üretimini ülkenin öncelikli bütün meseleleri arasında 3. sıraya koymuştur.</p>
<p align="justify">1995 yılında TEAŞ, nükleer santral ihâlesinin ön incelemelerini yapmak üzere danışman olarak, Güney Kore&#8217;nin Korean Atomic Energy Research Institute (KAERI) firmasıyla anlaşmıştır. 1996&#8242;da Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın görevlendirdiği 3 danışman<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('(Merhum) Prof.Dr.h.c. Nejat Aybers, Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre ve Prof.Dr. Ahmet Bayülken.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>7</strong></sup></a> ile daha sonra bunlara katılan TEAŞ Nükleer Santraller Dairesinden 2 elemandan<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Nevzat Şahin ve E. Lütfi Sarıcı.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>8</strong></sup></a> oluşan bir komisyon KAERI&#8217;nin tek cildlik ihâle şartnâmesi taslağını Türkiye şartlarına uyarlayıp genişleterek buna 5 cildlik<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Bu hacım artışı dahî bu ihâlenin, ne kadar kılı kırk yararcasına ciddî tutulmuş olduğunun bir göstergesidir.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>9</strong></sup></a> son şeklini vermiştir. Bunun üzerine 17 Ekim 1996 târihli Resmî Gazete&#8217;de &#8220;Akkuyu Nükleer Santrali&#8221; için ihâle açılmış olduğu ilân edilmiştir.</p>
<p align="justify">Bu arada TBBM&#8217;nde bütçe görüşmeleri sırasında Meclis&#8217;deki bütün partilerin ülkenin nükleer enerjiden yararlanması konusunda hemfikir oldukları ve dolayısıyla siyâsî bir <em>konsensus</em> ve siyâsî bir <em>irâde</em>nin de artık oluşmuş olduğu ortaya çıkmıştır.</p>
<p align="justify">15 Ekim 1997 de AECL (<em>Atomic Energy of Canada Limited</em>), NPI (<em>Nuclear Po-wer International/Siemens ve Framatome konsorsiyumu</em>) ve Westinghouse (<em>Mitsu-bishi ile birlikte</em>) tekliflerini sunmuşlardır. Bu tekliflerin: 1) ciddîyet derecesi, 2) avantajları, 3) eksiklikleri ve 4) gizlemeye çalışılan hiyleleri 221 sayfalık analitik ve kritik bir raporda o zamanki TEAŞ Genel Müdürü Zeki Köseoğlu&#8217;nun talebi üzerine Enerji Bakanlığı Danışmanı Prof.Dr. Ahmet Bayülken ile TEAŞ Genel Müdür Danışmanı sıfatıyla tarafımdan incelenmiştir<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Ayrıntılar için Bk.: 1) Ahmet Bayülken ve Ahmed Yüksel Özemre, "><sup><strong>10</strong></sup></a>.</p>
<p align="justify">Bu süreçte NPI konsorsiyumunun, teklifinde: 1) pekçok hakîkat dışı beyânda bulunduğu, 2) teklif etmiş olduğu nükleer santralin benzeri bir referans santralinin mevcûd olmadığı gibi, 3) teklifinin projelendirilme safhasının dahî tamamlanmamış olduğu, dolayısıyla 4) Almanya&#8217;da ve Fransa&#8217;da lisans alamamış olduğu, 5) İhâle Şartnâmesi&#8217;nin &#8220;anahtar teslim&#8221; şartına uymadığı, 7) bir başka <em>olmazsa olmaz</em> şart olan &#8220;santralin nükleer yakıtının temini&#8221;ni de üstlenmediği, <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Şartnâme&#8217;nin bir başka <em>olmazsa olmaz</em> şartlarından biri olan 15 yıl geri ödemeli Eximbank te&#8217;yidli % 100 kredi getirme şartının ancak % 10 kadarını karşılayabildiği, ve bunların dışında da 9) <strong><em>İhâle Şartnâmesi&#8217;ne yüzlerce konuda aykırı olduğu</em></strong> ortaya çıkmıştır.</p>
<p align="justify">Bu durum NPI&#8217;ın ortağı Siemens için, esefle hatırlatılması gerekir ki, bir yenilik değildi. Siemens&#8217;in, en çok 6-7 yılda tamamlanması gereken: 1) Atucha-2 nükleer santralini Arjantin&#8217;de 28 yıldır hâlâ tamamlayamamış; 2) Brezilya&#8217;daki Angra-2 nükleer santralini ise ancak 24,5 yılda tamamlayabilmiş olması dolayısıyla sâbıka dosyası kabarık ve bu olgular dolayısıyla güvenilir gözükmeyen bir yapımcıdır.</p>
<p align="justify">TEAŞ Yönetim Kurulu ise &#8220;<strong><em>Bayülken-Özemre Raporu</em></strong>&#8220;nda açıkça ortaya konmuş olan bütün bu aykırılıklara rağmen Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi&#8217;ni NPI&#8217;ın kazanmış olduğunu bir emrivâki ile ilân etmeye kalkışmıştır. Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan&#8217;ın bu emrivâkiyi o sırada Pekin&#8217;de bulunmakta olan Enerji Bakanı Cumhur Ersümer&#8217;e bildirmesi ve onun da müdâhalesi sonucu bu açıklama yapılamamıştır.</p>
<p align="justify">Eğer bu ihâle NPI&#8217;ye kazandırılmış olsaydı İhâle Şartnâmesi&#8217;ne göre 6,5 yılda hizmete girmesi gereken bu nükleer santral herhâlde, Siemens&#8217;in Arjantin ve Brezilya&#8217;daki oyalamalarında olduğu gibi, 20-25 yıldan önce bitirilemezdi; ve Türkiye&#8217;ye mâliyeti de, 3,5 milyar $ yerine, herhâlde 40 milyar $ kadar olurdu.</p>
<p align="justify">Prof.Dr. Ahmet Bayülken ile benim bu ihâledeki bütün bu aksaklıkları tesbit eden mezkûr 221 sayfalık <strong><em>&#8220;Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi Değerlendirme Komisyonları&#8221; Raporlarını, ve Muhâlefet Şerhlerini Değerlendirme Raporu </em></strong>başlıklı raporumuzun Genel Müdür Zeki Köseoğlu&#8217;nun ayrılmasından sonra TEAŞ İdâresi tarafından yok sayılması üzerine, durumun vahâmetini açıklayan 2 sayfalık bir takdîm yazısıyla Cumhurbaşkanı&#8217;na, Başbakan&#8217;a ve Başbakan Yardımcısı Bakanlar&#8217;a ilettiğimiz bu rapor üzerine,<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Bu Bakanlar Kurulu toplantısında Kurul\'a o gün ilk kez katılmış olan ANAP Başkanı\'nın ihâleye katılan 3 firmaya da, hiçbir yasal dayanağı olmadığı hâlde, otuzar milyon dolar tazminat (!) ödenmesini teklif etmiş olması da Basın\'da alaylara ve sert tenkitlere yol açmıştı. Meselâ, Bk.: 1) Cüneyt Ülsever, Hürriyet gazetesi 29 Temmuz 2000, 2) Aydınlık dergisi, 31 Ocak 2001 s. 5, 2) Meral Tamer, Milliyet gazetesi 2 Temmuz 2004.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>11</strong></sup></a> <em>durumun o günkü hükûmetin birliğini sarsacağına inanan</em> Başbakan&#8217;ın önerisine uyan Bakanlar Kurulu 25 Temmuz 2000&#8242;de, sudan zâhirî sebepler ileri sürerek, bu ihâleden vaz geçmek zorunda kalmıştır.</p>
<p><strong>ETK Bakanı Hilmi Güler&#8217;in ve TAEK<br />
</strong><strong>Başkanı Okay Çakıroğlu&#8217;nun Açıklamaları</strong></p>
<p align="justify">Gazeteci Nûriye Akman&#8217;ın Sinop&#8217;ta kurulacağı bildirilen nükleer santral hakkında Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ve TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu ile yapmış olduğu röportajlar Zaman gazetesinde, sırasıyla 21-22 Mart 2007 ve 15-16 Nisan 2007 târihlerinde yayımlanmıştı<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Bu röportajlara dayanarak Bakan\'a ve TAEK Başkanı\'na yazmış olduğum 23 Mart 2007 ve 20 Nisan 2007 târihli tenkidî "><sup><strong>12</strong></sup></a>.</p>
<p align="justify">Söz konusu her iki röportajda ve Bakan Hilmi Güler&#8217;in TBMM&#8217;nin 8 Kasım 2007 tarihindeki 18. birleşiminin ilk oturumunda nükleer alandaki &#8220;<strong><em>Türk tipi yatırım modeli</em></strong>&#8221; (!?) olarak takdîm ettiği bu modele göre:</p>
<p align="justify"><strong>1. </strong>&#8220;Bu iş için ihâle şartnâmesi olmayacak&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>2. </strong>&#8220;İhâleye çıkılmayacak&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>3. </strong>&#8220;TAEK&#8217;in de ortaya koyacağı kriterler olacak<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('TAEK daha sonra bu kriterleri, toplam 3 sayfa bile tutmayan bir hacımda: "><sup><strong>13</strong></sup></a>&#8220;.</p>
<p align="justify"><strong>4.  </strong>&#8220;Santral kurucusu şirketler teşviklerden yararlandırılacak&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>5.  </strong>&#8220;Nükleerde sınıfı geçen<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Nükleer enerjide "><sup><strong>14</strong></sup></a> (!) yabancı teknoloji sâhibi firmalar zâten belli (!). Bu standartları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı netleştirmiş<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı\'nın nükleer santral seçimi ya da üreticileri hakkında vaz ve icbar etmiş olduğu hiçbir standart yoktur.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>15</strong></sup></a> (!????)&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>6. </strong>&#8220;Özel sektörden en uygun teklifleri verenler yarıştırılacak (!)<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Yarışdan kasıt nedir? Kim yarıştıracak? Enerji Bakanlığı mı, TAEK mi, yoksa nükleer santrali kuracak olan firma mı? Yarışmanın kriterleri neler olacak?', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>16</strong></sup></a>.</p>
<p align="justify"><strong>7. </strong>&#8220;Teklif verenler içinde santrali en az yük olan (!?), en çabuk devreye giren ve yerlilik payı en yüksek olan kabûl edilecek&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>8. </strong>&#8220;Yapımcı firmalara santral kurulduktan sonra 15 yıl elektrik alım garantisi verilecek&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>9. </strong>&#8220;Nükleer santralin kurulu gücü <strong><em>şirketlerimizin seçeceği teknolojiye</em></strong> (!??) bağlı olacak&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>10. </strong>&#8220;Türkiye&#8217;nin bir mâcerâya girmiş görüntüsü vermemesi için teknoloji seçiminde, <strong><em>Türkiye&#8217;nin şartlarına en uygun</em></strong>, <strong><em>en gelişmiş</em></strong> ve bunlar içinde <strong><em>en yaygın kullanılanlar</em></strong> bir paket hâlinde düşünülmekte<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Bu üç şart da millî menfaat ve Türkiye\'ye nükleer teknolojiyi kazandırmak açısından ne öncelikli ve ne de rasyonel şartlardır. Meselâ bir nükleer santral pekalâ çabuk devreye girebilir ama yerlilik payı hiç de yüksek olmayabilir; ve bunun tersi de vârid olabilir. Bu üç şartın aynı zamanda tatmin edilebilmesi asla mümkün değildir.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>17</strong></sup></a>&#8220;.</p>
<p align="justify"><strong>11. </strong>&#8220;Seçilen teknolojinin adı verilemez; zîrâ rekabet açısından problem olur&#8221;.</p>
<p align="justify"><strong>12. </strong>&#8220;Ülkemizdeki şirketlerin nükleer santral işletmesi konusunda deneyimi yok. Bu itibârla <strong><em>çok mümkündür ki</em></strong> kurucu şirket, santral işletmeciliğinde deneyimli bir yabancı firmayla sözleşme yaparak bu sorunu <strong><em>çözebilecek</em></strong>&#8220;.</p>
<p align="justify"><strong>13. </strong>&#8220;Nükleer santralde üretilen elektriğin 15 yıl süreyle satın alma garantisi verildiği için işi alan firmanın bir an evvel işletmeye girmesi de sağlanmış olacak&#8221;.</p>
<p align="justify">TBMM&#8217;nin yukarıda zikredilen oturumunda <strong><em>Sayın Bakan</em></strong>:<em> </em>&#8220;<em>Biz illâ bir yerden kopya mı çekeceğiz? Bu modeli biz kendimiz geliştirdik</em>&#8220;<em> </em>diyor. Hükûmetin nükleer santral kurma konusundaki prensip kararını almasından bu yana yaklaşık dört yıl geçti. Bu uzun süre içinde böyle yepyeni bir modelin hazırlanması için tecrübeli yabancı firmalardan müşavirlik hizmeti alındığına veya Türkiye&#8217;deki uzman ve akademisyenlerin bilgi ve görüşlerine kurumsal ve sistemli biçimde başvurulduğuna dair hiç bir bilgi bize intikal etmedi.  Özel ihtisas gerektiren nükleer santraller konusunda kendisi de uzman olmadığına göre Sayın Bakan&#8217;ın çevresindeki bürokratların tavsiyelerine uyduğu ve fena hâlde yanıltıldığı anlaşılıyor.  Dünyada bir benzeri ve başka hiç bir ülkede örneği bulunmayan, muğlâk, çapraşık ve üstüne üstlük bir sürü iç çelişkiyle mâlûl, Türkiye üzerinden haksız kazanç sağlamak isteyen bâzı nükleer santral yapımcılarından kimilerinin ağızlarının suyunu akıtacak, kimilerini de ciddiyetimiz konusunda tereddüde düşürecek olan<em> </em>bu <strong><em>model</em></strong>, ömürlerini nükleer enerjiye adamış olan ilim adamlarımızı ve mühendislerimizi hayretlere ve ciddî yaslara gark etmiştir.</p>
<p align="justify">Bu modelin mûcidi olan, kimlikleri meçhul bürokratlar<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Türkiye\'de uzmanlık alanı nükleer mühendislik olan hiç kimse bu "><sup><strong>18</strong></sup></a>: 1) nükleer santral teknoloji<em>si</em>nin künhünün de, 2) bu işin târihî geçmişinin de, 3) Dünyâ&#8217;da nükleer elektrik üreten 32 devletin bu konudaki <strong><em>temkin ve teenni dolu stratejilerinin</em></strong> de, 4) Türkiye&#8217;nin bundan önceki 4 teşebbüsünün ayrıntılarının da, 5) Türkiye&#8217;ye nükleer teknolojinin bir ürününü satın almanın nükleer teknolojiyi kazandırmak olmadığının da maalesef idrâkine sâhip gözükmemektedirler.</p>
<p align="justify">Bir de, sayın Bakan&#8217;ın yukarıda 10 numaralı beyânını göz önüne alalım.</p>
<p align="justify"><strong><em>&#8220;En gelişmiş teknoloji&#8221;</em></strong> Türkiye&#8217;nin şartlarına uymaz; çünkü &#8220;en gelişmiş teknoloji&#8221; en yeni yâni en az denenmiş ya da EPR ve AP-1000 tipi nükleer santral tasarımlarında olduğu gibi hiç denenmemiş, <strong><em>başkalarının sizi tecrübe tahtası yapmak istedikleri, en çok potansiyel riziko içermekte olan teknoloji demektir</em></strong>.</p>
<p align="justify"><strong><em>Santral tipi seçimi bir &#8220;Millî Strateji&#8221; meselesi olmalıdır</em></strong>. Hükûmet&#8217;in de, TBMM&#8217;nin de, Cumhurbaşkanı&#8217;nın da bu konuda <strong><em>yanlış yönlendirilmiş oldukları</em></strong> âşikârdır. Bu millî strateji, diğer bütün nükleer ülkelerde yapıldığı gibi, Enerji Bakanı ya da TAEK veyâ özel bir şirket  tarafından değil siyasî en yüksek düzeyde ele alınarak Hükûmet tarafından belirlenmelidir.</p>
<p align="justify"><strong><em>Bu &#8220;Millî Strateji Şuuru&#8221;: 1) Bakan&#8217;ın röportajında da, 2) TAEK Başkanı&#8217;nın röportajında da, 3) 9 Kasım 2007 târih ve 5710 sayılı &#8220;Nükleer Santrallerin Kurulmasına ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Kanûn&#8221;da da, 4) TAEK&#8217;in bu kanûnla ilgili olarak yayımladığı 3 sayfalık ölçütlerde de ne yazık ki tamâmen nâmevcûd</em></strong>.</p>
<p align="justify">Seçilecek olan nükleer santrallerin tipi ve dayandıkları teknoloji ne olursa olsun, Bu &#8220;<strong><em>Millî Strateji</em></strong>&#8220;nin <strong><em>nükleer güvenlik açısından &#8220;olmazsa olmaz asgarî değişmezleri&#8221;</em></strong>, nükleer santralin:</p>
<p align="justify"><strong>1. </strong><strong><em>Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini&#8217;</em></strong>ne<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('1957 yılında İskoçya\'da bulunan ve daha çok askerî amaçlara hizmet eden grafit-gaz soğutmalı Windscale Nükleer Santrali\'nde vuku bulan nükleer kazâdan ve etrafa radyasyon yayılmasından sonra geliştirilmiş ve 1965\'den sonra uygulanmaya başlanmış olan Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini\'ne göre nükleer santrallerde, en azından: 1) reaktörün ve kullanılmış yakıt deposunun bulunduğu bölüm, bir nükleer kazâda radyasyonun dışarı sızmasının önüne geçecek olan 1 ilâ 1,5 metre kalınlığında koruyucu betonarme bir "><sup><strong>19</strong></sup></a> uygun olmasıdır,</p>
<p align="justify"><strong>2. </strong>Bir benzerinin kendi ülkesinde lisanslanmış ve en az 5 yıl güvenli ve güvenilir bir şekilde çalışmış olmasıdır.</p>
<p align="justify"><strong>3. </strong>Kurulacağı bölgedeki depremlere karşı mukavim olmasıdır<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Türkiye\'de kaydedilen en şiddetli depremler, Richter Ölçeği\'ne göre, 7,8 şiddetindedir [1939 Erzincan]. Akkuyu Nükleer Santral Siti civârında kaydedilmiş en yüksek şiddette deprem ise 6,8 şiddetindedir. Burada kurulacak santral 8 şiddetindeki bir depreme dayanıklı olacaktı. [Not: Richter ölçeğine göre her 1 birimlik şiddet artışı 10 misli bir tahrib edici güce tekabül etmektedir.]', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>20</strong></sup></a>.</p>
<p align="justify"><strong>4. </strong>Bütün ömrü boyunca reaktörden çıkan kullanılmış yakıtların tümünü ucuz bir şekilde koruma altına alacak bir depolama donanımına sâhip olmasıdır.</p>
<p align="justify"><strong><em>İleride nükleer reaktörlerimizi kendimizin inşâ etmesi de millî bir hedefimiz olmalıdır</em></strong>. Bu takdirde de:</p>
<p><strong>1. </strong>Kopyalanması en kolay olan,</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong>2. </strong>Hammadde kaynaklarımızdan yararlanmamızı mümkün kılan, ve</p>
<p align="justify"><strong>3. </strong>Yapımcının en geniş teknoloji transferi vaad ettiği nükleer santral tipleri</p>
<p>hedefimiz olmalıdır.</p>
<p align="justify">&#8220;En gelişmiş teknoloji&#8221;nin mümessilleri en yeni yâni ya hiç denenmemiş ya da az denenmiş olacağından zâten henüz yaygınlaşmamışlardır. Dolayısıyla &#8220;en yaygın teknoloji&#8221; şartı ile &#8220;en gelişmiş teknoloji&#8221; şartı biribirlerini dışlayan şartlardır; bu iki şartı aynı anda tatmîn edemezsiniz.</p>
<p align="justify">Ayrıca &#8220;en yaygın teknoloji&#8221; denildiği anda da<strong><em> zâten santral tipi peşinen seçilmiş </em></strong>demektir: Dünyâ&#8217;da &#8220;en yaygın teknoloji&#8221; PWR (Pressurized Water Reactor: Basınçlı Su Reaktörü) teknolojisidir. Bu bakımdan Sayın Bakan&#8217;ın yukarıdaki 10. ve 11. beyânları çelişkilidir. Bu beyânlar tercihin PWR teknolojisi ya da onun gelişmişi ama hâlâ daha işletmede bir örneği bulunmayan EPR ya da AP-1000 teknolojisi olacağına işâret etmektedirler.</p>
<p align="justify">PWR teknolojisi ise: 1) nükleer yakıt elemanlarında zenginleştirilmiş uranyum kullanmak zorunda olduğundan, 2) dışarıya bağımlı olmamak düşüncesiyle, eğer bu yakıtın tedâriki için kendi uranyum zenginleştirme tesisimizi kurarsak İran&#8217;ın başına gelenlerin, hiç şüpheniz olmasın, bizim de başımıza geleceğinden, ve 3) bu tip teknolojiye sâhip olan Amerikalıların (Westinghouse) ve Fransızların (Framatome) bu nükleer santral konusunda teknoloji <em>know-how</em>&#8216;ını vermeye de asla yanaşmadıklarından dolayı acabâ bu PWR teknolojisi, başlangıç için, bizim açımızdan &#8220;en uygun&#8221; olan, gözümüz kapalı almamız gereken bir teknoloji midir? Yoksa bu teknoloji [Güney Kore'nin fevkalâde isâbetli bir şekilde gerçekleştirmeyi başarmış olduğu gibi] önce millî nükleer teknolojiyi iyice oturtmanın, sonra da bu istikamette deneyim kazanıp iyice yol almanın akabinde ikinci safhada düşünülüp uygulanması gereken ve ancak bu safhada isâbetliliği ve verimliliği tartışılmaz olan bir teknoloji midir? <strong><em>EPR ve AP-1000 teknolojileri</em></strong>ne gelince, henüz denenmemiş olduğu için bunların nasıl işleyecekleri ve ne kadar güvenli ve de güvenilir oldukları belli değildir; ve dolayısıyla da <strong><em>Türkiye</em></strong> <strong><em>için en yüksek rizikoyu haizdirler</em></strong>.</p>
<p><strong>5710 Sayılı Kanûn</strong></p>
<p align="justify">9 Kasım 2007&#8242;de kabûl edilmiş olan 5710 sayılı &#8220;Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanûn&#8221; incelendiğinde bunun, Türkiye&#8217;de nükleer santrallerin, 22.01.2002 günlü 4734 sayılı Kamu İhâle Kanûnu ile 15.08.2003 günlü 4964 sayılı Kamu İhâle Kanûnunda Değişiklikleri İçeren Kanûn&#8217;un kapsamı dışında tutmaya mâtuf <strong><em>fevkalâde problematik</em></strong> bir kanûn olduğu daha ilk nazarda anlaşılmaktadır. <strong><em>Bu kanûn muğlâklığı, giriftliği ve öngördüğü yöntem sebebiyle, meseleleri hâlletmekden çok, halli mümkün olmayacak meseleler çıkarmaya gebe gözükmektedir.</em></strong></p>
<p align="justify">- <strong><em>1. Madde</em></strong>&#8216;ye nükleer santral teknolojisinin ülkeye kazandırılmasının &#8220;amaç&#8221; olduğu açık  bir şekilde yazılmalıydı.</p>
<p align="justify">- <strong><em>2. Madde</em></strong>&#8216;deki &#8220;şirket&#8221; tanımı karışıklığa yol açmaktadır  Bu tanım: 1) nükleer santral kurmanın, 2) nükleer kökenli elektrik enerjisi üretmenin, ve 3) nükleer kökenli elektrik enerjisi satmanın aynı bir şirketin vaz geçilmez üç fonksiyonu olduğunu imâ etmektedir ki diğer maddelerle çelişkilidir.</p>
<p align="justify">- <strong><em>3. Madde&#8217;nin 3. bendinde</em></strong> yer alan: &#8220;<em>Bu kanuna göre yapılacak nükleer güç santralleri için yarışmaya katılacaklarda aranacak şartlar&#8230;</em>&#8221; ibâresinde sözü edilen sübjektif &#8220;yarışma&#8221; teriminin &#8220;kesin, dakîk, açık, seçik&#8221; bir tanımı yapılmış değildir; yâni bu terim hukukî bir terim gibi kabûl edilemez.</p>
<p align="justify">- <strong><em>Aynı maddenin 5. bendinde</em></strong> Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu&#8217;nun en uygun bulunan nükleer santral teklifine bir &#8220;lisans&#8221; verilmesinden söz ediliyor. Ama bu lisansın hangi amaçla ve hangi iş için verileceği belirtilmiyor. Bu lisans: 1) Nükleer santralin sit alanı lisansı mıdır? 2) Yapımcı şirketin inşaat için gerekli olan malzemeleri ithâl lisansı mıdır? 3) Yapımcı şirketin ithâl edeceği malzemenin gümrük resminden muaf olacağı lisansı mıdır? 4) İnşaata başlama lisansı mıdır? 5) Kanûn&#8217;da inşaatın nasıl ve kim tarafından: A. İnşaat açısından, ve B. Nükleer açıdan denetleneceği açıklanmamış olduğundan, acabâ yapımcının bu denetimden muaf tutulacağının (!) lisansı mıdır? 6) Reaktöre yakıt yükleme lisansı mıdır? 7) Sıcak testlere başlama lisansı mıdır? <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Reaktörün tam güçte çalışması lisansı mıdır? 9) Santralin üreteceği elektriğin üretimi ve satışı ile ilgili bir lisans mıdır? <em>Ve ilh&#8230;</em></p>
<p align="justify">- <strong><em>4. Madde&#8217;nin 2. fıkrasında</em></strong> &#8220;Sözleşme yapmayı talep etmeyen şirketler&#8221;den kasıt nedir? Metinde kesinlik yoktur; dolayısıyla indî yorumlara açıktır. Kezâ sözleşme yapmayı talep etmeyen şirketlerin nasıl bir yasal sürece tâbi tutulacağı da belirsiz bırakılmıştır.</p>
<p align="justify">- <strong><em>5. Madde&#8217;nin 3. fıkrası</em></strong>: <strong>A.</strong> 1) radyoaktiviteden arındırma, 2) sökülen parçaların geçici depolanması ve 3) son depolama <em>vb&#8230;</em> gibi <strong><em>söküm sonrası faaliyetlerden</em></strong> kimin sorumlu olacağını açıklamamaktadır; <strong>B. </strong>URAH&#8217;yı ve İÇH&#8217;yı kimlerin oluşturacağı da belirsiz bırakılmıştır. <strong>C. </strong>Kabûl işlemlerinin kimlerin sorumluluğunda olduğu ve masrafları kimin karşılayacağı ve bu işlemlerin nasıl yapılacağına da hiç değinilmemektedir.</p>
<p align="justify">- <strong><em>5. Madde&#8217;nin 4. fıkrası </em></strong>&#8220;<em>Şirket &#8230; Ayrıca santralin faaliyeti süresince oluşacak atıkların taşınması, depolanması ve/veyâ bertaraf edilmesi ile ilgili her türlü finansal mâliyetlerin ve santralin işletme süresi sonunda işletmeden çıkarma masraflarının karşılanması için oluşturulacak hesapların her birine 0,15 cent/kWh (ABD Doları cinsinden) katkı payı ödemekle yükümlüdür</em>&#8221; demektedir. Bu isâbetsiz bir hükümdür. ABD doları gibi sâbit bir değeri olmayan para birimi yerine IMF ve Dünyâ Bankası&#8217;nın kullandıkları &#8220;SDR&#8221; yâni Special Drawing Right (Özel Çekim Hakkı) biriminin kullanılması ya da enflâsyon oranına endeksli YTL kullanılması Türkiye&#8217;nin çıkarınadır.</p>
<p align="justify">- Kanûn nükleer santralin gerek inşaat, gerek nükleer parçalar için <strong><em>Kalite Temini</em></strong> ve <strong><em>Kalite Kontrolü</em></strong>&#8216;nün nasıl yapılacağını; ve gerek inşaat gerek nükleer açıdan denetiminden kimlerin sorumlu olacağından hiç söz etmemektedir.</p>
<p>- Kullanılmış nükleer yakıtların oluşturduğu nükleer atık meselesinin çözümü ise bu atıklara hangi gözle bakıldığına bağlıdır. Kullanılmış yakıt elemanlarında oluşan plutonyum izotoplarını değerlendirmek isterseniz çözüm yolu başka; bunları &#8220;nükleer çöp&#8221; olarak kabûl ederseniz çözüm yolu bambaşkadır. Bu plutonyum, bu hâliyle satıp para kazanmak veyâ MOX tipi nükleer yakıt üretmek sûretiyle değerlendirilebilir. Teknolojik düzeyimiz MOX tipi yakıt üretmemize izin vermemektedir. Kullanılmış nükleer yakıtların içindeki plutonyumu satmanın ise mahzuru çoktur. Önce bu plutonyumun geri kazanılması için kullanılmış yakıtların Dünyâ&#8217;daki birkaç plutonyum geri kazanım tesisine taşınması gerekir. Bu ise hem çevre, hem uluslararası politika açısından çok rizikoludur. Fransa&#8217;daki bir nükleer santralin kullanılmış yakıtlarının birkaç yüz kilometre uzaklıkta Almanya&#8217;daki böyle bir tesise taşınması bile aylarca protestolara, boykotlara, grevlere, yolların kesilmesine ve şiddet eylemlerine sebep olmaktadır. Türkiye&#8217;deki kullanılmış yakıtın Avrupa&#8217;daki bir plutonyum geri kazanım tesisine kara yoluyla gönderilmesi en az 5 ülkeden geçen bir güzergâh gerektirir. Bu kadar rizikolu bir operasyona, ilgili ülkelerin hiçbiri izin vermez. Bu sebeplerden ötürü Türkiye, santrallerinden çıkan kullanılmış nükleer yakıtlarında birikmiş olan plutonyumu <strong><em>kullanımı mümkün olmayan nükleer çöp</em></strong> olarak kabûl etmek zorundadır. En rahatlatıcı ve de <strong><em>en insanî çözüm</em></strong> de budur.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Yüksek radyoaktiviteye sâhip olan nükleer çöp çevreye zarar vermeyecek şekilde kontrol altına alınabilir<strong><em>.</em></strong> Bunun basit ya da sofistike usûlleri vardır. <strong><em>En sofistike olanı</em></strong>: kullanılmış yakıt elemanlarını vitrifiye ettikten yâni sıvılaştırılmış cam içine hapsettikten sonra, paslanmaz çelik kaplar içinde toprağın suyun erişmediği derinliğinde, tercihen bir granit katmanında ya da terk edilmiş bir kayatuzu ocağında kurulan depolarda muhâfaza etmektir. <strong><em>Bu çok pahalı bir yöntemdir</em></strong>. Dünyâ&#8217;da bu tipten, deneysel amaçla kullanılan, yalnız birkaç küçük örnek vardır. Genellikle bu gibi yüksek radyoaktiviteli atıklar aynı hazırlık sürecinden sonra toprağın üstünde depolanmaktadır.</p>
<p align="justify">Son Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi şartnâmesinde, reaktörü koruyan koruma kabuğunun içinde, nükleer santralin ömrü olan 40 yıl boyunca çıkacak kullanılmış yakıt elemanlarını barındıracak büyüklükte bir özel soğutma havuzunun bulunması öngörülmüştü. Amaç, nükleer santral ömrünü doldurup da koruyucu kabuğun içindekilerin demonte edilmesi gerekenleri demonte edildikten sonra, bu havuzda biriktirilmiş olan kullanılmış yakıtların koruma kabuğunun oluşturduğu bir çeşit lâhitte (<em>sarkofaj</em>&#8216;da) sonsuzadek hapsedilmesiyle çevreye radyasyon yayılmasının önüne geçmekti. Görüldüğü gibi <strong><em>bu, hem güvenli hem de fazladan bir masraf gerektirmeyen ucuz bir yöntemdir</em></strong>.</p>
<p align="justify">Bununla beraber söz konusu <strong><em>kanûnun 5. ve 7. maddelerinde</em></strong>, bu en masrafsız yöntem tercih edilecek yerde, fevkalâde pahalı bir başka yöntemi kanûn maddesi yapmaktaki kasıtın ne olduğu anlaşılmamaktadır. Türkiye, Hollanda gibi ufak bir ülke değildir ki yer kazanmak endîşesiyle bir nükleer santralin tümüyle sökülmesini gerektirsin.</p>
<p align="justify">- <strong><em>Kanûn&#8217;un 3. maddesi 5. fıkrasında</em></strong>: &#8220;&#8230;<em>ilgili şirketle TETAŞ</em><a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('TETAŞ: Türkiye Elektrik Ticâret ve Taahhüt Anonim Şirketi.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>21</strong></sup></a><em> arasında, santralin işletmeye girmesinden itibâren onbeş yılı aşmayan enerji satışını düzenleyen sözleşme imzâlanır</em>&#8220;, ve <strong><em>5. maddesi 3. fıkrasında</em></strong> da: &#8220;<em>Şirket, TAEK&#8217;in yayınlayacağı ölçütler çerçevesinde yakıt temininden ve işletme döneminin sonunda santralin devreden çıkarılması ve sökümünden sorumludur</em>&#8221; ve kezâ <strong><em>7 Madde&#8217;nin 2. fıkrasında</em></strong> da &#8220;<em>Sözleşme süre<strong>lerinin</strong> sonunda nükleer güç santralinin sökülmesi zorunludur</em>&#8221; denilmektedir.</p>
<p align="justify">Bundan anlaşılan nedir? <strong><em>Genel Muhasebe Kanûnu ile Devlet İhâle Kanûnu hükümlerine ve Sayıştay&#8217;ın denetimine tâbi olmayan bir şirket olan</em></strong> TETAŞ ile İlgili şirket arasında onbeş yılı aşmayan bir dönem için sözleşme imzalanacak ve bu işletme döneminin sonunda da şirket hem santrali devreden çıkaracak ve hem de santrali sökecek (!?). Bu mümkün olmadığına göre Şirket, sözleşmesi bittikten sonra reaktörün kalan ömrü olan çeyrek asır (25 yıl) boyunca yakıt teminine devam edecek ve 40 yıl sonra da sökmek için geri gelecek demektir. Bu orijinal &#8220;Türk tipi nükleer yatırım modeli (!?)&#8221;ni oluşturan meçhul bürokratlar, henüz nükleer mühendislik tahsilini bitirmemiş genç öğrencilerimize danışma zahmetine katlansalardı, uygulaması imkânsız böyle bir madde gözden kaçmazdı. Oysa, kabul edilen yasal çerçeve içinde<em> </em><strong><em>40 yıllık ömrü olan bir nükleer santralin en çok 15 yıl sonunda çöpe atılması [bu Kanûn maddesi aracılığıyla vaz geçilmesi ancak başka bir kanûnla mümkün olan] bir gereklilik olmuyor mu?</em></strong> Kanûnla tescil edilmiş ve yayınlanmış olan <strong><em>böyle bir nükleer mukavele şartı hiç kuşkusuz bir Dünyâ İlki&#8217;dir ve de bir &#8220;kara mizah&#8221; örneğidir.</em></strong></p>
<p align="justify">- Bu Kanûn, kurulan ve ilk İşletici&#8217;sine en çok 15 yıl işletme hakkı verilmiş olan nükleer santralin bu 15 yıldan sonraki âkibeti hakkında en ufak bir ipucu vermemektedir: 1) Bu süre sonunda İşletici&#8217;nin zilyedliği sona erecek midir? Yoksa santral, İşletici&#8217;nin mülkiyetinde kalacak ama İşletici&#8217;nin artık işletme hakkı olmayacak mıdır?  2) Bu, temdid edilebilir bir hak mıdır? 3) Yoksa bu işletme hakkı İşletici&#8217;nin bir başkasına devir edebileceği bir hak mıdır? 4) Bu süre sonunda işletme hakkı başka bir firmaya mı ve kimin tarafından verilecektir? 5) Yoksa bu süre sonunda santralin mülkiyeti ETKB&#8217;ye mi intikal edecek ve bundan sonra artık İşletici ETKB mi olacaktır?</p>
<p align="justify"><strong><em>Bu kanûnun, hem kanûn tekniği açısından hem içeriğinin muğlâklığı ve giriftliği açısından ve hem de mesele halledecek yerde, çözümü büyük sıkıntılara yol açma potansiyeline sâhip meseleler vaz etmesi açısından nükleer mühendisler tarafından tasvib edilmesi mümkün değildir.</em></strong></p>
<p><strong>TAEK&#8217;in Nükleer Santral ve<br />
</strong><strong>Nükleer Yakıt Temini Ölçütleri</strong></p>
<p align="justify">TAEK nükleer santral ile ilgili ölçütlerini 9 madde ve nükleer yakıt temini ile ilgili ölçütlerini de 5 madde hâlinde yayınlamış bulunmaktadır.</p>
<p align="justify"><strong>A. </strong>Nükleer santral ile ilgili ölçütler göz önüne alındığında:</p>
<p align="justify">-  <strong><em>1. ölçütteki</em></strong> &#8220;<em>Nükleer güç santrali güncel ve kanıtlanmış teknolojik yenilikleri kapsamalıdır</em>&#8221; cümlesi çelişkilidir. Bu kanûnu hazırlamış olanların, nükleer mühendis olmadıklarından, her güncel yeniliğin Türkiye&#8217;ye uymayacağından haberleri yok. Ayrıca, &#8220;<em>kanıtlanmış</em>&#8221; sözcüğü ile ne kastedilmektedir? Bu &#8220;kanıtlanmış olma&#8221;nın objektif ölçütü nedir, belli değil!</p>
<p align="justify">Kezâ bu maddedeki &#8220;ciddî kazâ&#8221;nın içeriği de muğlâktır. Bunun doğrusu: &#8220;<strong><em>Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı&#8217;nın nükleer santrallerdeki</em></strong> <strong><em>kazâ sınıflandırmasına göre</em></strong> [<em>ciddî</em> yâni ingilizce: <em>serious </em>değil] <strong><em>ağır </em></strong>(<em>ingilizce: severe</em>)<strong><em> kazâ</em></strong>&#8220;dır.</p>
<p align="justify">1997 yılında TAEK tarafından hazırlanıp da nükleer santral teklifi verecek firmalara uymaları taleb edilmiş olan &#8220;<strong><em>codes, standarts and regulations</em></strong>&#8221; listesinden hiç söz edilmemesi de büyük eksikliktir. Bunlar önem sırasına göre United States Nuclear Regulatory Committee&#8217;nin (US NRC&#8217;nin), IAEA&#8217;nın, yapımcı ülkenin ve son olarak da Türkiye&#8217;nin ilgili mevzûatı idi.</p>
<p align="justify">- <strong><em>2. Lisanslama ölçütünde</em></strong>: &#8220;&#8230; <em>Önerilen santrala örnek teşkil edebilecek, hâlen işletilmekte ve aynı teknolojinin en son örneği olan lisanslı bir santral referans olarak gösterilecektir.</em> <em>Önerilen santralin</em> <em>henüz işletmeye geçmiş bir örneğinin olmaması durumunda, aynı teknolojinin bir düzenleyici kurum tarafından nükleer güvenlik değerlendirmesi sonucunda onaylanmış veyâ kurulması uygun görülmüş bir örneği referans olarak gösterilecektir&#8230;</em>&#8221; denilmekte, ama <strong><em>3. ölçütün b) açıklamasına </em></strong>ise: &#8220;<em>Ülkemizde kurulacak nükleer güç santrallerinin sınanmış ve güvenilirliğini kanıtlamış reaktör tiplerinden seçilmesi amaçlanmıştır</em>&#8221; diye bir not düşülmektedir.</p>
<p align="justify">Henüz <strong><em>işletmeye geçmemiş</em></strong> bir reaktör: 1) hem <strong><em>sınanmış</em></strong>, ve 2) hem de <strong><em>güvenirliliği kanıtlanmış</em></strong> nasıl olur? TAEK&#8217;in 19 Aralık 2007 târihli &#8220;Nükleer Santral Kurup İşletecek Şirketlerin Karşılaması Gereken TAEK Ölçütleri&#8221; başlıklı bu çelişkili açıklamasının altında, hayrettir ki, TAEK&#8217;in 3 Daire Başkanı ile 2 Başkan Yardımcısı&#8217;nın imzâları bulunuyor.</p>
<p align="justify">Teklif edilen sanral tipinin benzerinin (<em>Referans Santrali&#8217;nin</em>) <strong><em>en az beş yıllık güvenli bir işletme tecrübesine sâhip olması</em></strong> bundan önceki nükleer santral ihâlelerinde olmazsa olmaz bir şart olarak vaz edilmiş bu ilkeden ETKB ile TAEK acabâ hangi pratik sebeplerle vaz geçmişlerdir?</p>
<p align="justify">- Santralin ömrünü en az 40 yıl olarak belirleyen <strong><em>4. ölçüt</em></strong>, bunları hazırlayanların nükleer mühendislik kavramlarından ne kadar uzak olduklarının bir başka belgesidir. Bu ölçütün doğrusu: &#8220;<em>Nükleer santralin hizmet vereceği süre  ortalama % 85 yük faktörü ile en az 40 yıl olmalıdır</em>&#8221; şeklindedir.</p>
<p align="justify">- Bunlardan <strong><em>5. ölçüt</em></strong> (!?): &#8220;<em>Değerlendirmeye alınacak santral tipleri teknolojik olarak sınanmış olacaktır</em>&#8221; demekte ama <strong><em>sınanmışlığın ölçütünü vermemektedir</em></strong>. Bu, sübjektif dayatmalara açık bulunan büyük bir eksikliktir.</p>
<p align="justify">- <strong><em>6. ölçüt</em></strong>: &#8220;<em>Yakıt teknolojisi sınanmış olacaktır. Doğal uranyum ve zenginleştirilmiş uranyum kullanan reaktörler değerlendirmeye alınacaktır. Yakıt üretiminin ülke içinde yapılması tercih nedenidir</em>&#8221; demektedir. Bu ölçütün son cümlesi anlamsızdır. Özel Sektör&#8217;ün sâhibi olacağı ve kendisine bunu işletmek için 15 yıldan fazla bir süre tanınmayan bir nükleer santral için Özel Sektör bir de nükleer yakıt fabrikası mı kuracaktır?</p>
<p align="justify">- &#8220;<em>Yerli katkı payına yönelik plân ve program önerilmesi gerekmektedir. Plân ve programda, en az % 60 yerli katkı payına ulaşılacak süreç gösterilmelidir</em>&#8221; şeklindeki <strong><em>7. ölçüt tamâmen anlamsızdır</em></strong>. Santral İşletici&#8217;sinin bu işi sâhiplenmesine müsaade edilen maksimum sınır 15 yıldır. İşinde bir süreklilik yoktur ki % 60&#8242;lık bir yerli katkı payına ulaşılacak süreci göstersin. Üstelik aynı tipten ikinci bir nükleer santralin gene onun tarafından kurulacağına dair de ne bir garanti ve ne de bir gereklilik vardır.</p>
<p align="justify">Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi esnâsında, 1999 yılında, Prof.Dr. Ahmet Bayülken ile benim yaptığımız inceleme: kurulacak ilk santralin tipine ve yapımcısının müsaadesine bağlı olarak inşaat  ile ilgili en çok % 24,4 kadarlık bir kısmının yerli olarak yapılabileceğini ortaya koymuştu.</p>
<p align="justify"><strong><em>ETKB&#8217;nın ve TAEK&#8217;in böyle bir kanûnun yalnızca mâlî yönleriyele bir mikdar ilgiliymiş gibi görünüp de ülke açısından hayatî önemi olan nükleer teknoloji transferi hakkında sessiz kalmaları bir nükleer mühendis olarak beni hem şaşırtmış ve hem de bu kurumların bugünkü durumları hakkında da düş kırıklığına uğratmış olduğunu itiraf etmeliyim.</em></strong></p>
<p align="justify">- Bu ölçütlerde göz önüne hiç alınmamış olan ama nükleer santralin emniyetle işletilmesiyle ilgili önemli bir husus daha var: <strong><em>Nükleer santrali işletecek olan operatörlere ve süpervizörlere verilmesi gerekli olan hem simülâtör ve hem de iş başında eğitim</em></strong>. Bunu kim garanti edecek? Bu teknisyenler işlerinin ehli olarak yetiştirilmeli ve bu, sıkı garanti altına alınmalıdır. Nükleer santral işletmek üç tekerlekli bisiklet sürmeye benzemez.</p>
<p align="justify">- &#8220;Nükleer Santralların Kurulması ve İşletilmesi ile İlgili Enerji Satışına İlişkin Kanûn&#8221;a, bu kanûnun adıyla da içeriğiyle de hiçbir ilgisi olmayan &#8220;Yerli Kömür Yakıtlı Santralların Teşviki&#8221; başlığıyla 2. Geçici Madde olarak eklenmiş olan maddenin, kanûn sistematiği açısından, bir başka kanûnun konusu olması gerekirdi. Bu maddenin bu kanûnla uzaktan, yakından hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p align="justify"><strong>B. </strong>Nükleer santral ile ilgili yakıt temini ölçütleri göz önüne alındığında ise:</p>
<p align="justify">-  <strong><em>1. ölçüt</em></strong>: &#8220;<em>Santral için ilk kalp yüklemesi için gerekli olan mikdarın dışında en az iki kalp yüklemesi için gerekli yakıt santralin tedârik listesine dâhil edilecektir</em>&#8221; demektir. Bu ifâde açık ve seçik bir anlamı yoktur. İlk yüklemeden sonra reaktör kalbinin her yıl üçte biri yenileneceğine göre bu madde altı yıllık bir yakıt teminini mi yoksa yalnızca iki yeni yüklemeyi mi şart koşuyor. Bu belli değil. Ayrıca kanûn ve ölçütler CANDU tipi bir reaktörü dışarlamadığına göre ve bu reaktörde de yakıt yüklemesi sürekli olacağından bu ölçüt anlamsızlaşmaktadır.</p>
<p align="justify">Akkuyu Nükleer Santrali İhâle Şartnâmesi&#8217;nin V. cildinde bu konuyu, yanlış anlaşılmaya mahal vermeksizin, aşağıdaki ifadelerle dercetmiştik:</p>
<p align="justify">&#8220;<em>The Nuclear Fuel and Raw Material supply bidding comprises the following : 1. Supply of fuel (and Heavy Water, if any) for the initial inventory including a    number of spare Fuel Assemblies; 2. Two subsequent reloads, together consisting   of up to 2/3 (two-thirds) of Nuclear Core (PWR and BWR), Supply of two complete nuclear core, makeup heavy water corresponding to two years operation        (PHWR)</em>&#8230;..&#8221;<a href="javascript:void(0);" onmouseout="return nd();" onmouseover="return overlib('Nükleer yakıt ve hammadde tedâriki teklifi: 1. Birkaç yedek yakıt demetini de ihtivâ edecek şekilde ilk yükleme için yakıt (ve gerekirse ağır su) tedârikini; 2) Beraberce nükleer kalbin 2/3\'ünü oluşturacak iki ardışık yüklemeyi (PWR ve BWR); PHWR için de iki yıllık işletmeye tekabül eden iki nükleer kalp ve eksilen ağır su ikmalini ..... içermektedir.', ABOVE, RIGHT);"><sup><strong>22</strong></sup></a></p>
<p align="justify">- <strong><em>5. ölçüt</em></strong> ise: &#8220;<em>Santrala temin edilecek yakıt, santral üreticisinin belirlediği ve lisanslama sürecinde düzenleyici kurum tarafından onaylanan niteliklerde ve lisans koşullarına uygun olacaktır. Yakıt teknolojisi sınanmış olacaktır</em>&#8221; diye içi boş bir beyândan ibârettir. <strong><em>Burada, &#8220;lisans koşulları&#8221; nelerdir? Bu da açıklanmamıştır.</em></strong> Ayrıca bir 5 yıl boyunca güvenli bir biçimde çalışmış bir Referans Santrali de gösterildiğinden bu santraldeki nükleer yakıttan farklı bir yakıt teknolojisi teklif etmek Referans Santrali&#8217;nden majör bir sapma olacağından bu zâten kabûl edilemez ve yapımcı da bunun böyle olduğunu bilir.</p>
<p><strong>Gözlemler ve Sonuçlar</strong></p>
<p align="justify">9 Kasım 2007 târih ve 5710 sayılı &#8220;Nükleer Santrallerin Kurulmasına ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanûn&#8221;u ve TAEK&#8217;in bu kanûnla ilgili olarak yayımladığı 3 sayfalık ölçütleri hazırlamış olan meçhul bürokratların: 1) nükleer mühendislikden de, 2) nükleer santrallerin târihinden de, 3) Türkiye&#8217;nin bu konudaki girişimlerinin ayrıntılarından da, 4) bu girişimlerde yapılmış olan hatâlardan da, 5) en son 1998-2000 Akkuyu İhâlesi&#8217;nde işin Devlet&#8217;in yararına, <strong><em>nihâyet</em></strong>, nasıl rasyonel ve de sıkı tutulmuş olduğundan da, 6) bu son ihâlenin safhalarından da, 7) bu son ihâlede teklif verenlerin bir bölümünün olduğu kadar ETKB bürokratlarının yasa dışı girişimlerinden de <em>ve ilh&#8230; </em>haberi olmayan, yasal bir metni <em>açık ve de seçik</em> bir biçimde <em>efrâdını câmî, ağyârını mânî ve de iltibâsa yol açmayacak biçimde </em>kaleme almakdan âciz ve de <strong><em>Türkçe özürlüsü</em></strong> kimseler olduğu derhâl göze batmaktadır.</p>
<p align="justify"><strong><em>Bu kanûnun, içeriğinin ne türlü sıkıntılara gebe olduğu fark edilmeden ve fark ettirilmeden kabûl edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.</em></strong></p>
<p align="justify">Zararın neresinden dönülse kârdır! <strong><em>Bu kanûn, mesele halletmekden ziyâde halli mümkün olmayacak bir sürü meseleye gebedir. </em></strong>Bundan dolayı, başvurma yetkisine sâhip kimseler ve makamlar tarafından Anayasa Mahkemesi&#8217;nde bu kanûnun tümünün iptâli için dâvâ açılmasının gerekli ve de isâbetli olacağını hem kamuoyuna ve hem de yetkililere, ömrünün son 50 yılını Türkiye&#8217;mizin nükleer teknolojiye terfi etmesi idealine vakfetmiş en kıdemli hoca sıfatıyla ve<em> </em>vicdânî huzur ve kanaat-i kâmileyle  beyân etmek istiyorum.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p><br clear="all" /></p>
<hr SIZE="1" width="33%" align="left" />[1] Yazarın sâdece nükleer konularla ilgili müktesebâtı ve faaliyetleri şöyledir: Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Millî Enstitüsü [INSTN] &#8220;Atom Mühendisliği&#8221; dalı 1958 yılı mezunu ve Türkiye&#8217;nin ilk Atom Mühendisi; İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü&#8217;nde lisans dersi &#8220;Nötronların Difüzyon Teorisi&#8221; (1960-1963) ve lisansüstü dersi &#8220;Case Metodu&#8221; hocası (1975); Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi&#8217;nde [ÇNAEM] Araştırıcı (1962-1965); Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi&#8217;nde lisansüstü dersi &#8220;Nötronların Transport Teorisi&#8221; hocası (1964-1965);  İstanbul Teknik Üniversitesi Nükleer Enerji Enstitüsü lisansüstü dersleri &#8220;Reaktör Teorisi&#8221; ve &#8220;Nükleer Fizik&#8221; hocası (1962-1973); ÇNAEM Müdürü (1969-1973); Türkiye Atom Enerjisi Teşkilâtı İlmî İstişâre Heyeti Üyesi (1966-1969); Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu Üyesi (1969-1973, 1982-1984, 1985-1987); NATO Bilim Komitesi&#8217;nde Türkiye Temsilcisi (1972-1974); Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı (1985-1987); Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı [IAEA] Genel Kurulu&#8217;nda Türkiye Temsilcisi (1985-1987); OECD Nükleer Enerji Ajansı Yönetim Kurulu&#8217;nda ve CERN Konseyi&#8217;nde Türkiye Temsilcisi (1985-1987);  Türkiye&#8217;nin 1968-1970, 1982-1986 ve 1995-2000 yıllarındaki nükleer santral kurma teşebbüslerinde görevli; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Danışmanı ve Nükleer Santral Proje Koordinatörü (1995-1997); Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi&#8217;nde TEAŞ Genel Müdürü Danışmanı (1998-2000); nükleer enerjinin çeşitli vecheleri hakkında: 1) 7 te&#8217;lif, 4 tercüme kitap ile 2) onlarca rapor ve 3) yüzlerce makalenin yazarı, ve 4) 4 master tezi ile 5) 4 doktora tezinin yönetmeni.<br />
[2] O zamanki adıyla: Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu Genel Sekreterlik Teşkilâtı.<br />
[3] Prof. Nejat Aybers, Prof.Dr. Sadık Kakaç ve Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre:  Atom Enerjisi Komisyonunun III., IV. ve V. Plân Dönemlerindeki Faaliyet Ve Yatırımları İçin Makroplân, ÇNAEM Raporu No. 87, 1972.<br />
[4] Bk. : Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş. Araştırma Plânlama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı Üretim Plânlama ve Koordinasyon Müdürlüğü, Orta ve Uzun Dönem Elektrik Enerjisi Üretim Plânlama Çalışması 1997-2020, Ankara 1997.<br />
[5] Rüzgâr enerjisini hem abartmamak ve hem de ihmâl etmemek gerekir. Durumu aydınlatmak üzere bir mukayese yapmak isâbetli olacaktır. Bugün elektrik üreten rüzgâr türbinlerinin en yaygın tipinin: 1) rotoru yerden 40-50 metre kadar yüksekte, 2) palet çapı 43 metre, ve 3) nominal kurulu gücü de 600 kWe (0,6 MWe) civârındadır. Böyle bir türbinin verimi ise optimal rüzgâr şartlarında % 20 civârındadır. Yâni bu türbinin, pervânelerinin optimal rüzgâr hızı&#8217;nda döndüğü varsayılacak olursa, kurulu gücü yalnızca: 600 kWe ´ 0,20 = 120 kWe gibi sürekli bir etkenliğe sâhip olacaktır. Türkiye&#8217;nin sâhillerinin uzunluğu 8333 km&#8217;dir. Sâhillerimizin her kilometresine bu türden bir rüzgâr türbini kurulmuş olsa en iyi verim şartı altında bu 8333 rüzgâr türbininin etken kurulu gücü, ancak: 8333 × 0,60 MWe × 0,20 = 1000 MWe, yâni hemen hemen tek bir nükleer santralin etken kurulu gücü kadar olacaktı. Bu kabil bir projenin ilk safhada iki önemli hendikapı vardır: 1) Yaklaşık olarak: bir rüzgâr türbininin ömrü 20 yıl, hâlbuki bir nükleer santralin ömrü 40 yıldır. 2) Bu vüs&#8217;atte bir projenin mâliyeti 5 milyar € civârındadır; oysa, aynı etken kurulu güce sâhip Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini&#8217;ne uygun bir nükleer santrali 2,1 milyar €&#8217;ya tesis etmek mümkündür.<br />
[6] Meselâ KWU&#8217;ya hazır &#8220;Akkuyu Nükleer Siti&#8221; teklif edilmişken, General Electric&#8217;e henüz hiçbir etüdü yapılmamış, ve yapıldığı zaman da nükleer sit vasfını belki de haiz olamayacağı anlaşılmış olacak olan Sinop&#8217;da bir yer teklif edilmiştir.<br />
[7] (Merhum) Prof.Dr.h.c. Nejat Aybers, Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre ve Prof.Dr. Ahmet Bayülken.<br />
[8] Nevzat Şahin ve E. Lütfi Sarıcı.<br />
[9] Bu hacım artışı dahî bu ihâlenin, ne kadar kılı kırk yararcasına ciddî tutulmuş olduğunun bir göstergesidir.<br />
[10] Ayrıntılar için Bk.: 1) Ahmet Bayülken ve Ahmed Yüksel Özemre, &#8220;Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi Değerlendirme Komisyonları&#8221; Raporlarını, ve Muhâlefet Şerhlerini Değerlendirme Raporu, Ankara 1999. Bu 221 sayfalık rapor www.ozemre.com sitesinin E-Raporlar bölümünden okunabilir, indirilebilir. Kezâ: 2) Ahmed Yüksel Özemre,  Ah Şu Atomdan Neler Çektim!.., s. 135-348, Pınar Yayınları, İstanbul 2002; 2)<br />
[11] Bu Bakanlar Kurulu toplantısında Kurul&#8217;a o gün ilk kez katılmış olan ANAP Başkanı&#8217;nın ihâleye katılan 3 firmaya da, hiçbir yasal dayanağı olmadığı hâlde, otuzar milyon dolar tazminat (!) ödenmesini teklif etmiş olması da Basın&#8217;da alaylara ve sert tenkitlere yol açmıştı. Meselâ, Bk.: 1) Cüneyt Ülsever, Hürriyet gazetesi 29 Temmuz 2000, 2) Aydınlık dergisi, 31 Ocak 2001 s. 5, 2) Meral Tamer, Milliyet gazetesi 2 Temmuz 2004.<br />
[12] Bu röportajlara dayanarak Bakan&#8217;a ve TAEK Başkanı&#8217;na yazmış olduğum 23 Mart 2007 ve 20 Nisan 2007 târihli tenkidî &#8220;Açık Mektup&#8221;larım www.ozemre.com sitesinde bulunmaktadır.<br />
[13] TAEK daha sonra bu kriterleri, toplam 3 sayfa bile tutmayan bir hacımda: &#8220;TAEK&#8217;in Nükleer Santral İle İlgili Ölçütleri&#8221; adı altında 9 kalem ve &#8220;TAEK&#8217;in Nükleer Santral İle İlgili Yakıt Temini Ölçütleri&#8221; adı altında da 5 kalem olarak  açıkladı. Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi&#8217;nde &#8220;İhâle Şartnâmesi&#8217;nde derc edilmiş olan ölçütler ise tam 5 cildlik bir hacım tutmaktaydı. Sizce hangi tutum Türkiye&#8217;nin çıkarlarına uygundur? Nükleer santral yapımcılarını 5 cild hacmındaki bir şartnâmeyle sıkı sıkıya bağlamak mı, yoksa bürokratların da hoşgörüsüyle bunlara her türlü katakulliyi yapmalarına imkân verebilecek nitelikte gözüken 3 sayfalık minimalist (!) bir müsvedde mi?<br />
[14] Nükleer enerjide &#8220;sınıf&#8221; nedir ve &#8220;sınıfı geçen&#8221; ne demektir? Anlayan varsa beri gelsin!<br />
[15] Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı&#8217;nın nükleer santral seçimi ya da üreticileri hakkında vaz ve icbar etmiş olduğu hiçbir standart yoktur.<br />
[16] Yarışdan kasıt nedir? Kim yarıştıracak? Enerji Bakanlığı mı, TAEK mi, yoksa nükleer santrali kuracak olan firma mı? Yarışmanın kriterleri neler olacak?<br />
[17] Bu üç şart da millî menfaat ve Türkiye&#8217;ye nükleer teknolojiyi kazandırmak açısından ne öncelikli ve ne de rasyonel şartlardır. Meselâ bir nükleer santral pekalâ çabuk devreye girebilir ama yerlilik payı hiç de yüksek olmayabilir; ve bunun tersi de vârid olabilir. Bu üç şartın aynı zamanda tatmin edilebilmesi asla mümkün değildir.<br />
[18] Türkiye&#8217;de uzmanlık alanı nükleer mühendislik olan hiç kimse bu &#8220;orijinal model çalışması&#8221;ndan haberdar edilmemiştir.<br />
[19] 1957 yılında İskoçya&#8217;da bulunan ve daha çok askerî amaçlara hizmet eden grafit-gaz soğutmalı Windscale Nükleer Santrali&#8217;nde vuku bulan nükleer kazâdan ve etrafa radyasyon yayılmasından sonra geliştirilmiş ve 1965&#8242;den sonra uygulanmaya başlanmış olan Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini&#8217;ne göre nükleer santrallerde, en azından: 1) reaktörün ve kullanılmış yakıt deposunun bulunduğu bölüm, bir nükleer kazâda radyasyonun dışarı sızmasının önüne geçecek olan 1 ilâ 1,5 metre kalınlığında koruyucu betonarme bir &#8220;güvenlik kabı&#8221; içine alınır, ve 2) bir Loose of Coolant Accident, yâni reaktör kalbinde soğutucu akışkanın kaybı kazâsında soğutucunun tekrar sisteme geri dönüp de soğutma işlemine katkıda bulunabilmesi için soğutucunun içinden aktığı borular iki ya da üç adet &#8220;eş eksenli boru sistemi&#8221; olarak tesis edilir. Bu tedbirler nükleer santralin mâliyetini % 40 oranında arttırmaktadır. 1979 yılında Chicago/ABD&#8217;deki &#8220;Three Miles Island&#8221; nükleer santral kazâsında nükleer santral personeli derhâl koruyucu kabuk alanını terk edip bunun kapısını ve her türlü giriş ve çıkış noktalarını kapatıp mühürleyerek, kazâdan yayılan muazzam radyasyonu bu koruyucu güvenlik kabının oluşturduğu sarkofaj içine hapsetmek sûretyle radyasyonun etrafa yayılmasını önlemiştir. Bu kazâda kimse ölümcül doz almamış, ölüm ya da radyasyon hastalığı vuku bulmamıştır. Rus yapımı santraller Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini&#8217;ne göre inşâ edilmemektedirler. Çernobil kazâsında nükleer santral tek tuğla bir yapının içinde bulunmaktaydı. Türkiye&#8217;nin nükleer santral kurma teşebbüslerinin hepsinde de teklif edilecek olan nükleer santrallerin mutlaka Batı Anlamında Nükleer Güvenlik Doktrini&#8217;ne göre tasarımlanmış olması olmazsa olmaz bir şart olarak taleb edilmiştir.<br />
[20] Türkiye&#8217;de kaydedilen en şiddetli depremler, Richter Ölçeği&#8217;ne göre, 7,8 şiddetindedir [1939 Erzincan]. Akkuyu Nükleer Santral Siti civârında kaydedilmiş en yüksek şiddette deprem ise 6,8 şiddetindedir. Burada kurulacak santral 8 şiddetindeki bir depreme dayanıklı olacaktı. [Not: Richter ölçeğine göre her 1 birimlik şiddet artışı 10 misli bir tahrib edici güce tekabül etmektedir.]<br />
[21] TETAŞ: Türkiye Elektrik Ticâret ve Taahhüt Anonim Şirketi.<br />
[22] Nükleer yakıt ve hammadde tedâriki teklifi: 1. Birkaç yedek yakıt demetini de ihtivâ edecek şekilde ilk yükleme için yakıt (ve gerekirse ağır su) tedârikini; 2) Beraberce nükleer kalbin 2/3&#8242;ünü oluşturacak iki ardışık yüklemeyi (PWR ve BWR); PHWR için de iki yıllık işletmeye tekabül eden iki nükleer kalp ve eksilen ağır su ikmalini &#8230;.. içermektedir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/09/21/yeni-nukleer-enerji-kanunu-hatalar-sorunlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/09/21/yeni-nukleer-enerji-kanunu-hatalar-sorunlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2007 00:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[30 dakika içinde yeryüzüne ulaşan toplam güneş enerjisi insanlığın bir yıllık ihtiyacı kadar! (Danish Wind Energy Association) Bu enerjinin önemli bir kısmı rüzgâr ve fotosentez gibi doğa olaylarının oluşumuna yarıyor ama henüz çok fazla kullanmadığımız rüzgâr enerjisinin potansiyeli gene de büyük.
Rüzgâr enerjisinden üretilen elektrik şimdilik dünyadaki toplam üretimin sadece %1 ile %2&#8217;si arasında. Ülkemizdeki ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/img_illustration1.jpg" alt="img_illustration1.jpg" width="254" height="172" align="right" />30 dakika içinde yeryüzüne ulaşan toplam güneş enerjisi insanlığın bir yıllık ihtiyacı kadar! (<em><a href="http://www.windpower.org/en/core.htm" target="_blank">Danish Wind Energy Association</a></em>) Bu enerjinin önemli bir kısmı rüzgâr ve fotosentez gibi doğa olaylarının oluşumuna yarıyor ama henüz çok fazla kullanmadığımız rüzgâr enerjisinin potansiyeli gene de büyük.</p>
<p>Rüzgâr enerjisinden üretilen elektrik şimdilik dünyadaki toplam üretimin sadece %1 ile %2&#8217;si arasında. Ülkemizdeki ilk endüstriyel projelerden biri olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Band%25C4%25B1rma_R%25C3%25BCzgar_Enerjisi_Santrali" target="_blank">Bandırma Rüzgar Enerjisi Santrali </a>de Türkiye&#8217;nin toplam enerji üretimi içinde çok büyük bir yer tutmuyor. Peki rüzgâr potansiyelimizden tam olarak istifade edebilmiş olsak nükleer enerjiden vazgeçebilir miyiz?<span id="more-606"></span></p>
<p><strong>Ucuz mu?</strong></p>
<p>Rüzgâr ile üretilen elektrik aslında oldukça pahalıya geliyor. Rüzgâr türbinleri nükleer santrallere oranla çok daha düzensiz bir elektrik üretimi yaptıkları için esmeyen saatlerde termik veya nükleer santraller gibi düzenli biçimde elektrik üreten sistemlerle desteklenmesi gerekiyor. İşte bu düzensizlik sebebiyle Danimarka&#8217;da yeni rüzgâr türbinlerinin inşasının durdurulması, Hollanda&#8217;da ise sübvansiyonların kesilmesi söz konusu. Hiç bir gelişmiş ülke %20&#8242;nin üzerindeki bir elektrik üretimini rüzgâra bağlamak istemiyor. Zira termik veya nükleer santralleri sürekli &#8220;açıp kapatmak&#8221; teknik olarak mümkün değil. Ayrıca kurulum maliyetine katlanılmış bir santrali tam kapasite ile kullanMAmak da ekonomik kayıplar doğuruyor. Bu kesinti sorunu güneş enerjisinden üretilen elektrik için de geçerli. Rüzgâr türbinleri yıl içinde %16-35, güneş panoları %15, nükleer santraller ise %80 ilâ %95 kapasite ile üretim yapıyor.</p>
<p>Bir başka deyişle bu kesintili üretim sebebiyle kurulu güçten tam olarak istifade etmek mümkün olmuyor. En verimli rüzgâr türbinleri yılda 2000 saat civarında üretim yaparken nükleer ve termik santrallerde bu rakam 8000 saati buluyor. Buna ek olarak rüzgâr türbinleri kuruldukları yılın ilk 3 ilâ 9 ayını kendilerinin üretimi için harcanan enerjiyi &#8220;geri&#8221; üretmekle harcıyorlar.</p>
<p><em>&#8220;Electricity Supply in the </em><a href="http://www.oecd.org/home/0,3305,fr_2649_201185_1_1_1_1_1,00.html"><em>OECD</em></a><em> &#8221; </em>adlı raporun 9 numaralı ekinden alınan aşağıdaki  bilgilere göre rüzgâr elektriği nükleerin 2 veya 3 katı daha pahalı:</p>
<p>Elektrik üretim birim fiatları (US cent/kWh)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="283">
<tbody>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Nükleer</td>
<td width="80" valign="bottom">5.4 - 7.4</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Kömür</td>
<td width="80" valign="bottom">4.7 - 6.1</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Doğal gaz</td>
<td width="80" valign="bottom">4.6 - 6.1</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Karadaki rüzgâr türbini (onshore)</td>
<td width="80" valign="bottom">4.7 - 14.8</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Denizdeki rüzgâr türbini (offshore)</td>
<td width="80" valign="bottom">8.2 - 20.2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Basit mi ?</strong></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/e_bondues1.jpg" alt="e_bondues1.jpg" align="right" />Rüzgâr türbinleri her türlü rüzgârda çalışmıyor. Saate 10 km&#8217;nin altında sürtünme sebebiyle duran türbinlerin elektrik tüketmemeleri için bağlı bulundukları ağdan kesilmeleri gerekiyor. Saate 100 km&#8217;nin üzerinde ise pervanelerin kırılması söz konusu olduğundan pozisyonları değiştirilerek « rüzgâr almaz » hale getiriliyor ki elektrik üretimi bu halde de duruyor.</p>
<p>Araştırmacılar 200 km&#8217;de bile çalışacak biçimde yeni türbinler üretmeyi amaçlıyorlar ama tek sorun bu değil. Kesintili üretim sorununu dengelemek için rüzgâr ile üretilen elektriğin depolanması gerekiyor. Bildiğimiz akülere benzer kimyasal yöntemlerin kullanılması halinde cıva, kurşun gibi elemanlar yüzünden çevre koruma açısından hiç bir ilginç yönü kalmıyor rüzgâr türbinlerin.</p>
<p>Daha temiz depolama yöntemleri de araştırılıyor elbette. Bunlardan bir tanesi elektroliz yoluyla hidrojen üretmek. Bir diğeri ise hidroelektrik santrallerden istifade ederek düşük seviyede bulunan bir miktar suyu daha yüksek bir noktaya pompalamak. Fransa&#8217;da <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Barrage_de_Grand'Maison">Grand&#8217;Maison barajında</a> uygulanan bu yöntem sayesinde iki nükleer santrale eşdeğer (1800 MW&#8217;lık) bir depolama kapasitesi söz konusu.</p>
<p>Bir Amerikan firması olan <a href="http://www.kitegen.com/index_en.html">Kite Gen Research</a> ise doğrudan türbinin içinde basınçlı hava üretmek yoluyla elektrik üretimindeki düzensizliği gidermeyi amaçlıyor. Eğer amacına ulaşırsa rüzgârsız saatlerde basınçlı hava türbini döndürmeye devam edecek.</p>
<p>Kullanılan depolama yöntemi ne olursa olsun enerji çevrimi sebebiyle zaten düşük olan randımandan daha da büyük kayıplar veriliyor. Bu da rüzgâr enerjisinin birim fiatını iyice yukarılara çekiyor. Ayrıca hidroelektrik depolama coğrafi koşullara sıkı sıkıya bağlı. Düz ovalara kurulmuş büyük şehirler için kullanılması imkânsız. Enerji nakil masraflarını arttırması da cabası.</p>
<p><strong>Güvenlik ve çevre kaygısı</strong></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/accident_image012.jpg" alt="accident_image012.jpg" width="310" height="176" align="right" />Rüzgâr türbinleri sanıldığı kadar güvenli ve çevreci değil. Şiddetli rüzgâr pervanenin yerinden sökülmesine ve etraftaki insanlara, binalara zarar vermesine sebep oluyor. <a href="http://www.tv2regionerne.dk/reg2005/?r=3&amp;Id=225094">Danimarka&#8217;da</a>, Fransa&#8217;da birçok kaza oluyor bu tipte. Artık kimse bu türbinlerin yakınında yaşamak istemiyor. Çevreci dernekler hem kazalar hem de <a href="http://tf1.lci.fr/infos/france/societe/0,,3562774,00-anti-eoliennes-donnent-voix-paris-.html">aşırı ses</a> nedeniyle mücadele veriyorlar bu konuda. Avustralya&#8217;da yapılan bir <a href="http://ventdubocage.net/sante3.htm">etüde göre</a> türbinlerin gürültüsü insanlardaki stresin artmasına sebep oluyor. AB ve ABD&#8217;de meydana gelen kazalar ve şikâyetlerle <a href="http://www.environnementdurable.net/video.htm">ilgili videolar için buraya</a> bakılabilir.</p>
<p>Aslında türbinleri veya nükleer santralleri suçlamak ya da aklamak yersiz. İnsanların ürettiği her sistem risk arz ediyor ve çevreye de zarar vermesi söz konusu olabilir. Bir boya veya kimyasal gübre fabrikası da endüstriyel riskler içeriyor. Uçaklar çevreyi kirletiyor. Ama yoğun tarımdan, uçaklardan veya renkli kıyafetlerden vazgeçmiyoruz.</p>
<p>Mesele bu risklerin ölçülmesi, önlem alınması ve krizlerin yönetilmesi meselesidir.</p>
<p><strong>Toplam potansiyel ve Türkiye</strong></p>
<p>Rüzgâr enerjisinin ulusal enerji politikasında bir ağırlığı olabilmesi için sürekli ve güçlü rüzgârlara ihtiyaç var. Dağlar bu tip rüzgârlara engel oldukları için en verimli türbinlere karada değil ancak denizde rastlıyoruz. Denizde kurulan ve offshore denen türbinlerin kurulma ve işletme maliyetlerinin düşük olması için ise deniz dibinin birden bire derinleşMEmesi, tersine sığ olarak açıklara devam etmesi gerekiyor. Bu tür coğrafî özellikler ise Baltık ve Manş denizlerinde ve Orta Amerika&#8217;nın bazı yerlerinde var.</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/turkiye-ruzgar.jpg" alt="turkiye-ruzgar.jpg" /></p>
<p>Stanford üniversitesinden Cristina L. Archer ve Mark Z. Jacobson&#8217;un hazırladıkları <a href="http://www.stanford.edu/group/efmh/winds/global_winds.html" target="_blank">rapora</a> göre offshore potansiyel açısından Türkiye rüzgâr fakiri bir bölgede bulunuyor. Raporun özet kısmında sunulan haritalara göre rüzgâr zengini ülkeler arasında Danimarka, Hollanda, İngiltere ve Fransa var. Bunlardan ilk ikisinin bu konuda en ileri ülkeler arasında olması şaşırtıcı değil. Meselâ Danimarka elektrik ihtiyacının %20&#8217;sini rüzgârdan sağlıyor. Son ikisi ise yatırımların en hızlı ilerlediği iki ülke. Yani çevrecilikten çok fırsatları değerlendirmek söz konusu.</p>
<p>Elektrik işleri etüt idaresi&#8217;nin hazırladığı <a href="http://www.eie.gov.tr/turkce/ruzgar/tr_ruzgar_atlasi_buyuk.jpg">Türkiye rüzgâr haritası</a> offshore dışındaki potansiyel için daha ayrıntılı bilgi veriyor ülkemiz hakkında.</p>
<p>Gene Archer-Jacobson raporuna göre dünyanın teorik rüzgâr potansiyeli 72 TW yani insanlığın enerji ihtiyacının 15 katı. Ama yazarların da itiraf ettikleri gibi bu hesapta üretilen enerjinin nakli, türbin kurulacak alanların erişilebilirliği vb konular dikkate alınmamış. <a href="http://www.ipcc.ch/">IPCC</a>&#8216;nin hazırladığı bir başka rapora göre ise kullanılabilir potansiyel teorik potansiyelin sadece %4&#8242;ü.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Rüzgâr enerjisi yeni yeni gelişmekte olan bir alan. Önümüzdeki 30-40 yıl içinde türbinlerin randımanı ve depolama teknikleri ilerledikçe Türkiye için tamamlayıcı ve temiz bir kaynak olabilir.</p>
<p>Hâlihazırda büyük yerleşim merkezlerinden ve enerji nakil hatlarından uzak yerlerde küçük ve orta boy rüzgâr türbinleri ucuz bir alternatif teşkil ediyor.</p>
<p>Ancak bugünkü teknoloji seviyesinde rüzgâr ile üretilecek elektriğin Türkiye çapında bir fayda sağlaması imkânsız. Rüzgâr enerjisi ile ülke ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan ülkelerin coğrafî avantajlara sahip olduklarını, buna rağmen bu tip üretimi ayrıca devlet sübvansiyonlarıyla destekleyerek ayakta tuttuklarını göz ardı edemeyiz.</p>
<p>Türkiye hem hızla gelişen hem de nüfus artan bir ülke. Kişi başına elektrik tüketimimizin gelecek on yıllarda AB ülkelerini yakalayacağını göz önüne alırsak rüzgârdan üretilen elektriğin ancak yerel ve tamamlayıcı bir rol oynayacağı, asla nükleer enerjinin yerini alamayacağı aşikârdır.</p>
<p>Avrupalıların yaptığı gibi rüzgâr elektriğini sübvanse etmek yerine kaynaklar :</p>
<ul>
<li>1) Randımanı yüksek rüzgâr türbini üretmenin yollarını araştırmak,</li>
<li>2) Türkiye&#8217;deki binaların ısı yalıtımını iyileştirilmek,</li>
<li>3) Nakil hatlarındaki kaçak ve kayıpların önüne geçmek,</li>
</ul>
<p>İçin kullanılabilir.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer Enerji? Evet ama &#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 19:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde zaten çok fazla bulunmayan fosil yakıtlar bütün dünyada tükenmekte. Gelişmiş ülkelerin enerji ihtiyacı öyle bir seviyede ki petrol ve silah kartelleri Irak&#8217;ı insanlarıyla birlikte haritandan silmekten çekinmediler.
Yenilenebilir enerji kaynakları ise şimdilik çok yüksek olan üretim maliyetleri dolayısıyla ancak sübvansiyonlarla, devlet desteği ile ayakta duruyor çoğu yerde.
Bütün veriler nükleer enerjinin Türkiye için bir seçenek değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde zaten çok fazla bulunmayan fosil yakıtlar bütün dünyada tükenmekte. Gelişmiş ülkelerin enerji ihtiyacı öyle bir seviyede ki petrol ve silah kartelleri Irak&#8217;ı insanlarıyla birlikte haritandan silmekten çekinmediler.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kaynakları ise şimdilik çok yüksek olan üretim maliyetleri dolayısıyla ancak sübvansiyonlarla, devlet desteği ile ayakta duruyor çoğu yerde.</p>
<p>Bütün veriler nükleer enerjinin Türkiye için bir seçenek değil mecburiyet olduğunu düşündürüyor. Zira hidroelektrik kapasitemizin büyük kısmını kullandık. Güneş ve rüzgâr gibi kaynaklar ise ancak yerel ihtiyaçlara o da kısmen cevap verebiliyor. Ulusal gelirimizin önemli bir kısmı enerji ithalatına gidiyor. AA&#8217;nın verdiği bir haber göre :</p>
<p>&#8220;<strong>Türkiye 2006 yılında, ham petrol ve petrol ürünlerine toplam 16 milyar dolar ödedi. Toplam enerji ithalatının maliyeti ise 29 milyar doları buldu.</strong>&#8221;</p>
<p>Tabi sürekli yükselen petrol fiatlarına, Ortadoğu&#8217;daki savaşlara, Güney Amerika&#8217;daki seçimlere, Orta Amerika&#8217;daki kasırgalara, Rusya ve İran gibi ülkelere göbekten bağımlı olmak da cabası. Taşıma petrolle dönmüyor bu değirmen!</p>
<p>Ama &#8220;nükleer&#8221; kelimesi çok hoş gelmiyor kulaklara. Çernobil ile Hiroşima karışımı bulanık bir korku var akıllarda. Ya patlarsa? Atıkları ne yapacağız? Hepimiz kanser mi olacağız?</p>
<p>Önce &#8220;petrol tüketimi artıyor, petrol bitecek!&#8221; diye alarm vermekle yetinmeyelim, ne kadar? Ne zaman? Diye soralım. Zira böyle iddiaların ölçülmesi ve tahminlerde bulunulması da gerekir. Pipeline &amp; Gas Journal&#8217;ın Kasım 2007 sayısında yayınlanan &#8220;Global Challenges Face Energy Industry&#8221; adlı makaleye göre dünya enerji arzı tahminleri şöyle (TEP : milyar ton petrol eşdeğeri)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19%"> </td>
<td colspan="2" width="20%">1960</td>
<td colspan="2" width="20%">1980</td>
<td colspan="2" width="20%">2000</td>
<td colspan="2" width="20%">2020</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Kaynak</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Kömür</td>
<td width="12%">1.250</td>
<td width="7%">36</td>
<td width="12%">1.830</td>
<td width="7%">24</td>
<td width="12%">2.930</td>
<td width="7%">26</td>
<td width="12%">4.650</td>
<td width="7%">30</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Petrol</td>
<td width="12%">1.170</td>
<td width="7%">33</td>
<td width="12%">3.100</td>
<td width="7%">41</td>
<td width="12%">3.415</td>
<td width="7%">31</td>
<td width="12%">3.175</td>
<td width="7%">21</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Doğalgaz</td>
<td width="12%">0.411</td>
<td width="7%">12</td>
<td width="12%">1.301</td>
<td width="7%">17</td>
<td width="12%">1.885</td>
<td width="7%">17</td>
<td width="12%">2.570</td>
<td width="7%">17</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Hidrolik</td>
<td width="12%">0.171</td>
<td width="7%">5</td>
<td width="12%">0.383</td>
<td width="7%">5</td>
<td width="12%">0.650</td>
<td width="7%">6</td>
<td width="12%">1.050</td>
<td width="7%">7</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Nükleer</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">0.156</td>
<td width="7%">2</td>
<td width="12%">0.845</td>
<td width="7%">8</td>
<td width="12%">1.730</td>
<td width="7%">11</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Tic. Olmayan</td>
<td width="12%">0.490</td>
<td width="7%">14</td>
<td width="12%">0.768</td>
<td width="7%">10</td>
<td width="12%">1.095</td>
<td width="7%">10</td>
<td width="12%">1.140</td>
<td width="7%">8</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Yeni enerji</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">0.285</td>
<td width="7%">2</td>
<td width="12%">0.845</td>
<td width="7%">6</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Toplam</td>
<td width="12%">3.500</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">7.538</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">11.105</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">15.115</td>
<td width="7%">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kim korkar &#8220;öcü&#8221; nükleerden?</strong></p>
<p>Nükleer enerjiden korkulmayan ama aynı zamanda çevrenin ve halk sağlığının önemsendiği, eleştiri ve diyalog kanallarının açık olduğu demokratik ülkelere bir bakalım:</p>
<p>IAEA&#8217;na göre Fransa elektrik enerjisi ihtiyacının %78′ini 59 nükleer santralden sağlıyor. Yeni bir tane de inşa halinde. Aslında bu ülkenin durumu istisna değil. Belçika için nükleer elektrik oranı %54, İsveç %48, İsviçre %38, Almanya %32, Japonya %30, ispanya %20, ABD %19, İngiltere %18, Kanada %16&#8230; Bu ülkelerin hemen hepsinde planlanmış ve/veya inşa halinde onlarca yeni nükleer santral de var. Önümüzdeki 20 yıl için planlanmış nükleer santrallerin toplam yatırım maliyeti 100 milyar doları bulacak EDF&#8217;e göre. (Fransız elektrik üretim ve dağıtım şirketi)</p>
<p>Dünyada nükleer enerji kullanan 31 ülkede toplam 439 santral var. Haziran 2006′da 222 yeni projeden 96&#8217;sı bütçelendirilmiş, 33 yeni santralın inşaatı başlamıştı.</p>
<p>Almanya gibi nükleerden &#8220;çıkmaya&#8221; karar vermiş ülkeler bile petrolün varili 30 dolar iken alınmış bu kararın 100 dolar seviyesinde halen geçerli olacağından şüpheliler.</p>
<p>İnsanın şunu diyesi geliyor: Dünyanın en gelişmiş ülkelerini yönetenler vatanlarını, çevreyi, halkın sağlığını bizden daha mı az seviyor?</p>
<p><strong>Çevreciler Nükleer enerji yanlısı olacak!</strong></p>
<p>Fosil yakıtların yoğun kullanımı insanlığın karşı karşıya olduğu <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/">çevre felaketlerinin en büyüğünü</a> başlattı ve sorun bitecek gibi görünmüyor.</p>
<p>Bu karamsar tablo karşısında nükleer elektrik şampiyonu Fransa&#8217;nın OECD ülkeleri arasında en az CO2 kirliliği (enerji üretimi kökenli) üreten ülke olması çevreciler için yeni bir umut teşkil ediyor. Zira küresel ısınma konusundaki suçlamaların düzenli hedefi haline gelen ABD&#8217;de kişi başına 5.36 ton CO2 üretilirken Fransa&#8217;da bu rakam 1.68. Yani bütün gelişmiş ülkeler nükleer elektrikte Fransa ile aynı seviyede olsalardı belki de kürsel ısınma henüz bu boyutlara erişmemiş olacaktı!</p>
<p>Bunun yanında sık sık meydana gelen kazalarda batan tankerler denize tonlarca ham petrolün akmasına ve bölgede doğal hayatın yıllarca felce uğramasına da sebep oluyorlar.</p>
<p>Bu du deniz kazalarına sahne olan bölgelerde balık avı, çiftlik balıkçılığı, turizm, &#8230; bir çok sektör yıllar sürecek gelir kaybına uğruyor. Binlerce insan geçinemez hale geliyor.</p>
<p>Belki de artık çevrecilerin nükleer enerji konusundaki &#8220;uzlaşmaz&#8221; tutumlarını yeniden gözden geçirmelerinin vakti geldi.</p>
<p>Elbette Çernobil kazası hâlâ hafızalarda. Ancak bu konuda kamuoyuna iyi anlatılamayan çok önemli bir kaç nokta var:</p>
<ul>
<li>1) Bu santral Avrupa standartlarında inşa edilmemişti. Sadece işçileri soğuktan koruyacak sıradan bir beton binanın içinde faaliyet gösteriyordu.</li>
<li>2) Kaza anında uygulanacak bir acil durum planı yapılmamıştı.</li>
<li>3) Göstergelerdeki anormal bilgileri yanlış yorumlayan nöbetçi mühendisler gerekenin tersi kararlar aldılar ve hem kazayı büyüttüler hem de hızlandırdılar.</li>
<li>4) Bunun yanında kazanın ilk bilgileri gelmeye başladığında Rus yetkililer halkı korumak yerine olayı örtbas etmeye çalıştılar. şehri boşaltmadılar. Ertesi gün insanlar işe, çocuklar okula gönderildi hiç bir şey olmamış gibi. Bütün bu hatalar kayıp sayısının kat kat artmasına sebep oldu.</li>
</ul>
<p>Oysa Avrupa normlarında nükleer santrallerin kritik bölümlerinin üzerleri bir tür betonarme sığınak ile kapatılıyor. Eğer önlenemeyecek bir yangın veya sızıntı meydana gelirse santral derhal boşaltılarak izole ediliyor. Gene aynı &#8220;sığınak&#8221; terörist saldırılara karşı da önemli bir rol oynuyor. Tasarımı ve inşası gereği bu koyucu beton katman üzerine bir yolcu uçağı düşse bile çatlamayacak güçte.</p>
<p>Ne yazık ki ülkemizde nükleer santral olmamasına rağmen Çernobil kazasına benzer kazalardan korunmuş değiliz. Zira Ukrayna&#8217;da kazaya yol açan tipte başka santraller halen faaliyette. Gene Bulgaristan ve Ermenistan&#8217;da batı standartlarında değil Rus standartlarında inşa edilmiş santraller var. Bunlarda meydana gelebilecek bir kazanın Türkiye&#8217;ye etkisi tıpkı Çernobil&#8217;de olduğu gibi o anki rüzgâr ve yağmur durumuna bağlı olacak.</p>
<p><strong>Gerçek bağımsızlık</strong></p>
<p>Yüzölçümü ve nüfus bakımından Türkiye ile karşılaştırılabilecek büyüklükte olan Fransa enerji bağımsızlığı konusunda da komşularını kıskandırıyor. Rusya&#8217;nın veya Arap ülkelerinin petrol ve doğal gazı diplomatik bir koz olarak bu ülkeye dayatmaları oldukça zor. Meselâ 2006′da Fransa&#8217;nın nükleer elektriği olmasaydı ithal etmek zorunda kalacağı doğal gazın faturası 13,5 milyar dolar = 30 Boğaziçi köprüsü!</p>
<p>Nükleer enerjinin bir başka avantajı da yatırım ve işletme giderlerinin yurtdışında değil yurt içinde yapılması. Tıpkı otomotiv veya inşaat sektörü gibi nükleer enerji de kendi &#8220;yan sanayini&#8221; oluşturuyor ve besliyor ki ithal edilen ve dağıtılan petrole bakarak katma değerler ve nitelikli istihdam açısından aralarında ciddi farklar var.</p>
<p>Türkiye Nükleer Teknoloji Platformu&#8217;nun 29 Mayıs 2007 tarihli bildirisinde belirttiği gibi :</p>
<blockquote dir="ltr"><p><em>&#8220;Nükleer teknoloji gibi çok geniş kapsamlı ileri teknolojilerin ülkeye kazandıracağı pek çok yarar vardır. Bir nükleer santralde yüksek teknoloji gerektiren yaklaşık 22 bin değişik parçanın bulunduğu göz önüne alınırsa, böyle bir teknolojiye sahip olmaya yönelmekle sanayimiz, bilim ve teknoloji kuruluşlarımız pek çok değişik alanda kullanılabilecek bilgi birikimi ve tecrübe kazanacaktır. Bu kapsamda, teknolojik yaşamın her alanında karşımıza çıkan nitelikli ileri malzemelerin üretimi, yeni yapım ve üretim tekniklerinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi, bilimsel, teknik ve teknolojik kapasitenin arttırılması, kalite kontrolünün ve yüksekliğinin sağlanması, sanayide değişik iş kollarının kurulup çalıştırılması, yeni iş alanlarının açılarak istihdamın arttırılması gibi konular sayılabilir. Ayrıca, nükleer teknoloji Türkiye&#8217;nin üst düzeydeki bilimsel ve teknoloji kültürünün gelişmesinde, özellikle teknik eğitimin nicelik ve niteliğinin yükseltilmesinde, dolayısı ile sanayide de itici bir güç olmak ve tetikleyici vazifesi görmek gibi yadsınamaz faydalar da sağlar. Nitekim, Dünya&#8217;daki mevcut konjonktürde, nükleer enerji ve teknolojilerinin, teknoloji planlamalarını akılcı bir şekilde başarabilen gelişmiş ülkelerde toplandığı görülmektedir. Bir Avrupa ülkesi olan İsveç elektrik üretiminin % 40′tan fazlasını nükleer enerjiden karşılamaktadır. Nükleer teknoloji transferini çok başarılı bir şekilde gerçekleştiren ülkelerin başında gelen Güney Kore&#8217;nin, kısmen de bu kazanımlar sayesinde, diğer teknolojik alanlarda elde ettiği başarılı sonuçlar bu tesbitleri doğrular niteliktedir. 1970′lerde çok zor şartlarda kişi başına 229 dolar GSMH ile nükleer teknoloji deneyimine başlayan Güney Kore, bugün kişi başı 22.500 dolar GSMH ile gelişmiş ülkeler arasında yer almaktadır.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Evet ama&#8230;</strong></p>
<p>Buraya kadar nükleer enerjinin Türkiye&#8217;ye getireceği olumlu etkileri aktardık. Gerçekten de ülkemiz bir gün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girecekse bunun yolu nükleer enerjiden geçiyor hiç şüphesiz. Zira :</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Türkiye&#8217;nin tespit edilmiş 10 bin ton uranyum ve 380 bin ton da toryum rezervi vardır. Toryum açısından dünyada ikinci ülkeyiz. Türkiye, yüzeyden ve derinliğine taranırsa bu rezervler daha da artacaktır. Özkaynaklarımızı kullanabileceğimiz &#8220;doğal uranyum-ağırsu&#8221; temelli teknoloji seçilirse toryum da devreye sokulabilir. Toryum rezervimiz, bize en az 400 yıl elektrik enerjisi sağlanmasına aracı olabilir. &#8230; Doğal uranyum-ağırsuya dayalı teknoloji seçilecek olursa doğal uranyumlu nükleer yakıt fabrikası ile ağırsu üretim tesisi de iki yıl içinde kurulabilir. Doğal uranyumdan atom bombası yapmak mümkün olmadığından, uluslararası politika açısından, buna karşı çıkacak kimse de olmaz.&#8221;</em> (Nuriye Akman&#8217;ın Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre ile yaptığı 19.03.2007 tarihli röportaj Zaman Gazetesi)</p></blockquote>
<p>Ancak Türkiye&#8217;nin bu nükleer sıçramayı kazasız-belasız atlatabilmesi için :</p>
<ul>
<li><strong>1) </strong>Hükümetleri ve siyası akımları aşan, 30 yıllık bir bilim politikasına,</li>
<li><strong>2) </strong>Bu politikayı destekleyecek bir bütçeye,</li>
<li><strong>3) </strong>Gerçek anlamda bilim adamı yetiştiren üniversitelere,</li>
<li><strong>4) </strong>Siyaseti bırakıp bilimle uğraşacak bilimsel proje yöneticilerine,</li>
<li><strong>5) </strong>TÜBİTAK, TAEK gibi bilimsel kuruluşlarda ve üniversitelerde bilim ahlâkını yerleştirmeye ihtiyacı var.</li>
</ul>
<p>Üniversitelerimizin bugün <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/">içinde bulunduğu acınacak durumu</a> düzeltmeden nükleer enerjiye geçiş Çernobil gibi olaylara kapı açabilir. Çünkü <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/" target="_blank">güzel ahlak ile donanmamış bilim adamları, mühendisler ve bilim teknisyenleri en azılı mafya babalarından bile daha tehlikelidir</a>.</p>
<p>Buna ek olarak nükleer enerjiyi güvenli bir biçimde kullanabilmek için sadece nükleer fizik dalında değil bütün &#8220;komşu&#8221; disiplinlerde ileri gitmemiz gerekmekte, meselâ:</p>
<ul>
<li><strong>1) </strong>Halk sağlığı,</li>
<li><strong>2) </strong>Nükleer güvenlik,</li>
<li><strong>3) </strong>Risk yönetimi,</li>
<li><strong>4) </strong>Kriz yönetimi,</li>
<li><strong>5) </strong>Nükleer santrallerin inşası,</li>
<li><strong>6) </strong>Reaktörlerin bakımı, onarımı ve hizmetten çıkarılmaları.</li>
</ul>
<p>Bu çerçevede hükümetin nükleer enerji için yaptığı girişim gerekli bir adımdır. Ama tek başına yeterli olmaktan çok uzaktır.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

