<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Müslümanın Afyonları</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/muslumanin-afyonlari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Obama&#8230; içimizden biri?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/obama-icimizden-biri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/obama-icimizden-biri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 09:31:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<category><![CDATA[ABD]]></category>

		<category><![CDATA[obama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5133</guid>
		<description><![CDATA[
Obama Mısır&#8217;da konuşurken gözlerimiz doldu, ahh dedik işte Filistinlilerin çilesine son verecek beklenen kurtarıcı(!) Kur&#8217;an filan da okudu, ah canıım&#8230;
Özeleştiriyi bir kaç asırdır reddeden Şark zihniyetinin sonucu bu. Bir sorun mu var?

- Bizden olamaz. Haçlı zihniyeti! Siyonistler!
- Çözüm?
- Bizden gelemez, önce saldırgan saldırmayı bıraksın!
- Peki biz neden bu kadar zayıf düştük? En altta, en sonda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bobiler.org/monte.asp?m=106864"><img class="alignleft" src="http://kafa.bobiler.org/upload/photographs/155460283o.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Obama Mısır&#8217;da konuşurken gözlerimiz doldu, ahh dedik işte Filistinlilerin çilesine son verecek <strong>beklenen kurtarıcı</strong>(!) Kur&#8217;an filan da okudu, ah canıım&#8230;</p>
<p>Özeleştiriyi bir kaç asırdır reddeden Şark zihniyetinin sonucu bu. Bir sorun mu var?</p>
<ul>
<li>- Bizden olamaz. Haçlı zihniyeti! Siyonistler!</li>
<li>- Çözüm?</li>
<li>- Bizden gelemez, önce saldırgan saldırmayı bıraksın!</li>
<li>- Peki biz neden bu kadar zayıf düştük? En altta, en sonda kaldık?</li>
<li>- Bütün suç moğollarda, haçlılarda, siyonistlerde ve neoconlarda!</li>
<li>- Sakın Müslüman esaret yularını boynuna kendi elleriyle geçirmiş olmasın?</li>
<li>- Sen Müslümanları suçluyorsun! Gizli bir siyonist olmalısın!</li>
<li>- Müslüman ülkeler birbirlerine saldırmak için ABD&#8217;den, Avrupa&#8217;dan ve İsrail&#8217;den silah almıyorlar mı? ABD&#8217;nin Irak&#8217;ı işgal etmek için harcadığı paraların bir kısmı Müslüman parası değil mi? Müslüman ülkelerin gizli servislerinin banka hesapları neden Lüksemburg&#8217;da aynı bankada? Neden bu bankanın müdürü Eduard İsrael idi? Neden Müslüman gazeteciler ClearStream&#8217;den hiç bahsetmiyor?</li>
<li>- Sus! Kafamı karıştırma! Cumaya yetişeceğim, cami çıkışında İsrail bayrağı yakacağız, görsünler günlerini pis siyonistler!</li>
</ul>
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Bayrak y</span><span style="color: #000000;">akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/05/obama-icimizden-biri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/obama-icimizden-biri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm V</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/23/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-v/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/23/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-v/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 11:04:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[gazze]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3581</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale bir zafer miydi?
Tarihin yumruğunu suratına yiyen toplumlar yerden bir daha kalkamıyorlar kolay kolay. Çünkü bir boksörün yerden kalkması için önce yere yıkıldığını fark etmesi gerekiyor. Ayakta dimdik duruyormuş gibi yumruklarını sallamaya çalışan zavallı adam aslında sırtının üzerinde debeleniyor çaresizce&#8230;
 Ama o son yumruk öyle sert, öyle amansız ve öylesine beklenmedik bir şekilde suratına patlamış ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090223_derin_dusunce_org_gazze_filistin_siyonizm_osmanli.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3584" title="20090223_derin_dusunce_org_gazze_filistin_siyonizm_osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090223_derin_dusunce_org_gazze_filistin_siyonizm_osmanli.jpg" alt="" width="174" height="161" /></a>Çanakkale bir zafer miydi?</strong></p>
<p>Tarihin yumruğunu suratına yiyen toplumlar yerden bir daha kalkamıyorlar kolay kolay. Çünkü bir boksörün yerden kalkması için önce yere yıkıldığını fark etmesi gerekiyor. Ayakta dimdik duruyormuş gibi yumruklarını sallamaya çalışan zavallı adam aslında sırtının üzerinde debeleniyor çaresizce&#8230;</p>
<p> Ama o son yumruk öyle sert, öyle amansız ve öylesine beklenmedik bir şekilde suratına patlamış ki yerdekinin hafızasına kaydedil(e)memiş çarpışma anı. O sadece kendi attığı yumrukları hatırlıyor.</p>
<p> <em>&#8220;Çanakkale Geçilmez&#8221;</em> diyor ama Çanakkale&#8217;den geçip İstanbul&#8217;u işgal eden donanmayı hatırlamıyor. Düşmanlarının fetihlerini hafızasına kaydetmemiş. Balkanları, Kuzey Afrika&#8217;yı, <a href="http://www.derindusunce.org/2007/03/12/osmanliyi-yikan-cephe-filistin/">Osmanlı&#8217;yı yıkan Filistin cephesini</a> bilmiyor. Millî güvenlik algısı <span id="more-3581"></span>sloganlardan ibaret:</p>
<ul>
<li> Savaş alanlarında kazandıklarımızı masa başında kaybettik,</li>
<li>Yenilmedik ama yenik sayıldık,</li>
<li>Araplar bizi sırtımızdan vurdular,</li>
<li>Sırpların oyununa geldik,</li>
<li>Ermeniler ihanet ettiler bize,</li>
<li>Türkiye Türklerindir,</li>
<li>Her yer Filistin, Hepimiz Filistinliyiz,</li>
<li>Ya ölürüz ya da Kıbrıs bizim olur!</li>
</ul>
<p> Bugün hâlâ dünyanın en zengin petrol yatakları olan bölgeler muzafferin denetimine geçmiş. Cihad zannettiği intihar saldırıları bir muharebe değil, harp? Hiç değil. Çoktan polisiye birer vaka olmuş kendi çocuklarına bomba bağlayıp patlatanlar. Kanlı fotoğraflar neoconların, siyonistlerin propaganda sofrasında birer meze. Ama bizim boksör anlamıyor bunu. Neden?</p>
<p>  &#8221;<em>Harp&#8221;</em>, &#8220;<em>muharebe&#8221;</em>, &#8220;<em>cephe&#8221;</em> kelimelerini silmiş sözlükten, yerine &#8220;<em>savaş</em>&#8221; koymuş. Dil devirilmiş, insanlar altında kalmış. Milyonlarca kilometre kare toprak kaybetmiş ama askerin başarılı sayılabileceği tek cephe olan Anadolu&#8217;yu harbin kendisi zannediyor hatta kutluyor törenlerde. Mehter ve bando eşliğinde &#8220;namağlup&#8221; ordusu geçerken. İthal ve modası geçtiği için hibe edilmiş Amerikan tanklarından selam çakıyor askerleri. O tanklar ki on yılda bir kendi ülkesini işgal etmeye alışmış bir ekibin alinde oyuncak olmuş, kâh millet meclisinin kâh radyo binasının kapısına dayanmış.</p>
<p> Şimdi Gazze bombaların altında inim inim inlerken o hâlâ Birleşmiş Milletler&#8217;den, dünya kamuoyundan merhamet dileniyor. İsrail&#8217;in ordusunu kınıyor! O &#8220;Yahudi ordusu&#8221; ki koruması gereken İsrail&#8217;i milliyetçi-militarist söylemlerle esir almış. Ergenekon&#8217;un siyonist versiyonunu kınıyor bizimki. Şaka gibi! </p>
<ul>
<li>- Şeytan&#8217;ı kınıyorum!</li>
<li>- Neden?</li>
<li>- Kötülük yapıyor da ondan!</li>
<li>- Yahu o görevini yapıyor. İşini aksatan sensin. Uyan artık.</li>
</ul>
<p> Bizim boksör suratına o amansız yumruğu patlatan uygar(!) güç karşısında kâh korkan, kâh ona hayran, kâh ondan merhamet dilenen, adeta kulluk mertebesinde!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/23/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-v/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/23/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-v/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm IV</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/03/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iv/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/03/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2009 12:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[antisemitizm]]></category>

		<category><![CDATA[yahudi nefreti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3349</guid>
		<description><![CDATA[Hamas&#8217;ı eleştirmek yaassah!
 Balıkesir bölgesinden çok daha küçük bir toprak parçasında Filistinlilerin silahlı direnişi devam ediyor. İsrail soykırımları iç politikaya malzeme ederken Hamas&#8217;tan, Hizbullah&#8217;tan &#8220;sabredin, zafer yakındır&#8221; açıklamaları geliyor.
 Acaba bir vizyon ve strateji sorunu mu var karşımızda? İsrail Müslüman bir devlet olsaydı durum farklı mı olurdu?
 Daha önce TSK&#8217;dan İlker Bey Kardeşim&#8217;e de söylemiştik, eleştiremediğimiz kişi ve kurumlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3351" title="20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak.jpg" alt="" width="186" height="175" /></a>Hamas&#8217;ı eleştirmek yaassah!</strong></p>
<p> Balıkesir bölgesinden çok daha küçük bir toprak parçasında Filistinlilerin silahlı direnişi devam ediyor. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/23/gazze-katliamini-gerekli-kilan-arka-plan/">İsrail soykırımları iç politikaya malzeme ederken</a> Hamas&#8217;tan, Hizbullah&#8217;tan <strong>&#8220;sabredin, zafer yakındır&#8221;</strong> açıklamaları geliyor.</p>
<p> Acaba bir vizyon ve strateji sorunu mu var karşımızda? İsrail Müslüman bir devlet olsaydı durum farklı mı olurdu?</p>
<p> Daha önce TSK&#8217;dan <a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/07/ilker-basbuga-acik-mektup/">İlker Bey Kardeşim&#8217;e de söylemiştik</a>, eleştiremediğimiz kişi ve kurumlar yozlaşır, yobazlaşır. Ama biz eleştiriyi saldırı zanneden bir ülkenin çocuklarıyız. <span id="more-3349"></span>Peki Filistinlilerin direnişinin güçlenmesini, o masum insanların zulümden kurtulmasını istemiyor muyuz? Bir iyileşme isterken neyin kötü gittiğini konuşmazsak nasıl ilerleme kaydedeceğiz?</p>
<p> Gelin görün ki Hamas, Hizbullah, El-Fetih eleştirilemiyor. <strong>&#8220;Akan kan daha soğumadan, bebekler henüz gömülmeden nasıl yaparsın?&#8221;</strong> diye soruyor bize dostlarımız. Biz bu sonsuz bekleyişi yararlı bulmuyoruz. Bu örgütleri sıradan bir Filistinliye eşitlemiyoruz çünkü.  Aldıkları oy sebebiyle özellikle Hamas meşru bir temsil gücüne sahip. Ama Hamas&#8217;ı eleştirmek ile <strong>&#8220;bütün suç Araplarda, niye taş atıyorlar ki?&#8221;</strong> demek arasında da dağlar kadar fark var.</p>
<p> 50 yıldır kanların soğumasını, bebeklerin gömülmesini bekleye bekleye erteledik eleştirmeyi ve bugünlere geldik. 50 yıldır ölü bebeklerini havaya kaldırmış çaresiz babaları seyrediyoruz, isteyen devam etsin, biz her zaman yaptığımız gibi doğru olduğuna inandığımız şeyi söyleyeceğiz. <strong>Çünkü Filistinlilerin ağıtlara değil çözüme ihtiyaçları var</strong>.</p>
<p> İsrail&#8217;in saldırganlığının iyice tırmandığı şu günlerde Hamas ya da Hizbullah&#8217;ın arkasında kayıtsız şartsız durmak değil tam tersine, çok acil olarak sormak gerek <strong>&#8220;nerede, hangi hatalar yapıldı?&#8221;</strong> ve tabi <strong>&#8220;bundan sonraki plan nedir?&#8221;</strong> diye.</p>
<p> <strong>Hata 1:</strong> <strong>Cihadı ve siyasi rantları bir arada yürütmeye çalışmak</strong></p>
<p>Yazı dizisinin <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/20/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-i/">birinci bölümünde</a> şöyle demiştik:</p>
<p> <em>&#8220;</em><em>Ordu-devlet İsrail&#8217;i yönetenler, tıpkı sözde rakipleri Hamas ve Hizbullah gibi siyasî rantlarını muhafaza etmek için korku ve nefretten örülü bir &#8220;sanal bir gerçeklik&#8221; inşa etmişler.</em><em>&#8220;</em></p>
<p>Büyük tepki aldık. <em>&#8220;Vayy sen nasıl siyasî rant ile bu mücahitlerin isimlerini aynı cümlede kullanırsın?&#8221;</em> Peki siyasî rant kaygısı yok da Filistinliler neden bu kadar bölünmüş vaziyetteler? Müslümana kurşun atacak kadar gözü dönmüş bir adama mücahit denir mi? Neden lider adayları<strong> &#8220;davamız şahsî politik ihtiraslarımızdan önce gelir&#8221;</strong> diyerek bir kişinin arkasında birleşemiyor da birbirlerini siyonist kuklalar olmakla suçluyorlar? İsrail ablukasında iç savaş yaparak neyin zaferini kazanmayı umuyor bu insanlar?</p>
<p> Recep Tayyip Erdoğan yıllardır uğraşıyor Filistin için. Çok detaylı hazırlanmış bir Türk planı vardı elinde. Bir an geldi, Mısır&#8217;ın planı öne çıktı, taraf ülkelerce daha fazla beğenilir oldu. Erdoğan hemen geri çekti planını, <strong>&#8220;mühim olan barışşın sağlanması, çözümü kimin bulduğu önemli değil&#8221;</strong> dedi. Eğer <strong>&#8220;illâ Türk planı olacak&#8221;</strong> diye tuttursaydı Filistin&#8217;e hizmet etmiş sayılır mıydı? İşte bu &#8220;fedakârlığı&#8221; reddetmeyi kasdediyoruz &#8220;siyasî rant aramak&#8221; derken.</p>
<p> <strong>Hata 2: Cephelerin yanlış kurulmuş olması</strong></p>
<p>Birinci İntifada sırasında İsrail ordusu köşeye sıkışmış, arkasındaki siyasî ve popüler destek asgarîye inmişti. Atılan taşların verdiği bir hasar mıydı zafer yoksa Filistinlilerin çok da farkında olmadıkları psikolojik bir cephe mi açılmıştı?</p>
<p> İsrail ordusu (? =Amerikan ordusu) dünyanın en güçlü ordularından biri. Silahları modern, üretim kapasitesi yüksek. ABD&#8217;den yüklü para ve silah bağışı alıyor. Filistin direnişi ise tanklara taş atan çocuklarla simgeleşen bir halk mücadelesi. Dış yardımlar yok denecek kadar az ve kesintili. Yani ciddî bir <strong>asimetri</strong> ile karşı karşıyayız. Aslında bu durum <strong>gerilla savaşlarının</strong> alışılagelmiş bir görüntüsü. Vietnam-ABD, Cezayir-Fransa örneklerinde olduğu gibi gerillanın kazanma ihtimali var. Ama Çeçenistan, Irak ve Afganistan&#8217;da olduğu gibi savaş uzayabilir. Kimse kazanmasa bile gerilla başarılı olamaz, bedelini de sivil halk öder. Ya da Kızılderilierin başına gelen yaşanır, soykırım cezasız kalır ve &#8220;yerli halk&#8221; ebediyyen esir durumuna düşer &#8220;rezerv&#8221; bölgelerinde.</p>
<p> Milliyetçi-militarist ideolojisi bir yandan, 1957&#8242;de Fransa tarafından verilen nükleer teknolojisi, sivil kontrolden tamamen çıkmış askerleri ve gizli istihbarat servisi diğer yandan, <strong>İsrail&#8217;in ordusu büyük bir tehlike</strong>. Sadece Ortadoğu için değil bütün dünya ve bu arada İsrail halkı için de en büyük tehlike yine kendi ordusu. Varlığını korku ve baskıyla meşru(!) kılmak için her fırsatta sivilleri öldürürken bütün insanlık adına nükleer bir çatışma riskini dahi göze alıyor çünkü.</p>
<p> Türkiye&#8217;de koyun koyuna yaşadığımız Ergenekon Terör Örgütünün çok daha güçlü bir versiyonu olan bu güce karşı zafer kazanılabilir mi? En <strong>&#8220;iyi&#8221;</strong> ihtimalle <strong>dirty bomb</strong> kullanılarak karşılıklı yok etme yoluyla <strong>&#8220;berabere&#8221;</strong> kalınabilir!</p>
<p> Filistin&#8217;deki bu asimetrik savaşta <span style="text-decoration: underline;">küçük ordunun (Filistinlilerin) nihaî bir meydan savaşı ile İsrail ordusunu mağlup etmesi imkânsız olduğuna göre</span> hedef, düşmanın savaşma isteğini kırmak, arkasındaki sivil ve siyasî desteği yok etmek olmalı. <strong>Ancak bu şekilde İsrail ordusu &#8220;savaş(a)maz&#8221; hale getirilebilir</strong>. Yani bu orduyu İsrail halkının gözünde &#8220;suçlu&#8221; duruma düşürerek, bölge barışı ve İsrail halkı için bir tehdit olduğunu dünyaya ama en başta İsrail halkına kalıcı bir biçimde kabul ettirmek gerekiyor.</p>
<p> Bütün Yahudilerin yokedilmesi, İsrail&#8217;in haritadan silinmesi, İsrailli bebeklerin öldürülmesinin meşru olduğunun söylenmesi ise milliyetçi-militarist Yahudilerin yani Siyonistlerin ekmeğine yağ sürer.</p>
<p> İşte Filistin&#8217;e barış getirecek zemini oluşturmak için idrak edilmesi gereken birinci nokta budur: Filistinli direniş örgütleri cepheyi Müslüman  - Yahudi şeklinde oluşturdular. Bu sert söylemler son yıllardaki Siyonist şiddete verilmiş nispeten yeni bir tepki midir? Sanmıyoruz. Yaser Arafat önderliğindeki FKÖ&#8217;nün uçak kaçırdığı, okul basıp çocukları öldördüğü eylemler (1970&#8242;li yıllar) belli bir vizyonun sürekliliğini gösteriyor. Arap milliyetçiliğinden komünist devrimciliğe ve şimdi de cihatçılığa uzanan değişik ideolojik renklere bürünen mücadelenin ortak paydası ne yazık ki Batı + İsrail cephesine karşı birlik çağrısı oldu.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3352" title="20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090203_derin_dusunce_org_hamasi_elestirmek_yasak2.jpg" alt="" width="238" height="339" /></a>Bugünlerde tamamen unuttuk ama Yaser Arafat &#8220;islamator&#8221; gömleğini giymeden önce komünist bloktan destek arıyordu. Bağımsızlığını kazanırsa potansiyel bir Küba haline gelebileceğinden korkulan bir Filistin&#8217;e karşı ABD&#8217;nin desteğini almak çok zor olmadı Siyonistler için. Eskiden Kapitalist Batı&#8217;ya karşı mücadele eden &#8220;komünist&#8221; Filistin bugün Yahudi-Hristiyan ligine karşı &#8220;cihad&#8221; yapıyor. Aslında cepheler aynı, bayraklar farklı. Ama doğu blokunun gücüne sahip değil Cihadist Farisî ağabey. Zaten Filistin&#8217;e barış gelse Tahran ne kazanacak? Gerginliğin sürmesi petrol fiatlarını yukarıda tutuyor ki bu ihracat geliri el halısı ve petrolden oluşan bir ülke için çok daha ilginç bir durum.</p>
<p> Bu cihadist ağabeyin yerine barışçı Gül-Erdoğan çizgisi gerçekten olumlu bir alternatif. Zira değerli dostum Nun&#8217;un dediği gibi <strong>&#8220;borudan bozma füzelerle&#8221;</strong> öldürdükleri bir kaç sivil, intihar ederek havaya uçurdukları bir kaç otobüs Filistin direnişine çok pahalıya mal oldu, olmaya da devam ediyor.</p>
<p> Elbette İsrail ordusunun vahşeti karşısında Filistinlilerin öldürdükleri sivillerin sayısı çok daha az ama burada yapmak istediğimiz bir &#8220;haklı-haksız&#8221; ayrımı değil. Cephelerin yanlış kurulmuş olduğunu anlatmak. Filistin direnişi gelecekte barış yanlısı olan Yahudi aydınları, dünya kamuoyunu ve genel olarak İsrail halkını potansiyel müttefik olarak görmeli.</p>
<p> Geçmişte ABD karşıtlığı çerçevesinde Komünist ülkelere yakınlaşan Filistin direnişi soğuk savaşın bitişiyle bu kez Cihad temasıyla Müslümanların desteğini alma çabasında. Her iki duruş da yukarıda açıkladığımız hatalı cepheleşme şemasına giriyor. Batıyı bir bütün olarak görmek, bu bütüne kayıtsız ve şartsız bütün Yahudileri dahil etmek hem yanlış hem de Huntington&#8217;un <strong>&#8220;medeniyetler çatışması&#8221;</strong> teorisinden farksız.</p>
<p> Bosna&#8217;da Sırpları bombalayan, Afganistan&#8217;da mücahitlere silah, para ve eğitm verek Müslümanların &#8220;yardımına koşan&#8221; ülkenin yine ABD olduğunu unutmamak gerek. Uluslararası şiddet millî ya da dinî aidiyetler üzerinden çözülmüyor. Her iki örnekte de nüfuz alanını genişletmeye çalışan bir Rusya karşısında piyon durumuna düşen Müslümanlar var. Cihadizm yanılgısını terk edip kazanç-kayıp tablolarına bakmayı ögrendiğimizde Filistinlilere gerçekten yardım edebilmemiz mümkün.</p>
<p> Bugün Türkiye&#8217;de hâlâ bir halk kahramanı olarak savunulan Yaser Arafat&#8217;ın militanlarının Lübnan&#8217;daki Bekaa kamplarında &#8220;Komünist&#8221; PKK ile işbirliği yaptığını hatırlayarak bu &#8220;yanlış cepheleşme&#8221; paragrafını bitirelim.</p>
<p> <strong>Hata 3: Silahlı mücadeleyi gerilla savaşının merkezine koymak</strong></p>
<p>Gerilla ispanyolca &#8220;küçük savaş - savaşçık&#8221; demek. Napoleon ispanya&#8217;nın düzenli ordusunu yenmiş ama halk direnişi yüzünden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu konuyla ilgili bilgi için &#8220;komünist&#8221;, &#8220;dinci&#8221; ve &#8220;milliyetçi&#8221; gerilla liderlerinden bir çok referans verdiğimiz &#8220;<a title="Permanent Link to PKK... Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?" href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a>&#8221; yazıya bakılabilir.</p>
<p> Gerilla savaşı özel bir savaş şekli. Kendine özgü kuralları, yöntemleri var. Napolyon döneminden Mao&#8217;ya, Fidel Castro&#8217;ya, Balkanları kaybeden Osmanlı&#8217;ya kadar bir çok değişim geçirmiş bu savaş şekli. Bugün Bask milliyetçisi ETA, Kuzey irlandalı (?Katolik) IRA hatta <a href="http://www.derindusunce.org/2008/02/29/kemalist-bir-pkk/">Kemalist modelde bir Kürt ulus-devleti peşinde olan PKK</a> gibi daha bir çok örgüt düzenli ordular karşısında gerilla savaşı yapmaktalar.</p>
<p> Filistin&#8217;de olduğu gibi bir avuç direnişçiyle bir düzenli orduya kafa tutmak durumunda kalanların ilk yapması gereken gerilla savaşının kurallarını anlamak ve bu kuralları ülkenin kendine has koşullarına uyarlamak.</p>
<p> Filistin direnişinin özel koşulları var ve bu koşullar silahlı mücadelenin asgariye indirilmesini gerektiriyor. Filistin&#8217;de kesinlikle Vietnam ya da Cezayir tipi bir direniş uygulanamaz. Neden? </p>
<ol type="1">
<li>Gerillanın kazandığı <strong>Cezayir</strong> ve <strong>Vietnam</strong> direnişinde savaş bölgesi çok genişti ve düzenli orduların anavatanından (sırasıyla Fransa ve ABD) uzaktı. Düzenli ordu için komuta ve lojistik zorluklar çok büyüktü. Cezayir 2,5 milyon km² ile Türkiye&#8217;nin neredeyse 4 katıydı. Vietnam 331 km² ile Türkiye&#8217;nin yarısı kadardı.</li>
<li>Askerler ne için savaştıklarını ve öldürdüklerini sorar olmuşlardı. Cezayir&#8217;in çölü, Vietnam&#8217;ın ormanı gerillaya doğal bir kamuflaj imkânı sunuyordu.</li>
<li>Sınırları tam olarak kapatamayan düzenli ordu yardım yollarını kesemiyordu.</li>
<li>Arapça ve Vietnamca bilen asker çok azdı.</li>
</ol>
<p> Oysa İsrail dediğimiz yer 26 bin m² ile ancak Ankara ve ilçeleri kadar bir alan. Filistin ise 6 bin m² yani Balıkesir&#8217;in yarısından daha küçük bir arazi.</p>
<p> Filistin&#8217;i bombalamak için havalanan israilli pilot belki 5 dakika sonra savaş bölgesine geliyor. &#8220;İşini&#8221; yaptıktan sonra fazla yakıt harcamadan üsse dönüyor ve akşam yemeğinde karısı, çocuklarıyla birlikte olabiliyor. Evinden uzak olmanın baskısını yaşamadığı gibi (genellikle) neden savaştığını da sorgulamıyor. Çünkü kendi kafasında &#8220;evini savunuyor&#8221;.</p>
<p> Bunun yanında Filistin toprakları vur-kaç taktiği uygulayacak şekilde ormanlarla veya dağlarla kaplı değil. Gündüz köylü, gece savaşçı yönteminin uygulanması imkânsız. Arapça ve İbranice birbirine çok benzeyen iki dil. Her iki halkın içinde iki dili birden bilen çok. İsrail polisi şantaj yoluyla hastahane vb ihtiyacı olan Arapları muhbir olarak kullanabiliyor. Bu sebeple geniş çaplı ve uzun süreli teşkilatlanma yapamıyor Filistinliler. Filistin + İsrail  &#8221;stratejik&#8221; derinliği olmayan dar, küçük bir toprak parçası. Operasyon için üslere ihtiyaç yok. Sınırlar ise sürekli abluka altında. Komşu ülkelerden silah ve cephane sokmak ya da bir operasyondan sonra bölge dışına kaçmak imkânsız.</p>
<p> Dikkate değer bir başka nokta ise Filistinlilerin ekonomik izolasyonu. İsrail ekonomisinin Filistinlilere bağımlığı çok az. Meselâ Türkiye&#8217;de PKK&#8217;nın tasfiyesi bölgeyi ekonomik olarak olumsuz olarak etkileyebilir en azından kısa vadede. Korucu maaşı ile geçinen bir çok insan var sözgelimi. Silah ve insan kaçakçılığı vb işlerden geçinmeye alışmış aileleri &#8220;normal&#8221; hayata kazandırmak kolay olmayacak. Irak ve Suriye ile olan ticaret ise tersine PKK tehdidi altında.</p>
<p> Ama İsrail ekonomisi dünyaya entegre olmuş vaziyette. Filistin&#8217;i izole etmenin yükü diğer gerilla savaşlarına oranla çok daha az. Burada yapılcak muhtemel bir barış veya savaş ihtimalinin ekonomiye doğrudan etkisi yok.</p>
<p> İşte bütün bu sebeplerle Filistin direnişinde silahlı mücadelenin yerinin asgâriye indirilmesi gerektiğini, cihadın kitle iletişim, siyasî propaganda, diplomasi eksenlerine çekilmesi gerektiğini savunuyoruz.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin PKK&#8217;ya karşı verdiği mücadelede de bir çok hata yaptığını, silahlı mücadelenin haddinden fazla önemsendiğini ve diğer yönlerin ihmal edildiğini anlatmıştık.</p>
<p> Yazı dizisinin bu bölümünü &#8220;<a title="Permanent Link to PKK... Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?" href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a>&#8221; adlı makalemizden alıntıladığımız aşağıdaki paragrafla bitiriyoruz. (Aslında buradaki vurgular Filistin için daha da arttırılmalı. Yani PKK, Cezayir, Malezya, Küba vb asimetrik savaşlar için söylediklerimiz Filistin konusunda çok daha fazla geçerli.)</p>
<p><strong>&#8220;[...]asimetrik savaş (AS) asla askeri bir harekât olarak değerlendirilmemeli. Tersine silahlı çatışma boyutu toplam mücadelenin içinde az bir yer tutmalı.</strong></p>
<p>Asimetrik Savaş (AS) ve kontrgerilla operasyonlarının teorisyenleri arasında mutlaka anılması gereken isimlerden biri 1952 -1954 yılları arasında Malaya&#8217;daki kontrgerilla operasyonlarındaki başarısıyla ün kazanan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gerald_Templer" target="_blank">General Gerald Templer</a> . Templer&#8217;a göre &#8220;Ateş etmek işin sadece %25&#8242;idir. &#8220;. Cezayir savaşındaki tecrübelerini kitaplaştıran ve fikirleri <a href="http://www.fas.org/irp/doddir/army/fm3-24fd.pdf" target="_blank">Amerikan ordusunun kontrgerilla el kitabında</a> sık sık anılan Fransız subayı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/David_Galula" target="_blank">David Galula </a>da &#8220;Mücadelenin %80&#8242;i siyasi, %20&#8217;si askeridir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Leninist-Maoist şemada gerilla savaşı</strong></p>
<p>Asimetrik Savaş (AS) teorisyenleri içinde bizim açımızdan en büyük önem taşıyanlar şüphesiz komünizm çizgisi içinde bu teorileri uygulamaya koymuş olanlar. Zira PKK Kürt milliyetçiliğini kullanmakla beraber komünist grupların örgütlenmesini ve yöntemlerini uygulamakta. Hatta PKK&#8217;ya bağlı siyasi örgütlerde de bu mirasın izlerini görmek mümkün.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lenin">V.I. Lenin</a> , <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mao">Mao Zedong</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Che" target="_blank">Ernesto Che Guevara</a>. Asimetrik Savaş (AS) ve <a href="http://www.derindusunce.org/www.marxists.org" target="_blank">gerilla taktikleri üzerine yazmış liderler</a>. Meselâ Mao&#8217;nun yazdığı &#8220;Gerilla savaşı üzerine&#8221; adlı kitapta şu görüşler dikkati çekiyor :</p>
<p><em>&#8220;Gerilla savaşını ulusal politikadan ayrı düşünmek için hiç bir sebep yok. Tersine yönetim ve gerilla savaşının idaresi tamamen Japonlara karşı verilen mücadele ile eşgüdüm içinde olmalı. Gerilla savaşını sadece askerî bir manevra gibi görenler onu yanlış anlayanlardır. Gerillanın politik etkilerini ve hedeflerini asla gözden kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde halkın güvenini kaybederiz ve bu da bizi başarısızlığa götürür.</em> (Bkz. Birinci Bölüm, &#8220;Gerilla savaşı nedir?&#8221;)</p>
<p>Lenin&#8221;e göre ise AS karşısında tarafların ayrı bir organizasyona gitmesi gerekiyor:</p>
<p><em>&#8220;Köhne propaganda ağlarımızın organizasyonu yeni ajitasyon eylemleriyle alt-üst oldu. Toplu gösteriler eski komitelerimizin çalışma şekillerini kökten değiştirdiler. Bir savaşta her askeri eylem savaşanların organizasyonunu bir yere kadar değiştirir. Bu artık savaşılmayacak anlamına gelmez. Savaşmanın yeniden öğrenilmesi gerekir.&#8221;</em> (Bkz. &#8220;Gerilla savaşları&#8221; adlı makalesi)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/03/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iv/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/03/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iv/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bediuzzaman&#8217;la Ortadoğu Problemlerine Bakış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/01/bediuzzamanla-ortadogu-problemlerine-bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/01/bediuzzamanla-ortadogu-problemlerine-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 21:40:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Cihad]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3270</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bakın ben de sizin gibi tango yapıyorum, sizinle aynı alfabeyi kullanıyorum, ne olur artık vurmayın&#8221; diye inliyor &#8220;batılılaşmış&#8221; Müslüman ülke aydını. İslâm&#8217;ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını &#8220;düşmana benzemek&#8221; yolunda arıyor.
 İnsanlık, özellikle de Batı dünyası son üç asırda bilim ve teknolojide büyük ilerleme kaydetti. Ancak vicdanen ve ahlâken yerinde sayan Avrupa, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3320" title="20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi.jpg" alt="" width="163" height="519" /></a><strong>&#8220;Bakın ben de sizin gibi tango yapıyorum, sizinle aynı alfabeyi kullanıyorum, ne olur artık vurmayın&#8221; </strong>diye inliyor &#8220;<strong>batılılaşmış&#8221;</strong> Müslüman ülke aydını. İslâm&#8217;ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını &#8220;düşmana benzemek&#8221; yolunda arıyor.</em></p>
<p><em> İnsanlık, özellikle de Batı dünyası son üç asırda bilim ve teknolojide büyük ilerleme kaydetti. Ancak vicdanen ve ahlâken yerinde sayan Avrupa, ABD ve onun peşinden sürüklenen insanlık bugün kendi icadı olan teknik ilerlemelerin altında ezilmiş, rezil ve sefil bir şekilde sürünmekte.</em></p>
<p><em> Mağara devrindeki ilkel insanlarla neredeyse tek farkımız birbirimizi daha hızlı öldürebilmemiz ve bu öldürme sahnelerini TV kanalıyla dünyanın her yerine yayabilmemiz. Savaşa, etnik temizliklere türlü kılıflar uydurduk. <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">Milliyetçi</a>-Militarist ulus-devletin kutsalları olan <strong>ordu, silah, kutsal(!) topraklar, bayraklar, üstün(!) ırklar </strong>uğruna milyonlarca insanın yaşama hakkı ellerinden alındı. Bugün de Birleşmiş Milletler, NATO gibi kuruluşlar uluslararası şiddeti <strong>&#8220;barış harekâtı&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;teröre karşı savaş&#8221;</strong>  gibi isimlerle meşru gösteriyor.</em></p>
<p><em> Bu rezillikten İslâm aleminin payına düşen sorunları, meselâ Güney Doğu Meselesi ile Filistin&#8217;i, Ergenekoncu korku tacirleri ile Siyonizm&#8217;i birbirinden ayrı düşünmek mümkün mü?</em></p>
<p><em> Kanaatimizce son üç asırda Müslüman aydınların yaptıkları en büyük hata belki de kök sebep sayılabilecek tek hata <strong><span style="text-decoration: underline;">Batı&#8217;nın hakimiyetine cevaben batıya benzeme refleksi</span></strong> olmuştur. 1789 Fransız devrimine, Alman ordu-devletine, endüstrileşmiş milliyetçi-militarist Avrupa devletlerine hayran olan bir çok Müslüman aydın görürüz bu dönemde. Türk ve Arap milliyetçiliği, moderleşme amaçlı tepeden inme jakoben devrimler, bugün halen bir çok Müslüman ülkede darbe üzerine <strong>darbe yapan eşkıya generaller</strong> ugulamada da bu &#8220;düşmanı taklid etme&#8221; refleksinin birer uzantısıdır.</em></p>
<p><em> Peki bugünkü duruma Müslümanca yanıt ne olabilir? Batı&#8217;ya hayran olmak ile Batı&#8217;dan nefret etmek dışında bir yol yok mudur hem onun saldırganlığından kurtulmak hem de Batılı insanları kendilerinden korumak için?</em></p>
<p><em> Değerli yazarımız </em><a href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/"><em>Mehmet Bahadır</em></a><em> işte bu soruya yanıt ararken dikkate değer bir yol tutuyor. Bediüzzaman Said Nursî&#8217;nin </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/demokrasi/"><em>demokrasi</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/devletcilik/"><em>devletçilik</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ekonomi/"><em>ekonomik kalkınma</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/liberalizm/"><em>sertbest piyasa</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/egitim/"><em>eğitim</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/irkcilik/"><em>ırkçılık</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ulus-devlet/"><em>ulus-devlet</em></a><em> konularındaki fikirlerini derleyip sunduğu bu detaylı makale tekrar tekrar okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir çalışma. Başka bir çok kaynakla birlikte <strong>M.Ali Kaya&#8217;nın &#8220;Doğu ve Ortadoğu Problemlerine Bediüzzaman&#8217;dan Çözüm Önerileri&#8221;</strong> adlı eserinden de yararlanan yazara bu özenli çalışmasından ötürü teşekkür ediyoruz. Konularına göre tasnif edilmiş olan 6 bölüm halinde hazırlanmış bu yazıyı bölmeden, bir seferde yayına girmeyi uygun bulduk. İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de yaptığı soykırım sebebiyle şu günlerde hararetli biçimde tartıştığımız </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/filistin/"><em>Filistin</em></a><em> sorununa da çare olabilecek fikrî zemine katkıda bulunan çalışmayı beğenilerinize sunuyoruz.</em></p>
<p><em> Editör</em></p>
<h2>Bediuzzaman&#8217;la Ortadoğu Problemlerine Bakış (M. Bahadır)</h2>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM I - </strong><strong>GİRiŞ</strong></p>
<p align="justify">Said Nursi (1878-1960) Türkiyede ve dünyada tüm fikir akımlarının en etkin biçimde kendini gösterdiği, ideolojilerin kendi sistemilerini kurması için en sert biçimde çarpıştığı, insanların katmanlara ayrılarak çatıştığı ve çarpıştığı fırtınalı bir ortamda yaşamıstır.</p>
<p align="justify">Bediüzzamanın hayat dönemi tam bir geçiş dönemidir. Türkiye&#8217;de; Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine, imparatorluktan ulus-devlete, monarşiden, monokrasiye ve  anayasal sisteme, istibdattan hürriyete, kapalı-otoriter devlet anlayışından demokratik parlamenter rejime, kapalı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine, gelenekten modernliğe geçiş çabaları yaşanmıştır.<span id="more-3270"></span></p>
<p align="justify">İslam Dünyası ise birlik ve bütünlüğünü kaybederek Batı Medeniyetinin maddi ve manevi istibdadı altına girdikten sonra, kısmen bağımsız ülkeler halinde nisbi hürriyetini kazanmaya başlamıştır.</p>
<p align="justify">Dünyada ise; otoriter yapıya karşı hürriyetçi fikirler, işçi hareketleri, sendikal faaliyetler, uluslararası siyasi-ekonomik organizasyonlar, çokuluslu ticaret, hızlı teknolojik gelişmeler, haberleşme ve bilgilenme imkanları ile dünyanın bir köy kadar küçülmesi, temel insan haklarına ve çevreye dair gelişmeler ve iki dünya savaşı bu süreye sığabilmiştir.</p>
<p align="justify">İste böylesi hızlı gelişmelerin yaşandığı, bu çalkantılı dönemde Bediüzzaman; fikir ve aksiyonuyla damgasını vurmuştur. <strong>İnsanlığın geçirdiği devrelerin tümünün birden hızla bir arada yaşandığı bu sancılı dönem onun için adeta bir laboratuvar olmuş ve Yirmi birinci yüzyıl insanının saadetini sağlayacak reçeteyi &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın Eczahanesi&#8221;nde hazırlayarak sunmuştur. </strong></p>
<p align="justify">Bu geçiş döneminde İslam düşüncesini yeniden yorumlayan Said Nursi, &#8220;Eski hal muhal (batıl), ya yeni hal; ya da izmihlâl(perişan olmak).&#8221; Diyerek, yeni dönemlerin temel insani problemlerine Kur&#8217;anî yorumlar getirmiştir. Modern dönemlerin yaygın maddeci, tabiatçı ve esbabperest ideolojisi haline gelen Pozitivizm ve bundan kaynaklanan inkâri fikirlere karşı ikna edici argümanlar sunmuştur. Risale-i Nur&#8217;a muhatap olanlar, &#8220;iman-ı tahkiki&#8221; kazanarak, zamanın hakim cereyanlarına karşı kendilerini koruyabilmişlerdir.</p>
<p><strong><em>&#8220;Beni nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben  <br />
cemiyetin imanını kurtarma yolunda dünyamı feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men&#8217;edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa daha ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim beni intihardan men&#8217;etmeseydi, Said belki bugün toprak altında çürümüş olacaktı. Bütün hayatım zahmet ve meşakkatle, felaket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda nefsimi de dünyamı da feda ettim. Helal olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüzbin, yahut birkaç milyon, belki daha ziyade kişinin imanınkurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp, zahmet ve meşakkatlere tahammülle bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah&#8217;a bin kere hamd olsun! <br />
 <br />
Sonra, ben cemiyetin iman ve selameti yolunda ahiretimi de feda etim.  <br />
Gözümde ne cennet sevdası var, ne de cehennem korkusu. Cemiyetimizin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun! Kur&#8217;an&#8217;ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; o zaman orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü, vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.&#8221; </em></strong></p>
<p>diyen asrın dertlisini, dava adamını, Bediüzzamanı, asrın güzel insanını, nazarı dikkatlere çekmek istiyoruz.</p>
<p>Evet, böylesi büyük bir kelam; ancak ve ancak yüreği büyük, derdi büyük ve davası büyük, manevi büyüklerden, gönül erlerinden çıkar. Bu sözlerde ihlas var samimiyet var. Takiyye olamaz. Yalan olamaz. Takiyye yapacak ya da yalan söyleyecek insan böyle sözler söyleyemez. Bunu ancak bir veli ya da iman davasında deli kullar söyleyebilir.</p>
<p>Hasan Basri Hz.leri sahabeleri işaretle, o kutlu insanlarla aradaki farkı şu sözlerle dile getirir. <strong><em>&#8220;Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi, ‘Bunların ahirette bir nasibi yok&#8217; derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘Bunlar hesap gününe inanmıyorlar&#8217; derlerdi.&#8221; </em></strong></p>
<p>Günümüzde Bediüzzaman yok; ama yığılarak devam eden problemlere işaret ettiği çözümler karşımızdadır.</p>
<p><strong><em>&#8220;Âlem-i İslâm&#8217;a indirilen darbelerin en evvel kalbime indirildiğini hissediyorum&#8221;</em></strong><em> </em>diyen, büyük bir iman, gayret ve himmet çağlayanı: Bediüzzamanın <strong>gözüyle; </strong></p>
<p><strong>Doğu, Güneydoğu, Ortadoğu ve tüm İslam Dünyası için gösterdiği çözüm önerilerini, sorunların tahlillerini ve Yirmi birinci yüzyıl insanının saadetini sağlayacak reçeteyi sunuyoruz.</strong> </p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM II</strong></p>
<p align="justify">Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Şiddet akl-ı selimi ortadan kaldırır. Toplumsal meseleler üzerinde farklı fikir ve düşüncelerin biraraya geldiği demokratik zemini yok eder. Husumeti ve öç almayı körükler ve toplumsal barışı imkansız kılar&#8230;</p>
<p>Türkiye, Doğu meselesini sadece askeri önlemlerle çözmeye uğraştı, bu da şiddeti artırmaktan başka bir şeye yaramadı. Bu gibi yanlış politikalar neticesinde, yüz sene önceki problem ne ise bugün de aynı problemlerle, ama daha kompleks ve daha karmaşık problemlerle karşı karşıyayız.</p>
<p align="justify">Her problemin bir çözümü vardır. Çözümsüzlük ancak çözmemek için bahaneler üretildiği zaman oluşan fiilî ve geçici bir durumdur. Siz çözmezseniz birisi bir gün çözer ve şerefi de ona ait olur. Bu konuda samimi yaklaşımlara ve çözüm önerilerine daima açık olmak gerekir.</p>
<p>Bu konuda Albert Einsteinın bir sözü çok hoşuma gider.</p>
<p><strong><em>&#8220;Problemler, onları ortaya çıkaran aynı düşünce seviyesiyle çözülemez&#8221; &#8230;</em></strong></p>
<p>Bu bağlamda, <strong>&#8221; şiddete karşı siddet &#8220;</strong> aynı düşünce seviyesidir ve asla çözüm yolu değildir diyebiliriz. Çözüm yolları, daha derin, daha geniş boyutlu ve daha üst seviye bir düşünce tarzının ürünü olabilir.</p>
<p>Bunun böyle olduğu Kürt sorununda yaşadığımız tarihsel süreç en güzel kanıtıdır. Neyseki bu gerçekler artık günümüzde dile getirilmekte ve daha üst seviye düşünce ve hamlelerle çözüm yolları araştırılmaktadır.</p>
<p>Sayın Sadık Yalsızuçanlar bir makalesınde bu konuyla alakalı olarak haklı tespitinde  şöyle der;</p>
<p><strong><em>&#8220;Kürt sorunu&#8221;nun çözüm adresi, Türk yerine Kürt kimliğini esas alacak olan bir başka ulus-devlet, PKK ve diğer Marksist, Stalinist, Leninist, ırkçı örgütler değil, Kürtlerin büyük bilgesi Mele Ahmed-i Hani, Mele Cezeri, Abdurrahman Taği, Seyyid Sıbğatullah hazretleridir. &#8216;Gelin tanış olalım&#8217; çağrısını yapan Derviş Yunus&#8217;tur, Anadolu&#8217;nun manevi merkezlerinden Doğu&#8217;nun Batı&#8217;nın büyük bilgesi İbn Arabi&#8217;dir, bilgelerin sultanı Bediüzzaman&#8217;dır. Onların eserleri, halleri, muhabbet, adalet ve merhamete dayalı öğretileridir. &#8220;Kürt sorunu&#8221; Brüksel&#8217;den, Washington&#8217;dan, İsveç&#8217;ten değil, arzın birkaç büyük manevi merkezi olan Konya&#8217;dan, Hz. Mevlana&#8217;nın kalbinden geçilerek çözülür. Zulmün Türk&#8217;ü, Kürt&#8217;ü olmaz, zalimin de. Irkçılığın ve ulus-devlet&#8217;in yol açtığı bu sorun, samimiyetsiz, dilde kalan, inandırıcı olmayan, içi boş bir siyaset retoriği ile zemininden çözülemez; daha adil, gerçek anlamda daha özgürlükçü, daha insani, daha merhametli, şefkatli ve kardeşliğe dayalı öğretilerin içinden çözülür. Unutmayalım, işkencecinin de dini yoktur!</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu düşüncenin &#8216;İslam milliyetçiliği&#8217; ile de ilgisi yoktur. İşkencenin ortadan kalkması, sadece anayasal ve yasal tedbir ve müeyyidelerle değil (tabii ki bunlar mutlaka gerçekleştirilmeli, özgürlükçü bir anayasa kesinkes yapılmalıdır) insanın çürüdüğü yerden, onu yeniden diriltecek manevi ve irfani bir solukla mümkündür&#8230;&#8221; </em></strong></p>
<p>Konumuza dönersek, günümüzde çözülmediği için sürekli artan ve sonuçta anarşi ve teröre inkılâp eden problemlerin çözümü yine Bediüzzaman&#8217;ın önerilerinde bulunmaktadır. İşte, Bediüzzaman&#8217;ın gözüyle, <strong>Doğu Anadolu, Güneydoğu, Ortadoğu ve tüm İslam dünyası </strong>için sorunların analizi ve çözüm önerileri&#8230;</p>
<p> </p>
<p align="justify"><strong>1. Demokratikleşme </strong></p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi, 23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet ve Hürriyet&#8217;in ilanında İstanbul&#8217;dadır ve 26 Temmuz 1908 tarihinde Sultanahmet meydanında yapılan mitinginde &#8220;Hürriyete Hitap&#8221; adında bir nutuk irad eder.<sup><strong>1</strong></sup><strong> </strong></p>
<p align="justify">İstanbul&#8217;da pek çok ulemanın aksine Meşrutiyetin ilanını hararetle alkışlar. Ayasofya, Beyazıt, Fatih ve Süleymaniye camilerinde de umum ulema ve talebeye hitaben pek çok vaazlar ile şeriatın ve Meşrutiyetin münasebetini anlatır. Peygamberimizin (sav) <strong><em>&#8220;Kavmin efendisi ona hizmet edendir&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup><strong><em> </em></strong>hadisini <em>&#8220;Şeriat âleme gelmiş; ta istibdadı ve zalimâne tahakkümü (baskı ve zorbalığı) mahvetsin&#8221;</em><sup><strong>3</strong></sup><strong><em> </em></strong>şeklinde izah eder. Bediüzzaman dinin siyasi hayata bakan yönünün <em>&#8220;Hakikat-i Meşrutiyet-i Meşrua&#8221;</em><sup><strong>4</strong></sup><em> </em>yani Hakiki meşrutiyetin dinen uygun olduğunu savunarak Meşrutiyet ve hürriyete sahip çıkmıştır.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman&#8217;ın bu konuda en güçlü delili Asr-ı Saadet ve Hulefâ-i Raşidin&#8217;in &#8220;Hilafet Dönemi&#8221;dir. Nursi, Asr-ı Saadet&#8217;i örnek göstererek &#8220;adalet, meşveret (konuşup anlaşma, istişare) ve kanun hâkimiyeti&#8221; prensipleri çerçevesinde belirlediği bu modelin aslında <strong><em>&#8220;Meşrutiyet, demokrasi ve Cumhuriyet&#8221;ten başka bir şey olmadığını ifade eder.</em></strong><sup><strong>5</strong></sup><strong> </strong>Bediüzzaman yine <em>&#8220;Hürriyetin en geniş şekli Cumhuriyettir&#8221;</em><sup><strong>6</strong></sup><strong><em> </em></strong>diyerek Cumhuriyetin hürriyete en fazla değer veren siyasi bir sistem olması gerektiğini anlatmaktadır. Aksi taktirde hürriyetten yoksun bir Cumhuriyet içi boş bir istibdattan başka bir şey değildir.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman Said Nursi, Meşrutiyetin ilanından sonra Başbakanlık vasıtası ile doğu vilayetlerine ve aşiretlere elli-altmış telgraf çekmiş ve <em>&#8220;Meşrutiyet ve kanunu esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer&#8217;iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz&#8221;</em><sup><strong>7</strong></sup> diyerek hürriyetin ve demokratikleşmenin en çok doğu vilayetlerinde yaşayanlara faydalı olacağını bundan yüz sene önce haber vermiştir.</p>
<p>Yine İstanbul&#8217;da yirmi bine yakın hemşerilerine, aldanmamaları için Meşrutiyeti ve hürriyeti anladıkları dille anlatır. <strong><em>&#8220;İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adâlet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halîfedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret(yoksulluk), ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san&#8217;at, marifet, ittifak (ilim ve irfan, karşılıklı tanışma ve birlik) silâhiyle cihad edeceğiz.Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zirâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur.&#8221;</em></strong><sup><strong>8</strong></sup><strong><em> </em></strong>diyerek onları ikaz eder ve onların hürriyete sahip çıkmalarını ister.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman&#8217;ın bundan bir asır önce söylediği <strong><em>&#8220;Dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarar görüyoruz&#8221;</em></strong><sup><strong>9</strong></sup><strong><em> </em></strong>sözü bugün de geçerliğini korumaktadır.  </p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM III</strong></p>
<p align="justify"><strong>2. Eğitim</strong></p>
<p align="justify">İnsanın yaratılış amacının &#8220;taallüm (ilim öğrenme) ile tekemmül(kemale erme, olgunlaşma)&#8221; olduğunu izah eden Bediüzzaman&#8217;ın en önemli meselesi hayatı boyunca eğitim olmuştur. Kendisini eğitime adayan Bediüzzaman Doğu&#8217;da bir üniversite açılması amacı ile 1907 yılında İstanbul&#8217;a geldi. <strong>Amacı Ortadoğu&#8217;da açılan bu üniversite sayesinde Türk, Arap, Kürt, Ermeni ve diğer unsurların birliğini ve beraberliğini sağlayarak Osmanlı&#8217;nın parçalanmasını önlemek ve İslam birliğini temin etmekti.</strong> Projesini uygulamak amacı ile Sultan Abdülhamit ile görüşmeyi planlayan Bediüzzaman&#8217;ın bu isteği gerçekleşmedi. Daha sonra Sultan Reşat&#8217;ın Kosova seyahatine katıldı. Padişahın Kosova&#8217;da yapmak istediği üniversite projesine katkıda bulundu. Kendisine <strong><em>&#8220;Şark(Doğu)böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslam&#8217;ın merkezi hükmündedir&#8221;</em></strong><sup><strong>10</strong></sup><strong><em> </em></strong>dedi ve böyle bir üniversite için söz aldı. Ancak 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı ve dünyada gelişen olaylar ile Osmanlı&#8217;nın yıkılması sonucu proje gerçekleşmedi. Daha sonra 1922 yılında geldiği TBMM&#8217;de aynı konuyu gündeme taşıdı. 163 milletvekilinin imzasını taşıyan önergesi kabul edildi. Van&#8217;da bir üniversite için 150 bin lira tahsisat ayrıldı. Ancak bu da o zamanki hükümetin<strong> &#8220;laiklik&#8221; </strong>ile ilgili düşünceleri yüzünden gerçekleşmedi.<sup><strong>11</strong></sup><strong> </strong></p>
<p align="justify">İlk olarak 1954 yılında, DP&#8217;nin Erzurum&#8217;da bir üniversite kurma teşebbüsü üzerine Bediüzzaman &#8220;İşte bu benim üniversitem&#8221; diyerek bu üniversiteye sevinçle sahip çıkar.<sup><strong>12</strong></sup> Hatta bu konuda 01.04.1954 tarihli Ulus gazetesinin Erzurum Üniversitesi aleyhindeki yazılarına cevap vermiştir.<sup><strong>13</strong></sup> Yine hayatının 55 yıllık gayesi olan böyle bir üniversite açma teşebbüsünden dolayı zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes&#8217;i tebrik eder. Aynı zamanda, bu meseleye dair Amerika ve Avrupa&#8217;da istişare ettikleri halde, hayatını böyle bir amaç için geçiren birisi olarak kendisinin fikrinin alınmamasına gücendiğini ifade eden bir serzenişte bulunur.<sup><strong>14</strong></sup></p>
<p align="justify">Değişen dünya şartları ve teknolojik gelişmelere paralel olarak eğitimde de yeniden yapılanma ve gelişim sürecini başlatmak isteyen Bediüzzaman&#8217;ın bundan yüz sene önce ortaya koyduğu proje gerçekten dikkate değerdir. Bediüzzaman kendisini anlayamayanlar için &#8220;On üçüncü asrın minaresinden, sureten medeni ve fikren mazinin en derin derelerinde bulunanlara&#8221;<sup><strong>15</strong></sup> hitap ettiğini söyler. Ancak &#8220;Nesl-i Cedit&#8221; adını verdiği yeni bir neslin bu projeyi gerçekleştireceğini belirtir. Erzurum&#8217;da açılan üniversite Bediüzzaman&#8217;ın yarı amacını gerçekleştirmiştir. <strong>Asıl amacı olan &#8220;din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu bir &#8220;Medresetü&#8217;z-zehra&#8221; henüz gerçekleşmemiştir.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Bediüzzaman&#8217;ın bu projesinin çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Bu proje, Bediüzzaman&#8217;ın önermiş olduğu ve çare olarak sunduğu bir eğitim projesi olan &#8220;Medresetü&#8217;z-zehra&#8221; projesidir.</strong> </p>
<p align="justify"><strong>Neden Medresetü&#8217;z-zehra ?</strong></p>
<p align="justify">Bediüzzaman bunu &#8220;din ve fen ilimlerini beraber okutarak akla, vicdana ve kalbe beraber hitap etmek, çeşitli dillerde eğitim yaparak yöre halkını bir arada tutmak ve Ortadoğu&#8217;daki milletleri fikir birliği etrafında birleştirmek, kabiliyet eğitimi vererek istidatları nemalandırmak, ihtisas alanları açarak akademik eğitim vermek, fen ilimlerini okuyan mektepliler ile din eğitimi alan medrese mensuplarını aynı amaç etrafında birleştirmek&#8221;<sup><strong>16</strong></sup> şeklinde özetlemiştir. Tabii ki bunun açılımında çok geniş bir kültür ortamı oluşacaktır. <strong>Bu da Ortadoğu&#8217;da büyük bir uyanışa ve sonuçta yüksek bir medeniyete zemin hazırlayacaktır.</strong></p>
<p align="justify">Doğuda &#8220;din hissi&#8221;nin hâkim olduğuna vurgu yapan Bediüzzaman yapılacak olan bir gelişim hamlesinin dini referanslarla ve dini atmosfer içinde gerçekleşmesi gerektiğini her zaman belirtmiştir. Eğitimde de bunun önemi üzerinde durarak dini ilimlerle beraber verilecek olan fenni bilgilerin hem gerçeği yansıtması, hem eğitimin birliğini sağlaması, hem de İslam kardeşliği ile birbirine sıkı sıkıya bağlı olan Müslüman milletlerin birliğini temin etmesi açısından önemi büyüktür.</p>
<p align="justify"><strong>Nasıl Bir Üniversite ?</strong></p>
<p align="justify">Üniversite eğitiminde &#8220;araştırma&#8221; ve &#8220;ihtisaslaşma&#8221; çok önemlidir. Bu demokratik eğitimin de temel unsurlarındandır. Kabiliyete göre, ihtisasa dayalı bir eğitimde ilim dalları arasında birlik ve bütünlük, birbirinden faydalanma ancak &#8220;demokratik bir eğitim&#8221; anlayışı ile sağlanabilir. Bu da araştırma, müzakere ve münazara usulünün uygulanması iledir. Bu hususa da önem veren Bediüzzaman devlet işlerinin meclisler tarafından yürütüldüğü bir çağda ferdi kabiliyetlerin yetersiz kalacağını düşünerek &#8220;ilimde ihtisaslaşma&#8221; yanında &#8220;Meclis-i mebusan-ı ilmiye&#8221; adını verdiği &#8220;İlmi şuraların&#8221; kurulmasını ve işletilmesini ister.<sup><strong>17</strong></sup><strong> </strong>Çünkü ilimlerin tekâmülü ile artık &#8220;bir şahıs birçok fenlerde ihtisas sahibi olamaz&#8221;<sup><strong>18</strong></sup><strong> </strong>&#8220;Umuma el atmak da umumu terk etmektir.&#8221;<sup><strong>19</strong></sup></p>
<p align="justify">Öyle ise &#8220;taksimu&#8217;l âmâl (ihtisaslaşma) ve teşrik-i mesâi (birlikte çalışıp, işbirliği etmek)&#8221;<sup><strong>20</strong></sup> kaidesi ile amel etmek gerekir. Bu da ilmi şuraların ve ortak tebliğlerin gerçekleşmesiyle olur. Bu daha etkin ve gerçekçi olacak ve bu durum insanların itimadını da sağlayacaktır.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman günümüzde yapılacak ilmi çalışmaların bireysellikten kurumsallığa yönelmesinin ve ihtisas heyetlerince yapılmasının gerekliliği üzerinde de durur.<sup><strong>21</strong></sup> Kur&#8217;an tefsirinin dahi bir heyet tarafından yapılmasını önerir.<sup><strong>22</strong></sup> Tabii ki böyle bir şuranın da yüksek ilmi heyetlerden oluşması gerekir.<sup><strong>23</strong></sup></p>
<p>Said Nursî&#8217;ye göre meslek seçimi yapıldıktan sonra mümkünse herkes kendi seçtiği meslek ve san&#8217;atında ihtisas sahibi olmalıdır. Çünkü bir kimse birkaç meslekte ihtisas sahibi olamaz. Bir kişi benimsediği meslekte uzman olmalıdır. Yani işini çok iyi bilmelidir. Diğer konulardaki bilgilerini, uzman olduğu meslekteki başarı ve bilgilerine yardımcı kılmalıdır. Bediüzzaman&#8217;a göre kişinin bunu yapmayıp her meslekte uzman olmaya kalkışması halinde bilgisi çok fazla bir işe yaramayacaktır.</p>
<p>Nursî&#8217;ye göre, Cenâb-ı Hak her bir peygamberi bir sanatın piri olarak göndermiş, ve bunu bazı âyet-i kerimelerle insanlara ihsas ettirmiştir. Bunun farkında olan insanlar, her bir peygamberi kendi mesleklerinin piri olarak kabul etmişlerdir. Meselâ, gemiciler Hz. Nuh&#8217;u, saatçılar Hz.Yusuf&#8217;u, terziler Hz. İdris&#8217;i, demirciler de Hz. Davud&#8217;u pir ve rehber olarak tanımışlardır. Bu ayetler peygamberlerin, meslek seçiminde birer rehber olduklarını gösterdiği gibi, meslekte ihtisaslaşmanın da önemine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman ferdi kabiliyetlerin ortaya çıkarılması gerektiği meyanında, herkesin fıtratına uygun bir iş yapması ve ona yönlendirilmesi gerektiği açısından &#8220;taksimü&#8217;l-&#8217;amal&#8221; (ihtisaslaşma) kanunu üzerinde büyük bir ehemmiyetle durmaktadır. Bediüzzaman&#8217;a göre, kâinatta hakim olan terakki ve tekemmül kanunu &#8216;taksimü&#8217;l-amal&#8217; kaidesinden ortaya çıkmıştır. Bu kanuna itaat etmek farz iken ne yazık ki tamamen itaat edilmemiştir. Şöyle ki: Fıtratımızda ekilen yetenek ve meyillerimizle, &#8216;taksimü&#8217;l-amal&#8217; kaidesine uyarak fen ve ilimlerde mütehassıs olarak farz-ı kifayeyi yerine getirmekle mükellef iken, yalancı bir hırs ve gösteriş merakıyla o yeteneklerimizi söndürdük. Allah&#8217;a isyan eden cehenneme girmeye müstahak olduğu gibi, hilkat denilen fıtrî şeriatın emrine uymadığımızdan cehalet cehennemine düşmeye müstahak olduk. Bizi bu azaptan kurtaracak olan da bu kanunla amel etmektir. Çünkü seleflerimiz bu kanunla amel ederek ilimlerin cennetlerine dahil oldular.&#8221;</p>
<p>Bütün bu hususları bundan seksen sene önce gündeme getiren Bediüzzaman&#8217;ın fikir ve önerilerine bu gün daha çok ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.  </p>
<p><strong>BÖLÜM IV</strong></p>
<p><strong>3. Ekonomik Kalkınma</strong></p>
<p>Düşmanlarını cehalet, zaruret ve ihtilaf olarak belirleyen Bediüzzaman cehalete karşı eğitimi; zaruret denilen fakirliğe ve geri kalmışlığa da her zamanın geçerli ve temel meslekleri olan <strong>&#8220;ziraat, ticaret ve sanatı&#8221; tavsiye eder.&#8221; </strong>Maişet için tarik-i tabiî ve meşru ve zîhayat sanattır, ziraattır ve ticarettir; gayr-i tabii ise, memuriyet ve her nevi ile imarettir&#8221;<sup><strong>24</strong></sup> der. Memuriyeti ve idareciliği temel meslek olarak görmeyen Bediüzzaman &#8220;Memuriyete ve imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir&#8221;<sup><strong>25</strong></sup> diyerek memuriyet ve idareciliğin geçim kaygısı ile değil, millete hizmet etmek amacını taşıması gerektiğine dikkat çeker.</p>
<p>Bir ülkenin kalkınması müstahsillerin (üreticilerin) çoğalması ve müstehliklerin (tüketicilerin) az olmasına bağlıdır. Bir ülkede üreticiler azalır, tüketiciler çoğalırsa o ülke fakir düşer. Memurlar ve idareciler tüketici sınıfını teşkil ederler. Toplum hayatının devamı ve ihtiyaçlarının giderilmesi ancak sanat, ticaret ve ziraat alanındaki üretime bağlıdır. Şayet ihtiyaçtan fazla üretim olursa o zaman ülke halkı fazlasını dış ülkelere ihraç ederek ülke kalkınmasına ve zenginliğine hizmet etmiş olurlar. <strong>İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke fakir düşer.</strong><sup><strong>26</strong></sup><strong> </strong></p>
<p><strong>Ülkenin kalkınmışlığı ve geri kalmışlığı da yine ülke idaresinin hürriyetçi olup olmaması, demokratik değerlere sahip çıkıp çıkmaması ile doğru orantılıdır. Bilhassa ırkçılığı devlet politikası haline getirmiş ve devletçiliği ilke olarak benimsemiş bir &#8220;ulus devletin&#8221; ülkede yaşayan farklı ırk ve kökenden gelmiş, farklı dil ve kültüre sahip insanları şevk ve gayrete getirerek ülke kalkınmasına katması zordur. Böyle bir devlet tabiatı icabı monopoldür; yani tekelcidir. Tekelcilik ise kendisinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Ekonomik monopolcülük de &#8220;serbest girişimi&#8221; önler. </strong></p>
<p><strong>Demokratik ve hürriyetçi değerlere değil de ulusal değerlere önem veren ve bunu halkının zihniyetine yerleştiren bir devlet yapısında halk devlete bağımlı hale gelir. Her şeyi devletten beklemeye başlar. Halka göre devlet her şeyi yapabilir. Ekonomiyi büyütür, insanları eğitir, besler, iş sahibi yapar, ticaret yapar, korur. Fakirliği ortadan kaldırır. Hatta devlet vatandaşlarının düşüncelerine ve inançlarına müdahale eder ve nasıl yaşamaları gerektiğine karar verir.</strong></p>
<p>Tarihte pek çok devletler kurulmuştur; ama hiçbiri 19. asırdaki &#8220;ulus devletler&#8221; gibi merkezileşmiş bir siyasal gücün bütün problemleri çözeceği beklentisini doğurmamıştır. <strong>&#8220;Devletçilik&#8221; prensibi güçlü devletleri kurmuş; ama adil ve halkının problemlerini çözen bir devlet yapısını kuramamıştır. Güçlü ulus devletler güçlerini kendi halkları üzerinde göstermişlerdir.</strong></p>
<p>Devlet hakkında fikir yürüten filozoflar da genellikle güçlü merkezi devlet yapısına destek vermişler ve bu konu üzerinde akıl yürütmüşler ve genellikle devletin güçlenmesi üzerinde durmuşlardır. Bunun için demokrasi de, halkın katılımı da hep güçlü devleti oluşturmak için kullanıldı. Bu da iktidarın hâkimiyetini ve insanların iktidar hırsını kamçılamaktan başka bir işe yaramadı. Bilimin, üniversitenin, sanatın, ziraatın ve ticaretin gücü daima sınırlandırılmak istendi. Bundan dolayıdır ki baskıcı rejimler daima hürriyetçi idareler karşısına zayıf kalmış ve halkına mutluluk ve refah sağlayamamıştır.</p>
<p><strong>Böyle bir devlet sıkıştığı zaman düşman üreterek ülkede birliği ve halkın desteğini sağlamayı amaçlar. Bunda başarılı da olur. Savaş böyle bir devletin gıdasıdır. Savaş bir ulus devlet için sağlıktır. Savaş demek mecburi askerlik, ağır vergiler, sıkı ekonomik politikalar ve muhalefetin bastırılması demektir. Milli savunma senaryoları devletin halkı savaş hedefleri doğrultusunda manipüle etmesini sağlar. Ulus devlet bundan dolayı halkını mutlu edemez ve ülkesinin kalkınmasına hürriyetçi ve demokratik devletler kadar hizmet edemez. Kalkınmanın ve gelişmenin ön şartı her şeyden önce hürriyetlerin önünü açmak ve katılımcı demokrasiyi tam olarak işletmektir.</strong></p>
<p>Bir devletin gerçek sahipleri o ülkede toprağı olan, iş yapan çiftçi, sanatkâr ve tüccarlardır. Bunlar devletin kurulmasında ve güçlenmesinde maddi ve manevi katkıları olan insanlardır. Üreten, vergi veren, askerin ve memurların maaşlarını ve ihtiyaçlarını karşılayan bunlardır. Devlet ister ulus devlet olsun, ister demokratik hürriyetçi ve liberal devlet olsun müteşebbis vatandaşları ile kalkınır ve zenginleşir. Vergi veren ve devletini ayakta tutan daima çalışan ve üreten müteşebbis insanlardır. Devlet çiftçileri, sanatkârları, tüccarları ve müteşebbisleri desteklediği, koruduğu müddetçe daha fazla vergi geliri elde eder. <strong>Devletin görevi savunma, koruma ve adalettir. Varlığının sebebi budur</strong>. Memurların görevi de halkına hizmet etmektir. Müteşebbisler de ancak hürriyet ortamında gerekli yatırım ve üretimi yapar, hürriyet içinde ticari hayatlarını daha kolay yürütebilirler. Hürriyet bu açıdan her şeyin güven kaynağıdır. Devlet müteşebbisini, çiftçisini, sanatlarını korumalı ve ancak yanlış yapanı cezalandırmalıdır.  </p>
<p><strong>Kalkınma Politikası</strong></p>
<p>Kalkınmanın maddi ve manevi iki temel sebebi olduğunu ifade eden Bediüzzaman bunları şöyle özetler: Kalkınmanın maddi sebepleri yeraltı, yer üstü ve insan kaynaklarıdır. Bu kaynakların yerinde ve bilgiye dayalı olarak kullanılması kalkınmanın ve gelişmenin temelini teşkil eder. Manevi sebep ise &#8220;Nokta-i istinad&#8221; (Dayanma noktası) denilen &#8220;Kuvve-i Maneviye&#8221;dir.<sup><strong>27  </strong></sup></p>
<p>Nokta-i istinad Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı olarak da tanımlanır.  </p>
<p>İnsan çok iyi bir nokta-i istinad bulursa en ağır ve büyük işlere karşı mübarezeye(mücadelede) kendinde kuvvet bulur.</p>
<p>İnsanlar gerek devletten ve gerekse milletten aldığı güçle büyük bir ümitle yola çıkarsa yapamayacağı iş yoktur. &#8220;İnsanları canlandıran emeldir; öldüren yeistir.&#8221;<sup><strong>28</strong></sup> <strong>&#8220;Bir nokta-i istinad bulsam küre-i zemini yerinden oynatabilirim&#8221; </strong>diyen bir ilim adamı gibi geleceğe ümitle bakan bir insanın da nokta-i istinat bulduğu takdirde küre-i arz gibi büyük işleri çevirebileceğini ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Müslümanların bilhassa &#8220;din duygusu&#8221;nun daha fazla hâkim olduğu Doğu&#8217;da geri kalmışlığa, cehalete ve her çeşit bölünmüşlüğe karşı kurtuluş çaresi, dindir. Çünkü din &#8220;muhabbet ile ittihadı (muhabbet ile birliği), marifet ile imtizac-ı efkârı (karşılıklı tanışma ile fikirlerin kaynaşmasını), uhuvvet ile teavünü (kardeşlik duygularıyla yardımlaşmayı)&#8221;</strong><sup><strong>29</strong></sup><strong> emretmektedir. Kalkınma politikaları ancak bu gibi esaslara dayanırsa sonuç verir. Aksi takdirde yapılan bütün yatırımlar ve kaynaklar yok olur gider.</strong></p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre bu konudaki çalışmalarda samimiyetin ölçüsü &#8220;muhabbet, hürmet ve merhamettir.&#8221; Zira &#8220;Hamiyet, muhabbet, hürmet ve merhametin netice-i zaruriyesidir. Onsuz olmaz ve illa yalandır, sahtekârlıktır.&#8221;<sup><strong>30</strong></sup><strong> </strong></p>
<p><strong>Devletin bu konudaki görevi gerek yeraltı ve yerüstü, gerekse insan kaynaklarının kullanımında planlama, güven oluşturma ve yardımlaşmayı kolaylaştırma gibi temel stratejilerdir. Bu hususlar da yine dinin kutsal emirleri ile takva ve salâbet-i diniye ile olur. İnancı sarsılmış ve ahlakı bozulmuş bir toplumu idare etmek çok zordur. Böyle bir toplumda güveni sağlamak ve yardımlaşma unsurlarını harekete geçirmek ancak din ile olur.</strong><sup><strong>31</strong></sup><strong> Asayiş ve güven oluşturulduktan sonra kalkınma politikaları uygulanabilir.</strong> </p>
<p><strong>Hürriyet ile Girişimcilik (Teşebbüs-ü Şahsi)</strong></p>
<p>Teşebbüs-ü Şahsi bir ülkenin kalkınması için en önemli unsurdur. Bediüzzaman daha asrın başında Doğu Anadolu&#8217;da yaptığı seyahatlerinde girişimciliğe dikkat çekmiş ve onları teşebbüs-i şahsiye dediği girişimciliğe teşvik etmiştir. Doğu halkının Şafi olduğunu, Şafiilerin ise imama uymuş bile olsa namazdaki Fatiha&#8217;yı her bireyin okumasının dinin emri olduğuna dikkat çeker. Bunu girişimciliğe delil ve örnek gösterir. &#8220;İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır&#8221;<sup><strong>32</strong></sup> ayetinin de &#8220;Teşebbüs-ü şahsiye&#8221;ye davet ettiğini nazara verir.<sup><strong>33</strong></sup> Onları Doğu insanının dindarlığına uygun olan meşrutiyet ve hürriyete sahip çıkmaya ve girişimci olmaya çağırır.</p>
<p>Hür bir zeminde yola çıkan bir müteşebbis elbette başarılı olacaktır. Bunun için emniyetin tesisi şarttır. Geleceğine güvenle bakamayan bir müteşebbisin harekete geçmesi beklenemez. Bediüzzaman 1910 senesinde Doğu ilerine yaptığı seyahat Osmanlı dönemine rastlamaktaydı. Devletin ırkçılığa ve farklılıkları inkâra dayanan politikaları yoktu ve Kürtçülüğe dayanan bir terör de söz konusu değildi. Bediüzzaman o dönemin şartlarında &#8220;hür teşebbüs&#8221;ü tavsiye ediyordu. &#8220;Ağam bilir&#8221; umursamazlığını tenkit ederek herkesi hürriyet içinde kalkınmaya davet ediyordu.</p>
<p> </p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM V</strong></p>
<p align="justify"><strong>4. Irkçılık ve Zararları (Irkçılığın Terkedilmesi)</strong></p>
<p align="justify">Irkçılığın temel kaynağı, Hz.Adem ile Iblis&#8217;in mücadelesine kadar gider. Sonuçta ırkçılık ve üstünlük güden iblis kaybetmiştir. Tıpkı Turancılık güden İttihat ve Terakki gibi, Naziler gibi sonları hep hüsran olmuştur. Geride sadece acılı ve ızdıraplı milletler ve enkaz yığınları kalmıştır.</p>
<p>Irkçılık her yönüyle dinimizce de yasaklanmıştır. Zulmederek, diğer ırkları aşağılayarak ve küçük düşürerek, ayrılıkları ateşlendirecek, insanları birbirine düşürecek, toplum hayatını altüst edecek ırkçılığı, İslâmiyet kesinlikle yasaklamıştır. Hattâ zulme, haksızlığa, ayrılığa sebep olabilecek her türlü bölgecilik, kabilecilik, aşiretçilik ayrımını da reddetmiştir.</p>
<p><strong>Hatta Biz ecdadımızı kuru bir ırkçılık namına değil, Bediüzzaman&#8217;ın tabiriyle, İslâmiyet&#8217;in bayraktarı olmaları cihetiyle sevebiliriz. Yoksa, dedemizin alim olması bizi cehaletten kurtarmadığı gibi, ecdadımızın İslâm&#8217;a yaptığı hizmetler de bizim tembelliğimize, gevşekliğimize, gayretsizliğimize kefaret olmaz. </strong></p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre ırkçılık ideolojik ve düşünce bakımından İslâmın dünya görüşüne uymadığı gibi pratik açıdan da İslâm toplumlarına fayda sağlamaz. Ona göre ırkçılık düşüncesi Batıdan &#8220;içimize sokulan&#8221; bir <strong>&#8220;firenk illeti&#8221;</strong>dir. <strong>Amacı İslâm toplumlarını parçalamak ve onları koloni haline getirerek sömürmektir. Bediüzzaman, İslâm toplumlarının başına gelen en büyük felaketlerin ırkçı politikalardan kaynaklandığını iddia eder. </strong>Emevilerin Müslümanlara verdiği büyük zarar ve felaket onların ırkçı eğilimlerinden kaynaklanmıştır. Aynı şekilde 1908 sonrası Osmanlı toplumunda ortaya çıkan &#8220;kulüpler&#8221; de ırkçı nitelikler taşıdığından büyük bir imparatorluğun dağılmasına yol açmıştır. Cumhuriyet sonrası ırkçı yaklaşım ve politikalar ise &#8220;gizli dinsizlerin&#8221; ayrılık tohumları ekerek Müslümanların huzur ve rahatını bozup Anadolu insanını anarşi ve kaos ortamına sürüklemek amacını taşımaktadır. <sup><strong>34</strong></sup></p>
<p>&#8220;Frenk illeti tabir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâmı parçalamak için içimize bu firenk illetini aşılamış(tır). Fakat bu hastalık ve fikir, gayet ve zevkli ve cazibedar bir halet-i ruhiyye (cazip manevi iç hal) verdiği için, pek çok zararları ve tehkileleriyle beraber her millet cüzi kulli bu fikre iştiyak (arzu, şevk) gösteriyorlar.&#8221; <sup><strong>35</strong></sup></p>
<p>Hatta Bediüzzaman gerek İslâmi şuur ve kültürden uzaklaşmış aydınlar, gerekse Batı politikalarının inceliklerini kavramayan avam tabakasına hoş gelen ulusçuluk fikrinin Müslümanlar için basit bir tehlike değil, öldürücü bir zehir olduğuna dikkati çeker: &#8220;Unsuriyetperverliği Avrupa&#8217;nın bir nevi firenk illeti olduğundan bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa o firenk illetini İslâm (milletlerinin) içine atmış; ta (Müslümanlar arasında) tefrika versin, parçalasın, (onları) yutmasına hazır olsun&#8221;<sup><strong>36</strong></sup></p>
<p>Başka bir yerde ise, &#8220;Unsuriyet ve menfî milliyet esasları adaleti ve hakkı takip etmediğinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünkü, unsuriyetperver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.&#8221;<sup><strong>37</strong></sup> diyerek unsuriyet ve ırkçılığın adalet ve hakkı gerçekleştirme yolunda ciddî bir engel olduğunu vurgular.</p>
<p><strong>Irkçılık ve ulusçuluk bünyesinde taşıdığı zulüm, sömürü ve köleleştirme nitelikleriyle Müslüman birey ve toplumun vasfı olamayacak bir cehalet ve küfür vasfıdır. </strong></p>
<p>19. yüzyıldan itibaren teknolojinin gelişmesi ile ırkı esas alan devletler ırkçılık hesabına dünyayı büyük savaşlara itmiş ve büyük buhranlara sürüklemişlerdir.   II. Dünya Savaşı&#8217;nın Avrupa&#8217;da yol açtığı felaketten sonra devletler, kendi uluslarını korumak amacıyla uluslararası organizasyonlara ihtiyaç duydu. Irkçılığın ne derece zararlı olduğu yaşanan acı tecrübelerle ortaya çıktı ve Avrupa günümüzde, topraklarında savaş olmayan bir kıta kurdu.</p>
<p>Dünya olaylarını Kur&#8217;an penceresinden takip eden Bediüzzaman Menderes&#8217;e yazdığı bir mektubunda seksen senelik ömrünü milletin selameti için feda eden, hiçbir dünyevi amaç taşımayan ve sadece milletin menfaati için çalışan, padişahlık, tek parti ve demokrasi döneminde bütün siyasi olaylarının içinde bulunarak kazandığı tecrübelerini de dikkate alarak birkaç nasihatini dinlemesini ister.</p>
<p>Bediüzzaman mezkûr mektubunda hükümetlerin devletlerarası ittifaklar kurmalarını &#8220;Sulh-u Umumi&#8221; dediği dünya barışına, kalkınmaya ve her nevi anarşi ve teröre karşı en büyük tedbir olarak gördüğünü ifade eder. DP&#8217;nin Pakistan ve Irak ile kurduğu &#8220;Bağdat Paktı&#8221;nı tebrik ederek alkışlar. Bu paktın Arap ve Türklerin yakınlaşmasına ve İslam dünyasının uyanmasına sebep olacağını söyler. Irkçılığın yıkıcı ve menfi bir hareket olduğunu, başkalarının zararı ile beslendiğini, bunun da ırkçılığın seciyesi ve tabiatının gereği olduğunu ifade eder. Müslümanları birleştiren en önemli hususun İslamiyet olduğunu nazara verir. Türklerin asla ırkçı olmaması gerektiğini ve ırkçılıkta hiçbir kazancının olmayacağının altını çizer. Bediüzzaman&#8217;a göre Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olarak tanınmış ve Türk ırkı İslamiyet&#8217;le kaynaşmıştır. Türklüğü Müslümanlıktan ayırma imkânı kalmamıştır. Türk, Müslüman demektir. Hatta Müslüman olmayan kısmı Türklükten de çıkmışlar ve başka milletlere karışmışlardır. Bulgarlar ve Macarlar gibi. Aynı şekilde Araplar da Araplıkları ile değil, Müslümanlıkları ile tanınmışlardır. Araplar da İslamiyetle mezc olmuşlardır. Bunun için gerek Türklere, gerekse Araplara ırkçılık çok büyük tehlikedir. Her iki milletin &#8220;Hakiki milliyetleri İslamiyet&#8217;tir. O kâfidir.&#8221;<sup><strong>38</strong></sup> Türkler ile Arapların ortak özellikleri İslamiyet&#8217;e olan hizmetleridir.</p>
<p>&#8220;Irak ve Pakistan ile yapılan ittifak ve anlaşma bu açıdan çok mühimdir. En büyük faydası da ırkçılığın önlenmesidir. 4-5 milyon ırkçı yerine 400 milyon Müslüman ve 800 milyon bölge halkının dostluğu kazanılmış olacaktır. Bunun sonucunda ortaya çıkacak olan barıştan dünya milletlerinin ve bu barışa çok ihtiyacı olan Hıristiyanlık dünyasının ve diğer din mensuplarının dostluklarını bu millete ancak bu şekilde kazandırma imkânı vardır.&#8221;<sup><strong>39</strong></sup></p>
<p>Ülke düşmanlarının ve menfaatlerini Türk ve Müslümanların zararında gören ve bunun için ifsat komitelerini harekete geçiren Batılıların ifsatlarından yöre halkını kurtarmanın çaresini de<strong> &#8220;İman birliğini tesis etmek, din ve fen ilimlerinin beraber okutulacağı üniversiteleri açmak ve Müslümanların arasındaki kardeşliği yeniden kurmak&#8221; olduğunu belirtir. Bunun sonucunda Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyetini birleştirmek de mümkün olacaktır.&#8221;</strong><sup><strong>40</strong></sup><strong> </strong></p>
<p>Irkçılığın zararlarını bir misalle izah eden Bediüzzaman, Van&#8217;da iken hamiyetli bir Kürt talebesinin İslam terbiyesi ile &#8220;Bir Müslüman Türk&#8217;ü fâsık bir kardeşime tercih ederim&#8221; dediği halde İstanbul&#8217;da girdiği mekteplerde Irkçı bir muallimden etkilenmesi sonucu &#8220;Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz bir Kürdü salih bir Türk&#8217;e tercih ediyorum&#8221; dediğini nakleder. Bediüzzaman birkaç sohbet sonunda onu ikna eder ve &#8220;Türklerin bu millet-i İslamiyenin kahraman bir ordusu&#8221; olduğunu kabul ettirir. Bediüzzaman Ankara&#8217;da bulunduğu dönemde TBMM&#8217;de bulunan mebuslara bu misali verdikten sonra sorar: &#8220;Doğu&#8217;da bulunan 5 milyon Kürt, 100 milyona yakın İranlı ve Hintli, 70 milyon Arap, 40 milyon Kafkas var. Birbirine komşu ve misafir olan bu milletlere Kürt talebenin Van&#8217;da aldığı iman dersi mi, yoksa İstanbul&#8217;da mektepte aldığı ırkçılık dersi mi daha çok lâzımdır?&#8221;<sup><strong>41</strong></sup>  </p>
<p><strong>BÖLÜM VI</strong></p>
<p><strong>Milletlerin Saadeti Dostluk ve Sevgidedir</strong></p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre Doğu Anadolu&#8217;nun ve Ortadoğu&#8217;nun saadeti ve selâmeti Ermeniler dâhil Arap, Türk, Kürt, Süryani ve diğer milletlerle ittifak içinde ve dost olmaya bağlıdır.<sup><strong>42</strong></sup> Dostluğun sebeplerinden en önemlisi komşuluk ve ortak menfaatlerdir. Komşuluğun devamı ve ortak menfaatlerin kazanımı akıl, ilim ve meyli terakkiye bağlıdır. Bütün bunlar ise sevgi ve muhabbetle sağlanacaktır.</p>
<p>&#8220;Husumet ve adavetin (düşmanlık) vaktinin bittiğini&#8221; söyleyen Bediüzzaman &#8220;İki Harb-i Umumi (dünya savaşları), adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti. Öyle ise, düşmanlarımızın seyyiatı (kötülükleri) - tecavüz olmamak şartıyla - adavetinizi celp etmesin&#8221;<sup><strong>43</strong></sup> demektedir.</p>
<p>Muhabbetin sebeplerini sayarken komşuluk yanında &#8220;iman, İslamiyet, cinsiyet ve insaniyet&#8221;<sup><strong>44</strong></sup> gibi nurani bağlar olduğunu ifade eden Bediüzzaman &#8220;İman ve İslamiyet&#8221;in bu bağlamdaki önemine değinir. Devamında &#8220;cinsiyet ve insaniyet&#8221; gibi ortak değerlerin de bütün insanları, ırkları ve dilleri ne olursa olsun, sevgi ile birleştirmesi gerektiğini ifade eder.</p>
<p>Bediüzzaman bilhassa Müslümanların &#8220;komşularını, hemcinslerini insan olmak yönüyle sevmelerinin&#8221; dinin emri ve gereği olduğuna dikkat çeker. &#8220;Muhabbet, uhuvvet (kardeşlik) ve sevmek islâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır&#8221;<sup><strong>45</strong></sup> der. Müslümanları tüm insanlarla ve bilhassa komşuları ile dost olmaya davet eder.</p>
<p><strong>Sevgi ve muhabbetin oluşması ise ırkçılığın terk edilmesine ve farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edilmesine bağlıdır. </strong>Doğu&#8217;nun önemli şair ve ediplerinden olan Şeyh Sadi-i Şirazi&#8217;nin dediği gibi &#8220;İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir.&#8221;<sup><strong>46</strong></sup> İdarecilerin ve devletin toplum üzerindeki en önemli görevi asayişi ve barışı korumaktır.  </p>
<p><strong>Muhabbet ve Sevginin Kaynağı İman Kardeşliğidir</strong></p>
<p>Doğuda din ve iman hâkimdir. Halkın birliğini ve beraberliğini sağlayacak, eğitime ve maddi-manevi terakkiye sevk edecek olan dindir. Dini referanslarla yapılan bir teşvik ve sakındırma halk üzerinde daha müessir olur. Birliği sağlayacak olan ancak dindir.</p>
<p>Yüce Allah Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;Mü&#8217;minler kardeştir&#8221;<sup><strong>47</strong></sup> buyurur. Mü&#8217;minlerin ortak inancı olan iman kalplerin birleşmesi ile sonuçlanır. Bu da toplumda birliği ve beraberliği temin eder. Bediüzzaman bu hususu &#8220;Tevhid-i imanî elbette tevhid-i kulûbü ister; vahdet-i itikat dahi vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder&#8221;<sup><strong>48</strong></sup> demektedir. İman ve vatan birliği insanların birliğini sağlayan en önemli iki sebeptir. En kuvvetli bağ iman bağıdır. Çünkü iman ile esma-i ilâhiye sayısınca birlik bağları oluşur. Bediüzzaman bu gerçeği <strong>&#8220;her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir; yüze kadar bir, bir&#8221;</strong><sup><strong>49</strong></sup> diyerek imanın sağladığı birlik bağlarının binleri geçtiğini ifade etmektedir. İman bağı güçlü bir şekilde inananları birbirine bağlar.</p>
<p>Vatan ve komşuluk bağları ise iman bağı kadar güçlü değildir. Bir vatanda yaşamaktan kaynaklanan birlik bağı &#8220;Köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir&#8221;<sup><strong>50</strong></sup> şeklinde ifade edilebilir. Bir vatanda yaşayan insanların birliği inanç birliği ile beraber olursa daha mükemmel ve güçlü bir şekilde vatandaşları birbirine bağlar. Buna göre de sevgi ve muhabbet oluşturur. Bir ülkede beraber yaşamak güçlü bir milleti oluşturmaz; ancak imandan kaynaklanan inanç birliği milleti oluşturur.</p>
<p><strong>Bütün bu gerçeklerden anlaşılmaktadır ki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;da ve Ortadoğu&#8217;da birliği ve dirliği sağlamanın yolu dinden ve dine değer vermekten geçer. İnsanlar arasında sevgi ve muhabbeti oluşturmanın yolu da dinden geçer.</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;da ve devamı olan Ortadoğu&#8217;da bir asra varan süre devam eden cehalet, fakirlik ve ihtilaf ve bunlardan kaynaklanan istikrarsızlık ve terör çözümsüz değildir. Her şeyin bir çaresi vardır ve iyi niyetle yaklaşım sergilendiği zaman kısa zamanda çare bulmak da mümkündür. Yeter ki sağduyulu davranılsın ve akılcı bir yol takip edilsin.</p>
<p>Doğu&#8217;da ve Ortadoğu&#8217;da henüz bu gibi problemler ortaya çıkmamışken geleceği görerek zamanın idarecilerini ikaz eden ve ileri görüşlülüğü günümüz hadiseleri ile de tescil edilen Bediüzzaman&#8217;ın fikirlerine ve önerilerine kulak vermek günümüz idarecilerine kalmıştır. Günümüzde Bediüzzaman yok; ama yığılarak devam eden problemlere işaret ettiği çözümler karşımızdadır.</p>
<p><strong>Bediüzzaman&#8217;ın önerilerini &#8220;Demokratikleşme, ırkçı politikalardan vazgeçerek iman kardeşliğini yeniden tesis etme, komşularımızla dost olma, din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu eğitim müesseseleri, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ile hür teşebbüse önem verme&#8221; şeklinde özetlemek mümkündür. Bütün bunların gerçekleşmesi hürriyetçi ve katılımcı demokrasi ile mümkün olabilecektir. </strong> </p>
<p><strong>Teşekkür : </strong>M.Ali Kaya&#8217;nın &#8220;Doğu ve Ortadoğu Problemlerine Bediüzzaman&#8217;dan Çözüm Önerileri &#8221; adlı eseri, Risale-i Nur Enstitüsü sitesinde yayınlanan makaleler, Prof.Dr. Bünyamin Duran&#8217;ın ve Sayın Sadık Yalsızuçanlar&#8217;ın makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur. </p>
<p><strong>Takviye Okumalar</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/08/21/kurtlu-hilal/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Kurtlu hilal</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/08/mustafa-islamoglu/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Gözü kör olsun bu ulusçuluğun! </span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/08/irkciya-kizilmaz-acinir/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Irkçıya kızılmaz, acınır!</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/05/19/muslumanlarin-ic-hastaliklari-ve-neo-cahiliyye-devrinin-sonu/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Müslümanların iç hastalıkları</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/16/vatanin-butunlugu-silahla-mi-korunur/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Vatanın bütünlüğü silahla mı korunur? </span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/10/01/ax-welate-min-%e2%80%93-ah-vatanim/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Ax! Welate min - Ah! vatanım</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/10/15/kuzey-irak%e2%80%99a-girelim-mi/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Kuzey Irak&#8217;a girelim mi?</span></a> </p>
<ul><strong>Kaynaklar: </strong></ul>
<ul>Aclunî, Keşfu&#8217;l-Hafa, Beyrut-1352.</ul>
<ul>Aliyyu&#8217;l-Muttaki, Kenzu&#8217;l-Ummal, Halep-1974.</ul>
<ul>Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı,</ul>
<ul>Divan-ı Harb-i Örfî, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>Emirdağ Lahikası, 2001-İstanbul.</ul>
<ul>Hutbe-i Şamiye, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>İşaratü&#8217;l-İ&#8217;câz, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Lem&#8217;alar, 2001-İstanbul.</ul>
<ul>Mektubat, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Muhakemât, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Münazarat, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>Sünuhat, 1996-İstanbul.</ul>
<ul>Tarihçe-i Hayat, 1998- İstanbul.</ul>
<ul>Münavi, Feyzu&#8217;l-Kadir, Tarihsiz-Beyrut.</ul>
<ul>Gazali, İhya-ı Ulum, İstanbul-1985.</ul>
<ul>İmam-ı Muhammed Serahsi, Şerh-u Siyeru&#8217;l-Kebir, Tarihsiz-1335.</ul>
<ul>Münzirî, Et-Tergib ve&#8217;t-Terhib, Tarihsiz-Kahire.  </ul>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<ul>1. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 89.</ul>
<ul>2. Aclunî, Keşfu&#8217;l-Hafa, 1:462 (Hadis No: 1515).</ul>
<ul>3. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 22.</ul>
<ul>4. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 22.</ul>
<ul>5. Divan-ı Harb-i Örfî, 69; Hutbe-i Şamiye, (1993-İstanbul) s. 85.</ul>
<ul>6. Tarihçe-i Hayat, (1998-İstanbul) s. 204.</ul>
<ul>7. Divan-ı Harb-i Örfi, s. 21.</ul>
<ul>8. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 23.</ul>
<ul>9. Divan-ı Harb-i Örfi, s. 21.</ul>
<ul>10. Tarihçe-i Hayat, s. 93.</ul>
<ul>11. Tarihçe-i Hayat, 128-129; Emirdağ Lâhikası, s. 404, 437-440.</ul>
<ul>12. Emirdağ Lahikası, s. 404, 437-440.</ul>
<ul>13. Emirdağ Lahikası, s. 404.</ul>
<ul>14. Emirdağ Lahikası, s. 440.</ul>
<ul>15. Tarihçe-i Hayat, s. 75.</ul>
<ul>16. Münazarat, (1993-İstanbul) s. 127-129.</ul>
<ul>17. Sünuhat, (1996-İstanbul) s. 33.</ul>
<ul>18. İşaratu&#8217;l-İ&#8217;câz, (1998-İstanbul) s. 117; Muhakemat, (1998-İstanbul) s. 137.</ul>
<ul>19. Muhakemat, s. 24.</ul>
<ul>20. Lem&#8217;alar, s. 168-169.</ul>
<ul>21. Sünuhat, s. 33.</ul>
<ul>22. İşaratü&#8217;l-İ&#8217;câz, s. 13-14.</ul>
<ul>23. Sünuhat, s. 33.</ul>
<ul>24. Münazarat, s. 78.</ul>
<ul>25. Münazarat, s. 78-79.</ul>
<ul>26. Lem&#8217;alar, s. 206.</ul>
<ul>27. Sünuhat, s. 77-79.</ul>
<ul>28. Hutbe-i Şamiye, s. 49, 126; Sünuhat, s. 79.</ul>
<ul>29. Sünuhat, s. 79.</ul>
<ul>30. Sünuhat, s. 81.</ul>
<ul>31. Lem&#8217;alar, s. 174.</ul>
<ul>32. Necm, 53:39.</ul>
<ul>33. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 57-61.</ul>
<p>        34. Nursî, Emirdağ Lâhikası, c. II, s. 194.</p>
<p>        35. Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 132.</p>
<p>        36. Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 65-66.</p>
<p>        37. Nursî, Mektubat, ss. 65-66.</p>
<ul>38. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>39. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>40. Emirdağ Lâhikası, s. 437-440.</ul>
<ul>41. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>42. Münazarat, s. 67.</ul>
<ul>43. Hutbe-i Şamiye, s. 57.</ul>
<ul>44. Hutbe-i Şamiye, s. 58.</ul>
<ul>45. Hutbe-i Şamiye, s. 58.</ul>
<ul>46. Mektubat, s. 258.</ul>
<ul>47. Hucurat, 49:10.</ul>
<ul>48. Mektubat, s. 254.</ul>
<ul>49. Mektubat, s. 255.</ul>
<ul>50. Mektubat, s. 255. </ul>
<ul>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/01/bediuzzamanla-ortadogu-problemlerine-bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/01/bediuzzamanla-ortadogu-problemlerine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm III</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/26/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/26/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 15:48:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[gazze]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3104</guid>
		<description><![CDATA[Düşünme korkusunun yeni adı: Hepimiz Filistinliyiz, Her yer Filistin !
60&#8242;lı senelerde Yunanistan ile Kıbrıs konusunda gerginlikler artmış, adada şiddet olayları başgöstermişti. O zamanlarda hem Rum hem de Türk kesiminde moda bir slogan vardı: &#8220;Ya Kıbrıs bizim olur ya da ölürüz!&#8221;. Ne Kıbrıs onların oldu ne de öldüler. Aradan yıllar geçti. Kıbrıs Barş Harekâtı yapıldı 1974&#8242;te. Adanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090124_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3107" title="20090124_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090124_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_3.jpg" alt="" width="217" height="222" /></a>Düşünme korkusunun yeni adı: Hepimiz Filistinliyiz, Her yer Filistin !</strong></p>
<p>60&#8242;lı senelerde Yunanistan ile Kıbrıs konusunda gerginlikler artmış, adada şiddet olayları başgöstermişti. O zamanlarda hem Rum hem de Türk kesiminde moda bir slogan vardı: <strong>&#8220;Ya Kıbrıs bizim olur ya da ölürüz!&#8221;</strong>. Ne Kıbrıs onların oldu ne de öldüler. Aradan yıllar geçti. Kıbrıs Barş Harekâtı yapıldı 1974&#8242;te. Adanın kuzeyi Türkiye&#8217;nin askerî kontrolüne geçti. Diplomatik zayıflık sebebiyle işgalci ülke durumuna düşen Türkiye&#8217;ye yıllar süren bir ambargo uygulandı. Dünyada hemen hiç bir ülke KKTC&#8217;yi tanımadı. Ne Kıbrıs bizim oldu ne de öldük. <span id="more-3104"></span></p>
<p>Siz siz olun, yapamayacağınız seyler için yemin etmeyin. Doğru olmayan şeyleri sırf &#8220;sembolik&#8221; amaçla &#8220;acılara ortak olmak için&#8221; haykırmayın. Kendinize saygınızı kaybetmeyin. </p>
<p> Filistin&#8217;in acıları daha dün başlamış gibi haykırıyor şimdi fikir-fobik geçlerimiz: <strong>&#8220;Hepimiz Filistinliyiz, Her yer Filistin!&#8221;</strong> ; internette kanlı fotoğrafların üzerine yazıyorlar.</p>
<p> Bebek katliamı dışında Filistin&#8217;de olup bitenlerle ilgileniyorlar mı bunu haykıranlar? Meselâ El Fetih-Hamas kavgasında da çocukların öldüğünü, bu çocuklardan birinin adının Vatan olduğunu ve Filstin&#8217;de bunu konu alan bir tiyatro oynandığını duydular mı?</p>
<p> Biz Filistinli değiliz. Her yer Filistin değil. Öyle olsaydı Musul, Kerkük gibi Filistin&#8217;i de KURTARAMAYAN Kurtuluş Savaşı bir zafer olarak öğretilmezdi okullarımızda. &#8220;Filistin&#8221; kelimesi vatan ile eş anlamlı olurdu. Filistin&#8217;i kurtarmak için elbirliği ile mücadele verirdik. Filistin&#8217;in acıları 2008 aralık ayında başlamadı. Son 50 yıldır olanlara bir göz atın sadece. Bu 50 yılda biz maça gittik, TeleVole seyrettik. Üniversiteye gittik. Düğünlerde göbek attık. Cep telefonumuzu, otomobilimizi değiştirdik. İnsan vatanı işgal altında iken maça gider mi? Göbek atabilir mi düğünlerde? Cebindeki parayı vatanının kurtuluş mücadelesi dışında bir şeye harcayabilir mi?</p>
<p> Filistin&#8217;deki etnik temizlik sürüyor. Fikir-fobik insanlar her katliamda &#8220;ilk defa olmuş gibi&#8221; öfkeyle ayağa fırlıyorlar. Sonra bir daha hiç olmayacakmış gibi sakince yerlerine oturup günlük hayatlarına devam ediyorlar. Lübnanlı Amin Maalouf&#8217;un deyimiyle <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/13/durust-medya-olur-mu/">Herşeye üzülüyorlar ama hiç bir şeyle kalıcı olarak ilgilenmiyorlar</a>. Dalal Bizri&#8217;nin <a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/07/filistin-artik-araplarin-esas-davasi-degil/">Al-Hayat&#8217;ta geçen sene yazdığı</a> güzel bir yazıyı çevirmiştik Türkçe&#8217;ye:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;[...] Yerleşmiş bir töreye gore İsrail&#8217;in saldırganlığına karşı Filistin ile dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Kendimizi böyle bulduk silahlı direniş ve İsrail&#8217;in orantısız güçle tepki verme girdabında. Filistinliler ne zaman bir İsrail şehrine roket atsalar İsrailliler abluka ve katliam uygulayarak <strong>kollektif &#8220;ceza&#8221;</strong> ile yanıt veriyor.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Arkasından biz töreye uyarak <strong>şaşırmış gibi yapıyoruz</strong> bu vahşet karşısında. Sanki ilk defa oluyormuş gibi. Sanki bu ordulaşmış devlet bütün askerî kapasitesi ile cevap vermeyecekmiş gibi. İstiyoruz ki İsrail aynı güçte ve aynı zayıf isabet kapasitesine sahip ilkel roketlerle karşılık versin.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Aptallığımız burada da bitmiyor. Zannediyoruz ki öfke gösterilerimiz, kınamalarımız yurtseverlik hislerimizin gücünü göstermeye yetecek. Katliam bitince her zamanki uyuşukluğumuza dönüyoruz bir daha ki &#8220;<strong>beklenmedik</strong>&#8221; saldırıyı beklemek için.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gene töremize göre kelimelerimizi aynı listeden seçiyoruz: <strong>&#8220;İsrail şeytandır, Arap yöneticiler satılmıştır&#8230;&#8221;</strong> ve İsrail haritadan silinmediği sürece mücadelenin bitmeyeceğine yemin ederek bitiriyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ama en sevdiğimiz slogan şu: <strong>&#8220;Filistin bizim esas davamızdır, gerisi teferruattır&#8221;</strong>. Oysa bu slogan gerçeği yansıtmaktan çok uzak. Filistin davası bizler için o kadar da &#8220;ESAS&#8221; değil. Bölgesel politik güçlerin birbirlerini zayıflatmak için kullandıkları bir araç haline geldi Filistin. [...]&#8221; (</em><a title="Permanent Link to Filistin artık Arapların esas davası değil" href="http://www.derindusunce.org/2008/04/07/filistin-artik-araplarin-esas-davasi-degil/"><em>Filistin artık Arapların esas davası değil</em></a><em>)</em></p>
<p><strong>&#8220;Şehitler ölmez, vatan bölünmez&#8221;</strong> sloganlarıyla, <strong>&#8220;kanları yerde kalmayacak&#8221;</strong> nutuklarıyla yapılan terörle mücadele(!) 40 bin insanın ölümüne engel olamadı. Türkiye&#8217;deki PKK terörünü durdurmak için düşünmek, planlamak, planları eyleme dönüştürmek gerekiyor. Silahlı mücadeleyi asgarîye indirerek ekonomik, diplomatik, siyasî yollarla yavaş ama emin adımlarla ilerleniyor.</p>
<p>Bugün Müslümanların arasında Yahudilerde <strong>&#8220;şeytan geni&#8221;</strong> olduğunu iddia edecek kadar aklını kaybetmiş insanlar var. Peki ya <strong><em>&#8220;Naziler az bile yapmış, Hitler haklıymış&#8221;</em></strong> diyen, Nazi selamı veren islamî(!) örgütlere ne demeli? 2005 yılında <a href="http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2005/Nisan/16/Haber_57538.aspx" target="_blank">Die Welt&#8217;te çıkan bir habere göre</a> Hitler&#8217;in yazdığı KAVGAM adlı kitap Türkiye&#8217;de en çok satanlar arasındaydı ve 7 yıldır sürekli yükseliyordu.</p>
<p>Siyonistlerin hayal bile edemeyecekleri kadar güzel(!) fikirlerle onların kanlı davasına bilmeden hizmet eden bu Müslümanlar da bu gaflet uykusundan uyanacaklar birgün.</p>
<p>Adolf Hitler&#8217;in değil ALLAH&#8217;ın sözlerine yönelmek zannediyoruz herkes için daha hayırlı olacak. Çünkü ne normal akıla ne de İslâm&#8217;a yakışmayacak bu zırvalarla, sloganlarla yol katedilemeyeceğini anlamak için oldukça geç kalındı.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_d.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3109" title="20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_d" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_d-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_f.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3110" title="20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_f" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_f-300x209.jpg" alt="" width="300" height="209" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_b.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3111" title="20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_b-300x217.jpg" alt="" width="300" height="217" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_e.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3112" title="20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_e" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090123_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti_e-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/26/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/26/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-iii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/22/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/22/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2009 14:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3074</guid>
		<description><![CDATA[EL MÜZİL - Zelil, hor ve hakir kılan
&#8220;O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır.&#8221; (Gaşiye,2)
Resim: Fransız askerleri tarafından alay etmek için boynuna ip geçirilmiş bir Cezayirli.
 1830&#8242;dan 1962&#8242;ye kadar Fransız kolonisi olan Cezayir&#8217;de işgal altındaki halkın görmediği eziyet kalmadı. Fransız askerleri Müslümanların direnişlerini kırmak için tarlalarını yaktılar, hayvanlarını öldürdüler. İnsanlar tel örgülerle çevrili toplama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/copie-de-image1q.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3075" title="copie-de-image1q" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/copie-de-image1q-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>EL MÜZİL - Zelil, hor ve hakir kılan</strong></p>
<p><em>&#8220;O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır.&#8221;</em> (Gaşiye,2)</p>
<p><strong>Resim:</strong> Fransız askerleri tarafından alay etmek için boynuna ip geçirilmiş bir Cezayirli.</p>
<p> 1830&#8242;dan 1962&#8242;ye kadar Fransız kolonisi olan Cezayir&#8217;de işgal altındaki halkın görmediği eziyet kalmadı. Fransız askerleri Müslümanların direnişlerini kırmak için tarlalarını yaktılar, hayvanlarını öldürdüler. İnsanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarında ölüme terkedildi. Cezayir&#8217;in talebine rağmen Fransa bu soykırım için özür dilemedi. Son cumhurbaşkanı Sarkozy &#8220;tarihi tarihçilere bırakalım&#8221; diyerek son noktayı koydu.</p>
<p> Müslümanlar Cezayir&#8217;de, Filistin&#8217;de, Bosna&#8217;da, Irak&#8217;ta, Kafkasya&#8217;da ve <span id="more-3074"></span>daha bir çok yerde Yahudi ve Hristiyan orduların istila ve eziyetlerini yaşadılar, yaşıyorlar. Mısır, Fas ve Türkiye gibi ülkelerde ise askerî rejimler çeşitli komplo teorileri, dış tehditler vb kullanarak kendi halklarına baskılar uyguladılar. Askerî darbeler, etnik kavgalar, işkenceler günlük hayatın bir parçası oldu.</p>
<p> Bu bağlamda Müslüman insan düşmanı ve düşmanlığı dinî aidiyette aramakla hata ediyor. Düşmanın adı <strong>&#8220;Yahudi&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Hristiyan&#8221;</strong> değil. Kanaatimizce düşmana duyulan öfke ve gösterilen diğer haklı tepliler bir savunma mekanizması haline dönüşebiliyor.</p>
<p> İşte biz bunun için Yahudi nefretinin bir afyon olduğunu iddia ediyoruz. Bu tatlı bir uyku değil bir kâbustur. Artık bu uykudan uyanmak gerekiyor. Uyku ilaçlarının her türlüsüne bu sebeple karşıyız.</p>
<p> Narkozdan çıkmak kolay olmayacak, olmuyor. Ameliyat nasıl geçti? Hangi uzuvlarımız kesildi? Nerelerimiz kanıyor? Artık bunları konuşabilecek kadar ayılsak iyi olacak.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> Diri diri gömülen Cezayirli direnişçiler.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/prisoniers31.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3076" title="prisoniers31" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/prisoniers31.jpg" alt="" width="408" height="552" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> Cezayir&#8217;de b<span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">ir toplama kampı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerietorture1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3077" title="algerietorture1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerietorture1-300x234.jpg" alt="" width="300" height="234" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> <span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">Fransız askerî aracı bir Cezayirlinin kafatasını sergiliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/crane-aln-en-trophee-sur-char-ain-beida1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3078" title="crane-aln-en-trophee-sur-char-ain-beida1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/crane-aln-en-trophee-sur-char-ain-beida1.jpg" alt="" width="255" height="177" /></a></span></p>
<p> </p>
<div><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">İşgal altındaki Cezayir’den görüntüler</span> </span></div>
<div></div>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"></p>
<div><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"> </span></div>
<div><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"> </span></div>
<div><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"> </span></div>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/apres-la-torture-constantine-19601.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3081" title="apres-la-torture-constantine-19601" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/apres-la-torture-constantine-19601.jpg" alt="" width="133" height="206" /></a></span></p>
<p>  <span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/jeunetue1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3082" title="jeunetue1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/jeunetue1.jpg" alt="" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerie-8-5-19451.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3083" title="algerie-8-5-19451" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerie-8-5-19451.jpg" alt="" width="283" height="209" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/fouille21.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3084" title="fouille21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/fouille21-300x248.jpg" alt="" width="300" height="248" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;">  </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerie_oranie_aflon1956-11.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3085" title="algerie_oranie_aflon1956-11" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/algerie_oranie_aflon1956-11-300x177.jpg" alt="" width="300" height="177" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> <span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">İşgal altındaki Irak’ta &#8220;zillet içinde aşağılanmış&#8221; bir insan.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> <span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/image2s.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3086" title="image2s" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/image2s-300x261.jpg" alt="" width="300" height="261" /></a></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/22/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/22/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm I</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/20/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-i/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/20/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-i/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2009 10:44:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Müslümanın Afyonları]]></category>

		<category><![CDATA[Musevilik ve Antisemitizm]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[yahudi nefreti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3052</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Ordu-devlet İsrail sınırlarını insan kanıyla çiziyor. Dünyanın en büyük açıkhava hapishanesinde Müslüman mahkûmlar Yahudi gardiyanlarından duvarlarla ayrılıyor. Ordu-devlet İsrail&#8217;i yönetenler, tıpkı sözde rakipleri Hamas ve Hizbullah gibi siyasî rantlarını muhafaza etmek için korku ve nefretten örülü bir &#8220;sanal bir gerçeklik&#8221; inşa etmişler. Bu korku atmosferi  Onun adı asker, canı neler ister? adlı makaledeki gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090119_derin_dusunce_org_yahudi_nefreti.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3063" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_1-300x251.jpg" alt="" width="223" height="182" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Ordu-devlet İsrail sınırlarını insan kanıyla çiziyor. Dünyanın en büyük açıkhava hapishanesinde Müslüman mahkûmlar Yahudi gardiyanlarından duvarlarla ayrılıyor. Ordu-devlet İsrail&#8217;i yönetenler, tıpkı sözde rakipleri Hamas ve Hizbullah gibi siyasî rantlarını muhafaza etmek için korku ve nefretten örülü bir &#8220;sanal bir gerçeklik&#8221; inşa etmişler. Bu korku atmosferi  </em><a href="http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/">Onun adı asker, canı neler ister?</a> <em>adlı makaledeki gibi Türkiye&#8217;deki darbeci zihniyete ne kadar da benziyor.</em></p>
<p><em> </em><em>Ergenekon ile PKK&#8217;nın sahte rekabetini andıran bu dumanlı havada gerçek kavganın taraflarını seçmek kolay değil: Müslüman-Yahudi kavgasından mı bahsediyoruz yoksa şahinler ile güvercinlerden mi?</em></p>
<p><em> </em><em>Sorumluluğu (suçu değil) ABD&#8217;ye, İsrail&#8217;e yükleyen Müslümanların doğru yaptığından emin değiliz. Sorumluluğu redderek, &#8220;dışarıya&#8221; ihraç ederek çözümü de &#8220;ötekilerin&#8221; insafına, merhametine, hukukuna transfer ediyorlar çünkü.</em></p>
<p><em> </em><em>Yahudi nefreti bu açıdan çözüme giden yolda bir durak değil ancak çaresizlerin ve üşengeçlerin sığınacağı bir siper, bir çukur. Filistin&#8217;de olanlara üzülmemek imkânsız. Ama biz kuyuya düşmüş bir insanı kurtarmak için onun peşinden kuyuya atlamanın bir işe yarayacağını sanmıyoruz. Kanaatimizce bu zulümü durdurmak için duygularını bastırıp düşüncelerini ön plana çıkarabilecek, çözüm arayabilecek insanlara ihtiyaç var.</em></p>
<p> <strong>Mezar taşının üzerinde adım yazıyordu</strong></p>
<p> <em>&#8220;Benim ailemde sadece ölü çocukları severler. Eğer sevilmek istiyorsam kendimi öldürmem gerekiyor. [...] Yaşamak için ailemden sevgi beklemeyi unutmalıyım.&#8221;</em> Böyle diyor <span id="more-3052"></span>Van Gogh kardeşine yazdığı bir mektupta. <strong>(Mektuplar, Van Gogh, N° 443)</strong> Kendisinden bir yıl önce ölen kardeşinin adını taşımak belli ki genç Vincent&#8217;a ağır gelmiş.<em> &#8220;Mezarlığa gittik. Mezar taşının üzerinde adım yazıyordu. Kardeşimin bir fotoğrafı konmuştu. Benden kat kat güzel bir fotoğraf.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_99.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3070" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_99-300x211.jpg" alt="" width="205" height="150" /></a></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_9.jpg"></a>Bu satırları okurken aklıma lisedeki tarih öğretmenimin sözleri geldi: <em>&#8220;Fatih İstanbul&#8217;u aldığında sizin yaşınızdaydı, bir de kendi hâlinize bakın&#8221;</em>. Aramızda hiç kimsenin meselâ Gazze&#8217;yi geri alabilecek hâli yoktu. Utanmış, aşağılanmıştık. Zaten bu sözle beklenen, istenen de buydu. Kendimizi suçlu hissetmemiz, hırslanmamız. Viyana kapılarına dayanmış yeniçeri dedelerimiz bulutlardan eğilmiş yüzlerimize tükürüyordu!</p>
<p> Ölmüş kardeşleriyle rekabet etmek zorunda kalan çocukların dramıdır bu. Ebeveyn ölenin adını sonradan doğana yeniden koyarak ona bir görev veriyordur aslında: <em>&#8220;Kardeşin öldü, ızdırabımı dindirmek senin görevin!&#8221;</em> Yeni doğan çocuk ebeveyne düşkırıklığından başka hiç bir şey veremez. Çünkü hiç kimse ölü bir bebek kadar güzel, terbiyeli, çalışkan olamaz<em>. &#8220;Ahh şimdi rahmetli ağabeyin olacaktı burada, senin gibi yapmazdı!&#8221;</em></p>
<p> Osmanlı bütün heybetiyle mezara girmişti ama biz küçük Osmanlar o ölüler ile, Fatih, Kanunî, Mimar Sinan ile rekabet etmek durumundaydık. &#8220;Şehitlerimizin asil kanıyla sulanan bu kutsal topraklarda&#8221; kız tavlamaktan başka bir işe yaramayan bizler elbette adam olmazdık. Eğer kıymetli bir yere gelmek istiyorsak şehit olabilirdik sadece. Yani <strong>sevilmek</strong> ya da <strong>yaşamak</strong> arasında bir seçim yapmak gerekliydi. İkisini birden elde etmek imkânsız görünüyordu.</p>
<p> Neden böyle bir <a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/">ölüm sevgisi</a> geliştirdi bu toplum?</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3065" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_2-222x300.jpg" alt="" width="140" height="201" /></a>Ölüme âşık olacak kadar cinnet geçiren, yaşamayı sev(e)meyen halklar hayatı koruyamazlar. Yeni Gine&#8217;li Şimbüs halkının anneleri için ilk doğan erkek çocuğu öldürüp yerine bir köpek ya da domuz yavrusu emzirmek adettendir. Bir annenin kendi çocuğunu öldürmeyi reddetmesi ise bir suç. (<em>J. Poirier, Histore des Moeurs - Gelenekler Tarihi 1990</em>)</p>
<p> Ama çocuk katli için bu kadar uzaklara gitmeye gerek yok. Napoleon 12 yaşındaki çocuk askerleri(!)  kullanmadı mı kutsal(!) vatan toprakları uğruna? Ya Nazi Almanyası Berlin&#8217;i savunurken Rus tanklarını patlatmak için çocukları göndermedi mi üstün(!) Alman milletini temsilen?</p>
<p> Burada bireysel psikolojik bozukluklar değil söz konusu olan. Toplumun ahlâkî ve vicdanî &#8220;doğruları&#8221; çocuk kurban etmeyi destekliyor. Eğer bir çılgınlıktan bahsedilecekse kollektif olabilir ancak. Toplum bir bütün olarak çocuk öldürmeyi meşrulaştırmıştır.</p>
<p> Sadece Türkiye&#8217;de değil Ortadoğu&#8217;nun bir çok yerinde ve tabi İsrail&#8217;de ölmek, öldürmek, yaşamdan daha yüce(!) değerler uğruna kendini feda etmek öylesine derin biçimde işleniyor ki kafalara, bireyler yaşayan birer ölüye dönüşüyorlar.</p>
<p> Ortadoğu&#8217;da yaşamın dışına çıkmak için ölmek gerekmiyor. Kimilerinde Yahudi nefreti, ötekinde Müslüman korkusu bir afyon, bir uyuşturucu rolü oynuyor!</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Gelecek bölümler</span></strong></p>
<ol>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><strong>EL MÜZİL - Zelil, hor ve hakir kılan</strong></span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><strong>Düşünme korkusunun yeni adı:</strong> <em>&#8220;Hepimiz Filistinliyiz, Her yer Filistin !&#8221;</em></span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><strong>Hamas <span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA;">eleştirilebilir mi?</span></strong></span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">Çanakkale bir zafer miydi?</span></strong></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">Müslümanın boynundaki ip</span></strong></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;">Müslüman neden düşmanına itaat eder?</span></strong></div>
</li>
</ol>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">Takviye Okuma</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/05/19/muslumanlarin-ic-hastaliklari-ve-neo-cahiliyye-devrinin-sonu/">Müslümanların iç hastalıkları</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Cihadizm ve Cihad aynı şey değildir" href="http://www.derindusunce.org/2008/07/18/cihadizm-ve-cihad-ayni-sey-degildir/">Cihadizm ve Cihad aynı şey değildir</a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_6.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3066" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_6-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_9.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3064" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_9" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_9-300x235.jpg" alt="" width="280" height="253" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3067" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_4-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3068" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_3.jpg" alt="" width="180" height="205" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_7.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3069" title="20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_7" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090120_derin_dusunce_org_siyonizm_antisemitizm_7-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/20/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-i/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/20/muslumanin-afyonu-yahudi-nefreti-bolum-i/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

