<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Mısır</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/misir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Mısırlı Gibi Yürümek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/17/misirli-gibi-yurumek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/17/misirli-gibi-yurumek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 09:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14871</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal
&#8220;Melekler gelince, şeytanlar kaçar&#8221; (Mısır Atasözü)
Orta Doğu&#8217;nun bir dönemler yedi düvele meydan okuyan rejimleri, Süheyl Batum&#8217;un ifadesiyle ne kadar da &#8220;kâğıttan kaplanmış&#8221;!. Baksanıza, Tunus&#8217;ta bir öğrencinin kendisini ateşe vermesiyle başlayan yangın, Mısır&#8217;a sıçradı ve 18 günlük halk direnişi ardından; bir süre görevi bırakmamakta ısrar eden Mübarek, daha fazla dayanamayıp, çekip gitti. Oysa ki, en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Okan Kemal</em></strong></p>
<p><em>&#8220;Melekler gelince, şeytanlar kaçar&#8221; (Mısır Atasözü)</em></p>
<p>Orta Doğu&#8217;nun bir dönemler yedi düvele meydan okuyan rejimleri, Süheyl Batum&#8217;un ifadesiyle ne kadar da &#8220;kâğıttan kaplanmış&#8221;!. Baksanıza, Tunus&#8217;ta bir öğrencinin kendisini ateşe vermesiyle başlayan yangın, Mısır&#8217;a sıçradı ve 18 günlük halk direnişi ardından; bir süre görevi bırakmamakta ısrar eden Mübarek, daha fazla dayanamayıp, çekip gitti. Oysa ki, en son 2005 seçimlerinde %88.6 oy almıştı. Ancak, toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmüyordu Mübarek; ülkeyi bir korku imparatorluğuyla yönetmekteydi. Zaten 2005 seçimlerine katılım da %22.9 gibi komik bir seviyedeydi. Mısır&#8217;da 1952 yılındaki subaylar darbesiyle, monarşi alaşağı edilmişti. Yerine, bir çok Arap ülkesinde olduğu gibi, Arap Milliyetçiliği ve Sosyalizminin bir karması olan Baasçı bir Cumhuriyet <span id="more-14871"></span>kuruldu. Rejimin ilk önemli lideri karizmatik Cemal Abdelnasır idi. Abdelnasır, yeni rejimi tesis eden; Batı&#8217;ya meydan okuyan; Dünya&#8217;nın ikiye bölündüğü Soğuk Savaş ortamında Tito ve Nehru ile beraber &#8220;Bağlantısızlar&#8221; hareketini oluşturan; ABD&#8217;ye ve Batı&#8217;ya karşı zamanla Sovyetler Birliği&#8217;ne yaklaşan ve İsrail&#8217;i tehdit eden bir siyasi figürdü. Kuşkusuz Mübarek&#8217;e göre çok daha popüler bir liderdi. Ancak, bir yandan da Mısır toplumu içindeki farklı ses ve yaşam biçimlerini bastırmaktan geri durmadı. Rejimini, demokratik bir cumhuriyetten ziyade Baasçı bir tek adam cumhuriyetine doğru götürdü. Bu rejim Enver Sedat döneminde de yörüngesini Batı&#8217;ya çevirerek devam etti. Sedat&#8217;ın Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından öldürülmesi ardından başa geçen Mübarek ise, otuz yıllık iktidarı döneminde Soğuk Savaş&#8217;ın bitişine; 11 Eylül sonrası döneme; Arap-İsrail ilişkilerinin gerginleşmesine şahitlik etti. Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesi ardından eski Sosyalist ülkeler kapitalistleşmeye; bunların Avrupa&#8217;daki uzantıları Avrupa Birliği&#8217;ne katılmaya; diğerleri ise renkli devrimlerle rejim değiştirmeye başladılar. Bu dalga uzunca bir süre, Dünya&#8217;nın en sıkıntılı bölgesi olan Orta Doğu&#8217;ya etki etmedi. Ancak Tunus ile başlayan domino etkisi, kısa sürede etrafa yayılmaya başladı. Bu durumu gören bazı Orta Doğu ülkeleri ise, önceden tedbir alarak, mevcut hükümetleri ya da sevilmeyen bakanları değiştirmeye başladılar.    </p>
<p> </p>
<p>Dolayısıyla, Mübarek, aslında oluşan bu yeni dalga ve konjonktürün kurbanı. Başka bir ifadeyle; bu tür halk hareketleri, Soğuk Savaş döneminde olsa ya da daha evvel benzerleri olmasa, büyük ihtimalle çok kanlı bir şekilde bastırılırdı ya da hemen hemen kimse bu tip kitlesel hareketlere cesaret dahi edemezdi. İşin ilginç yanı, askerin müdahale etmediği bu kitlesel direnişin, Mısır&#8217;ın tek bir kesiminin hareketi de olmamasıdır. Hareketin içinde Mısır&#8217;ı oluşturan hemen her kesimden insan vardır. Hatta, Mısır&#8217;da 1920&#8242;lere kadar giden bir tarihi olan Müslüman Kardeşler bile bu harekete sonradan dâhil olmuş; hatta büyük ölçüde hareketin dışında kalmayı yeğlemiştir. Neticede, bir zamanlar devrilmesi mümkün dahi olmayan bir lider ve rejim birkaç haftalık bir direnişin ardından yerle bir edilmiştir. Aslında Mısır&#8217;da biten 1952 darbesinin Militer-Baasçı Cumhuriyeti&#8217;dir. Bu gelişme diğer Baasçı ya da buna benzer rejimlerin geleceğini de tehlikeye atmaktadır. Arap dünyası ciddi bir dönüşüme hazır olmak durumundadır. Ancak bu dönüşümün hangi Arap ülkelerini kapsayacağı ve hangilerinde bir yankı yaratamayacağı da iyi tahlil edilmelidir. Bugün, Arap coğrafyasında iki tür rejim vardır. Bunlardan ilki, eskiden Krallıkla yönetilen ve daha sonra Baasçı subayların darbesiyle devrilen ve Cumhuriyet ilan eden; ancak bu Cumhuriyetin içini demokrasiyle dolduramayan ve bugün artık daha fazla gitmeyen rejimler; diğerleriyse Krallıkla ya da Emirlikle yönetilen monarşilerdir. Toplumun yöneticilerine bakışları da ülkeden ülkeye değişmektedir. Baasçı Cumhuriyetlerde ciddi bir baskı ve otoriterlik sezilmekte; çoğu monarşide de halk ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde hayatını sürdürmektedir. Buna karşılık, bazı körfez ülkelerinde (Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi) halkın milli geliri yüksek düzeydedir ve toplumun kendisini yöneten monarşilerle pek bir sorunu görünmemektedir. Öte yandan örneğin ABD&#8217;nin uzunca bir süre desteklediği Suudi Arabistan&#8217;ın bu yeni dalgadan ne şekilde etkileneceği de belirsizdir. Suudi Arabistan, uzun yıllardır Vahabi anlayışıyla, toplum ve özellikle kadınlar üzerinde ciddi bir baskı rejimi tesis etmiştir. Dolayısıyla, demokratik taleplerin bu ülkede aslında bir yönetim değişikliğini beraberinde getirmesi gerekir. Ancak, bunun olacağına dair şu an bir belirti söz konusu değildir. Zira toplum, bastırılmış ve sindirilmiştir. Öte yandan; Arap ülkelerinin birbirinden önemli bir farkı da geçmişte kısa da olsa bir demokrasi ve çoğulculuk geleneklerinin olup olmamasıdır. Bu noktada Mısır, özellikle 1924-1950 yılları arasında tam bir &#8220;Liberal deneyimin&#8221; yaşandığı demokratik bir ülke olmuştur. O dönemde çok partili hayat ve çoğulculuk hüküm sürmüş; örneğin azınlık konumundaki Kıptiler rahatlıkla mecliste temsil edilmişlerdir. Bu demokratik çoğulculuk, Baasçı Cumhuriyet döneminde tekleştirilmiş; tek lider ve ideoloji anlayışıyla Mısır toplumu altmış yıl baskı altında tutulmuştur. Dolayısıyla, geçmişten gelen demokratik gelenek ve Meclis geleneği, Mısır&#8217;ın kitlesel hareketlerinde etkili olmuştur. Doğal olarak yeni rejimin de, bu çoğulcu yapıyı yansıtacak şekilde tesis edilmesi gerekir. Burada, sanırım en temel korku, Müslüman Kardeşler Örgütü&#8217;nün diğer gruplara galebe çalarak, Mısır&#8217;ı İslami bir yönetime götürmesi riskidir. Nitekim 1979 İran Devrimi&#8217;nde Şah idareden uzaklaştırılırken, İran toplumunun Solcuları, Liberalleri, Demokratları Devrim&#8217;in gerçekleştirilmesinde etkili olmuş; ancak zamanla Mollalar diğer kesimleri bastırarak, bugünkü totaliter rejimi oluşturmuşlardı. Dolayısıyla monarşiden demokratik cumhuriyete değil İslami cumhuriyete geçilmiştir. Determinist bir bakışla ilk etapta aynı durumun Mısır&#8217;da da yaşanabileceğini söyleyebiliriz. Ancak burada, dönemler arası farklılık ve Batı&#8217;nın duruşu ve demokratik deneyimlerini Mısır&#8217;la paylaşma ihtimali ve de bugün tüm dünyayı etkileyen teknolojik devrimin (Facebook-Twitter vs.) Mısır&#8217;ı ister istemez açık bir topluma itmesi unutulmaması gereken faktörlerdir.</p>
<p> </p>
<p>Bu kitlesel dalga, kuşkusuz artarak devam edecektir. Arap coğrafyasının rejimlerinde ciddi değişiklikler olacaktır. Tunus ve Mısır&#8217;da gerçekleşen olaylar, domino etkisi yaratarak diğer Arap ülkelerine de sıçrayacaktır. Bu, kaçınılmazdır. Burada önemli olan bu kitlesel hareketler sonunda oluşacak demokratik rejimlerin devam edip etmemesi; yeni rejimin, halkın zamanla rejimden soğumasına sebep olacak şekilde dış etkilere ne ölçüde açık olacağı ve en önemlisi de &#8220;Sürdürülebilir&#8221; olup olmayacağıdır. Kuşkusuz, teknoloji devriminin yeniden şekillendirdiği bir dünyanın dışında kalmak; kendine setler ve sınırlar çekmek; kendi içindeki insanları baskı altına alarak; &#8220;bana karışmayın&#8221; tarzı bir tam bağımsızlıkçılıkta ısrar etmek, çağın gerisinde kalmakla eşdeğerdir. Orta Doğu, küresel dünyanın en sorunlu bölgesidir. Bölgede İsrail-kendi arasında anlaşamayan- ‘Bölünmüş&#8217; Arap Dünyası ve İran olmak üzere üç ayrı güç unsuru vardır. İsrail ile bu üç güç unsuru arasındaki gerilimler, tüm dünyayı tehdit etmektedir. Dünya&#8217;da bugün Orta Doğu dışında çok da problemli bir bölge yoktur. Örneğin bir dönem ciddi bir sorun olan Balkanlar&#8217;da hatta Kafkasya&#8217;da bile bugün bir savaş ihtimali ortadan kalkmış durumdadır. Bugün bir savaş çıkarsa çok büyük ihtimalle Orta Doğu&#8217;da çıkar ve etrafa yayılabilir. Dünya tarihi, savaşlar tarihidir. Dünya tarihinde demokratik iki ülkenin savaştığına dair bir örnek yoktur. Özellikle Soğuk Savaş döneminde ülkeler arasında sınırlarla ilgili gerilimler olmuştur; ancak demokratik rejimlerin birbiriyle savaştığına pek rastlanmamıştır. Dünya savaşları da demokratik olmayan rejimler tarafından başlatılmış ve demokratik rejimlerle demokratik olmayan rejimler arasında olmuştur. Örneğin insanlığa büyük acılar veren 2. Dünya Savaşı, iki totaliter ülke olan Almanya ve SSCB&#8217;nin Polonya&#8217;ya saldırması sonucu patlak vermiştir. Dolayısıyla, sürdürülebilir ve çoğulcu bir demokrasiye sahip; dünyalaşan; dünyanın geriye kalanıyla irtibat ve yakınlaşma halinde olan bir Orta Doğu aynı zamanda barışçıl ve huzurlu bir Orta Doğu ve Dünya anlamına gelecektir.  Zira, Orta Doğu insanı, demokrasiyi, özgürlükleri ve refahı en az gelişmiş Batı ülkesi insanları kadar hak etmektedir.  Orta Doğu insanı, insan gibi yaşamaya layıktır. Oluşan bu yeni süreçte de bunu düşünerek hareket etmesi gerekir. Bu noktada Mısır iyi bir örnek ve model olarak değerlendirilebilir. Başta Batı dünyası olmak üzere, tüm demokratik geleneğe sahip ülkeler, Mısır&#8217;ın sağlam ve sürdürülebilir bir demokrasi kurmasına yardımcı olmalıdırlar. Türkiye de bu noktada mevcut modeli ve yapısıyla, kendi rejimini empoze etmeden katkı sunabilir. Mısırlıların demokrasi yürüyüşü, tüm Orta Doğu&#8217;ya örnek teşkil edebilir. Nitekim, etkileri Yemen, Ürdün ve Libya&#8217;da başlamıştır. Arap ülkelerinden farklı olarak, Orta Doğu&#8217;nun en zor rejim değiştirecek ülkelerinden olan İran&#8217;da bile yankılar uyandırmaya başlamıştır. 1980&#8242;lerde <em>The</em> <em>Bangles</em> adlı grubun &#8220;Walk Like an Egyptian&#8221; (Mısırlı gibi Yürümek) diye bir şarkısı vardı. Şarkının bir yerinde:  &#8220;Pazardaki çocuklar bağırıyor hep bir ağızdan: Mısırlı gibi Yürümek&#8221; diye bir bölüm vardı. Bölgedeki çocuklar da, Mısır halkının gerçekleştirdiği devrimi hep bir ağızdan &#8220;Mısırlı gibi Yürümek&#8221; şeklinde haykırabilir. &#8220;Mısırlı gibi Yürümek&#8221;, Orta Doğu&#8217;da kitlesel hareketle demokrasi kurup; bu demokrasiyi sürdürülebilir kılma yürüyüşü olabilir; ve Orta Doğu&#8217;da bundan sonraki kitlesel demokrasi hareketleri, &#8220;Mısırlı Yürüyüşü&#8221; olarak anılabilir. Bekleyelim de görelim bakalım&#8230;..</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/17/misirli-gibi-yurumek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/17/misirli-gibi-yurumek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır&#8217;da Yıkılan Neydi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/misirda-yikilan-neydi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/misirda-yikilan-neydi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 21:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Cem Özen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14828</guid>
		<description><![CDATA[
Doğulu toplumlar hakkında var olan kalıplar 2011 yılının henüz başında büyük yıkıma uğradı. Rehavet içindeki donuk Arap halkları Batı destekli diktatörlere karşı ayaklandılar. Tunus&#8217;ta yönetim değişti. Mısır&#8217;da ise hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Artık kolay kolay kimse &#8220;Doğulu toplumlar&#8230;&#8221; diye söze başlayamayacak. Oryantalizmin sonu geldi.
 Tunus&#8217;ta kendini yakarak olayları fitilleyen kişi yozlaşmış yönetimlere doğrudan eleştiri getirmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/misir_devrim.jpg"><img class="size-full wp-image-14830 aligncenter" title="misir_devrim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/misir_devrim.jpg" alt="" width="498" height="299" /></a></p>
<p>Doğulu toplumlar hakkında var olan kalıplar 2011 yılının henüz başında büyük yıkıma uğradı. Rehavet içindeki donuk Arap halkları Batı destekli diktatörlere karşı ayaklandılar. Tunus&#8217;ta yönetim değişti. Mısır&#8217;da ise hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Artık kolay kolay kimse &#8220;Doğulu toplumlar&#8230;&#8221; diye söze başlayamayacak. Oryantalizmin sonu geldi.</p>
<p> Tunus&#8217;ta kendini yakarak olayları fitilleyen kişi yozlaşmış yönetimlere doğrudan eleştiri getirmek için bunu yapmadı. Kendi ekonomik durumunun aczinden bunu yaptı. Ama aklı başında her Arap biliyor ki Arap toplumlarındaki yoksulluğun temelinde otokratik dolayısıyla yozlaşmış yönetimler yatıyor. Yalnızca petrol tarlalarına sahip olanlar <span id="more-14828"></span>müstesna.</p>
<p> Artık yeter dedirten neydi peki? Bir Tunuslunun kendini yakması ve Tunus yönetiminin alaşağı edilmesi domino etkisi yaratmaz diyenler bilmiyorlar mıydı ki en etkili ideolojik silahlar somut olaylardır. &#8220;Tunus&#8217;ta oldu, biz de yaparız&#8221; sözünün yüzlerce kitap, binlerce makaleden daha etkili bir propaganda aracı olduğu nasıl olur da gözden kaçar? Batılı liderlerin otokratları övücü açıklamaları toplumun içinde bulunduğu şartlara karşı nasıl olur da gözümüze bir perde indirir?</p>
<p> Teknolojinin etkisi yadsınamaz. Tüm dünyada internet ve cep telefonu sayesinde mikro örgütlenmeler güçlü birer aktör haline geliyor. Devlet organizasyonu ve hiyerarşisi dışında da insanlar örgütlenebiliyorlar artık. Ama tüm olayları bir &#8220;teknoloji devrimi&#8221; gibi göstermek oradaki halkın bıkkınlığına ve cesaretine bir başka perde örtmek değil mi? 1989&#8242;da Doğu Avrupa&#8217;daki totaliter rejimler tek tek yıkılırken ne internet vardı ne de cep telefonu! Ya 1830 ve 1848&#8242;de? Bunun dışında devrim ile ilgili El Cezire ön plana çıkıyor ve iddialı yorumlarda buna El Cezire devrimi diyorlar. Ancak El Cezire&#8217;nin kuruluş amaçlarından birisi zaten Arap dünyasındaki demokrasi eksikliği idi. El Cezire bağımsız haber alamayan Arap dünyasının nefesi oldu. Yani El Cezire bir neden değil bir sonuç. Mısır devrimine El Cezire devrimi demek haksızlık değil mi?</p>
<p> Batılılar Mısır&#8217;daki ayaklanma ile ilgilenmiyorlar. En büyük dertleri Mısır&#8217;ın ekseninin kaymaması. Amerikalılar için İsrail&#8217;in güvenliği Mısır halkının özgürlüğünden çok daha önemli. Açık şekilde diktatörlerin desteklenmesi Batılı entelektüelleri çok da huzursuz eden bir konu değil üstelik. Yalnız şimdilerde Amerikan sağında &#8220;otoriter rejimler İslamcıları güçlendiriyor&#8221; tezi öne çıktıkça halkların özgürleşmesi ile ilgilenecekler gibi gözüküyor.</p>
<p> Ayaklanmalar İslami renkte olsaydı Batılıların işi çok kolaylaşırdı. Kolayca oryantalist dosyalardan kalıplaşmış lafları çıkartıp atıp tutabileceklerdi. Ancak sürpriz şekilde insanlar hangi görüşte olursa olsun haklarını aramak için sokağa döküldüklerinde söyleyecek pek sözleri kalmadı. Muhalefetin yasak olduğu Arap toplumlarında İslamcılar toplumun en alt katmanlarına kadar doğrudan ve dikey ilişki kurabilme yetenekleri sayesinde öne çıkıyor. Devamlı İslamcı korkusu pompalayarak demokratik hakları törpüleyen otokratlar ve destekçisi Batılılar oryantalist dosyayı bu sefer yanlışlarını düzeltmek için dolaptan indirmeliler.</p>
<p> Türk oryantalistler ise Batılı muadillerinden çok çok daha hızlı bir şekilde &#8220;domino etkisi&#8221;ni reddedip yine aynı hızda yanıldıklarını yazdılar. Laikliğin Türkiye&#8217;de demokratik talepleri bastırma ve oligarşik sistemin devamını sağlama misyonunun herhalde Arap dünyasında da öneminin farkında olacaklar ki Mısır halkının refahından çok &#8220;Mısır İran olur mu?&#8221; gibi sorularla uğraştılar.  Muhalefette kalmaktan yorgun düşmüş bazı Kemalistler de Mısır Devrimi ile Cumhuriyet mitinglerini karşılaştırma ve mevcut hükümetin benzer şekilde alaşağı edilmesini tartışma cürretini gösterdiler. Görmek istemedikleri ise Arap ülkelerinin Atatürklerinin yıkılıyor olduğu ve ayaklanan halkların baskın biçimde Tayyip Erdoğan destekçisi olduğu gerçeği idi.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin resmi tavrı çok geç geldi. Diplomatik nezaket kaygısı mı yoksa durum netleşsin kaygısı mı bilinmez ama çok geç gelen ve oldukça da çekingen ve dikkatli bir dil kullanan Başbakan tepkisi dış desteğe aç Mısır toplumuna ve diğer ayaklanan toplumlara ilaç gibi geldi. Türkiye eğer değerler üzerinden dış politika yapmayacaksa kendi ayağına kurşun sıkacak demektir çünkü Türkiye&#8217;nin en büyük gücü değerleridir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise konu hakkında oldukça sessiz ve gelişen durumu okuyamıyor gibi görünüyor. Ortadoğu politikasını yalnızca İsrail karşıtlığı üzerinden değil oradaki gelişen toplumsal dinamikler tarafından okumama konusunda hem Davutoğlu hem de Dışişleri ısrarcı davranıyor. Demokratik geleneğin yerleşmemesi ve demokratik bilincin zayıf olması ülkemizdeki muhafazakarların kendi hayat hikayelerine benzer olaylarda bile pozisyon almasını maalesef güçleştiriyor.</p>
<p> Demokratikleşen Arap toplumlarında demokratik ve anayasal sürecin raydan çıkmaması halinde ekonomisi büyüyen, demokratik standartları yükselen, devlet değil halk merkezli bir yapı kurulacak. Toplum içindeki tartışmalarda hem mini eteklilerin hem de türbanlıların sayısının arttığı konuşulacak. Nasıl olur demeyin. Herkes kendi açısından baktığı için böyle algılanacak. İslamcı örgütlerin katı disiplini bozulacak. Yabancı sermaye akışı hukuki altyapıya paralel hızlanacak. Belli çıkar gruplarının elindeki kamu kuruluşları özelleştirilip ülkenin ekonomik verimliliği artırılacak. Dış politikada bağımsız tutum takınılırken Batının kuklası olunmayacak.</p>
<p> Demokratikleşen Arap toplumlarının işi kolay değil. Zira kendilerine destek olan aktör sayısı çok az. Karşılaştırmak gerekirse demokratikleşen Doğu Avrupa ülkelerinde hem bunu isteyen bir blok vardı hem de hem mali hem de diplomatik yardım gelmişti. Arap toplumları ise yalnız. Ne Batı ne de diğer Arap yönetimleri Mübarek sevgisinden vazgeçmiyor. Arap devrimlerinin sonunda çoğunlukla olduğu gibi haklı olan mı kazanacak yoksa tersi mi olacak bunu çok uzak olmayan bir zamanda göreceğiz.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/11/misirda-yikilan-neydi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/misirda-yikilan-neydi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır&#8217;ın bugünü ve yarını: Tariq Ramadan ve Slavoj Zizek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/06/misirin-bugunu-ve-yarini-tariq-ramadan-ve-slavoj-zizek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/06/misirin-bugunu-ve-yarini-tariq-ramadan-ve-slavoj-zizek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Feb 2011 10:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14718</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="YouTube video player" width="250" height="170" src="http://www.youtube.com/embed/29NffzEh2b0" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/06/misirin-bugunu-ve-yarini-tariq-ramadan-ve-slavoj-zizek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/06/misirin-bugunu-ve-yarini-tariq-ramadan-ve-slavoj-zizek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslâmcılık: Devrim ile demokrasi arasında&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/islamcilik-devrim-ile-demokrasi-arasinda/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/islamcilik-devrim-ile-demokrasi-arasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2011 17:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Tunus]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14710</guid>
		<description><![CDATA[
Sunuş: Yaklaşık 4 yıl önce yayına giren Müslüman&#8217;ın Zaman&#8217;la imtihanı isimli kitabımızda şöyle demiştik:
&#8220;&#8230;Darbeyle gelen asker cumhurbaşkanları, ölmeden koltuktan indirilemeyen diktatörler hâkim birçok İslâm ülkesine. Gazeteciler, yazarlar, araştırmacılar hapse atılıyor, faili meçhul cinayetlere kurban gidiyor:


 Libya&#8217;da Albay Kaddafi (1970&#8242;ten beri),
Suriye&#8217;de Hafız Esad (1970&#8242;ten 2000&#8242;deki vefatına kadar, yerine oğlu geçti ),
Mısır&#8217;da Hava kuvvetleri komutanı Hüsnü Mübarek (1981&#8242;den [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/misir-devrim1.jpg"><img class="size-full wp-image-14713 aligncenter" title="misir-devrim1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/misir-devrim1.jpg" alt="" width="470" height="328" /></a></strong></em></p>
<p><em><strong>Sunuş:</strong> Yaklaşık 4 yıl önce yayına giren <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf">Müslüman&#8217;ın Zaman&#8217;la imtihanı</a></em><strong><em> </em></strong><em>isimli kitabımızda şöyle demiştik:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Darbeyle gelen asker cumhurbaşkanları, ölmeden koltuktan indirilemeyen diktatörler hâkim birçok İslâm ülkesine. Gazeteciler, yazarlar, araştırmacılar hapse atılıyor, faili meçhul cinayetlere kurban gidiyor:<br />
</em></p>
<ul style="padding-left: 30px;">
<li><em> Libya&#8217;da Albay Kaddafi (1970&#8242;ten beri),</em></li>
<li><em>Suriye&#8217;de Hafız Esad (1970&#8242;ten 2000&#8242;deki vefatına kadar, yerine oğlu geçti ),</em></li>
<li><em>Mısır&#8217;da Hava kuvvetleri komutanı Hüsnü Mübarek (1981&#8242;den beri),</em></li>
<li><em>Pakistan&#8217;da General Pervez Müşerref (1999&#8242;dan beri).</em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Gerçekten de birer sömürge valisi gibi hareket eden bu diktatörlerin yönetiminde İslâm coğrafyası işgal altında bir ülkeye benziyor. Kendi ülkesinin zenginliklerinden istifade edemeyen halk genellikle batılı firmaların kölesi durumunda. Demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının savunucusu(!) batı ülkeleri ise her nasılsa bu diktatörlerle hep iyi anlaştılar&#8230;&#8221; </em></p>
<p> <em>Ancak Tunuslu diktatör Zeynelabidin bin Ali&#8217;nin ülkeyi terk etmesi ve Mısırlı Mübarek&#8217;in koltuğunun sallanmaya başlaması, Suriye, Yemen,  Ürdün&#8217;de rejimin artan bir cesaretle protesto edilmesi İslâm Aleminde yeni bir uyanış fikrini gündeme getirdi. </em><em>İslâmcı devrimlere mi tanık olacağız yoksa bir demokratikleşme sürecine mi? Bu hareket Müslümanların ancak %20&#8217;sini teşkil eden Arap ülkeleriyle sınırlı mı kalacak yoksa bütün İslâm alemine yayılacak mı? Ümit Aktaş&#8217;a sorduk. </em><em>Ümit Aktaş&#8217;ı <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/10908/umitaktas">kitaplarından</a></em><em>, <a href="http://www.birikimdergisi.com/birikim/kisi.aspx?kid=2177">Birikim Dergisi</a></em><em>, <a href="http://www.ozgundurus.com/Haber/Kultur---Sanat/15072010/Ask-iman-isyan-ve-Umit-Aktas.php">Özgün Duruş</a></em><em>  gibi fikir dergilerinden ve </em><em>&#8220;<a title="Permanent Link to Müslüman devlet olur mu ? (Ümit Aktaş ile dobra dobra)" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/">Müslüman devlet olur mu?</a></em><em>&#8221; başlıklı söyleşimizdeki dobra cevaplarından tanıyorsunuz. (MY)</em></p>
<p><strong>MY: Siz iyimser misiniz bugünkü tabloya bakarak? Yakın bir zamanda Tunus&#8217;ta ve Mısır&#8217;da halkın arzuladığı bir düzen kurulabilir mi? Yoksa bu &#8220;ilk enerji&#8221; güç kavgaları içinde yok olmaya mı mahkûm?</strong></p>
<p>Öncelikle meydana gelen bu olayların, çok da &#8220;masum&#8221; olmadığını belirtmeden geçemeyeceğim. Şöyle ki, bilindiği gibi bu olayları görünülür ve etkili kılan (çünkü bu ülkelerdeki halk hareketleri yıllardır sürmekte), dolayısıyla da bir anlamda da başlatan<span id="more-14710"></span>, küresel gücün (ağırlıklı olarak ABD&#8217;nin) özellikle İslam dünyasındaki strateji değişikliğine duyduğu ihtiyaçtır. Aslında bu ihtiyaç, Obama gibi daha on yıl öncesinde bile ABD&#8217;nin başına gelmesini asla düşünemediğimiz bir siyah deriliyi ABD&#8217;nin başına getiren gücün duyduğu stratejik değişimle aynı eksende işlemekte. Çünkü ABD&#8217;nin küresel bir güç olarak dünya çapında bir hegemonya mücadelesini sürdürebilmesi için, öncelikle kendisinin evrensel değerlerle uyumlu oluşunu görünülür kılması gerekmekteydi. İşte Obama, bunu görünülür kılan en etkili görüntüdür. (Sözgelimi Türkiye de, en azından bölge çapında da olsa benzer bir stratejiyi yürütebilmek için Tayyip Erdoğan&#8217;a tahammül etmiştir. Ama Türkiye açısından bunun evrenselleştirilebilmesi için, Kürt sorunun da aşılması gerekmektedir.)</p>
<p>Çünkü ABD&#8217;nin, özellikle İslam dünyasında İsrail&#8217;e dayalı olarak sürdürmeye çalıştığı politikaları, artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla ABD&#8217;nin bu yeni stratejisi, İsrail&#8217;i geri çekerek dizginleyen ve dolayısıyla da bu politika üzerinde oluşturulmuş olan Arap dünyasındaki diktatörlere dayalı statükoyu da değiştirmeyi amaçlayan bir stratejidir. Nitekim bu tip bir değişim ihtiyacını ve stratejiyi iyi okuyan Erdoğan, Davos&#8217;ta Peres&#8217;e &#8220;one Minute&#8221; diyerek bu yeni durumu hem okuduğunu ortaya koymuş, hem de bu yeni durumu görünülür kılmıştır. Erdoğan&#8217;ın bu çıkışı ve kendisini İslam dünyası için bir model olarak ortaya koyması, bir yandan İslam dünyasındaki değişim umutlarını diriltirken, ABD&#8217;nin de bölgede elini güçlendirmiştir. Bu stratejinin üzerine binen ve benim hiçbir zaman tam olarak masum olduğuna kani olamadığım Wikileaks belgelerindeki zamanlama ve etkinlik de bu eksende okunursa, sanırım konu daha bir açıklığa kavuşacaktır.</p>
<p>Nitekim Erdoğan, Türkiye siyasi tarihinde de belki bir ilk olarak, mevcut yönetimleri dikkate almadan doğrudan halkları muhatap almış ve tüm politik dil ve mülahazaları bir yana bırakarak, bu halk isyanlarına karşı direnen zalim yöneticilere seslenmiş, onlara &#8220;yeter artık, halkın sesini dinleyin ve gidin&#8221; demiştir/diyebilmiştir.</p>
<p>Tüm bunları söylemek, elbette ki Arap dünyasında diktatörlere isyan eden insanların çabalarındaki asalete gölge düşürmez. Çünkü bu isyanlar zaten yıllarcadır sürdürülmekte. Ama bu isyanların bir sonuca ulaşması, bir anlamda bölgesel konjonktürle küresel konjonktürün, belli ölçülerde de olsa örtüşmesini gerektirmektedir. Tüm bunlara rağmen bir devrim gerçekleşemez mi? Elbette gerçekleşebilir ve zaten devrim de bunun adıdır; yani her şeye rağmen olanın. Ama Arap dünyasındaki hareketler bir devrim değil, değişim hareketleridir. Şahidi olduğumuz bu gelişmeler ise, bir anlamda Arap dünyası ve çevresindeki genel değişimin ve ortaya çıkacak olan yeni bir dünyanın işaretleridir. Her şeye rağmen, yani küresel gücün istekleriyle uyuşan bir eksene de dayansa da, bu değişim Müslümanlar açısından önemlidir ve Müslümanlar, asıl yapmak istediklerini bundan sonra, ama bu kez de küresel güce ve kapitalizmin arzularına dikkat ederek ve mücadele stratejilerini bunun karşısında örgütleyerek sürdürmelidirler.</p>
<p>Sorunuza gelince, her ne olursa olsun, şu geldiğimiz nokta bile çok önemli. Yani zalime dur diyebilmek, ona karşı sesini yükseltmek, en azından psikolojik düzeyde de olsa bir özgürleşme uğrağına gelindiğinin göstergesi. Halkın aradığı düzen konusu ise biraz netameli bir konu. Çünkü halk gerçekten de bir düzen mi arıyor, yani bu özgürlük kavgası pozitif bir çabaya ve arayışa mı dayanıyor; yoksa bu savaşım sadece mevcut zalimden kurtulma tepkisine mi dayanmakta, bu çok açık değil. Ama bu bir dizi ayaklanmanın Wikileaks&#8217;le bağlantılarını da düşündüğümüz de, bu kalkışımların çok da pozitif bir çıkış noktasına dayanmadığını söyleyebiliriz. O zaman çok fazla umutlu olmaya gerek yok. Ama özgürleşme mücadelesi uzun ve emeğe dayalı bir mücadeledir. Dolayısıyla en azından bir başlangıç noktası olması hasebiyle bile önemli bu ayaklanmalar. Bundan sonrası, en azından diktatoryal olmayan bir zeminde sürdürülecek uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirmekte ve biz de -hiç değilse şimdilik- bunu umut edebiliriz.</p>
<p><strong>MY: Arap ülkelerinde başlayan bu hareket Suudi Arabistan&#8217;ı nasıl etkiler? Vahabizm bu &#8220;devrim rüzgârlarına&#8221; direnebilir mi?</strong></p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın ciddi anlamda Vahabi bir anlayışa dayandığını düşünmemekteyim. Orada tam anlamıyla bağnaz, gerici, gelenekçi ve diktatoryal bir sistem sürdürülmekte. Vahabilik belki bu sistemin kendisini meşrulaştırmak ve halkın rızasını kazanmak için başvurduğu kirletilmiş bir ideolojik argüman. Bu halk ayaklanmalarının çok da &#8220;masum&#8221; olmadığını düşündüğümüzde, Suudi sisteminin şimdilik bu sürecin dışından duracağını/tutulacağını söyleyebilirim.</p>
<p><strong>MY: 19cu asırda diktatörlerin işini kolaylaştırıyordu trenler, telgraflar, istihbarat ve fişleme&#8230; Nazilerin toplama kamplarına kadar uzanıyor Zulümün &#8220;endüstrileşmiş&#8221; şekli. Oysa Teknoloji &#8220;halkın yanında&#8221; yer aldı, çok ilginç bir rol oynadı bu hareketlerde. Cep telefonları ile yollanan görüntüler, twitter, web siteleri&#8230; Devletin bir iki televizyon kanalı kapatması ya da gazeteleri toplatması mümkün ama bilgi teknolojileri &#8220;oyunun kurallarını&#8221; değiştirdi sanki. 21ci asırın devrimleri sizce teknolojik mi olacak?</strong></p>
<p>Devrimler her zaman en ileri araçlardan yararlanmışlardır. Çünkü devrimleri yapan kitleler, görece de olsa o toplumun en &#8220;ileri&#8221; kesimleridir. Bu kesimler ise, devrimci girişimlerini sonuçlandırmak için mevcut &#8220;silahlar&#8221;ın tümünden yararlanırlar. 21ci asırdaki sorun, bu teknolojilerden yararlanmanın ötesinde, bu teknolojilerin stabilleştirdiği, eylemsizleştirdiği ve pasifleştirdiği kitlelerin artık kendilerinde devrim yapacakları o coşku ve dinamizmi bulamamalarında yatmakta. Özellikle çağımız erkekleri, savaşçı güçlerini ve arzularını büyük ölçüde yitirmekte.</p>
<p><strong>MY: İranlı yetkililer Tunus&#8217;taki olayları İran İslâm Devrimi&#8217;ne benzettiler. Oysa bu ülkede son seçimlerdeki yolsuzluk iddiaları sonrası çıkan olaylar artık devrimin yozlaştığı hissini uyandırıyor. Dünün İranlı devrimcileri bugünün muhafazakârları gibi görünüyor. Sizce Tunus ve Mısır&#8217;daki halk hareketleri İran&#8217;daki hükümetin elini güçlendirir mi? Yoksa tersine muhalefeti daha cesur olmaya mı iter?</strong></p>
<p>Aslında 1980lerde İslam dünyasının önüne iki önemli seçenek sunulmuştu. Birisi İran İslam Devrimi, diğeri ise Türkiye Milli Görüşünün demokratik mücadele yöntemi. Devrim, özellikle 80-90lı yıllarda İslam dünyasında önemli bir coşku ve umut yaratmıştı. Ama bu coşku ve umut, ne yazık ki sürdürülemedi. Bunda elbet sadece Devrimin stratejisyenleri sorumlu değil. Küresel istikbar da, Devrimin boğulması için her türlü savaş taktiğini uygulamaktan kaçınmadı. Milli Görüş ise, aynı dönemi oldukça sıkıntılı mücadelelerle geçirmekle birlikte, görülen o ki, şimdilerde aynı İslam dünyasına coşku ve umudu bu gelenekten gelen bir iktidarın girişimleri vermekte. Dolayısıyla bu süreç, küresel istikbarın da -en azından şimdilik- arzusuyla örtüşen bir biçimde Devrim&#8217;in aleyhine, ama Milli Görüş&#8217;ün, yani, demokratik bir gelişmenin lehine işlemekte. Dolayısıyla, İran&#8217;daki toplumsal güçler açısından da giderek demokratik teamüllerin daha ağır basabileceğini söyleyebilirim.</p>
<p><strong>MY: Devrimden bahsederken kelimelere bir çerçeve çizmek gerek diye düşünüyorum. Devrimci, isyancı hatta terörist olarak nitelendi Tunuslu göstericiler. Tabi her güç kendi çıkarları açısından yeni bir terminoloji oluşturuyor. Bir siyasî hareketi meşru görebilmemiz ya da &#8220;halk devrimi&#8221; diyebilmemiz için basit bir ölçü yok mudur? Devleti, iktidarı hedefleyen bir çetenin kışkırtmasıyla başlayan şiddet ile halkın aklını, vicdanını yansıtan olayları nasıl ayırd edebiliriz?</strong></p>
<p>Doğrusu ben de devrim yerine isyan kavramını kullanmayı daha yerinde buluyorum. Çünkü devrimler çok özel olaylardır ve sıklıkla tekrarlanamazlar. Öte yandan devrimler sadece kendi toplumlarını değil, dünyayı da dönüştürürler. Ancak bu yine de bu isyanların meşruiyetlerine bir gölge düşürmemeli. Çünkü zulme karşı her başkaldırı olayı oldukça değerlidir ve bu yüzden de biçimsel değerlendirmelerle çarçabuk harcanmamalıdır. Elbet bu statükonun bozulmamasından yana olanlar açısından isyancılar birer &#8220;terörist&#8221;tir. Çünkü onların, yani zalimlerin çıkarlarını sarsmaktadırlar. Dolayısıyla bu tip tanımlamalar, tamamıyla olaya nereden baktığınız ve neresinde durduğunuzla ilgili, göreceli tanımlamalardır.</p>
<p><strong>MY: Önceki söyleşimizde devrim kavramı üzerine şunları söylemiştiniz:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Devrim kan ve ter gerektirir, hazırlık, sebat, fedakârlık, aşk, mücadele, disiplin, cehd, sabır, emek gerektirir. Bunlar aslında tüm insanlarda aradığımız olumlu değerler. İslam&#8217;ın da insanlarda oluşmasını istediği değerler. Bu değerlere sahip olmayan biri Müslüman olabilir mi? Ama sorun devrimlerde değil, devrim sonrasında aranmalı. Çünkü devrim süreçlerinin ağırlığı, devrimci bireyler ve enerjileri tükettiği için, devrim sonrası alanlar, çoğu kez fırsatçılıklara ve demagoglara kalmakta. Yani Baudrillard&#8217;ın kavramlaştırdığı gibi simülakrlara. O yüzden değil mi ki Ali Şeriati, Nas ve Felak surelerini yorumlarken, sorunun devrim yapmak değil, devrim sonrası hakikati ayakta tutabilmek sorunu olduğunu vurgulamakta;</em></strong><strong><em>&#8220;</em></strong></p>
<p> <strong>Diktatör Zeynelabidin bin Ali&#8217;yi kovan Tunus halkı koşullar izin verseydi seçimle liderlerini seçebilir, basın yoluyla hükümeti eleştirebilir ve bağımsız mahkemelerde hakkını arayabilirdi. Yani güç ayrılığı, özgür basın vb kurumlarıyla batılı anlamda bir demokrasi olsaydı Tunus&#8217;ta devrime gerek kalmayacaktı. Buna bakarak Şöyle dersem katılır mısınız?</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;Devrim halkın zulüme direnmesi ve bu direnişten doğan enerjinin bir anda boşalmasıdır, Devrimler demokrasinin çok hızlı yürüyen bir şeklidir&#8221; </em></strong></p>
<p>Bir halkın belli şeyleri öğrenmesi hiç de kolay olmuyor. Öğrenmek çünkü bir deneyim ve emeği gerektiriyor. Zorun, zulmün bile bir öğreticiliği vardır. Yeter ki öğrenmeye niyetli ve yetenekli bir halk olsun karşısında. O nedenle şayet Zeynelabidin bin Ali olmasaydı halk bunları yapabilirdi diye bir öngörü olamaz. Çünkü rahatlık atmosferi çoğu kez olumsuz bir işlev de yüklenebilmekte. Bu konuda, yine bir Tunuslu olan İbn Haldun&#8217;un gözlem ve çözümlemeleri oldukça aydınlatıcı ve öğretici. Yani bedeviliğin diriliğine karşı hadariliğin yozlaştırıcılığı, dikkate alınması gereken bir husus. Öte yandan devrim ve demokrasi, siyasal açıdan farklı usuller. Devrimlerdeki enerji patlamalarının yoğunluğuna karşı demokrasiler, amaca doğru yürümek için belli bir uzlaşma kültürünü ve sabrı gerektirmekte. Tabi biriktirilen her enerji nitelikli olmayabileceği gibi, demokrasilerde de işler her zaman iyi yürümeyebilir.</p>
<p><strong>Devrim eğer eski düzenin &#8220;devirilmesi&#8221; ile başlıyorsa az ya da çok şiddet içermek zorunda sanırım. Tunus&#8217;ta ve Mısır&#8217;da bir kaç hafta içinde olup biten ve bütün bir ülkeyi saran bu süreç üzerinde halkın denetimi nereye kadar olabilir? Meselâ Tunuslu ve Mısırlı yönetici kadrolar &#8220;hedefler araçları meşru kılar&#8221; diyerek işkence yaparsa ya da insanları fişlerse bu yozlaşmayı durdurmak için yeniden bir devrim mi yapmak gerekecek?</strong></p>
<p>Halkların şiddet sarmalından çıkamamaları, tarihin öğreticilik yerine tekerrürü gibi bir sonuca yol açmakta. Bu durum da, İbn Haldun&#8217;un gözlemlerinden çıkardığı başka bir sonuç. Birbiri ardı sıra gelen kısa ömürlü beyliklerin serencamı üzerinden çok da şey geçmiş gibi değil sanki. Deneyimlerini biriktirerek, oradan bazı öğretici sonuçlar çıkaramayan halklar açısından tarih, bir türlü içerisinden çıkılamayan bir labirente dönüşmekte. Sonuçta kendinden öncekini tekrarlayan bu oluşumların yeknesaklığı ise, bir süre sonra halkaların ruhuna bir umutsuzluk tortusu ve bu içinden çıkılamazlığın yazgısını eklemekte. Bu yazgının alt edilmesi için sadece zalime dur denilmek yetmemekte, bu yazgısallaşmış döngüye de bir dur denilebilmelidir. Bu ise, isyanların reaksiyoner ya da fütuhatların yağmacı niteliklerinin ötesindeki bir çabayı, tecrübî, bilimsel, pozitif ve geleceğe dönük bir bakış açısını; sabrı, cehdi ve emeği gerektirir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/05/islamcilik-devrim-ile-demokrasi-arasinda/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/islamcilik-devrim-ile-demokrasi-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim için dua edin diyeceğim, ama Özkök yanlış anlar diye demiyorum</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/bizim-icin-dua-edin-diyecegim-ama-ozkok-yanlis-anlar-diye-demiyorum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/bizim-icin-dua-edin-diyecegim-ama-ozkok-yanlis-anlar-diye-demiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Feb 2011 23:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'nin Hürriyet Gazetesi Problemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14701</guid>
		<description><![CDATA[Şalakani, Mısır&#8217;da laiklerin İslamcılarla ortak hareketini eleştiren Özkök&#8217;e yanıt verdi: &#8220;Cami yegâne toplanma yeri. İran değil Türkiye&#8217;yi istiyoruz&#8221;. [...]  Açık açık yazsa daha iyi değil mi? İslamcılarla bir aradasınız, İran gibi olursa ne yapacaksınız?
TÜRKİYE MISIR DEĞİL
İlk konudan başlayalım. Cami Türkiye&#8217;de başka, Mısır&#8217;da başkadır. Türkiye&#8217;de çok politikleşmiş, sosyal hayattan kopmuş, koptukça da biraz ciddileşmiş bir cami kültürü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/ozkok.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14703" title="ozkok" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/ozkok.jpg" alt="" width="230" height="150" /></a>Şalakani, Mısır&#8217;da laiklerin İslamcılarla ortak hareketini eleştiren Özkök&#8217;e yanıt verdi: &#8220;Cami yegâne toplanma yeri. İran değil Türkiye&#8217;yi istiyoruz&#8221;. [...]  Açık açık yazsa daha iyi değil mi? İslamcılarla bir aradasınız, İran gibi olursa ne yapacaksınız?</p>
<p><strong>TÜRKİYE MISIR DEĞİL</strong><br />
İlk konudan başlayalım. Cami Türkiye&#8217;de başka, Mısır&#8217;da başkadır. Türkiye&#8217;de çok politikleşmiş, sosyal hayattan kopmuş, koptukça da biraz ciddileşmiş bir cami kültürü var. Burada öyle değil. İnsanlar camilerde takılır. Namaz kılmadan da takılır bazen. Daha bir hayatın içindedir. Yani seküler biri camiye gidince İslamcı olmaz&#8230;&#8221;  <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1038933&amp;CategoryID=81" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/05/bizim-icin-dua-edin-diyecegim-ama-ozkok-yanlis-anlar-diye-demiyorum/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/05/bizim-icin-dua-edin-diyecegim-ama-ozkok-yanlis-anlar-diye-demiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Son Firavun</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/son-firavun/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/son-firavun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 18:11:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14663</guid>
		<description><![CDATA[Cellat uyandı yatağında bir gece
&#8220;Tanrım&#8221;  dedi  &#8220;Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe&#8230;&#8221;
[...]
Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler&#8230;
(Ataol Behramoğlu)
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/hosni_mubarak.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14664" title="hosni_mubarak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/hosni_mubarak.jpg" alt="" width="187" height="256" /></a>Cellat uyandı yatağında bir gece<br />
&#8220;Tanrım&#8221;  dedi  &#8220;Bu ne zor bilmece :<br />
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar<br />
Ben tükenmekteyim öldürdükçe&#8230;&#8221;</p>
<p>[...]</p>
<p>Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale<br />
Düştü birbiri ardına atlar, filler<br />
Ama şah hâlâ direnmekte<br />
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler&#8230;</p>
<p>(Ataol Behramoğlu)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/02/son-firavun/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/son-firavun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vodafone: Paran Kadar Konuş! - Bir Liberal Ahlâksızlık Örneği</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/01/vodafone-paran-kadar-konus-liberal-ahlaksizlik%e2%80%99a-sucustu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/01/vodafone-paran-kadar-konus-liberal-ahlaksizlik%e2%80%99a-sucustu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2011 16:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Toplumsal Ahlâk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14639</guid>
		<description><![CDATA[UYARI: &#8220;Liberalizm kötü ahlâklıdır&#8221; demiyorum, su nasıl renk-siz, hava nasıl koku-suz ise liberalizm de öyle ahlâk-sızdır diyorum.
Mısır&#8217;da ve Tunus&#8217;taki halk hareketlerinde cep telefonlarının oynadığı rol malumunuz. Geçenlerde Hosni Mobarak (&#8221;mübarek&#8221; demeye dilim varmıyor) rica etti, Vodafone firması da kesti telefonları. Bizim Genç Siviller kızdı bu işe, protesto ettiler. İyi de ettiler. Ama bir şeyi gözden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_ahlak_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14640" title="liberal_ahlak_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_ahlak_3-220x300.jpg" alt="" width="220" height="300" /></a>UYARI:</strong> <strong><em>&#8220;Liberalizm kötü ahlâklıdır&#8221;</em></strong> demiyorum, su nasıl renk<strong>-siz</strong>, hava nasıl koku<strong>-suz</strong> ise liberalizm de öyle ahlâk<strong>-sız</strong>dır diyorum.</p>
<p>Mısır&#8217;da ve Tunus&#8217;taki halk hareketlerinde cep telefonlarının oynadığı rol malumunuz. Geçenlerde Hosni Mobarak (&#8221;mübarek&#8221; demeye dilim varmıyor) rica etti, Vodafone firması da kesti telefonları. Bizim <a href="http://www.gencsiviller.net/haber.php?haber_id=337">Genç Siviller kızdı bu işe, protesto ettiler</a>. İyi de ettiler. Ama bir şeyi gözden kaçırdılar sanırım. <strong>Vodafone ahlâken YANLIŞ bir iş yaptı ama piyasa ahlâkına göre &#8220;DOĞRU OYNADI&#8221;.</strong> Neden?</p>
<p> Vodafone&#8217;un basın sözcüleri firmanın bu diktatöre itaat etme sebebini şöyle açıkladılar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Anlaşmamız gereği Mısır Hükümeti&#8217;nin böyle bir <strong>HAKKI</strong> var&#8221;. </em></p>
<p>Yani HAK denilen şey ticarî bir anlaşma ile belirlenen, para ile alınıp satılabilen bir şey bu insanlara göre. Tabi haberleşme uyduları ve yerdeki altyapı oldukça masraflı şeyler. Ama Diktatör Mobarak o paraları cebinden çıkarmadı ki. Mısır halkından toplanan vergilerler, Süveyş kanalından geçen gemilerin ödedikleri geçiş bedelleri ile kuruldu ya da kiralandı bu sistemler. Yani Mısır halkının cep telefonuyla konuşma <strong><em>HAKKI</em></strong><em> </em>vardı. Yine de Mobarak Vodafone&#8217;a kapatma emri verince telefon operatörü &#8220;emret&#8221; dedi ve Mısır halkını kendi parasıyla aldığı telefon sisteminden mahrum bıraktı.</p>
<p>Eğer Mobarak Mısır&#8217;dan kovulursa telefon operatörü elbette yeni iktidarın emrine uymaktan çekinmeyecek. İhtimal alacakları vardır, yeni projeleri vardır. Ama demokratik yolla seçilen bir hükümete itaat etse bile bunu <strong>PARA İÇİN</strong> yapacak. <strong>HAK İÇİN</strong> değil.</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>[...] Adam Smith&#8217;ten, </em><strong><em>Mandeville</em></strong><em>‘den, </em><strong><em>John Stuart Mill</em></strong><em>‘e, </em><strong><em>Hayek</em></strong><em>‘e, </em><strong><em>Friedman</em></strong><em>‘a, </em><strong><em>Röpke</em></strong><em>‘ye uzanan, dallanıp budaklanan liberal gelenekte mutabık kalınmış olması gereken, SAPASAĞLAM ve din dışı bir ahlâkî zemin <span id="more-14639"></span>arıyordum. Bugün vardığım nokta bir düş kırıklığından ibaret. John Rawls(1) gibi solcu ve kolektivist liberaller gördüm. (Evet, bu da var!)  </em><strong><em>Immanuel Kant(2)</em></strong><em>, </em><strong><em>Alexis de Tocqville(3)</em></strong><em> gibi öldükten sonra devşirilen &#8220;liberalleri&#8221; gördüm. </em><strong><em>Bernard Mandeville</em></strong><em> gibi insandaki kötü huyların bir araya gelip &#8220;iyilik&#8221; üreteceğini savunanları gördüm. Ama liberal ahlâkı (varsa şayet) göremedim.<strong>Hayek(4), Popper, Berlin</strong> her hangi bir ahlâkî zeminin zorunlu olmadığına hükmediyorlar. </em><strong><em>Mises(4)</em></strong><em>, </em><strong><em>Rothbard</em></strong><em> veTürkiye&#8217;de </em><strong><em>Mustafa Akyol</em></strong><em> (<span style="text-decoration: underline;">Çatışma mı İşbirliği mi?</span>),  </em><strong><em>Atilla</em></strong><em> </em><strong><em>Yayla (</em></strong><a title="Permanent Link to Liberal düşüncenin ve Türkiye'nin geleceği" href="http://www.derindusunce.org/2008/11/23/liberal-dusuncenin-ve-turkiyenin-gelecegi/"><em>Liberal düşüncenin ve Türkiye&#8217;nin geleceği</em></a><em><strong>)</strong></em><em>, </em><strong><em>Mustafa Erdoğan</em></strong><em> (</em><a title="Permanent Link to İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/02/islam-ve-liberalizm-kisa-bir-bakis/"><em>İslam ve Liberalizm</em></a><em>) gibi liberallerin ahlâk konulu çabaları  ise ortak bir zemin kurmaktan ziyade liberal ilkelerin her hangi bir mevcut (geleneksel, dinî,&#8230;) zeminle çatışmadığını savunmaktan ibaret. Nasreddin Hoca gibi herkese </em><strong><em>&#8220;sen de haklısın&#8221;</em></strong><em> diyerek vicdanî, insanî  bir düzen kurulabilir mi?</em>&#8220;(Bkz. <a title="Permanent Link to Liberalizmin kusurları(3): Liberalizm ahlâksızdır!" href="http://www.derindusunce.org/2010/06/01/liberalizmin-kusurlari3-liberalizm-ahlaksizdir/">Liberalizm ahlâksızdır!</a>)</p>
<p>Vodafone ilk andan itibaren ahlâken <strong>DOĞRU</strong> olanı yapsaydı ne olurdu? Piyasa tarafından <strong>CEZA</strong>landırılırdı. Dikatörlerle işbirliği yaptığı öteki ülkelerde <strong>PRESTİJİ</strong> sarsılırdı. Rakip firmalara karşı girdiği ihalelerde eli zayıflardı. Müşterileri nezdinden <strong>GÜVEN</strong> kaybederdi. Belki hisse senetlerinin <strong>DEĞER</strong>i düşerdi.</p>
<p>Şimdi büyük harfle yazdığım kelimelere dikkat edin: <strong>DOĞRU, CEZA, PRESTİJ (=saygı-N-lık), GÜVEN, DEĞER. </strong>İşte Liberal Ahlâksızlık&#8217;ın kabak gibi göründüğü bir köşe başı burası. Ticaretin kelimeleri ile düşünmeye başladığınızda iyi, güzel ve doğru gibi temel, insanî kavramları birer simge, birer metafor haline getiriyorsunuz: &#8220;Ona <strong>İYİ</strong> bir dayak atım&#8221; cümlesindeki gibi hiç de &#8220;iyi&#8221; bir şey olmayan dayak böyle <strong>İYİ</strong>-leşebiliyor.</p>
<p>Peki Vodafone&#8217;un ahlâken yanlış <strong>AMA</strong> liberal racona göre doğru olan bu hareketine bakarak Para&#8217;yı, Ticaret&#8217;i, Piyasa&#8217;yı kötü ilân edebilir miyiz? Bu entelektüel bir tembellik olur. Zira <strong>EŞYA</strong> kötülük üretmez. Bizim <strong>EŞYA</strong> ile kurduğumuz ilişkidir iyi ya da kötü olan:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220; [...]<strong> </strong>&#8220;Muhafazakâr&#8221; Müslümanlar neyi muhafaza edeceklerini yeniden düşünmek zorundalar.<strong> </strong>Ne parayı ne de teknolojiyi düşman / şeytan vb ilân ederek bir yere varılamaz. Toplumların, devletin ve tabi insanların Para ve Teknoloji ile kurdukları ilişkilerin vasfı &#8220;iyi&#8221; ya da &#8220;kötü&#8221; olabilir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. [...]&#8221; (<a href="http://www.derindusunce.org/2011/01/12/muslumanlar-para%E2%80%99dan-an-namaz-mi/">Müslümanlar paradan an-Namaz mı?</a>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_4k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14641" title="liberal_totalitarizm_4k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_4k.jpg" alt="" width="183" height="220" /></a>Bu bağlamda Vodafone firmasını da &#8220;kötü&#8221; firma ilân edemeyiz. Piyasa&#8217;nın adeta bir put, bir ilâh haline getirildiği dünyamızda firma çalışanları <strong><em>&#8220;gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım&#8221;</em></strong> demişler. Eğer Vodafone&#8217;a kızacaksak Halepçe katliamında kullanıllan uçakları Saddam&#8217;a satan Fransız Dassault firmasına da kızmamız gerekir. Bu yol liberal totalitarizmin yoludur. İnsanların şeyleştirilmesi, ürünleştirilmesi, hakların alınıp satılması bu yolla gerçekleşiyor artık. Üstün(!) Alman ırkı ya da işçi sınıfının önlenemez(!) zaferi gibi yeni bir ideoloji bu.</p>
<p>İngiltere eski başbakanlarından liberal Margret Thatcher&#8217;ın diktatör Pinochet ile olan ilişkilerini inceleyin meselâ. Liberallerin &#8220;peygamberlerinden&#8221; Hayek&#8217;in Şili&#8217;de oynadığı rolü araştırın. ITT firmasının yaptığı tercihler ile Vodafone&#8217;un davranışı arasında benzerlikler bulacaksınız.</p>
<p>Tunus&#8217;lu ben Ali ülkesinden kaçmadan önce halka karşı kullanmak üzere hazırlanan silah ve cephane Fransız gümrüğünde durduruldu. Ekonomiye, uluslararası ticarete böyle müdahale edilmesi liberalizm açısından bir <strong>HATA</strong> olabilir ama ahlâken <strong>DOĞRU</strong> değil miydi bu? Hayek&#8217;in &#8220;Kölelik Yolu&#8221; adlı kitabında savunduğu gibi ekonomik faaliyetleri politik ve hukukî kaygıların dışında mı bırakmalıyız yoksa?</p>
<p>Nazilerle işbirliği yapmış olan IBM ya da Renault gibi firmalar hukukun dışında mı kalmalıdır? Yahudileri trenle gaz odalarına, fırınlara taşımış olan Fransız SNCF firması arz-talep dengelerine cevap verirken savcılar tarafından rahatsız edilmemeli midir artık?</p>
<p>Neden totalitarizm diyoruz ısrarla? Hannah Arendth Komünist totaliter sistemler ile faşist Almanya arasındaki benzerliklere ilk işaret ettiğinde büyük tepki almıştı. &#8220;İlerici&#8221; solcular onu afaroz etmeye bile kalktılar. Oysa Arendth haklıydı. <strong><em>&#8220;Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım&#8221;</em></strong> diyen bir Nazi subayı ile aynı biçimde hareket eden Komünistler arasında ne fark vardı? Gözlerimizi (=aklımızı) bize kapattıran kim/ne olursa olsun sonunda varılacak yer zulüm. Çünkü içimizdeki &#8220;kötülük&#8221; değil İyilik&#8217;i yok eden. Kötülük kendi başına var olabilen bir şey değil ki. Kötülük Akıl&#8217;ı kullan<strong>MA</strong>manın bir yansıması sadece:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8221; [...] Nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına, ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Karl Adolf Eichmann&#8217;ın Kudüs&#8217;teki yargı sürecini ele alıyor. Yahudi soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann&#8217;ın </em><strong><em>sadist bir canavardan ziyade, normal, hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğuna</em></strong><em> dikkat çeken Arendt, özellikle düşünme ve muhakeme yetisinin kaybolmasıyla birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.&#8221;</em> (Bkz. <a title="Permanent Link to Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/">Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman-1</a>-)</p>
<p> Aklımıza bir deli gömleği gibi giydirilen ideolojiler bizim vicdanımızı, insanlığımızı susturuyor. Bu noktadan sonra ister Nazilerin hizmetine girmişsiniz, ister komünistlerin, ne fark eder? 1990&#8242;larda Kürt köylerini yakanlar, yargısız infaz yapanlar, insanları asit kuyularına atanlar <strong>gözlerini kapatıp vazifelerini yapmadılar mı?</strong> Liberalizm de bu yola girdi artık. Totaliter rejimlerin belkemiğini oluşturan ideolojilerdeki vasıfları görüyoruz liberallerde. Sadece Türkiye için değil bütün İnsanlık için en büyük tehlikeyi teşkil ediyor liberal totalitarizm.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm.jpg"><img class="size-full wp-image-14642 aligncenter" title="liberal_totalitarizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm.jpg" alt="" width="464" height="291" /></a></p>
<p>Kemalistler gibi <strong><em>&#8220;halk için, halka rağmen&#8221;</em></strong> diyor Brükselli liberal politikacılar:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>Oysa demokrasi ile liberalizm her zaman birbiriyle uyumlu değil. Çünkü halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>&#8220;sosyal&#8221;</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi? </strong></em><em>2008 krizi sırasında ve sonrasında bu soruya koca bir <strong>&#8220;EVET!&#8221;</strong> yanıtı verildi. ABD ve Avrupa Birliği&#8217;nde kamusal imkânlar kullanarak liberal tercihler batılı ülkelerin halklarına dayatıldı, dayatılıyor. </em><em>Ekonomik krizin ortaya çıkmasına sebep olan kuruluşları kurtarmak için milyarlarca dolar harcayan devletler kâh vergileri ağırlaştırıyor, kâh kamu hizmetlerini kısıyor. ABD&#8217;nin bazı eyaletlerinde devlet okulları kısmî olarak kapatıldı, sağlık servisleri ve sosyal yardımlar kısıldı. Krizden çıkmak için kullanılan milyarlarca dolar Amerikan halkının alın teriydi. Ama bu para onlara kamu hizmeti olarak geri dönmedi, dönmeyecek.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14643" title="liberal_totalitarizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_3.jpg" alt="" width="250" height="166" /></a>Avrupa&#8217;da da durum daha iyi değil. Güçlü ekonomiler bile sarsılırken zayıf devletler iflas noktasına geldi. İzlanda, Yunanistan, İrlanda, Portekiz kaosun eşiğinde.  İngiliz, Fransız ve Alman bankalarının bu ülkelerdeki alacaklarını kurtarmak için yine İngiliz, Fransız ve Alman vatandaşlarından toplanan vergiler kullanılıyor. <strong>Bir başka deyişle batılı devletler finansal aktörlerin haciz memuru gibi kendi halklarını soyuyorlar.</strong></em><strong> </strong>&#8221; (<a href="http://www.derindusunce.org/2010/11/29/ozgur-ol-bu-bir-emirdir-yazarlara-davet/">Liberalizm ve Totalitarizmin düğünü</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong></strong> </p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Ekonomik serbestlik insanları hükümetlerin ekonomik baskısından korur. Bu sebeple ticarî serbestlik, yatırım yapma ve çalışma serbestliği toplam zenginliğin halka yayılmasını sağlar. Bunun tersi fiatların bir kral ya da bir meclis tarafından belirlendiği planlı sistemlerdir. Üretimin, ticaretin ve çalışma hayatının ağır bürokratik mekanizmalarla planlandığı bu tür ekonomiler geçmişte rüşvete, kara borsaya, fakirliğe ve büyük felaketlere sebebiyet verdiler. Gerek Rusya, Çin gibi komünist ülkelerin ve gerekse Türkiye&#8217;nin tarihinde bunu ispatlayacak bir çok olay var.</p>
<p>Ancak liberaller uzun zamandır <strong>TÜKETİCİ/MÜŞTERİ</strong> gibi ekonomik kavramlar ile <strong>HAK SAHİBİ-VATANDAŞ</strong> gibi siyasî ve hukukî kavramları karıştırma yoluna gittiler. 1700&#8242;lerden itibaren yazılmış ve bugün &#8220;liberalizmin klasikleri&#8221; sayılabilecek çok sayıda eser bu kavram karmaşasını yansıtıyor. Adam Smith&#8217;in 1759&#8242;da yazdığı <strong><em>Theory of Moral Sentiments</em></strong> bu kitaplardan sadece  biri.</p>
<p>Bu mesele özünde bir yöntem sorunudur. Epistemoloji sorunudur. Liberaller tıpkı komünistler ve faşistler gibi felsefî bir krizin pençesindeler. Hayat&#8217;ın gerçekleri ile liberal kavramlar arasında anlamsal bir uçurum var. Bir yandan kelimeler anlamlardan uzak, öte yandan bir kelime ile birden fazla kavrama işaret ediyorlar. Bu sebeple liberaller genellikle sağlıklı düşünemiyor.</p>
<p>Netice olarak liberal ahlak görecelidir, piyasaya ve paraya endekslidir, sayıca kalabalık ama paraca zayıf insan yığınları zengin bir azınlık tarafından <strong>LİBERALCE</strong> ezilebilir.</p>
<p> Piyasa ve Bireysel serbestlikler malların ve sermayenin serbestçe dolaşması gereklidir. Bu serbestlik kanunlarla korunmalıdır. Ama bunlar birer alettir, hukukun üstünde yer alamaz. Piyasa hukukun yerini alamaz, hukukun yerine ikame edilemez. Liberalizmi savunarak ekonomik faaliyetleri HUKUK dışına çıkarma çabası totalitarizme varır. Dünya 1980&#8242;lerden beri bu yolu deniyor, önümüzdeki onyıllarda bu deneyin kobayları olarak ağır bedeller ödeyebiliriz.</p>
<p>Liberal dostlarımızı bir kez daha liberal klasikleri <strong>dikkatle</strong> okumaya davet ediyorum. Lütfen&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_4.jpg"><img class="size-full wp-image-14644 aligncenter" title="liberal_totalitarizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/liberal_totalitarizm_4.jpg" alt="" width="460" height="483" /></a> </p>
<p> </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Dip notlar (Okuma kolaylığı için kaynak makaleden alıp  tekrar koydum)</strong></span></p>
<p><strong>(1°)</strong> John Rawls liberal midir? Kendisine “liberal” diyen Amerikalılar bu lafı Avrupa’daki solcu/sosyalist anlamında kullanıyorlar. Amerikalı liberaller bizimkilerin aksine sosyal devleti, zenginden daha çok vergi alınmasını ve fakire devlet eliyle destek olunmasını savunuyorlar. Zaten Rawls da teorisini Vietnam savaşı sırasında geliştiriyor. Vatandaşlık haklarının, federal devletin meşruiyetinin tartışıldığı, entelektüel açıdan çalkantılı yıllar. Teorisini kitaplaştırdığı A Theory of Justice’te açık açık sosyal devleti savunuyor adamımız(sayfa 300-310). Hatta şu lafı bile Rawls’ı liberal zanneden liberallerin biraz uyanmaları için faydalı olabilir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“<strong>T</strong></em><strong><em>he difference principle:</em></strong><em> T</em><em>hey are to be of the greatest benefit to the least-advantaged members of society.”</em></p>
<p>Not: Bazı liberallerin hoşlarına giden her fikri <strong>“hah bu da bizden”</strong> demesi, sonra kimi liberaller faşist diktatörlere destek olunca <strong>“o adam bizden değil”</strong> diye zeytinyağı gibi üste çıkmaları son derecede gıcık bir tutum. Yemezler. Bu oynaklık yüzünden liberalizm de gitgide Kemalizm gibi tarif edilemez bir şey halini alıyor, bizden söylemesi.</p>
<p><strong>(2°)</strong> Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi adlı eserinde ortaya koyduğu ahlâk zemini iyiliği tek başına bir değer olarak kabul ediyor ve sonuççu (konsekansiyalist) ya da faydacı (utilitarist) arayışları reddediyor. Ama bu kadar aşikâr bir gerçeği görmek genellikle liberallerin işine gelmiyor ve Kant’ın prestijinden istifade etmek için bazen bu büyük düşünürü “liberal” ekibe dahil ediyorlar. “Aydınlanma nedir?” gibi denemelerinde bireysel hakları devletin baskısına karşı savunması belki liberalizm ile paralel kabul edilebilir ama Kant’ı Kant yapan eserlerdeki “özgürlük” kavramı ne o dönemin ne de bugünün liberalleriyle uyum teşkil eder. Adı özgürlükten türemiş bir fikir akımının takipçileri elbette özgürlük tanımı konusunda daha hassas olmalıdır. (Bkz.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> kitabı, <strong><em>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük </em></strong> isimli bölüm) Bu değerli insanı yani Immanuel Kant’ı liberalizme yamamaya çalışmadan önce liberaller aşağıdaki eserleri okumalı ve aralarında uzunca tartışmalıdır:</p>
<ul>
<li>1. <strong>Saf Aklın Eleştirisi</strong>, 1781 (Kritik der reinen Vernunft)</li>
<li>2. <strong>Ahlâk Metafiziğinin</strong> <strong>Temellendirilmesi</strong>, 1785 (Grundlegung zur Metaphysik der Sitten)</li>
<li>3. <strong>Pratik Aklın Eleştirisi</strong> , 1788 (Kritik der praktischen Vernunft)</li>
<li>4. <strong>Yargı Kabiliyetinin Eleştirisi</strong>, 1790 (Kritik der Urteilkraft)</li>
<li>5. <strong>Ahlâk Metafiziği</strong>, 1797 (Metaphysik der Sitten)</li>
</ul>
<p><strong>(3°)</strong> De Tocqueville’in hemen bütün siyasî akımlar, ideolojiler üzerine etkisi olmuştur. Liberalizm de bunların arasındadır. Bu duruma bakarak liberal olduğunu iddia etmek oldukça hatalıdır.<strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_kantitatif_estetik.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10098" title="liberal_ahlak_kantitatif_estetik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_kantitatif_estetik.jpg" alt="" width="255" height="412" /></a> De la démocratie en Amérique</em></strong> (1835) adlı şahane yapıtıyla hâlâ haklı bir üne sahiptir Alexis de Tocqueville. Kamu hukuku konusunda uzmandır. Çalışmalarını, Amerika gezilerini yaptığı dönem Avrupa’nın ihtilaller, savaşlarla çalkalandığı bir dönemdir. Bu eseri okuyanlar <strong><em>“demokrasinin tehlikeleri”</em></strong> konusunda de Tocqueville’in uyarılarına hayret edecekler. Zira bugünkü liberallerin dört elle sarıldıkları bir başka kavramın, birey fetişizminin ve hazcılığın alarmını veriyor de Tocqueville. Bireyi bu derecede yüceltmenin tiranlığa varacağını öngörüyor. Bugün gerek ABD gerekse Avrupa Birliği’ni tehdit eden bu meselenin daha 1800′lerden teşhis edilmesi elbette büyük bir dehanın işareti. Bu büyük düşünür de tıpkı Kant gibi şu veya bu ideolojiye, piyasa-birey fetişizmine alet edilemeyecek kadar kıymetli bir isim ve tabi yazdıkları da. Lütfen liberal kaloriferlere yakıt yapmayalım bu kitapları. Okuyalım, öğrenelim. Esinlenelim. Ama önümüze gelen herkesi liberalizme yamamaktan uzak duralım.</p>
<p><strong>(4°)</strong> Siyasî teorileri doğdukları koşulların dışında anlamaya çalışmak büyük hata ama bu hatayı yine Türk liberallerinde yoğun biçimde görüyoruz. Örnek? 1938′de Paris’te toplanan Colloque Walter Lippmann dönemin ünlü “liberallerini” bir araya getiriyor:  Friedrich <strong>Hayek</strong>, Ludwig von <strong>Mises</strong>, Michael Polanyi, Raymond Aron, Louis Rougier, Jacques Rueff, Walter Lippmann, Wilhelm Röpke, Alexander Rüstow… “Liberal” kelimesini tırnak içinde yazmak lazım zira bu “liberaller” asla bir arada uygulanamayacak fikirleri savunuyorlar, hatta bazıları birbirlerinden nefret ediyor. <strong>Röpke</strong> ve <strong>Rüstow</strong> gibi isimler tam rekabet uğruna mirasın ağır biçimde vergilendirilmesinden yanalar meselâ. Hayek’in liberalizmi tam bir kuşatma altında!</p>
<p>Düşünün, ingiltere’de <strong>Liberal Parti</strong> 1927′de bir “Sarı Kitap” yayınlıyor “<em>Britain’s Industrial Future</em>” adında, yazarı kim? Bizim Keynes! Anti-liberalin teki, Devlet müdahalesini ideoloji haline getiren Keynes! Aynı John Maynard Keynes <strong>İngiliz</strong> <strong>liberallerin abidevî gazetesi</strong> The Nation’ı da satın almış mı 1922′de? Al sana yandaş medya!</p>
<p>İyi ama neden toplandılar 1938′de böyle bir bayrak altında? Çünkü o dönemin yaygın sloganı <strong>“liberalizm öldü”.</strong> Liberalizm bugün Komünizmin bulunduğu yerde, dünyada totaliter akımlar zemin kazanıyor, diktatörler, faşistler yükselişte, unutmayın sene 1938. “Liberaller” savunmadalar.</p>
<p>İkinci dünya savaşı başlarında Batı Avrupa da ideolojik bir kutuplaşma içinde. Meselâ Hayek 1940′ta ünlü “Kölelik yolu” (The Road to Serfdom) adlı kitabını yazmaya başladığında <strong><em>London School of Economics</em></strong> ciddî biçimde sosyalist fikirlerin etkisi altında. Nazizmin, sosyalizmin ve çeşitli soslarda her türlü totalitarizmin hem dünyaya hem de zihinlere hakim olduğu bu dönemde Hayek devletin ekonomiye müdahalesinin eninde sonunda bireysel özgürlükleri yok edeceğini anlatıyor, arkadaşlarını bu “<strong>zararlı</strong>” fikirlerden kurtarmaya çalışıyor. Kitap 1944′te yayınlanmış. 20′den fazla dile çevrilmiş. Yayınlandığı dönemde de Avrupa’ya sefalet hakim ve Avrupalı seçmenlerin önemli bir kısmı komünist ve sosyalist partilere oy veriyor.</p>
<p>Özetle Hayek veya Mises veya bir başkası tarafından ortaya konmuş “liberal ilkeleri” o insanların ülkelerinden, yaşadıkları dönemin korku ve umutlarından ayrı, zaman ve mekânın dışında düşünmek aslında düşün<strong>ME</strong>mektir. O fikirleri tabulaştırmak, tartışılmaz hale getirmektir. Yukarıda adı geçen liberaller şüphesiz aklı başında, zeki ve meraklı insanlardı. Bugünkü dünyanın halini görselerdi mutlaka yeni fikirler üretirlerdi. Ama bugün hayatta olan liberaller ne yazık ki o dönemin fikirlerine, ahlâk teorilerine saplanıp kalmış görünüyorlar. Liberal fikirler totemleşiyor.</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;">…Bu makale ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="143" height="249" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/01/vodafone-paran-kadar-konus-liberal-ahlaksizlik%e2%80%99a-sucustu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/01/vodafone-paran-kadar-konus-liberal-ahlaksizlik%e2%80%99a-sucustu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbullular Mısır elçiliği önüne yürüyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Jan 2011 21:50:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14618</guid>
		<description><![CDATA[Haber Merkezi / TİMETURK
Binlerce İstanbullu Levent&#8217;teki Mısır elçiliği önünde toplanıyor. Mısır intifadasına destek için protesto gösterisi düzenleyecek olan eylemciler, Mübarek rejiminin 23 saat içinde muhtemel bir katliam provası yapabileceği uyarısında bulunuyor
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor.html" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.timeturk.com/resim/tr/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor.jpg" alt="" width="221" height="160" />Haber Merkezi / TİMETURK</a></p>
<p></strong>Binlerce İstanbullu Levent&#8217;teki Mısır elçiliği önünde toplanıyor. Mısır intifadasına destek için protesto gösterisi düzenleyecek olan eylemciler, Mübarek rejiminin 23 saat içinde muhtemel bir katliam provası yapabileceği uyarısında bulunuyor</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/30/istanbullular-misir-elciligi-onune-yuruyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tantavi&#8217;nin Çuvaldızı Hepimize!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9018</guid>
		<description><![CDATA[Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.
Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9019" title="ezher_tantavi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi-145x150.jpg" alt="" width="145" height="150" /></a>Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.</p>
<p>Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en değer verdiğim gazetelerden birisi <span id="more-9018"></span>olan Yeni Şafak&#8217;ın reklamıydı televizyonda izlediğim. Bir adam koltuğuna kurulmuş gazetesini okuyordu. Gazete sayfalarında dolaştıkça, o haberlerle ilgili yerlerde görünüyordu adam. En sonunda da, bir savaşın tam ortasına düşmüş şekilde, savaşta yapayalnız kalmış gözleri yaşlı bir kız çocuğuna bakarken birden kendi kız çocuğu yanına geliyordu adamın. Ve adam gazetenin kendisini dolaştırdığı dünyadan kendi hayatına dönüveriyordu böylece. Reklamın en sonunda adam, kendi çocuğunu kucağına alıp sıcak salonuna geçerken, gazeteyi okuduğu sırada &#8220;gittiği yerlerden&#8221; ceketinin üstüne bulaşmış olan tozları eliyle silkeleyerek temizliyor ve günlük hayatına dönüyordu.</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberiyle, Yeni Şafak&#8217;ın reklamı  arasında beynim nasıl bir ilişki kurdu diye düşünüyorum akşamdan beri&#8230; Açıkçası ölüm haberinde, Tantavi ile ilgili &#8220;değerli âlim&#8221; sözleri rahatsız etmişti beni; ama bu rahatsızlık bana neden reklamı hatırlattı diye düşünürken, aklıma takılan hep o &#8220;ceket sahnesi&#8221; oldu. Üzerimizden küçük bir el hareketiyle temizleyiverdiğimiz dünyanın tüm acıları, haksızlıkları ve yanlışlıkları kafama takıldı. Müslüman duyarlılığı olan bir televizyonun, sırf kimliği &#8220;Müslüman âlim&#8221; olduğu için Tantavi&#8217;ye &#8220;değerli âlim&#8221; demesini kaldıramamıştım besbelli! Çünkü Tantavi, daha çok yakın zamanlarda, Gazze&#8217;deki insanların aç,susuz, ilaçsız kalmalarına fetva vererek &#8220;dini onay&#8221; vermiş bir insandı. Gazze&#8217;den Mısır&#8217;a bağlanan tünellerin kapatılması amacıyla, Mısır hükümetinin yapmaya başladığı çelik duvarlarla ilgili bir fetva vermişti Tantavi. Kameralar önüne geçmiş, çelik duvarın inşasını destekleyen bir konuşma yapmış ve duvar yapımına karşı çıkanın günaha gireceğini öne süren fetvayı okumaya başlamıştı utanmadan! Üstelik bunu din adına yapıyordu. Günah, sevap mekanizmasını bile belirlemişti üstad! Duvara karşı çıkan günaha girecekti bu &#8220;büyük âlime&#8221; göre&#8230; Duvarın öte tarafında açlıktan, ilaçsızlıktan ne kadar insan ölürse ölsündü ona göre! Nasılsa vicdan ve fetva, sahibinin sesini duyurmakla mükellefti Tantavi&#8217;nin meşrebince&#8230;</p>
<p>Bu haberin veriliş  tarzı, Samanyolu televizyonundaki bazı başka haberlerin veriliş tarzı gibi rahatsızlık vericiydi. Ama bu tarz &#8220;biz Müslümanların&#8221; unuttuğu tevhidi hatırlatması açısından faydalı bir &#8220;yanlışlık&#8221; olarak değerlendirilebilir de bir başka açıdan. Çokluklara ne derece teslim olduğumuzu, çuvaldızın en büyüğünü bize batırarak gözümüze sokabilir belki de!</p>
<p>Neydi o teslim olduğumuz tutarsız çokluklar peki? Tantavi&#8217;den büyük bir İslam âlimi diye bahsedebilecek ve ölüm haberini detayıyla verebilecek kadar Müslüman&#8217;dık; ama onun Gazze&#8217;de yol açtığı zulme kulaklarımızı tıkayacak kadar da moderndik! Cuntacıların zulüm planlarına karşı direnecek kadar Müslüman idik; ama Ceylan&#8217;ın benzer zalimlerce paramparça edilmiş vücudunu haber yapmayacak kadar da milliyetçiydik&#8230; Kandil gecelerinde gözyaşlarımızı oluk oluk akıtacak kadar dini bütün idik Elhamdülillah! Ya da El Ezher Şeyhine saygıda kusur etmezken&#8230; Ama Gazze&#8217;deki çocuk çocuğun hakkına girmiş bir insana âlim diyebilecek kadar da moderndik. Çünkü âlim, bilgi sahibi demekti bizim nezdimizde; bilgisini hakikate ulaşmak için bir araç olarak kullanan, vicdanıyla amel eden, bilgisini ve vicdanını üç kuruşa satmayan âlimleri unutmuştuk epey zamandır! Darbe planlarına en sert muhalefeti yapacak kadar anti-militarist; darbeyle ilgili haberleri &#8220;şanlı ordumuzun içine sızmaya çalışan hain cuntacılar&#8221; üslubuyla verecek kadar da militaristtik! Pozitivistler kadar bilimci, çağdaş ruhçular kadar da fantezi mahkûmu olduk! Acılar, arkasında sadece biraz toz parçası bırakabiliyor artık bizim için. Onları da silkeleyerek üstümüzden atıveriyoruz zaten! Velâkin parça parça olduk. Aslında ne olduğumuzu bile hatırlamıyoruz! Hakikat, üstümüzde ancak bir toz parçası kadar yer ediyor artık!</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberinin veriliş tarzıyla, Yeni Şafak reklamında &#8220;ceketten silinen tozlar&#8221; arasındaki ilişki; &#8220;biz Müslümanların&#8221; dünyaya, adalete, vicdana, hakkaniyete, ahlaka dair söylememiz gerekenleri unuttuğumuza dair bir hayal kırıklığının zihnimde yarattığı bir ilişki sanırım. &#8220;Yanlış hayat doğru yaşanmaz!&#8221; diyen Adorno&#8217;ya inat; yanlış hayatı doğru bir hayata çevirebilmek yönünde verebileceğimiz devasa katkıları unutmuş olduğumuz için; yanlış hayata teslim olmuş ve onu doğru yaşamaya kalkan bizlerin yenilgisinin dışa vurumu&#8230; Doğru yaşadığımızı sandığımız hayatta başkalarının acıları, sadece bir toz zerresi kadar iz bırakıyor vicdanımızda. Bugün Gazze&#8217;de acı çekenler için samimi gözyaşları döküyoruz, yarın onların canına okuyanları baş tacı ediyoruz! Ve acı çektirenler &#8220;bizden&#8221; diye gördüklerimiz olunca Darfur&#8217;daki gibi, o zaman suskunluğumuz vicdanları yırtıp paramparça ediyor tüm hayatımızı&#8230;</p>
<p>Hâlbuki &#8220;Tevhid&#8221; medeniyetinin çocuklarıydık bizler. Tevhid içi boş bir kelime değil; her yaptığımızın üzerinde yansıması gereken bir ayna. Üzerine yansıttığımız vicdanımız paramparça olmak ve dağılmak yerine birleşiyorsa, işte o zaman doğru yolda olduğumuzu anlayabileceğimiz şaşmaz bir ölçü&#8230; Çoktandır o ayna küstü bizlere. Paramparça ettik onu çünkü. Artık hakikate dair hiçbir şey yansımıyor oradan&#8230; Eskiden o &#8220;eşsiz&#8221; ayna kırılmasın diye her şeyi yapardık. Aynanın üzerinde ilk defa bir çatlağa denk geldiğimizde içimizden bir şeyler kopmuştu sanki. Artık o ayna paramparça oldu. Vicdanlarımız, ayna kırıldıkça kaynaklandığı yeri unuttu. İşin en vahim tarafı, artık o aynanın kırılmış olmasından herhangi bir rahatsızlık, acı da duymuyoruz. Sadece nostaljik bir figür olarak duruyor evlerimizin bir köşesinde!</p>
<p>Tantavi öldü&#8230; Üzerinde binlerce yetimin, öksüzün, mazlumun ahı yüklü  olarak gitti ebediyet diyarına&#8230; Bu ölüm bile vicdanların sahibini hatırlamanın zamanı geldiğini düşündürmüyorsa bize; bu ölüm bile üzerimizdeki tozları silmek yerine o tozlarla yaşamanın aciliyeti üzerine bir şeyler söylemiyorsa, çoktan treni kaçırmışız demektir!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MISIR&#8217;A BOYKOT!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/17/misira-boykot/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/17/misira-boykot/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2009 13:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[MISIR'A BOYKOT!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2997</guid>
		<description><![CDATA[REFAH SINIR KAPISI SÜREKLİ AÇILANA KADAR MISIR&#8217;A GİTMİYORUZ!

Bildiğiniz gibi Gazze halkı 27 Aralık&#8217;tan beri İsrail&#8217;in saldırısı altında. Bizlere yansıyan rakamlarla bine aşkın insan hayatını kaybetti binlerce insan yaralı ve ölüm döşeğinde. Ölenlerin % 40 ının çocuk olduğu bu vahşetin bir de basına fazla yansımayan bir diğer boyutu var.
Gazze tam 18 aydır İsrail&#8217;in ablukası altında. Gazze&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>REFAH SINIR KAPISI SÜREKLİ AÇILANA KADAR MISIR&#8217;A GİTMİYORUZ!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090117_gazze-havuz.jpg"><img class="size-medium wp-image-3000 alignleft" title="20090117_gazze-havuz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090117_gazze-havuz-300x246.jpg" alt="" width="300" height="246" /></a><br />
Bildiğiniz gibi Gazze halkı 27 Aralık&#8217;tan beri İsrail&#8217;in saldırısı altında. Bizlere yansıyan rakamlarla bine aşkın insan hayatını kaybetti binlerce insan yaralı ve ölüm döşeğinde. Ölenlerin % 40 ının çocuk olduğu bu vahşetin bir de basına fazla yansımayan bir diğer boyutu var.<br />
Gazze tam 18 aydır İsrail&#8217;in ablukası altında. Gazze&#8217;nin dünyaya açılan tek kapısı olan Mısır ise yine iki aydır tamami ile Gazze&#8217;ye sınırlarını kapatmış durumda. 2005  anlaşması  ile  zaten zor  koşullardaki  Gazze&#8217;ye  vaad edilen  ayda  12.000 kamyon  yardım  girişi 3  yıldır  1000 kamyonu bulmadı  ve  halen yaralı  4300  kişiden  sadece 200 ü  Gazze&#8217;den çıkarılabildi.</p>
<p>DEVAMI: <a href="http://www.gazzedostlari.com/">http://www.gazzedostlari.com/</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/17/misira-boykot/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/17/misira-boykot/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır hükümetine çağrı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/27/misir-hukumetine-cagri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/12/27/misir-hukumetine-cagri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 09:25:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2736</guid>
		<description><![CDATA[Buluşan kadınların Mısır hükümetine yönelik yeni metni:
Sayın Ekselansları Bayan Iman Mostafa A.AHMED,
 Çok yakından bildiğiniz gibi 17 aydır kalın duvarlarla dünya ile bağlantısı kesilen Gazze son bir aydır elektrik de verilmemesi sonucu adım adım bir soykırıma doğru gidiyor. Hastahanelerin yaşam destek üniteleri çalışmıyor. Fırınlar ekmek üretemiyor. Mısır&#8217;ın da sınırını kapattığı Gazze halkı yiyecek ve ilaç bulamıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="image" title="Armoiries de l'Égypte" href="http://www.derindusunce.org/wiki/Fichier:Coat_of_arms_of_Egypt.svg"><img class="alignright" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5e/Coat_of_arms_of_Egypt.svg/85px-Coat_of_arms_of_Egypt.svg.png" border="0" alt="Armoiries de l'Égypte" width="85" height="116" /></a><a href="http://bulusankadinlar.blogspot.com/ " target="_blank">Buluşan kadınların </a>Mısır hükümetine yönelik yeni metni:</p>
<p>Sayın Ekselansları Bayan Iman Mostafa A.AHMED,</p>
<p> Çok yakından bildiğiniz gibi 17 aydır kalın duvarlarla dünya ile bağlantısı kesilen Gazze son bir aydır elektrik de verilmemesi sonucu adım adım bir soykırıma doğru gidiyor. Hastahanelerin yaşam destek üniteleri çalışmıyor. Fırınlar ekmek üretemiyor. Mısır&#8217;ın da sınırını kapattığı Gazze halkı yiyecek ve ilaç bulamıyor. Bizler  sınır kapılarını kapatarak yaşanmakta olan felakete ortak olan Mısır Hükümeti&#8217;ne şahsınızda soruyoruz: Gazzeliler, neden aç bırakılıyor, neden en temel sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor, neden en temel insan haklarından mahrum bırakılıyor, neden tecrit ediliyor? Gazze neden büyük bir hapishane? <span id="more-2736"></span>Gazze bizim gözümüzde  insanlık adına büyük bir utancın temsilidir! Biz bu utanca seyirci kalarak ortak olmayacağız. Sizi, temsilcisi olduğunuz Mısır Hükümeti&#8217;ni ve insanlığı bu utançtan kurtarmaya aracılık etmeye davet ediyoruz. Mısır Hükümeti Gazze&#8217;nin dünyaya açılan yegane kapısını kapatmakla bu kardeş halkı, sizin ve bizim komşularımızı adeta ölüme mahkum ediyor. Mısır devleti ve onurlu halkı tel örgüler ve duvarlarla çevrilmiş bir buçuk milyonluk Gazze Halkının açlık, tıbbi yetersizlik ve soğuk sebebi ile ölen insanlarının katilinin suç ortağı olmayı hak etmiyor.</p>
<p> <br />
Sayın Ekselansları,<br />
Unutmayınız ki tarih hatırlar ve hatırlatır. Mısır Hükümeti&#8217;nin Gazze halkının mağduriyetine ortaklığını sürdürmesi de tarih tarafından hatırlanacak ve hatırlatılacaktır.<br />
Mısır Hükümeti&#8217;ni, Mısır devleti ve halkının geleceğini, komşusu olan Gazzeli çocukların, kadınların, erkeklerin ve yaşlıların açlıkları, yoksullukları, hastalıkları ve ölümleri üzerine kurmamaya, ölümü değil  hayatı desteklemeye davet ediyoruz.<br />
Mısır Hükümeti&#8217;ni Gazze halkına uyguladığı tecrit politikasından vazgeçmeye, sınır kapılarını Gazze&#8217;ye gönderilen yardımların ulaştırılabilmesi için derhal açmaya davet ediyoruz. Bizler Gazze&#8217;ye giden, sadece Gazze halkına değil, kendilerini onlarla dayanışma içinde hisseden tüm halklara  &#8220;kapatılmış&#8221; kapıların açılması için halklar ve hükümetler nezdinde mücadele etmeye ve sesimizi duyurmaya çalışmaya devam edeceğiz. Bunun için mevcut ve mümkün bütün iletişim kanallarını kullanacağız. Mısır sınırını derhal Gazze Halkına ve onların dostlarına açmanızı, çok yakınınızda duran felakete ve utanca ortak olmamanızı istiyoruz.<br />
Yarın çok geç olacak! Bu kıyımı bugün durdurunuz!<br />
Saygılarımızla,<br />
Doç.Dr.Ferhat Kentel (Bilgi Üniversitesi Öğr. Gör.),  Prof.dr.Hayri Kırbaşoğlu (Ankara Ün. İlahiyat Fak.), Enver Gülşen(yazar), Doç.dr.Bekir Berat Özipek (Gaziosmanpaşa Ünv. Öğr.Gör.), Hidayet Tuksal (yazar), Yıldız Kavuncu (yazar), Abdullah Muratoğlu (yazar), Ali Bulaç(yazar),Mehmet Doğan (Siyasal Düşünceler Platformu Dönem Sözcüsü-Yazar), Recep Karagöz (yazar), Güven Akıncı (yazar), Sezai Şengönül(şair), Ömer Faruk Gergerlioğlu (Mazlum-Der Genel Başkanı)  Cafer Solgun (Yüzleşme Derneği Başkanı), Mehmet Yılmaz (Derin Düşünce Topluluğu Genel Editörü) , Hüseyin Çakır (yazar), Mehmet Atak, Leyla İpekçi (yazar), Prof.Dr. Baskin Oran, Cihan Aktaş (yazar) Mazlum-Der, Ak-der, Buluşan kadınlar, Başkent Kadın Platformu(kesinleşmedi),İhsan Eliaçık(yazar)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/12/27/misir-hukumetine-cagri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/12/27/misir-hukumetine-cagri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Acil durum için Allah&#8217;a şükredin!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/13/acil-durum-icin-allaha-sukredin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/06/13/acil-durum-icin-allaha-sukredin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2008 14:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Arap Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/13/acil-durum-icin-allaha-sukredin/</guid>
		<description><![CDATA[ Sunuş : AL AKHBAR (Haberler) Lübnan&#8217;da çıkan bir günlük gazete. 2006&#8242;da Israil ve Hizbullah arasındaki savaşın en ateşli günlerinde yayına başladı. Açıkça Amerikan karşıtı bir duruş sergileyen gazetenin maddî kaynakları bilinmiyor. Sadece Hizbullah&#8217;tan destek aldığı yolunda söylentiler var.
Çevirmenlerimizden Aisha Bengazi&#8217;nin seçtiği bu makale Mısır&#8217;da 1981&#8242;den beri sürekli uzatılan &#8220;Acil Durum&#8221; (bir tür OHAL) yasası üzerine. Hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="width: 317px; height: 237px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080612_derin_dusunce_org_misir_acil_durum2.jpg" alt="20080612_derin_dusunce_org_misir_acil_durum2.jpg" width="327" height="237" align="right" /> <strong>Sunuş :</strong> <em>AL AKHBAR (Haberler) Lübnan&#8217;da çıkan bir günlük gazete. 2006&#8242;da Israil ve Hizbullah arasındaki savaşın en ateşli günlerinde yayına başladı. Açıkça Amerikan karşıtı bir duruş sergileyen gazetenin maddî kaynakları bilinmiyor. Sadece Hizbullah&#8217;tan destek aldığı yolunda söylentiler var.</em></p>
<p><em>Çevirmenlerimizden Aisha Bengazi&#8217;nin seçtiği bu makale Mısır&#8217;da 1981&#8242;den beri sürekli uzatılan &#8220;Acil Durum&#8221; (bir tür OHAL) yasası üzerine. Hem Mısır&#8217;ı içeriden bir bakışla anlatması hem de Türkiye&#8217;deki Yargı Darbesi ile benzerlikler arzetmesi açısından mutlaka okunması gereken, kısa ama <span style="text-decoration: underline;">ilham verici</span> bir yazı.</em></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Waël Abdul Fattah <strong>Çeviren:</strong> Aisha Benghazi</p>
<p><strong>&#8220;Acil durum için Allah&#8217;a şükredin!&#8221;</strong></p>
<p>Bu sözleri [Mısır'ın] Adalet ve Parlemento ilişkileri bakanı Moufid Shihab 1981&#8242;den beri süregelen Acil Durum&#8217;un yeniden uzatılması sırasında söyledi. Hukuk devletinin iflası anlamına gelen bu Acil Durum&#8217;un &#8220;aydın, ilerici&#8221; kabul edilen bir hukuk profesörünün ağzıyla övülmesi <span id="more-1123"></span>özellikle şok edici.</p>
<p>Mısır&#8217;da bakanlar asla kendi fikirlerini söylemezler. Dalgaların üzerinde yüzen şişe mantarları gibidir onlar. Bir başka deyişle bakanların ağzından çıkanlar sadece başkanlık sarayında konuşulanların yansıması olabilir.</p>
<p>İşin tuhaflığına bakın ki sayın bakanın açıklamasından sadece bir kaç saat sonra bu Acil Durum&#8217;un hiç bir işe yaramadığını gördük. Hırsızlar bir kuyumcuya girerek dört kişiyi öldürdüler ve kaçmayı başardılar. Bu son olay bir kez daha gösteriyor ki hemen her köşe başına dikilen üniformalı ve sivil polisler halkı korumuyorlar.</p>
<p>O halde neye yarıyor bu acil durum? Hayatında bireysel özgürlüklerle hiç ilgilenmemiş, Mısır&#8217;daki insan hakları ihlalleri ile ilgili hiç bir rapor okumamış insanlar da sorguluyor. Meselâ Uluslararası Af örgütü&#8217;ne göre hapislerde çürüyen 17 bin siyasî tutuklu olduğunu söyleyen raporlar)</p>
<p>Aslında bu kuyumcu saldırısı basit bir soygunun ötesine geçiyor. Çünkü öldürülen 4 kişinin 4&#8242;ü de hıristiyan. Bu saldırı bir başka olayı hatırlatıyor aslında. Bundan iki yıl önce iskenderiye&#8217;de bir adam bir bıçak çekmiş ve <strong><em>&#8220;ruhumuzla, kanımızla kendimizi senin için feda ediyoruz ey Peygamber&#8221;</em></strong> diyerek hıristiyanları öldürmeye başlamıştı. Hıristiyanlar da buna cevaben <strong><em>&#8220;ruhumuzla, kanımızla kendimizi senin için feda ediyoruz ey Haç&#8221;</em></strong> demişlerdi. Bütün bunlar bir din savaşını haber veren birer uyarı niteliğinde.</p>
<p>Mısırlılar bir süredir felaket beklentisi içinde yaşıyorlar. Ne zaman bir yerlerde bir fitil yakılsa &#8220;hah&#8221; diyoruz, &#8220;başladı&#8221;!&#8221;. Tabi her seferinde Haç ve Hilal&#8217;in kardeşliğinin övüldüğü, insanların birbirlerini sevgiyle kucakladığı TV programlarıyla son buluyor bütün bu hengâme. Millî birlik ve beraberlik demeçleri ile yeri göğü inletiyor yöneticilerimiz.</p>
<p>Hak ve özgürlüklerimizi esir alan Acil Durum sayıları 7 ila 10 milyon arasında tahmin edilen hıristiyanlara güven veremiyor. Ama bu polis gücünün bir faydası(!) var, rejim duymadan hiç bir şey fısıldamak mümkün değil. Aslında Acil Durum Hüsnü Mübarek&#8217;in ve servetinin güvenliğini sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/06/13/acil-durum-icin-allaha-sukredin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/06/13/acil-durum-icin-allaha-sukredin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

