<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; medya</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/medya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir (16) : Hırsızlık yapabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 12:07:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[28 subat]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20931</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Baktığınız zaman TC Hazinesi&#8217;nden 80 milyar dolara paranın çalındığını, sömürüldüğünü görüyorsunuz. O paradan zavallı askerlerin cebine 1 kuruş girmemiştir. Medyada tartışan basın mensuplarının hepsi zengindir bugün. Yazı yazarak, gazetecilik yaparak mı zengin oldular? İşte hepsi o 80 milyar dolardan pay aldılar. Hükümet bir maliye müfettişi görevlendirip o günkü yazar - çizer takımının mali varlıklarını araştırmalıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;Baktığınız zaman TC Hazinesi&#8217;nden 80 milyar dolara paranın çalındığını, sömürüldüğünü görüyorsunuz. O paradan zavallı askerlerin cebine 1 kuruş girmemiştir. Medyada tartışan basın mensuplarının hepsi zengindir bugün. Yazı yazarak, gazetecilik yaparak mı zengin oldular? İşte hepsi o 80 milyar dolardan pay aldılar. Hükümet bir maliye müfettişi görevlendirip o günkü yazar - çizer takımının mali varlıklarını araştırmalıdır. Karşılıksız servetlerin sahibi oldukları görülecektir&#8221;</em> <a href="http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1254082&amp;title=cillerin-danismani-huseyin-kocabiyiktan-28-subat-surecindeki-gazetecilerle-ilgili-flas-iddia" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk&#8217;un Üstündedir (15) : Şantaj yapabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 16:02:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20926</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;O günlerde Sabah&#8217;ın yöneticisi olan Zafer Mutlu, dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel ve Can Ataklı çok eski arkadaşlar. Bir gün Mutlu, Ataklı&#8217;ya diyor ki, &#8220;Git Bahattin&#8217;e söyle, Hürriyet&#8217;te onunla ilgili dosyalar var ve Hürriyet&#8217;çiler onun istifasını istiyorlar&#8221;. Ataklı, Yücel&#8217;i bulup bu mesajı iletiyor. Ataklı&#8217;nın anlatımına göre, Yücel bunun üzerine eşiyle çocuklarını çağırıyor ve Ataklı&#8217;nın yanında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;O günlerde Sabah&#8217;ın yöneticisi olan Zafer Mutlu, dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel ve Can Ataklı çok eski arkadaşlar. Bir gün Mutlu, Ataklı&#8217;ya diyor ki, <strong>&#8220;Git Bahattin&#8217;e söyle, Hürriyet&#8217;te onunla ilgili dosyalar var ve Hürriyet&#8217;çiler onun istifasını istiyorlar&#8221;</strong>. Ataklı, Yücel&#8217;i bulup bu mesajı iletiyor. </em><em>Ataklı&#8217;nın anlatımına göre, Yücel bunun üzerine eşiyle çocuklarını çağırıyor ve Ataklı&#8217;nın yanında, <strong>&#8220;Benim bir kusurum yok ama size bırakacağım isim kirlenmesin diye çekileceğim&#8221;</strong> diyor. Hikâye korkunç.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bir gazete, 28 Şubatçı generallerin istediğini gerçekleştirip hükümeti çökertmek için bir bakana şantaj yapıyor. Ataklı, bunu anlatınca Aydın Doğan programa bağlanıp, <strong>&#8220;Ertuğrul Özkök böyle bir şey yaptıysa şerefsizdir, onu asarım&#8221;</strong> diyor&#8230;&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-o-gunler.htm" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Türk basını ve gazetecilik konusunda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uludere katliamı ve medya</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 11:03:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20530</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
28 Aralık 2011 tarihi akşamında Şırnak&#8217;ın Uludere İlçesinde 34 kaçakçı vatandaşın TSK&#8217;ya ait F- 16 Jetleri tarafından PKK&#8217;lı sanılıp bombalanarak öldürülmesini, ertesi gün bazı haber sitelerinden öğrendik. Öğle saatlerine kadar haber kanalları da, gazete ve televizyonların internet siteleri de katliamı duyurmadılar. Haber kanalları, öğle vakitlerinde &#8220;35 köylü vuruldu iddiası&#8221; dediler sadece dakika bile diyemeyeceğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2915" title="20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg" alt="" width="235" height="237" /></a>Erden Özkant</em></strong></p>
<p>28 Aralık 2011 tarihi akşamında Şırnak&#8217;ın Uludere İlçesinde 34 kaçakçı vatandaşın TSK&#8217;ya ait F- 16 Jetleri tarafından PKK&#8217;lı sanılıp bombalanarak öldürülmesini, ertesi gün bazı haber sitelerinden öğrendik. Öğle saatlerine kadar haber kanalları da, gazete ve televizyonların internet siteleri de katliamı duyurmadılar. Haber kanalları, öğle vakitlerinde &#8220;35 köylü vuruldu iddiası&#8221; dediler sadece dakika bile diyemeyeceğimiz süre içerisinde ve sonra Şırnak Valisi&#8217;nin açıklamasını verdiler yine dakika diyemeyeceğimiz süre içerisinde. Hâlbuki böyle bir olayda, haber kanalları hemen ekiplerini yola çıkarırlar ve &#8220;İlk canlı yayını kim verecek&#8221; yarışına girerlerdi. Aynı şekilde, ajanslar da &#8220;Haberi ilk kim geçecek okuyucularına yarışı&#8221; yaparlardı. Ama ajanslardan da böyle bir ‘son dakika&#8217; refleksi gelmedi şaşırtıcı bir şekilde bu kez. Tabii ta ki TSK&#8217;nın açıklamasına kadar. TSK&#8217;nın yaptığı açıklamayı veren <span id="more-20530"></span>haber kanalları, katliamı yine pas geçti. Ancak TSK&#8217;nın açıklamasının ardından haber kanalları olayı duyurmaya başladılar &#8220;Sınırda 35 vatandaşın ölümü&#8221; başlığı ile sanki insanlar kendiliklerinden ölmüşler gibi. Özellikle sosyal paylaşım sitesi Twitter&#8217;da bombalama olayına yeterince yer vermedikleri için haber kanallarına tepki mesajları yağarken, operasyon haberini ilk veren kanalın TRT Haber olduğu öğrenildi. TRT Haber&#8217;in sabah haber kuşağında yer alan ‘Günlük&#8217; programında son dakika olarak duyurulan operasyon haberi, &#8220;Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesinde gerçekleştirilen operasyona F-16&#8242;ların da destek verdiği belirtiliyor. Operasyonda çok sayıda kişinin öldüğü iddia ediliyor&#8221; ifadeleri ile aktarıldı. Bombalama olayı sonrası bir haber kanalı, öğle bülteninde, Şırnak Valiliği&#8217;nin açıklamasından tam 4 saat sonrasında haberi geçti. Diğer haber kanalı, olayla ilgili herhangi bir haber geçmezken yayın akışındaki programlarda üstü kapalı olarak yaşananlara değindi. Ve bir diğer haber kanalı ise, tüm yaşanan gelişmelere kayıtsız kalıp sadece Genelkurmay&#8217;ın yaptığı 8 maddelik açıklamayı ‘son dakika&#8217; olarak verdi. Ertesi gün gazeteler ve özellikle de yazarların çoğu, Uludere&#8217;yi yazdılar ve tek ses olup katliama tepkilerini gösterdiler.</p>
<p><strong>Gazetelerin 30 Aralık Cuma günü attıkları manşet ve sürmanşetler şöyleydi:</strong></p>
<p><strong>Akşam:</strong><em> &#8220;35 Köylü, PKK&#8217;lı diye vuruldu&#8221; üst başlığı ile &#8220;İnsafsız hava aracı&#8221;</em></p>
<p><strong>Aydınlık:</strong><em> &#8220;TSK&#8217;nın hava operasyonunda 35 kişi öldü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Operasyon ABD istihbaratıyla&#8221;</em></p>
<p><strong>Birgün:</strong><em> &#8220;Zulüm ile abad olunmaz&#8221; üst başlığı ile &#8220;Uludere katliamı&#8221;</em></p>
<p><strong>Bugün:</strong><em> Sürmanşet ve manşetten olayı görmeyen tek gazete olan gazete olayı 1. sayfadan &#8220;İstihbarat </em>faciası&#8221; başlığı ile verdi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet:</strong><em> &#8220;Irak sınırında ‘teröristlerin geçiş güzergahından&#8217; kaçak mazot getiren köylüler hedef alındı: 35 ölü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Jetler sivilleri vurdu&#8221;</em></p>
<p><strong>Habertürk:</strong><em> &#8220;Sınırda vahim hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Hürriyet:</strong><em> &#8220;Çok üzgünüz&#8221;</em></p>
<p><strong>Milliyet:</strong><em> &#8220;35 sivile bomba&#8221;</em></p>
<p><strong>Radikal:</strong><em> &#8220;35 yurttaşa İHA bombası&#8221;</em></p>
<p><strong>Taraf:</strong><em> &#8220;Devlet halkını bombaladı&#8221;</em></p>
<p><strong>Sabah:</strong><em> &#8220;Gediktepe sendromu kaçakçıyı vurdu&#8221;</em></p>
<p><strong>Star:</strong><em> &#8220;F- 16&#8242;lar K. Irak sınırında yanlış hedef vurdu: 35 Ölü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Kahreden hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Sözcü:</strong><em> &#8220;TSK sivilleri vurdu diyenlere Genelkurmay&#8217;dan açıklama&#8221; üst başlığı ile &#8220;Silah taşıyorlardı&#8221;</em></p>
<p><strong>Posta:</strong><em> &#8220;Askerler terörist sandıkları 35 köylüyü öldürdü&#8221; üst başlığı &#8220;Operasyon kazasıymış!&#8221;</em></p>
<p><strong>Vatan:</strong><em> &#8220;35 köylü PKK&#8217;lı diye vuruldu&#8221; üst başlığı ile &#8220;Kahreden hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Yenişafak<em>:</em></strong><em> &#8220;Ölümcül hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Zaman:</strong><em> &#8220;Kuzey Irak sınırında 35 vatandaşımız hayatını kaybetti&#8221; üst başlığı ile &#8220;Ölümcül İstihbarat&#8221;</em></p>
<p><strong>30 Aralık günü konuya değinen köşe yazarları şunları belirttiler:</strong></p>
<p><strong>Radikal gazetesi yazarları:</strong></p>
<p><strong>Cüneyt Özdemir:</strong> <em>F- 16 ile bombalayarak hangi politik meselenin çözüldüğü görülmüş? Yok politik değil, geçim derdi, yani ekonomik mi? Peki, o zaman bu insanların o dağlarda ticaret yapmasına gerek kalmayacak yatırımı, teşviki, yani ekonomiyi neden ayağa kaldırmıyoruz? 35 insanı öldüren o F- 16&#8242;nın o geceki yakıt parasını bile bu insanlar hayatları boyunca bir arada görememiştir. Göremez. O savaş uçağını kaldırıp, bombalar yükleyip dağlardaki 35 insanı vurmak için paramız var ama o parayı o 35 insana ulaştıracak aklımız yok.</em></p>
<p><strong>Oral Çalışlar:</strong> <em>Ağır bir insanlık suçuyla, insanlık dramıyla karşı karşıya olduğumuz, köylülerin anlatımından, TSK açıklamalarından ve bombalanan yerlerdeki görüntülerden anlaşılıyor. Tevil edilebilecek, üzeri örtülebilecek, stratejik analizlerle geçiştirilebilecek bir durumla karşı karşıya değiliz. Bu suçun hesabının hukuk çerçevesinde sorulması gerekiyor. Kim bu saldırıyı planlamış, kim emirleri vermişse yargı karşısında hesap vermesi gerekiyor.</em></p>
<p><strong>Cengiz Çandar:</strong> <em>Uludere katliamının faturası çıkmak zorunda. Birileri faturayı ödemeli. Yaygın biçimde, Genelkurmay Başkanı&#8217;nın, Hava Kuvvetleri Komutanı&#8217;nın ve İçişleri Bakanı&#8217;nın istifa etmesi gereği üzerinde duruluyor.</em></p>
<p><strong>Akşam gazetesi Ankara Temsilcisi Çiğdem Toker:</strong> <em>Sivil vatandaşını yanlışlıkla bombalamayan bir terörle mücadele istiyoruz. Mümkünse.</em></p>
<p><strong>Yenişafak gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Ali Bayramoğlu:</strong> <em>Bu felaket göstermektedir ki, silah, savaş, çatışma üzerine kurulu seferberlik her zaman ve herkes için ölümcüldür. Diğer yönüyle soru şudur: Nasıl becerilebildi? Sorumlu kim? 24 askerin şehit olmasıyla ayağa kalkan medya, devlet ve siyaset, 35 sivil ölüm karşısında ne yapacak, ne diyecek? Muhtemelen zayiat diyerek geçiştirecektir bazıları, kimileri o sivillerin orada ne işi vardı diyecektir&#8230;  </em></p>
<p><strong>Salih Tuna:</strong> <em>Türkiye etnisite ve mezhep çatışması fitnesini söndürmek istiyorsa, fert ve cemiyet planında iyiliği öğretecek kadar içindeki kötülüklere dur demeli, hatta temizlemeli. Uludere&#8217;deki 35 canın hesabını sormakla başlayabilir buna. O 35 canın ailelerine tazminat ödesin. Milli yas ilan edercesine, bayrakları yarıya indirircesine o 35 cana yansın. Yansın ki bu fitne ateşini söndürmeye namzet olsun. Yoksa bu ateş hepimizi yakacak!</em></p>
<p><strong>Özlem Albayrak:</strong> <em>Kendi ülkesinin kadınlarının yüzde 70&#8242;ine yakınının başına örttüğü örtüyü hala bir tehdit olarak gören/ görebilen TSK&#8217;nın, o eski hassasiyetlerini ısrarla korumaya devam etmesi bir yana; kuruma bağlı subayların mesajlarını bile kontrol edebilme kudretini haiz bir istihbaratı varken, PKK&#8217;lılar ile ortalama köylüleri nasıl ayırdedebilemez? Var mıdır bunun bir izahı? Sizin istihbaratınızı, sizin vicdanınızı sevsinler.</em></p>
<p><strong>Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca:</strong> <em>Burada soru şu: Nasıl oluyor da köylülerin yolunu kesen ve onların köylü olduğunu anlaması beklenen askerle temas kurulamıyor ve uçakların bomba yağdırmasına engel olunamıyor?</em></p>
<p><strong>Star gazetesi yazarları </strong></p>
<p><strong>Ahmet Kekeç: </strong><em>Eskiden, jetlerimiz, yanlış ve kasıtlı koordinatlarla, teröristlerin bulunmadığı dağları bombalarmış&#8230; Bu kez, doğru koordinatlarla, yanlış kişileri bombalıyor&#8230; Kasıt mı hata mı? Yoksa birileri terörle mücadeleyi sabote mi ediyor? Ne oluyor? Bilelim&#8230; </em></p>
<p><strong>Eser Karakaş:</strong><em> Kasıt unsuru bulunan olaylar dışında TSK büyük bir acz içine düşmüş, dev ama beceriksiz bir örgüt görünümünde; ölenlerin PKK&#8217;nın silahlı teröristleri olmadığı açık. Genelkurmay&#8217;dan vazgeçtik, Milli Savunma Bakanlığı ölenlerin ailelerinden neden hemen özür dilemez, anlaşılır gibi değil&#8230; Perşembe öğleden sonra ekranlardan beklenen, bölgeye muhabirlerin yollanması, hatta belki genel yayın yönetmenlerinin oraya bizzat gitmesi, bölgeden canlı yayın yapılması ve senelerce unutulmayacak bu facianın nedenlerinin aydınlatılması, konunun tartışılması idi. İzlemeye çalıştığım kanallarda ise ekonomik krizden, İffet&#8217;e kadar her şey vardı, Uludere hakkında Genelkurmay resmi bildirisi dışında bir şey yoktu.</em></p>
<p><strong>Mehmet Altan:</strong> <em>Yaşanan büyük trajediye rağmen, Genelkurmay&#8217;ın açıklamalarına kadar maalesef medyada çıt çıkmadı&#8230; Bu bombalama emrini kim verdi? Doğrudan Genelkurmay mı, Şırnak&#8217;taki tümen mi? Ve bu yanlışın, bu vahim kanlı hatanın sorumlusu kim?</em></p>
<p><strong>Zaman gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Bejan Matur:</strong> <em>Sınır güvenliği adı altında vatandaşını öldüren ve bunu yaparken içine düştüğü hukuksuzluğun sorumluluğunu taşımayan, hesap vermeyen bir devlet, dikişlerin daha da çözülmesini hızlandırmaz mı?</em></p>
<p><strong>İhsan Dağı:</strong> <em>Ya görünmez bir güç, dün olduğu gibi bugün de çözüm sürecini sabote ediyor, ya da bu işi götürenler yekten beceriksiz. Bir ihtimal daha yok değil; taraflar birbirlerine güvenmedikleri için riske girmek istemiyorlar.</em></p>
<p><strong>Hürriyet gazetesi yazarları </strong></p>
<p><strong>Ahmet Hakan:</strong> <em>Uludere olayı karşısında hükümet sustu kaldı. Etkili bir çıkış yapmadı. Kısacası ortaya çıkan vahim tabloyu hafiften üzerine aldı&#8230; Bir kez daha anladık: Güvenlik politikalarına abanman tehlikeli sonuçları olabiliyor. Hele azıcık başarı sağlanınca bir havaya girme durumu söz konusu oluyor ve dikkat elden kaçıyor. Dikkatin elden kaçması ise 35 cana mal oluyor.</em></p>
<p><strong>İsmet Berkan:</strong> <em>Savaş uçaklarından atılan bombaların o hukukun neresinde olduğunu ara ki bulasın. Vur emrinin nasıl geldiğini ara ki bulasın&#8230; Terörün ilacı hukuk devletidir, demokrasidir. Ne kadar hukuk devletiyiz, ona bir bakalım.</em></p>
<p><strong>Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz:</strong><em> Özetle: Şu anda hem Hükümet&#8217;in hem de Genelkurmay&#8217;ın karizması çizilmiş durumda. Özür dilemek ve ölenlerin ailelerine tazminat vermek yetmez. Bu olay derinlemesine bir biçimde soruşturmalı ve hatayı yapanlar yargılanmalı. Bu derece ‘işte size koz, tepe tepe kullanın&#8217; diye bas bas bağıran bir olay az görülür. İşin içinden ‘Ergenekonik&#8217; bağlantılar çıkarsa şaşırmayın.</em></p>
<p><strong>Vatan gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Güngör Mengi:</strong> <em>Mazot kaçakçılığı yapmanın cezası ölüm değil. Ne yazık ki vatandaşlarımız terörün uğursuz yazgısına kurban olmuşlardır.</em></p>
<p><strong>Sanem Altan:</strong> <em>Ben o çocukların annesi değilim, sadece anne olduğum için bu kadar ağlıyorsam, o çocukların anneleri nasıl ağlıyordur, nasıl yanıyordur içleri. Bir de bunu düşünün. Düşünecek bir aklınız, çocuk ölümleriyle titreyecek bir vicdanınız varsa tabii&#8230;</em></p>
<p><strong>Okay Gönensin:</strong><em> Tek yol vardır: Silahların bırakılması ve bütün savaşçı ağızların kapatılması. O tek yolun açılması için bu kadar ölüm, bu kadar acı yetmiyor mu?</em></p>
<p><strong>Ruşen Çakır</strong><em>: Yaşanan facia, bilerek değil kazayla yaşandı. Ama kaza olması sorumluların günahlarını azaltmıyor, tam tersi artırıyor. AKP hükümeti bu olayın üstünü örtmeye çalışmayacaktır&#8230; Böylesi bir günde vatandaşları yaşananlardan haberdar etmeme konusunda olağanüstü bir beceri sergileyen haber kanallarının günahlarına ortak olmadığım için son derece memnunum. Gerçekten her işte bir hayır varmış!</em></p>
<p><strong>Taraf gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan:</strong><em> O köyleri ve kaçakçıları tanıyan sınır karakollarından neden bilgi istenmedi? Genelkurmay, kaçakçıları saldırıya geçecek bir PKK&#8217;lı grup sandıklarını söylüyor, peki, bir grup PKK&#8217;lının saldıracağını haber aldıysanız ilk yapmanız gereken o grubun yolunun üstündeki sınır birliklerini uyarmak olmaz mı? Niye o karakolları uyarmak için kimse aramadı? Aradıysa nasıl oldu da o karakollardan gelenlerin kaçakçı olduğunu öğrenemedi? Genelkurmay&#8217;da bu kadar kalabalık bir grup imha etme emrini kim verdi? Emri vermeden önce bölgeden hangi birliklerle konuştu? Bu kadar büyük bir operasyonun sadece tek kaynaktan gelen bir istihbaratla yapılması normal midir? Her zaman operasyonlar, tek kaynaktan gelen bilgilere dayanarak, bu bilgiler başka kaynaklardan kontrol edilmeden mi başlatılır? Yok, eğer Genelkurmay bu istihbaratı birkaç kaynaktan birden kontrol ettiyse, bütün kaynaklar aynı yanlış istihbaratı nasıl verdi? Her zaman o saatlerde, o yoldan geçen kaçakçılar neden kimsenin aklına gelmedi? ‘Orası kaçakçıların yolu&#8217; diyen hiç mi kimse çıkmadı? Bu korkunç katliamın bir yanlışlık olduğu konusunda benim çok ciddi kuşkularım var. Pek yanlışlığa benzemiyor bu iş. </em></p>
<p><strong>Melih Altınok: </strong><em>Nasıl Dersim&#8217;le yüzleşme, 33 kişinin ölüm emrini veren Mustafa Muğlalı&#8217;nın ismini tabelalardan sildirme basireti gösterdiyseniz, şimdi de bu olayın faillerini ortaya çıkartmak ve gereken yaptırımı uygulamak zorundasınız. Peşinen söyleyelim, onlarca can karşısında özür, bahane, sahte kardeşlik açıklamaları kifayetsiz kalır. İstifaysa istifa, görevden almaysa görevden alma.</em></p>
<p><strong>Siyasiler ne dediler?</strong></p>
<p><strong>AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan</strong>, Taraf gazetesine ve Taraf yazarı Mehmet Baransu&#8217;ya kızdı: &#8221; <em>‘Devlet halkını bombaladı&#8217; gibi sözler acımasız başlıklardır. Bizim iktidarımız döneminde böyle bir şey olamaz. Geçmişte olmuş olabilir. Bilmeden yazıp çizen köşe yazarı sıfatıyla cambazlar var. İstihbarat örgütlerimizi, istihbarat örgütlerinden daha iyi biliyorlar. Herhalde böcekleri var. Yanlış bilgiler vermiş istihbarat teşkilatımız. MİT&#8217;in son anda verdiği bir bilgi yoktur. MİT bu konuyla ilgili bir açıklama yapacaktır.&#8221; Erdoğan, </em><em>&#8221;Haftanin&#8217;deki olayla ilgili atılan bazı gazete başlıkları çok acımasız, çok insafsız. &#8216;Devlet halkını bombaladı&#8217; gibi bir başlık&#8230; Bunlar acımasız başlıklardır. Bir defa hiç bir devlet halkını kalkıp da kastı mahsusa ile bombalamaz. Geçmişte bu tür şeyler belki yapılmış olabilir ama bizim iktidarımız döneminde böyle bir şeyin olması mümkün değildi</em>r&#8221; dedi. Erdoğan&#8217;a tepki, Baransu&#8217;dan twitter üzerinden geldi: &#8220;<strong><em>Sayın Başbakan iki cambaz bir ipte oynamaz, hatırlatayım size. Öyle böcek diyerek olayı sulandırmayın Gerçeği siz de benim gibi biliyorsunuz</em></strong>&#8221;<br />
<strong>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül:</strong> <em>Çok talihsiz bir olay olmuştur. Bilgiler</em><em> </em><em><br />
göstermektedir ki, hayatını kaybedenlerin hepsi sivil vatandaşlarımızdır. Bundan <br />
dolayı sivil, asker hepimizin üzüntüsü gerçekten büyüktür. Muhakkak ki bununla <br />
ilgili araştırmalar, nasıl olduğu araştırmaları titiz bir şekilde yapılacaktır.<br />
</em><strong>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:</strong> <em>Tam bu dönemde bir yerden bazı genç çocuk yaşta ve bir ailenin mensubu olarak bilinen yöre insanlarından Irak&#8217;tan giriş sırasında terörle mealenin yoğunluk kazandığı bir bölgede terörist sanılarak gerekli mücadele sürdürülmüştür.</em><em> Bu ani gelişme nereden çıkmıştır? Siyasi iktidar bir operasyon kusurundan bahsedeceğine Türk milletine gerçeği anlatmalıdır. Sigara kaçakçısı olarak kullanılan kişiler oraya nasıl gelmiştir? Kim yönlendirmiştir? Sağlıklı bir istihbarata neden temin edilememiştir. Bunun üstü örtülmemeli ve gerçeği mutlaka hükümet bulmalıdır.<br />
</em><strong>CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu:</strong>  <em>Hükümetin derhal özür dilemesi gerekiyor. Nereden aldınız bu istihbaratı? Nasıl olur da Türkiye bu şekilde Ortadoğu&#8217;da güçlü bir ülke haline gelir? Türkiye yabancı istihbaratçıların cirit attığı bir ülke haline geldi.</em><em><br />
</em><strong>AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik: </strong><em>Bu insanların yüzde yüz kaçakçılık yaptıkları tespit edilse bile onların söyle bir muameleye maruz kalmaları, onların bombalanmaları gerekmiyor, böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Bir hata, bir kusur, bir yanlış varsa bu asla örtbas edilmeyecektir, edilmemelidir.</em><em></em></p>
<p><strong>Aradan haftalar geçti</strong></p>
<p>İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişler, bölgeye gidip çalışmalarını tamamladılar.</p>
<p>İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan Uludere Alt Komisyonu üyeleri, hava koşullarından dolayı 1 Şubat&#8217;ta bölgeye yapacakları ziyareti 8 Şubat&#8217;a ertelemiş olsalar bile olayın peşinde olduklarını gösteren açıklamalar yaptılar.</p>
<p>Bombalama anlarını da içeren 4 saatlik Heron görüntüleri 23 Ocak&#8217;ta Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.</p>
<p>Uludere ile ilgili çok önemli haberlere imza atan Taraf gazetesine konuşan AKP Şırnak Milletvekili ve İçişleri Komisyonu üyesi Mehmet Emin Dindar, Heron görüntülerinin bir kısmını izlediğini belirterek görüntülerde vatandaşların kaçakçı olduklarının net bir şekilde görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Tüm bunlar yaşanırken medyanın bir kısmı olayı unuttu, diğer kısmı ise unutturmamak için yayınlarına devam etti ve etmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Kısacası&#8230; </strong></p>
<p>&#8220;Olay doğru değil&#8221; diyenler ve &#8220;Ölenler teröristti&#8221; diyenler yanıldılar. Kürt sorununun çözümü konusunda adımlar atılmakta iken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç &#8220;Kürtlere tüm hakları verilecek&#8221; derken, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ikinci demokratikleşme paketinden bahsederken yapılan bu katliam, Ergenekon&#8217;un yaşadığını gösteriyordu. Ergenekon yaşıyor ve tam bazı sorunlar çözülüp adımlar atılacakken yeniden karşımıza çıkıyordu. Maalesef bu kez 34 canla karşımıza çıktı yanına insanlıktan nasibini alamamışların ve hiçbir zaman da alamayacakların kinlerini, gerçekleri görmezlikten gelenleri ve böylelerinin medyasını da alarak&#8230; Bu arada karşımıza Ergenekon&#8217;un yanında bir de Star gazetesi yazarı Berat Özipek&#8217;in 2 Şubat Perşembe günü yazdığı şu gerçek çıktı: <em>Bugün Hükümet, Kürtleri rahatlatacak pek çok adım atmış olmasına rağmen kendisine gösterilen tepkiye şaşırıyor. Uludere&#8217;deki ölümlerin kasıtlı olmadığının nasıl olup da bir türlü anlaşılmadığını soruyor. &#8220;Devlet vatandaşını öldürür mü?&#8221; diye soruyor.  Bu sorunun cevabının bütün bölgede, gayet önyargısız biçimde, &#8220;evet, öldürür, öldürdü&#8221; olacağını anlamıyor.</em><em> </em><em>O &#8220;Devlet&#8221; derken kendisini veya artık kendi kontrolü altındaki -belki de kontrolü altında olduğuna inandığı demeliyiz- bürokrasiyi kastediyor; Kürtler ise -en son- 1990&#8242;lı yıllar boyunca şahit oldukları, kendi gözleriyle gördükleri devleti.</em><em> </em><em>Ve ondan, bildik &#8220;devlet dilini&#8221; hatırlatan böyle sözler duyduklarında küsüp, milliyetçi soydaşlarına yaklaşıyor. &#8221;Yüce ulusal dava&#8221; adına, &#8221;welat&#8221; adına dökülen kanı mubah gören milliyetçi soydaşlarına.</em><em> </em><em>Orada 34 sivil hayatını kaybetmiş. Bu yüzden de devlet, velev ki bir hatası olmasın, vatandaşının yaşama hakkını koruyamadığı için bile o ailelere özür borçlu.</em><em> </em><em>Şimdi Hükümet dolaylı yollardan, örneğin ciddi bir maddi tazminat ödeyerek özür dilemeye çalışıyor. Açıkça özür dilemeden tazminat ödemenin onur kırıcı olduğunu ve bunun kırgınlığı derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacağını görmüyor. </em></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslamofobi ve internet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/islamofobi-ve-internet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/islamofobi-ve-internet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2011 11:43:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18225</guid>
		<description><![CDATA[Sol&#8217;un İslamofobi&#8217;yi ciddiye alması lazım. Her taşın altında Müslümanları bulan kaçıklarla dalga geçmek kolay. Fakat İslam karşıtı hissiyat, hızla aşırı sağın 20. asrın başındaki anti-Semitizmle yapısal benzerlik taşıyan önemli bir dayanağı haline geliyor. [...]  Sağcı popülizm güçleniyor, çünkü köşeye sıkıştıklarını düşünenlere hitap ediyor. Kemer sıkma ve ekonomik kriz ikliminde birçok insan kendini güvende hissetmiyor, zaten hissetmemeliler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/islamofobi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18226" title="islamofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/islamofobi.jpg" alt="" width="189" height="278" /></a>Sol&#8217;un İslamofobi&#8217;yi ciddiye alması lazım. Her taşın altında Müslümanları bulan kaçıklarla dalga geçmek kolay. Fakat İslam karşıtı hissiyat, hızla aşırı sağın 20. asrın başındaki anti-Semitizmle yapısal benzerlik taşıyan önemli bir dayanağı haline geliyor. [...]  Sağcı popülizm güçleniyor, çünkü köşeye sıkıştıklarını düşünenlere hitap ediyor. Kemer sıkma ve ekonomik kriz ikliminde birçok insan kendini güvende hissetmiyor, zaten hissetmemeliler de&#8230; İslamofobikler, iş kayıpları ve toplumsal çözülmeye dair gerçek güvensizliklerini, halifeden gelen hayali tehditlere kanalize ediyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında aşırı sağın büyümesi, ‘sol&#8217;un sadece internette değil, gerçek dünyada da başarısızlığın daimi hatırlatıcısı görevi görüyor. Eğer çözümler ortaya koymazsak, kendi çözümünü ortaya koyan bir Anders Breivik daima olacaktır.  <a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/08/05/islamofobi-ve-internet.html">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/05/islamofobi-ve-internet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/islamofobi-ve-internet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Her Komplo Tecavüz Değil mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/19/her-komplo-tecavuz-degil-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/19/her-komplo-tecavuz-degil-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 May 2011 07:31:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16232</guid>
		<description><![CDATA[Olayların içeriğini, nedenini ve hatta sonucu kavrayabilmenin derecelerini belirtmek için pekâlâ &#8220;büyük resme ve küçük resme&#8221; bakmak ayrımına dikkat çekilir.
Eğri oturalım doğru konuşalım ve hatta başımıza gelecekleri göze alalım; Türkiye&#8217;deki gündeme gelen serbest yazarların ve köşe yazarlarının büyük çoğunluğu ideolojik yakınlık ve kayırıcılık gibi nedenlerle bulundukları yere gelmiştir. Ortamı işgal eden kalemlerden ancak çeyreği mesleğini-görevini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/tecavuz-kadina-siddet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-16233" title="tecavuz-kadina-siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/tecavuz-kadina-siddet.jpg" alt="" width="210" height="184" /></a>Olayların içeriğini, nedenini ve hatta sonucu kavrayabilmenin derecelerini belirtmek için pekâlâ &#8220;<strong>büyük resme ve küçük resme</strong>&#8221; bakmak ayrımına dikkat çekilir.</p>
<p>Eğri oturalım doğru konuşalım ve hatta başımıza gelecekleri göze alalım; Türkiye&#8217;deki gündeme gelen serbest yazarların ve köşe yazarlarının büyük çoğunluğu ideolojik yakınlık ve kayırıcılık gibi nedenlerle bulundukları yere gelmiştir. Ortamı işgal eden kalemlerden ancak çeyreği mesleğini-görevini hak etmiştir ve hakkıyla yerine getiriyordur, kalan kısım karanlık işlerin döndüğü bir çukurda debelenenlerden ibarettir, bu budur.</p>
<p>Ahlaki ve etik bulmadığımızda, siyasetin kirliliğine eleştiri getiririz, bu eleştiriye cevaben, bu kirliliğe legal diyebilen ağızlara dahi <span id="more-16232"></span>rastlayabiliriz&#8230; Hayır, olmaz öyle şey, demeyiniz, zira mevcut örnekleri var&#8230;</p>
<p>  &#8220;<strong>Siyasetçinin evlilik dışı ilişkisi</strong>&#8221; dediğimizde sanırım akla gelen ilk isim Bill Clinton&#8217;dur. Daha yakın bir tarihten hatırladığımız isim Deniz Baykal, bugün MHP&#8217;li isimler ve en son İMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn&#8217;dır.</p>
<p>  Clinton&#8217;un, Baykal&#8217;ın ve MHP&#8217;lilerin evlilik dışı cinsel ilişkilerinin ortaya döküldüğü kasetleri yorumlarken maalesef Kahn&#8217;ın taciz iddiaları aynı torbaya konuluyor, bu kesinlikle olmaması gereken bir durum, algıda yanılmaya yol açıyor, küçük resimle yapılan yanlış yorumlama, büyük resmi gölgeliyor.</p>
<p>  Taciz-tecavüz çok ciddi bir suç ve kesinlikle cinsellikle-cinsel arzularıyla açıklanmayacak kadar üzerine düşünülmesi gereken bir olay. Ancak tecavüz gibi sadece kadınları, bütün bir hayat boyu mağdur eden, neredeyse yaşam dışı bırakan bir realite erkek egemen siyasetin kirliliğinde &#8220;<strong><em>komplodur</em></strong>&#8221; başlığında görmezden geliniyor. Rızaya dayalı cinsel birliktelikler ile aynı potada yorumlanıyor.</p>
<p>  Siyasi ayak oyunları ve komplolar içerisinde, rızası dahilinde girdiği cinsel ilişki sonucu, tek taraflı olarak mağdur edilen kadın kimliği, tecavüz iddialarının komplo olarak yorumlanmasıyla bir kat daha artarak mağdur ediliyor. Kasetleri ortaya çıkan kişilerden erkek olanlar, hayatlarına kaldıkları yerden devam ederken, kadınlar o hayatın dışında kalıyor.</p>
<p>  Mesele tek kadın kimliği-kişiliği mağduriyetinde, evlilik dışı ilişkiye giren kadınların mağduriyeti ile bitmiyor, evli olan kadınlar yani eşlerinin-kocalarının kasetleri ortaya dökülen kadınlar da mağdur ediliyor. Clinton&#8217;un eşi, Baykal&#8217;ın eşi ve hatta Kahn&#8217;ın eşi, tüm mağduriyetlerine, kırgınlıklarına, kırılan gurularına rağmen, sırf kamuoyu önü ikiyüzlülüğünün baskısıyla, belki istemedikleri halde eşlerinin-kocalarının yanlarında duruyor ve savunuyorlar, savunulacak neresi varsa?</p>
<p>  Siyasi erki elde bulundurmak için, kadın ırkına(?) teması cinsellik olan bir girişimle, rolü metres olsun, rolü eş olsun, rolü tecavüz-taciz mağduru olsun her şekilde zaten önce zihnen tecavüz ediliyor. Zihinlerdeki tecavüz gerçekleştikten sonra bedensel tecavüzler, tacizler sadece &#8220;<strong><em>komplo</em></strong>&#8221; başlığında eritiliyor, konu bile edinilmiyor.</p>
<p>  Kahn olayında kesinlikle taciz-tecavüz vardır demiyorum, olayın komplo olma ihtimalini de göz önünde bulunduruyorum ancak bir tecavüz iddiasının sadece &#8220;<strong><em>komplodur</em></strong>&#8221; şeklinde yorumlanmasına eleştiri getiriyorum.</p>
<p>  Dünyada her yıl 700 bin kadın tecavüze uğruyor, eminim birçok tecavüz mağduru çevre etkisi nedeniyle bunu gizliyor. Böyle bir vahşet karşısında, yeni bir vahşet iddiası çürütülüyor. Bu yetmiyor, kasetler üzerinden siyaset yapılıyor&#8230;</p>
<p>  Acaba kaset skandallarında, bu gizli görüntüleri kaydeden ve yayımlayanları bulup, cezalandırmak yerine, sırf siyasi rant nedeniyle &#8220;salt&#8221; kasetleri ortaya dökülenleri hedef alanlar, yarın 16 yaşındaki kız çocuklarının aynı muamele ile şantaja mağdur kalabileceklerini sağladıklarını biliyorlar mı?</p>
<p>  Küçük resim erkek egemen siyaset eliyle gözlerimizi ve zihinlerimizi boyarken, büyük resim kadınların olmadığı-saf dışı bırakıldığı bir şekilde yeniden çiziliyor.</p>
<p><strong>  Aslında her komplo bir &#8220;tecavüz&#8221; değil mi esasen? Kadın, erkek ayrımı gütmeden, insan hakkına, mahremiyet hakkına, tecavüz değil mi?</strong><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/19/her-komplo-tecavuz-degil-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/19/her-komplo-tecavuz-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(8): işkenceyi destekleyebilir! »</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/17/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir8-iskenceyi-destekleyebilir-%c2%bb/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/17/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir8-iskenceyi-destekleyebilir-%c2%bb/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 11:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'nin Hürriyet Gazetesi Problemi]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[İşkence]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15768</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Diyarbakır Cezaevi ile ilgili, sadece işkenceleri değil o işkencelerin yapılmasını mümkün kılan ortamın tamamlayıcılarını da yargılamak gerektiğini belirten Orhan Miroğlu, buna Nürnberg Mahkemeleri&#8217;ni örnek gösteriyor. Bu mahkemelerde görülen davalardan birçok şey öğrenilerek soruşturma ve yargılamanın yürütülmesini isteyen Miroğlu, &#8220;Çünkü Nürnberg Mahkemeleri&#8217;nde Nazizm yargılandı. Alman toplumunu etkileyip bu kadar muazzam felakete yol açılmasını sağlayan medya ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/10/logo_hurriyet1.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-407" title="logo_hurriyet1.gif" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/10/logo_hurriyet1.gif" alt="" width="198" height="54" /></a>&#8220;&#8230; Diyarbakır Cezaevi ile ilgili, sadece işkenceleri değil o işkencelerin yapılmasını mümkün kılan ortamın tamamlayıcılarını da yargılamak gerektiğini belirten Orhan Miroğlu, buna Nürnberg Mahkemeleri&#8217;ni örnek gösteriyor. Bu mahkemelerde görülen davalardan birçok şey öğrenilerek soruşturma ve yargılamanın yürütülmesini isteyen Miroğlu, &#8220;Çünkü Nürnberg Mahkemeleri&#8217;nde Nazizm yargılandı. Alman toplumunu etkileyip bu kadar muazzam felakete yol açılmasını sağlayan medya ve gazeteciler de bundan sorumlu tutuldu.&#8221; diyor. Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere medyanın Diyarbakır Cezaevi&#8217;ndeki kişileri düşman olarak gösterdiğini hatırlatan Miroğlu, &#8220;Fotoğraflarımızın altına &#8216;teslim alındılar&#8217; yazılıyordu. Savaş esiri muamelesi görüyorduk. Bu medya tarafından pompalanıyordu. Savcı, hepimizi düşman gibi görüp sürekli işkenceyi hazırlayan ortamın müsebbiplerini de bulmalıdır.&#8221; değerlendirmesini yapıyor&#8230;&#8221;</em> <a href="http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1122528&amp;title=diyarbakir-cezaevinde-7-yil-kalan-miroglu-iskence-sorusturmasi-genelkurmaydan-baslamali" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/17/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir8-iskenceyi-destekleyebilir-%c2%bb/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/17/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir8-iskenceyi-destekleyebilir-%c2%bb/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(7): Bebek öldürmeyi övebilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir7-bebek-oldurmeyi-ovebilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir7-bebek-oldurmeyi-ovebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 08:28:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikopatlar]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[Ülkücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15641</guid>
		<description><![CDATA[TTNET tarafından çocukları şiddetten koruma listesine alınmış (? kısmen engellenen) Haber-Erk sitesinden alıntı:
&#8220;Cepheye mermi taşırken bebeğini de yanına almak zorunda kalmış, yağmur yağınca bebeğinin örtüsünü alıp merminin üstüne örtmüş Türk kadını, dünyanın en güçlü kadınıdır. Ağlayış sesini düşman duymasın diye heyecanla bebeğini bağrına basan, korkudan değil düşman sesi duyup da cepheyi tespit etmesin diye, bebeğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/bebek_oldurme.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15644" title="bebek_oldurme" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/bebek_oldurme.jpg" alt="" width="250" height="188" /></a>TTNET tarafından çocukları şiddetten koruma listesine alınmış (? kısmen engellenen) <a href="http://www.habererk.com/kose-yazisi/597/turk-kadini.html" target="_blank">Haber-Erk sitesinden </a>alıntı:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Cepheye mermi taşırken bebeğini de yanına almak zorunda kalmış, yağmur yağınca bebeğinin örtüsünü alıp merminin üstüne örtmüş Türk kadını, dünyanın en güçlü kadınıdır. Ağlayış sesini düşman duymasın diye heyecanla bebeğini bağrına basan, korkudan değil düşman sesi duyup da cepheyi tespit etmesin diye, bebeğini kaybeden Türk kadını dünyanın en güçlü kadınıdır.&#8221;</em></p>
<p><em></em></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
</blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/11/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir7-bebek-oldurmeyi-ovebilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir7-bebek-oldurmeyi-ovebilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Bulaç&#8217;ı taşlamadan önce</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/ali-bulaci-taslamadan-once/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/ali-bulaci-taslamadan-once/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2011 14:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'nin Ali Bulaç Problemi]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15631</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
 Bir yanda tek kıstas olarak &#8220;başörtüsü&#8221; konusunu bayraklaştıran mümin kadınlar, diğer yanda onlarca kitabın müellifi, Türkiye&#8217;deki İslami hareketin yetiştirdiği sayılı verimli Yazarlardan Ali Bulaç.
&#8220;Rüyamda görsem hayra yormazdım&#8221; falan diye şaşkınlık cümleleri kurmak işin kolayına kaçmak olacağından anlamaya çalışmayı tercih ettim. Hiç üşenmedim kütüphanemden Ali Bulaç kitaplarını tek tek indirdim; Nuh&#8217;un gemisine binmek, Çağdaş Kavramlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.worldbulletin.net/resim/users/5_b.jpg" alt="" width="101" height="136" /> Bir yanda tek kıstas olarak &#8220;başörtüsü&#8221; konusunu bayraklaştıran mümin kadınlar, diğer yanda onlarca kitabın müellifi, Türkiye&#8217;deki İslami hareketin yetiştirdiği sayılı verimli Yazarlardan Ali Bulaç.</p>
<p><em>&#8220;Rüyamda görsem hayra yormazdım&#8221;</em> falan diye şaşkınlık cümleleri kurmak işin kolayına kaçmak olacağından anlamaya çalışmayı tercih ettim. Hiç üşenmedim kütüphanemden Ali Bulaç kitaplarını tek tek indirdim; <strong><em>Nuh&#8217;un gemisine binmek, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İslam ve Fanatizm, Kutsala, Tarihe ve Hayata Dönüş&#8221;</em></strong> kitaplarına şöyle bir göz gezdirdim. Kalemle altını çizdiğim pasajları bir daha okudum, doksanlı yıllarda yüceltilen Batı&#8217;ya karşı İslam&#8217;ın entelektüel düzeyde bayraktarlığını yapan bu adamın saptamalarına karşı bir daha hayran kaldım. Doksanlı yıllarda, Orta Çağın cadı avına çıkan engizisyonistlerin Türkiye ayağını oluşturan Laikçi Cepheyi, o günden kara günlerin beklediğini muştulamakta Üstat(bkz. Kutsala, Tarihe ve Hayata Dönüş, sayfa 82). Meseleyi Abdülhamit Döneminden doksanlı yıllara kadar<span id="more-15631"></span> getirdikten sonra öyle bir gelecek tarifi yapmış ki bir tek Ak Partinin adını vermiyor ve <em>&#8220;görünen köy kılavuz istemez&#8221;</em> diyerek paragrafı sonlandırıyor.</p>
<p>Duruşunu hiç değiştirmemiş, samimiyetinden zerre miskal taviz vermemiş, bilenlerin konuşmaktan imtina ettiği dönemde lâl kesilmemiş, her devirde muteber bir insan Ali Bulaç.</p>
<p>Çocukluğum materyalizme karşı dini ve dindarları savunan Said Nursi&#8217;yi okumakla geçtiyse, gençliğim de Batı&#8217;ya karşı her alanda geri düştüğümüz gerçeğini bize dillendiren Ali Bulaç&#8217;ı anlamakla geçti. Tüm bu okuduklarımdan anladığım da yaklaşık elli senede bir yeni dertler sarmalına girip, buradan nasıl çıkacağımızı tartışmakla geçiyor. Türkiye&#8217;de İslam devamlı netameli bir meseledir ve sorun yaratmada çevrenin katkısı inkâr edilemese de kendinin de bu konuda iyi bir potansiyeli vardır.</p>
<p>Bu tespiti yapmak için Ali Bulaç olmaya gerek yok; Doksanlı yıllarda Ali Bulaç&#8217;ın dillendirdiği bir gerçek vardı: <strong><em>&#8220;Kişi düştüğü yerden kalkar</em></strong>&#8221; derdi Ali Bulaç. Bilimde, sanatta, politikada, her alanda düşmüş bir İslam Enteljansiyasının, bu alanlarda belini doğrultamadıktan sonra kendi arz-ı mev&#8217;udunu oluşturamayacağını söylüyordu. Muhafazakâr aileler bu uyarıya kulak mı astılar, yoksa tamamen tesadüf müdür bilinmez, bu kesimde yaklaşık çeyrek asırdır ilim irfana yönelmek gibi benim için sağlıklı bir gelişme var. Başörtüsü sorununun On İki eylül sonrasında ağırlıklı olarak Ülke gündemine oturması da bu yüzdendir. Kendine biçilen figüranlığa yüksek sesle itiraz eden, muktedir olamasa da iktidardan pay talep eden Muhafazakârlarla tanıştı o yıllarda Türkiye.</p>
<p>Belki de 80-90 arasındaki dilimde &#8220;mürteci&#8221; damgası yemek o kesim için önemliydi. Bu yüzden olsa gerek bir utangaçlık, bir çekingenlik vardı. Kendi kadrolarını daha tam olarak oluşturamamış bir hareket için rakibinin iltifatlarına mazhar olabilmek önemliydi, hatırlayın. &#8220;Alayına isyan&#8221; parolasıyla yola çıkan Şevki Yılmaz, Hasan Mezarcı, Hasan Hüseyin Ceylan gibi karakterlerin olağan şüpheli sayılmadığı yıllardı o yıllar.</p>
<p>Büyük kentlere taşınan taşra kökenli ailelerin hayalleri de büyümüştü artık. Kız çocuklarını okula göndererek &#8220;mürteci&#8221; yaftasını bir utanç vesilesi olarak değil, bir onur madalyası olarak taşımaya başladılar. Bugünleri hayal edebilmek hala çok uzak olsa da yıllardır aradıkları siyasi liman da artık emirlerindeydi: Refah Partisi!</p>
<p>İktidardan haklı olarak pay isteyen Muhafazakârlar için süklüm püklüm geçen yıllar artık geride kalmıştı. &#8220;Kişi düştüğü yerden kalkar&#8221; düsturunun müellifi Ali Bulaç&#8217;ı haklı çıkarırcasına okulların önünde başörtülü kızlar Türkiye&#8217;nin geleceğini inşa etmek için sırada bekliyorlardı. Yalnız da değillerdi; halen azınlık statüsüne reva görülseler de arkalarında bir siyasi partileri, yavaş yavaş serpilmeye başlayan kendi burjuvazileri oluşmaya başlamıştı. Cemaat dahi Şualar&#8217;ı, Lemalar&#8217;ı şimdilik kaydıyla bir kenara bırakmış Ali Bulaç&#8217;ın müjdelediği ‘Yeni Türkiye&#8217;nin kadrolarını oluşturmak için harıl harıl çalışmaya başlamıştı.</p>
<p>Belki de rahmetli Hoca&#8217;nı işaret ettiği &#8220;ağır sanayi hamlesi&#8221; bu ülkede gerçekleşemedi ama o yıllardan bu yıllara kendiliğinden uzanan &#8220;ağır eğitim hamlesi&#8221; bizi bugünlere getirdi. Fakat dediğim gibi, belirli periyotlarda girdiğimiz dertler sarmalı var ki yine onlardan birinin içinden geçiyoruz. &#8220;İktidarı Hazmetme&#8221; problemiyle karşı karşıyayız ve ilk defa karşılaştığımız bu problemin başımızı ağrıtacağı aşikâr.</p>
<p>Tamamen Muhafazakâr Siyasetin başarısı sayesinde Kışlasına çekilmiş Askerin, memur olduğunu hatırlayan Bürokrasinin, dişleri sökülmüş, tüm kaleleri zapt edilmiş bir medyanın boşalttığı alanda bizim mahallenin mağdurelerinin &#8220;intikam&#8221; çığlıkları yankılanmakta artık. Ali Bulaç gibi bir ekolün dahi kendilerini uygun bir dille uyarmalarına tahammülü olmayan bu kardeşlerimin durumu biraz da ‘uç bir örnek olmakla birlikte&#8217; Reşat Halife&#8217;nin Kur&#8217;an&#8217;ı test etmesine benziyor; Mısır asıllı Amerikan vatandaşı Reşat Halife 19 sayısını esas alarak Kur&#8217;an&#8217;ı test etmeye kalkar ve ‘19&#8242; kriterine uymadığı için tevbe Suresinin son iki ayetini atmaya kadar gider iş.</p>
<p>Sadece &#8220;Başörtüsü&#8221; kriterine uymadığı için Ali Bulaç&#8217;ı pazartesi günü &#8220;Yobaz Laik&#8221; ilan eden günümüz Reşat Halife&#8217;lerinin durumudur beni endişeye sevk eden. Samimi davası uğruna onlarca kitap, binlerce yazı yazmış bir mütefekkiri dahi kendine tekzip ettirdiğinin farkındadır umarım bu Kardeşlerimiz. Başörtüsüne karşı yıllarca &#8220;simge&#8221; muamelesi yapan bir güruha karşı, &#8220;hayır, inançtır&#8221; diye göğüs germiş bir Ali Bulaç&#8217;a bu kadar ağır ithamlarda bulunmak bir vicdan muamelesini gerektirmektedir. Keşke bu Kardeşlerimiz soyutlaştırdıkları, içini boşaltıp bir kumaş parçasına döndürdükleri başörtüsünü bir kriter olarak almayıp kavramı zenginleştirmek yoluna gitselerdi. Mesela bir rol model üzerinde çalışsalardı. Gerçekten yeterliliği üst seviyede olan bir bayanın, bu çağda saçma sapan bir yasak olan başörtüsü yasağı yüzünden Meclis&#8217;e giremediğini bize anlatsalardı da yanlarında olabilseydik. O zaman çıtayı daha da yükseltip Meclis Başkanlığı talep ederdik emin olun. Fakat inançlarım yaptığınız &#8220;kayıtsız, şartsız biat çağrısına&#8221; bigane kalmamı emrediyor.</p>
<p>Çünkü şundan eminim ki muhafazakârların sahip olduğu en güçlü kurum olan siyaset dahi bugün bu ülkede, büyük oranda devşirmeler eliyle yürümekte. Niteliğin değil, niceliğin önem kazandığı günlerden geçiyoruz. Tayyip Erdoğan&#8217;ın iki dudağının arasında olan bu yasağı sonlandırmaktaki ağırdan alışı da bu yüzdendir. Normalde karşı cenahın söylemi olması gereken &#8220;başörtülü aday yoksa, oy da yok&#8221; söylemine soğuk durulması da bu sebeptendir. Bir aforizmadan öteye gitmeyecek olan bu paradoksun ilk büyük kurbanı bugün Ali Bulaç olarak görülse de sahiplerine bumerang etkisi yapması an meselesidir.</p>
<p>Umarım gün gelip aslımıza rücu etmek gerektiğinde, kırdığımız büyüklerimizden helallik dilemek zorunda kalmayız&#8230;<a name="_GoBack"></a></p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse …</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/10/ali-bulaci-taslamadan-once/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/ali-bulaci-taslamadan-once/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(6): Kürt düşmanlığı değişmeyen malzemesidir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2011 22:12:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15627</guid>
		<description><![CDATA[2005

1937

 
&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;">2005</h2>
<h2 style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/turk_solu_dergisi.gif"><img class="alignnone size-full wp-image-15628" title="turk_solu_dergisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/turk_solu_dergisi.gif" alt="" width="251" height="363" /></a></h2>
<h2 style="text-align: center;">1937</h2>
<h2 style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/dersim-haziran-1937.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15629" title="dersim-haziran-1937" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/dersim-haziran-1937.jpg" alt="" width="495" height="498" /></a></h2>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(3): İç savaş çıkarabilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2011 08:07:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15451</guid>
		<description><![CDATA[
6 Eylül 1955 akşamı İstanbul Ekspres Gazetesi&#8217;nin &#8220;Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;teki evine bomba atıldı&#8221; şeklinde verdiği yalan haberle milliyetçi gruplar ellerinde taşlar ve sopalarla Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin bulunduğu mahallelere geldiler.
İstanbul&#8217;daki Rum, Ermeni, Yahudi asıllıların ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Gayrimüslim vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari.jpg" alt="" width="346" height="274" /></strong></p>
<p>6 Eylül 1955 akşamı İstanbul Ekspres Gazetesi&#8217;nin &#8220;Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;teki evine bomba atıldı&#8221; şeklinde verdiği yalan haberle milliyetçi gruplar ellerinde taşlar ve sopalarla Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin bulunduğu mahallelere geldiler.</p>
<p><img id="image326" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1007.gif" alt="eylul_1007.gif" width="204" height="125" align="right" />İstanbul&#8217;daki Rum, Ermeni, Yahudi asıllıların ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Gayrimüslim vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardımıyla sağlandı.</p>
<p>Mezarlar tahrip edildi.</p>
<p><img id="image327" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1001.jpg" alt="eylul_1001.jpg" width="206" height="123" align="right" />Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşya tahrip edildiği ve yakıldığı gibi, bazı kiliselerin tamamı ateşe verildi.</p>
<p>Olaylar sırasında ikisi din adamı olmak üzere 13 ile 16 arası Rum ve bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti, 32 Rum da ağır yaralandı.</p>
<p> </p>
<p><img id="image328" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1006.gif" alt="eylul_1006.gif" width="165" height="198" align="right" />Maddi zarar ise 4.348 ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000′in üzerinde evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıktı.</p>
<p>Olaylar sırasında bazıları komşularının dükkânlarına Türk bayrakları asarak yanmaktan kurtarırken kargaşayı fırsat bilen çok sayıda İstanbullu ortaya saçılan malları yağmalamaktan çekinmedi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da sıkıyönetim ilan edildi. Bu olaylar 27 mayıs Darbesi&#8217;ni meşru göstermek için de kullanıldı..</p>
<p> <img id="image330" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1013.jpg" alt="eylul_1013.jpg" width="154" height="111" />  <img id="image332" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1012.jpg" alt="eylul_1012.jpg" width="141" height="109" />  <img id="image331" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1010.jpg" alt="eylul_1010.jpg" width="150" height="107" /></p>
<p>Tavsiye okuma:</p>
<p><a title="Permanent Link to Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi(2): Dayatılan Son, İhtilal!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/28/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi2-dayatilan-son-ihtilal/">Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi(2): Dayatılan Son, İhtilal!</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Atatürk'ün evine bombayı MİT attırdı" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/">Atatürk&#8217;ün evine bombayı MİT attırdı</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Güz Sancısı ve 6-7 Eylül Olayları" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/02/06/guz-sancisi-ve-6-7-eylul-olaylari/">Güz Sancısı ve 6-7 Eylül Olayları</a></p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(2): Savaş çıkarabilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-savas-cikarabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-savas-cikarabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2011 13:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'nin Hürriyet Gazetesi Problemi]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15425</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kardak-hurriyet-1996.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15426" title="kardak-hurriyet-1996" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kardak-hurriyet-1996.jpg" alt="" width="492" height="429" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/29/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-savas-cikarabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-savas-cikarabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk&#8217;un Üstündedir(1): Nazım&#8217;ın Yüzüne Tükürebilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 10:14:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15401</guid>
		<description><![CDATA[Bir fikir sırf kitap / gazete haline geldi diye kutsallık, dokunulmazlık kazanmaz. Söz güçtür. Silah, kas gücü ve para gibi renksiz ve kokusuzdur. İyi amaçla kullanılabileceği gibi kötü amaçla da kullanılabilir. Söz vardır savaş başlatır, söz vardır savaş bitirir. Bu bağlamda basın ve ifade SERBESTLİĞİ de bir değer değildir, bir gücün serbestçe kullanılmasıdır.
&#8220;Sayın Dumanlı&#8217;nın başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir fikir sırf kitap / gazete haline geldi diye kutsallık, dokunulmazlık kazanmaz. Söz güçtür. Silah, kas gücü ve para gibi renksiz ve kokusuzdur. İyi amaçla kullanılabileceği gibi kötü amaçla da kullanılabilir. Söz vardır savaş başlatır, söz vardır savaş bitirir. Bu bağlamda basın ve ifade <strong>SERBESTLİĞİ</strong> de bir değer değildir, bir gücün serbestçe kullanılmasıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sayın Dumanlı&#8217;nın başka gazetelere bakmaktan artık Zaman okumaya vakti olmuyor herhalde. Bugünkü Zaman&#8217;da &#8220;öldüren&#8221; bir haber: &#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=638639">Sünnetsiz kundakçı DTP adına kurban derisi toplamış</a></em><em>&#8221; Aslında Zaman bunu ilk defa yapmıyor ama bu kez altını ısrarla çizmekte fayda var. <strong>Hıristiyan öldürmenin biraz daha &#8220;ucuz&#8221; olduğu garip bir adalet sistemimiz var</strong>. Yeni anayasanın ve yargı reformunun bu konuda yavaş ama kalıcı iyileştirmeler getireceği umuluyor.&#8221;</em> (<a title="Permanent Link to Zaman Gazetesi ırkçı mı oluyor?" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/16/zaman-gazetesi-irkci-mi-oluyor/">Zaman Gazetesi ırkçı mı oluyor?</a>)</p>
<p><strong>ÖZGÜR</strong> gazeteci ile <strong>SERBEST</strong> gazeteci arasında fark vardır. Gazeteci kalemini kana bula<strong>MA</strong>mak ya da sat<strong>MA</strong>mak için icabında kırabilmelidir. Yani kariyer, şöhret, maddî kazanç hatta hayatını bunların fevkinde bir <strong>&#8220;DEĞER&#8221;</strong> uğruna feda edebilirse basın <strong>ÖZGÜRLÜĞÜNDEN</strong> bahsedilebilir.</p>
<p>Altın zincirlerle klavyelerine mıhlanmış günümüz gazetecileri ise çoğunlukla <strong>SERBESTTİR</strong> ama <strong>ÖZGÜR</strong> değildir. (Bkz. <a title="Permanent Link to Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür..." href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/">Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür&#8230;</a> )</p>
<p>özgürlükleri sınırlayan, şiddeti, ırkçılığı teşvik eden gazete ve kitaplar da özgür olmalı mıdır? Resmî ideolojinin hizmetinde <span id="more-15401"></span>olan, PKK ya da Ergenekon gibi terör örgütlerine çalışan gazeteciler Hukuk&#8217;un üstünde midir?</p>
<p> Kürtçeyi yasaklamak gerektiğini savunan bir kitap yazılsa bu kitap ve yazarını <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?  </p>
<p>Başörtüsü yasağını savunan yayınları <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?  </p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetlerini isyana ve eşkıyalık yapmaya teşvik eden, <strong><em>&#8220;ordu göreve&#8221;</em></strong> diye manşetler atan insanları <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?</p>
<p>İnsanî <strong>ÖZGÜRLÜK</strong> ile hayvanî <strong>SERBESTLİK</strong> arasında net bir seçim yapmış olan, adeta kiralık katil ya da silah tüccarı gibi çalışan gazetecileri Hukuk&#8217;un üstünde görmek demokrasiye hizmet eder mi? Yoksa tersine bu insanların herkes gibi kanun önünde hesap vermesi gerektiğini mi savunmalıyız?</p>
<p>Hannah Arendt&#8217;in söylediği gibi söz söylemekle başlar politik eylem. Özgürlük kavramı çoğuldur, politiktir.</p>
<p>Şiddet karşısında politik eylemin bittiği yer yine sözdür. Söz eğer zalimin elinde oyuncak olmuşsa Kalp kalesinin düşmesi de muhtemeldir. Zira Kur&#8217;an&#8217;ın ve Sünnet&#8217;in öğrettiği gibi zulüm karşısında toplu direnişin son durağıdır söz söylemek. Sonra elde kalan, imanın <strong>&#8220;en zayıf/düşük derecesi&#8221;</strong> olan kalp ile buğz etmektir&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin <strong>Hukuk&#8217;a öncelik veren bir gazetecilik anlayışına</strong> acilen ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aşağıda eski bir gazete kupürü var. Haber eski ama kullanılan &#8220;gazetecilik tekniği&#8221; basınımızın hâlâ çok sevdiği bir teknik. Daha yeni örnekler için buraya bakabilirsiniz: <a href="http://www.nefretsoylemi.org/">http://www.nefretsoylemi.org/</a>:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>..Eşref&#8217;in Abdülhamide verdiği tavsiye aklımıza geliyor. Bu tavsiye resmini teksir etip dağıttır ki millet doya doya yüzüne tükürsün mealindedir. </em><em>Bizde yukarıdaki Nazım resmini bu gaye ile basmış bulunuyoruz</em>&#8220;</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090206_derin_dusunce_org_nazim_hikmet.jpg" alt="" width="411" height="199" /></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı iyidir hoştur da&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 20:12:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14466</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.
Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3532" title="20090220_derin_dusunce_org_osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli-287x300.jpg" alt="" width="214" height="219" /></a>Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.</p>
<p>Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir tartışmanın da alevlendiği malumunuzdur. İşin alaylısı değil de mekteplisi olmam hasebiyle şu saptamayı yapmama müsaade edin: <strong>Cinsellik satar!</strong></p>
<p>Yazılanlardan çizilenlerden anladığım kadarıyla bir kesim toz kondurmazken, bir kesim de bitmez tükenmez kompleksiyle Üç kıtada at oynatmış Osmanlıyla sidik yarıştırmaya girmek gibi ancak ahmaklara mahsus bir büyük günaha davetiye çıkarmak üzere. Ekranda oynayanın altı üstü bir dizi olduğu gerçeğini unutanlar yine bildik ritüelleri tekrarlıyorlar hala.</p>
<p>Bakın, Osmanlıyı kötülemek için söylenenler Osmanlının çok büyük olduğunu değiştirmez. Nasıl ki içinde TBMM&#8217;yi de barındırsa İstanbul havada karada Ankara&#8217;yı yerse, Osmanlı&#8217;da TC&#8217;yi yer. Günümüz dünyasında Osmanlı&#8217;yı kıyaslayacağınız tek ülke Amerika Birleşik Devletleridir. Kıyas kabul etmez de, bugünün Türkiyesiyle o devirlerden birini kıyaslayacaksanız Karamanoğulları, Germiyanoğulları gibi beyliklerle<span id="more-14466"></span> ilgilenmelisiniz.</p>
<p>Osmanlı Padişahlarının eşlerinin yabancı uyruklu olmalarına atıf yapanlar da boşuna sevinmesin, Padişahların öyle takıntıları hiç olmadı. Osmanlı pragmatistti ve bunu hiç inkar etmedi. Eşlerini yabancılardan seçerek Osmanlıyı, fethettiği ülkelerden aldığı kelimelerle de esas muhteşem olan Osmanlıcayı yarattı. Dedesinin mezar taşını okumaktan aciz olan adam nasıl ki Osmanlıcaya çamur atmakta beis görmezse, Osmanlının &#8220;devleti bekası için&#8230;&#8221; mantığını anlamayan adam da padişahın yatak odasını röntgenler o kadar.</p>
<p>         Osmanlının her şeyini bir yana bırakın, sadece &#8220;<em>dil konusu</em>&#8221; bile bu ülkede yaşanan ahmakça kompleksi gözler önüne sermeye yeter. Osmanlıcayı beğenmeyip, yabancı sözcüklerden temizlemeye kalkanların parolası neydi biliyor musunuz: <em>&#8220;Türk ulusuna Türklüğünü duyurmak&#8221;</em>. Dünyanın en geçerli dili olan İngilizcenin % 60 oranında yabancı kelimeye sahip olmasına rağmen neden hala revaçta olduğuna dair bir açıklama duydunuz mu siz hiç. Peki, orijinali Osmanlıca olan ve hemen herkesin hitabet Edebiyatının en muhteşem eserlerinden biri diye taltif ettiği Nutuk&#8217;a rağmen CHP&#8217;nin 1935 yılı programını yayımlarken arkasına 170 kelimelik sözlük koymasına ne diyeceksiniz? Kullanılan kelimeleri yazayım da, <em>&#8220;Sözlük ne alaka?&#8221;</em> diye oyunbozanlık yapanlara yardımcı olayım. <em>&#8220;klas kavgası ergesi, ertik okulları, özel yönetgeler ve şarbaylıklar, yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları, arsı ulusal ergelerle cemiyet yapmak&#8230;&#8221;</em> Sevan Nişanyan&#8217;ın deyimiyle, en azından bir ilke imza atılmıştır: <strong><em>Dünya tarihinde bir sözlükle yayımlanan tek parti programıdır kendisidir.</em></strong></p>
<p>         <em>&#8220;Dil Devrimine sataşmak&#8221;</em> gibi kerameti kendinden menkul bir günaha duhul olduğumu beyan edecek çağdaş devrim yobazlarına da şunu hatırlatmak üzerime farzdır; 1860 ve 1923 yılları arasında gazete makalesi, siyasi parti beyannamesi gibi eserlerde kullanılan &#8220;öz&#8221; Türkçe kelime oranı %20-40 arasındayken, bu oran Nutuk&#8217;da %22 civarındadır. Allah çarpmasa, Atatürk çarpar adamı, aklınızı başınıza alın!</p>
<p>         Osmanlıdan bugün olduğundan daha şiddetle kompleks duyanların kendi muhteşem yüzyıllarında yaptıkları Dil Devrimiyle Türkçeden yaklaşık altmış bin kelime atılmış, yerine de üç bin yüz kelime konulabilmiştir. Bir başka deyişle Türkçe yazı dili %68 oranında fakirleşmiştir. Keşke bu aşağılık duygusuna esir olmayıp da zengin dilimizle hüküm sürebilseydik diyeceğim amma çok geç. Geldiğimiz nokta ortada: &#8220;<em>Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan / Bir gözleri ahuya zebun etti felek beni&#8221;</em> diye yazan Şairlerin Padişah olduğu Osmanlıdan, ortalama iki yüz kelimeyle konuşulan bir gündelik dille idare eden bir Türkiye Cumhuriyetine giden yol&#8230;</p>
<p>         Cihan Padişahı namıyla maruf bir büyük Devlet Adamı nezdinde Osmanlıyı anlatmaya bir dizi yetmez. Peşinen söyleyeyim, Osmanlıyı okumakla da bitirmek pek mümkün değildir. Naçizane tavsiyem, Osmanlıyı yabancıların kaleminden okumanızdır. Gerçekten tanımak, öğrenmek istiyorsanız yabancı yazarlara yönelin, mümkünse bu yabancılar düşman saflarında yer alsın. Göreceksiniz ki kitap bittiğinde dilinizden düşecek kelime, okuduğunuz yazarla aynı kelime olacak: <strong>Muhteşem!</strong></p>
<p>         Osmanlı acımasızdır, merhametlidir, şairdir, sanatkardır, savaşçıdır, politiktir, düşmanlarına karşı kullanmak üzere debdebeyi de sever ama her şeyin ötesinde bir o kadar da zekidir. Yetmiş iki milletten müteşekkil bir imparatorluk olduğu için Türk olduğunu iddia edecek kadar akıl yoksunu değildi. Herkes Müslüman olursa haraç ve cizye verecek adam kalmayacağı için de cihanı Müslüman yapmak pek işine gelmedi. Özlem Kumrular&#8217;ın kitabında belirttiğine göre; haraç vermek Arnavutların işine gelmediği için kitleler halinde Müslüman olduklarında Osmanlı bu durumdan pek de memnun olmamıştır.</p>
<p>         <em>&#8220;Osmanlıyı öğrenmeden önce anlamak lazım</em>&#8221; sözü de bu yüzden boş bir söz değildir. Ecdadımız sağ olsun kelle de uçurmuştur, adamı kazığa oturtup iki yeniçeri nezaretinde İstanbul sokaklarını da gezdirmiştir, kestiği kafaları kah mızraklarının ucuna takmış yabancı elçilerin önünde resmi geçit yapmıştır, kah Tuna Nehrine atıp düşmana korku salmıştır, kah kellelerden piramit yapmıştır.</p>
<p>         Şaşırmayın! Osmanlı gaddar mıydı? Evet gaddardı; gerektiğinde sınırları zorlayacak kadar gaddardı hem de. Gaddar olmasını gerektiren de çok önemli bir sebebi vardı: <strong><em>O bir Cihan imparatoruydu.</em></strong> Fakat Osmanlının gaddarlığı zulüm olarak alınmaz. Daha çok pragmatist (faydacı) bir zekası vardır bu konuda. Halet Efendi&#8217;nin İkinci Mahmut hakkında söylediği bir söz durumu özetler mahiyette<em>: &#8220;Köstebek sessizce ve karanlıkta çalışır ama yolunu amacına göre yapar. Kaplumbağa yavaştır ama her çıktığı basamaktan emin olursa, sonunda tepeye ulaşır. Akrep sessiz ve aşağılık bir sürüngendir ve avını sokup öldürünceye kadar iğnesini saklar&#8221; </em>. Kaba anlatımıyla, gücünün doruğunda bir Osmanlı&#8217;nın 5N1k gibi bir gündemi olmadı. Onun formülü basitti: 2N (ne zaman, nasıl).           Askeri Yorumcu Mareşal de Tavannes&#8217;in bir saptaması vardır. Der ki: <em>&#8220;Türklerin ateşi kanla söndürmek gibi garip bir tarzları var&#8221;. </em>Bu sözü ona söyleten sebep de bir kuşatma esnasında karşılaştığı tablodur. İş o hale gelir ki, siper kazan kura neferlerini öldürmekten düşman bıkar, mühimmat biter ama nefer bitmez, daha da ilginci düşman ölmekten bıkmaz&#8221;. Fatih Sultan Mehmet de ilginç bir karakterdir bu konuda. Tek başına &#8220;kardeş katli fermanı&#8221; dahi yeterken İstanbul kuşatması esnasında cereyan eden olay da ilgimi çekmişti. Kuşatma öncesi kapsamlı bir af çıkarır Fatih. Herkes &#8220;neden&#8221; sorusunun peşindeyken amaç kısa sürede ortaya çıkar. Afla salıverilenlerin hepsi kendini Bizans surlarının önünde bulur bir anda. Sonuç malum tabi: Toplu kıyım! Çift taraflı bir fayda sağlanmıştır; hem düşman zayıflatılmış hem de memlekette kapsamlı bir temizlik(!) hasıl olmuştur.</p>
<p>         Söz Fatih&#8217;ten açılmışken isterseniz onu bir de Venedikli bir düşmanından dinleyelim: <em>&#8221; Saygıdan çok korku uyandırır, amacında inatçı, üç dili çok iyi bilir, Papaların, kralların, ülkelerin tarihçelerini ezbere anlatır, Önünde daima Avrupa&#8217;yı gösterir bir kabartma haritanın üzerinde çalışır, Romalılar ve krallıklarla ilgili metinleri okumaktan ve okutmaktan zevk alır&#8230;&#8221;</em></p>
<p>         Yanisi şu ki; Osmanlıyı harem dairesinin anahtar deliğinden gözetleyerek öğrenmeye kalkmak, abesle iştigalden öte bir mana ifade etmez. <strong><em>Dünyanın tanıdığı ismiyle Muhteşem Süleyman&#8217;ı bir harem dairesine sığdırmak, kompleksle cilalanmış, içinde nefret barındıran bir zekayı gerektirmekte.</em></strong></p>
<p>         Tecrübeyle sabittir, o da bizde fazlasıyla mevcut&#8230; (bkz. İskender Pala- iki darbe arasında)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Keşke haksız çıksaydım&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/keske-haksiz-ciksaydim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/keske-haksiz-ciksaydim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2010 22:01:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13444</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Güneydoğudan döndüğüm yıllar, başını TGRT&#8217;nin çektiği ve oradaki atmosferi &#8220;vatan, millet, Sakarya&#8221; üçlemesiyle Halka sunan &#8220;Mehmetçik&#8221; türü programların televizyonlarda arzı endam ettiği yıllara rastlar.
İşin nirvanasına membaında ulaştığımdan mıdır, hayatımın sonuna yetecek kadar mermi yakmışlığımdan mıdır bilmem, ne böyle halkın sinir uçlarını manipüle edici programlara tevessül etmişliğim vardır ne de tetik parmağıma bir kaşıntının nüzul ettiğine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2486" title="20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi.jpg" alt="" width="167" height="184" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Güneydoğudan döndüğüm yıllar, başını TGRT&#8217;nin çektiği ve oradaki atmosferi &#8220;vatan, millet, Sakarya&#8221; üçlemesiyle Halka sunan &#8220;Mehmetçik&#8221; türü programların televizyonlarda arzı endam ettiği yıllara rastlar.</p>
<p>İşin nirvanasına membaında ulaştığımdan mıdır, hayatımın sonuna yetecek kadar mermi yakmışlığımdan mıdır bilmem, ne böyle halkın sinir uçlarını manipüle edici programlara tevessül etmişliğim<span id="more-13444"></span> vardır ne de tetik parmağıma bir kaşıntının nüzul ettiğine şahidim geçen zaman zarfında.</p>
<p><em>&#8220;Yazmamın iyi olacağı&#8221;</em> telkinine icabet ettiğimiz için başımızdan geçenleri yazdık o kadar. Başka da bir maceramız yok. Romancılar için söylenen bir cümle vardır, bilirsiniz; <em>&#8220;Romancı, suya eğildiği zaman kendi aksini gören insandır&#8221;</em> der ismini bilmediğim bu güzel sözün müellifi. Çerçeveyi genişletince Romancı da, köşe yazarı da aynı kaynaktan beslenir: Bizatihi kendisi.</p>
<p>Televizyon izleme alışkanlığım hemen hemen sıfır olmasına rağmen &#8220;Mehmetçik&#8221; tarzı programların hala devam ettiğine şahit oldum geçende. İzlemedim ama format muhtemelen aynıdır sanırım.</p>
<p>Bu tarz programları yapanların ya çok kötü bir Danışman kadroları var, ya da herhangi bir kimseye danışmak zorunda hissetmiyorlar kendilerini. Şu anda ekranlarda Güneydoğuyla ilgili yapılan teatral çalışmaları izlemediğim için bir yorum yapamam ama en son &#8220;nefes&#8221; filmini izlemiştim. Orada da aynı kanıya vardığımı hatırlıyorum. <strong>Güneydoğu gerçeğini birebir yaşamış bir insanla, konu hakkında bir eser vücuda getiren birinin &#8220;tahayyülündeki Güneydoğu&#8221; birebir örtüşmemekte.</strong></p>
<p>&#8220;Birebir&#8221; çok masum kaldı bu cümlede. Bir adım daha gideyim ve açıkça söyleyeyim uzaktan yakından alakası yok. Hergeleler vardır bilirsiniz otogarlarda. Sizin gideceğiniz yer belli olmasına rağmen canhıraş feryatlarla parasını aldığı otobüs şirketine sizi yönlendirmeye çalışır. Ben bu tür programların yapımcılarını o hergelelere benzetirim. Pazarlamaya çalıştığı malın, müşterinin canına malolacağı endişesini taşımayan kötü bir hergeledir o aslında.</p>
<p>         Değişik mecralarda Dağlıca, Aktütün, Hantepe baskınları hakkında birçok yazı yazdım. Kanaatimce, bu baskınları diğerlerinden ayıran çok önemli farklar vardı. Yazdığım bu yazıların akabinde aldığım yorumların içerisinde, ‘Anamdan emdiğim sütün&#8217; kalitesini tartışan geri dönüşler de oldu. Burnunun ucunu görmekten aciz olan ve hangi mandıraya, nasıl bir kimlikle intisap ettiğini bilemediğim bu arkadaşlar karşısında haksız çıkmayı isterdim. Ben yaşanan bunca can kaybından önce haksız çıksaydım özür diler ve çeker giderdim. Oysa ki o günden bu güne sanal ortama düşen ses kayıtlarını göz önüne aldığınızda, bu cenahın <em>&#8220;la yemtenü küntü türab&#8221;</em> (keşke toprak olsaydım) demesi gerekiyor.</p>
<p>         Dağlıca olayının müsebbibi Yarbay Onur Dirik&#8217;in ses kayıtlarını video paylaşım sitelerinden dinleyebilirsiniz. Aynı Onur Dirik, bir yılbaşı gecesinde boynunda bir davul, elinde de o davulun tokmağı, basılmasının üzerinden elli gün geçmiş bir halde, Dağlıca&#8217;da ortaya çıkıyordu.</p>
<p>         Türk İnsanının zekasını aşağılayan bu beyaz cam hergelelerinin ilgi alanına neden  Onur Dirik girmez acaba? Bir şeyleri sorguladığınız zaman yalanın büyüsünün kaçacağından sebep mi, yoksa sorgulayan bireylerden oluşan bir toplumun ilgisini kaybedecekleri endişesinden mi?</p>
<p>         Bugünlerde yine bir ses kaydı var internette. <a href="http://www.terorihaneti.com/">www.terorihaneti.com</a> adlı siteden, ‘dağlıca ihaneti&#8217; başlığı altında dinleyebilirsiniz. Şiddetle tavsiye ederim dinleyin. İki Üst düzey komutanın olan biteni nasıl soğukkanlılıkla anlattıklarına şahit olun. Dinleyin ve olaydan günler sonra silahların kriminal incelemesini engellemek için silah deposunun nasıl havaya uçurulduğunu bir de kulaklarınızla duyun. Dinleyin ve 12.7 mm. Uçaksavar ve doçka silahlarından hangisinin daha ağır olduğunu tartışan ama o silahların oraya nasıl taşındıklarını es geçen komutanlarımızı tanıyın. Dinleyin ve Dağlıca baskını esnasında oradaki askerinin akibetini merak etmek yerine, tehlikeye düşen &#8220;Alay Komutanlığı&#8221; meselesini telefonla aradığı Karadenizli Müteahhitle tartışan Komutanın hikayesini dinleyin.</p>
<p>         Şiddetle tavsiye ederim dinleyin; İkibinli yıllarda, sınırlarımız dahiline, şehitlerimizi almak için helikopter indiremediğimizin hazin öyküsünü dinleyin.</p>
<p>         Ve düşünün, geçen yirmi beş sene, verilen maddi manevi kayıplar, birbirine düşman iki halk, yedi bin kişilik dağ kadrosunun karşısında yüzbinlerle ifade edilen bir güç. Sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır.</p>
<p>         Ben bu Ülkede, bu tablonun filmini çekecek cesur yönetmenler arıyorum.</p>
<p>         <strong>Ama işin kolayına kaçmadan Abidin&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/17/keske-haksiz-ciksaydim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/keske-haksiz-ciksaydim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gırgırına Muhalefet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/girgirina-muhalefet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/girgirina-muhalefet/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 15:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Karikatür]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Mizahı]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11621</guid>
		<description><![CDATA[ Süleyman Bilgesoy
Sosyal paylaşım sitesi üyeliğiniz varsa fark etmişsinizdir, normal zamanlarda paylaşılanlar Umut Sarıkaya, Yiğit Özgür - bir dönem Selçuk Erdem ya da Erdil Yaşaroğlu - karikatürleri, siyasi tartışmaların arttığı, tansiyonun çıktığı dönemlerde yerlerini popüler mizah dergilerimizin siyasi kapakları ya da 3. sayfa politik karikatürlerine bırakmakta. 
 Sencer Ayata&#8217;nın türban çözümünü mü eleştireceksiniz, gönderin bir karikatür; &#8220;ponpon kızlar&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/turk_mizah_dergileri.gif"><img class="alignright size-full wp-image-11629" title="turk_mizah_dergileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/turk_mizah_dergileri.gif" alt="" width="191" height="392" /></a> <strong><em>Süleyman Bilgesoy</em></strong></p>
<p>Sosyal paylaşım sitesi üyeliğiniz varsa fark etmişsinizdir, normal zamanlarda paylaşılanlar Umut Sarıkaya, Yiğit Özgür - bir dönem Selçuk Erdem ya da Erdil Yaşaroğlu - karikatürleri, siyasi tartışmaların arttığı, tansiyonun çıktığı dönemlerde yerlerini popüler mizah dergilerimizin siyasi kapakları ya da 3. sayfa politik karikatürlerine bırakmakta. </p>
<p> Sencer Ayata&#8217;nın türban çözümünü mü eleştireceksiniz, gönderin bir karikatür; &#8220;ponpon kızlar&#8221; yasağını mı içinize sindiremediniz iletin bir karikatür&#8230;</p>
<p> Bu sırada gün geçmiyor ki bir köşe yazarı siyasi bir karikatürü olumlu ya da olumsuz anlamda köşesine taşımasın. AKP-CHP arasında bile muhalefeti karikatür dergilerine havale etme tartışması yaşandı referandum sürecinde.</p>
<p> Siyasi karikatürle mizah yapmanın her zaman bir yavanlığa düşme-taraftarlıkla yaftalanma riski barındırmasını bir yana bırakırsak, karikatürün bu şekilde kullanılmasından memnunum, malum bir karikatür bazen sayfalarca metnin anlatamadığını anlatabilir. Lakin işin ilginç yanı birbirleriyle çelişkili fikirler içerebilen bu siyasi karikatürlerin aynı dergilerde, hatta bazen aynı çizerler tarafından çiziliyor olması; bu durumda ortaya çıkan soru şu: &#8220;mizah her zaman muhaliftir&#8221; önkabulune uyan, her türlü çarpıklığı gözler önüne seren, her türlü haksızlığa muhalefet eden bilinçli bir mizah dergisi-karikatür kültürümüz mü var yoksa işin aslı biraz daha farklı mı?<span id="more-11621"></span></p>
<p> Gerek gazetelerde yayımlanan, gerek kendilerine ait müstakil dergileri olan karikatürler ve ya genel olarak mizah dergisi fikri daima siyasetle içli dışlı olmuştur. Elbette tüm mizah dergiciliği tarihimizi bütünüyle burada ele alamayız ama geçmişten günümüze mizah dergilerimizin siyasetle olan ilişkilerine kısa bir bakış belki sorularımıza cevap ararken bize yardımcı olur. </p>
<p> <strong>Türkiye&#8217;de Mizah dergiciliği&#8230; </strong></p>
<p> Türkiye&#8217;deki mizah dergiciliğini incelediği tezinde Can Turhal Yalçınkaya mizah dergiciliğini 3 döneme ayırıyor: Gırgır-öncesi Dönem (1922-1972), Gırgır Paradigması (1972-1989) ve Gırgır sonrası (1990-2001). Bu <em>dönemlere ayırma</em> girişimi her ne kadar bence de isabetli olsa bile, tarihsel sürekliliği sağlamak adına Gırgır öncesi dönemi Osmanlı Mizah dergilerini kapsayacak şekilde genişletmeliyiz diye düşünüyorum. Zira kendisi de:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Akbaba Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk önemli mizah dergisidir. Kökleri Cumhuriyet öncesi Aydede mizah dergisinde bulunabilir. Cumhuriyet kurulduktan sonra eski bir Aydede yazarı olan Yusuf Ziya Ortaç yeni bir mizah dergisinin zamanın geldiğini düşünür. &#8221; (Yalçınkaya, 2006:8)</em></p>
<p> derken bu bağlantıya işaret etmektedir. Kaldı ki Akbaba&#8217;nın ilk sayısının 1922&#8242;de yayımlanması bile Cumhuriyet öncesi mizah dergiciliğini bu <em>dönemlere ayırma</em> çalışmasından ayrı tutmanın zorluğunu gösterir. </p>
<p> 1870 yılında yayım hayatına başlayan ilk mizah dergimiz Teador Kasap&#8217;ın çıkarmış olduğu Diyojen&#8217;dir. Dergi üç kez geçici kapatılma cezasıyla karşılaşmış, ancak 183 sayı yayımlanabildikten sonra ise tamamen kapatılmıştır. Diyojen&#8217;in amacı bellidir; &#8220;mizah muhaliftir&#8221; önkabülümüzü doğrularcasına bağımsız olarak siyasi mizah-muhalefet yapmak:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Derginin çıkış amacı ilk sayının &#8220;Mukaddime&#8221; kısmında ele alınmış, yazıda halkın düşünceleri ile hükümetin icraatlarını ve maksadını mizahi yoldan ortaya koymak olarak ifade edilmiştir.&#8221; (Çakır, 2006:163)</em></p>
<p> İlk sayısından son sayısına kadar bağımsızlığının altını çizer; logo altı/üstü ibareler her zaman için önemlidir:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Teodor Kasap, ilk sayıdan başlayarak yayın hayatına son verildiği 183. sayıya kadarki tüm nüshalarında &#8220;Diyojen&#8221; logosunun altına, ünlü filozof Diyojen&#8217;in İskender&#8217;e söylediği: &#8220;Gölge etme başka ihsan istemem&#8221; söylemine yer vererek siyasal iktidara, besleme basının rağbet gördüğü bir ortamda hükümetten hiçbir maddi destek istemediğini ve tek isteğinin yönetimin basın özgürlüğüne müdahale etmemesi mesajı olmuştur.&#8221; (Çakır, 2006:163)</em></p>
<p> Yayın hayatı boyunca başına gelenler de amacından sapmadığının göstergesidir, örneğin 14. sayısında yayımladığı fıkra aldığı cezalardan birinin nedenidir:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Delhizden Efendi Arap Kölesine</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>- Gündüz o mumu niye yaktın?</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>- Hazineye bakmak içün</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>- Ne var?</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>- Ne olacak su çekilmiş fare dolu&#8221; (Diyojen, 6 Nisan 1871).</em></p>
<p> Devlet hazinesinin &#8220;su çekilmiş fare dolu&#8221; olduğunu söylemesi, bu kadar bir siyasi eleştiri o dönemde ceza için yeterlidir.</p>
<p> <strong>Akbaba</strong></p>
<p><strong> </strong>Gırgır öncesi dönemin en etkili mizah dergisi ise şüphesiz kırılması güç bir rekoru -aralıklarla da olsa 50 yıllık bir yayın hayatini- elinde bulunduran Akbaba&#8217;dır. İşler değişmiş, &#8220;gölge etme başka ihsan istemem&#8221; diyenlerin aksine Yusuf Ziya Ortaç sürekli sığınacak bir gölge ve de &#8220;ihsan&#8221; peşindedir. Dergi sırasıyla önce eğitici-öğretici bir Kemalist üslup benimser, koyu bir İsmet İnönü destekçisi olur. DP iktidarı sırasında Adnan Menderes&#8217;in maddi desteği ile DP destekçisi, darbe sonrasında ise doğal olarak askeri dikta taraftarıdır. İdam taraftarı karikatürler ise </p>
<p> İlk karikatürlerini Akbaba&#8217;da yayımlayan Semih Balcıoğlu&#8217;nun sözleri aslında bu süreci güzel özetler:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Bu dergiyi yarım asır gibi çok uzun bir süre yayımlamak her babayi</em><em>ğ</em><em>idin harcı olmasa gerek. Devletle ve hükümetlerle arası hep iyiydi. </em><em>İ</em><em>yi olması için de büyük çaba harcardı. Ele</em><em>ş</em><em>tirisi a</em><em>ğ</em><em>ır olan yazı ve karikatürlere dergisinde yer vermedi.</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em> </em><em>Tek partiden çok partiye geçtikten sonar Türkiye&#8217;de olup bitenleri hep görmezlikten geldi. Hâlbuki siyasî bir mizah dergisi için bu olayların bir tanesi bile çok önemliydi. Ayrıca bu, mizahın göreviydi de. Akbaba yumruk vurmak yerine pansuman yapmayı seçti.&#8221; (Balcıo</em><em>ğ</em><em>lu 2001:75)</em></p>
<p> İktidarlar eliyle semirtilip muhalefet semalarında uçamayacak hale gelmiş Akbaba&#8217;nın dışında Gırgır öncesi dönemde elbette başka muhalif sesler de vardı. 1946&#8242;da Sabahattin Ali&#8217;li, Aziz Nesin&#8217;li, Rıfat Ilgaz&#8217;lı kadrosuyla yayın hayatına başlayan Marko Paşa&#8217;nın <em>&#8220;Toplatılmadığı zamanlar çıkar&#8221;</em> veya <em>&#8220;Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar&#8221;</em> logo sloganları bile muhalif duruşunu göstermeye yeter.</p>
<p> <strong>Gırgır Donemi</strong></p>
<p> Bugün bildiğimiz/hatırladığımız Gırgır&#8217;ın ortaya çıkışı ise o güne değin süregelen mizah dergiciliği geleneğinde bir kırılma olsa da elbette bir anda gelişen bir hadise değildir; Gırgır kendini önceki dönemin tüm dergilerinden ayıran üslubunu zamanla bulur:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Gırgır&#8217;ın ilk döneminde kendi tarzı oluşmaya başlamış ama bu tarz daha tam oturmamıştı. Mizah dünyasının eski isimlerinden yazar Aziz Nesin Gırgır&#8217;da yazıyor, Turhan Selçuk meşhur tiplemesi Abdülcanbaz&#8217;ı Gırgırda yayımlıyordu.&#8221; (Eyüboğlu)</em></p>
<p> Turhan Selçuk ve Aziz Nesin gibi eski neslin klasik mizah temsilcileri kısa sürede dergiyi bırakır ve Oğuz Aral yeni bir nesille bugünkü popüler mizah dergiciliğimizin de temeli olan Gırgır üslubunu kendini merkeze alarak kurar. Karikatürü &#8220;entelektüel&#8221; bir sanat nitelendirmesinden çıkarıp -ki bu niteleme de tartışma götürür- bol metinli, konuşma balonlu bir formla; sokaktan, varoşlardan, günlük hayattan, gündemde olan ne varsa ondan beslenen bir muhtevayla popülerleştirir. Önceki dergilerdeki metin-çizgi dengesi artık çizgi lehine bir daha değişmemek üzere bozulur. Logo sloganı da elbette politik olmaktan uzaktır: <em>&#8220;Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Her derde devadır. Gırgır da Gırgır.&#8221;</em> Politik eleştiri, muhalefet ise kapak ve geri plana atılmış bir-kaç karikatürle sınırlanır. Bu muhalefetin hedefi ise yolu Gırgır&#8217;dan geçen Necdet Şen&#8217;e göre çok farklıdır:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Zannedilenin aksine, bizim ülkemizdeki mizah (kısa bir zaman aralığının dışında) muktedirlerden ziyade &#8220;sivil&#8221;leri &#8220;hicveden&#8221; bir mizah oldu. Bizans eskisi kentin çekirdeğindeki dar bir alana sıkışıp kalmış olan yazar-çizer klanının geleneksel dili olan &#8220;Cumhuriyet Çocuğu&#8221; ağzı, Türk mizahının da yolunu, tarafını, dilini belirledi. Bu taraf, sırtında yorganıyla kentin çeperlerine yerleşen niteliksiz çoğunluğun değil, onları gütmeyi doğuştan edinilmiş bir hak olarak belleyen okumuş-yazmış zümrenin tarafıydı tabii ki. O nedenle de &#8220;ilericilik&#8221; ve &#8220;muhalefet&#8221; gibi kavramlar, mizah dergiciliğinde de Beyaz Türk&#8217;ün tarif ettiği biçimiyle, sorgulanmadan kabul edilip benimsendi.&#8221;</em><em> </em><em>(Şen, 2004: 55).</em></p>
<p> Necdet Şen&#8217;in itirazı yalnız politik karikatürlere değil, genel olarak tüm Gırgır içeriğinedir:  </p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;Gırgır&#8217;ın tavrı, kadınları, eşcinselleri, azınlıkları, dînî cemaatleri, Batı&#8217;yı, Doğu&#8217;yu, Türkiye&#8217;yle ihtilâflı ülkelerin halklarını, moda eğilimleri, popüler kültür yıldızlarını, arabeskçileri, metalcileri, sporcuları, parlamentoyu, sivil siyasetçileri, &#8220;solcu&#8221; olmayanları (ki bu epeyce tartışma götürür bir solculuk), kısacası, dergi çizerlerinin kendi meşrepleri gereğince &#8220;öteki&#8221; olarak algıladıkları herkesi kaba bir dille yerin dibine geçirmesi, kişilerin ve markaların adlarından hakaretamiz sözcükler türetilmesi, o ocakta yetişmiş mizahçıların kronik yanlışı haline geldi. Artık (bıkkınlıktan mı kabızlıktan mı bilmem) Gırgır&#8217;daki nispeten örtük iğneleyici üslubun da zamanla bir kenara bırakılıp &#8220;haftanın lâlesi&#8221; gibi sadece küfüre dayanan bir manevî şiddet, &#8220;mizah&#8221; adı altında pervasızca uygulanır oldu.&#8221;</em><em> </em><em>(Şen, 2004: 55).</em></p>
<p> Tüm bu eleştirilere rağmen zaman zaman muktedirleri eleştirdiği de olur; meşhur Türk bayraklı-Müşerref Akay&#8217;lı kapak karikatürü yüzünden kapatma cezası bile alır darbe döneminde.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/m_akay.jpg"><img class="size-full wp-image-11623 alignright" title="m_akay" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/m_akay.jpg" alt="" width="205" height="248" /></a></p>
<p> Çıkardığı tüm tartışmalara, arabeskleşme, lümpenleşme, karikatür sanatının &#8220;ayağa düşürülmesi&#8221; eleştirilerine rağmen uzun ve maceralı bir yayın hayatı sürdürür Gırgır. Her kesimden-ideolojiden okuyucuya ulaşmayı başarıp yuzbinler satarak alanında dünya çapında bir tiraj yakalar. Ve bugün okuduğumuz mizah dergilerini miras bırakarak ömrünü tamamlar.</p>
<p> <strong>Ve sonrası&#8230;</strong></p>
<p> Gırgır sonrası batıp çıkan sayısız dergiyi, bölünmeleri-birleşmeleri, marjinal savrulmaları atlarsak günümüzün çok satan<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[1]</a> popüler mizah dergiciliğinin üslup ve muhteva temelleri Gırgır kırılmasına dayanmaktadır.</p>
<p> Dergi formatı Gırgır şablonu ile belirlenmiştir: güncel siyasi-sosyal olaylara gönderme yapan bir kapak, çoğu zaman tek sayfa bazen haftalarca-sayfalarca suren çizgi romana ayrılmış özel bolümler, tek panellik bol konuşma balonlu karikatürler, çok-panelli stripler ve az miktarda mizah metinleri (Seyrek olarak da fotomontaj, fotoroman v.b. denemeler de yer almaktadır). Bu karışımın-formülün oldukça bize has, yerel bir formül olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz.</p>
<p> Formül açısından olduğu kadar politik içerik, muhalefet dozajı ve yönü konusunda da uzun süre Gırgır mirasına ihanet etmeyen dergilerdir. Çok uzun bir dönem genellikle muktedirler yerine sivillere &#8220;vurmayı&#8221; tercih etmişlerdir. Bunun çarpıcı örneklerinden birini Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş 14/11/2008 tarihli köşe yazısında Sırrı Süreyya Önder&#8217;den aktarır:</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"> <em>&#8220;30 Ağustos 2007&#8242;de yapılan zafer balosuna, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan, eşleri olmadan katıldılar. Ufuk Uras, eşsiz olarak bile davet edilmemişti. Bu, baloyu düzenleyenlerin dayattığı bir zorunluluktu. Çünkü kadınlar başörtüsüyle kabul edilmiyorlardı.</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Ertesi hafta çıkan bütün mizah dergileri Abdullah Gül ve R. Tayyip Erdoğan&#8217;ı birlikte, erkek erkeğe dans ederken hicvediyorlardı. Onların bu zorunlu ‘single&#8217; durumlarından mizah çıkartmışlardı. Kadınların hayata dahil edilmemesinden kaynaklanan durumlar bir başka zamanın ve durumun konusu olabilir, olmalıdır da&#8230; Hâlbuki o gece, balo şöyle bir trajikomik seyir izlemişti. Bir protokol subayı, ilk dansı yapmaları için, Genelkurmay Başkanı ve eşine yaptığı çağrıyı ‘Arz ederim komutanım!&#8217; diyerek bitirmiş ve komutanla eşi dansa başlayıp, üzerinden makul bir süre geçtikten sonra, rütbe ve kıdem esasına göre, sırasıyla diğer komutanlar dansa dahil olmuşlardı. (&#8230;) Hiçbir mizahçı bu absürditeye kayıtsız kalamaz. Böyle bir sahne Beynelmilel filminde, bu balo yapılmadan önce aynen canlandırılmıştı.</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Politik mizah ‘vurun abalıya&#8217; değildir! Absürd olanı yakalamak konusunda mizahçılarımız giderek ya reflekslerini kaybetmektedirler ya da kolayına kaçıp abalıya vurmaktadırlar. Politik mizahın gerilemesi, egemenlerin manipülasyon gündemlerinden etkilenmeyle doğru orantılıdır.&#8221; (</em><em>Görmüş: 14/11/2008)</em> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak259.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak259.jpg"><img class="size-full wp-image-11624  aligncenter" title="kapak259" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak259.jpg" alt="" width="308" height="389" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak259.jpg"></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: left">Zafer balosu örneğinde olduğu gibi başka kritik noktalarda da özgürlüklere müdahaleye karşı çıkma yerine -ortada bol mizahi malzeme varken bile- yasaklardan yana tavır koyup sınıfta kalmışlardır. AKP için açılan parti kapatma davası bunun en bariz örneklerinden biridir; toplumsal tabanda karşılığı bulunan bir olguyu, mekanizmayı yasakla yönetmeye, bastırmaya kalkan bu süreçte yine tercihlerini yasaktan yana yapmış, parti kapatma davasının sonuçlarını örneğin &#8220;yaralı hayvan&#8221; metaforu ile işlemişlerdir. <em>(Uykusuz:49)</em></p>
<p style="text-align: center;"><em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-049.jpg"><img class="size-full wp-image-11625  aligncenter" title="kapak-049" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-049.jpg" alt="" width="336" height="416" /></a></em></p>
<p>Aslına bakarsanız diğer popüler kültür ürünleri gibi mizah dergileri de ne tam olarak iktidarın ideolojik okulu, öğretilerini tekrar tekrar imal edip dolaşıma sokan baskı araçları ne de tam olarak muhalefetin, başkaldırının ve direnişin asıl zeminleridir. Hele ülkemiz gibi sancılı bir geçiş dönemi (gerçek iktidardan sivil iktidara) yaşanan çerçevede bazen her iki iktidarın ideojik araçları, aynı zamanda her iki iktidara karşı direniş zeminleri olabilirler. Aynı dergide hatta aynı yazar-çizerde bu melezleşmeyi takip edebilirsiniz.</p>
<p> Kaldı ki günümüz mizah dergilerinin çoğu (az satan, ideolojik kaygıları olan istisnalar dışındakiler) ideolojik yakınlıklarla bir araya gelmiş topluluklar olmaktan uzaktır.<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[2]</a> Geçiş döneminin tüm kafa karışıklığını dergilerin takipçileri gibi üreticilerinde de gözlemlemek mümkündür; Yiğit Özgür&#8217;ün ODA TV ile yaptığı röportajda ‘Ergenekon&#8217; süreci ve hakkında yaptıkları kapak için <em>(Uykusuz:45)</em> söyledikleri güzel bir örnektir:</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-045.jpg"><img class="size-full wp-image-11626 aligncenter" title="kapak-045" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-045.jpg" alt="" width="336" height="416" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bu nedir, derin devlet midir, darbe girişimi mi, var mı yok mu? Mustafa Balbay, Sinan Aygün, neler oluyor orada? Hani, tam olarak vakıf olamıyoruz, sadece işte taksiciler gibi bir takım teoriler üretiyoruz kendi kendimize ama bunların da havada kaldığını biliyoruz yani aslında. Sadece daha önceki deneyimlere dayanarak böyle bir şey, bir umut ışığı, bir şey arıyoruz yani. Ama halden memnun değiliz gerçekten. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dergide de böyle bir hava var. Benim için de geçerli yani. Memnun değiliz ve hep iyiye gidecek, iyiye gidecek diye düşünürken sanki böyle iyiye de gitmiyor gibi de bir durum var yani. O yüzden biraz ümitsiz bir duruma da düştük. İstemiyoruz hani böyle olsun ve hani eskisi gibi ülke için daha umutlanabilmek istiyoruz, iyiye gitmese bile sonucu. En azından umutla yaşayabilmek istiyoruz yani.&#8221;  (Bozkurt: 10/07/2008)</em></p>
<p> Oysa Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur bir ruh halini anlattığı yazısına -haklı olarak- bir Yiğit Özgür karikatürünü överek başlamıştır:</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/yigit_ozgur.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11627" title="yigit_ozgur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/yigit_ozgur.jpg" alt="" width="500" height="290" /></a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Hemen hemen büyük gazetelerin tirajına ulaşan Sözcü gazetesi okuyan, Ergun Poyraz gibi ırkçı bir ismin, Banu Avar gibi Zaytung sitesinden komplosunu çıkaran araştırmacı yazarların bestseller olduğu, evlerine kuvvacı Atatürklü Türk bayrağı asan, Kürtlerden ve başörtülülerden nefret edenlerin naif siyasi ruh halini bugüne kadar o karikatürden daha iyi anlatabilen çıkmadı.&#8221;  (Oğur: 14/09/2010)</em></p>
<p> Ortada süreklilik arz eden, taraf tutan, cepheleşen sıkı muhalifler yerine anlık olaylara verilen anlık ve meşrebi tepkiler söz konusudur. Vazıh fikirlerden doğan bilinçli, donanımlı bir muhalefet yerine <em>‘havada kalan&#8217; </em>kırıntılardan bahsetmek mümkündür. Mecburi bir &#8220;şu kapak ve 3. sayfa siyaset karikatürlerini de yapalım; adet yerini bulsun&#8221; havası hakimdir dergilere.</p>
<p> <strong>Son olarak</strong></p>
<p> Öte yandan, Alper Görmüş Türkiye&#8217;deki iktidarla-muktedirleri tanımlamak, dergilerin tavrını açıklamak için mezkûr yazıda şu örneği vermekteydi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Mesela günümüz Türkiye&#8217;sinde, sayısal gücü yetse de siyasi iktidarın hiçbir Anayasa değişikliği yapamayacağını anlatmanız işe yarayabilir&#8230;&#8221;</em> <em>(Görmüş: 14/11/2008) </em></p>
<p><em> </em>Geçiş süreci hızla ilerlerken iki sene önce kaleme alınmış bu yazıdaki o zaman için geçerli olan iddia da son gelişmelerle hızla parçalandı, seçilmiş iktidar anayasa değişikliğini gerçekleştirerek muktedir olmaya bir adım daha yaklaştı.</p>
<p> O halde sivilleşme süreci boyunca genellikle iyi sınav veremedilerse de seçilmişlerin muktedir olmaya başladığı bugünlerde mizah dergilerine, onların yaratıcı muhalefetine ve karikatürlerine elbette ihtiyacımız olacak. Ama keşke elinde ‘boru&#8217; ile basın toplantısı yapan general veya 23 Nisan&#8217;da koltuğuna oturttuğu çocuğa ‘Artık yetki sende, ister asarsın ister kesersin&#8217; tavsiyesi veren siyasetçi;  absürtlük nereden geliyor olursa olsun yakalayabilseler.  </p>
<ul type="disc">
<li>Balcıoğlu, Semih (2001), &#8220;Önce Çizdim Sonra Yazdım&#8221;, Yapı Kredi Yay.</li>
<li>Bozkurt, Ayhan (10/07/2008), &#8220;Karikatürist Yiğit Özgür&#8217;ün sırrı yalnızlık mı?&#8221;, OdaTv</li>
<li>Çakır, Hamza (2006), &#8220;Tarihimizin İlk Mizah Dergisi Diyojen&#8217;in Kapatma Cezalarına Yine Mizahi Yoldan Gösterdiği Tepkiler&#8221;, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, No. 15</li>
<li>Eyüboğlu, Onur,  &#8220;Gırgır&#8217;ın Resmi Tarihi&#8221;, Chronicle Dergisi</li>
<li>Görmüş, Alper (14/11/2008), &#8220;Devlet&#8221;in alkışladığı &#8220;iktidar karşıtı&#8221; mizah&#8230;&#8221;, Taraf</li>
<li>Oğur, Yıldıray (14/09/2010), &#8220;Beyaz Türkler out, ‘Tuzlu Su Muhafazakârları&#8217; in&#8221;, Taraf</li>
<li>Şen, Necdet (2004), &#8220;Gırgır bir Okul muydu?&#8221;, <em>Serüven</em>, No. 1.</li>
<li>Tonga, Necati (2008), &#8220;Türk Edebiyatı Tarihinde Mühim Bir Mecmua: Akbaba (1922-1977)&#8221;, Turkish Studies, Volume 3/2 Spring 2008</li>
<li>Yalçınkaya, Can Turhan (2006), &#8220;Türk Mizah Dergileri geleneğinde Bir Değişim: L-Manyak ve Lombak örneği&#8221;</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Günümüz mizah dergileri için Gırgır gibi yüzbinlerle ölçülen değil onbinlerle ölçülebilen satış rakamları söz konusudur. (Uykusuz ve Penguen) Daha kıyıda köşede kalanlar ise binlerle satılan rakamlara ulaşabilir. Verilen tüm bu rakamların genel olarak çok satmaya karşılık gelip gelmediği, bu satış rakamlarının ise &#8220;popüler&#8221; olarak tanımlanmanın göstergesi olup olmadığı tartışılması gereken konulardır. </p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2">[2]</a> Gırgır&#8217;ın apolitik-işlevsel logo ibaresi bile günümüz dergilerinde bulunmamaktadır; tercih ibaresizliktir.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/29/girgirina-muhalefet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/girgirina-muhalefet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlikenin farkında mısınız?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 08:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11527</guid>
		<description><![CDATA[
Karar verdim artık gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini hatta ikinci sayfa haberlerinin dahi ekserisini okumuyorum. Çünkü zaten habercilik denilen şeyin gerçekliğine inanmıyorum.
 Geçen sene bu zamanlar öldürülen Ceylan için yaptığımız kampanyada bir parça isyan etmiştim. &#8220;Yahu arkadaşlar Obama&#8217;nın kızına almak istediği köpeğin haberine neredeyse yarım sayfa ayıran basın en çok güvendiklerimiz dahil Ceylan için yaptığımız kampanyayı görmedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11529" title="medyanin_olumsuz_etkileri_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri_2.jpg" alt="" width="450" height="270" /></a></p>
<p>Karar verdim artık gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini hatta ikinci sayfa haberlerinin dahi ekserisini okumuyorum. Çünkü zaten habercilik denilen şeyin gerçekliğine inanmıyorum.</p>
<p> Geçen sene bu zamanlar öldürülen Ceylan için yaptığımız kampanyada bir parça isyan etmiştim. &#8220;Yahu arkadaşlar <strong>Obama&#8217;nın kızına almak istediği köpeğin haberine neredeyse yarım sayfa ayıran basın</strong> en çok güvendiklerimiz dahil Ceylan için yaptığımız kampanyayı görmedi bile. Üstelik hepsine basın bildirisi yolladık.&#8221; diye. Fazlaca üsteleyip dertlenince bir zamanlar uzun zaman bir haber ajansında çalışmış arkadaşım şöyle demişti: Çok safsın. Sen bu sağa sola canhıraş yolladığınız bildirileri <span id="more-11527"></span>kaale alacaklarını mı sanıyorsun. Gazeteye haber hazırlayan ortalama bir muhabirin yaptığı şey şudur. Sabah bilgisayarının başına geçer falanca , filanca haber ajansının önünde beliren yüzlerce haberinden gözüne kestirdiklerini seçer. Takriben saat 11.00 e kadar da bu işi bitirmek durumundadır. Senin yolladığın metni şunu bunu görmez bile!</p>
<p> Dikkat ediyor musunuz. Hemen hemen hangi gazeteyi açarsanız açın karşınızda üç aşağı beş yukarı aynı cümleler ile belirir haberler. İster yurt içi haberler deyin ister Toplum ve Yaşam sayfaları her gün belli bir otomatiğe bağlanmışçasına önünüze gelecek haberler bellidir. Birkaç tane trafik kazası haberi, onun iki üç katı gasp, silahlı soygun, dolandırıcılık haberi ve gazete editörlerinin ilgi katsayısı ile orantılı olarak taciz, tecavüz ve cinsel sosu bol baharatlı haberler. Peki insan dediğimiz canlı bir gün mutlaka ölecekse ve 70 milyonluk ülkede her gün belli sayıda insan da trafik, cinayet gibi sebeplerle bu taktiri ilahi dediğimiz olayı gerçekleştirmek durumundaysa ve yine 70 milyonluk ülkede herkes bir melaike olmadığına göre, her gün belli miktarda adli vaka gerçekleşmesi akla mantığa aykırı olmadığına da göre, her biri manda boku kadar irilikte bu kaza ve ölüm haberlerini her Allah&#8217;ın günü bizler için bu kadar çekici, vazgeçilmez ve mutlaka okunulası kılan nedir? Üstelik tıklım tıkış gazete sayfalarını dolduran bu haberler arasına çoğu zaman küçücük de olsa insanlığa, umuda dair bir iki habercik de sıkışmaksızın! Biz &#8220;çılgın Türkler&#8221; bir gün gazete sayfalarını açtığımızda ağzı salyalı tecavüz haberleri, gasp, soygun haberleri yerine ağırlıklı olarak umut veren güzel haberleri görsek manik atak mı geçiririz? Acaba yaşadığı kurak toprakları dişiyle tırnağıyla cennete çevirmeye çalışan bir emekli öğretmenin hikayesi, Afrika&#8217;da on binlerce insanı katarakt ameliyatı ile ışığa kavuşturan bir STK ile ilgili gelişmeler ya da tek kolu ile çok başarılı bir meslek hayatını devam ettiren efsane bir doktorun son çalışmaları bizim için Konya, Ankara karayolunda yol kenarlarına saçılmış kanlı cesetlerden daha önemsiz, anlamsız, ilgiye değmez bir şey midir?</p>
<p> Gitgide üçüncü sayfalardan ikinci sayfalara terfi eden bu otomatiğe bağlanmış trajedi haberciliğinin tamamıyla hayal mahsulu bir ilgi alanı olduğunu da iddia edemeyiz öte yandan: Sokağımızda çıkan bir kavgada, acı bir fren sesiyle tüm mahalle sakinleri pencereye koşarız.  Üstelik fren sesi ne kadar acı, sokakta feryat eden kadının çığlığı ne kadar canhıraş, çıkan kavgada yükselen küfür ve kan kokusu ne kadar fazla ise daha büyük bir endişe ve merakla uzanır pencereden kafalar.  Uzanan başlar içeri girdiğinde bizlerde kalan halimize şükür etmek ile karışık bir iç sıkıntısı ve şiddetli bir güvensizlik duygusu olsa da sonuçta &#8220;gerçeğin&#8221; bu yüzünü görmeyi istemek son derece insani bir haldir. Ama böylesi bir insanlık halinin getirdiği ciddi bir handikap da var. Son derece bıktırıcı ve hep daha fazlasını görmeyi arzulatan bir gerçeklik istemi bu.</p>
<p> Bir süre sonra böylesi bir gerçekliği burundan çekmek yetmez damardan almak gerekir. Bu yüzdendir ki mesela aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Münevver Karabulut cinayeti hala gazeteciler için büyük bir cazibe konusu. Onun hayatının tüm ayrıntılarını, ölümünün en trajik yanlarını defalarca döne döne trajına meze yapmış medya ordusu hala bu cinayetin yeni yeni detaylarını sunuyor sabah kahvaltı sofralarımıza. Kanlı çamaşırlar, cinayet aletine zoomlanmış görüntüler, Münevver&#8217;in yazdığı son duygu dolu mektuplar&#8230; Ellerinde olsa canlı yayında cinayet anını verecek hatta kesilen başın boyun damarlarına bile odaklayacaklar kameralarını! Çünkü trajedi müptelası olmuş ya da olduğu varsayılan bizlere 17 yaşında bir kızın öldürüldüğü haberi yetmiyor. Onun ölüm anında en son dakikada yaşadığı acıları, katiliyle yazışmalarını, kanlı tişörtlerini görmek istiyoruz. Bizlere gerçeği sunmakla görevli olduğu iddiasındaki medyanın çılgın hipergerçeklik fantezileri ile yok ediliyor olayların gerçekliği hakikat arayışımızın yanı sıra.</p>
<p> Trajedinin varlığı yadsınamasa da hayatlarımızda genellikle ne bu yoğunlukta yer alır ne de böylesine &#8220;saf&#8221; trajedidir yaşananlar oysa. Hüzün dolu pek çok hikayenin yanında umuda dair, insan olmaya dair bir küçük hikayecik daha buluruz. Sokağa çıktığımızda bir okulun bodrum katına layık görülmüş özürlüler sınıfında olanca şefkati ile çalışan bir tecrübeli öğretmenin hikayesi ile karşılaşırız mesela .Yardım alan fakirlerin kendilerine gelen yiyecekleri kendisi gibi diğer fakirlerle bölüştüğüne şahit oluruz. Izdırap ile umut, kahpelikle insanlık, korku ile kahramanlık yan yana yürür çoğu zaman. Kötülük ve trajedi ise hayatın merkezi değil olsa olsa kenarıdır. Ne kadar gazetelerin üçüncü sayfaları silme bu haberlerle dolarsa dolsun istisnadır tüm o yazılanlar, adım başı yaşadığımız hakikat değil!</p>
<p> Öte yandan gecenin geç bir vakti şöyle bir nefes almak için gittiğimiz bir kafenin sahibine bizim halkımız bu saatte yüksek volümlü tekno müzik dinlemeyi tercih eder ısrarcılığı ile eziyet ettiren, bizleri güzelim Anadolu işi konaklar yerine beton tımarhanelerde yaşamayı istediğimize ikna eden, ninemizin kilimlerini üç kuruşa sattırıp sentetik kokmuş halıflekslerle evlerimizi döşettiren, deniz kenarı yerine alışveriş merkezlerinde, çay yerine kola içerek, kadınbudu köfte yerine hamburger, aşure yerine donut yiyerek, top yerine play station oynayarak mutlu olabileceğimize inandıran modern  vesvese şeytanı habercilik denilen şeyin de trajedi pazarlamacılığı olduğuna ikna etmiş görünüyor insanlığı.</p>
<p> Bilinçli ya da bilinçsiz pek de masumane bir oyun değil haberciliğin bu türlüsü aslında. Sabah gözümüzü açar açmaz evlerimize hücum eden bunca acı, bunca kan, ölüm, tecavüz ve gasp haberi ister istemez yıkılması güç bir duvar örüyor etrafımıza: Taşlarını umutsuzluk, korku, umursamazlık ve güvenlik kaygısının oluşturduğu muhkem bir duvar. Avuç avuç tüketilen anksiyete ilaçlarına rağmen hepimizin zihni aynı tehlike çanlarını çalıyor. Hiç birimiz güvende değiliz diyor o çanlar bize daha çok korunmaya, daha çok güvenlik sistemlerine, daha çok kolluk gücüne, daha modern silahlara, daha fazla ve katı yasaya, daha çok kontrol edilmeye daha çok eğitime (devlet menşeli düşünce kontrolüne) ihtiyacımız var.  Sokak kameraları ile gözlenmeli, ihbar hatları kurmalı, kimlik bilgileri devletçe kaydedilmemiş hiçbir insan kalmamalı. Okul koridorları online internette görüntülenmeli, ivedilikle özel kuvvetler oluşturmalı&#8230;</p>
<p> Fransızların modern devlet polisleşmiş devlettir sözüne nazire yaparcasına Orwell&#8217;in Büyük Biraderine doğru koşar adım ilerliyoruz. Ali&#8217;nin topu Agop&#8217;a atmaması için daha fazla kasmaya da gerek yok artık. Ali, Agop, Berivan falan kalmayacak bu gidişle. Vatandaş 15748635 olmaya doğru giden yolları kolektif güvenlik kaygılarımızla döşüyoruz.</p>
<p> Tehlikenin farkında mısınız?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11530" title="medyanin_olumsuz_etkileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri.jpg" alt="" width="480" height="271" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<h3><a title="Permanent Link to Gazeteci içeri, insanlık dışarı" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/">Gazeteci içeri, insanlık dışarı »</a></h3>
<div class="entry">
<div class="entry">
<div class="entry">
<p>[... Ölen parti başkanının yeğeni ile röportaj yap şimdi de muhabir bozuntusu. Ama hemen verme acı haberi. Biraz konuşsun sonra tek tesellimiz hala hayatta olması derken yeğen mikrofona pat diye maalesef şimdi haber aldım ölmüş dayınız de. Genç adam ağlasın, sen kamerayı suratına zumla. Görüyorsunuz yıkıldı yeğeni, burada insanların hali çok kötü falan diye zirvala dur [...]</p>
<h3><a title="Permanent Link to Müptezel Basın Dibe Vurmuş Dediler, Şaşırrrdım!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/19/muptezel-basin-dibe-vurmus-dediler-sasirrrdim/"><span style="color: #0000ff;">Müptezel Basın Dibe Vurmuş Dediler, Şaşırrrdım! »</span></a></h3>
<div class="entry">
<p> Zira o kadar derindi ki saygıdeğer basınımızın yıllardır inmekte olduğu derinlikler ve bu derunumuza dalışlar sırasında bize reva gördüğü travmatik şoklar bir türlü inilmez, bu inişlerin sonu gelmez sanırdım.<br />
 Ben ol da gör demiş Seyit Göktepe bir türlü başlamaya fırsat bulamadığım[...]</p></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TARTIŞMA: Türk gençliği kimleri örnek alıyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 22:01:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11117</guid>
		<description><![CDATA[
Videoyu izlemek için :
Birinci bölüm
İkinci Bölüm

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/tan_haskol_anayasa.jpg" alt="" width="315" height="213" /></strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>Videoyu izlemek için :</strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small; font-family: Calibri;"><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5126" target="_blank"><strong>Birinci bölüm</strong></a></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5140" target="_blank"><strong>İkinci Bölüm</strong></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kurtlar_vadisi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11118" title="kurtlar_vadisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kurtlar_vadisi.jpg" alt="" width="308" height="139" /></a></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TARTIŞMA: Siyasette sertleşen üslup bize ne kazandırır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 16:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11121</guid>
		<description><![CDATA[Tartışmayı izlemek için resmin üzerine tıklayın.

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5199" target="_blank">Tartışmayı </a>izlemek için resmin üzerine tıklayın.</p>
<p><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5199" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-11122" title="siyasette_uslup" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/siyasette_uslup.jpg" alt="" width="477" height="345" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Herşeye üzülmek ama hiç bir şeyle tam olarak ilgilen(e)memek*</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9029</guid>
		<description><![CDATA[(*) Amin Maalouf

&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;
Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(*) Amin Maalouf</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="400" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7467000047467727357&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="400" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7467000047467727357&amp;hl=tr&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz Gribi: Korku Tüccarlığı Reloaded</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/14/domuz-gribi-korku-tuccarligi-reloaded/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/14/domuz-gribi-korku-tuccarligi-reloaded/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 10:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7267</guid>
		<description><![CDATA[Domuz gribinin tüm dünyada salgın haline gelmesi ile birlikte, sokaktaki vatandaşlar olarak hepimizin kafası karışık. Bir taraftan gelen aşının güvenli olup olmadığı tartışmaları, öte taraftan ölen kişilerin sayısının Sağlık Bakanlığı tarafından adeta çetele tutularak insanların gözüne sokulması, domuz gribi ile ilgili tartışmaların çok boyutlu düşünülmesi gerektiğini ima ediyor.
Küresel kapitalizmin her türlü insanî zaafı bir rant [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091113_derin_dusunce_org_domuz_gribi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7269" title="20091113_derin_dusunce_org_domuz_gribi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091113_derin_dusunce_org_domuz_gribi-300x186.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a>Domuz gribinin tüm dünyada salgın haline gelmesi ile birlikte, sokaktaki vatandaşlar olarak hepimizin kafası karışık. Bir taraftan gelen aşının güvenli olup olmadığı tartışmaları, öte taraftan ölen kişilerin sayısının Sağlık Bakanlığı tarafından adeta çetele tutularak insanların gözüne sokulması, domuz gribi ile ilgili tartışmaların çok boyutlu düşünülmesi gerektiğini ima ediyor.<br />
Küresel kapitalizmin her türlü insanî zaafı bir rant aracı haline dönüştürme konusundaki becerisi hepimizin malumudur. Üstelik zaafların büyük kazançlar getirebilmesi için hiçbir ayrıntı atlanmaz. Mekanizma şansa bırakılmak yerine, adeta en başından en sonuna kadar ilgili aktörler tarafından programlanır. Mesela insanların sağlıkla ilgili korkuları mı kışkırtılacak; ilgili konunun uzmanları insanların zaaflarını, korkularını kışkırtmak için seferber edilir. Şunu yapmazsan, bu doktora gitmezsen, falanca ilacı kullanmazsan, filanca aşıyı yaptırmazsan ölüm riskin şu kadardır!</p>
<p><span id="more-7267"></span>İstatistiklerin, ancak karşılaştırmalı olunca bir anlam ifade ettiğini kestiremeyen halk, kendisine, üstelik en yetkili ağızlardan verilen böyle bir korku istatistiğine teslim olmakta gecikmez. Mekanizmanın birinci adımı çalışmıştır. Artık, bu korku talebine, arzı sunmaya gelmiştir sıra. Bir elinde zehir taşıyan, ama arkasına sakladığı elinde o zehirin panzehirini tutan bir mekanizmadır kapitalist rant mekanizması. Kârın, kazancın, ticaretin, ekonominin hiçbir bağlayıcı ahlaki kuralı veya hukuksal mekanizması olmadığı için de insanların korkularının kışkırtılmasında ve buralardan devasa kazançlar elde etmekte hiçbir sakınca görülmez. Faust&#8217;a sunmayı vaat ettiği parlak hayatla, onun ruhunu ele geçiren Mefistofeles&#8217;in yaptıklarına benzetilebilir olanlar. Bu mekanizma, yaydığı korku ve bu korkunun panzehiri olan hayata hiç ölmeyecekmiş gibi kök salma vaatleriyle, her geçen gün insanın ruhunu biraz daha teslim alır ve kendi sömürüsüne uygun hale getirir.  </p>
<p> <br />
Bu bağlamda liberal-kapitalist sistemlerde, devlet gibi merkezi iktidar odaklarına karşı muhalefet ediliyor izlenimi verilirken, ondan çok daha büyük, çok daha zorba bir mekanizma adeta kendi haline bırakılmış bir canavar gibi çığ gibi büyüyebilmektedir. Bu mekanizma hiçbir demokratik, ahlakî kontrol mekanizmasının bağlayıcılığına girmeyen ekonomi mekanizmasıdır. Merkezi bir iktidarın değil, merkezsizleşmiş ve bir virüs gibi toplumun kılcal damarlarına kadar yayılmış bir iktidar mekanizmasının da başat aktörüdür ekonomi.<br />
Sağlıkla ilgili salgınların piyasa işleyişini bilgisayar virüslerinin &#8220;piyasasına&#8221; oldukça benzettiğimi söyleyebilirim. Her gün yeni bir tanesi ortaya çıkan bilgisayar virüslerinin çoğunun, anti-virüs programı satan devasa yazılım firmaları tarafından ortaya çıkarıldığını zaman zaman duyarız. Bu, bence tamamen olmasa bile büyük oranda doğruluğu olan bir olgudur. Zira piyasa mekanizmasının durgunluğa ulaştığı zamanlarda o mekanizmanın hareketlendirilmesi için manipulasyon yapılması az rastlanan bir şey değildir. Önce zehiri ortaya koyup, sonra bir Mesih gibi panzehiri elinde tutmak, bu piyasa mekanizması aktörlerini iki defa büyütüyor. Panzehir bulmanın prestijinin getirdiği büyük reklam ve panzehirin satışından, üstelik panzehir üretebilenlerin sınırlı sayıda olmasının getirdiği fiyat belirleme rahatlığının da getirdiği devasa kâr&#8230; </p>
<p> <br />
Son yıllarda her yıl yeni bir salgın korkusuyla baş başa bırakıldığımızı hepimiz hatırlıyoruzdur. Sars hastalığından artık ne zaman öleceğiz diye gün sayarken, sars gitti kuş gribi gündemimize konuverdi. Tabii arada daha &#8220;yerel&#8221; olan kırım kongo kanamalı ateşli kene salgınlarını saymıyorum bile&#8230; Kuş gribi salgınında olan milyonlarca zavallı kuşa oldu. Bu salgın korkularını, adeta, hemen yarın hepimiz ölecekmişiz gibi yayanların arka planında, bu korkuların parsasını toplayan küresel aktörler olduğunu görmemiz uzun sürmedi. Evet, sadece tamiflu adı verilen ilacın satışından milyar dolarlar kazanmıştı kimileri&#8230;<br />
Son haftalarda domuz gribi ile ilgili haberlere ve bu haberlerin resmi merciler aracılığıyla büyük bir korku mekanizmasına döndürülmesine hayretle bakıyorum. Sağlık Bakanı, adeta devletin en yetkili kişisi ağzıyla büyük bir korku pompalıyor ülkeye. Evet, gerçekten bir salgın olabilir. Ancak, sonuçta bu bir grip salgınıdır ve insanları bu derece büyük paniğe ve paranoyaya sevk etmeye Sağlık Bakanı dahi olsa kimsenin hakkı yoktur. Her gün çetele tutar gibi domuz gribinden ölenlerin sayısını vermenin insanlara, korkuya sevk ederek onların dengelerini bozmaktan fazla ne faydası olabilir merak ediyorum. Ve bu korku tüccarlığında, 40 milyon doz aşı sipariş etmiş bir Sağlık Bakanlığı&#8217;nın &#8220;yaptığımız şey doğru değilse bunun hesabını nasıl veririz&#8221; panik havasının etkili olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> <br />
Sağlık Bakanlığı yetkilileri eminim doğru bildiklerini yapıyorlardır. Bu konuda diyebilecek çok fazla bir şeyimiz olamaz. Ancak, eğer bir ülke, Sağlık Bakanlığı aracılığıyla adeta bir korku ülkesi haline getirilmek isteniyorsa; ölüm oranı 1000&#8242;de 1, hatta 2000&#8242;de 1 kadar küçük olan bir hastalık, adeta her rastlayanı öldürecekmiş gibi bir tonlama ile sunuluyorsa burada art niyet olmasa da, basiretsizlik bulurum. Açıkçası Sağlık Bakanı Recep Akdağ televizyona her çıktığında artık söylediklerinden ziyade onun psikolojisine odaklanır oldum. Bana sanki salgının ve ölüm riskinin abartıldığı iddialarına ve bu yönde aldığı eleştirilere karşı, ne pahasına olursa olsun kendileri haklı çıksın diye uğraşan bir kişi izlenimi veriyor Sn. Akdağ. Açık söyleyeyim, bu psikoloji benim Sağlık Bakanı&#8217;na güvenmemi engelliyor. Bereket ki Sağlık Bakanlığının bütün eyyamcılığına karşın, Başbakan farklı ve daha sakin bir ses olarak yer alabildi Hükümet içinde.  </p>
<p> <br />
Buradan Sağlık Bakanı Sn. Recep Akdağ&#8217;a sesleniyorum: Sn. Akdağ; anlıyoruz işinizi bütün ciddiyetiyle yapıyorsunuz. Anlıyoruz domuz gribi salgınını da ciddiye alıp büyük kayıplar olmadan engellemek istiyorsunuz. Ancak bir vatandaş olarak, bu mücadelenin yolunun sizin söylemlerinizle tezat oluşturduğunu düşünüyorum. Halkı, dışarı çıkamayacak, ya da yanında hapşıran bir insanı otobüsten atacak hale getirecek kadar paranoyak hale getirerek, ölüm sayılarını her dakika güncelleyerek gözümüze sokarak, kapitalist zorbalığın ve rantiyeciliğin en azından söylemlerle suyuna giderek olmaz bu mücadele. Zira sizin söylemleriniz ardından domuz gribinden rant kapısı açan bir çok sektör türedi. Küresel olanlarını saymıyorum bile! Ben vatandaş Enver Gülşen olarak, domuz gribinden ölenlerin sayısının gazetelerde, televizyonlarda her gün güncellenerek gözümüze sokulması ve  çoluk çocuğun dengesinin bozulmasının sorumluluğunu bir Bakan olarak alıp, buna bir dur demenizi talep ediyorum. Siz de bilirsiniz ki hiçbir veri bir başka veri ile karşılaştırılma imkanı olmadan anlamlı değildir. İlla ki ölenlerin sayılarını verecekseniz, mesela mevsimsel gripten, mesela kazadan, mesela sigaradan ölenlerin sayıları ile birlikte güncelleyip verin ki karşılaştırma yapabilelim. Yoksa tek başına bu bilgileri gözümüze sokmanız benim vatandaş Enver olarak size olan güvenimi artırmaktan ziyade azaltıyor.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/14/domuz-gribi-korku-tuccarligi-reloaded/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/14/domuz-gribi-korku-tuccarligi-reloaded/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

