<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Laiklik</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/laiklik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Cumhuriyet Müslümanlığı – 2</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/23/cumhuriyet-muslumanligi-%e2%80%93-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/23/cumhuriyet-muslumanligi-%e2%80%93-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 09:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=22024</guid>
		<description><![CDATA[ 
 Geçen yazıda Cumhuriyet Müslümanlığı kavramının tanımını, filizlenme dönemini ve genel bakış açısını yazmıştım. Bu yazı dizisine başlarken kafamda akademik fetişizm mantığının haricinde bir şeyler yapmak kaygısı peydahlandığı için bu yazıda kronolojik bir yapı harici tutturarak yaşanmış hayatın içinden örnekler vermek niyetindeyim.
 Mustafa Armağan&#8217;ın Türkçe Ezan ve Menderes adlı kitabının 146 ve 147. Sayfalarında aktarılan olayı buraya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/laiklik_islam.jpg"><img class="size-full wp-image-22025 aligncenter" title="laiklik_islam" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/laiklik_islam.jpg" alt="" width="343" height="257" /></a></p>
<p> Geçen yazıda Cumhuriyet Müslümanlığı kavramının tanımını, filizlenme dönemini ve genel bakış açısını yazmıştım. Bu yazı dizisine başlarken kafamda akademik fetişizm mantığının haricinde bir şeyler yapmak kaygısı peydahlandığı için bu yazıda kronolojik bir yapı harici tutturarak yaşanmış hayatın içinden örnekler vermek niyetindeyim.</p>
<p> Mustafa Armağan&#8217;ın Türkçe Ezan ve Menderes adlı kitabının 146 ve 147. Sayfalarında aktarılan olayı buraya taşımak istiyorum. Anlatan Yaşar Tunagür. O dönemi bizzat yaşamış, o günleri bir daüssıla diye tabir eden ve olayı anlatırken dahi gözyaşlarına hakim olamayan mütedeyyin biri. Olay şöyle:</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/basortusu_yasagi1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10838" title="basortusu_yasagi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/basortusu_yasagi1.jpg" alt="" width="253" height="235" /></a>Ezanın Türkçe okunduğu günlerdi. Cuma namazlarını Sultanahmet Camii&#8217;nde kılmayı adet edinmiştim. Cuma namazlarını meşhur Hafız Saadettin Kaynak kıldırırdı. Yani ilk defa Türkçe ezanı okumuş olan Hafız&#8230;</em></p>
<p><em> Yine böyle bir Cuma günüydü ve Sultanahmet Camii&#8217;ne namaz kılmaya gidiyordum. Fakat her zamankinden farklı olarak caminin avlusunda büyük bir kalabalık ve telaş vardı. Ben ve yanımdaki arkadaşım, merakla cami avlusuna doğru ilerledik. Baktık ki, caminin içinden çok, avluda insan var. Onlar bir şeyler duymuşlar ama biz henüz bilmiyoruz. Girdik içeri.</em></p>
<p><em> Avluda baktık ki camiye giren falan yok. Herkes yukarı bakıyor. Birden minarelerin bütün şerefelerinden, ‘‘Allahu Ekber! Allahu Ekber!&#8221; diye Arapça ezan okunmaya başladı. Meğer caminin imamı olan Saadettin Kaynak, her bir şerefeye bir müezzin yerleştirmiş, bir biri ardına nasıl ezan okuyacaklarını da onlara güzelce tembihlemişti. Durumdan haberi olmayan caminin içindeki cemaat de Arapça ezanı duyar duymaz kendilerini dışarı attı. Avlu hıncahınç doluydu. Herkes İstanbul semalarını inleten Arapça ezanı dinliyordu. 14 müezzin 6 minarenin 14 şerefesinden <span id="more-22024"></span>biri başlıyor, öbürü bitiriyor. Yarım saate yakın sürdü ezan. Bunu, İstanbul&#8217;un diğer camileri takip etti&#8230; İstanbul&#8217;un bütün minarelerinden, yıllardın özlemini çektiğimiz ezan sedaları yükseliyordu göklere&#8230; Bir an için rüyada olduğumu sandım. Fakat bu bir rüya değil, gerçekti. Minarelerden Arapça ezan okunuyordu.</em></p>
<p><em> (duygulandı ve gözlerinden akan yaşları sildikten sonra devam etti):</em></p>
<p><em> Arapça ezan sesini duyan olduğu yerde durmuştu. Sanki yere çivilenmiştik ben ve Sultanahmet Meydanı&#8217;nı dolduran bütün insanlar&#8230; Sokakta oynayan çocuklar bile oyunlarına ara verip ‘‘Allahu Ekber, Allahu Ekber&#8221;leri dinler oldular&#8230;</em></p>
<p><em> O an anlatılmaz, yaşanır ancak&#8230; Büyük bi daüssıladan sonra, öz vatanımıza kavuşmuş gibiydik&#8230; Allah bir daha göstermesin o günleri&#8230;</em></p>
<p>Başlı başına 18 yılının özeti niteliğinde bir anlatım kanaatimce. İlk okuduğumda, sonrakinde, sonraki seferde hep gözlerimi dolduran bir anlatım. Biraz da yaşanılan sorunların özeti niteliğinde. Fakat en çok canımı yakan ve anlatmak istediklerimi çok net gözler önüne seren cümle ‘‘ Büyük bir daüssıladan sonra, öz vatanımıza kavuşmuş gibiydik&#8230;&#8221;. Evet bu vatanı vatan yapan şeylerden biriydi Arapça ezan. Hele o dönemi düşünürsek 1932 de başlayan uygulama Osmanlı Devleti&#8217;nin devamı niteliğinde kurulduğu düşünülen bir topluluğun yaşadığı ülkeydi. Ayrı iki devlet altında aynı tebaaydı. Ezan, dünyanın her yerinde her Müslümanın ortak lisanıydı. Şüphesiz bu ülke sınırları içinde yaşayan birbirinden farklı halklarında, etnik sınıflarında bam teline vurur nitelikteydi. Ne yapılırsa yapılsın bu ülke vatandaşının çok büyük bir kısmı Allah&#8217;ın yerine Tanrıyı koyamadı. Seyyid Rıza&#8217;nın isyanında dinini rahatça yaşayamamasının hiç mi payı yoktur? Kürt halkı, Doğu Anadolu Bölgesi aslında genel olarak çok dindar bir bölge olarak geçer hep kaynaklarda. Unutturulmaya çalışılan sadece etnik köken miydi? Şeyhlerin dergahlarının olduğu bir ortamda ne derece hortlayabilirdi terör ve ne derece insanlar birbirlerini bu kadar kolay öldürebilirdi?</p>
<p> Bir başka hadise benim çok kısa süre önce yaşadığım bir olay. Siyasi görüşlerim, fikri hayatım son derece net bir şekilde bilinir hale geldikten sonra bazı insanların benden çok haz etmediğini anlamıştım okulumda. Bir gün arkadaşlarımla otururken kendini Kemalist çizgisinde gören bir arkadaş bir şekilde muhabbetimize dahil oldu ve benim adete zayıf tarafıma yüklenmeye başladı. Bunun sonucunda ben de haydi o zaman güzelce fikirleri çarpıştıralım manasında konuşma başladım ve yaklaşık bir saat muhabbetler edildi fikirler tartıştırıldı. Lakin iş başörtüsü sorununa dayandığında bir çok konuda tutarsız ve temelsiz dogma fikirleri savunan arkadaşım çıkış yolu bulamayacak olacak ki ‘‘Madem başını örtüyor o zaman evinden dışarıya çıkmasın!&#8221; diye bir serzenişte, çıkışta bulundu. Anlamanın zor olduğu anlardan biriydi benim için. Bir insan, dini inancı gereği başka bir insanı ev hapsine mahkum edecek kadar ideolojilerin kölesi olmuş olabilir miydi? Hangi ideoloji bir insanın dini inancı gereği örtünmesi nedeniyle onu tecrit edebilirdi? Hangi ideoloji bir insanı dini inancı gereği adeta elinde olsa gettolara kapatma ihtiyacı hissedebilirdi? İlim yuvası denilen üniversitelerde, farklılıkların bir arada yaşamayı öğrenmesi, tahammülü kişiliğine zerk etmesi beklenen yerlerden çıkıyordu bu fikirler. Aynı arkadaşım ezanın Türkçe okunması gerektiğini, Türk olduğunu hatta surelerin Türkçe okunması gerektiğini ve bunu anlamanın daha önemli olduğunu söylüyordu. İşin kötü yanı ve tartışılması gereken tarafı bunun böyle olmasının zorunluluğundan bahsediyor seçme şansını bile tanımayı reddediyordu. Milliyetçiliği bu aşamada halkına aşılayan bir ideolojidir Cumhuriyet Müslümanlığı ve belki de bu ideolojinin tek başarısıdır. Sadece Kemalisti değil bazı dindarları da bu zehirden kendi payını almıştır. Milliyetçilik ve tahammülsüzlük kutuplar yaratma adına en çok kullanılan üzerine yumruklar indirilen yaramızdır ve maalesef tarihinde dayatılan ideolojinin büyük payı vardır.</p>
<p> Üçüncü hadise ise çok yakınımın annemin başına gelen bir hadise. Yıllarca Cerrahpaşa Hastanesinde hemşirelik yapmış kadın doğum ünitesinin kuruluşunda bulunmuş, ödüllendirilmiş, gazetelerde röportajlar yapılmış&#8230; Dini vecibelerinin gereği olduğunu düşündüğü için başını kapatmak istemiş ve bunun için emekli olmuş. Buraya kadar anormalin normali diyebiliriz. Fakat benim aklım daha iyi kesmeye biraz da bu işlerle ilgilenmeye başlayınca özellikle sordum neden bir daha hiç gidip ziyaret etmediğini orayı, arkadaşlarını, yıllarca çalıştığı ortamda gidip bir bardak kahve içmediğini. Şaşırmamıştım&#8230; Giderse eğer içeri girebilmek için başını açması gerektiğini söylemişti. Yıllarca hizmet ettiği kuruma yarım saat girip arkadaşlarını görebilmesi, hal hatır sorabilmesi için dahi bu zorlamayla karşılaşıyordu. O şikayetçi olmayı seçmemişti. Ama benim aklıma şu soru gelmedi değil. Bugün bir takım haklı haksız tartışılır hadiselere isyan etmişler var ve devletle çatışma halindeler.  Cumhuriyet Müslümanlığı başörtüsünü dinin vecibesi saymadığı için mağdur olan milyonlar isyan ederse bir gün ne olur? Bu insanlar bunca zaman neden isyan etmediler? Cumhuriyet Müslümanlığı ve bu ideolojinin savunucuları tamamı ile değiştirmeye çalıştıkları dine dua etmeliler çünkü bu insanlar bir çok şeyi tevekkülle karşıladılar. Eyvallah deyip geçmenin kolay olmadı yerlerde inançlarına sığınıp dönüp gittiler. Yaralar büyük, özellikle genç kuşak insanların yaraları çok daha büyük fakat her kesimle her hadise için yaraları sarma vakti mevcut. Cumhuriyet Müslümanlığı planlandığından çok daha fazla zarar verdi, kısmen de olsa vermeye devam ediyor. Yeni geleceği geçmişim üzüntüsü, nefretiyle değil umutlarla kurmaya çalışma zamanıdır&#8230;<a name="_GoBack"></a>  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… E-Kitap okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="102" height="144" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a><strong> </strong> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/23/cumhuriyet-muslumanligi-%e2%80%93-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/23/cumhuriyet-muslumanligi-%e2%80%93-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Müslümanlığı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/cumhuriyet-muslumanligi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/cumhuriyet-muslumanligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 10:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Cumhuriyet Müslümanlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21739</guid>
		<description><![CDATA[Din şüphesiz bu hayata dair en kutsiyet arz eden hadiselerden biridir. Temelinde inanç vardır ve inanmak bazı durumlarda koşulsuz nedensiz inanmayı da beraberinde getirir. Günümüz itibariyle bir şeylere kutsiyet atfetmek, tam manasıyla teslim olmak bir hayli güç bir hal aldı. Pozitivizm sonrası özellikle her şeyi akıl ile bilim ile izah çabaları ve deney yoluyla ispat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/laiklik_kemalizm.gif"><img class="alignright size-full wp-image-21741" title="laiklik_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/laiklik_kemalizm.gif" alt="" width="227" height="194" /></a>Din şüphesiz bu hayata dair en kutsiyet arz eden hadiselerden biridir. Temelinde inanç vardır ve inanmak bazı durumlarda koşulsuz nedensiz inanmayı da beraberinde getirir. Günümüz itibariyle bir şeylere kutsiyet atfetmek, tam manasıyla teslim olmak bir hayli güç bir hal aldı. Pozitivizm sonrası özellikle her şeyi akıl ile bilim ile izah çabaları ve deney yoluyla ispat etme ihtiyacı insanlarda bir takım farklı hisler uyandırmaya başladı. Şüphesiz her dönemde olduğu gibi bu dönem ve sonrasında da metafiziği reddetmeyen, ilahi kelamların varlığına sorgulayıp inanan insanlar mevcudiyet gösterdiler.</p>
<p> Cumhuriyet Müslümanlığı tam olarak bu noktada kendine mevzi aldı. Çünkü İslam kelime anlamı ile teslim olmak demekti ve bu kutsiyete teslim olanlar bir takım radikal değişikliklerin, bir takım kısıtlamaların karşısında dimdik duracaklardı. Cumhuriyet rejimi kendine en başından bir ‘‘kara liste&#8221; hazırlamıştı ve bu listenin üzerini zamanla tek tek çizmeyi planlamıştı.</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.haksozhaber.net/images/other/12467.jpg" alt="" width="217" height="162" /> 1924 Anayasası devletin dinini İslam olarak belirlemişti. Yeni kurulan rejimin erken infilakını önlemek için atılan bu stratejik hamle şüphesiz yerini bulmuştu. Halk yavaş yavaş ısındırılıyor, yönlendiriliyor, bu yönlendirme karşısında direnenler ise bertaraf ediliyordu. 1928 değişiklikleri sürecinde devletin dini bölümü anayasadan kaldırıldı. Andiçmelerine ilişkin 16. ve 38. Maddelerindeki ‘‘Vallahi&#8221; sözcüğünün 1928&#8242;de kaldırılıp yerine ‘‘namusum ve şerefim üzerine&#8221; ibaresinin konmasını da bu çerçeve içinde görmek gerekir. Zemin Fransız Laiklik anlayışına uygun hale getirilmeye başlanmıştı. 1937 yılına gelindiğinde anayasa da gerçekleşen son değişiklik parti devlet statüsünü kazandırmış, CHP&#8217;nin ‘‘6 ok&#8221; ilkesi değiştirilmeden anayasaya alınmış ve laiklik bu şekilde anayasal bir statü kazanmıştır.</p>
<p> Lise dönemi dahil bana anlatılan laiklik hep din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla sınırlı tutuldu. Oysa Fransız tipi laiklik anlayışını alan Türkiye Cumhuriyeti bu anlayışın felsefesini değiştirmiş ve dini devletin tekeline almıştı. Her yönden devlet insanı yaratmayı, ideal vatandaş oluşturmayı <span id="more-21739"></span>ilke edinen Türkiye Cumhuriyeti din konusunu da es geçmemiş ve devlet dini yaratmayı uygun bulmuştu. Yeni Cumhuriyet yolunu seçmiş Türklüğü temel edinip tüm yapıyı Türklük üzerine kurmayı düşünmüştü. Öyle ki bu topraklar üzerinde yaşan herkes Türktü. Güneş dil teorilerine kadar gidecek süreçte 1932 yılında artık ezan Türkçe okunmaya başlamıştı. Hatta namaz da okunacak duaların dahi Türkçe okunması istenmiş fakat bir türlü bu başıbozuklar(!) zapt edilememişti.</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/0/0/0/0/0/1/0/0/0/0/0/0/0/file/82177.jpg" alt="" width="200" height="235" /> Buraya kadar genel bir kuruluş dönemi ve sonrası yolunu ortaya koymaya çalıştım. Şimdi daha net, somut olaylar ve örnekler üzerinden hadisenin ne ölçüde tehlikeli bulunup üzerine kafa yorulduğunu göstermeye çabalayalım.</p>
<p> Laiklik temelini  ‘‘sekülerizm&#8221; den almıştır. Bugün sık sık birbirinin yerine ikame edilen kelimeler olsalar da aslına bakılırsa bire bir değildirler. Sekülerizm üst başlık, laiklik ise alt başlık olarak metafor halinde sunulabilir. Sekülerizm şüphesiz Cumhuriyet&#8217;in köklerine, iliklerine kadar işlemiş bir düşünce sistemidir. Klaus Kreiser&#8217;in Atatürk kitabında yer alan bir metinden devam edelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>‘&#8217; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.&#8221;</em></p>
<p> Bu cümlede benim takıldığım asıl nokta şeyh, derviş ve müritlerin meczuplarla bir tutulmasıdır. Burada ki meczup tasavvufi boyutta mı kullanılmıştır yoksa sokak dili düsturunda mı kullanılmıştır son derece muallak içerisinde. Bundan geçsek dahi dini metaların yerini medeniyet denen tarikata bırakması gerektiği söylenmiştir. Son derece pozitivist, son derece mana aleminden yoksun bırakılmaya azmedilmiş bir memleket portresi hiç şüphesiz.</p>
<p> Yine aynı kitapta geçen her yurttaşın son derece aşina olduğu bir cümle daha:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>‘‘ Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.&#8221;</em></p>
<p><em><img class="alignright" src="http://www.nebeonline.com/images/news/mahyada-tek-partili-donem-3140.jpg" alt="" width="220" height="190" /> </em>Cumhuriyet Müslümanlığı tartışıldığında aslında bu konunun bugüne kadar gelen bir çok kanayan yaraya ilk bıçak darbesini vurduğunu düşünüyorum. Dönemin Kürt halkı çok dindar bir yapıya sahipti ve vatana bağlılığının en kuvvetli sebebi hiç şüphesiz din kardeşliğinden gelmekteydi. Cumhuriyet Müslümanlığı bu bölge üzerinde şüphesiz çok daha fazla eleştirel karşılandı. Dönemin isyanlarının çok büyük kısmının din odaklı olduğunu söylememe gerek dahi yok sanırım. Cumhuriyet Müslümanlığı bu bölgeyi adeta kendine yabancılaştırdı. Asimile etme çabaları çok fazla ölüm, kan ve gözyaşına sebebiyet verdi. Dini bütün bir halkı ‘‘laikleştirme&#8221; konusunda kısmen de başarılı olduğunu söylemek gerekir. Fakat laikleşen kesimin kontrolünün çok daha fazla zorlaşacağını bir çok olayda olduğu gibi yine öngöremeyen bir yapıyla karşı karşıyayız.</p>
<p> İttihat ve Terakki kadrosunun Cumhuriyet&#8217;in kuruluşu aşamasında son derece faal olduğunu gördüğümüz gibi ilerleyen süreç içerisinde de fikirsel bazda etkinliğini kaybetmemiştir. Mustafa Yalçın&#8217;ın Jöntürklerin Serüveni adlı kitabında Ali Suavi&#8217;ye ayrılan bir bölümde yazdıkları son derece ilginçtir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>‘‘ &#8230; 1876 yılında Meşrutiyetin ilanı ve Abdülhamid&#8217;in tahta çıkışı ile İstanbul&#8217;a döndü. İstanbul&#8217;da tercüme heyetine memur olarak atandı. Bir süre sonra Galatasaray müdürlüğüne getirildi. Bu arada eski tarzda davranışlarını sürdürdü, kitlelere yönelik fikirlerini yaymaya koyuldu. Bu fikirleri ilginçtir ki , devlet içinde laikliğin uygulanması ile başlıyor ve oradan, ibadetlerde Türkçe ezan ve Kur&#8217;an okunmasına kadar gidiyordu&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> O, renkli bir kişiliğe sahip ama son derece karmaşık bir tipti. Yeni Osmanlılar arasında sürekli olarak dikkatleri üzerine çekerdi. Böylece kendinden sonra gelenler üzerinde bir etki bırakmıştır. İslami bir eğitim almadığı halde, vaiz olarak şöhret sahibi olmuştu. Halkı etkilemesini iyi başarıyordu. Fikirleri, hayatı gibi zıtlıklarla doluydu. İslami bir konuyu umursamaz davrandığı da çoğu zaman görünürdü. Hilafete şiddetle karşı çıkar, laik sistemin uygulanmasını isterdi. Ümmet bütünlüğünde ayakta duran Osmanlı içinde, Türk Milliyetçiliği&#8217;ni savunurdu. Camilerde her şeyin Türkçe olmasını isterdi. Yeri geldiğinde Türkçü olarak görünür, yeri geldiğinde de İslamcı bir kimlik takınırdı. Zamana ve şartlara göre davrandığı da söylenebilir. Kur&#8217;an-ı Kerim ve hutbelerin Türkçe okunmasını savunuyor, namazın Türkçe olmasını istiyordu. Bu fikirler yıllar sonra Türk devletinin kuruluşunda başka boyutlarla gün yüzüne çıkacaktı..&#8221;</em></p>
<p><img class="alignright" src="http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRtcuuQjhhMBpGW2NapQRnwbTgtiibwO6X3t8W6bG1J7BzO7hnsFVnF01qx" alt="" width="177" height="285" /> Çok tanıdık gelen hadiselerin olduğu kesin. Özellikle Türkçe ezan okunduğu 1932-50 dönemi arası camilerde ibadet dilinin dahi Türkçe olması istenmiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in emir niteliğindeki surelerinin çıkarılması dillendirilmiş adeta yeni bir devlet dini yaratılması amaçlanmıştır. Şüphesiz yazarında değindiği benim de kanaatim olan hadise ümmet anlayışının tamamen yok edilmeye çalışılması, yeni bir din yaratma anlayışına kadar gidilmeye cesaret edilmesi bu ülke insanın aklının bir köşesinde hep soru işaretini bırakmıştır.</p>
<p> Batı karşısında gelinen noktada ilmin fennin denildiği gibi alınmasından çok daha öteye geçmiştir. Öyle ki devlet zoruyla kıyafete şekil verilmeye çalışılmıştır. Bu uğurda insanlar canlarından olmuşlardır. İnancı gereği örtünen insana inancının bu kadar örtünmeyi gerektirmediği farklı şekilde daha açık giyinen insana da bunun da yerinde olmadığı şöyle anlatılmıştır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>‘‘ Şehirlerdeki kadınlarımızın tarz-ı telebbüs ve tesettüründe ( giyim ve örtünme biçiminde) iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya da tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemeyen, çok kapalı, çok karanlık bir şekl-i harici gösteren bir kıyafet, veyahut Avrupa&#8217;nın çok serbest balolarında bile kıyafet-i hariciye olarak arzedilemeyecek kadar açık bir telebbüs. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını ı tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder.&#8221;</em></p>
<p> Laiklik yolunda kurulmak istenen düzende sac ayaklarından biri olarak görülen medeniyet anlayışının en önemli kolu olan giyim kuşam meselesinde şeriat kıstas alınıyor. Zannımca rejimin neden bu kadar çok sıkıntıyla baş başa kaldığının en net kanıtlarından biridir. Sürekli çelişen, sürekli çıkarcı bir tutum içinde işine geleni kendisi için kullanma yaklaşımı yani salt pragmatizm. Cumhuriyetçi Müslümanlığı tam olarak bu noktada yer almaktadır. Dini, kendi istek ve arzuları doğrultusunda kullanma.</p>
<p><em>‘‘ Din halkın afyonudur.&#8221;</em> Sözü sanırım hiç oturmadığı kadar cuk oturur Cumhuriyetçi Müslümanlık anlayışına.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… E-Kitap okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a><strong> </strong> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="102" height="144" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/01/cumhuriyet-muslumanligi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/01/cumhuriyet-muslumanligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet, din, dindar bir de kindar!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 22:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21514</guid>
		<description><![CDATA[  Bahsedeceğim konu birçok insanın en hassas noktalarından biri olan &#8220;dini&#8221; içerdiği için baştan belirtmek isterim ki, asla ve asla kimseyi sınıflandırmak, tasnif etmek, ölçmek, yermek ve etiketlemek gibi bir gayem yok. Zaten bu benim ödevim de olamaz ki bu haddim de değil.
  Türkiye&#8217;de din (İslam) öğretimi çoğunlukla Diyanet (Devlet) eliyle yahut yasaklanmasına rağmen varlığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/dindar_kindar.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21517" title="dindar_kindar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/dindar_kindar.jpg" alt="" width="220" height="285" /></a>  Bahsedeceğim konu birçok insanın en hassas noktalarından biri olan &#8220;dini&#8221; içerdiği için baştan belirtmek isterim ki, asla ve asla kimseyi sınıflandırmak, tasnif etmek, ölçmek, yermek ve etiketlemek gibi bir gayem yok. Zaten bu benim ödevim de olamaz ki bu haddim de değil.</p>
<p>  Türkiye&#8217;de din (İslam) öğretimi çoğunlukla Diyanet (Devlet) eliyle yahut yasaklanmasına rağmen varlığını sürdüren cemaatler ve tarikatlar eliyle sağlanmıştır. Bunun sonucu olarak bilinçli bir form verilen din veya özünden koparılmış bir din sonucu ortaya çıkmış ve bu şekilde tebliğ edilmiştir. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda ise devlet eliyle art niyet güdülerek; cemaatler-tarikatlar eliyle ise art niyet güdülmeden dinin özüne zarar verilmiştir. (Herhangi bir telaşa mahal yok Allah&#8217;ın vaadidir, dini O koruyacaktır.)</p>
<p>  Türkiye&#8217;deki Müslümanlar olarak misal abdest, mesh, namazda ellerin nerede duracağı gibi konuları şeklen bir mühendis gibi milim milim ölçerek yerine getirmeyi çok çok iyi biliyoruz; ancak Kuran-ı Kerim&#8217;de 114 sure varken biz Türkiyeli Müslümanların namazımızda okuyabildiğimiz surelerin sayısı 8-10&#8242;u geçmiyor, hatta Kuran&#8217;ın en kısa 8-10 suresine &#8220;Namaz Sureleri&#8221; adı verilmiş, daha da beteri çoğumuz Müslümanız ama Kuran ne diyor bilmiyoruz; ancak birçok uydurma evliya kıssasını ezbere biliyoruz.</p>
<p>  Tüm bunlarla olumsuz bir tablo çizmek istemiyorum, bu bahislerimde <span id="more-21514"></span>kimseyi yermek de istemiyorum, bu yazdıklarıma uzun yıllar yoğunca şahit olduğum için durum tespitinde bulunmaya çalışıyorum. Ancak çözemediğim şeyler de oluyor mesela bu ülkede başörtülü kadınların kamuda çalışması halen yasak, o başörtülü kadınlar düne kadar yerlerde sürüklendi, bu ülkenin ordusu içinde namaz kılmak yasaktı, eşi başörtülü olan TSK mensubu fişlendi, namaz kıldığı öğrenilince TSK ile ilişiği kesildi. Tüm bunların yapıldığı yerin adı &#8220;Peygamber Ocağı&#8221;ydı, kimse bundan bir rahatsızlık duymuyordu. Gırtlağımıza kadar faize batmıştık, &#8220;Faizin her türlüsü haramdır.&#8221; demek şöyle dursun bir cemaat faize cevaz bile verdi, tüm bunlara karşı sessizdik, öyle değil mi?</p>
<p>  Çok ileri gitmek istemiyorum ama zannediyorum Müslüman bir toplum olarak -çok şükür- İslam&#8217;dan kopamadık, kopamadık ama bir başka en önemli şeyimiz &#8220;devlet&#8221; işin içine girince kendimizce &#8220;İslam-Devlet&#8221; bütünlüğü ortaya koyduk, bu bir şekilde iç içe giriş durumu oluşturdu ancak kutsadığımız &#8220;devlet ve devlet organları&#8221; etkisinden bir şey kaybetmeden büyürken, dinimizden (İslam) bir şeyler parça parça kopartılmaya çalışılırken İslam ruhen yıpratıldı. Öyle ki bazılarımızın kâğıt üzerinde kalan &#8220;Müslüman&#8221; sıfatı ne kâğıt üzerinden hayata döküldü, ne de kâğıt üzerinde sessiz kalabildi; işine geldiğinde ortaya atıldı durdu.</p>
<p>  Tüm bunlara mukabil gerek cemaatler gerekse tarikatlar içinden veya hiçbirisine dâhil olmayan Kuran&#8217;a ve sünnete bağlı birçok Müslüman dindar yetişti, İslam&#8217;ı anlamak ve anlatmak noktasında -Allah onlardan razı olsun- çok yoğun emek harcadılar, fedakârlıktan çekinmediler.</p>
<p>  Neden bunlardan bahsediyorum?</p>
<p>  Başta da belirttiğim gibi kimin ne kadar dindar olduğunu ölçmek, sen şu kadar dindarsın, sen bu kadarsın demek benim ödevim de değil haddim de değil. Kişi &#8220;ben dindarım&#8221; diyorsa onu öyle kabul etmek durumundayız ancak bu &#8220;dindarlık&#8221; bahsi özelden başlayıp genele doğru bir &#8220;soruna&#8221; yol açıyorsa &#8220;Hakkı ve sabrı tavsiye etme zorunluluğu&#8221; kaidesince haddimizi aşmadan müdahale etme gereği doğuyor. Konuyla ilgili birkaç olaya bakalım&#8230;</p>
<p>  <strong>Edirne Kent Konseyi&#8217;nce, Mimar Sinan&#8217;ın ustalık eseri olan Selimiye Camii&#8217;nin çevre düzenlemesine destek toplamak için Selimiye Meydanı&#8217;nda insan zinciri oluşturuluyor. Ancak Edirne Valisi Gökhan Sözer, bu yürüyüşe destek vermek için katılan Bulgar Ortodoks Kiliseleri Rahibi Aleksandır Çıkırık&#8217;ı protokolde yanında istemiyor. Vali: &#8220;&#8221;Kalsınlar böyle. Bulgaristan&#8217;da bizim müftüyü, hocayı, sağına soluna alıyorlar mı?&#8221; diyerek Rahibi protokole aldırmıyor.</strong></p>
<p><strong>  Oyuncu Meral Okay öldü kendisi ölmeden evvel öldükten sonra bedeninin yakılmasını vasiyet etmiş ancak bu vasiyet -hangi akla hizmet bilmiyoruz- yerine getirilmedi ve cenazesi bir camiden kaldırıldı.</strong></p>
<p><strong>  Milli Gazete&#8217;nin haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığının &#8220;fetva hattına&#8221; vicdani reddin dini hükmü sorulmuş. Diyanetten gelen fetva ise &#8220;vicdani reddin caiz olmadığı&#8221; şeklinde olmuş.</strong></p>
<p><strong>  </strong>Bu örnekler gibi birçok örnek mevcut devletin insanda vücut bulmuş hâli olan validen tutun da devletin &#8220;dini&#8221; kurumu olan Diyanet&#8217;in bu uygulamalarının dinden ve dindarlıktan değil de &#8220;devletlilikten&#8221; kaynaklandığı bariz bir gerçek. Zaten bir dindarın başka bir dinin önderine &#8220;ayrımcılık yapması&#8221; mümkün değildir. Zaten bir dindarın içinde namaz kılınması bile yer yer yasak olan TSK&#8217;ya karşı gayet insani ve İslami bir duruşla vicdani redde &#8220;caiz değil&#8221; demesi mümkün değildir.</p>
<p>  Başbakan&#8217;ın dindar nesil yetiştirme arzusu eğer yukarıda örneğini verdiğim yanlışları doğru kılmak içinse bunu anlayabiliriz ancak Başbakan bir anlamda devletse -ki öyle- devletin dine müdahale etmesi sonucunda ortaya çıkan durum bu oluyorsa, Başbakan&#8217;ın böyle bir arzuyu tebliğ etmesi faydadan çok zarar doğuracağı için kabul edilir gibi değil zira kulluk devlete değil Allah&#8217;a yapılır.</p>
<p>  Devlet ve dinin ilişkisinde ortaya atılan &#8220;dindar değil kindar nesil&#8221; başlığına gelecek olursak lütfen &#8220;dindar nesile&#8221; muhalefet eden zihniyete bir bakalım, ne yapıyorlar? 80 küsur yılın intikamını güdüyorlar. Arapların İngilizlerle bir olup bizi sırtımızdan vurduğu yalanıyla Araplardan nefret ediyor, laik olmayan Müslümanları Arabistan&#8217;a göndermek istiyorlar. Cumhuriyete muhalif olan Müslüman Kürt Şeyh Said&#8217;in asılmış olmasıyla yetinmiyor &#8220;İngiliz ajanıydı&#8221; iftirasıyla halen hakkına giriyorlar. Yunan nefretinden bir asırdır kurtulamadılar. 1915&#8242;in mimarlarının mirasını devralmaları yetmediği gibi özür dilemeleri gereken Ermenilerden halen nefret ediyorlar. 1938&#8242;de bombaladıkları Aleviler onlar için halen tehlike&#8230; Kendileri gibi olmayan herkese nefret duyuyorlar. Onlardan farklı düşündüğünüzde veled-i zinalığınıza gidiyorlar. Daha neler, neler&#8230;</p>
<p>  Gördüğümüz tablo devlet eliyle dindar bir neslin bugünün şartlarınca mümkün olmadığını gösteriyor ama bu &#8220;ötekine&#8221; kindar diyenlerin gerçek kindar olduğunu değiştirmiyor.</p>
<p>  Din, dindarın tarifini yapıyor bir şekilde dine bağlı eylemde bulunan ise kendince dindarlığından dinin tavsiyesinin tam aksini uygulayabiliyor ama bir de kindar var ki o cümlesine rahmet okutuyor. Tüm bu yanlışların doğru kılınması gereği ise birçoğumuzun umurunda bile olmuyor.</p>
<p>  Tüm bunlar eşliğinde Kutlu Doğum Haftasına geliniyor. Rasulullah (SAS) Efendimizi anacağımız Kutlu Doğum Haftasında kimseye dinini öğretecek haddi olmayan, kendiyle derdi bitmemiş bir kardeşiniz olarak tavsiyem bu Kutlu Doğum Hz. Muhammed Mustafa (SAS) Efendimizin &#8220;kardeşlik ahlâkına&#8221; ayrılmışken, bence devlet dinden elini çeksin çeksin ki Kürt kardeşini öldürmek istemeyen Müslüman&#8217;a yaptığın caiz değil Diyanet sınırını aşmasın. Yakılmak istemeyen bir ateist cenazesi camiden kalkmasın, devletin valisi bir dinin önderine ayrımcılık etmesin. Kardeşlik ahlâkı Rasulullah örneğince aramızda yayılsın, Emevi Ailesi gibi Muaviye gibi ırkçı ve kindar bir neslimiz olmasın zira &#8220;dindarlar&#8221; olarak hesabı devlete değil hesabı Allah&#8217;ı vereceğiz. Dindarlar olarak &#8220;kindarlar&#8221; ile yarışmayıp şunu tavsiye edeceğiz:</p>
<p><strong>  &#8220;Asra and olsun; gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler istisna. &#8221;</strong></p>
<p>  Dindarlığın özü, yolu, ölçüsü, metodu budur zira Allah&#8217;ın emri budur. Ve şüphesiz Allah doğruyu söyler.</p>
<p> </p>
<p> &#8230; Bu konuda okumak için&#8230;  </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cemevlerine yönelik yıkım kararı!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 19:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21219</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; CHP&#8217;li Avcılar Belediyesi&#8217;nin hafta sonu ilçedeki bir cemevinin duvar ve kapılarını yıkarak kullanılamaz hale getirmesi ise bardağı taşırdı. Yaşanan bu olay üzerine Alevi vatandaşlar, yıkımı önlemek için gece gündüz nöbet tutmaya başladı. CHP&#8217;li belediyenin ayrıca yıkımda duvarlarda asılı Hacı Bektaş-ı Veli, Hazreti Ali, 12 İmam posterleri ve Türk Bayrağı yerlere atıp tahrip etmesi de kamuoyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; CHP&#8217;li Avcılar Belediyesi&#8217;nin hafta sonu ilçedeki bir cemevinin duvar ve kapılarını yıkarak kullanılamaz hale getirmesi ise bardağı taşırdı. Yaşanan bu olay üzerine Alevi vatandaşlar, yıkımı önlemek için gece gündüz nöbet tutmaya başladı. CHP&#8217;li belediyenin ayrıca yıkımda duvarlarda asılı Hacı Bektaş-ı Veli, Hazreti Ali, 12 İmam posterleri ve Türk Bayrağı yerlere atıp tahrip etmesi de kamuoyu tarafından tepki gördü. Alevi vatandaşlar sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflarda,&#8221;Bunu AKP&#8217;liler yapsa kıyameti koparırdık&#8221; diye yazdılar &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/03/28/chp-li-vekil-chp-li-belediyeleri-bombaladi.html" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank">Dikkat Kitap: Alaturka Laiklik</a></span></strong></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-11226" title="kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor?</p>
<p><strong><em>“Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır”</em></strong> diye ezberletildi bize okullarda. Çağdaş, uygar, gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkmak için gerekliydi. <strong><em>“Sakın ha sakınçocuklar!”</em></strong> derdi ögretmenimiz, <strong><em>“laiklik dinsizlik demek değildir”</em></strong>.</p>
<p>Fransızlar Vatikan’ın baskısından kurtulmak için icad ettiler laikliği. T.C. usulü Alaturka laiklik ise babasının ceketini giymiş bir çocuktaki gibi iğreti duruyor üzerimizde. Eline sopayı geçiren “laiklik adına” patlatıyor “ötekine”. Zenciyi zenciye kırdırmaktan başka bir işe yaramadı bu güne kadar: Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, 28 şubat…</p>
<p>Elinizdeki bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindar nesil mi, Asım&#8217;ın nesli mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/13/dindar-nesil-mi-asimin-nesli-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/13/dindar-nesil-mi-asimin-nesli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 08:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Dindarlığı]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20621</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Bazen, Tayyip Erdoğan&#8217;ın konuşmasını, Cemil Meriç Üstadın yazmasına benzetirim ben. Okuyanlar bilir, Cemil Meriç yazarken karşısındakinin seviyesiyle, anlayıp anlamadığıyla pek ilgilenen bir Yazar değildir. Bu konuda da kırmızı çizgileri sert ve nettir Üstadın: &#8220;Halkın seviyesine ineceğiz diye dilimizi papağanınkine benzetmek, halklaşmak değil eşekleşmektir&#8221; der. Kant&#8217;ı da bu konuda örnek göstererek, &#8220;Kaç Almanın kendisini anladığını&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/dindar_nesil_akp.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20622" title="dindar_nesil_akp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/dindar_nesil_akp.jpg" alt="" width="250" height="376" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Bazen, Tayyip Erdoğan&#8217;ın konuşmasını, Cemil Meriç Üstadın yazmasına benzetirim ben. Okuyanlar bilir, Cemil Meriç yazarken karşısındakinin seviyesiyle, anlayıp anlamadığıyla pek ilgilenen bir Yazar değildir. Bu konuda da kırmızı çizgileri sert ve nettir Üstadın: <em>&#8220;Halkın seviyesine ineceğiz diye dilimizi papağanınkine benzetmek, halklaşmak değil eşekleşmektir&#8221; </em>der. Kant&#8217;ı da bu konuda örnek göstererek, &#8220;Kaç Almanın kendisini anladığını&#8221; sorgular.</p>
<p>Bir Düşünüre, ‘hele ki bu isim Cemil Meriç&#8217;se&#8217; yazma tekniği konusunda akıl vermek her babayiğidin harcı olmadığı gibi haddi de değildir. Beğenilmez, okunmaz ve olay kapanır gider. Oysa ki bir siyasetçiyi aynı kefeye koyamazsınız. Çünkü siyasetçi, siyaseti sanat için değil halk için yapan kişidir. &#8220;Halk için mi, sanat için mi&#8221; tartışmaları, bir siyasetçi için liseli yılların popüler bir münazara konusudur o kadar.</p>
<p>Fakat Türk Siyasetinin bir noktada ciddi bir açmazı var<strong><em>; Özellikle Refah Geleneğine ve Cemaat Geleneğine kendilerini düşman / muhalif olarak konumlandıranların rakipleri konusunda olağanüstü cehaletleri.</em></strong> Bu konunun çok detaylı bir konu olduğunun farkındayım ve girmeyi düşünmüyorum. Benim amacım, Tayyip Erdoğan&#8217;ın ‘dindar nesil&#8217; derken ne demek istediğini anlayabilmek.</p>
<p>Tayyip Erdoğan dindar mıdır? Tanıkların şehadetine göre iyi bir dindardır. Hapishanedeki arkadaşı Hasan Yeşildağ <span id="more-20621"></span>anlatıyor: &#8220;<em>&#8230;Sabah 5.00&#8242;de bir tıkırtıyla uyandım. Baktım, Reis sabah namazı için hazırlık yapıyor. O zamanlar cumadan cumaya namaz kılan biri olsam da kalkıp abdest aldım. Altı üstü dört rekât namaz değil mi bu, kılar yatarız dedim. Sünneti kıldık, ben kamet getirdim, Reis imam oldu. Yasin Suresiyle kıldırdığı için tam kırk beş dakika sürdü. Ben, &#8220;mahpusluğun ilk günü ya! Maneviyat ihtiyacı tavan yaptı&#8221; düşüncesinde olduğumdan fazla üstünde durmadım. Fakat ikinci gün de kırk beş dakika olan süre, üçüncü gün bir saate çıkınca durumu Ahmet Ergün&#8217;e açtım. Ertesi gün, &#8220;şikâyetçiymişsin benden&#8221; dedi. &#8220;estağfurullah&#8221; dedim. &#8220;o zaman sabaha kadar oturuyoruz, namazı kılıp öyle yatıyoruz&#8221; dedi.</em></p>
<p>                Bir dindar olan Tayyip Erdoğan&#8217;ın, ‘dindar nesil&#8217; derken kastettiği bu mudur? Bence hayır!  Dört rekatı kırk beş dakikada kılmak, bir samimiyet ispatı, nefsin burnunu yerlere sürtme, gözlerdeki ağır uyku sislerine karşı gelme, şeytana posta koyma tavrı olduğu konusunda hemfikirim. Daha açık bir ifadeyle, ilk rekâtta Kevser Suresi yerine Yasin Suresini okumak bir Müslüman için gıpta edilecek bir durumdur.</p>
<p>                Şimdi konuyu açabiliriz. Gerek Tayyip Erdoğan&#8217;ın şahsına, gerekse Ak Parti&#8217;nin tüzel kişiliğine muhalefet edenler belli bir noktadan sonra işi galiz küfürlere kadar vardırıyorlar. Başta siyasi muhalifleri olmak üzere, birçok kişi ondan bahsederken hançereden konuşmak ihtiyacı hissediyor. ‘Kişi, bilmediğinin düşmanıdır&#8217; der Hz. Ali. Bunun sebebini bugüne kadar ben de anlayabilmiş değilim ama kimse bu geleneğin beslendiği kaynakları merak etmedi. Mesela CHP&#8217;nin altı okuna nispet yapan bir Dokuz Işıklı MHP&#8217;ye nazaran bu gelenek aforizmalarını hep saklı tutmuştur. Belki kasıtlı bir tercihtir, belki de bir arka plan hesabı yapıldı bilmiyorum ama aynı durum Cemaat için de geçerli. Altı Ok veya Dokuz Işık doktrinini okuduğunuz zaman eldeki malzemeyi üç aşağı beş yukarı anlayabiliyorsunuz. CHP bu konuda biraz daha şanssız bir siyasi harekettir; gerek derin geçmişi, gerekse Devlet&#8217;in iliklerine kadar işlemiş yapısıyla gizlisi saklısı olmayan bir ‘nü&#8217; çalışmasıdır CHP.</p>
<p>                <em>&#8220;Asım&#8217;ın Nesli&#8221;</em> tamlaması, Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;da dâhil olmak üzere CHP&#8217;li dostlarımıza ne anlam ifade ediyor olabilir? Ya da daha önce böyle bir şey duydular mı? Peki onu geçtim, <em>‘Sakarya&#8217;</em> kendileri için sadece plakası 54 olan bir il ve bir dereyle sınırlı bir kelime midir? Şeytanın avukatlığına soyunalım ve şöyle soralım bir de: &#8220;Sizin tarafınızdan bir kelimeyle mahdut olan Sakarya, muarızınız için bir kelimeden öte bir anlam ifade ediyor olabilir mi? ‘<em>Zindandan Mehmet&#8217;e mektup&#8217; </em>adlı şiiri, bir mahpusun hezeyanları olarak mı tasnif ediyorsunuz siz?</p>
<p>                İşte benim anlam veremediğim nokta tam olarak bu: Bırakın siyasi rekabeti, düşman bellediğiniz bir ideolojiyle mücadele etmek için, insanları sokağa dökmek de dâhil olmak üzere her türlü organizasyona müdahil oluyorsunuz, ama iş bir şiiri okumaya ve anlamaya gelince yan çiziyorsunuz. CHP&#8217;li dostlar hayata, Şükran Kurdakul&#8217;un Edebiyat Ansiklopedisi perspektifinden baktıkları müddetçe üzgünüm ama kaybetmeye mahkûmdurlar. Kendisi dört ciltlik bir Edebiyat Ansiklopedisi hazırladığı halde, Necip fazıl ve Akif&#8217; e ayırdığı bölüm Nazım&#8217;a ayırdığı bölümün ancak yarısına tekabül ediyordu. Buna mukabil, Türk halkının Nazım Hikmet&#8217;in şahsında taraftarlarına hiç tevessül etmemesi de bir paradoks oluşturmuyor mu kendileri için?</p>
<p>                Bugünün Türkiye&#8217;sinde Nazım&#8217;ın görüşlerinin değil, tam karşı cenahtaki Akif ve Necip Fazıl&#8217;ın görüşlerinin iktidar olduğu bir gerçektir. Belki bahse konu siyasi partilerimizin üst yapılarında bunu dillendirebilecek bir edebiyatçı yoktur ama elbet oralarda bir yerde biri, bu gerçeği görüyordur.</p>
<p>                Dindar nesil, sadece ibadetlerini yerine getiren ve camiyle ev arasında sıkışmış insan profili değildir. Yaşadığımız günler, bu şekil bir dindarlığın dertlere çare olmadığını gösterdi bizlere. Kışlayla ev arasına sıkışmayı reddeden bir Askerin olduğu ülkede, evle cami arasına sıkışmak, başına gelecek musibetlerden muaf tutmuyor insanı. Hoş, 28 Şubat Döneminde sıkça rastladığımız, fakültelerin önünde naçar bekleşen başörtülü kızlarımızı görünce bunun da yeterli olmadığını gördük ya neyse.</p>
<p>                Akif değil ama Necip Fazıl zamanında, &#8220;<em>öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya</em>&#8221; derken bu kızlarımızı kastediyor olmasındı.<a name="_GoBack"></a></p>
<p>                Bu ülke, Fikret&#8217;in Haluk&#8217;una değil de Akif&#8217;in Asım&#8217;ına meyletmiştir. Sırf bu tercihi yüzünden defalarca cezalandırılsa da, tahkir edilse de, müntesiplerine cehennem azabı dünyada tattırılsa da pişman olmamış, acıyı bal eylemiştir. Yıllar var ki Haluk&#8217;la, Asım bu coğrafyada kıran kırana savaşmaktadır. Tevfik Fikret, Haluk&#8217;tan batıya ait ne varsa alıp gelmesini ister. Haluk&#8217;ta kendinden istenileni yaparak mürtet olma noktasına gelir. Kısacası Haluk, Batı&#8217;nın bilgisini doğrudan taşıyamadığı gibi kendi kültürüne ve kendi milletine de yabancı biri olup çıkmıştır. Fikret&#8217;in kolaycılığı seçmeye zorladığı Haluk&#8217;un geldiği nokta, Akif&#8217;e göre bedbaht bir duruştur.</p>
<p>                Oysaki Asım öyle midir ya! Asım, Safahat&#8217;ın altıncı bölümünde Mehmet Akif&#8217;in manevi oğludur. Akif onu çok sevmekte ve vatan sevgisi, tarih şuuru, inkişaf, tekâmül adına ne kadar fikir varsa Asım&#8217;la özdeşleştirmektedir. Asım ilk önce diniyle, tarihiyle, kültürüyle ve toplumuyla barışık olacak, her türlü kompleksten arınacaktır. Fakat Asım için bu da yetmeyecektir; Asım korkak, ürkek ve çekingen olmayacaktır. Tüm bu hasletler Asım&#8217;a yakışmaz. O, tek dişi kalmış Hristiyan Batının her türlü tasallutuna karşı milletin ve dinin istiklalini savunacak, namusunu koruyacak, gerekirse canını bile feda edecektir.</p>
<p>                Asım dindar olacaktır. Ama bu dindarlık da Akif&#8217;in çizdiği çerçevede olacaktır: <em>&#8220;İnmemiştir hele Kur&#8217;an şunu hakkıyla bilin / ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için&#8221; </em>mısralarıyla Akif bu çerçeveyi çizer. Asım ve neslinden istenen, Kur&#8217;an&#8217;ı hurafelerden arındırmış bir şekilde anlaması ve bu anlayışı dinamik bir bilgiyle yoğurarak bir sonuç elde etmesidir. Gayesi insanları hidayete erdirmek olan Kur&#8217;an, ancak bu şekilde üzerine atılmak istenen iftiradan kurtulabilir. Çünkü Fikret&#8217;in Haluk&#8217;u geri kalışımızın müsebbibi olarak O&#8217;nu işaret etmektedir. Akif buna şiddetle karşı çıkmaktadır; Ona göre, Kur&#8217;an&#8217;ı anlamamak ve İslam&#8217;ı yaşamamak yanında cehalet ve tembelliğimiz bizim en büyük düşmanımızdır.</p>
<p>                Akif&#8217;in Asım&#8217;ı elbette tevekkül sahibi bir insan olacaktır ama tevekkül etmek tembellik yapmak değildir. Yes&#8217;e (ümitsizliğe) kapılmamak, Allah&#8217;tan ümidi hiç kesmemek, Kur&#8217;an&#8217;ı bir yaşam biçimi haline getirmek, sadece yaşadığı coğrafyayı değil tüm dünyayı kurtarabilmek için ilim ve irfanla yoğrulmak da Asım&#8217;ın görevlerindendir. </p>
<p>                Kısacası Akif&#8217;in Asım&#8217;ı, Türk Edebiyatında ‘dine bağlı modernleşme&#8217; sürecinin en büyük karakteridir. Şairin ona yüklediği görev de zamandan ve mekândan münezzeh olan ideal bir gençlik tasavvurudur. O Asım ki, iman, ahlak ve bilgi ile donanmış; halkından utanmayan, bilakis ona gelen darbeleri üzerinde taşıdığı özelliklerle bertaraf eden kişidir. Yaşanan o netameli yıllarda Asım, Akif&#8217;in biricik hayalidir&#8230;</p>
<p>                Benim dindar nesil denince anladığım bundan ibarettir. Belki iyi bir Yazar çıkar ve işin içine Necip Fazıl ve ideologyasını da katarak, ortaya eşsiz bir makale çıkarır. Daha da iyi niyetli olalım ve topluma yön veren cümle siyasetçi tayfasının birbirilerini anlamak için tüm bu yazılanları çizilenleri okuduklarını düşünelim.</p>
<p>                Nazım&#8217;ın dediği gibi yani: <em>Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine&#8230; </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p> </p>
<p>… Bu konuda okumak için…</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a>  </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/13/dindar-nesil-mi-asimin-nesli-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/13/dindar-nesil-mi-asimin-nesli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Dindarlığı Üzerine&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/29/turkiye-dindarligi-uzerine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/29/turkiye-dindarligi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2011 20:48:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Dindarlığı]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18853</guid>
		<description><![CDATA[Giriş&#8230;
İslam, Kuran-ı Kerim&#8217;de varlığını sınırları ile kesin bir şekilde ortaya koymuş bir dindir. Ancak Müslümanlık, yaşandığı topluma göre şekil değiştirmektedir. Misal Arap Müslümanlığı, Boşnak Müslümanlığı, Türk Müslümanlığı vs. birbirine göre farklılık göstermektedir.
  Müslümanlar arasında İslami yaşamın çeşitlilik göstermesi başlığındaki &#8220;Türkiye Dindarlığı&#8221; başlığı altında Cemaatleşmeler ve Tarikatlaşmalar ile şekillenen alt yapılar da mevcut çeşitliliği çoğaltmaktadır.
  Türkiye&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090824_derindusunce_org_tasavvuf.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6241" title="20090824_derindusunce_org_tasavvuf" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090824_derindusunce_org_tasavvuf.jpg" alt="" width="191" height="271" /></a>Giriş&#8230;</em></strong></p>
<p>İslam, Kuran-ı Kerim&#8217;de varlığını sınırları ile kesin bir şekilde ortaya koymuş bir dindir. Ancak Müslümanlık, yaşandığı topluma göre şekil değiştirmektedir. Misal Arap Müslümanlığı, Boşnak Müslümanlığı, Türk Müslümanlığı vs. birbirine göre farklılık göstermektedir.</p>
<p>  Müslümanlar arasında İslami yaşamın çeşitlilik göstermesi başlığındaki &#8220;Türkiye Dindarlığı&#8221; başlığı altında Cemaatleşmeler ve Tarikatlaşmalar ile şekillenen alt yapılar da mevcut çeşitliliği çoğaltmaktadır.</p>
<p>  Türkiye&#8217;de mevcut olan totaliter laik anlayış, Türkiye Dindarlığının şekillenmesinde etkili olması yanı sıra bu alandaki çalışmaların kısıtlanmasında da etkili olmuştur. Bu nedenle bu alana ait çalışmalar ya azınlık da kalmıştır yahut geniş kitlelere ulaşması bir şekilde engellenmiştir.</p>
<p>  Bir toplumdaki sosyal yapı ve yönetim biçimi, o toplumdaki bireylere bir şekilde sirayet eder. Misal, Türkiye&#8217;de devlet, bir başka deyişle resmi ideoloji, kendi varlığını koruma pahasına kendi vatandaşlarını bastırmış, hiçe saymış ve hatta bunu anayasal bir çerçeveye<span id="more-18853"></span> sokmuştur. Bu yapıya mütemadiyen maruz kalan toplum insanı, bu tutumdan etkilenmiş, bu tutuma benzeşmiş ve bu tutumu kendi yaşamı dahilinde yürürlüğe koymuştur. Mesela bu nedenle Cemaatler, Tarikatlar, bir Cemaat yahut Tarikat bağı olmayan Ortodoks Müslümanlar gibi dindarlar veya laikleşmiş Müslümanlar, kendi inandıkları İslam modeli dışındaki tüm tercihleri, mezhepsel farklılıkları &#8220;din dışı&#8221; saymakta bir beis görmemişlerdir. Tahammülsüzlük sonucu ortaya çıkan bu durum, farklı düşüncelerin filizlenmesini engellemiştir. Yani düşüncenin seyri bir şekilde engellenmiş, düşünce belli kalıplara hapsedilmiştir.</p>
<p>    <strong><em>Neden Türkiye Dindarlığı üzerine?</em></strong></p>
<p>  Türkiye Dindarlığı Üzerine başlıklı yazı dizisine başlamamdaki yegâne neden Türkiyeli Müslüman bir dindar olarak, yukarıda özetlediğim tüm gerçekle bizzat yüz yüze gelmiş olmamdandır.</p>
<p>  Bu çalışma, naçizane durum tespiti, yani olayın &#8220;nedirliği&#8221; ile ilgilenmekle birlikte, olayın sonuçlarına da inşallah yer verecektir.</p>
<p>  Bu çalışma içerisinde Türkiye&#8217;deki mevcut İslam anlayışı, Türkiye&#8217;deki dindar Müslümanların Kemalizm-Laisizm ile ilişkisi, Kemalist-Laik kesimin Türkiye&#8217;deki Müslümanlara tepkisi-bakışı, Türkiye dindarlarının dünyaya, Batı&#8217;ya ve hatta diğer Müslüman ülkelere bakışı ve olayın mezhepsel-tarihsel arka planı incelenmeye çalışılacaktır.</p>
<p>  Eğer bu naçizane çalışmaya alaka gösterecek olanlar varsa, bu alakadar insanlardan tek beklentim, reddiye, inkâr, yok sayma, anlamadan eleştirme gibi olumsuz tavırlar almak yerine, çalışmadaki görüşlere katılmasalar dahi anlamaya çalışarak, mevcut tezlere antitezler üreterek yaklaşmalıdır. Bu şahsım için çok küçük, diyaloğumuz ve düşüncenin filizlenmesi için büyük bir adım olacaktır.</p>
<p>  Yakında; Türkiye Dindarlığı&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/29/turkiye-dindarligi-uzerine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/29/turkiye-dindarligi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Medine Vesikası ve Laikliğe Şerh</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/21/medine-vesikasi-ve-laiklige-serh/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/21/medine-vesikasi-ve-laiklige-serh/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2011 11:26:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18791</guid>
		<description><![CDATA[Kavramlar çoğu kez kâğıt üzerinde ifade ettikleriyle kalmaz; kavramı uygulamaya koyan erkin elinde, bir noktadan, bir başka noktaya ve hatta tam zıddı bir duruma bile gelebilir. Aynen &#8220;laiklik-laisizm&#8221; kavramında olduğu gibi&#8230;
Bugün kullandığımız birçok kavramın temelinde olduğu gibi &#8220;laiklik&#8221; kavramı da köken olarak Yunan&#8217;a dayanıyor; &#8220;laicus&#8221; yani &#8220;dinsel olmayan, halka dayanan, ruhban olmayan&#8221; gibi manalar ifade [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/laiklik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18792" title="laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/laiklik.jpg" alt="" width="227" height="270" /></a>Kavramlar çoğu kez kâğıt üzerinde ifade ettikleriyle kalmaz; kavramı uygulamaya koyan erkin elinde, bir noktadan, bir başka noktaya ve hatta tam zıddı bir duruma bile gelebilir. Aynen &#8220;<em>laiklik-laisizm</em>&#8221; kavramında olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Bugün kullandığımız birçok kavramın temelinde olduğu gibi &#8220;laiklik&#8221; kavramı da köken olarak Yunan&#8217;a dayanıyor; &#8220;<em>laicus</em>&#8221; yani &#8220;<em>dinsel olmayan, halka dayanan, ruhban olmayan</em>&#8221; gibi manalar ifade ediyor. Kavramın asıl kıvam aldığı dönem ise 16. yüzyıl Reform hareketleri süreci&#8230; Ki, bu dönem Kilise&#8217;nin halka uyguladığı zulmü az biraz biliyorsanız, laikliğe geçiş sürecini anlamanız da mümkün.</p>
<p>Laiklik, felsefi olarak &#8220;<em>insana, insanın ürettiğine tabi olmak</em>&#8221; manalarına taşıdığı için &#8220;<em>dinsizlik</em>&#8221; olarak yorumlanıp, eleştiri alsa da, aslında bir yönetim biçimi olarak &#8220;<em>her inanca eşit mesafede bir sistem</em>&#8221; olması nedeniyle manasıyla uygulandığı zaman &#8220;<em>herkese eşit mesafede adil bir düzen</em>&#8221; olması mümkün.</p>
<p>  <strong>Orta Doğu ülkelerindeki diktatörlerin devrilmesi, Arap-Afrika halklarının devrim sürecinden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın ilk ziyareti Mısır&#8217;a oldu. Başbakan Mısır&#8217;da büyük bir coşkuyla karşılandı. Düne kadar Türkiye&#8217;de ne olup bittiğinden, Başbakan&#8217;ın adından bihaber bir Arap Coğrafyası varken, bugün Türkiye Başbakanının posterlerini <span id="more-18791"></span>üzerinde taşıyan halkların olması neresinden bakarsanız bakın çok güzel bir olaydır.</strong></p>
<p>  Başbakan&#8217;ın Mısır&#8217;daki konuşmasındaki iki cümle oldukça dikkat çekici; &#8220;<em>Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ve laik değilim&#8230; Mısır halkına yeni oluşturacağı düzen içerisinde laikliği öneriyorum</em>.&#8221;</p>
<p>  Başbakan, Türkiye özelindeki jakoben ve totaliter yani &#8220;<strong>her inanca eşit değil, bir inancın içini oyan ve o haliyle dayatan</strong>&#8221; laik sistemin mağduru olmuş bir isim olarak Mısır&#8217;da yaptığı bu konuşmadan sonra Tunus gibi, neredeyse laikliğin Türkiye&#8217;den daha fazla zorbalaştığı, sokakta kadınların başını örtmesinin yasak olduğu bir yerde laikliği bir sistem olarak tavsiye etti ve sanırım bu kez Mısır&#8217;daki laiklik tavsiyesine tepki gösteren İhvan-ı Müslimin ve laiklik tavsiyelerine tepki gösterenleri göz önünde bulundurarak, daha açık konuştu.</p>
<p>  <strong>Kuran-ı Kerim&#8217;in adil düzen emri mevcut ancak &#8220;İslam Devleti kurun&#8221; diye bir emri yok. Başbakan&#8217;ın laiklik tavsiyesinin Kuran&#8217;ın özüne gölge düşürdüğünü düşünmüyorum ancak lüzum ve gerek açısından niyetini anlayabilmiş değilim. İkidir tekrarlanan laiklik tavsiyesinin, diktatör rejimlerden yeni kurtulmuş, çoğunluğu İslam olmuş insanlardan oluşan bir coğrafyada laiklik vurgusu yapmasının icabı nedir?</strong></p>
<p>  <strong>Bir insan-ı kâmil örneği, adil bir yönetici, Mekke&#8217;nin totaliter laik sistemi içerisinden çıkmış ve Kuran&#8217;ı Kerim-i kendine kılavuz edinerek, adil bir düzen oluşturmuş Rasulullah (SAS) Yahudi, Hristiyan, müşriklerle aynı coğrafyayı paylaşırken, <em>Medine Vesikasını</em> ortaya koymadı mı? Medine Vesikası, madde madde her inancın hakkını ayrım gözetmeksizin kendine teslim etmedi mi? </strong></p>
<p>  <strong>Laikliğin &#8220;<em>her inanca eşit mesafede</em>&#8221; uygulanışına &#8220;<em>dinsizlik</em>&#8221; dememekle birlikte, Başbakan&#8217;ın Tunus ve Mısır&#8217;a gidip &#8220;size şer-i düzen&#8221; öneriyorum demesinin nasıl lüzumsuz duracağı bir gerçekse, laikliği önermesi de bir o kadar lüzumsuzdur. </strong></p>
<p>  Başbakan eğer İsrail&#8217;i de işin içine katarak Orta Doğu&#8217;nun siyasetinde en büyük isim olarak Türkiye&#8217;yi oyuna sokuyorsa, Batı&#8217;ya sırtını dayar bir biçimde laiklik tavsiyesinde bulunmanın lüzumsuz olduğunu kavramak zorunda.</p>
<p>  <strong>Temelini İslam&#8217;dan alan Medine Vesikası, &#8220;her inanca eşit mesafede ve hakkını koruyan&#8221; bir antlaşma olarak, iş görür bir uygulamaysa ve laik değilse, yek laikliğe tutunmanın ve bunu tavsiye etmenin lüzumu ne ola ki?</strong></p>
<p>  Kavramların kâğıt üzerinde duruşları ile kavramları yürürlüğe geçiren erkin o kavramı uygulayış biçimi bir birinden farklıdır. İşte bu nedenle, bir kavramı kutsamak ve tavsiye etmek yerine, kavramlar üstü hakkı gözeten uygulamalara yönelmek elzemdir. Doğrusu da budur!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/21/medine-vesikasi-ve-laiklige-serh/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/21/medine-vesikasi-ve-laiklige-serh/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taviz Vermeden Uzlaşabilme Kültürü ve Yeni Anayasa</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/16/taviz-vermeden-uzlasabilme-kulturu-ve-yeni-anayasa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/16/taviz-vermeden-uzlasabilme-kulturu-ve-yeni-anayasa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 13:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18743</guid>
		<description><![CDATA[Halil Çiçekfidan
Her toplum,kendisinden önceki jenerasyonların  bilinçli ya da bilinçsiz tercihleriyle başa çıkmak zorundadır. Geçmişteki olumlu hamlelerin avantajlarıyla birlikte, her kuşak, ertelenmiş, önemsenmemiş, ihmal edilmiş konuların ağırlığını sırtlamış bir halde doğar.
 Tanzimat&#8217;tan başlayıp günümüze uzanan süreçte devlet ve toplum yapımızı derinden etkileyen gelişmelerin dönüp dolaşıp &#8220;din&#8221; ile bir şekilde bağlantılı olduğunu görürüz.
Sürecin başında, yüz elli yıldır şeriata [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080719_derin_dusunce_org_kamplasma.jpg" alt="" width="248" height="214" />Halil Çiçekfidan</strong></em></p>
<p>Her toplum,kendisinden önceki jenerasyonların  bilinçli ya da bilinçsiz tercihleriyle başa çıkmak zorundadır. Geçmişteki olumlu hamlelerin avantajlarıyla birlikte, her kuşak, ertelenmiş, önemsenmemiş, ihmal edilmiş konuların ağırlığını sırtlamış bir halde doğar.</p>
<p> Tanzimat&#8217;tan başlayıp günümüze uzanan süreçte devlet ve toplum yapımızı derinden etkileyen gelişmelerin dönüp dolaşıp <strong>&#8220;din&#8221;</strong> ile bir şekilde bağlantılı olduğunu görürüz.</p>
<p>Sürecin başında, yüz elli yıldır şeriata tam uyulmadığından ülkenin karışıklıklara sürüklendiğini iddia etmekle başlayan Tanzimat Fermanı<a name="_ftnref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn1">[1]</a>, şeriata aykırı hükümleriyle birlikte devlet mekanizmamızın kalbine yerleşmişti. Osmanlı&#8217;nın teokratik karakteri dolayısıyla <span id="more-18743"></span>icraatlarının din eksenli olması normaldi diyelim. Fakat bu ifade, sonraki dönemi açıklamaya yetmeyecektir.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesiyle itilaf devletlerinin işgallere başlaması ve buna mukabil milli direnişin ortaya çıkması sonucunda kurulan I.TBMM&#8217;nin amacı şu şekilde belirtiliyordu:</p>
<p> &#8221;Hilâfet ve Saltanat makamının bağımsızlığının korunması, ulusal bağımsızlık ve ulusal sınırlarımız içerisinde yaşama olanağı verecek bir barışı sağlayacak önlemleri geliştirmek ve uygulamak.&#8221;<a name="_ftnref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn2">[2]</a></p>
<p>Milli direniş, Hilafet ve Saltanat kurumlarını koruma amacı üzerinden örgütleniyordu. Yurdun hemen her bölgesinde, <strong>dini </strong>değerlere/sembollere yapılan saygısızlık milli mukavemet bilincini uyandırıyordu. Sonuçta, bayrak inmemiş, ezanlar dinmemişti(!)</p>
<p>Silah seslerinin dinmesiyle birlikte ülke, hesapta olmayan hesapların ortaya çıkmasına sahne oldu.</p>
<p>Savaş sırasındaki pragmatik tercihlerin sonunda sivrilen iktidar kudreti alternatifsiz bir konuma erişti. Bu konum, kurucu zümreye yorgun zihinlerde ve acıların uyuşturduğu kalplerde çok da sorgulanamayacak bir değişim harekatı başlatma fırsatı sundu. &#8220;Halkın talebi&#8221; gibi önemli bir halkası eksik olan devrimler &#8220;halk için&#8221; çoğunlukla &#8220;halka rağmen&#8221; gerçekleştirildi.</p>
<p>D<strong>in</strong> eksenli kurumların ortadan kaldırılması ve yerlerine laik nitelikte kurumların geçmesiyle yeni bir toplum yapısı neşvünema buldu.</p>
<p><strong>Laiklik Sonrası Yeni Toplum</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelerin acı bir meyvesi olarak ortaya çıkan yeni toplumda bireyler, kendilerini yine dine göre konumlandırmayı seçti, bilerek ya da bilmeyerek. Kurucu iradenin kademeli olarak devletin temel ilkelerinden birisi haline getirdiği laiklik -her yaşam ve düşünme tarzı gibi- destekçilerini ve karşıtlarını üretti.</p>
<p>Sert laik tutum cepheleşmeyi, bu cepheleşme de radikalliği beraberinde getirdi. Toplumun temel kimlikleri kendi içlerinden çıkan marjinallerle bilinir oldu. Dindarlar &#8220;dincilerle&#8221;, laiklik yanlısı olanlar &#8220;laikçilerle&#8221; aynı kefede değerlendirilmeye başlandı.</p>
<p>Zaman içerisinde dini hassasiyetleri muhafaza edenlerle laiklik savunucuları, farklı düşünme biçimlerinin yanında farklı yaşam tarzları geliştirdi. Olayları algılama biçimindeki farklılaşma da, bu iki kesimi &#8220;biz ayrı dünyaların insanıyız&#8221; noktasına getirdi.</p>
<p>Marjinalleri bir tarafa bıraktığımızda dahi, bu iki kesim arasında gerçek bir ayrışma olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Dine göre kendini konumlandırma itibariyle ortaya çıkan bu manzara, birlikte yaşama arzusunu törpüler nitelik taşımakta.</p>
<p>Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, hantallaşmış kurumları yenileme fırsatı doğmuştu. Fakat, inkılap hareketleri, onu doğal bir sürecin sonunda ortaya çıkaracak birikimden/alt yapıdan tamamen yoksundu. Söz gelimi, Fransız devriminin mimarları göz önüne alınırsa, bizdeki hareketlerin köksüz,temelsiz ve tepeden inmeci karakteri açıkça ortaya çıkar.</p>
<p>Her şey bir yana, cumhuriyetin ilanı aslında yine bir tercih noktasıydı. Rotası batıya dönmüş bu devlet Batı&#8217;nın hangi yüzünü benimseyecekti?</p>
<p>Karşılaştırma yapabilmek adına daha yakın örneklere bakılırsa; peçeyi toplum düzenine bir tehdit olarak görüp yasaklayan Fransa laikliğini mi; yoksa motosiklet sürücülerinin kask giymesini emreden bir yasaya &#8220;Sihler&#8221; için istisna getiren Britanya laikliği mi esas alınacaktı<a name="_ftnref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn3">[3]</a>? </p>
<p>Tercih Fransız ekolünden yana kullanıldı. (Bu yazının kaleme alındığı tarihten bir gün sonra (15-09-2011) laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle Fransız hükümeti &#8220;sokakta namaz kılmayı&#8221; yasakladı.<a name="_ftnref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn4">[4]</a>Şaşırtıcı olmasa gerek.)</p>
<p>Bu, birlikte yaşamı tesis edip sürdürecek &#8220;uzlaşı kültürü&#8221; açısından büyük bir hamle hatasıydı. Fransız tipi laikliğin, toplumsal kodlarımızla uyum sorunu oluşturacağı göz önüne alınmadı. Baskı yoluyla yerleştirilmeye çalışıldıysa da geldiğimiz nokta ortada.</p>
<p>Devlet teşkilatını kuran zümreyle aynı hayat görüşünü paylaşanların oluşturduğu bürokrat sınıfı, siyasal elitler ve genel ifadeyle laik kesim, oluşturdukları düzenin ordu garantörlüğünde devam etmesini arzuladı. Fransa&#8217;daki peçe örneğine rahmet okutacak tedbirlerle mütedeyyin kesimin devletle ilişkilerini geliştirmesine engel olunmak istendi.</p>
<p>Diğer yandan, seçimler demokratikleştikçe halkın dini duyarlılığı olan partileri iktidara taşıması, laikler için işlerin çok da yolunda gitmediğinin bir göstergesiydi. Bu dönemlerde, anti demokratik yöntemler de dahil olmak üzere, bir şekilde, iktidarın kendi yaşam tarzlarına müdahale etmesinin önüne geçmek için seferber oldular. Çoğunlukla paranoya diyebileceğimiz bu anlayışa samimiyetle bağlanmaları mütedeyyin kesimin kendi nefsinde sorgulaması gereken bir durumdur.</p>
<p>Laik duyarlılığı içselleştirmiş, samimi bir kitleye sahibiz ve bu durum bir &#8220;sorun&#8221; değil. Sorun olan, yeni topluma model olarak sunulan laiklik anlayışının uzlaşıya imkan vermeyen karakteristiğidir.</p>
<p>Bizde anlaşılan şekliyle laiklik, dindarlara dinlerinden taviz vermelerini  dayatıyor. Başını açmayana eğitim hakkı tanımamak, bir şekilde eğitim alsa bile kamusal alanda iş sahibi olamamak şeklinde tezahür eden bir laikliği hangi dindar birey benimseyebilir?</p>
<p> Öte yandan, İslam Hukuku profesörü Hayrettin Karaman&#8217;a göre, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bizde de farklı inanca, dünya görüşüne sahip toplulukların bir millet olarak birlikte yaşama zorunluluğu vardır. Bu durum ister istemez bir uzlaşı kültürüne sahip olmayı gerekli kılar. İki tarafın da dünya görüşlerinden ve yaşam tarzlarından taviz vermesini beklemek faydasızdır ve bundan bir an önce vazgeçmek gerekir.</p>
<p>Bu şartlar altında dindarlar bakımından zaruret ilkesi devrededir ve bu ilkeye dayanılarak farklılığa tahammül etmek, İslam&#8217;ın gayrimeşru olarak nitelediği uygulama ve davranışlara müdahale etmemek, kimseyi mecbur etmeden kendi inancına göre yaşamak en doğru olandır (Karaman,2003)<a name="_ftnref5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn5">[5]</a>.</p>
<p>Laik kesimden beklenen ise, din kaynaklı talepleri tümden reddeden anlayışı bırakmak, inancını her alanda yaşamak isteyenlere özgürlük sağlayacak düzenlemeleri laikliğe aykırı görmemek, kendileri herhangi bir şekilde zorunda bırakılmadıkça mütedeyyin kesimin inanca dayalı uygulamalarına müdahale etmemektir. Diğer bir değişle, Anglo-Sakson laikliğinin toplumsal kodlarımızla daha uyumlu olduğunun farkına varılmalıdır.</p>
<p><strong>Çözüme İlk Adım : Yeni Anayasa</strong></p>
<p>Türkiye yine bir tercih noktasıyla karşı karşıya ve sanırım yeterince bedel ödendi şimdiye kadar.Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir anayasa tamamı sivil iradenin yansıması olan bir meclis eliyle yapılacakken, temel problemler cesaret ve basiretle irdelenmeli.</p>
<p>Katıldığım bir konferansta Anayasa Hukukçusu Doç.Dr.Osman Can&#8217;ın şöyle dediğini hatırlıyorum: &#8220;Anayasayı kim yaparsa, bu onun anayasası olur.&#8221; Sivil anayasa bu ülkede artık önüne geçilemeyecek bir halk talebi. Zaman ve zemin bu kadar uygunken sivil anayasanın &#8220;sivilliği&#8221; yöntem yanlışlığına kurban edilmemeli. Halkın anayasasına &#8220;halk&#8221; doğrudan etki edebilmeli.    </p>
<p>Yeni Anayasa süreciyle, &#8220;dini kontrol altında tutan&#8221; ve &#8220;dini devlete karıştırmazken devleti dine müdahil kılan&#8221; laiklik anlayışı terk edilmeli ve bunu temin edecek ifadeler yeni anayasada açıkça belirtilmelidir. Bununla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı özerk bir kurum hüviyetine kavuşturulmalı, okullarımızdaki zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi seçmeli hale getirilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak, mütedeyyinler ve laikler birlikte yaşamı uyumlu bir şekilde sürdürebilmek adına gereken değişimi yeni anayasa vesilesiyle başlatabilirler. Zorluğu ‘rafa kaldırılmasına&#8217; sebep kılınmadan emek verilen, hak ve özgürlükleri halktan yana koruyan, laikse &#8220;inanca saygı&#8221; esasıyla laik, kanunu/devleti/statükoyu/yandaşı/candaşı değil &#8220;adaleti&#8221; gözetecek bir anlayışla &#8220;birlikte yaşama sanatımızı&#8221; yeniden canlandıracak bir &#8220;eser&#8221; bekliyoruz.</p>
<p>Bu fırsat kaçarsa, bir sonraki fırsatta -yaşarsak- yaşlanmış olacağız. Hadi bizi boşverin, bari şu acı gerçekle bir kez daha yüzleşmeyelim:  Geciken adalet &#8220;adalet&#8221; değildir.</p>
<p>Doğru tercihleri doğru zamanda yapabilmek ümidiyle..</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_ftn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref1">[1]</a>http://www.osmanli700.gen.tr/olaylar/olayt2.html</p>
<p><a name="_ftn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref2">[2]</a>http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&amp;IcerikNo=151</p>
<p><a name="_ftn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref3">[3]</a> http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/fransiz-laikliginin-sefaleti</p>
<p><a name="_ftn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref4">[4]</a> http://www.ensonhaber.com/fransada-sokakta-namaz-kilmak-yasaklandi-2011-09-15.html</p>
<p><a name="_ftn5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref5">[5]</a> İslam ve Türkiye, Hayrettin Karaman, Ufuk Kitapları, 2003.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/16/taviz-vermeden-uzlasabilme-kulturu-ve-yeni-anayasa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/16/taviz-vermeden-uzlasabilme-kulturu-ve-yeni-anayasa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ODTÜ&#8217;de işgüzar üniversite yönetimi geri adım attı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/18/odtude-isguzar-universite-yonetimi-geri-adim-atti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/18/odtude-isguzar-universite-yonetimi-geri-adim-atti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2011 22:01:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17916</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/XLHJk5DWSbM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/18/odtude-isguzar-universite-yonetimi-geri-adim-atti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/18/odtude-isguzar-universite-yonetimi-geri-adim-atti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şehit olmak serbest, şehitliğe gelmek yassah!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/11/sehit-olmak-serbest-sehitlige-gelmek-yassah/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/11/sehit-olmak-serbest-sehitlige-gelmek-yassah/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2011 22:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17914</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale şehitliklerini gezmek için Aydın&#8217;dan gelen çarşaflı dört kadın, halka açık olan Çimenlik Kalesi&#8217;nden, askerler tarafından zorla çıkarıldı. İçinde Deniz Müzesi ve Nusrat Mayın Gemisi bulunan, askeriye kontrolündeki kaleyi gezmek isteyen Selimışıklı ailesinin beş ferdi, maruz kaldıkları davranış üzerine polise şikayetçi oldu. Tek amaçlarının, savaşlarda hayatını kaybeden şehit atalarının mezarlarını gezmek olduğunu belirten Serhat Selimışıklı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale şehitliklerini gezmek için Aydın&#8217;dan gelen çarşaflı dört kadın, halka açık olan Çimenlik Kalesi&#8217;nden, askerler tarafından zorla çıkarıldı. İçinde Deniz Müzesi ve Nusrat Mayın Gemisi bulunan, askeriye kontrolündeki kaleyi gezmek isteyen Selimışıklı ailesinin beş ferdi, maruz kaldıkları davranış üzerine polise şikayetçi oldu. Tek amaçlarının, savaşlarda hayatını kaybeden şehit atalarının mezarlarını gezmek olduğunu belirten <span id="more-17914"></span>Serhat Selimışıklı, yönetmelik ve kanunlarda müze ve kalelere çarşaflı girilemeyeceği ibaresi olmamasına rağmen, sorumlu komutanın keyfi tutumu yüzünden hakarete uğradıklarını söyledi.</p>
<p>Diğer ziyaretçilerin yanında kendilerine terörist muamelesi yapıldığını söyleyen Selimışıklı, &#8220;Çimenlik Kalesi içindeki Deniz Müzesi&#8217;ne girdik. Oradaki görevli, &#8216;Buraya girmeyin, çıkın. Burada temizlik yapıyoruz.&#8217; diye bizi sokmak istemedi. &#8216;İçerideki herkesi çıkarın, biz de çıkalım.&#8217; dedik. Oradaki komutana da &#8216;Eğer bu kıyafetle müzeleri gezme yasak diye bir yönetmelik veya kanun varsa gösterin.&#8217; dedik. Bunun üzerine komutan, iki silahlı ve iki silahsız asker çağırarak peşimize taktı. Biz de müzeye giremeden bahçede gezdik. Çıkarken aynı komutan, hakaret dolu sözler söyledi bize. Bunun üzerine, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne gelerek şikâyetçi olduk.&#8221; dedi.</p>
<p>Vatandaşı oldukları ülkenin topraklarını gezme özgürlüklerinin, birileri tarafından hiçbir hakkı olmadan engellenmesine tepki gösteren çarşaflı hanımlardan Dilber Selimışıklı ise &#8220;Aydın&#8217;dan buraya, atalarımızın şehit olduğu yerleri görmek için geldik. Çimenlik Kalesi&#8217;ni de görmek istedik. Diğer vatandaşlar içeride geziyordu. Biz girdiğimizde askerler yanımıza gelerek durdurdu. Çok rencide olduk. Sadece bizim çıkmamız gerektiği ve üzerimizde bomba olabileceği söylendi. Biz de bayan görevli çağrırıp üzerimizi aratmalarını istedik. &#8216;Bu saatte size bayan memur bulamayız.&#8217; dediler. Tutumumuzdan vazgeçmediğimizi görünce komutan, bizi müzeye sokmadan, silahlı askerler eşliğinde bahçede dolaşmamıza izin verdi. Çıkışta da hakaret etti.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/11/sehit-olmak-serbest-sehitlige-gelmek-yassah/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/11/sehit-olmak-serbest-sehitlige-gelmek-yassah/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarların Laiklerle İmtihanı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/dindarlarin-laiklerle-imtihani/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/dindarlarin-laiklerle-imtihani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 21:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17918</guid>
		<description><![CDATA[Batı özelinde laiklik, Kilise&#8217;nin dini kullanarak, insanlara yaptığı zulüm, haksızlık ve baskıya haklı bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu noktadan baktığımızda Batılı insanın kendini kurtarmak adına laikliğin temellerini atması oldukça anlaşılabilir bir durum. Ancak Türkiye&#8217;de laikliğin serüvenine baktığımızda durum aynı değil&#8230;
  Türkiye&#8217;deki laikliğe gerekçe olarak gösterilen, klişeleşmiş &#8220;şeriat-din tehlikesi&#8221; ve laikliğin taraftar edinebilmesi için yaratılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090309_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3772" title="20090309_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090309_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi.jpg" alt="" width="202" height="270" /></a>Batı özelinde laiklik, Kilise&#8217;nin dini kullanarak, insanlara yaptığı zulüm, haksızlık ve baskıya haklı bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu noktadan baktığımızda Batılı insanın kendini kurtarmak adına laikliğin temellerini atması oldukça anlaşılabilir bir durum. Ancak Türkiye&#8217;de laikliğin serüvenine baktığımızda durum aynı değil&#8230;</p>
<p>  Türkiye&#8217;deki laikliğe gerekçe olarak gösterilen, klişeleşmiş &#8220;şeriat-din tehlikesi&#8221; ve laikliğin taraftar edinebilmesi için yaratılan suni gerekçeler; laiklik uygulanırken tercih edilen jakoben yöntem, baskı ve dayatma göz önünde bulundurulduğunda; Batı&#8217;da Kilise&#8217;nin baskısını gören birey, Türkiye&#8217;de ise laikliğin baskısını gören ve altında ezilen dindar kesimdir. Bu tavır sonucunda, belirlenen &#8220;ideal insan&#8221; prototipine uymayan dindarların, tercih ettiği yaşamı yaşamasını engellenir, dindarlar düşünemeyen varlıklar olarak tanımlanır&#8230; Ve hatta dindarları yorumlarken toptancılık ve zihin okuyuculuğu yapılmasında bir beis görülmez.</p>
<p>  Dindarların imtihanlarına son örnekler Gündüz Vassaf ve Balçiçek İlter&#8230; Vassaf&#8217;ın <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1054916&amp;Yazar=G%25DCND%25DCZ%20VASSAF&amp;Date=03.07.2011&amp;CategoryID=99">&#8220;<strong><em>Türk-İslam sentezi, Bach, Metallica</em></strong>&#8220;</a> başlıklı yazısını ve İlter&#8217;in, <a href="http://www.haberturk.com/haber/haber/645459-baslarindaki-bezi-savundunuz-diye-size-kimse-sahip-cikmaz">&#8220;<strong><em>Başlarındaki bezi savundunuz diye size kimse sahip çıkmaz</em>!&#8221;</strong></a><strong> </strong>başlıklı yazısını okuduktan sonra iki kalemin de eleştiri yaparken dindar kesimi, başörtülü kadınları merkeze alıp<span id="more-17918"></span>, tepeden bakan bir üslup ile hakir görüşüne şahit olmak mümkün. Üsluplardaki &#8220;<strong>Sen ne bilirsin?</strong>&#8221; edasını görmek mümkün.</p>
<p> <strong>Balçiçek İlter yazısında, kendisinin lütfederek defalarca başörtüsüne destek vermesi karşısında, bir konferans sırasında kendisini &#8220;bir&#8221; başörtülü eleştirdiği için, münferit bir örnekten yola çıkarak, tüm başörtülüleri genellediği, zihin okuduğu ve dahi Murat Belge&#8217;nin insani bir beklentisinin sarkastik bir üslupla eleştirişi var ki, takdire şayan! Gündüz Vassaf&#8217;ın bu sanattan anlamayan, konsere gitmeyen başörtülüleri bir tasvir edişi var ki, dikkate değer! Tüm bunları okurken acaba &#8220;ölçemeyen, tartamayan, yorumlayamayan, ayıramayan&#8221; kim diye soruyorsunuz? Dindarları, başörtülüleri yeren ve hakir gören,  toptancı üsluplarla imtihanının ne zaman biteceğini merak ediyorsunuz</strong>.</p>
<p>  Bir entelektüel(?) ve bir gazeteci(?) düşünün, kusurlu parametreler ile(konsere gidip, gitmeme durumu) başörtülüleri, entelektüel metraja vuran. Bir gazeteci, bir entelektüel düşünün, münferit bir örnekten yola çıkarak, dindarları, başörtülü kadınları, toptancılık yaparak eleştiren&#8230; Maalesef durum bu iken, biat kültüründen beslenen, düşünemeyen ilan edilenler dindarlar ve başörtülüler olsun?</p>
<p>  Geleneksel Türk tipi laiklerin, dindarları ve başörtülüleri &#8220;yok etme&#8221; idealleri gerçekleşmeyince &#8220;yok sayma&#8221; niyetiyle &#8220;düşünebilme yetisinden yoksun&#8221; ilan etme tavrına biat edenler, &#8220;biat kültürü&#8221; başlığı altında &#8220;düşünemez&#8221; ilan ettikleri dindarlardan çok daha gerçek bir şekilde &#8220;düşünemez&#8221; olduklarını kalemlerine sirayet eden vasatlıkla ispatlıyorlar. Bunu yaparken aslında dindarları ve başörtülüleri &#8220;yok etme&#8221; niyetindeki, muhatabını &#8220;var&#8221; olarak kabul etme durumundan daha vahim bir şey yapıp, &#8220;yok sayma, düşünemeyen ilan etme&#8221; gibi bir tavır benimsiyorlar. Dindarların imtihanlarının bitmesine izin vermiyorlar.</p>
<p>  Geleneksel Türk tipi laiklere biat eden, onlara öykünen ve onların kaynağından beslenen, İlter ve Vassaf&#8217;ın kusurlu parametreleri ise dindarların notundan çok kendilerinin zayıf notlarını ortaya koyuyor.</p>
<p>  Balçiçek İlter&#8217;e yeni bir düşünme biçimi, bir bakış açısı edinebilmesi için kitaplığımdaki <strong>Zygmunt Bauman</strong>&#8216;ın kitaplarını gönderebilirim. Başörtülülere dair kusurlu önyargılarını kırmak için yazılarımdan birkaçını okumasını tavsiye ederim. Vassaf&#8217;a ise Bach külliyatımdan içerisinden bir albüm hediye etmek isterim. Yolu Samsun&#8217;a düşerse operaya davet etmek isterim. Böylelikle tüm sorunlar hallolmuş olur(!) zira Balçiçek İlter, tekil örneklerden, genelleme yapabilen bir gazeteci. Gündüz Vassaf ise sanata aşinalığın bir üst mertebe olacağına inanan bir kalem. Belki bu şekilde, dindarlar da, başörtülüler de ve hatta ben de imtihanın biteceğine dair bir ümit edinebilirim, diyeceğim ama zor&#8230; Zira Vassaf ve İlter&#8217;in beslendiği kaynak, taşıdıkları &#8220;biat kültürü&#8221; onların &#8220;başka bir dünyanın&#8221; mümkün olacağına dair inançlarını çoktan yıkmış. <strong>Gerçi bir başörtülü dindar olarak, &#8220;ben ne anlarım ki?&#8221;</strong></p>
<p> &#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/05/dindarlarin-laiklerle-imtihani/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/dindarlarin-laiklerle-imtihani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>27 Nisan&#8217;dan Sivil Darbeye</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/27-nisandan-sivil-darbeye/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/27-nisandan-sivil-darbeye/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 11:34:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17820</guid>
		<description><![CDATA[-Yüzleşme Dergisinde yayımlanmıştır-
 Sunuş: Meclis&#8217;in &#8220;yemin etme-etmeme&#8221; konusunda boykot edilmesine gerekçe olarak &#8220;sivil dikta&#8221;nın gösterilmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;27 Nisan e-muhtıra değildir&#8221; sözleri üzerine, 27 Nisan&#8217;ın ne olduğu ve sivil diktanın bir kavram olarak mümkün ol(ma)yışına dair&#8230;
Türkiye&#8217;nin siyasi tarihine baktığımızda durum &#8220;suyun içindeki balık&#8221; gibi izah edilebilir. Olayların ve gelişmelerin içindeyken, ne olup bittiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Yüzleşme Dergisinde yayımlanmıştır-<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5548" title="20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090703_derin_dusunce_org_asker_ordu_darbe_ergenekon.jpg" alt="" width="179" height="184" /></a></em></strong></p>
<p> <strong><em>Sunuş:</em></strong><strong><em> </em></strong><em>Meclis&#8217;in &#8220;yemin etme-etmeme&#8221; konusunda boykot edilmesine gerekçe olarak &#8220;sivil dikta&#8221;nın gösterilmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;27 Nisan e-muhtıra değildir&#8221; sözleri üzerine, 27 Nisan&#8217;ın ne olduğu ve sivil diktanın bir kavram olarak mümkün ol(ma)yışına dair&#8230;</em></p>
<p>Türkiye&#8217;nin siyasi tarihine baktığımızda durum &#8220;<strong>suyun içindeki balık</strong>&#8221; gibi izah edilebilir. Olayların ve gelişmelerin içindeyken, ne olup bittiğini anlamama hali&#8230; Türkiye, darbeler ve muhtıralar ile ordunun, siyasete müdahale ettiği bir ülke. 27 Nisan e-Muhtırası bunlardan sadece birisi ancak daha önemlisi büyük ihtimalle sonuncusu. Hafızamızı biraz tazeleyelim&#8230;  28 Şubat&#8217;ın bir yan ürünü olan Ak Parti, iktidara geldikten sonra<span id="more-17820"></span> ülkenin istikrar kazanmasından rahatsız olan, derin devlet organları ve onlara destek olan ordu içinden birileri, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, ileride olacaklara, Ak Parti içinden birinin cumhurbaşkanı olması ihtimaline karşı ortaya bir senaryo koydu&#8230;</p>
<p>  5 Mayıs 2006 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesine bir bomba atıldı. Olaydan bir süre sonra gazeteye bir bomba daha atıldı. Tüm bunlar &#8220;az gelince&#8221; o dönem, &#8220;<strong>başörtülü bir öğretmenin, görev yaptığı okul önünde başını açmasının laiklik için yeterli olmadığına hükmeden kurum Danıştay&#8217;a</strong>&#8221; bir saldırı gerçekleştirildi. Danıştay saldırısının faili(?) Alparslan Aslan, yakalandığında cebinde &#8220;<strong>dinci</strong>&#8221; denilen gazetelerden birinin kupürü &#8220;<strong>elle konulmuş gibi</strong>&#8221; bulundu! Olay sonrası, bir dönem darbeye çanak tutan gazetelerden biri &#8220;<strong>Laikliğe Kurşun</strong>&#8221; başlığı attı. Senaryonun ilk bölümüyle yaratılmak istenen &#8220;<strong>laiklik tehdit altında</strong>&#8221; endişesi başarıyla yaratıldı&#8230;</p>
<p>  Ancak bunlar, yani yaratılan korku birilerine yetmiyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşmıştı. Hemen bir şeyler yapmak gerekiyordu. Ak Parti&#8217;nin kendi içinden bir ismi cumhurbaşkanı seçme ihtimaline karşı &#8220;<strong>başörtülü eşler</strong>&#8221; üzerinden bir karalama kampanyası yürütülmeye başlanmıştı. Tam bu esnada aranan kan bulundu ve Sabih Kanadoğlu &#8220;<strong>367 oy</strong>&#8221; kararını ortaya attı. CHP, her zaman olduğu gibi Anayasa Mahkemesine koştu. Tüm bunlar devam ederken, şehit sayıları arttı, şehit cenazeleri propagandaya dönüştürüldü. Tam bu esnada Hrant Dink öldürüldü. &#8220;<strong>Ya Sev, Ya Terk Et</strong>&#8221; sloganları ülkeyi sallamaya başladı. Ülkede yaratılmak istenen korku ve gerginlik ortamı oluşturulmuştu.</p>
<p>  Senaryo devam ediyordu. Rektörler bir yürüyüş yaptı. YÖK, Sabih Kanadoğlu&#8217;na destek verdi. Yaşar Büyükanıt, &#8220;<strong>cumhurbaşkanının tanımını yapan</strong>&#8221; bir açıklama yaptı. Dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, durum için &#8220;<strong>tehlike</strong>&#8221; yorumu yaptı. Atatürkçü Düşünce Derneği, &#8220;<strong>Cumhuriyet Mitingleri</strong>&#8221; düzenlemeye başladı. Tüm bunlar olurken, 367 kararı için Ak Partinin üye sayısı yeterli gelmedi. Tarih 23 Nisan&#8217;ı gösterdiğinde, Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde ilahi okuyan, başlarını örtmüş birkaç kız çocuğunun görüntüleri, laiklik elden gidiyor endişesiyle ekranlara, gazete manşetlerine taşındı. Dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç&#8217;e suikast girişimi düzenlendi.</p>
<p>  Tüm bu gelişmelerin ardından 27 Nisan gecesi, saat 23.17&#8242;de Genel Kurmay Başkanlığı resmi internet sitesinde &#8220;<strong>e-muhtıra</strong>&#8221; yayımladı. E-Muhtıra&#8217;nın öznesi, laikliği tehlikeye sokacak birkaç kız çocuğuydu&#8230;</p>
<p>  Türkiye, tarihinde dönem dönem olduğu gibi olgunlaşmış şartlar yaratıldıktan sonra bir ordu müdahalesiyle daha yüz yüze gelmişti. İşte o gelişmeden sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk oldu ve hükümet adına açıklama yapan Cemil Çiçek: &#8221; <strong>Genel Kurmay Başkanlığı hükümete bağlı bir kurumdur</strong>&#8221; dedi. İşte bu önemli açıklamadan sonra TSK, olması gerektiği gibi, &#8220;<strong>kışlaya</strong>&#8221; gönderildi.</p>
<p>  <strong>27 Nisan&#8217;ın öncesi ve yaşandığı zamanlar geleneksel olsa da, hükümetin çıkışı bir ilkti. Bu nedenle 27 Nisan, Türkiye darbeler tarihinin en önemli olayıdır. Çünkü 27 Nisan&#8217;ın dünü ve bugünü aynı olsa dahi, yarını aynı değildir.</strong></p>
<p>  27 Nisan sonrası hükümetin bu çıkışından sonra üzerine oynanan tüm oyunlara rağmen Abdullah Gül&#8217;ün cumhurbaşkanı seçilmesi ise olaya nokta koydu.</p>
<p>  Maalesef Türkiye&#8217;de ordu zaman zaman yönetime müdahil olmuştur. Halen &#8220;<strong>12 Eylül Darbe Anayasasını</strong>&#8221; kullandığımız düşünülürse şimdi dahi kısmen müdahil olmaktadır. Uzun süre devam eden bu sistem ve buna ek olarak yaratılan &#8220;<em>korku cumhuriyetinden&#8221;</em> halk etkilenmiştir. Ancak 27 Nisan gelişmeleriyle, Türkiye için &#8220;ordunun yönetime müdahalesi&#8221; dönemi bitmiştir, ordu bunun farkındadır ancak topluma sirayet eden &#8220;<strong>sinme-izleme</strong>&#8221; tepkisizliği yer yer devam etmektir. Bundan sonraki süreç, bu halka, kurumlara değil, kendine hizmet ettirme refleksini öğretmek olacaktır. &#8220;<strong>Sinme-izleme</strong>&#8221; tepkisizliği son bulmadan, hiçbir şey değişmiş olmayacaktır.</p>
<p>  Tüm bu müdahil olma isteğiyle yaratılan kaos ortamı tam bitti diyorken, ortaya bir tanım atıldı; <strong>Sivil Dikta!</strong></p>
<p>  Yukarıda bahsettiğim gibi ordu yönetimden el çekti ancak, bir dönem &#8220;<em>endoktirinasyona</em>&#8221; maruz kalan bir zümre bu etkiden halen kurtulamadı, bunun en büyük ispatı ortaya atılan &#8220;<em>sivil dikta</em>&#8221; tezidir. Başından sonuna kendiyle çelişen bir tez ayrıca algıda yanılma yarattığı için problemli&#8230;</p>
<p>  &#8220;<em>Sivil Dikta</em>&#8221; ifadesi kullananlar, olmadığı halde bir &#8220;dikta&#8221; varmış algısı yaratmaya çalışıyor. Bunu yaparken de Türkiye&#8217;nin yıllarca kurutulmuş bir damarı olan &#8220;sivil&#8221; kelimesinin içini boşaltıyorlar.</p>
<p>  <strong>27 Nisan sonrası başat sorunumuz &#8220;postal&#8221; etkisinden bir nebze kurtulmuş olsak dahi, daha büyük sorunumuz olan &#8220;postal&#8221; gibi düşünenlerden yana halen özgür değiliz.</strong></p>
<p>  &#8220;<em>Sivil dikta</em>&#8221; gibi kendiyle çelişen, dayanağı olmayan bir tanımın borusunu öttürmeyi ödev bilenlerin, sivilleşmek adına öğreneceği daha çok şeyi olduğunu düşünüyorum. Halen daha &#8220;sivillerin&#8221; seçimlerine, kendileri gibi olmadığı için &#8220;dikta&#8221; gibi bir yafta yapıştıran, türedi &#8220;<strong>endişeli</strong>&#8221; tiplerin bu hastalıklı halden kurtulması gerekiyor. Ve artık kimse geçmişte yaşanan &#8220;<strong>yalan senaryolar</strong>&#8221; nedeniyle, bu ağızların &#8220;<strong>endişelerine</strong>&#8221; inanmıyor. <strong>Çünkü bu ülkenin, endişeli, sivillerin yönetimine yani demokrasiye henüz tahammülü olmayan ve postal gibi düşünen sivillerinden çok, gerçek acılara, ayrımcılığa, ırkçılığa, mezhepçiliğe maruz kalmış, Kürtleri, Alevileri, Müslüman dindarları, Ermenileri var ve hepsi gerçek.</strong></p>
<p>  Dikta rejimlerinin aksine bir yönetim biçimi olarak demokrasi, sesi çok çıkan ve yaptırım gücü olan azınlığın yön vermeye çalıştığı değil, sivillerin dikta ettiği, yani talep belirttiği ve yön verdiği, bir sistemdir. Algı yanılgısı yaratmak isteyenlerin dönemleri, demokrasiye yürüdüğümüz şu zamanlarda artık bitti, ben de &#8220;<em>sıkı bir demokrasi savunucusu</em>&#8221; değilim, sadece her türlü algı yanılmasında başat rol oynayan &#8220;<strong>sözde demokratlara</strong>&#8221; bir demokrasi tanımı yapmaya çalıştım, elbet anlayana&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/28/27-nisandan-sivil-darbeye/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/27-nisandan-sivil-darbeye/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Emre Kongar&#8217;a cevap</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/emre-kongara-cevap/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/emre-kongara-cevap/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 15:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bülent Keskin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17244</guid>
		<description><![CDATA[
Yazar Feysbuk&#8217;ta
Emre Kongar son yazısında Siyasal İslam&#8217;a üç soru sormuş, cevap bekliyor:
1) Bir insan hem Müslüman hem de demokrat ve laik olabilir mi?
2) Siyasal İslam için, demokrasi ve laiklik sadece bir sandık mekanizması mıdır, yoksa devamlı bir yaşam biçimi olarak da kabul edilebilir mi?
3) Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir kadın başını açmakta, tesettüre girmemekte özgür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/emre-kongar.jpg"><img class="size-full wp-image-17245 alignright" title="emre-kongar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/emre-kongar.jpg" alt="" width="195" height="145" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/notes/b%C3%BClent-keskin/emre-kongara-cevap/170589033004143" target="_blank">Yazar Feysbuk&#8217;ta</a></p>
<p>Emre Kongar son yazısında Siyasal İslam&#8217;a üç soru sormuş, cevap bekliyor:</p>
<p>1) Bir insan hem Müslüman hem de demokrat ve laik olabilir mi?</p>
<p>2) Siyasal İslam için, demokrasi ve laiklik sadece bir sandık mekanizması mıdır, yoksa devamlı bir yaşam biçimi olarak da kabul edilebilir mi?</p>
<p>3) Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir kadın başını açmakta, tesettüre girmemekte özgür müdür?</p>
<p>Bu sorulara belki <span id="more-17244"></span>bin defa cevap verilmiştir. Faruk Beşer, Hayrettin Karaman gibi yazarlar bu konuları enine boyuna yazdılar. Emre Kongar ya pek kitap okumuyor, ya da İslami camianın kitaplarını okumuyor.</p>
<p><strong>1) Bir insan hem Müslüman hem de demokrat ve laik olabilir mi?</strong></p>
<p>Laik olmaktan kasıt laikliği benimsemekse, hangi laiklikten bahsettiğiniz önemlidir. Bir tane laiklik tanımı yok zira. İnançlara saygılı bir &#8220;sizin dininiz size, benim dinim bana&#8221; laikliği mi, yoksa dinleri kamusal alanda yasaklama laikliği mi? Birincisi zaten İslam&#8217;dandır. İkincisi ise azıcık insanlığı olanın bile kabul etmeyeceği bir zorbalıktır. Yani bir insan hem müslüman, hem demokrat hem de laik olabilir. Tabi olumlu anlamda.</p>
<p><strong>2) Siyasal İslam için, demokrasi ve laiklik sadece bir sandık mekanizması mıdır, yoksa devamlı bir yaşam biçimi olarak da kabul edilebilir mi?</strong></p>
<p>Demokrasi; siyasal iktidarın kan dökmek yerine oylama ile belirlendiği bir yönetim şeklidir. Geçmişte, sultanların - kralların zamanında, iktidarı ele geçirmenin tek yolu kılıç çekmek, isyan etmek, kan dökmek idi. 20. yüzyıldan sonra neredeyse bütün dünya demokrasi ile kan dökmeden yöneticiyi belirleme olgunluğuna ulaştı. Bu açıdan demokrasi bugün için en gelişmiş, en modern, en insani yönetim şeklidir diyebiliriz. Bazı müslümanlar İslam&#8217;ı bir yönetim şekli zannetme gafletine düşerek demokrasiye sırt çeviriyorlar. Bu yanlıştır. Bu azınlık kesimi dikkate almazsak bugün hiç bir müslümanın demokrasi ile bir problemi yoktur. Bunu çoğunluğu müslüman olan Türkiye&#8217;de seçimlere katılma oranından da anlayabiliriz. Artık Türkiye&#8217;de demokrasiden geriye dönüş yoktur. Bir hayat biçimi haline gelmiştir.</p>
<p><strong>3) Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir kadın başını açmakta, tesettüre girmemekte özgür müdür?</strong></p>
<p>Kuran&#8217;da açıkça ifade edilen kanunların dışındaki tüm kanunlar örfe (geleneğe) aittir. Değiştirilebilir. Zamana zemine uygun hale getirilebilir. Bir kadının başını açmasının cezası geçmişte neydi bilmiyorum ama bugün böyle bir ceza olamaz. Olması hem mümkün değildir, hem de İslam ahlakına uymaz. Devlet Allah adına ceza veremez, başını açmak ya da örtmek kimseye zarar vermediğine göre ister İslami isterse demokratik etiketli olsun, devlet buna karışamaz.</p>
<p> Karşılık olarak ben de Emre Kongar&#8217;a üç soru soruyorum:</p>
<p><strong>1)</strong> Bir insan hem kemalist hem de demokrat ve laik olabilir mi?</p>
<p><strong>2)</strong> Kemalizm için sadıktan çıkan sonuca saygı mümkün müdür? Sonucu beğenmedikleri zaman cahil, aptal demeden de yorum yapabilirler mi?</p>
<p><strong>3)</strong> Bir Türk vatandaşının Atatürk ilke ve inkilaplarını beğenmeme, benimsememe özgürlüğü var mıdır? Bunun gibi bir sorunun bile Atatürk&#8217;e hakaret olarak değerlendirilip, insanların mahkemeye ifade vermeye çağrılması dönemi ne zaman kapanır?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/17/emre-kongara-cevap/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/17/emre-kongara-cevap/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslam? &#8216;tamamen iyileşmemiş eski bir hastalık&#8217;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/12/islam-tamamen-iyilesmemis-eski-bir-hastalik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/12/islam-tamamen-iyilesmemis-eski-bir-hastalik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 13:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16134</guid>
		<description><![CDATA[Kemalist bir PKK(*)
By Mustafa Akyol on Şub 29, 2008 in PKK, Terör

[27 Şubat 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
PKK’nın hiç atlamamız gereken “ideolojik” bir yönü var. Bu yöne ışık tutan enteresan bir anekdot, bir ay kadar önce büyük bir gazetecilik başarısı göstererek Kandil Dağı’na çıkan Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’dan gelmişti. Taraf gazetesi adına PKK’nın yönetim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="Permanent Link to Kemalist bir PKK(*)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/02/29/kemalist-bir-pkk/"><strong>Kemalist bir PKK(*)</strong></a></p>
<p class="postinfo">By <a title="Mustafa Akyol tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mustafaakyol/">Mustafa Akyol</a> on Şub 29, 2008 in <a title="PKK kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/pkk/">PKK</a>, <a title="Terör kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/teror/">Terör</a></p>
<div class="entry">
<p>[27 Şubat 2008 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=144524" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/02/dtp00301.jpg" alt="dtp00301.jpg" width="173" height="150" align="right" />PKK’nın hiç atlamamız gereken “ideolojik” bir yönü var. Bu yöne ışık tutan enteresan bir anekdot, bir ay kadar önce büyük bir gazetecilik başarısı göstererek Kandil Dağı’na çıkan Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’dan gelmişti. Taraf gazetesi adına PKK’nın yönetim kadrosu ile konuşan bu ikiliden ilki, terör örgütünün “laiklik” anlayışı konusunda şu ilginç notu düşmüştü:</p>
<blockquote><p><em>“Yemekte ‘türban’ konusu açılıyor. Ve Yasemin’in deyimiyle <strong>‘Kemalist bir PKK’</strong> çıkıyor karşımıza. Türbanın serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Öyle şeyler söylüyorlar ki türbanla ilgili, o konuşmaları bir CHP kurultayında yapsalar ortalık alkıştan kırılır.”</em></p></blockquote>
<p>“Dağ”dan böyle incilerin saçıldığı sırada “ova”dan da paralel mesajlar geliyordu. DTP milletvekili Aysel Tuğluk, 3 Şubat tarihli Radikal’de yayınlanan yazısında “ılımlı İslam denilen projeye” karşı “laik, aydın ve Kemalist güçler” ile “Kürt siyaseti”nin ittifak yapması gerektiğinden söz ediyordu.<span id="more-16134"></span></p>
<p>Ancak aralarında Sayın Tuğluk’un da bulunduğu DTP milletvekilleri, üniversitede başörtüsüne özgürlük getirecek anayasa düzenlemesinin lehinde oy kullandılar. Bu çelişki acaba nereden geliyor?</p>
<p>Bunun iki cevabı var. Birincisi, bir yandan “Kürtlere özgürlük” derken öte yandan “başörtüsüne yasak” istemenin siyaseten tutarlı durmaması. İkincisi ise, DTP’nin muhafazakar “tabanı” ile laikçi “tavanı” arasındaki uçurum. Kürt aydını Altan Tan yakın zaman önce buna işaret etmiş ve durumu “DTP’nin tabanı AKP gibi, kadroları CHP gibi” diye özetlemişti. DTP, “başörtüsüne hayır” deseydi, tabanından büyük tepki alırdı.</p>
<p>Peki “taban” ile “tavan” arasındaki bu uçurum nereye varacak?</p>
<p>Ben, PKK’nın yakın gelecekte iyice zayıflayacağını, onun “siyasi kanadı”nın da daha ılımlı bir çizgiye kayacağını tahmin ediyorum. (Ve dahası umuyorum!) Ancak olmaz ya, farz-ı muhal, eğer işler onların hayal ettiği gibi gider de bir gün bir “Kürdistan” kurup başına geçerlerse, neler olacağını kestirmek mümkün: Bu “çağdaş” devlete yaraşır bir “ulus” yaratmak için otoriter kolları sıvayacaklar. Aysel Tuğluk’un deyimiyle, “tamamen iyileşmemiş eski bir hastalık” olan dinin toplumsal yaşamdan kazınması işine girişecekler. Bugün “Kürtlere özgürlük” diyenler, yarın “Kürtler için, Kürtlere rağmen” diyecek.</p>
<p>“Nereden biliyorsun” derseniz, “biz bu filmin ilk bölümünü gördük ve ikincisinin eskizleri de tıpa tıp aynı” derim. Bugün Kürt milliyetçileri arasında 1930′lardaki “Türk Tarih Tezi”nin kopyası olan fantaziler, “Kürt ırkının Ari kökeni”ne dair efsaneler dolaşıyor. Kürtçü ideologlar, İslam öncesi döneme ait hayali bir “altın çağ” yaratmaya uğraşıyor. Zaten hali hazırda da Türk ve Kürt ırkçıları aynı telden çalıyor. Cumhuriyet gazetesinde yazan emekli general Osman Doğu Silahçıoğlu, “Türklerin asıl dini Şamanizm’dir” derken, eski DEP milletvekili Hatip Dicle de “Kürtlerin asıl dini Zerdüştlük’tür” diyor.</p>
<p>Her iki taraf için de sorun, İslamiyet’in etnik kimlikleri ikinci plana atan ortak bir “Müslüman kimliği” sağlaması. Durum, Naziler’in “Alman ruhunu öldürdüğü için” Hıristiyanlık’tan nefret etmelerine benziyor. Aysel Tuğluk’un “gerici tarikat ve cemaatler”in “Kürt siyasal hareketini geriletmesinden” endişe etmesi boşuna değil. En az Kuzey Irak’taki “askeri mücadele” kadar önemli olan “ideolojik mücadele”de, en çok o yüzden batağa saplanmış durumdalar.</p>
<blockquote><p><em>(*) Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ ın düştüğü nottan</em></p></blockquote>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/12/islam-tamamen-iyilesmemis-eski-bir-hastalik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/12/islam-tamamen-iyilesmemis-eski-bir-hastalik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ak Parti başörtüsü sorununu çözemez&#8230;mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 16:03:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15782</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Edebiyat Fakültesini zamanında terk etsem de bir gerçekle yüzleşmiştim yirmili yaşlarımda: Edebiyat beni terk etmemişti. O yaşlarda kafamın içinin çok boş olmasından mıdır, yoksa içinde çok fazla bakir alanı barındırmasından mıdır nedir halâ hafızamda çok fazla şiir saklıdır. Bir çırpıda söylenen aforizmaları o günden beri sevmem, hatta küstahça burun bile kıvırırım.
&#8220;Yalnız insan tek tabanca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/akp_basortusu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15789" title="akp_basortusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/akp_basortusu.jpg" alt="" width="211" height="280" /></a>İbrahim Becer</strong></em></p>
<p>Edebiyat Fakültesini zamanında terk etsem de bir gerçekle yüzleşmiştim yirmili yaşlarımda: Edebiyat beni terk etmemişti. O yaşlarda kafamın içinin çok boş olmasından mıdır, yoksa içinde çok fazla bakir alanı barındırmasından mıdır nedir halâ hafızamda çok fazla şiir saklıdır. Bir çırpıda söylenen aforizmaları o günden beri sevmem, hatta küstahça burun bile kıvırırım.</p>
<p><em>&#8220;Yalnız insan tek tabanca gibidir; ilk gördüğüne &#8220;dan&#8221; diye vurulur&#8221;</em> diyen Şaire inat ben yalnızlığı dahi tek satıra sığdıramam. Benim Şairim yedeğinde şiirin kurallarıyla gelmeli ve yalnızlığı dahi anlatacaksa, özenle <em>&#8220;Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın/ Kulaklarım komşuların ayak sesinde/ Varsın yine bir yudum su veren olmasın/ Başucumda biri bana ‘su yok!&#8217; desin de&#8221;</em> demelidir.</p>
<p>Şiire bu bakış açısı daha sonra yaşam şeklime de sirayet etti sanırım. Genelde bohem bir hayatı tercih eden Şuaraya inat, yazarken çok fazla ince eleyip sık dokumaya, okurken de ayrıntılarda şeytan aramaya başlamıştım. Tepkiselliğimin açıklaması vardı; Yazmak için aradığım zeminler genelde fikirlerimin hiç uyuşmadığı ve uyuşma konusunda bir umut ışığının da belirmeyeceği yayın organlarıydı. O zeminlerde &#8220;mahallenin delisi&#8221; muamelesi görsem de halâ yazmakla mükellef görüyorum kendimi.</p>
<p>&#8220;Ali Bulaç&#8217;ı taşlamadan önce&#8230;&#8221; adlı yazıyı da çok fazla şüpheci yazdığımı kabul etmem gerekiyor. Hareket noktam şuydu; Ak Parti tekrar iktidara yürürken &#8220;bizim mahalle&#8221; oyunbozanlık yapıyordu. Yılan hikâyesine dönmüş bir hak arayışına <span id="more-15782"></span>bu şekilde bakmak biraz fazla güdük kalıyor, farkındayım.</p>
<p>Bu vesileyle kendimi Ali Bulaç ve İnanmış kadınlar arasında bulunca bir tarafgirlik üslubu içinde olduğumu gördüm. Daha doğrusu ayrılan yollardan birini tercih etmek gibi, bana göre &#8220;sapkın&#8221; bir inançla gönül eğlendirmeyi kendime yakıştıramadım. Kendi arşivime şöyle bir göz gezdirdim; Muazzez İlmiye Çığ&#8217;ın başörtüsü hakkında söylediklerinden sonra yazdığım bir yazıya bir daha baktım. Neler dememişim ki; hatta bir kriter bile koyarak yazıyı şöyle noktalamışım: <em>&#8220;&#8230;benim standardım şudur: bugün başörtüsüyle okula giremeyen o arkadaşım, aynı okula dekan olduğu gün başörtüsü sorunu benim için bitmiştir.&#8221;</em></p>
<p>Halâ aynı görüşümün arkasında duruyorum ama &#8220;buluşan kadınlar&#8221; platformunun son derece makul bir isteğine de tavır alabiliyorum. Bu yaman çelişkiyi artık anlayabiliyorum. Hatta empati yaparak Ali Bulaç&#8217;ı da anlayabiliyorum. Tespit can yakıcı olabilir ama gerçeklik payı oldukça da fazla.</p>
<p>Biz İnananlar referanslarımızı hep aynı noktadan almıştık. <em>&#8220;İslam garip gelmiş, garip gidecek&#8221;</em> ilkesi doğrultusunda adil olmak adına &#8220;garip&#8221; kalmaya eyvallah diyen bir ümmettik. Kendi burjuvamızı yarattık, kendi siyasetimizi yarattık, başarılı da olduk eyvallah. Fakat gelinen nokta bizim için ne kadar başarılı sayılabilir orası muamma. Şöyle ki, Türkiye Siyasetine eskiden beri hükmeden temel düstur adaletli olması değil, çoğunluğu sağlamasıdır. <em>&#8220;Bunun ne önemi var</em>&#8221; demeyin. Eğer ki meselelerinizin çözümünü siyaset kurumundan bekliyorsanız bu çok önemlidir. Umut beklediğiniz Siyasi kadroların <strong><em>&#8220;nitelik</em></strong>&#8221; hesabında değil de <strong><em>&#8220;nicelik&#8221;</em></strong> hesabında olduğunu gördüğünüz zaman hayal kırıklığınız daha da büyük oluyor. Ak Parti asla ve asla bir Refah Partisi değil, olamaz da. Yahya Kemal şiirlerine bakar gibi bakın o günlere; <em>&#8220;bin atlı akınlarda&#8230;&#8221;</em> diye başlayan bir şiirdi o günler. Şevki Yılmazlarımız vardı o günlerde, hatırlayın. Hak bildiği gerçeği hesapsız kitapsız adamın yüzüne vuran Şevki Yılmazlar, Hasan Hüseyin Ceylanlar ve niceleri. Üzülerek ifade etmem gerekir ki bugünün Ak Partisinin çekirdek kadrosunu tenzih ederim, Türkiye de böyle bir sorundan bihaber çok insan var bu teşkilatta. Gücün cazibesine kapılan bu pervanelerden, haklı davanıza meftun olmalarını beklemektesiniz benim canım kardeşlerim.</p>
<p>Bu mesele <em>&#8220;dağdaki çobanın oyuyla, benim oyum nasıl bir olur&#8221; </em>diyen Aysun Kayacı&#8217;nın meselesi de değil. Mesele şu ki <em>&#8221; yarın elbet bizimdir, elbet bizim/ gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir&#8221;</em> diye içimize su serpen, hayallerimizi her daim ayakta tutan Üstat Necip Fazıl&#8217;ın çırağı Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;a yarınlarımızın ahvalini soracak bir iradenin olup olmaması meselesidir. Ustadan çırağa geçen zaman zarfında, köprülerin altından nice sular akıyor ama değişen hiçbir şey yok. Basit, sembolik, Pyrus zaferleridir kazandığımız. Çankaya&#8217;ya türbanın çıkmasıyla seviniyoruz ama Üniversiteye genç kızlarımızı sokamıyoruz. Ne kadar ahmakça!</p>
<p>Daha da acısı ne idüğü belirsiz &#8220;sayısal üstünlük&#8221; adına bunu sineye çekmek zorunda kalıyoruz. Geçen on yılların neticesinde zihinlerimize kazıdığımız galat-ı meşhurlarımız var. Yani <em>&#8220;gerçeğin yerine geçen yalanlar&#8221;</em> silsilelerimiz var. Bir genç kızın başörtüsüyle üniversiteye girememesi bir Laik için hak olabiliyorken, o genç kız için müstahak olabiliyor. Bunu kendi küçük aklımızdan uydurduğumuz delillerle ispatlamaya çalıştığımız da olmuyor değil. <em>&#8220;Latife Hanım&#8217;da türban takarmış&#8221;</em> diyen bir Yazar&#8217;a rastlamıştım bir keresinde. Aklınca dayanak arıyor kendine zavallı. Fakat kimsenin aklına gelmedi <em>&#8220;bana ne kardeşim&#8221;</em> demek.</p>
<p>Buluşan Kadınlar Platformu Üyelerinin arzularının yerine gelmesi sadece Onların değil Çok insanın ortak arzusudur. Fakat benim penceremden gördüğüm, bu işin siyaset kurumu tarafından çözülemeyeceği gerçeğidir. Çünkü Siyasetteki mümessillerimiz de biliyor ki, Buluşan Kadınlar başıboş da kalsalar ne davulcuya giderler, ne de zurnacıya. Bu özgüven sayesindedir ki bu meselenin çözümü, bu kurum tarafından daha çok ötelenir.</p>
<p>Bir film gibi yani! Türkan Şoray ve Kadir İnanır&#8217;ın başrollerini paylaştıkları &#8220;Dilâ Hanım&#8221; ı ve o sahneyi hatırlarsınız. Aralarında kan davası olan ama aynı zamanda esas oğlana düşkün olan Dilâ Hanım onu vurmaya gelir, silahını da çeker, doğrultur da silahını hasmına ama eli gitmez tetiğe ve biçare geri döner. Muhatabı o esnada kendi gibi olmayan sosyeteyle oturmaktadır, Dilâ Hanım&#8217;ı görür ve kendine çevrili namluya aldırmadan muhteşem bir müzik eşliğinde, kendi gibi olmayanların tezahürleriyle oynamaya devam eder.</p>
<p>Barazoğlu İhsan Bey&#8217;in karısı Dilâ Hanım&#8217;ın, Karadağlı Rıza&#8217;ya tereddütsüz hesap soracağına inandığınız gündür kurtuluş&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/ak-parti-basortusu-sorununu-cozemezmi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Endişeli gelenekselciler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/15/endiseli-gelenekselciler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/15/endiseli-gelenekselciler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 14:13:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15718</guid>
		<description><![CDATA[[Star'da yayınlandı]
Siyasi partilerin milletvekili adayları bugün açıklanacak. Ve, anladığım kadarıyla, son haftalarda tartışılan &#8220;başörtülü milletvekili&#8221; talebi hayata geçmeyip bir sonraki bahara kalmış olacak.
Olsun&#8230; Şimdi olmazsa sonra olur. Başörtülü başvekil bile olur. Her otoriter rejim ölümü tadıcıdır. Türkiye&#8217;deki &#8220;laik apartheid rejimi&#8221; de kuşkusuz sona erecek, vatandaşları arasında ayrım yapamayan hürriyetçi bir demokrasiye evrilecektir.
Fakat bu işler olurken, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/muhafazakarlik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15720" title="muhafazakarlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/muhafazakarlik.jpg" alt="" width="130" height="193" /></a>[<a href="http://www.stargazete.com/guncel/yazar/mustafa-akyol/endiseli-gelenekselciler-haber-343108.htm" target="_blank">Star'da yayınlandı</a>]<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/muhafazakarlik.jpg"></a></p>
<p>Siyasi partilerin milletvekili adayları bugün açıklanacak. Ve, anladığım kadarıyla, son haftalarda tartışılan &#8220;<strong>başörtülü milletvekili</strong>&#8221; talebi hayata geçmeyip bir sonraki bahara kalmış olacak.</p>
<p>Olsun&#8230; Şimdi olmazsa sonra olur. Başörtülü başvekil bile olur. Her otoriter rejim ölümü tadıcıdır. Türkiye&#8217;deki &#8220;<strong>laik apartheid rejimi&#8221;</strong> de kuşkusuz sona erecek, vatandaşları arasında ayrım yapamayan hürriyetçi bir demokrasiye evrilecektir.</p>
<p>Fakat bu işler olurken, bu rejimin &#8220;<strong>ikinci sınıf vatandaşları</strong>&#8221; olagelmiş dindar muhafazakarların nasıl bir dönüşüm geçirdikleri de ehemmiyetli bir soru.</p>
<p>Dikkat ederseniz &#8220;<strong>jipe binen türbanlı</strong>&#8220;dan &#8220;<strong>abdestli kapitalizm</strong>&#8221; eleştirilerine kadar son dönemdeki pek çok tartışma bu soruyla ilgiliydi. Son haftalardaki &#8220;<strong>başörtülü vekil</strong>&#8221; kampanyasıyla da bunlara eklendi. Konu sadece kampanyanın siyaset stratejisi açısından değerlendirilmesi olsaydı, bu kadar ses getirmeyecekti. Ama bir de bu kampanyayı başlatan hanımlara yönelik &#8220;<strong>had bilmeme</strong>&#8221; eleştirileri oldu ki, en can alıcı nokta buydu.</p>
<p><strong>Yeni kadın profili</strong></p>
<p>Görünen o ki, bu eleştirileri getiren İslamcı veya muhafazakar kalemler, &#8220;<strong>geleneksel Müslüman kadın</strong>&#8221; profilinin erimesinden endişeliler. Bunun yerine, kendini erkeklerden aşağı görmeyen, bu sayede toplumda ön plana çıkan, aile içinde ise<span id="more-15718"></span> &#8221;<strong>beyim daha iyi bilir&#8221;</strong> demektense eşitlik talep eden bir &#8220;<strong>modern Müslüman kadın</strong>&#8221; profili oluşmasından rahatsızlar.</p>
<p>Bu eleştirileri getirenlerin neredeyse hepsinin erkek oluşu, ister istemez akla bir soru getiriyor: Acaba sorun, &#8220;<strong>dinin erozyona uğraması</strong>&#8221; mı, yoksa &#8220;<strong>erkek egemenliğin elden gitmesi</strong>&#8221; mi, diye. Biz yine de ni</p>
<p>yet okumaya soyunmayalım ve cevabı herkesin kendi vicdanına bırakalım.</p>
<p>Fakat bu tartışmanın işaret ettiği ve ele almak gereken bir başka soru var: Modernleşmenin ortaya çıkardığı insan modeli, acaba din açısından gerçekten bir tehlike midir? İyi eğitim almış, &#8220;<strong>ekonomik bağımsızlık</strong>&#8221; kazanmış, bireyselleşmiş, kendi kararlarını kendi veren, dolayısıyla &#8220;<strong>itaat etmek</strong>&#8221; yerine sorgulamaya eğilimli insanlar, dinden uzaklaşır mı?</p>
<p>Bu insan modelinin dinin bazı geleneksel yorumlarından uzaklaşması muhtemel. Mesela, &#8220;<strong>şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır</strong>&#8221; demek yerine, kendi aklının &#8220;<strong>mürşitliğine</strong>&#8221; itibar edebilir. Yahut kadınların  eksik akıllı olduğunu ima eden bazı geleneksel metinlere itiraz getirebilir. (Özellikle de bir kadın ise.)</p>
<p><strong>Fıtrat mı, gelenek mi?</strong></p>
<p>Böylesi bir &#8220;<strong>modernleşme</strong>&#8221; yaşayan bir insanın karşısında din açısından iki seçenek vardır: Ya, içinde bazı otoriter ve &#8220;<strong>ataerkil</strong>&#8221; unsurlar bulduğu dini geleneği tümden reddeder ve sekülerleşir. Ya da bu unsurların dinin özünden değil de onun tarih içindeki yorumlanış biçimlerinden kaynaklandığına karar verir. Ve kendi bireyselliğine alan açan yeni din yorumları arar ya da geliştirir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu iki seçenekten ilki, yani &#8220;<strong>dinden uzaklaşma</strong>&#8221; çözümü, son yüz yıldır epey popülerdi. (Arkasında &#8220;<strong>devlet desteği</strong>&#8221; de var idi.) İkinci seçenek ise yeni yeni gündemimize giriyor. Başörtülerini muhafaza eden, ama dini gelenekteki &#8220;<strong>erkek egemen</strong>&#8221; unsurlara karşı çıkan entelektüel Müslüman kadınlar da, bunun önemli bir örneğini oluşturuyor.</p>
<p>Bu gidişattan rahatsız olan &#8220;<strong>endişeli gelenekselciler</strong>&#8221; ise bence şunları bir düşünmeli:</p>
<p>Eğer &#8220;<strong>modern Müslüman&#8221;</strong> kimliğine alan açmaz ve insanları &#8220;<strong>ya modernlik, ya Müslümanlık</strong>&#8221; diye bir seçime zorlarlarsa, bunun sonucu sekülerleşmeyi hızlandırmak olabilir.</p>
<p>Ve &#8220;<strong>fıtrat</strong>&#8221; diyerek korumaya çalıştıkları şeylerin bir kısmı, insan yapımı sosyal yapılar olabilir. Dini bunların içine haspetmek ise hiç marifet değildir.</p>
<p>… Bu konu sizin için önemliyse…</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/15/endiseli-gelenekselciler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/15/endiseli-gelenekselciler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Bizi yok sayanları, biz de yok sayıyoruz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/duyuru-bizi-yok-sayanlari-biz-de-yok-sayiyoruz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/duyuru-bizi-yok-sayanlari-biz-de-yok-sayiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2011 09:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15689</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Başörtülü Milletvekili İstiyoruz&#8221; İnisiyatifi olarak yeni anayasayı yapacak mecliste başörtülü vekil(ler) olması hususundaki toplumsal duyarlılığı ve çoğulcu desteği göstermek amacıyla elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Kampanya metnimizde beyan ettiğimiz gibi seçilecek yerlerden başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyeceğiz. Başörtülü kadınları yok sayanları, biz de yok sayıyoruz.
&#8220;Başörtülü Milletvekili İstiyoruz&#8221; İnisiyatifi
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi.png"><img class="alignright size-medium wp-image-7178" title="20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091106_derin_dusunce_org_basortusu-yasagi.png" alt="" width="240" height="178" /></a>&#8220;Başörtülü Milletvekili İstiyoruz&#8221; İnisiyatifi olarak yeni anayasayı yapacak mecliste başörtülü vekil(ler) olması hususundaki toplumsal duyarlılığı ve çoğulcu desteği göstermek amacıyla elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Kampanya metnimizde beyan ettiğimiz gibi seçilecek yerlerden başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyeceğiz. Başörtülü kadınları yok sayanları, biz de yok sayıyoruz.</p>
<p><a href="http://basortuluadayyoksaoydayok.wordpress.com/2011/04/13/basortulu-kadinlari-yok-sayanlari-biz-de-yok-sayiyoruz/" target="_blank">&#8220;Başörtülü Milletvekili İstiyoruz&#8221; İnisiyatifi</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/14/duyuru-bizi-yok-sayanlari-biz-de-yok-sayiyoruz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/duyuru-bizi-yok-sayanlari-biz-de-yok-sayiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün Pazartesi&#8230; Ayrımcılık Sürüyor&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/bugun-pazartesi-ayrimcilik-suruyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/bugun-pazartesi-ayrimcilik-suruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2011 21:43:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15636</guid>
		<description><![CDATA[
Beytullah Önce (www.platformhaber.net)
Ankara Üniversitesi&#8217;nde yasak sürüyor. Ege Üniversitesi&#8217;nde başörtülü öğrencilere psikolojik baskı uygulandığı gündeme geldi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Trabzon Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı öğrencileri, okulun düzenlediği meslekî gezilere bile başörtülü olarak katılamadığı öğrenildi.
Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Ahsen Akbulut da ödev için arkadaşları ile randevu alarak gittikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/yobaz_laiklik.jpg" alt="" width="402" height="327" /></p>
<p><em><strong>Beytullah Önce </strong>(<a href="http://www.platformhaber.net">www.platformhaber.net</a>)</em></p>
<p>Ankara Üniversitesi&#8217;nde yasak sürüyor. Ege Üniversitesi&#8217;nde başörtülü öğrencilere psikolojik baskı uygulandığı gündeme geldi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Trabzon Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı öğrencileri<span id="more-15636"></span>, okulun düzenlediği meslekî gezilere bile başörtülü olarak katılamadığı öğrenildi.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Ahsen Akbulut da ödev için arkadaşları ile randevu alarak gittikleri Tüpraş tesislerine başörtüsünden dolayı alınmadı. Tüpraş&#8217;ın insan kaynakları müdürü ile görüşen Akbulut &#8220;Bana kurumun devlette olduğu dönemde de böyle bir anlayışın olduğunu söylediler. Başörtülülerin içeri alınmadığını, çalıştırılmadığını, aynı geleneği kendilerinin de takip ettiğini ve birazda güvenlik nedeniyle başörtülüleri içeri almadıklarını ifade ettiler.&#8221; cevabını aldığını belirtti.</p>
<p>Yasağın sadece devlet üniversiteleriyle sınırlı olmadığı ise özel Atılım Üniversitesi&#8217;nden gelen haberde görüldü. Güvenlik görevlileri kampuse gelen başörtülü öğrencileri araçlardan indirdikten sonra, araç girişine izin verirken, başörtüsünü çıkarmak istemeyen öğrencileri de kendilerine tahsis edilen ‘güvenlik odasına&#8217; yönlendiriyor. Yasak, Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu&#8217;nun kampuse giderek tuttukları tutanakla da resmen kayıt altına alındı.</p>
<p>Yüksek Öğrenime Geçiş Sınavı ile Açıköğretim Fakültesi sınavlarında da birçok öğrenci, başörtülü oldukları için çeşitli hukuksuzluklara maruz kaldı. Ankara Batıkent Lisesi&#8217;nde öğrencilerin başları açtırılırken, fakat Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi ve Manisa Sekine Evren İlköğretim Okulu&#8217;nda sınava giren başörtülü öğrenciler başlarını açmadıkları takdirde sınavlarının iptaliyle tehdit edildiler. YGS&#8217;deki sorun aynı şekilde AÖF sınavlarında da devam etti ve çeşitli okullarda başörtülü öğrencilere başlarını açmaları yönünde baskı kuruldu.</p>
<p>Bu arada on binlerce kamu personeli başörtüsü yasağına her gün maruz kalıyor. Bir süre önce Bolu&#8217;da başörtülü bir doktorun görevden alındığı bilgisinin kamuoyuna yansıdığını da bu vesileyle hatırlatalım.</p>
<p>Geçen yıl sürgün edilen Ece Nur Özel hakkında tutulan tutanaklar ise neredeyse dağ gibi oldu! Haberleri yapılmasa da imam-hatip lisesi öğrencilerine Milli Güvenlik Bilgisi derslerinde başlarının açtırıldığı biliyoruz.</p>
<p>Ve tüm bu gelişmeler yaşanırken, sorunun çözümüne katkı sunacağı düşüncesiyle &#8220;Başörtülü aday yoksa oy da yok&#8221; diyen Buluşan Kadınlar, eleştiri yazılarının da ötesinde medyatik bir karalama ve itibarsızlaştırma operasyonuna maruz kalıyorlar. Son olarak Ali Bulaç&#8217;a bir panelde yumurta atacakları iddia edildi!</p>
<p>Tüm bunlardan sonra sanırım şöyle demek gerekiyor:</p>
<p>&#8220;Başörtüsü yasağı sürüyor, (d)uyuyor musunuz?&#8221;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu sizin için önemliyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/10/bugun-pazartesi-ayrimcilik-suruyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/bugun-pazartesi-ayrimcilik-suruyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasetin Açmazı - İlke mi Fayda mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/siyasetin-acmazi-ilke-mi-fayda-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/siyasetin-acmazi-ilke-mi-fayda-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2011 11:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15454</guid>
		<description><![CDATA[
Berrin Sönmez
Çok kişi şimdi bu da sorulur mu, diyecektir. Öyle ya lafta herkes ilkeyi savunur. Faydacı, çıkarcı siyasetten nefret eder. Samimidir de insanlar, bunları söylerken. Hatta çoğunluk gerçekten çıkar ilişkilerinden uzak durmaya özen gösterir. Fakat gelin görün ki hayat bize daima yeni oyunlarla tanışma fırsatları sunmakta. Bu oyunların içinde ilkeyi savunduğumuzu zannederken, çeşitli çıkar hesaplarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/ilke-siyaset.jpg"><img class="size-full wp-image-15457   alignright" title="ilke-siyaset" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/ilke-siyaset.jpg" alt="" width="337" height="146" /></a></em></strong></p>
<p><strong><em>Berrin Sönmez</em></strong></p>
<p>Çok kişi şimdi bu da sorulur mu, diyecektir. Öyle ya lafta herkes ilkeyi savunur. Faydacı, çıkarcı siyasetten nefret eder. Samimidir de insanlar, bunları söylerken. Hatta çoğunluk gerçekten çıkar ilişkilerinden uzak durmaya özen gösterir. Fakat gelin görün ki hayat bize daima yeni oyunlarla tanışma fırsatları sunmakta. Bu oyunların içinde ilkeyi savunduğumuzu zannederken, çeşitli çıkar hesaplarının göbeğine kurulmuş olduğumuzu fark etmeyiz bile&#8230; Komplolardan söz etmiyorum. Bu tip tuzaklar yaşanmadığı için değil. Sadece pusuya düşmek ihtimalinden daha yaygın yanılgılara <span id="more-15454"></span>dikkat çekmek amacıyla bu yazıya başladığım için. Ayrıca, gerçekten faydacı siyaset yapmanın yerleşik bir alışkanlık olduğunu da görmezden geldiğim sanılmasın. Önemsiz de bulmuyorum fakat benim derdim başka. Halisane niyetle üstelik canını dişine takarak siyaset yapanların veya dolaylı olarak siyasi hayata dair çalışmalarda bulunanların çoğunlukla neyi niçin savunduğunu, neye niçin karşı olduğunu sorgulamadığını: uğruna savaştığı politikaları doğru kriterlerle test etmediğini sıklıkla görüyoruz. Hepimiz biliyoruz hayatının heder olup gittiğini, çabalarının insanları / toplumu, iflah etmeye yetmediğini düşünen, bezgin ve bedbin insanları&#8230; Nerede hata yaptığını düşünmektense kusuru toplumun cehaletine atfedenleri&#8230;</p>
<p><strong><em>FAYDA her zaman KÖTÜ mü / İLKE her zaman İYİ mi?</em></strong></p>
<p>Göreli kavramlar olduğundan böyle bir sorunun cevabı tartışmalı ve tartışmalar da şüphesiz sonsuz ve sonuçsuz olacaktır. Valiliklerin kömür yardımlarında olduğu gibi&#8230; Yardım edenler toplum yararını işaret ettikleri gibi aynı zamanda anayasanın sosyal devlet ilkesi ile gerekçelendiriyorlar. İktidar cenahından verilen bu cevapta ilke ve faydanın birbirini beslediğini görüyoruz. Kömür ve sair yardımları eleştirenler ise sadaka verir tarzda yardımlarla halktan çok yöneticilerin kendi partilerine fayda sağladığını söyleyerek, rüşvetle oy toplandığını ve bunun ilkeli siyaset olmadığını söylüyorlar. Sadece bu örnekte bile ilke / faydanın iç içe geçmiş manalar aldığını ve çelişkilerle dolu bu söylemlerin karmaşa ürettiğini görüyoruz.</p>
<p><strong><em>Doğruyu yanlıştan ayırmak için bir ölçüye ihtiyacımız var. </em></strong></p>
<p>Ölçüler aransa bile ancak parti tüzüklerinde, seçim beyannamelerinde, hükümet programlarında aranıyor. En kabadayısından aranmaların referansları ise büyük düşünürlerin ideoloji kuramlarına, bu ideolojileri hayata yansıtmayı amaç edinen tarihi örneklere dair&#8230; <strong><em>İdeolojiler ve bunlara dayanan siyasi sistemler ise faydayı ilke edinmiştir</em></strong>. Karmaşa buradan doğuyor. Çünkü her düşünce sistemi, dünyayı kendi penceresi ile çerçeveler ve ortaya çıkan bir kapalı kutu, literatürde paradigma. Bu kutuya verilen biçim birey, toplum, devlet ve dünya için faydalı olandır. Teoride kurgulanan o biçimi gerçekleştirmek de temel ilke olduğundan ilke faydanın aracı; fayda, ilkeli duruşla ulaşılabilecek, bir nevi Nirvana. Nirvanaya ulaşmak kötü bir şey olmadığından o yolda çekilen cefalar önemsenmez. Verilen rahatsızlıktan özür dilemek bile akledilmez. Kapalı devre siyaset yapılırken insan nesneleşir çünkü bireyin mutluluğu daima ötelenmiş, gelecek kuşaklara, hedefe feda edilmiştir. Gel gör ki insan, insanlığı ile yani zaaflarıyla o mükemmel (!) çerçeveyi bir türlü layıkıyla gerçekleştiremediğinden ideoloji kuramları hep iflas etmiştir. Dönekler, iç ve dış düşmanlar, bazı mihraklar gibi sayısız isimlerle suçlanan sıradan insan ve insanı görmezden geldiği için değişimi yadsıdığı için çaresiz dogmalaşan sistemler&#8230; Elbette bu süreçte ideolojilerin bir biriyle savaştığını, partilerin biteviye rekabet ettiğini de hatırladığımızda anlamsız çekişmelerin bir anlam kazandığını görürüz. Her kes kendi penceresiyle çerçevelediği kendi dünyasında haklı. Çatışma bitimsiz&#8230; Ölçüsü kendisinden ibaret sistemler anlamsız çekişmelerle kendini ve insanı tüketirken insan zihni göreli değil kesin ölçülere muhtaç&#8230;</p>
<p><strong><em>Siyasetin Ahlakı </em></strong></p>
<p>Değişen dünyada değişmeyen gerçekleri bulabilmek ve ölçü edinmek yönetim felsefesi haline getirilebilse sorunların çözümü kolaylaşır belki. Fakat bilgisayarımıza paket programlar satın alır gibi bizim dışımızda ve geçmişte üretilmiş anlayışları hayatımıza uyarlamaya çalışıyoruz. Modern batıyı üretmiş olan bir siyaset felsefesiyle şekillenmeye çalışıyoruz. İktidar uğruna, devletin zengin ve güçlü olması yolunda her şeyi mubah gören bir anlayışla&#8230; Hak kavramını daima uzun çatışmalardan sonra sistemine dâhil etmiş olan batılı anlayışın ürettiği demokrasiyi de bir uzlaşma rejimi olarak adlandırıyoruz. Oysa demokrasi çatışmaların, dayatmaların sonucunda bin bir zahmet ve emekle ulaşılmış bir dengedir ki sıklet merkezini hukuk oluşturur. İlginçtir, ülkemizde yönetim erkleri arasında en tartışmalı alan hukuk ve biz de bu zaafla dolu güç tarafından toplumda bir denge oluşturulabileceğini ve bunun da hoşgörüyle, sabırla uzlaşılarak gerçekleşeceğini sanıyoruz. Bu bekleyişte de ülke çıkarlarını temel kanıt ediniyoruz kendimize. Hak talep edenlere ülke çıkarı için sabır telkin eden bir siyaset anlayışı, bu anlayışa destek verip sesini kısmayı ilkeli siyaset olarak isimlendiren bir seçmen kitlesi&#8230; Hiç fark etmeden ahlaklı duruşu yani siyasette olması gereken gerçek ilkeyi faydaya feda ediyoruz. Bunu ilkenin yani tuttuğu partinin programının gereği olduğu için en namuslu tavır olarak kabul ediyor insanlar. Düşünüldüğünde ülke çıkarı anlayışı ile yürünen yolun hangi çıkmazlara ulaşacağı kolaylıkla anlaşılır. Tüm hükümet darbeleri ve darbe teşebbüsleri de darbeciler tarafından ülke çıkarları gerekçesiyle yapılmıştı. Başörtüsü yasaklarını kaldırmakta, toplum yararını ileri sürerek ayak sürüyenler bilmiyorlar mı vaktiyle o yasakların da toplum yararı gerekçesiyle getirildiğini? Şimdi yasak kaldırılırsa siyasi istikrarsızlık olabilir endişesi taşınıyor, geçmişte yasak uygulanırken de aynı korkular dayatılmıştı. Her kesim kendi dogmalarına hapsolmuş halde ülkeyi yönetmek durumunda. Dışarıdan ithal edilen siyaset felsefesiyle, güçlü olanın kendini haklı gösterdiği bir sistemde adeta orman kanunlarıyla yaşıyoruz. Taşıma suyla değirmen bu kadar dönüyor. Ve&#8230; Filmi daima başa sararak seyrediyoruz. Her seferinde ülke çıkarı, toplum yararı diyerek faydayı ilke edinen siyasetten faydalanan, çıkarlarını gözeten yeni politik aktörler üreterek&#8230;.</p>
<p><strong><em>Mihenk Taşı</em></strong></p>
<p>Gerçek ilkeleri kadim kültürümüzde aramak ve bulmak zorundayız. Ancak gündelik siyasetin pratikleriyle de uyumlu işler bir sistem geliştirmek üzerine ciddi çaba sarf etmek gerekiyor. Yönetim felsefesi ve pratikleri, kadim kültürümüzü, günün gereklerine uyarlayarak; eskiyi,  eskitmeden yaşatarak, birey, devlet ve toplum ilişkilerini düzenlemeli. İrfan -iktidarla bir arada olamayacağı yaygın kanaatine rağmen- insan haysiyetini, yönetim erklerinin üstünde konumlandıran bir siyaset felsefesi geliştirmemiz için bize yol gösterici olacaktır. Geleneği, geleceğe aktarmak için tek sermayemiz olan bu günde insanı mutlu etmek hedefiyle, iş görmeli siyaset ve siyasetçi. Ama insan hırsını gözden uzak tutmaksızın, nefsinin esiri olanları, toplumun başında çöreklenme fırsatı vermeden, iktidardan uzaklaştıracak bir siyasi sistem. Bilge demokrasi veya demokratik bilgelik&#8230;  Kulağa çok tuhaf gelse de&#8230;</p>
<p>Devlet aygıtını ve egemenliği neredeyse kutsallaştırmış, iktidar uğruna her nevi insan hırsını baş tacı eden; modern batının ürettiği veya modern batıyı üretmiş olan, siyaset felsefesi yerine; erdemi amaç edinen bir siyaset ve adaleti temel erdem kabulüyle ahlakı taçlandıracak bir hukuk felsefesi; doğu medeniyetlerinin kadim kültürüne sırt çevirmemekle gerçekleştirilebilir.  İmkânsızı istermiş gibi görünsek de hayal etmeye değer. Üstelik İbn Rüşd&#8217;e göre bu hayal yeryüzünde en az iki kere gerçekleşmiş. Birisi Asr-ı Saadet, diğeri Endülüs Emevi Devleti&#8217;nin kuruluş süreci&#8230; Biz bunlara kısmen benzerlik taşıyan başka örnekler de getirebiliriz. Osmanlı&#8217;nın kuruluş ve Anadolu Selçuklu Devletinin parlayış dönemleri gibi&#8230; Tarih şahittir ki faziletin egemenliği imkânsız değil&#8230;</p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Kadem-i Sabit</em></strong> <strong><em>Üzre Bir Örnek Çalışma Olarak İnsan Hakları Kavramı</em></strong></p>
<p>İbn Haldun, kısa adı el-İber olan dev eserinin Mukaddime&#8217;sinde bilinen ilk tarih felsefesi çalışmasını yapmış insanlığın gelişmesini, medeniyetlerin yükselmesini ve tabii çöküşlerini irdelemiştir. Büyük alim bu meyanda özellikle &#8220;adl&#8221; kavramı üzerinde durmuş; toplumların etnik, dini, kültürel, coğrafi özelliklerinden ziyade oluşturdukları siyasi yapının hakkaniyete uygunluğu halinde yüksek medeniyet vasfını kazandığı hükmüne varmıştır. Hukukun önemi Farabî tarafından da vurgulanır. Bilimlerin tasnifi, hiyerarşisi ve bilgi alanlarının sınırları yanı sıra bilim dallarının birbirleriyle ilişkilerini izah eden ilk filozof olan Aristo&#8217;nun sınıflandırması batı medeniyetinin temel yapı taşlarından birisini oluşturmuştur. O&#8217;nun felsefeyi temel alan tasnifine mukabil Farabî, hukuk ilmini bilim dallarının temeli kabul etmiş ve O&#8217;nun tasnifi İslam düşüncesine şekil verip, batı medeniyeti ile arasındaki temel farkı teşkil etmiştir. Bu çerçeveden baktığımızda günümüz demokrasi anlayışının da bir gereği olan hukukun üstünlüğü, bağımsızlığı ve tarafsızlığı, İslam düşüncesinin de olmazsa olmazıdır. Esasen yukarıda verilen tarihi örnekler de bu anlayış çerçevesinde gerçekleştirilen yönetim dönemlerini işaret etmekte. Adaletli, feraset sahibi yöneticilerin iş başında olduğu ve onların ömürleri, iktidar süreleri ile sınırlı kalmış saadetli dönemler. Bize düşen, toplumu yöneticinin vicdanına daha doğrusu keyfine emanet etmeksizin, hukukun üstünlüğünü kurumsallaştıran, kalıcı bir yapı, oluşturabilmek&#8230;</p>
<p>İnsan hakları kavramı, evrensel değer olarak bize dışarıdan gelmiş olmasına rağmen düşünürsek Kur&#8217;anî ve imanî bir gerekliliktir. Eşref-i mahlûk olduğundan tüm insanlar, keyfiyetine bakılmaksızın haysiyetine yaraşır muameleyi hak eder. Kur&#8217;an&#8217;a dayandırılarak icat edilmemiş olmasına rağmen insan hakları kavramı insan haysiyetini yüceltmeyi hedeflediğinden, bir Müslüman toplumun olmazsa olmazı kabul edilmeli.  Günümüzde İslam ülkelerinin içinde bocaladığı karmaşayı anlamak istediğimizde de eşref-i mahlûka zulmedilmesinin bir sonucu olduğunu görebiliriz. Kim ve nasıl insan olduğu, iyiliği ya da kötülüğüne hükmetmek bizim haddimiz ve hakkımız değil. Allah tarafından şereflendirilmiş, insan olarak yaratılmış kişilere ait hükmü verecek olan da yaratandır. Bize düşen, yaratılışının gereği olan haysiyetine yaraşır hayat sürmesine imkân verecek bir düzen oluşturmak. Ne yazık ki Müslüman toplumlar tarih boyunca ve günümüzde de İslam&#8217;a yaraşır yaşantı dendiğinde sadece dini ritüelleri anlamış ve din zabiti gibi görev yaparken insanın onurunu çiğnemiştir. Allah tarafından insana verilen iradeyi görmezden gelerek, Allah tarafından bahşedilmiş olan hürriyeti kısıtlayarak, dine yararlı iş yaptığını zannederken Allah&#8217;a karşı haddini aşmıştır, İslam ülkelerinin yöneticileri. Keza kadınlar, toplum dışına itilirken de toplumun faydası işaret edilmiş ve bedeninin yarısı felçli bir insanın kısıtlı yaşantısına mahkûm edilmiştir, ülkeler. Toplumun kadın yarısı ekonomik, sosyal ve siyasi yapının üretkenleri arasına alınmayarak, itaatten başka hak(!) tanınmamıştır. Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, dini gereklilikler arkasına saklanıp sözüm ona toplum yararına insan hürriyetini kısıtlayanların esas gayesi kendi otoritelerini tesis etmektir. Hak ve hürriyetlerin sınırlanması, insan iradesini zayıflattığından kolay yönetilir, korkularla yönetilebilir kılmakta, insanları. Düşünen, akleden, konuşan ve iradi davranan kişiler Kur&#8217;an&#8217;a uygun davranıyor olsalar da otoriteye kolaylıkla teslim olmazlar. Dini ilke olarak gösterip faydacı siyasete yönelen diktatörler böyle türedi. Haksızlık etmemek için bu cümledeki din kelimesinin yerine laik kelimesini koyduğumuzda da değişen bir şey olmadığını söylemek lazım. Evet bazen de hukuk adına, modern laik yönetim adına insan hakları çiğneniyor. Oysa sadece insanın insanca yaşamasını amaç edinen bir yönetim sistemi oluştursak ve ondan gelecek yarar veya zararı hiç hesap etmeden Erzurumlu İbrahim Hakkı&#8217;ya kulak vererek sonucu Allah&#8217;a havale etsek: &#8220;Hak şerleri hayreyler/ Zannetme ki gayreyler/ Ârif anı seyreyler/ Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler&#8221;.</p>
<p>Romantik hatta ütopik beklentiler olarak görünebilir çok kişiye. Ama ben neden olmasın diyorum. Kim bilir belki de kendi Rönesanssımızı yaşarız böylece&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/31/siyasetin-acmazi-ilke-mi-fayda-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/siyasetin-acmazi-ilke-mi-fayda-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cemevleri ibadethanedir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2011 10:41:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15423</guid>
		<description><![CDATA[
Hilâl Kaplan
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan bir kapatma davası var. Hâlen sürmekte olan bu davanın son duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Özdemir, mahkemeye sunduğu esas hakkındaki görüşünde şu cümlelere yer vermiş:
&#8220;Cemevi, Alevi Bektaşiliğinde yoktur. 1990&#8242;lardan sonra dini evangelizm (sömürgeci misyonerlik) ve protestanlık olarak değiştirmek amacı ile yürütülen olumsuz gelişmelerdir. Aleviler ve Bektaşiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/hilalkaplan16488200163bf3aayb.jpg" alt="" width="80" height="90" /></p>
<p><em><strong><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=28.03.2011&amp;y=HilalKaplan" target="_blank">Hilâl Kaplan</a></strong></em></p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan bir kapatma davası var. Hâlen sürmekte olan bu davanın son duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Özdemir, mahkemeye sunduğu esas hakkındaki görüşünde şu cümlelere yer vermiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Cemevi, Alevi Bektaşiliğinde yoktur. 1990&#8242;lardan sonra dini evangelizm (sömürgeci misyonerlik) ve protestanlık olarak değiştirmek amacı ile yürütülen olumsuz gelişmelerdir. Aleviler ve Bektaşiler buna itibar etmemişlerdir. Özet olarak Alevilik bir din değildir. Cemevi de bir ibadethane değildir, toplantının adıdır. Bu konu kültür hizmetidir, öyle değerlendirilmelidir. Bu tür yaklaşıma iyi niyetle bakmak saflık olur. Bu davada ve konuda kamu yararı yoktur. Aksine kamuoyunu kaos ortamına sürükleme çabası ve amacı görülmektedir. Tarihte bu tür tahriklerin toplumu büyük acılara sürüklediği görülmüştür.&#8221;</em></p>
<p>&#8220;Ağzına sağlık&#8221; diyen okurlarımızı duyar gibiyim. Eğer aynı düşünceleri değil ama aynı duyguları paylaşanlar birbirini anlamaya daha yakınsa, bakalım hayali bir cumhuriyet başsavcısının ağzından yazdıklarımı okuduğunuzda ne hissedeceksiniz:</p>
<p>&#8220;Türban, İslâm dininde yoktur. 1980&#8242;lerden sonra İran kaynaklı İslâmcı akımları ülkede hâkim kılmak amacı ile yürütülen olumsuz bir gelişmedir. Anadolu Müslümanları buna itibar <a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=28.03.2011&amp;y=HilalKaplan" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

