<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Kürtler ve Türkler</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/kurtler-ve-turkler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>PKK, MİT, KCK, JİTEM ve Ergenekon davaları birleşsin!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 22:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MİT]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20584</guid>
		<description><![CDATA[

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"></a></div>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/_pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-20587" title="_pkk_kck_ergenekon_mit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/_pkk_kck_ergenekon_mit.jpg" alt="" width="320" height="335" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Acele Kürt kanı aranıyor&#8230; Kürtçülerin eskimeyen yöntemi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/20/acele-kurt-kani-araniyor-kurtculerin-eskimeyen-yontemi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/20/acele-kurt-kani-araniyor-kurtculerin-eskimeyen-yontemi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 21:31:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15828</guid>
		<description><![CDATA[Eski bir makale ama yöntem eskimiyor&#8230;

Acele Kürt kanı aranıyor
By Tavit Kilimciyan on Eki 28, 2008 in DTP, PKK &#124; Edit

Diyarbakır’da ölmek üzere olan bir siyasî parti için kendini feda edecek kahraman gençler aranıyor. Yerel seçimlerde Diyarbakır’ı kaybettiğimiz anlaşılmadan kendimizi Anayasa Mahkemesi kararıyla kapattırmak son umudumuz. Kürtler için tek yol yeniden PKK olsun ki Kürt-Türk kavgası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski bir makale ama yöntem eskimiyor&#8230;</p>
<div id="post-1943" class="post">
<h1><a title="Permanent Link to Acele Kürt kanı aranıyor" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/10/28/acele-kurt-kani-araniyor/"><span style="color: #000000;">Acele Kürt kanı aranıyor</span></a></h1>
<p class="postinfo">By <a title="Tavit Kilimciyan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/tavitkilimciyan/">Tavit Kilimciyan</a> on Eki 28, 2008 in <a title="DTP kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/dtp/">DTP</a>, <a title="PKK kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/pkk/">PKK</a> | <a title="Yazıyı düzenle" href="http://www.derindusunce.org/wp-admin/post.php?action=edit&amp;post=1943">Edit</a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081028_derin_dusunce_org_ahmet_turk.jpg"><img class="size-medium wp-image-1945 alignright" title="20081028_derin_dusunce_org_ahmet_turk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081028_derin_dusunce_org_ahmet_turk.jpg" alt="" width="145" height="179" /></a>Diyarbakır’da ölmek üzere olan bir siyasî parti için kendini feda edecek kahraman gençler aranıyor. Yerel seçimlerde Diyarbakır’ı kaybettiğimiz anlaşılmadan kendimizi Anayasa Mahkemesi kararıyla kapattırmak son umudumuz. Kürtler için tek yol yeniden PKK olsun ki Kürt-Türk kavgası sonsuza kadar sürsün. Bize kanını vermek isteyen Kürtlerin acilen DTP Diyarbakır şubesine başvurmaları rica olunur.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/28/acele-kurt-kani-araniyor/">Share on Facebook</a></p>
<p class="akpc_pop"> </p>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/20/acele-kurt-kani-araniyor-kurtculerin-eskimeyen-yontemi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/20/acele-kurt-kani-araniyor-kurtculerin-eskimeyen-yontemi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Birlikte Yaşayabilecek miyiz? (Alain Touraine)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/birlikte-yasayabilecek-miyiz-alain-touraine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/birlikte-yasayabilecek-miyiz-alain-touraine/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 08:44:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Paksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15780</guid>
		<description><![CDATA[Kürt Hareketi &#8220;toplumsal bir hareket&#8221; midir?
 Böyle bir soru sormak biraz saçma, biraz yersiz karşılanabilir&#8230; Bir taraftan &#8220;Kürt halkını görmezden gelmek&#8221;, diğer taraftan ise &#8220;teröristleri masum göstermeye çalışmak&#8221; şeklinde yorumlanmaya müsait bir soru&#8230; Ancak son dönemde BDP tarafından başlatılan &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; eylemlerinin ardından böyle bir sorunun cevabının ne olabileceğini gerçekten merak ettim&#8230;
Bu konu da başvuracağım kaynak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/pkk_bbbimage12.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-341" title="pkk_bbbimage12.jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/pkk_bbbimage12.jpg" alt="" width="228" height="300" /></a>Kürt Hareketi &#8220;toplumsal bir hareket&#8221; midir?</strong></p>
<p> Böyle bir soru sormak biraz saçma, biraz yersiz karşılanabilir&#8230; Bir taraftan &#8220;Kürt halkını görmezden gelmek&#8221;, diğer taraftan ise &#8220;teröristleri masum göstermeye çalışmak&#8221; şeklinde yorumlanmaya müsait bir soru&#8230; Ancak son dönemde BDP tarafından başlatılan &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; eylemlerinin ardından böyle bir sorunun cevabının ne olabileceğini gerçekten merak ettim&#8230;</p>
<p>Bu konu da başvuracağım kaynak ise Alain Touraine&#8230;</p>
<p>Touraine, &#8220;<a href="http://www.idefix.com/kitap/birlikte-yasayabilecek-miyiz-esitliklerimiz-ve-farkliliklarimizla-alain-touraine/tanim.asp?sid=HK4P5IS7Y56ICHBLDH84">Birlikte Yaşayabilecek miyiz?</a>&#8221; isimli eserinde bulunduğumuz dönemin post-modernizm çağı olmadığını, aksine modernliğin bunalımı evresini yaşamakta olduğumuzu iddia eder. Post-modernizme geçiş aşaması olan bu dönem içerisinde önemli olan öğe Öznedir&#8230;  </p>
<p>Özne ile kastedilen ise ilk aklımıza geleceği üzere birey değil, daha soyut bir olgu&#8230; Kendisi şöyle ifade eder:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Özne ne belli bir bilinçtir, ne bir eyleyen, ne de belli bir kişi.&#8221;</em></p>
<p>Özne için bizden somut örnekler vermek gerekirse &#8220;başörtüsü&#8221; bir öznedir&#8230; &#8220;Kürt olmak&#8221; bir öznedir&#8230; Hatta &#8220;laiklik&#8221; de yine bir öznedir&#8230;</p>
<p>Touraine&#8217;den devam edersek:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Özne geçmişte çeşitli biçimlere bürünmüştür: Din, siyasa, sınıf ya da ulus; benim sürekli yinelediğim ve savunduğum düşünceyse, Öznenin bugünkü toplumumuzda ancak &#8220;kendi kendisine gerçekleştirdiği biçimde, yani kişisel Özne olarak karşımıza çıktığıdır.&#8221;</em></p>
<p>Buradan yola çıkarsak &#8220;toplumsal hareket&#8221; olması gereken Kürt Sorunu&#8217;nun öznesinin ne olduğunu sorduğumuzda vereceğimiz cevap<span id="more-15780"></span> tabii ki en genel haliyle &#8220;Kürt olmak&#8221; olacak&#8230; Kısacası bir kimlik sorunu&#8230; Ancak bu noktada kimlik sorunun her şeyden önce kimliği taşıyan en özele, bireye ait olduğuna da dikkat etmek gerek: </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Maalouf&#8217;a göre ise kimlikten kast olunan, ne insanın bağlı olduğu milliyeti, ırkı, ne de inandığı dini. Kimlikle kastedilen, tabii ki bu değerlerin de bir arada bulunduğu o insanı özel olarak tanımlayan aidiyetler&#8230;&#8221;</em><a href="http://www.derindusunce.org/2011/01/31/olumcul-kimlikler-amin-maalouf-2/"><em>(&#8221;Ölümcül Kimlikler&#8221;)</em></a><em></em></p>
<p>Bu nedenle &#8220;Kürt olmanın&#8221; sadece siyasal bir kimlik olarak addedilmesi eksik kalabilir&#8230; Böyle bir durum ise, şu an olduğu gibi, Kürt Sorunu&#8217;nu çözüme ulaştıracak bir toplumsal hareketin sadece milliyetçilik, ideoloji kavramlarına sıkışıp kalmasına neden olur&#8230; Bu yüzden Touraine ideolojiye ve siyasete indirgenmeyen, siyasal bir güce dönüşmeyen hareketlerin günümüzde daha etkili olduğunu iddia etmekte:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ayrıca siyasal aracılıklara en bağımlı hareketler, geçmişin, kendi ulusal ya da sınıfsal ideolojilerinden ödün vermeyen en güçlü toplum hareketleri olmuştur. Yeni toplum hareketleri sivil toplum hareketlerinin ve sivil toplumun &#8220;zayıflıkları&#8221; bağımsızlıklarının bedelidir. 1970&#8242;lerin &#8220;yeni toplumsal hareketleri&#8221; saman alevi gibi çabuk geçmiştir, çünkü siyasal erkin öncesinde ya da yanında yer almıştır. Siyasal bir güce dönüşmeyen kadın hareketleriyse, tersine, kişisel davranışlara, aile ilişkilerine, hukuk ve eğitim anlayışlarına çok daha etkili bir biçimde girmiştir.&#8221;</em></p>
<p>Touraine&#8217;nin ortaya attığı bir kavram daha var: Toplumsal başkaldırı&#8230; Touraine&#8217;e göre toplumsal hareket ile toplumsal başkaldırı arasında net çizgilerle çizilmiş farklar vardır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Toplum hareketleri acıya, sefalete, köleliğe karşı çıkan başkaldırılardan çok farklıdır. Toplum hareketleri olumlu hedeflere doğru yönelir, oysa başkaldırıların tanımında toplumsal, kültürel ya da siyasal bir hedef değil, neyi reddediyorlarsa o yer alır; hem de halkın acısına dayanır, hem de küresel terimlerle tanımlanmış ve büyük ölçüde erişilmez olan bir düzenin yadsınmasına.&#8221;</em></p>
<p><strong><em>&#8220;Kürt Sorunu da acıya, sefalete, köleliğe karşı bir başkaldırıdır&#8221;</em></strong> denilebilir elbette&#8230;</p>
<p>Evet, acılar yaşanmıştır&#8230; Ancak başkaldırı yine Touraine&#8217;nin söylediği gibi sadece reddetmekle kalır&#8230; Fakat reddetmek zaten Kürt Sorunu&#8217;nun ve bu ülkenin bu zamana kadar makus talihi olmadı mı?&#8230; Bir yandan Kürtler&#8217;i yok saydık&#8230; Kürtçe&#8217;yi &#8220;bilinmeyen bir dil&#8221; olarak tarif ettik&#8230; Diğer yandan ise şehitlerin arkasından Kürtçe ağıtların yakıldığını,  bu şiddet sarmalında bu zamana kadar en fazla Kürt vatandaşlarımızın hayatını kaybettiği gerçeğini reddettik&#8230;</p>
<p>Kısacası, zaten Kürt Sorunu&#8217;nu toplumsal bir başkaldırı olarak gördüğümüz için bu acıları yaşadık dersek mantıksız olmaz&#8230;</p>
<p>Diğer taraftan, Touraine toplumsal hareketlerin farklı veçheleri oluğunu ileri sürer. Bunlar kültürel hareketler, siyasi hareketler ve ekonomik hareketlerdir&#8230; Toplumsal hareketin bu farklı veçheleri o toplumun gelişmişliği oranında ayırt edilebilir durumdadır. Diğer bir ifadeyle, gelişmiş bir toplumda yaşanan toplumsal hareketin ekonomik sebepler mi yoksa siyasi sebepler mi ihtiva ettiği net olarak algılanabilir&#8230; Ancak gelişmemiş toplumlarda yaşanan toplumsal hareketlerin hangi sebeplerden kaynaklandığı tam olarak anlaşılamaz.</p>
<p>Kürt Sorunu&#8217;na baktığımız zaman ise, bulunduğumuz demokratik gelişmişlik seviyesini göz önüne alırsak, sorunun farklı veçhelerini okuyamama ya da göz ardı etme sorunu yaşadığımızı söyleyebiliriz&#8230; Kürt Sorununu sadece kültürel hareket olarak ya da siyasi hareket olarak değerlendirmemiz mümkün değil&#8230;  Diğer taraftan ise sadece siyasi bir hareket olarak algılanması kültürel ve ekonomik sebepleri göz ardı etmemize neden olmakta.</p>
<p>Bu sebeple sorunun farklı yönlerinin görülebilmesi toplumsal hareketin Özne temelinde geliştiğini, gelişmesi gerektiğini daha net gözler önüne serer&#8230; Şöyle ki; Kürt Sorunu&#8217;nun ekonomik veçhesi vardır&#8230; Ekonomik yönden &#8220;Kürt Toplumsal Hareketi&#8221;nin oluşturulması ve çözüme ulaşması maksadında Özne&#8217;nin (Kürt bireyinin) temel alındığı somut hedeflerin belirlenmesi ve Kürt bireyinin ekonomik yönden sorunlarının çözülebileceğini hedefleyen bir toplumsal hareketin oluşturulması gerekir&#8230; Yine aynı şekilde siyasi veçhesi ele alınarak Özne&#8217;nin (Kürt kimliğinin, temel hak ve özgürlüklerinin)  temel alındığı ve bu sorunların çözümüne yönelik somut hedefleri kapsayan bir toplumsal hareket meydana getirilebilir&#8230;</p>
<p>Düşünün, televizyonlarda izlediğimiz çevik kuvvet polislerine taş atmaya gelen çocuklara top dağıtarak o çocukların oradan uzaklaştırılması bile bu duruma bir örnek teşkil eder. Böyle bir eylem esnasında aslında ne &#8220;Apo&#8217;nun doğum günü&#8221;, ne de benzeri bir mazeret bu yaşananların merkezinde değildir. Orada bulunan çocuk ne için bulunduğunun farkında bile değil belki de&#8230; Ancak Öznenin <strong><em>&#8220;Kürt çocuğunun oyun ve ilgi ihtiyacı&#8221;</em></strong> olarak okunduğu böyle bir olayda sorun gerçek ¨seklini ele verir&#8230;</p>
<p>İşte yaşanan tüm olaylar aslında bu örneğin daha büyük boyutlarına karşılık gelmiyor mu?..</p>
<p>Mesela Kürtçe&#8217;nin kullanımına yönelik tabelaların asılması olayın siyasi veçhesinde atılan somut ve müspet bir adımın örneği&#8230; Buradaki eylemin özne kısmını <strong><em>&#8220;Kürtçenin sosyal yaşamda kullanım ihtiyacı&#8221;</em></strong> teşkil eder&#8230;  Diğer taraftan o dönem Cumhurbaşkanı&#8217;nın &#8220;Norşin&#8221; açılımı da bu somut adımın aslında olumlu bir tepki aldığı/alabileceğinin örneği olarak okunabilir&#8230;</p>
<p>Tam tersi bir örnek verirsek, sivil itaatsizlik adıyla başlatılan bir eylemde çadırların molotoflarla, ses bombalarıyla doldurulması, &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; adı altında her gün sokak eylemlerin düzenlenerek ortalığın savaş alanına çevrilmesi toplumsal bir hareketin temelinde Öznenin yer almadığını gösterir bize&#8230; Özne bu noktada siyasal araçlara ve ideolojik çarklara kurban edilmiştir&#8230;</p>
<p>İşte Touraine&#8217;nin toplumsal hareketin temeline Özneyi oturtmak konusundaki ısrarı da buradan kaynaklanır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Çözümlemenin merkezinde özneyi koymada ısrarcı olmamın temel nedeni toplum hareketini -nasıl bir toplum hareketi olursa olsun-, onu gizleyen bu tür hareketlerin temelinde Öznenin özgürlüğüne çağrıda bulunulduğunu görmemizi engelleyen siyasal araçlardan ve ideolojik çarklardan kurtulmak istememdir.&#8221;</em></p>
<p>Şimdi sonuç kısmına gelirsek; şahsen benim Touraine&#8217;den anladıklarım Kürt Sorunu&#8217;nun toplumsal hareket vasıflarını kazan(a)madığı yönünde&#8230; Ve yine bu zamana kadar yaşananlar Kürt Sorunu&#8217;nu her iki tarafın da toplumsal başkaldırı olarak okumaya çabaladığını gösteriyor&#8230; Ya da sadece bir yönden bakılarak eksik olarak okunduğunu, okunmak istendiğini&#8230;</p>
<p>Bu yüzden, Kürt Sorunu&#8217;nun çözüm merkezine sadece ve sadece Özne&#8217;nin yani Kürt kimliğinin, Kürt bireyinin, Kürtçe&#8217;nin (birçok ekleme yapabilirsiniz) oturtulduğu bir hareketin varlığına ihtiyaç duymuyor muyuz?..</p>
<p>Ki bu ihtiyaç her ki taraf için de geçerli&#8230; Hem böyle bir &#8220;hareketin&#8221; başını çektiğini iddia edenler, hem de bu sorunun çözmek isteyenler için&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/18/birlikte-yasayabilecek-miyiz-alain-touraine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/18/birlikte-yasayabilecek-miyiz-alain-touraine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bismillahirrahmanirrahim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 19:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15651</guid>
		<description><![CDATA[ İlk kez yazıma aşikâr besmeleyle başladım çünkü&#8230;
  BDP, sivil itaatsizlik eylemlerine başladı. Bu eylemler bünyesinde &#8220;cuma namazı&#8221; eylemi yaptı. Eylemde 3 bin kişi Diyarbakır Ordu Evi önündeki Atatürk büstü önünde toplu cuma namazı kıldı. Bu meydan Şeyh Said&#8217;in ve 45 arkadaşının 1925 yılında idam edildiği meydan. Kimdir Şeyh Said, ne isyancı ne de asi sadece, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> İlk kez yazıma aşikâr besmeleyle başladım çünkü&#8230;<strong></strong></p>
<p>  BDP, sivil itaatsizlik eylemlerine başladı. Bu eylemler bünyesinde &#8220;<strong>cuma namazı</strong>&#8221; eylemi yaptı. Eylemde 3 bin kişi Diyarbakır Ordu Evi önündeki Atatürk büstü önünde toplu cuma namazı kıldı. Bu meydan Şeyh Said&#8217;in ve 45 arkadaşının 1925 yılında idam edildiği meydan. Kimdir Şeyh Said, ne isyancı ne de asi sadece, Müslüman bir Kürt. İskilipli Atıf Hoca gibi asılan biri mazlum. Neden onu mazlum bilmeyiz çünkü Kürt&#8217;tür, çünkü bu toprağın yetimidir.</p>
<p>  BDP&#8217;ye takılmadan, eylemin 3 bin Müslümanın ibadet içerikli eylemi olduğunu söyleyebiliriz. <strong>Bu eylemi, bizi Türk-Kürt savaşına sokan, ırki temellere dayalı, dayatmacı <span id="more-15651"></span>laiklerin tüm icraatlarına bir cevap olması, bizi bir araya getirmesi açısından önemli buluyorum. İslam çatısı altında, ırksal ayrılık fitnesine düşmeseydik eğer bugün bu savaşta binlerce kardeşimizin ölümünü izlemek durumunda kalmayacaktık.</strong></p>
<p>  Aynı kıbleye yönelen, yan yana saf tutan insanlar arasında düşmanlık ve kin olmamalıdır. Kin ve düşmanlık maalesef mevcutsa bunun müsebbibi ne dindar Türkler, ne de dindar Kürtlerdir. Bunun başlangıç sebebi, ülkeyi ırki temellere dayalı ve laik düzen üzerine kurup, bunun devamını sağlamak isteyenlerdir. Maalesef bu bahsettiğim &#8220;<strong>tek tipçi ideolojinin</strong>&#8221; sonucunda ise, bu olumsuz gelişmelere katkı sunan PKK gerçeği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>  Samanyolu Haber, &#8220;<em>Sahte İmamlar</em>&#8221; başlığı atmış. Habere göre, KCK bölgeye &#8220;<em>sahte imamlar</em>&#8221; dağıtmış ve bu imamlar ülkeyi bölecekmiş. Aksiyon Dergisi haberi derinlemesine incelemiş. İddiaya göre bölgeye dağıtılan sahte imamlar, bölge halkıyla, AK Partinin arasını açmak için eylem yapacakmış.</p>
<p>  Taraf Gazetesi ise bir başka haber yapıyor; &#8220;<em>Bu yemin imamı imandan çıkartır</em>&#8220;. Habere göre, Diyanet&#8217;e bağlı imamlar, 1982&#8242;den bu yana göreve &#8221; <em>Türk Milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacaklarına yeminle</em>&#8221; göreve başlıyorlarmış.</p>
<p>  Tüm bunlara şahit olunca bir Müslüman olarak dehşet ve şaşkınlık içerisinde; <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong>, dedim.</p>
<p>  Ben BDP&#8217;nin bu eylemini destekliyorum, aşikâr ırkçılık yapan bir imamın arkasında namaz kılmam, dediğimde çok tepki almış, imamları ithamla suçlanmıştım. Bu ithamlar için Taraf&#8217;ın haberi sanırım yeterlidir. Ayrıca vicdan ve izan sahibi olup, cuma namazına giden kardeşlerimizin, hutbeden ırkçılık yapıldığına şahit olması bir ispattır. Lütfen elimize vicdanımıza koyup, Allah&#8217;ın şu tutumumuza şahit olduğunu unutmadan yorumlayalım.</p>
<p>  <strong>Samanyolu Haber&#8217;in bu konuyla ilgili bir ispatı yahut delili var mıdır? Yahut Diyanet bünyesinde dine iftira atmaktan (ırkçılık içerikli fetvalar vermek suretiyle) geri durmayan bazı imamlarımız var ise, Müslüman Kürtlerin haklı olarak kendilerine imam tayin etmesi anlaşılır değil midir? Bu neden &#8220;bölücülük&#8221; olarak yorumlanıyor? Eğer BDP&#8217;nin yaptığı bölücülük ise Diyanet&#8217;in yaptığı nedir?</strong></p>
<p>  İşte Müslüman bir Kürt, bir imam kızı olan bir kardeşimin bölgeye ve duruma dair yaşadıkları:</p>
<p>  &#8220;<em>İmamların işlevsel özelliklerinden yararlanmak her zaman örgüt, devlet stratejisi olmuştur. Ama öyle sahte imamla değil&#8230; </em></p>
<p><em>  Bizim oralarda şöyle bir durum var; imamı olmayan köylüler kendi aralarında toplanır ve imamlık görevini yapacak birini köyleri için tutarlar. Yer, yemek, iaşe hepsi köylülerden olur. Bunun adı sahte imamlık değil. Kaldı ki biz bir dönem böyle geçindik. Diyanete bağlı değiller ama imamlar işte. Tabi bu durumda şu ortaya çıkıyor; köylülerin genel siyasi eğilimleri hangi taraftansa seçtikleri imam o siyasi eğilime sahip oluyordu. BDP&#8217;nin bir imam projesi olabilir, doğrusunu yanlışını bilmiyorum. Ancak, Allah aşkına bu haberi yazan düşünmemiş mi, imamın arkasında kim namaz kılacak? Eskiden Kürt Hareketi içinde olan gayri resmi imamların camisine gidilmesi için köylüleri zorla camiye yollarlardı, devletin imamına da gitmemeleri için de tabi. Ben artık şiddete bel bağlayıp cami cemaati sağlayacaklarını düşünmüyorum. Merkez&#8217;de böyle bir şey yapmaları yani zorla cemaat sağlamaları veya camiye gidişi engellemeleri imkânsız. Köylerde ise, Diyanet&#8217;in imamı olmayanlar için böyle bir sorun var ama aslolan bu köylünün camiye zorla mı gönderileceği yoksa isteyerek mi gideceği? Şayet zorla gönderileceklerse referandum durumundan daha kötü bir hal içindeyiz demektir. Yok, kendi istekleri ile gidilecekse ve bunu birileri eleştirecekse &#8220;<strong>milli birlik ve beraberliği</strong>&#8221; esas alan Diyanet&#8217;in imamları arkasında namaz kılmaktan bir farkı yok.</em></p>
<p><em>  <strong>Şu imamların çektiği nedir fani dünyada anlamadım? Bizim köye bir gün asker gelirdi aman camiye şu şu köylüyü alma, diğer gün örgüt gelirdi bizim için fetva çıkar diye. Bir gün devlet sorguya alırdı babamı diğer gün örgüt gelirdi talan ederdi evimizi. Sonunda devlet-örgüt el ele babamı sağlığından ettiler. İşte, durum bu</strong></em>&#8230;&#8221;</p>
<p>  Bence de durum bu. Demek ki neymiş? Din adaleti sağlayamamış kurumlarına eline geçince, özünde olduğu gibi birleştirici olmaktan çıkıp, bölücü olmaya hizmet ettirilmeye kadar gidiyormuş.</p>
<p>  Madem bu ülkede dini faaliyetler olması gerektiği gibi(?) cemaatlere bırakılmıyor ve resmi bir kurum olarak Diyanet çatısı altında yürütülüyor o halde, Diyanet gibi bir kurumun kesinlikle ıslah edilmesi gerekir. Her inanca ve mezhebe eşit mesafede, ırk, dil, din ayrımı yapmadan&#8230; Eğer kurum ırka dayalı bir din sunumu yapmazsa kimse &#8220;sahte imamlara&#8221; (?) itibar etmez. Bilmem anlatabildim mi? Halen anlatamadıysam, buyrun:</p>
<p>  <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p><strong>  &#8220;</strong><strong>Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah&#8217;tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.&#8221; Maide 8</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>.</p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse …</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(6): Kürt düşmanlığı değişmeyen malzemesidir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2011 22:12:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15627</guid>
		<description><![CDATA[2005

1937

 
&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;">2005</h2>
<h2 style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/turk_solu_dergisi.gif"><img class="alignnone size-full wp-image-15628" title="turk_solu_dergisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/turk_solu_dergisi.gif" alt="" width="251" height="363" /></a></h2>
<h2 style="text-align: center;">1937</h2>
<h2 style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/dersim-haziran-1937.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15629" title="dersim-haziran-1937" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/dersim-haziran-1937.jpg" alt="" width="495" height="498" /></a></h2>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/10/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir6-kurt-dusmanligi-degismeyen-malzemesidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgili Tuzu Kuru “Çoğunluk”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/26/sevgili-tuzu-kuru-%e2%80%9ccogunluk%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/26/sevgili-tuzu-kuru-%e2%80%9ccogunluk%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2011 11:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15375</guid>
		<description><![CDATA[ 
Önce savunmamızı  verelim. Çünkü Türkiye&#8217;de gelenek halini almış.  Hiçbir konuyu dolaysız araya bir sürü akılda hesapta olmayan bir şeyleri almadan konuşamıyorsunuz.  İlla ki pedagojik yaklaşımlar bekleniyor sizden.  Başörtülü milletvekili yoksa oy da yok diyor bir grup kadın mesela. Anlamı gayet açık değil mi? Bu ülkede bir kısım insan evlatlarının hakkı hukuku çiğneniyor ve biz artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe title="YouTube video player" width="250" height="218" src="http://www.youtube.com/embed/GMf2jGA_Cxs" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Önce savunmamızı  verelim. Çünkü Türkiye&#8217;de gelenek halini almış.  Hiçbir konuyu dolaysız araya bir sürü akılda hesapta olmayan bir şeyleri almadan konuşamıyorsunuz.  İlla ki pedagojik yaklaşımlar bekleniyor sizden.  Başörtülü milletvekili yoksa oy da yok diyor bir grup kadın mesela. Anlamı gayet açık değil mi? Bu ülkede bir kısım insan evlatlarının hakkı hukuku çiğneniyor ve biz artık buna yeter diyoruz<span id="more-15375"></span>. Ayırımcılığı ve onurumuzun çiğnenmesini kabul etmeyeceğiz. Hak ettiğimizi yani seçilme hakkımızı istiyoruz.</p>
<p>Hayır efendim her söylenenin ardında bir söylenen vardır içerü. Öyle ben böyle söyledim demekle olmaz. Sen öyle söylüyor olabilirsin ama bakalım biz öyle mi anlıyoruz.  Madem ki biz öyle anlamıyoruz; anlat, didin, kendini savun, kıvran hatta mümkünse tövbe istiğfar et: Ardından gelen tepkilerde yaptığınız işin ne CHP&#8217;nin değirmenine su taşıması ithamı ile karşılaşmanız kalıyor ne Ergenekoncuların işine yaraması ne de başka demokratik taleplerin üstünü örten bir istek olması.  Haydi otur bakalım anlat neden Ergenekoncularla ya da CHP ile işbirliği içinde değilsin üstelik çaktırmıyorsun ama bir de demokratsın.</p>
<p>Dönelim savunmamıza. Ama hop oturup hop kalkacak arkadaşlara şimdiden söylüyorum işte. Benim için şiddetin tek kullanılabileceği alan vardır. O da meşru müdafaa hali. Bilirsiniz hukuken evinize eli bıçaklı bir soyguncu girse evin içerisinde onu vursanız ceza almazsınız. Çünkü ortalıkta meşru müdafaa hali vardır. Siz onu öldürmeseniz o sizi öldürebilir ya da yakınlarınızı, hane halkını. Bu bağlamda gerilla mücadelesini hiçbir zaman meşru görmedim. Gerilla mücadelesi bir vur kaç taktiğidir. Bir halka yapılan zulmü engelleme gücü yoktur. Aksine belki şiddetin hızını, dozunu arttırıcı bir yönü vardır. Zaten Türkiye&#8217;de gerilla mücadelesi  yolunu izleyen PKK da hiçbir zaman hedefini halkını korumak olarak ortaya koymadı. Haklarını elde etmek, özerk bir Kürdistan kurmak gibi zaman içerisinde değişen sebepler öne sürdü. Benim inancım o ki bu derece heterojen bir nüfus dağılımı olan topraklarda nüfus olarak çok olsanız da çoğunluk değilseniz silahlı mücadele hak elde etme noktasında da öyle sanıldığı gibi fazla bir işe yaramaz.  Yararı zararının yanında lafı bile edilemez bir yöntemdir. Ahlakiliği tartışmalıdır. İnsan hayatını, her şeyin; bir ulus olmanın, devlet kurmanın dahi üstünde tutan insanların anlayamayacağı bir yoldur. Bugün gelinen noktada hak elde etmenin en etkili ve akılcı yolunun  sivil siyaset ve sivil itaatsizlik olduğu konusunda neredeyse çoğu insan fikir birliği etmiş durumda. Tüm engellerine ve handikaplarına rağmen.</p>
<p>Buna rağmen Sabahat Tuncel&#8217;in görüntüleri ekranlara ve internet alemine düştüğünde gelen tepkilere inanamadım. Meğer ne kadar şeytanı yakalamaya ihtiyacımız varmış. Meğer ne kadar şiddet sevmez bir toplummuşuz da Sabahat Tuncel&#8217;in o tokatından gururumuz incinmiş isyan ve adalet duygularımız tavana vurmuş. Kızanlar, köpürenler, yüzündeki nurun miktarını ölçen, meymenet çizgilerini sayanlar&#8230; Bu beklenen bir şey.  Neredeyse tuvalete bile ya mehter alayıyla ya da onuncu yıl marşı ile giden,  yavruları her sabah avaz avaza Türküm, doğruyum demek ki varlığım kim ne istiyorsa yoluna feda olsun diye bağır bağır bağırtılan bir toplumun amansız neferleriyiz hepimiz. Tek millet, tek bayrak, tek devlet itirazın mı var o taktirde tek yumruk; o da sırayla herkesin kafasına iner durur. Eh bu kadar bağırtılmak bu kadar kafaya yumruk yemek de doğal olarak bir hoş yapıyor insanı. Dişleri falan uzuyor bazen, gözler kan çanağı, ağızlar gül pembe bir hal alıyor böyle durumlarda.</p>
<p>Peki  ben devlet şiddetine de Sabahat Tuncel&#8217;in o tokatına da karşıyım diyenlere ne demeli.  Bir yanda silahı, yasal mermisi, panzeri, saatlerdir atılan gaz bombaları ve tazyikli suları ile koskoca bir heyüla bir yanda bir kadının o cehennemde kendinden geçmiş delicesine bir gözü peklikle attığı bir tokat ve hadi vuracaksan şimdi vur beni burada haykırışları.  Ne kadar da eşit bir şiddet hali değil mi? Ama yok burada da başka bir söylem giriyor devreye; şiddetin büyüğüne de küçüğüne de karşı olmalıyız.  Böyle bir şey olabilir mi? Hayatın neresinde böylesine bir eşitlik var.  Bir tokatın saatlerce süren gaz bombalarına denk tutulduğu bir zihniyetin adaleti olsa olsa kötü bir niyeti ifade etmese de inanılmaz bir akıl tutulmasını işaret eder.</p>
<p>Denilebilir ki ama çocuklar taş atıyorlar, polise saldırıyorlar. Buna rağmen oradaki şiddet devlet şiddetidir.  Bildiğim kadarı ile ne eski Türk ne de Kürt adetlerinde sağa sola taş atarak saldırarak eğlenmek gibi bir töremiz yok. Çocuklarımız da genetik olarak saldırganlık gibi bir haslet de yok. Bir kerecik olsun gerçekten &#8220;ay ne kötü, baksana tokat atıyorlar, taş atıyorlar&#8221; diyen insanlar bu öfkenin arkasında neler yaşanmış gerçekten yüreğini de açarak düşünmeyi denediler mi acaba.</p>
<p>Sadece bir defa.</p>
<p>Bırakın Güneydoğu&#8217;ya gidip Kürt aileler ile orada görüşmeyi bulunduğunuz metropollerin birazcık varoşlarına girin. Bir iki seyyar satıcı ile konuşun mesela. Bir hemşehri kahvesine, derneğine dalın. Kayıp aileleri derneklerinden, insan hakları kurumlarından, örgütlü derneklerden bahsetmiyorum. Yeterince temiz ve cesur bakarsanız gözlerine emin olun bütün hikayelerini bütün kalplerini açıyorlar insanlar. Binlerle, milyonlarla ifade edilen rakamları bir kenara bırakın. Her bir insan kocaman bir dünya adeta. Kocaman yürekleri ile yaşadıklarını paylaşmaya içlerini dökmeye can atan,  çocukluğunu yaşayamamış bir sürü çocuk kalpler bulacaksınız karşınızda.</p>
<p>Peki sizler hazır mısınız bu karşılaşmalara? Bir çöp dahi alamadan yakılan köylerinden sürülen insanların, 13 yaşında yasal kurşunlarla öldürülen kız kardeşlerin, bir uçtan bir uca helikopterlerle taranan mezraların, korucu olmaktan kaçmak için 10 yaşında köyünü terk edip tekstil atölyelerinde çalışmak zorunda kalan çocukların, çöp bidonlarınızı karıştıran gençlerin,  bir aileden 30 kişi 40 kişi bir naylon brandanın altında yağmurda açıkta kalan zorunlu göç mağdurlarının hikayelerini duymaya.</p>
<p>Muktedirler unutmaya her zaman hazırdır. &#8220;Gel&#8221; der olmuş işte bir şeyler, yapmış birileri bir eşeklik ama şimdi zaman değişti öpüşüp barışalım kardeşiz ne de olsa. Peki zulme uğrayan o kadar kolay unutabilir mi?  Kolay mıdır insanların zihinlerinden bir zamanlar kenger topladıkları, tertemiz sularından içtikleri köylerinden pis bodrum katlarına sürülüp  çocuklarını atölyelerde geçirdikleri günlerin anılarını silmek. 13 yaşında öldürülen bir kız kardeşin hatırası üç günlük müdür gerçekten.  Hele ki halen o topraklarda ve o yoksulluk, çaresizlik altındaysanız. Hala her evden çıkan acıların hikayeleri nden başka anlatacak masallarınız kalmamışsa çocuklara.  Kaybettikleriniz bir tarafa kaybettiklerinizin yerine koyabilecek kazanımlarınız da olmamışsa henüz. Bir gün o öfke kendisini de yok eden zehirleyen bir taş olarak dönmüşse o muktedirlere çok mu şaşırtır sizi gerçekten. Tüm yaşananların ardından olgunluk göstermeyi, şiddet karşısında susmayı o öfkeli çocuklardan bekliyoruz ne garip.</p>
<p>Sabahat Tuncel o tokatı polis memuruna değil devlete atmak istedim diyor. O kadar anlamlı bir söz ki bu . 1992-1993-1994 newrozlarında insanlar yüzlerle katledilirken inmeliydi o tokat devletin yüzüne. 5 yaşındaki, 90 yaşındaki insanlar panzerler altında ezilirken.  Bişenk Anık gibi 16 yaşındaki genç kızlar evlerinden alınıp vücutları delik deşik yüzülmüş, gözleri oyulmuş bir şekilde ailelerine teslim edildiğinde.  O günlerde o tokatı bir Kürt milletvekili atamazdı hiçbir polisin yüzüne. Daha çok o günlerde biz Kürt milletvekillerinin bir hamlede vekilliklerini düşürür cezaevlerine tıkardık on yıllarca. Sevinmeli mi bilmem bugün bir milletvekili bacağı gaz bombası ile yaralansa da bir tokat atabiliyor halkının önüne geçip devletin bir yetkilisine. O tokat ile belki de gaz bombası saldırısını durdurup birkaç dakika sonra daha büyük bir trajedi yaşanmasını engelleyebiliyor. Bu kadarcık yol almışız demek ki bunca senedir.</p>
<p>Sevgili tuzu kuru &#8220;çoğunluk&#8221; o tokat varoşlara sürülmüş milyonlarla insanın üzerinden geçip giden bir devlete bildirilmiş ufak bir had bildirmedir aslında. Buraya kadar artık yeter deyiştir.</p>
<p>Meşru müdafaa halidir bir de her şeyin ötesinde.  Yüksek idealleri, ulus olma hayallerini, büyük sloganları değil orada gaz bombalarından kaçışan çocukları, insanları savunuştur. O yüzden bu kadar sahicidir. O yüzden dağa çıkanı değil ama o tokatı atan kadını anlayabilirim.</p>
<p>Dedim ya o tokat çok önce inmeliydi devletin yüzüne.  &#8220;Bizler&#8221; indirmeliydik.</p>
<p>Bunca kan dökülmeden önce.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/26/sevgili-tuzu-kuru-%e2%80%9ccogunluk%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/26/sevgili-tuzu-kuru-%e2%80%9ccogunluk%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tek&#8221; milletin bölünme korkusu: Siyasetin Ters Yüzü</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/04/tek-milletin-bolunme-korkusu-siyasetin-ters-yuzu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/04/tek-milletin-bolunme-korkusu-siyasetin-ters-yuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 12:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset Dili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14203</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş : Jiyan Bawer İHD, Türkiye barış meclisi ve cumartesi annelerine destek olan bir yazar. Aynı zamanda Kürt dili ve edebiyatı öğretmenliği yapıyor. Okuyacağınız makale siyasetin şiddet dilini eleştiren, sorunlara akılcı çareler arayan bir Kürt gencinin samimi fikirlerini sunuyor.
Jiyan&#8217;ın makalesi bir kaç bakımdan dikkate değer. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz gibi Kürtler, özellikle de aydın Kürt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kurt_sorunu_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14207" title="kurt_sorunu_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kurt_sorunu_2-240x300.jpg" alt="" width="168" height="205" /></a>Sunuş : </strong>Jiyan Bawer İHD, Türkiye barış meclisi ve cumar<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kurt_sorunu_2.jpg"></a>tesi annelerine destek olan bir yazar. Aynı zamanda <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kurt_sorunu.jpg"></a>Kürt dili ve edebiyatı öğretmenliği yapıyor. Okuyacağınız makale siyasetin şiddet dilini eleştiren, sorunlara akılcı çareler arayan bir Kürt gencinin samimi fikirlerini sunuyor.</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Jiyan&#8217;ın makalesi bir kaç bakımdan dikkate değer. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz gibi Kürtler, özellikle de aydın Kürt gençleri milliyetçi ve şiddet yanlısı Kürtlere alternatif söylemler üretebilmeliler. Zira Kürt usulü bir Kemalizm alternatif değil, ne Türk usulü ne de Kürt usulü faşizm ile bölgeye (ve Türkiye&#8217;ye) barış gelemez. MHP ya da CHP&#8217;nin Kürt versiyonu dışında yeni bir siyasî harekete ihtiyacı var Kürtlerin&#8230; ve Türkiye&#8217;nin. </em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Bu akılcı arayışın ifade bulduğu makale aynı zamanda yetenekli bir yazarın doğuşunu da müjdeliyor sanki. Jiyan kelimeleri sorguluyor. Kelimelere yüklenen anlamlara ve bu anlamların tetiklediği toplu reflekslere, geçmişin geç<strong>ME</strong>miş travmalarına işaret ediyor. Genç yazarın stilinin çok kısa zamanda oluşacağını ve kendisinden zengin içerikli yeni makaleler okuyabileceğimizi ümid ediyoruz. Aramıza hoş geldin Jiyan.</em>(MY)</p>
<h3 style="text-align: center;">Siyasetin Ters Yüzü - Jiyan Bawer</h3>
<p>Siyaset  kurumu Türkiye için adaletin sağlanmasında aciz kalan bir mercidir. İstenilen adaletin sağlanmasıysa kutuplaşmanın yaratılmaması gerekir. Bir sorun varsa ancak ve ancak kişinin vicdan hürriyeti ile algılanabileceğini unutmamak gerekir. Türkiye de yaşayan halklar nesnel verileri kendi vicdanlarının süzgecinden geçirebilirse,  kin öfke ve nefret olgusunu ortadan kaldırabilirse,   her birey akil bir adam oluverir. İşte bu şekilde davranmaya çalışan  bir yurttaşın da barışın inşaası için söyleyeceği bir sözü olacaktır. Burada asıl sorun kutupları tehlikeli bir politizasyondan geçiren ve giderek milliyetçi akımlara bağlı kılan siyasal yapıların söylemlerini halkın bilinç altına yerleştirmesidir. Ölüler üzerinden siyaset yapmak<span id="more-14203"></span> her siyasinin hakkı olmaktan çıkarılmalıdır. Tam da bu hususta yeni kayıpların ortaya çıkmaması için var gücüyle çalışmalıdırlar. Yaklaşık 300 haftadır adalet için ve yeni kayıpların oluşmaması için her cumartesi adalet arayan,   bu savaşta yakınlarını kaybetmiş kişilerin büyük bir özveri göstermesi takdire şayan bir durumdur. Diğer kesimlerin ise düşüncenin süzgecinden geçirmeden ortaya attıkları yazılar ve söylemler olumsuz etki yaratmaktadır. Bu yüzden ne konuştuğunun farkında olmak da barışa bir katkıdır.</p>
<p>Malûm savaşın dili silah olunca,   barışın dilini de silah haline getirip toplumsal tahrikleri yaratmakta hiç tereddüt etmeyen siyasiler kendilerini kısıtlamadan cüretkar konuşmalar sergilemekte. Örnek verecek olursak iki kesim için çok hassas olan terminolojilerden bir kaçı; &#8220;<strong>bölgesel yönetim</strong>&#8220;,   bölgesel yönetim bölmekten gelen bir kök yapısına sahip olan bir kelime.  Anayasası,  siyasi rejimi ve sosyal rejimi boyunca bir sosyal fobi haline getirilmiş bölünme sendromu bu ülkedeki milliyetçi kesimin ruhsal buhranlarından biri olmuştur. Ve  ne zaman bu durumu anımsatacak bir kavram kullanılırsa hemen bir telaş başlıyor. Mesela bölgesel yönetim yerine AB standartlarında,   belediyelerin  yetkilendirilmesi veya bürokrasiyi ortadan kaldırmak için &#8220;yerinden çözüm&#8221; içeren yönetim,  halkın sosyal devlet anlayışını oluşturmak için devletin bileşeni olan bir yetki mercii. Bir diğer söylem <strong>&#8220;Tek millet</strong>&#8221; vurgusu,   bu söylem tarihi ve kimliği yok sayılmış bir halkın tarihten gelen bellek oluşumuyla bu devletin yapısına olan güvensizliğini teyit eder niteliktedir. Yani halk bu vurguyla tarihin kanlı sayfalarına derin bir yolculuk yaparak geçmişte yitirilmiş olanları anımsamaktadır. Halbûkî dünyada hiçbir yer yoktur ki tek ve homojenize edilmiş olsun. Ya da bu politikada başarıya ulaşılmış olsun. Dünyada veya Türkiye de &#8220;tekliğe muhtaç olmuş bir insanlığın gelişmesi&#8221; ancak siyasilerin kendi aralarındaki çekişmelerin harlanmasıyla olacaksa bir arpa  boyu bile yol alınmayacağı bilinmelidir.</p>
<p>12 eylülde Diyarbakır&#8217;daki sivil toplum kuruluşlarını <strong>dikkate aldığını</strong> her durumda belirten ve BDP&#8217;nin bu kuruluşları tehdit ettiğini deklare eden Başbakan meclisteki bütçe görüşmelerinde ki konuşmasında DTK&#8217;yı maşa olmakla suçlamıştır. Bu ne perhiz bu ne lahana. Dün kahraman olarak ilan edilen kuruluşlar bu gün istenildiği gibi konuşulmadığında boş konuşan,   maşa olarak hareket eden örgütler olarak gösterilmiştir. Nasıl olabilir ki bu ülkede savaşmaya gerek yok deyip konuşulduğu anda linç ve hain ilan edilmeye çalışılıyor.</p>
<p> Bölgeye gidip halka şirin görünmeye çalışan vekiller her seferinde o bölge halkının diline ne kadar önem verdiğini belirtmek için Kürtçe dilini konuşup duyarlılığını medya aracılığıyla herkese göstermeye çalışıyor. O zaman bu ülkede hiçbir şey bölünmüyor çünkü onlar bu konuşmaları bu dili kontrollü deneyler yaptıktan sonra kendi ağızlarında ve halkın zihinlerinde hapsediyorlar. Bu güne kadar &#8220;Tek dili öğrenemeyenler daha da öğrenemez&#8221; diyen başbakan ve &#8220;bu ülkenin bir dili vardır&#8221; açıklamasında bulunurken tek çözüm yolunu da kendi göstererek,   &#8221;beğenmeyen buyursun nereye giderse gitsin&#8221; söylemini doğrular nitelikte teyit ediyor. Sağlık bakanlığının 2006 yılında oluşturmuş olduğu Türkiye&#8217;yi sağlık taramaları bakımından 26 farklı bölgeye ayırarak bölgelerin özel koşullarına göre değerlendirmesine,   başbakan neden  çıkıp da; bu ülkenin hastalığı tektir,   bunun dışında bir hastalığa sahip olanın buyursun nerde ölürse ölsün demiyor. Ya da  2004 yılında yapmış olduğu yerel yönetimleri güçlendirme ve merkezi otoritenin yükünü hafifletmeye yönelik belediyelerin yetkilerinin artırılması için sunduğu yasa tasarısının eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından veto edilmesiyle birlikte neden,   bu ülkede bütün sorunların çözüm yolu merkezdir ve onun dışında başka bir yetki yoktur,   bunun tersini söyleyen gitsin başka bir yerde nasıl yönetilirse yönetilsin dememiştir.  &#8221;Kendine Müslüman olmak&#8221; bu olsa gerek. Benim dışımda kimden gelirse gelsin çözüm yanlış,   eğer ben öneriyorsam doğrudur mantığı  padişah dışında hiç kimsenin söz hakkının olmadığının kanıtı gibi ama bir farklılık Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Anayasasında padişahın yetkileri veya Erk&#8217;in dediği dışında ki her şey yalan yanlıştır anlamına gelen bir yasa/anayasa bulunmamaktadır. Bütçe görüşmelerinde 2023 yılından bahseden Başbakan,  önerilen anayasa çalışmasını ve benzeri birçok çalışmayı seçim sonrasına bırakması ne kadar ileri görüşlü bir yapıda olduğunu göstermekte.</p>
<p>Bütün suçu başbakana da atmanın bir anlamı yok aslında biraz da Kürt halkı ve onların temsilcilerinin de kabahati bulunmaktadır.  Şu şekilde birkaç örnekle açıklayacak olursak; özel okulların açılmasında yeni formüller oluşturulabilinir.  Örneğin İstanbul Bilgi ve Sabancı üniversitelerinde sürdürülen Kürt dili ve edebiyatı  programına benzer daha kapsamlı üniversiteler açabilir,  yahut resmi dil statüsünde Irak devletinin resmi dillerinden biri olan Kürtçeyi özel ilköğretim ve  liseler açarak bu okullarda kendi dillerinde eğitim görmesini sağlaya bilirler veya sağlanması için çaba sarf edebilirler. Okul projesi geliştirebilirler. Yerel yönetimlere kalmaksızın bunu sivil toplum kuruluşlarıyla geliştirebilirler. Yani yeni bir merkezi otoritenin bir alt kurumu bir merkezi otorite daha kurmanın anlamı yoktur. Bir diğeri ise her belediyenin kendi belirlemiş olduğu ve belediyelerin meclislerinden geçerek onaylatılan kendine özgü amblemleri olan flamaları kendi belirledikleri biçim de zaten düzenleye bilme yetkisine sahipler neden bunu Türk halkının &#8220;vay demek ayrı bir bayrağa sahip olacaklar ha,   ülkeyi bölmek istiyorlar&#8221; sendromunun açığa çıkarmada somut bir nesne haline getiriyorlar bunu da anlamış değilim.</p>
<p> Dünyada ki her birey kendi ana dilini öğrenme hakkına sahiptir. Bu söze itiraz edebilecek kimse yoktur. Bu durumun gelişmesi için de siyasetçilerin birbirini kıstırmak yerine kendi çözümlerini geliştirmeli bu çözümler üzerine yoğunlaşmalıdırlar. Gündemi oluşturmak değil kalıcı gündemler oluşturmak daha etkili sonuç sağlayacaktır. Mesela Başbakan Erdoğan tıpkı 13 yıllık ekonomik hedeflerini açıkladığı gibi,  ülkedeki milli birlik projesinin içindekileri meclisin gündemine getirerek açıklaması,  diğer taraftan Kürt halkının kendi dillerinde eğitim görebilecek seviyeye gelmesi ve dokümanlar oluşturarak eğitim eksenli bir gelişim sağlaması  öncelikli yapılması gerekendir. Oksijeni direk verirsen hastayı boğarsın bu yüzden ölçüsünü iyi ayarlayıp azar azar  vermek en doğrusu. Çünkü zihinleri birden şok etmemek gerekir.  İki kesiminde omuzlarının üstünde 87 yılda yapılmış olan yanlışlıkların yükü var. Bu yükü sağa sola savurmak yerine zorda olsa toplumsal kaygılardan arındırılmış bir dil yaratmak uygulanabilecek ilk adım olmalı.</p>
<p>    Hadi o zaman ilk olarak &#8220;böl&#8221; ve &#8220;tek&#8221; kelimelerini literatürümüzden çıkaralım&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/04/tek-milletin-bolunme-korkusu-siyasetin-ters-yuzu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/04/tek-milletin-bolunme-korkusu-siyasetin-ters-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu neden Kürt diyemiyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/23/kilicdaroglu-neden-kurt-diyemiyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/23/kilicdaroglu-neden-kurt-diyemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Dec 2010 16:26:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14094</guid>
		<description><![CDATA[Tayyip Erdoğan Kürt diyor, Kemal Kılıçdaroğlu Kürt diyemiyor. Neden?
Kürt mü yok bu ülkede?
Dalga geçme.
O zaman?..
CHP&#8217;nin köklerinde Kürdün, Kürtçenin, Kürt kimliğinin inkârı yatar, acaba bu yüzden mi Kılıçdaroğlu Kürt diyemiyor?
Sanmıyorum.
Öyleyse?..
Kürt dersem Türkiye&#8217;nin batısında, sahillerinde oy kaybederim korkusu mu yoksa?
Olabilir.
Ama bak, Tayyip Erdoğan Kürt sözcüğünü bunca yıldır ağzından hiç eksik etmiyor, ama buna rağmen Ak Parti seçimlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tayyip Erdoğan Kürt diyor, Kemal Kılıçdaroğlu Kürt diyemiyor. Neden?</p>
<p>Kürt mü yok bu ülkede?<span id="more-14094"></span></p>
<p>Dalga geçme.</p>
<p>O zaman?..</p>
<p>CHP&#8217;nin köklerinde Kürdün, Kürtçenin, Kürt kimliğinin inkârı yatar, acaba bu yüzden mi Kılıçdaroğlu Kürt diyemiyor?</p>
<p>Sanmıyorum.</p>
<p>Öyleyse?..</p>
<p>Kürt dersem Türkiye&#8217;nin batısında, sahillerinde oy kaybederim korkusu mu yoksa?</p>
<p>Olabilir.</p>
<p>Ama bak, Tayyip Erdoğan Kürt sözcüğünü bunca yıldır ağzından hiç eksik etmiyor, ama buna rağmen Ak Parti seçimlerde CHP&#8217;nin iki katı oy alabiliyor.</p>
<p>Yoksa Kılıçdaroğlu da Baykal gibi küçük olsun benim olsun diye mi bakıyor CHP&#8217;ye?</p>
<p>Sanmıyorum.</p>
<p>Peki o zaman CHP nasıl büyüyecek, yıllardır içinde kıvrandığı kısır döngüyü nasıl kıracak?</p>
<p>Haklı bir soru&#8230;</p>
<p>Kürt demeyeceksin, Alevi demeyeceksin, sonra da oy bekleyeceksin, öyle mi?</p>
<p>Şöyle denebilir:</p>
<p>Kılıçdaroğlu Dersimli, Kürt ve Alevi; acaba onun için mi bu iki sözcüğü ağzına almıyor, kendi köklerinden hiç söz etmiyor?</p>
<p>Böyle diyenler yok değil.</p>
<p>Kürt sözcüğünü ağzına bile almadan, bu ülkede Kürt sorunu çözüm rayına oturabilir mi? Kürt sorunu çözüm rayına sokulmadan, bu ülkenin demokrasi ve özgürlükler sorunu çözülebilir mi?</p>
<p>Sanmıyorum.</p>
<p>Ama bir noktaya dikkat et:</p>
<p>Kılıçdaroğlu, Kürt sözcüğünü ağzına almıyor ama Diyarbakır&#8217;dan Sezgin Tanrıkulu gibi Kürt sorununu çok iyi bilen bir Kürt aydınını, çok iyi bir hukukçu ve insan hakları aktivistini CHP yönetimine alabiliyor; üstelik onun sesine kulak da verebiliyor.</p>
<p>Yine aynı Kılıçdaroğlu, Kürt sözcüğünü ağzına almıyor ama, Öcalan&#8217;la devlet diyaloguna yeşil ışık yakarak, barış açısından çok önemli bir gelişmeye destek oluyor.</p>
<p>Ben de soruyorum şimdi:</p>
<p>Baykal bunu yapabilir miydi?</p>
<p>Hiç sanmam.</p>
<p>Bunun gibi, Kılıçdaroğlu&#8217;nun bir Dersimli olarak Dersim 38 kıyımına dönük yakın ilgisini de bir kenara not etmekte yarar var.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu, 1986&#8242;da İhsan Sabri Çağlayangil&#8217;le teybe kaydederek yaptığı bir konuşmayı ve bu konuşmada Çağlayangil&#8217;in, &#8220;Ordu, mağaralara sığınan Dersimlileri zehirli gaz sıkarak fare gibi öldürdü&#8221; sözünü inkâr etmedi.</p>
<p>Bu arada, bu yakınlarda Berlin&#8217;de katıldığım bir Dersim konferansında, Kılıçdaroğlu&#8217;nun 1938&#8242;deki Dersim Kürt kıyımına belge düzeyindeki ilgisini de bazı güvenilir kaynaklardan öğrendim.</p>
<p>Lafı uzattın.</p>
<p>Demek istiyorum ki:</p>
<p>Kılıçdaroğlu Kürt sözcüğünü şimdilik ağzına almıyor olsa da, Kürt meselesini bilmiyor, hissetmiyor demek gerçeği fazla esnetmek olur, yanlış olur.</p>
<p>İyi güzel de, Kürt deme, Alevi deme, Silivri&#8217;ye selam çak, Genelkurmay&#8217;ın geçen haftaki ‘Kürtçe muhtırası&#8217;nı görmezlikten gel, hiç böyle yeni olunabilir mi? Hiç böyle Baykalizm&#8217;den kurtulabilir mi CHP?..</p>
<p>‘Eski&#8217;den de kurtulmadan iktidar alternatifi olabilir mi?</p>
<p>Elbette haklı, meşru sorular&#8230;</p>
<p>Doğru, Kılıçdaroğlu&#8217;nun lider olup olamayacağının sınırlarını bu sorular çiziyor, çizecek0.</p>
<p>Ancak, daha şimdiden Kılıçdaroğlu&#8217;nun üstüne çarpı koyanlar olduğu gibi, benim gibi kapıyı aralık bırakanlar da var.</p>
<p>Ne bileyim, belki de benim bu tutumumum temelinde, uzun yıllar çalıştığım Cumhuriyet&#8217;le bu Halk Partisi arasındaki o ilginç tuhaf benzerlikler yatıyor olabilir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/23/kilicdaroglu-neden-kurt-diyemiyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/23/kilicdaroglu-neden-kurt-diyemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KÂBUS GiBi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/22/kabus-gibi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/22/kabus-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 22:29:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=12958</guid>
		<description><![CDATA[Kurtulus savasi kazanildiginda Türkiye nüfusunun çogu Kürtçe konussaydi bugün Kürdiye Cumhuriyeti&#8217;nde Türkçe egitim hakki için mücadele ediyor olacaktik. çünkü Kürt Ulus Devleti bunu gerektirecekti. (Bkz. Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu)
çocuklarimiz her sabah &#8220;Ne Mutlu Kürdüm Diyene&#8221; diye bagirmak zorunda kalacakti.
Türklerin özünden uzaklasmis, Kürtlügünü unutmus barbar, ilkel daglilar oldugu iddia edilecekti.
Kürdiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlügünü savunmak için &#8220;varligim Kürt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kurtulus savasi kazanildiginda Türkiye nüfusunun çogu Kürtçe konussaydi bugün Kürdiye Cumhuriyeti&#8217;nde Türkçe egitim hakki için mücadele ediyor olacaktik. çünkü Kürt Ulus Devleti bunu gerektirecekti. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a>)</p>
<p>çocuklarimiz her sabah <strong>&#8220;Ne Mutlu Kürdüm Diyene&#8221; </strong>diye bagirmak zorunda kalacakti.</p>
<p>Türklerin özünden uzaklasmis, Kürtlügünü unutmus barbar, ilkel daglilar oldugu iddia edilecekti.</p>
<p>Kürdiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlügünü savunmak için <strong>&#8220;varligim Kürt varligina armagan olsun&#8221;</strong> <span id="more-12958"></span>diyecektik.</p>
<p>Laikligin BEKCISI oldugunu iddia eden bir orduda askerlik yapan Türk çocuklari ölünce Kürt genel kurmayi onlari &#8220;sehit&#8221; ilan edecekti. Ne kosullarda öldüklerini sorma hakkimiz olmayacakti.</p>
<p>Kürdiye Cumhuriyetinin ordusuna katilmayanlar hain, Türk Terörist ilan edilecekti. Ölülerimizi gömmek için jandarmadan izin almak gerekecekti. Bazen cenazemizi almamiz dahi engellenecekti. ölülerimize &#8220;leş&#8221; diyecekti Kürt medyasi.</p>
<p><strong>&#8220;Kürdüm, dogruyum, çaliskanim&#8221;</strong> diye Türk oldugumuz halde Kürt oldugumuz YALANINI söyleyerek ardindan da &#8220;DOGRUYUM&#8221; diyecek, tam bir sizofreni içinde yasayacaktik.</p>
<p>Bizim gibi Müslüman oldugu halde Kürt çogunluk bizi hor ve hakir görecekti. Evlerimiz ve köylerimiz yakilacakti. Aç ve perisan büyük sehirlerin gecekondu mahallelerine yigilacaktik. Burada ise <strong>&#8220;uygar, batili&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;çagdas&#8221;</strong> Kürtlerce taşlanacaktik. Türk evlatlari fuhusa ve yankesicilige itilecekti.</p>
<p>Devletin kontrolünde yazilan tarih kitaplari bizim geçmiste uygarlik kuramadigimizi, ancak yönetilmeye, güdülmeye uygun cahil bir topluluk oldugumuzu söyleyecekti.</p>
<p>Cezaevi kapisinda Kürtçe konusamadigi için analarimiz hapisteki ogullarini göremeyecekti. Türkçe&#8217;den başka dil konuşamayanlar devlet dairesinde, noterde, özel hayatta türlü zorluklara katlanacakti. Amerikali veya Almana tercüman gelirken Türklere tercüman gelmeyecekti mahkemelerde.</p>
<p>Makbul vatandas tarifine uymayan Türkler hakim ve avukat görmeden aylarca, yillarca TUTUKLU yatacak, iskence görecekti.</p>
<p>Bu haksizliklara sözle direnen bile hapse atilacakti. Türk kelimesini yazmaya cüret eden Kürt gazeteciler de Kürdiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlügüne saldirmaktan ceza görecekti.</p>
<p>Vicdan sahibi(?) Kürtler bize aciyacak, sadaka verir gibi TV yayin hakki, seçmeli ders hakki VERECEKTi.</p>
<p>Asirlardir yasadigimiz Türk köylerinin, daglarin, derelerin isimleri Kürtçe isimlerle degistirilecekti. Bunun için bile mahkeme önlerinde yillarca mücadele etmek gerekecekti.</p>
<p>KÂBUS GiBi&#8230; KÂBUS GiBi&#8230; KÂBUS GiBi&#8230;.</p>
<p>Bu kâbus sadece bir kâbus. Ama bunun tersi bir KÂBUS Kürtlere yasatildi ve KÂBUS henüz bitmedi.</p>
<p>Ben ne yapabilirim ki demeyin. Yüksek sesle bu haksizliga karsi duramiyorsaniz en azindan mail ile gönderin, yayginlastirin bu metni.</p>
<p>Buna da cesaretiniz yoksa sadece 3 defa tekrar edin sesizce <strong>&#8220;Ben bu haksizliga karsiyim, kalbim, aklim, vicdanim bunlari kabul etmiyor&#8221; </strong>diye.</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/22/kabus-gibi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/22/kabus-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seçmeli Kürtçe Dersi Niçin Olamasın?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/secmeli-kurtce-dersi-nicin-olamasin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/secmeli-kurtce-dersi-nicin-olamasin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 13:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11640</guid>
		<description><![CDATA[ [29 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
12 Eylül referandumu iyi geldi Türkiye&#8217;ye. O bol &#8220;evet&#8221;li geceden bu yana memlekette bir sükûnet, bir rahatlık, bir hoşluk var. CHP&#8217;ye bile bir haller oldu. Allah bozmasın. Bu olumlu hava, bazılarının &#8220;ikinci Kürt açılımı&#8221; dediği yeni bir süreci de başlattı. Terörün geri çekileceği, silahların susacağı, sivillerin konuşacağı bir dönem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> [29 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/secmeli-kurtce-dersi-nicin-olamasin-297957.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>12 Eylül referandumu iyi geldi Türkiye&#8217;ye. O bol &#8220;evet&#8221;li geceden bu yana memlekette bir sükûnet, bir rahatlık, bir hoşluk var. CHP&#8217;ye bile bir haller oldu. Allah bozmasın. Bu olumlu hava, bazılarının &#8220;ikinci Kürt açılımı&#8221; dediği yeni bir süreci de başlattı. Terörün geri çekileceği<span id="more-11640"></span>, silahların susacağı, sivillerin konuşacağı bir dönem gözüküyor önümüzde. Bu da çok iyi.</p>
<p>Ancak Kürt vatandaşların bu dönemde öne sürecekleri bazı talepler var ki, bunların belki de en önemlisi olan &#8220;dil&#8221; meselesinde Başbakan ilk baştan bir &#8220;kırmızı çizgi&#8221; çekti: &#8220;Kimse bizden resmî olarak anadilde eğitim beklemesin&#8221; dedi.</p>
<p>Tabii, diğer bazı yazarların da işaret ettiği gibi, burada önemli bir nüans var. &#8220;Anadilde eğitim,&#8221; tüm eğitim dilinin Kürtçe yapılacağı, yani matematiğin de fiziğin de Kürtçe okunacağı bir okul sistemini ifade ediyor.</p>
<p>Ama bir de &#8220;anadil eğitimi&#8221; opsiyonu var. Yani, mevcut okul sisteminin devam etmesi, sadece isteyen öğrencilerin &#8220;seçmeli ders&#8221; olarak haftada bir kaç saat Kürtçe dersi görebilmesi.</p>
<p>Ben Başbakan&#8217;ın baştan kapattığı yolun sırf &#8220;anadilde eğitim&#8221; olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü öyle bir paralel eğitim sistemi, gerçekten hem çok zor, hem de &#8220;iyi Türkçe bilmeyen Türk vatandaşları&#8221; yetiştirebilir ve dolayısıyla &#8220;iki milletli&#8221; bir yapı ortaya çıkarabilir.</p>
<p>Buna karşılık devlet okullarında seçmeli Kürtçe dersi niçin olamasın?</p>
<p>Öncelikle, bunun &#8220;resmi dil Türkçe&#8217;dir&#8221; hükmüyle hiç bir ilgisi ve çelişkisi yok. Aynı okullarda onyıllardır İngilizce, Almanca veya Fransızca dersleri yok mu?</p>
<p>Öte yandan, seçmeli Kürtçe dersi, Kürt öğrencileri Türkçe öğrenmekten alıkoyacak bir şey değil. Sadece standart milli eğitimi alırken bir taraftan da kendi anadillerini canlı tutabilecekler. Bu da biz Türklerin diğer ülkelerde yaşayan tüm &#8220;soydaş&#8221;larımız için yana-yakıla istediğimiz bir hak.</p>
<p>Hem bakarsınız anadili Türkçe olan kimi öğrenciler de belki seçer Kürtçe dersini. (Hatta, bana kalırsa, Kürtçe&#8217;nin yanına bir de Arapça ve bilhassa Osmanlıca dersleri koyalım ki, kendi dedelerinin yazdığını okuyamayan köksüz bir millet olma ucubeliğinden biraz olsun kurtulalım.)</p>
<p>Tüm bunların ötesinde, devlet okullarına Kürtçe&#8217;nin girmesinin asıl önemli sonucu, Kürt vatandaşlar arasında yaratacağı &#8220;benimsenme&#8221; ve &#8220;saygı görme&#8221; hisleri olacaktır.</p>
<p>Toplumun Türk çoğunluğu ekseriyetle pek anlamıyor bu kritik &#8220;his&#8221; meselesini. Bu yüzden de Kürtlerin taleplerini hep istemeye istemeye, azar azar, lütfedermişçesine kabul etme eğilimindeler.</p>
<p>Oysa, tam aksine, biraz jest yapmak ve gönül almak lazım.</p>
<p>Hele de devletin düpedüz suçlu olduğu dil meselesinde&#8230;</p>
<p>Bakın, Kürt milliyetçilerinin kullandığı &#8220;geri bıraktırılma&#8221; diye bir laf var. Bununla, güneydoğunun az gelişmişliğinin devlet tarafından kasten yaratıldığını ima ediyorlar. Oysa bence böyle bir şey yok; sadece tarihsel ve coğrafi şartların doğal sonuçları var. Aksine, devlet o bölgeye çok yaptırım yaptı.</p>
<p>Ancak dil alanında bir &#8220;geri bıraktırılma&#8221; gerçekten de var. Kürtçe 80 yıldır yasaklanmış olmasaydı, bugün kuşkusuz kelime dağarcığıyla, edebiyatıyla çok daha gelişkin bir dil olurdu.</p>
<p>Bu haksızlığı yapmış olan devlet, tahribatı tamir etmek için, sadece serbestiyet değil, aynı zamanda destek de getirmelidir Kürtçe&#8217;ye. Seçmeli ders, bunun ideal bir adımı olacakır.</p>
<p><strong>Son bir not</strong>: Emniyet müdürü Hanefi Avcı&#8217;nın gözaltına alınması tatsız bir durum. Umarım sonu &#8220;tutuklu yargılama&#8221;ya bağlanmaz. Öyle olursa, Avcı&#8217;nın kitabındaki iddialar kamuoyu gözünde çok daha inandırıcı hale gelecek, hukuka inanç bir kez daha zedelenecektir.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/29/secmeli-kurtce-dersi-nicin-olamasin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/29/secmeli-kurtce-dersi-nicin-olamasin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Balyozla sinek avlamanın sonu göründü mü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/28/balyozla-sinek-avlamanin-sonu-gorundu-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/28/balyozla-sinek-avlamanin-sonu-gorundu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 11:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11605</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
&#8220;savrulacaksınız, hem de kuru yapraklar misali&#8221; deyince Hafız durakladım biraz&#8230;
 &#8220;Nasıl yani?&#8221; diye sormama müsaade bile etmeden anlatmaya başladı bu soğukkanlı, akıllı, lafının üstüne laf istemeyen, muhatabına her daim bir şakirt muamelesi çeken, Ahmet Kaya&#8217;nın &#8220;Suphi&#8221; karakterinin izdüşümü Dostum: &#8220;Bak, tıkanıyorsun artık yazarken. Çünkü dolap beygiri gibi aynı yerde dönmeye başladın, bir müddet sonra Fuzuli&#8217;ye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/pkk_teror_kurt_acilimi.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/teror_pkk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11608" title="teror_pkk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/teror_pkk-233x300.jpg" alt="" width="202" height="244" /></a></em></p>
<p><em><strong>İbrahim Becer</strong></em></p>
<p><em>&#8220;savrulacaksınız, hem de kuru yapraklar misali&#8221;</em> deyince Hafız durakladım biraz&#8230;</p>
<p><em> </em><em>&#8220;Nasıl yani?&#8221;</em> diye sormama müsaade bile etmeden anlatmaya başladı bu soğukkanlı, akıllı, lafının üstüne laf istemeyen, muhatabına her daim bir şakirt muamelesi çeken, Ahmet Kaya&#8217;nın &#8220;Suphi&#8221; karakterinin izdüşümü Dostum: <em>&#8220;Bak, tıkanıyorsun artık yazarken. Çünkü dolap beygiri gibi aynı yerde dönmeye başladın, bir müddet sonra Fuzuli&#8217;ye öykünüp &#8220;ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/ ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı&#8221; diyeceksin farkında mısın? Sadece Sen değil, ne kadar senin gibi çenebaz varsa savrulup karşı tarafa geçip, oraları anlamadığınız, görmediğiniz, empati kurmadığınız müddetçe mahvınız an meselesidir</em>&#8221; diye de tehdit ederek, çekti gitti.</p>
<p> Bu Ülkenin geldiği nokta Hafız&#8217;ı haklı çıkarıyor mu? Evet, hem de çok. Taşlar yerinden oynasa belki de çok şey değişecek ama bizler o taşlara birer Lat, Uzza, Menat ya da Hubel muamelesi çektiğimiz için yerimizde saymaktayız. &#8220;Nedir?&#8221; diye soruyorum bazen &#8220;Kürt Meselesinde, Başörtüsü meselesinde, mahalle baskısı korkusu meselesinde&#8221; bizleri karşı tarafı rahatlatmaktan alıkoyan davranış.</p>
<p> Savrulabilsek karşı kıyılara belki de birçok meseleyi çözeceğiz Hafız&#8217;ın dediği gibi. Ama önce bu putları yıkmamız <span id="more-11605"></span>gerekiyor elimizdeki asayla.</p>
<p> Doksanların karı, boranı eksik olmayan zemherisinden, bin bir nazla da çiçek açsa, dallarını hoyrat eller de kırsa bir bahara erdi Kürt meselesi. Şaşkın âşıklar gibiyiz bazen; ufak da olsa bir diyalog ümidi yeşerdiği anda umutlanıyoruz. Kaç bininci hayal kırıklığımı yaşadığımı bilmiyorum ama umudumu yitirmek istemiyorum. Bunları söylediğim zaman insaf sınırlarını zorlayan hakaretlere maruz kaldım sıkça. Amacım hiçbir zaman arkamdan on yıl sonra <em>&#8220;O, doğruyu söylemişti&#8221;</em> dedirtmek değil. Ama her iki tarafın Ebu Cehillerini gördüğüm, duyduğum, okuduğum zaman üzülüyorum.</p>
<p> On bir ay Şırnak&#8217;ta görev yaptıktan sonra Cizre&#8217;ye indiğimde söylediğimi yine söylüyorum; <em>&#8220;bu iş silahla çözülemez&#8221;.</em> Ben bunu ilk savruluşum olarak nitelendiriyorum, isteyen ihanet olarak anlasın, isteyen dönek desin umurumda bile değil. Söylenen her söz, yazılan her yazı belli bir noktadan sonra geliyor geliyor ve Sezai Karakoç&#8217;un o veciz cümlesine dayanıyor<em>: &#8221; Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak; oysa ki biz sussak tarih susmayacak.&#8221;</em></p>
<p> Tabi ki bunun bir de karşı cephesi var. Ellerindeki tek dokümanın kalpaklı Atatürk bayrağı ve dillerindeki tek söylemin &#8220;onuncu yıl nutku&#8221; olduğunu bildiğimiz ve yirmi birinci yüzyılda faşizm kelimesini anlam kaymasıyla tanıştıran bir kitle var. Buna mukabil, tam karşısında geleceğe bakmak yerine geçmişi eşelemeyi kendine şiar edinmiş bir Kitle.</p>
<p> Anlaşabildikleri tek kelimenin &#8220;düşmanlık&#8221; olduğu bu iki kitlenin yolunun Necip Fazıl&#8217;la kesişmesi de manidar değil mi<em>: &#8220;Ey düşmanım! Sen benim ifadem ve hızımsın/ Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.&#8221;</em></p>
<p> Bu Ülkede bu iki grup karşı yakaya savrulmadan özlemi çekilen barışın gelmesi çok zor. Belki farkındalar, belki de değil ama terörü ticari bir meta olarak algılayan bu iki kesimin otuz senede elde edebildikleri tek marka kaybettiğimiz insanlar. Bu ticaretleri hileli haramzade tacirlerin gırtlaklarına sarılmadan bu işin olmayacağı gün gibi aşikâr.</p>
<p> Ak Parti&#8217;nin ağır aksak gitse de Kürt Açılımının peşini bırakmaması bana sıradan bir insanın aniden roman yazmaya öykünmesi gibi geliyor. Yazanlar bilir, roman türü edebi türler içinde en çetrefilli, en zor, en dikkat isteyen türlerden biridir. İşin içine girdiğinde finali bağlamadan çıkamayacağın zor bir uğraştır roman.  </p>
<p> Benim roman yazmak gibi bir düşünce aklımda yoktu mesela. 2001-2005 arasında tam anlamıyla bir okuma oburu olmuştum. Okuduğum şeyin kıymeti hiç önemli değildi benim için. Ta ki Metal Fırtına&#8221;yı okuyuncaya kadar. <em>&#8220;Bundan da kötü olmaz ki!&#8221;</em> deyip işe giriştim ve yazdım.</p>
<p> Tayyip Erdoğan en azından benden daha şanslı. Kürt meselesi hakkında yazanlar, çizenler, cephede taktik geliştirenlerle beraber aktif olarak yirmi yedinci senesine giren bir sinopsis var elinde. Her iki taraftan binlerce aktör, onbinlerce figüran ve en acısı da sırasını bekleyen yüz binler.</p>
<p> Güneydoğu sendromu, Türkiye&#8217;deki her iki tarafın da yobazları tarafından o kadar beğenildi ki yirmi yedinci sezonu gösterimde. &#8220;Fatmagül&#8217;ün suçu ne?&#8221; adlı dizideki tecavüz sahnesinin tıklanma oranlarıyla mazoşist yanımızın doğru orantılı olduğunu biliyordum da, var olan halin devamını savunan yobazlar sayesinde sado- mazoşist yanımızla ilk defa müşerref oldum.</p>
<p> Bu yazı asla didaktik bir yazı değil. Beşir Atalay&#8217;ın Erbil&#8217;e gitmesi, bölge milletvekillerinin Ak Parti milletvekilleriyle görüşmesi üzerine bu Fakir&#8217;in bin küsuruncu umudunun yeşermesi olarak okuyun. Çünkü konu hakkında yazılmamış, söylenmemiş pek bir şey kaldığı kanaatinde değilim.</p>
<p> Tek ihtiyacımız, tüm acılarımıza rağmen mutlu bir final. Öyle değil mi Hafız?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/28/balyozla-sinek-avlamanin-sonu-gorundu-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/28/balyozla-sinek-avlamanin-sonu-gorundu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Derin Devlet’e Fazla Yükleniyoruz Galiba</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 12:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11514</guid>
		<description><![CDATA[ [20 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hakkari&#8217;de dokuz vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan korkunç saldırıyı kim düzenledi? Bu soruya sadece BDP sözcüleri değil aynı zamanda bizim &#8220;demokrat&#8221; taraftan bazı yazarlar da &#8220;derin devlet&#8221; cevabı verme eğilimindeydi ilk başta. Ama hükümet tarafından açıklanan bilgiler, bu toplu cinayetin sorumlusunun &#8220;PKK içindeki radikal bir fraksiyon&#8221; olduğuna işaret ediyor.
Hatırlarsanız bir yıl kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> [20 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/-derin-devlet-e-fazla-yukleniyoruz-galiba-295526.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hakkari&#8217;de dokuz vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan korkunç saldırıyı kim düzenledi? Bu soruya sadece BDP sözcüleri değil aynı zamanda bizim &#8220;demokrat&#8221; taraftan bazı yazarlar da &#8220;derin devlet&#8221; cevabı verme eğilimindeydi ilk başta. Ama hükümet tarafından açıklanan<span id="more-11514"></span> bilgiler, bu toplu cinayetin sorumlusunun &#8220;PKK içindeki radikal bir fraksiyon&#8221; olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Hatırlarsanız bir yıl kadar önceki Reşadiye saldırısı üzerine de aynı şey olmuştu. Bazı dostlar, &#8220;tam da açılım sürecine denk gelen bu provokasyonun derin devlet işi&#8221; olduğuna hükmetmiş, fakat bir kaç gün geçmeden PKK üstlenmişti eylemi.</p>
<p>Acaba bu yanılmalardan bir ders mi çıkarmak lazım? Bu &#8220;derin devlet&#8221; problemini biraz abartır mı olduk?</p>
<p>Cumhurbaşkanı&#8217;nın New York yolunda gazetecilere söyledikleri de bu soruları gerekli kılıyor. Ergun Babahan&#8217;ın dünkü Star&#8217;da yazdığına göre, geçmişte Diyarbakır&#8217;da bir dershane ve parkın da PKK tarafından bombalandığını hatırlatarak şöyle demiş Sayın Gül:</p>
<p>&#8220;Failleri yakalanmasaydı ‘Devlet yaptı&#8217; diye propaganda yapacaklardı. Burada da benzer propagandayı yapıyorlar. Failleri muhakkak bulup çıkarmak lazım.&#8221;</p>
<p>Cumhurbaşkanı &#8220;derin devlet imalarına&#8221; karşı ise, &#8220;şu gerçek ki geçmişte bazı yanlışlıklar yapılmıştır&#8221; demiş, ama &#8220;güvenlikten sorumlu kurumları sistematik şekilde zan altında bırakmak doğru değil&#8221; diye de eklemiş.</p>
<p>Ben de buna yakın düşünüyorum. Son yıllarda çok duyduğumuz bazı derin devlet analizlerinin de aşırı &#8220;komplocu&#8221; olduğu kanısındayım.</p>
<p>&#8220;Derin devlet&#8221;in varlığından kuşkum yok, tabii. Bu, Süleyman Demirel&#8217;in ünlü ifadesiyle &#8220;devletin rutin dışına çıkmasını&#8221;, yani hedeflerini gerçekleştirmek için suç işlemesini ifade ediyor. 90&#8242;lı yıllardaki &#8220;faili meçhuller&#8221;in çoğunun böyle gerçekleştiğini hepimiz biliyoruz. 2005 yılındaki ünlü Şemdinli olayı da mükemmel bir &#8220;numune.&#8221;</p>
<p>Fakat tüm bunlar &#8220;PKK&#8217;ya karşı mücadele&#8221; çerçevesinde yapılan şeyler. Yapılan korkunç işleri haklı göstermek için söylemiyorum bunu. Ama arkalarındaki niyeti doğru tespit etmek lazım.</p>
<p>Oysa son yıllarda öyle bir siyasi söylem gelişti ki, &#8220;derin devlet&#8221; sanki PKK diye bir şey yok iken onu yoktan yaratmış, onu bilerek ve isteyerek güçlendirmiş, şimdi de &#8220;aman PKK bitmesin, kan durmasın&#8221; diye canla başla uğraşır olmuş.</p>
<p>Dahası son 80 yıldır ülkede işlenen ne kadar siyasi cinayet ve toplumsal kargaşa varsa hepsini yine bu &#8220;derin devlet&#8221; organize etmiş.</p>
<p>Kimse kusura bakmasın ama ben bu tabloyu pek inandırıcı bulmuyorum.</p>
<p>Çünkü, öncelikle (&#8221;Siyon Protokolleri&#8221; denen uydurmada olduğu gibi) her taşın altında bir &#8220;kötülük organizasyon merkezi&#8221; yatması gerekmiyor. Türkiye çok karmaşık bir toplum. Burada her türlü fanatizm, kör ideoloji ve siyasi şiddet kendiliğinden gelişebilir.</p>
<p>Dahası, &#8220;niyetler&#8221; ve &#8220;sonuçlar&#8221; arasında &#8220;derin devlet avcıları&#8221;nın varsaydığı gibi doğrusal bir ilişki yok. Dolayısıyla, devletin izlediği kimi politikaların çok vahim sonuçları olması, bu politikaların altında illa &#8220;hain planlar&#8221; yattığını göstermiyor.</p>
<p>Örneğin, 12 Eylül döneminde Diyarbakır&#8217;da binlerce tutukluya korkunç işkenceler yapan askerler, &#8220;bunları iyice ezelim de intikam için dağa çıksınlar&#8221; diye düşünmüyorlardı herhalde. Aksine, &#8220;eze eze hizaya getiririz&#8221; diye düşünecek kadar dar kafalıydılar.</p>
<p>Devletle ilgili sorunlarımızın çoğu da zaten bu &#8220;sığ&#8221;lıktan kaynaklanıyor sanırım, &#8220;derin&#8221;likten ziyade&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Hakkâri’den doğabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/baris-hakkari%e2%80%99den-dogabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/baris-hakkari%e2%80%99den-dogabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 10:42:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11510</guid>
		<description><![CDATA[Hilâl Kaplan/Taraf
PKK&#8217;nın 1 Ekim 2006&#8242;da ilan ettiği bir yıllık ateşkesin dolmasına iki gün kala Şırnak Beytüşşebap&#8217;ta, Beşağaç (Hemkan) köyüne giden bir minibüs durduruldu ve 12 yolcu kurşuna dizildi. Hükümet PKK&#8217;yı, PKK derin devleti suçladı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun yayınladığı raporda katliamı PKK&#8217;nın yaptığına dair resmî açıklamanın dışında herhangi bir somut delil yer almadı. Ancak sonradan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.taraf.com.tr/hilal-kaplan/makale-baris-hakkari-den-dogabilir.htm" target="_blank">Hilâl Kaplan/Taraf</a></strong><br />
PKK&#8217;nın 1 Ekim 2006&#8242;da ilan ettiği bir yıllık ateşkesin dolmasına iki gün kala Şırnak Beytüşşebap&#8217;ta, Beşağaç (Hemkan) köyüne giden bir minibüs durduruldu ve 12 yolcu kurşuna dizildi. Hükümet PKK&#8217;yı, PKK derin devleti suçladı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun yayınladığı raporda katliamı PKK&#8217;nın yaptığına dair resmî açıklamanın dışında herhangi bir somut delil yer almadı. Ancak sonradan olayın korucu aşiretleri arasındaki bir çıkar çatışmasından kaynaklandığı.. <a href="http://www.taraf.com.tr/hilal-kaplan/makale-baris-hakkari-den-dogabilir.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/22/baris-hakkari%e2%80%99den-dogabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/baris-hakkari%e2%80%99den-dogabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Teröre çanak tutan adalet(!)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/02/terore-canak-tutan-adalet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/02/terore-canak-tutan-adalet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 11:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10753</guid>
		<description><![CDATA[Gaziantep ÇİAT&#8217;tan Zahittin ATEŞ&#8217;in Cocuklar_icin_Adalet_Cagiricilari grubuna attigi mesaj:
&#8220;&#8230;dün ben iki arkadaşlar cezaevinden çıkan çocukları ziyarete gittik, şu an sadece 4 çocuk cezaevinden çıkmış durumda,  şimdilik sadece birini görebildik ve karşılaştığım tablo hiçte tahminlerimin ötesinde değil, tam anlamıyla militan bir yapıya dönüşmüşler, daha radikaller ve kararlılar, biri ne geçmiş olsun iyiki çıktınız dedim, demez olaydım, aldığım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090802_derin_dusunce_org_idam_cezasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5973" title="20090802_derin_dusunce_org_idam_cezasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090802_derin_dusunce_org_idam_cezasi.jpg" alt="" width="160" height="160" /></a>Gaziantep ÇİAT&#8217;tan Zahittin ATEŞ&#8217;in Cocuklar_icin_Adalet_Cagiricilari grubuna attigi mesaj:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;dün ben iki arkadaşlar cezaevinden çıkan çocukları ziyarete gittik, şu an sadece 4 çocuk cezaevinden çıkmış durumda,  şimdilik sadece birini görebildik ve karşılaştığım tablo hiçte tahminlerimin ötesinde değil, tam anlamıyla militan bir yapıya dönüşmüşler, daha radikaller ve kararlılar, biri ne geçmiş olsun iyiki çıktınız dedim, demez olaydım, aldığım <span id="more-10753"></span>cevap şuydu; bu yasayı boşa çıkardılar, ne değişir ki dedi, çıktınız işte dedim, ne de olsa yine tutuklanacağız ne farkeder ki dedi, cezaevine girmiş olmamız davamızdan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor, şimdi bıraktılar kısa bir süre sonra yine tutuklarlar dedi, ne diyeceğimi şaşırdım diyebildiğim tek şey bari daha dikkatli olun, demek oldu, çocukların böyle militanlaşmasına karşıyım ve hilal kaplan ın sürekli üzerinde durduğu gibi BDP militanlaştırıyor söyleminin aksine çocukların militanlaşmasına karşıyız, çünkü çocukların bu süreçten zarar görmesi demek gelecek kuşakların zarar görmesi demek oluyor, ancak çocukların içinde büyüdüğü koşulları bilmeyenler sürekli komplo teorileri çizmeye devam ediyorlar, bu çocukları eylem alanlardan uzaklaştırmaya ne BDP nin ne de başkasının gücü yetmez, inanmayan gelir kendisi konuşur ve çocukların tavrının ne olduğunu kendi görür, bu durumdan çok rahatsızım ama değiştirebileceğimiz bir şey değil, süreç böyle devam ettiği sürece 7-70 e herkes bu süreçte aktif rol almaya devam ediyor, bunun önüne geçmenin tek yolu Barış ortamının oluşturulması bunun dışında hiç bir seçenek yoktur malesef&#8230;<br />
 <br />
Görüştüğüm çocuğun bildiğim kadarıyla ailevi geçmişini anlatayım, Siirt in Eruh ilçesindenler, koruculuğu kabul etmedikleri için köyleri Devlet tarafından boşaltılıp yakılmış, önce Adana ya taşınıyorlar, yıllar önce de G.antep e yerleşiyorlar, hem adana da hem antep te en Siirtlilerin yoğun olduğu mahallelerde yaşıyorlar, mahallenin çoğunluğu köyleri yakılmış insanlar ve en çok hareketli olan mahalleler, görüştüğüm çocuğun 3 abisi 2 de eniştesi(ablalarının eşleri) cezaevindeler ve yakın akrabaları içerisinde çatışmalarda ve ya faili meçhul cinayetler de ölen akrabaları çok fazla, böyle bir ortamda yetişen bir çocuğun eylemlere katılmamasını beklemek vicdanen çok iyi bir şeydir ama o çocukları durdurabilmenin bir imkanı yok, bu şartlar böyle devam ettiği sürece de bunun önüne geçmeiz imkansız, özellikle de çatışmaların hızla arttığı bu süreçte çocukların eylemlerden uzak olmasını beklemek pek mümkün değil, daha fazla çocuk tutuklanacak daha fazla çocuk asker ve polis kurşunuyla ölecek, ve tüm Kürt çocukları potansiyel terörist görülmeye devam edecek&#8230;<br />
 <br />
bu üzücü tablo 30 yıldır hep aynı ne yazık ki, tutuklamalar ölümler karşısında ilk kez ÇİAÇ olarak bir karşı tavır geliştirildi, bundan önce ne sınır içinde nede sınır dışında hiç bir tepki konulmadı, Filistin de bırakın bir çocuğun ölmesi ya da tutuklanmasını İsrail den sert bir söylem geldiğinde bile tüm dünya ayağa kalkıp tepki gösterirken, Kürdistan da öldürülen 350, TMK mağduru olan 4000 çocuk için ses çıkaran olmadı, bu sessisliği bozan tek şey Mehmet ATAK öncülüğünde ÇİAÇ oldu, bu gerçekten Devrimsel bir hareket oldu ve bir nebze başarıya ulaşıldı ancak bu süreç böyle devam ettikçe ne ÇİAÇ ne BDP ne de herhangi başka bir oluşum çocukların öldürülmesinin önüne geçemeyecek, ÇİAT olarak devam edeceğimiz bir mücadele var ve hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız ama BARIŞ olmadığı sürece yükümüz daha da ağırlaşacak, daha çok şey yapmamız gerekecek, herkesin bu bilinçte olması gerektiğini düşünüyorum, kendimizi daha zor süreçlere hazırlamak gerekiyor ve elimizi taş altına doğru daha da ileriye uzatmalıyız&#8230;<br />
 <br />
Güzel günler görme ve bulutları maviliklere sürme umuduyla&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/02/terore-canak-tutan-adalet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/02/terore-canak-tutan-adalet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Orası ‘İngiltere’ Değil</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/31/orasi-%e2%80%98ingiltere%e2%80%99-degil/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/31/orasi-%e2%80%98ingiltere%e2%80%99-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2010 12:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10713</guid>
		<description><![CDATA[[28 Temmuz 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Dün Ankara&#8217;dan Majestelerinin yeni başbakanı David Cameron geçti. Kibar ve sıcak bir adamdı ve hoş şeyler söyledi. Türk medyası da bu &#8220;İngiltere başbakanı&#8221;nın ne deyip ne yaptığını izledi ve aktardı.
İyi ama aslında Cameron&#8217;ın yönettiği ülkenin adı &#8220;İngiltere&#8221; değil. Dünyada bu isimde bağımsız bir ülke yok. Bunun niye böyle olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/uk1.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10715" title="uk1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/uk1.gif" alt="" width="68" height="50" /></a>[28 Temmuz 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/orasi-ingiltere-degil-281411.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Dün Ankara&#8217;dan Majestelerinin yeni başbakanı David Cameron geçti. Kibar ve sıcak bir adamdı ve hoş şeyler söyledi. Türk medyası da bu &#8220;İngiltere başbakanı&#8221;nın ne deyip ne yaptığını izledi ve aktardı.</p>
<p>İyi ama aslında Cameron&#8217;ın yönettiği ülkenin adı &#8220;İngiltere&#8221; değil. Dünyada bu isimde bağımsız bir ülke yok. Bunun niye böyle olduğunu anlamak da bize iyi gelebilir; biraz ufkumuzu açabilir.<span id="more-10713"></span></p>
<p>Evet, gerçekte Cameron&#8217;ın yönettiği ülkenin adı &#8220;Britanya&#8221;. Burası, İngiltere&#8217;nin yanısıra İskoçya ve Galler diye toplam üç ayrı otonom bölgeden oluşuyor. Bunlara bir de Kuzey İrlanda eklenince oraya &#8220;Birleşik Krallık&#8221; denen dört parçalı bağımsız ülke çıkıyor.</p>
<p>Bizim &#8220;İngiliz bayrağı&#8221; sandığımız o renkli ve çapraşık bayrak da bu çoğulcu yapıyı yansıtıyor. &#8220;<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Union_Flag">Union Flag</a>&#8221; (yani Birlik Bayrağı) denen bu tasarımda aslında üst üste çatılmış üç tane etnik bayrak var: Kırmızı haç İngilizlerin, çapraz kırmızı haç Kuzey İrlanda&#8217;nın, lacivert zemin üzerine çapraz beyaz haç da İskoçların bayrağı. Adamlar bu dizaynı ta 1801&#8242;de yapmışlar. (Galler, küçüklüğünden olacak, &#8220;olaya&#8221; girememiş, ama olay da çıkarmamış.)</p>
<p>Tüm bunlar aslında geçen hafta televizyon izlerken aklıma geldi. Ulusalcı bir hukukçu, Anayasa&#8217;daki &#8220;her vatandaş Türktür&#8221; hükmünü hararetle savunurken, &#8220;ne yani, İngiltere&#8217;de herkese İngiliz denmiyor mu&#8221; diye soruyordu.</p>
<p>Hayır efendim, denmiyor işte. Aksine, bir İskoç&#8217;a &#8220;sen İngilizsin, değil mi&#8221; deyin de görün bakalım, ağzınızın payını nasıl verir. Ama aynı adam &#8220;üst-kimlik&#8221; olan Britanyanlılığı kabul eder.</p>
<p>Bütün bunları &#8220;Türkiye&#8217;de de böyle yapalım, otonom bölgeler ve farklı bayraklar yaratalım&#8221; gibi bir imada bulunmak için söylemiyorum. Adamların tarihi farklı, bizimki farklı. Buraya alıp kopyalayamayız.</p>
<p>Fakat Kemalist Cumhuriyet&#8217;in &#8220;zoraki asimilasyon yoluyla ulus yaratma&#8221; projesini zorunlu bir model sanma cehaletinden de kurtulmalıyız.</p>
<p>Hem de ivedilikle kurtulmalıyız, çünkü bu proje anti-demokratik olmanın yanında artık işlemiyor da. Kürtlerin önemli bir kısmı, bırakın &#8220;Türklük&#8221; içinde erimeyi, tüm &#8220;geç kalmış milliyetçilik&#8221;lerde görülen bir açlıkla, &#8220;Kürtlük&#8221; bilincine tutunmuş durumdalar.<br />
<strong>Sorun ‘kafatasçılık&#8217; mı?</strong></p>
<p>Bunun karşısında &#8220;efendim, bizim milliyetçiliğimiz kafatasçı değildir, herkesi kucaklar&#8221; sakızını çiğnemeninse bir faydası yok. Çünkü bu ülkede &#8220;kafatasçılık&#8221; da yapıldı, ama asıl sorun o değil, asimilasyonculuk.</p>
<p>Hatırlarsanız Bulgaristan&#8217;daki Jivkov rejimi de &#8220;kafatasçı&#8221; değildi; aksine her vatandaşı &#8220;kucaklayıp&#8221; Bulgar yapmak istiyordu. Orada da Türkler, bir kez Bulgarlaştıktan sonra, &#8220;vali, bakan, başbakan&#8221; filan olabileceklerdi. Ama bu dayatmaya haklı olarak direndiler. &#8220;Türk kökenli Bulgar&#8221; değil, &#8220;Bulgaristan Türkü&#8221; olarak yaşamak istediler.</p>
<p>Bugün de bize &#8220;Türkiye Kürdü&#8221; kimliği lazımdır. Tutunabileceğimiz son dal, tabir-i caizse, budur.</p>
<p>Aksi halde, PKK&#8217;nın gözü dönmüş şekilde tırmandırdığı şiddetin de etkisiyle, &#8220;etnik bölünmeye&#8221; doğru gideriz.</p>
<p>Son haftalarda Ertuğrul Özkök&#8217;ün bir yazısıyla gündeme gelen bu senaryo ise &#8220;çözüm&#8221; değil ancak &#8220;felaket&#8221; olur. Bu kadar içiçe geçmiş bir ülkede &#8220;bölünme sınırı&#8221; çizmek, korkunç sürgünler ve çatışmalar yaratır. Son iki günde İnegöl ve Hatay&#8217;da olanlara bakın; gerisini anlayın.</p>
<p>Kürt milliyetçileri akıllarını başlarına almalı, iki toplumu &#8220;bir arada yaşayamaz&#8221; hale getirmekten vazgeçmeliler.</p>
<p>Türk milliyetçileri ise kafalarını kumdan çıkarıp biraz ezber bozmalılar. Bunun için de aslında Britanya&#8217;ya kadar gitmelerine gerek yok; Osmanlı&#8217;ya baksalar, yetecek.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/31/orasi-%e2%80%98ingiltere%e2%80%99-degil/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/31/orasi-%e2%80%98ingiltere%e2%80%99-degil/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt meselesinde şiddet sarmalı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/kurt-meselesinde-siddet-sarmali/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/kurt-meselesinde-siddet-sarmali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 08:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10677</guid>
		<description><![CDATA[Muhyiddin Zınar (Gazete Kurd)
Şiddetin doğurduğu sosyal komplikasyonlar her şeyden önce şiddete başvurularak çözülmek istenen sorunların derinleşmesine ve çözümsüzlüğüne yardım eder. Ayrıca şiddet kullanmak, sorunların çözümünde, haklı nedenlere yaslansa bile, en sevimsiz yöntem olarak kabul edilir. İşte tam da bu yüzden Kürt politikalarının şiddet sarmalının dışına taşıtılması bir zorunluluktur. Bu noktada devletin geri adım atması ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/devletoldurur.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10679" title="devletoldurur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/devletoldurur.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a><a href="http://www.gazetekurd.net/index.php/yazar-nviskar/muhyiddin/5215-kurt-meselesinde-siddet-sarmali" target="_blank">Muhyiddin Zınar (Gazete Kurd)</a></p>
<p>Şiddetin doğurduğu sosyal komplikasyonlar her şeyden önce şiddete başvurularak çözülmek istenen sorunların derinleşmesine ve çözümsüzlüğüne yardım eder. Ayrıca şiddet kullanmak, sorunların çözümünde, haklı nedenlere yaslansa bile, en sevimsiz yöntem olarak kabul edilir. İşte tam da bu yüzden Kürt politikalarının şiddet sarmalının dışına taşıtılması bir zorunluluktur. Bu noktada devletin geri adım atması ve siyasal alanın demokratik mücadelelere hazır hale getirilmesi dışındaki tüm seçenekler sadece dedikodudur.</p>
<p>Devletin Kürt meselesinin çözümünde her defasında başvurduğu şiddet kullanarak etkisizleştirme operasyonları binyıl geçse de sonuç vermeyecek bir yöntemdir. Temel insani/siyasal hak ve özgürlükler bağlamında ortaya çıkan Kürt sorununun, asker eksenli politika ve uygulamalarla çözülmesini beklemek Türk politik yeteneksizliğinin beyhude bir beklentisidir.<span id="more-10677"></span></p>
<p>Devlet gururunu hukuktan üstün sayan, vatan kavramını insandan değerli gören, politik çıkar hesaplarını insanlığın kaybediş düzleminde arayan, merhametsizliği idareciliğin kriteri haline getiren bu zihniyet, politik fakirliği sayesinde yurttaşını mutlu edememektedir. Doğrusu bu zihniyetin kilitlendiği nokta politik fakirlikten öte Kürt meselesini de kilitlemiş bulunan politikasızlıktır. Kilitli tutulduğu sürece kapının ardından kan akacağını bile bile bu tutum inatla sürdürülmektedir.</p>
<p>Kürt meselesi her şiddet sarmalına girdiğinde özellikle &#8220;anti-siyasal Kürt&#8221; kamuoyu devletin güç kullanma meşruiyetinden söz etmektedir. Bu gerçekten böyle midir? Gücün meşru kullanıcısının devlet olduğu tezi &#8220;devlet meşruiyetini nereden alır?&#8221; sorusunun cevabı bulunmadan hukuki bir değer taşır mı? Devletin, değiştirilmesi teklif dahi edilemez anayasal niteliği ve kuruluş felsefesi, var olanı yok sayan bir mantaliteyle şekillenmişse durum nasıl değerlendirilecektir? Devlet gücünün; var ve hak olanı gayr-i meşru sayıp yok etmeye çalışması mı evrensel meşruiyete girer yoksa &#8220;Kürt Kürttür&#8221; demesi mi?</p>
<p>Hiçbir devlet hukukun üstünlüğünü ve karşılıklı toplumsal mutabakatla sağlanan eşitlik ve adalet düzlemini bozan unsurlara müsamahakar davranamaz. Ancak hukuku bizzat kendi eliyle ihlal eden ve adaletsiz-eşitliksiz bir siyasal dayatmayı ebedi kılmak peşinde olan şiddet-tapar bir devletin meşruiyeti de her zaman sorgulanır. Hukuku koruyan şiddet mekanizmaları, devletin eline meşru bir yetki olarak toplum tarafından tevdi edildiğinde sorun yoktur. Ancak hukuktan çok kendini koruyan ve topluma rağmen kendini güçle yetkilendiren bir organizasyonun adı devlet de olsa o meşruiyet tartışmalarını kendiyle birlikte taşımaya devam eder.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında özellikle Kürtlere ve İslamcılara göre devletin meşruiyeti var kabul edilebilir mi? Çünkü modern Türk cumhuriyeti kendi varlığını bu iki unsurun yokluğu üzerine kurmuştur. Kendisini hukuken ve siyaseten yok sayan bir yapının hükmen yok sayılanlar tarafından kabul edilmesini beklemek saf aklın ve salt adaletin neresine düşer?</p>
<p>Kürt meselesinde ortaya çıkan şiddet sorununun altında, şiddetsiz çözüm yollarının kapalı tutularak, şiddet üreten vasatı kalıcı kılıp; başarıya ulaşamamış Kemalist ulusal projeyi, dokunamadığı alanlara bulaştırma stratejisinin varlığı his edilmektedir. Aksi takdirde bu kadar mantıksız bir yöntemi mantıklı olması düşünülen devlet aklı tarafından neden tercih edilmektedir diye sormak gerekmez mi?</p>
<p>Karşı şiddet odaklarının şiddeti durdurma gerekçesi olarak ileri sürdüğü makul ve karşılanabilir talepler, görmezden gelinerek şiddet vasatını korumaya çalışmak, aynı zamanda Türk muhafazakar kitlesinin ulusal Kemalist projenin parçası haline getirilmesine yardımcı bir rol oynadığı gözlerden kaçmamaktadır. Modern ve seküler bir proje olan Kemalist uluslaşma hareketi hiçbir dönem bu derece yoğun biçimde manevi kavram setleriyle propaganda edilmemiştir.</p>
<p>Kürt sorunu güç kullanma sarmalından kurtarılmalıdır derken her ne kadar asıl sorumluluk ve suçlamayı devletin güvenlik politikalarına mal etsek de diğer tarafın da çatışmasızlığı esas alan stratejiler geliştirmesi esastır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/28/kurt-meselesinde-siddet-sarmali/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/kurt-meselesinde-siddet-sarmali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tışta Tu Jı Xwe Re Dıxwazî, Jı Bırayê Xwe Re Jî Bıxwaze!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/18/tista-tu-ji-xwe-re-dixwazi-ji-biraye-xwe-re-ji-bixwaze/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/18/tista-tu-ji-xwe-re-dixwazi-ji-biraye-xwe-re-ji-bixwaze/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 23:43:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10568</guid>
		<description><![CDATA[TimeTürk
Kürt sorununa dikkat çekmek ve bölgede artan çatışma ve operasyonların son bulması için aralarında Akabe Vakfı, Anadolu Platformu, Araştırma Kültür Vakfı, Fatih Akıncıları Derneği, Hikmet Vakfı, İHH İnsani Yardım Vakfı, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Mazlumder, Medeniyet Derneği ve Özgür-Der&#8217;in bulunduğu birçok STK taksim meydanında bir basın açıklaması yaptı. Saat 16.00&#8242;da Galatasaray Lisesi önünde bir araya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/kurt_sorunu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10569" title="kurt_sorunu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/kurt_sorunu.jpg" alt="" width="250" height="205" /></a><a href="http://www.timeturk.com/silahlarin-susmasi-icin-yuruduler_132804-haberi.html" target="_blank">TimeTürk</a></p>
<p>Kürt sorununa dikkat çekmek ve bölgede artan çatışma ve operasyonların son bulması için aralarında Akabe Vakfı, Anadolu Platformu, Araştırma Kültür Vakfı, Fatih Akıncıları Derneği, Hikmet Vakfı, İHH İnsani Yardım Vakfı, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Mazlumder, Medeniyet Derneği ve Özgür-Der&#8217;in bulunduğu birçok STK taksim meydanında bir basın açıklaması yaptı. Saat 16.00&#8242;da Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi sloganlar atarak Taksim Meydanı&#8217;na kadar yürüdü. Yürüyüşe Ali Bulaç, Abdullah Yıldız, Rıdvan Kaya, Abdurrahman Dilipak ve birçok yazar ve akademisyen katıldı.</p>
<p>Eylemde, &#8220;Barış için adalet çözüm için kardeşlik, silahlar sussun kirli savaş son bulsun, silahları susturtun akan kanı durdurun, Jı Bo Aştî û Bıratıyê, Çekan Rawestînın!&#8221;, &#8220;Kendin İçin İstediğini Kardeşin İçin de İste! (Hz. Muhammed)&#8221;, &#8220;Tışta Tu Jı Xwe Re Dıxwazî, Jı Bırayê Xwe Re Jî Bıxwaze!&#8221;, &#8220;İnsanız Ümmetiz Kardeşiz!&#8221;, &#8220;Em İnsan In Ummet In, Bıra Ne!&#8221;, &#8220;Müslüman Halklar Kardeştir!&#8221; Kürtçe ve Türkçe sloganlar atıldı. Yürüyüşe katılanlar Galatasaray Lisesi önünden Taksim Meydanı&#8217;na <span id="more-10568"></span>kadar yürüdüler.</p>
<p><strong>Dünyaya Aynı Pencereden Bakıyoruz</strong></p>
<p>Taksim meydanında yürüyüşü organize eden STK&#8217;lar adına basın açıklamasını Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal yaptı. Kürtler ve Türkler arasında hiçbir ayrım olmadığını belirten Ünsal, dünyaya aynı pencereden baktıklarını söyledi. Kürt sorunu dağılmakta olan imparatorluk coğrafyasının birer birer ulus devletlerin ortaya çıkarmaya başladığı süreçte ortaya çıktığını dile getiren Ünsal, &#8220;Özellikle 12 Eylül sürecinde Diyarbakır zindanlarında yaşanan vahşet ve birikmiş çözümsüzlük bir taraftan sisteme dönük silahlı Kürt itirazını güçlendirirken diğer taraftan da savaş baronlarının işine yarayan puslu ortamı sağladı.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Çatışma Ortamında Sorun Çözülmez</strong></p>
<p>Çözümün hem Diyarbakır&#8217;ı, Şırnak&#8217;ı hem de Trabzon&#8217;u Niğde&#8217;yi beraber görebilmek, buralarda yaşayan insanların ne his ettiklerini kavramaya çalışmakla mümkün olacağına dikkat çeken Ünsal, &#8220;çatışma ortamında sorunların yeni baştan soğukkanlı ve çözüme dönük olarak konuşmak ve barışa dair atılacak adımları konuşmak mümkün değildir&#8221; ifadelerini kulandı. Ünsal&#8217;ın okuduğu basın açıklamasından sonra kalabalık sessiz bir şekilde dağıldı. (Enes Durmaz - İLKHA)</p>
<p><strong>Ortak Basın Bildirisinin Tam Metni:</strong></p>
<p><strong>Barış ve Kardeşlik İçin SİLAHLAR SUSSUN!</strong></p>
<p>Kürt sorunu dağılmakta olan imparatorluk coğrafyasının birer birer ulus devletleri ortaya çıkarmaya başladığı süreçte doğdu. O günün koşullarında ayrılıkçı taleplere pirim vermeyen ve Anadolu&#8217;nun geri kalanı ile kader birlikteliğini kardeşlik temelinde kurmak isteyen Kürtlerin beklentileri, hem kurucu kadroların zihinsel sorunları hem de yeni kurdukları devletin yapısal sorunları nedeniyle sükût-u hayale uğradı. Kuruluş yıllarında meydana gelen isyanların bastırılmasıyla, toplumda oluşan sessizliği &#8220;rızaya dayalı birliktelik&#8221; olarak gösteren sistemin sahipleri, son 26 yıldır tüm toplumun bedel ödemesiyle tarihi yanılgısını artık gizleyemez oldu. &#8220;Sorunu üreten, Cumhuriyeti kuran siyasi paradigma ve seçkinci bürokratik karakteridir. Bizim üretmediğimiz bu sorunun muhatabı biz değiliz&#8221; diyerek bir kenara çekilemeyiz. Sorunu üretenlerin çözüm diye dayattığı şeylerin sonuçları ortadayken sessiz kalmamız beklenmemelidir.</p>
<p>Özellikle 12 Eylül sürecinde Diyarbakır zindanlarında yaşanan vahşet ve birikmiş çözümsüzlük bir taraftan sisteme dönük silahlı Kürt itirazını güçlendirirken diğer taraftan da savaş baronlarının işine yarayan puslu ortamı sağladı. Bu körlük ortamında on binlerce insan hayatını kaybetti, faili meçhuller yaşandı, köyler yakıldı, şehirler bombalandı, iç ve dış göçler yaşandı, uyuşturucu trafiği verimli bir ortam buldu, milyarlarca dolarlık kaynak heba edildi, hukuk katledildi, toplum kesimleri birbirine düşmanlaştırıldı, kavgaya taraf olma ehliyeti bile olmayan çocuklar hayatlarını kaybetti.</p>
<p>Gelinen süreçte, bürokratik oligarşinin direncine rağmen inisiyatif aldığı izlenimi uyandıran siyaset, &#8220;açılım politikaları&#8221; ile herkeste heyecan uyandıran bir söylem başlattı ama halen somut bir adım atabilmiş değil. Çok daha büyük yapısal sorunların çözümü şöyle dursun, TMK mağduru çocukların durumunu iyileştirecek yasal değişiklik ancak bir sene gecikmeli olarak Meclis gündemine gelebildi ama getirilen değişiklik çözüm olmak bir yana çok daha ciddi sorunlar doğuracak nitelikte. Sadece basit bir kanun değişikliğiyle yerleşim yerlerinin ve coğrafi yerlerin orijinal adlarına kavuşması mümkün iken yapılamadı. Kandil&#8217;den ve Mahmur&#8217;dan bir mutabakatla gelen 34 kişiye ilişkin tutuklama kararları, hem Avrupa&#8217;dan gelecek olanların ülkeye dönüşünü durdurdu hem de muhatapların ve bağlı bulundukları kesimlerin sürece ve aktörlere güvenlerini önemli ölçüde zedeledi. Peş peşe gelen hayal kırıklıkları şiddeti iyice besledi ve yine genç bedenler toprağa düşmeye başladı.</p>
<p>Ne yazık ki bu ülkenin milliyetçi eğitim ve yönlendirme süreçleriyle hak ve adalet perspektifini bir hayli yitirmiş ve farklılıklara saygı duyma, kabullenme gibi basit insani erdemlerden uzaklaşmış bir toplum gerçeği var. Resmi ideolojinin ürettiği ve yaygınlaştırdığı ırkçı-asimilasyoncu yaklaşımlar hiç farkında olunmaksızın adeta içselleştirilmiş ve bu yüzden çok sıradan bir talep ya da tartışma dahi bir anda ırkçı tepkilere yol açabiliyor.</p>
<p>Bu gerçeği görmek ve politika geliştirirken dikkate almak gerekir. Ne var ki, milliyetçi yaklaşım tarzının köreltici etkisi ve duygusallığı besleyen niteliği çoğu kez bunun görülmesini, algılanmasını engelliyor. Bu zaaf sadece resmi ideoloji savunucularına has değil. Doğal Kürt taleplerinin aşılmaz inatla karşılanması Kürt kardeşlerimizi milliyetçi söyleme savurma riskini barındırıyor. Çözüm, hem Diyarbakır&#8217;ı, Şırnak&#8217;ı hem de Trabzon&#8217;u, Niğde&#8217;yi, beraber görebilmek, buralarda yaşayan insanların ne hissettiklerini kavramaya çalışmakla mümkündür.</p>
<p>Her gün daha fazla sayıda Anadolulu yoksul ailenin evlerine ateş düşmesinin, kent merkezlerinde halkın yoğun biçimde bir arada olduğu yerlerde patlatılan bombaların, egemenlerle hiçbir ortak özelliği olmayan sıradan insanları hedef alan şiddet eylemlerinin kime ve neye hizmet ettiğinin sorgulanmamasının sonucu insanlık dışı şiddeti kutsamaktır ve bu durum hepimizin insanlığını eksiltmektedir. Tüm bu eylemlerin son tahlilde Kürt sorununun çözümünü değil, faşizan çevrelerin arzuladığı etnik kutuplaşmayı beslediği görülmek zorundadır.</p>
<p>Artık biz bu işten sıkıldık. Ya biz bu işi çok ciddiye alıyoruz ya da devleti yönetenlerin, on binlerin ölmesinden ve toplumların birbirine düşman olmasından daha fazla önem verdikleri sorunları var ve biz bilmiyoruz. Bütün bu iktidarsızlığa ve yavaşlığa bakınca anayasal değişikliklerin veya idari yapıya ilişkin reformların yapılmasını veya kapsamlı bir genel affı konuşmak için herhalde birkaç yüzyıl beklemek gerekecek. Bazılarının sabrı bu kadar beklemeye yetebilir; ama biz, maliyeti insan hayatı ve toplumların birbirlerine nefreti olan bu beklemelere sabretmeyeceğiz.</p>
<p>Çatışma ortamında sorunları yeni baştan soğukkanlı ve çözüme dönük olarak konuşmak ve barışa dair atılacak adımları konuşmak mümkün değildir. Şiddet ve nefret ortamında, ölümün her eve misafir olmaya başladığı bu günlerde pek çok şeyle beraber insanlığımızı da kaybediyoruz. Bir an önce Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin operasyonları durdurmasını, PKK&#8217;nın da silahlarını susturmasını, oluşacak sükûnet ortamında toplumsal sağduyu ile barışın inşa edilmesini talep ediyoruz. Ateşin kesilmesini karşı tarafın iradesinin kırılması olarak değerlendirmeden, siyasi iradenin, toplumsal barışı inşa etmek için gerekli somut projelerini kesimlerin taleplerini göz ardı etmeden bir an önce açıklamasını talep ediyoruz.</p>
<p><strong>Ajanslar medya73.com </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/18/tista-tu-ji-xwe-re-dixwazi-ji-biraye-xwe-re-ji-bixwaze/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/18/tista-tu-ji-xwe-re-dixwazi-ji-biraye-xwe-re-ji-bixwaze/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki Milliyetçilik Ortasında Türkiye</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/17/iki-milliyetcilik-ortasinda-turkiye/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/17/iki-milliyetcilik-ortasinda-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 10:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10542</guid>
		<description><![CDATA[Metin KARABAŞOĞLU
 Her şey &#8220;12 Eylül&#8217;ün getirdiği huzur ve güven ortamı&#8221;nda büyüdü. &#8220;Ülkemize kaybettiği huzur ve güveni kazandıran&#8221; Kemalist generaller, bu arada, 1930&#8242;ların mâlûm ideolojisini bir &#8220;restorasyon&#8221;a tâbi tuttular. Peşlerinden gelen siyasîler de bu restorasyonu sürdürdüler. Bu esnada, kimi yöreler, ilgili teşebbüsten nasibini ziyadesiyle aldı. Sanki özel bir kasıt ile, kimi dağlara &#8220;Ne mutlu&#8230;&#8221; ile başlayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/milliyetci.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10543" title="milliyetci" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/milliyetci-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a><a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=839" target="_blank">Metin KARABAŞOĞLU</a></p>
<p> Her şey &#8220;12 Eylül&#8217;ün getirdiği huzur ve güven ortamı&#8221;nda büyüdü. &#8220;Ülkemize kaybettiği huzur ve güveni kazandıran&#8221; Kemalist generaller, bu arada, 1930&#8242;ların mâlûm ideolojisini bir &#8220;restorasyon&#8221;a tâbi tuttular. Peşlerinden gelen siyasîler de bu restorasyonu sürdürdüler. Bu esnada, kimi yöreler, ilgili teşebbüsten nasibini ziyadesiyle aldı. Sanki özel bir kasıt ile, kimi dağlara &#8220;Ne mutlu&#8230;&#8221; ile başlayan meşhur slogan yazıldı. Özellikle bir beldeyi hedef alırcasına, &#8220;Türkçeden başka dil yasaktır&#8221; mealindeki bir kararname çıkartıldı. Aynı dönemde, pekâlâ İngilizce eğitim veren üniversite ve liseler vardı; ama bu yasaktan kasıt başka olmalıydı.</p>
<p>Tüm bunların kimi hisleri beslediği bir ortamda, Doğu&#8217;da, özellikle Güneydoğu&#8217;da garip gelişmeler yaşanacaktı. Sözgelimi, evler yakıldı, insanlar dağa kaldırıldı, aileler kurşuna dizildi. Gün geldi; Taşdelen, Pınarcık, Gündikkörti gibi köylerde 29 kişi, 18 kişi, 11 kişi birden öldürüldü. Güneydoğu&#8217;da bir şeyler oluyordu; ama 12 Eylül ile &#8220;anarşinin kökü kazınmış&#8221; olduğuna göre, bunlar &#8220;önemsenmeye değmez&#8221; olaylardı. Hadiseler durmadı; &#8220;çete&#8221; dendi. Yine durmadı; &#8220;şakîler&#8221; dendi. Hâlâ durmadı; &#8220;bölücü eşkiya&#8221; deyimi kullanıldı. Yine durmadı; &#8220;bölücü terör örgütü PKK&#8221; her gün haber konusu haline geldi. Tüm bunlar olurken, ucu güç kullanımına giden koruculuk, asker sevki, olağanüstü hal gibi<span id="more-10542"></span> bir dizi icraat uygulandı.</p>
<p>Gelin görün ki, yirmi yılı aşkın bir terör sürecinden sonra, hadiseler hâlâ devam ediyor. Hadiseler devam ederken, son dönemlerde, yeni ve çok daha tehlikeli bir gelişme de gün yüzüne çıkıyor. Taraflar bileniyor, gerilim tırmanıyor; ve bu arada, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kavga, adım adım iki Müslüman kavmin ihtilâfına dönüşüyor. Hadiselerin getirdiği yanlış hâlet-i ruhiyeler içinde, kimi yerde kendisine Kürt denilen Müslümanlara; başka kimi yerde ise, kendisine Türk denilen Müslümanlara soğuk bakılıyor. Kimi sohbetler Türklerin Kürtlerden, başka bazı sohbetler ise Kürtlerin Türklerden üstünlüğü minvalinde seyrediyor. Kimileri Doğu&#8217;nun ihmal edilmişliğinden, başka kimileri Doğu halkının tembelliğinden dem vuruyor. Birileri &#8220;Batı Doğu&#8217;yu sömürüyor&#8221; telâşında; öbürüne bakılırsa &#8220;Asıl biz sömürülüyoruz.&#8221;</p>
<p>Ve hadiseler devam ediyor.</p>
<p>Bu hengâmda, ne yazık ki, kimi güzelim ölçüler birçok zihinden silinmiş gibi. &#8220;Arap&#8217;ın Acem&#8217;e, Acem&#8217;in Arap&#8217;a üstünlüğü yoktur&#8221; nebevî hükmü, hadiselerin seyri içinde menfî milliyet fikrine saplanıp kalanların zihninde, artık işlemiyor. Rabbimizin &#8220;Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkâr ile yabanî bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir&#8221; fermanı da&#8230;</p>
<p>Ve hâlâ Güneydoğu&#8217;da kan akıyor.</p>
<p>Devleti yönetenlere bakılırsa, endişeye mahal yok. Hep aynı şey söyleniyor: &#8220;Üstesinden geliriz&#8230; Kanlar yerde kalmayacak&#8230; Türkiye Cumhuriyeti büyük devlettir&#8230;&#8221; Beri yanda PKK&#8217;ya ve onun siyasî uzantılarına bakılırsa, o cephede tablo apaçık&#8230;</p>
<p>Televizyon kanalları, gazeteler, dergiler haber üstüne haber ekliyor. Akademik kurullar, paneller, konferanslar çözüm üstüne çözüm üretiyor. Sonuçta, hiçbir şey değişmiyor. Sadece ayranlar daha bir kabarıyor. Herkes &#8220;çözüm&#8221; peşinde. Sağcı-solcu, İslâmî yahut gayri İslâmî, herkes &#8220;tepeden&#8221; çözümler üretiyor. O kadar ki, &#8220;Kürt sorunu ışığında Türkiye İslâmî hareketi&#8221; gibi beylik başlıklar dahi mevcut. Bir konuda genelleme yapmanın kolaylığı, pek çok kesimi sarmış gibi görünüyor. Devlet erkânı, zaten, laik ve Kemalist bir devlet nasıl düşünürse öyle düşünüyor. Hattâ devlet içindeki &#8220;şahin&#8221;ler, daha da ötesini düşünüyor. TV kanalları, gazeteler, dergiler ise, devletin yanında veya karşısında olsun, &#8220;devletçi&#8221; düşünüyor. Kimi insanlar da öyle düşünüyor. Kimi mevcut devleti esas tutarak, kimi yeni bir devlet tasarlayarak, ama ikisi de &#8220;devlet-eksenli&#8221; düşünüyor. Zihinler toptancı, genellemeci, sözüm ona &#8220;global&#8221; çizgiler içinde dolaşıyor. O kadar ki, meseleye verilen isimler bile bunun örneği: &#8220;Doğu sorunu&#8221;, &#8220;Kürt sorunu&#8221; vs. Bu arada, çoğu kez şunlar sorulmuyor: &#8220;Doğu sorunu&#8221; doğru bir tanım mı; asıl &#8220;sorun&#8221; Doğu&#8217;da mı? &#8220;Kürt sorunu&#8221; deniliyor; &#8220;sorun&#8221; kendisine Kürt denilen mü&#8217;minler mi? Bunlar sorulmuyor; balıklama, dalıyoruz.</p>
<p>Ve Güneydoğu&#8217;da hâlâ kan akıyor.</p>
<p>Yıllar önce Amerikalı şair Allen Ginsberg, kendi halkına &#8220;Daha kaç yıl kafayapını Time dergisinin şekillendirmesine izin vereceksin?&#8221; sorusunu sormuştu. Bugün ise, tüm şu hengâmede galiba bizim benzer bir soruyu sormamız gerekiyor: Daha kaç yıl gündemimizi, eleştirdiğimiz TV&#8217;ler ile gazete ve dergiler belirleyecek? Daha kaç yıl, &#8220;dinin hakikatına yabancı&#8221; dediğimiz laik aydınların bulduğu kelime ve kavramlarla düşüneceğiz? Daha kaç yıl, aslında birer insan olduğumuzu unutup, &#8220;devlet&#8221;mişiz gibi davranacağız? Daha kaç yıl, mevcut ya da muhayyel bir devlet adına, sair dindaşlarımıza hasım olacağız?</p>
<p>Oysa, hadisenin kökeni, yıllar, hattâ yüz küsur yıl önce, bir &#8220;devlet sorunu&#8221; olarak başlamadı. Meselenin tohumları, tek tek insanların dünyasında atıldı. O insanlara yeni insanlar eklendi, gruplar oluştu. Gruplar gelişti, topluluğa dönüştü. O topluluklardan kimi siyaset sahnesine çıktı; sonra, şu veya bu yolla siyasî iktidara hakim oldu ve ancak o anda mesele &#8220;devlet sorunu&#8221; halini aldı.</p>
<p>&#8220;İnsan ancak düştüğü yerden kalkar&#8221; der bir Hintli düşünür. O yüzden, bir meselenin altından kalkabilmek için, önce nereden düşüldüğünü, nereye düşüldüğünü ve neden düşüldüğünü bilmek gerekiyor.</p>
<p>Sekiz asır önce, şu topraklarda, yine aynı milliyetlerden insanlar vardı. Hâkim iki unsur, bugün karşı karşıya düşme tehlikesi yaşayan iki Müslüman kavim idi. Ne ki, Türkçülük de, Kürtçülük de yoktu. Sadece şu topraklarda değil, dünyanın hiçbir yerinde, bugünkü anlamda bir milliyetçilik yoktu. Din vardı, bu arada İslâm vardı; ve kişilerin kimliğini ve kardeşlik bağlarını o belirliyordu.</p>
<p>Fakat, Rönesans ve Aydınlanma&#8217;nın peşi sıra gelen &#8220;Hıristiyan Batı&#8221;nın &#8220;laik Avrupa&#8221;ya dönüşümü süreci, başka birçok şey kadar, &#8220;millî-devlet&#8221;i ve &#8220;milliyetçilik&#8221;i de gündeme getirdi. &#8220;Avrupa&#8217;yı Düşünmek&#8221; yazarı Edgar Morin&#8217;in tespitiyle mekanistik bilim anlayışı inancın hizmetinde bilimin, hümanizm dinin yerini alırken; &#8220;millî-devlet&#8221; âdeta dinin, millî bağlar ise dinî bağların yerine geçti. Siyaset bilimci Mehmet Gönlübol&#8217;un ifadesiyle, bu ortamın bir meyvesi olan milliyetçilik, &#8220;onsekizinci yüzyılın ikinci yarısında gelişti,&#8221; müşahhas örneğini ise 1789 Fransız İhtilâli ile sundu. Akabinde, &#8220;Avrupa ülkelerinin birçoğunda, hemen hemen aynı zamanda&#8221; ortaya çıktı. Ve oradan, adım adım tüm dünyaya yayıldı. Ne ki, ortada garip bir durum vardı. Önce bir &#8220;millet&#8221; var olup, ona dayanarak bir milliyetçiliğe gidilmiş değildi. Tersine, Prof. Gönlübol&#8217;un tesbitiyle &#8220;önce ulusçuluk doğmuş, sonradan da bir &#8216;ulus&#8217; yaratılarak &#8216;ulusal-devlet&#8217; oluşturulmaya çalışılmış&#8221;tı.</p>
<p>Edgar Morin, Carlton J. Hayes, Arnold Toynbee gibi birçok kalemin tespitiyle, yaşanan şuydu: &#8220;Millî-devlet Hıristiyanlığa olan bağlılığı kendine bağlılığa çevirerek ve hatta onu mitolojik bir biçimde aileye duyulan duygusal bağlılıkla besleyerek, dine dönüştürdü; ulusal din, bütün dünyaya yayılmadan önce, Batı Avrupa&#8217;nın egemen dini oldu.&#8221; Bu ortamda millî-devlet, Morin&#8217;e göre, &#8220;yeni ve gerçek anlamda modern bir dinin hem kaynağı, hem temeli, hem de odak merkezi olacaktı.&#8221;</p>
<p>O sıralar &#8220;Neden Garb&#8217;ın gerisinde kaldık?&#8221; sorusu, İslâm dünyasında âdeta bir &#8220;saplantı&#8221; halini almış durumdaydı. Birçok önemli kişi, bu arada aydınlar, vezirler ve hatta sultanlar için, akabinde, &#8220;Avrupa&#8217;yı her yönüyle takip ve taklit&#8221; tavrı da gelecekti. Bu halet-i ruhiye içinde, &#8220;millî-devlet&#8221; ve &#8220;milliyetçilik&#8221; dalgası, tüm uzantılarıyla birlikte, İslâm dünyasını da tesiri altına aldı. Meselâ Osmanlı toprağında önce gayrimüslim unsurlar ayaklandılar. Sırplar, Yunanlılar, Romenler ve Bulgarlar, sırayla, bağımsız &#8220;millî-devlet&#8221;ler kurdular. Bu dalga, tedricen İslâmî kardeşliğin de kanına girdi. Ortalıkta, Müslüman unsurları birbirinden üstün gören yazılar, tavırlar, konuşmalar sökün ediverdi. Ahmet Mithat Efendi gibi, &#8220;Türkler olmasaydı, Rumlar, Kürtler, Araplar ve Ermeniler kendilerini gösteremezlerdi&#8221; diye yazanlar çıktı. Şemseddin Sami gibi, &#8220;Yedi-sekiz yüz seneden beri İslâm&#8217;ı himaye ile Allah yolunda cihad edenler Araplar olmayıp, o beğenmediği Türkler ile, onlara tâbi olan kavimlerdir&#8221; diye yazanlar da&#8230; Ki, tam tersini yazanlar da mevcuttu. Yirminci yüzyılın başında, İstanbul&#8217;un, Şam&#8217;ın, Bağdat&#8217;ın, Kahire&#8217;nin, Hicaz&#8217;ın, Van&#8217;ın birçok kahvesinde artık &#8220;İnananlar ancak kardeştir&#8221; ilahî hükmünden çok, &#8220;Bizim kavmimiz daha üstün&#8221; nefsanî hükmü konuşulur olmuştu.</p>
<p>Nitekim, bu halet-i ruhiyenin değişik tezahürleri karşısında, 31 Mart 1909 günü, bir gazetede, Said Nursî şu ikazda bulunma lüzumu hissedecekti:</p>
<p>&#8220;Madem ki, meşrutiyette hâkimiyet millettedir. Mevcudiyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milletimiz de yalnız İslâmiyet&#8217;tir. Zira Arap, Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli ve hakikatlı revâbıt ve milliyetleri İslâmiyet&#8217;ten başka bir şey değildir. Nasıl ki az ihmal ile tevâif-i mülûk temelleri atılmakta ve on üç asır evvel ölmüş olan asabiyet-i cahiliyeyi ihya ile fitne ikaz olunmaktadır.&#8221;</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın hatırlattığı üzere, Asr-ı Saadet ile, &#8220;cahiliye asabiyet&#8221;i ölüme gönderilmişti. Zira, Hz. Peygamber&#8217;in hadisince, &#8220;İslâmiyet cahiliye asabiyetini kesip atar&#8221;dı. Çünkü, asabiyet, adı üstünde, câhiliyetin meyvesi idi. Câhiliye devri ise, vahyin hayattan silindiği, insanların kul olduklarını unuttuğu; bilakis ene&#8217;lerin hüküm sürdüğü bir zamanı temsil etmedeydi. Bu zamanda &#8220;ben&#8221;ler ön plânda idi; hükümler buna göre veriliyordu. Ayrıca, &#8220;ben&#8221;lerin soy, şehir, kabile ve ırk bağları ile &#8220;biz&#8221;e dönüşümü de söz konusu idi. Ve beraberce &#8220;ben&#8221;ler ile &#8220;biz&#8221;lerin &#8220;mahlûkiyet noktasında ve mabudiyetten uzaklık noktasında bir&#8221;liği konuşulmuyor; bilakis &#8220;Biz daha üstünüz&#8221; kavgası yaşanıyordu. O kadar ki, âyetin tespitiyle, daha üstün olduğunu ispat için, birbirinin mezarındaki ölüleri saymaya kalkışacak derecede&#8230;</p>
<p>İşte, yirminci yüzyılın başında İslâm dünyasında ve her bir mü&#8217;minin kendi dünyasında benzer bir halin emareleri belirmiş durumdaydı. Sözüm ona &#8220;Aydınlanma&#8221; denilen, gerçekte ise tüm insanlığı vahiyden tecerrüdün karanlığına çağıran bir dünyevî kasırga ve bir ürünü olarak milliyetçilik sadece doğum yeri olan Avrupa&#8217;yla münhasır kalmamıştı. Birçok mü&#8217;minin dimağını, birçok Müslüman kavmin ortak hayatını da tehdit ediyordu. &#8220;Mahlûkiyet noktasında ve mabudiyetten uzaklık noktasında bir&#8221;liği ders veren ubudiyet şuuru yerine, nefisleri ve nefislerin toplamı kimi oluşumları putlaştıran yeni bir hayat anlayışı sunuyordu.</p>
<p>Ve bu anlayışın dünyasında hâkim olduğu bir zümre, son deminde Osmanlı&#8217;ya hâkim oldu. Daha da ileri giden bir diğer zümre ise, &#8220;selâmet-i din&#8221; adına yapılan bir savaşın akabinde kurulan TC&#8217;ye az zaman sonra ağırlığını koydu. Bu esnada &#8220;asabiyet-i cahiliyeyi ihya ile fitne ikaz olunmaktadır&#8221; sözünün fiilî birçok örneği gözlendi. TC bir &#8220;millî-devlet&#8221;e dönüştürülme durumunda idi; milliyetçilik ise, artık resmî ideoloji halini almıştı. Devletin başındaki şahsın yazdırdığı bir kitap, bu yolda izlenen politikanın özetini sunuyordu: &#8220;Din Yok, Milliyet Var.&#8221;</p>
<p>Bilhassa 1930&#8242;lu yıllar, bu kesin tavrın getirdiği bir dizi vâkıayı sunuyor. Güneyden şu vatana, ancak ve ancak &#8220;Kur&#8217;ân nuru&#8221; ve &#8220;İslâmiyet ışığı&#8221; geldiği halde, &#8220;Cenup tarafındaki dindaşlara adavet.&#8221; Dolayısıyla, Arap düşmanlığı perdesi altında Hz. Peygamber&#8217;e ve onun bildirdiği hakikate karşı soğukluk hissini verme&#8230; İmanî salâbetin mücessem örneği olagelmiş &#8220;Şark vilâyetlerindeki vatandaşlara&#8221; husumet&#8230; Menfî milliyetin getirdiği ruh hali içinde verilmiş pek çok adaletsiz hüküm&#8230; Tehlike olurlar korkusuyla, sürgün ve mecburî iskan. Sason örneğinde olduğu gibi, münferit bir hadiseyi haksız yere topyekün bir beldeye harekât yürütme vesilesi kılma&#8230; Sürülen yüz binler&#8230; Öldürülen on binler&#8230; Göstermelik mahkemeler sonucu ipe giden insanlar&#8230;</p>
<p>Ki, bu kabil uygulamaların açtığı yara hâlâ dinmiş değil. Keza, &#8220;Din Yok, Milliyet Var&#8221; diyen bir rejimin sunduğu &#8220;millî&#8221;ci eğitimin zihinlerde açtığı yaralar da.</p>
<p>Bugün ise, meselenin doğduğu çerçeve değişmeksizin, o çerçeve içinde &#8220;çözüm&#8221;ler aranmada&#8230; Geçmişin Kemalist milliyetçiliğinin sebebiyet verdiği icraatların beslediği bir karşı-milliyetçilik hareketi karşısında, yine milliyet-eksenli ve temelde yine Kemalist -dolayısıyla vahiyden kopuk, dünyevî- yollarla çözüme ulaşmak isteniyor. Bir anlamda, hastalığa deva olarak, hastalığın sebebi sunuluyor.</p>
<p>Oysa, tarih ve hal, milliyetçiliğin bu noktada kalıcı bir çözüm getirmediğini belgeliyor. Çünkü, felsefî temeli itibarıyla milliyetçilik çözüm değil, problem öneriyor.</p>
<p>Tüm bir insanlık tarihini, &#8220;ene&#8221; tahlili ışığında &#8220;nübüvvet&#8221; ve &#8220;felsefe&#8221; olarak iki çizgiye ayıran Said Nursî, menfî milliyeti &#8220;peygamberlere iman&#8221;ın karşısına koyarak, &#8220;felsefe&#8221; çizgisine şöyle oturtuyor:</p>
<p>&#8220;Hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı Kuvvet kabul eder. Hedefi, menfaat bilir. Düstur-u hayatı cidal tanır. Cemaatlerin râbıtasını &#8216;Unsuriyet, menfî milliyet&#8217; tutar. Semerâtı ise, &#8216;Hevesât-ı nefsaniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyiddir.&#8221;</p>
<p>Akabinde, bu temellerin getirdiği sonucu, şöyle sunuyor Said Nursî:</p>
<p>&#8220;Halbuki, kuvvet&#8217;in şe&#8217;ni tecavüz&#8217;dür. Menfaatın şe&#8217;ni her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde &#8216;boğuşmak&#8217;tır. Düstür-u cidâlin şe&#8217;ni, &#8216;çarpışmak&#8217;tır. Unsuriyetin şe&#8217;ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, &#8216;tecavüz&#8217;dür.&#8221;</p>
<p>Yine onun tahlilinde &#8220;nübüvvet&#8221; çizgisinde ise, alternatif tablolar görüyoruz: Dayanak noktası olarak, kuvvete bedel, hak. Gayede menfaate bedel, fazilet ve rıza-yı ilahî. Hayat düsturu olarak cidal yerine teavün. Cemâatlerin rabıtalarında, unsuriyet, milliyet yerine &#8216;râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî&#8217;. Bunun tezahürü ise, ittifak, tesanüd, birbirinin yardımına koşma, uhuvvet, incizap olarak beliriyor.</p>
<p>Bu tahlilin ışığında ve de bu tahlili doğrulayan pek çok vâkıanın eşliğinde, &#8220;menfî milliyet&#8221; fikrinin nereden gelip nereye gittiği apaçık belirmede. Ne ki, &#8220;sıdk ile kizbin beraber bir dükkanda satıldığı&#8221; bir zamanda yaşıyoruz. Elmas ile kömür, doğru ile yalan, artık birlikte sunuluyor. Temelde &#8220;felsefe&#8221;nin meyvesi olan bir husus, pekâlâ Kur&#8217;ân&#8217;ın malıymış gibi sunulabiliyor. &#8220;Menfaat&#8221; mü&#8217;minin hedefi olmayacağı yerde, pekâlâ &#8220;millî çıkarlar&#8221;dan dem vurulmada. &#8220;Unsuriyet ve menfî milliyet&#8221; mü&#8217;minin râbıtası olmayacağı yerde, pekâlâ &#8220;millî-devlet&#8221; mantığıyla davranabiliyoruz.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;de bunun binlerce, hatta milyonlarca örneği yaşanıyor olmalı. &#8220;Millî-devlet&#8221;i bir değişmez doğru, milliyetçiliği ise -ister Türkçülüğe, ister Kürtçülüğe uzansın- temel hayat ölçüsü gibi görmenin iç dünyalarda açtığı yaralar gittikçe genişliyor. &#8220;Laik&#8221; ve dünyevî bir siyasî yapı adına mü&#8217;min kardeşine küsecek derecede. Yahut kan kusan bir terör örgütü lehine, dindaşına sırt çevirecek seviyede.</p>
<p>Güneydoğu&#8217;daki yangın durulur mu, bilinmez. Ama bilinen ve görülen o ki, hadiselerin günlük seyri ile uğraşırken kabaran menfî duyguların yüreklerde açtığı yangın, dur denilmezse, biraz zor durulacak.</p>
<p>Korkarım, o mâlûm dönemde bir yanda &#8220;Kürt yoktur, onlar dağ Türk&#8217;üdür&#8221; denilirken bir yandan &#8220;Said Kürt&#8217;tür&#8221; diye ötekileştirilmek istenen Bediüzzaman&#8217;ın &#8220;tahribatçı ehl-i bid&#8217;ayı uyarırken söylediği tehlikenin eşiğindeyiz: &#8220;Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak.&#8221;</p>
<p>Hangi etnisiteye mensup olursak olalım, milliyetçiliği siyasetin ve zihniyet dünyamızın merkezinden alıp çıkarmadıkça, bu &#8220;kabil-i iltiyam inşikak&#8221;a bir adım daha yaklaşıyor olduğumuz endişesini taşıyorum.</p>
<p><strong>Öz</strong></p>
<p>Bu yazıda, sözüm ona &#8216;Aydınlanma&#8221; denilen, gerçekte ise tüm insanlığı vahiyden tecerrüdün karanlığına çağıran bir dünyevî kasırganın; &#8220;milliyetçilik&#8221;in Müslüman bir ülkede nasıl zihinleri bulandırdığı, yüzyıllar boyu birlikte yaşayan iki unsur arasında ne tür problemler ürettiği ele alınmakta; çözüm olarak da milliyetçiliğin siyaset ve zihniyet dünyamızın merkezinden çıkarılması önerilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/17/iki-milliyetcilik-ortasinda-turkiye/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/17/iki-milliyetcilik-ortasinda-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güneydoğu&#8217;daki en acı kaybımız: Masumiyetimiz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/07/guneydogudaki-en-aci-kaybimiz-masumiyetimiz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/07/guneydogudaki-en-aci-kaybimiz-masumiyetimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 23:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10443</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Geçen hafta başımıza gelen &#8220;sıradan&#8221; bir olay terörün beslendiği zemini aydınlattı bir kez daha. Türkiye&#8217;de bir çok insan karşısındakilerin içini, kalbini okuyabildiğinden o kadar emin ki birbirlerini dinlemiyorlar. Ne yaptığınız veya ne söylediğiniz değil önemli olan. Ne olduğunuz önemli.  
 Daha doğrusu ne mal olduğunuz(!). 
 Dostumuz İbrahim Becer&#8217;in &#8220;Kararı Kürtler verecek&#8221; adlı yazısını yayına girdikten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2486" title="20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081204_derin_dusunce_org_sehit_anasi.jpg" alt="" width="210" height="243" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Geçen hafta başımıza gelen &#8220;sıradan&#8221; bir olay terörün beslendiği zemini aydınlattı bir kez daha. Türkiye&#8217;de bir çok insan karşısındakilerin içini, kalbini okuyabildiğinden o kadar emin ki birbirlerini dinlemiyorlar. Ne yaptığınız veya ne söylediğiniz değil önemli olan. Ne olduğunuz önemli.  </em></p>
<p><em> <strong>Daha doğrusu ne mal olduğunuz(!)</strong>. </em></p>
<p><em> </em><em>Dostumuz İbrahim Becer&#8217;in <a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/28/karari-kurtler-verecek/">&#8220;Kararı Kürtler verecek&#8221; adlı yazısını</a> yayına girdikten sonra ben de dahil bir kaç yorumcu yazıda (bize göre) militarizm ve Türk milliyetçiliği kokan fikirlere itiraz ettik. Buraya kadar bir mesele yok. Ama aynı yazı bir başka sitede yayınlandığında İbrahim Bey&#8217;i yeterince millî olMAdığı için eleştirmişler. İşte böyle bir yorum:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;">  &#8221;arkadaşım güzel yazmışsın yazından çıkan özete bakarsak askerler dolayısıyla orduyu vede türk milleti suçlu milliyetcı olmakda suç kürtler demişsın ama onlar olayın fügüranlarıdır gerçek aktörler arkapılandadır onların yaptıkları irkcılık olmuyor onların dağdaki 15 yaşındaki terörüstü veya senin deyişinle militanı acemi olmuyor ama senin yirmi yaşındaki askerin acemi eyitimsiz oluyor onlar milliyeti için savaşıyor ama senvede senin gibi yorumlayanlar milliyetten uzak amacsıs yaşayanlar hüsrana uğramaya mahkumdür terörüs amacı doğrultusunda mücadelesini veriyor ama seningibi dü-şünüp türkgençliğinini pasıvıze edip amaçsız hale getirirseniz mudafadan vede müçadeleden uzakkalır gelecekte başka ırkların esareti altında yaşamaya mahkum olurlar&#8221;</p>
<p><em> </em><em>Evet, İbrahim Becer bizim eleştirilerimize cevaben yeni bir yazı hazırlarken bu tür eleştirilere maruz kalması gerçekten düşündürücü. Tek tek bireylerin, siyasî partilerin, sloganların ötesinde ciddî bir iletişim bozukluğunu gösteriyor bütün bunlar. <strong>Basının, üniversitelerin, siyasetçilerin ve sendikaların görevlerini yapmadığı, hasta bir toplum. Fikren, vicdanen felç halinde.</strong> Fertlerin birbirini anlaMAdığı ama ne mal olduğunu bildiği(!) bir toplum. Tımarhane gibi. Zaten Türkiye&#8217;nin bölünmesi veya bütünlüğünün korunması şeklindeki siyasî taleplerin insan öldürerek dile getirilmesi de bu cinnet halinin neticesi değil mi? PKK terörüyle devlet terörü arasında ne fark var? Üstelik her ikisi de bizim vergilerimizle ayakta duruyor. &#8220;Ötekini&#8221; dinlemediğimiz müddetçe Türk ve Kürt kanı sıçrıyor üzerimize&#8230; <strong>Güneydoğu&#8217;daki en acı kaybımız da bu oldu zaten: Masumiyetimiz!</strong></em></p>
<p> İbrahim Becer&#8217;in &#8220;<em>O yazı doğru bir yazı&#8221;</em> adlı makalesini ilginize sunuyoruz. (MY)</p>
<h2> o yazı doğru bir yazı</h2>
<p> &#8221;Kararı Kürtler verecek&#8221; adlı yazıma başta Sayın Mehmet Yılmaz olmak üzere diğer yorumculardan menfi anlamda karşılık gelmesini garipsediğimi itiraf etmeliyim.</p>
<p>Polemiğe evet ama demagojiye hayır!</p>
<p> Kürtlerin sonuna kadar haklı oldukları <span id="more-10443"></span>ana dilde konuşmaları, kültürlerini gelecek kuşaklara aktarmalarını, Ape Musa&#8217;nın katilini Devletten sormaları gibi kendi belleklerini dimdik ayakta tutan öğeleri savunmalarını anlayabiliyorum.</p>
<p>Ama şunu anlayamıyorum; neden Güneydoğu Sorununa bakarken tek taraflı davranmak ihtiyacınızı iliklerinize kadar hissediyorsunuz? Sizi korkutan, sindiren, şevkinizi kıran dinamik nedir? Dağda kekik toplayan masum Köylüyü katleden zihniyete lanet okurken, İstanbul&#8217;un göbeğinde otobüse atılan molotofla can veren gencecik kızı görmezden gelmek niye?</p>
<p> Yoksa Siz İki cani arasında, fildişi kulenizin steril ortamında bir &#8220;primus interpares&#8221; bağlantısı mı kuruyorsunuz? (primus interpares; eşitler arasında ılımlı birinci)</p>
<p>         Oldu olacak kendi soruma kendi cevabımı vereyim: Çünkü Şairin dediği gibi Azizim, &#8220;işin kolayına kaçıyorsunuz&#8221;. Biraz da Hoca&#8217;nın hikâyesiyle kesişmekte yolunuz; &#8220;Hoca samanlıkta iğnesini kaybetmiş ve çıkmış dışarıda aramaya başlamış. Yoldan geçen Köylü sorunca da, Hoca; &#8220;samanlıkta iğnemi kaybettim de burada arıyorum&#8221; cevabını vermiş. Köylü: &#8220;neden samanlıkta aramıyorsun?&#8221; der demez Hoca meşrebine uygun o malum cevabı yapıştırmış: &#8220;çünkü samanlıkta aramak zoruma gitti!&#8221;</p>
<p>         Hocayla yolunuz işte bu yüzden kesişiyor Üstadım!</p>
<p>         Abdullah Öcalan&#8217;ın çözümlemelerine göz attınız mı, Ya Şemdin Sakık ve onun &#8220;Apo Kişiliği&#8221; kitabı, bir militanla telsizde geçirdiğiniz kaç saatiniz var, Fırat Haber Ajansını günü gününe takip ediyor musunuz, Adil Bilika, Mahsum Korkmaz, Şahin Baliç isimlerini daha önce hiç duydunuz mu, Abdülkadir Aygan hakkında ne biliyorsunuz peki?</p>
<p>         Bütün bunları ukalalık olsun diye anlatmıyorum hele kendimi anlatmayı nefsime zul addederim. Düşüncenin derininden dem vurulan bir sitede Kürt Sorunu hakkında kalem oynatacaksanız PKK&#8217;dan bahsetmek zorundasınız. Aksi takdirde adil olmazsınız ve dahi kalemi kalemliğinden, mürekkebi de renginden utandırırsınız.</p>
<p>         ‘Cem Ersever&#8217; ismini kullanmak bir tehdit unsuru olarak algılanmamalı Saygıdeğer Okur. Bu Ülkede hala yargı aşamasında olan Sarıkız, Ay ışığı gibi darbe planlarının yanında nur topu gibi bir &#8220;Cem Ersever&#8221; sahibi olmak inanın bana sade suya tirit kalır. O cümlenin altyapısını anlatmamamın sebebi, Sitenin sahip olduğu entelektüel idrakine olan güvenimden kaynaklanıyordu.</p>
<p>         O zaman açalım isterseniz; 1984 yılında Şemdinli&#8217;de namludan çıkan ilk mermiden bu yana tam çeyrek asır geçti. Yılda İki yüz bin askerin yolunun Güney doğuya düştüğünü varsayarsanız, kaba bir hesapla yaklaşık altı milyon insan bu kaosu, sıcak çatışma tadında yaşayıp tekrar Batı İllerine döndüler. Yaşadıkları sendromun en büyük sebeplerinden birisi de &#8220;çözümsüzlük&#8221; olgusunu birebir yaşamalarıydı. Onlar da biliyordu ki, asırlar da geçse, milyonlarca insan da ölse Güneydoğu&#8217;da bu minval üzere gidildiği müddetçe hiçbir şey değişmeyecekti.</p>
<p>         O zaman bir &#8220;kurtarıcı&#8221;, bir &#8220;salvatore&#8221;, bir &#8220;la capitan Alatriste&#8221; gelmeliydi ve Onların yapamadıklarını, tüm kuralları da ayağının altına alarak yapmalıydı. Çok basit ama aynı oranda etkili aforizmalar dökülmeliydi bu Kurtarıcının dilinden; &#8220;baş düşer, gövde dağılır&#8221; gibi. Maddi öğelerle de desteklenmeliydi bu diskur; bir gün Musa Anter öldürülmeliydi, bir diğer gün Vedat Aydın. Önemli olan tek realitenin bu kan değirmenine can taşımak olan yılların bir ürünüdür Cem Ersever.</p>
<p>         Şimdi aynı çözümsüzlük sarmalından yine geçiyoruz. Olmuyor, olmuyor, olmuyor! Askerin bırakın sınırları korumayı kendi Taburunu korumaya mecali yok. Çünkü bu sorun üzerine kafa yorması gereken yıllarda Toplum Mühendisliğine soyunmuş olmasından ve mesaisini, bu kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan işle tükettiğinden pratik anlamda hiçbir yaptırımı yok.</p>
<p>         Siyasetteki tıkanıklık Meclisle çözülecek bir tıkanıklık değil. Ohal ve Sıkıyönetim&#8217;den bahsedilmesi idrakin de tıkandığı anlamına gelmekte.</p>
<p>         İşte bütün bu sebepler 2010 model bir Cem Ersever&#8217;in önünü açar. Bunu bir öngörü olarak algılayın, bir temenni olarak değil. Bu öngörüyü dillendirmek de müsaadenizle bir &#8220;Yazar namusu&#8221; olarak anlaşılsın.</p>
<p>         İki tavırdan birini benimsemek zorundaydım: Ya iş işten geçtikten sonra kimsenin faydasına olmayacak zırvalarla zaman harcayacaktım ya da araştıracak ve gidişatı yazacaktım. Türkiye&#8217;nin bu netameli coğrafyası hakkında çok ciddi bir mesai harcadım, doğrudur. Mesaiden kastım askerlik olarak anlaşılmasın. Okudum, araştırdım, konuştum ve bir takım çıkarımlara ulaştım.</p>
<p>         Yaptığım da bunları paylaşmaktan ibarettir o kadar.</p>
<p>         Sıradan bir insan bir kahve muhabbetinde &#8220;Örgütün Giresun&#8217;da ne işi var diyebilir?&#8221; Avam&#8217;ın bunu anlamamaya sonuna kadar hakkı vardır. Gel gelelim aynı soruyu bana sorarsan, ben muhatabıma Örgütün doksanlı yıllardaki Botan-Behdinan savaş hükümeti macerasından girerim, David Galula&#8217;dan çıkarım.</p>
<p>         Ama burası kahvehane değil. Ciddi anlamda emek harcanmış bir Düşünce platformu.</p>
<p>          Eskilerin bir deyişi vardır, &#8220;galat-ı meşhur&#8221; derler.</p>
<p>         Kısaca; &#8220;gerçeğin yerine geçen büyük yalan&#8221; anlamına gelir ki bugün sıkça kullanılan &#8220;manipülasyon&#8221;  kelimesi ve onun barındırdığı anlamı da içinde barındırır. Hülasa, her iki durumda da sözü söyleyen kişinin dedikleri modifiye edilir ve ortaya bir anlamda &#8220;doğan görünümlü şahin&#8221; benzeri bir eser çıkar.</p>
<p>         Özetle, Yazdıklarımın sonuna kadar arkasında olmakla beraber söylemediklerim beni bağlamaz&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/07/guneydogudaki-en-aci-kaybimiz-masumiyetimiz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/07/guneydogudaki-en-aci-kaybimiz-masumiyetimiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Çaba göstermeden adalet ve barış nasıl gelsin</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/05/duyuru-caba-gostermeden-adalet-ve-baris-nasil-gelsin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/05/duyuru-caba-gostermeden-adalet-ve-baris-nasil-gelsin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 21:24:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10420</guid>
		<description><![CDATA[Taraf Gazetesi yazarı Hilal Kaplan, Kürt sorununda barışın ancak adaletin tesis edilmesiyle sağlanabileceğine dikkat çekerek bazı somut adımların atılması gerektiğini ifade etti
Taraf Gazetesi yazarı Hilal Kaplan,  Kürt sorununun sadece barışın değil aynı zamanda adaletin de tesis edilmesini gerektiren çetrefil bir sorun olduğunu hatırlatarak, çözüm sürecinde Müslümanların sorumluluk duygusuyla hareket etmesinin önemine değindi. TOKAD, Özgür Eğitim-Sen, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taraf Gazetesi yazarı Hilal Kaplan, Kürt sorununda barışın ancak adaletin tesis edilmesiyle sağlanabileceğine dikkat çekerek bazı somut adımların atılması gerektiğini ifade etti<br />
Taraf Gazetesi yazarı Hilal Kaplan,  Kürt sorununun sadece barışın değil aynı zamanda adaletin de tesis edilmesini gerektiren çetrefil bir sorun olduğunu hatırlatarak, çözüm sürecinde Müslümanların sorumluluk duygusuyla hareket etmesinin önemine değindi. TOKAD, Özgür Eğitim-Sen, Özgür Yazarlar Birliği ve Tasfiye Dergisi&#8217;nin Tokat&#8217;tan İslami çevreleri Kürt sorununda sorumluluk almaya davet eden <span id="more-10420"></span>bildirisiyle ilgili bir değerlendirme yapan Hilal Kaplan, &#8220;Kürt meselesi oldukça hassas bir mesele. Çok canlar yandı. Bu mesele üzerine düşünürken aklımdan çıkarmadığım bir ayet-i kerime var: &#8220;Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah&#8217;a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.&#8221; Bence bu ayet, Kürt olsun ya da olmasın tüm ülke Müslümanlarının feyz alması ve öfke, intikam, gurur gibi nefsî duygularla baş ederken her dâim hatırlaması gereken bir ortak zemin sağlayabilir. Bu ayet-i kerimeyi her tür eylemliliğimizde baş köşede ağırlamamız gerekiyor diye inanıyorum.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.<br />
ANADİLDE EĞİTİM TALEBİNE SAHİP ÇIKALIM<br />
Kürt sorunuyla ilgili olarak Türkiye Müslümanlarının sorumlulukları konusunda anadilde eğitim hakkının savunulmasının gerekliliğine dikkat çeken Hilal Kaplan, &#8220;Kürtler bugün &#8220;ümmetin yetimleri&#8221; ise, bundaki sorumluluğumuz bence oldukça aşikâr. Bunu teslim edip, &#8220;Bismillah&#8221; diyerek kolları sıvamak gerek. Evvelâ Türkiye&#8217;nin çoğunluğu Müslümansa ve Allah &#8220;Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O&#8217;nun ayetlerindendir&#8221; diye buyuruyorsa, Kürtlerin anadil taleplerine en çok Müslümanların sahip çıkması gerekir. PKK&#8217;nın yapıp ettikleri yüzünden Allah&#8217;ın ayetlerinden biri olan Kürtçe&#8217;nin asimile edilmesine karşı çıkamayan Müslümanlar, Kürtlerin çoğunluğunun PKK sempatizanı olmadığını hatırlasın yeter. Kaldı ki öyle olsaydı bile &#8220;Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah&#8217;a karşı gelmekten sakının.&#8221; ayetini hatırlamaları kâfî olurdu.&#8221; yorumunu yaptı.<br />
SİLAHLARIN SUSMASINI SAĞLAYALIM<br />
Son günlerde yeniden yükselen şiddetin barışın tesisini zorlaştırdığı yönündeki tespitleri destekleyen Hilal Kaplan, çözüm noktasında cesur adımlara ihtiyaç duyulduğuna işaret eden değerlendirmelerde bulunarak &#8220;Bu ülkede 2006 itibariyle 3,5 milyon Kürt &#8220;Öcalan, irademizdir&#8221; diye imza verebiliyorsa, sadece PKK karşıtı Kürtlerle yan yana yürüyerek bir arpa boyu yol alamayız. &#8220;PKK silah bıraksın&#8221; derken ordunun operasyonlarına karşı çıkmazsak meseleyi samimi bir biçimde sahiplenen Müslümanlarla, aynı zamanda oldukça dindar bir kitle olan PKK sempatizanlarının arası açılır. Unutmayalım ki Kürt meselesi sadece barışın değil aynı zamanda adaletin de tesis edilmesini gerektiren çetrefil bir mesele. Barış olacaksa bu PKK sempatizanlarıyla bizim aramızda olacak. Bu ülke vatandaşları bir arada var olacaksa, barışarak var olacak. Kabullenmesi zor şeyler söylediğimin farkındayım ancak hayat boşluk kaldırmıyor ve siyasetin acı gerçekleri biz onları yok saydıkça kaybolmuyor. Yok saymanın ve/ veya zor kullanmanın bizi nereye getirdiğiyse ortada&#8230;  Dolayısıyla savaşanların silahlarını bir yana koymalarını eşit bir biçimde istemek ve söz söyleyenlerin önünü açmak için pek çok eylem örgütlemek gerek.&#8221; diyerek, açılım sürecinin başında barış için Habur&#8217;dan giriş yapan gruba yapılan tutuklamalara sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çekti.<br />
BİRBİRİMİZİN YASINI PAYLAŞALIM<br />
Hilal Kaplan, çözüm sürecinde atılabilecek adımlarla ilgili olarak da görüşlerini şöyle ifade etti: &#8220;Barışçıl sloganların atılacağı her tür eylemliliğe omuz vermenin yanında barışı tesis etmek amacıyla hareket eden Müslümanların bölge insanıyla omuz omuza yapabileceği pek çok iş var. Din kadar kalpleri birbirine yaklaştırabilecek başka hiçbir olgu olamaz. Diyarbekir Ulu Camii&#8217;nde dağda ya da orduda ölen tüm gençlerimiz için beraberce Kur&#8217;an ya da Mevlit okusak fena mı olur mesela? Birbirimizin acısını paylaşsak, yasımızı Yasinlerle hafifletsek&#8230; Ertesi gün  beraberce sınırın çevresinde bir insan zinciri oluştursak, iki tarafa da &#8220;Artık yeter! Durun!&#8221; diyebilsek&#8230; Mükâfatını sadece Allah&#8217;tan bekleyerek tüm bunları yapabilsek, belki binlerce gencin daha hayatını kurtarabileceğiz. Türkiye Müslümanları ilkokuldan itibaren iliklerine kadar işleyen milliyetçiliğin gayri-diniliğiyle yüzleşip bu birliktelik için çabalayabilecekler mi? Yoksa bağışlamayı reddedip, barışı sağlamak için çaba göstermeyecekler mi? Bu soruların cevabını sadece önümüzdeki süreçte değil aynı zamanda hem yaptıklarımızla hem de yapmadıklarımızla hesaba çekildiğimiz o gün öğreneceğiz.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/05/duyuru-caba-gostermeden-adalet-ve-baris-nasil-gelsin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/05/duyuru-caba-gostermeden-adalet-ve-baris-nasil-gelsin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

