<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Komplo Teorileri</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/komplo-teorileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Komplolar ve Aptallıklar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/komplolar-ve-aptalliklar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/komplolar-ve-aptalliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Apr 2011 15:22:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15920</guid>
		<description><![CDATA[[25 Nisan 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Washington Post gazetesinin Charles Krauthammer adlı ünlü bir köşe yazarı var. Epey neo-con ve ekâbir bir kalem; dolayısıyla kendisinden hazzettiğimi hiç söyleyemem. Ama bir zaman önce okuduğum bir paragrafı epey hoşuma gitmişti. &#8221; Washington&#8217;daki herhangi bir kafa karıştırıcı olguya açıklama ararken&#8221; dedi adam:
&#8220;Her zaman komplo yerine aptallığı, hilebazlık yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[25 Nisan 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/komplolar-ve-aptalliklar-haber-346671.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Washington Post gazetesinin Charles Krauthammer adlı ünlü bir köşe yazarı var. Epey neo-con ve ekâbir bir kalem; dolayısıyla kendisinden hazzettiğimi hiç söyleyemem. Ama bir zaman önce okuduğum bir paragrafı epey hoşuma gitmişti. &#8221; Washington&#8217;daki herhangi bir kafa karıştırıcı olguya <span id="more-15920"></span>açıklama ararken&#8221; dedi adam:</p>
<p>&#8220;Her zaman komplo yerine aptallığı, hilebazlık yerine beceriksizliği tercih edin. Aksi takdirde, Washington&#8217;dakilere fazla kredi vermiş olursunuz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Bu alıntıyı aklıma getiren olay ise, geçen hafta Türkiye&#8217;yi sarsan &#8220;veto krizi&#8221; oldu. Yüksek Seçimi Kurulu&#8217;nun BDP destekli &#8220;Bağımsızlar&#8221;ı veto ettiğinin duyulmasıyla birlikte, çoğu yorumcu &#8220;komplo&#8221; ve &#8220;hilebazlık&#8221; açıklamalarına sarıldı. BDP&#8217;liler haksız bir biçimde hükümeti, başkaları da spekülatif bir biçimde &#8220;derin devlet&#8221;i suçladı. Oysa olayın bir &#8220;eksik evrak&#8221; meselesi olduğu çok geçmeden ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Derin mi, beceriksiz mi?</strong></p>
<p>Gerçi &#8220;komplo&#8221; ve &#8220;hilebazlık&#8221; açıklamalarında hala ısrar edenler yok değil. Bir tarafta &#8220;YSK evrak eksikliğini niçin bildirmedi&#8221;&#8216; diyenler, diğer tarafta da &#8220;BDP&#8217;liler niye her şeyi hazır etmedi&#8221; diye soranlar var. Bunların bir kısmı da &#8220;yemezler, işin içinde iş var!&#8221; demeye devam ediyor.</p>
<p>Belki haklıdırlar. Ama belki de Krauthammer&#8217;ın açıklaması doğrudur. Yani, &#8220;aptallık&#8221; biraz ağır ve kaba laf olacak ama, sadece insani hatalar ve hukuki hantallıklar vardır ortada. Türkiye&#8217;de devlet sistemi normalde hep tıkır tıkır mı işliyor ki, çıkan her arızanın nedeni iyi planlanmış bir &#8221; provokasyon&#8221; olsun?</p>
<p>Bu soruyu &#8220;veto krizi&#8221; vesilesiyle soruyorum, ama kapsama alanı aslında daha geniş. Son yıllarda &#8220;derin devlet&#8221; hakkında geliştirdiğimiz komplo teorileri için de geçerli. Mesela PKK&#8217;nın doğuda bir karakol basmasının ve bu sırada genelkurmayın vaktinde destek yetiştiremeyişinin açıklaması ne? &#8221; Böyle terör eylemleri olsun da vesayetimiz sürsün, hatta darbeye bahane çıksın&#8221; diyen cuntacılar mı? Ya da insani hatalar ve kurumsal beceriksizlikler mi?</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu işleri benden çok iyi daha bilenler var. Yazdıkları kitaplara, makalelere bakıyorum. &#8220;Tam da o gün falanca makinanın çalışmaması bir tesadüf müydü&#8221;, ya da &#8220;polis tam da o saatte o sokağı neden boş bırakmıştı&#8221; gibi sorularla dolu. Benimse verebilecek hiç bir cevabım yok. Ama cevap arayanların hep komploya yönelmesi, buna karşılık hatalar, beceriksizlikler, tesadüfler gibi açıklamaları baştan elemesi tuhaf.</p>
<p><strong>İmamın muhafız alayı</strong></p>
<p>Tabii bu komplocu zihniyet, sadece &#8220;derin devlet&#8221; muhaliflerine değil, onların muhalifi olan solcu, Kemalist veya ulusalcı gruplara da hakim. Onlar da, karşılarında her yeri kuşatan, her şeyi planlayan bir &#8220;İslamcı komplo&#8221; olduğuna inanıyor. (Mesela, serbest kalmasını dilediğim gazeteci Ahmet Şık&#8217;ın &#8220;İmamın Ordusu&#8221; kitabı, tam da böyle paranoid çağrışımlar yapıyor. Çünkü, bana sorarsanız, olsa olsa &#8220;imamın muhafız alayı&#8221; vardır ortada; yani Gülen Hareketi, en fazla, kendisini açıkça hedef alan, &#8220;Anadolu denizinde boğma&#8221; tehditleri savuran laikperest bir kadroya karşı kendini savunuyor olabilir.)</p>
<p>Nihayetinde, bana öyle geliyor ki, Türkiye&#8217;deki her toplumsal kesim ve her siyasi güç merkezi, kendi muhaliflerini gerçekte olduklarından daha güçlü, daha kurnaz ve daha kötü niyetli sanıyor.</p>
<p>Bunun öyle olmadığını anlatmaya kalktığınızda aldığınız cevaplar ise standart:</p>
<p>&#8220;Sen de amma safsın!&#8221;&#8230; Ya da; &#8220;Bizi bu kadar saf mı sanıyorsun?!&#8221;</p>
<p>Oysa söz konusu &#8220;saflık&#8221;, tam da ihtiyacımız olan şey olabilir. Özellikle de kuşkuculuk konusunda eksiğimiz değil fazlamız olduğu aşikarken.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/26/komplolar-ve-aptalliklar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/26/komplolar-ve-aptalliklar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siz de Biraz ‘Simon’ Olabilir misiniz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 11:14:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11180</guid>
		<description><![CDATA[[1 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bir önceki yazımda belirtmiştim: Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabına eleştirel bakıyorum. Bilhassa &#8220;cemaat&#8221; hakkındaki komplo teorisini abartılı buldum. Ancak bir kaç günde siyasi literatürümüze kazandırıverdiği &#8220;Simon&#8221; kavramını da önemsedim.Bu, Avcı&#8217;nın kitabında anlattığı bir PKK militanının kod ismi aslında. Kendini PKK davasına ölesiye adamış olan &#8220;Simon&#8221;, öz kızkardeşinin örgüt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-5348" title="20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>[1 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/siz-de-biraz-simon-olabilir-misiniz-290514.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Bir önceki yazımda belirtmiştim: Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabına eleştirel bakıyorum. Bilhassa &#8220;cemaat&#8221; hakkındaki komplo teorisini abartılı buldum. Ancak bir kaç günde siyasi literatürümüze kazandırıverdiği &#8220;Simon&#8221; kavramını da önemsedim.Bu, Avcı&#8217;nın kitabında anlattığı bir PKK militanının <span id="more-11180"></span>kod ismi aslında. Kendini PKK davasına ölesiye adamış olan &#8220;Simon&#8221;, öz kızkardeşinin örgüt tarafından suçsuz yere öldürülmesine seyirci kalıyor. Bunu da PKK&#8217;nın &#8220;yüce ideallerine&#8221; bağlı kalmak için, yani &#8220;idealistçe&#8221; yapıyor.</p>
<p>Avcı, bu örnekten yola çıkarak, &#8220;cemaat&#8221;in hedeflerini hukukun üstünde tuttuğunu düşündüğü polis şeflerini &#8220;Simonlaşmakla&#8221; suçlamış.</p>
<p>Ancak aslında &#8220;Simonlaşmak&#8221; için illa dar bir örgütlenmenin içine girmek şart değil. Herhangi bir &#8220;kollektivite&#8221;nin hedef ve çıkarlarını, hakkın, hukukun ve insan vicdanına kazınmış olan temel &#8220;adalet&#8221; duygusunun üzerine çıkaran herkes, bu yola girmiş demektir.</p>
<p>Ve bu kollektivite, &#8220;örgüt&#8221; ya da &#8220;cemaat&#8221; gibi çok azımızı ilgilendiren gibi dar yapılar yanında, &#8220;devlet&#8221; yahut &#8220;ulus&#8221; gibi hepimizi kuşatan daha büyük yapılar da olabilir.</p>
<p>★ ★ ★</p>
<p>Bakın, güncel tartışmalardan bir örnek vereyim. Biliyorsunuz, Onur Öymen sayesinde &#8220;Dersim trajedisi&#8221; gündemimize girdi. Öğrendik ki şimdiki adı &#8220;Tunceli&#8221; olan bu kentte 30&#8242;lu yılların sonunda korkunç şeyler olmuş. Devlet &#8220;isyan bastırmaya&#8221; çalışırken, binlerce sivili de öldürmüş. Nice kadın, çocuk ve yaşlı feci şekilde can vermiş.</p>
<p>Peki, şimdi bu gerçek karşısında nasıl bir &#8220;ahlaki yargı&#8221; koymak lazım?</p>
<p>Emekli general Osman Pamukoğlu geçenlerde koydu bir yargı. Şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Hiç uzatmanın gereği yok. Dersim birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk&#8217;tü&#8230; İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk&#8217;te öyle bastırdı. Bundan sonra olacaksa yine aynı şekilde bastırılacaktır.&#8221;</p>
<p>Dikkat ederseniz bu sözlerde Dersim&#8217;de ölen masum insanlara karşı herhangi bir acıma ve üzüntü duygusu yok. Bir &#8220;devletlerin isyanları bastırma hakkı&#8221;na referans var, bir de bizim devletin en büyük referansı olan Atatürk&#8217;e&#8230;</p>
<p>Zaten sanırım Pamukoğlu&#8217;nun beklentisi de &#8220;bu işi Atatürk yaptı&#8221; deyince herkesin, &#8220;aaa, öyleyse tamam, hiç sorun yok, zaten Ulu Önderimiz neylerse güzel eyler, Yüce Devletimiz ne yaparsa doğru yapar&#8221; demesiydi.</p>
<p>Yani herkesin &#8220;Kemalist Cumhuriyet&#8217;in Simonu&#8221; olması&#8230;</p>
<p>★ ★ ★</p>
<p>Peki ama Simonlaşmadan korunmanın yolu ne? Hiç bir &#8220;aidiyet&#8221; duygusuna sahip olmamak mı?</p>
<p>Bazı &#8220;ultra-liberal&#8221; dostlarım böyle düşünüyor. Oysa bence sorun &#8220;aidiyet&#8221;te değil; bu &#8220;aidiyet&#8221;i dengeleyecek &#8220;bireysel değer yargıları&#8221;ndan mahrum olmakta.</p>
<p>Konu, dini cemaatler açısından bilhassa önemli gerçekten. Çünkü bu cemaatlerin &#8220;aidiyet&#8221;i ve &#8220;dayanışma&#8221;sı güçlüdür. Sizden, &#8220;ben değil, biz&#8221; demeniz ve &#8220;kardeşlik havuzu içinde erimeniz&#8221; beklenir.</p>
<p>Fakat bence burada kritik bir ayrım var: Bencilliği terk ederek fedakâr bir &#8220;hizmet eri&#8221; olmak başka, &#8220;bireysel değer yargıları&#8221;nı terk ederek gözü kapalı bir &#8220;emir eri&#8221; olmak bambaşka.</p>
<p>İkincisi, en ihlaslı cemaatte dahi bazı istismarların yolunu açar; çünkü kimsenin &#8220;bir dakika arkadaşlar, burada bir yanlış yapıyor olmayalım&#8221; diye itiraz etmediği yerde yanlışlar katlanarak artar.</p>
<p>Dahası, gördüğü yanlışlara itiraz etmeyen Müslüman, buradan önemli bir &#8220;vebal&#8221;de yüklenmiş olur.</p>
<p>Çünkü, unutmayalım, İslam&#8217;da &#8220;kollektif kurtuluş&#8221; değil, &#8220;bireysel hesap&#8221; vardır. Ve Allah, her mümini uyarmıştır:</p>
<p>&#8220;Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.&#8221; (İsra Suresi, 36)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Açılımı ‘Siyonistlerin Oyunu’ mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/14/kurt-acilimi-siyonistlerin-oyunu-turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/14/kurt-acilimi-siyonistlerin-oyunu-turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 09:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[SP]]></category>

		<category><![CDATA[milli görüs]]></category>

		<category><![CDATA[Kürt Açılımı ‘Siyonistlerin Oyunu’ mu?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6432</guid>
		<description><![CDATA[[7 Eylül 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Geçen hafta araştırmacı yazar İsa Tatlıcan&#8217;ın &#8220;8 Sütun&#8221; haber sitesinde yayınlanan bir yorumu ilgimi çekti. Hükümetin Kürt açılımını olumlu değerlendirdiği anlaşılan Tatlıcan, &#8220;Milli Görüş Hareketi Kürt Açılımı&#8217;nda Numan Kurtulmuş&#8217;tan Farklı mı Düşünüyor?&#8221; başlıklı yazısında &#8220;Saadet Partisi&#8217;nin bir kesiminde&#8221; gördüğü tutuculuğu eleştiriyordu. Partinin yayın organı olan Milli Gazete&#8217;nin yazarları arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_milliyetcilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6433" title="20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_milliyetcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_milliyetcilik-300x266.jpg" alt="" width="300" height="266" /></a>[7 Eylül 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/kurt-acilimi-siyonistlerin-oyunu-mu-211750.htm%3Cbr%20/%3E">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Geçen hafta araştırmacı yazar İsa Tatlıcan&#8217;ın &#8220;8 Sütun&#8221; haber sitesinde yayınlanan bir yorumu ilgimi çekti. Hükümetin Kürt açılımını olumlu değerlendirdiği anlaşılan Tatlıcan, &#8220;Milli Görüş Hareketi Kürt Açılımı&#8217;nda Numan Kurtulmuş&#8217;tan Farklı mı Düşünüyor?&#8221; başlıklı yazısında &#8220;Saadet Partisi&#8217;nin bir kesiminde&#8221; gördüğü tutuculuğu eleştiriyordu. Partinin yayın organı olan Milli Gazete&#8217;nin yazarları arasında açılımı &#8220;millî bağımsızlığımızı tehdit eden ABD ve AB kuşatması&#8221; olarak yorumlayanlar, &#8220;Kürt açılımı değil, emperyalist kumpas&#8221; diye başlık atanlar vardı. İşin başı da, elbette, <strong>Necmeddin Erbakan&#8217;ın &#8220;Kürt açılımı Siyonistlerin oyunu&#8221; şeklindeki sözleriydi.</strong> Bu söylemi tekrar etmeyen, aksine İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile yaptığı görüşmede yapıcı bir tavır takınan genel başkan Numan Kurtulmuş ise, Tatlıcan&#8217;a göre partisindeki bu eğilimden çok<span id="more-6432"></span> daha &#8220;ileri bir noktada&#8221; idi.</p>
<p>Numan Kurtulmuş&#8217;u bu açıdan ben de tebrik etmek isterim. Ancak partisinde yaygın olan tassubu biraz büyüteç altına almak lazım. Çünkü bu, sadece Milli Görüş&#8217;ün değil, son yüz yıl içinde ortaya çıkan pek çok İslami hareketin ufkunu daraltan kötü bir saplantı.</p>
<p>Problemin özünde, &#8220;dışarı&#8221;dan ve özellikle de Batı&#8217;dan gelen her türlü fikri peşinen reddetmek, dahası Müslümanları ifsad etmeye yönelik bir komplo olarak algılamak alışkanlığı yatıyor. Böyle düşünenlerin gözünde bir siyasi, felsefi ve hatta ekonomik kavramı itibardan düşürmek için onun &#8220;kökü dışarıda&#8221; olduğunu belirtmek yetiyor. &#8220;Böyle ithal şeylere ihtiyacımız yok&#8221; diye kestirip atıyorlar.</p>
<p>Yerli ve yabancı kaynaklar arasında &#8220;söylem benzerliği&#8221; bile, söz konusu zihniyetin sahipleri için alarm sinyallerini çalmaya yetiyor. Mesela &#8220;Kürt sorunun demokratikleşme çerçevesinde çözümü&#8221;nden söz ettiyseniz ve bu arada Washington&#8217;da yazılan bir raporda yahut Brüksel&#8217;de düzenlenen bir toplantıda aynı laf geçtiyse, kıyamet kopuyor.</p>
<p>Bu reddiyeciliği Müslümanlık adına gösterenler çok &#8220;İslami&#8221; bir iş yaptıklarını sanıyor, ama yanılıyorlar. İslam&#8217;ın temel kaynaklarında &#8220;yabancı kaynakları peşinen reddetme&#8221; diye bir ilke yoktur. Aksine ilk devirlerin Müslümanları, yayıldıkları coğrafyada karşılarına çıkan Bizans, Pers, Mısır, Hint, Yahudi veya Eski Yunan geleneklerini almış, yorumlamış ve bunlardan yararlanarak İslam düşüncesini zenginleştirmişlerdi. İslam medeniyeti bu açık fikirli ve &#8220;kozmopolitan&#8221; niteliği sayesinde Ortaçağ&#8217;da tüm dünyanın önüne geçti.</p>
<p>20. yüzyılda ortaya çıkan içe kapanmacı reddiyecilik ise, İslam&#8217;dan değil, Batı karşısındaki zaafiyetin yarattığı komplekslerden kaynaklanıyordu. Nitekim sadece Müslüman coğrafyada değil, başta Rusya olmak üzere daha bir çok ülkede gelişti. Türkiye&#8217;de ise, görüyorsunuz, İslam&#8217;la fazla bir alâkaları olmayan, hatta başını Doğu Perinçek gibi ateistlerin çektiği &#8220;ulusalcılar&#8221; tarafından pompalanıyor. Batı&#8217;dan çıkıp gelen her ne varsa peşinen reddetmeyi marifet sayan bu görüşün, Batı&#8217;dan çıkıp gelen her ne varsa peşinen kabullenmeyi marifet sayan (ve Milli Görüş&#8217;ün &#8220;taklitçi&#8221; diye eleştiregeldiği) zihniyetten aslında büyük bir farkı yok: Birisi nefret ötekisi aşkla da olsa, her ikisi de kendini Batı&#8217;ya göre ayarlıyor.</p>
<p>&#8220;Kürt açılımı&#8221;nı, AB ve ABD de aynı şeyi teşvik ediyor diye kötüleyen Milli Görüşçüler işte bu köhne yanılgının içindeler. Kendilerine sormak isterim, eğer yarın öbür gün bir gazeteci Barack Obama&#8217;ya (yahut, daha kötüsü, Şimon Peres&#8217;e!) &#8220;Türkiye&#8217;de bir askeri darbe ister misiniz&#8221; diye sorsa ve &#8220;ne münasebet, biz Türk demokrasisini destekliyoruz&#8221; cevabını alsa, ne yapacaklar. Bu &#8220;Siyonist plan&#8221;ı bozmak için ADD ve İşçi Partisi ile elele verip &#8220;ordu göreve!&#8221; diye yollara mı dökülecekler?</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/14/kurt-acilimi-siyonistlerin-oyunu-turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/14/kurt-acilimi-siyonistlerin-oyunu-turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Milliyetçiliğinde Açılım İhtiyacı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/11/turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/11/turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 13:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6427</guid>
		<description><![CDATA[[9 Eylül 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Fadime Özkan&#8217;ın Nevzat Kösoğlu ile yaptığı ve iki gün önce Star&#8217;da yayınlanan söyleşi, çok önemliydi. Kösoğlu, herkesin, ama özellikle de kendini &#8220;Türk milliyetçisi&#8221; olarak tanımlayanların mutlaka kulak vermesi gereken mühim şeyler söyledi.
Tanımayanlar için belirtelim; 1980 öncesinde MHP yöneticisi ve milletvekili olan Kösoğlu, daha sonra siyasetten çekilmiş ve kendini fikir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik_3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6428" title="20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090911_derin_dusunce_org_komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik_3.jpg" alt="" width="291" height="269" /></a>[9 Eylül 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/turk-milliyetciliginde-acilim-ihtiyaci-212148.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Fadime Özkan&#8217;ın Nevzat Kösoğlu ile yaptığı ve iki gün önce Star&#8217;da yayınlanan söyleşi, çok önemliydi. Kösoğlu, herkesin, ama özellikle de kendini &#8220;Türk milliyetçisi&#8221; olarak tanımlayanların mutlaka kulak vermesi gereken mühim şeyler söyledi.</p>
<p>Tanımayanlar için belirtelim; 1980 öncesinde MHP yöneticisi ve milletvekili olan Kösoğlu, daha sonra siyasetten çekilmiş ve kendini fikir hayatına adamış değerli bir tarih araştırmacısı ve yazardır. Türk tarihi ve kültürü üzerine yayınlanmış çok sayıda eseri vardır. &#8220;Ülkücülerin ağabeyi&#8221; ve Türk milliyetçiliği adına konuşmaya en yetkin bir kaç isimden biridir.</p>
<p>Durum bu iken Kösoğlu, MHP&#8217;nin tutumunun aksine<span id="more-6427"></span>, hükümetin &#8220;Kürt açılımını&#8221; olumlu bulduğunu söyledi. Hatta sadece bu konuda değil, hemen her alanda &#8220;Türkiye&#8217;nin adım adım çok iyi yürüdüğünü&#8221; belirtti. MHP geleneğinin içinden konuşan bir insan olarak partiyi eleştirmediyse de, son dönemde bazı Türk milliyetçilerini içine çeken, onları neredeyse Doğu Perinçek grubu ile aynı çizgiye getiren ulusalcı paranoyaya esaslı bir eleştiri getirerek şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Burada topyekûn milliyetçilerin hatası vardır. Milliyetçiler Türk milletinin milli meselelerde idrakini açık tutmakla kendilerini görevli sayarlar. Doğrudur, fakat mübalağaya gittiğinde iş komplo teorilerine varıyor. Onlara göre biz, eskilerin tabiriyle musallaya uzatılmış meyyit gibiyiz, imam bizi oraya buraya çeviriyor. İmamımız da Amerika! Yok böyle bir şey! Bu müthiş yanlış ve tehlikeli bir şeydir. Kişilerin ve toplumların kendilerine olan güvenini yıkar, onu yıktığın zaman ise geriye hiçbir şey kalmaz.&#8221;</p>
<p>Kösoğlu, son dönemde yine bazı Türk milliyetçileri arasında gelişen Kürt karşıtı &#8220;tarih uydurmacılığı&#8221;nın da üzerini çizdi. Osmanlı&#8217;daki &#8220;Kürt isyanları&#8221;nın çok sınırlı olduğu, Kürtlerin ezici çoğunluğunun imparatorluğa sadık kaldığı, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele&#8217;de &#8220;bizle birlikte savaştıkları&#8221; gibi gerçekleri vurguladı. Cumhuriyet&#8217;in bölünme korkusuyla Kürt kimliğini bastırarak hata ettiğini, Doğu&#8217;daki medreseleri kapatmakla da farkında olmadan Kürt milliyetçiliğinin önünü açtığını söyledi ki, bunlar tek kelimeyle &#8220;tam isabet&#8221; kaydeden tespitlerdi.</p>
<p>Sayın Kösoğlunun ifade ettiği tarzda bir &#8220;Türk milliyetçiliği&#8221;nin pek çok Kürt için kucaklayıcı olacağını umuyorum. Ancak ortada kritik bir mesele var: Türklüğün hâlâ Kürtleri de içine alan bir üst kimlik olarak tarif edilmesi. Kösoğlu bu fikri savunurken Türklüğün etnik bir kimlik olmadığını, Anadolu Müslümanlarının oluşturduğu milletin ismi olduğunu söylüyor. (Benzer bir görüş, Star&#8217;ın bu haftaki Açık Görüş ekinde yayınlanan &#8220;Bir Başka Açıdan Ne Mutlu Türk&#8217;üm Diyene&#8221; başlıklı, Prof. İskender Öksüz imzalı yazıda da savunuluyor.)</p>
<p>Bu argümanda haklılık payı var, çünkü &#8220;Türk&#8221; kelimesinin tarihte &#8220;Osmanlı Müslümanı&#8221; anlamına geldiğini gösteren pek çok örnek mevcut. Sırplar bugün bile hala (etnik olarak düpedüz Slav olan) Boşnaklar&#8217;a &#8220;Türk&#8221; diyebiliyorlar.</p>
<p>Gelgelelim, Osmanlı&#8217;ya ve İslam&#8217;a ait olan herşeyden kopmak azmiyle yola çıkan sevgili Cumhuriyet&#8217;imiz, Türklüğün bu geniş çerçevesini epey daraltmış, yok Güneş Dil Teorisi, yok Türk Tarih Kongresi diye zorlayarak, kökeni Orta Asya&#8217;ya uzanan epey etnik temelli yeni bir &#8220;Türklük&#8221; inşa etmiş durumda. Okullarda &#8220;Milli Tarih&#8221; diye bunu öğretiyoruz. Bu zihniyetin vardığı en son noktayı da, Mümtaz Soysal&#8217;ın &#8220;etnik mübadele&#8221; teklifinde açıkça görebiliyoruz.</p>
<p>&#8220;Türklüğün&#8221; vaziyeti bu iken, bunun çatısı altına girmek pek çok Kürt için &#8220;asimilasyon&#8221;dan başka bir şey ifade etmiyor.</p>
<p>Dolayısıyla, &#8220;Türklüğün&#8221; Kürtleri de gerçekten kucaklaması için biraz &#8220;açılması&#8221; gerekiyor.</p>
<p>Özellikle de Osmanlı&#8217;ya doğru&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/11/turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/11/turk-milliyetciligi-komplo_teorisi_mhp_milliyetcilik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Atatürkçü/Kemalist mahalle baskısı” veya “Yıpranan TSK değil, benim!”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 22:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5764</guid>
		<description><![CDATA[[Not: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise burada.]
&#8211;
Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_.jpg"><img class="size-medium wp-image-5771   alignleft" title="20090415_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a>[<strong>Not</strong>: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise <a href="http://kenardan.wordpress.com/" target="_blank">burada.</a>]</p>
<p style="text-align: left;">&#8211;</p>
<p style="text-align: left;">Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha yeni yaşadığım birkaç örnek:</p>
<p style="text-align: left;">Geçen hafta İzmir’den kalkıp İstanbul’a geldim; amaç aileyi, arkadaşları vesaireyi görmek, onlarla vakit geçirmek. İçmek, eğlenmek vs. Bir nevi “tatil” diyebiliriz. Teyzemi ve lise çağındaki kuzenlerimi görmek için birkaç gün teyzemde geceledim. Bir akşam teyzemin yakın bir arkadaşı eve geldi, oturduk muhabbete başladık. Kendisi 50′li yaşlarının sonunda, bir ilaç şirketi sahibi, CHP üyesi, kardeşi general olan ve İlker Başbuğ’la da aile dostu olan bir insan. <span id="more-5764"></span>Lise son sınıfa geçen kuzenlerden biri, birdenbire ortaya bir laf attı: “Atatürk diktatör müydü?” X bey (bundan sonra “X bey” olarak geçsin), Mustafa Kemal Atatürk’ün tabii ki diktatör olmadığından, kendisi için hiçbir şey yapmadığından, ne yaptıysa ülkeyi kurmak ve ileri götürmek için yaptığından dem vurdu, uzun uzun. Dayanamadım, konuşmaya başladım. Atatürk, kendisi için hiçbir şey yapmamış olsa dahi, bu durumun onun diktatörlüğüne bir halel getirmeyeceğini, sonuçta bir toplumun en tepesindeki insan olduğunu ve sözlerinin adeta bir emirmişçesine kabul gördüğünü anlatmaya çalıştım. “Diktatör” kelimesinin, iyi ya da kötü bir değer yargısıyla değerlendirmeden, gerçek anlamına bakıldığında Atatürk’ün tam anlamıyla bir “diktatör” stereotipi olduğunu söyledim. Bunun üzerine X bey hiddetlendi ve yüksek sesle “Hiç kimse Atatürk’e diktatör diyemez!” deyiverdi. Ben, bu sözü herhangi bir değer yargısında bulunmadan kullandığımı, sözcüğün anlamıyla Atatürk’ün davranışlarının uyuştuğunu belirttiysem de bir işe yaramadı.</p>
<p style="text-align: left;">Bunun ardından tartışma farklı yönlere doğru uzamaya başladı. Azınlıklar meselesine, “irtica” meselesine, Kürt meselesine dayandı. 1915′ten, İstiklâl Mahkemeleri’nden, Dersim Katliamı’ndan, Varlık Vergisi’nden, 6-7 Eylül Olayları’ndan, Diyarbakır Cezaevi’nden söz ettim. X beye göre bunların hepsinin mantıklı açıklamaları vardı ve devletin bu olaylarda takındığı tutum tamamen “gerekli” ve “zorunlu”ydu. Ermeniler bizi arkamızdan vurmuştu, insanlar “şeriat” istedikleri için idam edilmişti, Kürtler isyan edip devlete karşı gelmişti, azınlıklar dış güçlerden destek alarak ülkemizi bölmeye çalışıyordu. Devlet ne yapsaydı? Öldürmeseydi de beslese miydi, bölünse miydi? Bütün bu meselelerle ilgili olarak, bütün bu toplumsal kesimlerle empati kurmaya çalışan, demokratik ve özgürlükçü bir söylem üzerinden laf anlatmaya çalıştım; ama nafileydi. Bir kere devlet “kutsal”dı ve ona karşı geliştirilen hiçbir hareket cezasız kalamazdı. İnsanların çile çekmeleri, ölmeleri, öldürülmeleri önemsizdi. Devletin bekası için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. “Bana devletçi söylemlerle gelmeniz benim için hiçbir anlam ifade etmiyor; çünkü ben anarşist bir düşünce yapısına sahibim, devlet hiç umrumda değil, tek bir insan bile devlet/iktidar/güç yüzünden hayatını kaybetmişse o devletin benim için zerre değeri yoktur” dediğimde ortam iyice gerildi. Teyzemin ve annemin yüzlerinden bu gerilim çok net okunabiliyordu. X bey sükûnetini korumaya çalışsa da ses tonu sertleşmiş ve yükselmiş, hamasi nutuklar atmaya başlamıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Konu darbelere geldi uzandı ve X bey, soğukkanlılıkla, yapılan bütün darbelerin “zorunlu” olarak yapıldığını, o yüzden onların eleştirilmesinin doğru olmadığını söyleyiverdi. Tabii “darbe” sözcüğü yerine “müdahale” ya da “yönetime el koyma” sözlerini kullanmayı yeğliyordu. Üstelik benim babamın da bir Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olduğunu, bu nedenle askeri yıpratmaya çalışanların söylemlerinden uzak kalmam gerektiğini “hatırlattı” bana (sırf babam asker olduğu için neden askerleri savunmam gerektiğini hâlâ anlayabilmiş değilim). X beyin darbe savunuları ise şöyleydi: 1950′lerde Demokrat Parti baskıcı bir yönetim kurmuş olduğu ve Cumhuriyet Halk Partililere zulüm etmekte olduğu için “müdahale” kaçınılmazdı. Üstelik bu “müdahale” ilerici güçler tarafından yapılmıştı, tabii ki desteklenmeliydi. Baskıcı bir rejime karşı çıkmak ve onun baskıcı özelliğini engellemek için muhalefet oluşturmak görevinin orduya değil, siyasal partilere ve sivil toplum örgütlerine düştüğünü anlatmak benim için çok zor değildi; fakat bunu algılamak X bey için çok zordu. Ardından 1980 darbesine atlayıverdi: 12 Eylül 1980′den önce sokaklarda terör esiyordu, ordu akan kanı durdurmak için darbe yapmak zorundaydı. “Peki” dedim, “sokaklarda akan o kanın müsebbibi kimdi?”. X beye göre bu kanın müsebbibi dış güçlerdi. Gençlerimize birbirini kırdırıyorlar, ülkemizi zayıf duruma düşürmek ve bölüp paylaşmak istiyorlardı. Ona devletin beslediği “terörist”leri anımsatmaya çalıştım, gizli iktidar sahiplerinin gerçek iktidarı ellerine almak için pek çok olaya sebep olduğundan söz ettim, 1 Mayıs 1977′de işçilerin üzerine ateş açan Abdullah Çatlı’nın devletin bir görevlisi olduğundan bahsettim; konu birdenbire Abdullah Çatlı üzerinden ilerlemeye başladı. X beye göre Abdullah Çatlı bir “kahraman”dı; çünkü ASALA’yı bitiren adamdı. “Eğer karşımda bir katili savunacak noktaya gelmişseniz, benim sizinle paylaşacak hiçbir şeyim olamaz” dedim. Sinirlendi.</p>
<p style="text-align: left;">Bu konuyla ilgili “gerilimli dakikalar”ın ardından, mesele AKP hükümetine geliverdi. X beye göre AKP hükümetinin ülkeyi halihazırda yönetiyor olması “yasal” değildi. AKP legal bir hükümet yapılanması değildi ve ne yolla olursa olsun devrilmesi gerekiyordu. Kendisini hayretten hayrete düşerek, ağzım açık bir şekilde dinliyordum. 2002 genel seçimlerinde %34, 2007 genel seçimlerinde %47 oy alan bir parti, nasıl olur da legal olmazdı? X beye göre seçmen bilinçsizdi, gerizekalıydı, doğruları göremiyordu; AKP’nin amacı şeriatı getirmekti ve bu yolda demokrasiyi bir araç olarak kullanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de ülkemizi “yeşil kuşağın” bir parçası yapmak istediğinden AKP’yi destekliyordu. Bu basmakalıp düşüncelere hangi argümanla karşı çıkarsam çıkayım başarılı olamayacağımı biliyordum, bu tip sabit fikirlere sahip insanlar “düşünme” yetisini kullanamıyordu artık; X beyin “düşünmesini sağlamak” mümkün değildi. Bana sordu: “Sen AKP’nin legal olduğunu düşünüyor musun?” Cevabım şöyle oldu: “Bu ülke, en azından teoride, demokrasiyle yönetiliyorsa ve ülkenin yarısı bir partiye oy vermişse tabii ki o partinin hükümet etme hakkı vardır ve yasadışı yollarla bu engellenemez. Legal olmayan şey sizin “müdahale” düşüncenizdir.” X bey, bu sefer de AKP’nin aldığı oy oranının aslında %47′den çok çok daha düşük olduğunu, fakat seçim sonuçlarına hile katılarak bu oranın bu değerlere çekildiğini iddia etmeye başladı. Her türlü komplo teorisi tıkır tıkır işliyordu X beyin zihninde.</p>
<p style="text-align: left;">AKP’nin eleştirilmesi gereken çok sayıda icraatı olduğunu, fakat CHP ya da diğer muhalefetin bu icraatları eleştirmek yerine AKP’nin AB müktesebatı yönünde, demokratikleşme yönünde, sivilleşme yönünde (zorunlu olarak da olsa) atmaya çalıştığı her türlü adımı engellemekten başka bir muhalefeti olmadığından bahsettim. CHP’nin, AKP’yi düzgün yönlerden (örneğin; uygulanmakta olan neo-liberal bazı politikalar, işçi-emekçi hakları, sosyal güvenlik vb.) eleştirmek yerine sırtını orduya ve yüksek yargıya dayadığını, ülkenin daha yaşanabilir bir yer haline gelmesi için hiçbir çabası olmadığını söyledim. X bey, CHP hakkındaki bu iddialarımın “doğru olmadığı”ndan başka bir savunma yapamadı ve konuyu AB’ye getirerek “Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi gerçekten alacağını düşünüyor musun?” dedi. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe kabul edip etmeyeceğinin ayrı bir konu, AB müktesebatının Türkiye’de yerleşmesinin ayrı bir konu olduğunu söyledim ve devam ettim: “Bir kere AB içinde Türkiye’nin tam üyeliğine çeşitli sebeplerle karşı çıkan Fransa ve Almanya’nın yanında, Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen İsveç, İngiltere, İtalya gibi pek çok ülke var. AB içinde Türkiye’ye ilişkin bir korku olduğu da doğru; fakat şu anda sırf “onlar bizi kabul etmez” gibi bir gerekçeyle Türkiye’nin yasal yapısının bu halde kalmasını savunmak kadar saçma bir şey olamaz. Türkiye toplumsal ve bireysel özgürlüklerle demokrasiye çok uzak bir hukuka ve hukuk anlayışına sahip, bu özgürlüklerin şu anda dünya üzerinde en yoğun olarak yaşanmasına izin veren AB hukukuna da öyle ya da böyle geçilmesi gerekiyor.”</p>
<p style="text-align: left;">X bey bu hukuka AKP hükümetiyle geçilebileceğine gerçekten inanıp inanmadığımı sorduğunda ise gidişatın o yönde olduğunu ve toplumsal baskılarla bu talebin dile getirilmesi gerektiğini söyledim ve şu anda Türkiye’yi yönetme şansına sahip olan üç parti (AKP, CHP ve MHP) varsa, tabii ki bunların arasından AKP’yi tercih edeceğimden bahsettim. Bunun üzerine teyzem şöyle bir tepki verdi: “Ne yani, sen AKPli misin şimdi, bizim başımızı mı örttüreceksin bu gericilere?”</p>
<p style="text-align: left;">Tepkim şöyle oldu: “Bu ülkede insanların etnik kökenleri yüzünden devlet ya da milliyetçi tosuncuklar tarafından öldürülmelerini istemiyorum. Kültürel kimliklerini özgürce ifade etmek isteyen etnik grupların bu ifade haklarının engellenmesini istemiyorum. Hangi görüşten olursa olsun insanların bireysel, toplumsal ve siyasal özgürlüklerinin yanındayım. Hangi din ya da inanç söz konusu olursa olsun dinsel ve inançsal özgürlüklerden yanayım. Sırf başörtülü diye, genç kızların eğitim hakkının ellerinden alınmasını istemiyorum. Düşünceleri ya da söyledikleri yüzünden insanların hapislerde çürümesini istemiyorum. Sokak ortasında onbinlerce kişinin öldürülmesini istemiyorum. Eğer bütün bunlar senin ya da sizlerin zihniyetinde AKPlilikle bağdaşıyorsa, benim söyleyecek hiçbir şeyim olamaz. Ayrıca herhangi bir insan AKPli de olabilir, bu da bir suç falan değil bildiğim kadarıyla. Bir de şu var ki, benim gibi kendisini “Müslüman” olarak bile tanımlamayan, herhangi bir dine aidiyet hissetmeyen birine kalkıp “şeriatçı” yaftasını yakıştırman da harika.”</p>
<p style="text-align: left;">(Tabii ki teyzem de, X bey de, birazdan bahsedeceğim halam da kendisini “Müslüman” olarak tanımlıyor).</p>
<p style="text-align: left;">Tartışma süresince X bey, arada bir, “Yok, sen böyle düşünüyorsan seninle pek bir şey tartışabileceğimizi sanmıyorum.” deyip durduysa da dayanamıyor ve sürekli yeni bir şeylerden bahsetmeye çalışıyordu. Bunu da bir not olarak ekleyeyim. Kapanış ise şöyle oldu: “Ben şu anda neredeyse 60 yaşındayım. Gençken TİP’i desteklerdim, düşüncelerim de seninkilere yakındı; fakat bazı şeyleri yaşadıkça, gördükçe, anladıkça Atatürk milliyetçiliğinin, ulusalcılığın değerini fark ettim. 10 yıl sonra umarım yeniden bir araya geliriz, eminim ki senin düşüncelerin de benimkiler gibi olacak o zaman.” Benim verdiğim cevap ise şuydu: “Bundan 10 yıl önce, 17-18 yaşlarındayken, tamamen sizin gibi düşünüyordum. Düşünsel ilerlemeyi kimin yaşayıp, kimin yaşamadığını bu örnekle belki daha net anlarsınız.”</p>
<p style="text-align: left;">Saat epey geç olmuştu, el sıkışıldı ve X bey evine gitmek üzere ayrıldı. Ancak hikaye burada bitmiyordu, birkaç gün sonra X bey yeniden geldi. Bu sefer kendisiyle yalnızca el sıkışıp selamlaştım ve tartışmak istemediğim için başka bir odaya geçtim; fakat söylediği bazı şeyleri duyma şansım oldu, onları da aktarayım. X beye göre gençler ve hatta toplumun tamamı psikolojik bir sorun yaşıyordu. O yüzden benim bu gençlerden biri olarak bu şekilde düşünmem normaldi; ama nasıl ki başımız, sırtımız ağrıdığında, öksürdüğümüzde doktora gidiyorsak psikolojik sorunlar yaşadığımızda da psikologlara ya da psikiyatristlere başvurmalıydık. Anneme benim bir psikiyatriste görünme ihtiyacım olduğundan söz etti. Bunun tek sebebi X bey gibi düşünmüyor oluşumdu. Üstelik X bey kendisini hâlâ “solcu” olarak (da) tanımlıyordu.</p>
<p style="text-align: left;">İşte zihniyet bu: Her şeyi Atatürkçüler, ulusalcılar biliyor; onlar gibi düşünmeyen insanlar olayları doğru değerlendiremiyor, hepsi ruh hastası, zaten AKP de bu yüzden iktidarda. Psikiyatrik destek alırsak biz de doğru yolu bulup Atatürkçü ve ulusalcı olacağız. Herhalde bu tablo asıl “hasta”nın kim olduğunu çok net ortaya koyuyordur.</p>
<p style="text-align: left;">Gelelim ikinci “mahalle baskısı” örneğine: Daha bugün babaannemi, kuzenlerimi ve halamı görmek için halamların evine gittim. Kuzenlerden biri koluna “K. Atatürk” imzalı bir dövme yaptırmış, konu buradan açıldı. Halam “bak ne güzel olmuş, sen de yaptırsana” dedi bana. Şaşırdım. “Yahu neden yaptırayım ki?” dedim. “E hepimiz Atatürkçü değil miyiz?” dedi halam. “Yoo ben Atatürkçü falan değilim” dedim. Ondan sonra X beyinkinden biraz daha düşük seviyede (o seviyeden daha düşük nasıl olabilir diye sormayın lütfen) ve “popüler ulusalcılık/Tuncay Özkan ulusalcılığı” ekseninde, hamasi söylemler havada uçuşmaya başladı. Biz bu vatanın ekmeğini yiyorduk, hepimiz Atatürkçü olmalıydık, ordunun yanında olmalıydık, vatanımıza-milletimize sahip çıkmalıydık falan filan. Ülkenin bütün aydınları teker teker “içeri” alınıyordu, AKP de Amerika’nın güdümünde ülkeyi şeriata doğru götürüyordu. Üstelik bu ülkede bir Ermeninin sokak ortasında söylediği şeyler yüzünden öldürülmesinde de hiçbir sorun yoktu. Onlar dış güçlerle bağlantılıydı ve ülkemizde yaşama hakkına sahip değillerdi. Onların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarıyla ilgilenmiyordu bile halam. Irkçı ve şiddet yanlısı olduğunu söylediğimde tabii ki inkâr etti. O ırkçı değil, bir “Atatürk milliyetçisi”ydi. Bu tartışma da yaklaşık 15-20 dakika kadar sürdü; fakat artık bezmiştim ve halamın X bey kadar bile dinlemeye tahammülü yoktu. Konu babaannem sayesinde bir şekilde kapandı ve 2-3 saat sürecek olan “aile saadeti misafirliği” devam etti.</p>
<p style="text-align: left;">Tabii ki ailemden oldukları için ne düşünürlerse düşünsünler bu insanları seviyorum. Kötü niyetlerinin olmadığını da biliyorum. Resmi ideoloji tarafından “çok güzel” bir şekilde yetiştirilmişler, bu noktadan sonra yapılabilecek pek bir şey yok. Fakat onlardan rica ediyorum, lütfen benim yanımda bana böyle hamasi nutuklar atmasınlar. Yıpranıyorum. TSK değil, asıl ben yıpranıyorum ulan!</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail Türkiye’yi İşgal Eder mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/02/israil-turkiye%e2%80%99yi-isgal-eder-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/02/israil-turkiye%e2%80%99yi-isgal-eder-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 11:59:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<category><![CDATA[komplo teorisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5102</guid>
		<description><![CDATA[[1 Haziran 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Önce şunu söyleyeyim: Başbakan Erdoğan&#8217;ın binbir türlü &#8220;mayın&#8221;ın üzerine basarak söylediği sözlere katılıyorum. Evet, bizim ülkede azınlıklara ve yabancılara karşı &#8220;faşizm&#8221; boyutuna varan bir düşmanlık yapılmıştır ve yapılmaktadır. Evet, yabancı sermayenin Türkiye&#8217;ye yatırımı çok doğru ve gerekli bir şeydir. Ve evet, bu yabancı sermayenin İsrail&#8217;den, Arap ülkelerinden, Çin&#8217;den veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090105_derin_dusunce_org_yahudi_teolojisi_siyonizm_savas_israil.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5104" title="20090105_derin_dusunce_org_yahudi_teolojisi_siyonizm_savas_israil" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090105_derin_dusunce_org_yahudi_teolojisi_siyonizm_savas_israil.jpg" alt="" width="227" height="155" /></a>[1 Haziran 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/israil-turkiye-yi-isgal-eder-mi-191799.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Önce şunu söyleyeyim: Başbakan Erdoğan&#8217;ın binbir türlü &#8220;mayın&#8221;ın üzerine basarak söylediği sözlere katılıyorum. Evet, bizim ülkede azınlıklara ve yabancılara karşı &#8220;faşizm&#8221; boyutuna varan bir düşmanlık yapılmıştır ve yapılmaktadır. Evet, yabancı sermayenin Türkiye&#8217;ye yatırımı çok doğru ve gerekli bir şeydir. Ve evet, bu yabancı sermayenin İsrail&#8217;den, Arap ülkelerinden, Çin&#8217;den veya Maçin&#8217;den gelmesi fark etmez. En büyük sorunlarından biri genç nüfusuna istihdam yaratmak olan Türkiye için, her türlü iktisadi yatırım, değeri bilinmesi gereken bir kazançtır.<span id="more-5102"></span></p>
<p>Sınırdaki mayınlar meselesinin ise hiç bilmediğim teknik yönleri var. Onun için yasanın nasıl olması gerektiği konusunda ahkâm kesecek değilim. Ancak bu konudaki tartışmalar sırasında ortaya çıkan bir başka meseleye dair bir şeyler söyleyeyim. Bu, konu İsrail olunca sık sık gündeme gelen &#8220;Nil&#8217;den Fırat&#8217;a Siyonizm&#8221; ezberi.</p>
<p>Buna göre, İsrail devletinin, Nil ile Fırat nehirleri arasında kalan &#8220;vaad edilmiş topraklar&#8221; üzerinde gözü var. Bizim güneydoğu bölgesini &#8220;karıştıranlar&#8221; da, onlar. Türkiye&#8217;yi bölerek Fırat&#8217;ın doğusunda bir &#8220;Kürt devleti&#8221; kuracak, sonra da gelip burayı kolayca işgal edip &#8220;Büyük İsrail&#8221;e katacaklar.<br />
<strong>Nil&#8217;den Fırat&#8217;a neresi?</strong></p>
<p>Evet, Türkiye&#8217;de böyle bir ezber var. Ulusalcısından Milli Görüşçüsüne kadar &#8220;müşterisi&#8221; de çok. Peki ama ne kadar gerçekçi?</p>
<p>Önce &#8220;Nil&#8217;den Fırat&#8221;a ne demek, ona bakalım. Tevrat&#8217;ta Hz. İbrahim ve soyuna vaad edilen bu coğrafyanın Yahudi kaynaklarında nasıl tasvir edildiğini hiç incelediniz mi? Farklı görüşler var, ama en çok kabul edilen versiyon, Hz. Süleyman zamanında kurulan büyük &#8220;İsrail Krallığı&#8221;nın sınırlarına denk geliyor. Bu sınırlar da gerçekten kuzeyde Fırat nehrine dayanıyor. Ama Fırat&#8217;ın neresine? Türkiye&#8217;nin içinden geçen kısmına mı?</p>
<p>Hayır. Fırat&#8217;ın Suriye&#8217;nin ortasından geçen kısmına. Çünkü zaten haritaya bakarsanız Fırat&#8217;ın bizim sınırları aştıktan sonra Suriye içinde geniş bir yay çizip doğuya doğru yöneldiğini görürsünüz. İsrail&#8217;den &#8220;yola çıkınca&#8221; karşılaşılan Fırat da işte burası. Yani bizim sınırların yüzlerce kilometre güneyi.</p>
<p>Dolayısıyla eğer bir gün çılgın bir İsrail hükümeti, &#8220;biz, ecdadımızın sınırlarına ulaşmaya azmettik&#8221; diye bir işgale girişecek olsa bile, bu Türkiye&#8217;ye varmayacak.</p>
<p>Bu, &#8220;vaad edilmiş topraklar&#8221; ile ilgili teolojik ve tarihsel tablo. Daha da önemlisi, bugün gerçek hayatta ne olduğu.</p>
<p>Olan şu: İsrail, bırakın &#8220;Nil ile Fırat arası&#8221;nı, ondan çok daha küçük bir coğrafya olan Filistin&#8217;i dahi işgal altında tutmayı beceremiyor. Bırakın yeni fetihlere girişmeyi, 1967&#8242;de işgal ettiği bazı topraklardan çekildi bile. Zaten ilk başta Mısır&#8217;la barış anlaşması imzalayarak Sina Yarımadası&#8217;nı boşaltmış, yani Nil&#8217;e dayanan sınırını çok çok geriye çekmişti. 2005 yılında ufacık Gazze Şeridi&#8217;nden bile çekildi.</p>
<p>Peki neden?<br />
<strong>Gerçek ve Paranoya</strong></p>
<p>Çünkü İsrail&#8217;in nüfusu toprak genişletmeye yetmiyor! Araplar Yahudiler&#8217;den daha fazla çocuk yapıyor. Böyle giderse 2050 yılında tarihsel Filistin sınırları içindeki Arap nüfusu Yahudi nüfusunu aşacak. Ariel Şaron gibi koyu bir Siyonisti dahi Gazze&#8217;den çekilmeye zorlayan buydu. Yahudi Devleti&#8217;nin şimdiki tek gerçekçi hedefi, başta Kudüs civarı olmak üzere Batı Şeria&#8217;daki illegal yerleşim alanlarını koruyabilmek.</p>
<p>Durum bu iken İsrail&#8217;in kalkıp &#8220;istikamet Nil&#8217;den Fırat&#8217;a!&#8221; diyerek güneyde Sina Yarımadası&#8217;nı, kuzeyde ise Suriye&#8217;yi, Lübnan&#8217;ı ve dahası Türkiye&#8217;yi işgal edeceğini düşünmek, paranoyadan başka bir şey değildir. Olacak iş vardır, olmayacak iş vardır. Bu, olmayacak iştir.</p>
<p>İsrail&#8217;in Gazze ve Batı Şeria&#8217;da sürdürdüğü işgali ve &#8220;devlet terörü&#8221;nü tel&#8217;in etmek ise ayrı (ve son derece doğru) bir şey. Bu duyarlılıkla İsrail&#8217;e karşı boykot uygulamayı da anlarım. Ama gerçeklere dayanan bir &#8220;ahlaki duruş&#8221; ile vehimlere dayanan paranoya arasında çok fark var. Ve ne yazık ki bizde ikisi hep içiçe giriyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/02/israil-turkiye%e2%80%99yi-isgal-eder-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/02/israil-turkiye%e2%80%99yi-isgal-eder-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/14/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/14/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 21:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Amerikan Saldırganlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4835</guid>
		<description><![CDATA[Geçen bölümde belirttiğimiz gibi tarihte sıkışıp kalan olaylar/kavramlar ile süreklilik arz ederek günümüze doğrudan etki edenler arasında ayrım yapmak gerekiyor. ABD ikinci dünya savaşından bu yana çok değişik sorunlar ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. İkinci Dünya savaşında Almanya ve Japonya, ardından Komünist Rusya ile Soğuk Savaş. Kore, Vietnam, Güney Amerika ve Afrika &#8220;cephelerinde&#8221; uyuşturucu ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090506_derin_dusunce_org_amerika_abd_saldirgan_bolum_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4837" title="20090506_derin_dusunce_org_amerika_abd_saldirgan_bolum_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090506_derin_dusunce_org_amerika_abd_saldirgan_bolum_2.jpg" alt="" width="181" height="286" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/12/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-i/" target="_blank">Geçen bölümde </a>belirttiğimiz gibi tarihte sıkışıp kalan olaylar/kavramlar ile süreklilik arz ederek günümüze doğrudan etki edenler arasında ayrım yapmak gerekiyor. ABD ikinci dünya savaşından bu yana çok değişik sorunlar ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. İkinci Dünya savaşında Almanya ve Japonya, ardından Komünist Rusya ile Soğuk Savaş. Kore, Vietnam, Güney Amerika ve Afrika &#8220;cephelerinde&#8221; uyuşturucu ile mücadele boyutuyla &#8220;zenginleşen&#8221; soğuk savaşın bitişi ve şimdi de islamcı terör.</p>
<p> Perdenin ucunu yavaş yavaş kaldırmaya başladığımız birinci bölümün sonunda başrolünü <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000154/">Mel Gibson</a>&#8216;un oynadığı <a href="http://www.imdb.com/title/tt0187393/">Patriot (Vatansever)</a> adlı filmi örnek olarak vermiştik. Bu filmi kısaca analiz ettiğimiz paragrafta ise <strong>savaşın Amerikan &#8220;millî&#8221; algısında yıkıcı bir süreç olmadığını söyledik.</strong> Gerçekten de bugünkü Avrupa zihniyetinin aksine aksine Amerikalılar savaşları kolaylıkla kutsallaştırabiliyor, günahlardan arındıran ve Tanrı&#8217;ya yaklaştıran bir olgu gibi sunabiliyorlar. (Türk kimlik inşasında Ergenekon, Malazgirt savaşı gibi simgeleri, <a href="http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/">şehitlik kavramının &#8220;laik&#8221; ordular tarafından bile kullanılmasını</a> hatırlayın)</p>
<p> Holllywood - Pentagon - Washington üçgenine derinlemesine bakarken bu üçgenin yaslandığı <strong>fikrî ve inançsal altyapıyı</strong> gün ışığına çıkarmak <span id="more-4835"></span>gerekecek. Son 50-60 yıldır yapılan bütün millî güvenlik filmerinin OLMAZSA OLMAZ üç dinsel(!) ögesini belirtelim öncelikle:</p>
<ul>
<li>1) <strong><em>City upon a hill</em></strong> : Tepenin üzerindeki şehir</li>
<li>2) <strong><em>Frontier</em></strong> : Sınır (Türk kimliğindeki akıncı, serhat, vb mitolojisini hatırlayın)</li>
<li>3) <strong><em>Manifest Destiny</em></strong> : Apaçık bilinen Kader</li>
</ul>
<p> Bu ögelerin ortaya çıkışları İngilizlerin  kendilerine ilk defa &#8220;amerikalı&#8221; demeye başladığı yıllara uzanıyor. 1600&#8242;lerde Kuzey Amerika&#8217;da kurulan ilk kolonilere &#8230;</p>
<p> <strong>İncil&#8230; Kutsal kitap değil bir uluslaştırma aygıtı olarak</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;<em>Sen dünyanın ışığısın, tepenin üzerine kurulu bir şehir gizlenemez</em>&#8220;, Matta, 5ci bölüm, 14-15inci ayetler. (8)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_a_city_upon_a_hill.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-4843" title="20090514_derin_dusunce_org_a_city_upon_a_hill" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_a_city_upon_a_hill-198x300.gif" alt="" width="198" height="300" /></a> Kuzey Amerika kıtasında kurulan ilk koloniler sürekli bir ölüm kalım mücadelesi içindeydiler. Bir çok göçmen hem fakirlik hem de mezhep kavgaları sebebiyle Avrupa&#8217;yı terk ediyor, yeni bir yaşam kurma umuduyla Kuzey Amerika&#8217;daki kolonilere geliyordu.</p>
<p> Bu kolonilerden bir tanesi, <a title="John Winthrop" href="http://www.britannica.com/EBchecked/topic/645737/John-Winthrop">John Winthrop</a> önderliğinde kurulan <a href="http://www.britannica.com/EBchecked/topic/368431/Massachusetts-Bay-Colony">Massachusetts Bay Colony</a>, bu zorluklara karşı İncil&#8217;e sımsıkı sarılacaktı. İngiltere&#8217;den ayrılan ve kendilerine Püriten (saf, temiz) diyen Hristiyanların gözünde ingiliz Anglikan kilisesi Katoliklerin ritüellerini kabul ederek insanın Tanrı ile yaptığı ittifakı bozmuştu(9a). Bu sebeple Püritenler tıpkı Eski Ahit&#8217;teki Yahudiler gibi bu ittifakı yenilemek istiyorlardı. Yepyeni bir dünya düzeni kurmak, Tanrı&#8217;nın emirlerine uygun biçimde yaşamak ve eski dünyaya örnek olmak. (ABD&#8217;li politikacıların dünyayı kurtarma, demokrasiyi ve liberal ekonomiyi yayma konusundaki ısrarlarını hatırlayın)</p>
<p> Püritenleri Kuzey Amerika&#8217;ya getiren filonun amiral gemisi Arbella&#8217;nın güvertesinde liderleri <a title="John Winthrop" href="http://www.britannica.com/EBchecked/topic/645737/John-Winthrop">John Winthrop</a> Matta inciline gönderme yaparak püritenlere cesaret veren tarihi bir konuşma yaptı (9b):</p>
<p style="padding-left: 30px;"> (mealen)<em> [...] Tepenin üzerindeki şehir gibi olacağız. Dünyanın gözleri üzerimizde olacak. Tanrı&#8217;mıza layık olamazsak yandaşlarımızı utandıracağız, düşmanlarımızı sevindireceğiz   [...]</em></p>
<p> Tanrı, günah, sevap, cennet, cehennemle dolu bu konuşma endişe içinde seyahatin sonuna gelmiş insanlar üzerinde çok olumlu bir etki yaptı. Hastalık, açlık, kızılderili saldırısiyla can vereceğini bilen göçmenler yaşamaktan daha kıymetli(!) bir görevin sorumluluğunu omuzlarında hissettiler: &#8220;Tepenin üzerindeki şehri kurmak! (Bugünkü ABD&#8217;de bir çok insanın &#8220;püriten&#8221; İsrail&#8217;in kuruluşuna ve şu anki kavgasına neden sempatiyle baktığı, &#8220;kızılderili&#8221; Filistinlilere neden acımadığı zannediyorum biraz daha &#8220;kavranabilir&#8221; bir hale geliyor.)</p>
<p> Winthrop&#8217;un Matta&#8217;ya yaptığı bu gönderme o kadar tutuldu ki tarihin bir detayı olarak kalacak yerde Amerikalı siyasetçiler tarafından tekrar tekrar kullanıldı.</p>
<p> Meselâ 9 Ocak 1961&#8242;de John F. Kennedy hükümeti kuruluşu ile ilgili olarak şöyle diyordu (10):</p>
<p style="padding-left: 30px;"> (mealen) <em>&#8220;[...] Rehberim 331 yıl önce yaptığı konuşmasıyla John Winthrop oldu. Biz de onlar gibi tehlikeli ve riskli bir <strong>SINIRDA</strong> hükümet kuruyoruz. Onun dediği gibi <strong>tepenin üzerinde bir şehir</strong> olacağız ve bütün halkların gözü üzerimizde olacak.&#8221;</em></p>
<p> Aynı konuşmada Tanrı&#8217;nın dünyayı 6 günde yaratması [<a href="http://www.biblegateway.com/passage/?search=genesis%201:1-2:3&amp;version=31">Tekvin 31</a>] (11) gibi hükümeti 6 günde kurduğunu hatırlatan Kennedy&#8217;nin yukarıdaki cümlesindeki <strong>sınır</strong> (ing. frontier) kelimesine dikkat edin, birazdan bu konuya da geleceğiz.</p>
<p> 11 Ocak 1989&#8242;da Ronald Reagan, 2008&#8242;de Rudy Guiliani, <a title="John McCain" href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_McCain">John McCain</a>, <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Sarah_Palin">Sarah Palin</a> tarafından da kullanılan &#8220;tepedeki ışık saçan şehir - Tanrı ile ittifak&#8221; simgesinin Amerikan millî güvenlik sineması tarafından nasıl kullanıldığına değinmeden önce diğer iki önemli simgeyi ele alalım: Sınır (frontier) ve Bilinen Kader (Manifest Destiny).</p>
<p> <strong>1000 Amerikalı akınlarda çocuklar gibi şendik, 1000 Amerikalı o gün koskoca bir orduyu yendik!</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4845" title="20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan_2-244x300.jpg" alt="" width="244" height="300" /></a> <a href="http://www.amazon.com/Geoffrey-Perret-Historian-Biographer/lm/1PX42E7QEX23Q">Geoffrey Perret</a>&#8216;in deyimiyle ABD savaşarak kurulmuş bir ülke - A Country Made by War (12). Belki &#8220;savaş sayesinde ayakta duran bir devlet&#8221; demek daha da doğru olabilir. Zira meşru şiddetin tekelini(13a) elinde bulunduran devlet halka yönelik olarak uyguladığı baskıları sürdürebilmek için iç ve dış tehditler bulmak ya da üretmek zorunda.</p>
<p> İşte Frontier (=sınır) tam da devletin bu şiddet ihtiyacına yanıt veren bir kavram. 1800&#8242;lerde yeni yerleşimlerin henüz yerleşime açılmamış bölgeler ile (genellikle Kızılderililerin egemenliğindeki topraklar) komşu olduğu yerlere &#8220;sınır&#8221; deniyordu. Ancak bu sınır dinamik idi. Satın alınan ya da askerî saldırılar ile ele geçirilen yerler sebebiyle yeni topraklar yerleşime açılıyordu. Haliyle devletin sözünün çok geçmediği, gücü yetenin kendi kanununu ötekilere dayattığı bölgelerdi söz konusu olan. Özgürlük de sınırsızdı haliyle. Kimseye ait olmayan bir arazide altın madeni bulmak ya da her an öldürülmek mümkündü. (13b)</p>
<p> Amerikalı tarihçi <a href="http://www.pbs.org/weta/thewest/people/s_z/turner.htm">Frederick Jackson Turner</a> 1893 yılında &#8220;<a href="http://www.gutenberg.org/etext/22994">The Frontier in American History</a>&#8221; isimli bir makale yayınladı. Bu makalede sınır kavramının Amerikalılar için bolluk, bereket ve iyimserlik temsil ettiğini savundu. Zira sürekli genişleyen sınırlar sayesinde asla toprak kıtlığı çekilmeyeceğine inanan &#8220;seçilmiş&#8221; insanlar olan Amerikalılar vaad edilmiş topraklardan hakları olan payı aldıklarına inanıyorlardı. Turner&#8217;a göre <strong>Amerikan kimliğini oluşturan temel etkenlerden biri bu sınırsız sınırlardı</strong>.</p>
<p> Sınır kavramı da diğer millî Amerikan kutsalları gibi ne politik söylemden ne de uygulamadan eksik olmadı. Haliyle ulusal güvenlik sinemasında çok değişik kamuflajlar içinde tekrar tekrar karşımıza çıkan bu kavramdır. <strong>Devletin yıkılma noktasına geldiği, şiddetin meşru olmaktan öte ilahî bir nitelik, bir ödev özelliği kazandığı yerlerdir Hollywood&#8217;da sınırlar.</strong> Kâh nükleer bir saldırı, kâh bir doğal felâket, uzaylılar veya bir meteor ABD&#8217;ni haritadan silmek üzeredir. İşte tam o anda ABD başkanı halkı birleştiren duygusal bir konuşma yapar. İşte tam bu anda zaman ve mekân birleşir, o an Frontier (sınır) olur. Putsal Amerikan devleti (genellikle) ordusu sayesinde tepenin üzerinde ışık saçan şehri o sınır noktasına kurar. Çünkü apaçık bilinen bir kaderi vardır. Seçilmiş bir halk, vaad edilmiş topraklarda ne yapabilir başarılı olmaktan başka?</p>
<p> Ancak sınır sadece filmlerde bir propaganda ögesi olmakla kalmaz, Amerikalının dünyaya bakışını da koşullandırır. Türkler ile Amerikalıların Filistin gibi bir konuda birbirleriyle aynı dili konuşamamalarının temel sebeplerinden biri de sınırdır.</p>
<p> Bugün Filistinlilerin topraklarına el koyarak yeni <strong>&#8220;sınırlar&#8221;</strong> üzerinde yayılan siyonist yerleşimcilere bir çok Amerikalının bakışı tarafsız değil. Amerikalılar ataları gibi &#8220;zorluklara göğüs gererek vaad edilmiş topraklara yerleşen bu kahramanları&#8221; kendilerine daha yakın hissediyorlar. <strong>&#8220;Araplar Filistine çok daha önce gelmişti&#8221;</strong> tarzında bir itiraz ise cowboylar karşısında Kızılderilileri savunmaya benziyor ve beklenenin tam tersi bir etki yapıyor.</p>
<p> <strong>Süper güç olmak benim kaderimdir!</strong></p>
<div class="mceTemp">
<div class="mceTemp"><img class="alignright size-medium wp-image-4839" title="20090514_derin_dusunce_org_manifest_destiny" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_manifest_destiny.jpg" alt="" width="300" height="222" /></div>
<div class="mceTemp"><em></em><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Arial;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong><span style="font-size: 9pt; mso-bidi-font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR">Resim:</span></strong><span style="font-size: 9pt; mso-bidi-font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"> <em>Ressam </em></span><em><span style="font-size: 9pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR">John Gast’ın fırçasından “Amerikan ilerleyişi”. 1872’de yapılan tabloda Amerika’yı temsil eden <a href="http://www.voanews.com/english/AmericanLife/2008-03-13-voa9.cfm"><span style="text-decoration: none; text-underline: none;">Columbia</span></a> Batıya doğru ilerlerken Kızılderilier ve vahşi hayvanlar kaçıyolar. Tren, telgraf, tarım ve ilk yerleşmecilerin at arabaları boşalan yerleri dolduruyor. Amerikanize edilmiş yerler daha aydınlık, Columbia “nur” saçıyor!</span></em></span></p>
<p> </p>
<p> <span style="font-size: 9pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Arial;"> İlk bakışta oldukça &#8220;dünyevî&#8221; işlerle ilgili bir toplum olarak görünen Amerikalıların devletleriyle olan ilişkilerini dine dayamaları oldukça şaşırtıcı görünebilir. Kapitalizm ve Liberalizm ile uyak yapan Amerikanizmi(14) halkın bilinçli seçiminden çok yeni bir ulus inşası sırasında devlet eliyle dayatılan resmî ideoloji olarak görürseniz bakış açısı değişir. Amerikan güç pastasını paylaşanlar dünyevî çıkarlar peşindedir ama maneviyat çok &#8220;ucuz&#8221; bir araçtır resmî ideoloji yolunda. Tıpkı <a href="http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/">Türkiye&#8217;de şehitlik kavramının açıkça sömürülmesi</a> gibi. Ruhbanlaşan devletçi ideolog şöyle der:<strong><em> &#8220;Bizim dediğimizi yapın, gerisini merak etmeyin, zaten Tanrı&#8217;nın isteği de bu!&#8221;</em></strong> Vicdanlara susturucu takmanın(15) en kolay yollarından biridir bu endoktrinasyon.</span></p>
<div></div>
<p><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Arial;"></p>
<div><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Arial;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_sehit_annesi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4858" title="20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_sehit_annesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_sehit_annesi.jpg" alt="" width="137" height="185" /></a></span> </div>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></div>
<div>Türkiye&#8217;deki camilerde İsrail aleyhinde konuşulup JITEM hakkında susulmasının sebebi de budur. Dinin ulusallaşması, askerîleşmesi evrensel boyutunu kaybetmesidir. İnsanlığı muhatab alan ve insanın vicdanına yaslanan ilahî mesaj terk edilir. Bunun yerine <strong>millî</strong> kiliseler, <strong>millî</strong> sinagoglar ve <strong>millî</strong> camîler konur. Putsal devlet için bir direnç teşkil eden her türlü manevî düşünce ortadan kaldırılmalıdır. O noktada zihinlerdeki Tanrı artık bütün insanlığın değil sadece o seçilmiş milletin Tanrısı olur.</div>
</div>
<p> Din, siyasetin ve militarizmin masasında bir meze olurken folklörleşir, sekilden ibaret bir &#8220;öz&#8221; haline gelir. Toprak artık üzerinde türlü nimetler yetişen bir Tanrı vergisi değildir. Toprak kanla sulanarak vatan haline getirilecek bir kara parçasıdır. Cenaze törenlerinde Türk bayrağı açtıran, toprağı, üniformayı, hatta silahı kutsal(!) yapan putsal devletin dünyevî çıkarları bunu gerektirir çünkü.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090519_amerikan_saldirgan_egitim.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4846" title="20090519_amerikan_saldirgan_egitim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090519_amerikan_saldirgan_egitim-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a> Amerikan Putsal devletinin söylemi de bu bağlamda sözde dinî mesajlara, emarelere(!) ve mucizelere bağlanmıştır. Bu söyleme göre Amerikalı sıradan bir insan değildir. Seçimiştir. Süper güç olması onun kaderidir. Barışı, iyiliği, güzelliği dünyaya yaymak için Tanrı tarafından verilmiştir bu güç ona. Elbette Amerika sıradan bir vatan degildir. Vaad edilmiş topraklardır.</p>
<p> <a href="http://www.ekopolitik.org/public/page.aspx?id=610">Ekopolitik Grubu&#8217;ndan Hakan Çopur&#8217;un kaleme aldığı &#8220;Amerika&#8217;nın Kaderi&#8221;</a> adlı makaleden devam edelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;[...] İlk olarak New York Gazetesi yazarı John L. O&#8217;Sullivan tarafından 1839 yılında sözcüklere dökülen bu inanç, o günden sonra O&#8217;Sullivan&#8217;ın makalesine atıfla anılmaktadır. Manifest Destiny, </em><strong>[MY: Apaçık Bilinen Kader]</strong><em> Amerikan istisnacılıgını, milliyetçiligini ve yayılmacılıgını bir araya getiren genel bir Anlayış olarak kabul edilmektedir. Bu anlayışa göre Amerika, kutsal bir misyonla, dünyanın diğer tüm uluslarını Hakikatin kaynagına çagıracak bir konumda bulunmalıdır. Bu ‘yüce görev&#8217; için Amerika&#8217;nın ilahî olarak tayin edilmis oldugu inancı, Manifest Destiny&#8217;nin temel nosyonunu olusturmaktadır. Yani Amerika&#8217;nın kaderi, bu yüce misyonu ifâ etmektir. Bu bakımdan günümüz Amerika&#8217;sının insanlık tablosu içindeki yerinin Manifest Destiny baglamında yeniden düsünülmesi ve tartısılması gereken bir dönemde oldugumuzu söylemek, bu inancın temellerine aykırı olmasa gerek.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Manifest Destiny, Amerika&#8217;nın dogusunu tarih içinde müstesna bir yere konumlandırmaktadır. Bu konum, ‘ilahî olarak&#8217; tayin edildigi için, degistirilemez bir konumdur. Bu bakımdan Amerika&#8217;nın dogusu, yeni bir tarihin baslangıcıdır. Zira tarih, Manifest Destiny&#8217;ye göre, &#8220;Amerika&#8217;nın dogusunu müjdelemektedir ve gelecek, adalet ekseninde kurulan Amerika&#8217;nın tarihi olacaktır.&#8221; [...]&#8221; </em>(4 sayfalık bu PDF dosyasının sonunda O&#8217;Sullivan&#8217;ın makalesinin Türkçe çevirisini okumak mümkün)<em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_isa.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4855" title="20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_isa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_abd_saldirgan_isa.jpg" alt="" width="200" height="275" /></a> Tarihin cilvesi, daha önce açıkladığımız &#8220;tepedeki şehir&#8221; simgesinin fikir babası John Winthrop bu ilâhî kader kavramına en sert biçimde karşı çıkan grubun içinde yeralıyor. &#8220;Tanrı&#8217;nın adını şovenist ve bencil amaçlara alet etmek&#8221; ile suçluyor onları. Ve ancak bu karşı çıkıştan sonra &#8220;Apaçık Bilinen Kader&#8221; ünleniyor, siyasetçiler arasında popüler oluyor.</p>
<p> Aslında dönem buna müsait. Daha doğrusu ABD&#8217;nin yeni topraklara yayılmasına taraftar olanların projelerini meşru kılacak fikir ve innaçlara ihtiyaçları var. Bir yandan halk fetih savaşlarına katılarak ölmek istemezken diğer yandan Oregon, Texas hatta Meksika, Kanada ve Küba&#8217;nın ABD topraklarına dahil edilmesi söz konusu.(16) </p>
<p> Zaten O&#8217;Sullivan&#8217;ın(17) araladığı kapıdan ilk geçenler de <a title="Andrew Jackson" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Andrew_Jackson">Andrew Jackson</a> yanlısı bir grup oluyor. (İstanbul&#8217;un Fethi sırasında propaganda için çok faydalı olan bazı hadisleri(!) hatırlamakta fayda var bu konuya değinmişken.)</p>
<p> Bu Apaçık Bilinen Kader inancına örneğin Abraham lincoln&#8217;un 1 Aralık 1862&#8242;de Kongre&#8217;ye hitaben yaptığı konuşmada da rastlıyoruz: &#8220;Dünyadaki son [en] iyi umut&#8221; (&#8221;the last, best hope of Earth&#8221;)</p>
<p> Manifest Destiny inancı 1800&#8242;lerde Amerikan yayılmacılığını destekliyor. Ancak 1900&#8242;lere gelindiğinde politik söylem içinde yerini korurken içeriği değişiyor. Amerika&#8217;nın kaderi artık yayılmak değil dünyaya demokrasiyi ve özgürlüğü yaymak. (18a)</p>
<p> ABD&#8217;nin 28ci başkanı <a href="http://www.whitehouse.gov/about/presidents/woodrowwilson/">Woodrow Wilson</a>&#8216;un 1920&#8242;de Kongre&#8217;ye hitaben yaptığı konuşmada <strong>&#8220;demokrasinin saflığından ve manevî gücünden&#8221;</strong>(18b) bahsetmesi buna güzel bir örnek. Tabi sadece söylemde kalmayan, uygulamaya da geçen bir duruş oldu Manifest Destiny. Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan devletlerin etnik ölçütlere göre parçalanması ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96z_belirtim">kendi kaderini tayin hakkı</a> (self-determination) adına küçük ulus devletlerin kurulması bu ilkenin uygulan masının bir sonucudur. Gerçekte barışı değil soykırımları ve hâlâ süren etnik kavgaları beraberinde getiren bu ilkenin Manifest Destiny&#8217;ye ne derecede hizmet ettiği ise ayrı bir tartışma konusu.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4847" title="20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090514_derin_dusunce_org_amerika_savas_saldirgan-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a> Akılda tutulması gereken nokta ise Irak&#8217;a özgürlük, Ortadoğu&#8217;ya demokrasi getirme iddiasındaki ABD&#8217;nin propaganda amacıyla Apaçık Bilinen Kader (Manifest Destiny) inancını kullanmaya 1800&#8242;lerden bu yana kesintisiz olarak devam etmesidir.</p>
<p> </p>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM I" href="http://www.derindusunce.org/2009/05/12/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-i/"><span style="color: #800080;">ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM I »</span></a> : Amerikan milliyetçiliğinin doğuşu, korku ve tehdit algısı, politik zemin; Hollywood, Pentagon ve Washington işbirliği</span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM II" href="http://www.derindusunce.org/2009/05/14/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-ii/"><span style="color: #800080;">ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM II »</span></a> : Hıristiyanlığın sömürülmesi, resmî ideolojiye alet edilmesi</span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM III" href="http://www.derindusunce.org/2009/05/26/abd%e2%80%99yi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-iii/"><span style="color: #800080;">ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM III »</span></a> : Örnekler, Amerikan sinemasının milliyetçi-militarist propagandaya eklemlenmesi</span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM IV" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/01/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-iv/"><span style="color: #800080;">ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? - BÖLÜM IV »</span></a> : Sentez, İsrail ile Türkiye örnekleri ve sonuç</span></div>
</li>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p><strong>8°</strong> <em>&#8220;Ye are the light of the world. A city set on a hill cannot be hid&#8221;.</em> - <a href="http://www.earlychristianwritings.com/text/matthew-asv.html">Standart Amerikan Edisyonu</a></p>
<p><strong>9a°</strong> Türkçe kaynaklar arasında Protestanlar, Püritenler, Britanya&#8217;daki durum ve bütün bunların Amerikan kimliğine etkisi üzerine 50 sayfa uzunluğunda zengin bir çalışma mevcut. Mustafa S. Tüter, Muhammed Veysel Bilici, Esref Yalınkılıçlı, Ramazan Arıkan&#8217;ın yazılarının derlendiği <a href="http://www.ekopolitik.org/public/page.aspx?id=624">Amerikan Kimliğinin Oluşumunun Sosyo-Ekonomik Öğelerine Genel Bir Bakış</a> isimli çalışma bu ülkeyi ve insanlarını anlamak için mutlaka okunmalı. Bu sayfalarda anlatılan tarihi olaylar geçip gitmiş sıradan olaylar değil Amerikalıların kendilerine, devletlerine ve dış dünyaya bakışlarını belirleyen kurucu bir &#8220;mitolojinin&#8221; fikrî ve inançsal temelleri. Bu tür yazılara gerekli zamanı ayıran okuyucular Ermeni meselesi, Filistin, Kıbrıs ve daha birçok konuda Türkler ile Amerikalıların birbirlerini anlamakta çektikleri zorlukların kaynaklarını kavrayabileceklerdir. Yine aynı internet sitesinde Murat Sofuoğlu&#8217;nun kaleminden çıkmış olan <a href="http://www.ekopolitik.org/public/page.aspx?id=623"><strong>Amerikan Ulusunun Doğuşu</strong></a> isimli makale Osmanlı tarihi ile Amerikan tarihi arasındaki paralelliklerin altını da çizerek Amerika&#8217;nın kuruluş dönemi tarihini 35 sayfaya sığdırabilmiş kayda değer bir çalışma.</p>
<p><strong>9b°</strong> <a href="http://www.amazon.com/Journal-Winthrop-1630-1649-Harvard-Library/dp/0674484258">The Journal of John Winthrop, 1630-1649, The John Harvard Library</a></p>
<p><strong>10°</strong> <a href="http://www.amazon.com/Greatest-Speeches-President-John-Kennedy/dp/1887227466">The Greatest Speeches of President John F. Kennedy</a></p>
<p><strong>11°</strong> Tekvin (Yaratılış), Eski Ahit&#8217;in ilk beş kitabından Tevrat&#8217;ın birinci bölümü. Avrupa dillerindeki adı eski Yunanca &#8220;yaradılış&#8221; anlamındaki Genesis (<strong>Γένεση</strong>) kelimesidir. İbranice adı Bereşit, &#8220;Başlangıç&#8221; (<strong>בראשית</strong>). Dünyanın yaratılışından, Adem ile Havva&#8217;dan, cennetten kovuluştan, Habil ve Kabil&#8217;den, Nuh Tufanı&#8217;ndan, Babil Kulesi&#8217;nden ve İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf peygamberlerden bahseder.</p>
<p><strong>12°</strong> <a href="http://www.amazon.com/Country-Made-War-Revolution-Americas/dp/0394553985">A Country Made by War: From the Revolution to Vietnam : The Story of America&#8217;s Rise to Power, Geoffrey Perret</a></p>
<p><strong>13a°</strong> Meşru şiddet tekeli saptaması Max Weber&#8217;e ait. Devletin zulüm yapma potansiyelini bünyesinde barındırması sadece ABD için değil bir çok devlet için geçerli olan bir saptamadır. Ne var ki Türkiye&#8217;de ve Avrupa ülkelerinde &#8220;normal&#8221; kabul edilen bu durum kanaatimizce ABD&#8217;de o kadar çantada keklik değildir. Bazı Amerikalı aydınlar devletin kendi kendine verdiği yetkilere, &#8220;meşru şiddete&#8221; ve devlet sırrına çok daha şüpheci yaklaşabilirler. Bu şüpheyle mücadele edebilmek içindir ki Amerikan devleti gerek gizli servislerin gerekse ordunun halkı korumak için gerekli olduğunu sürekli olarak &#8220;ispat etmek&#8221; durumundadır.</p>
<p><strong>13b°</strong> <a href="http://www.amazon.com/Americas-Frontier-Heritage-Histories-American/dp/0826303102">America&#8217;s Frontier Heritage, Ray Allen Billington</a></p>
<p><strong>14°</strong> <em>Amerikanizm</em> terimini yandaşlık olarak değil bu yaşamı ideolojileştirme anlamında kullandık. Herşeyin çözümü, her derde deva ideolojiler peşinde koşanlar (ki islamcılar ve komünistler kadar bazı liberaller de buna dahildir) Eric Fromm&#8217;un Özgürlükten kaçış kavramı üzerine düşünmeliler. Özgürlük seçim demektir. Seçmek ise sorumluluk. İnsanda doğal olarak bu sorumluluktan kaçma eğilimi vardır. Kurumsallaşan bir din ya da &#8220;dinleşen&#8221; bir resmî ideoloji bu işi görebilir.</p>
<p><strong>15°</strong> Vicdanları susturmanın ve insanları robotlaştırmanın artık bilim(!) haline geldiği bir çağda yaşıyoruz. Bu konuda mutlaka okunması gereken <a href="http://www.derinsular.com/cgi-bin/sw/mt-search.cgi?blog_id=5&amp;tag=endoktrinasyon&amp;limit=20&amp;IncludeBlogs=5">mükemmel bir yazı</a> dizisi <strong>Derin Sular sitesinde</strong> yayınlandı. Bunları incelemiş olan okuyucularımızın sitemizde tartışılan konulara daha derinlemesine yaklaşabileceklerinden şüphemiz yok.</p>
<p><strong>16°</strong> <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0684806576">Encyclopedia of American Foreign Policy</a>, Alexander Deconde, Richard Dean Burns, Fredrik Logevall, Louise B. Ketz.</p>
<p><strong>17°</strong> O&#8217;Sullivan gerçekte savaş yoluyla yapılacak yayılmaya o kadar sıcak bakmıyor. &#8220;Fetih&#8221; amaçlı savaşları da eleştiriyor ama kullandığı kelimeler yine de esnek. Mesela Oregon hakkında yazdıkları şunlar:</p>
<p>&#8220;And that claim is by the right of our <strong>manifest destiny</strong> to <span style="text-decoration: underline;">overspread</span> and to <span style="text-decoration: underline;">possess</span> the whole of the continent which Providence has given us for the development of the great experiment of liberty and federated self-government entrusted to us.&#8221;</p>
<p><strong>18a°</strong> <a href="http://www.amazon.com/American-Narcissism-Myth-National-Superiority/dp/0875864686">American Narcissism: The Myth of National Superiority, Algora Publishing, 2006 (Wilber, W. Caldwell)</a></p>
<p><strong>18b°</strong> Söz konusu ifade bu paragraftan alınmıştır:<em> &#8220;&#8230;I think we all realize that the day has come when Democracy is being put upon its final test. The Old World is just now suffering from a wanton rejection of the principle of democracy and a substitution of the principle of autocracy as asserted in the name, but without the authority and sanction, of the multitude. This is the time of all others when Democracy should prove its purity and its spiritual power to prevail. It is surely the manifest destiny of the United States to lead in the attempt to make this spirit prevail.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/14/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/14/abdyi-tedavi-etmek-mumkun-mu-bolum-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Etiler&#8217;de mahalle baskısı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/etilerde-mahalle-baskisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/etilerde-mahalle-baskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 May 2009 14:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[kürt dusmani]]></category>

		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>

		<category><![CDATA[ulusalci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4812</guid>
		<description><![CDATA[Pazar öğleden sonra CNN TÜRK&#8216;te yayınlanan Reha Muhtar ile Çok Farklı programının ekibi olarak toplanmıştık&#8230; Ahmet Tulgar, Eylem Doğan ve ben&#8230; Haftaiçi işleyeceğimiz konuları belirliyorduk&#8230; Buluştuğumuz yer Etiler Mado idi&#8230;
Biz muhtemel konuları ve konukları müzakere ederken, arka masadan yarı homurtulu sesler işitmeye başladım&#8230; Yüzlerini görmediğim bir adam ve hanımının sesleri&#8230; &#8220;Bu o Taraf gazetesindeki yazar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090226_derin_dusunce_org_nazi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-4813" title="20090226_derin_dusunce_org_nazi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090226_derin_dusunce_org_nazi.gif" alt="" width="170" height="168" /></a>Pazar öğleden sonra <em>CNN TÜRK</em>&#8216;te yayınlanan Reha Muhtar ile Çok Farklı programının ekibi olarak toplanmıştık&#8230; Ahmet Tulgar, Eylem Doğan ve ben&#8230; Haftaiçi işleyeceğimiz konuları belirliyorduk&#8230; Buluştuğumuz yer Etiler Mado idi&#8230;</p>
<p>Biz muhtemel konuları ve konukları müzakere ederken, arka masadan yarı homurtulu sesler işitmeye başladım&#8230; Yüzlerini görmediğim bir adam ve hanımının sesleri&#8230; &#8220;Bu o <em>Taraf</em> gazetesindeki yazar diğ mi, TV&#8217;lere çıkan?&#8221; &#8220;Hııı&#8230; Hani o Kürtçüleri ve dincileri savunan&#8230;&#8221;<span id="more-4812"></span></p>
<p>Bir pazar öğle sonrası Etiler&#8217;in göbeğinde, Mado gibi tanınmış bir mekânda dakikalar böyle geçerken, biz muhtemel konular ve konuklar üzerine konuşurken, baktım aniden arkadaki masada volüm hafif hafif yükselmeye başladı&#8230; Arka masadaki kişinin ağzından &#8220;hain, bölücü vs.&#8221; gibi standart psikopata bağlamış ulusalcı lafları çıkmaya başladı&#8230; Sonra ani bir hareketle ve yüksek sesle garsonu çağırdı&#8230; Garsona <em>&#8220;Böyle şerefsiz, haysiyetsiz, vatan satan, bölücü adamları buraya alıyorsanız ben burada oturmam. Böyle kişilerin burada olacağını söyleseydiniz, biz ailecek buraya gelmezdik&#8230;&#8221;</em> dedi&#8230;<em>&#8220;Karım ve çocuğum yanımda olmasaydı ben gününü gösterirdim bu adama&#8230;&#8221;</em> gibi &#8220;bilindik&#8221; maganda söylemine devam etti&#8230; Bizim masa da bu maganda söylemlerle birlikte bu patolojik olayı fark etti&#8230; Ben nedense bu kişiye kızgınlıktan çok acıma hisleri duyuyordum. O sözleri duyarken bile ister istemez kendimce acı acı tebessüm ediyordum. Eğitimli, kentli kendini çağdaş, laik gibi sıfatlarla anan bir toplumsal kesimin üyesi bir kişinin lümpenleşen ve patolojikleşen ruh hali, Etiler&#8217;in ortasında bir pazar günü karşımıza çıkıyordu&#8230; Ahmet Tulgar, bana göre çok daha aktif tepki verdi. O sıra eşi ve çocuğuyla birlikte herkesin duymasını ister şekilde söylene söylene gitmekte olan adamın yanına gitti. Yanımdaki korumam da tehditler yağdıran adama doğru yöneldi ama ben özellikle kolundan tutup sakin olmasını söyledim&#8230;</p>
<p>Ahmet Tulgar&#8217;ın da sözel olarak haddini bildirmesinin ardından bu adam gitti&#8230; Fakat esas felaket bundan sonrasıydı&#8230; Etiler Mado&#8217;nun yöneticisinin talimatıyla bir garson geldi ve bizden mekândan ayrılmamızı istedi&#8230; Biraz evvel Mado&#8217;dan ayrılan patolojik kişinin <em>&#8220;Böyle şerefsiz, bölücü, vatan satan kişiler burda varsa, ben yokum&#8221;</em> sözlerini emir olarak kabul etmişti herhalde buranın yöneticisi&#8230; Yine Tulgar bizlerin gazeteci olduğundan özellikle bahsetmeden ilkesel bağlamda böyle bir şey yapamayacaklarını söyledi. Ben de korumama işaret ettim, polis olduğundan bahsetmemesi için&#8230; Ahmet&#8217;in temel hukuk ilkelerine dayanan izahına rağmen başka bir garson bize hesabı getirdi, ayrılmamızı istedi. Ancak ondan sonra Etiler Mado&#8217;nun baş yöneticisini masaya çağırdık. Benim polis korumam kimliğini çıkardı, durumu belirtti&#8230; &#8220;Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz, suç işliyorsunuz&#8221; dedi. Ahmet de bizlerin kim olduğundan vs. bahsetti&#8230; Masamıza, deminki tehdit eden ve hakaretler yağdıran adamın yarattığı havaya uygun olarak gelen Etiler Mado&#8217;nun yöneticisi ise bir anda helva gibi yumuşadı&#8230; Yüzünün rengi değişti ve 180 derece döndü&#8230; Bize karşı aşırı saygılı ve yakın davranmaya başlandı&#8230; Fakat iş işten geçmişti&#8230; Gündelik hayatta faşizm diye adlandırılan olgunun nasıl bir şey olduğunu bir daha görmüştük&#8230; Küfreden ve <em>&#8220;Ben gününü gösterirdim ona&#8221;</em> diyen saldırgan kişi sebebiyle bizden özür dilemesi gereken Mado yönetimi bir de bu tehditkâr ve saldırgan kişinin direktiflerine uygun olarak bizi kovmaya kalktı&#8230; Esas utanç verici olan şey budur&#8230; Bu tip hasta faşist tipler her yerde karşımıza çıkabilir&#8230; Görüldüğü gibi Türk ulusalcı-faşizmi sokak usulü plebyen faşizmin ötesinde elit ve kentli görünümlü bir magandalığı da yaratmış durumda&#8230; Etiler&#8217;in ortasında böyle bir şey olabiliyor&#8230; Mühim olan bu tiplere karşı Mado ve benzeri mekânların uygarlıktan yana doğru düzgün tavır koyabilmesidir&#8230; Tam aksine bu barbarlığa çanak tutmamasıdır&#8230; Böyle bir adamın yarattığı rahatsızlık sebebiyle özür dilenmesi gerekirken, taciz edilen kişilere karşı &#8220;Buradan ayrılın&#8221; tavrı hukuken de suçtur&#8230;</p>
<p>Mado firmasının genel yönetimi de kimi nereye yönetici olarak atayacağını iyi bilmeli&#8230; Bu olayı bir ibret vesilesi olarak değerlendirmeli&#8230; Böyle barbarlıklara izin verenlerin yaptığı yanına kâr kalmamalıdır&#8230; Bu olaylar, fikrini ifade eden başkalarına karşı da yaşanabilir&#8230; Maalesef öyle bir ortamdayız&#8230;</p>
<p>&#8220;Ah Türkiye muhafazakârlaşıyor, mahalle baskısı var, yandık bittik&#8221; diyenler de Fatih&#8217;te değil Etiler&#8217;in göbeğinde yaşanan bu Beyaz Türk faşizmini iyi tahlil etsin&#8230; Maalesef bu kesimin ruh hali çıldırma noktasına doğru gidiyor&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/13/etilerde-mahalle-baskisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/etilerde-mahalle-baskisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenici</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 13:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[irkçi]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4042</guid>
		<description><![CDATA[Hafta içi İstanbul&#8217;un köklü okullarından birine, Pertevniyal Lisesi&#8217;ne davetliydim. Lise öğrencileriyle harika bir sohbet toplantısı gerçekleştirdik&#8230; Aslında bundan birkaç hafta önce için sözleşmiştik. Fakat bazı hocalar benim gelmeme itiraz etmişler, okul yönetimine baskı yapmışlar. Anladığım kadarıyla o sebeple bu gecikme olmuş&#8230;
İtirazcı hocalardan birinin benle ilgili tanımlaması çok hoşuma gitti&#8230; Bu kişi direkt içini dökmüş ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4097" title="20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg" alt="" width="196" height="174" /></a>Hafta içi İstanbul&#8217;un köklü okullarından birine, Pertevniyal Lisesi&#8217;ne davetliydim. Lise öğrencileriyle harika bir sohbet toplantısı gerçekleştirdik&#8230; Aslında bundan birkaç hafta önce için sözleşmiştik. Fakat bazı hocalar benim gelmeme itiraz etmişler, okul yönetimine baskı yapmışlar. Anladığım kadarıyla o sebeple bu gecikme olmuş&#8230;</p>
<p>İtirazcı hocalardan birinin benle ilgili tanımlaması çok hoşuma gitti&#8230; Bu kişi direkt içini dökmüş ve bana dair &#8220;<strong><em>Bu yazar Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenicidir,okulumuza gelmesin!</em>&#8221; <span id="more-4042"></span>demiş&#8230; Bu dahiyane tanımlamaya bayıldım. Türkiye&#8217;de egemen devlet zihniyetini bu kadar net deşifre eden bir tanımlama olamazdı herhalde&#8230; Egemen devlet bakışının aydınları biraz daha sofistike olmak gerektiğini düşündükleri için böyle açık açık tekmili birden bilinçaltlarını yansıtan tanımlamalar yap(a)mıyorlar. Eyyam yapıp, lafı döndürüyorlar&#8230; Bu öğretmen bey bütün içtenliğiyle, dürüstçe bir tanımlama yapmış&#8230;</strong><strong> Biliyorsunuz kâğıt üzerinde Jandarma kuvvetleri İçişleri Bakanlığı&#8217;na bağlıdır. Oysa bu ülkenin bir Jandarma başçavuşu bile bulunduğu ilçenin kaymakamını takmaz&#8230; Jandarma karşısında bu ülkenin her kaymakamı ancak <em>Yalova kaymakamı</em> hükmündedir</strong>&#8230; Geçtiğimiz aylarda bir Jandarma korgeneralinin bile içişleri bakanına muhtıra verebildiğini gazetemizin manşetinden okumuştunuz&#8230; Korgeneral, tehditvari bir üslupla bakana ayar veriyordu o resmî yazıda&#8230;<strong> AKP sultasından bahsedilen bir ortamdayız ya sürekli, acaba bu korgeneralle ilgili en ufak bir işlem yapabildi mi bu hükümet? Bir memur en üst amirine ayar verebiliyor, o hükümet buna boyun eğebiliyor, sonra da bu hükümetin yarattığı korku ortamından bahsedilebiliyor!!</strong> Bu son örnek hâlâ kimin kimden korktuğunu net bir şekilde gösteriyor aslında&#8230; Hâlâ Türkiye&#8217;nin çarpık devlet düzeni değişebilmiş değil&#8230;</p>
<p>Geçenlerde <em>NTV&#8217;</em>nin seçim otobüsünde de üç üniversiteli &#8220;çağdaş&#8221; genç bütün içtenlikleriyle bir askerî darbe talep ettiler&#8230; Birçok insan <em>NTV&#8217;</em>ye tepki gösterdi, direkt bu ifadeleri yayınladığı için&#8230; Ben öyle düşünmüyorum. Ben tam aksine o programı &#8220;gerçekleri açığa çıkaran&#8221; işlevinden ötürü kutluyorum&#8230; Benim de hemşerim olan &#8220;<em>İnşallah Deniz Feneri&#8217;nden para aldıkları ortaya çıkar da AKP&#8217;yi de kapatırlar. Yeter artık, tek çare askeriyenin gelmesi, başka yol yok</em>&#8221; diyen üniversite öğrencisi patolojik ve istisnai bir vaka değil maalesef&#8230; Bu konuşmaları işitince içinden &#8220;<em>Helal olsun valla bu gence</em>&#8221; diye geçiren çok sayıda gazeteci ve akademisyen var bu ülkede. Özel konuşmalarında bu üniversite öğrencilerinden bir farkları yok zaten&#8230; O öğrenciler gibi bodoslama konuşmuyorlarsa &#8220;siyaseten doğruluk&#8221; kriterinin bu topraklara birazcık da olsa uğramış olmasındandır&#8230; Gerçi kaos ortamı arttıkça bu kriter de kalmaz bizim ülkemizde, herkes bu öğrenciler gibi &#8220;dürüst&#8221; olmaya başlar&#8230;</p>
<p>Hurşit Tolon&#8217;un sistematik olarak internete düşen ses kayıtlarında da bu &#8220;dürüstlük&#8221;ü açıkça görmek mümkün&#8230; Türkiye&#8217;nin gerçek düzenini bilenler için hiç şaşırtıcı değil elbette bu sözler&#8230; Generalleri bir yana bırakalım askerin kendi dışındaki devlet birimlerine bakışı en aşağı kademelere kadar böyledir zaten&#8230;</p>
<p>Muasır medeniyet seviyesine ulaşmış bir ülkede bu anayasal had bilmezlik derhal cezalandırılırdı&#8230; Had bilmez memurun görevi o an bittiği gibi, ardından da hukuki süreç başlardı&#8230; Birileri &#8220;<em>Biz böyle gördük, böyle yaptık, böyle yaşadık!</em>&#8221; diye haykırabilir ama burası doğru düzgün bir devlet olacaksa bu işler böyle olacak! Anayasal haddini aşan memurlar derhal açığa alınacak! <strong>Başka bir devlet görevlisine &#8220;<em>Bunu yapmazsan senin bacaklarını kırarım</em>&#8221; diyenler, gazetecileri arayıp &#8220;<em>Makatına süngü bağlarım, cepheleri gezdiririm</em>&#8221; diyenler derhal yargılanacak! Bu ülkenin genç kuşakları artık böyle görecek ve böyle yaşayacak! Çağdaş uygarlık düzeyinde yaşayan ülkelerin yurttaşları böyle görüp, böyle yaşıyor çünkü!</strong></p>
<p>Bu toplumun iradesiyle başa gelen hükümet de ancak bu kararlı adımları atabilirse gerçek anlamda iktidar olabilir&#8230; Bilinmeli ki seçimle gelen hükümetleri iktidar yapmama lobisinin temsilcileri Eylül 2009 için yeni planlar yapmaktadır&#8230; AKP, bu oyunu bozabilmelidir&#8230; Seçim sonrası AB sürecinde tam anlamıyla gaza basılmalıdır&#8230; Özellikle gayrımüslimler ve Aleviler konusunda bu hükümetten ezber bozan devrim niteliğinde icraatlar gelmelidir&#8230; Kürt meselesinde DTP ile aynı masaya oturmalıdır başbakan hemen seçimlerden sonra&#8230;</p>
<p>O öğretmen haklı aslında&#8230;<strong> Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenici tabiri çok isabetli&#8230; Kürtlerin, Alevilerin, Sünni-dindarların ve gayrımüslimlerin haklarına ve özgürlüklerine hiçbir ayrım yapmaksızın sonuna kadar sahip çıkabilmeli bu ülkenin her yurttaşı&#8230;</strong> Bu dört temel kesimin erdem ittifakını kurabilmesini sağlamalıyız artık bu ülkede&#8230; Egemen sistemin <em>zenciyi zenciye kırdırtma</em> taktiklerine gelmemeliyiz artık&#8230; AK Parti bu oyunu bozabilirse tarih yazar bozamazsa da tarih bu partiyi tasfiye eder&#8230; 2009 seçimleri son fırsattır&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asrın Davasını Tanımlamak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/16/asrin-davasini-tanimlamak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/16/asrin-davasini-tanimlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 15:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Can</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon iddianamesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3519</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, muasır medeniyet serüveninde tarihi bir dönemeci doğum sancılarıyla geçiriyor. Karanlığın en çok bastırdığı saatler, güneşin doğacağı zamana en yakın olandır. Türkiye, bu tan vaktini yüz elli yıldan fazla geçmişi olan siyaset ve bürokrasideki kemikleşmiş ve kokuşmuş yapısını ve vesayet zincirlerini kırarak aralama çabasında&#8230; Bu sebeple sürecin asrın davası olarak tanımlanmasının çok manidar olduğu kanaatindeyim.
Asrın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090216_derin_dusunce_org_ergenekon.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3522" title="20090216_derin_dusunce_org_ergenekon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090216_derin_dusunce_org_ergenekon-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a>Türkiye, muasır medeniyet serüveninde tarihi bir dönemeci doğum sancılarıyla geçiriyor. Karanlığın en çok bastırdığı saatler, güneşin doğacağı zamana en yakın olandır. Türkiye, bu tan vaktini yüz elli yıldan fazla geçmişi olan siyaset ve bürokrasideki kemikleşmiş ve kokuşmuş yapısını ve vesayet zincirlerini kırarak aralama çabasında&#8230; Bu sebeple sürecin asrın davası olarak tanımlanmasının çok manidar olduğu <span id="more-3519"></span>kanaatindeyim.</p>
<p>Asrın davası deyimi; son yıllara damgasını vuran ETÖ davası için gayet kapsayıcı ve açıklayıcı mahiyettedir. Birçok gazete ve dergi karikatürlerinde bu davanın yılanın kuyruğu, derin yapının eli, buz dağının görünen yüzü şeklinde tasviri de esasında bunu açıklar.</p>
<p>Şuraya varmak istiyorum; bu dava sürecinde kartel medyasının davayı nasıl sulandırma, üstünü kapatma, hedef saptırma ve benzer çabalar içerisine girdiğine bütün Türkiye şahit oldu. Pişkinlik ve telaş karışımı bu çabalar içerisinde en çok göze çarpan ise davanın ve ETÖ&#8217;nün tanımının &#8220;tanım paradoksu&#8221;nun kullanılması ile çarpıtılma uğraşları olduğudur. Tanım paradoksuna göre her tanım bir kavramı açıklarken aynı zamanda onu anlamlar dünyasında sınırlar. İşte, ETÖ&#8217;nün tanımını açıklar gibi gözüken kartel medya bu alicengiz oyunu ile vücudundan bir parçayı deşifre ederken esasında buz dağının derin yüzünü karanlıkta bırakmaktadır.</p>
<p>Türkiye siyasi mecradaki birçok konuda olduğu gibi esasında derin yapılanmasında da kendine münhasır özellikler taşımaktadır. İşte bu sebeple Türkiye&#8217;deki siyasi yalpalanmalar diğer Avrupa ve üçüncü dünya ülkelerine göre Amerika&#8217;daki siyasi gelişmelere ve daha doğrusu İngiltere&#8217;deki masadan çıkan kararlar ile daha paralel gelişmeler gösterir. Bu ilinti derinlere inildikçe kendini daha iyi gösterir. Bu sebeple esasında ETÖ&#8217;nün tanımı yapılırken Gladyo veya diğer NATO&#8217;nun çocuklarıyla benzer ve hemen hemen aynı izlenimi oluşturmak sürecin derinleşmesini engelleyen tanıma dayalı kısırlaştırma çabalarıdır. Tabiî ki Ergenekon yapılanması diğer ülkelerdeki bu derin eldivenlerle kısmi benzerlik taşıyor olabilir. Fakat özellikle NATO tezleri ile Türkiye&#8217;deki bu yapılanmaya dair yaş küçültme çabaları tanım paradoksunun sınırlayan yüzü ile gerçekleştirilmeye çalışılan bir dezenformasyon çalışmalarıdır. Bu çalışma ile amaçlanan, Türkiye&#8217;nin bu davayla siyasi tarihini yeniden gözden geçirme sürecini baltalamaktır.</p>
<p>Hatırlarsanız, bugün ETÖ&#8217;ne üye olmaktan tutuklu yargısı devam eden bir parti lideri bundan henüz birkaç yıl öncesine kadar Avrupa&#8217;da &#8220;Lozan Zaferi&#8221; mitingleri düzenliyordu. Fakat Lozan&#8217;ın bir zafer mi yoksa reel açıdan uluslar arası ilişkilerin gizli metinlerle dolu bir mutabakatı mı olduğu bugünlerde tartışmaya açık hale gelmektedir. Tarihi yeniden bir gözden geçirmek gerekecektir. Asrın davası ile karanlıklar içerisinde kalan siyasi tarih erken dönemden başlayarak geriye doğru derinleşmektedir. Bugünkü aşamada Hrant Dink cinayeti, 27 Nisan e-Muhturası, CB seçimi dalavereleri, darbe günlükleri ve girişimler&#8230; Hatta daha geri gidelim; 28 Şubat süreci, Mumcu suikastı ve diğer faili meçhul cinayetler, 80 Darbesi, sağ-sol çatışması&#8230; PKK, Öcalan, Hizbullah, uyuşturucu mafyası ve hatta aczimendiler&#8230; Türkiye karanlığına ışık tutmaya başladı, bu da karanlık müptelası vampirleri rahatsız ediyor doğal olarak.</p>
<p>Peki, NATO tezli Ergenekon tanımlaması nasıl bir dezenformasyona uğratır? Şöyle, eğer Ergenekon başlı başına bir derin çete ve NATO&#8217;nun yumurtlaması olarak tanımlanırsa Türkiye&#8217;nin bu temiz eller operasyonu bizi ancak 1952&#8242;ye (NATO&#8217;ya giriş) hadi en fazla 1947&#8242;ye (Truman Doktrini) kadar götürür. Peki, Türkiye bu derin ahtapotun yalnızca ellerini keşfederek beyin takımını görmeden asrın temizliğini başarıyla sağlayabilir mi? Oysa aydınlatılması gereken daha Lozan Antlaşması, 31 Mart, İttihat ve Terakki biraz daha geriye gidelim; Tanzimat dönemi var. Siyasi tarihimizin dönemeçleri olan bu vakaları aydınlatmadan kaçınıp yalnızca 1945&#8242;ten sonraki ABD vesayeti açısından derin devleti irdelemeye kalkmak perdenin arkasındaki İngiliz-Yahudi düzeneğini saklamaktan ibarettir. Saydığımız bu dönemeçlerin hepsinde İngiliz ve Mason yapılanmalarının parmağı varken, üstelik bu hadiseler günümüze kadar gelen kronik yapıdaki olayların tohumları olmasına rağmen yalın bir şekilde ABD ve NATO perspektifli tanımlamalar bizi yalnızca derin devletin derin kollarından aktüel olanına götürecektir.</p>
<p>Siyaset bir iktidar mücadelesidir. Elbette siyaset kavramı çoğu zaman milletimizde anlık bir ürperti oluşturur. Fakat geniş ve işler bir adalet hedefi siyaseti bizde kaçınılmaz kılar. Türkiye, eğer adalet ve yurtta sulh cihanda sulh hedeflerine ulaşmanın gayreti içerisinde ise bunu siyasetten tecrit edilmiş şekilde yürüyeceğini düşünemeyiz. Siyaset aynı zamanda sembolleri okuma sanatıdır. Demek istediğim; hakkın yerini bulması adına hukuki zeminde bir mücadele söz konusu ise semboller ve kavramlar tarihi, siyasi ve sosyal perspektifleri ile tam olarak tanımlanmalıdır. Bu teşhis tedavinin ilk ve kaçınılmaz basamağıdır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/16/asrin-davasini-tanimlamak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/16/asrin-davasini-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarların dindarlara ihaneti</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 16:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<category><![CDATA[propaganda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3434</guid>
		<description><![CDATA[JİTEM&#8217;in Kurtlar Vadisi operasyonu üzerine çok sevdiğim bir arkadaşım bana ulaştı. Kendisi aynı zamanda Osman Sınav&#8217;la da yakın ilişkiler içinde olan birisi&#8230; diyordu bana bu arkadaşım&#8230;
&#8220;Diğerlerini bilemem ama Osman Sınav&#8217;ı çok iyi tanırım. O dönemde neler yaşadığını da iyi biliyorum. Diziyi en başarılı olduğu dönemde bırakmasının bir sebebi de bu ilişkiler ağı. Osman&#8217;a haksızlık etmişsin&#8221;
İslami [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3435" title="20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2.jpg" alt="" width="154" height="282" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/08/jitem%e2%80%99in-kurtlar-vadisi-operasyonu/" target="_blank">JİTEM&#8217;in Kurtlar Vadisi operasyonu</a> üzerine çok sevdiğim bir arkadaşım bana ulaştı. Kendisi aynı zamanda Osman Sınav&#8217;la da yakın ilişkiler içinde olan birisi&#8230;</em><em></em> diyordu bana bu arkadaşım&#8230;</p>
<p>&#8220;Diğerlerini bilemem ama Osman Sınav&#8217;ı çok iyi tanırım. O dönemde neler yaşadığını da iyi biliyorum. Diziyi en başarılı olduğu dönemde bırakmasının bir sebebi de bu ilişkiler ağı. Osman&#8217;a haksızlık etmişsin&#8221;</p>
<p>İslami kesimden kimi ahbaplarım da yazılarımı çok isabetli bulduklarını ama Soner Yalçın ile Raci Şaşmaz&#8217;ın ayrı ayrı ele alınması gerektiği imasında bulundular&#8230; Yine kamuoyunca da tanınmış bir yazar dostum <em>&#8220;Şu an olumlu gidiyor bu ekip, o bağlamda çok yüklenmemek gerekmez mi? O zaman Ergenekoncular tarafından kullanılmışlar. Şimdi doğru yoldalar&#8221;</em> <span id="more-3434"></span>gibi bir şey söyledi&#8230;</p>
<p>Özellikle bana sunulan son argüman çok çok problemli bir bakış açısını yansıtıyor&#8230; ETÖ ile mücadele etmeyi, ETÖ&#8217;nün tüm unsurlarıyla deşifre olmasını isteyen kimi yazarlar da kontr-Ergenekon taktikleriyle mücadeleyi meşru görebiliyor&#8230; Ben buna asla katılamam&#8230; <em></em>mantığında olup, bu diziyi öven, bu ekibe yakın duran kimi yazarlar gaflet içinde olduklarını bilmelidirler&#8230; Her zaman usül esastan önemlidir&#8230; PKK için savaşmış itirafçıyı alıp, devlet için kullanmak, onu bunu öldürtmek, sağı solu bombalatmaktan farkı yok bu mantığın&#8230; Özgürlükçü-demokrat bir dünya görüşüne gerçekten inanmış hiçbir aydın hayata böyle gizli servis mantığıyla bakamaz, bakmamalıdır&#8230;</p>
<p>&#8220;Evet, Kurtlar ekibini zamanında JİTEM / Ergenekon Hasan Atilla Uğur aracılığıyla yönlendirdi. O dönem bir darbe ortamının yaratılması için &#8220;kullanıldı&#8221; bu dizi&#8230; Ama şimdi &#8220;iyi adamlar&#8221;ın eline geçti, şimdi ‘biz&#8217; kullanıyoruz&#8230; Bu soruşturmanın lehine çalışıyor bu dizi&#8230;&#8221;</p>
<p>Osman Sınav ve Raci Şaşmaz bağlamında temel mesele ikisinin de muhafazakâr kökenlerden gelmiş olmaları&#8230; <strong>Dolayısıyla yaptıklarından bağımsız olarak İslami kesim içinde de &#8220;bizim çocuklar&#8221; diye algılanıyorlar&#8230; Soner Yalçın &#8220;bizim çocuk&#8221; olmadığı için, Yalçın&#8217;a dair kimsenin şüphesi yok.</strong> Hatta Yalçın&#8217;a yüklenmemi, tüm suçu ona yüklememi sağ cenahtan gelenler psikolojik olarak talep etme eğiliminde&#8230; Oysa dindar toplumsal kesimleri Türk devlet mantığının manipüle edebilmesi açısından Yalçın kilit bir isim değil&#8230;</p>
<p>Genel olarak ulusalcı-laikçi aktörler aracılığıyla yapılacak manipülasyon ve provokasyon çabalarına karşı Türkiye dindarları müteyakkız durumda&#8230; Yalçın, Poyraz ve Küçük gibilerinin antisemitik-ırkçı çabaları daha çok laik kesim üzerinde etkili oldu. Laik kesimin ruh sağlığında büyük tahribatlar yaratıldı&#8230; Öte yandan bu üç ismin yazdıkları kitaplar İslami kesimlerin de yumuşak karınlarına oynayan bir dille yazılmıştı. Fakat yazılanlardan ziyade yazanların kimliğine bakan Türkiye dindarları bu isimlerle aralarına hemen mesafe koyabildiler&#8230;</p>
<p>İşte bu bağlamda <strong>Türk derin yapılanmasının &#8220;bizim çocuklar&#8221; aracılığıyla yaptığı operasyonlar çok daha işlevseldir. Bu sebeple çok daha tehlikelidir&#8230;</strong> Zaten bu ülkede yaşayan bütün toplumsal kesimler kendi içinden gelen insanları aracılığıyla vurulmuştur&#8230; <strong>Dindar-muhafazakâr camiaya yönelik yapılacak bir operasyon dindarlar kullanılmadan yapılamaz&#8230;</strong> Kürtler ve Aleviler bağlamında da aynı şey geçerli&#8230; Her zaman tüm toplumsal kesimler &#8220;karşı taraf&#8221;tan gelenlere karşı korunaklı, &#8220;içeriden&#8221; gelenlere karşı daha zayıf olmuştur&#8230; O sebeple &#8220;içeriden&#8221; kişilerle işbirliği yapılarak kotarılan provokasyonlar her zaman başarılı olmuştur&#8230;<em></em> <em>(2003-06)</em> örneğinde de yaşanan budur. Bir Kadiri şeyhinin oğulları olan Raci ve Necati Şaşmaz&#8217;a karşı dindarlar doğal bir yakınlık hissederler. Muhafazakâr kökenden gelen Osman Sınav ve Bahadır Özdener&#8217;e karşı da&#8230; <strong>İşte bu sebeple <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em> dizisi bu &#8220;içeriden&#8221; isimler kullanılarak Türkiye dindarlarına karşı yapılmış büyük bir operasyondur.</strong> AK Parti de bu oyuna büyük oranda gelmiştir. 2007&#8242;de darbenin eşiğinden dönmemizde bu oyuna gelmiş olmanın çok büyük bir payı vardır. <strong>Ergenekon yapılanmasının en başarılı projesi yeniden söylüyorum <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em>&#8216;dır&#8230;</strong> AB ve ABD düşmanlığı, Yahudi ve Hıristiyan düşmanlığı <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em>&#8216;nın her bölümünde kışkırtılmıştır&#8230; Liberal aydınlar işbirlikçi ve hain olarak gösterilmiştir&#8230;</p>
<p>Kurtlar Vadisi</p>
<p>Muhafazakâr dil üzerinden Türk dindarları ulusalcı faşizmin bataklığına doğru bu dizi aracılığıyla çekilmiştir&#8230;</p>
<p>Herkes şunu iyi bilmeli&#8230; <em>Kurtlar Vadisi</em>&#8216;ni yönlendiren zihniyet, dindar yurttaşlarımızı insandan saymayan, Medine Bircan&#8217;ı başörtüsü nedeniyle hastane kapılarında katlettiren zihniyettir&#8230;</p>
<p>ETÖ&#8217;nün darbe planı başarıya ulaşsaydı bu ülkenin dindarlarına görülmedik zulümler yapılacaktı. AKP&#8217;liler hapislere tıkılacak, işkence tezgâhlarından geçecekti. <strong>ETÖ darbesinin tamamen ezip yoketmeyi tasarladığı başlıca oluşum da Gülen hareketiydi&#8230;</strong></p>
<p>Sınav ve Şaşmaz o döneme dair dürüstçe konuşmak zorundadır&#8230; başlıklı yazım</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün evine bombayı MİT attırdı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 07:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[6-7 Eylül olayları]]></category>

		<category><![CDATA[Atatürk'ün evine bombayı MİT attırdı]]></category>

		<category><![CDATA[gayrimuslimler]]></category>

		<category><![CDATA[pogrom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3441</guid>
		<description><![CDATA[Pazar Vatan’dan Sanem Altan’ın röportajı
&#8220;6-7 Eylül 1955&#8242;te büyük etkisi olan KTD Bildirisi&#8217;ni ben yazdım. Demokrat Parti&#8217;ye karşı 28 Nisan 1960&#8242;da yapılan öğrenci ayaklanmasını da ben organize ettim. Hapse bile girdim. Şimdi aynı endişeyi Ergenekon soruşturmasında yaşıyorum. Sabah sütçü kapıyı çalsa, polis geldi sanıyorum. AKP&#8217;nin oyunu da var işin içinde. Davos&#8217;ta bile var. Erdoğan&#8217;ın o çıkışından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Times New Roman;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3442" title="20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari.jpg" alt="" width="262" height="200" /></a><span style="font-size: small; color: #800080; font-family: Times New Roman;"><a href="http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&amp;hid=13497&amp;yaz=Sanem%20Altan">Pazar Vatan’dan Sanem Altan’ın röportajı</a></span></span><a href="http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&amp;hid=13497&amp;yaz=Sanem%20Altan"></a></p>
<p>&#8220;6-7 Eylül 1955&#8242;te büyük etkisi olan KTD Bildirisi&#8217;ni ben yazdım. Demokrat Parti&#8217;ye karşı 28 Nisan 1960&#8242;da yapılan öğrenci ayaklanmasını da ben organize ettim. Hapse bile girdim. Şimdi aynı endişeyi Ergenekon soruşturmasında yaşıyorum. Sabah sütçü kapıyı çalsa, polis geldi sanıyorum. AKP&#8217;nin oyunu da var işin içinde. Davos&#8217;ta bile var. Erdoğan&#8217;ın o çıkışından sonra havaalanındaki kalabalık ikinci bir 6-7 Eylül yaratacak diye çok korktum.&#8221;</p>
<p> <strong>6-7 Eylül olaylarının nedeni olan Kıbrıs meselesini ulusal bir dava haline getiren gazete o zamanın Hürriyet Gazetesi&#8217;ydi. Neden bu işin lokomotifi Hürriyet Gazetesi oldu? <span id="more-3441"></span></strong></p>
<p> Sedat Simavi bir Akdeniz gezisine katılıyor, gemi Limasol Limanı&#8217;nda duruyor, iniyor aşağıya, adayı gezmek için. Yanında Hikmet Bil var. Kendisi de adalıdır, Ege adalarından birinden. Dolayısıyla adadaki perişanlığı, açlığı görünce çok etkilenmiş. Gelince gazeteden bunu duyuran haberler yapmaya başladı. Kıbrıs&#8217;ı gündeme getirmeye başladı. Aynı anda Yunanistan&#8217;da mitingler yapılıyor. Birden Türk halkı &#8220;Bizim Kıbrıs diye bir olayımız var&#8221; dedi. Çünkü orada bir Türk halkı var. Hürriyet başlayınca diğer gazeteler de başladı. Yeni Sabah, Vatan, Son Posta&#8230;</p>
<p> <strong>Siz Yeni Sabah&#8217;taydınız o sırada, değil mi? </strong></p>
<p> Muhabirdim. Parti, belediye, vali, maarif muhabiriydim. Ama talebe örgütlerinden geldiğim için ele avuca sığmayan, kafası particilikte biriyim. Bir gün gazeteye geldim, istihbarat defterleri vardı o zaman, &#8220;Kim ne göreve gidecek?&#8221; diye. Bir baktım &#8220;Dikkat!&#8221; diye bir not var bana. Bu ne dedim? &#8220;Bugün saat 17.00&#8242;de Türkiye Milli Talebe Federasyonu&#8217;nda Kıbrıs&#8217;la ilgili bir toplantı yapılacak. Gazeteler katılacak. Hürriyet&#8217;in başkanlığında bir komite oluşturulması bekleniyor. Patron o komitede olmamızı, hatta 2. başkan olmamızı istiyor. Ve seni görevlendirdik&#8221; dedi istihbarat şefi. Zaten deli fişeğim, hoşuma gitti tabii.</p>
<p> <strong>Kimler vardı sizden başka Kıbrıs Türktür Derneği&#8217;nde? </strong></p>
<p> Ahmet Emin Bey, Selim Ragıp Bey, Hikmet Bil ve ben varım. Önde gelen gençlik kuruluşları var. Bir-iki gazete daha var. Sunumlar yapıldı. Çok çekişmeli bir seçim oldu. Selim Ragıp Bey&#8217;i eleyip ben girdim. Görev dağılımı yaptık. 2. başkan oldum ben. Komiteyi kurduk. Kıbrıs Türktür Komitesi. Başbakan&#8217;a gittik. Sonra bunu dernekleştirdik. Şubeleri kuruldu. Eylemler, mitingler yapıldı. İlk heyecan geçtikten sonra duruldu. Herkes işine gücüne bakıyor ama gazeteci olarak takip ediyoruz biz tabii. O sırada Kıbrıs dışarıda Londra Konferansı&#8217;yla bir temele oturtulmak isteniyor. Necmettin Sadaklar, Fuat Köprülüler gitmiş, yerine &#8216;şahin&#8217; Fatin Rüştü Zorlu diye biri gelmiş. Dışişleri Bakanı. Londra&#8217;da masada o var. 60 öncesinin başarılı statükosunu oluşturuyor. Başkan Rumlardan olacak ama başbakan yardımcısı Türk olacak. Garantör devlet olarak Türkiye-İngiltere-Yunanistan karışık olacak. Ama bir yerde çıkmaz olmuş. O da mola istemiş. O sırada Atina&#8217;da miting yapılıyor.</p>
<p> Atatürk&#8217;ün evine bombayı MİT attırdı ama iş büyüdü.  &#8221;O zaman Türkler de bir miting yapsın da masada kimlerle oturduklarının farkına varsın bunlar&#8221; mı demişler&#8230;</p>
<p> Evet, el güçlendirmek için. &#8220;Toplumu dizginleyemeyiz, tamam masada biz anlaşırız ama toplumu kontrol edemeyiz&#8221; demişler. Bir gerginlik yaşanmış. Ardından 6 Eylül günü Selanik&#8217;te Atatürk&#8217;ün evinde bomba patlamış.</p>
<p> Gerçek bomba değil tabii.</p>
<p> Ses bombası, hasar yok ama etkisi büyük&#8230; Tam istenildiği gibi &#8220;Eyvah! Ne oluyor?&#8221; deniyor. Anadolu Ajansı bunu haber olarak veriyor. Saat 13.00 o sırada. 13.00&#8242;ü biraz geçe de İstanbul Ekspres ikinci baskıyla hemen çıktı. Ve olay patladı.</p>
<p> <strong>Hikmet Bil&#8217;in açıklamaları var. &#8220;Menderes ve Zorlu&#8217;nun Kıbrıs konusunda desteğe ihtiyacı olduğu için bomba işini düşünmüşler. MİT&#8217;in organize ettiği biri bombayı atsın. Bu kişi Oktay Engin. Ufak olaylar çıksın istemişler.&#8221; Bu açıklamayı doğrular mısınız? </strong></p>
<p> Doğru tabii. İşin kantarı kaçtı. Hükümet ses bombasını tertip etmiş ama ellerinden çıkmış olay. Hakim olamamışlar. İş vahşete dönmüş.Kimsenin istemediği bir şey bu.</p>
<p> &#8221;Kıbrıs Türktür Derneği&#8221; bildirisini yazmaz olaydım</p>
<p> <strong>Cumhurbaşkanı Celal Bayar ertesi sabah Beyoğlu&#8217;nu gezerken &#8220;İşin dozunu kaçırdık galiba&#8221; diyor. Bu devlet tarafından planlanmış ama dozu daha küçük olması düşünülen bir hareket, değil mi? </strong></p>
<p> Celal Bayar&#8217;ın bu işte suçu çok büyük. Neyse tabii&#8230; Oktay Engin&#8217;i tanımam. Karşılaşmadık hiç. Benim kanımca asıl elebaşı Mürşit Yolgeçen diye bir delikanlı. Dönemin iktidarına yakın. Sadece 5 üyesi olan bir dernek kurmuş. Lümpen bir talebe derneği. İnsanları ateşlemiş. Bizimle birlikte o da gözaltına alındı. Harbiye&#8217;de 4-5 gün kaldı, hemen kayboldu. Tuzla&#8217;da askere almışlar. Sonra da mahkemede aklandı. Yıllar sonraysa Beykoz&#8217;da sır bir şekilde öldürüldü. Bir de bizim içimizde Hataylı gazeteci bir çocuk vardı. Milli Emniyet Örgütü&#8217;nde olduğu anlaşıldı daha sonra. Kamil Önal. Bu iki kişi araştırılabilir.</p>
<p> <strong>Siz ne napıyordunuz o sırada? </strong></p>
<p> Gazetedeyim. Telefon geldi. &#8220;Kıbrıs Türktür Derneği bir bildiri yayınlayacak, toplanalım&#8221; dediler. Federasyon binasına gittik. Önüne gelen bildiri yayınlıyor. Ahmet Emin Bey Londra&#8217;daydı. Bizimkini de &#8220;Gazetecisin, sen yaz&#8221; dediler. Yazdım.</p>
<p> Ne yazdınız? Ve samimi cevabınızı merak ediyorum, hangi ruh halindeydiniz? İstiyordunuz değil mi halkın hareketlenmesini&#8230;</p>
<p> Yazmaz olaydım. Marks&#8217;ın &#8220;İşçiler için çizdiği zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok&#8221; lafından alıntı yapıp, &#8220;Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok, saflarınızı sıklaştırın&#8221; diye bir tabir kullandım. Başka şeyler de yazdım ama hatırlamıyorum şimdi. Ertesi gün halka ulaştı zaten o bildiri.</p>
<p> Bugünkü ulusalcı zihniyetin 50&#8242;lerdeki temsilcisi bizdik</p>
<p> Gazeteci Azize Bergin&#8217;in &#8220;Babıâli&#8217;de Topuk Tıkırtıları&#8221; isimli kitabında, 6 Eylül öğle saatlerinde dernekte sizin ateşli bir konuşma yaptığınız ve &#8220;Arkadaşlar atamızın evi bombalanmış, buna sessiz kalamayız&#8221; dediğinizi ve insanların öfkeli gruplar halinde Taksim&#8217;e gittiğini yazmıştı.</p>
<p> Hayır, iddia edildiği gibi olmadı çok şey. Evler işaretlenmedi, taşradan insanlar getirilmedi. Akşama doğru teyakkuza geçti herkes. Allah da biliyor, çok korktum. Akşam Taksim&#8217;e çıktım. Yaşar Kemal tanığım. Onunla ve Aziz Nesin&#8217;le karşılaştım Galatasaray&#8217;da. Dertleştik, vahşet olduğunu söyledik. Ama gerçekten vahşetti, görülecek şey değildi. Sokaklarda metrelerce kumaşlar savrulmuş, buzdolapları, çamaşır makineleri, radyolar kırılmış, ellerinde sopa, herkes Türkiye&#8217;yi kurtaracak vaziyette.</p>
<p> <strong>Sonra sıkıyönetim ilan edildi ve siz tutuklandınız? Kulanıldığınızı düşünüyor musunuz? </strong></p>
<p> Mağdur olduk. Kullanılmadık ama yapmadığımız bir işten haksız suçlandık. &#8220;Keşke yapsaydım&#8221; dediğim çok olmuştur. Devletin ulusal ilişkilerini tehlikeye atmaktan idamla tutuklandık. Ve kötü muamele gördük. Bu haksızlığa kızdım tabii. Silahı temizleyeyim derken yanınızdaki adamı vurmuşsunuz, silah yanlış patlamış. Hükümet kızgın, suçlu bulacak.</p>
<p> <strong>Tutuklanacağınızı anlamış mıydınız? </strong></p>
<p> Hayır. Annemde kalıyordum, eşim Yalova&#8217;daydı. Sabah 11 gibi, kapıya 1. Şube&#8217;den komiser geldi. Fahrettin Kerim Bey, &#8220;Vali sizinle konuşmak istiyor&#8221; dedi. Kıbrıs konularında. Çıktığımda apartmanın sarıldığını gördüm, konuşmak için çağrılmadığımı anladım. Emniyete gittik. Kıbrıs Türk&#8217;tür Cemiyeti&#8217;nden birileri var, kimse kimseyi tanımıyor ama, İstanbul Ekpres gazetesinin sahibi Mithat Perin Bey var. Geceye doğru MİT ifadelerimizi aldı. Otobüslere bindik. Sabaha karşı 02.30 saat. Herkeste bir korku var. Ben yönetimi ele aldım. Otobüs şoförüne yavaşça sordum &#8220;Nereye gidiyoruz?&#8221; diye. &#8220;Bilmiyorum&#8221; dedi. &#8220;Hürriyet&#8217;in önünden geçerken bir dakika durabilir misin, su dökeceğim dersin&#8221; dedim. Hemen çıkarttım kartımı Erol (Simavi) benim askerlik arkadaşım &#8220;Bizi Harbiye Cezaevi&#8217;ne götürüyorlar&#8221; diye yazdım. Durdu, içerideki görevliye vermiş Erol Bey&#8217;e iletilmek üzere&#8230;</p>
<p> <strong>Gerçekten Harbiye&#8217;ye mi gidiyormuşsunuz peki? </strong></p>
<p> Evet, üç otobüs gitmiştik. Kıbrıs Türktür Cemiyeti, bugünün ulusalcı zihniyetiydik biz. Çok karışık insanlar vardı bizde. İkinci bir grup Marksist insanlardı. Onların hiçbir suçu yok. Nöbetçi tutukluydu onlar. Almışlar yine. Bir de Tophaneli birtakım kahvehaneciler, kumarcılar vardı. Onlarla orada arkadaş olduk. Cevahirler&#8217;in amcası ve babasıyla orada tanıştım. Avukatım gelmeye korkuyordu oraya. Bugünkü Ergenekon gibi. &#8220;Gelirsek partiye de bulaştırmak isteyen olur bu işi, mahkeme başlayana kadar korkuyoruz&#8221; dediler. &#8220;Ama İsmet Paşa&#8217;ya başvurun&#8221; dediler. Biz de telgraf çektik. Meclis bugünkü gibi sağır, kör, dilsiz değil, hemen askeri bir yargıç geldi ifadelerimizi almaya, çok da yumuşaktı. Çünkü öncesi çok sertti. 1 Kasım günü de askeri savcı Fahri Çoker tarafından sorguya çekildim.</p>
<p> 28 Nisan 1960 olaylarını itiraf ediyorum ki ben organize ettim</p>
<p> <strong>Peki, asıl inancınız ne? Doğru planlanmasını ister miydiniz o ayaklanmanın? Yani gerçekten Türkiye&#8217;nin işine yarayacak mıydı? </strong></p>
<p> Yaramazdı. Çünkü aynısını Tayyip Erdoğan&#8217;ın Davos dönüşü hissettim ve çok korktum. Uykum vardı yatmak istiyordum, yatamadım. Ya kalabalık oraya buraya dalarsa diye endişe ettim. 6-7 Eylül tipi olayların bu tür şiddetle başarıya ulaşması mümkün değil.</p>
<p> <strong>Tan gazetesi baskını ve 28 Nisan 1960 üniversite öğrenci ayaklanmaları&#8230; Bu olayların içinde misiniz? </strong></p>
<p> Tan gazetesinde varım ama ne olduğunu bilmiyorum bile. Kalabalıkla gidiyorum. Masumum ama o olaydan bana bir miras kaldı. Talebe birlikleriyle tanıştım ve içime virüs girdi kabul ediyorum. İlhan Selçuk ve Süleyman Demirel de varmış orada. Ali İhsan Göğüş vardı, sınıfça bizden büyük olduğu için daha aktifti. 28 Nisan 1960 olaylarını ise itiraf ediyorum ki organize ettim. Perde arkasındayım o işin. Öğrencilerin gösteri yapmasını istiyorduk biz. Ne yapacaklardı &#8220;Katiller, diktatörler&#8221; diye bağıracaklardı, nümayiş yapacaklardı. Gelip aldılar beni. İhtilal Komitesi Genel Sekreteri olarak sorguladılar.</p>
<p> <strong>O hareketin içinde Ergenekon&#8217;dan gözaltına alınan İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu vardı değil mi? Ne düşünüyorsunuz Ergenekon hakkında? </strong></p>
<p> Ben korkuyorum. Hiçbir şey yapmadan da gelip alıyorlar çünkü. Çok gecem uykusuz geçti. Sabah beşte sütçü çalıyor kapıyı, polis sanıyorum. Huzursuz oldum. AKP&#8217;nin oyunu da var bu işin içinde. Davos da bile var. &#8220;Benim tavrım moderatöreydi&#8221; diyor hemen. Bir moderatör için o olaylara gerek yoktu.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül Darbesi Önlenebilirdi!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/09/12-eylul-darbesi-onlenebilirdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/09/12-eylul-darbesi-onlenebilirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 14:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[12 Eylül Darbesi Önlenebilirdi]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[kenan evre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2878</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon davası genişliyor&#8230;Haftaiçi devlet kurumlarının en tepe konumlarında yer almış bir dizi insan da bu soruşturma kapsamına alındı.Bunun yanısıra Susurluk sürecinde ismini çok duyduğumuz ve o dönemde açılan davada hüküm giymiş İbrahim Şahin de gözaltına alındı.Şahin&#8217;in evinde bulunan kroki neticesinde Gölbaşı&#8217;nda lav silahları,TNT kalıpları,plastik patlayıcılarla dolu bir tarla bulundu&#8230;Aynı şekilde muvazzaf bir yarbayın evinde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090109_derin_dusunce_org_12_eylul_darbesi_onlenebilirdi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2880" title="20090109_derin_dusunce_org_12_eylul_darbesi_onlenebilirdi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090109_derin_dusunce_org_12_eylul_darbesi_onlenebilirdi-230x300.jpg" alt="" width="230" height="300" /></a>Ergenekon davası genişliyor&#8230;Haftaiçi devlet kurumlarının en tepe konumlarında yer almış bir dizi insan da bu soruşturma kapsamına alındı.Bunun yanısıra Susurluk sürecinde ismini çok duyduğumuz ve o dönemde açılan davada hüküm giymiş İbrahim Şahin de gözaltına alındı.Şahin&#8217;in evinde bulunan kroki neticesinde Gölbaşı&#8217;nda lav silahları,TNT kalıpları,plastik patlayıcılarla dolu bir tarla bulundu&#8230;Aynı şekilde muvazzaf bir yarbayın evinde de çeşitli silahlar ele geçirildi&#8230; </p>
<p>Ergenekon sürecini &#8220;<a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">AKP&#8217;nin muhaliflerini temizlemesi</a>&#8221; gibi görme eğiliminde olan çevreler,bu gelişmelerden sonra şöyle bir pozisyon aldılar<em>&#8230;&#8221;İbrahim Şahin gibi Susurluk sanıklarına kadar işin uzaması olumludur,bu tip kirli işlere bulaştığı belli isimlerin tutuklanması hayırlıdır.Fakat saygınlığı belli kimi şahsiyetlerin bu kirli isimlerle anılması çok yanlıştır.Kemal Gürüz,Tuncer Kılınç,Yalçın Küçük gibi isimlerle İbrahim Şahin benzeri kirli adamların ne ilgisi olabilir?</em>&#8220;&#8230; <span id="more-2878"></span></p>
<p>Bu analizi Kemalistlerin ve ulusalcıların yanında Kemalizme mesafeli duran sol çevreler de yapabiliyor&#8230;Böyle bir soruya hakiki anlamda özgürlükçü bir solcu olan Avukat Ergin Cinmen&#8217;in güzel bir benzetmesini açımlayarak cevap vereyim&#8230; </p>
<p>Varsayalım Ağustos 1980&#8242;deyiz,rüya bu ya,o zaman da Zekeriya Öz gibi bir savcı çıkar,delilleri yargıçlara sunar,o yürekli yargıçlar da onaylar ve Bayrak operasyonu başlar&#8230;Bir taraftan Abdullah Çatlı,Haluk Kırcı,Dursun Karataş,Garbis Altınoğlu gibi sağ ve sol silahlı militanlar gözaltına alınır,bir taraftan da Orhan Aldıkaçtı,İhsan Doğramacı gibi profesörler ve Ali Haydar Saltık,Tahsin Şahinkaya gibi dönemin paşaları&#8230;O dönemde de muhtemelen <em>&#8220;Yahu bu kirli adamlarla,saygın paşalarımız ve profesörlerimizi nasıl birarada gösterirsiniz,böyle rezalet olur mu?&#8221;</em> diye epey bir yazan çizen insan olurdu&#8230;Dahası &#8220;<em>Birbirine düşman iki kampın en ateşli isimleri nasıl aynı örgütte olabilir kardeşim?Biri faşist biri komünist bunların,öbür tarafta da Kemalist devlet aktörleri var.Üçü birden birarada olur mu?Bu nasıl saçmalık böyle?&#8221;</em> gibi itirazlar da çok gelirdi&#8230;Tıpkı bugünün <em>&#8220;Bu Ergenekon değil Her yere kon operasyonu&#8221;</em> diye itiraz edenleri gibi&#8230; </p>
<p><strong>Oysa şimdi hepimiz biliyoruz ki,Bayrak harekatı adı altında tertiplenen 12 Eylül askeri darbesi tam da böyle bir ittifakla kotarılmıştı</strong>&#8230;Askeri darbe olmadan evvel Anayasa profesörü Orhan Aldıkaçtı olacakları biliyordu&#8230;Darbe anayasasının yazılması görevi darbeciler tarafından darbe olmadan ona tevdi edilmişti&#8230;İhsan Doğramacı darbe sonrasında yeniden düzenlenecek yüksek öğretim sisteminin başına geleceğini biliyordu&#8230;Darbe olmadan evvel,yeni askeri rejimin kışla tipi üniversite örgütlenmesi projesini oluşturmaya başlamıştı&#8230;Ali Haydar Saltık gibi kimi paşalar sol silahlı örgütlerle bağlantı halindeydi.Belli sol örgütlere silah sağlama ve yönlendirme işlerini de kimi subaylar yürütüyordu&#8230;Tahsin Şahinkaya gibi kimi paşalar ise sağ silahlı örgütlerle bağlantı halindeydi.TNT&#8217;lerin ve plastik patlayıcıların sağ militanlara teminini de yine belli subaylar yürütüyordu&#8230;Kimi katliamlar ve kritik isimlere yapılan suikastler bu şekilde örgütleniyordu&#8230; </p>
<p>Abdullah Çatlı&#8217;ya bir yüzbaşı,askeri birlikten temin ettiği TNT kalıplarını veriyor,Çatlı organizasyonu yapıyor,16 Mart öğrenci katliamı böyle oluyordu&#8230;Dönemin birçok katliamı böyle tertip ediliyordu&#8230;Benzer organizasyonlar ve resmi silahlarla bir Doğan Öz bir Gün Sazak bir Nihat Erim bir Kemal Türkler katlediliyordu&#8230;İşte bugün,hepimizin detaylı olarak bildiği tertiplerin kokusunu o zamandan alan bir savcı olsaydı,bu savcı öldürülmemeyi başarıp,delilleri tek tek toplasaydı,bu savcının arkasında ülkenin şeffaflaşmasını gerçekten isteyen bir kamuoyu olsaydı,siyasi irade bu savcının sonuna kadar arkasında dursaydı ne olurdu? O zaman bir &#8220;Bayrak soruşturması&#8221; başlayabilseydi darbe olabilirmiydi? Peki şimdi sabah akşam 12 Eylül darbesine küfredenler,o zaman bu yürekli savcının yanında olurmuydu? Yoksa <em>&#8220;Yuh artık,böyle bir örgüt hayal ürünü,hadi Çatlı ve Kırcı gibi faşist katilleri anladık da kimi sol isimler ve ilerici paşalar nasıl tutuklanır?&#8221;</em> mı derdi kimi sol aydınlar? Yada tam tersi <em>&#8220;Şu bozguncu,bölücü komünist katilleri anladık da,vatansever olduğu belli olan insanlar ve paşalarımız nasıl tutuklanır?&#8221;</em> mı derdi kimi sağ aydınlar?  </p>
<p>Evet,muhtemelen o zaman böyle bir operasyonu yapan savcının yanında kimse durmazdı.<strong>Herkes kendi adamlarını,kendi paşalarını kollardı.O savcı da &#8220;kaybolur&#8221; ve yine 12 Eylül darbesi olurdu</strong>&#8230;Yıllar sonra ise yine ikiyüzlü ve ahlaksız şekilde darbe-karşıtı nutuklar atılırdı&#8230; </p>
<p><strong>Şimdi söyleyin&#8230;Bu &#8220;saygın&#8221; isimlerle, &#8220;tu kaka&#8221; isimlerin-belki birbirilerinden haberdar bile olmadan- aynı organizasyon içinde olma ihtimalleri hiç mi yok? İhsan Doğramacı ve Abdullah Çatlı gibi mesela&#8230;Tamamen hayal mi bunlar sizce?</strong></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/09/12-eylul-darbesi-onlenebilirdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/09/12-eylul-darbesi-onlenebilirdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TRT Kürtçe Konuşuyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:02:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adil Yapar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtçe yayin]]></category>

		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2775</guid>
		<description><![CDATA[ 

Sunuş : Değişmeyen tek şey değişimdir. Resmî tarihi, resmî ideolojileri, kamusal alanları halka dayatan rejimler ancak devlet terörü yaparak, kan ve göz yaşı fiatına varlıklarını –o da kısa bir süre için- sürdürebiliyorlar. Gerçeğin coğrafyasına aykırı tezler eninde sonunda aşınıp yok oluyor.
  İster seçim yatırımı olsun isterse bir insan hakları hamlesi, TRT’nin Kürtçe yayını bazı şeylerin değişmekte olduğuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </h3>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2780" title="20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Sunuş :</strong> Değişmeyen tek şey değişimdir. Resmî tarihi, resmî ideolojileri, kamusal alanları halka dayatan rejimler ancak devlet terörü yaparak, kan ve göz yaşı fiatına varlıklarını –o da kısa bir süre için- sürdürebiliyorlar. Gerçeğin coğrafyasına aykırı tezler eninde sonunda aşınıp yok oluyor.</em></span></p>
<p> <span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em> </em></span><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em>İster seçim yatırımı olsun isterse bir insan hakları hamlesi, <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">TRT’nin Kürtçe yayını </a>bazı şeylerin değişmekte olduğuna bir işaret. Normalleşme yolunda geri dönülmesi zor bir noktaya demir attı Türkiye. Bu hafta ilk defa sayfalarımızı açtığımız konuk yazar <strong>Adil Yapar</strong> tam da bu konuya değiniyor. Yakın tarih ve cumhuriyet konularındaki fikirlere bazı itirazlarımız olsa da olayların perde arkasına bakan bu yazıyı beğendik ve ilginize sunuyoruz.</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em> </em></span><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em>MY</em></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p></span><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span></span></span> &#8221;<strong>Yes, we can!</strong>&#8221; - bu slogan Kenyalı siyahî bir baba ile İrlanda asıllı beyaz bir annenin çocuğu olan Barack Hussain Obama&#8217;nın Amerikan Başkanlık seçimleri yarışına eşlik eden ve vaat edilen değişimden ziyade, ‘Evet, biz bir zenciyi başkan seçebilecek olgunluktayız. Biz bunu yapabilecek bir seviyedeyiz.&#8217; anlamını da içerleyen bir ifadedir. Açıkçası,<span id="more-2775"></span> ben ABD halkı hakkında bu kadar olumlu fikirlere sahip değildim ve tüm anketler Obama&#8217;yı Cumhuriyetçi rakibi McCain&#8217;in önünde gösterdiyse de, ABD&#8217;li seçmenin seçim kabinine girdiğinde &#8216;Bradley&#8217; etkisinin tesirinde kalarak son anda ‘Beyaz Saray&#8217;a zenci bir adayı seçemem&#8217; diyerek, anketlerde bildirilenin aksine McCain&#8217;in lehinde oy vereceğini sanıyordum.</p>
<p> </p>
<p><strong>Umutlandıran gelişmeler (Adil Yapar)</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="justify">     Bilindiği gibi 1982 yılında Kaliforniya eyaletinin senatörlüğüne aday olan Los Angeles&#8217;in sevilen siyahî Belediye Başkanı Tom Bradley&#8217;in anketlerde açık farkla beyaz rakibinin önünde görünmesine rağmen, seçmenin son anda karar değiştirmesi sonucunda yenilmesi olgusuna Bradley etkisi denmiştir.</p>
<p align="justify">     Seçim gecesini uyumadan geçirmiştim. Açıkçası, beni bu seçim sürecinde bu kadar heyecanlandıranın Bush yönetiminin bende yarattığı tiksinti ve bıkkınlık ile ABD&#8217;nin bu yönetim altında sergilediği zorbanın mı, yoksa vatanımdan uzak bir yerde büyümüş bir göçmen çocuğu olarak, benzer bir kaderi paylaşan Barack Hussain Obama&#8217;nın beklenen başarısı mı olduğundan tam emin değildim. Her ne olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin başkanının siyahî olmasından öte, Müslüman kökenli olup, ikinci adının Hüseyin olma ihtimali, benim heyecanlanmam için neden olarak yeterliydi bile.</p>
<p align="justify">     Seçim gecesi Obama zafer konuşmasını yaptığında onu canlı olarak CNN International televizyon kanalı üzerinden izledim. Onu dinleyenlerin arasında birçok kişi gibi, benim de gözlerim dolmuştu. İnsanlık öldü varsayımı ile yaşayan biri olarak, bir anda türüm adına bir umut kıvılcımı yakaladığımı hissetmiştim. </p>
<p align="justify">     &#8221;<strong>Yes, we Cem!</strong>&#8221; - Almanya&#8217;da Yeşiller Partisi&#8217;nin parti başkanlığına seçilen Cem Özdemir ile Almanya tarihinde ilk defa yabancı asıllı birinin parti başkanlığına seçilmesi olayı üzerine, Zaman gazetesi bu çok zekice bulduğum manşeti atmıştı. Yeşillerin bu parti kongresini de aynı ABD başkanlık seçimi gecesi gibi televizyondan canlı izlemiştim. Cem Özdemir&#8217;in adaylık konuşmasını ve seçildikten sonra da teşekkür konuşmasını dinlemiştim. Kendini Anadolulu bir Schwaben&#8217;li (büyüdüğü, yöresel ağzı ve halkının çalışkanlığı ile meşhur Almanya&#8217;nın Schwaben bölgesine istinaden) olarak tanıtan Cem Özdemir, konuşmasının sonunda, kendini dünyaya getiren annesi ve babası gibi, tüm Anadolulu göçmenlere Almanya için verdikleri fedakârlıklardan dolayı teşekkür etmişti.</p>
<p align="justify">     Yine gözlerim dolmuştu ve kısa süre içerisinde ikinci defa insanlık için umutlandığımı hissetmiştim.  </p>
<p align="justify">     &#8221;<strong>TRT Şeş - Bixêr be</strong>&#8221; - Türkiye Cumhuriyeti, demokratik geçmişi ve yapısal, hukuksal ve teknik bakımdan altyapısı olmadan düşman güçlere karşı verilmiş büyük bir mücadele sonucunda kurulmuş olan bir devlettir. Bu kadar olumsuz başlangıç koşullarına rağmen, cumhuriyetimizi kuranların birçok alanda dünya tarafından şaşkınlıkla izlenerek takdir edilen mucizeler yarattıkları bir gerçektir.</p>
<p align="justify">     Birçok kez sınandı, cumhuriyetimiz. Darbeler yapıldı, demokrasi tam yeşermeden ayaklar altına alındı ve halka hizmet ilkesini göz ardı eden yönetimleri yaşadık. Türkiye sınırları dahilinde yaşayan onca değişik halkın aynı çatı altında birleştirilerek hepsine ‘Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene&#8217; diyerek aslında hepsine ortak bir ulusal kimlik kazandırmaya çalışan Atatürk&#8217;ün bu meşhur sözleri, ne var ki farklı yorumlanarak, etnik Türk olmayanları tecrit etmek ve ikinci sınıf vatandaş ilan etmek için istismar edilegeldi.</p>
<p align="justify">Halkımızın önemli bir kısmını teşkil eden Kürt ve Zaza&#8217;ların varlıkları, uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiş, Kürt&#8217;lerin bir nevi ‘Dağ Türkü&#8217; oldukları ve Türkçeden farklı olarak Hint-Avrupa dil ailesine ait olan Kürtçenin aslında bir Türk lehçesi olduğu tezine kadar, değişik yalanlama senaryoları denendi, yazıldı, savunuldu. Binlerce yıl aynı kaderi paylaşmış, aynı kültürle harmanlanmış, kimi yerlerde kimlik tayın edilemeyecek kadar kaynaşmış olan bu iki halk arasındaki düşmanlık tohumlarının harici güçlerin ektiğini söylersem, herhalde yaygın suçu dış güçlerde arama polemiğine girmiş sayılmam.</p>
<p align="justify">     Bu tohumlar meyve vermeye başladığında, daha çiçeği burnunda cumhuriyetimiz, Osmanlı Devleti&#8217;nden ayaklanarak kopan Müslüman ve Müslüman olmayan halklardan alınmış olan dersler ışığında Kürtlere de olasılı bir düşman unsur gibi bakmaya başlamıştı. Anadolu yerine daha çok Macaristan gibi Balkan Vilayetlerine yatırımlar yapmış olan Osmanlı zamanından beri ihmal edilegelmiş bir coğrafyada yaşayan bu insanlara ikinci sınıf vatandaş ve muhtemel bir vatan haini muamelesi yapılmaya başlanmıştı. Buna karşılık, buradaki halk henüz tanıştığı cumhuriyete ısınmakta zorluk çekmekteydi. Olaylar karşılıklı tırmanmış, 1938 olaylarında Kürt ve Zaza hafızalarına kazınan önemli kopukluklar meydana gelmişti. Daha sonra Türkiye gibi tüm dünyayı sarsan ideolojilerin mücadelesi, bu bölgeye de damgasını vurmuştu. Mücadelelerde kardeş kardeşi öldürdü ve hala öldürmeye devam etmektedir. 1990lı yıllarda yoğun olarak bölge halkına karşı şiddet uygulandı. Köyler boşaltıldı, insanlar yurtlarından edildi. Birçok insanın kafasında, bu devlet bana böyle davranıyorsa, bu devlet benim devletim olamaz görüşüne kavuştu, dağa çıktı, bir alternatif vaat eden PKK saflarında yer aldı.</p>
<p align="justify">Şimdi ise benim ülkem, çok gurur duyduğum bir şey yaptı. &#8220;Kardeş!&#8221;, dedi. &#8220;Sen de bizdensin!&#8221; dedi. Ülkemin başbakanı daha birkaç yıl önce alenen konuşulması yasak olan Kürtçe dilinde vatandaşına seslendi TRT 6, yani Kürtçe ve Zazaca yayın yapan TRT Şeş&#8217;in açılışında hayır dileklerini Kürtçe olarak dile getirdi.</p>
<p align="justify">Bu kanalın, her türlü zorluğa ve dirence rağmen yayın hayatına girmesinin Türkiye tarihinde önemli bir mihenk taşı olduğunu düşünüyorum. Şimdiden bir takım kışkırtıcı kimselerin komplo senaryoları çizerek, memleket satılıyor, Kürtlere emanet ediliyor, Türklük tehlikede polemiği ile TRT 6&#8242;yı da örnek gösteren e-postaları yollayacaklarını ve bu tür iletilerin düşüncesiz kimseler tarafından üstel bir çoğalma göstererek yayılacağından adım gibi eminim. Ancak her şeye rağmen, uzun bir aradan sonra, tekrar memleketimden gurur duymama neden olan bir olaydır bu. TRT Şeş - Bixêr be! </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler neden Komplo Teorilerini çok Sever? (I)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/22/turkler-neden-komplo-teorilerini-cok-sever-i/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/22/turkler-neden-komplo-teorilerini-cok-sever-i/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2008 09:19:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Seyh Said Isyani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=1828</guid>
		<description><![CDATA[[Orjinali Turkish Daily News'da yayınlandı - Çeviren: Ekrem Senai]
Türkiye&#8217;de vakit geçiren biri hemen komplo teorilerinin burada inanılmayacak boyutta popüler olduğunu farkedecektir. Birçok Türk dünyanın kötü güçlerin elinde olduğunu ve ülkemizi zayıflatmak için sürekli oyunlar oynandığını düşünür. Bu mevhum komploları ortaya sermek, bir tür ulusal eğlencedir.
Komplo teorileri kültüre kadar işlediğinden, politikacılar da bunları sıklıkla kullanır. Birçok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081022_derin_dusunce_org_komplo_teorileri.jpg"><img class="size-medium wp-image-1830 alignright" title="20081022_derin_dusunce_org_komplo_teorileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081022_derin_dusunce_org_komplo_teorileri.jpg" alt="" width="176" height="184" /></a>[Orjinali <a href="http://www.bizimyoutube.com/browse.php?u=Oi8vd3d3LnRoZXdoaXRlcGF0aC5jb20vYXJjaGl2ZXMvMjAwNy8xMi8gaHR0cDovL3d3dy50dXJraXNoZGFpbHluZXdzLmNvbS50ci9hcnRpY2xlLnBocD9lbmV3c2lkPTkxNDM4IA%3D%3D&amp;b=61" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Turkish Daily News</span></a>'da yayınlandı - Çeviren: <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai</a>]</p>
<p>Türkiye&#8217;de vakit geçiren biri hemen komplo teorilerinin burada inanılmayacak boyutta popüler olduğunu farkedecektir. Birçok Türk dünyanın kötü güçlerin elinde olduğunu ve ülkemizi zayıflatmak için sürekli oyunlar oynandığını düşünür. Bu mevhum komploları ortaya sermek, bir tür ulusal eğlencedir.</p>
<p>Komplo teorileri kültüre kadar işlediğinden, politikacılar da bunları sıklıkla kullanır. Birçok siyasi lider veya uzman, sorunlarımıza sebep olarak &#8220;yabancı güçler&#8221; veya &#8220;iç düşmanlar&#8221;I gösterirler. Hatta uygunsuz toplantılarda &#8220;sekreterleriyle&#8221; paparazziler tarafından yakalananlar bile, rakiplerinin düzenlediği &#8220;komplo&#8221;lardan bahsederler. Suçlu hep başkalarıdır.<span id="more-1828"></span></p>
<p>Ama neden? Neden Türkiye&#8217;de komplo teorileri bu derece popüler ve itibar görüyor? Bunu bir süredir düşünüyorum ve işte bulabildiğim cevaplardan bazıları.</p>
<p> <br />
<strong>Neden aşamıyoruz?</strong></p>
<p>Öncelikle, tarihi gerçekliği kabul etmemiz gerekir. Osmanlı imparatorluğunun son iki yüzyılı sürekli yenilgilerin ve düşman güçlere karşı toprak kayıplarının olduğu bir dönemdir. Ayrıca, İmparatorluk çöktüğünde,  Türkiye&#8217;yi İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar işgal etmiştir. Meşhur Sevr Anlaşması (1920) bu ülkelere büyük topraklar bırakmış, ve ayrıca Türk toprakları üzerinde büyük Ermenistan ve Kürdistan&#8217;dan dahi sözetmiştir. Sevr gerçekleşseydi, Türkiye mevcut topraklarının ancak beşte birine sahip olabilecekti.</p>
<p>Tabi ki Türkler Sevr&#8217;I kabul etmediler ve onu Kurtuluş Savaşı (1920-22) ile Mustafa Kemal (Atatürk)&#8217;ün yetenekli liderliğiyle tarihe gömdüler. Buu karanlık hatıranın kötü hafızasının canlı kalmasını bir derece anlayabiliyorum. Problem şu ki, Sevr psikolojisinden kendimizi bir türlü kurtaramıyoruz ve dünyanın artık çok farklı olduğunu bir türlü kavrayamıyoruz. Birçoğumuz hala Türkiye&#8217;nin parçalanmasının yabancı güçlerin gizli emelleri olduğunu düşünüyor. Neden? Neden bu psikolojiyi aşamıyoruz?</p>
<p>Bu can alıcı bir soru ve cevabı da resmi ideolojimizle ilgili. Cumhuriyetin başından beri, Sevr hatırasını vatandaşlarının zihninde özellikle yaşatan devletin kendisidir. Eğitim sistemi ve tüm resmi retorik bize, ülke olarak, güvende ve başarılı olmamızı istemeyen düşmanlarla çevrili olduğumuzu anlatır. İlkokuldayken, İngiliz, Rus veya Fransız üniforması giymiş düşman kılığındaki çocukların, sevgili ülkemizi temsil eden çocuğu nasıl tehdit ettiğini gösteren amatör skeçler oynardık. Günümüzde de aynı konu çok satan kitapların ve romanların ana teması halinde ve hepsi de vatanımızın tehdit altında olduğunu iddia ediyor.</p>
<p> <br />
<strong>Hatalarımızı gizlemek</strong></p>
<p>Resmi ideolojinin bu sistematik paranoya beslemesinin nedenini kendimize sormalıyız. Bence bunun cevabı resmi ideolojimizin otoriter bir ideoloji olduğu gerçeğiyle doğrudan alakalı. Bu şekilde kendini, tüm otoriter ilkeler gibi, içeride ve dışarıdaki düşmanlarla meşrulaştırmış oluyor. Tüm sorunlarımızın kaynağı olan bu sanal düşmanları suçlayarak, devlet aslında &#8220;milli dayanışma&#8221;yı sağlayıp, kendi hatalarını saklamak için çok iyi bir yöntemi kullanmış oluyor.</p>
<p>Size bir örnek vereyim. Cumhuriyetin ilanından sonra iki yıl dolmadan, 1925&#8242;in başlarında, Türkiye büyük bir Kürt ayaklanmasıyla karşı karşıya kaldı. Kürt dini lideri, Şeyh Said&#8217;in başında olduğu ayaklanma 5 ay sürdü ve ancak bir çok kaybın olduğu ağır bir çatışma ile bastırıldı. Aynı yıl, isyanın liderleri idam edildi ve birçok diğer Kürt, birçoğu tamamen masum olduğu halde, tutuklandı veya batı Türkiye&#8217;ye sürüldü.</p>
<p>Şimdi, herbir Türk öğrencisi okulda Şeyh Said ayaklanmasının İngilizler tarafından kışkırtıldığını öğrenir. Majestelerinin gizli servisi, der hikaye, hain şeyhe para vererek isyan başlattı, böylece Ankara ve Londra&#8217;nın Kuzey Irak vilayeti olan Musul&#8217;un kaderi konusunda kavgalı olduğu bir zamanda Türkiye&#8217;yi karıştırdı. Herhangi bir Türk&#8217;e Şeyh Said&#8217;I sorun, yüzde 99 ihtimalle size &#8220;İngiliz bağlantılarından&#8221; bahsedeceklerdir.</p>
<p>Fakat bu yanlıştır. Aslında Kürt isyancılarla İngiliz hükümeti arasında herhangi bir ilişki olduğunu gösterecek hiçbir kanıt yoktur. İsyanın asıl sebebi genç Cumhuriyetin muhafazakar Kürdlerinin radikal sekülerist ve ulusalcı politikalarla hayal kırıklığına uğramasıdır. Çok-etnikli Osmanlı sisteminde mutlu olan Kürdler, bu yeni rejimi fazla ötekileştirici bulmuş ve bu yüzden karşı koymuşlardır. Olay büyük ölçüde Türkiye&#8217;nin iç politikasıyla ilgilidir.</p>
<p>Fakat, gerçek sebebi bildirmek yerine- ki devletin hata yapabileceğine dair sevimsiz sorulara kapı açabilir- Türk resmi retoriği suçu &#8220;yabancı güçler&#8221;e yüklemeyi seçmiştir.</p>
<p>Şeyh Said isyanıyla ilgili efsane, resmi ideolojinin, vatandaşların zihinlerine yerleştirdiği kalıcı zihin yapısının sadece bir örneğidir. İnsanların beynine bu &#8220;software&#8221; yüklendiğinde, dünyada tek gördükleri &#8220;iç ve dış düşmanlar,&#8221; ve şefkatli, bizleri doyuran ve kahramanca sorun çıkaranların icabına bakan ama aynı zamanda sadık tebasının mutlak itaatini de isteyen bir devlet.</p>
<p>Bu zihin yapısının mevcut politik tartışmaları nasıl etkilediğini görmek için bir sonraki makalemi okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/22/turkler-neden-komplo-teorilerini-cok-sever-i/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/22/turkler-neden-komplo-teorilerini-cok-sever-i/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

