<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Kapitalizme alternatif</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/kapitalizme-alternatif/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kapitalizme ahlâk bulaştırılabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/04/kapitalizme-ahlak-bulastirilabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/04/kapitalizme-ahlak-bulastirilabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 11:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme alternatif]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[kapitalizm ve islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2056</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kâr hırsıyla gözü dönmüş Wall Street bankacıları biraz Şeriat&#8217;a uygun davransalardı kriz bu noktada olmazdı.&#8221; Bu sözler Fransa&#8217;da yayınlanan haftalık ekonomi dergisi Challenges&#8217;in yazı işleri müdürü Vincent Beaufils&#8217;e ait. Papa 16cı Benoit&#8217;nın Fransa&#8217;yı ziyaret ettiği günlerde &#8220;Vatikan&#8217;ın yazdığı metinleri değil Kur&#8217;an&#8217;ı okumak gerekir&#8221; diyen gazetecinin makalesi çok tepki aldı, birçok dile çevrildi ve internette hızla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081104_derin_dusunce_org_ahlakli_kapitalizm.jpg"><img class="size-medium wp-image-2058 alignright" title="20081104_derin_dusunce_org_ahlakli_kapitalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081104_derin_dusunce_org_ahlakli_kapitalizm.jpg" alt="" width="168" height="151" /></a>&#8220;Kâr hırsıyla gözü dönmüş Wall Street bankacıları biraz Şeriat&#8217;a uygun davransalardı kriz bu noktada olmazdı.&#8221;</em></strong> Bu sözler Fransa&#8217;da yayınlanan haftalık ekonomi dergisi <a href="http://www.challenges.fr/magazine/edito/0135.16203/?xtmc=papeoucoran&amp;xtcr=1">Challenges&#8217;in yazı işleri müdürü Vincent Beaufils&#8217;e</a> ait. Papa 16cı Benoit&#8217;nın Fransa&#8217;yı ziyaret ettiği günlerde <strong><em>&#8220;Vatikan&#8217;ın yazdığı metinleri değil Kur&#8217;an&#8217;ı okumak gerekir&#8221;</em></strong> diyen gazetecinin makalesi çok tepki aldı, birçok dile çevrildi ve internette hızla yayıldı.</p>
<p>Beaufils&#8217;e göre İslâm <span id="more-2056"></span><strong><em>&#8220;paranın para kazanmasına karşı çıkıyor&#8221;</em></strong> ve bu ilkenin modern finans terimlerine tercümesi <strong><em>&#8220;her kredinin karşılığında</em></strong><em> [açıkça belirlenmiş]<strong> bir aktifin bulunması gerektiği&#8221;</strong></em>. </p>
<p>Gerek içinde bulunduğumuz kriz gerekse <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Enron">ENRON</a> firmasının 2001&#8242;deki <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kapitalizm-krizde-mi/">batışıyla simgeleşen bir önceki krize</a> baktığımızda <strong>sebest piyasanın en temel kurallarından birinin çiğnendiğini görüyoruz</strong>: <strong>Şeffaflık!</strong> Finansçıların <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Derivative_(finance)">derivate</a> (fr. <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Produit_d%C3%A9riv%C3%A9_(finance)">Produits dérivés</a>) dedikleri finansal ürünler gerçek ekonomiyi besleyen geleneksel krediler gibi değiller. Meselâ gelecekte olabilecek fiat dalgalanmalarının risklerini başka yatırımcılarla paylaşmaya yarayan bu ürünler finans aleminin belki de en anlaşılmaz kısmını oluşturuyor. Meselenin daha da endişe verici kısmı ise şu: <strong>&#8220;Derivate&#8221;</strong> dediğimiz ve <strong><span style="text-decoration: underline;">sırtını reel ekonomiye dayamayan</span></strong> bu piyasanın büyüklüğü geleneksel hisse senedi piyasasının 60 ila 80 katı olarak hesaplanmış WFE (World Federation of Exchanges) tarafından. IMF ve Dünya Banlası&#8217;nın da teyid ettiği rakamlara göre meselâ 2007&#8242;de el değiştiren <strong>derivate</strong> ürünlerin <strong><span style="text-decoration: underline;">günlük hacmi</span></strong> 5.5 trilyon dolar. (ABD&#8217;nin <strong><span style="text-decoration: underline;">6 aylık</span></strong> ekonomik aktivitesi)</p>
<p>Bunun anlamı şu: İçinde &#8220;vasati 40 çöp&#8221; olan Kav marka iki kibrit kutusu alın. Hepsini masaya dökün. Bir tanesini elinize alın. Bu tek çöp bütün dünyadaki 6 milyar insanın bir günde ürettiği zenginliği, <strong>dünyanın günlük gayrı safi &#8220;milli&#8221; gelirini</strong> temsil etsin. İkinci bir çöp alın. Bu da bütün dünya borsalarında bir günde el değiştiren (reel ekonominin finansmanı için kullanılan) geleneksel hisse senedi hacmini temsil ediyor. Masada geri kalan çöpler ise paradan para kazanmaya yarayan <strong>derivate</strong> piyasası.</p>
<p>Yeniden Beaufils&#8217;e kulak verelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;İslâm&#8217;ın finans anlayışını ortaçağ kokan bir değiş-tokuş mekanizması gibi görmemek gerekir. Körfez bankacıları bu ilkelerin 21ci yüzyıl ile nasıl bağdaştığını gösterdiler. [...] Sadece kutsal kabul etiikleri bir ilkeyi çiğnemiyorlar. Kimsenin anlamadığı derivate ürünlerden uzak duruyorlar. Körfez bankalarının subprime krizinden sağ salim çıkmalarının tek bir sebebi var, girmediler. Finans&#8217;ta Kur&#8217;an&#8217;a uymanın başka faydaları da var: Tüzel kişiler borsadaki kapitallerinin üzerinde borçlanamıyorlar. Özel kişilerin de gelirlerinin üzerinde, aşirı borçlanması imkânsız. İşte zararı olmayacak bir kaç kural.&#8221;</em></p>
<p> Aslında bütün İslâmî yatırım kurumları aynı derecede desteklemiyorlar Beaufils&#8217;in açıklamamarını. Meselâ Bahreynli bankacılar Müslüman ülkelerdeki bankaların krizden daha az etkilenmiş olmasını ahlâkî/dinî kaygılara bağlamıyorlar. Şans eseri(!) olarak subprime türü ürünlere yatırım yapmamış olmaları onları kurtaran. 1990&#8242;larda Mısır&#8217;da özellikle İslâmî finans kuruluşlarını vuran kriz de hâlâ hatıralarda.</p>
<p>IMF İslâmî yatırım kurumlarını yeterince şeffaf olmamakla suçlarken Tunus gibi devlet laikçiliği yapan Müslüman ülkeler de bu tür bankalara şüpheyle bakıyor.</p>
<p>Diğer yandan İslâmî kaygılar ve yatırım ilkeleriyle hiç bir alakası olmayan Çin&#8217;in dış ticaret fazlası yatırım kaynaklarını idare eden fon yöneticilerinin <strong><em>Şeriat&#8217;a </em></strong>aykırı bazı yatırımlara uzak durmuş olması onları büyük kayıplar vermekten kurtardı. (<strong><em>Le Monde Diplomatique, N° 656</em></strong>) Yaşamakta olduğumuz kriz Çin&#8217;i &#8220;sadece&#8221; dolaylı olarak vuracak. Avrupa ve ABD&#8217;ye ihracatında düşme beklenen bu dinamik ülke şeffaflığı son derecede tartışmalı olan finansal ürünlere hemen hiç yatırım yapmadığı için çok daha az etkilenecek. Ancak başka riskler var. Meselâ ülkenin büyük döviz rezervleri var ve doların değer kaybetmesi karşısında potansiyel kayıplar söz konusu.</p>
<p>Al Jazeera&#8217;nın üzerine çok sayıda özel program hazırladığı İslâmî yatırım araçları aslında çok daha zengin bir ürün yelpazesinin özel bir parçası. Etik/ahlâklı yatırım sektörü diye gruplayabileceğimiz bu alanda çok çeşitli ürünler var: Meselâ Avrupa&#8217;da çevreye saygılı, çocuk çalıştırmayan, silah üretmeyen firmalara yatırım yapma imkânı tanıyan ürünler uzun zamandır küçük yatırımcıya sunuluyor.</p>
<p>ABD&#8217;de ise dindar Protestanlara hitab eden meselâ sadece porno ve alkol ticaretinden uzak duran firmaların hisselerinin dâhil edildiği portföyler öneriliyor yatırımcılara.</p>
<p>Son yıllarda Fransa&#8217;da daha çok sol görüşlü yatırımcılar arasında ilgi gören <strong><em>&#8220;emeğin sömürülmesine direnen&#8221;</em></strong> firmalar ve yatırım araçları çıktı ortaya. Bunlardan biri, belki de en ünlüsü <a href="http://www.maxhavelaar.nl/fairtradeweek/home.asp">Max Havelaar</a>. Özellikle spekülasyonun ve fiat dalgalanmalarının üreticilere zarar verdiği ürünlerde bu markanın arkasındaki dernek (evet, firma değil) üreticileri ezmeyen fiatlar uyguluyor. Ayrıca ticaretten elde edilen gelirin bir kısmı ile üreticilere okul, hastahane inşa ediyor. Bu markanın arkasındaki ahlâkî davaya inanan, markaya güvenen tüketiciler kakao, kahve ve çukulata alırken cüzi bir miktar fazladan ödüyorlar ama &#8220;adil ticaret&#8221; (ing. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fair_trade">fair trade</a>, fr. <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Commerce_equitable">Commerce équitable</a>) adına gönüllü bir fedakârlık bu. &#8220;Adil ürün&#8221; satın alarak bir anlamda bağış yapan tüketici istediği zaman marka değiştirebilir hatta bağış yapmaktan vazgeçebilir. Devlet eliyle zorla toplanan ve politik kaygıların gölgesinde dağıtılan sosyal yardımlarla karşılaştırdığımızda &#8220;adil ticaret&#8221; merkezi ve kollektif &#8220;ahlâk&#8221; anlayışına güçlü bir alternatif.</p>
<p>Adil ticaret basit bir moda değil. Kalite standartları gibi kendi etiketleri, normları olan bir endüstri haline geliyor. Üreticiden tüketiciye kadar uzanan zincirin bütün halkaları ahlâkî &#8220;kaliteyi&#8221; üretmek ve savunmakla yükümlü. Bundan bir kaç sene öncesine kadar sıradan süpermarketlerde bir kaç rafta sıkışıp kalan &#8220;adil ticaret&#8221; ürünleri artık kendi mağazalarında satılıyor. Bu markalarla aynı kaygıları paylaşan, meselâ emeğe, çevreye saygılı biçimde tüketmeyi arzulayan insanlar &#8220;gönül rahatlığıyla&#8221; bu mağazalardan alış-veriş yapabiliyorlar.</p>
<p>Ekonomi, liberalizm ve kapitalizm üzerine kaleme aldığım yazıların tamamında devletin ahlâk üretmesine, erdemin kurumsallaştırılmasına karşı çıktım. Devlet eliyle üretilecek, savunulacak, tepeden inme bir ahlâk bence kalıcı olamaz. Toplumun bireylerince içselleştirilemez. Politikleşmesi, seçimden seçime renk değiştirmesi de cabası. İster dinî temelli olsun ister seküler, bütün ahlâkî arayışların insanı merkeze alması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/author/hakidemir/">Haki</a>&#8216;nin deyişiyle insanlık felsefî bir kriz yaşiyor. İnsanı bir para kazanma robotu kabul eden yaklaşımlar başarısızlığa mahkum. Ama daha da acısı Enver&#8217;in <a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/">dediği gibi</a> doğayı egemen olunacak bir &#8220;şey&#8221; olarak görünce kendimizi yani insanı da (doğanın bir parçası olduğu için) bir &#8220;şey&#8221; mertebesine indirmiş oluyoruz.</p>
<p>Ekonomi bir alet. Sosyalist veya kapitalist, bir ekonominin erdemli olması kanaatimce imkânsız. Terliklerimiz veya cep telefonumuz ne kadar erdem üretebilirse kapitalizm de o kadar başarabilir bunu.</p>
<p>Ama faize, derivate piyasalara veya çevre kirleten firmalara yasaklar getireceksek bunları felsefî ve hukukî temellere oturtmalıyız. Ancak bu şekilde ideolojik/dogmatik olmayan, esnekliği sayesinde kalıcı, tartışmaya, evrilmeye açık bir ekonomik sistem kurabiliriz.</p>
<p>Bu bağlamda bütün riski borç alana yükleyen ve dünyadaki sefaleti arttıran faizin alternatiflerinin aranmasını gelecek krizlerin önlenmesi için faydalı bir çaba olarak görüyorum. Zira onbinlerce üreticinin çeşitli risklere katlanarak üretim yaptığı bir ekonomide kazancı paylaşıp riskleri üreticiye bırakırsanız bir kaç onyıl sonunda bankaların zenginleşmesi, üreticilerin ise fakirleşmesi kaçınılmaz olur. Yıllardır <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Business_intelligence">karar destek bilgi sistemlerini</a> geliştirdiğim sigortacılık sektörünün özellikle de <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Reinsurance">reinsurance</a> alanında yapılabilecek bir çok araştırma var bu yönde. Bazen sadece istemek bile yetebilir&#8230;<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081104_derin_dusunce_org_ahlakli_kapitalizm.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/04/kapitalizme-ahlak-bulastirilabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/04/kapitalizme-ahlak-bulastirilabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler-4</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/29/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/29/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-4/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 14:50:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme alternatif]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=1997</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren Ekrem Senai
 Sunuş: Her ekonomik kriz gibi bu sonuncusu da insanları bir kez daha kapitalizm, serbest piyasa ve liberalizm üzerine düşünmeye itti. İnsanlar kapitalizmin sonunun geldiğini, devletin piyasalara müdahalesinin kaçınılmazlığını savundular. Dünyadaki sefaletin ve çevre kirliliğinin suçunu da kapitalizme yüklediler. 
 Biz Derin Düşünce yazarları da kendi aramızda oldukça uzun ve ateşli tartışmalar yaptık bu konuda. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081030_derin_dusunce_org_kapitalizme_alternatif.jpg"><img class="size-medium wp-image-1999 alignright" title="20081030_derin_dusunce_org_kapitalizme_alternatif" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081030_derin_dusunce_org_kapitalizme_alternatif.jpg" alt="" width="142" height="213" /></a>Çeviren Ekrem Senai</strong></em></p>
<p> <strong>Sunuş:</strong> <em>Her ekonomik kriz gibi bu sonuncusu da insanları bir kez daha <a href="http://www.derindusunce.org/category/kapitalizm/">kapitalizm</a>, serbest piyasa ve <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberalizm/">liberalizm</a> üzerine düşünmeye itti. İnsanlar kapitalizmin sonunun geldiğini, <strong>devletin piyasalara müdahalesinin kaçınılmazlığını</strong> savundular. Dünyadaki sefaletin ve çevre kirliliğinin suçunu da kapitalizme yüklediler. </em></p>
<p><em> </em><em>Biz <a href="http://www.derindusunce.org/yazarlar/">Derin Düşünce yazarları</a> da kendi aramızda oldukça uzun ve ateşli tartışmalar <span id="more-1997"></span>yaptık bu konuda. Elbette dünya üzerinde yaşayan aydınlar bu son krizi beklememişlerdi kapitalizme alternatifler aramak için.işte <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/">Ekrem</a> de bu noktadan yola çıkarak <a href="http://www.derindusunce.org/category/kapitalizme-alternatif/">bir dizi makaleyi çevirdi</a> Türkçe&#8217;ye. Bugün dikkatinize sunduğumuz yazı da bunların dördüncüsü. </em></p>
<p><em> </em><em>Bu ateşli tartışmalarımız sırasında <a href="http://www.derindusunce.org/author/hakidemir/">Haki</a> (bence çok isabetli bir biçimde) meselenin Kapitalizm-Sosyalizm rekabetinden değil ekonomistlerin insanı bencil bir para kazanma makinesi (<strong>homo economicus</strong>) kabul etmesinden kaynaklandığını ifade etti. Tabi bu perspektiften baktığınızda çerçeve artık ekonomi olmaktan çıkıyor ve <strong>ahlâk/erdem</strong> eksenine taşınıyor. Yani insanların ürettikleri sistemlerin erdem üretmesini talep etme noktasına geliyoruz. Adam Smith&#8217;le de¨gil Kant ile, Buda ile, kutsal kitaplar ile &#8220;dans ediyoruz&#8221;.</em></p>
<p><em> </em><em>Kanaatimce pozitif bilimlerin yapamadığı bu <strong>&#8220;erdem üretme&#8221;</strong> işini ekonominin yapması mümkün değil. Yani insanı para kazanmaya programlanmış birer robot olarak görmek demek mutluluk ile hazzın aynı şey olduğunu iddia etmeye kadar varıyor. <strong>Pozitif bilimler yoluyla akla tapmak</strong> ne kadar yanlış ise <strong>kapitalizm yoluyla paraya tapmak</strong> da o derece tutarsız bir dünya görüşü. Bu bağlamda kapitalizmin düşmanları kadar savunucuları da büyük hataya düşüyorlar doğal olarak. Hiro¨sima&#8217;da atom bombasïnïn patlamasï bilimin, mâli bir kriz kapitalizmin sonu olabilir mi? </em></p>
<p><em>&#8220;</em><em><a title="Permanent Link to İnsan maymunlaşabilir mi ?" href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/">İnsan maymunlaşabilir mi ?</a></em><em>&#8221; ve &#8220;</em><em><a title="Permanent Link to Evrimcilerin iç hastalıkları" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/">Evrimcilerin iç hastalıkları</a></em><em>&#8221; adlı makalelerimizde pozitif bilimin ve ekonominin konusu olamayacak bazı insanî olgulara işaret etmiştik. Bu olguları kapsama alanı dışında bırakan pozitif bilimlerin veya ekonominin insana </em><em>erdem/mutluluk</em><em> sağlaması beklenebilir mi? </em></p>
<p><em> </em><em>Tekrardan ekonominin çerçevesine dönecek olursak, kriz başladığından beri Ekrem&#8217;in çevirileri dışında bir çok yazıya yer verdik sitemizde. Örneğin konuk yazarımız </em><em><a href="http://www.3hhareketi.org/" target="_blank"><em>3H Hareketi </em></a>üyesi Alper Akalın</em><em> &#8220;<a title="Permanent Link to Marx yine mi haklı çıktı?" href="http://www.derindusunce.org/2008/09/27/marx-yine-mi-hakli-cikti/">Marx yine mi haklı çıktı?</a></em><em>&#8221; diye sordu. Kendisi de bir iktisatçı olan <a href="http://www.derindusunce.org/author/tsuatdemren/">Suat</a> &#8220;<a title="Permanent Link to Gerçekler öyle değil" href="http://www.derindusunce.org/2008/10/27/gercekler-oyle-degil/">Gerçekler öyle değil </a></em><em>&#8221; dedi alışılmış ezberler karşısında. </em></p>
<p><em> </em><em>Aslında krizden çok önce bu konuları tartışmaya açmıştık. Meselâ <a href="http://www.derindusunce.org/author/mustafaakyol/">Mustafa</a>&#8216;nın &#8220;<a title="Permanent Link to İslam ve Kapitalizm Üzerine(1)" href="http://www.derindusunce.org/2008/08/11/islam-ve-kapitalizm-uzerine1/">İslam ve Kapitalizm Üzerine(1)</a></em><em>&#8221; ve &#8220;<a title="Permanent Link to İslam ve Kapitalizm Üzerine(2)" href="http://www.derindusunce.org/2008/08/14/islam-ve-kapitalizm-uzerine2/">İslam ve Kapitalizm Üzerine(2)</a></em><em>&#8221; başlıklı yazıları İslâm dini ile kapitalizmin uyumunu/çatışmasını irdelemesi açısından okunmaya değer.</em></p>
<p><em> </em><em>Ülkemizde liberalizmin öcüleştirilmesi artık bir gelenek haline geldi. Ama ne yazık ki liberalizmden nefret eden bir çok yazar bu görüşü tarif etmekten de aciz. Bu bilgi boşluğunu kapatmak amacıyla Pascal Salin&#8217;in kaleme aldığı 4 makaleyi ilginize sunuyoruz: </em></p>
<p><em><a title="Permanent Link to Vahşi olan kapitalizm değil devlettir" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/20/vahsi-olan-kapitalizm-degil-devlettir/">Vahşi olan kapitalizm değil devlettir </a></em><em></em></p>
<p><em><a title="Permanent Link to Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (1)" href="http://www.derindusunce.org/2008/03/26/dikkat-liberalizm-sevmeyin-kabuklu-yemis-vermeyin-1/">Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (1)</a></em></p>
<p><em><a title="Permanent Link to Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (2)" href="http://www.derindusunce.org/2008/03/27/dikkat-liberalizm-sevmeyin-kabuklu-yemis-vermeyin-2/">Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (2)</a></em><strong><em></em></strong></p>
<p><em><a title="Permanent Link to Kapitalizm krizde mi?" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kapitalizm-krizde-mi/">Kapitalizm krizde mi?</a></em><strong><em></em></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>MY</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<h2>Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler-4</h2>
<p> <strong><em>Çeviren Ekrem Senai</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Demarşi</strong></p>
<p> Temsilci hükümet, vatandaşların uymak zorunda olduğu kuralları belirleyen devlet bürokratlarının seçilmesine dayanır. Kararları uygulamak için devlet gücü kullanılır. Bu kural sistemi genelde demokrasi olarak adlandırılır ama aslında en iyi ihtimalle dolaylı demokrasi olarak nitelendirilebilir, çünkü politik kararları vatandaşlar kendileri vermez, sadece belirli zamanlarda temsilciler için oy verirler. Ayrıca temsilciler seçim vaadleriyle veya çoğunluk görüşleriyle bağımlı değildir. Temsilci hükümetin, hem seçilmiş politikacıların, hem de devlet bürokratlatrının popüler kontrol illüzyonu oluşturduğunu, iktidarın çoğunu ise elitlere bıraktıklarını söyleyebiliriz.<strong>[</strong><strong>23]</strong> Temsilci hükümet bu yüzden kapitalizm için ideal bir eştir, minimal doğrudan vatandaş kontrolüyle maksimum meşruluk sağlar.</p>
<p>Bunun tersine, doğrudan demokrasi veya katılımcı demokrasi insanların kararları kendilerinin almasıdır. Özyönetim, basitçe doğrudan demokrasinin ifadesidir. Doğrudan demokrasinin ikilemlerinden biri herkesin zamanını kullanmadan katılımın nasıl maksimize edileceğidir. Bir metod elektronik referandumdur, bu şekilde tüm seçmen oyları televizyon tartışması sonrası hemen değerlendirilir. Ama burada bile katılım azdır, çünkü çok az insan tartışmaya katılabilir, çok daha azı referandum teklifini formüle edebilir. Anarşist çözüm delegeler ve federasyonlardır. Ama delege olmayanlar yüksek seviyedeki tartışmalarda yer alamaz. Olası bir tehlike ise delegelerin pozisyonları yoluyla güç kazanıp, ortaya çıkan eşitsizliği katılaştırmak için bu gücü kullanmalarıdır.</p>
<p>Demarşi<strong>[</strong><strong>24]</strong> doğrudan demokrasinin katılım ikilemine sunulan farklı bir çözüm alternatifi üzerine bina edilmiştir. Rastgele seçime ve fonksiyonların ayrılmasına dayanır. Binlerce veya onbinlerce insanın oluşturduğu bir topluluk düşünün. Tek bir karar-verici organ- örneğin seçilmiş konsil- olacağına herbiri farklı birer fonksiyonla, örneğin ulaşım, arazi, hasat, üretim, eğitim, sanat, su, bina, sağlık vs. ilgilenen onlarca grup olabilir. Herbir grup, gönüllülerin arasından rastgele seçilecek onar kişiden oluşabilir. Gruplar kendi alanlarıyla ilgili kararları verecektir. Dolayısıyla, her bir kararda herkesi katmak yerine her gönüllü kendi seçtikleri gruplarda bulunmak için eşit şansa sahip olacaktır.</p>
<p>Herkes yine lobi yapmak, gazeteye mektup yazmak, gruplara fikirlerini anlatmak ve birçok başka şekilde konular üzerinde tartışmaya dahil olabilmektedir.</p>
<p>Demarşide, devlet ve bürokrasi yoktur. Tüm karar alımları fonksiyonel gruplar tarafından yapılır. Bazı mevcut yerel hükümet sistemleri, mesela ABD ‘deki kasaba ve Norveçteki belediye toplantıları gibi, yüksek vatandaş katılımı ve insanların ihtiyaçlarına eğilme sorumluluğu gösteren örnekler vardır..<strong>[</strong><strong>25]</strong> Demarşi, karar vericilerin rastgele seçimi yoluyla karar alma ve fonksiyonların ayrımının avantajları üzerine kuruludur ki ikisi de birkaç kişinin kendilerine güç sağlaması ve kazançlı poziyonlara sahip olmasını engeller. Rastgele seçimin avantajı ise, kimsenin güzel konuşarak, hilekarlıkla veya yetenekleriyle, karar-verici rolünü garantileyemez oluşudur. Ayrıca, seçilen kişinin bir ayrıcalığı da yoktur. Sonuçta, şans eseri seçilmiştir. Dolayısıyla görevi sınırlıdır, devamlılık için rastgele seçimin sonucuna bağımlıdır.</p>
<p>Şimdiye kadar demarşi politik bir alternatif modeli olarak sunulmuştur. Fakat ekonomiye de birçok yönden genişletilebilir. Ekonomik işlerden sorumlu fonksiyonel gruplar, örneğin endüstri ve tarım, ihaleciler için iş açabilir. Araziyle ilgili kararları alan fonksiyonel gruplar olabilir, örneğin kullanılır veya kullanılmaz arazilerin kiraya verilmesi ile ilgili kararlar alınabilir. Para tedariğini düzenleyen fonksiyonel gruplar olabilir. Ana prensip rastgele seçilmiş vatandaşların ekonominin nasıl yürüyeceğine kendilerinin karar vermeleridir.</p>
<p>Demarşi, kapitalizme iki ana yönden meydan okumaktadır: İlki, devlet olmadığından, asker ve şahsi mülkiyeti korumak için organize sertlik yoktur. İkincisi, demarşi ekonominin yönetimini doğrudan vatandaşlarının eline verir.</p>
<p><strong><em>Prensip 1: işbirliği. </em></strong>Demarşi hassas kararlar için ağırlıkla diğer vatandaşlara olan güvene dayanır. Mevcut fonksiyonel gruplardan birinin üyesi olan diğer fonksiyonel gruplara katılamaz. Bu güven rastgele seçimle ve görevlerin minimumda tutulmasıyla desteklenir, adalette vatandaşların jüri sistemine güvenmesinin sebebi de aynıdır: önyargı ve kötüye kullanma, hakim olsun, siyasetçi olsun, az kişi oldukça artar. Demarşinin güven yönü ekonomik karar alımlarında işbirliğinin, mücadeleden daha öne çıkmasındandır. Piyasa olsa da, bu vatandaşın kontrolündeki bir piyasadır.</p>
<p><strong><em>Prensip 2: ihtiyaç sahiplerine hizmet. </em></strong>Demarşi ihtiyaç sahipleri için açık bir siyaset belirlemez. Şunu not etmekte yarar vardır ki, demarşi verilen kararların içeriğini belirlemeyen bir karar alma çerçevesi sunar. Fakat, kanıtlar gösteriyor ki, birçok yönden toplumu yansıtan vatandaş karar alıcılar, büyük oranda daha zengin, ortalama vatandaştan çok daha fazla güç peşindeki seçilmiş temsilcilere göre, muhtaçlara karşı çok daha duyarlıdırlar. Ayrıca, muhtaçlara hizmet konusunda hassas olan insanlar, kendilerini ve diğer sempatizanları, ilgili politikaları düzenlemekte teşvik etmeye daha meyillidirler.</p>
<p><strong><em>Prensip 3: tatmin edici iş. </em></strong>Muhtaçlara yardımda olduğu gibi, demarşi işin tabiatını belirlemez ama iş tatminini önceliğe koyan bir çerçeveye sebep olur. İş tatmini birçok işçi için önceliklidir ve birçok insan bu istekle ilgili gruplara katılmayı şiddetle ister.</p>
<p><strong><em>Prensip 4: katılım. </em></strong>Demarşi kimseye formal bir karar alma pozisyonu garanti etmez, ama bunun yerine kendi seçtikleri grubun üyesi olmak için eşit şans verir. İlave olarak, isteyen halka açık bir tartışmaya katılabilir, gruplara düşüncelerini anlatabilir ve iyi olmadığını düşündüğü kararları protesto edebilir. Gruplardaki katılımın derecesi gruplar arttırılarak toplumun arzu ettiği kadar genişletilebilir. Gerçekte ise, herkes karar alıcı işlere katılmaktan hoşlanmaz.</p>
<p>Bazı çekişmeli konularda, örneğin kürtaj ve uyuşturucu, partizanlar mümkün olduğu kadar çok destekçi bulup ilgili gruplara girmeye çalışırlar. Fakat gruplar yandaşların yapamayacağı kadar düşünceleri dinler, kanıtları çalışır ve konuları derinlemesine tartışır. Pozisyonun etkili bir savunucusu olabilmek için, partizan prensipleri ve argümanları iyice anlamalıdır. Yüzeysel önyargılar yeni bilgiler ve diyalog ile kırılabilir, karşıt görüşler konusunda algı ve anlayış artar. Bu yüzden, çekişmeli konularda destekçilerin mobilize edilme prosesi samimi bir anlayışı destekleyici olacaktır. Bu da, özünde, toplumu eğitmek üzerine kurulu bir sistemin oluşmasını sağlar; genel reklam, lobicilik ve eğitimi kullanmak yerine oy toplayıp kazanma üzerine kurulan sistemin tam tersidir yani.</p>
<p><strong><em>Prensip 5: sertlik dışılık. </em></strong>Demarşide devlet olmadığından, toplumun kendini savunması vatandaşlarının silahlı veya sertlik dışı mücadeleleri ile olacaktır. Devlet olmaksızın, demarşik gruplar kendi kararlarını dikte etmek için bir güç aracına sahip olmayacaklar, bunun yerine argümanlarına ve halkın güvenine dayanacaklardır: böyle araçlar olsaydı, bu askeri güçlerin eşdeğeri olurdu. Bu yüzden demarşinin kendisiye tutarlı tek temeli sertlik dışı eylemdir. Tarihsel olarak uygulamada demarşiye en çok yaklaşan antik Atina&#8217;lıların demokrasisidir.<strong>[</strong><strong>26]</strong> Atinalılar halka ait çalışmalarda rastgele seçim metodunu kullanmışlardır. Bir yıllığına her 10 kabileden bir kişi, toplam 10 kişi seçmişlerdir. Herhangi bir vatandaş da toplantılara katılabilirken, birçok iş üyeleri rastgele seçilmiş konsil tarafından kararlaştırılmıştır. Atina sistemi yüzyıllarca çok güzel işlemiştir. Mücadele yerine katılımı öncellemiş, ve sistemin çalışması için yeterli sayıda yetenekli insan bulunmuştur. Antik Atinalılar ideal katılımcı demokrasiden uzaktır, özellikle kadınlar, esirler ve yabancılar karar-alma mekanizmasının dışında tutulmuştur, ama bu, katılımcı bir toplum için rastgele seçimin temel olarak kullanılabileceğini göstermektedir.</p>
<p>1970&#8242;lerden beri rastgele seçilmiş vatandaşlardan oluşan grupların karar almasına yönelik deneyler yapılmıştır, özellikle Almanya, ABD ve İngiltere&#8217;de.<strong>[</strong><strong>27]</strong> Gruplar çekişmeli konularda, örneğin enerji senaryoları, şehir planlama, ulaşım seçenekleri ve ruhsal hastalıklarla ilgili karar vermek üzere biraraya getirilmiştir. Tipik &#8220;siyasi jüri&#8221; veya &#8220;planlama hücresi&#8221; 10 ila 25 insandan oluşup 3 ila 5 gün süren toplantılar sonucu, uzmanların ve yandaşların görüşlerini dinleyip, seçenekleri tartışıp tavsiyelerde bulunmuşlardır. Bu deneyler katılımın gücünü göstermek açısından çarpıcı şekilde başarılı olmuştur. Rastgele seçilen grup üyeleri, birçoğu konuyla ilgili önceden bilgi sahibi olmamasına ve katılım konusunda kendisine çok güvenmemesine karşın, hemen şevkli birer katılımcı oluvermişlerdir. Bu deneylerin gösterdiği şudur ki normal vatandaşların karar alma mekanizmasına dahil olması günümüz dünyası için uygulanabilir bir seçenektir. Bu da demarşinin kilit yönlerine destek sağlamaktadır. Bununla birlikte, demarşiyi öne süren ve hatta bir sosyal hareketin çıkış noktası olarak sunan çok az insan bulunmaktadır. Bu yüzden demarşi şimdilik sadece bir fikirdir. Ayrıca, çok daha fazla teorik gelişim gerektirmektedir, özellikle ekonomik boyutta. Demarşinin katılım modeli olarak en büyük gücü kimseye formal bir etki poziyonu vermemektedir, ne kadar parlak, hırslı olursa olsun. Mesela sarvodayada köy lideri veya federasyondaki yüksek seviye bir delege yeteneklerini veya etkisini önemli bir pozisyon almak için kullanabilir, bu demarşide mümkün değildir, çünkü fonksiyon olarak gayri-merkezileştirilmiştir. Demarşinin başlıca zaafı, değişim stratejisine dönüştürmenin güçlüğüdür. Konsensüs veya oylamanın tersine, ki küçük gruplar için kullanılabilir, rastgele seçim ve fonksiyonel gruplar ancak geniş gruplarda anlamlı olur. Bu aşılamayacak bir engel değildir, yerel topluluk veya geniş organizasyon denemeyi seçebilir, ama bunun anlamı destek oluşturmak için büyük çabanın gerekmediği değildir. Bir diğer zorluk grup liderlerinin, örneğin kadın, çevre ve barış gruplarının, destekçi olmama ihtimalidir. Sonuçta, karar vericiler rastgele seçildiğinden özel bir rol garanti edilemez.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Alternatifler üzerine yorumlar</strong></p>
<p>Sarvodaya, anarşizm, voluntarizm ve demarşi kapitalizme, araç ve amaç olarak sertliği kullanmayan alternatiflerdir. Başka şiddete dayanmayan alternatifler de vardır, ve şüphesiz ileride başkaları da geliştirilecektir. Burada bu dördüne işaret edilmesi, bir prensip setine dayanarak alternatiflerin nasıl değerlendirileceğini tanımlamak içindir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, dört modelin her birinde ekonomik alternatif, politik alternatifle sıkıca bir ilişki içindedir. Sarvodaya&#8217;da ekonomik kendine bağımlılık köy demokrasisine bağlıdır. Anarşizmde özyönetim sistemleri hem ekonomide, hem de politikada kullanılmaktadır. Voluntarizmde politik alan gönüllü anlaşmalar prosesinin bir parçasıdır. Demarşide, rastgele seçim ve fonksiyonel gruplar bütün olarak kullanılır. Bu da ekonomi ile politikanın arasında farklılık olmasına karşın, her zaman etkileştiğini yansıtır. Her durumda, bu bize kapitalizme alternatif aramanın, alternatif karar verme sistemlerine bağlı olduğunu gösterir. Alternatifleri incelemenin bir iyiliği, strateji için bir rehberlik sağlamasıdır. Kapitalizme sertlik dışı bir strateji için, birçok amaç için sertlik dışı eylemi kullanmak ve kökleri sağlamlaştırmak yeterlidir. Bu işleri yoluna sokacaktır. Fakat aynı noktada, sosyal anlaşmalara bakmak da gereklidir: toplumun nasıl organize olduğu ve olabileceği konusuna. Sosyal anlaşmalara bakmanın ötesinde, onları deneye tabi tutmak da gerekir. Kapitalist piyasanın yolunda çalışması için çok sayıda deneme yanılma olmasına karşın, hala periyodik çöküşler yaşanabilmektedir. Benzer şekilde, seçimler birçok sosyal hazırlık gerektirmektedir, bunun içine eğitim, kurallar, anlaşmalar, beklentiler vs. dahil. Aynı deneme yanılmalar kapitalizmin sertlik dışı alternatiflerinin düzgün çalışması için de gerekmektedir. Katı bir plan uygun değildir ama genel prensipler ve alternatif düzenlemeler konusunda bazı fikirler yardımcı olabilir. Alternatifleri incelemek kapitalizme sertlik dışı meydan okumak için amaçlar konusunda bazı fikirler verebilir. Ve sertlik dışı stratejide araçlar amaçlarla uyumlu olması gerektiğinden, uygun stratejiler konusunda rehberlik edecektir.</p>
<p> </p>
<p>23 Benjamin Ginsberg, <em>The Consequences of Consent: Elections, Citizen</em></p>
<p><em>Control and Popular Acquiescence </em>(Reading, MA: Addison-Wesley, 1982);</p>
<p>Thomas S. Martin, &#8220;Unhinging all government: the defects of political</p>
<p>representation,&#8221; <em>Our Generation</em>, Vol. 20, No. 1, Fall 1988, pp. 1-21;</p>
<p>Edmund S. Morgan, <em>Inventing the People: The Rise of Popular Sovereignty</em></p>
<p><em>in England and America </em>(New York: Norton, 1988).</p>
<p>24 The word &#8220;demarchy&#8221; was coined by John Burnheim, whose book <em>Is</em></p>
<p><em>Democracy Possible? The Alternative to Electoral Politics </em>(London: Polity</p>
<p>Press, 1985) is the pioneering treatment of the model. See also F. E.</p>
<p>Emery, <em>Toward Real Democracy </em>(Toronto: Ontario Ministry of Labour,</p>
<p>1989); Brian Martin, &#8220;Democracy without elections,&#8221; <em>Social Anarchism,</em></p>
<p>No. 21, 1995, pp. 18-51.</p>
<p>25 On New England town meetings, see Jane J. Mansbridge, <em>Beyond</em></p>
<p><em>Adversary Democracy </em>(New York: Basic Books, 1980). I thank Ellen</p>
<p>Elster for comments on Norwegian municipalities.</p>
<p>26 Mogens Herman Hansen, <em>The Athenian Democracy in the Age of</em></p>
<p><em>Demosthenes: Structure, Principles and Ideology </em>(Oxford: Basil Blackwell,</p>
<p>1991).</p>
<p>27 Lyn Carson and Brian Martin, <em>Random Selection in Politics</em></p>
<p>(Westport, CT: Praeger, 1999).</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/29/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/29/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler-3</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/24/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/24/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 13:40:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme alternatif]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Ekrem Senai
Sunuş: New York&#8217;taki borç sayacı ilk kurulduğu 1989 yılında Amerikan&#8217;ın borcunu 2,7 trilyon (2700 milyar dolar = 2008 Türkiye ekonomisinin 5-6  misli) olarak gösteriyordu. BBC&#8217;nin haberine göre krizden sonra 10 trilyona çıkan miktar için bu ekran yetersiz kaldı.
 &#8220;Kapitalizm krizde mi? Marx haklı mıydı? yoksa suç devlette miydi?&#8221; gibi tartışmalar süredursun kapitalizm&#8217;den yakasını sıyırmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Çeviren: Ekrem Senai</em></strong></p>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081025_derin_dusunce_org_gonullu.gif"><img class="size-medium wp-image-1893 alignright" title="20081025_derin_dusunce_org_gonullu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081025_derin_dusunce_org_gonullu.gif" alt="" width="208" height="204" /></a>Sunuş:</em></strong><em> New York&#8217;taki borç sayacı ilk kurulduğu 1989 yılında Amerikan&#8217;ın borcunu 2,7 trilyon (2700 milyar dolar = 2008 Türkiye ekonomisinin 5-6  misli) olarak gösteriyordu. <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/business/7660409.stm">BBC&#8217;nin haberine göre</a> krizden sonra 10 trilyona çıkan miktar için bu ekran yetersiz kaldı.</em></p>
<p><em> </em><em><strong>&#8220;Kapitalizm krizde mi? Marx haklı mıydı? yoksa suç devlette miydi?&#8221;</strong> gibi tartışmalar süredursun kapitalizm&#8217;den yakasını sıyırmak isteyenler elbette öncelikle ona bir alternatif bulmak durumundalar. İşte bu çabaya ışık tutmak için yazarlarımızdan <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai</a>&#8216;nin geçen hafta başladığı çeviri serisine bu hafta da devam ediyoruz. Daha <a href="http://www.derindusunce.org/category/kapitalizme-alternatif/">önceki bölümlere buradan</a> erişebilirsiniz.</em></p>
<p> <strong>Voluntarizm (Gönüllülük)</strong></p>
<p>Bir piyasa ekonomisi düşünün ki tüm etkileşimler gönüllü sözleşmeler üzerine kurulu olsun, ve mülkiyeti korumak veya kuralları dayatmak için devlet veya diğer aracılar bulunmasın. İşte bu, voluntarizm&#8217;in özüdür.</p>
<p><em>&#8220;Voluntaristler politik olmayan stratejiler ile özgür topluma ulaşmak için organize olmuş liberteryenlerdir. Seçim siyasetini, liberteryen prensiplere aykırı olduğu için hem teoride hem de uygulamada  reddederler. Hükümetler güçlerini sürdürebilmek için işlerini ahlaki meşruluk içinde yapmak zorundadır;  siyasi metodlar ise  bu meşruluğu kuvvetlendirir. Voluntaristler ise devletin gayr-i meşru olduğunu anlatıp, Devlet gücünün dayandığı işbirliği ve anlaşmaların çekilmesi gerektiğini savunur.&#8221;</em><strong>[16]</strong><em></em></p>
<p>Voluntarizm liberteryenliğin bir yan ürünüdür..<strong>[</strong><strong>17] </strong> Liberteryenler devlete karşıdır, ama daha sonra ikiye ayrılır: liberteryan sosyalistler- ki <span id="more-1891"></span>aşağı yukarı anarşistlere eşdeğerdir- ve serbest piyasa liberteryenleri. Serbest piyasa liberteryenleri devlete karşıdır ama birçoğu mülkiyeti koruyacak ve legal sistemi işletecek minimal devlete ihtiyaç hissederler. Devletin diğer fonksyonlarından birçoğu düşürülür, örneğin devlet okulları, refahı sağlamak görevi, iş yeri güvenliğini ve çevre kirliliğini kanun ve denetimlerle düzenlemek gibi. Bütün bu fonksiyonlar piyasa tarafından yürütülmelidir. Örneğin özel girişimler eğitim hizmetleri sunacak ve çalışırken yaralanan işçiler işverenlerini dava edecektir. Liberteryenler işsizlik konusu gibi birçok problemi çözmek için piyasaya güvenir. Örneğin asgari ücret belirlenmeksizin, bazı girişimciler hali hazırda işsiz olanların çoğuna iş sağlayabileceklerini ve bunu karlı gördüklerini belirtir. Hala ihtiyacı olanlara da yardımseverler yardım edecektir. <em></em></p>
<p>Voluntarizm bu modelin çoğunluğunu alır ama minimal devlet ve mülkiyetin korunması için güç kullanımına karşı çıkar. Bunun yerine, tüm ekonomik düzenlemelerin gönüllülükle yapılmasını savunur. Eğer bir taraf sözleşmeyi bozarsa, örneğin istenen hizmete karşılık anlaşılan malları temin etmezse, o halde mağdur taraf daha fazla anlaşma yapmaz ve diğer talep eden taraflara da diğer tarafın davranışını bildirir. Kötü nam, uzun vadede zarar verici etkiye sahip olduğundan anlaşmalara uyulması konusunda güçlü bir istek böylece kendiliğinden oluşur. Ama devlet, asker olmaksızın düzen nasıl sağlanacaktır? Voluntaristlerin cevabı şiddete dayanmayan eylemdir, saldırganlığa karşı savunma, anlaşma dayatma ve baskıya karşı çıkmaktır. Voluntarizm piyasa ekonomisi ve şiddete dayanmayan eylem&#8217;in birleşimi olarak düşünülebilir. Voluntarizm metod açısından hayli prensiplidir. Çünkü devletin reddine dayanır, voluntaristler devlete dayanan her değişim metodunu reddederler, buna lobicilik ve oy vermek de dahildir. Diğer taraftan, devletle işbirliği yapmamak, örneğin vergi vermeyi reddetmek, jüri olarak hizmet vermemek, çocuklarını devlet okuluna göndermemek voluntarist metoda mükemmel bir şekilde uyar. Bu durum, ABD&#8217;deki, güç kazanıp devlet faaliyet alanını kısıtlamak için oy verme ve seçilmeyi araç olarak gören Liberteryen Parti&#8217;yle, tezat içindedir. Voluntarizm&#8217;de, sarvodaya ve anarşizmde olduğu gibi, araçlar sonuçlarla uyumludur.</p>
<p><strong><em>Prensip 1: işbirliği. </em></strong>Voluntarizm mücadeleci ekonomide işbirliyle oluşan anlaşmalara dayanır. Eğer bir başkası daha iyi bir teklif veriyorsa, onlarla ticaret etmek doğaldır.</p>
<p><em>&#8220;İnsanlar gönüllü alış verişe yatkındır çünkü menfaatlerinin artacağını düşünürler; alış verişin faydalarına karar verme yetisi onu yapan gruplara aittir. Voluntarizm kimse onu durdurmadıkça doğal olanı takip eder. Doğal mülkiyet ve alış verişin etkileşimi serbest piyasa fiyat sistemiyle sonuçlanır ki bu da akıllıca ekonomik kararlar almak için ihtiyaç duyulan gerekli bilgiyi sağlar.&#8221;</em><strong>[</strong><strong>18]</strong></p>
<p><strong><em>Prensip 2: ihtiyaç sahiplerine hizmet etmek. </em></strong>Voluntarizmin ihtiyaç sahiplerine hizmet etmek için belirlenmiş bir metodu yoktur. Bunu sağlamak için sistem gönüllü hizmete dayanmaktadır. Fakat kapitalist ekonomide, refah provizyonunu tekeline alan devlet olmadığından bu pek mümkün değildir. Gönüllü anlaşmalar ve sertliğe dayanmayan eylemin rutin kullanılışının diğerlerine yardım için uygun bir ortam yaratacağı düşünülmektedir. Yine de, diğer piyasa sistemleri gibi, ihtiyaçları olanlar için gerekliliklerin sağlanması, özellikle kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak olanlar için, voluntarizmin bir parçası değildir.</p>
<p><strong><em>Prensip 3: tatmin edici iş. </em></strong>Gönüllü yürüyen piyasa sistemi, tatmin edici iş için birçok fırsat yaratacaktır, çünkü sadece kendi için çalışan birkaç patron tarafından yönetilmeyecektir. Girişimler, tüm aktiviteler gibi gönüllü organize edilecek, bu da bürokratik yapılardan çok işbirliğini ve diğer eşitlikçi sistemleri destekleyecektir. İşçilerin yaptıkları işte güçlü bir etkisi olacaktır. Bireysel olarak çalışmak isteyebilirler (en azından bazı işlerde), küçük grup içinde veya daha büyük organizasyonlarda. Bunun anlamı tatmin edici iş bulmanın mantıklı bir sonuç olarak görünmesidir. Fakat çok fazla işçinin olduğu veya düşük üretimin olduğu yerlerde, işçiler diğer alanlara kaymaya meyillidirler.</p>
<p><strong><em>Prensip 4: katılım. </em></strong>Tüm ekonomik ve diğer anlaşmalar gönüllü olduğu için, katılım voluntarizmin bir parçasıdır.</p>
<p><strong><em>Prensip 5: şiddet dışılık. </em></strong>Voluntarizm devlet veya diğer organize şiddet formlarının rağmına şiddet dışılığa dayanır. Şiddet dışılık hem kavgaları ortadan kaldırmak için, hem de toplulukları savunmak için bir metotdur. Bu yüzden şiddet dışılık voluntarizm için hem metod, hem de amaçtır.</p>
<p>Libertaryenizm ABD&#8217;de büyük destek görür, bunun bir sebebi piyasaya inancın yüksek olmasıdır. Libertaryen Parti adayı, başkanlık seçimlerinde üçüncü yüksek sayıda oyu almayı başarmıştır. Voluntarizm, buna karşın, libertaryenizmden biraz farklıdır ve organizasyonel bir varlığı yoktur.</p>
<p>Başlıca aracı Carl Watner&#8217;in editörü olduğu <em>The Voluntaryist, </em>dergisidir.<strong>[</strong><strong>19]</strong> Günümüzde, voluntarizm bir hareketten çok fikir olarak varlık göstermektedir.</p>
<p>Watner, buna karşın, voluntarist yaklaşımın de facto temel olarak birçok verimli ekonomik ve sosyal aktivitenin temeli olduğunu söylemektedir. Bunlar endüstriyel standartların evrimi, özel posta sistemleri ve hayırseverliktir. <strong>[20]</strong> Bir diğer örnek kuruluşların anlaşmazlıkları çözmek için bir dış hakem kullanıp, devlet gereksinimleri veya mekanizmalarının dışına çıkmalarıdır.<strong>[</strong><strong>21]</strong> Bu, mahkemelerde savaşmaktan çok daha ucuz ve hızlı bir yöntemdir. Hakem kararını kabul etmeyen herhangi bir kuruluş, sonraki hakemlik durumunda puan kaybedecek, bu da kötü inancını sıkıca gözden geçirmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Watner aktivitelerin devlet düzenlemesi olmaksızın işbirliğiyle organize edildiklerinde genellikle daha etkin yürüdüğünü iddia eder. Devlet ne zaman kanun ve yönetmeliklerle müdahale etse problemler ortaya çıkar, daha yüksek maliyetler, haksız anlaşmalar, tekelleşmeler oluşur. Hakemlik, tamamen gönüllülük esasına göre yapılabilirken, devlet, prosedürü düzenlemek için müdahale eder ve uyumsuzluk üzerine kanuni cezalar getirir. Bu kapitalizmin alternatifleri çökerttiği bir örnek olarak alınabilir. Bu durumdaki kapitalizm &#8220;devlet-düzenlemesindeki tekel kapitalizmi&#8221; veya &#8220;mevcut kapitalizm&#8221;dir.</p>
<p>Voluntaristler tarafından desteklenen tip kapitalizm, mevcut kapitalizmden epey farklıdır. Özel mülkiyeti koruyan bir devlet olmayınca, diğerleri saygı göstermedikçe büyük ölçekte birikmiş sermayeyi ayakta tutmak mümkün olmayacaktır. Örneğin, bir işletmedeki işçiler maaş yetkileri ve sermaye adaleti konusunda bir anlaşmaya varmak zorundadır. Voluntarist tablonun anlattıkları yine çalışacaktır, ama büyük ihtimalle günümüzdeki gibi büyük kuruluşlar tutunamayacaktır, çünkü eğer bunlar amaçlarını gerçekleştirmek için devlet gücünü kullanamayacak, işçiler veya tüketiciler sömürü olduğunu düşünürse işbirliğini geri çekecej veya değişim için doğrudan eylemde bulunacaktır. Dahası, ortak sahipler ve müdürler diktatoryal güçlerini kullanmakta zorlanacaktır çünkü işçiler çekilip ayrı şirketler kurabilir veya emir almayı reddettiğini açıklayabilir. Neticede birçok kendini yöneten, ağlarla ve anlaşma sistemleriyle birbirine bağlı girişim, güven sağlamış kuruluşlar tarafından yönetilmeyi tercih edecektir. Nasılki adil kararlar veren bir hakeme tekrar müracaat edilme olasılığı yüksekse, her çeşit &#8220;broker aracılar&#8221;-etkili bir piyasadaki gerekli arayı bulucular-adil olmak konusunda ve adil görünmek konusunda çalışacaklardır. Bu, spor karşılaşmalarında hakemlik müessesesinde görülmektedir. Tüm katılımcılar adil kararlar arzu ederler, ve yetenekli ve adil görülenlere daha büyük sorumluluklarlar verilir.</p>
<p>Toplumlarda kanun her ne kadar düzenin kaynağı olarak görünse de birçok durumda insanların nasıl davrandıkları açısından önemsizdir. Robert C. Ellickson, Kaliforniya&#8217;da bir çiftlikteki komşular arasındaki anlaşmazlık konusundaki çalışmasında yerel insanların , hatta kanunla çelişse de yerel normlara uygun informel metodlar kullandıklarını göstermiştir..<strong>[</strong><strong>22]</strong> Voluntarizm dolayısıyla günlük davranışlar üzerine bir temel geliştirmiştir.</p>
<p>Kapitalizme karşı bir strateji olarak, voluntarizmin avantajı piyasayı kabul etmesidir-bu kapitalizm savunucularının kapitalizmin olduğunu söylediği şeydir- fakat devlet gücünü reddetmesidir. Voluntarizm dolayısıyla kapitalizmin altını oyan sertliğe vurgu yapar. Voluntarizm, gönüllü anlaşmaların tarihi ve günümüzdeki deneyimleri üzerine bina edilir ve her çeşit alana genişletebilecek bir prosestir.</p>
<p>Voluntarizmin, bütün halinde, devletle tamamen ilişkisizlik şeklindeki formu birçok insan tarafından uygulanması güç bir formdur, özellikle vergi vermemek, birçok durumda çok kolay mümkün olmamaktadır. Birçok insan, en azından bazen devlet temelli hizmetlere veya düzenlemelere uymayı kabul eder. Voluntarizmin geniş bir kabule sahip olması için, prensiplerine kısmen de olsa bağlılık oluşmasının yaygınlaşması gerekir ki sarvoyada ve anarşizmde olduğu gibi, destekleyenler &#8220;alternatif yaşam&#8221;&#8216;ı durumlarına göre farklı derecelerde gerçekleştirebilsinler. Daha büyük bir sorun ise cazibesini nasıl genişleteceği sorusudur. Bir çeşit hareket mi ortaya çıkmalıdır? Nasıl yapılanmalıdır? (Doğal olarak, gönüllü bir anlaşma olacaktır) Yapılması gereken kampanyalar var mıdır? Hedefler ne olmalıdır? Voluntarizm, liberteryenizme doğal bir benzerlik içindedir ama buna kıyasla sadece çok az bir kısım insana cazip gelmektedir. Diğer sosyal hareketlerle mesela çevreciler veya femisitlerle bir ilişkisi var mıdır? Liberal feminizmin yanında, sosyalist feminizm ve radikal feminizm gibi türlerin yanı sıra, daha az bilinen ama yine de daha çarpıcı olan feminizmlerden biri anarşa-feminizm, anarşizmin ve feminizmin sinerjisidir. Ama, şimdiye kadar voluntarist feminizm ortaya çıkmamıştır. Böyle bir şey olabilir mi? Ve diğer hareketler için benzer olasılıklar var mıdır? Eğer voluntarizm ekonomik gelecek ve organizasyon için güçlü bir vizyona sahip olacaksa, bunlar keşfedilmeyi bekleyen sorular olarak durmaktadır.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>16</strong> &#8220;Statement of purpose,&#8221; <em>The Voluntaryist, </em>No. 1, October 1982, p. 1.</p>
<p>See also Carl Watner, &#8220;What we believe and why,&#8221; <em>The Voluntaryist, </em>No.</p>
<p>57, August 1992, pp. 1, 7.</p>
<p><strong>17</strong> Voluntaryists can also draw links with a number of prior thinkers,</p>
<p>such as the Stoics of ancient Greece. See Carl Watner, &#8220;Thinkers and</p>
<p>groups of individuals who have contributed significant ideas or major</p>
<p>written materials to the radical libertarian tradition,&#8221; <em>The Voluntaryist,</em></p>
<p>No. 25, April 1987, pp. 1, 7.</p>
<p><strong>18</strong> Carl Watner, &#8220;The fundamentals of voluntaryism,&#8221; <em>The Voluntaryist,</em></p>
<p>No. 40, October 1989, pp. 1, 3.</p>
<p><strong>19</strong> <em>The Voluntaryist, </em>PO Box 1275, Gramling SC 29348, USA. See also</p>
<p>Carl Watner (ed.), <em>I Must Speak Out: The Best of </em>The Voluntaryist <em>1982-</em></p>
<p><em>1999 </em>(San Francisco: Fox &amp; Wilkes, 1999), in which most of the articles</p>
<p>cited here are reproduced.</p>
<p><strong>20</strong> Carl Watner, &#8220;Voluntaryism and the evolution of industrial</p>
<p>standards,&#8221; <em>The Voluntaryist, </em>No. 52, October 1991, pp. 1, 4-7; Carl</p>
<p>Watner, &#8220;The most generous nation on earth: voluntaryism and</p>
<p>American philanthropy,&#8221; <em>The Voluntaryist, </em>No. 61, April 1993, pp. 1, 3-</p>
<p>7; Carl Watner, &#8220;‘Plunderers of the public revenue&#8217;: voluntaryism and</p>
<p>the mails,&#8221; <em>The Voluntaryist, </em>No. 76, October 1995, pp. 1-7.</p>
<p><em>Nonviolent alternatives to capitalism 103</em></p>
<p><strong>21</strong> Carl Watner, &#8220;‘Stateless, not lawless&#8217;: voluntaryism and arbitration,&#8221;</p>
<p><em>The Voluntaryist, </em>No. 84, February 1997, pp. 1-8.</p>
<p><strong>22</strong> Robert C. Ellickson, <em>Order Without Law: How Neighbors Settle</em></p>
<p><em>Disputes </em>(Cambridge, MA: Harvard University Press, 1991).</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/24/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/24/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler-2</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/16/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/16/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 14:28:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme alternatif]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/16/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-2/</guid>
		<description><![CDATA[Brian Martin, Nonviolence versus Capitalism (London: War Resisters’ International, 2001)
Birinci Bölüm için 
Çeviren: Ekrem Senai 
Anarşizm
Politik bir felsefe ve değişim stratejisi olarak, modern anarşizmin başlangıcı Avrupalı sosyalist çevrelerde Marksizmin ana savlarından biri olarak kullanıldığı 1800&#8242;lü yıllara kadar gider. Bununla beraber Marksizm esasında kapitalizm&#8217;in eleştirisidir, anarşizm ise prensipte devletin eleştirisidir.5
Hala birçok anarşist devleti baskının ana kaynağı olarak görmekle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081015_derin_dusunce_org_anarsizm.jpg" alt="20081015_derin_dusunce_org_anarsizm.jpg" align="right" />Brian Martin, <em>Nonviolence versus Capitalism </em>(London: War Resisters’ International, 2001)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/" target="_blank">Birinci Bölüm için </a></p>
<p>Çeviren: <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ekrem Senai</span></a> </p>
<p><strong>Anarşizm</strong></p>
<p>Politik bir felsefe ve değişim stratejisi olarak, modern anarşizmin başlangıcı Avrupalı sosyalist çevrelerde Marksizmin ana savlarından biri olarak kullanıldığı 1800&#8242;lü yıllara kadar gider. Bununla beraber Marksizm esasında kapitalizm&#8217;in eleştirisidir, anarşizm ise prensipte devletin eleştirisidir.5</p>
<p>Hala birçok anarşist devleti baskının ana kaynağı olarak görmekle beraber, anarşistler arasında da farklılıklar bulunmaktadır.<span id="more-1725"></span></p>
<p>Devletin anarşist alternatifi kendini-yönetme (özyönetim) olarak adlandırılabilir. Çalışma yerlerinde veya lokal topluluklarda doğrudan kararlar üzerinde kollektif kontrol sahibi olmak demektir. Başkaları - seçilmiş temsilciler, patronlar, uzmanlar- karar verme gücüne sahip olacağına insan grupları bu gücü kendilerinde tutarlar. Çalışma yerlerinde, kendini yönetmek demek işçilerin üretilen malla ilgili kararları doğrudan alması, işin nasıl yapılacağına ve kimin ne yapacağına kendilerinin karar vermeleridir. Buna işçilerin kontrolü de denir..6</p>
<p>Anarşi terimi günlük hayatta ve medyada kaos anlamında çok kullanılır. Kullanımın aksine, anarşistlere göre anarşi, devletin ve hakimiyetin olmadığı özgürlük, eşitlik ve katılım prensiplerine dayalı bir toplum çabasıdır. Kaotik olmak bir yana, içindeki insanlar tarafından çok iyi organize olmayı öngörür.</p>
<p>Kapitalizm konusunda, anarşizmin kendi ayrı bir analizi yoktur, büyük ölçüde Marksist eleştiriyi kullanır. Anarşizm Marksizmin nihai hedefini paylaşır, devletsiz ve sınıfsız toplum olarak &#8220;komunizm&#8221;. Anarşizmin Marksizm&#8217;den ayrıldığı nokta sınıfsız toplumu nasıl gerçekleştirdiğidir. Anarşistler devleti hakimiyetin ana kaynağı olarak gördüklerinden, öncü partiler tarafından devlet gücünün devrimle alınmasına tamamen karşı çıkarlar- Marksistler ve anarşistler arasındaki tarihi düşmanlığın özü budur- ve ayrıca sosyalist seçmen stratejileri de reddederler. Bunun yerine anarşistler hem araç, hem de amaç olarak özyönetimi hedeflerler:  işçiler ve toplumlar kendi yaşamlarını etkileyecek konularda kendi kararlarını almalıdırlar. Genişleme yavaş da olsa, hızlı da olsa, özyönetimdeki devrimsel büyüme, devletin mevcut kaynaklarını ve kapitalist hakimiyetin yerini alacaktır. Dolayısıyla anarşistler, Gandiciler gibi araçların sonuçları yansıtması gerektiğine inanırlar.</p>
<p>Anarşist ekonomik sistemin nasıl çalışacağına çok detaylı önem verilmemiştir, kısmen bunun sebebi sistemin teorisyenler tarafından değil, katılımcılar tarafından belirleneceğinin varsayılmasıdır. Bir genel vizyonu serbest dağıtımdır.7 Kendini yöneten girişimciler toplumun ihtiyacı olan malları üretecektir. Mallar, parasal bir alış-veriş olmadan ihtiyaç duyan herkese açık olacaktır. Üretimi koordine edebilmek için girişimciler bilgiyi paylaşacaktır. Her konuda daha yüksek-seviye kararlar için, organize edici prensip ise federasyon olacaktır. Herbir kendini yöneten grup bir veya daha fazla seçilmiş delege gönderecek, ve bu delege gövdesi grupların dikkate alması için tavsiyelerde bulunacaktır. Delegeler kendi gruplarının kararlarıyla bağımlıdır ve seçmenlerinin isteklerinin rağmına kendine göre hareket eden seçilmişlerin aksine her zaman tekrar çağırılabilirler. Delegelerin bağlayıcı kararlar alma yetkisi yoktur. Federasyonun fonksiyonu sadece koordinasyondur, yönetmek değildir.</p>
<p> Şimdi anarşizmi vahşi olmayan ekonominin 5 prensibine göre değerlendirebiliriz.</p>
<p><strong><em>Prensip 1: işbirliği. </em></strong>Kendini yönetme sistemiyle, kararlar kollektif olarak katılımcı şekilde verilir. Anlaşamamazlıklar ve kavgalar oluşsa da, ekonomik karar almanın temeli, mücadeleden çok işbirliğidir.</p>
<p><strong><em>Prensip 2: ihtiyaç sahiplerine hizmet. </em></strong>Serbest dağıtım sistemi Marks&#8217;ın &#8220;yapabilecek olandan, ihtiyacı olana&#8221; prensibine uygun olarak insan ihtiyaçları için tasarlanmıştır. (Bu prensip sosyalist ekonomiler tarafından katkıya bağlı ekonomik ödül düşüncesiyle reddedilmiştir). Sarvodaya&#8217;nın tersine, anarşizm muhtaçlara hizmeti merkezi ahlaki bir prensip olarak belirlemez. Bunun yerine, tatmin edici ihtiyaçlar pragmatik olarak öne çıkartılır, ekonomik sistemin üzerine bina edileceği bir amaç olarak düşünülür.</p>
<p><strong><em>Prensip 3: tatmin edici iş. </em></strong>Kendini yönetmek yoluyla, iş, işçiler tarafından organize edilir. Bunun anlamı, işin nasıl yapıldığının iş tatmini oluşturacak şekilde tasarlanabileceğidir. Bunun yanında insan ihtiyaçları için etkinlik ve üretim de hayati birer faktördür. İş tatmini rotasyon, farklı alanları geliştirme, istenmeyen işlerin otomasyonu, üretim sistemlerinin kişisel gelişimi ve grup etkileşimini arttıracak şekilde tasarlanması ve işlerin kişilerin özel ihtiyaçları, yetenekleri ve öğrenme kapasitelerine uygun olarak dizayn edilmesi ile sağlanır.</p>
<p><strong><em>Prensip 4: katılım. </em></strong>Özyönetim, insanların kendi hayatlarını etkileyen konularda karara katılımı demektir. Daha üst düzeyde katılım delegeler ve federasyonlar yoluyla olur ki bu seviyede bazı güçlükler doğabilir. Her ne kadar delegelerin bağımsız gücü olmadığı ve ve delegelerin onları seçen gruplar tarafından her an değiştirilebileceği düşünülse de, uygulamada delegeler dikkate değer bir güç edinebilirler. Grup, kendini rahat ifade edebilen ve bilgili kişileri delege olarak seçmeye yatkındır ve, federe gövdelerdeki deneyimleriyle bunların değiştirilmesi güç olabilir. Federatif yapıda, hesap sorulabilirlik daha da zayıflar. Katılım, dolayısıyla grup seviyesinde en güçlüdür, ve üst federasyon seviyelerinde daha sorunludur.</p>
<p><strong><em>Prensip 5: sertlik olmaması. </em></strong>Anarşizm içinde iki kol vardır, bazıları sadece şiddete dayanmayan metodları benimser, diğerleri ise insanların silahlı mücadelesini gerekli görür. Şiddete dayanmayan kolun tarihi, Gandi&#8217;ye ilham veren pasifist anarşist Leo Tolstoy&#8217;a kadar gider. İnsanların mücadele rolünü kabul eden anarşistler ise bunun sadece devlet vahşiliğine karşı devrimsel değişimlerin savunulmasında bir yol olabileceğini düşünür. Devlet gücünü eline geçirmeye çalışan silahlı güç düşüncesi anarşizme yabancıdır, çünkü zaten devlete karşıdır. Anarşistin popüler anlamı ise kaos oluşturmak için propoganda yapan teröristtir. Bunun, anarşist düşünce ve uygulamayla ilgisi yoktur. Bazı, suikastler düzenleyip bombalar patlatıp kendisine anarşist diyen insanlar vardır ama genellikle bunların anarşist gruplarla ilişkisi yoktur ve birçok anarşist tarafından reddedilirler. Yine de, anarşizm bu vahşi imaj ile lekelenmiş, ve hem sağ , hem de solda rakipleri tarafından bu anlamıyla yaftalanmaktan kurtulamamışlardır.</p>
<p>Anarşizmin sadece vahşi olmayan kolunun sertlik olmaması prensibine uyduğunu söylemek şimdilik kafidir. Ama kendini yönetmeye geçiş için silahlı mücadele olabileceğine inanan anarşistler için bile sertlik merkezi bir öneme sahip değildir. Genel ekonomik anarşist modelde devlet yoktur, ordu yoktur ve şahsi mülkiyet sistemi de yoktur.8</p>
<p>Anarşizm 1.dünya savaşından önce uluslar arası sosyalist hareket için önemli bir güçtü. En dramatik ifadesine İspanya&#8217;da ulaştı, 1936 devriminin arkasındaydı ama birkaç yıl içinde Franco&#8217;nun önderliğinde faşist ordular, diğer tarafta da cumhuriyetçi hareketteki komünistler tarafından ezildiler. Birçok devrim hareketinde, örneğin 1871 Paris Commune, 1917-1918 Rus Devriminin ilk zamanlarında, 1918-1919 Almanya&#8217;da, 1956 Macaristan, 1968 Fransa ve 1970-1971 Şili&#8217;de spontane anarşizmin izleri görülmektedir. Bu durumlarda, işçiler ve topluluklar kendilerini, devlet olmaksızın yönetecek şekilde organize etmektedir.9</p>
<p>Anarşist eylemin diğer bir yönü kooperatiflerdir. Bunlar, işçilerin her şeyi patronları olmadan yönettiği müesseselerdir. Yiyecek kooperatifleri, medya kooperatifleri ve üretim kooperatifleri bulunur.10 Kooperatifler Gandinin konstrüktif programının bir özelliği olarak düşünülebilir.</p>
<p>Tüm güçlerine rağmen, kooperatifler kapitalist girişimlerle nadiren başedebilmişlerdir. Az sayıda kooperatif yarışabilecek sermaye veya büyüklüğe sahiptir ve büyüdükçe geleneksel çalışma düzenine yani hiyerarşi oluşması ve işçilerin iş alan haline dönüşmesi tehlikesi vardır.</p>
<p>Bir diğer anarşizmle ilgili ekonomik girişim, işçilerin mevcut kurumları devr alıp onları patronsuz yönetmeleridir. Daha önce bahsedildiği gibi bu devrim durumunda gerçekleşir, ama işlerin veya kuruluşun tehdit altında olduğu diğer bazı durumlarda da ortaya çıkabilir.11 Bu, işçilerin doğrudan eylemi, genellikle devlet ve diğer şirketler tarafından konulan sahipleri ve yöneticileri geri çekmek için yapılan bir harekettir. İşçilerin kontrolü kapitalistlere ve devlet ortaklarına karşı ciddi bir meydan okumadır. Bu, devlet kuruluşlarında da gerçekleşebilir. Geniş bir alanda, anarşizmin pratik göstergesi olabilecek girişimler ve süregelen aktiviteler vardır.</p>
<p>12 Şunlar örnek olarak verilebilir:</p>
<ul>
<li>ücretsiz okullar, bu okullarda öğretmen ve öğrenciler öğrenme konusunda işbirliği içindedir13;</li>
<li>Yardımlaşmaya ihtiyaç duyulan yerlerde sakinler tarafından yapılan yerleşimler14;</li>
<li>şehir planlamasına vatandaş kontrolü;</li>
<li>işlerin halledilmesi için işçilerin patronlar ve kuralların rağmına kollektif olarak karar alıp uygulamaları;</li>
<li>gönüllü olarak organize edilen çocuk oyunları;</li>
<li>Internet üzerinden bilgi paylaşımı.</li>
</ul>
<p>Son yıllarda anarşizmle ilgili birçok aktivite ve girişim ortaya çıkmasına karşın, açıkça anarşist göze çarpan bir hareket yoktur. Birçok küçük grup, iletişim kanalları ve lokal aktiviteleri vardır ama bu aktiviteler genellikle düşük profillidir. Tabloyu karmaşıklaştırmak gerekirse, birçok kişi de kendisine anarşist deyip anarşist teori ve uygulama konusunda hiçbir fikri bulunmamakta ve bu ismi kurum karşıtı yan anlamıyla kullanmaktadır.</p>
<p>Açık anarşist hareket iyi gelişmemesine karşın, sosyal hareketlerde anarşist fikirler oldukça yaygındır,</p>
<p>Özellikle üyeleri kendilerini anarşist etiketiyle ifade etmese de feminist, çevreci ve şiddet karşıtı hareketlerde anarşist bir söylem görülür. Bunlar kural sistemlerine karşıdır, kapitalist, komünist veya seçilmiş olması farketmez ve doğrudan demokrasi metodlarını mesela konsensüsü desteklerler. Bunlar kişisel ilerleme ile veya parlementer seçim ile güç kazanarak reform çözümlerine karşıdır, bürokratik hiyerarşileri problemin bir parçası olarak görürler. Güç kazanıp, bu gücü diğerlerine &#8220;yardım&#8221; için kullanmaktansa bireyleri ve toplulukları güçlendirmektir amaç.</p>
<p>Bu tip anarşist hassasiyet yaygındır. Bu hassasiyetin sebebi anarşistlerin veya anarşist yazarların doğrudan etkisi değildir. Daha çok, bu, hiyerarşik güç sistemlerine bir cevaptır, Daha eşitlikçi bir toplumun hem olası hem de daha istenir olduğu inancını yansıtırlar.15</p>
<p>Anarşizmin en büyük gücü yönetime karşı yaptığı genel eleştiri ve kendini yönetme alternatifi sunmasıdır. Eleştirisi devlete odaklansa da, anarşizm amacını genişletip kolaylıkla gelişen veya yeni ortaya çıkan yeni baskı kaynaklarına karşı adapte edilebilir.</p>
<p>Marksizm ve feminizmin tersine, anarşizmin akademik çevrede takibi kısıtlıdır, yani anarşist teori yeterince ilgi toplamamıştır. Özelde, anarşizmin kapitalizm eleştirisi gelişmemiştir. Anarşist eleştirinin belkemiğini devlet oluşturur, ama eğer çok uluslu kuruluşların gücü devletinkini gölgede bırakıyorsa , anarşist eleştirisi güncellenmeli veya arttırılmalıdır.</p>
<p>Anarşizm mantığa dayanır ve birçok anarşist aktivite merkezleri devletle ilgili problemler ve kendini yönetmenin avantajları ile ilgili bilgiler verir. Ticari konuşmanın ve devlet dezinformasyonunun giderek daha sofistike bir hal aldığı günümüzde, mantıksal eleştirinin sesi marjinal kalmaktadır. Anarşizm küçük ölçekte alternatifler sunma ve devrim durumlarında özyönetime dayanmaktan daha fazlasını sunmaya muhtaçtır. Vahşi olmayan eylem anarşist teori ve uygulamaya ideal bir tamamlayıcıdır. Anarşistler genelde sertlik kullanmazlar ama ,bahsedildiği gibi, birçok anarşist de silahlı mücadelenin gerekli olabileceğini düşünür. Sertlik dışılık ile anarşizm arasında bir birliktelik aranarak çok daha büyük bir ilerleme kaydedilebilir.</p>
<p>Sonraki bölüm: Voluntaryism</p>
<p>5 On anarchism, see for example Daniel Guérin, <em>Anarchism: From</em></p>
<p><em>Theory to Practice </em>(New York: Monthly Review Press, 1970).</p>
<p>6 See chapter 7.</p>
<p>7 Ken Smith, <em>Free is Cheaper </em>(Gloucester: John Ball Press, 1988),</p>
<p>presents a case for free distribution, though not from an anarchist</p>
<p>starting point.</p>
<p>8 This is the model of collectivist anarchism. An alternative model is</p>
<p>free-market individualist anarchism, which accepts private property.</p>
<p>Voluntaryism, discussed later, falls in this latter tradition.</p>
<p>9 See Guérin, op. cit.; Michael Raptis, <em>Revolution and Counter-Revolution</em></p>
<p><em>in Chile: A Dossier on Workers&#8217; Participation in the Revolutionary Process</em></p>
<p>(London: Allison &amp; Busby, 1974).</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/16/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/16/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 08:14:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizme alternatif]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/</guid>
		<description><![CDATA[ Brian Martin, Nonviolence versus Capitalism
(London: War Resisters&#8217; International, 2001)
Çeviren: Ekrem Senai
Kapitalizme karşı &#8220;vahşi olmayan&#8221; bir strateji geliştirmek için, ekonomik üretim ve dağıtımı, karar almak için metodları bulunan alternatifleri incelemek gerekmektedir. Kapitalizme sadece karşı olmak, daha iyi alternatif sunan bir fikir ortaya konmadıkça hiç bir anlam ifade etmemektedir. Geleneksel sosyalist stratejileri, hem kapitalizmi bitirmek, hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081015_derin_dusunce_org_kapitalizme_alternatif.jpg" alt="20081015_derin_dusunce_org_kapitalizme_alternatif.jpg" align="left" /> Brian Martin, <em>Nonviolence versus Capitalism</em></p>
<p>(London: War Resisters&#8217; International, 2001)</p>
<p>Çeviren: <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai</a></p>
<p>Kapitalizme karşı &#8220;vahşi olmayan&#8221; bir strateji geliştirmek için, ekonomik üretim ve dağıtımı, karar almak için metodları bulunan alternatifleri incelemek gerekmektedir. Kapitalizme sadece karşı olmak, daha iyi alternatif sunan bir fikir ortaya konmadıkça hiç bir anlam ifade etmemektedir. Geleneksel sosyalist stratejileri, hem kapitalizmi bitirmek, hem de sosyalist alternatifini yerine koymak için eninde sonunda devlet gücü kanalıyla sertlik gösterilmesini gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Şöyle yararlı bir yol takip etmekte fayda vardır: Uyulması gereken ana prensipleri tespit edip, görüş ve önerileri bu prensipler doğrultusunda değerlendirmek uygun olacaktır. Kapitalizm, aşağıda belirtilen prensiplerin hiçbirine uymamaktadır.<span id="more-1712"></span></p>
<p>Prensip 1: Mücadele yerine işbirliği</p>
<p>Prensip 2: En çok muhtaç olan insanların sosyal üretim ve dağıtımda önceliğinin bulunması.</p>
<p>Prensip 3: İsteyen herkese tatmin edici iş olanağının bulunması.</p>
<p>Prensip 4: Sistemin otoriteler veya uzmanlar değil, insanların kendisi tarafından tasarlanıp işletilmesi.</p>
<p>Prensip 5: Sistemin sertliğe/baskıya dayanmaması.</p>
<p>Prensipler, istenenin ne olduğuna dair düşüncemize yardımcı olmak için basit birer alet sunuyor. Bunlara eklenebilecek başka prensipler de düşünülebilir. 5.prensip tek başına birçok ekonomik sistemi, gerçek veya ideal, elemek için yeterlidir.</p>
<p>Aslında, ilk dört prensip, prensip 5&#8242;in yansımaları olarak düşünülebilir. Sosyal mücadele için sertlik/baskı olmaması maksimum katılımı sağlar ve bu yüzden çok az insan tarafından yürütülen bir sistemin bu konuda sorgulanması gerektiği açıktır. Sistem tasarımı üzerine vahşi olmayan mücadele prosesinin mantıksal sonucu katılımcı sistemdir, ve 4.prensibin özüdür: Sistem katılımcılık üzerine tasarlanmışsa , tatmin edici iş (3.prensip) olanağı neredeyse kesindir, çünkü tatmin edici iş, geniş bir şekilde istenen bir şeydir. Muhtaçlara hizmet şiddete dayanmayan konstrüktif programın önemli bir parçasıdır, ve dolayısıyla prensip 2&#8242;ye götürür. Ve son olarak, mücadele dışı eylem, diyaloğa, ortak gerçek arayışına götüren bir metotdur ki bu da bir kişi veya grubun diğerlerini altetmesi yerine işbirliği etrafında şekillenen bir prosestir. Kapitalizmin şiddete dayanmayan alternatiflerini resmetmek için, bu bölümde dört model incelenecek: sarvodaya, anarşizm, gönüllülük (voluntaryism) ve demarşi. Bunların her biri yukarıdaki prensiplerin birçoğunu karşılamaktadır ama bunlardan farklı yönleri de bulunmaktadır. Aşağıda herbir alternatif kısaca tanımlanmış ve prensipler açısından değerlendirilip, altyapısı, gücü, zayıflıkları ve stratejik açıdan ifade ettikleri açısından yorumlanmıştır.</p>
<p><strong>Sarvodaya</strong></p>
<p>Gandi&#8217;nin köy demokrasisi ve ekonomik kendine yeterlilik idealidir, kapitalist ekonominin temelli bir reddidir[1]. Gandi bunu şu şekilde açıklar:</p>
<p><em>Bağımsızlık en alttan başlamalıdır. Bu yüzden her bir köy, tüm güce sahip birer cumhuriyet veya panchayat olacak. Bunun sonucu da, her bir köyün kendini ayakta tutar, işlerini yönetir, ve hatta tüm dünyaya karşı kendini savunabilecek derecede güçlü olmasıdır. Bu, bağımlılıkları ve komşulardan veya dünyadan yardım almamayı  gerektirmez. Ortak güçlerin özgür ve gönüllü bir birlikteliğidir. Bu toplum yüksek kültürlü olmalı, her bir erkek ve kadın ne istediğini bilmeli, ve dahası, hiç kimse diğerlerinin eşit çalışmayla sahip olabileceğinden fazlasını istememelidir. Sayısız köyden oluşan bu yapıda, hep genişleyen ama hiç yükselmeyen halkalar olacaktır. Yaşam, alttakilerin zirveyi beslediği piramitler şeklinde olmayacaktır. Ama merkezi, kendini köyüne adamış kişilerden oluşan okyanus haleleri gibi, diğerleri ise köy haleleri içinde adanmış, ve nihayet tamamı bireylerden oluşan tek bir organizma olup, hiçbir zaman kibir içinde agresif değil ama hep alçak gönüllü, önemli parçaları olduğu okyanus çemberlerinin büyüklüğünün gururunu yaşayan bireylerden oluşan bir bütün. Bunun içinde, insan gücünü ortadan kaldıracak makinalara yer yoktur ve gücü birkaç ele inhisar eden makinalar da yoktur. İşçilik, kültürel insan ailesinin baş köşesindedir. Kişilere yardımcı olan makinalara ise yer vardır.[2]</em></p>
<p>Sarvodaya&#8217;da, ahlak ve ekonomi içiçe geçmiştir. Amaç, hayat kalitesinin geliştirilmesidir ve bu da hayat standardının yükseltilmesinin sosyal ve ruhsal değerlerin rağmına yapılmamasını gerektirir.</p>
<p>Sarvodaya altında yatan birçok anahtar konu vardır:</p>
<p>swadeshi, ekmek işçiliği, sahip olmama, yeddi emin, sömürmeme ve eşitlik.[3] Swadeshi, kendine güven olarak ifade edilebilir, dar anlamda kendine yeterlilik veya geniş anlamda toplumun diğerlerine bağımlı olmadan kendini takviye edebilmesini anlatır. Bu şekilde, devletler veya büyük şirketler devre dışı kalmaktadır.</p>
<p>Ekmek işçiliği, bireylerin işe katılımıyla yaşam gereksinimlerini üretmeleridir. Kendine yeterlilik ile paraleldir ama kolektif seviyeden çok bireysel seviyededir. İş pozitif bir eylem olarak görülür, azaltmak veya kaçınmak gereken bir eylem olarak değil.</p>
<p>Sahip olmama düşüncesi bireyin sadece ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olması (istemesinden farklı olarak) ve başka bir şeye sahip olmamasıdır. Bu tabi ki kapitalist mülkiyeti dışlar. Sahip olmama &#8220;kendi yeteneğine göreden, ihtiyacına göre&#8221; prensibine uygundur.</p>
<p>Yeddi emin prensibi, kaynakları kullananların toplumun yararına olarak onlara bakması demektir. Bu hem malzeme kaynaklarını, mesela arazi ve aletleri, hem de  insanların yeteneklerini içerir. Doğal yeteneklere sahip kişiler bunu şahsi mülkleri olarak değil, toplum kaynağı olarak düşünmelidir.</p>
<p>Sömürmeme, diğerlerine göre bir avantaja sahip olmamaktır. Eşitlik, sınırlı şekilde fırsat eşitliği olarak veya daha derin bir şekilde her bir insanın en iyi yaşam kalitesini gerçekleştirmek için tüm toplum kaynaklarının kullanılması olarak düşünülebilir. Bu çeşitlilikle uyumludur ama daha çok ihtiyacı olanların toplumsal kaynaklar üzerinde daha büyük talebi olabileceği anlamını  da içerir.</p>
<p>Sarvodaya&#8217;da, insanlar toplumsal bilinç için eğitilir, bu şekilde ödevleri, ve bağlantılarından haberdar olur ve kendini hem parçaya ve hem de bütüne hizmet eden biri olarak görür. Ayrım yapma ortadan kaldırılır. Politik seviyede temel organize eden prensip, köy seviyesindeki kendini yönetmedir. Teknoloji, sistem prensiplerini, eşitliği ve yararlı işi sağlayacak şekilde seçilir.</p>
<p><strong><em>Prensip 1: işbirliği. </em></strong>Sarvodaya mücadele yerine işbirliği üzerine kuruludur. İşlerin halledilmesinin anahtarı adanmışlıktır, ve bu da toplum dayanışması ve eğitimle sağlanır.</p>
<p><strong><em>Prensip 2: ihtiyacı olanlara yardım. </em></strong>Bu prensip Sarvodaya&#8217;nın temelidir: onun temel gereksinimi ayrımın kaldırılması ve ihtiyaçlı olanlara hizmet edilmesidir. Yeddi emin kullanılması özel isteklerin öne geçmesini engellemeye yöneliktir.</p>
<p><strong><em>Prensip 3: tatmin edici iş. </em></strong>Ekmek işçiliği, herkesin yaşam gereksinimlerini üretmek için çalışması, hemen herkesi tatmin edecek bir potansiyele sahiptir. Fakat, diğer bazı tatmin edici işler vardır, mesela beyin cerrahisi ve bilgisayar programlama (gerçi bunlar yaşam için yapılıyorsa ruh bunaltıcı da olabilir). Bunlar ekmek işçiliği değildir, peki nasıl sarvodaya&#8217;ya uyacaktır?</p>
<p>Sarvodaya&#8217;nın endüstriyelleşmiş ülkelerdeki işçilik taksimatına (yani mesleksel uzmanlaşmaya) uyumlu hale getirilip getirilemeyeceği açık değildir.</p>
<p>Bazı tip işler bazı insanlarca tatmin edici olabilir ama eşitsizliğin veya daha iyi olanlara hizmet etmenin temeli de olabilir.</p>
<p>Sarvodaya, bu tip işleri sınırlamak için mekanizmalar getirmeli veya alternatif olarak, bu tip işleri yapanlara özel ayrıcalıklar olmamasını temin etmelidir.</p>
<p><strong><em>Prensip 4: katılım. </em></strong>Köy seviyesinde organize olarak, sarvodaya katılımcı ve kendini yöneticidir. Köy seviyesinde doğrudan demokrasi vardır, köy federasyonu ve devlet seviyesinde de. Üst seviyelerde kararların nasıl alınacağı ise tamamıyla belirsizdir.</p>
<p><strong><em>Prensip 5: şiddet dışılık. </em></strong>Sarvodayanın özü, yaşam tarzı olarak ve sosyal değişim metodu olarak sertlik dışı olmaktır. Bir olası prensiplerle bir çatışma devlet denilen köy demokrasileri federasyonunun rolü konusunda olabilir. Bazı sarvodaya modellerinde, devlet ağır sanayiye ve yeddiemin altında kullanılan tüm diğer mallara sahiptir. Devlet topluma karışmamalıdır. Ama ya devlet düzeyindeki işlerde sorumlu olan bireyler, örneğin ağır sanayide? Devlet düzeyindekilerin daha güçlü olmasının yozlaştırıcı, ve görevlilerin kendi güç ve zenginliğini arttırıcı şekilde kullanma olasılığı yok mudur? Günümüzdeki toplumlar sertlik üzerine bina edildiğinden, yani asker ve polis, sarvodaya devletinin ihtiyaçları yönetirken farklı bir dinamiği sağlaması konusunda çok dikkatli olmalıdır. Alternatif olarak, sarvodaya devletsiz olarak yeniden formulize edilebilir.</p>
<p>Sarvodaya Hindistan ve Srilanka&#8217;da 1950&#8242;lerden beri önemli ölçüde kullanılmıştır.[4] Sarvodaya bağlıları köylere gitmiş ve kendine yeterliliği pratik yöntemlerle, mesela evler ve okullar yapıp, enerji sistemleri monte edip toprak koruma önlemleri devreye sokarak anlatmışlardır. Bu pratik önlemler ayrıca kişileri ve grupları kendi şefkat, paylaşma ve işbirliği gayretlerini uyandırmak veya , diğer bir deyişle, kişisel gelişim ve toplum inşasına sevketmiştir. Sarvodaya hareketi olarak isimlendirilen organizasyon ve ağlar, gönüllülerle, eğitim sağlayarak ve ilerlemeyi değerlendirerek köy işlerini desteklemişlerdir.</p>
<p>Sarvodaya&#8217;yı yaymak için büyük gayretler sarf edildiyse de, Hindistan ve Sri Lanka&#8217;da ilerlemenin ana yolu siyasilerin tercihleri doğrultusunda kapitalizm olmuştur. Hindistan&#8217;da, ulusal liderler Gandi&#8217;nin ideallerine göstermelik olarak destek olmuş ama pratikte Gandi&#8217;nin köy demokrasisi ve kendine dayanma vizyonuna hiçbir elle tutulur destekte bulunmamışlardır. Bu, sarvodaya devletinin rolü konusunda daha büyük kuşkuların oluşmasına yol açmıştır: merkezleşmiş gücün yeri olarak devlet, yaygınlaşmış ekonomik yapıya destek olmayacaktır. Hindistan ve Sri Lanka dışında, sarvodaya genellikle bilinmez. Muhtaçlara yardım ilkesi, gelişmiş ülkelerde fakirlere ve evsizlere gösterilen negatif veya düşmanca tavırlarla çatışır, her ne kadar muhtaçlara yardım, refahı arttırma, yardımlaşma ve karşılıklı işbirliği geleneklerinden çok uzak olmasa da&#8230; Köy demokrasisi fikri şehir ve kırsal kesime uyum konusunda adaptasyon gerektirmektedir, ama bu, katılımcı demokrasi ve toplum reorganizasyonu deneyimlerinden çok farklı değildir. Buna karşın, sarvodaya&#8217;nın ekmek işçiliğine adanmışlığı anlaşılamayacak kadar yabancıdır. Mesleki uzmanlaşma kapitalist ekonomilerde o kadar girifttir ki ekmek işçiliği ancak tarım toplumlarında mümkün olabilir. Dolayısıyla bu kısım, yüksek bölümlü işçiliğin bulunduğu bir toplum için yeniden düşünülmelidir.</p>
<p>Alternatif bir vizyon olarak, sarvodayanın devleti içerme ihtimali bazı zorlukları yaratabilir. Sarvodaya devletinin, köy demokrasilerinin başının, kapitalist devletten çok farklı olması gerekir, yine de kavram, devletsiz sarvodaya modeline nazaran mevcut devletlere daha fazla güven vermektedir.</p>
<p>Vizyon ve değişim stratejisi olarak sarvodaya&#8217;nın en büyük gücü, kapitalist eşitsizlik, mücadele, tüketimcilik ve işten soğutmaya karşı komple bir başkaldırı olmasıdır. Sarvodayanın alternatif olarak zikredilmesinin sebebi, kapitalizmin temellerini sorgulamak içindir. Sarvodayanın, değişim stratejisi olarak modüler olma avantajı vardır: lokal girişimler her yerde düşünülebilir, hemen oluşabilir, ve büyük değişimler gerektirmez. Sarvodaya&#8217;nın bazı kuvvetli tarafları, ayrıca onun zayıf yanlarıdır da. Çünkü kapitalizme o kadar zıttır ki, endüstriyel veya post-endüstriyel bir toplumda pratik imkanı yoktur. Yerel gelişim metodu iyidir, ama kendi içinde kapitalizmin kurumlarıyla baş etmek, devlet gücü sinerjisi ve bürokrasi, tüketici metaları, reklam ve işçi ücretleri konusunda hiçbir strateji içermemektedir.</p>
<p>Sonraki bölüm: Anarşizm</p>
<p>1 Kunal Roy Chowdhuri, &#8220;Gandhi&#8217;s theory of sarvodaya socialism,&#8221;</p>
<p><em>Gandhi Marg, </em>Vol. 15, No. 1, April-June 1993, pp. 62-77; Amritananda</p>
<p>Das, <em>Foundations of Gandhian Economics </em>(Bombay: Allied, 1979);</p>
<p>Romesh Diwan, &#8220;Income distribution theories and Gandhian economics,&#8221;</p>
<p><em>Nonviolent alternatives to capitalism 101</em></p>
<p><em>Gandhi Marg, </em>Vol. 6, No. 10, January 1985, pp. 707-720; Romesh</p>
<p>Diwan and Mark Lutz (eds.) <em>Essays in Gandhian Economics </em>(New Delhi:</p>
<p>Gandhi Peace Foundation, 1985); J. C. Kumarappa, <em>Swaraj for the</em></p>
<p><em>Masses </em>(Bombay: Hind Kitabs, 1948); J. C. Kumarappa, <em>Economy of</em></p>
<p><em>Permanence: A Quest for a Social Order Based on Non-Violence </em>(Rajghat,</p>
<p>Kashi.: Akhil Bharat Sarva-Seva-Sangh-Publications, 1958, 4th edition);</p>
<p>Jai Narain, <em>Economic Thought of Mahatma Gandhi </em>(New Delhi: Sehgal,</p>
<p>1992); J. D. Sethi, &#8220;Gandhian philosophy and theory of international</p>
<p>trade,&#8221; <em>Gandhi Marg, </em>Vol. 11, No. 3, October-December 1989, pp. 303-</p>
<p>326; Rama Shankar Singh, &#8220;Elements in Gandhian economics,&#8221; <em>Gandhi</em></p>
<p><em>Marg, </em>Vol. 12, No. 4, January-March 1991, pp. 454-466.</p>
<p>2 Quoted in Chowdhuri, pp. 66-67.</p>
<p>3 Romesh Diwan and Sushila Gidwani, &#8220;Elements in Gandhian</p>
<p>economics,&#8221; <em>Gandhi Marg, </em>Vol. 1, No. 5, August 1979, pp. 248-258,</p>
<p>reprinted in Diwan and Lutz, pp. 54-65.</p>
<p>4 Detlef Kantowsky, <em>Sarvodaya: The Other Development </em>(New Delhi:</p>
<p>Vikas, 1980). Hindistan ve Sri Lanka&#8217;daki hareketler birçok yönden farklıdır, fakat burada kolaylık açısından gruplandırılmıştır.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/kapitalizme-vahsi-olmayan-alternatifler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

