<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; İran</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/iran/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Hizbullah, İran, Türkiye&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/hizbullah-iran-turkiye/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/hizbullah-iran-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 13:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21292</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Hizbullah destekli gazeteler Tayyip Erdoğan övgüleri ile dolup taşıyor, &#8220;Türkiye&#8217;nin nihayetinde Siyonist rejim ile ittifak halinde olan rejimden kurtulduğunu&#8221; muştuluyordu okurlarına. Hizbullah lideri Tayyip Erdoğan için tüm Müslüman âlemini dua etmeye çağırıyor, Hizbullah mitinglerinde Türkiye bayrakları dalgalanıyordu. Eski dostlar düşman oldu ifadesini kullanmak pek uygun olmaz şu anda. Ancak işlerin değiştiği kesin. Peki, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif"><img class="alignright size-full wp-image-20309" title="iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif" alt="" width="68" height="50" /></a>&#8220;&#8230; Hizbullah destekli gazeteler Tayyip Erdoğan övgüleri ile dolup taşıyor, &#8220;Türkiye&#8217;nin nihayetinde Siyonist rejim ile ittifak halinde olan rejimden kurtulduğunu&#8221; muştuluyordu okurlarına. Hizbullah lideri Tayyip Erdoğan için tüm Müslüman âlemini dua etmeye çağırıyor, Hizbullah mitinglerinde Türkiye bayrakları dalgalanıyordu. Eski dostlar düşman oldu ifadesini kullanmak pek uygun olmaz şu anda. Ancak işlerin değiştiği kesin. Peki, ne oldu da Erdoğan Hizbullah nazarında &#8220;Gazze fatihliğinden&#8221; &#8220;emperyalist saflara&#8221; düştü? &#8230; &#8220;</em> <a href="http://taraf.com.tr/ceren-kenar/makale-kisa-suren-bir-dostluk-ak-parti-hizbullah.htm" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p>… E-Kitap okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank">Yahudi oldukları için mi zalimler?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a></strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/02/hizbullah-iran-turkiye/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/hizbullah-iran-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran İslâm Devrimi ne kadar İslâmî?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/iran-islam-devrimi-ne-kadar-islami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/iran-islam-devrimi-ne-kadar-islami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 14:33:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21215</guid>
		<description><![CDATA[ &#8220;&#8230; Yurttaki dolapların iç tarafına poster asarlardı öğrenciler: Madonna, Sylvester Stallone&#8230; politik takılanlar ise Che. Benim rüyalarımı süsleyen kahramanım Ayetullah Humeyni idi. Ezilen dünyanın sesiydi, sadece Müslümanların değil bütün dünya mazlumlarının adına konuşuyordu. Nasrallah da bu çizgidedir. Bakın Lübnan işgal edilince Venezuella&#8217;da kızlar Hizbullah tişörtleriyle yürüyüş yaptılar. Bunun için siz İran&#8217;ı eleştirdiğiniz zaman çok üzülüyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/nasrallah.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-16708" title="nasrallah" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/nasrallah.jpg" alt="" width="230" height="172" /></a> <em>&#8220;&#8230; Yurttaki dolapların iç tarafına poster asarlardı öğrenciler: Madonna, Sylvester Stallone&#8230; politik takılanlar ise Che. Benim rüyalarımı süsleyen kahramanım Ayetullah Humeyni idi. Ezilen dünyanın sesiydi, sadece Müslümanların değil bütün dünya mazlumlarının adına konuşuyordu. Nasrallah da bu çizgidedir. Bakın Lübnan işgal edilince Venezuella&#8217;da kızlar Hizbullah tişörtleriyle yürüyüş yaptılar. Bunun için siz İran&#8217;ı eleştirdiğiniz zaman çok üzülüyorum &#8230;&#8221;</em></p>
<p> İran İslâm(?) Devrimini eleştirdiğim zaman böyle sitem etmişti bir okurumuz. Çünkü o Devrim&#8217;i çok sevmişti. (Bana göre biraz fazla) O yıllarda genç olan bir çok Müslüman gibi Devrim&#8217;i, Humeyni&#8217;yi, İran&#8217;ı idealize etmiş ve bu ideali içselleştirmişti. Bu yüzden eleştirileri sadece o ülkeye/rejime değil kendi Müslüman kimliğine yapılmış gibi görüyordu.</p>
<p> İranlıları severim. İran müziğine bayılırım. İran sineması derseniz&#8230; Rejimin koyduğu yasaklar sayesine/yüzünden yönetmenler çok ilginç buluşlar yaptılar, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDAQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/category/iran-sinemasi/&amp;ei=rBVzT4X3FILQ0QWf5qQZ&amp;usg=AFQjCNFLZHjx6M3fuXhDihfcET_9RKYyxQ&amp;sig2=JDL2XzaaGahryq2V7pitVQ">dünyaya parmak ısırtan filmler</a> yapmaktalar. Ancak İran&#8217;daki rejimi hiç sevimli bulmuyorum. Zira devlet din adına hareket ettikçe halkın dindarlığını <span id="more-21215"></span> zayıflatır diye düşünüyorum. &#8220;Müslüman devlet / devrim&#8221; fikri çok sorunlu hatta dinen sakat. Bir buzdolabı veya çamaşır makinesi &#8220;Müslüman&#8221; olabilir mi? O halde insan eliyle üretilen şeylerin, eşyaların, kurumların &#8220;Müslüman&#8221; olması da anlamsız görünüyor. İspatı?</p>
<p> Amerika ve İsrail&#8217;e kafa tutan Tahran&#8217;ın Suriye konusundaki tutarsızlığı. Bu tutarsızlık aslında kaçınılmaz. Devrim yoluyla Din/ Vicdan/ Takva/ İhlâs&#8230;  İnsan&#8217;dan devlete transfer edildiği için iyi-kötü ayrımı da devlet tarafından yapılıyor ve sorgulanamıyor.</p>
<p> Kendi halkını katleden Esad&#8217;a açıkça destek veren İran&#8217;ı, Devrim&#8217;i ve Humeyni&#8217;yi geçmişte  idealize etmiş olanların bu fikirlerini bir kez daha tartmaları için uygun bir dönemdeyiz. <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/03/27/a.html">Ahmedinejad Esad&#8217;a destek veriyor</a>. &#8220;Bizim&#8221; Nasrallah da öyle.  Öfke cumalarında <strong>&#8220;Suriye halkı birdir&#8221;</strong> diye <a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/06/07/nasrallar-suriye-halkina.html">haykıran Suriyelilerin Amerikan uşağı olduğunu söylüyor</a>. Bu haliyle Ahmedinejad ve Nasrallah Müslümanlara hizmet eden liderlerden çok insanları şeyleştiren, kâğıt mendil gibi kullanıp atan diktatörlere benzemiyor mu?</p>
<p> Geçen gün <a href="http://taraf.com.tr/halil-berktay/makale-mutlakiyeti-de-parti-diktasini-da-asiyor.htm">Halil Berktay&#8217;ın özeleştirisini</a> okurken bunlar geldi aklıma. Sol&#8217;un, sol devrimlerin idealize edildiği o yıllar hakkında bakın ne yazmış:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;1960&#8242;lar ve 70&#8242;lerde yeryüzünden büyük bir sol dalga geçti. Dünyada milyonlarca, Türkiye&#8217;de yüz binlerce genç insan bu dalgada yer aldı. Marksizm-Leninizmi, ihtilâli, anormal siyaseti, &#8220;haklı savaş&#8221;ı, dolayısıyla dışa dönük şiddet kadar içe dönük şiddeti de savundu. Ben de bunlardan biriyim. <strong>Teorik saflık arayışı beni de bir süre böyle vahşi bir dogmatizme götürdü.</strong> İyi niyet bizi kurtarmaz. &#8220;Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşelidir.&#8221; Bir kuşağın genç aydınları olarak, kendimize çok yabancı işlere girdik. Pislik bizim de pisliğimiz oldu. Ne ki, madalyonun bir diğer yüzü de var. Ben ve benim gibi eski solcular, tam da solun iç gerçekliğini bu şekilde yaşadığımız içindir ki bir ahlâk ve vicdan edindik.&#8221;</em><em></em></p>
<p> Berktay&#8217;a &#8220;dönek&#8221; diyenler çıkabilir ama insanın devrimci ve/veya ütopik hayallerden (yöntemden) dönmesi ile değerlerinden dönmesi arasında fark vardır. İnsan hayatına, özgürlüğe değer vermek başka şeydir, <strong>bunları otomatik olarak üretecek bir devrime iman etmek</strong> bambaşka bir şeydir.</p>
<p> Komünist ya da İslâmcı, hızlı değişim yoluyla varılacak bir ütopya yoktur aslında. İnsanları bir arada barış içinde yaşatmanın yolu bir hukuk devleti kurmaktır. Halkın siyasete dahil olması, meclisler, istişareler, oy sandıkları, sendikalar, meslek örgütleri, dernek vb bunun için vardır. Birbirinden farklı devlet modelleri olabilir ama <strong>insan nefsine rağmen iyilik üretecek bir Cennet-devlet fikri</strong> elbette yanlıştır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Her devrim yanlıştır. Bazıları çok korkunçtur, bazıları bizdeki gibi &#8220;ehven-i şer&#8221;dir, ama sonuçta hepsi kötüdür. Çünkü hepsinde, kendini toplumun geri kalanından daha akıllı gören bir kadro, silah ve kanun gücünü kullanarak, despot bir rejim kurar. Kendine muhalif gördüğü bazı insanları öldürür. Bazı toplumsal kesimleri ezer. Binlerce, bazen milyonlarca &#8220;ana&#8221;yı ağlatır da ağlatır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bütün bu bedellerin karşılığı da, ya çok sınırlı bir &#8220;kazanım&#8221; ya da &#8220;sıfıra sıfır elde var sıfır&#8221;dır. Vaadedilen ütopya hiç bir zaman gerçekleşmez. Tabii devrimciler işin sorumluluğunu dış düşmanlara, emperyalistlere, kapitalistlere, gericilere, &#8220;devrimsel bilinci özümsemekte direnen cahil kitlelere&#8221; yıkarlar. &#8220;Biz nerde hata yaptık&#8221; diye sormak akıllarına hiç gelmez. Çünkü devrimciliğin ilk kuralı, devrimin doğruluğundan kuşku duymamaktır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Burada kast ettiğim &#8220;devrim&#8221;in ne olduğunu da biraz açayım. İşgal edilmiş bir ülkenin bağımsızlık savaşından söz etmiyorum kuşkusuz. Bu tür mücadeleler, bizim Kurtuluş Savaşı&#8217;mız gibi, doğrudur, meşrudur, onurludur. Bir diktatörün zulmü altında inleyen bir halkın adalet ve özgürlük için ayaklanmasından da söz etmiyorum. Kast ettiğim devrim, ideolojik bir kadronun silah zoruyla iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kendi siyasi programını topluma dayatmasıdır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tarihsel olarak bu farklı türdeki &#8220;devrim&#8221;ler bazen içiçe geçer. Mesela İran&#8217;da Şah&#8217;ın devrilmesi meşruydu, fakat sonra İslamcı kanat demokratik değil otoriter rejimi kurdu. Jakobenler Fransız Devrimi&#8217;nde aynı şeyi yapmaya çalıştılar, bunun için de korkunç bir &#8220;terör&#8221; uyguladılar</em>&#8230;<em>&#8220;</em> ( <a title="Permanent Link to Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı" href="http://www.derindusunce.org/2009/11/23/devrimler-yanlistir-kemalist-devrim-de-yanlisti/">Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı</a>)</p>
<p> Solcu, Kemalist ya da İslâmcı, geçmişte devrim düşü okşamış olanlar bu ütopyanın yasını tutmak zorundalar. Ama yakın bir gelecekte olmasa da Ankara ile Tahran&#8217;ın bugüne oranla çok daha fazla yakınlaşacağını tahmin ediyorum. Ortadoğu&#8217;nun bu iki devi eninde sonunda üzerilerine düşen rolü hakkıyla oynayacaklar ve barışa hizmet edebilecektir bu ortaklık.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/28/iran-islam-devrimi-ne-kadar-islami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/iran-islam-devrimi-ne-kadar-islami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AVM gezgini İranlılar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 23:02:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20606</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; AVM dolaşmayı sevenler gökten zembille inmediler.  Huy aynı huy, sadece yeni bir ifade kanalı edindi. Şimdi AVM&#8217;lerde geziniyorsa, bir zamanlar da oyalanmak için vitrinlere bakınarak ilerliyordu caddede.  Evde elini bir o işe atıyordu bir bu işe, tamama erdirmeyi önemsemeden.  Kitapları şöyle bir karıştırdı, elinde kumanda kanal kanal gezindi. Başladığı örgüyü bitirmeden tığ işine merak sardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif"><img class="alignright size-full wp-image-20309" title="iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif" alt="" width="68" height="50" /></a>&#8220;&#8230; AVM dolaşmayı sevenler gökten zembille inmediler.  Huy aynı huy, sadece yeni bir ifade kanalı edindi. Şimdi AVM&#8217;lerde geziniyorsa, bir zamanlar da oyalanmak için vitrinlere bakınarak ilerliyordu caddede.  Evde elini bir o işe atıyordu bir bu işe, tamama erdirmeyi önemsemeden.  Kitapları şöyle bir karıştırdı, elinde kumanda kanal kanal gezindi. Başladığı örgüyü bitirmeden tığ işine merak sardı. Sürekli radyo istasyonu değiştiren kişi, işitsel avaredir Walter Benjamin&#8217;e göre&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&amp;ArticleID=17350" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Putperestlik, İmam ve lider kültü üzerine</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/06/putperestlik-imam-ve-lider-kultu-uzerine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/06/putperestlik-imam-ve-lider-kultu-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 07:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20557</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230; Saddam&#8217;la savaş yıllarında kâfir bir rejim ve ideoloji olarak nitelenen Baas ideolojisinin Şam versiyonu altında 50 yıldır inleyen Suriye halkının çektiklerini görmezlikten gelip, Suriye&#8217;de hele de son bir yıla zamandır işlenen onca cinayetlere rağmen, stratejik müttefiklik adına, Esed rejiminin korkunç katliâm ve cinayetlerine seyirci kalınmasını hangi inqılabçı mantıkla, kim nasıl izah edecektir? Şu acı duruma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/iran_humeyni.jpg"><img class="size-full wp-image-20558 aligncenter" title="iran_humeyni" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/iran_humeyni.jpg" alt="" width="480" height="297" /></a></p>
<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; <strong></strong><strong>Saddam&#8217;</strong>la savaş yıllarında <strong></strong><strong>kâfir bir rejim ve ideoloji </strong>olarak nitelenen <strong></strong><strong>Baas ideolojisi</strong>nin Şam versiyonu altında 50 yıldır inleyen Suriye halkının çektiklerini görmezlikten gelip, Suriye&#8217;de hele de son bir yıla zamandır işlenen onca cinayetlere rağmen, <strong></strong><strong>stratejik müttefiklik</strong> adına, <strong></strong><strong>Esed rejimi</strong>nin korkunç katliâm ve cinayetlerine seyirci kalınmasını hangi inqılabçı mantıkla, kim nasıl izah edecektir? Şu acı duruma bakınız ki, hemen heryerdeki müslüman halkların verdiği mücadeleler, <strong></strong><strong>inqılabçı halkların mücadelesi</strong> olarak selâmlanırken ve onlara psikolojik destek verirken; Suriye halkının mücadelesini ise, sadece Amerikan emperyalizmi ve siyonist odaklarca kandırılan kitlelerin hareketi olarak nitelenip geçilmesi </em></p>
<p><em>Ve, <strong></strong><strong>İmam Khomeynî&#8217;</strong>nin İran&#8217;a geliş yıldönümünde, uçaktan kocaman bir <strong></strong><strong>İmam Khomeynî</strong> karton resminin indirilip ona selam durulması ise, bütün bunların üzerine <strong></strong><strong>tüy </strong>dikti.. (Ki, <strong></strong><strong>İmam Khomeynî, </strong>kendi resminin paralara konulduğunu görünce, derhal buruşturup atmış ve onların tedavülee çıkarılmasını bile yasaklamışken..) </em></p>
<p><em>Geçmişte, Şah&#8217;ların veya başka yerlerdeki siyasî kişilerin resimlerine, heykellerine bu şekilde bir rağbeti <strong></strong><strong>putperestlik </strong>olarak niteleyenlerimizden nicelerinin, şimdi bu durumu anlayışla karşılayıp sessizlikle geçiştirmeleri veya bazı askerî birliklerin resimler önünde selâm durarak geçmeleri karşısındaki izahları ne ve nasıl olacaktır?  &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/02/05/o-gorkemli-inqilab-dan-boyle-bir-hayiflanma-kalmali-miydi.html" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a>  </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/06/putperestlik-imam-ve-lider-kultu-uzerine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/06/putperestlik-imam-ve-lider-kultu-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran ve İsrail’in Türkiye kardeşliği?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/iran-ve-israil%e2%80%99in-turkiye-kardesligi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/iran-ve-israil%e2%80%99in-turkiye-kardesligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 10:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20307</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: &#8220;Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye&#8217;nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli&#8230;&#8221;
İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu&#8217;ya sesleniyor: &#8220;Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/israil.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-20308" title="israil" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/israil.gif" alt="" width="68" height="50" /></a><em>&#8220;&#8230; İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: &#8220;Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye&#8217;nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif"><em><img class="alignleft size-full wp-image-20309" title="iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif" alt="" width="68" height="50" /></em></a><em>İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu&#8217;ya sesleniyor: &#8220;Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye&#8217;nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em>İran&#8217;ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail&#8217;in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post&#8217;la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten&#8230;&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/haber/iran-ve-israil-in-turkiye-kardesligi.htm" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/16/iran-ve-israil%e2%80%99in-turkiye-kardesligi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/iran-ve-israil%e2%80%99in-turkiye-kardesligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Katil devletler&#8230; Kâfir İnsanlar…</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 13:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19699</guid>
		<description><![CDATA[İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni&#8217;nin 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim&#8217;in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.
Abdulkerim Suruş&#8217;un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan &#8216;Tanrı&#8217;ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!&#8217; başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.
Eğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/damian_michaels_ezilenler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19700" title="damian_michaels_ezilenler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/damian_michaels_ezilenler.jpg" alt="" width="190" height="269" /></a>İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni&#8217;nin 1979 <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=%C4%B0ran+%C4%B0slam+Devrimi++site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=%C4%B0ran+%C4%B0slam+Devrimi++site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=38">İran İslam Devrimi</a> sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim&#8217;in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.</p>
<p>Abdulkerim Suruş&#8217;un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan <strong><em><a href="http://www.haber10.com/makale/26261/">&#8216;Tanrı&#8217;ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!&#8217;</a></em></strong> başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.</p>
<p>Eğer katı gelenekçi, insandan uzak, selefi bir zihne sahip değilseniz, makaleyi ve makaleye konu olan insan dramını okurken gözyaşlarınızı tutmanız mümkün değil. Öyle acı, öyle içerden bir yanı var.</p>
<p>Şuruş, yazısında kendisi nedeniyle damadının İran rejimi tarafından tehdit edilmesini ve damadının gördüğü işkenceyi yazmış. Damadının <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=i%C5%9Fkence+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=i%C5%9Fkence+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=22437l22437l0l23343l1l1l0l0l0l0l313l">işkence</a> sonrası üzüntülerini Allah ile teskin etmeye çalışan Suruş&#8217;un aldığı cevap: <strong><em>&#8220;Dr. Suruş, bana Tanrı&#8217;dan bahsetme: Tanrı yok!&#8230; Ben dondurucu morgda suçsuz ve savunmasız bir şekilde acı çekerken Tanrı neredeydi? Bana yardım etmesi için yalvarırken ve çığlıklar atarken O neredeydi? Bu utanmaz hayvanlar benimle alay ederken, pervasızca bana saldırırken Tanrı neredeydi? Tek olan, yüceler yücesi olan O <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Tanr%C4%B1+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Tanr%C4%B1+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=29703l29703l2l30094l1l1l0l0l0l0l297l297l">Tanrı</a>, üç canavar üzerime atlayıp duygusuzca &#8220;Allah&#8217;ın adıyla! (Bismillah diyerek)&#8221; bana vururlarken neredeydi?&#8221;<span id="more-19699"></span></em></strong></p>
<p>Vah vah deyip dizlerinizi dövmeyin, aklını kaybetmiş, psikolojisi bozulmuş, aman dinden çıkmış payeleri de biçmeyin, lütfen bu insanca haykırışı anlamaya çalışın.</p>
<p>  Suruş ve damadı çok insani bir durumu yaşıyor. Açık ifade edeyim, <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Kuran+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Kuran+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26203l26860l0l26953l2l2l0l0l0l0l610l610l5-1l1l0&amp;ba">Kuran</a>&#8216;da İslam Devleti kurmanın farz olduğuna dair bir hüküm olduğunu düşünmüyor olsam da, düşünsel olarak Abdulkerim Suruş fikriyatına da sahip değilim, yazıdaki çığlığı görmemin bunlarla bir alakası yok.</p>
<p>  Düşünün bir kere Allah&#8217;a inanan bir insan olarak, Allah&#8217;ın hükmüne dayandırdığı bir yönetimi olduğunu iddia eden bir <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=devlet+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=devlet+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=33390l35046l1l35843l5l5l0l0l0l2l719l2311l2-1.1.1">devletin</a> vatandaşı olarak insanlık onuru için en ağır olanını işkenceyi yaşıyorsunuz. İşkence arasında namazı kaçırmanın derdine düşüyorsunuz ancak sizi o işkenceden tek kurtaracak olan Allah sizi kurtarmıyor. O hâl içinde insan yüreği, insan kalbi, insan aklı bu soruyu sormaz mı: &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım neredesin?&#8221;</em></strong></p>
<p>  Yazı içinde seçebildiğim birkaç önemli husus var:</p>
<p>1. Din adına, dini emirlere dayalı bir sistem olduğunu iddia eden İran&#8217;ın din dışı baskı ve şiddet içeren uygulamaları.</p>
<p>2. Bu tür baskılar sonucunda yanında Allah&#8217;ı göremeyen bir inananın inkâr noktasına gelişi.</p>
<p>3. İnkâr noktasına gelmiş (getirilmiş) bir inananın durumunun sadece İslam Devleti olduğunu iddia eden İran&#8217;ın uygulamalarının bir sonucu olduğu.</p>
<p>  Birinci kısmı incelediğimizde İran&#8217;ın insan haklarına aykırı davrandığını artık net bir şekilde bildiğimizden haliyle katılıyoruz. Hatta bu durum İran&#8217;la sınırlı değil. <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu</a> Beşşar Esad&#8217;la Suriye&#8217;deki halk ayaklanmalarını sert bir biçimde bastırmasının yanlışlığı üzerine konuyu görüşmek için Suriye&#8217;ye gitmişti. Davutoğlu, Esad ile tam 6 saat görüşmüş ve tüm bu görüşme sırasında Esad&#8217;ın oruçlu olduğunu naklediyor. Ancak oruçlu Esad&#8217;ın muhafızları aynı anlarda, Ramazan günü camiye sığınmış halkını bombalıyordu. Dahası var&#8230; Suruş&#8217;un damadının yaşadıklarının aynısını yaşamış bir Kürt tanıyorum. Müslüman bir ülke olan <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=T%C3%BCrkiye+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=T%C3%BCrkiye+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=49062l49062l0l49296l1l">Türkiye</a>&#8216;de vaktiyle yaşadıklarını bana şöyle anlattı: &#8220;<strong><em>Şeyh torunuyum, biz dindar bir Kürt ailesiyiz. Esmer olduğum için gözaltına alındım. Gözaltında işkence sırasında bana copla tecavüz eden polislerden biri tekbir getirince <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Ateist</a> oldum.&#8221; </em></strong></p>
<p>  İkinci kısmı incelediğimizde, yazarken dahi kalbimin duracak gibi olduğu bu satırlar karşısında, yaşayanın ağzından dökülen cümleleri kınayamam, kınayamayız. Yani o hâl içerisinde insanın Allah&#8217;tan beklenti halinde olması, göremediğinde inkâr noktasına gelmesi anlaşılabilir, insani bir durum. Doğru demiyorum, anlaşılabilir diyorum.</p>
<p>  Buraya kadar <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Abdulkerim+Suru%C5%9F+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Abdulkerim+Suru%C5%9F+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=38562l39515l0l4048">Abdulkerim Suruş</a>&#8216;un yazdıklarında bir sorun yok dahası bu İslam olduklarını iddia eden katil devletlerin, kâfir insan üretim potansiyeli her yönüyle isyan edilesi bir durum. Ancak kâfir insan üretimi salt İslam olduğunu iddia eden katil devletlere mi özgü?</p>
<p>  İsrail laik bir devlet mi? İsrail&#8217;in <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Kud%C3%BCs+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Kud%C3%BCs+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26562l27578l1l27781l2l2l0l">Kudüs</a>&#8216;ü işgal etmesi (işgal diyorum zira ortak bir kutsal olan Kudüs&#8217;te tek başına söz sahibi) Yahudilikten kaynaklı değil mi? Mescid-i Aksa&#8217;da ibadeti engellenen Müslüman &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım secdene varmak için buradayım ama eziyet görüyorum, sen neredesin?&#8221;</em></strong> demiyor mu? Parmaklı kırılan Filistinli çocuklar, o parmaklarını göğe kaldırıp tekbir getirirken, &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım neredesin?&#8221;</em></strong> demiyor mu? Sen demiyor musun?</p>
<p>  Peki ya, Amerika, Amerika laik bir devlet değil mi? Peki, Amerika&#8217;nın <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Guantanamo+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Guantanamo+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26015l26609l2l26843l2l2l0l">Guantanamo</a>&#8216;da çırılçıplak soyarak işkence ettiği Müslümanlar (çoğunun suçu ispatlanmamış) &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım sen neredesin?</em></strong>&#8221; diye sormuyor mu? Sen sormuyor musun? O insanlar arasından bir sonuç olarak ret eden, kâfirler çıkmıyor mu?</p>
<p>  Demek ki, bir sistemin dini merkeze alarak bir sistem yürüttüğü iddiasıyla aslında kâfir insanlar sonucu çıkartması İslam&#8217;a yahut İslami bir yönetim biçimi olduğunu iddia eden devletlere özgü değilmiş. Ancak İslam gibi adalet ve hoşgörü temelli bir din olan İslam&#8217;ı kendi tekeli altına alıp, işkencelerine, vahşetine örtü kılan sistemlerin yanlışlarını izah etmeye engel değil.</p>
<p>  Bir önemli husus da Suruş&#8217;un makalesindeki Allah&#8217;a hitap ettiği bölüm:</p>
<p>  &#8220;<strong><em>Ey Yüce Allah&#8217;ım!</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>  Sen ışığını kestiğinden beri, senin hizmetkârlarının kafirliği ve inancı ile kederler ve sevinçlerin tümü senin katında aynı oldu. Sen önceden müdahale ettiğin gibi artık tarihe müdahale etmemeye başladığından (vahyin arkasını kestiğinden), zalimlerin üzerine ceza yağdırmayı (zalim kavimleri helak etmeyi) bıraktığından, insanoğlunu kendi araçlarıyla baş başa bıraktığından beri senin vereceğin karşılıklardan esirgendiler. (Sana aşkla değil) Rasyonel (delillerle yaklaşan) insanların kafasına öyle bir fikir aşılandı ki artık senin herhangi bir şeye müdahale edeceğin beklentisini yitirdiler. Senden senin hizmetkârlarına katlanabileceklerinden daha fazla yük yüklememeni talep ediyorum. Muzdarip rasyonalistleri de geri çevirmemeni talep ediyorum. Şikâyet eden ve inançlarını kaybedenlere de kızgın olmamanı talep ediyorum. Onların şüpheciliklerinden dolayı da onları cezalandırmamanı talep ediyorum. Mademki Tanrı&#8217;yı kullanarak zalimlik edenlerin hesaplarını hemen görmüyorsun, o halde ezilen Tanrısızların hesaplarını da hemen görme.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Bundan daha samimi bir dil, bundan daha yüce bir teslimiyet olabilir mi? Ancak Suruş, yakaladığı bu güzel noktadan sonra makalesini şöyle bitiriyor:<strong><em> &#8220;Ben Gazali&#8217;den bir şey öğrendim: Söz konusu olan Yezid bile olsa ben asla birini lanetlememeliyim. Ancak şimdi ben alçak gönüllülükle bu kâfir yetiştiricisi İran İslam Cumhuriyeti&#8217;ni lanetlemek için senin iznini talep ediyorum.&#8221;</em></strong></p>
<p>  İnsanlar ve devletler varlıkları ve amaçları bakımından tamamen farklı varlıklardır. Mesela devletin vicdanı yoktur ama insanın vardır. Ancak birbirlerine öykündüklerinde, birbirleri gibi olurlar, devlete öykünen insan vicdansızlaşır, mesela buna bağlı olarak devlet katlini gerekli görür, meşru sayar ve hatta savunur. Suruş&#8217;un İslam Cumhuriyeti adıyla kendini tanımlayan İran&#8217;ı yine kendi kodlarıyla &#8220;kâfir&#8221; insan yetiştiriciliği nedeniyle lanetlemesini anlamakla birlikte kâfir insan üretimi gerçeğinin kâfir yahut mümin devletler olmasının bir alakası olmadığını düşünüyorum. Bu sonuç tüm katil devletlerin sonucudur. Zira devletler ve insanlar farklıdır, devletlerin dini olmaz, insanların olur. Devletin kaybı olmaz, insanın olur. Ne güzel izah etmiş Ahmet Altan: &#8220;<strong><em>Hepimiz devletten korkacakken, hepimiz birbirimizden korkuyoruz. Devletin bizi korkutamaması için bizim birbirimizi iyileştirmemiz lazım.</em></strong>&#8221; Sanırım bu iyileştirmenin yolu, kendimizi ve kutsalımızı devletin elinden kurtarıp, devletin elinden sınırsız yetkiyi alıp, insana vermekten geçiyor. İnsanın devletleşmemesinin, devletin katileşmemesinin, kâfir insan üretiminin durmasının yolu belki budur, ne dersiniz?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Devlet konusunda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran ve Türkiye: Entelektüel Savrulmalar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/22/iran-ve-turkiye-entelektuel-savrulmalar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/22/iran-ve-turkiye-entelektuel-savrulmalar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 18:05:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18392</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Suriye krizi ve benzeri konularda İslamî kesimde her zaman yaşanan sıkıntı yeniden kendini hissettiriyor bugünlerde. &#8220;Esad gitsin, yok, dursun hele, gitmesi Batı&#8217;nın işine gelir, hem bakalım o giderse kim gelecek&#8221; şeklinde bir cümlede kendini gösteren bocalama hali, Kürt meselesinde de sürmekte. Yardım sever bir toplumuz, bu açık. Ancak üç kıtada taşıdığımız &#8220;Osmanlı&#8221; sorumluluğuna karşılık ulus [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/iran.gif"><em><img class="size-full wp-image-18394 alignright" title="iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/iran.gif" alt="" width="200" height="155" /></em></a>&#8220;&#8230;</em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/iran.gif"><em></em></a><em>Suriye krizi ve benzeri konularda İslamî kesimde her zaman yaşanan sıkıntı yeniden kendini hissettiriyor bugünlerde. &#8220;Esad gitsin, yok, dursun hele, gitmesi Batı&#8217;nın işine gelir, hem bakalım o giderse kim gelecek&#8221; şeklinde bir cümlede kendini gösteren bocalama hali, Kürt meselesinde de sürmekte. Yardım sever bir toplumuz, bu açık. Ancak üç kıtada taşıdığımız &#8220;Osmanlı&#8221; sorumluluğuna karşılık ulus devletin sınırları içindeki sorunlarımızı çözümleme yeteneği konusunda zaaflarla malûluz. Mesela, Hüsnü Mahalli&#8217;nin dile getirdiği üzere, Afrika&#8217;da tırmanan açlığın Amerika-İsrail ittifakının yeni emperyalizm için bu kıtada sınırları yeniden düzeltme operasyonuyla alakasını anlatan analizler nadiren yer buluyor medyada&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.taraf.com.tr/cihan-aktas/makale-iran-ve-turkiye-entelektuel-savrulmalar.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/22/iran-ve-turkiye-entelektuel-savrulmalar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/22/iran-ve-turkiye-entelektuel-savrulmalar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ressam Fehime Salihi Firuz ile söyleşi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 22:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18220</guid>
		<description><![CDATA[ 
Resimleriniz İran resim geleneği kadar Avrupa resmini de özümsediğinizi gösteriyor. Avrupalı ressamlar arasında kendinize hangilerini daha yakın buluyorsunuz? 
Tartışmasız Rothko. Dali de elbet önemli, ama çok çılgın bana göre. Sürrealizm ona çok şey borçlu.  Gerçeküstü çalışmalar yapmak isteyen ressamın önünde aşılmaz bir dağ gibidir Dali. İran Davudi&#8217;nin , Farah tarafından çok desteklenen bu ressamımızın resimlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p> </p>
<p><strong>Resimleriniz İran resim geleneği kadar Avrupa resmini de özümsediğinizi gösteriyor. Avrupalı ressamlar arasında kendinize hangilerini daha yakın buluyorsunuz? </strong></p>
<p>Tartışmasız Rothko. Dali de elbet önemli, ama çok çılgın bana göre. Sürrealizm ona çok şey borçlu.  Gerçeküstü çalışmalar yapmak isteyen ressamın önünde aşılmaz bir dağ gibidir Dali. İran Davudi&#8217;nin , Farah tarafından çok desteklenen bu ressamımızın resimlerinin Dali&#8217;den kopyalanmış olduğu düşünen eleştirmenler var. Ben kendim sade bir şekilde  Mark Rothko&#8217;yu seviyorum, onun renklerle oynaması çok hoşuma gidiyor. Renklerin kutsal bir yönü olduğunu hissettiriyor.  Renklere bu tür bir hakimiyeti nedeniyle kiliselere de resim yapmış.  Onu seviyorum, ama etki yaratacak ölçüde ilgimi çeken başka özel herhangi bir isim gelmiyor aklıma Avrupalı ressamlar arasında.</p>
<p><strong>Resimlerinizde Siyahkalem ve  kısmen Ferçiyan kadar  Goya etkisi de algılamıştım ben ilk gördüğümde. </strong></p>
<p>Bu ressamların hepsi ilginç, ama kendi dönemleri açısından, kendi kültür bağlamları kapsamında&#8230; Ben daha kendime özgü, kendi kültürümü yansıtan resimler yapayım istedim. Öyle ki akademide hocalarım bana,  &#8221; İranlı olduğunu bu kadar mı göstermek istiyorsun?&#8221; derlerdi. Çünkü benim resimlerimi gören, ressamının İranlı olduğunu anlar, bir birikimi o kadar yansıtıyor yani. Bir sergi sırasında resimlerimi inceleyen bir adam yanıma geldi ve bana feminist olup olmadığımı sordu. Tablolarımda neredeyse hiç erkek siması yok. Adam söylemeden önce bunu hiç farketmemiştim.  Kendiliğinden oluyor bir şeyler. Aslında İran resminde cinsiyet öne çıkmaz adeta, erkek ve kadın suretleri çok aynılaşır. Bazen bir ressam çıkıp kadını cinsiyetini belli edecek şekilde bir özelliğiyle belirginleştirebilir ama yüz değişmez. <a href="http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&amp;ArticleID=168525" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/05/ressam-fehime-salihi-firuz-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cennetin Çocukları / Mecid Mecidi (Children of Heaven/Bacheha-Ye Aseman)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/21/cennetin-cocuklari-mecid-mecidi-children-of-heavenbacheha-ye-aseman/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/21/cennetin-cocuklari-mecid-mecidi-children-of-heavenbacheha-ye-aseman/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 09:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16429</guid>
		<description><![CDATA[Bir çift ayakkabı başka bir ayağa gider ve ayakkabısız kalan ayaklar bez bir ayakkabıyla okul yolunu arşınlar. Sırdır kimselere söylenemeyen, sır aslında iki çocuğun küçücük dünyalarındaki kocaman sorumluluklarının gizlenmesidir. Ayakkabıya koşar ayaklar, umutla, hırsla, endişeyle; ayakkabısız kalır ayaklar yara bere içinde kırmızı renkli balıklarının içinde yüzdüğü bir havuzun serinliğinde&#8230; Oysa umut hep vardır. Belki istediğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/cennetin_cocuklari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-16430" title="cennetin_cocuklari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/cennetin_cocuklari.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a>Bir çift ayakkabı başka bir ayağa gider ve ayakkabısız kalan ayaklar bez bir ayakkabıyla okul yolunu arşınlar. Sırdır kimselere söylenemeyen, sır aslında iki çocuğun küçücük dünyalarındaki kocaman sorumluluklarının gizlenmesidir. Ayakkabıya koşar ayaklar, umutla, hırsla, endişeyle; ayakkabısız kalır ayaklar yara bere içinde kırmızı renkli balıklarının içinde yüzdüğü bir havuzun serinliğinde&#8230; Oysa umut hep vardır. Belki istediğimiz an, hemen, birdenbire değil, ama hep vardır&#8230;</em></p>
<p>Cennetin Çocukları İranlı yönetmen Mecid Mecidi&#8217;nin 1997 yılı yapımı, Montréal Film Festivali&#8217;nde FIPRESCI ödülü dahil 4 ödül kazananan, çeşitli yarışma ve festivallerde toplam 10 ödül kazanmış bir film.</p>
<p>Mutsuz ama umut taşıyan ayakların filmidir Cennetin Çocukları, yaşadığı zorlukları isyan etmeden kabullenen ve onu aşmak için koşan ayakların filmidir. Mecidi&#8217;nin yine ‘tam da hayatın kendisini anlatmış&#8217; dediğiniz; dramatize etmeden ve duygu sömürüsü yapmadan hayatın bir ân&#8217;ına/yönüne şahitlik eden bakışın yansıtıldığı filmlerinden biri.</p>
<p>Zehra ve Ali isimli iki kardeşin bir ayakkabıyı paylaştığı, küçük dünyalarının merkezine bir ayakkabının yerleştiği, bir yarışmada birinci değil, ayakkabı anlamına gelen üçüncülüğün önemli olduğu, kazanmanın değil, olmayanın yerine konmasının kıymetli olduğu bir anlatı. İnsanın eksik tarafı onun dünyasının merkezidir ya, her şeyi o eksiğin nazarıyla görür, onu tamamlamak her şeyden önemli olur, işte öyle. Bu eksiği anlatırken, bu eksikle beraber karşılaşılan zorluklar bizi farklı gerçeklikleri de sorgulamaya davet eder. Eğitimde disiplin&#8217;in ne olduğu ya da zengin evlerin içindeki yalnız hayatlar&#8230; gibi.</p>
<p>Ali&#8217;nin kardeşinden ayakkabı nöbetini devralıp okula yetişme çabasının ve okula geç kalmasının verildiği kısımlarda, eğitim sistemindeki katı ve kurallara <span id="more-16429"></span>dayalı, eli sopalı, tahammülsüz sistemle karşılaşırız. Geç kalışın nedeni ile ilgilenmeyen, tek hedefi bir kuralın mutlaka uygulanması olan ve disiplini bu kurallar çerçevesinde kurallara uymak olarak algılayan zihniyet. Bu kısımda aklımıza,  François Truffaut&#8217;in yönettiği 1959 yapımı Fransız filmi,  Les 400 coups gelir. Türkçesi 400 Darbe olan ve Fransızcada okulu kırmak anlamına gelen bu filmde; aile, okul ve bir çocuğun kendine bu kurumlar tarafından koyulan kurallara uymaması anlatılır, onun gözünden yorum katılmadan. Ki burada, Ali&#8217;nin geç kalışlarında, sistemi sorgulamak değil, mecburiyete bağlı bir gecikme durumu vardır. Buna rağmen tahammülsüzdür sisteme bekçilik eden!</p>
<p>Ali, şehrin diğer yanındaki zengin evlerine babasıyla bahçıvanlık yapmaya gittiğinde, ayakkabılı ama yalnız çocuğun hikayesiyle karşılaşırız. Top oynayabilmek için bir başka çocuğa özlem duyan çocuğa. Koca demir kapıların ardında tek bir çocuk sesine hasret çocuğa. Başka bir hikâyedir o ama bize şunu söyler. Bu filmde anlatılan sadece fakirlik ve fakirlik yüzünden satın alınamayan ayakkabı değildir. Herkes hayatında bir zorlukla, bir eksiklikle, bir kayıpla karşılaşır. Hayatın merkezi haline gelen bu eksikliğin tespiti ve onu tamamlamak için insanın sarf ettiği çaba önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kamera olarak kendi tarzının dışında çok farklı bir şey sunmasa da Mecidi, -yarış kısmı ve son sahne hariç- onda yerleşen ve imzası haline gelmiş izlerle bu filmde de karşılaşırız: Havuzda kırmızı balıklar -ki bu bence yönetmenin çocukluğundan kalan bir izlenim ve umudu temsil ediyorlar-, sevecen öğretmen, su kanalları, emeğiyle eve ekmek getiren baba, eğitim&#8230; ve Mohammad Amir Naji. Mecidi&#8217;nin her filminde farklı bir rolle karşımıza çıkan Naji, özellikle Serçelerin Şarkısı filmindeki performansıyla göz doldurmuştu. Bu filmde, baba tipiyle hikâyenin merkezinde yer almasa da, kısacık yer aldığı bölümlerde dahi varlığını hissettiren bir oyuncu. Özellikle, bahçıvanlık yapmak için oğluyla verdiği mücadelenin verildiği sahnelerde performansı harika.</p>
<p>Filmde teknik açıdan dikkat çeken yönse, Ali&#8217;nin bir spor ayakkabısı için katıldığı koşu yarışmasında, yönetmenin zamanı duracak denli ağırlaştırmış olması. Zamandaki bu yavaşlama, bizi yarışmanın, akıp giden zamanın değil, Ali&#8217;nin zaman algısına ve iç dünyasına davet eder.  O tüm mesafeyi koşarak ama iç dünyasında hesaplaşarak geçirirken, üç farklı zaman karşımıza çıkar. Yarışmanın zamanı, Ali&#8217;nin zamanı ve bizim her iki zamana şahitlik ettiğimiz zaman. Yönetmenin her iki zaman geçişlerinde, dış gerçeklikle iç gerçeklik arasında gidip gelme imkânı buluruz ve Ali&#8217;yle aynı koşunun içinde aynı hedefi isteyerek, hatta aynı endişeyle zamanı geçiririz. Belki de film tarihinde ilk defa bir kahramanın birinci değil, üçüncü olmasını isteriz.</p>
<p>Filmin sonunda babanın aldığı ayakkabıları görüp sevinseniz de izleyici olarak, henüz bunu bilmeyen mutsuz ve yaralı ayakları suyun içinde gördüğünüzde ve yönetmen, tam da o noktada filmi bitirdiğinde, anlatmak istediğinin ayakkabı olmadığını, eksik kalan noktanın tamamlanmasındaki çabayı ve bunu başaramamanın insanda neden olduğu hüznü anlatmak istediğini anlarsınız.</p>
<p>Eksik kalan tarafınızın ayakkabı olması değildir önemli olan; ayakkabı yerine başka bir nesne ya da durum, olay, olgu&#8230; da yerleşebilirdi filmin merkezine. Önemli olan bu filmde, eksik kalana nazardır. Eksik yanını kendi tamamlamalıdır insan, sonunda başarılı olamayacak bile olsa, hatta çok daha farklı bir başarı da kazansa insan, o eksiğin tamamlanmaması durumunda farklı başarıların insanı gene yarım bırakacağı anlatılır. Eksik tarafınız neyse, dünyanız odur ve o tamamlanmadan ayaklarınıza dünyayı da sunsalar, sunulan hep eksik, yarım, tamamlanmamış kalacaktır. Ayakkabıyla başlar film, ayakkabısız tamamlanır. Az ilerdedir ayakkabılar, Ali&#8217;ye doğru gelmektedir ama o bundan habersiz, üzgün ve kırgındır. Hayat da böyle değil mi? Eksiğiz, tamamlanacağız bir şekilde, burada veya orada, az ilerimizde eksik kaldığımız. Bazen çok da çabalasak ayağımıza gelmeyecek eksiğimiz, istediğimiz an. Bazen yapılması gereken, yapılması gereken ne varsa yaptıktan sonra, sadece ümit edip beklemektir. Biraz kırgın, biraz hüzünlü, biraz ümitvar&#8230;</p>
<p>Gerisi, kim bilir?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/21/cennetin-cocuklari-mecid-mecidi-children-of-heavenbacheha-ye-aseman/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/21/cennetin-cocuklari-mecid-mecidi-children-of-heavenbacheha-ye-aseman/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran İslam Devrimi ve İmam Humeyni</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/iran-islam-devrimi-ve-imam-humeyni/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/iran-islam-devrimi-ve-imam-humeyni/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 08:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14356</guid>
		<description><![CDATA[ Sunuş:İtiraf edeyim İmam Ayetullah Humeyni ile ilgili olarak biyografi çalışması yapmaya karar verdiğimde bu kadar derinlikte çalışma gerektireceğini düşünmemiştim.Humeyni kendi biyografisi, eserleri, devrim lideri olarak incelenirken dönem İran&#8217;ından bahsetmemek mümkün değildir.Humeyni ismine yönelik bu çalışmada Humeyni biyografisi ve dönem İran&#8217;ına yönelik araştırmalar bulunmaktadır. Elbette üzerine yeni cümleler eklenebilir.Humeyni&#8217;nin eserlerini ve kitaplarını konu etmek çok daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/imam_humeyni.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14359" title="imam_humeyni" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/imam_humeyni.jpg" alt="" width="218" height="214" /></a> </strong><strong><em>Sunuş:</em></strong><em>İtiraf edeyim İmam Ayetullah Humeyni ile ilgili olarak biyografi çalışması yapmaya karar verdiğimde bu kadar derinlikte çalışma gerektireceğini düşünmemiştim.Humeyni kendi biyografisi, eserleri, devrim lideri olarak incelenirken dönem İran&#8217;ından bahsetmemek mümkün değildir.Humeyni ismine yönelik bu çalışmada Humeyni biyografisi ve dönem İran&#8217;ına yönelik araştırmalar bulunmaktadır. Elbette üzerine yeni cümleler eklenebilir.Humeyni&#8217;nin eserlerini ve kitaplarını konu etmek çok daha farklı bir yola götüreceği için bu çalışmada sadece Devrim ve İmam&#8217;ın biyografisi üstünde durmaya çalıştım. Nasip olursa İmam Ayetullah Humeyni&#8217;nin kitapları ve görüşlerini başka bir çalışmada ele almak isterim.1979 İran İslam Devrimiyle İran&#8217;dan büyük bir antiemperyalist realite çıkaran, etkilerini ülkemizde de oldukça yoğun olarak gördüğümüz bir damar oluşturan, İslamcılığın temellerini atan, sevabıyla, günahıyla kalıcı bir iz bırakan İmam Ayetullah Humeyni&#8217;yi rahmetle anıyorum.</em></p>
<p><strong> </strong><strong>Ayetullah Humeyni 1902-1989 ve İran İslam Devrimi 1979 </strong></p>
<p> Ayetullah Humeyni ismiyle tanıdığımız Ruhullah,1902 yılında Humeyn kasabasında doğmuştur. Varlıklı, tanınmış ve otorite sahibi bir aileden gelmektedir. Küçük yaşta babasının şaibeli bir şekilde ölümüyle yetim kalmıştır.  Çocukluğunun geçtiği dönem İran, çalkantılı, kargaşaların olduğu, idamların ve kaçakçılığın kol gezdiği bir ortamdır. 17 yaşına geldiğinde ilahiyat eğitimi <span id="more-14356"></span>almaya başlar. İlahiyat eğitimi aldığı okul Şeyh Abdülkerim Hayri&#8217;nin açtığı okuldur. Dönem itibariyle anayasa tartışmaları sürüyordur. Genellikle bu anayasal değişikliğe müdahale eden alimlerin politize isimler olmasına karşın Şeyh Abdülkerim Hayri, mollanın politika ile ilgilenmemesi gerektiğini düşünen bir alimdir.</p>
<p>   Abdülkerim Hayri&#8217;nin öğrencisi iken gösterdiği başarı nedeniyle, öğrencilik sembolü olan takkesi değiştirildi ve bir üst kademe anlamı taşıyan sarığı hocası tarafından başına sarıldı.</p>
<p>   1922 yılında, Rıza Şah Devrimi olmazdan evvelki Şah rejimi iyice zayıflamıştı, askeri bir kökenden gelen Şah Rıza cumhuriyetin temellerini atmak istiyor, İslam&#8217;a sahip çıkacağına dair yeminler ediyordu. Mollalar cumhuriyet rejimine sıcak bakmıyordu.</p>
<p>   1925 yılında Rıza Şah, darbe ile yönetimi ele geçirdi. Şah&#8217;ın soyadı rejimiyle birlikte kardeşi tarafından belirlenen Ruhullah Mustafavi isim ve soy ismini almalarına rağmen, Seyid Ruhullah Musavi Humeyni olarak anıldı.</p>
<p>   1928 yılında sorunlar iyice büyüdü. Kraliçe geleneksel ayinlere katılmak için Kum&#8217;da bulunan Fatıma&#8217;nın türbesine gitti ve ayin ilerlediği sırada başını açtı. Bu durum ilahiyat öğrencilerinin ve mollaların bolca bulunduğu Kum şehrinde büyük bir sorun oluşturdu. Şah Rıza hem ilahiyat öğrencilerini askerlikten muaf tutmak gibi eylemler ile dindarları yönetmek hem de örtüyü ortadan kaldırmak gibi eylemler ile laikliğe çanak tutmaya çalışıyordu.(İran&#8217;da örtünün siyasal simge olmasının örtmekle değil açmakla ortaya çıktığının ispatı olan olay)</p>
<p>   Bu dönem Humeyni&#8217;nin ilahiyat eğitimi de devam ediyordu. O dönem ilahiyat eğitimi, medrese eğitimi alan öğrencilerin çalışma sistemleri arasında önce hocalarının verdiği bir ayet, ardından ayet üzerine sahabe ve alimlerin görüşleri sunuluyor ve bu yönde görüşlerin konuşulduğu bir ortamda öğrencilerde kendi görüşlerini sunuyordu. Bu eğitimin son ayağında öğrenci müctehid olurdu. Bu anlamda Humeyni 15 yıllık bu tarz bir eğitimden sonra 32-33 yaşlarında iken icazetini almıştır. Müctehidlere aynı zamanda &#8216;hocaül-islam&#8217; (Allah&#8217;ın ispatı) deniyordu. Bu arada hemen belirtelim; &#8216;Ayetullah&#8217; (Allah&#8217;ın işareti) kavramı, 1906 yılında anayasayı imzalayan alimleri onurlandırmak için çıkartılmış ve kullanılmış siyasi bir kavramdır.</p>
<p>   Hocaül-İslam olduğu zaman Humeyni aynı zamanda donanımlı bir öğretmendi. Çalışmaları arasında şiire de yönelmişti. Tasavvuf onun için önemli bir kaynaktı. İrfan ve hikmet üzerine yoğun çalışmalar, araştırmalar yapmaya devam etti.</p>
<p>   Şii ilahiyat okulları mezunlarının, tam bir öğretmen ve büyük amaçları olan ‘Ayetullahlar&#8217; olarak kabul edilebilmeleri için sağduyulu ve politik olmaları ve manevra yapma yeteneklerinin bulunması gerekiyordu. Açıkçası &#8216;mükemmel insan&#8217; kavramına kendini kaptırmış bir mutasavvıf olan Humeyni&#8217;nin de gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyordu. Din adamlarına özgü politikada her tür politik etkinlikte olduğu gibi hizipçilik, popülizm ve lobi faaliyetleri normaldi.</p>
<p>   27 yaşında iken Humeyni kendi çevresinde bir öğrenci topluluğu oluşturmuştu.</p>
<p>   1930&#8242;larda derslerine &#8216;ahlak bilimi&#8217; derslerini de eklemişti. Bu eyleminin nedeni, halkı uyandırmaktı.</p>
<p>   1942 yılında laikliği ve Şah&#8217;ı eleştiren aynı zamanda Şah&#8217;ın taşeronluğunu yapan din adamlarını eleştiren &#8216;Keşfül Esrar&#8217; isimli eserini yazdı. Böylelikle siyasi görüşlerini sunmaya başladı.</p>
<p>   1950 yılına gelindiğinde bir din tarihçisi Humeyni&#8217;yi &#8216;büyük bir hoca ve büyük bir siyasi kişilik&#8217; olarak tanımladı.</p>
<p>   Öğrencileri arasında politik görüşleri Peygamberin görüşlerine benzetiliyordu. Zaten Humeyni görüşlerinin arasına Hz.Ali&#8217;nin adaletini ve Hz.Hüseyin döneminde yaşanan zulmü de ekliyordu.</p>
<p>   Bu dönemlerde derslerini yaptığı Kum şehrinden, daha az tanınmış bir yere sürüldü. Derken dersleri 8 yıl yasaklandı.</p>
<p>   Yine bu dönemlerde İran&#8217;da dini isimlerin bir önderi olurdu. Dönem itibarı ile Burujerdi önderliği yürütüyordu. Humeyni, Burujerdi ile yakın ilişkiler içerisindeydi. Bu dini isimler arasında Burujerdi, dini bir isim iken Kaşani daha siyasi bir isimdi. Genellikle bu tür dini önderlikler yaş haddi ile sınırlı idi. Daha çok yaşlıların önder olduğu biz düzen vardı. Burujerdi ve yanındakiler kısmen Şah&#8217;ı destekliyordu. Kaşani ise Şah&#8217;ı eleştiriyordu. Ancak Kaşani&#8217;nin hatası siyaset yapmak yerine İslam&#8217;ı siyasallaştırmaktı. Bu dönem Humeyni çok konuşmuyordu, önderlik Burujerdi&#8217;de iken konuşma zorunluluğu hissetmiyordu. Burujerdi için imanın sürdürebilmesi Şah ile işbirliği yapmaya dayanırken, Humeyni laiklik ile mücadeleyi uygun buluyordu.</p>
<p>   1960-61 yıllarında var olan siyasi krize eklenen ekonomik kriz nedeniyle İran iyice açmaza girmişti. Bu dönem Şah rejimi kadınların oy kullanması ve Müslüman olmayanlarında oy kullanabileceği reformunu yasallaştırmak istedi. Şah&#8217;ın aleyhine düşünen Humeyni için bu bir fırsattı. Humeyni hemen bir &#8216;Din Adamları Zirvesi&#8217; başlattı. Bu durumu protesto eden metinler yayımladılar. İki tarafta boş durmuyordu; din adamları bu eylemlerin batıyı taklit olduğunu söylerken, Şah ve taraftarları mollaları İran&#8217;ı karanlık çağlara hapsetmekle suçluyordu ve kadınları kendi yanlarına çekmek istiyordu. Olaylar ve protestolar büyüdü. Sonuçta hükümetin bu reformu, mollalar lehine sonuçlandı; kadınların oy hakkı bir başka döneme ertelendi, oy verenler arasında Müslüman olma zorunluluğu yasası olduğu gibi kaldı. Şah bir kez daha mollalar karşısında ezik duruma düştü. Bu arada Humeyni orta sınıfın takdirini kazandı.</p>
<p>   1963 yılında Şah ve mollalar arasındaki husumet iyice büyüdü. Hapishaneler dindar insanlar ile dolmuştu. Halk durmadan bu durumu protesto ediyordu. Bu dönem 1963 İsyanı gerçekleşti. Ayetullah Gülpeyegani, Cafer el-Saddık için bir tören düzenleyecekti. Tören başladıktan kısa bir süre sonra provakatörler, Şah&#8217;ın adamları sakin devam eden tören ortamında gerginlik çıkarttılar. Olaylar büyüdü, tören bölündü, birçok ilahiyat öğrencisi çatıdan atıldı. Birçok insan öldü. Şah adamlarından bazıları da öldürüldü. Törenin yapıldığı okul savaş alanına döndü. Sokaklar Şii geleneğine göre matem tutan, ağıt yakan insanlar ile doldu. Ve Cafer el-Saddık törenleri yapmak yasaklandı.</p>
<p>   İzleyen haftalarda hükümet mollalara karşı durmaya devam etti. Buna rağmen Humeyni&#8217;nin öğrencileri onun görüşlerinin olduğu el yazması broşürleri dağıtıyorlardı. Bu dönem bir rivayete göre, Şah Humeyni&#8217;ye bir mektup yazmıştır ve &#8216; babanın çizmelerini giyip, gelip seni döveceğim&#8217; demiştir. Mektuba cevap olarak Humeyni &#8216;babamın çizmeleri sana oldukça büyük gelir&#8217; cevabını kendisine göndermiştir.</p>
<p>   Yine aynı dönem hükümet din adamlarından bazılarını Necef&#8217;e sürmek ister. Bu sürgün isimler arasında Humeyni&#8217;nin ismi de vardır. Sürgün emrini gerçekleşmezse öldürülecekleri tehditi de bu &#8217;sürgün&#8217; mesajına eklenmiştir. Tüm bunlar olurken Şah rejimi o güne kadar askerlikten muaf olan ilahiyat fakültesi öğrencilerini ve kadınları zorla askere almaya başlamışlardı. Hapisler, gözaltılar sürüyordu. Humeyni&#8217;nin bir öğrencisi de tutuklanmıştı. Şah rejimi tüm bunlar olurken Humeyni&#8217;nin yanına kendi adamlarından birileri sokuyor, onlara dindar insanlar süsü veriyordu. Bu yakınlaşmalardan Humeyni&#8217;ye iftira atılacak ortamlar hazırlanması umuluyordu.</p>
<p>   Düzen böyle devam ederken hem Humeyni hem de etrafındakiler iyice kontrol edilir olmuştur. Derken yasaklı olan Cafer el-Saddık törenlerinin 40. yas günü geldiğinde tüm engellemelere rağmen Humeyni bir dini lider olarak çıkıp konuşmasını yapar. Onu dinleyen kalabalık daha sonra gidip hükümet binası önünde Şah aleyhine sloganlar atar.</p>
<p>   1963 yılı idamlar, tutuklanmalar, gösteriler ile sürerken haziran ayına gelindiğinde bir başka olaya daha vuku buldu ve Humeyni tutuklandı. Tutuklanma haberinin yayılması üzerine taraftarları eylemlere başladılar. Humeyni tutuklanıp Tahran&#8217;a götürülmüştü ancak halk Kum şehri sokaklarını doldurmuştu. Kalabalığa ateş açma tehtidiyle kısmen durdurulan eylemler, Tahran&#8217;a yürüyüş ile devam etti. Şah çok zor bir duruma düştü. Humeyni&#8217;yi ancak 10 ay tutuklu tutabildikten sonra mecburen serbest bırakmak zorunda kaldı. Serbest kalışından sonra kısa bir süre sonra Humeyni yine Şia&#8217;ya göre özel bir güne tekabül eden bir gün de kalabalığa evinin önünden çıkıp çok etkili bir konuşma yaptı. Hemen akabinde Savak tarafından tutuklandı ve Türkiye sürgünü için kendisine yol verildi.</p>
<p>   Türkiye sürgünü pek olumlu geçmez. Bursa&#8217;da bir askerin evinde kalır. Pek konuşmaz, huzurlu değildir. Daha sonra Irak&#8217;a sürgün için yola çıkılır. Irak Türkiye&#8217;ye oranla daha güzel geçer. Bir çok insan ve din alimi Humeyni&#8217;yi kaldığı yerde ziyaret eder, sevgilerini sunarlar. Humeyni burada fazla konuşmaz ve siyasi bir mesaj vermez. Irak&#8217;ta Şah aleyhine kısa kısa gösteriler olur. Bu arada Irak&#8217;ta Baas Rejimi (<em>Baas Hareketi</em>: <em>Baas</em> Arap dilinde <em>yeniden diriliş</em> anlamına gelmektedir. <a title="1940" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1940">1940</a> yılında <a title="Suriye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye">Suriye</a>&#8216;de kurulan bu hareketin ilk teorisyenleri <a title="Ekrem Havrani (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ekrem_Havrani&amp;action=edit&amp;redlink=1">Ekrem Havrani</a> ile <a title="Michel Eflak (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Michel_Eflak&amp;action=edit&amp;redlink=1">Michel Eflak</a>&#8216;tır (Eflak, Suriyeli bir Hıristiyan ve bu ideolojinin efsanevi lideridir). Baas ideolojisi, amaç olarak Ortadoğu&#8217;da tek bir Arap devleti kurulmasını benimsemiştir. Partinin sloganı <em>Birlik, özgürlük ve sosyalizm</em> idi. Parti ideolojisi Parti birliğine ve dış baskılara karşı durmaya dayanıyordu. Baas hareketi <a title="Suriye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye">Suriye</a>&#8216;de ortaya çıkmışsa da, Irak&#8217;ta da taraftar bulmuştur. <a title="Baas Partisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Baas_Partisi">Baas Partisi</a> Suriye ve Irak&#8217;ta yaptıkları devrimlerle iktidarı ele geçirmişlerdir. <a title="Saddam Hüseyin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Saddam_H%C3%BCseyin">Saddam Hüseyin</a> ve <a title="Hafız Esad" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Haf%C4%B1z_Esad">Hafız Esad</a> Baas akımının son temsilcileridir.) etkendi, Baas Rejimi Sünni kökenli olması nedeniyle Humeyni&#8217;ye karşı idi. Ancak Humeyni burada Rejim ile çatışmadı. Irak&#8217;ta bulunan ve kısmen baskı gören Şii&#8217;ler sık sık ziyarete geliyordu. Zaten 1969 yılında İran-Irak arasında sınır nedeniyle bir husumet doğmuştu.</p>
<p>   Humeyni Irak&#8217;ta iken Şah boş durmuyordu, birçok dindar insanı tutuklatıyor ve idam ediyordu. Halk ve Şah arasında en büyük uçurum İran Şahlığının 2500. Yıl kutlamalarında ortaya çıktı; halk ekonomik kriz içindeyken çok gösterişli bir kutlama etkinliği yapılması halkın tepkisini aldı. Köylüler Şah&#8217;a karşı silahlanmaya başlamışlardı. TUDEH gibi solcu ve laik kesimler dahi Şah aleyhine düşünüyor, halk hareketine destek veriyordu.</p>
<p>   1977 yılına gelindiğinde Ali Şeriati gibi tuhaf bir şekilde Humeyni&#8217;nin oğlu Mustafa genç yaşında kalp krizi geçirerek öldü. Olayın kesinlikle bir Savak işi olduğu biliniyordu. Bu ölüm olaylarının büyümesine neden oldu. İnsanlar sokaklara dökülüyor, Devrim sloganları atıyordu. Humeyni&#8217;nin ses kayıt kasetleri öğrencileri tarafından dağıtılıyordu.</p>
<p>   1978 yılında Humeyni, Kuveyt&#8217;e geçmek amaçlı pasaport aldı. Ancak sınırda siyasi sürgün olduğu gerekçesi ile geri çevrilince Fransa&#8217;ya gitmeye karar verdi. Humeyni Fransa&#8217;ya gittiğinde önce bir apartman dairesine oradan gelen misafirlerinin çokluğu nedeniyle mahallenin rahatsız olmasından dolayı bir köye, bahçe içinde bir eve taşındı. Burada çok fazla sayıda ziyaretçisi oluyordu. O İran için mesajlar vermeye devam ediyordu. Verdiği mesajlar arasında İran&#8217;da olası bir devrimde hem İslam&#8217;ın temellerine sahip çıkacağını hem de kadınların haklarına dair reformlar getireceğine dair bir anlamda modern uygulamalarda bulunacağına dair notlar düşüyordu.</p>
<p> <strong>  Devrim Takvimi 1978</strong></p>
<p><strong> </strong>7 Ocak&#8217;ta İttila Gazetesinde Humeyni hakkında iftira dolu bir makale yayınlandı.</p>
<p> 8 Ocak&#8217;ta Kum şehrinde makaleye tepki olarak 4000 öğrenci sokaklara döküldü ve sürgündeki Humeyni&#8217;nin dönmesi için eylem yaptı.</p>
<p> 9 Ocak&#8217;ta eylemler sürdü, halk asker ile çatışmaya girdi.</p>
<p> 7 Şubat&#8217;ta işçiler greve girdi.</p>
<p> 15 Şubat&#8217;ta öğrenciler yeniden Şah aleyhine yürüyüş yaptı.</p>
<p> 19 Şubat&#8217;ta halkın Tebriz&#8217;de bankaları, sinemaları, meyhaneleri basması üzerine Şah Rıza Tebriz valisini görevden aldı, SAVAK&#8217;ı etkisiz kalması nedeniyle kınadı.</p>
<p> 20 Şubat&#8217;ta Tebriz halkı hükümet tarafından hain ilan edildi.</p>
<p> 3 Mart&#8217;ta Şah BBC&#8217;ya yaptığı açıklamada Kum ve Tebriz olaylarının &#8221; komünistler ve gericilerin &#8221; birleşmesinin sonucu olduğunu iddia etti.</p>
<p> 20 Mart&#8217;ta İngiltere Savunma Bakanı, İran&#8217;a gelerek Şah&#8217;a silah ve tank satmakla ilgili görüşmeler yaptı.</p>
<p> 5 Nisan&#8217;da polisler &#8220;çok yaşa Şah&#8221; diye bağırmayı ret eden iki din adamını öldürdü.</p>
<p> 10 Nisan&#8217;da hapishanelerdeki tutuklar yoğun işkenceye karşı açlık grevine başladı.</p>
<p> 17 Nisan&#8217;da İngiltere Savunma Bakanı: &#8221; Şah rejimini destekleyeceğiz; zira Şah devrilirse, İngiltere&#8217;nin çıkarları tehlikeye düşecektir &#8221; dedi.</p>
<p> 5 Mayıs&#8217;ta İmam Humeyni, Le Monde muhabiriyle yaptığı görüşmede; &#8221; komünistlerle işbirliği yapmayacağız&#8221; dedi.</p>
<p> 15 Mayıs&#8217;ta genel grevler başladı.</p>
<p> 4 Ağustos&#8217;ta Şah olayların kötüye gitmesi üzerine SAVAK&#8217;ın yetkilerini kısıtlayacağını ve yeni partiler kurulacağını ilan etti.</p>
<p> 14 Ağustos&#8217;ta İsfahan&#8217;da sıkıyönetim ilan edildi.</p>
<p> 23 Ağustos&#8217;ta Şah&#8217;ın bir komplosu sonucu bir sinema dolusu insan yanarak öldü.</p>
<p> 7 Eylül&#8217;de artık iyice yaygınlaşmış olan gösterilerde halk ve asker yakınlaşmaya başlamıştır. Halk askere çiçekler atar ve &#8221; askerler kardeşimiz, Humeyni liderimiz &#8221; sloganı atmaya başlar.</p>
<p> 8 Eylül&#8217;de Kanlı Cuma diye bilinen olay gerçekleşir. Halk ve askerin yakınlaşması üzerine, orduda bölünme olma ihtimaline karşı hükümet sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ancak binlerce insan yürüyüşe başladı. Jale Meydanı&#8217;na gelindiğinde, askerler üzerlerine ateş açtı. Çocuk, kadın, yaşlı binlerce kişinin öldüğü bu olay Kanlı Cuma olarak anıldı.</p>
<p> 6 Ekim&#8217;de İmam Humeyni, Necef&#8217;ten Fransa&#8217;ya gitmek zorunda kaldı.</p>
<p> 24 Ekim&#8217;de ilköğretim ve lise öğrencileri Tahran Üniversitesinde namaz kılarak eylem yaptı.</p>
<p> 26 Ekim&#8217;de Humeyni her türlü uzlaşmayı ret etti.</p>
<p> 4 Kasım&#8217;da Şah yürüyüş yapanları kurşuna dizdirdi.</p>
<p> 1978 yılı böyle bitip, yıl 1979&#8242;a gelindiğinde;</p>
<p> 6 Ocak&#8217;ta greve gitmiş olan basın, Humeyni&#8217;nin emriyle Şah&#8217;ın cinayetlerini yazmak için grevi bıraktı.</p>
<p> 8 Ocak&#8217;ta işlenen cinayetler nedeniyle Humeyni genel yas ilan etti. Aynı gün Şah&#8217;ın askeri ve Başbakan&#8217;ı Azhari İran&#8217;dan kaçtı.</p>
<p> 13 Ocak&#8217;ta Humeyni tarafından ilk İslam İnkılap Şurası kuruldu.</p>
<p> 16 Ocak&#8217;ta Şah İran&#8217;dan kaçtı.</p>
<p> 1 Şubat&#8217;ta Humeyni 15 yıllık sürgünden sonra İran&#8217;a döndü.</p>
<p> 5 Şubat&#8217;ta Humeyni Mehdi Bezirgan&#8217;ı başbakan olarak atadı.</p>
<p> 11 Şubat&#8217;ta inkılap zafere ulaştı.</p>
<p> 11 Nisan 1979&#8242;da İran İslam Cumhuriyeti resmen kuruldu.</p>
<p> <strong>İslam Cumhuriyeti</strong></p>
<p><strong> </strong>Aslında &#8220;devrim&#8221; zafere ulaştığı zaman değil, devrimden sonraki süreçte ölçülebilir.</p>
<p>   Devrim liderleri tarafından kurulan İslam Cumhuriyeti, imamet modeli üzerine inşa edildi. Devlet iki asli bileşenden oluşmaktaydı; yapı ve fonksiyoncu. Yapılar, İslami fonksiyonlar düzenleyecek şekilde oluşturuldu.</p>
<p>   Şia geleneğinden hep var olan din adamı ve molla gurubu bir dönem iktidara destek olma, arka planda mutlaka bulunma realitesi yanında hep bir tampon görevi görmüştür. Ancak İmam Humeyni bu geleneğe pratikte son vermiştir. İmamlara siyasal kararlar alması yetkisi vermiş, buna teşvik etmiştir.</p>
<p>   İmam Humeyni için anti-emperyalist ve anti-laik duruş bir tercih olmuş ve bunu başarıya ulaştırmıştır. Onun o etkili çıkışından sonra Batı bu gün bile İran üzerine oynayamamaktadır.</p>
<p>   İnsan eliyle girişilen olayların niyeti iyi olsa dahi akıbetleri kötü olabilir. Amaçlar yolundan sapabilir. İnsan lehine diyerek yola çıkılan bir anlamda başarıya ulaşıp, bir zulmü ortadan kaldırabilir ancak bu girişim bir başka zulmü istenmese de doğurabilir.</p>
<p>   İran İslam Devrimi ve Ayetullah Humeyni bu minvalde değerlendirilmelidir.</p>
<p>   <strong>Devrim Sonrası</strong></p>
<p>   Devrimden sonra Humeyni direkt olarak kendi başa geçmedi. Kısa bir dönem Bezirgan&#8217;ı görevli olarak atadı. Din adamlarından oluşan guruplardan bazı isimler liberal buldukları Bezirgan&#8217;dan memnun değillerdi. Bir an önce İslami şartlara uygun bir yönetim istiyorlardı. Bezirgan hükümeti içerisinde laikler ve ulusalcılar durumun din adamları emrinde geliştiğini görünce istifa etmeye başladılar. Bu dalgalanma Bezirgan&#8217;ın istifası ile son buldu. Derken anayasa acil bir şekilde hazırlandı. Anayasaya ‘egemenliğin Allah&#8217;ın olduğu&#8217; notu eklendi. Kağıt üzerindeki anayasa kuvvetler ayrılığını (yasama-yürütme-yargı) içeriyor, neredeyse halkın tümünün politik katılımına izin veriyordu. Fakat fakihin yani din adamlarının her düzeyde veto hakkı olduğu için bu tür anayasal reformlar bir anlam ifade etmiyordu. Elbette Veliyi Fakih Humeyni olacaktı.</p>
<p>   Tüm bu olayların eksenindeyken bir yandan din adamlarının baskısı, bir yandan Marksistlerin eleştirileri, bir yandan sertleşen yönetim şartları, tutuklamalar, üniversitelerin bir süreliğine kapatılması, baskılar, TUDEH Partisi&#8217;nin kapatılması aynı zamanda patlak veren Irak savaşı, Batı&#8217;nın rahat durmaması gibi etkenler devrim sonrası günlerin aslında çok aydınlık olmadığının göstergesiydi.</p>
<p>   Çok fazla sayıda insan devrim aleyhine çalışmaya başlamıştı. Bunlardan tutuklananlar ve idam edilenler oldukça fazlaydı.</p>
<p>   1989 yılına yaklaşırken Humeyni iyice hastalanmıştı. Kanserdi, gözleri zor görüyordu. O dönem Salman Rüşti için Şeytan Ayetleri kitabı nedeniyle fetva verdi.</p>
<p>   1989 yılında öldü. Cenazesi binlerce insanın katımlıyla normalin çok üstünde bir cenaze töreni oldu. İzdihamlara sahne oldu. Uzun bir ömür çalışma, sürgün, sonuç bölümlerinden sonra son buldu.</p>
<p>   İyi niyetler ile başlayan, zorluklarla devam eden, diğer etkenlerin aktif olduğu, iyi niyetlerin kötü sonuçlar doğurduğu bir devrim sürecinden sonra Humeyni ile ilgili çok şey söylenebilir ancak onunla ilgili söylenebilecek en önemli şey; sıradan bir insan olmadığıdır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/14/iran-islam-devrimi-ve-imam-humeyni/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/iran-islam-devrimi-ve-imam-humeyni/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;dan bir ses - Umut Işığımı Çaldılar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/irandan-bir-ses/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/irandan-bir-ses/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 16:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14329</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="250" height="212" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/auRjk-OkcPk?fs=1&amp;hl=fr_FR" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="212" src="http://www.youtube.com/v/auRjk-OkcPk?fs=1&amp;hl=fr_FR" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/12/irandan-bir-ses/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/irandan-bir-ses/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Füze Kalkanı ve Türkiye</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/16/fuze-kalkani-ve-turkiye/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/16/fuze-kalkani-ve-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 11:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Cem Özen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerikan Saldırganlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[NATO]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13950</guid>
		<description><![CDATA[
NATO&#8217;nun Lizbon zirvesinde NATO ülkelerinde bir füze savunma sistemi kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. Füze kalkanı projesi bir Amerikan projesiydi ancak atılan son adımlarla bu bir NATO projesine dönüştü. Zirvede sistemin teknik ayrıntılarıyla ilgili karar alınmadı; sonraya bırakıldı. Ayrıntılar dedik ama aslında projenin yapısını da bu ayrıntılar belirleyecek. Sistemle ilgili olarak pek çok cevaplanmayı bekleyen soru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fuze_kalkani.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13952" title="fuze_kalkani" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fuze_kalkani-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a></p>
<p>NATO&#8217;nun Lizbon zirvesinde NATO ülkelerinde bir füze savunma sistemi kurulması konusunda anlaşmay<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fuze_kalkani.jpg"></a>a varıldı. Füze kalkanı projesi bir Amerikan projesiydi ancak atılan son adımlarla bu bir NATO projesine dönüştü. Zirvede sistemin teknik ayrıntılarıyla ilgili karar alınmadı; sonraya bırakıldı. Ayrıntılar dedik ama aslında projenin yapısını da bu ayrıntılar belirleyecek. Sistemle ilgili olarak pek çok cevaplanmayı bekleyen soru var.</p>
<p> ABD&#8217;nin füze savunma projesi Polonya ve Çek Cumhuriyeti&#8217;ni kapsıyordu. Çek Cumhuriyeti&#8217;ne radar ve Polonya&#8217;ya füze yerleştirilmesi planlanmıştı. Ancak Rusya bu duruma sessiz kalmadı ve bu füzelerin kendisine bir tehdit oluşturduğunu<span id="more-13950"></span> iddia etti. Bununla da yetinmeyen Rusya misilleme olarak Kaliningrad&#8217;a benzer füze sistemlerini yerleştireceğini duyurdu (1).</p>
<p> Rusya&#8217;nın sert muhalefeti yanında baş düşman İran&#8217;ın son dönemde uzun menzilli füzeler yerine kısa menzilli füzeler üzerine odaklanması Başkan Obama&#8217;yı projeyi revize etmeye zorladı (2). Bu gelişmeler karşısında Obama hükümeti füze savunma sistemini Amerikan projesi olmaktan çıkarıp bir NATO projesi haline getirdi. Ayrıca yeni sistemdeki füzeler bir öncekindeki gibi belli üslerde sabit ve yüksek maliyetli değil mobil ve düşük maliyetli olarak planlandı. Bunun yanında NATO sistemindeki füzeler deniz platformlarına da yerleştirilebilir durumda olacak.</p>
<p> <strong>Füze Kalkanının Amacı</strong></p>
<p> Füze kalkanının en önemli amacı ABD&#8217;nin dünya hakimiyetini askeri-stratejik olarak devam ettirmek. ABD satrançta boş kareleri satın alma hamlesine benzer bir hamleyle önceden gökyüzünü kontrol altına almak ve rakiplerinin bir adım önünde olmak istiyor. Füze kalkanı tamamlandığında konvansiyonel füze üretmek isteyen her ülke bunu hesap etmek zorunda kalacak.</p>
<p> İran ve Kuzey Kore ABD tarafından ana tehdit olarak görülüyor ancak NATO Strateji Konsept Belgesi&#8217;nde hiç bir ülkenin adı geçmiyor. Ancak özellikle İran&#8217;ın birincil hedef olarak görüldüğü biliniyor. Bir başka konu da İsrail&#8217;in İran&#8217;a karşı korunması. Her ne kadar Türkiye bu konuda hassas olsa da İsrail&#8217;in İran karşısında korunmasının füze kalkanının amaçları arasında olduğu gizli bir durum değil.</p>
<p> <strong>Türkiye</strong></p>
<p> Türkiye&#8217;nin kendi topraklarında böylesi bir füze sisteminin yerleştirilmesine en hafif tabirle sıcak bakmadığı biliniyor. Zira Türkiye yeni dış politikası çerçevesinde komşularıyla iyi ilişkiler kurmak ve bölgede etkinliğini artırmak istiyor. Bir yandan bu tip politikalar yürütülürken füze savunma sistemlerini topraklarında etkin kılması çelişik bir durum.</p>
<p> Öte yandan bu sistemin İran&#8217;ı hedef aldığı resmi olarak açıklanmayan ama herkesçe kabul edilen bir durum. Nicolas Sarkozy İran ismini açıkça telaffuz ederken Davutoğlu&#8217;nun açıklaması ise &#8220;Hiçbir komşu ülkeden tehdit algılaması içinde değiliz&#8221; şeklindeydi (3). Bu durumda Türkiye ile NATO ülkeleri ortak düşman üzerinde uzlaşmış durumda değil.</p>
<p> Bir diğer konu da İsrail. Sistemin İsrail&#8217;i koruma içgüdüsü tartışılmaz. Ancak Türkiye sistemle ilgili teknik bilgilerin üçüncü bir ülkeyle paylaşılmasına daha işin başında karşı çıktı (4). Türkiye&#8217;nin bu konuda çok hassas olduğu ve gerekirse proje önüne engel çıkarabileceği de konuşulan konular arasındaydı (5). İsrail ile ilişkilerin son derece gergin olduğu bir ortamda Türkiye zaten gönülsüz olduğu projenin İsrail ile bağlantılı olmasına şiddetle karşı çıkacaktır.</p>
<p> Füzelerin komutasının kimde olacağı da tartışılan bir başka konu. Normalde NATO sistemlerinin komutası merkezi karargaha bağlıdır ancak Türkiye bu konuda söz hakkı istiyor (6). Yani olası bir savaş başladığında (örneğin İran-İsrail) Türkiye füze kalkanının -en azından kendi topraklarında- aktif hale getirilip getirilmemesinin kararını kendisi vermek istiyor. Bu konu henüz çözümlenmiş değil ancak önümüzdeki dönemin müzakerelerinde sıkça tartışılacağına kuşku yok.</p>
<p> Felaket senaryosuna gelince; İran&#8217;ın İsrail veya başka bir ülkeye karşı girişeceği füze saldırısında eğer tüm kartlar Türkiye aleyhine dönmüş ise Türkiye&#8217;yi çok ciddi bir tehlike bekliyor: <strong>Kendisinin dahil olmadığı bir savaşta, kendi parasını ödediği füzelerin kendi kontrolü dışında harekete geçmesi ve sonuçta kendi topraklarının hedef olması! </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p> <strong>(1) &#8220;9K720 Iskander-M (SS-26 Stone)&#8221; </strong><a href="http://www.globalsecurity.org/wmd/world/russia/ss-26.htm">http://www.globalsecurity.org/wmd/world/russia/ss-26.htm</a><strong> (29 Kasım 2010); &#8220;The Kaliningrad Missile Crisis&#8221;, Neil Richard Neslie,   </strong><a href="http://www.acus.org/new_atlanticist/russian-missile-kaliningrad-defense-crisis">http://www.acus.org/new_atlanticist/russian-missile-kaliningrad-defense-crisis</a><strong></strong></p>
<p><strong> (13 Kasım 2008).</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(2) &#8220;The First Line of Defense&#8221;, Ben Wachendorf, Proceedings Magazine, Kasım 2009, vol. 135/11/1,281. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(3) &#8220;US missile defence plans could spark EU-Nato tensions&#8221;, Simon Tisdall, The Guardian, 19 Ekim 2010.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(4) &#8220;Turkish ire is hurting Israel&#8217;s NATO ties&#8221;, Amir Oren, Haaretz, 17 Kasım 2010.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(5) &#8220;Turkey main obstacle for NATO missile defense system, diplomats say&#8221;, Haaretz, 3 Kasım 2010.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(6) &#8220;Komuta NATO&#8217;nundur&#8221;, BBC Türkçe, </strong><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101119_pamir_nato_interview.shtml">http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101119_pamir_nato_interview.shtml</a><strong></strong></p>
<p><strong> (19 Kasım 2010).</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"></span> </div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/16/fuze-kalkani-ve-turkiye/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/16/fuze-kalkani-ve-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzlerce Gizli Dünyadan Bazıları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/21/yuzlerce-gizli-dunyadan-bazilari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/21/yuzlerce-gizli-dunyadan-bazilari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 17:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13534</guid>
		<description><![CDATA[Cihan Aktaş (Hayal Perdesi&#8217;nde yayınlandı)
Gönlüm beden ve ruhun sırrını bilir
Sanmayasın ecel bize ağır gelir
Bir dünya kaybolmuş gözümden ne gam
İçimde hâlâ yüzlerce  dünya gizlidir&#8230;
Muhammed İkbal, Lale-i Tur; çeviren: Murat Sürmen
 Filistinli şehit karikatür sanatçısı Naci el-Ali bir konuşmasında, kendisini en çok korkutan duygunun yeis olduğunu söylemişti. Filistinli sanatçı, içinden geçtiği yenilgi yıllarında bu ağır duygunun  kuşatmasına Hanzala ikonunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cihan Aktaş</strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/vitraille.jpg"><strong><img class="alignright size-full wp-image-13535" title="vitraille" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/vitraille.jpg" alt="" width="160" height="155" /></strong></a><strong> </strong>(Hayal Perdesi&#8217;nde yayınlandı)</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Gönlüm beden ve ruhun sırrını bilir</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Sanmayasın ecel bize ağır gelir</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bir dünya kaybolmuş gözümden ne gam</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>İçimde hâlâ yüzlerce  dünya gizlidir&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 60px;">Muhammed İkbal, Lale-i Tur; çeviren: Murat Sürmen</p>
<p><strong> </strong>Filistinli şehit karikatür sanatçısı Naci el-Ali bir konuşmasında, kendisini en çok korkutan duygunun yeis olduğunu söylemişti. Filistinli sanatçı, içinden geçtiği yenilgi yıllarında bu ağır duygunun  kuşatmasına Hanzala ikonunu gerçekleştirerek direnmiştir. Belki de asıl içine düşülen yeiste oluşmaktadır, yenilgi.  Dini düşünce önemli ölçüde iyimserliğe dayanır. Dünyanın neyse o şekilde kabulü, oluş içinde ve farklılıklarıyla birlikte kabulü, bir kurtuluş yolu olduğuna<span id="more-13534"></span> da inandırır, yolda olan kişiyi. Görüşümüzün gezindiği alanlarda seçtiklerimize önceden hazırlansak da bir ışık kırılmasına, ay tutulmasına, elektrik kesintisine denk düşebilir konukluğumuz.  Bizi şaşırtan sahneler, hazırlıklı olmadıklarımız; asıl onlar olacaktır olgunlaşmamızı sağlayan.</p>
<p>Çağımızın en etkili kültürel etkileşim kanalı olan sinema,  bir toplumun derinliklerini bazen puslu bir ayna, bazen ise vitray pencere gibi yansıtıyor. Yönetmenin muradı ve algılarına göre, verili olanla  muhayyel olan arasındaki gerilim farklı yüzleriyle  ulaşıyor seyirciye.  Geleneksel toplumların sineması ise, özellikle modern bir sanat/tekniğin gerek aydın bilinçlerinde açılan yaraları, gerekse de modernleşmeyi en sağlıksız yollarla benimseyen kitlelerin hayatlarında oluşan buhranları yeni bir dille ifadenin güçlüklerle dolu, aynı zamanda cazibeli  yolculuğu demek.</p>
<p>Devrimden sonra gelişerek bir dalga oluşturmayı başaran İran sineması, bu bağlamda incelenmeye değer pek çok çarpıcı örnek sunuyor. </p>
<p>Yeni İran sinemasının  en başında belirlenmiş ilkeler vardı; estetik, iyilik, hakikat arayışı,  mükemmellik ideali gibi kavramlarla şekillenen. Bununla birlikte entelektüel sinemaya verilen önemin bir sonucu, bu alanda deneysel filmlere geniş bir alan açılması olmuştur. Modernizmle geleneksellik arasında bir varoluş alanı kurmaya çalışan entelektüellerin fikir çilelerini ya da dava adamlarının hayal kırıklıklarından kaynaklanan ızdıraplarını konu alan filmler üzerine düşünmeye başladığımızda,  aklımızı gelen ilk isimler Daryuş Mehrcuyi, Cafer Penahi, Rahşan Beni İtimat ve Muhsin Mahmelbaf olacaktır.</p>
<p>Yeis ya da umutsuzluk, yeni İran sinemasının bir özelliği olmamalıydı. Şu var ki sinema alanının özgürlükçü yapısı, bu alandaki tasarıları şaşırtan örneklere açılmıştır. Kısıtlamalara maruz kalan öteki sanat alanlarından kaynaklanan göçün de etkisiyle, sanatsal enerji sinema alanında temayüz etti.</p>
<p>80&#8242;li yıllarda İslami bir geçmişten gelen yönetmenlerin deneysel  dönemini yansıtan filmlerde umut, belirgin bir tema  olarak ileriye çıkar. Hayat sizi ne kadar daraltırsa daraltsın, bir yerlerde esenliğe doğru açılacak bir kapı, bir pencere vardır.  Genç yönetmenler kısmen yeni gerçekçi İtalyan sinemasının, kısmen de varoluşçu sanatın izlerini taşıyan, tasavvufi temaların leitmotif olarak belirdiği filmleriyle dikkat çekmeye başladılar. O yıllarda Koşucu (Devende, yönetmen Emir Nadiri), Soğuk Yollar (Caddehai  Serd, Cafer Cozani) gibi  İran filmlerinin uluslarası festivallerde kazandığı başarıyı, dönemin Farabi Enstitüsü Yabancı Festivaller Bölümü Müdürü  Alirıza Şeca Nuri, &#8220;Coşku kıvılcımları dönemi&#8221; diye adlandırıyor.</p>
<p>Geçen yollar içinde politik dalgalarla etkileşim halinde sırayla &#8220;dini&#8221;, &#8220;devrimci&#8221;, giderek &#8220;irfani&#8221;, hatta &#8220;mânâ sineması&#8221; ismiyle tanınan,  son olarak da Ahmedinejat döneminde &#8220;Hakikat ve adalet sineması&#8221; olarak adlandırılmaya başlanan sinema, bütün eğilimler içinde sinemayı ileriye ve kuruluş amacına taşıyan ana akım olarak görülür.  Bu sinemanın seyircide olumsuz, yıkıcı duygulara sevk eden, tahripkâr ve insanın maneviyatını çökertecek temaların karşısında, bir anlam arayışının değerine ve iyiliğe inancı pekiştiren, insanın insana (Allah&#8217;a, yaradılışa, evrene) yönelik duygularını da müspet bir şekilde derinleştiren bir özü ve muhtevası olması beklenir, sinema yönetimleri tarafından.</p>
<p>Sinema yönetiminin zaman zaman koyulaşan sansürü senaryolara kısıtlanma getirse de aykırı yönetmenler meramlarını anlatmanın bir yolunu bulacaklardır.  90&#8242;lı yıllardan itibaren İran atmosferinde giderek daraldıklarını duyan ve temsil ya da katılım, fikirlerin beyanı gibi konularda sıkıntı yaşayan yönetmenler, eleştirilerini metaforik, bazen de açık bir şekilde ifade ediyorlar. Açık bir dille eleştirilerin dile getirildiği filmler çoğu kez gösterime sokulmuyor. </p>
<p>Bu konuda ismi en çok geçen yönetmen sanırım Cafer Penahi&#8217;dir.</p>
<p>Penahi, İran sinemasının &#8220;İslami&#8221; duyarlıkla buluşmayan sol-liberal eğilimli çizgisinin süreğinde değerlendirilebilecek bir yönetmen.  Yeni sinemaya ayrıcalık kazandıran bir takım nitelikleri onun filmlerinde de görmek mümkün. Hayatın ince ayrıntıları, çocuk bakışının derinliği, tabiattan öğrenme, sıradan insanın sürprizleri&#8230; Bunlara karşılık pek çok İranlı sinemacının filmlerinde karşınıza çıkabilecek geleneksel sürekliliğe veya geleneğin sunduğu imkânlara göndermede bulunan figür ve temalara pek rastlanmaz onun filmlerinde. Pek çok yönetmenin sinemasında beliren - vitray pencere gibi- geleneksel hayatların derinliğine göndermede bulunan metaforik figürler, Penahi&#8217;nin filmlerinde öne çıkmazlar.</p>
<p>Penahi ayrıca yeni kuşak sinemacılar içinde en fazla politize olan yönetmen.  12 Haziran 2009 seçimlerinden sonra reformistlere yönelik baskıları konu alan faaliyetleri nedeniyle bir ara tutuklandı ve yüksek bir kefaletle serbest bırakıldı. Ülkesindeki siyasal atmosferle ilgili sıkıntıları sinemasına da yansıyor  ve Penahi, mesela Kırmızı Altın (2003) filminde bir savaş gazisini öncelikle ister istemez  toplum ve devlet tarafından yeterince desteklenmediği için karanlık işlere tevessül eden bir tip olarak resmetmeyi yeğliyor.</p>
<p>Penahi&#8217;nin ufkunda  insanlar çare arayışına izin vermeyen bir kısır döngünün mahkûmu olarak görünürler. &#8220;Daire&#8221; filminin kadın kahramanları, Nevval el-Saadavi&#8217;nin &#8220;Sıfır Noktasındaki Kadın&#8221;ının kahramanı gibi, kurtuluş için ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, toplumun vurduğu damgaya kanunların engelleri de eklendiğinde, başladıkları noktaya geri dönerler; kurtuluş için sürdürdükleri zorlu koşunun ardından. Ne bir acı sıçraması, ne de mucize beklenilebilir. Kötülüğün alanında düşmek  burada kişilerin elinde olmayan bir kader olarak belirir; kadın olmanın hayata geride başlama sebebi olarak anlaşıldığı bir siyah iklimde sürer gider. Koca şehirde hapisten kaçan kadınların sığınacağı bir köşe bulunamaz. Evine dönmek isteyen için terminalde bilet almak bile tehlikeleri olan bir girişimdir. Hapishanede hamile kalmış olan kadın için de bütün yollar hapishaneye çıkacaktır. Damgalı kadını koruyacak en iyi sığınak ancak hapishanedir İran&#8217;da. Üstelik bu alanda yaşanan çıkmaz da sanki sadece İran&#8217;a özgüdür; siyah çarşaf vurgusu ile bu yargı seyirciye iletilir.  Suçları nedir bu kadınların, bilmiyoruz. Yönetmen bize onların bir suçun  değil yoksunlukların ve cehaletin kurbanı olduklarını anlatmak istiyor. İranlı, alt sınıftan yoksul kadınlar için suçun hayatın hangi köşesinde pusu kurduğunu ayırt etmek olanaksızdır adeta. Kaçak kadınlar ister istemez hapishaneye dönerken, açık alanları da kaplar yönetmenin umutsuzluğu.  Düşkün kadının önü alınamaz bir şekilde düşmeye devam edeceğini  bildiren ses ağular yüreğimizi.</p>
<p>Mecid Mecidi olsaydı, o kadına başka bir kapı açmanın bir yolunu arardı. Vitray pencerede kırılan ışığın açtığı yollarda türlü ihtimaller görünürdü, kendini çıkmaz içinde hisseden kişiye.</p>
<p>İran sinemasını belirleyen ana dalgayı, güncel siyasete bağımlı olmayı reddeden, buna karşılık dini devrimin bu perspektifi sunduğuna inanarak siyasal yorum ve eleştirilerde bulunmaya da devam eden yönetmenlerin eserleri oluşturuyor. Devrime katılan insanlar bir şekilde bedel ödedikleri bir devrimin kendilerinde oluşturduğu coşku gibi, hayal kırıklıklarını da farklı açılardan dillendiriyorlar yıllardır. İslamcı geçmişe sahip bir yönetmen olan Kemal Tebrizi Kertenkele (Marmelak; 2007) isimli filminde din adamlarının toplumdan tecrit edilmişliğini eleştirdi ve filmi gösterime girmişken kaldırıldı. İslamcı geçmişten gelen bir diğer yönetmen olan Muhsin Mahmelbaf da &#8220;İyılerin Düğünü&#8221; (Erusiyi Huban,1989) isimli filminde devrimi savaş yıllarında canları pahasına savunanlarla, devrimin kendilerine sağladığı güveni kişisel çıkarlar için kullananlar arasındaki anlayış uçurumunu anlattı.</p>
<p>Mecid Mecidi, hayatın sanatsal yorumunda vitray pencerenin imkânlarına inanan bir yönetmen. Yoksulluğun, kanunlardaki kimi problemlerin ve toplumsal gelişmeye rağmen hükmünü sürdürmekte ısrar eden tabuların varlığına karşılık kişinin her şekilde bir açık kapı, kurtuluş kapısı bulacağına dair inancını  filmlerinde işlemeye devam ediyor.</p>
<p>Sabır, tahammül, diğerkâmlık, hastaya gösterilen itina, kendini eleştirme cesareti&#8230; Bu temaları işleyen bir örnek,  Hümayun Esadiyan&#8217;ın yönettiği 2010 yapımı <em>Altın ve Bakır</em> (Tela ve Mes).  Aile hayatının evin reisi olan erkeğin öğrencilik hayatı üzerinden biçimlendiği bir düzen düşünün. Zehra  tam anlamıyla saçını süpürge ederek koruyor bu düzeni ki kocası Ali Rıza ahlâk alanında sürdürdüğü medrese eğitimini tamama erdirsin.  Bir gün Zehra&#8217;nın  MS hastalığına yakalandığı anlaşılıyor. Bütün düzen sarsılsa da aile ne dağılıyor, ne de yeise teslim oluyor. Öğrenci Ali Rıza, aynı zamanda evin düzeninin ve hasta karısının bakımını üstleniyor. Bu da bir öğrenciliktir ve &#8220;ahlâk&#8221; alanında eğitimini sürdüren Ali Rıza için teorinin hayatla sınanmasıdır. O, her şeyin kaosa dönüştüğü dönemde yeni sorumluluklar üstlenerek olumlu bir tecrübe sergiler. Zehra ile aralarındaki iletişim rolleri yakından tanımayla daha anlayışlı bir boyut kazanırken, Ali Rıza ona duyduğu, yüreğinde saklıyken belki tam olarak farkına varmadığı  aşkı dile getirmeye başlar.</p>
<p>Başka türlü olamaz mıydı, diye geliyor aklına insanın. Ali Rıza onca önemsediği öğrencilik hayatını kesintiye uğratan hastalığın zorluklarından yıldığını göstermez miydi bir yerde, bir sözle olmasa da bir bakışla&#8230;  Esadiyan, filmini ayrıntıdan bütüne götüren bir bakışla çekmeye çalıştığını söylüyor. Ve istiyor ki seyirci herhangi bir sahne için, gerçek hayatta mümkün değil bu, diyemesin.<strong>   </strong>İran toplumunu tanıyanlar, Ali Rıza karakterinin inandırıcı olmadığını düşünmezler.  Kahramanımız taşra kökenli, harama bakmaktan sakınan, en büyük amacı ahlâk alanındaki eğitimini geliştirmek olan bir öğrencidir, dolayısıyla eğitim alanında zorlanmasına karşılık karısına karşı gösterdiği sabır ve fedakârlık inandırıcılıktan uzak görünmez bize.</p>
<p>Hastalık sahnelerinin bir yılgınlık halinde bakışları ele geçirememiş olması ne imkânsızdır ne de şaşırtıcı. Umut, tıpkı kahramanlık için olduğu gibi, dünyayı geri çevirme  şartına bağlı olmadan,   zorlukların üstesinden gelmeyi olağan gösteren -vitray- pencerede dalgalanır.  Gün ışığı değiştirir pencerenin resimlerini; azaltır, çoğaltır. Duruşunuza bağlıdır resimlerin keşfi ve elbette o resimlerin varlığına duyduğunuz güvene de&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/21/yuzlerce-gizli-dunyadan-bazilari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/21/yuzlerce-gizli-dunyadan-bazilari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Zindanın Tek Özgürü Olarak Ali Şeriati</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/08/dort-zindanin-tek-ozguru-olarak-ali-seriati/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/08/dort-zindanin-tek-ozguru-olarak-ali-seriati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 11:45:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11770</guid>
		<description><![CDATA[Ali Şeriati&#8217;nin yaşamına bakmadan önce kısaca yaşadığı dönem İran&#8217;a bakmak gereklidir.
Kısaca döneme bakış&#8230;
1925-1979 İran Pehleviler Dönemi
  1925 Aralık ayında bir darbe ile yönetimi devirerek Rıza Şah Pehlevi tahta geçer.Tepeden inme bu darbeye aristokratlar, asker, arazi sahipleri ve bürokratlar destek verirken, dini liderler, yerel halk ve orta sınıf tepki gösterir. Darbe özellikle batılı güçlerin daha çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/ali-seriati.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11772" title="ali-seriati" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/ali-seriati-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" /></a>Ali Şeriati&#8217;nin yaşamına bakmadan önce kısaca yaşadığı dönem İran&#8217;a bakmak gereklidir.</p>
<p><strong>Kısaca döneme bakış&#8230;</strong></p>
<p><strong>1925-1979 İran Pehleviler Dönemi</strong></p>
<p>  1925 Aralık ayında bir darbe ile yönetimi devirerek Rıza Şah Pehlevi tahta geçer.Tepeden inme bu darbeye aristokratlar, asker, arazi sahipleri ve bürokratlar destek verirken, dini liderler, yerel halk ve orta sınıf tepki gösterir. Darbe özellikle batılı güçlerin daha çok İngilizlerin etkisiyle gerçekleşmiş, Şah tahta onların etkisiyle geçmiştir.</p>
<p>  Rıza Şah batılı bir rejimi ideal olarak görür. Hatta dönem itibari ile Atatürk&#8217;ü örnek alır, aynı dönemlerde bu amaçla Türkiye&#8217;yi ziyaret eder. Ancak İran&#8217;da İslami unsurların daha etkili olması nedeniyle bu konuda Atatürk kadar başarılı <span id="more-11770"></span>olamamıştır.</p>
<p>  Rıza Şah kendi döneminde iken, Batılı eğitim sistemine çok önem verir, Batı&#8217;da eğitim zorunlu hale gelir, kadın-erkek ortak eğitim görme ortamı oluşturur. Medreseler ve dini okullar üzerinde baskı ve yasaklama yoluna gider. Kadınların örtülerine de el uzatılır. Ulema statüsünü kırmaya çalışır.</p>
<p>  Sonuç olarak Şah Rıza dönem itibari ile bir kesimi eğitim yoluyla laikleştirmiş, bir kesimi baskıya rağmen köklerinden kopartamamış ve toplumda bir bölünme oluşturmuştur.</p>
<p>  Şah Rıza&#8217;dan sonra 1941 senesinde yerine Muhammed Rıza Pehlevi gelir, babasının mirasını devralır. Ancak yeni bir formül bulmuştur; baba açık aşikar Batılı bir yöntem sunarken oğul Pehlevi İslami kesimi ve halkı kandırmak amacıyla kendisini daha dindar göstermek üzere kendisiyle ilgili kıssalar, rüyalar uydurma yoluna girer, sık sık konuyla ilgili makaleler kaleme alır, hatta bu rüyalara Hz. Ali Ve Hz. Abbası&#8217;ı da dahil eder. Bunların yanı sıra, devlet dairelerini yönetime hizmette kusur etmeyecek şekilde organize etmek, asker eli ile halk üzerinde baskı kurmak, Savak* ile iş birliği içinde bunları planlamak gibi görevleri de üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Savak*: 1957 yılında Amerika yardımı ve desteği ile kurulan İran&#8217;ın derin devlet yapılanmasının gizli haber alma teşkilatı bir nevi rejim koruyucu organizma . Marksistler, öğrenciler, entelektüeller ve dindarlar Savak ajanlarınca sürekli izlenmektedir. Ve zaten Şeriat&#8217;nin şehadeti de bir Savak işidir.</strong></p>
<p>  Pehlevi hanedanı- İran&#8217;ı ABD&#8217;ye muhtaç bir hale getirmek, petrolün kaderini Batılı güçlerin eline bırakmak, gelir eşitsizliğini sağlamak, laikleşmek gibi eylemlerin baş faili olmuş, bir nevi karşısında durdukları İran İslam devriminin zeminini oluşturacak ortamı da hazırlamışlardır.</p>
<p>  Ayrıca Şah hanedanı bunları gerçekleştirirken aynı dönem de İran&#8217;da yönetime ters çalışan dini guruplar oluşuyor, bu guruplardan işleyeceğimiz Ali Şeriati ve devrimin son ayağı Humeyni gibi isimler de bireysel olarak ortaya çıkıyordu.</p>
<p><strong>Ali Şeriati 1933-1977</strong></p>
<p><strong>Yaşamı</strong></p>
<p>  Müslüman-ideolog,İran İslam Devriminin zeminsel hazırlayıcılarından.</p>
<p>  Ali Şeriati,1933 yılında İran&#8217;ın Mezinan köyünde doğmuştur. Babası Muhammed Taki Şeriati tanınmış bir alimdir. Şah rejimine muhalif bir isimdir. İslami Gerçekleri Yayın Merkezi Üstad&#8217;ın görüşlerine ilgi duyan bir gurup tarafından kuruldu. Bu merkezin amacı; Kuran&#8217;a dönüş, sünneti ihya, bidat ve hurafelerden ayrıştırma, dış düşman karşısında Müslümanların birliği, saldırılara karşı İslam&#8217;ı sağlamlaştırma, ayrıca İran Milli Mukavemet Hareketi üyelerinden biridir (zaten Üstad Şeriati ve Ali Şeriati bu hareketin içinde bulunmak nedeniyle tutuklanmıştır)</p>
<p>  Ali Şeriati, ilkokul eğitimini köyde alır. Lise eğitimi için şehre Meşhed&#8217;e gider. Okul derslerine karşı soğuk, kendi bildiği biçimde okumalara yönelik faaliyetlere yönelir. Daha 13 yaşında içindeki düşünce fırtısında felsefeye yönelişini ve bu tür fırtınalardan Mevlana&#8217;nın Mesnevisi ile çıktığını anlatır. Zaten kendisi felsefeye olan ilgisinin hep farkındadır ancak ülkesinin, insanlarının ve en başta İslam&#8217;ın sorunlarına felsefeden çok sosyoloji ile cevap bulacağına inandığı için bu alana yönelmiştir. Yine kendi kaleminden &#8216; <strong>başlangıçta siyasi bir hareket içinde olmadığını daha çok tasavvufi kaynaklara yöneldiğini ancak siyasi yönelişinin bir gereklilik gereği ortaya çıktığını</strong> &#8216; yazar.</p>
<p>  Öğretmen okuluna başladığı yıl Allah&#8217;a İtaat Edenler gurubuna katılır. Bu dönemle birlikte mücadele artık başlamıştır. Hem Şah siyasetinin hem de Tudeh Partisinin(Rusya&#8217;nın etkisiyle kurulmuş, Marksist ideolojiyi benimseyenlerin partisi) aleyhine çalışmaları ile bu dönemde tanışır. 1952 yılında, 19 yaşında iken, Marksist bir öğretmeniyle tartışması sonucu ilk tutuklanması gerçekleşir. Ailesi bu olayı ancak yıllar sonra öğrenir. Aynı yıl babasının önerisiyle <strong>Ebu Zer</strong> kitabını tercüme eder. Aynı yıl öğretmen okulundan mezun olur. Ve öğretmenliğe başlar.</p>
<p>  1955 yılında Meşhed İnsani Bilimler Fakültesi Edebiyat Fakültesine girmek ister ancak memurların bu eğitimi yasaklanmıştır. Önce öğrenci olmadığı halde derslere katılır sonra &#8216; memurun öğrenci olması yasağının kalkması &#8216; ile burada eğitimine devam eder. Eş zamanlı olarak radyo programları yapmaktadır. Şiire yönelir. Aynı zamanda Milli Mukavemet Hareketi toplantılarına katılmaya başlar. Hükümetin bir işi olarak babası ile birlikte bir çok isimle birlikte bu toplantılara katılmak nedeniyle 2. tutuklanma gerçekleşir. Bu sadece bir tutuklanma değil aynı zamanda ilk işkence gördüğü tutuklanmasıdır. Bu tutuklanmalardan sonra rejim, pişmanlık mektubu yazan herkesin affedileceğini açıklar, tutuklar bunu kabul etmez, bu esnada Ali&#8217;yi gözlerini bağlayarak tutukluların görebileceği bir yere getirip, saymaya başlarlar. Bu şekilde bir idam gerçekleşeceği süsü vermeye çalışırlar durumu gören tutuklular, bu tuzağa inanır ve pişmanlık mektubu yazarlar. Ve bu tutukluluk hali son bulur.</p>
<p>  1956 yılında eşi ile ilk kez eşinin de eğitim gördüğü Edebiyat Fakültesinde karşılaşırlar. Tanışma diyalogunu eşi Puran Şeriati&#8217;nin aradığı kitapların, Ali Şeriati&#8217;de bulunması ve ona ulaştırabileceği olayı oluşturur. Bir dönem arkadaşlık ederler, ardından Ali evlilik isteğini ima eder, Puran Şeriati&#8217;nin ailesi daha serbest ve Puran Hanım örtüsüz olmasına mukabil; Şeriati ailesinin dindar ve geleneksel bir aile olması bu girişimde Puran&#8217;ın &#8216; olmaz &#8216; demeleriyle &#8216; hayır &#8216; cevabı ile yanıt bulur. Ali vazgeçmez 2.5 yıldan sonra her iki aile de ikna edilir ve evlilik gerçekleşir. Ancak Şeriati ailesi örtüsüz bir kadını gelin aldığı için çok eleştirilir.</p>
<p>  1958 yılında evlenir evlilikten bir süre sonra bazı rejimsel kanunlar nedeniyle öğretmen olan eşinin, fişlendiği ve gidip ifade vermesi gereğiyle kendisinin maaşları kesilir. Ayrıca yasa gereği zorunlu yurtdışı eğitim sürecine katılması gerekmektedir.</p>
<p>  1959 yılında hem hocalarının isteği hem de biraz Fransızca bilmesi nedeniyle henüz birkaç aylık evliyken eşini İran&#8217;da bırakarak Fransa&#8217;ya gider.</p>
<p>  1959-1960 yılları Fransa&#8217;ya gidiş, eşinden ayrılış, aynı dönemde eşinin hamile olması, rejim nedeniyle bursunun kesilişi, Fransa&#8217;da yalnızlık gibi nedenlerle genellikle bunalım içerisinde ve zor geçer. Bunlar onu yıldırmaz genellikle kendi gibi öğrencilerin kaldığı yerden ise dilini ilerletmek için Fransızların daha yoğun olduğu bir bölgeye taşınmak ister. Aynı dönem yılmaz, çalışmalarına devam eder. Sık sık eşiyle mektuplaşır ve İran&#8217;a Mesnevi&#8217;yi okuduğu yıllara, o yıllardaki manevi huzura olan özlemini dile getirir.</p>
<p>  Aynı yıllarda ilk evladı İhsan dünyaya gelir, çocuğun ilk resmini görmesi ve eşinin yanında olamaması derin üzüntülere neden olur. Ancak Şeriati boş durmaz. Dönem Fransası faşistlerin Cezayir Sömürgeciliğini övmesi, sol gurupların ise bu sömürüye tepki vermesi karışıklığını yaşıyordur. Şeriati Cezayir Bağımsızlık Hareketi üyeleri ile tanışır.</p>
<p>  1960 yılında İran&#8217;a döner, eşini ve oğlunu alıp Fransa&#8217;ya geri gelir. Fransa&#8217;ya gelişinden sonra bir zenci eylemine katılır ve 3. tutuklanma gerçekleşir. Bu tutuklanma sırasında birlikte olduğu tutuklular ile yaptığı konuşmalar kayda alınır ve yayımlanır.</p>
<p>  1962 yılında annesini kaybeder, cenazeye gidemez ama annesinin 40.günü yasına katılmak üzere İran&#8217;a gider. Kara yolu ile Fransa&#8217;ya dönecekleri zaman eşinin ikinci çocuğuna hamile olması nedeniyle uçak yolculuğunu tercih ederler, bu ulaşım aracı değişikliği onun Savak tarafından tutuklanmasını engellemiştir.</p>
<p>  Aynı yıl, Avrupa&#8217;da İran Milli Hareketi mensubu gençlerin arasına katılır. Yine aynı yıl İran-i Azad dergisinde yazmaya başlar. Pehlevi Döneminin devrimi olan &#8216; <strong>Beyaz Devrimi</strong> &#8216;ve &#8216; <strong>Sarı Devrim&#8217;</strong> dediği &#8216; <strong>Yay Yapan Ok </strong>&#8216; makalesini burada yayımlar. Aynı dönem, Cezayirli İnkılapçı yazar Frantz Fanon&#8217;un (psikiyatrist, siyah adam, anti-faşist, anti-sömürgecidir, Cezayir Ulusal Mücadelesinin önemli ismi) Sartre&#8217;nin mukaddimesiyle çıkan &#8216; Yeryüzünün Lanetlileri &#8216; kitabını okumasıyla birlikte çok etkilenir, konuyla ilgili birçok makale yazar. Hatta bu fikirleri İran Milli Hareketi içine ulaştırır.</p>
<p>  1963 yılında doktora tezini verir ve mezun olur.</p>
<p>  Aynı yıllarda şiire uzaklaşmasını tenkit eden dostlarına &#8216; <strong>şimdi şiiri düşünemem İran&#8217;a dönünce nereden başlarım&#8217;ı düşünüyorum</strong>&#8216; der.</p>
<p>  1964 yılında iki çocukları İhsan ve Susan&#8217;dan sonra Sara doğar. Eşinin ve kendinin öğrenciliği bittiği için bursları kesilmiştir. Maddi olarak zor günler başlar. Aynı zamanda önünde üç yol olduğunu söyler &#8216; <strong>Avrupa&#8217;da kalıp uzaktan rejim aleyhine çalışmak, İran&#8217;a komşu bir ülkeye gidip silahlı eğitim için çalışmak ya da İran&#8217;a dönmek &#8216;</strong>. Bir yıl düşündükten sonra tutuklanacağını bile bile İran&#8217;a dönmeye karar verir. Aynı yıl karayolu ile İran&#8217;a dönerler, Savak tarafından tutuklanacaklarını bilerek döndükleri İran&#8217;da sınır kapısında 4. kez tutuklanır.</p>
<p>  Hapiste fazla kalmaz.  Çıkışında üniversite hocalığı için eşi ve kendisi başvurur, sudan bahaneler ile bu talepleri ret edilir. Ancak 4. dereceden öğretmenlik-memurluk görevi verilir.</p>
<p>  1965-66 yılları arasında hem çalışıp hem de tercümeler yapmaya devam eder. Puran hanım &#8216; <strong>gece sabahlara kadar çalışıp,gündüz uyanamamasından bahseder</strong> &#8216;. Bazen daha sessiz olduğunu düşündüğü akrabalarının evinde çalışmaya gider. Bir minder, çay tepsisi, sigarası-küllüğü ve kitapları onun vazgeçemedikleridir. Bu arada rejimin bir siyaseti olarak - <strong>çünkü Şeriati&#8217;nin gençler üzerinde dini yönde etkisi vardı ve İran&#8217;da Rusya etkisiyle yükselen Tudeh Partisi sesleri, Marksist ideolojinin yayılması durumu söz konusu iken Şeraiti gibi bir hoca gençler üzerinde etki bırakıp, kominizm ile mücadele edebilirdi</strong>- üniversite hocalığına çağırılır. Tabi bu arada ağızlar boş durmayacaktır, Rus malı, ucuz, silecekleri dahi olmayan arabası ona &#8216; <strong>Marksist&#8217; yaftasını yapıştırmak için yeterlidir</strong>! Şeriati üniversite hocalığı yaparken boş durmuyor, çeşitli konferanslar da veriyordu. Bu arada üç çocuklu bir ailenin babalığı görevi de devam ediyordu.</p>
<p>  1966 yılında başladığı Meşhed Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi görevinde; farklı ders anlatışı, öğrencilerinin büyük ilgisi ile adının daha çok duyulması zamanlarıdır. Aynı zamanda öğrencileri onun konuşmalarını ses kayıtları haline getirip paylaşmaktadır.</p>
<p>  1968 &#8216; <strong>Kevir</strong> &#8216; kitabını yazmasıyla ithamlar başlar (Kevir=çöl, içinde şiirleri de bulunan, edebi bir dili olan, tasavvufi, ilhamdan bahseden, insan olmak, kendi olmak, ben olmak, ruh gibi kavramların bulunduğu dini temaları içeren bir kitaptır) &#8216; <strong>Ali değişti,siyasetten uzaklaştı,peygamberlik iddiasında bulunuyor </strong>&#8216; dedikoduları yayılır. Zaten bu dönemi de kapsayan sorulara verdiği cevapların olduğu kitabı &#8216; <strong>Ben hiçbir statükoya bağlı olmayan illegal ve dilin dönebildiği ger türlü suçlamaya muhatap olan Ali Şeriati&#8217;yim ve cevap veriyorum ‘</strong> kitabı, ders notlarının arasından düzenlenir. Aynı zamanda konferanslara devam etmektedir.</p>
<p>  1970 yılında &#8216; <strong>Din ve Barış </strong>&#8216; başlıklı bir organizasyon için Japonya&#8217;ya davet edilir ancak sistemin, rejimin, Savak&#8217;ın bir kumpası sonucu davet ve cevap geç ulaştırılır ve bu organizasyonda konferans vermek üzere hazır bulunamaz. Aynı yıllarda öğrencileri oldukça çoğalmıştır, bu rejim için bir tehlike sayılır. Sınıfa Kuran götürmesi, derste sigara içmesi vs. gibi gerekçeler ile ders saatleri azaltılır.</p>
<p>  1971 yılında Savak tarafından dersleri belirsiz bir süreliğine tatil edilir. Derken düzmece bir şekilde bir araştırmacı olarak Tahran&#8217;a gönderilir. Aynı zamanda konferanslarına devam etmektedir. Bu yıl <strong>Hüseyniye-yi İrşad</strong> kurumunun faaliyetlerine katılır. Bu kurum milli ve dini konular üzerinde çalışmalar yapan bir kurumdur. Kurum içerisinde gelenekçi damarda mevcuttur. Kurum içerisinde sürdürdüğü konuşmaları bazı gelenekçi zihinlerin tepkisini alır. Aynı yıl bu kurumun yaptığı hac organizasyonuyla hacca gider, gitmeden evvel vasiyetini de yazar. <strong>Aynı dönem Mısır&#8217;a gider. Tüm katılımcıların Firavun&#8217;un mezarını ziyaret ettiği vakitlerde o, bu mezarlara taş taşırken ölen Afrikalıların yasını tutmakta, onların mezarları başında durmaktadır.</strong> Bu yıllarda dördüncü çocukları Mona doğar.Ali Tahran&#8217;da, eşi Puran hanım ve 4 çocuğu Meşhed&#8217;de dir.</p>
<p>  Konferanslar devam eder -zaten kitaplarının çoğu bu konferanslardan dermelerdir-. İthamlar da devam etmektedir. Sunumlarında sadece Şia&#8217;nın değil Ehl-i Sünnet İmamlarının görüşlerini de eklediği, kadınların toplantılara katılmasını sağladığı gerekçeleri, tiyatroya verdiği önem ve Ebu Zer gösterisinin bu kurum altında yapılmasından dolayı büyük tepkiler alır. Bu durum Ali&#8217;yi çok üzmektedir. Savak bir yandan, gelenekçiler diğer bir yandan derken, Savak&#8217;ın göz altıları, idamları, gösteriler, insanların öldürülmeleri gibi durumlarda Ali&#8217;nin büyük üzüntülerinin nedenidir. Tüm bunların içerisinde konuşmalarının ses kayıtlarının yapılması, makalelerinin elden ele dolaştırılması, öğrencilerinin çoğalması, yurtiçi ve yurtdışından takipçilerinin çoğalması tek tesellisidir.</p>
<p>  1972 yılında <strong>&#8216; Gezici Kütüphane</strong> &#8216; önerisini kurumlara sunar ancak bir geri dönüş olmaz. Derken <strong>Hüseyniye-yi İrşad</strong> kapatılır, Ali&#8217;nin kitapları yasaklanır, Ali saklanmak zorunda kalır. Ancak mücadele durmaz; öğrencileri gizli olarak fikirlerini <strong>Ali Serdebari</strong> ve <strong>Ali Sebzvarzade</strong> müstear ismiyle yayımlamaya devam eder. Ali&#8217;yi bulamayan Savak babasını ve eşinin kardeşini gözaltına alır, Ali&#8217;nin yerini öğrenebilmek için işkence yapar. Zaman sonra Ali kendi ayağıyla gider teslim olur. <strong>Tutuklanır 18 ay tek başına hücrede kalır. Kitap bulundurulmasına izin verilmez. Sadece askerden bazılarının istihareye yatmasını istemeleri üzerine bu istihare sürelerince vakti uzatıp yanında onlardan aldığı Kuran&#8217;ı bulundurabilir.</strong></p>
<p>  1974 yılında hapisten çıkar. Ancak esaret bitmemiştir. Savak&#8217;ın sürekli takibi, sürekli eve telefon etmesi, sürekli evi ziyaret, gizli tehditler devam etmektedir. Bu yıldırmalardan sonra Ali bir dönem kendini eve hapseder. Bu dönem zor da olsa dostları ve öğrencileri onu ziyaret etmeye devam eder. Yoğun ev hayatı çocuklarına vakit ayırmasını sağlar. Onların fikir dünyalarını ve ruh dünyalarını geliştirmeye yönelik sorular sorar, kompozisyonlar yazmasını ister. <strong>Savak boş durmaz, Marksizim mücadelesinde onu kullanmak ister. Sözlerini çarpıtmak ister. Bu arada ev toplantıları hızlanır ancak katıldığı davetlerdeki lüksü gören Ali durumu eleştirir. Bu arada zulümler, ölümler devam etmektedir. Ali bunlardan oldukça bunalmıştır, o silahlı mücadeleye inanmaz, fikri mücadeleye inanır. Artık İran iyice zor bir yer olmuştur.</strong><strong></strong></p>
<p>  Durum böyle iken eşi Puran hanımın da önerisiyle hicrete karar verir. Zorlukla pasaportunu alır, önce o gidecek ardından eşi ve 3 çocuğu gidecektir. Zaten oğlu İhsan ABD&#8217;de eğitim görmektedir. Ve Şeriati hicret eder, Savak&#8217;ı şaşırtmak için önce Brüksel&#8217;e gider. Oradan İngiltere&#8217;ye geçer. Puran hanımda yanına gitmek üzere yol hazırlığı yapar. Ancak hava alanında kendisinin ve küçük kızı Mona&#8217;nın pasaportunun bir kumpas ile kaybedilmesi nedeniyle, Puran hanım İran&#8217;da kalır, Susan ve Sera babalarının yanına gider. Baba ve çocuklar henüz İngiltere&#8217;de bir akrabanın evinde bir gece geçirip, kısaca sohbet etme imkanı bulmuştur ki, aynı gecenin sabahı <strong>şehid</strong> odasının kapısının önünde yerde ölü bulunur. Bu aile ve sevenleri için büyük yıkımdır. Belgesel olarak ispatlanamamıştır ancak Şeriati&#8217;yi Savak&#8217;ın zehirleyip şehid ettiği bilgisi büyük ölçüde yaygındır. Savak ve rejimin ona olan zulmü öldürmekle bitmemiştir, cenazesi üzerinden bir sahiplenme gerçekleştirmek isterler. Maalesef Savak cenazeye de sahip çıkmak ister. Ancak sevenleri, eşi ve oğlu bu duruma müdahale ederler. Ve Şeriati Suriye&#8217;de Hz.Zeyneb&#8217;in kabri civarına defnedilir.</p>
<p><strong>Görüşleri</strong></p>
<p>  Şeriati, öncelikle Allah&#8217;ı sonrasında insanı ele alır. Bu nedenle &#8216; <strong>İnsan </strong>&#8216; kitabında insanı benliğinden kopartan ve nefsine sunan her türlü perdeden ve modern akımlardan kurtarmaya çalışmıştır. Düşüncesini &#8216; tevhid &#8216; üzerine kurmuştur. Ona göre dinsizlik yoktur, Allah Rasulü&#8217;ne muhalefet edenler dinsiz değillerdir, sadece tanrıları çoktur, putları fazladır. İşte bu nedenle Şeriati ulaşabildiği her fazla putu kırmanın derdine düşmüştür.</p>
<p>  Şeraiti,  Allah&#8217;ı ve insanı ele alıp bu iki varlığın diyalogundan dini yorumlar. Bu yorumlamalarında kendi dahili olduğu coğrafyada Şia&#8217;yı eleştirir. Onun için 12 İmamı beklemek, pasifizimdir. Ona göre bu şekilde geçirilecek zaman yoktur. Biraz da bu nedenle dinsizlik ile çok uğraşmaz o dine rağmen dinin savaşını vermeye çalışır. Belki de bu nedenler ile &#8216; <strong>Öze Dönüş</strong> &#8216; demiştir.Bu nedenler ile Hac kitabında, bu kutsal vazifenin içini dolu kılacak yeni ve anlamlı yorumlar düşmüştür.</p>
<p>  Hiçbir fikir adamını kendi toplumu ve tarihi dışında değerlendiremeyiz. Şerati dönem olarak, Rusya etkisiyle Marksizmin yayıldığı, batılı güçlerin hem modernizm hem de emperyalizm ile doğu dünyasını sömürdüğü, bir İslam ülkesi olan İran&#8217;ın Şah eliyle batıya peşkeş çekildiği, yaşadığı toplumda faşizmin kol gezdiği, Müslüman coğrafyanın Şia-Sünni savaşlarına şahit olduğu, insanın maddeleştiği, İslam&#8217;ın özünden uzaklaştığı bir dönemde yaşamıştır. Tüm bu pespayeliğe şahit ve muhatap olan Şeriati düşüncesinin temelini İslam, kalbin temelini tasavvuf oluşturmuştur. Ve saydığımız tüm kavramlar ile mücadeleye girişmiştir. Kuru bir Kuran&#8217;a sarılmadan çok batıyı görmenin vermiş olduğu tecrübe, dil biliyor olması, ilim ve bilim konularını takip etmesi hem sorunları tespit etmesi hem de çözümler sunmasında yardımcısı olmuştur. Bu nedenle &#8216;<strong>Ne yapmalı</strong> &#8216; demiştir. <strong>Yapılacak şeyler arasında, aydınların rolünü çok gerekli görmüştür çünkü o fikri mücadeleye inanan biridir</strong>. Bu nedenle aydını modern kırılmalardan ve çağdaşlıktan arındıraraktan yeniden yorumlar. Aydın onun için batılı bir zihin değil, toplumuna kendi köklerinden beslenen bir yol gösterici olmalıdır. Yapılacak şeyler arasında modernizm ile mücadele de vardır. <strong>Medeniyeti önceleyen Şeriati modernizmin bir zehir olduğunu, batının medeniyeti kendine seçip, doğuya zehri sunduğunu savunmuştur.</strong><strong></strong></p>
<p>  Ona göre &#8216; <strong>İnsan Dört Zindan </strong>&#8216;a hapsolmuştur; tabiat zindanı (doğanın kanunları), tarih zindanı (geçmişin gölgesi), toplum zindanı (toplumun etkisi-baskısı), nefsin zindanı. Şeriati bu zindanlardan ilk üçünün zor da olsa aşılabileceğini ancak nefs zindanının aşılması en güç zindan olduğunu söyler. Bu zindan insanı ancak tasavvufi bir kalbi yakınlık kurtarabilir, demiştir. Ancak onun klasik anlamda bildiğimiz pasifize tasavvufa da eleştirisi vardır, onun için tasavvuf hem insanı zikri ile içten gelen zehirden korumak hem de bireyciliğin ve maddeciliğin ayyuka çıktığı bir dünyada maddeden çok ruha yönelmiş bir yatırım demektir. Bir anlamda yukarıda saydığımız modernizm argümanları ile savaşmak onun için tasavvufi bir yöntemdir.</p>
<p>  Tenkit ile uğraşmıştır, taklitçiliği yeren binlerce ispatlı görüşün sahibidir. Ona göre çözüm için insan kendi tabiatından, kendi tarihinden, kendi toplumundan, kendi inancından beslenerek ve öğrenerek yol bulmalıdır. Bu nedenle maddeciliğin karşısında, maddecilik ile cevap vermek yerine ruhu beslemeyi yöntem sunmuştur. Zaten bu nedenle İran İslam Devriminin temellerini atmıştır.</p>
<p>  Tüm bu uğraşları batılı sömürgeci düzenbazlar, işbirlikçi Şah rejimi tarafından çarpıtılmaya çalışılmış, solculuk olarak yaftalanmaya çalışılmış olsa dahi onun öğretilerini bir yöntem olarak seçen binlerce öğrencisi, okuyucusu tarafından anlaşılmış, yayılmıştır. Ve yayılmaya devam edecektir.</p>
<p>  Son bir cümle ile toparlayacak olursak; <strong>o kendi görüşlerini çarpıtmaya çalışanlara bir cevap olarak yazdığı &#8216; Ve Cevap Veriyorum &#8216; metinlerini bir konferansa, bir makaleye, bir kitaba değil tüm yaşamına oturtmuş, yazdıkları ile olduğu kadar yaşamıyla da her türlü küfrü, zulmü, yabacılaşmayı ve dini cevaplamıştır.</strong></p>
<p><strong>  </strong>Elbette Şeraiti görüşleri ve kitapları, bir makaleye yahut birkaç paragrafa sığdırılamayacak kadar geniş bir yer kaplamaktadır. Bu nedenle bu biyografiye yönelik çalışma sadece Ali Şeraiti başlığında yazılacak yazıların sadece bir girizgahı, daha sonra gelecek kitaplarına ait inceleme yazılarının ilk adımıdır.</p>
<p><strong>&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: right;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="213" height="319" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Yahudi oldukları için mi zalimler?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="205" height="308" /></span></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p>Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a></strong>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/08/dort-zindanin-tek-ozguru-olarak-ali-seriati/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/08/dort-zindanin-tek-ozguru-olarak-ali-seriati/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uranyum Takası Türkiye’de Yapılacak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/18/uranyum-takasi-turkiye%e2%80%99de-yapilacak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/18/uranyum-takasi-turkiye%e2%80%99de-yapilacak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 10:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9865</guid>
		<description><![CDATA[Ekopolitik
Ahmedinejad: &#8220;Nükleer yakıt takas anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte, küresel güçlerin, İran&#8217;la dürüstlük, adalet ve karşılıklı saygıyı temel alan bir yaklaşım içerisinde müzakerelere yeniden başlaması vakti gelmiştir.&#8221;
İran, Brezilya ve Türkiye, İran&#8217;ın nükleer hevesleri konusundaki uluslararası kaygıları bertaraf etmek ve Tahran&#8217;a karşı yeni yaptırımların uygulanmasını engellemek amacıyla hazırlanan nükleer yakıt takası anlaşmasına Pazartesi günü imza attı.
İran tarafından yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4761&amp;pid=46" target="_blank">Ekopolitik</a></p>
<p>Ahmedinejad: &#8220;Nükleer yakıt takas anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte, küresel güçlerin, İran&#8217;la dürüstlük, adalet ve karşılıklı saygıyı temel alan bir yaklaşım içerisinde müzakerelere yeniden başlaması vakti gelmiştir.&#8221;</p>
<p>İran, Brezilya ve Türkiye, İran&#8217;ın nükleer hevesleri konusundaki uluslararası kaygıları bertaraf etmek ve Tahran&#8217;a karşı yeni yaptırımların uygulanmasını engellemek <span id="more-9865"></span>amacıyla hazırlanan nükleer yakıt takası anlaşmasına Pazartesi günü imza attı.</p>
<p>İran tarafından yapılan açıklamada Tahran&#8217;ın 1.200 kg&#8217;lık az zenginleştirilmiş uranyumunu, tıbbi araştırma reaktöründe kullanılmak üzere daha yüksek oranlarda zenginleştirilmiş uranyumla takas etmeyi kabul ettiği belirtildi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ramin Mehmanperest takas işleminin Türkiye&#8217;de gerçekleşeceğini kaydetti.</p>
<p>Nükleer bomba üretmeyi amaçladığına ilişkin Batı kaynaklı iddiaları reddeden İran yönetimi, önceden takas işleminin kendi topraklarında gerçekleştirilmesinde ısrar ediyordu.</p>
<p>İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad, önemli petrol üreticileri arasında yer alan İran&#8217;a karşı BM&#8217;den ek yaptırım kararı çıkartılması hususunda görüşmelerde bulunan altı büyük güce, yakıt takası anlaşmasının imzalanmasının ardından, İran&#8217;la nükleer programı konusunda müzakereleri yeniden başlatma çağrısında bulundu.</p>
<p>Ahmedinejad anlaşma sonrasında yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi&#8217;nin beş daimi üyesi ve Almanya&#8217;yı kastederek, &#8220;Nükleer yakıt takas anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte, küresel güçlerin, İran&#8217;la dürüstlük, adalet ve karşılıklı saygıyı temel alan bir yaklaşım içerisinde görüşmelere başlama vakti gelmiştir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Tahran&#8217;a karşı cezai ek yaptırımların devreye sokulması yönündeki Batı kaynaklı çabalara öncülük eden Washington, konuya ilişkin sıcağı sıcağına bir açıklama yapmaktan kaçınıyor.</p>
<p>BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olan Türkiye ve Brezilya, mevcut çıkmaza bir çözüm üretmek için arabulucu olma önerisinde bulunmuştu. Bu teşebbüs BM&#8217;den yaptırımlara ilişkin dördüncü bir kararın daha çıkarılmasını engelleyebilmek için son şans olarak görülüyordu.<br />
İran devlet medyasında çıkan haberlere göre, Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inaci da Silva ile Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan anlaşmaya ilişkin görüşmeleri Ahmedinejad&#8217;la birlikte Tahran&#8217;da gerçekleştirdi.<br />
Mehmanpereset, bakanların anlaşma metnine imza atmak üzere medya önüne çıkmalarından hemen önce gazetecilere yaptığı açıklamada &#8220;takasın Türkiye&#8217;de gerçekleşeceğini&#8221; belirtti.</p>
<p>Devlet kanalı Press TV, Mehmanperest&#8217;in, &#8220;İran az zenginleştirilmiş uranyumu bir ay içerisinde Türkiye&#8217;ye gönderecek ve bu çalışma UAEA&#8217;nin gözetiminde yürütülecek.&#8221; şeklindeki ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Dünyanın büyük güçleri ise İran&#8217;a, elindeki az zenginleştirilmiş 1.200 kg&#8217;lık uranyumu tıbbi araştırma reaktörü yakıtına dönüştürülmek üzere yurt dışına göndermesini öngören UAEA planını kabul etmesi yönünde baskı yapıyordu, zira 1.200 kg&#8217;lık az zenginleştirilmiş uranyum daha yüksek oranlarda zenginleştirildiğinde atom bombası yapımı için yeterli oluyor.</p>
<p>ABD, Rusya ve Fransa tarafından desteklenen söz konusu plan, aslında, İran&#8217;la yürütülen diplamatik müzakerelere zaman kazandırmak amacını taşıyordu.</p>
<p>Esasında Tahran anlaşmayı Ekim ayında prensipte kabul etmiş fakat anlaşma metninde, takasın eşzamanlı olarak İran topraklarında gerçekleştirilmesi gibi bazı değişiklikler yapılmasını talep etmişti. Ne var ki, Tahran&#8217;ın talep ettiği değişiklikler, anlaşmaya taraf diğer ülkelerce kabul edilemez bulunmuştu.</p>
<p>İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki, Pazartesi günü İran, Brezilya ve Türkiye arasında varılan anlaşmanın uygulamaya konulmaması durumunda, Türkiye&#8217;nin, İran&#8217;a ait az zenginleştirilmiş uranyumu derhal ve koşulsuz olarak İran&#8217;a geri göndermekle yükümlü olduğunu belirtti.</p>
<p>Muttaki, &#8220;Bu sabah imzalanan anlaşma uyarınca, takasın gerçekleşmemesi durumunda Ankara, Türkiye&#8217;ye gönderdiğimiz uranyumu derhal ve koşulsuz olarak İran&#8217;a geri göndermekle yükümlüdür.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Washington merkezli İran Amerika Ulusal Konseyi müdürü Trita Parsi, anlaşmaya ilişkin yorumunda; &#8220;Türkiye ve Brezilya&#8217;nın mevcut güven boğluğunu doldurmasıyla, uzun süredir devam eden ihtilafta dönüm noktası olabilecek bir adımın atılmış olduğunu&#8221; belirtse de; &#8220;ayrıntıların henüz açıklanmamış olması nedeniyle, ABD&#8217;nin varılan anlaşmadan tatmin olup olmayacağı konusunda yorum yapmanın zorluğuna&#8221; dikkat çekmeyi ihmal etmiyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/18/uranyum-takasi-turkiye%e2%80%99de-yapilacak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/18/uranyum-takasi-turkiye%e2%80%99de-yapilacak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;nin Nükleer  İran Sorunu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/abdnin-nukleer-iran-sorunu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/abdnin-nukleer-iran-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 09:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Cem Özen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9654</guid>
		<description><![CDATA[Irak işgalinin toz bulutu kalkmaya başladığından beri devam eden başka bir gerginlik var. O da İran&#8217;ın nükleer faaliyetleri. Nükleer silaha sahip bir İran Amerika&#8217;nın Ortadoğu politikasındaki tüm taşları yerinden oynatacağından Amerika bu konuyu en önemli dış politika maddeleri arasında tutmayı sürdürüyor. 
Konu son aylarda açıklanan raporlar ve nükleer zirveler ile yeni bir boyuta taşındı. Yeni ABD yönetimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090619_derin_dusunce_org_iran.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5375" title="20090619_derin_dusunce_org_iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090619_derin_dusunce_org_iran-288x300.jpg" alt="" width="181" height="189" /></a>Irak işgalinin toz bulutu kalkmaya başladığından beri devam eden başka bir gerginlik var. O da İran&#8217;ın nükleer faaliyetleri. Nükleer silaha sahip bir İran Amerika&#8217;nın Ortadoğu politikasındaki tüm taşları yerinden oynatacağından Amerika bu konuyu en önemli dış politika maddeleri arasında tutmayı sürdürüyor. </p>
<p align="justify">Konu son aylarda açıklanan raporlar ve nükleer zirveler ile yeni bir boyuta taşındı. Yeni ABD yönetimi bu konuya daha da ciddi yaklaşıyor zira Obama &#8220;Nükleer İran&#8221;ı engelleyememiş bir ABD başkanı olarak tarihe geçmek<span id="more-9654"></span> istemiyor. İran tarafı da nükleer kartı elinde tutarak stratejik konumunu geliştirmek ve bölge üzerindeki gücünü artırmak istiyor. </p>
<p align="justify"><strong>İran&#8217;ın Nükleer Gelişimi</strong> </p>
<p align="justify">Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması&#8217;na ilk gün imza koyan İran 70&#8242;li yıllarda nükleer enerji geliştirme girişimlerinde bulunmuş fakat 1979 İslam Devrimi sonrası bu girişimler askıda kalmıştı (1). </p>
<p align="justify">11 Eylül sonrası  Amerika&#8217;nın Afganistan&#8217;ı ve Irak&#8217;ı işgal etmesi İran&#8217;ın bir anda kendisini serbest hissetmesine yol açtı. Zira Afganistan&#8217;daki Taliban rejimi katı İslami yorumu nedeniyle Şii İran&#8217;a hasmane bir tutum takınıyor, Irak&#8217;taki Saddam yönetimi ise İran ile 1980-88 Savaşı&#8217;ndan arta kalan tehdit olma konumunu devam ettiriyordu. Yalnızca 2 yıl içerisinde İran hem doğu hem de batıdan kendisine yönelen jeo-stratejik tehditlerden kurtulurken Ortadoğu&#8217;daki yeni dengede, örneğin Irak Şiileri üzerinde, kendisine oyun alanı açabiliyordu. Bu açıdan bakıldığında ABD&#8217;nin İran &#8220;canavarını&#8221; kendi elleriyle yarattığı söylenebilir. </p>
<p align="justify">İran bu süreçte nükleer enerji faaliyetlerini hızlandırdığını ve bunu silah yapımında değil barışçıl amaçlar için kullanacağını açıkladı. İran&#8217;ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğinde çekinceli davranması ise Amerika&#8217;nın İran üzerindeki uluslararası baskıyı artırması sonucunu doğurdu. </p>
<p align="justify">2007&#8242;de açıklanan Ulusal İstihbarat Konseyi raporuna göre 2009&#8242;dan önce İran&#8217;ın nükleer yapabilmesi kesinlikle mümkün gözükmüyor ve İran&#8217;ın sanılanın aksine bu konuda çok da ilerleyemediği söyleniyordu (2). Bu durum konunun bir miktar yumuşamasına neden olduysa da geçtiğimiz Eylül ayında Kum kenti yakınlarında gizli bir nükleer tesisin varlığının tespit edilmesi tansiyonu yeniden artırdı (3). UAEA&#8217;nın Şubat 2009 raporuna göre (4) İran yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirme oranına ulaşmış durumda. Nükleer silah için yüzde 90 oranında zenginleştirme gerekiyor ve İran&#8217;ın bu noktaya bir yıl içerisinde gelebileceği konuşuluyor (5).  </p>
<p align="justify">İran tarafında nükleer çalışmaların başta sağlık sektörü olmak üzere barışçıl amaçlar için yapıldığı ve nükleer silah yapma peşinde olmadıkları görüşü sık sık tekrarlanıyor (6). İran&#8217;da neredeyse tüm siyasi gruplar nükleer çalışmalara destek veriyor (7). Fakat şu bir gerçek ki İran&#8217;ın nükleer tartışmayı sıcak tutmasındaki asıl amaç bunu diplomatik bir manivela olarak kullanmak. Zaten UAEA Şubat raporunda barışçıl amaç dışında İran içinde herhangi bir nükleer malzemeye ulaşılamadığı belirtiliyordu (8). </p>
<p align="justify">Barack Obama 12 Nisan 2010&#8242;da Washington&#8217;da tam 36 devlet başkanı ve 10 ülke delegasyonunun katıldığı bir nükleer zirve düzenledi. 1945&#8242;ten beri Amerika&#8217;nın ev sahipliğindeki en büyük zirve olan organizasyonda dünyanın gelecekteki nükleer ajandası görüşüldü. Obama dünyayı nükleer silahlardan arındırma gibi idealist bir görüşe sahip bulunuyor (9). Bunun için hem İran konusunda hem de nükleer silahsızlanma konusunda atacağı adımlar için uluslararası işbirliğine önem veriyor. </p>
<p align="justify">Zirveye çağırılmayan İran ise kendi nükleer zirvesini topladı ve zirvenin başlığını  &#8220;Herkes İçin Nükleer Enerji - Kimse İçin Nükleer Silah&#8221; olarak seçti (10). Zirvede Ayetullah Hamaney ABD ve diğer nükleer silaha sahip ülkeleri nükleer silahları bir terör aracı olarak kullanmakla suçladı (11).  </p>
<p align="justify"><strong>Hangi Seçenekler Masada?</strong> </p>
<p align="justify">İran&#8217;ın nükleer silaha sahip olması bölgede özellikle İsrail kıskacında olan ülkelerin İran&#8217;ın eksenine girmesi sonucunu doğuracaktır. Son dönemde zaten özellikle Şii hilali bölgesinde etkinliğini artıran İran böylece bölgede tek hakim güç olacak ve hem Amerika&#8217;nın hareket etmesini engelleyecek hem de Amerikan dostu olan ama halk desteğinden yoksun rejimlerin altındaki zemini yok edecektir. </p>
<p align="justify">İsrail&#8217;in nükleer silah sahibi olduğu biliniyor. Herhangi bir büyük savaşta bu durum stratejik bir dengesizliğe yol açacaktır. İran&#8217;ın nükleer silaha sahip olması halinde ise durum eşitlenecek ve kurulacak dehşet dengesi İsrail&#8217;in bu avantajını ortadan kalkacaktır. Bu durum İsrail için kabul edilemez olduğundan bu ülke ABD&#8217;yi İran&#8217;a karşı sert davranmaya itmek için elinden geleni yapıyor. </p>
<p align="justify">Obama yönetimi bu konuyu ilk etapta uluslararası baskı yoluyla çözmek istiyor. Birleşmiş Milletler yoluyla uygulamaya konacak yaptırımlar ABD&#8217;ye uluslararası meşruiyet sağlayacak ve hareket alanını genişletecektir. Ancak bu noktada özellikle Çin büyük bir engel olacağa benziyor. Zira Çin İran&#8217;ın 2. büyük petrol müşterisi (12) ve İran&#8217;a yapılan yatırımlar ile ilgili ABD hükümetinin açıkladığı rapora göre Çin ulusal petrol şirketinin bu ülkede 2 milyar dolarlık yatırımı var (13). </p>
<p align="justify">Çin BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğu için ABD yaptırımlar konusunda bu ülkenin desteğini almak zorunda. Nükleer zirve sırasında Çin yaptırımlar konusunu görüşebileceğini söyleyerek ABD cephesini umutlandırdı (14). Zira İran&#8217;ı nükleer konuda durdurabilecek olan yegane ülkenin Çin olduğu konuşuluyor (15). Buna karşın Güvenlik Konseyi&#8217;nin geçici üyelerinden Türkiye, Brezilya ve Lübnan yaptırımlara sıcak yaklaşmadıklarını beyan ettiler (16). Türkiye geçmişte Irak&#8217;a yapılan ambargodan çok zarar gördüğü için bir diğer komşusuna yapılacak ekonomik yaptırımlardan özellikle çekiniyor (17). </p>
<p align="justify">Uluslararası  yaptırımların İran&#8217;ı caydırıp caydırmayacağı ve İran&#8217;ın nükleer konusunda uluslararası toplumla işbirliği yapıp yapmayacağı çok da açık değil. Amerikan Ordusu Harp Akademisi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nün 2005 yılında yayınladığı İran ile ilgili rapora göre; İran içinde kendi güç alanlarına sahip ve nispeten bağımsız hareket den pek çok odak ve organ var (18). Ayetullahlar, Devrim Muhafızları, İran Ordusu ve Ahmedinecad gibi güç odaklarının kendi gündemi var ve İran&#8217;ı belli bir konuda ikna etmek başlı başına bir zorluk. Örneğin yaptırımların kendine ait belli bir ekonomik yapılanması olan Devrim Muhafızları&#8217;nı etkilemeyeceği söylenebilir (19). </p>
<p align="justify">Yaptırımın amaçlarından birisi de İran&#8217;da özellikle son seçimden sonra ortaya çıkan toplumsal ayrılığı daha da derinleştirmek. Ekonomik ambargo ve petrol ablukasının toplumdaki huzursuzluğu körüklemesi ve muhalefeti harekete geçirmesi beklenebilir. Ancak bu durumun tam tersi, yani İran toplumunun birlik olması sonucunu da doğurabileceği unutulmamalı (20).  </p>
<p align="justify">ABD Ulusal Güvenlik Konseyi eski İran uzmanı Gary Sick&#8217;e göre yaptırımlar İran&#8217;ın uranyum zenginleştirme programını etkilemez (21). Bu görüşün haklılık payı var zira İran küçük bir ülke değil ve kendisine çıkış yolları bulmakta zorlanmayacaktır. Kaldı ki silah satışının yasaklanması ve petrol ambargosu gibi yaptırımlar Çin&#8217;in Japonya&#8217;dan sonra en büyük petrol müşterisi olduğu ve Rusya&#8217;nın S-300 füzeleri sattığı düşünüldüğünde uygulamaya konulması kolay olmayan seçenekler (22). </p>
<p align="justify">&#8220;Askeri Seçenek&#8221; terimi genel olarak iki anlamı içeriyor. Birincisi nükleer tesislere yapılacak askeri operasyonlar, ikincisi ise İran&#8217;ı en azından rejimi devirmeye zorlayacak askeri bir işgal. İkinci seçeneğin maliyeti ve sonuçları kestirilemeyecek kadar büyük olduğundan daha çok konuşulan birincisi, yani İran&#8217;ın nükleer tesislerini vurarak kullanılmaz hale getirmek.  </p>
<p align="justify">Eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell&#8217;a göre İran&#8217;a yapılacak askeri bir saldırı bu ülkenin nükleer programını durdurmaz aksine daha da istekli hale getirir. Ayrıca çıkabilecek bir bölgesel savaş da ABD&#8217;yi içinden çıkılmaz bir konuma sürükleyebilir (23). Brookings Enstitüsü&#8217;ne bağlı Saban Center&#8217;ın savaş simülasyonuna göre İsrail&#8217;in olası bir askeri saldırısı Amerika&#8217;yı hiç de iç açıcı bir noktaya götürmüyor (24). Ancak ABD içinde askeri müdahale seçeneğini güçlendiren bir olay Savunma Bakanı Robert Gates&#8217;in İran&#8217;ın nükleer silah elde etmesi halinde Amerika&#8217;nın bu durumla baş edebilecek herhangi bir politikası olmadığı yönündeki raporunun basına sız(dırıl)masıyla yaşandı. Rapora göre Amerikan yönetimi &#8220;uyanmalı&#8221; ve ciddi önlemler almalı (25).  </p>
<p align="justify"><strong>Sonuç</strong> </p>
<p align="justify">İran&#8217;ın nükleer silaha sahip olması Amerika&#8217;nın Ortadoğu politikasını ve İsrail&#8217;in konumunu hayati bir biçimde tehdit edecektir. Amerikan yönetimi bunu engellemek adına her şeyi yapmaya hazır görünüyor. Bunun için askeri seçeneklerin masada olduğuna devamlı vurgu yapılıyor. </p>
<p align="justify">İran tarafında ise konuyu sıcak tutarak masada bir pazarlık konusu elde etmek düşüncesi hakim. Ortadoğu&#8217;da gitgide genişleyen İran etkisinin bu gerginlik politikasıyla artması hedefleniyor. Nükleer silaha karşı olduğunu her defasında belirten İran yönetimi nükleer teknoloji olarak belli bir seviyeye geldiğinde ve silah yapması sadece birkaç ay alacak noktaya ulaştığında zaten istediği dehşet dengesine kavuşacak ve İsrail&#8217;in bu konudaki üstünlüğüne son vermiş olacaktır. </p>
<p align="justify">Amerika&#8217;nın  İran&#8217;ı vurması; Amerika içinde İran&#8217;ı vurmak isteyenlerin çoğalması, İsrail&#8217;in bunu teşvik etmesi, Rusya&#8217;nın işine gelmesi ve İran&#8217;ın rejimini bir dış tehdit unsuruyla ayakta tutmak istemesi göz önüne alındığında çok da uzak bir ihtimal değil.  </p>
<p align="justify">Acaba Obama ve ekibi barışçıl yollarda ne kadar ısrarcı kalabilecek? <br />
 </p>
<p><strong><em>KAYNAK ve NOTLAR</em></strong> </p>
<p><strong>(1) &#8220;Iran&#8217;s Nuclear Programme&#8221;, Greg Bruno, </strong><a href="http://www.cfr.org/publication/16811/irans_nuclear_program.html" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.cfr.org/publication/16811/irans_nuclear_program.html</span></strong></a><strong> , 10 Mart 2010.</strong> </p>
<p><strong>(2) Rapora ulaşmak için: </strong><a href="http://www.dni.gov/press_releases/20071203_release.pdf" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.dni.gov/press_releases/20071203_release.pdf</span></strong></a> </p>
<p><strong>(3) Obama&#8217;nın konuyla ilgili açıklaması için: </strong><a href="http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Statements-By-President-Obama-French-President-Sarkozy-And-British-Prime-Minister-Brown-On-Iranian-Nuclear-Facility/" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Statements-By-President-Obama-French-President-Sarkozy-And-British-Prime-Minister-Brown-On-Iranian-Nuclear-Facility/</span></strong></a> </p>
<p><strong>(4) Rapora ulaşmak için: </strong><a href="http://www.iaea.org/Publications/Documents/Board/2010/gov2010-10.pdf" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.iaea.org/Publications/Documents/Board/2010/gov2010-10.pdf</span></strong></a> </p>
<p><strong>(5) &#8220;Officials Say Iran Could Make Bomb Fuel in a Year&#8221;  , The New York Times, 14 Nisan 2010.</strong> </p>
<p><strong>(6) &#8220;In Iran Nuclear Issue is Also a Medical One&#8221;, Washington Post, 20 Aralık 2009.</strong> </p>
<p><strong>(7) &#8220;Iran Nukes Deal: What if Ahmadinejad is Serious&#8221;, TIME, 5 Şubat 2010. </strong> </p>
<p><strong>(8) Bkz. Not 4. </strong> </p>
<p><strong>(9) &#8220;Obama Puts His Own Mark on Foreign Policy Issues&#8221;, Peter Baker, The New York Times, 13 Nisan 2010.</strong> </p>
<p><strong>(10) &#8220;Ahmadinejad&#8217;s Answer to Obama&#8217;s Nuclear Summit&#8221;, TIME, 19 Nisan 2010.</strong> </p>
<p><strong>(11) &#8220;Iran Calls U.S. Nukes Tool of Terror&#8221;, TIME, 17 Nisan 2010.</strong></p>
<p><strong>(12) </strong><a href="http://www.eia.doe.gov/emeu/cabs/Iran/Oil.html" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.eia.doe.gov/emeu/cabs/Iran/Oil.html</span></strong></a><strong> , Ocak 2010.</strong> </p>
<p><strong>(13) Rapora ulaşmak için: </strong><a href="http://www.gao.gov/new.items/d10515r.pdf" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.gao.gov/new.items/d10515r.pdf</span></strong></a><strong> , 23 Mart 2010.</strong> </p>
<p><strong>(14) &#8220;China Pledges to Work With U.S. On Iran Sanctions&#8221;, The New York Times, 12 Nisan 2010.</strong> </p>
<p><strong>(15) &#8220;This Week At War: Could China Disarm Iran?&#8221;  , Robert Haddick, Foreign Policy, </strong><a href="http://www.foreignpolicy.com/articles/2010/04/16/this_week_at_war_could_china_disarm_iran?page=0,0" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.foreignpolicy.com/articles/2010/04/16/this_week_at_war_could_china_disarm_iran?page=0,0</span></strong></a><strong> 16 Nisan 2010.</strong> </p>
<p><strong>(16) </strong><a href="http://www.cnnturk.com/2010/dunya/04/14/irana.yaptirim.olacak.mi.zirvede.konusuldu/572015.0/index.html" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.cnnturk.com/2010/dunya/04/14/irana.yaptirim.olacak.mi.zirvede.konusuldu/572015.0/index.html</span></strong></a> </p>
<p><strong>(17) Ankara&#8217;nın  İran ile Arabuluculukta Hedefi, BBC Türkçe, </strong><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100420_ankara_tehran.shtml" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100420_ankara_tehran.shtml</span></strong></a> </p>
<p><strong>(18) Rapora ulaşmak için: </strong><a href="http://www.strategicstudiesinstitute.army.mil/pubs/display.cfm?pubID=629" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.strategicstudiesinstitute.army.mil/pubs/display.cfm?pubID=629</span></strong></a> </p>
<p><strong>(19) &#8220;Why Sanctions Won&#8217;t Beat Iran&#8217;s Revolutionary Guards&#8221;, TIME, 17 Şubat 2010.</strong> </p>
<p><strong>(20) &#8220;Obama and Iran: Dialogue or Sanctions?&#8221;, Kayhan Barzegar, </strong><a href="http://www.iranreview.org/content/view/5478/41/" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.iranreview.org/content/view/5478/41/</span></strong></a> </p>
<p><strong>(21) &#8220;On Iran Sanctions, Is The U.S. Spinning Its Wheels&#8221;, TIME, Tony Karon, 5 Mart 2010.</strong> </p>
<p><strong>(22) &#8220;And the price of nuclear power&#8221;, The Economist, 25 Şubat 2010.</strong> </p>
<p><strong>(23) &#8220;Washington&#8217;s Shrinking Options on Iran Sanctions&#8221;, TIME, 24 Mart 2010.</strong> </p>
<p><strong>(24) Simülasyon raporuna ulaşmak için: </strong><a href="http://www.brookings.edu/~/media/Files/rc/reports/2010/02_iran_israel_strike_pollack/02_iran_israel_strike_pollack.pdf" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">http://www.brookings.edu/~/media/Files/rc/reports/2010/02_iran_israel_strike_pollack/02_iran_israel_strike_pollack.pdf</span></strong></a> </p>
<p><strong>(25) &#8220;Gates Says U.S. Lacks a Policy to Thwart Iran&#8221;, The New York Times, 17 Nisan 2010.</strong>
</p>
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Bayrak y</span><span style="color: #000000;">akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/01/abdnin-nukleer-iran-sorunu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/abdnin-nukleer-iran-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;da rejim halk ve ulemadan koptu mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 02:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7956</guid>
		<description><![CDATA[İran Devlet Televizyonu, hafta sonu başlayan ve dün de devam eden sokak gösterileri sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 15&#8242;e ulaştığını açıkladı. Bu rakamın İran Ulusal Güvenlik Konseyi&#8217;nin verdiği 8 ölü rakamının neredeyse iki katı olmasından anlaşılacağı üzere çatışmalarda ölenlerin gerçek sayısını bilmek mümkün değil. İran muhalefetinin yegane bilgi paylaşım mekanizması olan web siteleri de kayıpların sayısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://medya.zaman.com.tr/2009/12/29/iran.jpg" alt="" width="200" height="160" />İran Devlet Televizyonu, hafta sonu başlayan ve dün de devam eden sokak gösterileri sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 15&#8242;e ulaştığını açıkladı. Bu rakamın İran Ulusal Güvenlik Konseyi&#8217;nin verdiği 8 ölü rakamının neredeyse iki katı olmasından anlaşılacağı üzere çatışmalarda ölenlerin gerçek sayısını bilmek mümkün değil. İran muhalefetinin yegane bilgi paylaşım mekanizması olan web siteleri <span id="more-7956"></span>de kayıpların sayısından çok kimliğiyle ilgileniyor. Bu sitelerin iddia ettiği gibi hayatını kaybeden göstericilerin içinde cumhurbaşkanlığı eski adayı Mir Hüseyin Musavi&#8217;nin yeğeni Seyid Ali Musavi de bulunuyorsa, yine bu sitelerin iddia ettiği gibi Musavi&#8217;nin başdanışmanı Ali Rıza Beheşti ve liberal İslamcı çizgide politika üreten İran Özgürlük Hareketi Genel Sekreteri İbrahim Yezdi de dahil yedi üst düzey muhalefet lideri tutuklandıysa Tahran sokaklarında çıkan ayaklanma, rejimi zora sokacak boyutlara ulaşabilir.</p>
<p>Son cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında ortaya çıkan Yeşil Hareket&#8217;in bütün bastırmalara rağmen durulmayacağı ve belli aralıklarla gündemi meşgul edecek muhalif gösteriler organize edeceği tahmin ediliyordu. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu&#8217;nun (USAK) İran uzmanı Arzu Celalifer, seçimlerde ilk defa dini liderin taraf olduğunu ve bunu yaparken de rejimin kuvvet zemini olarak halkı ve ulemayı değil, asker ve rejim muhafızlarını gördüğünü hatırlatıyor ve ekliyor: &#8220;İnsanlar her geçen gün ülkelerinin bir polis devletine dönüştüğünü düşünüyor. Seçim sonrasında bastırılan olaylar Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri&#8217;nin cenazesinde ve Aşure Günü programları sırasında patlak verdi. Tabii İran uzmanlarının &#8217;siviller&#8217; dedikleri sivil kıyafetli ultra-muhafazakar provokatörlerin payını da unutmamak lazım.&#8221;</p>
<p>Celalifer&#8217;in de katıldığı üzere İran&#8217;da yerel basın üzerinde dayatılan filtreleme mekanizması, ülkede olan biten hakkında net bir kanaatin edinilmesine müsaade etmiyor. Muhalif internet siteleri de çoğunlukla propagandist amaçlarla rakamları abartabiliyor veya sağlıksız bilgileri hakikat olarak sunabiliyor.</p>
<p>Bu haber karışıklığı içinde kesin olan bir şey var: Gösterilerin itici gücü harici bir güç değil. İhtilafın tarafları İran&#8217;ın kendi içinde. &#8220;Tabii ki karmaşanın olduğu her yerde dış güçler cirit atmaya başlar. Tabii ki Amerikalılar, İran&#8217;a doğrudan saldırmak yerine İran sokaklarındaki çatışmaları alevlendirmeyi tercih eder. Ama eğer dini lider seçimlerde taraf tutmamış ve açıktan (Cumhurbaşkanı Mahmud) Ahmedinejad&#8217;ı desteklememiş olsaydı bunlar yaşanmazdı.&#8221; diyor Arzu Celalifer. Ahmedinejad&#8217;ın garip bir şekilde sessizliğe büründüğüne dikkat çeken Celalifer&#8217;e göre dini liderin bu yanlı tutumunun devam etmesi durumunda İran hem dış müdahalelere daha açık hale gelecek hem de sokak gösterileri rejimin bekasını tehlikeye atabilecek boyutlara ulaşacak. Aşure Günü başlayan gösterilerde tutuklananların Özgürlük Hareketi ve Mücahidin-i Halk gibi farklı örgütlerden olması ve tepkilerin Musavi kadar muhalif lider Mehdi Kerrubi tarafından da dillendirilmesi, Celalifer&#8217;in bu öngörüsünü doğrular nitelikte.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İranlı ulema toplumsal barış peşinde</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/24/iranli-ulema-toplumsal-baris-pesinde/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/24/iranli-ulema-toplumsal-baris-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 21:29:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<category><![CDATA[tahran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7434</guid>
		<description><![CDATA[Cihan Aktaş
Geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından İran&#8217;da pandoranın kutusunun açıldığı söylenebilir.  Seçim gösterilerine katılanlara karşı kullanılan orantısız güç, tutuklananlarla ve reformist liderlerle ilgili suçlamalar, muhalefetin sesini duyurmasının güçlükleri gibi konular, çok farklı kesimlerden gelen tepkilerle gündem oluşturmaya devam ediyor. Bu arada ulemanın siyasal alandaki yetkilileri özeleştiriye çağıran sesinin devrimin başından bu yana hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090619_derin_dusunce_org_iran.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5375" title="20090619_derin_dusunce_org_iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090619_derin_dusunce_org_iran-288x300.jpg" alt="" width="205" height="210" /></a>Cihan Aktaş</em></strong></p>
<p>Geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından İran&#8217;da pandoranın kutusunun açıldığı söylenebilir.  Seçim gösterilerine katılanlara karşı kullanılan orantısız güç, tutuklananlarla ve reformist liderlerle ilgili suçlamalar, muhalefetin sesini duyurmasının güçlükleri gibi konular, çok farklı kesimlerden gelen tepkilerle gündem oluşturmaya devam ediyor. Bu arada ulemanın siyasal alandaki yetkilileri özeleştiriye çağıran sesinin <span id="more-7434"></span>devrimin başından bu yana hiç bir zaman olmadığı kadar yükseldiği söylenebilir.</p>
<p>Seçkin din adamları reformist muhaliflere yönelik dışlayıcı  tutumları eleştirirken yetkilileri yargılamalar ve tutuklulara muameleler bağlamında kanunlara uymaya, bağışlayıcı ve  eleştiriler karşısında tahammüllü olmaya çağırıyorlar. Ayetullah el-Uzma  Mekarem Şirazi, yenilerde Yargı organına yönelik olarak yayınladığı bir mesajında seçimden sonra tutuklanan öğrencilerin ve işkence gördükleri iddia edilen tutukluların mahkemeleri konusunda  uyarılarda bulundu. (Afitab-ı Yezd, 9 Kasım 2009) Reformist Milli İtimat partisinin başkan yardımcısı Hüccetülislam Resul Montecebniya, milli birlik ve uzlaşma için bir plan oluşturma konusunu gündeme getirirken, Yargı&#8217;nın eski başkanı Ayetullah Şahrudi&#8217;nin, &#8220;mevcut bunalımdan kurtulabilmek için önde gelen siyasi kişiliklerin şeffaf  konuşmalar yapması&#8221; yönündeki teklifini hatırlattı. Reformist hükümetlerde İçişleri Bakanı olarak görev yapmış olan Hüccetülislam Musevi Lari ise devletle millet arasında açılan uçurum konusunda yetkilileri uyardığı bir açıklama yaptı. (Endişe-i Nov, 12 Kasım 2009)  Ayetullah Sanei,  Sanat Üniversitesi öğrencileriyle yaptığı konuşmada şunları söyledi: &#8220;İslam mantık dinidir, ama bugün bir kesim İslami ve Kurani mantığın aksine, halkın cehaletin karanlığı içinde yaşamasını istiyor. Bu yüzdendir ki toplumun bilinçli kesimleri, özellikle salih ve seçkin kişilikler ve üniversite ortamları üzerindeki baskıyı artırıyorlar.&#8221; (Hayat-ı Nov, 17  Kasım 2009)</p>
<p>Bu arada eski cumhurbaşkanı Hüccetülislam Hatemi de İlim ve Sanat Üniversitesi öğretim üyeleriyle yaptığı bir toplantıda seçimlerin ardından her zaman dile getirdiği bir konuyu tekrarlama ihtiyacı duydu: &#8220;Eleştirilerde bulunan kişilikler, bu ülke için yüreği yanan insanlardır, onlar yıkıcı değiller.&#8221; Ülkedeki siyasal atmosferin, telafisi zor bir daralma yaşadığını belirten Hatemi şu soruları soruyordu konuşmasında: &#8220;Toplumsal ortam niye bu kadar daraldı? Eleştirileri  olan değerli insanlar sadece elemeye tabi tutulmuyor, akla gelebilecek her türlü ihanete ve baskıya maruz kalıyorlar. Öğrenci, hoca, alim, sanatçı, aynı zamanda savaş cephelerinde bulunmuş düşünce adamları, anayasayı kabul ettiklerini, ama bu bağlamda eleştirileri de bulunduğunu söyleyen kimseler, her türlü uygunsuz yakıştırma ve suçlamaya maruz kalıyorlar. (&#8230;) Biz istiyoruz ki halk devleti kendinin devleti olarak benimsesin, devlet de halkı kendi halkı olarak benimsesin ve eleştiriyi de bir nimet bilsin. Rahmetli İmam Humeyni&#8217;nin de söylediği gibi, eleştiri, hatta ikaz bir ilahi hediyedir.&#8221; &#8221; (İtimat, 14 Kasım 2009)</p>
<p>Seçimlerden sonra yaşanan kritik dönemde taraflı davrandığı  düşünülen Ayetullah Hamaney eleştirilerden payını almaya devam ediyor. Hamaney önce Şerif Üniversitesinde katıldığı  bir toplantı sırasında bir öğrenci tarafından seçim sürecinde ve daha sonraki tutumu nedeniyle keskin bir üslupla eleştirildi. Bunun ardından Keyhan gazetesi yazarı Muhammed Nurizad web sayfasında Hamaney&#8217;e yönelik bir mektup yayınlayarak, ülkenin dini rehberinin siyasal duruşunu bugüne kadar hiç yapılmamış bir açıklıkla ve samimi bir dille eleştirdi.</p>
<p>Din adamlarının ülke ortamındaki gerginliği yatıştırmaya dönük eleştirilerine, muhafazakar kesimin saygın isimleri de katıldı. Afitap-ı Yezd gazetesinin başyazısına göre, toplumla devlet arasındaki güvensizliği ortadan kaldırmak için Rafsancani ve Muhsin Rızai milli birliğin sağlanması yönünde bir plan önerdiler, ancak hükümet çevreleri bu teklifi duymazdan geldi. Buna karşılık &#8220;gelenekselci&#8221; Mütelife Cemiyetinin yönetim kurulu üyesi ve eski başkanı Askerevladı hükümet çevrelerini rahatsız eden şöyle bir açıklama yaptı: &#8220;Kerrubi, Musevi ve Hatemi&#8217;yi öyle kolay bulmadık ki kolayca da feda edelim!&#8221; (Afitab-ı Yezd, 19 Kasım 2009)</p>
<p>Bu açıklamadan birkaç hafta sonra Askerevladı, gelenekselci kesimin önde gelen isimlerinden oluşan bir heyetle, taklit mercisi konumunda bulunun ayetullahları ziyaret için Kum&#8217;a gitti. Heyetin Kum&#8217;da ziyaret ettiği mercilerden biri olan Mekarem Şirazi,  basına yansıyan haberlere göre, bu ziyarette iki konu üzerinde durdu: &#8220;Yok sayma ve görmezden gelmeyle acı gerçekleri ortadan kaldıramazsınız&#8221; diyen Mekarem Şirazi, tartışmalı seçimlerin sadece müspet yönleri üzerinde duran, buna karşılık seçimdeki zaaflar ve hataları görmezden gelen yetkilileri eleştirdi. Şiilerin yaşayan en saygın din adamlarından biri olan Mekarem Şirazi, seçim sonuçlarına itiraz eden kişiliklerle ilgili olarak da şu açıklamayı yaptı: &#8220;Seçimlere katılanların çoğunluğu düzene ve devrime vefadar kişilerdir, onlar düzenin ve devrimin muhalifi değiller, onlarla birlik içinde olmalı ve aradaki yanlış anlamaya dayalı sorunları çözüme kavuşturmalıyız.&#8221;</p>
<p>Askerevladı&#8217;nın ziyarette bulunduğu ayetullahlar arasında bulunan Subhani ise, vahdet ve uzlaşmanın sağlanması için seçim protestolarına bağlı  olarak çeşitli şekillerde suçlanarak hapse atılmış insanların mümkün olduğu kadar yüksek oranda hapisten çıkarılmasını önerdi. Ayetullah Gulpayagani, taklit mercilerinin siyasi gruplar arasında taraf tutmaması gerektiğini vurgularken, aynı zamanda meclise de,  &#8220;dış baskılara boyun eğmeyerek görevlerini yerine getirsinler ki şah zamanının meclisiyle kıyaslanmasınlar&#8221; şeklinde bir tavsiyede bulundu. Afitap-ı Yezd gazetesinin yorumuna göre, bu şeffaf açıklamaların bir etkisi, reformistlerin önde gelenleri üzerindeki baskıların bir kısmının azalmasını sağlayacak bir telakki oluşturuyor ve böylelikle de &#8220;milli birlik&#8221; projesinin gerçekleştirilmesi şansı yükseliyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/24/iranli-ulema-toplumsal-baris-pesinde/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/24/iranli-ulema-toplumsal-baris-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cihan Aktaş’la Gerçek İran’ı ararken(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/21/cihan-aktas%e2%80%99la-gercek-iran%e2%80%99i-ararken3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/21/cihan-aktas%e2%80%99la-gercek-iran%e2%80%99i-ararken3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 14:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7395</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz. (1, 2) Bu son bölümde son sözü de &#8220;usta&#8221; söylesin:
  Türkiye&#8217;nin AK Parti tecrübesiyle elde ettiği başarıların İran toplumunda ilgiyle izlendiğini, dolayısıyla İranlı siyasetçileri etkilediği kanısındayım.   İran&#8217;ın  uluslararası kurumların izlediği çifte standartlar konusundaki tavizsiz tavrının Türkiye&#8217;de yaygın olarak takdirle karşılandığını gözlemliyorum öteden beri.  İran dış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091118_derin_dusunce_org_humeyni_iran.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7397" title="20091118_derin_dusunce_org_humeyni_iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091118_derin_dusunce_org_humeyni_iran-300x277.jpg" alt="" width="300" height="277" /></a>Sunuş: </em></strong><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/13/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken1/"><span style="color: #0066cc;"><em>Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz</em></span></a><em>. (</em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/13/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken1/" target="_blank"><em>1</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/17/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken2/" target="_blank"><em>2</em></a><em>) Bu son bölümde son sözü de &#8220;usta&#8221; söylesin:</em></p>
<p><em>  Türkiye&#8217;nin AK Parti tecrübesiyle elde ettiği başarıların İran toplumunda ilgiyle izlendiğini, dolayısıyla İranlı siyasetçileri etkilediği kanısındayım.   İran&#8217;ın  uluslararası kurumların izlediği çifte standartlar konusundaki tavizsiz tavrının Türkiye&#8217;de yaygın olarak takdirle karşılandığını gözlemliyorum öteden beri.  İran dış politikası Türkiye&#8217;yi her şeyden önce Batı ülkeleriyle işbirliğinde uzlaşmacı tavrın bir alışkanlığa dönüşürken, her zaman ülke çıkarlarını gözetmede yararlı olmayacağı konusunda da etkilemiş olabilir gibi geliyor bana. Türkiye&#8217;nin özellikle son dönemlerde komşu ülkelerle sorunlarını çözme konusunda başlattığı diplomasi atağı da İran&#8217;da büyük bir takdirle karşılanıyor.   </em></p>
<p><em>Sevgili (kadim) arkadaşım Özlem&#8217;in katkısıyla gerçekleşen bu uzun  söyleşi için kısa bir son söz söylemem gerekirse&#8230; Mehmet Bey gerçekten çok iyi düşünülmüş sorular sordunuz ve bu sorulara tamamen karşılık gelecek cevapların bir söyleşi çerçevesinde verilmesinin kolay olmayacağını sanırım siz de takdir edersiniz.  Yeni tartışma başlıkları ve farklı söyleşiler için küçük bir pencere açmış olabildiysem çok sevineceğim.  Sonuçta kendimi İran uzmanı saymıyorum, bunun dikkate alınmasını isterim.  Sitenizde beni konuk ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Söyleşimizi paylaşan dostlara esenlik dileklerimi iletmek istiyorum. Selam ve dualarla&#8230;.  (CA)</em></p>
<p><strong>MY:</strong>İran İslâm devrimi&#8217;nin lokomotifi neydi? Ne pahasına olursa olsun Şah&#8217;tan kurtulmak mı? Yoksa Humeyni&#8217;nin vaad ettiği rejimi anlayan ve isteyen bir halk hareketi mi? </p>
<p>-Bir devrim uzun dönemlerde sayısız etkenle oluşmuş büyük bir gerilimin boşalmasıdır. İran devrimini oluşturan etkenler Şah hükümetinin yaptığı zulümler, hanedanın ülkeye yüklediği yoksulluk ve başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerinin gözle görülür şekilde <span id="more-7395"></span>İran&#8217;da hüküm sürmesi gibi başlıklarla uzar gider. Şah yönetimi bölge ülkelerine karşı olduğu gibi halkına karşı da kendisini Amerika&#8217;nın bölgedeki karakolu veya jandarması gibi sunmaktaydı ve bu doğrultuda da ister İsrail ile Araplar arasındaki savaşta, ister Umman&#8217;daki direnişçilere karşı askerlerini ileri sürerek Umman yönetimini Batı emperyalizminin istekleri doğrultusunda koruması gibi örneklerle kendi halkı içinde bir tepkinin büyümesine yol açıyordu.  SAVAK&#8217;ın yaptığı zulümler de göz önündeydi ve kimse Şah ailesinin bir ferdinin ya da  devletin aleyhine bir söz söylemeye cesaret edemiyordu. Bu durumda halk isyan etmeye hazır bir ruh haleti içindeydi.  Ayetullah Humeyni devrimden 15 sene kadar önce emperyalizme karşı verilen kapitülasyonlara itiraz ettiği için Türkiye&#8217;ye sürülmüştü. Geçen yıllar içinde din adamları ve aydınlar itirazlarını ve tepkilerini Humeyni üzerinden dillendirmeyi sürdürdüler. Bu nedenle de gide gide Humeyni ismi etrafında muhalif bir halka oluştu. Bu arada belirtmeliyim: İran halkının dini inançları Şiilik geleneğinin muhalif yapısından kaynaklanan bir dinamizmin de etkisiyle çok güçlüdür. Dindar insanlar Humeyni gibi ayetullah seviyesine çıkmış bir alime hakareti kabul edemeyecekleri bir duyarlılıkla doluydular.  </p>
<p>Ayetullah Humeyni&#8217;nin sürülmesi bağlamında daha geniş bilgi edinmek isteyenler, <a href="http://dünyabulteni.net/" target="_blank">dünyabulteni.net</a>&#8216;deki yazılarımın arşivinde son sıralarda bulunan &#8220;İran&#8217;da Öğrenci Günü Endişesi&#8221; başlıklı yazıyı okuyabilirler.  </p>
<p><strong>MY:</strong>İran Devrimi&#8217;nin &#8220;İslâm&#8221; diye etiketlenmiş olması bir Müslüman olarak sizi nasıl etkiliyor? Humeyni&#8217;den bu yana gelen süreçte olan bitenler sizce İslâm&#8217;ın temel ilkeleriyle, kırmızı çizgileriyle meselâ kul hakkı ile uyumlu mu? Bu devrim için &#8220;istisnalar dışında her şey İslâm&#8217;a uygundur&#8221; denebilir mi? Neden?</p>
<p>- Kuşkusuz hele siyaset gibi iktidar ve güç kavramlarıyla bütünleşen,  kolaylıkla araçsallaştırılabilir bir olgu söz konusu olduğunda taşınması zor bir etiket, &#8220;İslâm&#8221;.  Çünkü bugün hepimizi etki altına alan modernist  zihin yapısına göre din, ne olursa olsun kartezyen bir yapı içinde algılanıyor  ve özellikle de öte dünyayla ilgili konulara karşılık geliyor.  İslam ve siyasetin birbirinden soyutlanamayacağını söylemem bile fazla burada, fakat önemli olan &#8220;Nasıl bir siyasallık?&#8221; sorusunu cevap verebilmek. Siyasallığın kurucu niteliği her zaman mevcudun hakikatini iptal ederek yeni bir hakikati ortaya koyma iddiası taşır. Dolayısıyla mutlak bir modelden de söz edilemez. Aslında çoğu kez insani yorumlar, İslami ideallerin yerini almaya meylettiği için, dinin siyaset ve iktidarla ilişkisi her zaman karmaşık.  İslamın en ideal olan her şeyi temsil ettiğine inanan insan,  onun siyaset çarkı içinde kullanılmasından hoşlanmıyor. Nihai planda orada sarfedilen sözün sadece dinin bir yorumu olmakla sınırlı kaldığı öne sürülür ki bu İran için de öyledir.  Sonuçta İran&#8217;da &#8220;islamilik&#8221; iddiasıyla kurulan rejim bir taraftan modern bir olguyken, diğer taraftan da modern ulus devletler döneminde ümmetçi/evrensel bir perspektife sahip olması beklenen, yüzlerce asır geçtikten sonra Asr-ı Saadet&#8217;e özgü ilkeleri siyasal bir sisteme yeni bir iddiayla uyarlama gibi zor bir uygulamaya girişen,  islami idealler açısından sayısız handikapla kuşatılmış bir tecrübe olmaya başından yazgılıydı.  Ama bu yapmacık ve zorlama bir tecrübe, hiç değil.  Tarihsel bir yüzleşmedir söz konusu olan doğrusu.  müslümanlar sadece Batı ile ve modernizmle değil, kendi tarihsel kaynaklarıyla da yüzleşiyorlar., İran&#8217;ın labarotuvar olma özelliğine bu nedenle işaret etmiştim.</p>
<p>Zaman zaman vurguladığım gibi reformistler bu konularda duyarlı devrimciler.  Varlıklarını ne Batı karşıtlığı üzerinden bir tepkisellikle tanımlamayı  murad ediyorlar, ne de süpergüç olmaya hevesli bir yarış açısından.</p>
<p>Şahlığın devrilmesinden sonra İslam&#8217;ın öğretileri çerçevesinde bir yönetim kurulacağı, devrimden önce Ayetullah Humeyni tarafından her zaman dillendiriliyordu.  Devrim sırasında gösterilere katılan kalabalıklar &#8220;Ne Batı Ne Doğu İslam Cumhuriyeti&#8221;  ve &#8220;İstiklal, Azadi, İslam Cumhuriyeti&#8221; gibi sloganlar atarak amaçlarını dillendiriyorlardı. İslam Cumhuriyeti idealinin içeriğinin tam olarak somutlaşmış olduğunu kimse söyleyemez. Ancak gerek &#8220;devrim&#8221;, gerekse de &#8220;cumhuriyet&#8221;, İslam toplumlarında ve daha özelde İran gibi halkının büyük ölçüde dindar sayılabileceği bir toplumda mevcut siyaset algısının çok ilerisinde bir vizyon sunuyordu o dönemde. Dinin siyasal boyutunu öne çıkartan da bir tek Humeyni değildi. &#8220;Politika, doğal egemenlik düzeni hiç bir payı olmayanların bir payının kurulması aracılığıyla bozulduğu zaman var olur&#8221;, diyor ya Ranciere&#8230;  Humeyni&#8217;nin bütün baskılara karşılık &#8220;İslam Cumhuriyeti&#8217; sisteminin üzerinde durması ve halkın reyini dikkate almayan otoriter bir İslam Hükümeti tasarısını reddetmesi, gücün mecliste toplandığı, seçimlere dayalı bir sistemin kurulmasını sağlaması tabii ki onu rehber olarak gören dindar kitlelerin yanı sıra birçok aydın tarafından da destekleniyordu. Ancak bu gidişat sonraları Irak&#8217;ın açtığı savaş ve çok fazla can kaybına sebep olan terör hadiseleri nedeniyle, İslam&#8217;ı koruma veyahut da İslami ülkeyi koruma adıyla kontrol altına alındı. Yıllardır  reformist kesim, özellikle Ayetullah Humeyni&#8217;nin yakın çevresi bu gidişattan rahatsız olduğunu dillendiriyor ve bunun Humeyni&#8217;nin istediği bir şey olmadığını belirtiyorlar. </p>
<p><strong>MY:</strong>Türkiye&#8217;nin yakın tarihine baktığımızda önce <strong><em>&#8220;Laz, Kürt, Arap, Türk fark etmez, hepimiz Müslümanız&#8221;</em></strong> diye başlayan bir kurtuluş hareketi var. Ancak bu hareket <strong>&#8220;Türk yurdunda Türk olmayanlara ancak kölelik ve uşaklık düşer&#8221;</strong> diyerek sonuçlanmış. Tepeden inmeci devrim istiklâl mahkemeleriyle ve çeşitli baskı organlarıyla halka eziyet etmiş ki sorunlar bitmiş değil. Bu haliyle Kemalist Devrim 1789&#8242;da Fransızların terör dönemini, 1917 Rusyasında Komünistlerin (daha sonra KGB olan) çeka adlı gizli polislerini hatırlatıyor. Özetle devrimciler ertesi gün muhafazakâr oluyorlar ve devrimlerini koruma gayretiyle zulüm yapıyorlar. İran Devrimi bundan kaçabildi mi? Devrimin ilk yılları nasıl yaşandı?</p>
<p>-İran devrimi &#8220;İslam&#8221; vurgusuyla toplumun müslümanlığına yaslanma iddiası taşıyordu. Ve İslam&#8217;ın yapısında bulunan öğretilere dayanma, bu yapılara modern dünyanın gerçeklerine uygun olarak işlerlik kazandırma gibi bir iddiası da vardı. Ayrıca İran&#8217;da Şia mezhebinin mekanizmasına özgü olan, en yüksek dini merciler olarak kabul gören ayetullahların halk nezdinde  büyük bir saygınlığı ve elbette tesirleri olduğu bilinir. Ayetullah Humeyni devrimi gerçekleşirirken, bu özelliğinden dolayı başarılı oldu ve bu yönde ayetullah Meraşi, Golpayagani ve Şeriatmedari gibi üst düzey ulemanın da desteğini aldı. Tabii devrimden sonra güç sahibi olmak isteyen ya da inançlarını cumhuriyet yerine &#8220;hakimiyet&#8221; , bu arada da &#8220;ulema hakimiyeti&#8221; olarak belirlemiş, bunu bir hedef haline getirmiş gruplar ortaya çıktı. Bu grupların liderlerinin devrim sırasında Humeyni&#8217;yi desteklemediğinden çok söz edilir. Bugün Humeyni&#8217;nin yanında olan ve onunla birlikte çalışmış Mir Hüseyin Musevi, Hatemi, Rafsancani&#8230; gibi bir çok alim ve siyasetçi, İran devriminin Humeyni&#8217;nin çizgisinden saptığını ve hakimiyetçi yorumun, hakimiyetçi siyasetin şu anda hükümeti ele geçirdiğini savunarak, mevcut hükümete karşı çıkıyorlar. Aynı zamanda Kum şehrinde yerleşmiş Mekarem Şirazi, Muntezari, Sanai, Taheri gibi ayetullahlar ve Şiraz&#8217;da da Ayetullah Destgiyb gibi kişilikler devrimin başındaki halk egemenliğini savunan çizgiye olan inançlarını tekrarlayarak, karşıt görüşü eleştirmeyi sürdürüyorlar.</p>
<p>Büyük alimlere bağlılık da &#8220;hakimiyet&#8221;  yanlısı muhafazakarlara karşı  direncin güçlü bir şekilde sürmesinin sebebi olmaya devam ediyor.  Bu alimlerin hileli olduğu iddia edilen seçimlerin ardından Ahmedinejat&#8217;ı tebrik etmediklerini de hatırlamak gerekir.</p>
<p>İran&#8217;da birçok kişi alimlerin bu tutumlarını devrimin savunduğu birçok değerin korunmasının garantisi olarak görüyor.  Bu bakış açısına göre reformist hareket ya da artık İran içinde söylendiği şekilde &#8220;yeşil hareket&#8221;, devrime karşı değil, &#8220;egemenlikçi&#8221; diye adlandırılan zihniyete karşı devrimin ideallerini açma ve savunma gibi bir misyon üzerinden kendini oluşturuyor.  </p>
<p><strong>MY:</strong>Humeyni&#8217;nin iktidara gelmeden önce &#8220;demokrasi&#8221; dediğini ancak sonra totaliter bir rejime döndüğünü görüyoruz. Kendisine destek verenlerin meselâ Komünistlerin yönetimden uzaklaştırılması geliyor akla. Sanki bu bir <strong>sürekli devrim</strong> haline geldi. Humeyni kendinden sonra yönetime Hüseyin Ali Muntazeri&#8217;yi getirmek istiyordu bildiğim kadarıyla. Ama vefatından önce baskıcı yönetimini eleştirdiği için Muntazeri bu imtiyazını kaybetti. Sizce Humeyni etrafına danışan, farklı fikirlere saygı duyan bir lider miydi yoksa 1930 Avrupasının diktatörlerine mi benziyordu?</p>
<p>-Bunu yukarıda da belirttim: Ayetullah Humeyni&#8217;nin Şah&#8217;a karşı başlattığı hareketin sebeplerinin başlıcası ülke içinde Amerikalılara özel bir konum ve İranlı  insanın çıkarları aleyhine türlü imtiyazlar tanınmış olmasıydı. Devrimin başlangıcında atılan sloganlardaki özgürlük vurgusu bugün de Humeyni&#8217;nin çizgisini izleyen ve onun sağlığı zamanında başbakanlık konumunda bulunmuş ya da onunla çok yakın olmuş Musevi, Kerrubi ve Hatemi gibi kişiliklerce sürdürülüyor. Özgürlüklere karşı siyasetler de en çok bu çizgi tarafından eleştiriliyor. Devrimi izleyen ilk sene özgürlüklerin tesisinden ziyade devletin oturmamışlığından kaynaklanan bir oturmamışlık haliyle gelen bir tür kaos  hakim olmuştur bu ülkeye. Bu dönemde aralarında komünistler ve sertlik yanlısı İslamcıların da bulunduğu gruplar kamplara ayrılmışlardı, içlerinde silah taşıyanlar da vardı.  Üniversitelerde ve toplumda gruplar arası silahlı çatışmalar yaşanıyordu. Bu ara dönemde pek çok insan terör sonucu hayatını yitirdi.</p>
<p>İran anayasasında düşünce özgürlüğü bir kriter veya olgu olarak kabul ediliyor. Ancak bu özgürlük durumu silahlı eyleme dönüştüğünde suç unsuru sayılıyor, ağır cezalarla karşılanıyor.</p>
<p>Humeyni döneminde İran&#8217;daki seçimlerde Rehber&#8217;in kimi desteklediğini ve kime oy verdiğini kimse bilmezdi.  Ayrıca Humeyni silahlı kuvvetlerin siyasete asla karışamayacağını defalarca vurgulamıştır. Bu kanunen de böyledir.</p>
<p>Humeyni&#8217;nin Muntezeri&#8217;yi kerhen halef olarak kabul ettiği bilinir.  Ancak Uzmanlar meclisi Muntezeri&#8217;yi seçtiği için karşı çıkmamıştı. Muntezeri&#8217;nin devre dışı bırakılmasının sebebi ise, damadının kardeşi olan Mehdi Haşimi&#8217;nin siyasal ihtilaf nedeniyle cinayetler işlediğinin öne sürülmesi, aynı zamanda Haşimi&#8217;nin  Muntezeri&#8217;nin evini ve imkanlarını kullanarak, siyasal görüşlerini hakimiyete geçirme çabasıydı. Humeyni bu konuda birkaç kez Muntezeri&#8217;yi uyarmışsa da bu uyarıları sonuç vermeyince nihayet kendisine, sen Kum&#8217;a git, orada ilmi çalışmalarını sürdür, senin siyasete karışman doğru değil, dediği biliniyor. </p>
<p><strong>MY: </strong>Ayetullah kavramı nedir? Hata yapmaz ve hesap vermez bir makam mıdır? Dinî rolünü siyasete genişletmiş bir olgu mu yoksa Şii inancında zaten olan bir şeyin uygulanması mıdır?</p>
<p>- Ayet burada &#8220;işaret&#8221; anlamına geliyor. Kur&#8217;an&#8217;da bir sivrisineğin bile Allah&#8217;ın ayeti sayıldığını hatırlarsınız.  İran&#8217;daki &#8220;ayetullah&#8221; sıfatı dini eğitim almış ve dini konularda  fetva verebilecek  seviyeye gelmiş kişilere verilir. Ancak ayetullahların içinde daha yüksek dereceye varmış ilim adamlarına &#8220;ayetullah-el uzma&#8221; deniliyor. Bu kişiler dini konularda kendi kendilerine fetva verdikleri gibi, &#8220;risale&#8221; denilen kitaplarla bu fetvalarını başka insanların da uyabilmesi için yayınlarlar.</p>
<p>Şia inancına göre dinin temeli olan hükümlerde kimseye uyamazsın. Kendi aklınla, taklit etmeden tevhid, nübüvvet ve mead (ahiret inancı) şeklinde sıralayabileceğimiz temeller konusunda karar verebilmelisin. Bunun dışındaki &#8220;furu-u din&#8221; denilen ilmihal konularında yaşamakta olan bir ayetullah-el uzma&#8217;yı taklit etmek gerekir.</p>
<p>Bu kişilerin yanlış yapması  beklenebilir, bir ayrıcalıkları yoktur, masum sayılmazlar. Fakat daha az yanlış yapan ve daha bilgili olan ayetullahın bağlılarının nüfusu daha geniş olacağı için, gücü de fazladır. Yine Şia inancına göre zekat dışında hums denilen (yıllık kazancın beşte birine denk düşen) bir tür vergi ayetullah-el uzmaların gösterdiği yönde harcanır veya onun temsilcilerine verilerek, denetimi altında harcanması sağlanır. Bu da daha fazla bağlısı olan ayetullahın daha geniş maddi imkanlara sahip olması anlamına gelir. </p>
<p>Genellikle ayetullah seviyesine çıkmış insanlar dini medreselerde çok sıkı bir eğitimden  geçtikleri için büyük suç işlemesine engel olan bir kişilik yapısı  edindikleri varsayılır. Yazılı olmayan bir kanunla bir tür dokunulmazlık kazanmışlardır. Örneğin bugün reformist bir Ayetullah  olan Sanei&#8217;nin muhalif söylemlerle bütünleşen konuşmalarını mahkemeler bile görmezden geliyor.  </p>
<p><strong>MY:</strong>Humeyni&#8217;nin ölümünden önceki ve sonraki dönem için <strong>&#8220;halkın iradesini ve vicdanını yansıtan&#8221;</strong> bir yönetimden denebilir mi? aşağıdaki duruşlardan hangisi savunulabilir sizce?</p>
<ul type="DISC">
<li>Humeyni adil bir düzen kurdu ve bugün de devam ediyor,</li>
<li>Humeyni&#8217;nin kurduğu iyi bir düzen sonradan bozuldu,</li>
<li>Düzen baştan bozuktu, öyle devam etti.</li>
</ul>
<p>    -Kanımca üç duruş da İran devrimininin akışını tanımlamakta yetersiz kalıyor.  İran devrimi İslam ideallerini gerçekleştirmek için başladı.  Humeyni kadar Ali Şeriati&#8217;nin de arka planında var olduğu bir hareketti söz konusu olan.  Şah zamanındaki zulümlere, baskılara, sosyal adaletsizliğe, halkın aşağılanmasına, SAVAK&#8217;ın işkencelerine ve özellikle ülkedeki ABD egemenliğine yönelik büyük bir tepki birikimi söz konusuydu. Devrimin gerçekleşmesinin bütün ideallerin bir çırpıda gerçekleşmesi anlamına geldiği söylenemez. Daha önce söylediğim gibi devrimin ardından belirsizlikten kaynaklanan bir iç kargaşa başladı ve yaklaşık bir yıl sonra da Amerika&#8217;nın ve Batı&#8217;nın desteğiyle Irak İran&#8217;a savaş açtı. Bu savaş sekiz yıl sürdü. Savaş devrimin seyrini  etkiledi. Devleti bir savunma pozisyonuna sevketti ve o yönde gelişmeye zorladı.</p>
<p>    Savaşla birlikte halkın mücahitleri grubunun İranlı üst düzey yöneticilerini terör eylemleri başlatması, yöneticileri kısmen de olsa toplumdan  kopardı. </p>
<p>    Buna karşılık ister devrimin milyonların katılımıyla yapılmış olması, isterse de sekiz senelik savaşta bütün Batı ülkeleri, hatta Rusya&#8217;nın desteğini almış olan Saddam&#8217;a karşı halkın gösterdiği direniş, bu süre içinde gidişatın halkın onayını alan bir doğrultuda geliştiğine dair bir gösterge sayılabilir. Tabii ki bütün devrimlerde olduğu gibi İran&#8217;da da yanlış ve aceleci hareketler yaşandı. Ayetullah Humeyni bir şah pozisyonu almak istemediği için sistemin işleyişini  kurumlara terketmişti  ve kendisi  velayet-i fakih konumunu bir danışman seviyesinde yaşıyordu.  Ama elbette o aynı zamanda karizmatik bir kişi ve devrimin de rehberi olarak özel bir yere sahipti.</p>
<p>    Onun vefatından sonra anayasa değiştirildi.  Öndere mutlak velayet tanındı. Bu ise felayet-i fakihin birçok konuda denetleyici veya  etkileyici bir konum kazanması anlamına geliyordu. Şu dönemde Ayetullah Humeyni&#8217;ye yakın pek çok kişilik velayet-i fakihin bu konumunu tartışmakta. Hatta İslam Cumhuriyeti&#8217;yle İslami Hükümet&#8217;in anlamları üzerinden iki farklı görüşün çatışmasının söz konusu olduğu söylenebilir.  Humeyni&#8217;nin yanında yer almış liderler genellikle İslami Cumhuriyet&#8217;ini  ve her karar veya gelişmenin seçimlerle gerçekleşmesini, yani nasıl yönetileceği konusundaki kararın halka bırakılmasını savunuyorlar. Karşılarındaki grup ise velayet-i fakihin mevcut olandan daha da fazla yetkiyle donatılmasını talep ediyor ve devleti ilgilendiren her değişimin ya da kararın ancak  velayet-i fakihin onayıyla dinen ve resmen kabul görebileceği görüşünü öne sürüyor. </p>
<p>    Seçim sonrası  ortaya çıkan çekişme, devrimin başlangıcından itibaren halk egemenliği konusunda var olan derin bir ihtilafın, seçimlerde hile yapıldığı iddiasıyla yeniden canlanması olarak değerlendirilebilir.  </p>
<p><strong>MY:</strong>İran&#8217;ın İsrail konusundaki tavrını nasıl buluyorsunuz? &#8220;haritadan silmek&#8221; gibi söylemler sizce Filistin&#8217;e fayda getiriyor mu? Yoksa sesi iyice kısılmış &#8220;ılımlı&#8221; İsraillileri şahinlerin kucağına mı itiyor?</p>
<p>-Bu soruya cevap vermek için İran&#8217;da devrim gerçekleşmeden önce İsrail ve Filistin&#8217;in hangi şartlar altında bulunduğunu irdelemek gerekir gibi geliyor bana. İsrail o dönemde hâlâ &#8220;Nil&#8217;den Fırat&#8217;a kadar yayılma&#8221; politikasını sürdürüyor, Lübnan&#8217;ı Beyrut&#8217;a kadar işgal altında tutuyor ve bölgenin yenilmez askeri gücü olarak görünüyordu. Buna karşılık Filistinliler liderlerinin dahi sürgüne gönderilmelerine tanıklık etmenin getirdiği bir ümitsizlik içindeydi. İran&#8217;daki İslam devriminden sonra Filistin halkında büyük bir moral değişikliği gerçekleşti. Bugün İsrail lübnan&#8217;dan tamamen çıkmış durumda ve Filistin özerk devletini de kabul ediyor. Daha önemlisi son Lübnan saldırısında, 2006&#8242;daki saldırıda yani ve Gazze katliamında İsrail ordusunun yenilmezliği  efsanesi tamamen silindi.</p>
<p>İran&#8217;ın İsrail&#8217;le ilgili söylemleri dış siyasetindeki eksenle bütünlük gösteriyor. Bu yüzden de Filistinli direnişçi gruplar ve birinci cephe ülkeleri sayılan Suriye ile Lübnan İran&#8217;la iyi ilişkiler içindeler. İran&#8217;ın bu söylemleri İsrail&#8217;in haksızlığını kaba gücüyle dayatması karşısında biçimleniyor gibi geliyor bana.  Asıl siyaseti ise sürgündeki bütün Filistinlilerin yeniden topraklarına dönmeleri ve bunu takiben, şu anda o topraklarda yaşayan bütün nüfusun oyuyla yeni yönetimi oluşturmalarına dönük,  kanımca.</p>
<p><strong>MY:</strong> Türkiye-İran ilişkileri sizce ekonomik düzeyde mi kalacak yoksa karşılıklı siyasî bir etkileşim söz konusu olabilir mi?</p>
<p>-Türkiye ile İran, sınırları  yüzyıllardır değişmemiş iki komşu ülke; tarihleri ve toplumlarıyla bölgede olduğu gibi İslam uygarlığında da karşılıklı  oluşturdukları bir denge var. Aynı zamanda kültür olarak bütün İslam dünyası içinde bile birbirine en yakın, birbirine en çok benzeyen iki ülke. Türkiyeli ve İranlı siyasetçilerin açıklamalarına göre halihazırda ekonomik ilişkiler, kültürel, tarihi ve toplumsal ilişkilerden daha gerilerde bulunuyor. İki ülkenin yetkilileri mevcut potansiyellerden yararlanarak şimdilerde10 milyarı geçmiş bulunan ticaret hacmini 20 milyar dolara çıkarmayı hedefliyorlar. Her iki ülke de  bölgenin iki büyük devleti ve ekonomik gücü olarak başka ülkelerle de büyük hacimde ticaret yapma potansiyeline sahipler.  İki ülkenin ECO (Ekonomik İşbirliği Topluluğu) ve İslam Konferansı&#8217;nda öncü ülkeler olması, ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir role sahip.  Siyasi bağlamda İran ve Türkiye İslam aleminin iki önemli ülkesi olarak tanımlanırken, birçok meselede işbirliği yapma durumunda görülüyorlar.  Mesela  Türkmenistan gazının İran üzerinden Türkiye&#8217;ye ve Avrupa&#8217;ya taşınması ve Türkiye&#8217;nin İran gazını boru hattıyla Avrupa&#8217;ya taşıması, ekonomik olduğu ölçüde siyasal bir iradeyle mümkün oluyor ve bu iradeyi pekiştiren bir mahiyet de kazanıyor.   Ergenekon örgütlenmelerine ilişkin deşifreler sürerken, iki ülke arasında geçmişte ilişkilerin soğumasına sebep olan pek çok konunun ne denli kurmaca olduğu da çıkıyor ortaya. </p>
<p>  Türkiye&#8217;nin AK Parti tecrübesiyle elde ettiği başarıların İran toplumunda ilgiyle izlendiğini, dolayısıyla İranlı siyasetçileri etkilediği kanısındayım.   İran&#8217;ın  uluslararası kurumların izlediği çifte standartlar konusundaki tavizsiz tavrının Türkiye&#8217;de yaygın olarak takdirle karşılandığını gözlemliyorum öteden beri.  İran dış politikası Türkiye&#8217;yi her şeyden önce Batı ülkeleriyle işbirliğinde uzlaşmacı tavrın bir alışkanlığa dönüşürken, her zaman ülke çıkarlarını gözetmede yararlı olmayacağı konusunda da etkilemiş olabilir gibi geliyor bana. Türkiye&#8217;nin özellikle son dönemlerde komşu ülkelerle sorunlarını çözme konusunda başlattığı diplomasi atağı da İran&#8217;da büyük bir takdirle karşılanıyor.   </p>
<p>Sevgili (kadim) arkadaşım Özlem&#8217;in katkısıyla gerçekleşen bu uzun  söyleşi için kısa bir son söz söylemem gerekirse&#8230; Mehmet Bey gerçekten çok iyi düşünülmüş sorular sordunuz ve bu sorulara tamamen karşılık gelecek cevapların bir söyleşi çerçevesinde verilmesinin kolay olmayacağını sanırım siz de takdir edersiniz.  Yeni tartışma başlıkları ve farklı söyleşiler için küçük bir pencere açmış olabildiysem çok sevineceğim.  Sonuçta kendimi İran uzmanı saymıyorum, bunun dikkate alınmasını isterim.  Sitenizde beni konuk ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Söyleşimizi paylaşan dostlara esenlik dileklerimi iletmek istiyorum. Selam ve dualarla&#8230;.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/21/cihan-aktas%e2%80%99la-gercek-iran%e2%80%99i-ararken3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/21/cihan-aktas%e2%80%99la-gercek-iran%e2%80%99i-ararken3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cihan Aktaş&#8217;la Gerçek İran&#8217;ı ararken(2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/17/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/17/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 11:03:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7323</guid>
		<description><![CDATA[
Sunuş:  Devrim kelimesi devirme eylemini çağrıştırıyor. İran şahı devrilince halk enkazın altında mı kaldı? Yoksa İslâmî (?) bir dev(i)rim ile nurlu ufuklara mı yol alıyor? 
Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz. Geçen haftaki sunuşta dediğimiz gibi İran hakkında çok önyargı var. Kimimiz kâbuslar görüyor, Kafka&#8217;nın Metamorfoz romanındaki gibi. Sabah bir uyanmışız, Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>
<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20080822_derindusunce_org_iran.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7332" title="20080822_derindusunce_org_iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20080822_derindusunce_org_iran-263x300.jpg" alt="" width="263" height="300" /></a>Sunuş:  </strong>Devrim kelimesi devirme eylemini çağrıştırıyor. İran şahı devrilince halk enkazın altında mı kaldı? Yoksa İslâmî (?) bir dev(i)rim ile nurlu ufuklara mı yol alıyor? </em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/13/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken1/">Cihan Aktaş ile geçen hafta başladığımız söyleşiye devam ediyoruz</a>. Geçen haftaki sunuşta dediğimiz gibi İran hakkında çok önyargı var. Kimimiz kâbuslar görüyor, Kafka&#8217;nın Metamorfoz romanındaki gibi. Sabah bir uyanmışız, <a href="http://www.derindusunce.org/2007/05/29/metamorfoz/">Türkiye İran olmuş, herkes Farsça konuşuyor, iki yanına minareler konan Anıtkabir camiye çevrilmiş!</a> Kimimiz Humeyni&#8217;ye İslâmcı bir Che muamelesi yapıyor, posterlerini asıyor duvarlara. <strong>I LOVE KHOMEYNI</strong>, Başka büyük yok!</em></p>
<p><em></em></p>
<p><em>Ne aşk ne de nefret diyoruz. Önce anlamak&#8230;</em></p>
<p><em> (</em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/13/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken1/"><em>Cihan Aktaş</em></a><em>&#8216;ın kitaplarının listesine </em><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prdauthdet.php?ya=Cihan%20Aktaş"><span style="color: #0066cc;"><em>buradan</em></span></a><em> erişebilirsiniz.) </em></p>
<p><em>- Geçen haftadan devam -</em></p>
<p><strong>MY:İran&#8217;ı tanıyanlar sinema, edebiyat ve genel olarak kültür açısından çok övüyorlar. Türkiye ile karşılaştıracak olursak haklın eğitim ve kültüre ilgisi nasıl İran&#8217;da?</strong></p>
<p>-Okuma-yazma oranında devrimden sonra büyük bir artış olduğu söyleniyor. Taşralı ve muhafazakar insanlar, aileler, bu ailelerin kadınları, dini bir devrimin ardından okullarda ve toplum içinde kendilerini daha rahat hissettiler. Söz gelimi sinema başta Humeyni olmak üzere ulema tarafından artık kadınların meslek edinebileceği bir alan olarak tanımlandı ki, eskiden dindar ailelerin  sinemaya gitmedikleri, hatta evlerinde televizyon bulundurmadıkları bilinir.</p>
<p>Tabii musiki alanında bir boşluk vardır. Klasik müzikler destek görüyor genellikle. Modern müziklere yönelik aşırı ihtiyatlı tutumun bir sonucu, nasıl tabir edilecegi bilinmeyen ama suya sabuna dokunmayan piyasa müziğinin yaygınlaşmasıdır.</p>
<p>Bu konuda bir değerlendirme yapılırken, müslümanların fıkıh birikimleri üzerinden bakmak gerekir. Devrimin başında sokakta gitarla dolaşamazmış insanlar. Çünkü fıkıhta <span id="more-7323"></span>iyi gözle bakılmıyor. Fakat bu külliyatların hayat tarafından test edildiği bir dönem yaşanmıştır. Şimdi musiki ve enstrüman öğreten kurslar çok yaygın. Fakat icra konusunda problemler var. Mesela rock müziğe karşı bir tavır, pop müziğe karşı ise görece bir destek olduğu söylenebilir.</p>
<p>Üniversite tahsilinine verilen önem, bir hayli abartılıdır. Yeni tanıştığınız bir insan size kısa bir süre sonra yüksek tahsilli olup olmadığınızı sorabilir.</p>
<p>   Muhafazakarların Ahmedinejat hükümetleriyle bütüncül bir yapı oluşturduğu şu son birkaç yıl içinde sansür artmıştır.  Basın-yayın alanındaki sansürün ilginç bir sonucu, fısıltı gazetesinin gelişimi olur, doğal olarak.  Resmi olmayan bir haber, yorum veya görüş hızla fısıltı gazetesiyle dolaşıma sokulur. Tabii söz konusu olan &#8220;fısıltı&#8221; olduğu için de bir haber, bir yorum giderek doğruluğunun ne kadar güvenli olacağına emin olunamayan bir muhteva kazanır.</p>
<p>Buna karşılık kültür, sanat ve eğitim alanında devrimin başından itibaren oluşmayı sürdüren yapıların kazandırdığı ivme toplum üzerinde henüz etkisini sürdürüyor. Kazanılmış haklarını kolay kolay geri vermez bir toplum. Bu nedenle de reformist hükümetler döneminde oluşmuş bir hayli çok sesli ve olabildiğince özgür tartışma ve üretim ortamının iptaline dönük her adım büyük bir tepkiyle karşılanıyor. Esasında popülist bir siyasetçi olan Ahmedinejat, arka planı ve izlediği politikalar nasıl olursa olsun kendisinin de özgürlükler alanında reformistlerden geriye kalmadığını söyleyecektir, bir eleştiri karşısında. </p>
<p>Sanatçılar, yazarlar bir yolunu bulup üretmeye devam ediyorlar.  Gençlerin var olma, üretme, kendini geliştirme konusundaki azimlerine ise doğrusu hayranlık duymadan edemiyorum. Bunun şöyle bir açıklaması var sanıyorum: Bir tarafta sansür olsa da bu sansür çok katı bir şekilde üzerine gidemiyor sanatçıların, devrimin kazandırdığı bir bilinç ve kazanılmış hakların getirdiği varlık alanları nedeniyle&#8230;</p>
<p>İki  yıl kadar önce kapatılmış olan kadın dergisi Zenan, son sayılarından birinde İranlı kadınlar bağlamda yapılmış  farklı bir araştırmaya yer veriyordu. Araştırmanın başlığı &#8220;İranlı Genç Kızlar: Geleneksel Eşitsizliklere Dair Modern Rivayetler&#8221; di.<sup> </sup>Araştırmanın verilerine göre, devrimden sonra özellikle muhafazakâr kesime mensup kadınlar kapalı mekanlardan çıkarak, toplumsal hayat içinde aktif roller üstlenmeye başladılar. Kadınların bu alandaki iddia ve başarılarının en somut örneklerinden biri, üniversitelerde tuttukları yerde kendini gösteriyor. Kadın öğretim üyesi sayısının oranının %16 ila 17 arasında gösterildiği üniversitelerde kız öğrenci sayısının erkek öğrencilere oranı, % 60-62 arasındadır. Üniversitelerdeki kız öğrenci sayısındaki artış karşısında Milli Eğitim Bakanlığı, kız öğrencilerin oranını erkek öğrenciler karşısında dengeleyecek bir kota arayışı içindedir.  </p>
<p><strong>MY:Özellikle kültür ve sanata devletin katkısı ve müdahalesi ne seviyede? Meselâ bir İranlı yönetmen resmî ideolojiye aykırı bir film yapabilir mi? Biliyorsunuz Türkiye&#8217;deki sanatçılar uzun süre sansür ve devlet desteği kıskacında eser verdiler. İran&#8217;da iyi veya kötü örnekler var mıdır?</strong></p>
<p>-Bu durum dönemlere göre değişiklik gösteriyor. Sinemada başlangıçta konulmuş ilkeler vardı  ve bu ilkeler bağımsız bir sinemacılar topluluğu yetişmesini mümkün kılabilmişti. Bu ilkeler  şöyle sıralanabilir: Estetik, fedakarlık, mükemmelleşme ve hakikat arayışı. İlkeler önemli olsa da daha önemli olan bunların yorumlanmasıdır. Sinemaya ve kültür alanına bugün &#8220;muhafazakar&#8221; denilen kesimden yöneticilerin geldiği dönemlerde  sansürde bir abartma yaşanıyor ve bu da filmlerin kalitesine yansıyor. Mesela gişe kaygısı taşıyan yönetmen başı ağrımasın diye suya sabuna dokunmayan ucuz bir film yapıyor, bu filmin içine bolca ibadet sahnesi yerleştiriyor  ve destekleniyor. Buna karşılık bir derdi, kaygısı olan, seyirciyi düşündürtmeye veya sarsmaya niyet etmiş yönetmenin çektiği filmde bir isim, bir sahne, bir diyalog, makaslanmak istenebiliyor.  Ancak dini ve tarihi sinema alanında bu tür endişeler söz konusu değil. Belki de bu nedenle İranlılar bu sinema türleri alanında bir hayli başarılılar.</p>
<p>Sansür nedeniyle seçkin yönetmenlerin Ahmedinejat hükümeti süresi boyunca film yapmama kararı aldıklarını  öğrendim bugün bir yönetmen arkadaşımdan. Bu yönetmenlere bir örnek, Rahşan Beni İtimat. </p>
<p>Yayın, kitap yayını konusunda ise şu dönemde daha zorlayıcı bir tablo çıkıyor karşımıza ne yazık ki&#8230; Hatemi hükümetleri döneminde basın nispeten rahattı ve çok çeşitli kitap yayınlanabiliyordu.  Birkaç yıldır basın alanında da büyük bir rahatsızlık söz konusu yazan, çizen çevrelerde. </p>
<p><strong>MY:Derin Düşünce bizim TSK tarafından fişlendi biliyorsunuz. Böyle şeyler oluyor mu İran&#8217;da? Yoksa fikirler özgürce tartışılabiliyor mu?</strong></p>
<p>-Özellikle seçimlerin ardından internete yoğun bir sansür geldi.  Bir dönem reformist aydınların siteleri yoğun olarak sansürlendi. Zaman zaman yaşanan serbestiyi, herhangi bir toplumsal hareketlenmenin akabinde yeni bir sansür izliyor. Buna karşılık reformist basında yazarlar meselelerini özgürce dile getirebiliyorlar. Ben İran&#8217;la ilgili yazılarımdaki bilgileri genellikle basına dayandırırım zaten. Çünkü son tahlilde basında kullanılan  dil ve söylemin anayasa ile çatışmadığı öne sürülebilir.  </p>
<p>Şu dönemde şöyle bir gelişme var: Seçimlerin ardından muhalefete yönelik baskı dönemini şimdi, munhalefetten ve daha ılımlı kimselerden yükselen eleştiri ve özeleştiri dalgası almakta.  Mesela Keyhan gazetesinin bir yazarı, Nurizad, Hamaney&#8217;e bir mektup yazarak, seçimler sırasında izlediği taraflı tutumu eleştirdi. Bu tür eleştirilere pek rastlanmazdı İran&#8217;da. Üstelik bu eleştirinin Keyhan gibi muhafazakar bir gazeteden gelmesi büyük bir şaşkınlıkla karşılandı.</p>
<p><strong>MY:Türkçe&#8217;nin yasaklandığını duyduk. Bu doğru mu? İran&#8217;da yaşayan Azerî Türklerin çocukları <em>&#8220;ne mutlu İranlıyım&#8221;</em> diye bağırmak zorunda kalabilir mi yakın bir gelecekte?</strong></p>
<p><strong>-</strong>Burada bir kavram kargaşası var sanırım. İran&#8217;da yaşayan Azeri Türkleri de kendilerini &#8220;İranlı&#8221; bilirler<strong>. </strong>Lor da, Azeri de, Kürt de Fars kökenli kadar kendini İranlı sayıyor.</p>
<p>Devrimin başlarında İslami değerlerin ihyası adına milli değerlere ve adetlere yönelik dışlayıcı bir dalga hakimdi topluma. Mesela Nevruz bayramı kutlamaları silikleştirilmişti ki İranlılar için bu kutlamalar çok önemlidir. Bu tür bastırma ve silikleştirme politikalarının bir sonucu  zaman içinde milli kimliğe ilişkin unsurların canlanması olabilir.  Bu da diyelim ki kimi kesimlerde Nevruz kutlamalarında bir abartıya gidilmesi şeklinde bir sonuç verdi. Yılın son Çarşamba gününde sokaklarda yakılarak üzerinden atlanılan ateşler veya maytaplar, havai fişekleri alanında bir abartı çıktı ortaya. Ya da kimi insanlar çocuklarına İranlıların milli kahramanlarının isimlerini vermeye başladı. Fakat  Tebriz&#8217;de, Erdebil&#8217;de veya Urumiye&#8217;de insanlar Azerice konuşmaya devam ediyor, başka türlüsü de olamaz. Devlet dairelerinde bile Azerice konuşurlar o yörelerde. Azerice yayın yapan kanallar, radyolar, Azerice gazete ve dergiler mevcut halihazırda.  Eşim Azeri olduğu için iyi biliyorum. Azericenin yasaklanması söz konusu değil.</p>
<p><strong>MY:Dışarıdan anlayabildiğimiz kadarıyla  şah dönemi ülke zenginliklerinin halka adaletle dağılmadığı bir dönem. Aynı zamanda yobaz laik bir düzenin devlet eliyle dayatıldığı yönünde bilgiler var. Temel sorun geçim derdi miydi yoksa Müslümanlara uygulanan baskılar mıydı? &#8220;İslâm devrimi&#8221; denen süreci başlatan faktör ne oldu?</strong></p>
<p>-Devrimi başlatan olaylar şöyle gelişti bildiğim kadarıyla: Ayetullah Humeyni sürgünde bulunduğu Necef&#8217;ten sürekli olarak İran&#8217;daki yakınlarına ve taraftarlarına konuşmalar yapıyor ve bu konuşmalarında  Şah&#8217;ı ve rejimini eleştiriyordu. Bu konuşmaların sürmesi üzerine İttilaat gazetesinde  bir yazı çıktı ve bu yazıda  isim verilmeden Humeyni&#8217;yi eleştirildi. Şahın ülkesi için çok şey yaptığı vurgulanırken de, &#8220;Ay ışıldar, köpek havlar&#8221; diye bir cümle kullanıldı.  Bunun üzerine Kum şehrinde bu gazeteyi protesto için yürüyüşler gerçekleşti. Polisler yürüyüşçülere saldırdı, ölenler ve yaralananlar oldu yürüyüşçüler arasında. Bu ölümlerin kırkıncı günü münasebetiyle Tahran, İsfahan ve Tebriz&#8217;de daha geniş katılımlı gösteriler oldu. Bu yürüyülerde de ölümler olduğu için, bu olayların kırkıncı gününde ülke sathında daha da geniş yürüyüşler oldu.  Bunun üzerine sıkı yönetim ilan edildi. Sıkı yönetime rağmen devrim gerçekleşinceye kadar gösteriler daha da genişledi.  </p>
<p>Bu arada söyleşimizin ilk bölümünde İran&#8217;da Siyah yorgunluğu başlıklı yazımın kısa bir bölümünü vermiştim. Şimdi o bölümün devamını da ekliyorum aşağıya. Söyleşi çerçevesinde gerekirse o uzun yazıdan veya başka yazılardan eklemeler yapmaya devam edebilirim.</p>
<p align="justify">  <strong>A-Tek Renkli Toplumdan Çok Renkli Topluma </strong> </p>
<p align="justify">  Özeleştiriden vazgeçen ve eleştiriyi bastıran bir devrim, çoktan gerilemeye başlamış demektir. Her devrim tarihi kendisiyle başlatır, toplumu yeniden rasyonalize eder, kurallarını kendisi koyar ve aklı sıradanlaştırır. Ama her devrim de kurumsallaşmak ve dolayısıyla aklileşmekle maluldür. Neticede bütün devrimler günün birinde sloganlarla hayat arasındaki mesafenin getirdiği bir yüzleşmeye mecburdur. İran devrimi de geçen yıllar içinde gerek devrimin ve savaşın yüklediği problemler, gerekse başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerinin tecrit politikalarının etkisiyle içine kapanmaya zorlanırken, söylemlerini sınırlamaya, şiar ve iddialarının bazılarından vazgeçmeye mecbur kaldı. Bugün devrimin başlarında Batı emperyalizminin ürünleri ve simgeleri olarak Üçüncü Dünya Ülkeleri halklarının bilinçlenmesine engel olmaları veya insan varlığının yaradılışının gerektirdiği en uç sınırlara kadar mükemmelleşmesi hedefine olumsuz etkileri gibi nedenlerle dışlanan futbol, kozmetik ürünleri, kot pantOlon, reklam, müzik ve pop müziği, moda ve demokrasi gibi birçok kurum, kavram ve olgu, bugün dini bir açıklama yapılarak, kullanıma açılmıştır.</p>
<p align="justify">   <br />
Bu süreçte İran devrimi, Sovyetlerin çöküşü üzerine Batı  Alemi tarafından, kendisini dengede tutan karşıtı, karanlık ve asık yüzlü &#8220;ötekisi&#8221; olarak şekillendirilmenin sonuçlarıyla da yüzyüze geldi. Bu &#8220;asık yüzlü İslam&#8221;ın ne kadarı İran&#8217;a, ne kadarı Batı&#8217;ya aitti? Aslında çatışma iki yönlü sürüyordu. Bir tarafta İslam adına devrim yapan bir ülkenin modern dünyanın değerleriyle tarihsel mirası arasındaki kaçınılmaz bir çatışma yaşanıyordu. Diğer tarafta, devrimciler arasında genellikle pasif kalmış dini/fıkhi mirasla ilgili olarak bir tasfiye ve yeniden üretim sürecine girilmesi ve bu bağlamda yeni okumalar yapılması, yeni bir dil üretilmesi gerektiğini ileri süren bir eğilimle, &#8216;Batı&#8217;nın kültürel hücumuna karşı değerlerini olduğu gibi korumak&#8217; şeklinde özetlenebilecek, tarihseli ve sosyolojik süreçleri mutlaklaştıran, yine tarihsel örneklerden yola çıkarak İslam Devletinin korunması adına baskıyı ve şiddete başvurmayı normal sayan eğilimin çatışması yaşanıyordu. Devrimin ihracına ilişkin geleneksel cihad söylemlerinin şia yorumunun ortaya koyduğu anakronik yaklaşımlar devrimin ufkunu daraltırken, bu yıpratıcı mücadelede İran bazen tanımlandığı gibi oldu, bazen de tanımlayan iradenin (Özellikle ABD&#8217;nin) tanımladığı gibi göründü. (2)
</p>
<p align="justify">  Bu &#8216;öteki&#8217; olarak şekillendirilme döneminin olumsuz sonuçlarının en önemlilerinden biri, İran&#8217;daki içe kapanma yanlılarının Doksanlı yılların ilk yarısına kadar etkisini sürdürmesidir. Bu dönem, İslam Cumhuriyeti&#8217;nin siyasi ve hukuki sisteminin yirmi yıl içinde geçirdiği &#8220;karizmatik, oligarşik ve demokratik-halkçı&#8221; şeklinde sınıflandırılan üç merhaleden ikinci dönemi teşkil etmektedir. Bugün &#8220;I. Cumhuriyet&#8221; diye adlandırılan ilk dönem, Ayetullah Humeyni&#8217;nin sağlığında ülke atmosferine hakim olan karizmatik rehberlikti. Bu dönemde siyasal teşekküller yeteri kadar şekillenmediği halde, halkın devrimin tazeliğinden, savaş şartlarından ve karizmatik rehberlikten kaynaklanan bir tür katılımı sözkonusuydu. 1989&#8242;da ateşkesin imzalanmasından ve hemen ardından Ayetullah Humeyni&#8217;nin vefatından sonra, siyasal partilerin resmi olarak kurulamamasından ileri gelen boşlukta, Ayetullah Humeyni&#8217;nin sağlığında seslerini fazla yükseltemeyen tutucu molların grupçuluk ya da güç merkezlerine nüfuz etme girişimleriyle, devrimin başında anayasanın da teminatıyla halka yaslanması hedeflenen sistem oligarşik bir yönetime doğru çarpılmıştır.</p>
<p align="justify">  &#8221;II. Cumhuriyet&#8217; diye adlandırılan ve Rafsancani&#8217;nin pragmatizmini vitrine çıkartan dönemde halkın siyasal katılımı alabildiğine sınırlandırılmıştır. Bu dönemde söyleme ve eyleme yetkisini elinde tutan, zamanında içlerinden bazılarını Ayetullah Humeyni&#8217;nin &#8216;beyinleri donmuş&#8217; diye suçladığı mollaların bu yetkiye sürekli sahip olmaları ve geniş yetkilerle donanmaları için gerekli kurumsal ve kuramsal düzenlemeler yapılmıştır. Velayet-i Fakih kurumunun istişari bir kurum olmak yerine bütün ülkeye nüfuz eden totaliter bir mekanizmaya dönüştürülmesi, farklı her ses ve talebin &#8220;velayet-i fakihe düşmanlık&#8221;, &#8220;devrime, şehitlere ve İmam&#8217;ın Çizgisine ihanet&#8221;, suçlamasıyla susturulmasına elverişli kurumlarla korunması, &#8216;Batı&#8217;nın kültürel hücumu&#8217; ileri sürülerek, devrimin başlangıcındaki hissiyat ve sloganlar mutlaklaştırılarak ülkenin dünyadan kopması ve yalnızlaşması gibi oluşumlar, devrime bağlı gruplar arasında başlangıçta da mevcut olan görüş farklılıklarını derinleştirmeye başlamıştır. (3)</p>
<p align="justify">  Devrimin korunması adına özgürlüklerin vesayet altına alınması  ya da tahdidi toplumsal bir sistemin rasyonalizasyonu açısından zorunluymuş gibi gösterilse de, uzun vadede bu koruma çabaları bütün toplumun kendisini tekrar ettiği bir tekdüzelik ve renksizleşmeyle, toplumsal hayatın damarlarını kurutan bir çölleşmeyle neticeleniyordu. Bu çölleşmeye ilişkin sinyaller, öncelikle seksenli yılların radikal islamcıları ve devrimcileri arasında bir özeleştiri ve sorgulamanın hız kazanmasına sahne oldu. Hayal kırıklığı veya yenilgi mi? Daha çok, bütün devrimlerin başına gelebilecek şeydi yaşanan; devrimin öz evlatları sloganlarla hayat arasında açılan mesafede telef oluyorlardı. Hem, devrimcilerin bir kısmı daha başında emir kumanda ilişkisine dayanan bir toplum hedeflememişti. (Örneğin Beheşti, Hatemi, Suruş, Talegani, Bazergan&#8230;) Ayetullah Humeyni &#8220;beyinleri donmuş&#8221; diye nitelendirdiği bazı mollaların taleplerine ve uygulamalarına her zaman müdahale etmişti; şu var ki onun vefatından itibaren, dini kurumlara nüfuz eden bir kesim toplumu adeta bir mescit gibi görmüşlerdir. Rehberler bu mescitte namaz kılıyorlardı ama toplumun bu namaza iştirak etmesi veya etmemesiyle ilgilenmiyorlardı. İslamiyet&#8217;i tek bir yoruma hapsediyor; halkın ideal müslüman toplumu oluşturmak için bu yorumu sorgusuz sualsiz kabul etmesi gerektiğine inanıyorlardı. (4)</p>
<p align="justify">  Doksanlı yılların ikinci yarısında yapılan bütün seçimleri, tutucu mollaların gösterdiği adayların karşısındaki adaylar kazanmışlardır. Hatemi&#8217;nin 19 milyon oyla cumhurbaşkanı seçildiği 1997 cumhurbaşkanlığı seçimleri, halkın geniş katılımıyla, yeni bir dönemin göstergesi ve &#8216;III. Cumhuriyet&#8217;in başlangıcı sayılmaktadır. Bu bağlamda devrim adına yirmi yıldan bu yana tasarlanan ve uygulamaya sokulan ve bazıları giderek tabulaştırılan çeşitli kurumlar, kavramlar ve uygulamalardan bazıları, tutucuların tüm manevralarına rağmen tartışmaya açıldı. Velayet-i Fakih&#8217;in anayasal konumu, Irak ile sürdürülen savaşın süresi (yani, savaşın daha kısa sürede bitirilmesinin mümkün olup olmadığı), Amerika ile ilişkiler, emri bil maruf ve nehyi anil münker adına hareket eden bazı gönüllü veya yarı resmi grupların eylemleri nedeniyle toplumda islami uyarılara karşı oluşan ilgisizlik ve korku, şeffaf bir devlet, çok sesli bir toplum, siyasal partiler, basın özgürlüğü, İslamiyet&#8217;in demokrasiyle bağdaşırlığı, kadınlarla ilgili hukuki problemlerin nasıl düzeltileceği&#8230; Kadınlarla ilgili tartışmalar, Hatemi&#8217;nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle sonuçlanan yeni bir toplumsal dalgalanma ortamında, geniş açılımlar kazandı. Bu dönemde tesettür, çarşaf, diyet, recm, çok evlilik, muta nikahı, kız çocuklarının buluğ yaşı, kız çocuklarının erken evlendirilmesinin engellenmesi, kadınların yargıçlık yapabilmesi, kadının boşanma hakkına sahip olması ve boşanma durumunda şartları elveriyorsa çocuklarının vesayetini alabilmesi, kadının sinema, televizyon ve dergilerde görünmesinin sınırları gibi birçok konu sayıları hızla artan dergilerde, gazetelerde ve panellerde tartışılmaya başlandı.  </p>
<p><strong>YAKINDA DEVAM EDECEK</strong></p>
<p><strong>Gelecek sorular</strong></p>
<p><strong>MY:</strong>İran İslâm devrimi&#8217;nin lokomotifi neydi? Ne pahasına olursa olsun Şah&#8217;tan kurtulmak mı? Yoksa Humeyni&#8217;nin vaad ettiği rejimi anlayan ve isteyen bir halk hareketi mi?</p>
<p><strong>MY:</strong>İran Devrimi&#8217;nin &#8220;İslâm&#8221; diye etiketlenmiş olması bir Müslüman olarak sizi nasıl etkiliyor? Humeyni&#8217;den bu yana gelen süreçte olan bitenler sizce İslâm&#8217;ın temel ilkeleriyle, kırmızı çizgileriyle meselâ kul hakkı ile uyumlu mu? Bu devrim için &#8220;istisnalar dışında her şey İslâm&#8217;a uygundur&#8221; denebilir mi? Neden?</p>
<p><strong>MY:</strong>Türkiye&#8217;nin yakın tarihine baktığımızda önce <strong><em>&#8220;Laz, Kürt, Arap, Türk fark etmez, hepimiz Müslümanız&#8221;</em></strong> diye başlayan bir kurtuluş hareketi var. Ancak bu hareket <strong>&#8220;Türk yurdunda Türk olmayanlara ancak kölelik ve uşaklık düşer&#8221;</strong> diyerek sonuçlanmış. Tepeden inmeci devrim istiklâl mahkemeleriyle ve çeşitli baskı organlarıyla halka eziyet etmiş ki sorunlar bitmiş değil. Bu haliyle Kemalist Devrim 1789&#8242;da Fransızların terör dönemini, 1917 Rusyasında Komünistlerin (daha sonra KGB olan) çeka adlı gizli polislerini hatırlatıyor. Özetle devrimciler ertesi gün muhafazakâr oluyorlar ve devrimlerini koruma gayretiyle zulüm yapıyorlar. İran Devrimi bundan kaçabildi mi? Devrimin ilk yılları nasıl yaşandı? </p>
<p><strong>MY:</strong>Humeyni&#8217;nin iktidara gelmeden önce &#8220;demokrasi&#8221; dediğini ancak sonra totaliter bir rejime döndüğünü görüyoruz. Kendisine destek verenlerin meselâ Komünistlerin yönetimden uzaklaştırılması geliyor akla. Sanki bu bir <strong>sürekli devrim</strong> haline geldi. Humeyni kendinden sonra yönetime Hüseyin Ali Muntazeri&#8217;yi getirmek istiyordu bildiğim kadarıyla. Ama vefatından önce baskıcı yönetimini eleştirdiği için Muntazeri bu imtiyazını kaybetti. Sizce Humeyni etrafına danışan, farklı fikirlere saygı duyan bir lider miydi yoksa 1930 Avrupasının diktatörlerine mi benziyordu? <br />
 </p>
<p><strong>MY: </strong>Ayetullah kavramı nedir? Hata yapmaz ve hesap vermez bir makam mıdır? Dinî rolünü siyasete genişletmiş bir olgu mu yoksa Şii inancında zaten olan bir şeyin uygulanması mıdır? </p>
<p><strong>MY:</strong>Humeyni&#8217;nin ölümünden önceki ve sonraki dönem için <strong>&#8220;halkın iradesini ve vicdanını yansıtan&#8221;</strong> bir yönetimden denebilir mi? aşağıdaki duruşlardan hangisi savunulabilir sizce?</p>
<ul type="DISC">
<li>Humeyni adil bir düzen kurdu ve bugün de devam ediyor,</li>
<li>Humeyni&#8217;nin kurduğu iyi bir düzen sonradan bozuldu,</li>
<li>Düzen baştan bozuktu, öyle devam etti.</li>
</ul>
<p> <strong>MY:</strong>İran&#8217;ın İsrail konusundaki tavrını nasıl buluyorsunuz? &#8220;haritadan silmek&#8221; gibi söylemler sizce Filistin&#8217;e fayda getiriyor mu? Yoksa sesi iyice kısılmış &#8220;ılımlı&#8221; İsraillileri şahinlerin kucağına mı itiyor? </p>
<p><strong>MY:</strong> Türkiye-İran ilişkileri sizce ekonomik düzeyde mi kalacak yoksa karşılıklı siyasî bir etkileşim söz konusu olabilir mi?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/17/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/17/cihan-aktasla-gercek-irani-ararken2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

