<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; İnsan</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/insan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Baraka / Ron Fricke</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21952</guid>
		<description><![CDATA[ 
… Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
  Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan
Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="400" height="233" src="http://www.youtube.com/embed/iEAiiuh1UZc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/18/baraka-ron-fricke/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllar sonra okunacak bir mektup&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 18:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21899</guid>
		<description><![CDATA[ 
  Seni, yıldızlarla ayın dans ettiği o çöl gecesindeki hisse, yıllar sonrası için saklamıştım. Yüzünden kayarak bir yıldız bulana kadar saklımdın&#8230;
  O kadar derinden &#8220;âh&#8221; çekmeseydin keşke; duyulmak ihtimalini de inletmemiş olurdun&#8230; Kim bilir belki o kitaplıkta bir &#8220;ah&#8221; miktarı kaybolabilirdik&#8230; Çünkü saklımdın&#8230;
  Hatırlıyor musun, ayın üzerimize düşecek kadar yakın olduğu bir geceydi, ellerimi uzatsam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/cemile_bayraktar_siir.jpg"><img class="size-full wp-image-21898 aligncenter" title="cemile_bayraktar_siir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/cemile_bayraktar_siir.jpg" alt="" width="400" height="296" /></a> </p>
<p>  Seni, yıldızlarla ayın dans ettiği o çöl gecesindeki hisse, yıllar sonrası için saklamıştım. Yüzünden kayarak bir yıldız bulana kadar saklımdın&#8230;</p>
<p>  O kadar derinden &#8220;âh&#8221; çekmeseydin keşke; duyulmak ihtimalini de inletmemiş olurdun&#8230; Kim bilir belki o kitaplıkta bir &#8220;ah&#8221; miktarı kaybolabilirdik&#8230; Çünkü saklımdın&#8230;</p>
<p>  Hatırlıyor musun, ayın üzerimize düşecek kadar yakın olduğu bir geceydi, ellerimi uzatsam dokunacak gibiydim aya; ama sana sunmuştum. Hatırlıyor musun?</p>
<p>  Hatırlıyor musun, herkes evinde mutluluğuna sarılmış uyuyordu, ben&#8230; âh zavallı ben, senin yalnızlığınla, yalnızlığının nöbetini tutuyordum. (Garip şey insan yalnızlığa sarılamıyor.)</p>
<p>  Hatırlarsın, ortak bir an için sözleşmiştik; Beyrut Havalanı&#8230; Sonbahar da, son olsun diye&#8230; Ayın tekli bir günü, tek bir gün için&#8230; Günlerden ne olduğu mühim değildi, sadece gün sabaha doğruyken <span id="more-21899"></span>olmalıydı; sözleşmiştik.</p>
<p>  Üç günde başlamıştı her şey: birinci gün ben sana, ikinci gün sana bana, üçüncü gün artık tamamdı&#8230; Bir gün için her şey hazırdı, sahi bunu da hatırlar mısın?</p>
<p>  Ben hatırlıyorum, biliyor musun? Yine böyle gözlerimin kapandı kapanacak olduğu bir geceydi, gece ağırdı, ne de olsa geceydi&#8230; Ben bir deniz kenarında, sen bir bulut altında, her ikimiz de ıslanma ihtimaline yakın&#8230; Hatırlıyorum, cevabından korktuğum bir soru sormuştum sana, sen cevaplayınca, her ikimiz de sırılsıklam olmuştuk&#8230; Elindeki kadeh kırılmıştı, sigaram sönmüştü, şarabın kırmızısı &#8220;bize&#8221; sıçramıştı, ilk kez &#8220;biz&#8221; olmuştuk. Sadece, sadece &#8220;Sevgili Edith, bir yudum şarabım, sevgili Edith&#8221; diyebilmiştin. Bu kadarcıktı&#8230; Üç gün, üç gece, sonra üçümüz: sen, ben ve şarap&#8230;</p>
<p>  Ben hatırlıyorum, ne çabuk da kuruduğumuzu, kütüphanenin saklı kapısının ardındaki rutubet kokusunda, ne de çabuk&#8230;</p>
<p>  İşte o an aceleyle sözleşmiştik, duyulmadan kaybolabilmek için, ben bir düş içinde yok olmayı, sen yıllar sonrasında hatırlanacak bir anıyı seçmiştin.</p>
<p>  Hatırla lütfen ve hatırlamış ol&#8230; O gün, bugün. Ne de çabuk geldi, ben o düşten uyandım, sen de o ânı hatırla lütfen, yıllar sonrasına, yaşlılığına seçtiğin o anıyı hatırla lütfen&#8230;</p>
<p>  Unutma ihtimalini düşünemiyorum bile, sen farkında olmadan, kadife ceketinin iç cebine iliştiriyorum bu mektubu, eskiciden önce senin okuman dileğiyle&#8230;</p>
<p>  Sevgilerimle</p>
<p>  Bir gece için sözleştiğin bir yudum şarabın Edith</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20883" title="cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cemile_bayraktar_siirlerim_oykulerim_.jpg" alt="" width="140" height="195" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar</a></strong></p>
<p><strong>İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar</strong>. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. <strong>İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/cb_siirlerim_oykulerim_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="124" height="183" />Söz yıkar şiir imar eder</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="109" height="162" />İnsan’sız Sinema Olur mu?</strong></a></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/">Son romanı Bela’dan</a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a><strong>. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="123" height="185" /></strong></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong>“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8365" title="ceviri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/ceviri.jpg" alt="" width="123" height="182" /></a>“Ötekilerin”</strong> gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, <strong>“ötekilerin”</strong> bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. <em><strong>“Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?”</strong></em> diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ceviri.pdf" target="_blank"><strong> Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/12/yillar-sonra-okunacak-bir-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Kimdir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/ben-kimdir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/ben-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 20:57:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ben kimdir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21605</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; Bu konuda okumak için &#8230;
Derin İnsan  
“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)
Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/benlik_kimlik.jpg"><img class="size-full wp-image-21604 aligncenter" title="benlik_kimlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/benlik_kimlik.jpg" alt="" width="446" height="382" /></a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için &#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p>Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Neden insan her hangi bir hayvan gibi, yeryüzünü bir eğlence merkezi, kendisini de bir turist olarak kabul edip yaşayamıyor? Bilerek, isteyerek bu yaşamı seçen insanları bir zaman sonra <strong>“bir şeyleri aşmak, bir şeylerin ötesine geçmek”</strong> çabasında görüyoruz.</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8239 alignright" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a>Gerçek şu ki korkudan elleriyle yüzünü kapatan insan aynı zamanda parmaklarının arasından kendini korkutan şeyi görmek istiyor!</strong> Okuduğunuz bu basit cümle insanın yeryüzündeki dramının özeti. Acıklı bir durum. Zira parmaklarınızı kaparsanız güvenliktesiniz(!). Ama kalbinizin derinliklerinden gelen bir ses kendi kendinize yalan söylediğinizi fısıldıyor… Modern dünyanın para kazanma makinesi homo-economicus’a, “<strong>maymunlaşmış insana</strong>” alternatif bir insan tarifi yapmak için yazıldı bu kitap. Bu “<strong>derin insan</strong>” kendi etik zemini ve alternatif siyasî projeleriyle 21ci yüzyıla damgasını vurabilecek mi?</p>
<p>Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Aulagnier, Cyrulnik, Politis, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/23/ben-kimdir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/ben-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Roman Yazmak&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 13:10:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21582</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
 
Roman nedir? Nasıl Yazılır?
Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi:
“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/roman_nasil_yazilir.jpg"><img class="size-full wp-image-21583 aligncenter" title="roman_nasil_yazilir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/roman_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="301" height="365" /></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</a></strong></span></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="132" height="210" />Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.”</em></p>
<p>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan">romanlarından da tanıdığınız</a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzannur Başarslan</a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/roman-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 22:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21571</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Gelecekte olmama ihtimalim sabit olmak kaydıyla ben kendimin istikbaliyim. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, ben kendimin geçmişiyim, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 161, 174)
Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Gelecekte ol<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma ihtimalim sabit olmak kaydıyla </em><strong><em>ben kendimin istikbaliyim</em></strong><em>. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, </em><strong><em>ben kendimin geçmişiyim</em></strong><em>, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(<a href="http://www.derindusunce.org/category/jean-paul-sartre/">Sartre</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCwQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F25%2Fvarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis%2F&amp;ei=vfGST_iUCImO8gOsnPzNDA&amp;usg=AFQjCNHDsGvWopzSGO2h4ss1D7xP1Uz4vQ&amp;sig2=wfX3keafQHU_DolyBL7lUg">Varlık ve Hiç</a>, sf. 161, 174)</em></p>
<p><a href="http://www.festivalnikon.fr/videos/view/id/970">Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film yarışması</a> için hazırlanmış bir film : <strong>&#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221;</strong> (<em>Je suis mon avenir</em>)</p>
<p> </p>
<p> <iframe width="450" height="259" src="http://www.youtube.com/embed/f1SefnYO-AA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p> </p>
<p> Filmde okunan metnin tercümesi:</p>
<blockquote><p><em>İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. Hergün geçmişimizi yaratıyoruz. Hergün istikbalimizi yaratıyoruz. Bana mutlu bir gelecek vaad edilmişti, hatta düşlerdeki gibi. Bazıları itfaiyeci ya da avukat olacağımı düşünüyordu. Büyürken bambaşka şeyler yapmak istedim. Hoşuma giden şeyleri yapmak. Arkasından gelen olaylar bana belirsiz bir gelecek vaad ediyordu. Okulda başarısızlık, ailevi problemler ve duygusal hayatımda düş kırıklıkları&#8230; Neyle baş edeceğimi bilemiyordum. Bugün korkulan bir istikbalim var. Yaşanan, katlanılan bir gelecek bekliyor beni. Bu istikbalden kaçmak isterdim. Hayattan kaçmak. Ama beni yakalıyor. Bana doğru geliyor. Yüzümün arkasında geçmişte olduğum o küçük çocuk var. Ama artık kimse ilgilenmiyor.</em></p>
<p><em> Ne yazık ki olmam gereken insan olamadım, o cesareti gösteremedim. Olmak istediğim, olmayı düşlediğim insan&#8230; Geleceğimi başka türlü çizmek isterdim.</em></p></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;">  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>&#8220;Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?&#8221;</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Ben&#8221; kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat&#8217;in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim&#8230; Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanda yolculuk?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 08:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21558</guid>
		<description><![CDATA[
 
Zaman Nedir?

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg"><img class="size-full wp-image-21559 aligncenter" title="zamanda_yolculuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg" alt="" width="330" height="483" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F01%2F25%2Fdikkat-kitap-zaman-nedir%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGT-GEFgw3OJbTt4SrkfiF9sMCLwg&amp;sig2=YUFa4eFTc9oMPswF2jvt2w" target="_blank"><strong>Zaman Nedir?</strong></a></p>
<div class="entry">
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf"><img class="alignright size-full wp-image-14523" title="zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir.jpg" alt="" width="200" height="250" /></a>“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa </em><strong><em>gelecek zaman</em></strong><em> da olmayacak. Peki nasıl oluyor da </em><strong><em>geçmiş</em></strong><em> ve </em><strong><em>gelecek</em></strong><em> var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. </em><strong><em>Şimdiki zaman</em></strong><em> sürekli var ise </em><strong><em>sonsuzluk</em></strong><em> olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir </em><strong><em>Şimdi</em></strong><em>‘nin </em><strong><em>VAR</em></strong><em>lığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”</em> (Aziz Augustinus, 354-430)</p>
<p>Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. <strong>“Hiç bir şey olmuyor şu an”</strong> derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki <strong>“yaprak bile kıpırdamıyor”</strong> cümlesinin bir anlamı olsun.</p>
<p>Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a><strong> </strong>isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> adlı kitabımızın <strong>Korku Matkabı</strong> bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.</p>
<p>Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.</p>
<p>Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.</p>
<p>Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? Yoksa <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> ve Zaman’ın eklemlendiği bir <strong>Derin Zaman</strong> boyutu var mıdır?</p>
<p> Tam da bu noktada <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDAQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F12%2F10%2Fdikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGM5SlCcDakkfnZU-5RzI9q4P333w&amp;sig2=6VMpq7A4vwVs6Y2yzqLUYQ" target="_blank"><strong>Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13806" title="zamani_dusunmek_yazmak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg" alt="" width="251" height="460" /></a></p>
<p>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p>Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Neden? Suzan Başarslan’dan bir alıntı ile cevap verelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“…Bir olgunun/durumun/olayın gerçek zaman süresini dolaysızca yansıtmak zorunda olmayan yazar, sanatsal zaman denilen “yoğunlaştırılmış ya da yayılmış”[1] bir zaman dilimi kullanır ve roman, modern bir ifâde şekli olduğuna göre, onun zaman bilincimizin çeşitli şekillerini ifâde etmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda roman, içinde yaşanılan şartların çoğunun etkilendiği insan tecrübesini sürekli bir şekilde ortaya serdiğine göre, insanın zaman bilincini ayrıntılı bir şekilde ve bu tecrübenin bir parçası olarak vermesi de tabiidir. Bir romanda zaman kavramını araştırmak, romancının metafizik kavramlarını, psikoloji anlayışını ve ustalığını araştırmak demektir. Bu aynı zamanda romancıyı, onun içinde yaşadığı tecrübe dünyasını, yarattığı roman dünyasını, aynı devirde yaşayan okuyucuları, o günden bugüne kadar romana yazarın düşünce ve hesaplarının dışında kalan bir zaman mesafesinden yaklaşan okuyucuları içine alan bir ilişkiler ağını incelemek demektir. Bu da, şüphesiz, romandaki en önemli olgulardan birisinin zaman olduğu sonucunu ortaya çıkarır…”</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtüsü Nereye Gidiyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 21:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21305</guid>
		<description><![CDATA[Kimlikler ve Etiketler Üzerine Bir Bakış
İnsanlar sizi bir genellemenin ve etiketlemenin içine dahil ederek ve o genellemenin içindeki örnekleri (hataları çoğunlukla) sizin gözünüze sokarak sizi de suçlama eğilimine girerler daha çok. Bu yüzden dahil olduğunuz genellemelerin hataları ve onlara söylenen söz/eleştiri önce sizi incitir. Ya sizi dahil ettikleri genellemenin üstünde veya dışında olduğunuzu ispatlamanız gerekir; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kimlikler ve Etiketler Üzerine Bir Bakış</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.suzannurbasarslan.com/wp-content/uploads/2012/03/robert-delaunay_59548-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" />İnsanlar sizi bir genellemenin ve etiketlemenin içine dahil ederek ve o genellemenin içindeki örnekleri (hataları çoğunlukla) sizin gözünüze sokarak sizi de suçlama eğilimine girerler daha çok. Bu yüzden dahil olduğunuz genellemelerin hataları ve onlara söylenen söz/eleştiri önce sizi incitir. Ya sizi dahil ettikleri genellemenin üstünde veya dışında olduğunuzu ispatlamanız gerekir; ya sessiz kalmanız ve tepkisizmiş, bunlara önem vermiyormuş gibi bir tavır almanız; ya da aktivist bir pozisyona geçip -sizin de içinde olduğunuz insanların hatalarını sizin de eleştirdiğiniz bir misyonla- dahil olduğunuz genellemenin aslında öyle olmadığını ispatlamanız.<br />
Bu kısır-döngüde sıkıştırılan ve etiketlenen kişi olmak, sizi de çoğunlukla başkalarını farklı yönden ama size de yapılan aynı etiketlemeyle etiketlemenize neden olur. Ve bu yapı toplumun her katmanında insanların birbirini ezdiği bir yarış hâlinde sürüp gider. Bu noktada bunlardan sıyrılmanın yolu, sizin öyle olmadığınızı ispatlamak, diğerlerinin hatasını suratına fütursuzca vurmak, başka genellemelere giderek aynı çarkı döndürmek değil; bu çarkın ne olduğunu insanlara göstermeye çalışmak ve onu iyice analiz ederek insan örnekli değil, kavram merkezli bir yol tercih etmek ve bu çarkın işleyişini durdurmaya çalışmaktır. Burada kim olduğunuz, neyi temsil ettiğiniz, hangi farklılıkla etiketlendiğinizin hiçbir önemi kalmaz. Genelleme, etiketleme ve nesneleşme çarkını insanlara fark ettirdiğinizde, kimilerinin işine gelmediği için kabul etmek istemese de, olayın vehametini gösterebildiğiniz ve yaptığının yanlışlığını fark eden birçok kişiye ulaşma şansınız, onların da başkalarına ulaşma şansını doğurmuş olursunuz. İşte o noktada, kendiniz olma hakkını savunmuş ve başkalarının da bu hakkı savunma talebini sizin kadar savunma hakkı olduğunu bildiğiniz için, genellemelerin, etiketlemelerin ve nesneleştirmelerin dışında bir kimlik inşa etme hakkına kavuşmuş olursunuz.</p>
<p>Eğer başı örtülü bir insansanız sizi Fadime Şahin&#8217;le incitmeye çalışırlar; Ermeni&#8217;yseniz, Hepimiz Hrant&#8217;ız&#8217;ın aşağılayan ironisiyle öyle olmadıklarını imâ ederek; solcuysanız sizi CHP&#8217;nin son başkanı söz ustası(!) Kemal&#8217;iyle küçültürler; Kürtseniz Apo&#8217;nun müridi <span id="more-21305"></span>olmakla ve her şeyi hak ettiğinizle&#8230; uzayıp gider bu tarz örnekler. Ve sizi hepsinden öte, ezilen edebiyatı yapmakla suçlayarak, ezilenin ezilmişliğini ifâdesini bile söylemeyi aşağılama malzemesi olarak kullanarak bu hakkınızı elinizden almaya çalışırlar. Böyle yapan ve bunları kullanan birkaç kişinin varlığı sizin içinde olduğunuz genellemeye yaydırılır ve söz söyleme hakkınız siz de aynı genellemenin içine dahil edilmeyesiniz diye kendiniz tarafından ama dıştan gelen baskıyla elinizden alınmaya çalışılır. İşte tam bu nokrada üstteki tercihlerden birini izlersiniz: Genellemenin üstünde gibi davranmak; susmak ya da aktivist olmak.</p>
<p>Genelleme ve etiketlemenin ülkemizdeki nedeni, son yüz yılda dayatılan ulus-devlet formu ve bireysel ifadenin engellenerek -bu farklı taleplere neden olacağından- toplumun faydası adına tek-tip insan oluşumunun yaratılması projesi. İşin ilginç tarafı aradan bu kadar süre geçmesine rağmen hâlâ aynı şey dayatılıyor ve bundan çoğu kesimin canı yandığı hâlde, hâlâ aynı hatalara devam ediliyor. Birey olmanın ne demek olduğunu bilsek dahi problemler olacaktır kuşkusuz ama bu ölçekte değil, daha minimum ve farklı şekillerde sorunlarla yüzleşeceğiz. Çok ilginç bir geleceğe doğru ilerlediğimizi düşünüyorum. Çünkü bireyselleşme de yanlış anlaşılıyor. Şöyle bir önerme yapayım, ilerde güzellik yarışmalarında başörtülü kızların olduğunu görürsem şaşırmayacağım, Kürt milliyetçileri arasındaki kırılmanın aralarında ciddi boyutta, alenen bir mücadeleye neden olduğunu görürsem ya da muhafazakar Alevilerde artışın olduğu tespitlerine&#8230; Daha da fazlasının gerçekleşeceği bir geleceğe doğru gidiyoruz.</p>
<p>Burada özellikle değinmek istediğim konu, bu genelleme ve etiketlemenin muhafazakar kesimde yol açtığı kırılma. Özellikle de kapalı kızlarda yaşanan büyük değişim. Ülkemizde sadece kapalı değil, açık kadınlarda da yaşanan değişim, dayatılan modern olma algısı sadece Cumhuriyetin değil, 19.yy. aydınından (Tanzimat&#8217;tan) başlayarak günümüze değin uzanan dayatmanın sonucu olsa da spesifik bir bağlamda gitmek istediğimden özellikle son yirmi yılda yaşanan muhafazakar başörtülü kesimde yaşanan kırılmayı esas almak istiyorum. Son 20 yılda başörtüsünün geçirdiği merhaleleri özetlersek, ilk dönemde üniversite okumak isteyen kızların hem modern(!) hem de muhafazakar kesimin engellemeleriyle okumalarına engel olunmak istenmesi, aktivist bir kapalı kesimin doğuşuna neden olduğu gibi, tersi de olmuş, açılanlar olduğu kadar diğerlerinden farkının olmadığını ispatlamaya çalışan kapalı-modern bir kesim de ortaya çıkmıştır. Bugün başörtüsünü savunanlar dünün aktivistleri. Açılanlar sessizce hayatlarına devam edenler. Diğerlerinden farkının olmadığını savunanlar ise, belki de en çok tavizi verenler.</p>
<p>Günümüze geldiğimizde ise tamamen farklı düşünen, günün popülist kültürünün etkisi altında, taktığı başörtüde markayı önemseyen, kıyafetiyle güzelliğini ortaya çıkarmak isteyen, diğerlerine kendisini modern göstermeye, onlar gibi olduğunu ispatlamaya çalışan genç bir kapalı kitlesiyle karşı karşıyayız. Dünün baskılarına karşı duran, modernist algının Kemalizm vb. kesimle özdeşleştiği kişi ve kurumlarla mücadele eden kapalılarının karşısında bugün, post-modernizmin yansıması olan ve kendisini Âlâ dergisiyle temsil eden genç kapalıları var. Modernizmin yansıması Kemalizm vb. akımlarsa, post-modernizmin yansıması Âla dergisi artık günümüz Türkiye&#8217;sinde.</p>
<p>Başörtüsünün inananlar için Allah&#8217;ın emri olması, takvayı temsil etmesi, sosyal alanda ise nasıl giyinilmesi gerektiği modern dayatmasına karşıtlık olması vb. şeklindeki özgürlük algısı, yerini bugün kadının metalaşmasının farklı bir kanaldan ama aynı unsurların tekrarıyla ortaya çıkartılan yeni bir özgürlük algısına bırakarak bir dejavu duygusu yaşatmaktadır. Moda dergilerinin hayatın içine girmesi, gazete haberlerine taşınması, televizyondan nasıl giyilmesine yönelik programların günlük hayatın olmazsa olmazı şekline gelerek, kadını istenilen şekilde istenilen kıvama getiren, gelmeyeni geri kafalı, cahil olarak yaftalanmanın, ayıplamanın normalleştirilmesi kapalı kesimde yaşanan durumun geleceğidir.</p>
<p> Âla dergisi, moda dergilerinin kitsch örneği olarak, bu kesimde bir ilke imza atmıştır. Bu ilk örnek, diğer kitsch örneklerin de gelmesiyle bugün verdiğimiz tepkilerin zayıflamasına neden olacak ya da önüne geçemediğimiz için normalmiş gibi davrandığımız büyük bir kırılmanın ilk adımı olacaktır. Bunu ne mi takip edecek? Güzellik yarışmalarındaki kapalılar. Çok uzak olmayan bir gelecekte, güzellik yarışmalarında yer alan kapalıları göreceğiz. İlk itirazların devede kulak kalması ve değişimin yavaş yavaş on yıllara dağılarak yaşanması yüzünden;  kendimizi gözümüz ekranda yarışmanın en güzelini seçerken ve bunun yorumunu yaparken bulacağız. Bu öngörüler elbette pat diye olmayacak, dergilerden gazetelere, televizyon programlarından&#8230; güzellik yarışmalarına giden görece bir süreçten bahsediyorum burada.</p>
<p>Artık Can Bonomo&#8217;nun İngilizce şarkısındaki sözlerin Türkçesini ezbere bilen ama Yasin suresinin tek ayetinin Türkçesini bilmeyen muhafazakar genç nesil üyeleri var karşımızda. Elbette popülist kültürden uzak duran belli bir genç kitlesi de var ama genelleme ve etiketlemenin yol açtığı kırılma çoğunluğa yayılarak her geçen gün bu sayıyı arttırmaktadır. Bireyselleşme ve kimlik ifadesi olarak genellemenin dışına çıkmak isterken başka bir genellemenin içine farkında olmadan katılan genç bir kesim.</p>
<p>Bireyselleşme ve kimlik ifadesinin genellemeler arasında aldığı çetrefilli yol, elbette bundan fazlası ama konuya dönelim ve çözümün ne olması gerektiği üzerine kafa yoralım şimdi. Varlık hakkının genelleme, etiketleme ve nesneleştirme öğesi olmasını reddederek, bunların dışında, üstünde ya da içinde olmak değil, bu çarkın işleyişini reddederek ve onu ifşa ederek kendi kimliğini koruma hakkını savunmak çok daha doğru bir tutum olacaktır her birey için. Bu hakkı korurken, diğeri dediğiniz kimliğin de aynı hakka sahip olduğunu göstererek ve varlık hakkının herkes için sizin kadar önemli olduğunu fark ettirerek elbette.</p>
<p>Kendi kimliğini korumak, diğerinin kimliğini korumakla başlar ve bu koruma işleminin, kendinizin kimliğini korumak kadar önemli olduğunu anlayamadığınız zaman, kendi kimliğinizin bir gün tek kimlikli varlık dayatmasının malzemesi olacağı kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu kısır-döngüyü aşmalı ve dayatılan çarkın dışına çıkmalı. Yarın değil ya da bir başka gün. Hemen. Yoksa aynı genellemenin içine dahil olup nesneleştirilmek, bu nesneleştirilmeden kurtulmaya çalışırken de başka bir genellemenin içine düşüvermek işten bile değil.</p>
<p>Ve unutulmamalı, birbiriyle ilgisizmiş gibi dururken, aslında birbirini tamamlayan tüm bireyler çemberin bir parçasıdır.</p>
<p>Bir yerde yağmur yağarken, başka yere de aynı yağmurun yağacağını hatırlatmanız gerekir; vakti gelince, yağmur yağar çünkü&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> &#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sen Kur&#8217;an tefsir ediyorsun, kendini ne zaman tefsir edeceksin?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/sen-kuran-tefsir-ediyorsun-kendini-ne-zaman-tefsir-edeceksin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/sen-kuran-tefsir-ediyorsun-kendini-ne-zaman-tefsir-edeceksin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 21:33:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali P.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21284</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/LYgoQENDWSc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/01/sen-kuran-tefsir-ediyorsun-kendini-ne-zaman-tefsir-edeceksin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/sen-kuran-tefsir-ediyorsun-kendini-ne-zaman-tefsir-edeceksin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşüm / Franz Kafka</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Mar 2012 22:41:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21244</guid>
		<description><![CDATA[‘&#8217;Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) 
 Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21245" title="kafka_donusum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg" alt="" width="220" height="304" /></a>‘&#8217;<em>Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) </em></p>
<p><em> </em>Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip olduğu gibi eleştirileri yüksek perdeden ve alay eder tavırlarla duymuştur. Farklı olandan korkan, farklı olanla alay edilen bir düzenin içinde yaşamanın doğal sonucudur bu yaklaşımlar velhasıl.</p>
<p> Kafka, hayatı boyunca farklı bir insan olarak çevresinde cüzzamlı muamelesi görmüş, dışlanmış, horlanmış ve sosyal hayatı pek parlak geçmemiş bir yazar. İnancı Yahudi, iletişimi Alman, yazılarını düşlediği belki oturup bir köşeye yazdığı sokaklar Çek. Tam da bu sebeplerden dolayı dindar olmadığı için önce Yahudiler sırtını döndü ona. Sonra pek ilgili olmadığı dini ve kökeni nedeniyle Almanlar tarafından kara listeye alındı. Bu liste de Kafka nispeten az yaralanmışsa da 3 kız kardeşi de kapatıldıkları gettolarda kayboldu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi <span id="more-21244"></span>halkın %90&#8242;ı Çekçe konuştuğu için Almanca konuşulanlara ayrı bir cephe alındı ve bir taraftan daha kuşatılıp namlunun ucuna kondu. Kafka insanlar tarafından hep kum torbası muamelesi görüyordu ve bu günlerden sonra yalnızlığıyla dostluğu pekişti.</p>
<p> Dönüşüm kitabı yazarın yaşamında tanık olduklarının, birikimlerinin, dolmuşluğunun yazıya dökülmüş hali. Kitabın kahramanı Gregor Samsa, Kafka gibi sigortacılık işiyle uğraşan ne kadar nefret etse de gereklilikler nedeniyle ve ailesinin borçları sebebiyle çalıştığı iş yerinde zorunlu olarak çalışan, ailesinin geçimini omzuna yük eylemiş bir adamdır. Annesi, babası, kardeşi ve Gregor üzerine kurulmuş hadisenin Kafka&#8217;nın iç dünyasını yansıttığı görüşü sadece mesleğiyle benzerlik değil, baba figürünün baskınlığıyla da ikna ediciliğini arttırmaktadır. Kafka, baba baskısını hayatı boyunca uzun süre üzerinde hissetmiş, babasından korkmuş, korkusu giderek evrilmiş ve öfkeye, nefrete dönüşmüş.  <a href="http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/">O kadar büyüktür ki Kafka&#8217;nın içinde tuttukları babasına yazdığı fakat adresine ulaştıramadığı mektubu dahi kitaplaştırılmıştır.</a></p>
<p> ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; ün  kurgulanışı ise sigortacılık yapan ve zorunluluktan dolayı bu işe devam eden,  genellemeye vurursak sistemin dayatması sonucu benliğini kaybeden, kendi dahil herkese yabancılaşan bir adamın bir sabah yine işe kalkmak için uyanması sonucu kendini böcek olarak bulmasıyla başlar. Böcek figürü üzerine yüzlerce makale yazılmıştır. Böcek figürü dönüşümü mü değişimi mi temsil ediyor diye. Hatta çevirmenler bu ikiliden birini birinin önüne çıkarıp tamamen yetkin hale getiremediği için bir görüş kitabı ‘&#8217;Değişim&#8221; diye diğer görüş sahipleri ise  ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; diye basmışlardır.</p>
<p> Kitabın içerisinde bireyin sistem dolayısıyla kendine ve herkese yabancılaşması çok metaforik bir dille anlatılırken aslında bir o kadar da vuruculuğunu bu metaforik dilden alır. Hepimiz bir insanın ölmesine alışık olduğumuzdan salt ecel ile ölüm ilgimizi çok fazla çekmez. Oysa trajik ölümler insanlara çok ilgi çekici gelir çünkü farklıdır, alışılmış dışıdır, ilginçtir. İşte Kafka, böcek metaforunu bu yüzden seçmiştir zannımca ve birçok eleştirmene göre. Farklı olan ilgi çekici, göze batıcı olduğu kadar bütün bir kitabın yazılmasının hikayesini oluşturduğu şekilde hor görülen ve dışlanandır da.</p>
<p> Basketbol maçlarının, futbol maçlarının, sevgili olmanın, sınava girme anına kadar olan sürenin kısaca hayatın bir dolu hikayesi var. Hikayeden kasıt, sonuca götüren nedenler,  daha açıkça süreci oluşturan olaylar ve hayatın önümüze çıkardığı kurgular. İşte&#8221; Dönüşüm&#8221;,  hikaye kitabının da hikayesi olabileceğinin kanıtıdır çünkü farklık sonucu oluşan yabancılaşmanın ve bu yabancılaşma sonucu eleştiri niteliğinde yazılan kitabında farklılığı metafor almasının nihayetinde  gördüğü ilginin hikayesidir. Kendi silahından çıkan kurşunla vurulmak gibi bir şeydir aslında bu kitabın hikayesi.  1. Dünya Savaşı esnasında yayınlanan kitap henüz Nazi sisteminin tepe noktası yapmadığı fakat tohumlarının ekildi sürecin meyvesidir. Kapitalizmin Sanayi Devrimi sonrası sistem çarklarını hararetle döndürmesinden önceki son viraj belki bir önceki olması hasebiyle bu çarka çomak sokmaya niyetlenen bir adamın sessiz çığlığıdır.</p>
<p> Kafka,  o derece özgüvensiz bir adamdır ki yazdığı elyazmalarının ölümünden sonra hemen hepsinin yakılmasını istemiş. Sessiz çığlık dememin sebebi de tam olarak burada yatmaktadır. Sistemi kendi isteğiyle veya içinde bulunduğu sosyal şartlar nedeniyle reddetmiş fakat bu reddedişe bir yol açmak konusunda korkularını yenmeyi büyük ölçüde başaramamış. Sosyal hayat konusunda son derece başarısız olan Kafka, hayatı boyunca uzun süren tek dostluğunu elyazmalarını yakması için bıraktığı Max Brod&#8217; la yapmış, kendini sadece tam manasıyla ona açmış.</p>
<p> Kafka, Max Brod&#8217; la dönemin ünlü sigorta şirketlerinden olan  &#8221;Assicurazioni Generali&#8221; de çalışmaya başladığı süreçte 1907 yılında Prag&#8217;da tanıştı ki Prag&#8217;da bulunan edebiyat çevresine kabul görmesi bu tanışıklık sonrasına dayanır. Tabi kitabın hikayesine bakılırsa yazılım sürecinde geçen 8 yıl Kafka için çok fazla sorgulama, isyan ve yabancılaşma hislerine gebe olmuş<a name="_GoBack"></a>.</p>
<p> Kafka, düşüncesinde kaçışa çok büyük bir önem vermiştir. Girişte Aforizmalar kitabından yaptığım alıntı da dediği gibi hayattan zevk almak konusunda kabiliyetsiz bir insandı. Sistemin dayatmasının, para kazanma zorunluluğun, baba baskısının, hissiyatın detay sayıldığı bu düzenin hayata sığınmayı zorlaştırdığını düşünüyordu ve hayattan kaçmanın yollarını arıyordu. Evlilik Kafka için en yakın kaçış planıydı çünkü babasıyla rütbesini eşitlemiş olacaktı ve artık baskılar son bulacaktı. Fakat hiç ulaşamadığı, adım atsa yakalayıp tutacağı ama o adımı hiç atamayacağı bir mesafe olarak kaldı evlilik.</p>
<p> Felice Bauer isimli genç, güzel, sağlıklı ve sade oluşuyla kalbini çalan kadın aslında Kafka&#8217;nın hem gönlüne hükmetmişti hem de Kafka&#8217;nın özgürlüğünü avuçlarında tutuyordu. Dönüşüm kitabının yazımında yazar Max Brod&#8217; un evinde tanışıp anlamlar yüklediği Felice Bauer ile nişanlandı. Ancak nişan sadece alt ay sürdü, ayrıldılar ve  Kafka hiçbir zaman ulaşamayacağı, fakat çok önemsediği evliliğin denizinden kayığını sonsuza kadar çekmiş oldu ki artık Kafka ebediyete kadar yalnızlıkla nişanlıydı. Dönüşüm kitabı yayınlandıktan sonra Bauer ile yine yakınlaşıp 1917 de tekrar nişanlandıysalar da 5 ay sonra yine nişanı atacaklar ve tüm bağları koparacaklardı. Şüphesiz bu kadın Kafka&#8217;nın ‘&#8217;dönüşümünde&#8221; çok etkili bir yer aldı. Şahsi kanaatim Kafka Dönüşüm ile birlikte zirve noktasını yapmış ve artık düşüşe geçmişti.</p>
<p> Dönüşüm, hayatın arka sırasına oturmuş bir adamın yaptığı gözlemlerin dışavurumudur aslında. Sistemin yabancılaştırdığı bir hayatın, aile içi ilişkilerin dahi güç aldığı dayanılmaz pragmatistliğin, insanın gitgide makineleşmesinin iç burkan ve derin düşüncelere daldıran bir eleştirisidir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> ‘&#8217; Tutulabilecek iki yol; kendini son noktaya dek ufaltmak ya da sonsuz ufak olmak. İlki devinimsizlikten çıkan mükemmellik, ikincisi eylem anlamına gelen bir başlangıçtır.&#8221; (Aforizmalar, 90)</em></p>
<p><em>  </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Araf Dağına (yeniden) Tırmanış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21170</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.
Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)
&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/10196222?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="265" frameborder="0" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/10196222">Hamza Yusuf</a> from <a href="http://vimeo.com/user3321132">Design4 Marketing Communications</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai </a>sayesinde eskimemiş ve <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">eskimeyecek bir çeviri </a>yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)</em></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un <em>Symposium’</em>unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  </p>
<p>Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “<em>desiderare</em>,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”<em>de</em>” ,”-den,” ve “<em>sidere</em>” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  </p>
<p>Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… &#8221; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuşatılmış Yaşamlar / Michel Houellebecq</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 15:09:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Hasar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21155</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Ne kadar çelişkili görünürse görünsün, aşılacak bir yol vardır ve bunu aşmak gerekir, ama yolcu yoktur. İşler görülmüştür, ama işi gören yoktur.&#8221; - Sattipathana-Sutta, XLII, 16
Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Michel Houellebecq
Michel Houellebecq, Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Temel Parçacıklar (Les Particules Elementaires), Kuşatılmış Yaşamlar (Extension du domaine de la lutte), Bir Ada İmkanı (La Possibilité d&#8217;une [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/michel_houellebecq_kusatilmis_yasamlar.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21156" title="michel_houellebecq_kusatilmis_yasamlar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/michel_houellebecq_kusatilmis_yasamlar.jpg" alt="" width="250" height="379" /></a> &#8221;Ne kadar çelişkili görünürse görünsün, aşılacak bir yol vardır ve bunu aşmak gerekir, ama yolcu yoktur. İşler görülmüştür, ama işi gören yoktur.&#8221; - Sattipathana-Sutta, XLII, 16</em></p>
<p><strong>Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Michel Houellebecq</strong></p>
<p>Michel Houellebecq, Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Temel Parçacıklar (Les Particules Elementaires), Kuşatılmış Yaşamlar (Extension du domaine de la lutte), Bir Ada İmkanı (La Possibilité d&#8217;une île) gibi eserleriyle vitrinde yer alan bir isim. Fransa&#8217;nın dışında ülkesinin  Fransız Romancılar kuşağında önemli bir yere sahiptir. Toplumdan uzakta bir yaşam sürer ve eserlerinde genel olarak önceleme diyebileceğimiz bir teknikle birey ve toplum merkezli konular ele alır. Houellebecq&#8217;i Kuşatılmış Yaşamlar eseriyle Bilişim Sektöründeki sıkıntı ve buhranları sert bir dille ve öyküleme-önceleme ile yerden yere vurduğunu ve bir depresyon anatomisi çizdiğini görürüz.</p>
<p>Houellebecq sıra dışı bir yazar. Sıra dışı olmasının sebebi kendisinde sevgi ve nefreti bir arada toplamasıdır. Depresif bir ruh hâliyle üçüncü bin yıl üzerine atışlarda bulunur ve savlarıyla bunu destekler. Dili sert, argotik olup bam teli üzerine dokunuşlar yapar. Bu aslında Michel Houellebecq&#8217;in yaşantısıyla doğru orantılıdır. Özel hayatında yaşadığı boşanma, sıkıntılar, cinsel liberalizm ve Semavi dinler üzerine düşünceleri, eleştirileri onu iki farklı noktaya götürür ki bir kesim Houellebecq&#8217;i gerçekten değerli bulup Nobel&#8217;e aday <span id="more-21155"></span>gösterirken, bir kesimse kendisinden nefret eder. Yazış stili ve etkilendiği isimler açısından realistleri saymamız mümkündür. (Stendhal, Flaubert ve Balzac) Antropolojik ve sosyobiyolojik yaklaşımlarıyla Zola&#8217;dan etkinlediğini de ekleyebiliriz. Amerikan yazar Bret Easton Ellis ile de kimi zaman kıyaslama yapılır kendisi için. Roman eleştiri uzmanları bu çerçevede bir yaklaşım öne sürerken; Michel Houellebecq Kurt Vonnegut, H.P. Lovecraft gibi yazarlardan etkinlendiğini söyler.</p>
<p><strong>Kuşatılmış Yaşamlar</strong></p>
<p>&#8220;Birden, modern olmamayı umursamamaya başladım.&#8221; - Roland Barthes</p>
<p>Jean-Paul Sartre, Bulantı (La Nausée) eserinde tanrısız bir evrenin ve bireylerin gözünden varoluşsal alanda evrenin algılanışını sorgular. Sartre&#8217;ın sinik, brutal, halüsine olmuş kelimeleriyle çeşitliliğe gideriz. Olayın merkezine yerleştirdiği karakteriyle biz dünyanın öteki gerçekliğini görürüz. Sartre&#8217;ın düşüncesinde yer alan birey - toplum merkezinin bir penceresi vardır ki insan üzerine düşünce vardır artık, insan ve varoluşsal alandaki direnişi&#8230;</p>
<p>&#8220;&#8230;Bankacısınız. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Steril bir hayat sürüyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Onlarla bowling oynuyorsunuz, bankacılıktan söz ediyorsunuz. Akıllı olduğunuz için mutlusunuz. Ancak çok çalışmak zorundasınız. Öyle ki kazandığınız parayı harcayacak vakit bulamadığınız oluyor. Her an biri yerinizi kapabilir. Göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman, üzerinize bir karamsarlık çöküyor, bir dalga gibi kabarıyor, yüreğinize vuruyor&#8230;&#8221; (1)</p>
<p> </p>
<p>Nil Desperandum&#8230;(*)</p>
<p>Houellebecq&#8217;in toplumun her sahasındaki tıkanıkları ve bu tıkanıklıklardan dolayı insanların kavanoza sıkışmış böcekler şeklinde addetmeye çalışması, Houellebecq&#8217;in toplumu toplum yapan birey ve onların farkındalıklarının sönüşüne, yitirilişine protest tavrıdır. Houellebecq&#8217;in dilinde daha doğrusu tavırlarında bıkmışlık yok. Aksine, güller arasında yabani bir çiçek olmayı kendisine uygun görüp, kalemi üzerinden yaşantılarımıza zincir vuran bir gölge işçisi olarak çıkıyor karşımıza. Kuşatılmış Yaşamlar ile bizleri steril hayatlardaki küçük noktalara benzetiyor. Bu metaforik bir yaklaşım. Üçüncü bin yıla kendi öncelemeleriyle geliyor. Savaşı kendisiyle. Onun dilindeki aşağılayıcı tavırları bir üst dil olarak görmüyor, toplumun kendi içinde oluşturduğu kültüre ve bu kültüre çizgiler veren hiyerarşi sistemine sol tabandan gelerek yaklaştığını, eleştirdiğini anlıyoruz. Karakterlerini yaşantımızın içinden çekip alıyor.</p>
<p>&#8220;&#8230;Bazen hayatın genel görünümlerine değinen hararetli sohbetler oluyor, hatta bazen sıcak bir kucaklaşma oluveriyor. Tabii karşılıklı telefon numaraları alınır, verilir ama genelde insanlar birbirlerini çok az ararlar. Hatta hatırlansa ve tekrar görüşülse bile baştaki coşkunun yerini süratle bir hayal kırıklığı ve isteksizlik alır. İnanın bana ben hayatı tanırım, her şey tamamen tıkanır, kalır&#8230;&#8221; (2)</p>
<p>Gelişen teknoloji ve modern toplum arasında köprü var. Kuşatılmış Yaşamlar salt kendi yazın tekniğiyle bir sistem eleştirisi, bir içsel savaşın yansıması tabir-i caizse. Rahatsız yazılar ve kökleri hakim Houellebecq&#8217;in dilinde. Bu alanda kimse öncü değil, herkes biraz tıkanmış, o kadar. Kapanmış perdelerin ardında kalansa bir birey farkındalığı, hakikat eşiği. Süredizimsel akış içinde farklı kapılara gitmek mümkün. Houellebecq&#8217;in amaçladığı da bu. Kendi düşüncelerini ters düz edip sunmayı başarması. Okuyucuyla arasında kurduğu bağ tepkisel negatiflik. Yazarken kapalı anlatımıyla açık bulmaya çalışıyor, kendi yolunda kaybolmuş gibi gözüken ama asla kaybolmayan. İfadeleriyle rahatsızlık veriyor, geriyor, sinirlendiriyor, suları bulandırıp üzerine çamur atıyor. Kendi sorunsalının nihayetinde bir öze ulaşacağının en basitinden bir izi.</p>
<p>&#8220;&#8230;Önce insanların sürüler ya da iki-altı kişilik küçük gruplar hâlinde dolaştıklarını gözlemliyorum. Hiçbir grup bana tam olarak ötekinden pek farklı gelmiyor. Gerçekten de birbirlerine çok benziyorlar, acayip birbirlerine benziyorlar, ama birbirlerinin tıpatıp aynısı oldukları söylenemez. Sanki hafifçe birbirinden farklı giysiler, yürüyüş biçimleri, bir araya toplanma yöntemleri benimseyerek, her çeşit bireyselleşmeye mutlaka eşlik eden uyuşmazlığı elle tutulur hâle getirme yolunu seçmiş gibiler&#8230;&#8221; (3)</p>
<p>Tek tipleşme ve bireyselleşme üzerine alt eleştiri yapar Houellebecq. Modern toplumun insanları sosyalleşmeye, bireyselleşemeye ve aktif rol oynamaya öyle ya da böyle ittiğini, bundan da basamağın altında kalanların ezilmeye mahkum olduğunu vurgular. İnsan kendi düzlemini ötekiyle yer değiştirerek yahut ötekiyle toplumun ona atfettiği rolü oynayarak süreçlerin dinamizmine katkı sağlar. Bu iki yönlüdür. Birey - Toplum ve Toplum - Birey.</p>
<p>Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler kitabında hiyerarşik sistemler ve bireylerin tarihsel boyutta tepeden inmeci bir sistemle ve de tiranik bir yol ile nelere maruz kalındığına değinir. Bireyin modern toplumlarda  karşılaştığı düzenlere, çevresel faktörlere hangi paralelle gideceğini ve bunun nasıl bir disiplin olduğunu gösterir. Bulaç ile Houellebecq&#8217;in ortak paydada birleştiğiyse, sınıflı bir toplum modelidir. Başka bir ifadeyle, modern toplumun giderek sınıflaşmaya doğru yol almasıdır.</p>
<p>Kuşatılmış Yaşamlar, yaşanmışlıkların ve sorgulamaların bir izdüşümü. Michel Houellebecq bireyler üzerinden modern toplumun tıkanıklıklarını, bunaltılarını, sektörler arasında gerilen iplerle ve bu ipler arasında durmak zorunda olanları getiriyor bize, toplumcu bir yaklaşım ile. Houellebecq&#8217;in düşünceleri gizli satır aralarında, toplum merkezli ve toplumun dibinden.</p>
<p>&#8220;Uçurumun ortasındayım. Tenimi bir sınır gibi hissediyorum, dış dünyayı da bir eziliş gibi. Ayrılık izlenimi tam; artık bundan böyle kendi içimde tutsağım. O yüce birleşme olmayacak; hayatın amacı kaçırıldı, saat öğleden sonra iki.&#8221; - Michel Houellebecq</p>
<p>Kompleks anlatılar ile saf bir temele varış var. Yaşamların kuşatılması ya da Mücadele alanının genişletilmesi şeklinde iki zıt teoriyle zorlamalara başvuruyoruz. Zorlamalarımız ideal düşüncemizin kendi içimizdekine yeterli gelmemesi. Tüketim ve beraberinde gelen buhran ile sıkıntı şablonundan kurtulmaya çalışıyor, her defasında yeniliyoruz. Çaresizliğimiz kendi ellerimizden kayıp gidiyor süreç içerisinde. Duruşlar pasif, bedenler boşlukta. Boşlukta oluşan renk tayfası dönüyor her geçen gün modern yaşantımızda ve Houellebecq bize bunu gösterirken yüzüne tokat yemeyi göze alıyor. Belki de Houellebecq&#8217;i sevme ve ondan nefret etmemizin sebebi kendimizdir. Yazarın şu sözü ile bitirelim : &#8220;Ah, evet, değerlere sahip olmak !&#8230;&#8221;</p>
<p>________________</p>
<p>(*) Umutsuzluğa kapılmayın</p>
<p>1) Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar (Arka Kapak)</p>
<p>2) Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar, s. 45</p>
<p>3) Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar, s. 72</p>
<p>4) Ali Bulaç - Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık</p>
<p>5) Jean-Paul Sartre - Bulantı , Can Yayınları</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan kitap 3</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></span></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/22/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>John Q / Nick Cassavetes</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 14:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21133</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sanat üzerine e-kitap okumak için…
 
Söz yıkar şiir imar eder
İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="326" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="tvnet.tv.tr" /><param name="flashvars" value="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg" /><param name="src" value="http://tvnet.tv.tr/player.swf" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="326" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" name="tvnet.tv.tr" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/8229.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi06beab30-7cba-4e5c-ae0f-f842d746dcbc.jpg"></embed></object> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/04/torino-ati-bela-tarr/">Share on Facebook</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/20/john-q-nick-cassavetes/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Kitabı : Güvercin Gerdanlığı “Sevgiye ve Sevenlere dair”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/askin-kitabi-guvercin-gerdanligi-%e2%80%9csevgiye-ve-sevenlere-dair%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/askin-kitabi-guvercin-gerdanligi-%e2%80%9csevgiye-ve-sevenlere-dair%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 21:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21038</guid>
		<description><![CDATA[Güvercin Gerdanlığı[1] 10 ve 11.yy.larda yaşamış, hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, siyaset, ilâhiyat, edebiyat&#8230; alanlarında uğraşmış, 400 eser yazmış olan Endülüslü şair, mezhep imamı, filozof, polemikçi ve hukuk bilgini İbn Hazm&#8217;ın en önemli eserlerinden biridir. İbn Hazm&#8217;ın künyesi Ebû Muhammed, lakabı İbn Hazmdır. Döneminde İbn Hazm ez-Zâhirî olarak ünlenmiştir. 994 yılında Kurtuba sarayında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/guvercin_gerdanligi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21039" title="guvercin_gerdanligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/guvercin_gerdanligi.jpg" alt="" width="220" height="338" /></a>Güvercin Gerdanlığı<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[1]</a> 10 ve 11.yy.larda yaşamış, hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, siyaset, ilâhiyat, edebiyat&#8230; alanlarında uğraşmış, 400 eser yazmış olan Endülüslü şair, mezhep imamı, filozof, polemikçi ve hukuk bilgini İbn Hazm&#8217;ın en önemli eserlerinden biridir. İbn Hazm&#8217;ın künyesi Ebû Muhammed, lakabı İbn Hazmdır. Döneminde İbn Hazm ez-Zâhirî olarak ünlenmiştir. 994 yılında Kurtuba sarayında doğan Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde vefat etmiştir.</p>
<p>İbn Hazm&#8217;ın bu eseri İspanyolca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça, Fransızca, Japonca, Felemenkçe ve Kazakça&#8217;ya çevrilmiş; bizde 1979 - 1980 yılları arasında bazı bölümleri Diriliş dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p>Güvercin Gerdanlığı, Klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan <em>&#8216;aşk zinciri&#8217;</em> anlamına gelen bir semboldür. Birçok şair tarafından kullanılan bu sembol, Hazm&#8217;ın eserinin de adı olmuş ve bu sembolle Hazm, aşkı, aşkın insan üzerindeki etkilerini, kendi deyişiyle arazlarını anlatacağını belli etmiştir.</p>
<p>İbn Hazm&#8217;ın Güvercin Gerdanlığı (Tavku&#8217;l-hamâme fi&#8217;l-ülfe ve&#8217;l-ullâf) adlı eseri, Mahmut Kanık&#8217;ın çevirisi esas alınarak incelenmiştir. Eser, Kanık tarafından iki bölüm olarak hazırlanmış; birinci bölümde Hazm&#8217;ın Güvercin Gerdanlığı eseri verilirken diğer bölümde Endülüs Edebiyatı ve Hazm&#8217;ın hayatına dair bilgiler <span id="more-21038"></span> verilmiştir. İnceleme bu iki bölüm esas alınarak yapılacaktır.</p>
<p>Birinci Bölüm: GÜVERCİN GERDANLIĞI</p>
<p>İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı&#8217;nı giriş bölümünden hemen sonra, alt bölümlerle birlikte, aşkı otuz başlık altında inceler.</p>
<p>On tanesi: Aşkın kaynakları ve belirtilerini işler.</p>
<p>On iki tanesi: Aşkın arazlarını, iyi-kötü yanlarını işler. Yardımsever dost, birlik, sır saklama, sır söyleme, itaat, muhalefet; sonra herhangi bir şeyi sevip artık başka hiçbir şeyi sevmeyecek âşık, arzuların ılımlaştırılması, sadakat, ihanet, bitkinlik, hastalık ve son olarak ölüm.</p>
<p>Altı tanesi: Aşkla içeriden gelen belâlar ve âfetleri işler. Eleştirmeci, gözetleyici, gizli-kötü haberci, kaçınma, ayrılık ve unutma.</p>
<p>İki tanesi: Günahın çirkinliği, iffete dair güzel sözleri işler.</p>
<p>Teknik ve içerik anlamda esere baktığımızda:</p>
<p>Düzyazı, kısa öyküler, kendisine ve başkalarına ait uzun-kısa şiirler karşımıza çıkar. Düzyazılarda secili üslubu seçen şair, şiirlerin büyük çoğunluğunu kendisine ait şiirlerden seçmiştir. Nazım birimi olarak, beyit ve kıtalar; nazım şekli olarak özellikle kaside; ölçü olarak değişik aruz kalıplarını tercih etmiş, bu çeşitlilik şiirlerini monotonluktan kurtarmış; şiirlerinde bolca söz sanatı kullanarak (benzetme, istiare&#8230;) şair yönünün ustalığını ispatlamıştır. Düzyazılarda kendi hayatından, çevresindeki insanlardan kimi de tanık olmasa bile kendisine anlatılan olaylardan örnekler vererek eserini gerçeklikle ilişkilendirmiş, bir nev&#8217;i savunduğu tezi bu açıklamalarla kanıtlamıştır. Gerçek hayata ait kısımlarda olayları yaşayan kişilerin isimlerini vermiş, hatta çok cesur sayılabilecek örnekleri ve yaşantıları anlatmaktan çekinmemiştir.</p>
<p>Güvercin Gerdanlığı&#8217;nın türüne şudur şeklinde teknik bir sınırlandırma yapılması mümkün değildir. Ne öykü ne kasidedir, ne düzyazı ne de şiirdir. Tüm bunların toplamıdır. Hatta içinde ayet, hadis, dinî bilgi, naaslar, siyasi olaylar, dönemin sosyal, kültürel ve edebi yapısı, soyut bilginin tümevarım yöntemiyle incelenmesi, psikolojik tahliller ve mantıkî önermeler&#8230; içerir. Anlatıcı kişi kendisidir ve öznel yargılar eserin birçok yerinde karşımıza çıkar ama bunu destekleyen örnekler, Kuran&#8217;dan, Tevrat&#8217;tan, Eski Yunan&#8217;dan alıntılar, kanıtlar ve içeriklerle.</p>
<p>Eserin yazılış sebebi, Hazm&#8217;ın kıramayacağı kadar değer verdiği ve sözünü emir telâkki ettiği bir dostunun kendisinden &#8220;aşkı, çeşitli anlamlarını, nedenlerini, a&#8217;razlarını, değişikliklerini, onu kuşatan elverişli durumları tasvir eden&#8221;(s:34) bir eseri tamamen gerçeğe bağlı kalarak, dıştan bir şey katmadan kaleme almasını istemesidir. </p>
<p>Eserin teknik anlamdaki kusuru ise, kimi yerlerde şairin konu dışına çıkarak konu bütünlüğünü bozmasıdır. Konu dışına çıktığının farkındadır yazar. Şöyle der bu yerlerden birinde: &#8220;Gerçi bütünüyle konumuzla ilgili değil; önceki paragrafla şu paragraf ne kitabın ne de bölümün çerçevesine giriyor; fakat yukarda belirttiğimiz koşullara uygun bir biçimde yaklaşıyor, der (s:130) ve misafirliğe gittiğinde kendisine kaba davranan ve kendisini önemsemeyen arkadaşının yaptıklarını anlatır. Başka bir yerde de : &#8220;Kuşkusuz bu iki durum, bu bölümün dışına çıkıyor.&#8221;(s:203) der.</p>
<p> </p>
<p>Tekniğindeki en güzel kısımlarsa benzetmelerinin orjinalliği ve güzelliğidir ki burada şair yaratılışının heyecanını, güzele olan aşkınlığını, hassasiyetini mübalağa ve teşbihlerin ardından ortaya çıkarttığını gözlemleriz:</p>
<p>&#8220;Ayrılığın pek yakın olmasından mı korkuyorsun? Binek hayvanlarının adımlarının hızlanışını görmekten yüreğin mi burkuldu ne?&#8230; Ayrılık, üzerimize çökünce, bir ölüm kılavuzudur.&#8221;</p>
<p>&#8220;O gün kısır bir kadının ilk kez bir çocuk dünyaya getirişi gibi, hep karavana atarken ilk kez hedefi vuran ok gibi oldu.&#8221; (s:148)</p>
<p>Mugis Sarayı&#8217;ndaki evleri anlattığı bir düzyazıda: &#8220;Bir zamanlar erinç dolu yerler iken, şimdi artık tanınmayacak bir hâlde, virân olmuş; bir zamanlar aşk ve ülfet yeriyken, şimdi ıssız çöl olmuş; vaktiyle sıra sıra zarif, güzel görüntülü evler iken şimdi korkunç, ürkütücü harabelere dönmüş; önceleri güvence yerleriyken şimdi uğursuz, şom, engebeli dar yollar ve çukurlara dönmüş. Bir zamanlar oralarda, aslan gibi adamlar, ellerinden bin türlü maharet akan heykel kadar güzel bakireler dolaşırken; şimdi kurtların uluduğu yuvalar, şeytanların bağırdığı alanlar, cinlerin çılgınca eğlendiği aralıklar, gulyabanilerin dolaştığı korkulu yerler, vahşi hayvanların barınakları olmuş&#8230; O güzelim salonlar, güzel görüntüleri üzüntü ve kederi dağıtan o güneş gibi parlayan süslü gelin odaları şimdi harabeye dönmüş, tamamen yıkılmış, açık aslan ağzına benziyor&#8230; &#8221; (s:149)     </p>
<p> </p>
<p>Güvercin Gerdanlığı&#8217;ndaki Bölümler:</p>
<p> </p>
<p>Aşkın Mahiyeti</p>
<p> </p>
<p>Önce burada aşk nedir&#8217;e cevap verir Hazm: &#8220;İnsanlar aşkın mahiyeti hakkında tam anlamıyla anlaşamadılar. Üzerinde kafa yordular ve uzun incelemeler yaptılar. Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel öğelerinden meydana gelir&#8230; Beraberlik ve ayrılığın ruhların birleşimi  ve ayrışımıyla ilgili olduğunu biliyoruz.  Her şekil kesinlikle kendine uygun olan şekli çağırır, onu arar bulur. Her şey misli mislinedir. Birbirine yakınlık duygusal bir iştir ve apaçık etkileri vardır. Aramızda karşıtların birbirini ittiğini, benzerlerin birbirlerini çektiğini, hemcinslerin birbiriyle uyum sağladığını bilmeyen yoktur. Niçin aynı durumlar ruhlar için söz konusu olmasın? Oysa onların âlemi saf ve temiz bir alemdir.  Özü ahenkli  bir şekilde yüceliğe dayanır ve kendisini oluşturan ilke onu eğilimlere, yaklaşımlara ve uzaklaşımlara, sevgiye ve nefrete yaraşır hale getirir. Yüce Allah şöyle diyor: &#8220;Sizi bir candan (Adem&#8217;den) yaratan bundan da gönlü kendisine yatıp ısınsın diye eşini yapan O&#8217;dur, Allah&#8217;tır.&#8221; Demek oluyor ki, böylece Allah, Adem&#8217;in eşinde bulacağı ısınmanın nedenini Havva&#8217;nın kendisinden bir parça olmasında kılmıştır. Eğer aşkın nedeni bedenin biçimsel güzelliği olsaydı, daha az güzel olandan bir şeyler geri tepilmiş olurdu kesinlikle. Öyleyse şu sonuca varıyoruz: Pek çok kimse, iç güzelliğe sahip şeyleri ya da varlıkları yeğliyorlar; çünkü ötekilerden bunların üstün olduğunu ve gönlün bunlardan hiç yüz çevirmeyeceğini biliyorlar. Öte yandan, eğer aşkın nedeni huyların âhenkliliğinde olmuş olsaydı; hiç kimse kendisine hoş görünmenin yollarını aramayan ve kendisiyle uyuşmayan kimseleri sevmezdi. Buradan şu sonuca varıyoruz:</p>
<p>Aşk bizzat ruhta oluşan bir şeydir. Kimi zaman olur ki gerçekten aşkın nedeni dışarıdan bir neden olur. Ama o zaman nedeni yitince, aşk da biter ve yiter. Öyleyse siz herhangi bir nedenden dolayı seviliyorsanız, bu neden ortadan yok olunca, sizden kolaylıkla yüz çevrilecek ve artık sevilmeyeceksiniz.&#8221; (s:39/40)</p>
<p>Nedenler yok olunca yok olan sevgi türüne şair, ruhu kucaklayan sevgiyi ve Allah&#8217;a olan sevgiyi dahil etmeden açıklamalarına devam ediyor. Yine bu bölümde aşkta benzeşmelerin çokluğunun sevginin sağlamlığı için gerekliliğinden bahseder. Aşkın dış güzelliğe bağlanmasının nedeni ona göre ruhun kendisinin güzel olması ve güzel olan şeye tutulmasıdır. Burada şöyle der:</p>
<p>&#8220;&#8230;ruh güzel olan her şeye hemen tutulur; güzel ve hoş motiflere karşı bir eğilim gösterir. Güzel bir şey gördüğünde hemencecik ona bağlanır; biçimin ötesinde, kendisiyle uyuşan bir çizgi ayrımsarsa, işte o zaman birleşme meydana gelir. Gerçek aşk da budur zaten. Şayet, görünenin ötesinde kendisiyle uyuşabilen en ufak bir nitelik göremezse, sevgisi bu dış biçimden ileriye geçmez. Sadece bedensel bir arzu olarak kalır.  &#8221; (s:43)</p>
<p>Bu bölümde ayet, hadis, fetva, şiir ve öyküler, Hipokrat&#8217;tan alıntı, Eflatun&#8217;dan bir anekdot, Tevrat&#8217;ın birinci bölümünden bir mesel, bir fizyonomi uzmanının başına gelenler&#8230; açıklamalarına kanıt olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Aşkın mahiyetine ait dikkat çekici tespiti ise aşkın kişi üzerindeki değişimini dile getirmesidir. Bu kısmı daha sonra ayrıntılı olarak ele almak için kısa keser:</p>
<p>&#8220;&#8230;aşk göz açtırmayan bir derttir. Bu derdin ilâcı, acısıyla orantılı olmasıdır. Bu öyle bir hastalıktır ki, hasta zevk alır. Öyle bir acıdır ki dert sahibi arzu eder. Bu derde kim uğrarsa artık iyileşmek istemez. Acı çeken ise, bu acıdan kurtulmayı dilemez. Aşk insana, vaktiyle iğrendiği şeyleri süslü püslü gösterir. Kendisine zor gibi gözüken şeyleri kolay gösterir. Doğuştan olan huyları ve doğal eğilimleri değiştirecek kadar ileri gider.&#8221;(s:45)</p>
<p> </p>
<p>Aşkın Belirtileri</p>
<p> </p>
<p>Aşkın belirtilerini maddelersek şunlarla karşılaşırız:</p>
<ul>
<li>1. Sevgiliyi derinden derine seyre dalmak.</li>
<li>2. Sevdiği nesneden başkasına söyleyemeyecek şeylere sahip olmak.</li>
</ul>
<p>Bu kısımda aşkın belirtilerini açar şair: Sevgilinin sözünü can kulağıyla dinlemek, ileri sürdüğü şeylerden dolayı hayret etmek, bütünüyle saçma sapan konuşsa, yalan söylese bile ona hak vermek, haksız olduğu anlarda dahi onu doğrulamak, büyük haksızlıklar karşısında bile ona tanıklık etmek, ne yaparsa yapsın, ne ederse etsin bütünüyle onu izlemek, sevgilinin bulunduğu yere gitmekte ivedilik etmek, onunla oturmanın yollarını aramak, ona yakın olmaya çalışmak, onu bırakmasını gerektiren her türlü uğraşıdan kurtulmaya çalışmak&#8230;</p>
<ul>
<li>3. O zamana kadar başkalarına vermekten kaçındığı malının tümünü bir anda dağıtmaya başlamak.</li>
<li>4. Sevgiliyle dar yerde buluşmadan haz duymak, geniş ve açık yerde buluşmadan canı sıkılmak.</li>
<li>5. Önemsiz nedenlerden dolayı birbirinden kaçmak, konuşmalarında bilerek ve isteyerek zıtlaşmak. (Bunun sebebini şair, birinin öteki hakkında neler düşündüğünü öğrenmeye çalışma olarak belirtmiştir.)</li>
<li>6. Sevdiğinin adını kendi kendine tekrarlamaktan hoşlanmak.</li>
<li>7. İştahla yemek yerken sevgilisinin hatırına gelmesiyle iştahtan kesilmek, yemek yiyememek.</li>
<li>8. Yalnızlığı sevmek, inzivaya çekilmenin yollarını aramak, zayıflamak.</li>
<li>9. Uykusuzluk çekmek.</li>
<li>10. Sevgiliyle karşılaşmayı umduğu bir anda beklenmedik engel çıkmasından korkmak ve iki sevgilinin birbirine karşı yakınmaları sonucu ortaya çıkan durumun yarattığı kaygıyı yaşamak.</li>
<li>11. Sevgili kendisinden yüz çevirdiğinde büyük bir sıkıntı yaşamak.</li>
<li>12. Sevgilinin ailesine, yakınlarına ve çevresine bazen kendi ailesinden fazla ilgi ve yakınlık duymak.</li>
<li>13. Gözyaşı dökmek.</li>
<li>14. Sevgiliye olan ilgi; önemli-önemsiz hiçbir şeyi gözden kaçırmamak, onun bütün hareketlerini izlemek.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Düşünde Sevenler</p>
<p> </p>
<p>Bu bölüm şairin aşkın nedenlerini bahsettiği bölümdür. Bu nedenlerden en şaşılacak olanı sevgiliyi rüyada görerek âşık olmaktır.</p>
<p> </p>
<p>Basit Bir Tasvir Üzerine Âşık Olanlar</p>
<p> </p>
<p>Bu kısım da âşık olmanın tuhaf usûlleri arasında sayılır. Çünkü kişi burada sevdiği nesneyi görmeden, basit bir anlatım, mektup ya da aracı kişiyle âşık olur. Şair şöyle der bu durumu açarak:</p>
<p>&#8220;&#8230;zihni görmediği bir varlığın tutkusuyla meşgul olan bir kişi, düşünceleriyle baş başa kaldığında, kafasında hayâlinden doğan bir biçimi ve gönlünde beliren bir nesneyi canlandıracaktır. Düşüncelerinden başka bir şey tasarlayamaz. Hayali durmadan oraya yönelir. Şayet bir gün gerçekten sevdiği nesneyi görecek olursa, o zaman iki durum ortaya çıkabilir: aşkı ya artar, çoğalır ya da büsbütün yok olur.&#8221; (s:57)</p>
<p> </p>
<p>Bir Bakışta Âşık Olanlar</p>
<p> </p>
<p>Çoğu kez aşk kalbe sade bir bakış üzerine yerleşir diyen şair bunun iki görünümde oluştuğunu söyler. Biri -ki çoğunlukla olan budur- sevgilinin kim olduğunu, adının ne olduğunu, nerede oturduğunu bilmeden âşık olmadır; diğeri kişinin adını sanını, soyunu sopunu ve nerde oturduğunu bilerek âşık olmadır.</p>
<p>Ancak tek bakışla âşık olmak şaire göre kıt sabırlılığın kanıtıdır; bu durum o kişinin çabuk unutulacağının habercisi, sevgide kararsızlığın ve oynaklığın belirtisidir. Çünkü &#8220;büyüme, gelişme ne kadar hızlı ise yok oluş, bitiş de o kadar çabuk&#8221;(s:61) olacaktır. Şair bir sonraki bölümde bu tarz aşka inanamadığını ve bunun bedensel arzularla karıştığını düşündüğünü; ancak cinsel arzunun ötesine geçilir ve manevi bir birleşme meydana gelirse bunun aşk olarak değerlendirilebileceğini söyler.</p>
<p> </p>
<p>Uzun Görüşmeler Sonucu Sevenler</p>
<p> </p>
<p>Şairin en çok desteklediği ve kendi içinde olduğu durumun da bu olduğunu belirttiği aşk hâlidir. Bu sevgi; uzun konuşmalar, sık sık görüşmeler ve zamanla elde edilen sıcak ilgiden sonra gerçekleşen bir sevgidir. Zorlukla elde edildiği için elden çıkması da kolay olmayacaktır.</p>
<p>Bu kısımda dinî kitaplardan edindiği şu bilgiyi vererek aşkla bir kişiye derinden bağlanan insan karakterini açıklar:</p>
<p>&#8220;Azîz ve Celîl Allah ruha, Hz. Adem henüz balçık iken, Adem&#8217;in cesedi içerisine girmesini buyurdu. Ama ruh bundan ürktü, tedirgin oldu, yıkıldı âdeta. O zaman Allah ona, ‘Oraya zorla gir ve oradan zorlukla çık!&#8217;dedi&#8230; Bu türden insanlar gördüm. Kendilerinde bir tutkunun olduğunu hissedince, ya da herhangi bir dış güzelliğe eğilim gösterdiklerinde edindikleri zevke göre böyle bir tutkunun doğabileceğini sezince, hemen tüm ilişkilerini kesiyorlar. Hissettikleri duygunun daha fazla büyümemesi için artık sık sık görüşmekten kaçınıyorlar. Çünkü kendilerine egemen olamayacaklarından ve kaçınılmaz bir durumun içine düşeceklerinden korkuyorlar.  Bu açıkça kanıtlıyor ki aşk, böyle karakteri olan kişilerin gönlüne çıkmamacasına girer, oraya yapışır kalır. Benzeri kişiler birbirine tutulduklarında, ne pahasına olursa olsun ona sonsuza değin bağlı kalırlar.&#8221; (s: 62)</p>
<p> </p>
<p>Birini Sevdikten Sonra, Artık Asla Başka Birini Sevmeyenler</p>
<p> </p>
<p>Bir kişiyi sevdikten sonra, unutma, ayrılık, ilgilerin kesilmesi veya farklı bir nedenden dolayı ilişkisi bitse de kaybolmuş sevgilisinin özlemiyle yaşayan, ölene değin bu hâli sürdüren insanlardır. Hatta bu hâl, diğer ilişkilerinde de etkili olur ve kadın olsun erkek olsun, herkesi sevgilisindeki o beğendiği özellikle yargılamaya kadar ilerler. Kısa boylu birini seven bir tanıdığının uzun boyluları güzel saymaması; genişçe ağızlı bir kıza tutulan birinin ağzı küçük olan kadınları çirkin bulması; küçüklüğünde sarışın bir kızı seven kendisinin sarışınları sevmesi&#8230; gibi.</p>
<p> </p>
<p>Sözle İma Etme</p>
<p> </p>
<p>Biriyle dostluk kurmanın ya da birbirini sevenlerin duygularını ifâde etmek için kullanacakları ilk yöntem ima etmektir. İma; şiir söyleme, benzetme ve istiareler yapma, dizenin anlamını esnetme, bilmece sorarak ya da nükteler yaparak gerçekleştirilir. Sözle imanın diğer çeşidi de -ancak sevgi ortaya çıktıktan sonra, sevgililer arasında- diğerlerinin anlayamayacağı, farklı anlamlar çıkarabileceği sadece sevgililerin gerçek anlamları bilebileceği imalardır.</p>
<p> </p>
<p>Göz İşaretleri</p>
<p> </p>
<p>Göz işaretleri de imadır ve ancak sevgililer arasındaki karşılıklı anlayış ve onaylayış belirginleştikten sonra gerçekleşir. Göz işaretleri birçok sonuca neden olabilirler. Bunlar: Ayrılık ya da birleşme, sözleşme ya da birbirlerine diş bileme, bencilleşme ya da cömertleşme, emir ya da yasaklama, güldürme ya da ağlatma, soru ya da cevap&#8230; ancak göz işaretleri sevgililer arasında anlam taşıdığı için işaretler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Şair birkaç bakışı tanımlamış. Bunlardan birkaçı: Kaşları çatmak, yasaklama; uzun uzun bakmak, acı çekmek ve umutsuzluk; göz kapağını indirmek, o işi onaylamak&#8230;</p>
<p>Bu kısımda gözün algılama gücü, göz-ayna ilişkisi, göz-duyma ve koklama duyularının karşılaştırması da yapılmış, burada ünlü fizyonomi bilgini Pelemon(tez) ve Ebu İshak en-Nazm&#8217;ın öğrencisi Salih&#8217;in görüşleri(anti-tez) dile getirilerek kendi düşüncelerini açıklamıştır.</p>
<p> </p>
<p>Mektuplaşma</p>
<p> </p>
<p>Sevgililer tek sevgide karar kılınca mektuplaşmaya başlarlar ama mektuplaşma pek çok yıkıma da neden olabilir; yıkım, skandal gibi.</p>
<p>Bu mektupların en güzeli nükteli olandır ve mektubun sevgiliye varması ve okunması, âşık için büyük bir zevktir hele de mektubuna cevap gelirse bu, sevgiliyle buluşma gibi bir neşe kaynağıdır.</p>
<p> </p>
<p>Aracı</p>
<p> </p>
<p>Sevgililer arasında güven oluştuktan sonra aracı gönderme işi başlar ve alıcı sevginin yaşaması ya da ölmesi, âşıkların onurunu koruması ya da şereflerini iki paralık etmesi gibi bir duruma neden olabileceğinden dikkatle seçilmelidir. Bu yüzden aracı, bu işte ehil, kurnaz, işi tam olarak yerine getirecek düzeyde kabiliyetli, sır saklayan, ölçülü, ağzı sıkı, sadık, ahde vefalı, alçakgönüllü, güzel sözlü&#8230; olmalıdır. Aynı zamanda aracı, dikkat çekmeyecek ve saygınlığı olan yüksek düzeyde biri olmalıdır. Genellikle bu görev; kadın doktorlar, kan alıcılar, bohçacılar, tellâllar, berberler, ölümlerde ağlayan kadınlar, şarkıcılar, falcılar, öğrenciler, hizmetçiler, örgücüler, dokumacılar&#8230; kısaca işi gereği insanlara kolayca yaklaşabilecek insanlara verilir.</p>
<p> </p>
<p>Sır Saklama</p>
<p> </p>
<p>Sır saklama, ağzı sıkı olma âşığın özelliklerinden biridir. Aşkını açık etmemeye, onu dile dökmemeye çalışsa da âşık hareketlerinden ve gözlerinden onu açık eder. Ağzı sıkı olmanın nedeni toplum gözünde küçük görülmemek ve işsiz güçsüz, eli boş dolaşanlardan biri olarak görülmemek içindir. Oysa şair, bu hareketi doğru bulmaz ve kişinin haramlardan kaçındığı ve bilerek büyük bir günah işlemediği sürece aşka kendini kaptırmasının doğal olduğunu söyler. Sır saklama sadece bu durumda ortaya çıkmaz, bazen nedeni âşığın sevgiliyi koruması, onu güç durumlardan kurtarmasıdır. O zaman bu sır, yiğitlik ve aşkına bağlılık simgesidir. Bazen de aşırı hayâ sır saklama nedenidir. Bir başka durumsa, sevgilisi kendisinden uzaklaşan âşığın bunu saklamasıdır.</p>
<p> </p>
<p>Sır Söyleme</p>
<p> </p>
<p>Sırların söylendiği durumlar da vardır. Bunlar:</p>
<ul>
<li>1. Sırrını açığa vuranın kendisini âşıklık süsü vermek ve kendisini öyle kabul ettirmek istemesidir. Bu kabul edilemez bir aldatmaca ve çirkin bir küstahlıktır. Âşık, sahte bir âşıktır.</li>
<li>2. Aşkın açığa vurulması, çoğu kez aşkın hayâya galebe çalması, aşkını ilan etme gereksinimidir. Bu noktada ağırbaşlılık yok olur ve insan kendisine hâkim olamaz. Bu aşkın son kertesidir. Ancak skandallara neden olma, değerden düşme ve insanların diline düşme sonucu vardır.</li>
<li>3. Âşık sevgilisinin kendini aldattığı inancına vardığında, kendisinden bıkıp usandığını ya da kendisine karşı bir soğukluk duyduğunu anladığında sırrını açıklar ki bu, öç almadır ve büyük bir utanmazlık, en kaba rezillik, en kötü akılsızlık, şuursuzluktur.</li>
<li>4. Sır, bazen herkese yayılan bir konuşma ya da dedikodu yüzünden de açığa çıkabilir. Bu durum da aslında âşığın işini kolaylaştırır ve onun içten içe sevinmesine neden olur.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>İtaat</p>
<p> </p>
<p>Sevenin sevgilisine boyun eğmesidir itaat. Karakterini, şahsiyetini sevgilisinin karakterine zorla bağlar ve karakterlerinde değişime neden olur. Hırçın, söz anlamaz, dikkafalı, inatçı, gururlu&#8230; kişilerin huylarının yumuşatır, kibirlilerin alçakgönüllü olmalarına yol açar. Âşık, sevgilinin eziyetlerine, sitemlerine, işkencelerine katlanır. Bunlar âşığın onurunu kırmaz, bu boyun eğiştir. </p>
<p>Kendi yaşadığı bir öyküyü anlatır burada:</p>
<p>Kayravanlı Ebû Abdullah Muhammed b. Küleyb çenesi düşük birisiydi; çeşitli konularda sorular sormaya çok meraklıydı. O zamanlar ben Kurtuba&#8217;da oturuyordum. Çeşitli konularda sohbet ediyorduk; aşktan söz ederken bana, &#8220;Eğer sevdiğim kişi benimle karşılaşmaktan iğreniyor ve benden kaçıyorsa, ne yapmalıyım ?&#8221; diye sordu. Ben de şöyle dedim: &#8220;Seninle karşılaşmaktan tiksinirse bile, sevgilinle karşılaşmayı deneyerek gönlünü yatıştırıp sevindirmeye zorlamalısın kendini.&#8221;</p>
<p> &#8221;Ben aynısını düşünmüyorum.&#8221;dedi, &#8220;tam tersine onun aşkını kendi aşkıma, onun arzusunu kendi arzuma tercih ederim. Kendim için, öleceğimi bilsem bile, sabrederim, sabredeceğim de.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bense&#8221; dedim, &#8220;ancak kendi nefsim için severim onu ve sevgilinin suretinden canımın hoşlanması için, haz alması için severim. Ben kendi mantığıma uyarım; kendi ilkelerime göre davranırım&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;İşte&#8221; dedi, &#8220;tam bir mantık zulmü. Ölümden daha güçlü olan şey bize ölümü göze aldıran şeydir; candan daha kıymetli olan, canın kendisi için feda edildiği şeydir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Eğer canını feda ettiysen, onu istediğinden dolayı değil, fakat gerektiği için.&#8221; dedim. &#8220;Eğer başka türlü yapabilseydin, onu feda etmezdin. Kendi isteğinle sevgilinle karşılaşmaktan kaçındığını kabul edecek olursak o zaman kınanacak biri olursun; çünkü canına haksızlık etmiş ve bizzat kendi elinle onu öldürmüş olursun ?&#8221; O zaman bana şöyle dedi:</p>
<p> &#8221;Sen kıyasçı bir adamsın dedi. Aşkta kıyasa yer yoktur.&#8221;</p>
<p> &#8221;Bu durumda âşığın başı büyük bir derttedir&#8221; dedim.</p>
<p> &#8221;Aşktan daha büyük dert var mı ki ?&#8221; dedi. (s:88-89)</p>
<p> </p>
<p>Bu kısımda sadece itaat&#8217;in ne olduğu değil, Hazm&#8217;ın kişiliği de yansır cümleleri ardından. Derece derece ispatını güçlendiren, soru-cevap yoluyla karşısındakine görüşünü ispat eden, mantığı güçlü, aşka dair hâllerde bile düşüncenin, sorgulamanın, analizin satırlarından sızdığı bir felsefeci olarak karşımıza çıkar. Öyle güçlü bir analizcidir ki eleştirel bakışının ardındaki neden budur. Olay ve olguları akıl süzgecinden geçirir, onları daha önceki bilgileriyle ve tecrübeleriyle analiz eder ve ardından bir senteze ulaşır ve bunu sonuna kadar savunur Hazm.</p>
<p> </p>
<p>Muhâlefet</p>
<p> </p>
<p>Âşığın kafasına göre hareket edip, sevgiliye istediği her şeyi yaptırması ve sevgili kızsa, sinirlense bile kendi arzularını yerine getirmesi, üzüntü, tasa ve kaygılardan uzaklaşmasıdır.</p>
<p> </p>
<p>Eleştirmeci</p>
<p> </p>
<p>Aşkın engellerinden biridir ve çeşitli şekillerde görülebilir. Bunları sıralarsak:</p>
<ul>
<li>1. Samimi dosttur; isteklendiren, sakındıran, nefsi frenleyen kişidir.</li>
<li>2. Âşığı durmadan azarlayan ve kınayanlar.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Yardımsever Dost</p>
<p> </p>
<p>Aşkta en çok arzu edilebilecek şeylerden biri, kişinin her şeyi onunla paylaştığı dosttur ki bu dostun özelliklerinden birkaçı şunlardır: Samimi, hoş sözlü, itibarlı, konuşması dokunaklı, keskin zekalı, bilgili, az muhalefet eden, yardımsever, sabırlı, ahlâkı övülen, güzel huylu, kin tutmayan, cömert, sır tutan, güvenilir, ihânet etmeyen, olgun, vefalı, inancı sağlam, dostunun acılarını dindiren&#8230;</p>
<p>Dost âşığın dertlerini dindiren olmak zorundadır çünkü &#8220;&#8230;acılar kalpte birikip düğümlenince, kalbi sıkıştırır. Eğer birine diliyle bir şeyler söyleyip acılarını dindirmezse, pek fazla gecikmez üzüntüden mahvolur, umutsuzluktan ölür gider.&#8221;.  Bu noktada yardımseverlikte en ileri olanlar şaire göre, kadınlardır. Sır saklamada kadınlar erkeklerden daha üstündürler. Hele de yaşlılar, gençlerden daha titizdir bu noktada, şefkatlidirler, çünkü gençlerde görülebilecek kıskançlık onlarda olmaz.</p>
<p> </p>
<p>Gözetleyici</p>
<p> </p>
<p>Aşkın afetlerinden biridir. Gözetleyiciler de eleştiriciler gibi çeşit çeşittir:</p>
<ul>
<li>1. Kasıtsız olarak âşığın sevgiliyle birlikte olduğu anlarda orada bulunanlardır, sevgilileri tedirgin etseler de tez ortadan kaybolurlar.</li>
<li>2. Âşıkların meselesinden kuşkulanıp bundan emin olmak için âşıkların her hareketini gözetleyen kişilerdir ki, tehlikeli tiplerdir.</li>
<li>3. Yalnızca sevgiliyi gözetleyenler ki bunların da gönüllerine girilirse çok iyi destekçi olurlar ve aşkın bekçiliğini yaparlar.</li>
<li>4. Vaktiyle başından aşk macerası geçiren ve zarar uğrayan gözetçiler. Bunlar da sevgiliyi korumak adına daha büyük sorunlara neden olurlar.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Jurnalci</p>
<p> </p>
<p>Aşkın afetlerinden biridir ve iki tipi vardır: Birincisi, sevgililer arasında bozuşma olmasını isteyen; ikincisi ise, sevgililer arasında kopukluk oluşturup, sevgiliyi ele geçirmeyi amaçlayandır. Jurnalciler asılsız yalanlarla arayı bozmaya çalışırlar. Aşıkların sırlarını etrafa yaydığını, âşığın birden fazla sevgilisi olduğunu, sevenin sevgisinin gerçek olmadığını&#8230; etrafa yayarlar. Bu bölümde yazar nasihat verir: &#8220;Kiminle istersen arkadaş ol, ama şu üç kişiden sakın: Aptal, çünkü faydalı olayım derken sana zarar verir; kararsız, senin uzun ve sağlam dostluğun nedeniyle kendisine tam güvendiğin anda, seni ortada bırakır; ve yalancı, çünkü, senin aklının ucundan bile geçmeyecek bir tarzda, senin aleyhinde bulunacak, sana kıyacaktır; oysa sen ona en ufak güvensizlik belirtisi göstermezsin.&#8221; (s:99)</p>
<p>Yazar, bu kısmın ardından yalan hakkında detaylı bilgi verir, gene bu bölümü ayet, hadis, nakil, öykü ve şiirlerle destekler. Bir şiirinde şunu der:</p>
<p>&#8220;Serabı görünce matarasındaki suyu yere döken kişi gibi olma; böylece bomboş ve uçsuz bucaksız çölde başına belâ açarsın.&#8221; (s:102)</p>
<p> </p>
<p>Kavuşma</p>
<p> </p>
<p>Aşkın görünümlerinden biri olan kavuşma, büyük bir zevk, çok tatlı bir dönem, şafaktan doğan mutluluk, diriliş, yüce bir varoluş, sürekli sevinç hâli, Allah&#8217;ın büyük bir bağışıdır. Dünyanın hiçbir tadı, kavuşmanın bıraktığı etkiyi veremez. Özellikle de kavuşma uzun sürmüş ve zor gerçekleşmişse. Bu kısımdaki şiirler gerçekten göz alıcıdır.</p>
<p>&#8220;Kaç kez pervâne gibi aşk ateşinin çevresinde dönüp dolaştım; öyle ki sonunda o küçük kelebek gibi o ateşin içine düştüm.&#8221; (s:113)</p>
<p> </p>
<p>Kaçınma</p>
<p> </p>
<p>Aşkın afetlerinden biridir ve bunun da türleri vardır. İlki, bir gözetleyicinin varlığından dolayı çekinmedir. İkincisi, nazlanmadan ötürü ortaya çıkan kaçınmadır. Üçüncüsü, âşığın herhangi bir suçundan meydana gelen kaçınmadır. Eğer kınama ve kaçınma yan yana gelirse ve ciddiyse, bu, ayrılma bahanesi ve kopukluk belirtisidir.  Dördüncüsü, jurnalciler nedeniyle ortaya çıkan kaçınmadır. Beşincisi, usanmadan doğan bezginlik ve bıkkınlıktan ötürü ortaya çıkan kaçınmadır. Bu kısımda ayrıca, sevmede hızlı olan, fakat sevdiklerine ve nefret ettiklerine tahammül etmeye sabırsız insanlardan bahseder. Bu tarz insanlardan uzak durmalı ve gönlü o insanla oyalamamalıdır. Altıncısı, âşığın ortaya çıkardığı kaçınmadır. Âşık sevgilisinde bir soğukluk sezer ve onun yanından hiç ayrılmayan can sıkıcı birini görürse köşeye çekilir, kalbi kırılır ve ondan kaçınır. Son olarak da, kinden dolayı meydana gelen kaçınma. Başa geldiğinde sevdiğinin sevdiği şeylere yönelerek, onun hoşlanacağı şeyleri yaparak durum düzeltilmelidir. Ancak, bunun değerini bilmeyecek biriyse, karşılık beklememelidir. Çünkü sizin güzel davranışlarınız onun gözüne çirkin gelecektir. Bu durumda da en iyisi o kişiyi unutmaya çalışmaktır.</p>
<p>Kasidesinde kaçınmanın yol açtığı ayrılık için şöyle der:</p>
<p>&#8220;Bu saat sana veda etme saati mi, bu saat kıyamet saati mi?</p>
<p>Bu gece senden ayrılışımın gecesi mi, bu gece diriliş gecesi mi?&#8221; (s:126)</p>
<p> </p>
<p>Vefa</p>
<p> </p>
<p>İnsanın aslının temiz, soyunun iyi olduğunu gösteren bir delil, güzel huy ve erdemli davranışlardan biridir. İnsandan insana değişen bir niteliktir. İnsanın niteliği için:</p>
<p>&#8220;İnsanın ne olduğunu ancak edimleri öğretir bize; gözümüzle, hakkında başka bilgiler araştırmamıza gerek kalmaz&#8230; Hiç zakkum ağacının üzüm verdiği ya da bal arılarının kovanlarına, acı balözü biriktirdikleri görülmüş müdür?&#8221; (s:128) şiirini söyler.</p>
<p>Vefa, bağlılık demektir ve bunun birinci derecesi, insanın önce kendisine bağlı olana içten bağlı olmasıdır. Bundan ancak soyu kötü, ahlâkı bozuk ve hayırdan yoksun olan kişiler uzaktır. İkinci derecesi, size hainlik edene vefakâr olmaktır. Ama bu sevgili için değil, âşık için söz konusudur. Hainliğe aynıyla karşılık vermek ayıp değilse de vefalı olmanın değeri daha yüksektir. Çünkü vefa, güçlülerin, dayanıklıların, emin akıllıların, güzel ahlâklıların, temiz niyetli kişilerin dayanabileceği bir durumdur. Vefanın en yüksek aşaması, elden geldiğince dostluk bağını koparmamaya çalışmaktır. Eğer umutsuzluk belirmiş, hınç ağır basmışsa, o kişiden kurtulmak gerekir. Hıncın giderilmesi için, geçmişin anısı anımsanmalı, geçmişe hayıflanmamalı, olup biteni ve zamanın dolduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p>&#8220;Gizlenmesi gereken bir sırrı gizlemek o kadar önemli değil; asıl önemli olan birinin açığa vurduğunu gizlemektir.&#8221; der şiiriyle.</p>
<p>Vefanın üçüncü derecesi, tüm umutlar yittiğinde, sevgili ölse ya da dünyadan beklenmedik bir felâketle göçse bile vefakâr olmaktır.</p>
<p>Unutmamalıdır, vefa âşığın zorunluluğudur, sevgili âşığı reddetmekte ya da kabul etmekte özgürdür. Reddedildiği hâlde sevgili için uğraşmaya devam etmenin vefayla ilgisi yoktur.</p>
<p> </p>
<p>İhanet</p>
<p> </p>
<p>Vefa nasıl iyi niyetin, soylu davranışın göstergesiyse, ihanet de tam tersi kınanacak ve tiksinilecek bir sıfattır. Daha çok sevgililerde görülür. İhanet edene karşılık ihanet kınanmaz, onunki ihanet sayılmaz. Sevgiliye ait sırları söylemek de ihanet kabul edilir.</p>
<p> </p>
<p>Ayrılık</p>
<p> </p>
<p>Her birleşen bir gün ayrılır, her yaklaşan bir gün uzaklaşır. Bu, Allah&#8217;ın kanunlarından biridir.  Öyle büyük bir felakettir ki, kardeşi ölümdür. Çeşitleri vardır: İlki geçici ayrılıktır, sevgilinin dönüşüyle âşığın derdi biter. İkincisi, âşığın sevgilisini görmeyi yasaklayanın neden olduğu ayrılıktır. Üçüncüsü, dedikoducuların dedikodusundan kaçınmak amacıyla sevgilinin istediği ayrılıktır. Dördüncüsü, birtakım nedenlerden dolayı sevenin kendiliğinden sürüklendiği ayrılıktır. Beşincisi, yolculuğun veya evlerin uzak olmasının neden olduğu ayrılıktır.</p>
<p>Bu bölümde vedalaşmadan da bahsedilir. İki türlüdür:  Birincisi, sadece bakışlarla ve göz işaretleriyle vedalaşılır. İkincisinde ise kucaklaşma ve birbirine sarılma mümkündür.</p>
<p>Altıncısı, iki sevgili arasında meydana gelen darılmalardan ötürü ayrılmadır ve en elem verici olanıdır ayrılığın. Son ayrılık ise, ölümden kaynaklanan ayrılıktır ki bu, tam anlamıyla ayrılıktır. Buradan sonra yazar kaçınma ile ayrılığı karşılaştırır ve bu kısımda birbirinden güzel benzetme ve betimlemelerle konuyu detaylıca işler.</p>
<p> </p>
<p>Kanaat</p>
<p> </p>
<p>Âşığın aşkına yakalanışı ve aşkın etkisinde kalışı oranında kanaatin dereceleri ortaya çıkar. İlki, ziyarettir. İkincisi, sevgilinin eşyalarıyla sevinme ve ona razı olmadır. Üçüncüsü, sevgiliyi düşte görmek ya da hayâlinin selamıyla yetinmektir. Dördüncüsü, sevgilinin yaşadığı yeri izleme ya da uzaktaysa yaşadığı yerden gelen biriyle karşılaşmak da kanaattir. Şairlerin kanaat anlayışı ise, niyetlerini şiirleriyle dile dökmektir. Bu, dil üstünlüğüne dayandığı için ve çoğunlukla şairler dillerinin güzelliğini ispatlamak için şiirlerini uzatırlar ki, bu, doğru değildir. Burada kendi şiirlerini över, onlardan daha güzelini söylemek imkânsızdır, diyerek şiirlerindeki kavrayışın doruk noktasına ulaştığını ispatlamak için örnek verir ve şiirini açıklar. Altıncısı, kıskançlığın dahi ortadan kalktığı ve sevgiliyi başkalarıyla paylaşmaya rıza gösteren kanaattir ve kanaatin en çirkinidir.</p>
<p> </p>
<p>Vücuddan Düşme</p>
<p> </p>
<p>Bir ayrılık ya da bir nedenden dolayı aşkını gizli tutmak zorunda kalan âşık hastalığa tutulur ve yatağa düşer. Âşık eriyip tükenir, rengi sararır, aklı başından gider, zihni karışır. Aşk saplantı hâline gelirse, melankolik mizaç baskın çıkarsa, bu artık aşk değil, akıl bozukluğudur. Tek tedavi, sevgiliye kavuşmaktır.</p>
<p> </p>
<p>Teselli</p>
<p> </p>
<p>Her sevginin sonu ya ölümdür ya da yerine konabilecek bir tesellidir. Teselli iki türlüdür: Doğal teselli (umut) ve yapmacık teselli (sabır gösterme).  Sabır göstermekle unutmak aynı şey değildir. Unutma, insanın yaratılışı, ilgisi, kabul ve reddi, aşkın kalp üzerindeki etkisinin azlığı ve çokluğu ile ilgilidir. Bıkkınlık, değişiklik isteği, başka biri için ilgisini koparma(ihanet), sevgilisini unutma ayıplanacak durumlardır. Burada üçü sevenden kaynaklanan, bıkkınlık, değişiklik isteme duygusu ve hayâ; dördü ise sevgiliden kaynaklanan, sürekli kaçınma, nefret, cefa ve ihanettir. Sekizinci ise Allah&#8217;tan gelen ölüm, ayrılık ya da sürekli ayrılığın nedeni olan umutsuzluktur.</p>
<p> </p>
<p>Ölüm</p>
<p> </p>
<p>Aşk insanı inceltir, onu duygusallaştırır, acıma üste çıkar ve bu, ölüme neden olur. Özellikle ölüm, kavuşulması imkânsız aşklarda karşımıza çıkar. Ölüm, sevgiliye kavuşmak için bir yoldur.</p>
<p> </p>
<p>Günahın Çirkinliği</p>
<p> </p>
<p>Allah insana iki karşıt mizaç vermiştir, biri iyilik önerir sadece iyi ve güzele yöneltir; diğeri sadece şehevi duyguları ister ve insanı yıkıma sürükler. Bu iki duygu sürekli olarak birbiriyle çarpışır, eğer akıl nefsi yenerse, ona üstün gelirse insan ayakta kalır, Allah&#8217;ın nuruyla aydınlanır; nefs akla egemen olursa, ileri görüşlülük, uzak görürlülük ölür, iyi ile kötü arasındaki fark ayırt edilemez. İnsan tehlikeli durumlara, derin uçurumlara, gayya kuyularına düşer, yok olur. İnsan diline, midesine ve cinsel organına dikkat etmelidir. Birbirlerinin yanında kadın ve erkekler davranışlarını değiştirir, ziynetlerini göstermeye çalışır, lüzumsuz söz ve hareketler yapar. Bu yüzden gözler harama bakmaktan korunmalıdır. Şeytana uyan çoğu nefis, zühd ve takva giysisini çıkarıp çapkın olmuş, dizginleri İblis&#8217;e bırakmıştır. Bu kısımda takvayı, emirlere uymayı, günahlardan sakınmayı uzun uzun nasihatlerle anlatır yazar.</p>
<p> </p>
<p>İffet</p>
<p> </p>
<p>Aşkta gözetilmesi gereken en önemli şey iffettir. Cinsel eğilimlerde kendini tutma, günahları bırakma ve fuhuştan sakınma, Allah&#8217;a asi olmama, O&#8217;nun emir ve yasaklarına uymadır iffet. İnsan nefsini frenlemeli, helal yoldan ayrılmamalı, bunun için aşkı bahane etmemelidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>İkinci Bölüm: ENDÜLÜS EDEBİYATI ve İBN HAZM</p>
<p>Bu bölümde Endülüs Edebiyatı başlığı altında; Endülüs edebiyatının kuruluşu, şiiri, şiir tarzı ve şairleri hakkında bilgi verilmiştir. İbn Hazm ve Edebi Kişiliği başlığı altında da ailesi, doğumu, hayatı, edebi kişiliği, aşk anlayışı ve aşkları, eserleri, dönemin siyasal hareketleri ve dönemin bilimsel ve düşünsel hareketleri verilmiştir.</p>
<p>Endülüs edebiyatındaki (9.yy. - 14.yy.) şairler şunlardır: İbn Abdi Rabbih, İbn Hanî el-Endülüsî, İbn Hamdis, İbn Zeydun, İbn Kuzman, İbn Hazm, İbn Hafâce el-Endülüsî, Ebû ishâk İbrahim İbn Sehl, Ebû Hayyân el-Ceylânî, Lisânüddin bin el-Hatib </p>
<p>Endülüs edebiyatında Klâsik şiir tarzı, muvaşşaha, zecel kullanılmıştır. Muvaşşaha ve zecel, Kastilya halk şiirindeki villancico denilen türü doğurmuş, yeni yıl ilahi ve türkülerinde de kullanılmıştır.</p>
<p>İbn Hazm, 994 yılında Kurtuba sarayında doğmuştur. Ergenlik çağına kadar bu sarayda kalan Hazm, iyi bir eğitim görmüş, siyasi nedenlerden dolayı Kurtuba&#8217;yı terk edip Elmeriye&#8217;ye gitmiş, burada kaldığı dört yılın ardından Emeviler&#8217;e olan yakınlığı yüzünden hapse atılmış, birkaç ay sonra da sürgüne gönderilmiştir. Hasan el-Kasra&#8217;dan sonra Valensiya&#8217;ya gitmiş, burada IV. Abdurrahman&#8217;ın hizmetine girmiş, 1018&#8242;de siyasi mücadelelerin ardından yeniden hapse düşmüş, bir süre sonra hapisten çıkarılmıştır. Altı sene sonra Kurtuba&#8217;ya dönmüş, 1023-1024&#8242;te yedi haftalık süren bir vezirlik yapmış, tekrar hapse düşmüştür. 1027&#8242;de Şatibe&#8217;ye giden Hazm, Tavku&#8217;l Hamâme&#8217;sini burada yazmış, kendisini ilme vererek tamamen siyasetten uzaklaşmıştır. Hukuk ve ilâhiyatla uğraşan Hazm, Zâhirî ekolünün üstadı olmuş, mizacı ve bilginlere karşı koyma arzusu birçok düşman kazanmasına neden olmuş, kaleminin keskinliği onun, &#8220;Haccac&#8217;ın kılıcı, İbn Hazm&#8217;ın dili&#8221; sözü ile şöhret bulmasına neden olmuştur. Zahiriyye mezhebinin yayılması ve açıklanması için eserler kaleme almış; hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, edebiyat alanlarında seksen bin yapraklı dört yüz cilt eser vermiştir. Düşmanlarının çok olması, eserlerinin gözlerinin önünde yakılmasına neden olmuş ama o, bundan yılmamış ve şunları söylemiştir:</p>
<p>&#8220;Kağıtları yaksanız bile, onların içeriklerini yakamayacaksınız; çünkü onlar benim kalbimdedir.</p>
<p>Ayaklarım nereye yönelse, onlar da benimle gelir; benimle biner, benimle iner, benimle kabre girer.&#8221; (s:257)</p>
<p>Şiirlerini bir divanda toplamış, genellikle kaside şeklinde yazmıştır. Şiirlerinde, tezat, benzetme, istiare, ima vb. tüm sanatları ustalıkla kullanmıştır. Secili üslûbu dikkati çeken yönüdür. Doğaçlama şiir söyleyebilen Hazm, imge ve çarpıcı tasavvurlarla coşkun bir şiir anlayışına sahiptir. Şiirlerinde derin bilgisi göze çarpar ve özellikle Kuran ve hadisler onun şiirlerinin temel aldığı iki kaynak olarak karşımıza çıkarlar.</p>
<p>Hazm, sevgide üç mertebeden bahsetmiş; bunu Tabiî sevgi (avamın sevgisi, bedenî sevgi), Rûhânî sevgi (sevilenin rızasını gözeten, sevilene benzemeyi esas alan sevgi), İlâhî sevgi (Allah&#8217;ın kullarına, kulların da Allah&#8217;a olan sevgisi) olarak tasnif etmiştir.</p>
<p>İbn Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde, ailesinin kır evinde 16 Ağustos&#8217;ta vefat etmiştir</p>
<p>Eserlerinden bazıları şunlardır:</p>
<p>Kitabü&#8217;l-fasl fi&#8217;l-milel ve ve&#8217;l-avhâi ve&#8217;n-nihâl(İslam hakkında mütâlaalar); Kitabü&#8217;l-ahlâk ve&#8217;s-siyer fî müdâvâti&#8217;n-nüfus(ahlâk); Risâle fî fadli&#8217;l-Endülüs(Endülüs edebiyatı); Kitabü&#8217;l-muhalla fi&#8217;l fıkh (Zâhiri meshebine göre fıkh bilgileri); Et-Takrîb fî hudûdi&#8217;l-kelâm(kelâm ve mantık)&#8230;</p>
<p> </p>
<p> Güvercin Gerdanlığı sadece aşka bakışı değil (mecazi-hakikî) dönemini sosyal, kültürel, siyasî ve edebî yönlerden yansıtması, kadın erkek ilişkileri hakkında bilgi vermesi, farklı dalları bir araya getirmesi, Endülüs&#8217;ün geçmişle dönemindeki hayatla kurduğu ilişkiyi yansıtması açısından da önemli bir eserdir. Türk edebiyatının ilk yazılı İslâmî ürünlerinin verildiği dönemde, Hazm&#8217;ın çok yönlü bu eseri, medeniyet kültürü oluşturmuş bir dönemin ispatı anlamına da gelmektedir. Bu dönemde, sadece Hazm&#8217;ın dört yüz eseri olması bile, bunu açıkça göstermektedir. Dönemin siyasî karışıklıklarına, yönetim kavgalarına rağmen, bilim ve edebiyatın kesintisiz devam ettiği 10. ve 11.yy. Endülüs&#8217;ünü her yönden tanımak ve aşka ve kadın&#8217;a bakışını; Hazm&#8217;ın heyecanlı, polemikçi, mantığı esas alan, sanata düşkün, eleştirel&#8230; yanlarını da öğrenebilmek için Güvercin Gerdanlığı mutlaka okunması gereken bir eserdir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /> </p>
<p><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Güvercin gerdanlığı, İbn Hazm, çev: Mahmut Kanık, İnsan Yayınları, İstanbul, 17.baskı,2011.</p>
<p> </p>
<p>… E-kitap okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan kitap 3</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-20626" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="142" height="191" /></span></a>Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… İnsanları birleştiren, zaman ve mekân engellerini ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/12/askin-kitabi-guvercin-gerdanligi-%e2%80%9csevgiye-ve-sevenlere-dair%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/12/askin-kitabi-guvercin-gerdanligi-%e2%80%9csevgiye-ve-sevenlere-dair%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>VAV Harfinin Manası</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/vav-harfinin-manasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/vav-harfinin-manasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 09:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali P.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20929</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="200" height="165" src="http://www.youtube.com/embed/ZPiK4ckhf9A" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/03/vav-harfinin-manasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/vav-harfinin-manasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah-Black / Sanjay Leela Bhansali</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 22:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Karanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20820</guid>
		<description><![CDATA[
  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;
&#8220;Benim hikâyemdeki dünya farklı.
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;
Benim dünyam bu&#8230;
Ne görülür, ne de duyulur.
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;
  Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg"><img class="size-full wp-image-20822 aligncenter" title="black2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></em></p>
<p><em>  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>Benim hikâyemdeki dünya farklı.<br />
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;<br />
Benim dünyam bu&#8230;<br />
Ne görülür, ne de duyulur.<br />
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;</strong></em></p>
<p><em>  </em>Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek özetleyebilirsiniz. Ancak görmenin &#8220;gözler-görme&#8221; serüveninden fazlası olduğuna inanıyorsanız filmi özetlemeniz, yazıya dökmeniz mümkün değil. Zaten bence film şu cümle başlıyor: <em></em></p>
<p><strong><em>  &#8221; Karanlıkta gözlerinizin bile size bir yararı olmaz.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Öyle ise &#8220;göz-bakmak-görmek&#8221; görebilmek için yeterli değildir. Filmin iki başrol karakterinden biri olan Michelle &#8220;gözleri&#8221; olan ancak &#8220;göremeyen&#8221; bir çocuktur. Demek ki görmek için gözlerinizin olması yetmiyor. Michelle&#8217;nin kör ve sağır olmasından kaynaklanan sıkıntılarını anlayamayan babası Michelle&#8217;yi akıl hastanesine göndermek istiyor. Ancak görme ve işitme engelli olan Michelle&#8217;nin, kendini adamış öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin uğraşları sonunda okumayı, yazmayı, işaret dilini öğrendiğini ve üniversiteden mezun olduğunu gördüğümüzde babasının &#8220;gözleri&#8221; olmasına, &#8220;görebilmesine&#8221; rağmen Michelle&#8217;nin yerinin akıl hastanesi olmadığını göremediğini görüyoruz. Demek ki, görmek için &#8220;gören gözler&#8221; de yetmiyor. Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai normal gözlere, Michelle&#8217;yi görebilen gözlere sahip olmasına rağmen karanlıkta kaldığı bir odada görebilmek için &#8220;ışık&#8221; istiyor. Demek ki, gözler, görebilen gözler de &#8220;ışık&#8221; olmayınca göremiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg"><img class="size-full wp-image-20823 aligncenter" title="black" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></p>
<p>  Dolayısı ile buradan çıkan sonuç, gözlerin, görebilen gözlerin, derini görebilen gözlerin aynı zamanda &#8220;ışık&#8221; gibi bir zemine de muhtaç olduğu&#8230; Belki de bu nedenle filmde &#8220;ışık&#8221; filmin zeminini oluşturuyor, metafor olarak filmin tabanında <span id="more-20820"></span>bulunuyor.</p>
<p>  Filmde yemek yemeyi bile -öğretilmediği için- beceremeyen kör ve sağır Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin insanüstü bir çaba ile üniversiteden mezun olacak duruma getirdiği Michelle, üniversitede bir derste bir şairin &#8220;düş için gözler gereklidir&#8221; savına keskin bir eleştiri getiriyor: &#8221; <strong><em>Şaire katılmıyorum! Gören gözler değil akıldır. Görmüyorum ama düşlüyorum</em></strong>.&#8221;</p>
<p>  Sahi görebilmek için &#8220;akıl&#8221; yeterli midir? Yeterli ise Michelle&#8217;nin eğitim alabileceğine vaktiyle inanmayan babası bunu aklı olmadığı için mi inanmıyordu? Yahut Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin bu insanüstü çabasının kaynağı akıl olabilir mi? Hiç sanmam! Orada devreye &#8220;inanç&#8221; girer; inanmak!</p>
<p>  Michelle üniversitede eğitim alabilmek için üniversiteye başvurur ancak özel durumundan dolayı bir danışma kurulunun mülakatından geçmesi gerekmektedir. Film bir üst paragrafta ifade etmeye çalıştığım akıl-inanç paradoksunu şu repliklerle ifade ediyor:</p>
<p><strong><em>- Danışman: Dünya&#8217;da kaç okyanus var? (Akıl)</em></strong></p>
<p><strong><em>- Michelle: Benim için her su damlası bir okyanustur. (İnanç)</em></strong></p>
<p>  Zaten filmde hırçın ve saldırgan bir çocukluk geçiren Michelle ile öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin ilk diyalog kurduğu belki de Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;yi kabul ettiği sahne ikisinin ellerinin &#8220;su damlaları&#8221; altında buluştuğu anki sahne. Duyamayan ve göremeyen Michelle, öğretmeninin anlayabilmesi için Michelle&#8217;nin ellerini ağzına götürerek hecelediği sözcükleri, teninde hissederek anlasın diye kollarına, parmaklarıyla yazığı sözcüklerden ilkini &#8220;su damlacıkları&#8221; altında hecelemeye başlıyor: <strong><em>&#8220;wa-ter&#8221; (Su)</em></strong></p>
<p>  Film arasında ufak bir not gibi duran Michelle&#8217;nin kız kardeşinin olay içerisindeki rolü, Michelle ile olan ilişkisi aslında filmdeki &#8220;görebilme-görememe&#8221; kısmına yapılan ikinci atıf olarak durumu kuvvetlendiriyor. Filmin gözyaşlarınızı tutamayacağınız bu bölümünde Michelle&#8217;nin kız kardeşi: &#8220;<strong><em>Çocukken Michelle ile oyunlar oynadığımız günlerden birinde oyun sırasında koşarken ikimiz birlikte düştük, ağlamaya başladık. Ağladığımızı duyan anne ve babamız bize doğru koştular. Ama ikisi de Michelle&#8217;ye yöneldi. Ben orada ellerimi uzatmış bir şekilde kaldım. Bana ellerini uzatmadılar, beni görmediler</em></strong>.&#8221; Bu kez görülmeyen Michelle değil kız kardeşidir.</p>
<p>  Filmin daha başlarında Michelle&#8217;ye eğitim vermesi için tutulan öğretmeni Bay Sahai, henüz işe başlamadan, işin ne olduğunu öğrendiği mektubu okuduktan sonra: &#8220;<strong><em>Ona sözcüklerden bir kanat takacağım Bayan Nair, uçmayı öğreteceğim</em></strong>.&#8221; diyor. Gerçekten de bu sözleri söyleyen öğretmen Bay Sahai, Michelle&#8217;ye bir kanat takıyor. <strong><em>Karanlığın ve siyahın Michelle&#8217;nin dünyasını boğmasını engelliyor.</em></strong></p>
<p>  Ancak biz filmden şunu da öğreniyoruz, kanatları olan Bay Sahai, kanatsız Michelle&#8217;ye kanat takıyor. Ancak hayat odur ki, gün geliyor Bay Sahai kanatlarını yitiriyor, yitirdiği kanatlarını üzerine hayatını kurduğu Michelle&#8217;nin kanatları önünde kendini buluyor. İşte o gün Michelle, öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin kanatları oluyor.</p>
<p>  Dünya kanatları olanlar, kanatları olmayanlar, kanatları olup olmadığının bile farkında olmayanlar, kanatları kırıklar arasındakilere &#8220;ışık&#8221; olan bir zemin, ışığımız var ise &#8220;görmememiz&#8221; mümkün değil. Michelle&#8217;nin söylediği gibi &#8220;<strong><em>Beni unutursan nasıl yaşarım?</em></strong>&#8221; Birbirimizi unutursak nasıl yaşarız?</p>
<p> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın Dört Zindanı / Ali Şeriati</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 09:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ben kimdir?]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20762</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg"><img class="size-full wp-image-20763 aligncenter" title="ali-seriati-insanin-dort-zindani" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg" alt="" width="421" height="287" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir.&#8221;</em></p>
<p>İnsanın Dört Zindanı, İranlı düşünür ve sosyolog (1933-1977) Ali Şeriati&#8217;nin Ekim 1970 yılında Abadan&#8217;da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferansın yazıya geçirilmiş hâlidir. Eserin çevirisi Hüseyin Hatemi tarafından, Almanca baskısı da göz önünde tutularak Farsçasından yapılmıştır. Eserdeki dipnotlar çevirmene ait olup, bu notlar Şeriati&#8217;nin gönderme yaptığı eserlere, kişilere, olaylara&#8230;  ait nesnel bilgi içerdiği gibi, yazarın düşüncesinin, etkilenimlerinin açıklanmasında da işlev yüklenmiş, yer yer nesnel tutumun dışına çıkılarak öznel bakış açısını sergileyen bir tutum içermiştir.</p>
<p>İnsanın Dört Zindanı Şeriati&#8217;nin ifadesiyle, bir tasarımın, bir tezin, bir kuramın detaya çok da inmeden, ana çizgilerinin sunumudur. Şeriati, çağdaş insan için temel sorunun insanın kendisi olduğunu belirttikten sonra, &#8220;İnsan nedir?&#8221; sorusunu sorar ve tezini bu sorunun cevabı üzerinden şekillendirir. Tezinin özünü &#8220;İnsan dört zorlayıcının/cebrin etkisindedir; bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca özde insan olabilir ve gerçek anlamı ile insan olmak bu dört zindandan kurtularak özgürlüğün elde edilmesine bağlıdır.&#8221;(s:13) cümleleriyle belirterek ele aldığı konuyu, insanın özgürleşmesi ve insan olması için <span id="more-20762"></span>dört koşulun aşılmasına bağlar ve bunları üç basamakta ele alacağını ifade eder:</p>
<ul>
<li>1. İnsanın tanımlanması,</li>
<li>2. Dört zorlayıcının ne olduğu,</li>
<li>3. Bu dört zorlayıcının etkisinden insanın nasıl kurtulacağı.</li>
</ul>
<p>İnsanın Tanımlanması  <a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[*]</a>:</p>
<p>Şeriati, insan tanımında Kur&#8217;an ayetlerini esas alarak insanı beşer ve insan olarak ikiye ayırır. Birisi biyolojinin konusu olan; diğeri şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan: Beşer -imek (sein, şoden); insan ‘olmak&#8217;tır. Beşer olan taraf, doğadaki bütün görünüşler gibidir, doğanın bir mensubu olan, tanımlanabilen bir varlığa sahiptir. İnsan olmak ise, ideal özellikler taşıyan(ya da bunlara ulaşmaya çalışan), sonsuza doğru sürekli ve ebedi bir gelişim içinde olan demektir. Bu gelişim, yönelişin Tanrı&#8217;ya olduğu, sonsuz tekâmüle ve sonsuz Aşkın&#8217;a yolculuktur. ‘olmak&#8217;, bir süreçtir. Sınırı olmayan bu yönelişte insanın üç özelliği vardır ve bu özellikler onu insan olmak&#8217;a -bu, yazarın bir diğer ifadesiyle, yaratılışa özgü fıtrî ve zâtî bir hicrettir- ulaştırır: Bilinçli, öz varlığının bilincinde bir varlık olması; seçme yeteneğinin olması ve yaratıcı özelliği olması.</p>
<p>Şeriati, insan olmak için insana dair üç özelliği sıraladıktan sonra, bu olgunlaşmayı, gelişmeyi ya da süreci engelleyen, insanı öz bilincinden, seçme yeteneğinden, yaratıcılık niteliğinden alıkoyan dört zorlayıcı güçten bahseder. Bu kısımda ilk olarak Descartes&#8217;in &#8220;Düşünüyorum, demek ki varım.&#8221;  felsefesi ve bu bağlamda Gide&#8217;in -Duyumsuyorum, demek ki varım.- ve Camus&#8217;nun varoluş felsefelerinden bahsederek, bunların üçünü de doğru kabul eder ancak Camus&#8217;nun &#8220;Başkaldırıyorum, demek ki varım.&#8221; felsefesini insana özgü varoluşun en üstüne yerleştirir. Bunun sebebi, Adem&#8217;in cennetteki isyan&#8217;ından sonra dünyaya gönderilişidir. Descartes ve Gide&#8217;in ifadelerinin doğruluğunu sadece &#8220;var olma&#8217;yı (imek/sein/buden/beşer olma ya da sadece fiziki varlık olma) kanıtlasalar bile ‘insan olma&#8217;yı (imek&#8217;i, insanlık aşamasına erişmiş bulunmayı/idrâk) henüz kanıtlamış değildirler.&#8221;(s:24) şeklinde açıklarken; Camus&#8217;nun ifadesini özünün bilincine varma, Tanrı&#8217;nın iradesine başkaldırma, dünya hayatında kendi seçimi sonucu ibadet ve itaatle kurtuluşa erme/insan olma şeklinde, insan olmanın üç özelliğini içine aldığı için daha doğru bulmaktadır.</p>
<p>İnsanın kendi bilincine sahip bir varlık olması, idrâk/benlik bilinci, yani: &#8220;Kendi niteliğini (keyfiyet) ve yaratılışını, öz-yapısını, Evren&#8217;in niteliğini ve öz yapısını, kendisi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve niceliğini algılama (s:25)&#8217;dır. İnsanın seçebilmesi, bedenî ve ruhî ihtiyaç ve zorunluluklarına, doğal gereksinimlerine, güdülerine, doğaya&#8230; başkaldırabilmesi ve seçiminde bu gerekirliği aşabilecek olmasıdır. Yaratıcılık özelliği ise, insanın fıtratında yaratıcılık kudretinin belirmesi, yansımasıdır. Yaratıcılık iki yönde tezahür eder. Birincisi iş/zanaat, alet yapma ile; diğeri, sanattaki yaratımdır. Sanattaki yaratım, insan ruhundaki ilahî tecellinin sonucudur ve doğada karşısına çıkan eksikliği sanatçı yaratıcılığı ile tamamlamak ve onu doğada görünür kılmaktır. Bu da güzel sanatları, insan olma özelliklerinden biri hâline getirir. Şeriati bunu şu cümlelerle ifade eder:&#8221;&#8230;güzel sanatlar, doğada insan için bulunması gereken gelgelelim bulunmayan şeyi doğaya bağışlamak üzere doğanın işinin sürdürülmesidir. Sonuç olarak; kuruculuk ve yapıcılık ile sanatçılık insan ruhunun üçüncü boyutunun (yaratıcılık) yansıması ve belirmesi demek olan insanlık özelliklerinden birisidir.&#8221;(s:28) Bu üç özellik, tanrısal sıfatların insanda belirmesi olarak verilir ve bu özelliklerle insan olmak için gelişme ve olgunlaşma yoluna girileceği ifâde edilir.</p>
<p>Dört Zorlayıcının ne olduğu:</p>
<p>Bu bölümde ideolojilerden ve bunların beşerin kendisini nasıl uyuttuğundan bahseder. İdeoloji ve öğretileri kısaca özetleyerek ve kimi noktalarını yanlışlayarak ele alır. Bu ideoloji ve öğretiler şunlardır:</p>
<p>Maddecilik (Materyalizm/Özdekçilik), Doğacılık (Natüralizm), Varoluşçuluk, Vahdet-i Vücûdçuluk, Biyolojizm (Dirim-bilimcilik), Sosyolojizm (Toplum-bilimcilik), Historizm (tarihselcilik).</p>
<p>Bu öğretiler topluluğu yazar tarafından, dört başlık adı altında zorlayıcı güç olarak sunulur:</p>
<p>Birincisi: İrade sahibi insanın, doğa&#8217;nın(Natüralizmin) baskısında olması.</p>
<p>İkincisi: Tarihin baskısı.</p>
<p>Üçüncüsü: Sosyolojizm.</p>
<p>Yazar, bu etkenlerin insan üzerinde etkisi olduğunu, fakat insanın oluşum (werden, şoden) sürecinde bu güçlerin baskısından kurtulabileceğini ifade eder ve bunu örneklerle her bir etken için tek tek açıklar. Özet olarak şunları söyler Şeriati:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan ilk zindandan, ‘Doğa&#8217; zindanından bilincini, irade ve yaratıcılığını, doğayı tanımakla yani bilimle kurtulabilir ve elde edebilir. İkinci zindan olan ‘Historizm&#8217; zindanından tarih felsefesini ve tarihsel determinizmin nasıl yönlendirebileceğini kavramakla, tarih bilimi ile kurtulabilir. Üçüncü zindan olan ‘Sosyolojizm&#8217; zindanından (toplumsal düzen zindanından) da bireyler, yine bilim ile kurtulabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusunu olabilirler.&#8221; (s:50)</p>
<p>Dördüncüsü: Kendi&#8217;mdir, yani kendisi/kendi zindanı. İnsanın ilk üç zindanı kendisini kuşatırken ve bunları yıkmak daha kolayken, kendi zindanı kişinin içinde olduğu için onu yıkmak en zor olanıdır. Özellikle çağdaş insanın düştüğü anlamsızlık ve boşluk duygusu, Şeriati&#8217;ye göre bu zindanın tutsağı olmaktan kaynaklanmaktadır. Ne yapacağı konusunda güç sahibi olan bu çağdaş insan, ne yapması gerektiği konusunda çaresiz kalmış ve hastalıkla hasta birleştiği için çözüm daha da zorlaşmıştır. Diğer bir zorluk da bu zindandan insanın bilimle çıkamayacak olmasıdır, çünkü bilimin kendisi de tutsaktır. Bilimi yapan tutsak insandır. Bu tutsak insan,  kendi içindeki özgür ben&#8217;i algılayamayan; ancak salt ve genel anlamıyla bir insan/kendi olarak algılayabilendir.</p>
<p>İnsan gereksinimlerini, ihtiyacını giderdiğinde refaha erişen, bunu boşluk ve anlamsızlık duygusunun takip ettiği dönemi yaşayan, başkaldırı ile bu dönemi atlatan bir varlıktır. Öyleyse insanın ülküsü, özlemi yüce bir şey olmalıdır ki, bir noktaya (gerçekleşmesi ile) bağlanmasın ve tekrar anlamsızlık ve boşluk duygusuna düşülmesin. Bu ülkü, aşk&#8217;tır. Ancak bu aşk, tasavvufî/irfânî veya bu tarz bir aşk değil; hesapçı ve oportünist akıldan yüce, insanın öz-benliğinde, fıtratında bir başkaldırma ile kendisini gösteren, muktedir bir güçtür. Mantıkla çözümlenemeyecek olan bu sorun, Pareto&#8217;nun ifadesiyle ne mantıkî ne de gayrı mantıkîdir, mantık dışıdır (alegique / mantığa aykırı değil, mantıktan daha güçlü). Bu aşk, kişinin çıkarlarını ve yararlarını aşan, onları feda ettiren, imek&#8217;i, başkalarının imek&#8217;ine ve kişinin ülküsü için feda ettiren(îsâr) bir aşktır. Şeriati burada örnek olarak Nietzsche&#8217;ye ait bir anektodu aktarır -düşen atı kamçılayan arabacının hareketini engellemek için atı korumaya çalışması ve arabacı tarafından dövülmesi- ve bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir. Burada yazar anlatmak istediklerini şu cümlelerle özetler:</p>
<p>&#8220;Sözlerimin özü: O özgür kılıcı, yaratıcı, bilinçli insan; doğa, tarih ve toplum düzeni zindanlarından bilim ile kurtulur. Dördüncü zindandan ise, din ile kurtulur, aşk ile kurtulur. Radhakrishnan&#8217;ın dediği gibi: ‘Biz insanlar, insan olma ödev ve sorumluluğu ile, bir işbirliği andına çağrılıyız. Nasıl bir ahd ve and? Öyle bir and ki, bu and ile insan, Tanrı ve aşk, başka bir yaratış ve başka bir insan için işe koyulurlar. Budur insanın sorumluluğu.&#8217; &#8221; (s:62)</p>
<p>Ali Şeriati bu kısa ama fikrî anlamda derin konuşmasında, fikir dünyasını birçok yazar, fikrî akım, öğreti, ideoloji, kavram&#8230; ile desteklemiş, görüşlerini, kanıtlarını yazarlardan ve eserlerinden alıntılar yapmaktan çok, onları olumlu-olumsuz yönleriyle irdeleyerek, kendi tezini oluşturarak konuşmasına dahil etmiştir. Kimi anektodları, beyitleri&#8230; de konuşmasına alarak soyuttan somuta geçişi ve konuşmasının ilgi çekici ve akıcı olmasını sağlamıştır. Fikri yapısını oluşturan bu eserlere ve yazarlarına bakıldığında şu isimlerle karşılaşılır:</p>
<p>Kur&#8217;an, ayetler; Rene Descartes; Andre Gide; Albert Camus; Jean Paul Sartre; Martin Heidegger; Abdülkadir Mâlik,İslam Fanatizmi konuşması; Sören Kierkegaard; Hace Şemsüddin Muhammed Hâfız; İmam Sadık; Mevlana Celaleddin-i Rûmî; Rahl Waldo Emerson; İbn Haldun; Rostow, Aşamalar Kuramı; Karl Jaspers; Jean Isole; Vilfredo Pareto; Friedrich Nietzsche; S.Radhakrishnan. </p>
<p>Eserin bütününe bakıldığında, tezini güçlü kanıtlarla savunan Şeriati&#8217;nin, akıl ve dini esas alarak, ideoloji, öğreti ve tasavvufî akımların uzağında durarak, insan olmak&#8217;ı tanımladığı, bu oluş yolculuğundaki engelleri sıralayarak bunların nasıl aşılacağını aktardığı görülür. Özellikle insanın dördüncü zindanı olan kendi&#8217;sini aşması için önerdiği yol, aşk ve din olarak bir kendini feda etme, yüce bir ülküyü merkeze alma ve devamlı bir oluş yaşayarak, Tanrı&#8217;ya yönelme şeklinde belirir ama bu belirme teslimiyetten öte önce bir başkaldırı, seçim ve bu seçimin yönelimi olan din&#8217;in esaslarını yerine getirme/teslimiyet&#8217;tir. Ne tasavvuftaki Tanrı&#8217;ya erişmeyi kabul eden durağan bir yolculuk, ne de ideolojilerin yaslandığı sadece bu dünyaya ait bir yolculuktur. Şeriati&#8217;nin insan ‘olmak&#8217; için önerdiği yol, ilk üç zindanın bilimle; dördüncü zindanın ise aşkınlık, aşk ve din ile aşıldığı, seçimi insanın başkaldırarak kendisinin yaptığı ve bu sayede imek&#8217;i olmak&#8217;a çevirme yoluna girdiği ve sonu, sınırı olmayan bir yolculuktur.   Ve bu yolculuğu anlatan en güzel ifâde kendisinin şu cümlelerinde bulunur:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan sürekli ‘olmak&#8217; sürecindedir, sonsuza doğru sürekli ve ebedî bir gelişim süreci içindedir.&#8221; Kısaca, bu, hiç bitmeyecek olan, insanın kendisini devamlı aşmak ve devinimde bulunmak, her daim seçmek ve başkaldırmak zorunda olduğu bir yolculuktur ve Şeriati de İnsanın Dört Zindanı&#8217;nda  bu yolculuğun ne olduğunu, bu yolculukta insanın nasıl ilerleyebileceğini aktarır.</p>
<p> </p>
<p>Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı, çev:Hüseyin Hatemi, İşaret yayınları, İstanbul, 2007.</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[*]</a> Bu bölümlenmeler Suzan Nur Başarslan tarafından incelemenin alt başlıkları olarak düzenlenmiştir.</p>
<div> </div>
<div> </div>
<div> </div>
<div>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</div>
<div>  </div>
<div>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a><strong> </strong> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><strong></strong> </div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gözünü sevdiğimin Van&#8217;ı. İzmir&#8217;de çay içmeyi de bilmiyorlar komşuluğu da</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 15:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali P.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20661</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Komşunun kapısını çalıyorsun, kapıyı açıp &#8216;Ne var&#8217; diyor. Ne olacak canım sıkıldı çay içmeye geldim! Çayı da her bardakta daha içer misin diye soruyor, insanın iyice canı sıkılıyor. Eşim biraz sinirlidir, geçende misafirlikte bir, iki sordular çay koyayım mı diye, en sonunda bir kızdı, &#8216;Senin ne çayını içerim, ne başka şeyini&#8217; diye bağırdı kalktı&#8221; &#8220;Neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignright" src="http://2.bp.blogspot.com/-VyfPmLDeBxI/TaWPtHpG_zI/AAAAAAAARNQ/pUKux7spTrw/s400/cay1bardak.jpg" alt="" width="189" height="189" />&#8220;&#8230;Komşunun kapısını çalıyorsun, kapıyı açıp &#8216;Ne var&#8217; diyor. Ne olacak canım sıkıldı çay içmeye geldim! Çayı da her bardakta daha içer misin diye soruyor, insanın iyice canı sıkılıyor. Eşim biraz sinirlidir, geçende misafirlikte bir, iki sordular çay koyayım mı diye, en sonunda bir kızdı, &#8216;Senin ne çayını içerim, ne başka şeyini&#8217; diye bağırdı kalktı&#8221; &#8220;Neden kızdı?&#8221; diye sordum &#8220;Çay koyayım mı diye sorulur mu? Ben içmeyecek olsam söylerim, yeter diyene kadar koyması lazım&#8221; dedi&#8230;&#8221;</em> <a href="http://2.bp.blogspot.com/-VyfPmLDeBxI/TaWPtHpG_zI/AAAAAAAARNQ/pUKux7spTrw/s400/cay1bardak.jpg" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk ve bir gün (Theodoros Angelopoulos)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 21:24:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20552</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="200" height="163" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9802.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi800ff718-ebbe-4c14-9c22-9551a9396cff.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/04/sonsuzluk-ve-bir-gun-theodoros-angelopoulos/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Varlık ve Hiç, Sartre ve özgürlük kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/yakinda-varlik-ve-hic-sartre-ve-ozgurluk-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/yakinda-varlik-ve-hic-sartre-ve-ozgurluk-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 14:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20490</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;..20ci asırda ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri Varlık ve Hiç. Bu kitapta Jean-Paul Sartre&#8217;ın tanrısız bir ahlâk teorisi, Jüdeo-Kretyen ilâhiyat ile göbeğini kesmiş bir &#8220;iyi insan&#8221; arayışı içinde olduğunu söylersek sanırım yanılmış olmayız. Ateist bir ahlâk teorisi olmakla beraber&#8230; ne acayiptir ki hukuk, hak, sorumluluk, ahlâk gibi kelimelerin yok denecek kadar az kullanılmış olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre.jpg"><img class="size-full wp-image-20491 aligncenter" title="varlik-ve-hic-jean-paul-sartre" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre.jpg" alt="" width="400" height="323" /></a></p>
<blockquote><p>&#8220;..20ci asırda ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri Varlık ve Hiç. Bu kitapta Jean-Paul Sartre&#8217;ın tanrısız bir ahlâk teorisi, Jüdeo-Kretyen ilâhiyat ile göbeğini kesmiş bir &#8220;iyi insan&#8221; arayışı içinde olduğunu söylersek sanırım yanılmış olmayız. Ateist bir ahlâk teorisi olmakla beraber&#8230; ne acayiptir ki <strong><em>hukuk</em></strong>, <strong><em>hak</em></strong>, <strong><em>sorumluluk</em></strong>, <strong><em>ahlâk</em></strong> gibi kelimelerin yok denecek kadar az kullanılmış olması insanın dikkatini çekiyor hemen. Üşenmedim saydım, suç /<strong><em>crime</em></strong> 1 kez, ceza /<strong><em>punition</em></strong> 1 kez, sorumluluk /<strong><em>responsabilité</em></strong> 38 kez, sorumlu /<strong><em>responsable</em></strong> 43 kez, ahlâk /<strong><em>morale</em></strong> 16 kez, etik /<strong><em>éthique</em></strong> 10 kez, hak/<strong><em>droit</em></strong> kelimesi ise 91 kez kullanılmış. Kanaatimce bu kelimelerin azlığı bir rastlantı değil, tersine Sartre&#8217;ın bilinçli bir şekilde gelenek ile bağlarını koparma çabasının bir neticesi. Kutsal, Vahiy, Cennet, Cehennem gibi &#8220;dış kaynaklı&#8221; yargılardan, suç ve cezalardan bağımsız, tamamen insan merkezli, hümanist bir ahlâk teorisi&#8230;</p>
<p> Bu bağlamda eserinde alternatif kutsal yok, Sarte gerçek bir ateist: <strong>Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ.</strong> Tanrı&#8217;nın yokluğuna iman etmiş sahte ateistler gibi pozitivizmi savunmuyor. Pozitivizmin de bir din olduğunun farkında. Çağdaş liberaller gibi ahlâkî rölativizm iddiasında da değil. Çünkü liberal ol(a)mayacak kadar çalışkan bir insan; düşünmekten, yazmaktan, risk almaktan korkmuyor. Septiklerin, liberallerin ideolojik  afyonları ile çakır keyif olmak &#8220;bizim&#8221; Sartre&#8217;a göre değil.</p>
<p> Peki ne yapıyor Sartre? İnsanlık&#8217;ı, İyilik&#8217;i nerede arıyor? Varlık ve Hiç&#8217;te en çok geçen bir kaç kelime dikkatimi çekti : Özgürlük /<strong><em>liberté</em></strong> 749 kez, özgür /<strong><em>libre</em></strong> 359 kez, hiçleştirme /<strong><em>néantisation</em></strong> 175 kez ve hiç /<strong><em>néant</em></strong> 812 kez&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>Önceki bölümler:</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 1:Boşluk)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/13/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-1/">Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 1:Boşluk)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 2:Ahlâk)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/17/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-2/">Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 2:Ahlâk)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 3:Bakış)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/">Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 3:Bakış)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 4: Mahalle Baskısı)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2012/01/08/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-4-mahalle-baskisi/">Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 4: Mahalle Baskısı)</a></li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/01/yakinda-varlik-ve-hic-sartre-ve-ozgurluk-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/yakinda-varlik-ve-hic-sartre-ve-ozgurluk-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Salaam Sinema (Mohsen Makhmalbaf)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 15:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İran sineması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20466</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="200" height="163" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9811.flv&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi812c4ee9-2901-46cd-b4b1-be6c8a69d39b.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/salaam-sinema-mohsen-makhmalbaf/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

