<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Hristiyanlık</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/hristiyanlik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Ayasofya İbadete Açılmalıdır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/17/ayasofya-ibadete-acilmalidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/17/ayasofya-ibadete-acilmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 12:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11427</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Ayasofya ilginç bir konudur. Böyle ısıtıp ısıtıp servis yapılır. En son Rum asıllı Amerikalılar ayin yapmak istediler. Bizim Kültür bakanlığı &#8220;kışkırtıcı&#8221; dedi, izin vermedi. Bir grup Hristiyanın bir kilisede ayin yapma hakkının kültür bakanlığı kararına bağlı olması Ulus-Devlet felaketinin bir tecellisi olmalı. (Bkz. Türkiye&#8217;nin Ulus-Devlet Sorunu isimli kitabımız)
 Bizim basın hiç eleştirmeden başlıklarına taşıdı bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><img class="alignright" src="http://www.mustafaakyol.org/im/hagia_sophia.png" alt="Ayasofya camii/kilisesi" align="left" />Sunuş:</em></strong><em> Ayasofya ilginç bir konudur. Böyle ısıtıp ısıtıp servis yapılır. En son Rum asıllı Amerikalılar ayin yapmak istediler. Bizim Kültür bakanlığı &#8220;kışkırtıcı&#8221; dedi, izin vermedi. Bir grup Hristiyanın bir kilisede ayin yapma hakkının kültür bakanlığı kararına bağlı olması Ulus-Devlet felaketinin bir tecellisi olmalı. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye&#8217;nin Ulus-Devlet Sorunu</strong></a> i</em><em>simli kitabımız)</em></p>
<p><em> Bizim basın hiç eleştirmeden başlıklarına taşıdı bu &#8220;kışkırtıcı&#8221; suçlamasını. Sonunda adamlar vazgeçtiler. Balkanlarda Osmanlılardan kalma, İspanya&#8217;da ise Endülüs&#8217;ten miras camiler var. Çoğu müze halinde. Bazısı harabe, yıkılmaya yüz tutmuş. Derin Düşünce okurları toplansa ve bu camilerden birine gidip namaz kılmak istese nasıl davranmalarını isteriz bize karşı? <strong>&#8220;Kışkırtıcı Türkler Geliyooor!&#8221;</strong> dense herhalde kalbimiz kırılırdı değil mi? Bir günlüğüne müzeyi kapatıp <strong>&#8220;gelin kardeşim, yapın ayininizi, edin duanızı, bizi de unutmayın&#8221;</strong> diyemediler yani. Bir avuç dindar Hrıstiyandan korktular. Cüneyt Arkın filmlerinden öğrenilmiş tarih bilgisinin(!) neticesi bu, <strong>&#8220;kahpe Bizans!&#8221; </strong>takıntısından ibaret bu ulus-devlet tayfasının Hristiyanlık bilgisi.</em></p>
<p><em>Sevgili <a href="http://www.derindusunce.org/author/mustafaakyol/">Mustafa (Akyol)</a> bundan uzun bir süre önce Ayasofya hakkında çok güzel bir makale yazmıştı. Hiç eskimeyen bu yazıyı ilginize, aklınıza ve kalbinize sunuyoruz.(MY)</em></p>
<h2>Ayasofya Cami/Kilise Olmalı</h2>
<p>[03 Haziran 2005 tarihli <a href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=42824" target="_blank">Referans</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hürriyet gazetesinde yer alan <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4507572.asp" target="_blank">&#8220;Ayasofya kilise olabilir iddiası&#8221;</a> başlıklı habere göre, Vakıflar Yasa Tasarısı&#8217;nın ele alındığı Adalet Bakanlığı Alt Komisyonu&#8217;nda bir Ayasofya tartışması yaşanmış. CHP&#8217;liler, tasarıdaki bir maddeyle Ayasofya&#8217;nın yeniden kiliseye dönüşmesinin önünün açılacağını ileri sürmüşler. Ve, tahmin edebileceğiniz gibi, buna büyük tepki göstermişler.</p>
<p>CHP&#8217;lilerin bu çıkışı, Türkiye&#8217;deki &#8220;sol&#8221;un, özellikle de onun &#8220;ulusalcı&#8221; kanadının, &#8220;kilise&#8221; veya &#8220;misyonerlik&#8221; gibi kavramlara yönelik uzunca bir zamandır süregiden tepkisinin yeni bir halkası gibi duruyor.</p>
<p>Ben ise, bu tepkiye &#8220;din özgürlüğü&#8221; perspektifiyle karşı duran birisi olarak, CHP&#8217;lileri daha da kızdırabilecek bir şey söyleyeyim: Ayasofya sadece &#8220;kilise olabilir&#8221; değildir; olmalıdır!</p>
<p> <br />
<strong>Müze Değil İbadethane</strong></p>
<p>Bu mabed, CHP&#8217;lilerin ve onların bütün fikri öncüllerinin varlığından çok çok önce, MS. 532 yılında Bizans İmparatoru Constantinius tarafından inşa ettirilmişti.<span id="more-11427"></span> İnşa edilmesindeki amaç ise, turistlere müze sunmak değil, Tanrı&#8217;ya adanmış ve O&#8217;na ibadet için kullanılacak bir mekan yaratmaktı. İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde dünyanın bu en görkemli kilisesi camiye dönüştürüldü; bu radikal bir değişimdi kuşkusuz, ama yapının temel amacı değişmedi. Bir ibadethane olmaya devam etti.</p>
<p>Bugün ise Ayasofya içinde ibadetin yasaklandığı bir müze. Bakın, Aya Sofya&#8217;nın yeniden açılmasını savunan Hıristiyanların kurduğu <a href="http://www.hagiasophiablog.com/" target="_blank">Hagia Sophia</a> sitesinde bunun nasıl incitici bir statü olduğu şöyle anlatılıyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Kutsal mekanların, zorla turistik mekanlara dönüştürülmesi, bir dine ve Tanrı&#8217;ya karşı saygısızlıktır. Müslümanlar, kendilerinin en kutsal mekanlarından biri, hakim bir güç tarafından turist çekmek amacıyla bir müzeye çevrilse nasıl hissederlerdi?&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu yorum, doğru. Ancak bir noktayı atlıyor. &#8220;Müslümanların kutsal mekanlarından biri&#8221; zaten müzeye çevrilmiş durumda. O da yine Ayasofya&#8230; Diğer bir deyişle, Ayasofya hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar için kutsal bir mekan. Hıristiyanların burada 900 yıldan, Müslümanların ise 500 yıldan fazla geçmişi var. Mevcut &#8220;müze&#8221; statüsü, her iki dine karşı bir &#8220;saygısızlık&#8221;.</p>
<p>Benim ise hem bu &#8220;saygısızlığın&#8221; ortadan kaldırılmasını hem de tüm dünyaya çok olumlu mesajlar vermeyi sağlayacak bir önerim var:</p>
<p>Ayasofya cami/kilise olarak yeniden ibadete açılsın!</p>
<p>İçinde hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar ibadet edebilsin. Mabed içinde yapılacak bir yer ve zaman düzenlemesi ile, Müslümanlara namaz kılma, Hıristiyanlara ise ayin yapma imkanı tanınsın. Cuma günleri minberden hutbe okunsun, pazar günleri tütsü gezdirilip istavroz çıkarılsın&#8230;</p>
<p>Buna karşı &#8220;nerden çıktı bu, hiç cami/kilise olur mu&#8221; demeyin. Olur ve zaten olmuştur da.</p>
<p><strong>Şam&#8217;daki İlk Cami/Kilise</strong></p>
<p>İlk cami/kilisenin kurucusu, İslam&#8217;ın büyük kahramanı ve ikinci halifesi Hz. Ömer&#8217;dir. Onun yönetiminde Müslümanlar Suriye&#8217;yi fethetmişler ve yüzyıllardır bir Hıristiyan kenti olan Şam&#8217;ı da 636 yılında İslam imparatorluğuna dahil etmişlerdi. Şam&#8217;daki görkemli Vaftizci Yahya kilisesi, bu tarihten sonra Müslümanlar ile Hıristiyanlar tarafından ortak ibadet alanı olarak kullanıldı. Aslında &#8220;kilise&#8221; kimliğini korudu; Müslümanlar sadece namaz kılmak için bir düzenleme yapıp kilisenin kıbleye bakan kısmına kerpiç bir duvar inşa ettiler.</p>
<p>Bu statü 706 yılına kadar sürdü. O tarihte Emevi halifesi I. El-Velid kiliseyi camiye dönüştürme kararı verdi; Hıristiyanlara ise tazminat ödendi. Bugün Vaftizci Yahya kilisesinin yerinde ünlü <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Umayyad_mosque" target="_blank">Büyük Emevi Camii</a> yükseliyor, ama içinde hala Vaftizci Yahya&#8217;nın adına küçük bir &#8220;şapel&#8221; (mini-kilise) var.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Medeniyetlerin Barışı</strong></p>
<p>İslam&#8217;ın ilk onyıllarında yaşanmış bu çarpıcı &#8220;dinsel çoğulculuk&#8221; örneğini, 1400 yıl sonra bugün Ayasofya&#8217;da hayata geçirebilsek, muazzam bir iş yapmış oluruz. Türkiye bunu yapabilirse &#8220;medeniyetler çatışması&#8221; lafının dillerden düşmediği dünyaya, anlamlı bir &#8220;medeniyetler barışı&#8221; mesajı sunmuş olur.</p>
<p>İşe sadece &#8220;ekonomik&#8221; bakacak olanlar için de şunu söyleyeyim: Merak etmeyin, Ayasofya cami/kilise olursa, &#8220;turizm gelirleri&#8221; düşmez. Turistler yine gelmeye devam eder, ibadete açık olan tüm diğer kilise ve camilere gittikleri gibi. Dahası dünyanın dört bir yanından pek çok Hıristiyan ve hatta Müslüman turist, sırf Ayasofya&#8217;da ibadet etmek için Türkiye&#8217;ye gelir.</p>
<p>Meselenin kanımca en önemli yönü ise, bir ibadethane olan Ayasofya&#8217;nın &#8220;müze&#8221; olarak tutulması garabetinin sona ermesidir. Bu, Türkiye&#8217;nin gerçek anlamda bir laikliğe kavuşması yolunda önemli bir kazanım olacaktır. Çünkü gerçekten laik olan ülkelerde, devlet, kiliseleri ve camileri ne açar ne de kapatır. &#8220;Üzerine vazife&#8221; olmayan bu işlere girmez, dini kurumlar da devleti yönetmeye kalkmaz.</p>
<p>Dahası eğer Ayasofya cami/kilise olursa, Türk toplumunun bir kesiminde yaygın olan &#8220;kilise alerjisi&#8221; de belki tedavi edilebilir. Bu alerjinin &#8220;ulusalcılar&#8221;da var olmasını anlamak mümkünse de, İslami kesimde yer almasını anlamak zordur. Çünkü Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de kiliseler, manastırlar ve sinagoglar, &#8220;Allah&#8217;ın isminin çokça anıldığı mescidler&#8221;le birlikte, Allah tarafından korunan kutsal mekanlar olarak geçer. (Hac Suresi, 40)</p>
<p>Ve hiç bir otoritenin bunları ne din ne de laiklik adına kapatmaya ve öyle tutmaya hakkı yoktur&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/17/ayasofya-ibadete-acilmalidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/17/ayasofya-ibadete-acilmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes İçin Din Özgürlüğü</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/19/herkes-icin-din-ozgurlugu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/19/herkes-icin-din-ozgurlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 20:41:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10914</guid>
		<description><![CDATA[[18 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Ekümenik Patrikhane&#8217;nin geçen Pazar günü Trabzon&#8217;daki Sümela Manastırı&#8217;nda düzenlediği ayin çok hayırlı oldu. Hem saçma bir tabu daha yıkıldı, hem de din özgürlüğünü genişleten yeni bir adım atıldı. Bu açıdan hükümeti, Başbakan Erdoğan&#8217;ı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay&#8217;ı tebrik etmek gerek.
Başbakan&#8217;ın ulusalcılardan yükselen &#8220;Rum-Pontus devleti hortluyor&#8221; zırvalarına karşı yaptığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[18 Ağustos 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/herkes-icin-din-ozgurlugu-286571.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Ekümenik Patrikhane&#8217;nin geçen Pazar günü Trabzon&#8217;daki Sümela Manastırı&#8217;nda düzenlediği ayin çok hayırlı oldu. Hem saçma bir tabu daha yıkıldı, hem de din özgürlüğünü genişleten yeni bir adım atıldı. Bu açıdan hükümeti, Başbakan Erdoğan&#8217;ı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay&#8217;ı tebrik etmek gerek.</p>
<p>Başbakan&#8217;ın ulusalcılardan yükselen &#8220;Rum-Pontus devleti hortluyor&#8221; zırvalarına karşı yaptığı açıklama da dört dörtlüktü. Osmanlı&#8217;nın hoşgörü geleneğine<span id="more-10914"></span> atıfta bulundu, &#8220;inancına güvenen, inanç hürriyetinden korkmaz&#8221; dedi. Dahası, Türkiye ve Yunanistan arasındaki &#8220;mütekabiliyet&#8221; geleneğinin de, din özgürlüğünün aleyhine değil lehine kullanılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Öyle ya, bildik &#8220;devlet temayülü&#8221;, &#8220;Yunanistan&#8217;daki Türkler&#8217;e hak vermiyorlar, biz de burdaki Rumlara vermeyelim&#8221; mantığı üzerine kuruluydu. Yani &#8220;kaybet-kaybet&#8221; kuralı işliyordu. Şimdiyse Erdoğan, &#8220;biz Rumların haklarını teslim edelim, oradaki Türklere de daha fazla hak isteyelim&#8221; demiş oluyor.</p>
<p>Bu &#8220;kazan-kazan&#8221; yaklaşımının yankısı da hemen geldi: Yunan medyasında &#8220;Atina&#8217;ya cami şart oldu artık&#8221; sesleri duyuluyor.</p>
<p>Ekümenik Patrik Bartolomeos da Sümela&#8217;daki ayinde çok iyi şeyler söyledi. Sadece &#8220;Türk hükümetine teşekkür&#8221; ifade etmekle kalmadı, manastıra zamanında kol-kanat germiş olan dokuz ayrı Osmanlı padişahını ismen tek tek zikrederek yad etti.</p>
<p>Patrik, konuşmasında bir vurgu daha yaptı ki, bizim Türk basınında pek dikkat çekmese de epey anlamlıydı. Hz. Meryem&#8217;e duyulan hürmetin Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında ortak bir değer olduğunu vurguladı ve Müslümanların bu &#8220;kutsal&#8221;a gösterdiği hassasiyeti şu anekdotu aktararak övdü:</p>
<p>&#8220;Bundan bir kaç yıl önce Avusturalya&#8217;nın Adelaide kentinde Bakire [Meryem]e dair saygısız bir tablo yapıldığında, ilk protesto şehirdeki Müslüman cemaatin temsilcisinden gelmişti.&#8221;<br />
<strong>Sıra Ruhban Okulu&#8217;nda</strong></p>
<p>Kısacası, &#8220;Sümela açılımı&#8221; çok iyi oldu. Ama, Anayasa değişikliği paketi için dediğimiz gibi, &#8220;yetmez.&#8221; Patrikhane&#8217;nin en önemli ihtiyacı olan Heybeliada Ruhban Okulu da bir an önce açılmalı. Bu kurumun asırlardır taşıdığı &#8220;ekümenik&#8221; sıfatı üzerindeki &#8220;resmi ambargo&#8221;da kalkmalı.</p>
<p>Gelgelelim, Hürriyet&#8217;in başyazarı Oktay Ekşi, dünkü köşesinde her iki hakka da karşı çıkarak şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Patrik Bartholomeos&#8217;un Türkiye&#8217;den ‘Ekümenik&#8217; yani ‘Evrensel&#8217; sayılmasını istemesine kesinlikle karşıyız. Patriğin hem bu konuda hem de Heybeliada&#8217;daki Ruhban Okulu&#8217;nu yürürlükteki yasalarımıza tabi olmayan statüyle açma konusunda imtiyaz talebini sadece yersiz değil uzun vadede tehlikeli buluyoruz.&#8221;</p>
<p>Sayın Ekşi&#8217;ye naçizane iki dizi sorum olacak:</p>
<p>Bir, kendisi Hıristiyan ilahiyatından ne anlar? Anlıyorsa da, neredeyse iki bin yıllık bir Kilise&#8217;nin ismini belirleme hakkını nereden almaktadır? Başkaları gelip kendi gazetesinin ya da basın kuruluşunun ismine karışmakta mıdır?</p>
<p>İki, Ekümenik Patrikhane, Osmanlı zamanında açılan, Cumhuriyet&#8217;in de 1971 yılındaki askeri darbeye dek dokunmadığı Ruhban Okulu&#8217;nu geri istiyor. Bu, &#8220;yürürlükteki yasalarımıza tabi olmayan statü&#8221; gerektiriyorsa (ki aslında gerektirmiyor), yine de o zaman sorun yasalarda değil mi?</p>
<p>Öyle ya, bu ülkede sokakta Kürtçe konuşmayı yasaklayan yasa dahi yok muydu?</p>
<p>Zaten Patrikhane&#8217;nin ismine ve okuluna musallat olan zihniyetle, Kürt vatandaşın dilini susturan veya mütedeyyin vatandaşın tarikatını kapatıp başörtüsünü yasaklayan zihniyet aynıdır.</p>
<p>Allah&#8217;tan bu ceberrut zihniyet her geçen gün geriliyor. Özgürlük, din özgürlüğü dahil, herkes için genişliyor.</p>
<p>12 Eylül&#8217;de de, inşallah, bir adım daha atılacak.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/19/herkes-icin-din-ozgurlugu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/19/herkes-icin-din-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Patrik, Din Özgürlüğü ve Liberallik</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/27/patrik-din-ozgurlugu-ve-liberallik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/27/patrik-din-ozgurlugu-ve-liberallik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 23:48:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7925</guid>
		<description><![CDATA[[23 Aralık 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Patrik Bartholomeos, bir Amerikan televizyonuna Türkiye&#8217;de kendini &#8220;çarmıha gerilmiş&#8221; gibi hissettiğini söyledi. Bazılarımız da buna çok kızdı.
Bu söz, evet, bence de biraz abartılı. Ama bir &#8220;metafor&#8221; (benzetme) olduğunu unutmayalım. Dahası, Patrik&#8217;e kızmak yerine, dönüp de &#8220;bu adam niçin kendini bu kadar zulüm altında hissediyor&#8221; diye bir soralım.
İki büyük baskı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2716" title="20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek-191x300.jpg" alt="" width="163" height="249" /></a>[23 Aralık 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/patrik-din-ozgurlugu-ve-liberallik-233555.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Patrik Bartholomeos, bir Amerikan televizyonuna Türkiye&#8217;de kendini &#8220;çarmıha gerilmiş&#8221; gibi hissettiğini söyledi. Bazılarımız da buna çok kızdı.</p>
<p>Bu söz, evet, bence de biraz abartılı. Ama bir &#8220;metafor&#8221; (benzetme) olduğunu unutmayalım. Dahası, Patrik&#8217;e kızmak yerine, dönüp de &#8220;bu adam niçin kendini bu kadar zulüm altında hissediyor&#8221; diye bir soralım.</p>
<p>İki büyük baskı var Patrikhane üzerinde. Birincisi, 19. yüzyılın ortasında, yani Osmanlı devrinde açtıkları Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nu 1971&#8242;den bu yana kapalı tutmamız. Bunun bizim için basit bir diplomatik baş ağrısından<span id="more-7925"></span> başka pek bir anlamı yok gibi. Ama Patrikhane için korkunç bir şey.</p>
<p>Neredeyse iki bin yıllık bir kurum, kendisini yaşatacak din adamlarını yetiştirme imkanından mahrum bırakılmış durumda. Biz, önce kanunla dayatmışız, &#8220;patrik Türk vatandaşı olmak zorundadır&#8221; diye, sonra da Türk vatandaşı Rumların din adamı yetiştirme imkanını yok etmişiz. Sanki &#8220;siz de bir an önce ölün de bu iş bitsin&#8221; der gibiyiz, 69 yaşındaki Patrik efendiye. Ne büyük ayıp&#8230;</p>
<p>İkinci baskı, Patrikhane&#8217;nin ismine musallat oluşumuz. Bu kurum kendini yüzyıllardır &#8220;ekümenik&#8221;, yani evrensel olarak tanımlıyor, dünyanın dört bir yanındaki yüz milyonlarca Hıristiyan tarafından da öyle kabul ediliyor. Ama biz, sanki Ortodoks ilahiyatından çok anlarmışız ve bu işlere burnumuzu sokmaya hakkımız varmış gibi, tutturduk son 15-20 senedir &#8220;kendinize ekümenik diyemezsiniz&#8221; diye. Ne büyük haddini bilmezlik&#8230;</p>
<p>Bütün bunlar da, &#8220;mevzuat&#8221; meseleleri yanında, bir takım &#8220;endişe&#8221;lere, daha doğrusu paranoyalara dayandırılıyor. Yok Patrikhane &#8220;Yeni Bizans&#8221; kuracakmış, yok &#8220;İstanbul&#8217;da Vatikan&#8221; olacakmış, filan.</p>
<p>Zaten Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin tüm despotlukları bir takım paranoyalara dayanır. &#8220;Eğer sokakta Kürtçe konuşulursa ülke bölünür&#8221; diye korkar, Kürtçe&#8217;yi yasaklar. &#8220;Eğer tarikatlar serbest olursa İslami rejim kurulur&#8221; der, Müslümanların din özgürlüğünü çiğner.</p>
<p>Oysa herkesin paranoyası kendi sorunudur ve bunlardan yola çıkarak temel hak ve özgürlükler kısıtlanamaz. Örneğin birisi &#8220;ben çok korkuyorum, mavi gözlü insanlar ülkeyi bölecek, onun için yılanın başını şimdiden ezelim, bunların hepsini toplayıp sürelim&#8221; derse, &#8220;tamam, öyle yapalım, sen de rahatlayıver&#8221; denmez. &#8220;İstersen bir psikiyatra görün&#8221; denir.</p>
<p>Sonuçta, Türkiye&#8217;nin yapması gereken Ekümenik Patrikhane&#8217;nin haklarını tespit etmekten başka bir şey değildir. Bu iktidar, öncekilere kıyasla bu konuda zaten daha açık fikirli, ama artık daha fazla vakit kaybetmemek lazım.<br />
<strong>‘PKK realitesini görmek&#8217;</strong></p>
<p>Gelelim bir diğer meseleye&#8230; Liberal dostum Rasim Ozan Kütahyalı Taraf&#8217;taki köşesinde ben dahil bir kaç &#8220;liberal sağcı&#8221; yazarı eleştirdi, bizi DTP&#8217;nin kapatılmasına ses çıkarmamakla, dahası PKK ve Öcalan realitelerini görmemekle eleştirdi.</p>
<p>Ben ise DTP&#8217;nin kapatılmasını savunmamış, sadece buradaki &#8220;terör örgütü bağlantısı&#8221; unsurunun yabana atılamayacağını söylemiştim.</p>
<p>PKK ve Öcalan realitelerine gelince, evet, bence de bunları görmeliyiz ve açılım da bu farkındalık içinde yürümeli. Ama bir şeyi &#8220;görmek&#8221; ile &#8220;tasvip etmek&#8221; çok farklı şeyler.</p>
<p>Eğer her siyasi realiteyi tasvip edecek isek, işimiz iş. O zaman, mesela, Ergenekon&#8217;u da tasvip etmemiz gerek. Öyle ya, bu örgütün en az PKK&#8217;nınki kadar büyük bir tabanı var. Meclis&#8217;te PKK&#8217;nın DTP&#8217;si var idiyse, Ergenekon&#8217;un da kapı gibi CHP&#8217;si var. Ne yapalım şimdi?</p>
<p>&#8220;Liberallik adı altında solculuk yapanlar&#8221;ı eleştirirken, tam da buradaki çifte standardı kast etmiştim. Türkiye&#8217;deki solcu ezber, devlet despotizmine karşı çıkarken, devlet karşıtı grupların despotizmine göz yumar. &#8220;Devlet terörü&#8221;nü lanetlerken, devlet karşıtı terör örgütlerine &#8220;anlayış&#8221; ile yaklaşır.</p>
<p>Böyle yapmanın &#8220;vicdani&#8221;likle alakası olmadığı gibi, öyle yapmamanın da &#8220;tuzukuru&#8221;lukla ilgisi yok.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/27/patrik-din-ozgurlugu-ve-liberallik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/27/patrik-din-ozgurlugu-ve-liberallik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa&#8217;nın Mesajını Anlamak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/15/hz-isanin-mesajini-anlamak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/15/hz-isanin-mesajini-anlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 09:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[Hz Isa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7738</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Şinasi GÜNDÜZ 
İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi
Kaynak: Köprü Dergisi
Hz. İsa kimdi ve temel mesajı neydi? Bu sorular, Hz. İsa hakkında yürütülen birçok spekülasyonun temel çıkış noktasıdır. Tarihte yaşamış olan ve hakkında en fazla spekülasyon yapılan ender şahsiyetlerden birisi olarak Hz. İsa Hıristiyan inancına göre, insanlığın kurtuluşu için bedenleşen kelam, ilahi oğul İsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091215_derin_dusunce_org_hz_isa_hristiyanlik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7740" title="20091215_derin_dusunce_org_hz_isa_hristiyanlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091215_derin_dusunce_org_hz_isa_hristiyanlik.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Prof. Dr. Şinasi GÜNDÜZ </em></strong></p>
<p><em>İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi</em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=730" target="_blank">Köprü Dergisi</a></p>
<p>Hz. İsa kimdi ve temel mesajı neydi? Bu sorular, Hz. İsa hakkında yürütülen birçok spekülasyonun temel çıkış noktasıdır. Tarihte yaşamış olan ve hakkında en fazla spekülasyon yapılan ender şahsiyetlerden birisi olarak Hz. İsa Hıristiyan inancına göre, insanlığın kurtuluşu için bedenleşen kelam, ilahi oğul İsa Mesih&#8217;tir. Ancak İslam, onun tarih boyu insanlığa gönderilen peygamberler zincirinin bir halkası, bir peygamber ve bir resul olduğunu vurgular; Hz. İsa&#8217;ya yönelik her türlü tanrılaştırma<span id="more-7738"></span>/ilahlaştırma anlayışını şiddetle reddeder.</p>
<p>Her ne kadar Hıristiyanlık&#8217;ın erken dönemlerine ait metinler olsalar da ve Pavlusçu İsa Mesih anlayışına sahip olan yazarlarca kaleme alınmış olsalar da eldeki mevcut İnciller Hz. İsa&#8217;nın kendisiyle ilgili olarak defalarca &#8220;insanoğlu&#8221; nitelemesinde bulunduğunun altını çizer. Yine çeşitli İncil metinlerinde Hz. İsa kendisiyle ilgili olarak &#8220;peygamber&#8221; imasında bulunmuştur. Etrafında yer alan insanların birçoğu da onun bir &#8220;peygamber&#8221; olduğu konusunda hemfikirdirler. Bütün bunlar, günümüzde bazı araştırıcılarca &#8220;tarihsel İsa&#8221; olarak adlandırılan Hz. İsa&#8217;nın şahsına yönelik Kur&#8217;an&#8217;ın yaptığı tanımlamayı desteklemektedir.</p>
<p>Bir peygamber olarak Hz. İsa&#8217;nın en temel mesajı, Allah&#8217;ın mutlak birliğine ve tekliğine iman ile O&#8217;nun egemenliğine girmek çağrısı olmuştur. Ayrıca O, yaklaşan hesap günü konusunda insanları uyarmış ve yaklaşmakta olan o güne hazırlıklı olma konusunda insanları ikaz etmiştir. Onun bir diğer mesajı Hz. Musa tarafından insanlara vazedilen ilahi yasalara riayet etmenin önemidir. Hıristiyan geleneğinin iddiasının aksine hukuku kaldırmak ya da ilga etmek bir yana; hukukun bir tek harfini bile yerine getirmeyenlerin asla Allah&#8217;ın egemenliğine girmiş sayılmayacağının altını çizmiştir.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın öğretisinde yer alan bir diğer dikkat çekici husus ise, sosyo-kültürel çöküşe karşı tavır alması ve hukukun ve ahlakın önemini vurgulamasıdır. Özellikle günümüzde insanların karşı karşıya olduğu sorunlar ve yaşanan haksızlıklar, kaos ve sosyal çöküş dikkate alındığında bu, oldukça önemlidir. Hz. İsa&#8217;nın yaşadığı dönemdeki sosyal çevre de -tıpkı günümüzde olduğu gibi- M. Borg&#8217;un yerinde ifadesiyle &#8220;kriz içerisindeki bir sosyal dünyadır&#8221;.1 Onun döneminde, toplum üzerinde aşırı bir nüfuz kurmuş olan Yahudi din bilginleriyle rahipler sınıfı, toplumsal yapıyı kendi çıkar ve menfaatlerine uygun şekilde yönlendirmeye çalışmaktaydılar. Özellikle Ferisi ve Saduki ileri gelenlerinden oluşan bu grup, hukuku kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp uygulamakta, dinsel inançlar, beklentiler ve mekanları kendi kişisel amaçlarına uygun şekilde kullanmaktaydılar. Diğer taraftan, yine toplumsal yapıya egemen olan güçlü bir siyasal mekanizma vardı ve bu mekanizma, kendi otoriter yapısına karşı oluşabilecek her türlü muhalefeti şiddetle bastırmaktan veya ortadan kaldırmaktan asla çekinmiyordu. Hz. İsa&#8217;nın yaşadığı dönemde Roma&#8217;ya bağlı bir siyasal iktidar olarak topluma egemen olan bu güçlerle Yahudi elitlerinden (din adamları ve bilginlerinden) oluşan grubun, toplumsal yapıyı denetim altında tutma ve oluşan ya da oluşabilecek her türlü muhalefeti sindirme, yok etme açısından birbiriyle yakın bir ilişki içerisinde oldukları dikkat çekmektedir.</p>
<p>Eldeki mevcut kaynaklarda Hz. İsa&#8217;nın, toplumda çıkar ve menfaatleri doğrultusunda bir yapı oluşturan bu seçkinler/elitler grubuna ve toplumdaki zulüm ve kaosa karşı mücadele ettiği görülür. Hz. İsa&#8217;nın öğretilerine en şiddetli tepkiyi toplumsal yapıya egemen olup onu yönlendiren bu elitistler göstermiş, Hz. İsa ve taraftarlarına karşı şiddet hareketlerini genellikle bunlar örgütlemişlerdir. İncil metinlerinde geçen birçok ifadesinde Hz. İsa bunlara karşı mücadele etmiş ve sıklıkla onları ikiyüzlülükle ve sahtekarlıkla suçlamıştır. Onların gerçeği göremeyen körler, budalalar ya da &#8220;körlerin kör kılavuzları&#8221; olduklarını vurgulamıştır.2 Toplumsal çöküşün ve zulmün önde gelenlerinden Ferisileri ve din bilginlerini &#8220;gelenekleri uğruna Tanrının emirlerine karşı gelenler&#8221; olarak nitelemiş3 ve insanları &#8220;Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından kaçınmaya&#8221;, yani onlardan ve onların öğretilerinden uzak durmaya çağırmıştır.4 Hz. İsa&#8217;nın ifadesine göre toplumu saptıran bu insanlar riyakardırlar; bunların içi dışı farklıdır. İnsanlara birtakım doğruları söyledikleri halde kendileri bunlara riayet etmezler. İşlerine geldiği zaman kılı kırk yararcasına en ince detayları gündeme getirirler, ama işlerine gelmediğinde en önemli büyük bir meseleyi bile görmezden gelirler. Ayrıca onlar adalet, merhamet ve sadakat gibi temel değerlere sırt dönerler; bu değerleri işlerine geldiği gibi yorumlarlar.5</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın, özellikle toplumsal çöküş ve zulmün sorumlusu olarak dikkat çektiği bu elitistlere ya da sosyo-kültürel ve siyasal yapıda toplumu yönlendirme konumunda olan, ancak tavır ve davranışlarıyla toplumun ihyasına ve barış ve adaletin tesisine değil, tam tersine toplumun ifsadına ve zulme neden olan kişi ve gruplara yönelik yaptığı eleştiriler yaşadığımız şu günlerde tecrübe etmekte olduğumuz olaylar açısından daha bir dikkate değerdir. Bugün dünya geneline baktığımızda inanç ve yaşam biçiminde bir şekilde Hz. İsa&#8217;ya yer veren ya da yer verdiği iddiasında olan bir milyarı aşkın insan bulunmaktadır. İnançlarında yer alan İsa Mesih&#8217;in tarihte yaşamış olan Hz. İsa ile ne kadar özdeş olduğu tartışmalı olsa da bu insanlar İsa&#8217;yı bir kurtarıcı olarak görmekte ve onun mesajlarını kendileri açısından kurtarıcı bir rehber kabul etmektedirler. Ancak dünya genelinde yaşanan olaylara özellikle de son dönemlerde Batı&#8217;da yaşanan gelişmelere baktığımızda, kendisini bir şekilde Hz. İsa ve onun mesajlarıyla ilişkilendiren insanların, Hz. İsa&#8217;nın mesajından fazla bir şey almış olmadıkları anlaşılmaktadır.</p>
<p>Örneğin, günümüzde Batı geneline hızla yayılmakta olan ahlaki çöküntüye ve insan haklarından, demokrasi, özgürlük ve benzeri değerlere kadar çeşitli hususlarda yapılan çifte standartlı tutum ve tavırlara bakalım. Karşılıklı saygı, sevgi ve önyargılardan uzak şekilde barış içerisinde biri birinin değerlerine saygıdan söz edilirken, farklı inanç ve düşüncelerden dolayı zulme ve haksızlığa uğramaya karşı çıkılması erdeminden bahsedilirken, Batı ülkelerinde İslam&#8217;a İslam&#8217;ın en kutsal değerlerine ve Müslümanlara yönelik yapılan davranışlara göz atalım. Hemen her fırsattan inançlara saygı temeline dayalı çoğulcu toplum yapısının öneminden, diyalog ve hoşgörüden bahseden Batılı toplumların, özelikle de Hıristiyan değerlere önem veren kimi çevrelerin Hz. Muhammed, Kur&#8217;an ve benzeri İslam&#8217;ın temel kutsallarına karşı önyargılı tavırları, hakarete kadar varan tutumları, hemen her Müslüman&#8217;ı potansiyel bir suçlu olarak gören yaklaşımları, Hz. İsa&#8217;nın sevgi, barış ve hoşgörü söylemiyle ne kadar uyumlu? Hemen her fırsatta bütün dünyaya adalet, hak-hukuk dersi vermeye çalışan Batı&#8217;nın kendi aralarında yaşayan genelde yabancıları özelde ise Müslümanları bir türlü hazmedememesi, onların yaşam biçimine ve inançlarına karşı hep önyargılı olması Hz. İsa&#8217;nın başkasının kusurunu görmeden önce kişinin bir aynaya bakması ve kendi kusurlarının farkına varıp onları düzeltmesi söylemiyle ne kadar örtüşmektedir? ABD&#8217;de kimi evanjelik çevrelerin Hz. Peygamber, İslami değerler ve Müslümanlar karşıtı söylem ve tavırları, Danimarka&#8217;da başlayıp Avrupa geneline yayılan ve sözde özgürlük adına yürütülen İslam karşıtı küfür ve hakaretler, Almanya&#8217;da Müslüman Türklere karşı uygulanan ve vicdanları sızlatan vicdan testi (!) ve benzeri örnekler bu soruların sorulmasını gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Bugün dünya gerçekten de her zamankinden çok daha fazla Hz. İsa&#8217;nın tevhid, adalet, sevgi ve bağışlama ilkesine; başkasının gözündeki çöplerden önce kendi gözündeki mertekleri görme davetine kulak vermeye muhtaçtır. Önyargılardan ayrılmaya, içi dışı bir olmaya, samimiyete ve içtenliğe muhtaçtır. Hz. İsa, iç temizliği olmadıkça dıştan temiz görünmenin bir önem taşımayacağını vurgulamakta, ünlü Dağ Vaazı&#8217;nda insanları kardeşliğe, barışa, dostluğa çağırmaktadır. Son olarak o, insanları ısrarla günahtan uzak durmaya davet etmekte ve &#8220;eğer elin seni günaha sokarsa onu kes. &#8230; ayağın günaha sokarsa onu kes. &#8230; gözün seni günaha sokarsa onu çıkar at&#8221; uyarısında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Öz</strong></p>
<p>Hz. İsa kimdi ve temel mesajı neydi? Bu sorular, Hz. İsa hakkında yürütülen birçok spekülasyonun temel çıkış noktasıdır.</p>
<p>Bir peygamber olarak Hz. İsa&#8217;nın en temel mesajı, Allah&#8217;ın mutlak birliğine ve tekliğine iman ile O&#8217;nun egemenliğine girmek çağrısı olmuştur. O, yaklaşan hesap günü konusunda insanları uyarmış ve dönemindeki sosyo-kültürel çöküşe karşı tavır almış, hukukun ve ahlakın önemini vurgulamıştır.</p>
<p>Bu makalede öncelikle, tarihte yaşamış olan ve hakkında en fazla spekülasyon yapılan ender şahsiyetlerden birisi olarak Hz. İsa, İncil metinlerinden yola çıkılarak tanımlanmakta ve bir peygamber olarak Hz. İsa&#8217;nın en temel mesajları gözler önüne serilmektedir. Devamında ise Hz. İsa&#8217;nın mesajlarının, yaşadığı dönemdeki sosyal çevrenin günümüzdeki &#8220;kriz içerisindeki bir sosyal dünya&#8221;ya benzemesi nedeniyle, önemine dikkat çekilmektedir. Son olarak o dönemdeki topluma hakim olan Roma&#8217;ya bağlı bir siyasal iktidarın ve Yahudi elitlerinden oluşan grubun hukuku, dinsel inançları vs. kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullandıkları anlatılmakta ve bu anlayışın günümüzdeki uzantılarına dikkat çekilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/15/hz-isanin-mesajini-anlamak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/15/hz-isanin-mesajini-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 23:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Din ve Vicdan Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639</guid>
		<description><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası

&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; 
&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri) 
 
Bir önceki yazımızda din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7642" title="20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası</h2>
<p style="text-align: left;"><strong><em><br />
&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; </em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri)</em></strong> <br />
 </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/25/din-ozgurlugu%25e2%2580%2599ne-genel-bir-bakis/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Bir önceki yazımızda</span></a> din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş ve bu konu etrafında değişik örnekler vermiş, dahası ülkemizde yaşanan din özgürlüğü problemlerine değinirken hatırlarsanız şöyle demiştik: <em>&#8220;Kendi tarihimiz açısından bakarak; Peki, devlet neden dini, vicdanlara ve mabetlere hapsetmek suretiyle kontrol altına almak istesin ki? Sahi din bu kadar korkutucu bir şey midir ki kontrol edilme ihtiyacı duyulsun? ya da geçmişte hristiyanlık tarihinde olduğu gibi, dinsel bir şiddet süreci mi yaşamıştık? Din ve mezhep kavgaları mı yapmıştık? Din ya da kilise eliyle engizisyon mahkemelerinde işkence ve zulüm mü görmüştük?&#8221;<span id="more-7639"></span></em></p>
<p> Daha önce yazmış olduğum bu satırları, derinlere inmek suretiyle; biraz daha açmayı, sağlıklı bir tahlil yapabilmek adına önemli olduğunu düşünüyorum. Ve meselenin bam teline dokundurmak için; din özgürlüğü problemlerinin, tarihsel olarak başlangıç noktasına ve kaynağına bir yolculuk yapmak gerekecek.  </p>
<p>Araştırmalar, tarihi süreç içerisinde din özgürlüğü problemlerinin daha çok hıristiyanlıkla  ortaya çıktığını göstermektedir. Teorik ve haklı olarak kendini &#8220;Sevgi dini&#8221; olarak takdim eden bir dinin, güç ve iktidar sahibi mensupları tarafından, başka dinlere ve kendi içinde oluşan &#8220;heretik ve schismatic&#8221; oluşumlara karşı, tavizsiz ve gaddarane bir şiddet politikası gütmesi ve bunun insanlığa sunmuş olduğu ağır tahribat ve bedeller, ilgili konuyu ve süreci araştırmaya değer kılıyor. Daha çok  batıda gelişen ve insanlığın vicdanını duvara asıp, hayvani (belki de daha aşağı)  mertebeye ulaşmada, zirve yaptığı bu süreç, değil başka bir dine, farklı bir mezhebe dahi tahammülün olmadığı bir süreç olarak, tarihe geçmiştir. Zira Ortaçağ&#8217;da kilisenin mutlak bir otorite konumuna hızla yükselme arzusu ve devleti ele geçirme gayretleri nedeniyle bağnazlık ve tahammülsüzlük had safhaya ulaşacak. Ve böylece batı&#8217;da <strong>&#8220;tek kral, tek devlet ve tek din&#8221;</strong> anlayışı hakim olacaktı.  </p>
<p>Olayın başlangıç noktasına dönecek olursak; Hz.İsa ve getirmiş olduğu ilahi mesajların, ümmeti tarafından yayılma süreci, yaklaşık 310 sene gizli ve el altında gerçekleşmiş ve bu insanlar o günün zalim cabbarlarına ve oligarşik despotlarına karşı, bu dini gizlilik içerisinde korumaya muvaffak olmuşlardı. </p>
<p><strong>İmparator Constantin tabandan gelen zorlama neticesinde, hıristiyanlığı din olarak kabul etme ve din özgürlüğünü getirme mecburiyetinde kalmıştı. Gerçi bu Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir.</strong> <strong>Eğer o günün Hıristiyanları, Constantin&#8217;in bu oyununa gelmeyip, daha çok üst yapı ile ilgilenMEselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi yorumu getirilebilir.</strong> <strong>Zira hiristiyanlığın (resmi) din olarak kabul edilişi, hıristiyanlara indirilen büyük bir rehavet darbesi olmasının yanında, iktidar sahibi zalim ve jakoben yöneticilerin, dini ve siyasi gücü kontrol altında tutma maksadıyla, baskıcı ve despotik yönetimlerinin ilk nüvesini oluşturacaktı. Tabii hiristiyanlığın resmi din olarak kabul edilişin ardından, hristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini (hassasiyetlerini) kaybedip, kelepir sevdasına düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.</strong>   </p>
<p>İmparator Constantin 313 yılında Milan fermanı ile, ferman söylemlerinin aksine dinde toleranssızlığa giden yolun kapısını aralamıştır. <strong>&#8220;Bir devlette tek din ve din içinde birlik&#8221;</strong> ilkesiyle Constantin, heretiklere karşı savaşta, kiliseyi desteklemiş ve hatta önderlik etmiştir. Bu dönemde, heretiklik manevi ve medeni suç olmaktan çıkarılıp, sonu engizisyon mahkemelerine kadar varan bir dizi zülmi cezalara kadar gitmiştir. Bu dönem kilise ile devletin yetkilerinin kaybolup kaynaşmaya dönüştüğü bir dönem olarak adlandırılabilir. </p>
<p>Daha sonra 380 yılında I.Theodosios ile hıristiyanlık önce devletin resmi dini haline gelmiş, peşinden de devlete hükmeden bir kurum haline dönüşmüştür ki buna <strong>&#8220;hiristiyanlığın devletleşmesi&#8221; </strong>ya da<strong> &#8220;Dinin kurumsallaşması&#8221; </strong>tabiri daha uygun düşecektir. Yani <strong>&#8220;Kilise devlet içinde değil, Devlet Kilise içindedir&#8221;</strong> artık. Başka bir deyişle, &#8220;<strong>kilisenin (ruhani kılıcın) devleti ele geçirmesi&#8221;</strong> olarak da yorumlanabilir.         </p>
<p>Sonuçta, insanlığa kan kusturacak öylesi bir teokratik düzen gelmiştir ki, bunu Papa VIII.Boniface şu şekilde izah etmektedir.  </p>
<p><em>&#8220;Kutsal Katolik ve apostolik kilise dışında günahların ne affı ne de onlardan kurutuluş yolu vardır. Mevcut iki kılıç (dünyevi  ve ruhani) kilisenin iktidarındadır. Bir devlette iki baş olamaz. Dünyevi otorite, ruhani olana tabidir. Ruhani otorite kral da dahil herkesi yargılayabilir ama o hiç kimse tarafından yargılanamaz. Çünkü onun otoritesi ilahidir.&#8221;</em> </p>
<p>İşte bu aşamadan sonra din özgürlüğü alanındaki felaketler süreci başlamış oluyordu.  </p>
<p> Bu despotik tekelci yönetim, İncil&#8217;de geçen <strong><em>&#8220;Ve efendi hizmetçiye dedi; Yollara ve çitlerin boyuna çık. Bulduklarını içeriye girmeye zorla ki evim dolsun.&#8221;</em></strong> Sözünü kendine referans alarak zora başvurmanın lüzum ve doğruluğuna inanır. Hoşgörüsüzlük ilke haline getirilir. Ve sonuçta Nietzsche&#8217;ye <strong>&#8220;Anarşist ve Hıristiyanın kökeni birdir&#8221;, &#8220;Kutsal anarşistler&#8221;</strong> sözünü dedirtecek, şiddet ve yüzyılları bulan din ve mezhep kavgalarının fitili ateşlenmiş olur. </p>
<p>Bu kadarla da kalınmaz ve <strong>&#8220;Ruhun kurtuluşu için, her türlü ten cezası, her işkence hatta ölüm caizdir&#8221;</strong> düşüncesi ortaya atılır ve engizisyon mahkemelerinin fikri alt yapısı oluşturulur ve bu zülüm düzeni devlet eliyle meşrulaştırılmış olur.  </p>
<p>Dinde zorlamayı makul gören anlayışın temelinde, <strong>&#8220;Hıristiyanlı/Kilise dışında kurtuluş yoktur&#8221;</strong> kuralı dikkate değerdir. Bu kural maalesef kendinden olmayana şiddet yolunu açmış ve yeryüzünü kana boğmuştur. </p>
<p><strong>Zira öğretiye göre, hiristiyanlığın asıl amacı ruhun ve insanlığın manevi kurtuluşudur ve bunun da tek ve mutlak yolu hiristiyanlıktır. Yani tek bir mutlak doğru vardır. O da kendileridir. Bu kurtuluşa gelmeyen kılıçla yola gelecektir. Dolayısıyla dinde zorlama insanın en kutsal görevidir. Toplumun zor kullanmama sebebinden dolayı topyekün cehenneme gitmektense bireylerin acı çekmesi ve hatta ölmesi gayet normaldir!</strong> </p>
<p>İşte bu anlayış, kendinden olmayan din ve mezheplerle bir savaşın ifadesidir. Zira insanlığın manevi kurtuluşunu hedef almış fanatik bir inancın, ne başka dinlere ne başka mezheplere ne de kendi içindeki farklı oluşumlara müsaade edeceği beklenemez. Özgürlüğe gem vurma ve zorlama suç olarak değil, kutsal vazife olarak nitelenmiştir. </p>
<p>Hiristiyanlık içinde oluşmuş  her mezhebin kiliseleri de, &#8220;mutlak hakikatı&#8221; kendilerinin temsil ettiğini iddia etmiş ve kurtuluşun sadece kendilerinde olduğuna iman etmişlerdir. Dolayısıyla kendileri dışındaki oluşumları heretik kabul ederek, onlarla savaşmayı vazife bilmişler ve kanlı mezhep savaşları böylece başlamıştır.  </p>
<p>532 yılında İmparator Jüstinyen hipodrom&#8217;da 40.000 civarında insanı doldurup katletmesiyle vurguladığı  &#8220;Tek devlet, tek kanun, tek din&#8221; anlayışının doğurduğu <strong>&#8220;Kral kimse, din o&#8217;dur.&#8221;</strong> felsefesine inanmış ve bunu da vahşetinin gerekçesi yapmıştır. Artık halk, kralın dininden olmak zorundadır.  </p>
<p><strong>Hz. Peygamberin (S.A.V), Bizans Kralı Herakleios&#8217;a gönderdiği mektupta <em>&#8220;İslamı kabul etmekten kaçınması halinde halkının günahını da üstleneceği&#8221;</em> şeklindeki uyarısı, muhtemelen hıristiyanlıktaki halkın, kralın dininden  olması zorunluluğu sebebiyledir. Yoksa İslam&#8217;da hiç kimsenin, bir başkasının suçunun cezasını çekmeyeceği esaslı bir prensiptir. Ayetlerle de sabittir. </strong> </p>
<p><strong>Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; insanlığa zulüm ve gözyaşı getirmekten başka hiçbir işe yaramayan, yukarda anlatılan öğretiler ve bu öğretilerden müteşekkil zihin yapısı daha çok, iktidar odaklı kurumsallaşmış bir dinin, günümüz tabiriyle vatikanizm öğretisinin eseridir. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s)&#8217;nın getirmiş olduğu ilahi mesajla uzaktan yakından alakası yoktur.</strong> </p>
<p><strong>Çünkü, her türlü müessese gibi, (devlet de buna dahildir) Kiliseler de konformizme, sosyal ve siyasal muhafazakarlığa, yani mevcut durumun her ne pahasına olursa olsun sürdürülmesine tabiatları gereği yatkındırlar. Bunun yanında ilahî mesajın, yani dinin yeryüzünde insanlar tarafından temsil edilen ve &#8216;yönetilen&#8217; bir müessesesi olamaz. Bunun yanında; Papa, kardinal, piskopos gibi hiyerarşik otoriteler zinciri Hz. İsa&#8217;nın getirdiği dinde yoktur. Bu durum, Kiliselerin kendilerini bir devlet gibi teşkilatlandırmaları sonucu ortaya çıkmıştır ki, insanları din değil, bürokratik yapılarla yüz yüze getirmiştir. Bu hiyerarşik yapı, doğal olarak kendini korumak için din ile hiç alakası olmayan kıymeti kendinden menkul ve kendine ait bir iç kanun ve kurallar bütününü de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Kiliseler ve kurumsallaşmalar, özünde bir yabancılaşmayı, yani dinden uzaklaşmayı taşımakta ve bireyin yasa ve kurallara boğulmasıdır ki, tarihte yaşanan acı olaylar da bu gerçekliğin yansımasıdır.</strong> </p>
<p>Şimdi, hristiyanlık tarihinde ve din özgürlüğü problemleri çerçevesinde, tarihte yaşanmış bazı olayların altını çizmeye çalışalım. </p>
<p>Din savaşlarına en önemli örneklerden biri Antakya ve Kudüs&#8217;ün işgalidir. 1098 yılında Antakya&#8217;yı ele geçiren haçlılar şehirdeki bütün Müslümanları katlederek, Kudüs yoluna koyulmuşlardır. 1099 yılında Kudüs işgal edildiğinde ise, yaşlı, kadın, erkek, çocuk savunmasız 40.000 insan kılıçtan geçirilmiş. Kutsal mekanlar yağmalanmış. Bütün Museviler de, Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle sığındıkları sinagoglarda yakılmıştır ki, bu olay insanlık tarihinin en acı katliamı olarak geçmiştir. </p>
<p>1204 yılında ise, Küdüs&#8217;e yönelen IV.Haçlı orduları, İstanbul&#8217;a uğrayarak, zulüm ve nefretlerini ortaya dökmüşlerdir. Oradaki halka, inanç farklılığından dolayı zulmedilmiş. Din adamları asılmış, savunmasız kadınlara ve rahibelere tecavüz edilmiş. Aziz olarak bilinen kişilerin mezarları dahi yağmalanmıştır. Ayasofya cami dahi bu yağmadan nasibini almıştır. Öylesine bir yağmadır ki bu, İstanbul harabe şehir haline gelmiştir. Bununla da yetinmeyip, İstanbul&#8217;da bir Latin patrikliği kurmuşlar ve Ortodoks halkı zorla Katolikleştirmeye çalışmışlardır. (Şahsi kanaatim şayet Bizans, Bizans olarak kalsaydı, sanırım sorun yoktu ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;a en azından belki de kılıçla girmeyecekti. Zira Bizans artık koca bir zülüm meydanı ve haçlı seferlerinin üssü pozisyonundaydı diye düşünüyorum)         </p>
<p><strong>Buradan Haçlı  seferlerinin amaçlarından birisi de, heretik ilan edilen Bizans&#8217;ın tekrar Katolikliğe dönüşünü sağlayarak yeniden Papa&#8217;nın egemenliği altına girmeyi sağlamak olarak yorumlanabilir. Hatta biraz daha ileri giderek, geçtikleri her yolda bir enkaz bırakmaları sebebiyle bu hareketin sömürü ve emperyalist amaçlar taşıdığını da söyleyebilirim.</strong> </p>
<p>1313 yılında Tapınak Şovalyeleri Papa ve Kral işbirliği ile, heretik ilan edilmiş ve şovalyeler diri diri yakılarak idam edilmişlerdir. Ve Tapınak şovalyeleri, papaya ve krala Karuni bir servet bırakarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.  </p>
<p>1572&#8242;de Fransa&#8217;da Katolikler, IX. Charles&#8217;ın emriyle bir gecede 20 ila 70 bin arasında Protestan&#8217;ı katletmişlerdir. Enteresandır, Papa, bu katliamı kutlamak için özel bir madalya bastırmıştır. (Saint-Barthelemy Katliamı)</p>
<p>Yine din özgürlüğü problemlerinin sebep olduğu otuz yıl savaşlarını da hatırlatmak gerekiyor. Protestan ve Katolik birlikler arasında çıkan savaşta Almanya koca bir harabe ülke halini almış, 300 ayrı eyalete bölünmüş ve bunun yanı sıra nüfusu da 16 milyondan 6 milyona düşmüştü. Bu savaş sonunda yorgunluk ya da bıkkınlık hali olsa gerek, kısmi bir din ve vicdan özgürlüğü getirildiğini de belirtmem gerek. </p>
<p>Ve Engizisyon Mahkemeleri&#8230; Bu mahkemeler, XIII. Yüzyılda ortaya çıkmış, hıristiyanlıktan dönen, heretik akımlara karışan, dini esaslara başkaldırmış, kısmen de Yahudileri ortadan kaldırmak ve yok etmek maksatlı kurulmuş ve XIX. Yüzyıla kadar etkisini sürdürmüş Katolik kilise mahkemelerdir. Bu mahkemelerin, heretik akımlara karşı başarısız olmuş hükümdarların tahttan indirileceği kararını alması, vahşeti boyutunu daha da derinleştirmiştir. Öyle ki bu vahşet; yüzyıllar boyunca, yüz binlerce kişiyi yakma, kazığa oturtma, mezardan çıkarıp kemikleri yakma, dilini kesme, evlerini yıkma, mala gasp, hapis, sürgün, kürek çekme gibi cezalar olarak tezahür etmiştir.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/24/kesifler-cagi-ve-uyuyan-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Endülüs&#8217;ün yıkılışıyla,</span></a> İspanyol Engizisyon Mahkemeleri bu sefer Müslümanlar ve Yahudiler üzerinde akıl almaz işkence ve zulümlere başlamışlar. Sonuçta ya Amerika yerli halkının kaderini paylaştılar ya da göçe zorlandılar. Osmanlının yardımlarıyla bir kısmı Kuzey Afrika&#8217;ya bir kısmı da İstanbul&#8217;a yerleşmişlerdir. (İstanbul&#8217;da yaşayan bir Yahudi Cemaatine mensup bir arkadaşım bana bu olayı anlatmış, Osmanlı&#8217;ya şükranlarını iletmişti.)  </p>
<p><strong>Ve Batı  dünyası 1500 yılı aşkın süren din savaşları  sonucunda savaşmaktan yorulması  sebebiyle olsa gerek, içlerindeki farklı mezhep ve görüşleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu kabulleniş yani din ve vicdan özgürlüğünün kabulu, dinden kurtulmak şeklinde ortaya çıkmıştır. Batı dinden ve kilise baskısından kaçarken pozitivizme ve hümanizme tutunacak. Özgürlüğe yelken açacak. Ancak bu da dini aşırılık sonrası, özgürleşme aşırılığını doğuracaktır</strong>. <strong>(Bu tespitler de, ayrı bir yazı konusu olabilir.)</strong> </p>
<p>Yukarda anlatılan olaylar baz alındığında <strong>aforoz, engizisyon ve endüljans</strong> (günahları affetme yetkisi) gibi tanrısal gücün temsil edilmesi ve bunun doğurduğu problemler de ayrıca göze çarpmaktadır. </p>
<p><strong>Aslında yazı  boyunca anlattığım şey, daha doğrusu tarih boyu yaşanan şey, dogmatik tekelcilik sebebiyle, kilisenin elinde tuttuğu gücü  (din, yönetim, ekonomik güç) kötüye kullanması ve din istismarına gitmesidir şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır? Sorusunun cevabı hayati önem kazanmaktadır. </strong> </p>
<p><strong>Tabii burada dinin kontrol altına alınması gereken tehlikeli bir dogma olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Ya da kimilerimiz, Türkiye&#8217;de çok yaygın bir klişe olan; <em>&#8220;&#8216;Evet, evet, din zaten siyasete hiç karışmamalı, vicdanlarda yaşamalı&#8217; diyebilirler&#8221;</em> Oysa bu peşin hükümlü bir genellemedir.  Çünkü dinin siyasete karışarak insanlık adına, özgürlük, adalet ve barış getirdiği bir düzine, tarihsel olay da sayabilirim. Kaldı ki, bir dinin hayatın hangi yönlerini düzenleyeceği konusunda o dinin kendi kaynakları ve inananları dışında kimsenin karar verme yetkisi de yok. Meselenin bir diğer boyutu ise, yukarda anlatılan despotik ve zulüm olayları din boyutlu gibi görünse de, bu çoklu durum sadece din değil, din-dışı felsefeler ya da ideolojiler ve her türlü -izm&#8217;ler için de geçerli. Örneğin diyalektik materyalizmin siyasete karışması, ‘silahlı propaganda&#8217;ya koyulmuş Leninist bir komünizm şeklinde de olabilir. </strong> </p>
<p><strong>Bu durumda &#8220;Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?&#8221;  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir. </strong> </p>
<p>Birinci duruşu İslam dinini baz alarak, meseleyi biraz daha açarsak; İslam, şuur sahibi insanları tek tek muhatap almıştır ve insanlar dünyadaki eylemlerinden, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu olacaklardır. Din mesajını fertlere iletir. Fertlerin görevi vazifelerini yerine getirmektir<strong>. Fakat fertler vazifelerinin ötesinde somut sonuçların peşine düşmesi gerekmez.</strong> Yani insan vazifesini yapar, sonucu verecek olan Yaratıcının işine karışmaz. Bu özelliği ile <strong>ilahi mesaj daha çok ALT YAPI ile ilgilidir. Fertler için en önemli vazife iman ibadet, ahlak, vicdan gibi konulardır. ÜST YAPI tali bir konudur.</strong> Şerif Mardin&#8217;in dediği gibi; <em>&#8220;İslam gibi toplum ilişkilerini İlahî bir mesajın ışığında değerlendiren ve toplumu gereken İslami ideale yaklaştırmaya çalışan bir dinde, dinin kendisini bir ‘üstyapı&#8217; kurumu olarak değil, bir ‘temel şekillendirici&#8217; olarak ele almak&#8221; </em>gerekir. <strong>Belki de burada önemli olan siyasetin dine dolayısıyla insana hizmet eder şekilde tutulmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>Bu ilkelerden, esas alınan unsurun taban olduğu (insan, ahlak, vicdan&#8230; olduğu), devlet, güç ya da iktidar sahibi elitist zümre&#8230; gibi tavan için yani üst yapı için, fertlerin zarar görmesinin istenemeyeceği sonucu ortaya çıkar. </strong></p>
<p><strong>Bu nokta çok önemlidir. Daha kestirmeden açık olarak ifade edeyim; </strong> </p>
<p><strong>Eğer birinci duruşa sahipseniz mesela, devletin ali cenap menfaatleri için, Dersim Katliamını hoş göremezsiniz. Ermeni tehcirini hoş göremezsiniz. Vicdanları kanatıp, Gazi, Sivas Madımak, Maraş olaylarını hoş göremezsiniz.  &#8220;Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır&#8221; da diyemezsiniz. Devleti putlaştıramazsınız. Kendinden olmayana düşman gözüyle bakamazsınız. Milleti ve insanlığı kendine hedef seçip &#8220;eylem planları&#8221;, &#8220;lahikalar&#8221;, &#8220;kafes&#8221; operasyonları hazırlayıp uygulayamazsınız. &#8220;Ayışığı&#8221;, &#8220;Yakamoz&#8221;, &#8220;Sarıkız&#8221;, &#8220;Eldiven&#8221; gibi darbe planları da hazırlayamazsınız. Dahası, camilerdeki mahyalara &#8220;Önce Vatan&#8221;, &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; şeklinde ucuz hamasi yazılar da yazamazsınız. Kısacası hukuku, adaleti ve vicdanları ayaklar altına alamazsınız. &#8220;Milli menfaatler mi, ahlak mı önemli ?&#8221; sorularını soran ahmak kafalara, &#8220;Ahlak&#8221; diye haykırarak duruşunuzu belirlersiniz.</strong> </p>
<p>Tarih boyunca tecrübelerce sabit olan ve sıkıntılı bir duruşu temsil  eden ikinci duruşta ise, en önemli vurgu <strong>&#8220;iktidar&#8221;</strong> vurgusudur<strong>. İktidara ve güce endeksli bir duruş tarzıdır. Yazıda konusu geçen hristiyanlığın devletleşmesi suretiyle kurumsallaşması ya da Siyasal İslam dedikleri İslamcılık bu duruşu temsil eder. Bu duruşun, aktörlerinin ortak özelliği iktidar talebidir denilebilir. Bu duruşu temsil edenler oldukça dindar olabilirler ancak en önemli fark önceliklerinin değişmiş olmasıdır. Evet bunlar, toplumsal düzeni sağlamak için, problemlerin çözümü için iktidarı ele geçirmek gerektiğini inanmışlardır. Alıştıra alıştıra mı söylemem gerek bilmiyorum ancak, Humeyni Devrim hareketini ve hatta, MSP, RP, FP gibi siyasi partileri de bu çizginin devamı olarak görmekte bir beis görmüyorum.</strong><strong> </strong><strong>Hatta, bu ikinci duruşun temsilcileri içerisinde, Hizb-ut Tahrir, Usame Bin Ladin ve El Kaide gibi Kur&#8217;anı literal yorumlayıp, hatasız masum dindar yönetici arayanlar dahi vardır. Yeryüzünde böyle bir insan olmadığı için, bu taleplerini gerçekleştirebilmek adına tabii olarak, iktidar amaçlı çalışmak zorunda olduklarını da belirtmem gerekir. Sonrası malum; dini despotizme  kadar varılabilecek keyfi uygulamalar ve baskılar kendini gösterebilir. </strong> </p>
<p><strong>Özetle ikinci duruş; devleti önceleyen, üst yapıya önem veren görüşlerdir. Bu görüş esasen ehl-i Sünnet itikadına da uygun değildir. Fakat, Sünni Müslümanların yaşadığı yerlerde de yaygınlaşmıştır. Sünni Müslümanlar arasında iktidar talebini önceleyen bu görüşlerin yaygınlaşmasında modernite etkisi ve Şiilik yadsınamaz ölçüde etkili olmuştur.   </strong></p>
<p>Bu arada, bir diğer önemli hususa da parantez açmam gerekiyor;</p>
<p>Yazının amacı, hristiyanlık tarihindeki kötü örnekleri sıralayarak  <strong>&#8220;onlar kötü, biz iyiyiz&#8221; </strong>iddiasında bulunmak değil elbette. Yazını amacı, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarını belirleyerek dünya barışına katkılarını anlatabilmek. Dahası dinin siyasete karışması noktasında iki farklı duruşu gözler önüne serip, sorunun temellerine inebilmek ve geçmişten ders almak olarak özetlenebilir. Bunun yanı sıra dini kontrol altına alma çabalarının, altında yatan gerçekliği gözler önüne serebilmekti. </p>
<p>İslam tarihine baktığımızda, insani hataların, hırsların ve bağnazlıkların da mevcut olduğunu görebilirsiniz. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından çok geçmeden Müslümanlar arasında fazlasıyla siyasi karmaşalar, ihtilaf ve çatışmalar başlar. Hz. Osman ve Hz. Ali&#8217;yi şehit edenler Müslümandır. Sıffin savaşıyla, &#8220;Hariciler&#8221; olarak bilinen ve hem Sünnilere hem de Şiilere karşı bugünün deyimiyle &#8220;terör&#8221; uygulayan, Günümüz Taliban ya da El Kaide&#8217;sine benzer fanatik mezhep de çıkar. </p>
<p>Maalesef ikinci duruş dediğimiz bu anlayış, Hz. Muaviye&#8217;den sonra çeşitli saltanatlar şeklinde devam etmiş; bu saltanatlarda <strong>Emeviler&#8217;de olduğu gibi, devletin/toplumun huzuru için fertler feda edilmekten çekinilmemiştir. Mitleşen devletin korunması &#8220;bir ibadet gibi&#8221; ele alınmış; bu uğurda her şey feda edilmiştir. Hakeza İttihat ve Terakki marifetleri ile, Osmanlı&#8217;nın son dönemleri ve hatta Osmanlının manen çöküş dönemleri de bu anlayışı temsil edebilir. Bugün bu anlayışı, Siyasal İslam ya da İslamcılık diye tanımladığımız, ideolojik yaklaşımların yürüttüğünü söyleyebiliriz.</strong>  </p>
<p>Daha sonraki yüzyıllar boyunca da Müslüman mezhepler, devletler, emirlikler, hanedanlar arasında sayısız savaş  yaşanır. Evet, mezhep çatışması İslam&#8217;da Hıristiyanlığa göre daha azdır, ama yine de vardır.</p>
<p> Bu elbette İslam&#8217;a aykırıdır ama her dinde olduğu gibi İslam tarihinde de yine din adına pek çok dünyevi çatışma, kaos, ve kör fanatizm üretenler olmuştur ve halen de olmaktadır. </p>
<p>Ve sonuçta, dönüp dolaşıp şu soruyu tekrarlamak ihtiyacı hissediyorum. </p>
<p><strong>&#8220;Yaşanan acı gerçekler karşısında suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır?</strong>&#8221;  <br />
 </p>
<p><strong>Gelecek Yazı</strong> </p>
<ul type="DISC">
<li><strong>Din ve Vicdan Özgürlüğü Sürecinde İslam Tecrübesi ve Sonuç</strong></li>
</ul>
<p> <strong>Teşekkür : </strong>Sayın<strong> </strong>Prof.Dr.Saffet Köse&#8217;nin &#8220;Din Özgürlüğü ve Barış Yolunda İki Farklı Tecrübe&#8221; adlı eseri, Köprü Dergisi yazarlarından Sayın Selim Sönmez ve Dinler Tarihi Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. İsmail Taşpınar ve Sayın Mustafa Akyol&#8217;un makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Misyonerlik, Hukuk ve Özgürlük</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 13:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Hukuk ve Özgürlük]]></category>

		<category><![CDATA[Misyonerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4912</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Akif Menteşoğlu
Geçenlerde yeni üniversite mezunu bir genç arkadasimiz ile konuşurken internette, son günlerde kendisine sıkça gelen &#8220;misyonerlik&#8221; aleyhtarı maillerden bahsetti. Bu maillerden bir tanesi Taksim&#8217;de &#8220;bedava İncil&#8221; şeklinde el broşürü dağıtan bir gencin tartaklandığı, sözlü sataşmalara uğradığından bahsediyor ve benim sohbet etmekte olduğum genç bu olayı büyük bir coşkuyla anlatıyordu.
 Misyonerlik konusu son yıllarda ulusalcı/milliyetçi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2716" title="20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" /></a>Mehmet Akif Menteşoğlu</strong></p>
<p>Geçenlerde yeni üniversite mezunu bir genç arkadasimiz ile konuşurken internette, son günlerde kendisine sıkça gelen &#8220;misyonerlik&#8221; aleyhtarı maillerden bahsetti. Bu maillerden bir tanesi Taksim&#8217;de &#8220;bedava İncil&#8221; şeklinde el broşürü dağıtan bir gencin tartaklandığı, sözlü sataşmalara uğradığından bahsediyor ve benim sohbet etmekte olduğum genç bu olayı büyük bir coşkuyla anlatıyordu.</p>
<p> Misyonerlik konusu son yıllarda ulusalcı/milliyetçi tandanslı çevreler tarafından özellikle provoke edilmekte ve düşmanlık oluşturacak mecralara çekilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p> Bu mecralardan bir tanesi, &#8220;Türkiye&#8217;de misyonerlik çalışmalarının amacının, önce Türk halkını kendi kültüründen ve inancindan soğutmak sonra Hristiyan yaparak sömürgeci batılı güçlerin hizmetine sunmaktir&#8221;<a name="_ftnref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn1">[1]</a> şeklinde özetlenecek genel bir bakış açısıdır.<span id="more-4912"></span></p>
<p> İkinci bir bakış açısı, &#8220;Batıda Müslüman ile Türk, Türk ile İslamın eşanlamlı olarak kabul edildiği ve yüce peygamberin &#8220;Türk&#8221; olarak bilindiği&#8221;<a name="_ftnref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn2">[2]</a> varsayımı ve bu yüzden misyonerliğin özellikle Türk dünyası ile ilgilendiği iddiasi şeklindeki milli hassasiyetleri provoke etmeye yönelik varsayımdır.</p>
<p>Üçüncü bir varsayım, Abdullah Öcalan&#8217;ın Papa&#8217;ya yazdığı bir mektubunda söylediği iddia edilen &#8220;Aziz Peder, Hristiyanlığa çok yakınım, sizin şahsınıza ve dininize duyduğum saygı benim savaşımın ve düşüncelerimin merkezindedir&#8221;<a name="_ftnref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn3">[3]</a> şeklindeki sözlerin,  halkın sevmediği bir şahsiyet üzerinden milli duygularının kullanılarak misyonerlik karşısında provoke edilmeye çalışılmasıdır.</p>
<p> Yine aynı şekilde, 1962-1972 yılları arasında Türkiye&#8217;de &#8220;Barış Gönüllüleri&#8221; adı altında faaliyet yürüten Amerikan misyoner örgütünün &#8220;Güneydoğu&#8217;da PKK&#8217;nın temellerini attığı iddiasıdır&#8221;<a name="_ftnref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn4">[4]</a>.</p>
<p> Dördüncü bir varsayım, dinlerarası diyalog çabalarının Vatikan&#8217;ın bir projesi olduğu iddiası ve Türkiye&#8217;de bu diyalog çabalarını Abant toplantıları vasıtası ile sürdüren Fethullah Gülen Cemaati&#8217;nin misyonerliğe hizmet ettiği iddiasıdır.</p>
<p> Prof.Dr.Haydar Baş&#8217;a göre, dinlerarası diyalog ile ilgili olarak yapılan Abant toplantılarında her ne kadar tıkanma noktasındaki Türkiye&#8217;nin önünün açılması şeklinde bir amaç konmuşsa da alınan kararlar buna hizmet etmemiştir.</p>
<p> Bu varsayıma göre sadece Fethullah Gülen Cemaati değil, gerçekte başka dinler ve kültürler ile yakınlaşmaya çalişan her akımın arkasında misyonerliğe hizmet düşüncesi yer almaktadır.</p>
<p>  Beşinci bir varsayım, misyonerliğin bu kadar fazla yol almasında hiç süphesiz AB&#8217;ye uyum yasalarının oynadığı roldür. Bu düşünceye göre, ulus devleti tasfiye etmek amacı taşıyan Batı, bu yasaları Türkiye&#8217;ye karşı bir psikolojik savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bu düşünceye göre Batı, Türkiye üzerindeki bu dinsel baskıyı, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin ekümenliği, Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması ve Anadolu&#8217;da yoğun misyonerlik faaliyetleri ile sürdürmektedir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;">Özgürlükler açısından bakabilmek</span></p>
<p>İngiltere&#8217;de &#8220;Times&#8221; ve &#8220;Guardian&#8221; gazetelerinde özgürce yayınlanmakta olan &#8220;bedava Kuran-ı Kerim&#8221; şeklindeki ilanlari görünceye kadar, yıllarca Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin arka sayfalarında kendilerini çok afişe etmemek için küçük puntolarla yazılan &#8220;bedava İncil&#8221; şeklindeki ilanlarda, hem ilanı verene hem de ilanı yayınlayan gazetelere yukarıdakı nedenlerden dolayı kızgınlıkla yaklaşmışımdır.</p>
<p> Gerçekten de &#8220;Times&#8221; ve &#8220;Guardian&#8221; gazetelerinde yer alan ilandaki web adresini tıkladığınızda, adres ve kontak bilgileri girildikten sonra Kuran-ı Kerim adresinize postalanmaktadır. Bu konuda İngiltere merkezli sadece bir tane değil, yüzlerce organizasyon ve site olup, Google&#8217;da yapılan küçük bir araştırma ile bulunabilmektedir (örnek, <a href="http://www.albirr.com/">www.albirr.com</a>).</p>
<p> İngilterede bulunmuş olanlar bilirler, Leicester Square isminde eğlence ve gece hayatının merkezi olan bir meydan vardır. Bu meydanda eskiden disko şimdi ise sinema kopleksi olarak kullanılan Equinox isimli binanın hemen yan tarafında  eğlence hayatının en yoğun olduğu cuma ve cumartesi akşamları, sarıklı, cübbeli Müslüman gençler stand açarlar ve yoldan geçen insanlara İslamı tebliğ etmeye çalışırlardı. Bu gençleri ve ortamı gördükten sonra ilk paragrafta bahsetmiş olduğum Taksim&#8217;de İncil broşürü dağıtan gence, özgürlükler açısından bakabilmeyi öğrendiğimi zannediyorum.</p>
<p> Örneklerimi hep İngiltere&#8217;den veriyorum ama benim için muazzam güzel örneklerden bir tanesi de üniversitelerin öğrenci kulüpleridir. Bu kulüpler herhangi bir spor dalı, (futbol kulübü, yüzme kulübü v.b.) sanatsal (tiyatro kulübü, sinema kulübü v.b. ) kulüpler olabileceği gibi, aynı dine mensup ogrencilerin bir araya gelerek kurdukları &#8220;Budist Öğrenciler Kulübü&#8221;, &#8220;Hristiyan Öğrenciler Kulübü&#8221;, ve &#8220;Müslüman Öğrenciler Kulübü&#8221; gibi dini kulüpler de yer almaktadır. Bu kulüplerde oğrenciler okulun imkanlarını kullanarak, bir arada olmakta, dinlerini kendilerine yakınlık gösteren diğer öğrencilere tebliğ edebilmekte ve bu sayede bazı öğrencilerin Müslüman olmasına da yol acmaktadırlar. Londra Üniversitesi&#8217;ne ait Birkcbeck College ve London School of Economics&#8217;de okul cuma günleri müslüman oğrencilere bir salonunu Cuma namazı için tahsis etmekte ve namaz kılmaya gelen öğrencilerin salon dışına taşan görüntüleri ilginç manzaralar oluşturabilmektedir.</p>
<p> İngiliz BBC televizyonu tarafından İslam ile ilgili yapılan birçok belgeselden bir tanesinde İngiltere&#8217;de en hızlı yayılan dinin İslam olduğu, özellikle 11 Eylül&#8217;den sonra müslüman olanların sayısında artış olduğu, senede yaklaşık 50.000 kişinin İngiltere&#8217;de Müslüman olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p> ATO tarafından yayınlanan bir rapora göre ise, Türkiye&#8217;de Hristiyan cemaati sayısı 50-55.000 olarak tahmin edilmekte ve bunlara ait 3000&#8242;den fazla kilise, çok sayıda kitabevi, 1 kütüphane, 6 dergi, çeşitli vakıflar, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acenta, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, müzeler ve onlarca dernek bulunduğu kaydedilmiştir. Yine aynı rapora göre, bu çalışmaların sonucu olarak, Batıkent Protestan Kilisesi&#8217;nde 37 ögrenci, Gazi Üniversitesi&#8217;nde 138 kişi, Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde 6 kişi, Ankara Üniversitesi&#8217;nde 345 kişinin din değiştirerek Hristiyan olduğu belirtilmiştir.</p>
<p> Yine Youtube paylaşım sitesinde &#8220;Muslim Demographics&#8221; isimli bir blogda Avrupa&#8217;da, Kanada ve USA&#8217;da gerek doğum oranının geriye gitmesinden, gerek Müslümanların hem iltica yolu, hem de doğum oranlarının yüksekliği ile sayılarının artmasından, gerekse Müslümanlığa olan ilgiden ve Müslüman olanların sayısının artmasından hareketle yakın bir gelecekte Müslüman nüfusunun bazı ülkelerde Hristiyan nüfusu geçeceği yönündedir. Bu araştırmaya göre, 2027 yılında Fransa&#8217;da her 5 erkekten 1 tanesi müslüman olacak ve 2039 yılında Fransa&#8217;da Müslüman nüfus Hristiyan nüfusu geçecektir. Aynı bloğun Alman İstatistik Bürosu&#8217;ndan aldığı verilere göre, 2050 yılında Almanya&#8217;da da Müslüman nüfus Hristiyan nüfusu geçecektir. Aynı bloğun araştırma sonuçlarına göre 1970 yılında 100 bin, şu anda 9 milyon olan Amerika&#8217;daki Müslüman nüfusu, 30 yıl içinde 50 milyona yükselecektir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;">Sonuç</span></p>
<ol>
<li>600 yıl Müslüman, Hristiyan, Musevi bütün dini unsurları bünyesinde hoşgörü ile tutabilmiş bir imparatorluğun mirasçıları olarak, son 150 yılda nasıl hoşgörüsüz bir toplum haline geldiğimiz noktası, bizi etkisi altina alan zihniyetin politikalarında gizlidir.</li>
<li> Bu zihniyet ki, son 150 yıl içerisinde bünyesinde bulunan etnik ve dini unsurları, kendisine tehdit olarak algıladığı için, gerek yasaları, gerekse resmi ve gayr-ı resmi güçleri ile elimine etmeyi, sindirmeyi ve azaltmayı başarmıştır.</li>
<li> Bu minvalde meydana gelen olayları da bu zihniyetin politikalari çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Ermeni sorunu, Kürt sorunu, 5-6 Eylül olayları, Maraş olayları, Madımak olayı, Hrant Dink cinayeti gibi muhtelif suikast ve terör olayları gibi bir dizi olayı, diğer sebeplerle birlikte bu zihniyetin yansımalarından meydana gelmiş olaylar olarak değerlendirmek gerekmektedir.</li>
<li> Bu bağlamda, misyonerlik faaliyetlerinde bulunanlara veya başka dine mensup olanlara karşı fiziksel şiddet uygulamaları da aynı çerçevede değerlendirebilir. Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliami, İzmir&#8217;de St.Antuan Kilisesi rahibi Adriano Francini&#8217;nin bıçaklı saldırıya uğraması ve bunun yanında bildiğimiz veya bilemediğimiz birçok şiddet olaylarını dikkatlice incelememiz gerekir.</li>
<li> Misyonerlik düşmanlığı üzerine aynı zihniyet tarafından yapılan söylemler, maalesef dini hassasiyeti yüksek insanlarımız üzerinde başarılı olabilmekte, bir çok insan, Malatya Zirve Yayınevi Katliami, Rahip Santoro Cinayeti, Rahip Francini&#8217;nin biçaklanması ve Hrant Dink cinayeti gibi olaylarda katliam sanıklarını dini çerçeveden bakarak kahraman olarak görebilmektedir.</li>
<li> İşin garip tarafı, misyonerlik faaliyetlerini acımasızca eleştiren ulusalcı/milliyetçi tandanslı insanlardan birçoğunun gerçekte dini hassasiyetlerinin olmadığı, dini hassasiyeti yüksek halkı laik olmamak ile eleştirirken, aynı zamanda bu insanların dini hassasiyetlerini misyonerlik gibi konularla provoke ettikleri görülmektedir. Özellikle Cumhuriyet gazetesi gibi bu zihniyetin medya ayağındaki yayın organları bu provokasyonun baş aktörleri durumundadır. Cumhuriyet gazetesi yazarı, şu anda Ergenekon sanığı olarak tutuklu bulunan Prof.Dr.Erol Manisalı, &#8220;Bıçak Sırtında Cumhuriyet&#8221; (2004) adlı eserinde misyonerlik hakkında şunları yazar; &#8220;Türkiye gibi Müslüman bir ülkede gazete ve televizyon haberlerinde kiliseler, papazlar ve hatta rahibeler ön plana çıkar. Sadece İngiliz papazları değil diğerleri de. Kısacası Müslüman mahallesinde salyangoz satışı artar.&#8221; Yine aynı gazeteden rahmetli Atilla İlhan, 1.12.2004 tarihli yazısında misyonerlerin Türkiye&#8217;de ulaştıkları hedefleri eleştirel açıdan anlatmaktadır.</li>
<li> Yukarıdaki satırlarda belirtildiği gibi, İslam hoşgörüsünü evrensel bir bakış açısı ile anlatmaya ve yaymaya çalışan her türlü cemaat (Fethullah Gülen Cemaati gibi..), sivil toplum örgütleri gibi organizasyonlar, aynı zihniyet tarafından misyonerliğe hizmet etmekle suçlanmaktadırlar.</li>
<li> AB&#8217;ye girme çabaları ve bu yolda yapılan her türlü uyum yasası da aynı çerçevede değerlendirilmektedir.</li>
<li> Misyonerliğin ülkemizin dini, sosyal ve kültürel yapısında yol açabileceği tahribatlara inanmakla birlikte, olaya hak, hukuk ve özgürlükler açısından bakmaya çalışmakta, bu bağlamda devlet bakanımız Mehmet Aydın&#8217;ın, &#8220;Herkesin kendi dinini yayma ve anlatma özgürlüğü vardır, buna engel olamazsınız&#8221; minvalindeki sözlerine katılıyorum ve bu çerçevede yapılan her türlü faaliyetlere getirilebilecek eleştirilerin seviye sınırlarını aşmamasını diliyorum.</li>
<li> &#8221;Özgürlükler açısından bakabilmek&#8221; başlıklı bölümde, tamamı ile diğer bir açıdan, Avrupa&#8217;da İslamın yayılışını ve özellikle İngiltere&#8217;de özgürlüklere ve tebliğe bakış açısını bir nebze anlatmaya çalışarak, ayrı bir tartışma konusu başlatabilmeyi arzulamaktayım.</li>
</ol>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_ftn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref1">[1]</a> Mahmut Aydın, Cağdaş Misyonerlik Faaliyetleri ve Türkiyede Misyonerlik Faaliyetleri, Kaktüs Yayınları, 2002.</p>
<p><a name="_ftn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref2">[2]</a> Bozkurt Guvenç, Türk Kimliği, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1994.</p>
<p><a name="_ftn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref3">[3]</a> Haydar Baş, AKP Hakkında görüşme, Cumhuriyet Gazetesi, 2.7.2004</p>
<p><a name="_ftn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref4">[4]</a> Ugur Yıldırım-Jeopolitik Dergisi, Mayıs 2005, Sayı 16, Sayfa 73-83.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon ve Misyonerlik mi? Yok Artık…</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/28/ergenekon-ve-misyonerlik-mi-yok-artik%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/28/ergenekon-ve-misyonerlik-mi-yok-artik%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 15:12:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[çydd]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon ve Misyonerlik mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4514</guid>
		<description><![CDATA[[22 Nisan 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Ergenekon davasının kıymet-i harbiyesine baştan beri inanan birisiyim. Soruşturma çerçevesinde yapılan kimi yanlışlardan yola çıkarak bu davayı toptan mahkum etmeye girişenlere de hiç pabuç bırakmak eğiliminde değilim. Ancak Ergenekon&#8217;u önemsizleştirmek ne kadar büyük bir yanlışsa, onu abartmak ve &#8220;tüm kötülüklerin kaynağı&#8221; gibi algılayıp karikatürleştirmek de o kadar büyük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3539" title="20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar.jpg" alt="" width="192" height="188" /></a>[22 Nisan 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/ergenekon-ve-misyonerlik-mi-yok-artik-183446.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Ergenekon davasının kıymet-i harbiyesine baştan beri inanan birisiyim. Soruşturma çerçevesinde yapılan kimi yanlışlardan yola çıkarak bu davayı toptan mahkum etmeye girişenlere de hiç pabuç bırakmak eğiliminde değilim. Ancak Ergenekon&#8217;u önemsizleştirmek ne kadar büyük bir yanlışsa, onu abartmak ve &#8220;tüm kötülüklerin kaynağı&#8221; gibi algılayıp karikatürleştirmek de o kadar büyük bir yanlış.<span id="more-4514"></span></p>
<p>Bunları söylemek meşhur &#8220;12. Dalga&#8221; üzerine biraz daha gerekli hale geldi. Bu dalgada göze alınan veya evleri aranan bazı şahsiyetlerin gerçekten &#8220;Ergenekoncu&#8221; olabileceği ihtimali pek az kimsenin aklına yattı. Son günlerde bu konuda bir eleştiri bombardımanı yürüyor, özellikle de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) başkanı Prof. Türkan Saylan&#8217;ın merkeze alan bir tepki yükseliyor.</p>
<p>Ben bu konuda Murat Belge&#8217;nin Taraf&#8217;ta yazdıklarına katılıyorum: &#8220;Türkan hanım darbeye karşı olduğunu söyledi ve&#8230; bundan hiç şüphem yok, ama bütün bu cunta/darbe ajitasyonu içinde bayağı önemli ve bayağı merkezi bir rol oynayan bir örgütün başkanı olduğunu da unutmamak gerek.&#8221;</p>
<p>Dolayısıyla &#8220;12. Dalga&#8221;da bana asıl tuhaf gelen nokta ÇYDD&#8217;nin büyüteç altına alınması değil, bununla birlikte ileri sürülen &#8220;misyonerlik bağlantısı&#8221; oldu. Basına yansıdığına göre bundan sekiz sene önce yazılan ve soruşturmada itibar gören bir &#8220;MİT raporu&#8221;nda ÇYDD&#8217;nin ve onun kafadarı olan ÇEV&#8217;in (Çağdaş Eğitim Vakfı) &#8220;Dünya Kiliseler Birliği&#8221; ile bağlantılı olduğu ve &#8220;Hıristiyanlık propagandası&#8221; yaptığı yazılıymış. Meğer bunlar &#8220;Atatürkçülük ve irtica ile mücadele gibi maskeler altında misyonerlik faaliyeti yapıyor&#8221;muş&#8230;</p>
<p>Yani, bu hikayeye göre, misyonerlik de &#8220;Ergenekon oyunu&#8221; imiş!</p>
<p>Kimse kusura bakmasın, ama buna inanmak için bayağı saf olmak lazım.</p>
<p>Çünkü ÇYDD&#8217;nin ve ona benzer laikçi güçlerin amacı Türkiye&#8217;yi sekülerleştirmektir, &#8220;Hıristiyanlaştırmak&#8221; değil. Ergenekon ve onun zihinsel altyapısını oluşturan laikçi/ulusalcı ideoloji ise, &#8220;misyoner destekçisi&#8221; olmak bir yana, tam tersine Türkiye&#8217;deki &#8220;misyoner paranoyası&#8221;nın ve &#8220;Hıristiyan avı&#8221;nın en önde giden kaynağıdır.</p>
<p>Misyoner paranoyası dedim, çünkü bu konuda koparılan yaygaranın hiç elle tutulur yanı yoktur. Öncelikle bir insanın kendi dinini yayıp anlatması temel bir haktır. Müslümanlar nasıl Batı ülkelerinde camiler ve kültür merkezleri açıp İslam&#8217;ı temsil ve tebliğ ediyorsa, Hıristiyanlar da kendi inançlarını buralara taşıyabilirler. Misyonerlik hakkı, din ve vicdan özgürlüğünün bir parçasıdır.</p>
<p>Kaldı ki bu işin çapı ve etkisi de küçüktür. Türkiye&#8217;de misyonerlik sonucunda din değiştirmiş insan sayısı bir kaç bini geçmez. Bunun artmasından endişe eden Müslümanların da, devleti din özgürlüğünü çiğnemeye çağırmak yerine, &#8220;karşı misyonerlik&#8221; yapması, İslam&#8217;ı iyi bir şekilde temsil edip anlatması gerekir.</p>
<p>Buna rağmen Türkiye&#8217;deki muhafazakar kesimin zihninde kökleri Osmanlı&#8217;nın son dönemlerindeki siyasi çalkantılara uzanan bir &#8220;misyoner öcüsü&#8221; var. Ulusalcılığın meşru ve gayrımeşru temsilcileri ise (ki Ergenekon ikincisine tekabül ediyor) Türkiye&#8217;yi içe kapama projelerini topluma satabilmek için bu &#8220;çengel&#8221;i epeydir kullanıyor. Misyoner paranoyası, muhafazakarları ulusalcılığa eklemleyebilmek için körükleniyor.</p>
<p>Durum bu iken Ergenekon&#8217;u veya ondan çok daha geniş olan &#8220;laikçi cephe&#8221;yi misyonerlikle ilişkilendirmek, sapla samanı birbirine karıştırmaktır. Dahası, Ergenekon davasını çığırından çıkarmaktır.</p>
<p>&#8220;Muhafazakar kesim&#8221;e iyi niyetle duyurulur&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/28/ergenekon-ve-misyonerlik-mi-yok-artik%e2%80%a6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/28/ergenekon-ve-misyonerlik-mi-yok-artik%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hristiyanlar Türkiye&#8217;de Özgür mü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/18/hristiyanlar-turkiyede-ozgur-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/18/hristiyanlar-turkiyede-ozgur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 11:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adil Yapar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[hristiyanlarin özgürlükleri]]></category>

		<category><![CDATA[Turkiye'de gayrimuslimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3537</guid>
		<description><![CDATA[Tanrının Kulları Dağında Fırtına
Hannoversche Allgemeine Gazetesi (Almanya), 13 Şubat 2009, Cuma
Yazan: Gerd Höhler - Almancadan çeviren: Adil Yapar
Midyat. Adı ‘Tanrının Kulları Dağı&#8217; anlamına gelen Tur Abdin dağında ayaz esiyor. Bu ıssız ve kurak dağlık bölgede toz bulutları kaldırarak esen rüzgâr kendini cılız çalıların içinden geçerken çıkardığı seslerle duyuruyor. Tur Abdin dağı, Güneydoğu Anadolu&#8217;da Mardin ilinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3539" title="20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090218_derin_dusunce_org_turkiyede_hristiyanlar.jpg" alt="" width="192" height="188" /></a><strong>Tanrının Kulları Dağında Fırtına</strong></p>
<p><em>Hannoversche Allgemeine Gazetesi (Almanya), 13 Şubat 2009, Cuma</em></p>
<p><em>Yazan: Gerd Höhler - Almancadan çeviren: Adil Yapar</em></p>
<p>Midyat. Adı ‘Tanrının Kulları Dağı&#8217; anlamına gelen Tur Abdin dağında ayaz esiyor. Bu ıssız ve kurak dağlık bölgede toz bulutları kaldırarak esen rüzgâr kendini cılız çalıların içinden geçerken çıkardığı seslerle duyuruyor. Tur Abdin dağı, Güneydoğu Anadolu&#8217;da Mardin ilinden başlayarak <span id="more-3537"></span>Suriye sınırı boyunca doğuya uzanmaktadır. Burada yükseklerde bulunan Mor Gabriyel (Aziz Gabriyel) manastırının duvarları, bu ıssız topraklarda düşmanlarına kafa tutmak istercesine yükseliyor. Bu manastır dünyanın en eski Hıristiyan manastırlarından biridir. Duvarları ve çanlıkları yöreye has sarı kesme taştan imar edilmiş olan bu manastır, bugünlerde Güneydoğu Anadolu&#8217;da esen ayaz fırtınalardan daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. <br />
Manastırın çevresinde bulunan hemen üç tane Kürt köyü ve ayrıca Türk Devleti, manastıra ait toprağın önemli bir kısmının mülkiyet haklarına göz dikmiştir. Manastır ayrıca başka suçlamalarla da itham ediliyor: Manastırın yasadışı misyonerlik faaliyetleri gütmekte olduğu veya Mor Gabriyel&#8217;in yıkılmış bir caminin temelleri üzerine kurulmuş olduğu yönünde. Halbuki Muhammed İslam&#8217;ı yaymaya başladığında, bu manastır henüz 200 yıllık bir geçmişe sahipti. Mor Gabriyel rahiplerine göre, esas hedef manastırın sahip olduğu topraklar değildir. Türkiye&#8217;de ayakta kalmış son manastırlardan birinin varlığı ve bununla birlikte Süryani-Ortodoks Cemaatinin varlığı söz konusudur. Manastırın başrahibi Metropolit Timoteus Samuel Aktaş, &#8220;Her şeyimizi istiyorlar, önce toprağımızı, sonra manastırımızı.&#8221; diyerek, sözlerini &#8220;Müslüman halk ve devlet, buradan gitmemizi istiyorlar&#8221;, diye tamamlıyor. Rahip endişelidir. Ellerini hiç durmadan masanın üzerinde oynatıyor. Yaklaşık bir düzine ziyaretçi manastırın beyaz badanalı küçük bir odasında bir araya gelmiştir. Esen rüzgâr manastırın kapı ve pencerelerinde kendini duyururken, oda eski bir sobayla biraz ısıtılmaya çalışılıyor. Birçok değişik ülkede yaşayan Süryani-Ortodoks kiliseye mensup gurbetçi, manastıra gelmiştir. Çünkü önemli bir gün yaklaşmaktadır. Midyat Asliye Hukuk mahkemesinde, manastırın toprakları ile ilgili iddialar görüşülecek. &#8220;Toprak ihtilafı sadece bir bahanedir&#8221;, diyen manastır müdürü Kiriyakos Ergün, &#8220;Süryaniler bu şekilde sindirilmeye çalışılıyor.&#8221;, diye ekliyor. Zaten korku içinde yaşıyorlar. 2006 yılında Trabzon&#8217;da öldürülen Katolik papaz Andrea Santoro veya bir sonraki yıl Malatya&#8217;da işkencelerle öldürülen üç Hıristiyan misyonerin akıbetleri buradaki herkesin bilincine kazınmıştır. <br />
      Milattan sonra 397 yılında kurulmuş olan Mor Gabriyel manastırı, Güneydoğu Anadolu&#8217;da yüz binlerce Hıristiyan&#8217;ın yaşadığı dönemden kalma bir ibadet yeridir. Manastırın bulunduğu dağa Tanrı Kullarının Dağı anlamına gelen Tur Abdin denmesinin nedeni, burada bir zamanlar seksenden fazla manastırın bulunmuş olmasıdır. Bunlardan sadece altısı günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Mor Gabriyel ise, bunların arasında en büyüğü ve aynı zamanda en önemlisidir. Mor Gabriyel&#8217;in rahipleri, 1600 yıldan beri Aramî dilinde okuyup dua ediyorlar, yani İsa&#8217;nın konuşmuş olduğu dilde. Bundan dolayı Süryanîler kendilerine Aramî de demektedir. Hıristiyanlığın Tur Abdin&#8217;de en yaygın olduğu dönemde burada yaklaşık iki bin rahip ve rahibe yaşamıştır. Bugün ise bu sayı sadece 17&#8242;dir. Bunlardan başka iki düzine hizmetli, bunların aileleri ve manastırda eğitilen 30 ruhbanlık talebesi burada yaşamaktadır.</p>
<p> <br />
 Bölge genelinde olduğu gibi, manastır da çalkantılı bir geçmişe sahiptir: Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar ve İslam orduları Tur Abdin dağını art arda fethetmişlerdir. Mor Gabriyel defalarca yağmalanmış ve tahrip edilmiştir. Hıristiyan dinine mensup Ermeniler gibi, Osmanlı Devletinde yaşayan Süryanîler de Birinci Dünya Savaşı sırasında baskı ve sürgün kurbanları olmuştur. Buna rağmen 1970&#8242;li yılların başında bölgede hala yaklaşık 250 bin Süryanî vatandaş yaşamaktaydı. Ancak takip eden yıllarda bunların çoğu - bazıları ekonomik nedenlerle, bazıları fanatik Müslüman&#8217;ların saldırılarına maruz kaldıkları için veya özellikle 1990&#8242;lı yıllarda kızışan Kürt sorunundan dolayı bölgede yaşanan savaş yüzünden Batı Avrupa&#8217;ya göç etmiştir. Silahlı çatışmalar azaldıktan sonra özellikle 2002 yılından sonra bölgeye dönüşler başlamıştır. Türkiye Hıristiyanlarının güven beklentisine neden olan Türkiye-AB perspektifinden de cesaret alarak, yaklaşık 30-40 tane Süryanî ailesi gurbetten geri dönerek yeniden vatanları olan Tur Abdin&#8217;e yerleşmiştir</p>
<p> <br />
 Geriye dönenler Mor Gabriyel manastırına yeni canlılık kazandırdı. Ne var ki, Süryanîlerin &#8220;İkinci Kudüs&#8221; dedikleri Mor Gabriyel şimdi yeni bir tehlike ile karşı karşıyadır. Yayvantepe, Eğlence ve Candarlı isimli civar köylerin muhtarları manastıra ait araziler için dava açmış, yüzyıllardır kabul edilegelmiş sınırları sorgulamaktadır. Adı geçen köyler bu arazileri otlak ve mera olarak talep etmektedir. Manastır&#8217;a ait başka topraklar ise, devlet tarafından orman arazisi olarak tanımlanmıştır - buysa istimlâk anlamına gelir.</p>
<p> <br />
 Söz konusu duruşmaların yapılacağı gün, yüzü aşkın insan Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi binasının önünde toplanmıştır. O günkü duruşma, davanın üçüncü celsesidir. Mahkemeye gelenler sadece civar köylerin sakinleri değildir, çok sayıda yabancı gözetimci de burada. Avrupa Birliği, İsveç, Finlandiya ve Hollanda&#8217;dan birer bayan diplomat ile temsil edilmektedir. Buysa manastır toprakları davasının Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda bir sınama olduğunun göstergesidir. Midyat&#8217;ta görüşülen dava, salt bir toprak davası olmaktan öte, aynı zamanda azınlık hakları ve inanç özgürlüğü ile ilgilidir.<br />
      Diplomatlar mahkemeye alınsa da, diğer ziyaretçilerin çoğu dışarıda kalmak zorundadır. Mahkeme salonunda bulunan 10-12 sandalye, dava tarafları için bile kafi değildir. Yeşil yakalı hâkim cübbesini giymiş olan Yargıç Kamil Bey&#8217;in önünde iki tomar pembe renkli dosya durmaktadır. Salonun bir ucunda duvarda &#8220;Adalet Devletin Temelidir&#8221; diye yazar. Hemen üstünde cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün büstü bulunur. Yargıç Kamil Bey sabırsızca koltuğunda oturuyor. Salonundaki bu kalabalıktan hiç hoşlanmadığı her halinden belli. İlk olarak tüm basın mensuplarını mahkeme salonunun dışına gönderiyor. Buysa Türk yasalara göre de açık duruşma tanımına aykırı bir durumdur.</p>
<p> <br />
 Dışarıda duruşmanın sonucunu sabırsızlıkla bekleyenlerin arasında 19 yaşındaki İshok Demir de vardır. Kendisi İsviçre&#8217;nin St. Gallen kentinde doğmuş ve bir kaç yıl önce tüm ailesi Tur Abdin dağına geri dönmüştür: &#8220;kökenimize&#8221;, diyor, İshok. Yıllar önce terk edilmiş eski Kafro köyünün harabelerinin yanında, geri dönen yaklaşık 20 aile yeni Kafro köyünü inşa etmiştir. Yeni yapılan köyde yer alan büyük villalar, bu insanların Avrupa&#8217;dan atalarının vatanına elleri boş dönmediklerinin göstergesidir.<br />
      İshok bize, &#8220;Biz iyiyiz, burada mutluyuz - ama şimdi manastırla ilgili olup bitenler hepimizi endişelendiriyor, çünkü Mor Gabriyel bizim merkezimizdir&#8221;, diye açıklıyor. Küçük bir kızken ailesi ile birlikte Tur Abdin&#8217;den Hollanda&#8217;ya kaçmış olan Attiya Gamri ise, &#8220;Bu dava sadece bir toprak davası değildir&#8221;, diyor. Artık yeni vatanı olan Hollanda&#8217;da siyasetçi olan Gamri, ilk defa eski vatanına dönüyor. &#8220;Bu manastır sanki Türkiye ve Avrupa&#8217;da yaşayan Süryanî Hıristiyanlar için bir köprü gibidir - ve şimdi bu köprüyü yıkmak isteyenler var.&#8221;, diyor. Gamri, davayı açan üç köy muhtarının sadece kukla olduğunu düşünüyor: Kendisine göre bu davanın arkasında Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;ın islami-muhafazakar hükümeti vardır. &#8220;Bunlar dünyanın en eski miraslarından birini yok etmek istiyorlar.&#8221;, diyor. Bu arada davalara bir yenisi daha eklendi. Davacı ise bu sefer Devlet Hazinesi. Hazine 12 parsel manastır toprağı daha talep etmektedir, hem de bunlardan sekizi manastır duvarlarının içinde yer aldığı halde. Baskı gittikçe artırılıyor.</p>
<p> <br />
 Yargıç tarafından dışarıya gönderilen basın mensupları pek bir şey kaçırmazlar. Duruşma 15 dakika sürdükten sonra sona ermiştir. Duruşma tekrar ertelendi, bu sefer 4 Mart 2009 tarihine. Metropolit Timoteus iç çekerek, &#8220;Bu böyle aylar sürebilir, belki de yıllar.&#8221; diye hayıflanıyor. Manastırın bir penceresinden, mahkemenin kime vereceğini bilmediği kurak tepelere bakar. Yaşlı rahip, &#8220;Buradaki topraklar çok güzel - ama ne yazık ki insanlar güzel değil&#8221;, diye üzüntüsünü dile getiriyor. <br />
 </p>
<p>Dini Azınlıklara Özgürlük Yok</p>
<p>      Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 72 milyon vatandaşı arasında sadece çok küçük bir azınlık teşkil etmelerine rağmen, Hıristiyan ve diğer gayrimüslimler, halkın %98&#8242;i Müslüman olduğu Türkiye&#8217;de yoğun baskı altında yaşamaktadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti anayasasının garanti ettiği inanç özgürlüğünü günlük hayatta görmek mümkün değildir. Merkezi Ankara&#8217;da bulunan Diyanet İşleri Teşkilatı Müslümanlara bile İslam&#8217;ı nasıl yorumlamaları gerektiğini dikte etmektedir. Gayrimüslimler dinlerini kişisel olarak ifa etmekte serbest olsalar bile, bunu toplu halde yapmak çok, çok zordur - özellikle tapınak ve ibadethanelerin kurulması hala bin türlü engellerle zorlaştırılmaktadır.<br />
      Bir zamanlar Musevî, Hıristiyan ve Müslümanlar gibi değişik kültürlerin kaynaştıkları bu toprakların sahip olduğu dinsel ve kültürel çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, Ankara&#8217;nın bu dinsel monokültür politikası daha da tuhaf gelmektedir. Ancak ne var ki, birinci dünya savaşı sonrası Osmanlı Devleti&#8217;nin rengârenk dinsel çeşitliliği önemli oranda giderilmiştir: Yunanistan&#8217;a ait Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türk Müslümanlar, Anadolu&#8217;da yaşayan Ortodoks Rumlar zorunlu göç ettirilmiş, sayısız Hıristiyan ve Musevi o zamanlar İngiliz Mandasında bulunan Filistin topraklarına göç etmiş, yüz binlerce Ermeni ise ölüm yürüyüşlerinde Suriye çöllerine gönderilmiştir.<br />
      Günümüz Türkiye&#8217;sinde hala 47 ayrı etnik grup yaşıyor olsa da, bunlardan çok azı kendilerini açıkça gayrimüslim olarak addetmektedir. Çünkü Ermeni, Rum veya Süryani olarak kendini ifşa edenlere, memurluk kapısı kapalı olur ve vatan haini olmakla suçlanma ihtimali yüksektir. Ayrıca Musevilerin de, İstanbul&#8217;da yaşayan Fener Rum Patriği I. Bartolomeos&#8217;un dini lideri olduğu Ortodoks Rumların da Türkiye&#8217;de ruhban eğitimi veren kurumları yoktur.<br />
      Bu şartların sonucu göç olmuştur: İstanbul&#8217;un nüfusunun yalnızca yedi yüz bin olduğu 1950&#8242;li yıllarda, her iki İstanbulludan sadece biri Müslüman&#8217;dı. Bugün nüfusu 15 milyon olarak tahmin edilen metropolde dini azınlıkların bildirdiklerine göre sadece yaklaşık 5 bin Hıristiyan ve 2 bin Musevî yaşamaktadır. Türkiye&#8217;de yaşayan dini azınlıklara mensup vatandaşların toplam sayısı ise, azınlık temsilcilerini tarafından 120 bin Hıristiyan ve 22 bin Musevî olarak bildirilmektedir; Musevî cemaatleri İstanbul&#8217;un dışında, yaklaşık 2 bin Musevî&#8217;nin yaşadığı İzmir&#8217;de odaklanmaktadır. Katolik bir papaz olan Peder Felix Körner&#8217;e göre, &#8220;Elinde imkânı olan ülkeyi terk ediyor.&#8221;<br />
      Uzun yıllar Ankara&#8217;daki Hıristiyan Cizvit Tarikatında yaşamış ve faaliyet vermiş olan ve artık Vatikan&#8217;a bağlı Gregoriana Üniversitesi&#8217;ne atanmış olan Peder Körner, batıda yaygın olarak AKP hükümetine karşı dile getirilen toplu şüphelere katılmamaktadır. Pedere göre, &#8220;Hıristiyanlar, <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">Atatürkçü-Milliyetçi </a>kesimlerdense, gerçek Müslümanların arasında daha rahat yaşayabiliyor.&#8221; Peder, &#8220;Bu Kemalist çevreler için başörtüsü provokasyon demektir, haç ise, Türklüğün sonu anlamına gelir.&#8221;, diyor. Kendisine göre AKP hükümeti altında yasal koşullar Hıristiyanlar için önemli oranda düzelmiştir. Ancak inanç özgürlüğü konusunda uygulamada hala eksikler vardır. AB&#8217;nin Türkiye&#8217;de birçok alanda yakındığı yasa hükümleri ile yasal uygulama arasındaki uçurumlar, şimdi Mor Gabriyel manastırı ile ilgili davada da açıkça görülebilir. Din ve inanç özgürlüğü teminat altındadır - ancak ne yazık ki sadece kâğıt üstünde.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/18/hristiyanlar-turkiyede-ozgur-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/18/hristiyanlar-turkiyede-ozgur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon&#8217;un TV projesi:Kurtlar Vadisi(2002-2006)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 16:34:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon’un TV projesi:Kurtlar Vadisi(2002-2006)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2986</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon yapılanmasının cinayet,tehdit,taciz gibi işleri yürüten operasyonel tarafının deşifre edilmesi öncelikle önemli&#8230;Ergenekon soruşturması sürecinin başlamasıyla birlikte bu ülkede özellikle gayrimüslim yurttaşlarımız fiilen daha rahat ettiler,daha huzurlu uyumaya başladılar&#8230;Birkaç hafta önce LDT&#8217;nin düzenlediği,nerdeyse tüm Türkiye gayrimüslim cemaatlerinin başlıca mensuplarının da katıldığı bir toplantıdaydım.Farklı cemaatlerden gelen gayrimüslim isimlerin tamamı ortak bir dille, bu soruşturmanın başlaması ve derinleşmesiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-2987" title="20090116_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090116_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi.jpg" alt="" width="236" height="230" />Ergenekon yapılanmasının </a>cinayet,tehdit,taciz gibi işleri yürüten operasyonel tarafının deşifre edilmesi öncelikle önemli&#8230;Ergenekon soruşturması sürecinin başlamasıyla birlikte bu ülkede özellikle gayrimüslim yurttaşlarımız fiilen daha rahat ettiler,daha huzurlu uyumaya başladılar&#8230;Birkaç hafta önce LDT&#8217;nin düzenlediği,nerdeyse tüm Türkiye gayrimüslim cemaatlerinin başlıca mensuplarının da katıldığı bir toplantıdaydım.<strong>Farklı cemaatlerden gelen gayrimüslim isimlerin <span id="more-2986"></span>tamamı ortak bir dille, bu soruşturmanın başlaması ve derinleşmesiyle birlikte cemaatlerine yönelik taciz ve tehditlerin bıçakla kesilmiş gibi bir anda durduğunu özellikle vurguladılar&#8230;Dolayısıyla bu dava sürecinden çok memnunlardı&#8230;</strong> </p>
<p>Biliyoruz ki 2000&#8242;lerin başından itibaren gayrimüslimleri huzursuz etmeyi amaçlayan sistematik bir çaba içindeydi bu terör yapılanması.Tehdit amaçlı mektuplar ve telefonlar ile biteviye taciz saldırıları bu dönem gayrimüslimlerin hayatında rutin bir olguydu.Bu sürekli çabanın üstüne de toplu infial uyandıracak alçakça cinayetler işlendi.Rahip Santoro,Hrant Dink ve Malatya katliamları&#8230; </p>
<p>O sebeple gayrimüslim yurttaşlarımızın Ergenekon soruşturmasına kendine solcu diyen kimi Türkler gibi tuzukuru,konformist bir dille yaklaşması imkansız.Zekeriya Öz&#8217;ün bu cesur girişimine <em>&#8220;Valla bilemeyiz,bu savcıya da,tutuklananlara da eşit mesafedeyiz&#8221;</em> tipi eyyamcı yaklaşımlara ancak etnik Türk solcuları sahip olabilir.Her an öldürülme korkusuyla yaşayan gayrimüslimler haliyle <em>&#8220;Bu soruşturma AKP ve/yada Amerikan operasyonu olabilir&#8221; </em>gibi saçmasapan şeyleri düşün(e)mezler&#8230;Kürt halkı için de durum bundan farklı değil&#8230; </p>
<p>Öte yandan gayrimüslimlerin her an katledilme ihtimalinin olduğu atmosferin yaratılması için de bu derin yapılanma sistematik olarak çalıştı bu süreçte&#8230;<strong>Bir yandan bu ülkedeki müslüman çoğunluk Ermeniler ve Yahudiler aleyhine kışkırtıldı.Garip biçimde bu kışkırtma operasyonu laik kesim üzerinde daha da çok etkili oldu</strong>.ETÖ tarafından İslami kesimi AKP&#8217;den soğutmak amaçlı Ergun Poyraz&#8217;a yazdırtılan Yahudi-düşmanı kitaplar daha çok laik/Kemalist kesim tarafından okundu.Kemalist kesim özel olarak antisemitizm genel olarak gayrimüslim-düşmanlığı konusunda 2000&#8242;lerde adeta zirve yaptı&#8230;Gayrimüslim vakıf malları,ruhban okulu,misyonerlik ve Ermeni soykırımı gibi konularda İslami kesimi sollayan manyakça saplantıları ifade eden kesim daha çok laik,eğitimli,kentli sınıflar oldu&#8230; </p>
<p>Ergun Poyraz&#8217;a dair durum artık netleşti&#8230;Peki Ergenekon tarafından aktif destek verilen tek isim Poyraz mıydı? <strong>Son dönemin ırkçı Yahudi-düşmanlığını kışkırtan diğer kitaplarının yazarlarının durumu nedir?Dahası bu kitaplardan çok daha etkili olmuş aleni ırkçılık yapmış TV dizilerinin durumu nedir?</strong> Bunu bu süreçte göreceğiz&#8230;Fakat yapılanlara bakıldığında-organik bağ olsa da olmasa da-bu işlerin(kitaplar,TV dizileri) Ergenekon terör mantığını destekler nitelikte olduğunu net olarak görüyoruz&#8230;<strong>Ergenekon yapılanmasının bir hınç ve nefret ortamı oluşturmak,bir toplumsal kargaşa ve darbe ortamını yaratmak amaçlı projesini bu diziler,kitaplar ve bu işlerin arkasındaki isimler net olarak besledi,destekledi&#8230;</strong> </p>
<p>Şüphesiz bunların başlıcası 2002-2005 döneminde yayınlanan <em>Kurtlar Vadisi</em> TV dizisidir.Bu dizi projesi devamında 2006&#8242;da <em>Kurtlar Vadisi Irak</em> adıyla bir sinema filmi olarak da vizyona girdi&#8230;2002-5 arası bu TV dizisi tamamen ırkçı-faşist bir niteliğe sahipti.<strong>Ergenekon&#8217;un planladığı şekilde içte Yahudi ve Hristiyan düşmanlığını,dışta AB ve ABD düşmanlığını körükleyen bir diziydi</strong>&#8230;Bu dizi yer yer isim verecek derecede pervasızlaştı,hedef gösterdi&#8230;Hemen hemen her bölüm izleyenlerini kin ve düşmanlığa tahrik etti,alenen ırkçı nefret ve şiddet duygularını kışkırttı&#8230;Bu diziye yönelik o dönem &#8220;Çok kanlı sahneler var&#8221; tipi eleştiriler çok yöneltildi.Fakat dizinin esas zehri bu ırkçı nefret,kin ve düşmanlığı kışkırtan tarafındaydı&#8230;Dizinin sinema filmi versiyonu da aynı hastalıklara sahipti.O filmde ABD&#8217;nin Irak işgalinde yaptığı alçaklıklar vesile edilerek yapısal bir Yahudi-Hristiyan düşmanlığı yapılıyordu.Tüm Batılı karakterler iğrenç olarak resmediliyor,Kürtler onların işbirlikçisi olarak gösteriliyordu.Bir tek Polat Alemdar&#8217;ın emrinde olan sadık ve itaatkar Kürt karakter iyiydi&#8230;<strong>Kürtler,Türk egemenlerin emirlerine uyan sadık ve itaatkar kullar oldukça meşru olabilirlerdi bu mantığa göre&#8230;</strong> </p>
<p>İşte tam anlamıyla Ergenekon terör örgütünün mantığı bu&#8230;Ergenekon&#8217;un Kürtlere layık gördüğü rol bu&#8230;Ermeniler ve Yahudiler ise bu kapsamda bile değil.Bu topraklardaki son gayrimüslim de çekip gitmeden rahat etmeyecek bir ahlaksız zihniyet bu&#8230; </p>
<p>Şimdilerde tamamen Ergenekon-karşıtı bir pozisyonda gözüken <em>Kurtlar Vadisi</em> ve bu mesele etrafındaki ilişkilere haftaya değinmeye devam edeceğim&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sorun Misyonerlik mi? [Konuk Yazar]</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/07/sorun-misyonerlik-mi-konuk-yazar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/05/07/sorun-misyonerlik-mi-konuk-yazar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2007 04:16:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Bireysel Haklar ve Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/07/sorun-misyonerlik-mi-konuk-yazar/</guid>
		<description><![CDATA[İlk konuk yazarımız Gökhan Talas. Kendisini &#8220;Mesih İnanlısı&#8221; olarak tanımlayan Talas, Hristiyan bakış açısıyla &#8220;Misyonerlik&#8221; konusunu ve Malatya&#8217;da yaşanan vahşeti irdelemiş yazısında. Paylaşıma sunuyoruz:
Gökhan Talas
Konuk Yazar
Hıristiyanlıkla ilgili en çok tartışılan ve yanlış anlaşılmalara maruz kalan konulardan biri de &#8220;misyonerlik&#8221; konusudur. Aslında sadece Hıristiyanlığın konusu olmasa da, ülkemizde misyonerlikle ilgili tartışmalar genel de Hıristiyanlar üzerinden yapılır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk <a href="http://www.derindusunce.org/konuk-yazar-olun/">konuk yazar</a>ımız Gökhan Talas. Kendisini &#8220;<em>Mesih İnanlısı</em>&#8221; olarak tanımlayan Talas, Hristiyan bakış açısıyla &#8220;Misyonerlik&#8221; konusunu ve Malatya&#8217;da yaşanan vahşeti irdelemiş yazısında. Paylaşıma sunuyoruz:</p>
<p><strong>Gökhan Talas<br />
Konuk Yazar</strong></p>
<p>Hıristiyanlıkla ilgili en çok tartışılan ve yanlış anlaşılmalara maruz kalan konulardan biri de &#8220;misyonerlik&#8221; konusudur. Aslında sadece Hıristiyanlığın konusu olmasa da, ülkemizde misyonerlikle ilgili tartışmalar genel de Hıristiyanlar üzerinden yapılır. Elbette bunun anlaşılır yönleri vardır. Ama rahatsız edici düzeyde yapılan suçlamalar, tartışmayı ahlaki olmaktan çoğu zaman çıkarmaktadır. Öncelikle Hıristiyanlar için &#8220;misyon&#8221; ve &#8220;misyonerlik&#8221; kavramları ne ifade eder ve bunun Kutsal Kitapla ilişkisi nedir bunlara bakalım.</p>
<p>Tanrı&#8217;nın İncili&#8217;nin kurtaran mesajına, tüm insanların ihtiyacı olduğuna inanan bir Hıristiyan için, misyonerlik bir yaşam biçimidir. Mesih İsa göğe alınmadan kısa bir süre önce Tanrı&#8217;nın Müjdesiyle ilgili Hıristiyanın görevini tanımlamıştır; Matta 28. bölüm 19.ayette; &#8220;Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh`un adıyla vaftiz edin;&#8221;demiştir. Hıristiyanlar için bu tanımın en can alıcı noktası &#8220;gidin&#8221; kelimesidir. İsa öğrencilerinden, –yaşadığımız yüzyılda da iman yoluyla, İsa&#8217;nın öğrencisi olanlardan- gidip, müjdenin kurtarışına ihtiyaç duyan insanlara, kurtuluşu müjdelemelerini buyurmuştur. Sadece bunu değil, &#8220;size buyurduğum herşeye uymayı onlara öğretin.&#8221;(aynı bölüm 20. ayet) diyerek yanlarına gittikleri insanların inançlarını yaşamalarında onlara önderlik etmelerini de eklemiştir. Bu ayetin ışığında &#8220;Hıristiyan misyonerlik&#8221; tanımı yapacak olursak; &#8220;İsa Mesih&#8217;in getirdiği kurtuluş müjdesini başka insanlara duyurmak ve duydukları müjdeye iman edenlerin yaşamlarında İsa&#8217;nın buyruklarının yeşermesine yardım etmek&#8221; diyebiliriz. Burada ki en önemli nokta misyonerlerin sadece &#8220;duyurucular&#8221; değil, bulundukları ülke de yaşayan Hıristiyanlarla işbirliği ve hizmet ilişkisi içinde olduklarıdır.</p>
<p><span id="more-141"></span></p>
<p>Tabi ki bu tanım, bir Hıristiyan tanımıdır. Özellikle ülkemizde misyonerlik bir sorun, hatta ülke güvenliği sorunu olarak görülmektedir. Hıristiyanlığın yayılmasını politik bir mesele olarak görenlerin nesnel dayanaklarını sorgulayabiliriz. Türkiye&#8217;de, Tanrı&#8217;dan aldığı görevini sürdürmekte olan Hıristiyanlara karşı takınılan tutum ne yazık ki, hakaret, hor görme ve teşhir etme düzeyinde seyretmektedir. İşte bir iddia; 15 Temmuz 2003 tarihli Tercüman Gazetesi&#8217;nin yayımladığı bir habere bakalım; haberin başlığı çok ilginç; &#8220;İncil&#8217;ci Hoca.&#8221; Sanki cinci hoca, büyücü doktor haberi gibi, ikinci sınıf sahtekârlıkların haber başlığına benzetilmiş; Haberin içeriği, çocuklarını bu tehlikeden kurtarmayan velilerin sorumlu olacağı, bir misyoner üniversite hocasının KKTC aleyhinde yazılar yazdığı, Türkiye aleyhine çalıştığı, tutuklandığı, sorgulandığı bilgilerini veriyor. İşte bunu söylemek çok zor aslında… Çünkü haber bilgi vermiyor, kaynaksız, kanıtsız, analizden uzak ve sadece belirli ön yargılarla yazılmış ithamlardan ibaret, bir propaganda ilanı gibi. Başka örneklere de sahibiz. Ancak genel iddiaların farklı şekil ve bakış açılarıyla tekrarlanmasından ibaret çoğu. Nedir bu iddialar; Misyonerler Türkiye aleyhine çalışıyor? Peki hangi misyonerler, Türkiye aleyhine, hangi kurum ya da dış güçleri kullanarak (ya da onlar adına) çalışıyor. Bazı iddia sahipleri daha kesin bilgiler verdiklerini düşünüyorlar. İsimler, kurumlar, faaliyet raporları belirterek, misyonerlerin Türkiye&#8217;yi nasıl hedef haline getirdiğini dile getiriyorlar. Tüm bu iddiaların hepsini bu yazı da cevaplamak mümkün değil. Ancak gerçek Hıristiyan misyonerliğini, tüm bu tartışmaların içinde politik bir harekete, bir ihanet çizgisine çekmek, Hıristiyanlığa doğrudan hakaret etmek demektir.</p>
<p>Açıkça söylemek gerekirse Hıristiyanlar üzerinden kötü amaçlarını gerçekleştirmek isteyenler olacaktır. Ama bu Hıristiyanlığı ya da Hıristiyanları tümden &#8220;bölücü&#8221; ilan etmenin yanlışlığının yanında, masum bile sayılabilir. Çünkü bazı iddialar sonucunda Hıristiyan kiliseleri ve Hıristiyanlar saldırılara maruz kalmış, baskı görmüşlerdir. Hatta Ankara Ticaret Odası gibi saygın görülen kuruluşların –nedenini anlamasak da- bazı &#8220;tuhaf&#8221; raporlara imza attıklarını görünce tehlikenin boyutları daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bakınız o raporda ki bir ibare ne diyor; Misyonerlik faaliyetleri konusunda bir rapor hazırlayan Ankara Ticaret Odası da, Türkiye&#8217;de misyonerlik faaliyeti içinde 300&#8242;den fazla kilise ile çeşitli noktalar bulunduğunu açıklamıştı. Rapora göre 300&#8242;den fazla kilisenin yanı sıra, çok sayıda kitapevi, 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acente, 1 mahfil, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, 1 tarihi eser, 2 müze, 4 harabe, 1 kale ve onlarca dernekte misyonerlik faaliyeti yapılıyor. (ATO) Tarafsız bir gözle bile tuhaflığı hemen fark etmek mümkün. Acaba Ankara&#8217;nın neresinde manastır bulunmaktadır, sayılan tüm bu kurumların isimleri nedir ve en can alıcı kısmı; bir Hıristiyan misyoner bir tarihi kalıntıyı, harabeyi ya da müzeyi nasıl misyonu için kullanabilir?</p>
<p>Bu tehlikeli çıkışın etkisi bellidir, o halde bu konudaki ulusal duyarlılık, her şeyden önce misyonerlik tartışmalarında Türkiyeli Hıristiyanları korumayı hedef almalıdır. Ki bu fütursuz tutumun arkasından 18 Nisan Malatya katliamına tanık olduk. Şahsen tanıdığım üç kardeş hangi güçleri temsil ettiği belli olmayan 19-20 yaşında 5 kişi tarafından acımasızca katledildiler. Şimdi bile, Batı düşmanlığı, içeri de hassasiyet yaratan siyasi durumlar v.b konularda Hıristiyanları malzeme olarak kullanan siyasi odakların, pişmanlık duymadığını görüyoruz. Ortada 21. Yy. Türkiye&#8217;sinin ruhuna yapılan bir ihanet varken bile misyonerlerin bu olayda ne kadar suçlu olduğunu ortaya çıkarma telaşı var ne yazık ki. Zira olayın akabinde Aksiyon dergisi &#8220;Malatya&#8217;da Hatlar Neden Kesildi?&#8221; ve bu hafta Ahmet Taşgetiren&#8217;in kaleminden &#8220;Misyonerlik İslam&#8217;ın Sorunu mu?&#8221; başlıklı yazılarla derinlemesine bir iftira ve komplo teorisi çalışmasına başladı bile. Bundan önce olayla ilgili değerlendirmesinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli suçu yine Misyonerlik faaliyetlerinde görme yanılgısına düşmekten kendini alıkoyamadı. Bunlarında dışında neredeyse katilleri aklama kampanyasına dönüşen bir tuhaf furya döndü sütun aralarında.</p>
<p>Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile Protestanların acılarına ortak olma tepkisinden hayli uzak bir ifadeyle; Kurtuluş Kiliseleri Baş Pastörü Sayın İhsan Özbek&#8217;in &#8220;gerekirse Müslüman mahallesinde salyangoz satarız&#8221; çıkışını tahrike yordu. Acaba 3 kardeşini bir gün önce hunharca bir saldırıda kaybeden bir kişi tahrikten nasıl bir fayda sağlayabilir diye kimse sormadı. Sonuçta bugün olay neredeyse tartışılmıyor bile, her sosyal vakada olduğu gibi reklam değerini yitiren bir ufak hadise olarak arşivlere kaldırıldı olay. Birkaç namuslu gazetecinin cesur çıkışının varlığını vurgulamamak haksızlık olacaktır. Özellikle Mustafa Akyol&#8217;un sitesinde yer alan &#8220;Hıristofobi eken Vahşet Biçer&#8221; isimli yazısında ki saptamalar Türkiye&#8217;nin alışık olmadığı türden bir cesaret ve doğruluk içeriyor. Özellikle şu ifade takdire şayan; <strong>&#8220;Malatya&#8217;daki insanlık dışı cinayetlerin sorumlusu, hayali &#8220;karanlık mihraklar&#8221; değil, Türkiye&#8217;deki bazı çevrelerde cinnet boyutlarına varmaya başlamış olan Hıristofobi&#8217;dir. Eğer siz topluma, ülkenin yeni bir &#8220;Sevr&#8221;in eşiğinde olduğunu, vatanın satıldığını, dinin elden gittiğini, Hıristiyan misyonerlerin de bu &#8220;hayasız akın&#8221;ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız, durumdan vazife çıkaran lümpen faşistler de Hıristiyan avına girişirler. Tandoğan&#8217;daki kara cübbelileriniz &#8220;emperyalizmin yeni Haçlı Seferi&#8221;ne dair nutuklar atarsa, Malatya&#8217;daki &#8220;kara gömlekliler&#8221;iniz de haça inananları doğramaya koyulur.&#8221;</strong> (Akyol, aynı yazı)</p>
<p>Üstelik bu duyarlılığı sergilemek aslında demokratik bir refleks haline gelmeliyken arada bir tane bulunca coşkuya kapılıyoruz. En rahatsız edici tavır da Malatya vahşetini hem kınayan hem de hala arkasından misyonerlik konusunda hatalı politik görüşlerinde ısrar eden kişiler. Ne yazık ki olayın vahametini anlamak bir yana yakınından bile geçemiyorlar. Zira bu adli bir cinayet değil. Cinayetlerin ne kadar vahşice olduğundan yola çıkarak olayı salt bir cinai sorun olarak irdelemek doğru sonuca gidilmesini olanaksızlaştırıyor. Zira bu olay hem cinai olarak vahşice hem de sosyal bir sorun olarak, geleceğe dönük başka tehlikeler içeriyor. Bu tehlikeleri engellemeyi hedeflemek bir vatandaşlık duyarlılığından başka hiçbir nedene ihtiyaç duymaz. Yakınımızdakine sahip çıkmadığımızda yakınımızda derin bir boşluk göreceğiz. Ve tükenen hep ötekilerle birlikte bu ülkenin gücü, direnci ve geleceği olacak. Çözüme katkı sunabilecek en kapsamlı değerlendirme aşağıda alıntısını yaptığımız rapordur.</p>
<p>Türkiye de Hıristiyanların haklarıyla ilgili bazı yasal bilgiler çok önemli; bu konuda MESİH İMANLILARININ HAKLARI NELERDİR? İsimli resmi belgeden yararlanacağız. Belge, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği&#8217;nin yayınladığı resmi bir bildirge niteliğindedir.</p>
<p>Mesih İnanlılarının (Hıristiyanların) amacı: A. Hiçbir siyasal amacı yoktur; ayrıca siyasetle ilgileri de yoktur. B. Temel amaçları İsa&#8217;ya ve Kitab-ı Mukaddes&#8217;e iman etmektir.</p>
<p>Mesih İnanlılarının Hakları:</p>
<p>1- Türkiye laik bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin resmi dini yoktur. Her din serbesttir. Anayasamızın 10. maddesinde, herkes &#8220;&#8230;..felsefe, inanç, din, mezhep&#8230; ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.&#8221; denilmektedir.</p>
<p>2- Din özgürlüğü herkes için müşterektir. T.C. Anayasası 2. maddesi ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi&#8217;nin 1985/2523 esas ve 1985/3431 numaralı kararı&#8217;na göre; Türk ve yabancı Mesih İnanlıları, kendi inancını seçebilir, cemaat oluşturabilir, beraber ibadet edebilir, inancını yayabilir, inancını öğrenebilir ve öğretebilir. Bunların hiçbiri yasak ve kanuna aykırı değildir.</p>
<p>Aynı belge de, Mesih İnanlılarının amaçlarıyla ilgili, bir hukuki rapordan alınan şu ifadeler de dikkat çekicidir;</p>
<p>MESİH İNANLILARI&#8217;NIN &#8220;SİYASİ MENFAAT ve NÜFUZ SAĞLAMAK&#8221; AMACI YOKTUR (Doç. Dr. Nevzat Toroslu)</p>
<p>Mesih İnanlıları&#8217;nın &#8220;siyasi menfaat ve nüfuz sağlamak&#8221; amacıyla hareket ettiklerini söylemeye de imkan yoktur.Mesih İnanlıları, siyasi menfaat amacıyla hareket ettiklerini söyleyebilmek için dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propagandanın veya telkinin günlük siyasi iktidar mücadelesine ilişkin olması, yani siyasi nitelikteki bir makama gelmeye veya ele geçirilen böyle bir makamı muhafaza etmeye; siyasi nüfuzdan sözedilebilmesi için de yine dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propaganda ve telkinin aynı şekilde başkalarının siyasi düşünceleri üzerinde etkili olmaya, örneğin bunların belli kişiye veya kişilere yahur siyasi partiye oy vermelerini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir.Oysa her şeyden önce, &#8220;Mesih İnanlıları&#8221;nın propaganda yaptıkları iddia edilen dînî inanç, herhangi bir siyâsî nitelik taşımamakta, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin siyâsî kurallar içermemektedir; sadece Tanrı&#8217;nın ruhsal veya mânevî egemenliğinden söz etmektedir. Öte yandan, &#8220;Mesih İnanlıları&#8221;nın propagandasını yaptıkları iddia edilen dinî inancı, günlük siyasi iktidar mücadelesine alet etmeleri ve böylece siyasi menfaat veya siyasi nüfuz sağlamaları da mümkün değildir. Bir kere &#8220;Mesih İnanlıları&#8221; belli bir dini cemaate mensup olmanın ötesinde herhangi bir siyasi parti veya kuruluşun üyesi değildirler. Ayrıca kendileri veya başkaları için siyasi bir talepte bulunmamaktadırlar. Nitekim propaganda veya telkin amacıyla başkalarına verdikleri iddia edilen yayınlarda herhangi bir siyasi kişi, parti veya kuruluş övülmemekte, böyle bir kişi veya kuruluşun siyasi iktidar mücadelesine katılınmamaktadır.</p>
<p>Görülen o ki bazı çevreler, hukuki, yasal ve insani haklarını en doğru şekilde kullanma çabasında olan Hıristiyan misyonerlerin varlığından farklı nedenlerle rahatsız olmaktadır. Bunun sadece siyasi ve etnik ayrılıkları körükleyen bir tavır olduğu görülmektedir. Ve Hıristiyanlar bu ayrılıktan herkesten daha fazla rahatsız olmaktadır. Öldürülmekten, yaralanmaktan ve süreklileşen baskıdan rahatsız olmaktadır.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="107" height="154" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="108" height="171" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/05/07/sorun-misyonerlik-mi-konuk-yazar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/05/07/sorun-misyonerlik-mi-konuk-yazar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

