<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Homofobi</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/homofobi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dikkat Kitap: Eşcinsellik ve Biz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/21/dikkat-kitap-escinsellik-ve-biz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/21/dikkat-kitap-escinsellik-ve-biz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 18:58:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[Homofobi]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9514</guid>
		<description><![CDATA[ErkeG milletiz biz. Öyle kolay kolay ağlamayız. Karımıza, kızımıza yan bakanın gözünü oyarız ama &#8220;başkasının&#8221; kadınına da sarkıntılık ederiz. Maçlarda kaybeden takıma &#8220;bineriz&#8221;. Aşk bizim ağzımızda şiddet ile birleşir, kirlenir. &#8220;At, avrat, silah&#8221; deriz. Kadın&#8217;ı yani insan&#8217;ı şeyleştirerek, cisimleştirerek severiz. Kullanırız. At gibi. Silah gibi.
Küfürlerimiz, futbol sloganlarımız gibi gazete manşetlerimiz de böyledir. Yunan jetleri Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/escinsellik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9517" title="escinsellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/escinsellik-209x300.jpg" alt="" width="209" height="300" /></a>Erke<strong>G</strong> milletiz biz. Öyle kolay kolay ağlamayız. Karımıza, kızımıza yan bakanın gözünü oyarız ama &#8220;başkasının&#8221; kadınına da sarkıntılık ederiz. Maçlarda kaybeden takıma <strong>&#8220;bineriz&#8221;</strong>. Aşk bizim ağzımızda şiddet ile birleşir, kirlenir. <strong><em>&#8220;At, avrat, silah&#8221;</em></strong> deriz. Kadın&#8217;ı yani insan&#8217;ı şeyleştirerek, cisimleştirerek severiz. Kullanırız. At gibi. Silah gibi.</p>
<p>Küfürlerimiz, futbol sloganlarımız gibi gazete manşetlerimiz de böyledir. Yunan jetleri Türk hava sahasına girerse biz de <strong><em>&#8220;Atina&#8217;ya gireriz, Katina&#8217;yı öperiz!&#8221;</em></strong> (Günaydın, 1980&#8242;li yıllar)</p>
<p>Türkiye insanının cinsellik ile iyi değil arası. Bekâreti kanlı çarşafla ispat etmesi meselâ. Ya da fahişeye yapılan tecavüzü affeden kanunlar. Sapık bir ilişkimiz var bizim kendi cinselliğimizle. <strong><em>&#8220;Turist güzelse soyunsun&#8221;</em></strong> diyen turizm bakanı gördük. 14 şubat 1983&#8242;te Danıştay, ameliyat olarak cinsiyet değiştiren şarkıcı Bülent Ersoy&#8217;un hukuken erkek olduğuna ve dolayısıyla gazinolarda ancak erkek kıyafetiyle sahneye çıkabileceğine karar verdi. O tarihlerde Diyarbakır 5 nolu Askerî Cezaevi&#8217;nde Kürtlere işkence yapılıyordu! Ama bu Danıştay&#8217;ı ilgilendirmedi!</p>
<p>Yani devletimizin zirvesine kadar bulaşmış bir tuhaflık söz konusu cinsellik hakkında.</p>
<p>Böyle sapık bir mercekten bakarak eşcinsellerin sapık olduğunu söylemek ne derecede inandırıcı? Son günlerde bazı islâmator köşe yazarları ağızlarından salyalar saçarak eşcinsellere hücum ediyor. Kimi uyanık(!) liberaller ise başörtüsü yasağı ile eşcinsellik arasında paralellik arıyor. Türkiye&#8217;nin fikir amigoları alışılagelmiş cehaletleri ile bir turnusol kağıdı savaşı daha başlattılar. <strong>Tencere dibin sapık, senin dibin benden sapık!</strong></p>
<p>ALLAH&#8217;a çok şükür <strong>Derin Düşünce</strong> sayfaları verimli bir tartışmaya sahne oldu. Düşe kalka da olsa eşcinsel okurlarımızın yardımıyla konuyu biraz olsun &#8220;içeriden&#8221; anlama imkânı bulduk.</p>
<p>4 makale işaret fişeği görevi yaptı. 350&#8242;ye yakın yorum boyunca konuyu anlama ve anla<strong>T</strong>ma gayreti gösteren okurlarımıza teşekkür ediyoruz. Zorunlu Askerlik kitabından sonra böylece ikinci bir kitap daha okurlarımızın gayretiyle çıktı ortaya.</p>
<p>Site editörü olarak bu kitabı Türkiye&#8217;de yaşayan eşcinsellere adıyorum. İster değişmek isteyin, ister eşcinsel kalın hayatınızın kolay olmadığını biliyorum. Sizi seviyorum. ALLAH&#8217;tan hepinize sabır ve kolaylık diliyorum. <a href="http://www.derindusunce.org/img/escinsellik.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p align="right"><strong><em>Mehmet Yılmaz</em></strong></p>
<p align="right"><strong><em>Derin Düşünce Sitesi Editörü</em></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/21/dikkat-kitap-escinsellik-ve-biz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/21/dikkat-kitap-escinsellik-ve-biz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Siyam İkizlerimiz; İslamofobi - Homofobi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-siyam-ikizlerimiz-islamofobi-homofobi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-siyam-ikizlerimiz-islamofobi-homofobi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 10:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[Homofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9128</guid>
		<description><![CDATA[  Bir süredir özgürlüğün kelime olarak masumiyeti, anlam olarak tehlikesi konusu üzerinde tefekkür ediyorum. Yazacaklarımı zihnimden, söze aktaracak olgunluğa ulaştıramadığım için kendi içimde bekletiyorum. Bu düşüncemle eş zamanlı olarak &#8216; eşcinsellik ve din &#8216; konuları geliyor gündemime. Söz söylemiyorum. Kararlıyım, dokunmayacağım bir alan. Aylar önce bir eşcinsellik tartışmasında, tartışma içerisinde hiç eşcinsel bulunmamasına ve islamofobilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escinsellik1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9131" title="escinsellik1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escinsellik1.jpg" alt="" width="197" height="260" /></a>  Bir süredir özgürlüğün kelime olarak masumiyeti, anlam olarak tehlikesi konusu üzerinde tefekkür ediyorum. Yazacaklarımı zihnimden, söze aktaracak olgunluğa ulaştıramadığım için kendi içimde bekletiyorum. Bu düşüncemle eş zamanlı olarak &#8216; eşcinsellik ve din &#8216; konuları geliyor gündemime. Söz söylemiyorum. Kararlıyım, dokunmayacağım bir alan. Aylar önce bir eşcinsellik tartışmasında, tartışma içerisinde hiç eşcinsel bulunmamasına ve islamofobilerini gizlemek için, homofobik yaftalarına maruz kaldığım insanların kışkırtmasından kaynaklı yaşadığım rahatsızlık nedeniyle, yani sonuç alamayacağımı bildiğim için<span id="more-9128"></span>, fırsatçılığa kurban gideceğini bildiğim için uzak durmakta kararlıyım. Kararlıydım. Çekinerekte olsa kararımdan vazgeçiyorum. Çekincemdeki nedenler; alacağım tepkiler değil, uzun zamandır insanların tepkilerini umursamayan biriyim, derdim Allah&#8217;ın tepkisiyle. Zaten ötekinin takdirini kazanma arzusunda; bu nedenle yazdıklarına gölge düşüren, popülerite için yazmak arzusuyla hakkaniyet ve sorumluluk gibi kavramları rafa kaldıran biri de değilim. Çekincem Allah&#8217;ın hüküm koyduğu bir alanda, olur da Allah adına bir hükme kayarım ya da Allah&#8217;ın alanına ait bir cümle kurarım endişesi.<br />
 <br />
  Roni Margulies&#8217;in &#8216; Cinsel Öteki, Dinsel Öteki &#8216; ( <a href="http://www.taraf.com.tr/makale/10536.htm">http://www.taraf.com.tr/makale/10536.htm</a> ) yazısını okudum. Margulies takip ettiğim bir yazar. Dahası ben kendisiyle kendi evinde tanıştığımda davetlisi olan ve sohbetlerinden anladığım kadarıyla sık sık görüş alışverişinde bulunduğunu tahmin ettiğim Müslüman-dindar-solcu(?) gençler vardı evinde. Yani Margulies kendi yazısında kendisine biraz haksızlık etmiş zira kendi içinde dine uzak olsa dahi dindarlar ile bu denli samimi bir ilişki geliştirebilen biri dinden o kadar uzak değildir. Sanırım dürüst ve nezaket sahibi oluşunu onuyor, eyvAllah. Kendisine haksızlık ettikten sonra yorumu daha çok bir okuyucu mektubuna bırakmış. Başörtülü dindar, doktor bir hanımın eşcinseller üzerine düşüncelerini paylaşmış. Ben yazıyı bu anlamda sorunlu bulmadım, ki Margulies&#8217;in de &#8216; bak kendi konuşamıyor, bir dindarı dillendirmiş &#8216; fırsatçılığı içerisinde olacağını da zannetmiyorum. Sadece başlığı problemli buluyorum.<br />
  Konuyla ilgili olarak başka nedenlerle de olsa dindar kesimden Hidayet Tuksal ve Süheyb Öğüt birer yazı yazdı. Benim bildiğim kadarı ile hem Hidayet hanım hem de Süheyb bey dindar insanlar. Yani dindar insanlar konuya içerden bir bakış olarak yorum getirdi. İki yazar da meseleye bence oldukça demokrat yaklaşmışlardı. Ve yazılar daha çok eşcinsel özgürlüklere karşı duran dindar Müslüman kesimin bu tutumuna bir cevap olarak, eşcinselleri merkezleyerek ilerlemişti. Haklı oldukları noktalar vardı. İslam sonuçta bir yorumdur aynı zamanda kendi yorumlarınca, konuya bakış açısı geliştirmişlerdi. Genel olarak yoğun baskı gören eşcinsellere, baskı gösterenlerin nedenlerinin din olması nedeniyle belki böyle bir açılımı gerekli görmüşlerdir. Oldukça anlaşılabilir bir durum. İçerden bir isim, bir dindar olarak bahsettiğim iki yazara katıldığım noktalar olduğu gibi ben de sorumluluk takıntılı biri olarak konuya başka bir noktadan bakmak istiyorum.<br />
  Eşcinseller konusunda çok tekrarlanan bir cümleyi ben de tekrarlamak istiyorum; hiç eşcinsel tanımadım. Zaten bana göre öteki olan birini anlamam için bir tanışıklık yaşamaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Lakin yazılı olarak ya da görsel olarak eşcinsellerin kendi ağızlarından; içsel durumlarını, toplum içindeki durumlarını, taleplerini tepeden bir bakışla değil, anlamaya çalışarak takip ediyorum. Yakaladıklarımdan elde ettiğim sonuç zor bir yaşam seçen insanların durumu, belki seçimleri dışında da eşcinsellik yaşan insanların bu zor durumu. Zor bir yaşamı siz seçtiniz öyle ise katlanın, değil elbet. Bu zorluktan kaynaklı olarak onların kendi seçtikleri tercihe karşı her hangi bir düşmanlık, yasaklama, engelleme ya da şiddet arzusu beslemiyorum. Ki eşcinsellere karşı kin, düşmanlık, fobi besleyenleri ve şiddet arzusu taşıyanları sorunlu buluyorum ve bu tarz şiddet ve nefret içeren eylemlerini kınıyorum, muhatabı olsam kesinlikle engelleyeceğim bir durum. Özetle beni ilgilendirmeyen bir alan olduğunu, kişilerin kendi tercihi olduğunu düşünüyorum. Herkesinde bu şekilde yaklaşmasının doğru olacağını düşünüyorum. Buraya kadar zaten bir sorun yok. Sorun aslında bu değil, sorun bu tutumumun yeterli olmaması.<br />
  Başörtülü olarak yaşamayı tercih edenlere karşı geliştirilen yasağın karşısında duranlardan bir kısmının gerekçesi, daha doğrusu nedeni; bu tercihin, dahili oldukları dinden kaynaklı bir tercih olduğudur. Şimdilerde &#8216; başörtüsüne özgürlük isteyenlerin aynı talebi eşcinseller içinde dile getirmesi &#8216; gerekliliği üzerinde duruluyor. Zaten Margulies yazısında yorum getiren hanım &#8216; kendisi ile eşcinselleri &#8216; bu anlamda aynı kefeye koymuş. Şimdi düşünüyorum da, gerekçeler-nedenler acaba talepler için önemli midir?Biraz da Müslüman ve dindar bir bireyi ele alalım;<br />
Müslüman ve dindar birey, hayatını kutsallarının, yasaklarının, emirlerinin içinde bulunduğu kitaba göre bir yaşam şekillendirir. Buradan hareketle başörtüsü dini bir emirdir. Yine bir insanın - cinsel ve dini tercihi ne olursa olsun - yaşam hakkını korumak, gaspı ve zulmü önlemek bu Müslüman dindar birey için bir gerekliliktir. Ancak aynı Müslüman bireyden haram ve yasaklara karşı bir onay getirmesi, durumu desteklemesi beklenemez. Bu Müslüman kişiye yapılan zulümdür. Yani Müslüman birey, haram işleyen kişiye tutumunda dini temel alarak keyfiyetine ceza kesici olamaz, olamaz ancak aynı kişi bu haram için alan açamaz. Açması demek kendisi ile çelişmesi demektir. Açmasını talep etmek demek, yine Müslüman bireye baskı yapılması demektir. Bu baskı Müslümana zulümdür, Müslüman için vebaldir. Peki bu beklenti haksızlık değil midir? Şimdi eşcinsellere yapılan haksızlığı, hak arama talebinde bulunanlar nasıl olur da Müslümanlara haksızlık ederek çözmeye çalışırlar? Bir tarafı yapmak için, bir tarafın yıkılması gerekliliği nasıl meşru olur, nasıl kabul görür? Başörtüsüne özgürlük istiyorsan, eşcinsellere özgürlük talep etmelisin gibi bir fırsatçılık hangi taraflı bakışın ürünüdür ve hangi taraflı bakışlardan kabul görür?<br />
  Ayrıca mesele sadece eşcinsel tercihlere neden sıkıştırılıyor ki? Nikah-evlilik gibi bir düzene oturtulmamış her türlü cinsel yaşam İslam&#8217;ın haram kategorisine girer. Yani bu anlamda bir nevi &#8216; başörtüsüne özgürlük istiyorsanız, zinaya özgürlük talebinde bulunmalısınız &#8216; denmektedir? Hangi aklı başında görüş, böyle bir talep ile çözüm arar. Bu çözüm değildir ki, bu meseleyi daha da çıkmaza sokmaktır. Biz hepimiz çözüm için uğraşmıyor muyuz? Ya da çözüm için uğraşmamız gerekmez mi? İnsanların içsel ve cinsel tercihi sorunları, bir başka insanın içsel ve dinsel tercihini sakatlamaktan mı geçiyor?<br />
  Müslüman ve dindar insanları, bir robot gibi; başını ört, namaz kıl, oruç tut, hacca git &#8230; vs. şeklinde kullanım kılavuzu olan Kuran&#8217;a göre hiç içine, kalbine, vicdanına dönmeden yaşıyor zanneden insanlar var ise - ki var çünkü bu denli tepeden bakan yorumlar ve üstten konuşmalar, fırsatçı talepler bunun ispatı - büyük yanılgı içerisinde olduklarını hatırlatırım. Müslüman birey sadece emir-komuta zinciri içerisinde; emrettin-yaptım gibi yüzeysel görevlerden değil, çok daha içsel, kalbin mutmainliğine dayanan eylemler içerisinde kendi varlığını ispatlar. Ve bu içsel sorgulamaları yaşayan Müslüman bireylere, bir vebal yükleyerek baskıda bulunmak, onlara zulmetmek kimsenin ödevi olmamalıdır.<br />
  Bir başka sorun da, dindar olmayan yorumlar içerisinde İslamofobi üzerine çok fazla yoruma rastlamıyor oluşumuz. Maalesef İslamofobi dile getirilirken yanından homofobi eksik edilmeden sunuluyor gündeme. Bunu fırsatçılık olarak değerlendiriyorum. Bu tarz fırsatçı yorumlar hem yukarıda izah ettiğim gibi Müslümanlara zulmetmesi, Müslümanlara baskı yapması gibi handikaplara mahal verdiği gibi aynı zamanda köşeye sıkıştırılmak istenilen Müslümanların, asli muhatapları olan İslamofobik fırsatçıları hedefte göremeyip, tepkiyi eşcinsellere yönlendirmek gibi yanlışlara mahal veriyor. İslamofobi yaşayan fırsatçıların, hem Müslümanlara hem de eşcinsellere böyle bir haksızlık yapma hakkı var mıdır?<br />
  Sonuç olarak&#8230;<br />
  Dindar ve başörtülü biri olarak, yaşadığı toplumdan ve ortamdan sorumlu olması gerektiğinin farz olduğunu düşünen biri olarak; Zulmün yöneldiği herkes için savunması hazır yaşamam gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle eşcinsellerin kendi tercihlerini yaşamasını engellemek gibi bir durumum olamaz ancak bir özgürlük bayrağı kapmış, fırsatçı, İslamofobilerini gizlemeye çalışan, haklı taleplerimde şart koşan, beni inancım ve taleplerim arasında bir köşeye sıkıştırmaya çalışan, bu sıkışıklıktan bir samimiyet testi sorgusunda bulunan, bana zulmeden insanlara verecek bir cevabım olmadığı gibi. Bana bu soruyu ve sorguyu yöneltmekten kendilerini men ederim. Çözüm sağlamayacak eylemler ile dindarları bitmeyen bir imtihanlar silsilesine katmak isteyenler, yaşadıkları İslamofobi nedeniyle içlerindeki boşluğu bizler ile doldurmasınlar. Dahası bu eylem için eşcinselleri kullanmasınlar. Dahası din, eğer laikleş(me)miş bir dindarsanız okuyarak değil yaşanarak olur. Laik ve dini olan ya da tümden din ilişkisi olmayan biri de çizmeyi aşarak, bilmediği bir alandan cevap talep etmesin. Eşcinsellere zulüm yok, eyvallah.Ama Müslümanlara da yok.<br />
  Eşcinseller ve Başörtülüler, birlikteliğinde hem eşcinseller hem de Müslümanlar zulüm görür. O nedenle bırakalım bu fırsatçı toptancılığı. Eşcinseller başka bir başlıkta, başörtülüler başka bir başlıkta taleplerini dillendirsinler. Zira eşcinsel özgürlüğü ve Müslüman özgürlüğü içerikleri, temelleri ve nedenleri itibariyle farklı özgürlük * alanlarına dahildir. Farklı özgürlük nasıl mı, olur? O da bir sonraki yazıya&#8230;<br />
 <br />
* Özgürlük kavramı ile insanların sorunları ve Müslümanların sorunları inşallah bir sonraki yazıda &#8216; Yeni İnsanı Kendinden Kovduran Meyve; Özgürlük &#8216;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-siyam-ikizlerimiz-islamofobi-homofobi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-siyam-ikizlerimiz-islamofobi-homofobi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Batılılaşma eşcinsel düşmanlığını yaygınlaştırdı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 08:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[Homofobi]]></category>

		<category><![CDATA[escinsel]]></category>

		<category><![CDATA[homoseksuel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4907</guid>
		<description><![CDATA[Ali Bulaç-Bülent Ersoy-Cemil İpekçi arasındaki tartışma üzerinden Türk medyası birkaç gündür eşcinsellik ve homofobi meselelerini manşete taşıyor&#8230; Ali Bulaç&#8217;ı da, Cemil İpekçi&#8217;yi de özel bir ısrarla programa davet eden bizzat benim. Bülent Hanım da programa kendisi bağlanmak istedi ve bence son derece verimli ve yararlı bir tartışma oldu programda&#8230; Bir mayın tarlası hassaslığında olan bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090517_derin_dusunce_org_homofobi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4908" title="20090517_derin_dusunce_org_homofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090517_derin_dusunce_org_homofobi.jpg" alt="" width="191" height="215" /></a>Ali Bulaç-Bülent Ersoy-Cemil İpekçi arasındaki tartışma üzerinden Türk medyası birkaç gündür eşcinsellik ve homofobi meselelerini manşete taşıyor&#8230; Ali Bulaç&#8217;ı da, Cemil İpekçi&#8217;yi de özel bir ısrarla programa davet eden bizzat benim. Bülent Hanım da programa kendisi bağlanmak istedi ve bence son derece verimli ve yararlı bir tartışma oldu programda&#8230; Bir mayın tarlası hassaslığında olan bu konu büyük bir nezaket ve zarafet içinde konuşuldu. Fakat kimse de eyyam yapmadı ve kanaatlerini söyledi&#8230; Öncelikle şu gözden kaçırılıyor&#8230; Ali Bulaç, 2004 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan<span id="more-4907"></span> hukuki düzenlemelerle birlikte, eşcinsellerin özel hayatlarının güvenceye kavuşmasını destekleyen konuşmalar yaptı. Programın bandını yeniden seyrettim. Bu yasal güvence meselesini programda birkaç defa vurgulamış Bulaç&#8230; Programda çok daha homofobik laflar başkaları tarafından söylendi. Bunlar da gözden kaçırılıyor. Bulaç &#8220;İslami kimlik&#8221; sahibi olduğu için özellikle Bulaç&#8217;a yükleniliyor. Bu ülkede çok ciddi bir homofobi sorunumuz var. Bu kesin&#8230; Fakat aynı zamanda bu ülkede kimi çevrelerde çok ciddi bir İslamofobi sorunu da var. Arslan Bulut&#8217;un sözlerini es geçip hususi olarak Bulaç&#8217;a yüklenme tavrı buradan kaynaklanıyor&#8230; <strong>Sahici anlamda vicdanlı tavır İslamofobi ve homofobi illetlerine aynı anda karşı çıkmayı gerektiriyor. Bir insanın eşcinsel kimliği sebebiyle ne olursa olsun &#8220;doğru düzgün&#8221; biri olamayacağına yönelik bağnaz inançla, bir insanın İslami kimliği sebebiyle ne olursa olsun &#8220;uygar&#8221; olamayacağına yönelik bağnaz inanç arasında fark yok&#8230;</strong> Üstelik Türkiye&#8217;nin bir başka gerçeği de &#8220;hem İslamofobik hem de homofobik&#8221; bir başka kitlenin de bu ülkede kilit yerlerde var olduğudur. Ali Bulaç&#8217;a sözleri sebebiyle kızan Cemil İpekçi geçen sene bir geceyarısı beni arayıp Sabih Kanadoğlu&#8217;nun homofobik sözleri sebebiyle AİHM&#8217;e gidilmesi gerektiğini yazmamı rica etmişti&#8230; <strong>Türkiye&#8217;nin ironisi Cumhuriyet mitinglerine katılan kitlelerin çoğunluğunun da eşcinsellik konusunda Ali Bulaç&#8217;tan farklı düşünmemesidir&#8230;</strong> Cemil İpekçi bunu bilen bir insan, o sebeple de kendine &#8220;laik&#8221; diyen bu kesimi çok eleştiren, laik kesimin çifte standartlı yapısını açık eden ve dindarlara yapılan haksızlıklara sonuna kadar karşı çıkan bir insan, sırf bu sebeple aynı &#8220;laik medya&#8221; İpekçi&#8217;ye de az saldırmadı&#8230; Bunu da unutmayalım&#8230;</p>
<p>Öte yandan bence hem Müslüman entelektüellerin hem de &#8220;Ortaçağ karanlığı&#8221;ndan korkan kesimlerin eşcinsellik ve modernlik meselesine daha bir ciddiyetle odaklanması gerekiyor&#8230; Çünkü bu alanda her iki kesimin de önyargılarını tuz buz edecek bir tablo var karşımızda&#8230; Bu İslam toplumlarının tarihi için de genel bir insanlık tarihi için de aynı şekilde geçerli&#8230; Batı üniversitelerinde <em>eşcinsellik çalışmaları</em> ile ilgili kürsüler var. Bu alanda çalışan çok ciddi sosyal bilimciler ve tarihçiler var. Bu akademisyenlerin de üzerinde ittifak ettiği temel noktalar var&#8230;</p>
<p>O noktaların en temel olanı da modernleşme denilen sürecin homofobi olgusunu arttırdığı ve yaygınlaştırdığı gerçeğidir&#8230; <strong><em>Aydınlanma Çağı</em> diye anılan dönemde eşcinsellere yönelik tolerans artmamış, bilakis azalmıştır. Hatta eşcinsellere yönelik inkâr ve imha politikalarının sistemleştiği dönem <em>Aydınlanma</em> sürecini takip eden asırlardır&#8230;</strong> Batı dünyası ancak 1960&#8242;larla birlikte kendi yarattığı disiplinli modernliği tamamen terk edebilmiştir. Bu geç-modern dönemin ya da postmodernitenin yeni realitesidir&#8230; <strong>Modernliğin asırları modernleşmekte olan tüm toplumları daha katı görgü kurallarına, utanmak kavramının merkeze alındığı daha disiplinli bir toplumsal yapıya, duyguların &#8220;uygarlık&#8221; gereği daha fazla bastırılması gerektiği düşüncesine sevketmiştir&#8230;</strong> Modernite çok daha disiplinli, çok daha denetleyici ve gözetleyici bir toplumsal yapı üretmiştir&#8230; Ayıp ve utanç kavramının egemenliğini ilan ettiği asırlar Ortaçağ zamanları değildir. Bu konuda çalışan tüm tarihçilerin ittifak etiği üzere Batı&#8217;da modernliği önceleyen dönem esrimenin, öz-denetimsiz bir şekilde yaşamanın çok daha &#8220;doğal&#8221; olduğu zamanlardı. Aydınlanma sürecinde &#8220;uygarlaşan&#8221; Batı toplumlarında &#8220;doğal&#8221; olanı bastırmak bir &#8220;burjuva erdemi&#8221; olarak kabul edildi&#8230; <strong>Bugünün Batı akademyasında Ortaçağ Avrupası&#8217;nı &#8220;karanlık çağlar&#8221; olarak niteleyen tek bir ciddi bilim adamı bulamazsınız&#8230;</strong> &#8220;Çağdaş&#8221; bir gazetemiz olan <em>Milliyet</em> önce bu &#8220;çağdaş&#8221; bilgiyi öğrenip, ona göre manşet atsın&#8230;</p>
<p>Aynı süreç eşcinsellik bağlamında Osmanlı tarihi için de geçerli&#8230; Bizler de &#8220;Avrupalılaşma&#8221;ya yönelip, o yönde idari ve sosyal reformlar yapmaya başlayınca daha &#8220;homofobik&#8221; bir toplum olduk&#8230; İslamcı aydınlar da bu yönde önyargılarını sorgulamak zorunda. Laik aydınlar da&#8230; Bizim tarihimizde de <strong>Batılılaşma (yani modernleşme) ile birlikte eşcinsel ilişkiler çok daha &#8220;ayıp&#8221; sayılır olmuş ve daha fazla kınanır hale gelmiştir</strong>&#8230; 1840&#8242;lardan itibaren Batı devletlerinin büyükelçilerinin eşcinselliğin Osmanlı hayatında görünür olmasından rahatsız olduğu ve eşcinselliğin &#8220;doğal&#8221; olarak algılanmasının &#8220;uygarlık karşıtı ilkel bir durum&#8221; olduğuna yönelik şikâyetlerini sık sık bizim devlet adamlarımıza ilettiği bilinen bir olgudur&#8230; Mükemmel yazılarını zevkle okuduğumuz Ayşe Hür&#8217;e tavsiyemdir, bir haftayı da bu meseleye ayırsın&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/18/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bireyler şeffaf olmadıkça devlet de olamaz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/17/bireyler-seffaf-olmadikca-devlet-de-olamaz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/08/17/bireyler-seffaf-olmadikca-devlet-de-olamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 06:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Homofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/17/bireyler-seffaf-olmadikca-devlet-de-olamaz/</guid>
		<description><![CDATA[ Eğer tartışma programlarının olduğu bir gün gece 02-03 gibi beni biri arıyorsa o kesin Cemil İpekçi&#8217;dir. . .  O programı izlemiştir, bir şekilde dolmuştur ve benim de o saatte yatmayıp izlediğimi düşünerek beni arar. İçinde tutamadığı ne varsa söyler. Gerçekten Cemil sadece gündeme geldiğinde konu olan türban meselesinde değil, tüm insani ve ahlaki konulara duyarlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/08/20080701_derindusunce_org_cemil_ipekci.jpg" alt="20080701_derindusunce_org_cemil_ipekci.jpg" /> <em>Eğer tartışma programlarının olduğu bir gün gece 02-03 gibi beni biri arıyorsa o kesin Cemil İpekçi&#8217;dir. . .  O programı izlemiştir, bir şekilde dolmuştur ve benim de o saatte yatmayıp izlediğimi düşünerek beni arar. İçinde tutamadığı ne varsa söyler. Gerçekten Cemil sadece gündeme geldiğinde konu olan türban meselesinde değil, tüm insani ve ahlaki konulara duyarlı biridir. Bunu ben yakınen biliyordum ama bu söyleşiyle tüm okurlar da bilsin istedim. . .  Cemil sağolsun beni kırmadı ve aile geçmişinden her türlü politik meseleye kadar herşeyi konuştuğumuz bir söyleşi yaptık.</em></p>
<p align="right"><strong>R.Ozan Kütahyalı</strong></p>
<p><strong>Cemilciğim,  önce iki şeyle başlayalım birincisi sabetayizm ve yahudi dönmeliği meselesini konuşalım, baba tarafın selanikli, aslen yahudi. . . </strong> </p>
<p>Evet, 1480&#8242;de Osmanlı topraklarına sığınmış bir yahudi ailedeniz. Önce Konya&#8217;ya yerleşmişler, sonra da Selanik&#8217;e geçmişler, Sabetay Sevi&#8217;nin inanç anlayışıyla birlikte hareket etmiş ailem ve sonra da zaten süreci biliyorsun,  müslümanlığı benimsemişler ve öykü işte bugüne kadar geliyor.<span id="more-1397"></span><br />
 </p>
<p><strong>Aile de yahudiliğe bağlılık gibi ritüeller varmıydı, hissedermiydin öyle şeyler?</strong> </p>
<p>Hayır hiç yoktu Ozancım, hiç yoktu. Ben selanikliliğimizi kültürel anlamda bilirim, yemeklerimiz, konuşma tarzımız, deyimlerimiz, bazı adetlerimiz biraz farklıdır. Benim ailem hiç öyle inanç ritüellerine bağlı bir aile değildi. Zaten ben bilmezdim köken olarak yahudi bir aile olduğumuzu.</p>
<p><strong>İlk ne zaman ve ne vesileyle öğrendin bu yahudilik, selaniklilik meselesini?</strong> </p>
<p>Işık lisesinin ilkokulunda okurken bir çocuk benle &#8220;dönme, dönmee&#8221; diye alay etti, arkamdan güldüler. Ben de çok üzüldüm ve babama sordum. Babam da gel oğlum dedi, beni dizine oturttu ve herşeyi sakin sakin anlattı. O zaman öğrendim.  </p>
<p><strong>Yahudilik, dönmelik, Sabetaycılık bağlamında çok sayıda komplo teorileri yaygındır bizim toplumda, ne diyorsun bu konuda?</strong> </p>
<p>Selanikliler diye anılan yahudilikten İslam&#8217;a dönmüş sınıf tabii göze batan bir sınıf. Hiç kırsal kökenli Selanikli yok. Hepsi okumuş ve ticaretle uğraşan zengin ve entelektüel bir sınıf. Babaannem Alman lisesi mezunu mesela benim, ailede geriye gidebildiğin kadar git herkes yüksek tahsilli. Öyle olunca Selanikliler hep iyi yerlerde olmuşlar ama bu yahudilikten değil iyi tahsil görmek ve şehirlilik sebebiyle. Bu durum da onlar üzerinde bir fesat oluşturmuş, hemen konu onları kökenine bağlanmış. Hala bu konuda saçmasapan ırkçı şekilde konuşan bir sürü adam var biliyorsun Yalçın Küçük, Soner Yalçın gibi. . .  <br />
 <br />
 <br />
 </p>
<p><strong>Yakın tarihte Selaniklilerin ve genel olarak tüm gayrimüslimlerin yaşadığı büyük bir travma var. Varlık vergisi olayı. . . </strong> </p>
<p>Ay hem de nasıl bir travma. . . Varlık vergisi utanç vesikası bir olaydır bu cumhuriyet için. Gayrimüslimlerin ve Selaniklilerin bütün mal varlığı adeta yağma edildi. Yaşanan acı dolu hikayenin haddi hesabı yok. İnsanlar sürgüne gönderildi. Nüfus kütüklerine bakıldı şu an müslüman gözükse bile gayrimüslim bir dedesi var mı diye. Bunlar da kendine çağdaş, laik ve ilerici diyen CHP döneminde yapıldı. Böyle ırkçı ve faşist bir olayı bu ülke yaşadı. Bu konuyla da asla yüzleşmiş, hesaplaşmış değiliz.  </p>
<p><strong>Bu feci olay aileni ne kadar vurdu? Selaniklileri ne kadar vurdu? Kurtarabilen oldu mu?</strong> </p>
<p>Çok feci biçimde vurdu. Emek ve Melek sinemaları bir gecede elimizden çıktı. Babaannem ile dedemin bir kayısıyı yarım yarım paylaştığı günleri bilirim. Selanikliler hep zenginlik içinde yüzdü sanılıyor. O günler fakru zaruret içinde geçti. Hak hukuk tanımadan insanların tüm birikimlerine el kondu. Neydi film yapıldı ya bu konuda. . .  </p>
<p><strong>Salkım Hanımın Taneleri. . . </strong> </p>
<p>Ay o filmi seyredemedim, yarısında ağlayarak salondan çıktım. Hepsi gerçek, o olayları bizzat yaşayan bir aileden geldiğim için bana öyle dokundu ki, filmi bile tamamlayamadım.  </p>
<p><strong>6-7 Eylül olayları da aynı şekilde değil mi? O da feci bir trajedi. . . </strong> </p>
<p>Tabii zaten bu iki hadise bence tek gayrimüslimleri ve selaniklileri değil tüm Türkiye&#8217;yi, daha da ziyade İstanbul&#8217;u, İstanbul kültürünü mahvetti. Ülkenin de iktisaden fakirleşmesine yol açtı. Ülkeye bölücülüğü soktu. İnsanlar birbirine güven duymamaya başladı. Toplumun arasına nifak girdi. Bu bölücülük nifakını ilk sokan da varlık vergisi olayıyla İsmet İnönü ve CHP yönetimi. Bugün Kürt davası konuşuluyor, bölücülük v. s diye. Bu memlekete zaten bölücülük İnönü zamanında sokulmuş, bizzat devlet tarafından toplumun içine nifak sokulmuş. Buna akıl sır erdirmek mümkün değil. Böyle bir devlet olabilir mi?Kendi vatanına kendi nifak sokuyor. . .  </p>
<p><strong>Evet, aynen öyle. . . 6-7 Eylül olaylarını sen hatırlıyor musun?, 7 yaşındaydın. . . </strong> </p>
<p>Nişantaşındaki evdeydik, olayın haberi gelir gelmez, annemin çığlık attığını ve doğru Cihangir&#8217;e koştuğunu hatırlıyorum. Anneannemin evi Cihangirdeydi. İki tane de Rum kiracısı vardı. Anneanneme de birşey olur diye korktular, doğru oraya gittiler. Sabah 6&#8242;ya doğru döndüler. Babam, annem ve halamlar eve gelince koltuklara yığıldılar. Hepsi birden hüngür hüngür ağlıyorlardı. Tüm o dehşeti görmüşler, sadece dükkan yağmalanma olayı değil o olay. Balkonlardan atılan, öldürülen insanları gözleriyle görmüşler. Sadece talan değil bir katliam da yaşandı 6-7 Eylül olaylarında. . . Özellikle bu iki olayla hesaplaşmadan, bu yaşananları yargılamadan çağdaş ve demokratik bir cumhuriyet falan olamayız. . .  </p>
<p><strong>Varlık vergisi sırasında o dönemin Sünni-Türk kökenli burjuvazisinden sahip çıkan insanlar olmadı mı?</strong> </p>
<p>Valla hiç sahip çıkan olmadı diyebilirim. Mallara yok pahasına sahip oldular. O yağma mallarla zengin olan sınıfın çocukları şimdi de kendini elit görüp, Anadoludan buraya gelen dindar insanlarımızı, türbanlı kadınları küçümsemeye kalkıyor. O zaman kendilerinin ne kültürü vardı ki?Sanki 10 kuşaktır şehirliler de bugün İstanbul&#8217;a göçen insanlarımızı küçümsemeye kalkıyorlar. Süzülmüş bir İstanbul kültürü varsa işte tam o zamanlar bitti bu, kendine çağdaş diyen devlet tarafından bitirildi. . . Son 30-40 yılda İstanbul&#8217;a gelip yerleşen dindar insanlarımızla bunun hiçbir ilgisi yok. Onlar en azından alın terleriyle kazandılar ne kazanmışlarsa. . .  <br />
 <br />
 </p>
<p><strong>Peki antisemitizm olgusunu, kökenlerinden ötürü ayrımcılıkla karşılaşma olgusunu ne kadar gördün bu toplumda?</strong> </p>
<p>Antisemitizm bu memlekette cumhuriyet zamanında ortaya çıktı. Osmanlı dönemi bu açıdan çok daha ileri ve hatta daha laik. Osmanlı sarayında bir ermeni paşa olabiliyor, bir yahudi bakan olabiliyor. Ay bugün gayrimüslimler belediyelerde memur bile olamıyor. Padişahlık döneminde bile biz böyleyken daha ileri olması gereken cumhuriyet döneminde nasıl böyle geriye gittik, ırkçı bir mantıkla bu hale geldik, aklım almıyor. Osmanlı döneminde daha çok tolerans vardı. Cumhuriyet de tolerans hepten yok oldu, bu bir geriye gidişten başka nedir yani.  </p>
<p><strong>Sen diğer gayrimüslim cemaatlerle de ilgilisin, daha doğrusu bu topraklarda olan tüm kültürlerle. Yezidiler, Keldaniler, Süryaniler hep ilgilenirsin bu kültürlerle. . . </strong> </p>
<p>Evet ilgileniyorum, ama maalesef her geçen gün azalıyorlar. Bu gruplar kendilerini buranın bir yurttaşı gibi bile hissetmiyorlar. E nasıl hissetsinler? Yezidiler sürülmüş, Süryaniler sürülmüş. . . Kalanların çoğu kaçtılar, kaçmak zorunda bırakıldılar. Gökçeada&#8217;da kasıtla açık hapishane yapıldı. Rumlar o adadan kaçsınlar diye. . .  </p>
<p><strong>Bu arada fazla bilinmeyen birşey var. Senin anne tarafın da Alevi-Bektaşi değil mi?</strong> </p>
<p>Evet annem tarafı Alevi. Safranbolu&#8217;lu, yörük, Karakeçi aşiretinden. Bektaşi tarikatına mensup bir aile. Anne tarafımdan büyükbabamın annesi Alevi Kürt. Ninem Bağdatlı, Arap. Bu arada babamların ailesi de yahudilikten İslam&#8217;a dönünce Bektaşi tarikatına intisap etmişler.  </p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Alevilik konusu da ciddi bir mesele, yaşanmış acılı bir tarih var. . . </strong> </p>
<p>Sen o konuda Taraf gazetesinde çok isabetli şeyler yazdın Ozancım. Aynen katılıyorum sana. Osmanlıdan gelen doğrular kadar yanlışlar da var. Demin övdüm ama mesela Alevilik meselesinde Yavuz Sultan Selim&#8217;den beri gelen bir dışlayıcılık var. Yaşanmış katliamın haddi hesabı yok. Hem İmparatorluk hem de Cumhuriyet döneminde aynı şekilde Alevifobi var bu memlekette. Fakat Alevileri de son dönemde hatalı buluyorum. Meydanlarda, cumhuriyet mitinglerinde bağırdıkları kadar, kendi kimlik hakları için birleşip bağırsalardı çok daha yararlı olurdu. Haklar verilmez, alınır. . .  </p>
<p><strong>Hükümeti nasıl buluyorsun Alevi meselesinde? </strong> </p>
<p>AKP&#8217;nin en hatalı olduğu konuların başında bu geliyor. Cemevleri resmen ibadethane sayılmalı artık.  Zorunlu din derslerinde Sünnilik okutuluyor Alevi gençlerine, bu zorunlu dersler kaldırılmalı ama Sünniler de istediği gibi serbest din eğitimi alabilmeli, ona göre okullar, kurslar serbest olmalı. . . Kim neye inanırsa inansın devletin hepsine eşit mesafede durduğu gerçek laik bir ülkede yaşamak istiyorum artık. Tüm diğer dini bayramlar da inananları için kısmi tatil olmalı. Muharrem aylarına girerken de devlet adamları Alevilerin bu kutsal ayını kutlamalı. Diğer dini grupların da. Tayyip bey&#8217;in kendi içinde benim gibi düşündüğünü biliyorum. Fakat etrafında bu kafada olmayan statükocu adamlar var. Tayyip beyin eline büyük bir fırsat geçti. %47 oy aldı. Bu reformları yapamazsa tarih AKP&#8217;yi tasfiye eder. . .  </p>
<p><strong>Hükümet içinde ismini vermeyelim de bir bakan seni arayıp &#8220;Cemil bey bize kalsa, ruhban okulunu açacağız, Gayrimüslim yurttaşlarımız konularında gerekeni yapacağız, ama bırakmıyorlar&#8221; demişti değil mi?</strong> <br />
 </p>
<p>Evet, aynen öyle. Bu bakanın ben samimiyetine de tamamen inanıyorum. AKP&#8217;ye gerici diyenlerin hemen hepsinin yanında AKP çok daha ileri bir parti. CHP&#8217;den böyle düşünen kimse yok. E bu ülkedeki devlet zihniyeti ileri de AKP mi geri. AKP&#8217;nin eleştirilecek yanları var, işte konuşuyoruz ama bunlar kıyasladığında açıkçası bunlara göre daha laik ve daha demokratik bir parti. . .  <br />
 <br />
 </p>
<p><strong>Türban meselesini de özgürlükler bağlamında mı görüyorsun?</strong> </p>
<p>Elbette öyle. Yani bu olay herşeyden evvel vicdani bir olay. Hele benim içinde yaşadığım çevrede türbanlı kadınlarımıza karşı ahlaka, vicdana sığmayan bir muamele var. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türbanlı kadınlar her ne sebeple türban takarsa taksınlar, her ne sebeple olursa olsun onların yanındayım. İsterse bir kısmı para için taksın, menfaat için yada siyasi amaçla taksın. Laik bir devleti bunlar ilgilendirmez.  </p>
<p><strong>Üniversite öğrenciliği dışında, devlet görevlerinde de aynı düşüncedemisin?</strong> </p>
<p>Evet, aynı düşüncedeyim. Bir posta memuresinin, bir hemşirenin, bir banka veznedarının türban takmasının kime ne zararı olabilir?Bu vazifeler başıaçık bir hanım kadar türbanlı hanımlar için da haktır. Ne demek yani ayrımcılık?Bak geçen Güngören olayında gördüm bir yerde türbanlı bir hemşire vardı ve yaralı bir erkeği kucağında taşıyordu. Görevi gereği bunu yapacak elbette. Yapmazsa gereken cezayı verirsin, burada mesele türban değil. Sonra biliyorsun Avrupa&#8217;da Hristiyan hastaneleri var. Tüm hemşireler rahibe. Türkiye&#8217;de de bu serbest olmalı ve İslam hastaneleri açılabilmeli. Tüm çalışanlar da o şekilde olabilir orada. Ne sakıncası var Allahaşkına? </p>
<p><strong>Peki geçenlerde Bülent Ersoy, Kürt meselesiyle alakalı olarak &#8220;Ölüm değil çözüm istiyoruz&#8221; dedi, ne diyorsun bu açıklamaya dair?</strong> </p>
<p>Aynen katılıyorum. Ay kaç yıl oldu, çözümsüzlük sürüyor ve habire gençlerimiz ölüyor. Bu konu artık çözüme kavuşturulmalı. Hem özgürlükler boyutuyla hem ekonomik boyutuyla artık siyasi çözüme gitmeliyiz. Askeri yöntemlerle bir çözüme gidilmiyor. Şehit analarının halini televizyonda gördükçe içim parçalanıyor. Ben Türk bayrağına sarılmış tabutlar görmek istemiyorum artık. O gençlerimizin Türk bayrağının altında barış içinde özgürce yaşamasını istiyorum. Toplum da yaka silkiyor artık. Geçen sene hatırlamıyormusun bir şehit anası &#8220;Vatan sağolsun diyemiyorum&#8221; demişti. . . Toplum bu noktaya geldi artık, her sağduyulu Türk yurttaşı ölüm değil çözüm istiyor. . .  </p>
<p><strong>Peki başka bir tartışmaya geçelim, Türkiye&#8217;de toplum İslamileşiyor mu, muhafazakarlaşıyor mu sence?Böyle bir düşünce birçok insanda var. . . </strong> </p>
<p>Toplum muhafazakarlaşmıyor bilakis modernleşiyor. Muhafazakarlık konusunda da birşey söylemek istiyorum. Artık o tabirle kendimi tanımlamaktan vazgeçtim. Bizim toplumda muhafzakarlık deyince dindarlık anlaşılıyor, ben o anlamda muhafazakar değilim. Ben klasik Osmanlı kültürüne bağlı olmak anlamıyla muhafazakarım demiştim. Şimdi kendimi sadece özgürlükçü-demokrat olarak tanımlıyorum.  </p>
<p><strong>Muhafazakarlaşma bahsini konuşuyorduk, mesela sen 20li yaşlarındayken daha mı modern, laik bir ülke vardı?</strong> </p>
<p>Ay ne moderni Ozancım. Ben 20li yaşlardayken Nişantaşında bile, farklı zamanlarda iki erkekle flört etmiş kızla kimse evlenmezdi. Kendine en ilerici-modern diyen kesimlerde bile 68-69 yıllarında bir kızın çıktığı erkekler olmuşsa, onun adı çıkardı. Kimse onunla evlenmek istemezdi. Şimdi türbanlı kızların bile kaç tane flörtü oluyor, el ele göz göze sokaklarda dolaşıyorlar, sinemalara gidiyorlar, koklaşıyorlar. Bekaret Nişantaşında bile tabuydu o zaman. Bugünkü gençlerin ciddi kısmı artık bu konuyu takmıyor. Türbanlı yada başıaçık günümüz kadınları namusu bedenle, belaltıyla tanımlamıyor artık ve çok da iyi birşey yapıyorlar. Namusun ve ahlakın bedenlerimizle, cinselliğimizle hiiiçç ilgisi yoktur. . .  </p>
<p><strong>Toplum İslamileşiyor diyenler sokaklarda, toplumsal hayatta türbanlı kadınlar artıyor diye öyle diyorlar. . . </strong> </p>
<p>Ay bu da saçmalık. Eskiden bu insanlar evde oturuyordu, kocası ne derse onu yapıyordu. Şimdi sokağa çıkıyor, okumak istiyor, iş hayatında çalışmak istiyor, gerektiğinde kocasıyla çat çat kavga ediyor, yaşadığımız süreç bu, muhafazakarlaşma dedikleri bu mu? Ekonomik özgürlüğünü de eline alır o kadın çalışınca, belki o zaman isterse de açılır, isterse de açılmaz, bu onun tercihi yani. . . Sokakta türbanlı kadınlar görmekten rahatsız olmak faşist bir duygu. Sokakta zencileri görmekten rahatsız oluyorum demek gibi birşey bu. Bunu diyenler biraz empati kursun, ne kadar ayıp böyle söylemek. . .  </p>
<p><strong>Peki şimdi özel hayatına gelelim, İlk hemcinsinden hoşlanma duygusunu ne zaman hissettin Cemil?</strong> </p>
<p>İlk 19-20 diye hatırlıyorum. Daha evveli de muhakkak vardır ama onu bastırmış zihnim, o sebeple hatırlamıyorum. Küçüklüğümden belliymiş diye düşünüyorum bugün düşününce. Bu yaratılıştan olan birşey. Küçüklüğümde kız çocuğu gibi görürdüm kendimi. İlkokula iki gün gitmedim. Ablam gibi kurdelalar takarak gideceğim zannettim, öyle gidemeyince hüngür hüngür ağlayıp, iki gün okula gitmedim. Sonradan bana erkek olmam sosyal olarak öğretildi, o sebeple bastırdım. Lisede falan da baya çapkın hatta maçoydum. . .  </p>
<p><strong>Ortaokul ve lisede tavrında tarzında bu cinsel kimliğinin etkileri yoktu yani. . . </strong> </p>
<p>O yaşlarımı tanıyanlar, bugünkü kimliğime şaşırıyor zaten. İşte sosyal olarak erkek olmak dayatılınca o tavra girmişim ama özümde, fıtratımda yok bu tabii. . .  </p>
<p><strong>Ailen nasıl karşıladı, bu cinsel yönelimini. . . </strong> </p>
<p>Çok saygılı karşıladılar. Babam dört duvar arasında beni ne yaptığın ilgilendirmez dedi. &#8220;Hayatta ne yaptığın beni ilgilendiriyor&#8221; dedi. Annem de çok hoşgörülüydü. Esas ahlak ve namusun insanın hayattaki tavırlarında olduğunu öğrettiler bana. Hep şeffaf olmayı öğrettiler. Zaten Türk milletine en büyük eleştirim bu. Bir insan şeffaf olmazsa devletinden de şeffaf olmasını talep edemez. Bizim insanımız çok iyi insandır ama şeffaf değildir. O zaman devlet de yurttaşları gibi ikiyüzlü, gizli kapaklı işler çeviren bir devlet olur.  </p>
<p><strong>Peki bizim toplumdan cinsel kimliğin bağlamında ayrımcılık gördün mü?</strong> </p>
<p>İnan bana halktan görmedim. Halk her zaman beni sevdi, benimsedi. Fatih/Çarşamba&#8217;da da geziyorum ben, Eyüpsultan tarafında da. Hep insanlar bana karşı olumlu. Son ayrılığım için bile türbanlı hanımlar yolda beni çeviriyor &#8220;Size yapılacak şey mi bu Cemil bey, üzmeyin canınızı&#8221; diyorlar, Bir hindistan lafı ettim. Aman yolda durduran durdurana &#8220;Gitmeyin Cemil bey, kalıyorsunuz değil mi?&#8221; diyorlar. . . Ama bir yandan &#8220;Defol git&#8221; diyen bir kifayetsiz muhteris azınlık da var. Homofobik olan kesim daha çok bu taraftan. Zaten homofobik olanların genelde gizli homoseksüel olduğunu çook şahit olmuşumdur. Homofobik olanlara dikkat edeceksin. Ne ikiyüzlüdür onlarrr. . .  </p>
<p><strong>Peki başka bir konuya geçelim, Türk moda dünyasını nasıl değerlendiriyosun?Beğendiğin Türk moda tasarımcıları var mı?</strong> </p>
<p>Var tabii. . . Hakan Yıldırım, Ümit Ünal, Özlem Süer. Bunları beğeniyorum. . .  </p>
<p><strong>Dice Kayek?</strong> </p>
<p>Dice Kayek bana hitap etmiyor. Avrupa&#8217;da olanın bir kopyasından ibaret. Köklerini yansıtmayan hiçbir Türk tasarımcısı bana hitap etmiyor. Versace de buraya geldiği zaman söyledi. Kendi köklerinizi çağdaşlaştırmadıkça dünya arenasında başarılı olamazsınız diye. . .  </p>
<p><strong>Cengiz Abazoğlu, Atıl Kutoğlu. . . </strong> </p>
<p>Abazoğlu&#8217;nu tasarımcı olarak almamak lazım. Atıl Kutoğlu da köklerinden tamamen kopmuş, tamamen yabancılaşmış biri. Ben defilelerimde Türk manken bile kullanmam diyen biri, Türkiye&#8217;nin yanlış modernleşme anlayışı moda tasarımcılığını da etkilemiş durumda açıkçası. . .  </p>
<p><strong>Hüseyin Çağlayan ve Rıfat Özbek&#8217;i seversin ama. . . </strong> </p>
<p>Tabii ikisi de arkadaşım ve çok severim. Hüseyin ve Rıfat&#8217;a Türk orijinli İngiliz tasarımcısı diye bakmak lazım. İngiliz moda dünyasının parçası onlar. Ama bak özellikle Rıfat köklerinden kopmamıştır. Kendisi de hep söyler. Köklerini çağdaş bir formda tasarlayıp üretmiştir. Başarısının sırrı da biraz burdadır. . .   </p>
<p><strong>Peki &#8220;celebrity&#8221; dünyada senin bu özgürlükçü-demokrat çıkışlarını kimler destekledi?Kimler burun kıvırdı?</strong> </p>
<p>İnan bana çoğu destekledi. Sezen mesela en başta destekçim oldu. Senin yazdığın yazıyı bile ben daha görmemişken o arayıp haber vermişti. Baksana bir yazar sana dair harika yazmış diye. . . Sonra Deniz Akkaya çok destekledi. Türk sanatçıları ve mankenleri çoğu ben gibi düşünüyor ama benim kadar cesaretli olmuyorlar, fakat bunun için de onları suçlayamayız. Hukukun işlediği şeffaf bir ülke değil burası, konuşursam birşey olur mu diye korkabilirler. Ama bak göreceksin onlar da konuşacaklar yavaş yavaş. . .  </p>
<p><strong>Benim de bu röportajlar serimin amacı bu zaten. . . Başlangıç olarak da senle başladım. . . </strong> </p>
<p>Çok doğru yapıyorsun Ozancım, artık bazı şeyleri tüm toplum olarak konuşmalıyız, sorgulamalıyız, hesaplaşmalıyız. Ermeni olayları, Varlık vergisi, 6-7 Eylül, Alevilik, Kürt ve laiklik mevzuları, ve daha birçok mevzu, ne varsa konuşmalıyız. . . Sanatçıların da bu konuda fikirlerini özgürce açıklamaları lazım. Hepimiz şeffaf olmalıyız, bizler birey olarak şeffaf olmadıkça devlet de şeffaf olamaz. . .  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/08/17/bireyler-seffaf-olmadikca-devlet-de-olamaz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/08/17/bireyler-seffaf-olmadikca-devlet-de-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

