<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Hayat</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/hayat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Zaman&#8217;ın geçişi hızlanabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 May 2012 07:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=22000</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg"><img class="size-full wp-image-21999 aligncenter" title="zaman-nedir-4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg" alt="" width="400" height="399" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21992</guid>
		<description><![CDATA[ 
- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?
- Hayır, o kısalan senin hayatın!
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-21993 aligncenter" title="zaman-nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg" alt="" width="400" height="412" /></a></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</em></strong></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Hayır, o kısalan senin hayatın!</em></strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün –E hâli (4) : Kâmiliyet / έντελέχεια</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 18:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aristoteles]]></category>

		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Hz İbn-i Arabî]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21588</guid>
		<description><![CDATA[
Birinci bölüm
İkinci bölüm
Üçüncü bölüm

 Ölüm korkusu ıskalanmış, eksik kalmış bir yaşamın sonucudur. Bir ihanetin dışa vurulmasıdır. (Franz Kafka [1])
 İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. [2] Evet, hatta o kadar benziyorlar ki karıştırmamak için etiketliyoruz. Mezar taşları da öyle. Zenginlerin mezarları bazen biraz daha gösterişli ama isim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_olum_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21589" title="sartre_olum_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_olum_2.jpg" alt="" width="250" height="254" /></a><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=4&amp;ved=0CEAQFjAD&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F04%2F09%2Folum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-1-heykel%2F&amp;ei=8ieDT6DYPKmx0QWnvK2HBw&amp;usg=AFQjCNH061MH1BCm3XwhoWJTdxHgvm_5fA&amp;sig2=8Zw8klKjvU_yAWfdD5a6Yw" target="_blank">Birinci bölüm</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-2-sanat/" target="_blank">İkinci bölüm</a></li>
<li><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CEIQFjAC&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-3-kartal/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNHoM3TEndvtI8lr6v7sn0wDT">Üçüncü bölüm</a></li>
</ul>
<p><em> </em><em>Ölüm korkusu ıskalanmış, eksik kalmış bir yaşamın sonucudur. Bir ihanetin dışa vurulmasıdır. </em><em>(<a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=kafka+site:derindusunce.org">Franz Kafka</a> <strong>[1]</strong>)</em><em></em></p>
<p> İnsanlar doğarken ve ölürken <a href="http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">birbirlerine benzerler</a>. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. <strong>[2]</strong> Evet, hatta o kadar benziyorlar ki karıştırmamak için etiketliyoruz. Mezar taşları da öyle. Zenginlerin mezarları bazen biraz daha gösterişli ama isim yazmasa yine kimin kim olduğu belli değil. Doğumda ve ölümde bu kadar AYNI olan, bu kadar <strong>bir!</strong>-leşen insanları FARKLI yapan tek bir şey var: Doğum ile Ölüm arasında yaptıkları ve yap<span style="text-decoration: underline;">ma</span>dıkları şeyler&#8230; yani yaşamları&#8230; Peki nerede şimdi o yaşamlar? Tahsil, toplumdaki saygınlık, yapılmış iyilikler, edilen küfürler, tutulmamış sözler, diplomalar, hastalıklı ve sağlıklı günler, banka hesapları, iltifatlar ve riyakârlıklar nerede?</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg"></a> </em>İnsan bir et parçası olarak geldiği şu dünyadan mezarlık gübresi olarak mı gidecek? Bütün sevinçler ve üzüntüler birer abartı mıydı? Hiç manevra kabiliyeti yok mudur İnsan&#8217;ın? Şu morgda yatan zavallıya bakın meselâ. Doğmayı o seçmemişti. Ölmeyi de istemedi. İteklenerek girdi bir kapıdan, kıçına bir tekme yiyerek bir başka kapıdan dışarı çıktı şimdi. İki kapı arasında geçen zaman onun eseri olabilir mi? Başını ve sonunu seç<span style="text-decoration: underline;">me</span>diği yaşamı<span style="text-decoration: underline;">n</span>ı <strong>farklı ve özel</strong> yapabilecek ne kaldı geriye? Rolex marka saati mi? Kokmuş çoraplarının bile çıkardılar. Ölüm ne acayip ülke, yolcuların kredi kartları ve iç çamaşırları gümrüğe takılıyor&#8230;</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21590" title="sartre_aspirin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_aspirin.jpg" alt="" width="166" height="134" /></a> </em>Çocukluğumdan kalma bir oyuncağa dikiyorum gözlerimi&#8230; Bir yap-boz. Küçük beyaz tabletleri sağa-sola, aşağı-yukarı doğru kaydırak oynayabiliyorsunuz. : Bütün parçalar yerini bulunca ilaç firmasının reklâmı çıkıyor: <strong><em>&#8220;Aspirin çocuklar için&#8221;</em></strong>. Sol alltaki boşluğa dikkat ettiniz mi? Bir parçası eksik gibi. Ama değil. O boşluk olmasa yap-boz olmaz, <strong><em>&#8220;ben yaptım sen bak&#8221;</em></strong> olurdu. Boşluk olmadan hareket olmuyor. Ne yazıldıysa o, hiç bir şeyi değiştiremezdik. Boşluk yoksa seçim de yok.</p>
<p> Jean-Paul Sarte&#8217;ı okudukça daha iyi anlıyoruz. Boşluklar ve delikler birer rumuz gibi: Boşluk olmasaydı dünya nasıl olurdu? Fazla yolcu almış ve kapıları açılmayan <span id="more-21588"></span>bir minibüse benzerdi herhalde. O kadar sıkışık ki bırakın kıpırdamayı, nefes almak dahi mümkün değil&#8230; Terlerimizin bile birbirine karışıp aktığı bu minibüste bedenlerimizin nerde başlayıp bittiğini dahi bilemezdik. Evet, boşluk yoksa hareket de yok. Hareketin mümkün olmadığı bu &#8220;sıkışık&#8221; dünyada ne serbestlik ne de özgürlük olabilirdi. (İkisi aynı şey değil: Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/"><em>Hayvan Serbesttir</em>, <em>İnsan Özgürdür</em></a>)</p>
<p> Kuyular, anahtar delikleri, evlerin kapı ve pencereleri, hatta odaları&#8230; Boşluk olmadan eşyaların kullanılması imkânsız. İçi cam dolu bir bardağı ya da beton ile dolu bir binayı kim ne yapsın? Serbestliğin, özgürlüğün, hür seçimin simgesidir her bir delik. Yaşamdaki &#8220;boşluklar&#8221; ise vicdanın ve hukukun önkoşulu. Çünkü b<strong>ir şey yap<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma özgürlüğü yoksa yap<span style="text-decoration: underline;">mak</span> erdemi de yok.</strong> Yerçekimi kanununa muhalefetten hapise atılan birini gördünüz mü siz?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> </strong><strong><em>&#8220;&#8230; </em></strong><em>Biz insanlar serbestlik (liberty) ve özgürlük (freedom) arasındaki farkı anlayıncaya kadar dertlerimiz sürecek gibi gözüküyor. Hukuk&#8217;un siyasetteki yerini &#8220;hissetmek&#8221; gerek. Zira totaliter rejimleri en çok rahatsız eden kavramlardan biri hukuk&#8230; Meselâ Adolf Hitler&#8217;in ideal devletinde hukuka gerek kalmayacak, hukukçuluk, modası geçmiş bir meslek olacaktı. Naziler biyolojinin <strong>determinist yasalarına</strong> uygun, ırkçı determinizm doğrultusunda bir dünya kuracaklardı. Karl Marx ise adeta tanrılaştırdığı Tarih&#8217;in <strong>determinist yasalarından</strong> bahsediyor, proletarya diktasıyla MUTLAKA kurulacak olan sınıfsız toplumu müjdeliyordu. (Bkz. </em><em><a href="http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/" target="_blank">Derin Marx</a></em><em>) Gerek nazizim gerekse komünizm özde aynı fikrî ve vicdanî zemine kurulmuştu: Pozitivizm. Özü fikirsizlik ve vicdansızlık olan pozitivizm&#8230;  Liberalizm de öyle. İnsan&#8217;ı </em><em><strong>Homo economicus</strong></em><em>‘a indirgeyen bu ticarî bir rasyonalite(!) bize liberalizmin köklerinin de pozitivizme dayandığını ispat ediyor. İnsan topluluklarını karınca yuvası ya da arı kovanı sanan, Adalet&#8217;i sağlamak yerine zulümü &#8220;rasyonalize&#8221; eden <strong>totaliter bir ideoloji</strong> bu. Tecavüz kaçınılmaz ise zevk almaya bak</em><em>! &#8230;</em><strong><em>&#8220;</em></strong><strong> (Bkz. </strong><a title="Permanent Link to Ticarî bir mal olarak " href="http://www.derindusunce.org/2011/10/05/ticari-bir-mal-olarak-%e2%80%9cadalet%e2%80%9d/">Ticarî bir mal olarak &#8220;Adalet&#8221;</a> <strong>)</strong></p>
<p> <strong>Mükemmelleştirebildiklerimizden misiniz?</strong></p>
<p>Üç minik sorgulama yaptık geçen hafta [<a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDgQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/09/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-1-heykel/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNH061MH1BCm3XwhoWJTdxHgv">1</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CC8QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-2-sanat/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNGjyoDtcfvl6E3LvgzqFdbdg5">2</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CEIQFjAC&amp;url=http://www.derindusunce.org/2012/04/10/olum%25E2%2580%2599un-%25E2%2580%2593e-hali-3-kartal/&amp;ei=p-WKT7vVL-jK0QXKtd3dCQ&amp;usg=AFQjCNHoM3TEndvtI8lr6v7sn0wDT">3</a>] : Jean-Paul Sartre&#8217;ın devasa kitabı Varlık ve Hiç&#8217;teki anahtar kavramlardan birine çevirdik gözlerimizi (=aklımızı): Hatırlayacaksınız mermerde saklı heykelden, yumurtada saklı kartaldan bahsetmiştik <strong><em>&#8220;potentialité&#8221;</em></strong> kavramını anlatmak için. Yani <strong>bilkuvve</strong> varoluş ile <strong>bilfiil</strong> varoluş. Henüz gelmemiş bir gelecekte var olanı şimdiki zamanda düşünmek, niyeti, muradı akıl yoluyla keşfetmek&#8230;</p>
<p> Filozoflar Sartre&#8217;ı beklemediler elbette bu kavramı keşfetmek için; meselenin kökü çok eskilere dayanıyor. Aristoteles&#8217;in dilinde <strong><em>έντελέχεια</em></strong> (oku. Entelesia) adında bir olgu var meselâ. Uykuda ya da pasif, durağan halde bulunan,  bilkuvve (<strong><em>δύναμης</em></strong> / <strong><em>dunamis</em></strong>) bir <span style="text-decoration: underline;">k</span>u<span style="text-decoration: underline;">dr</span>etin, güzelliğin, mu<span style="text-decoration: underline;">r</span>a<span style="text-decoration: underline;">d</span>ın meydana çıkması, te<span style="text-decoration: underline;">z</span>a<span style="text-decoration: underline;">h</span>û<span style="text-decoration: underline;">r</span> etmesi, görünmesi, bilfiil varoluşa geçmesi (<strong><em>ενεργεια / energeia</em></strong>) anlamına geliyor.</p>
<p> Büyük usta bu kelimeyi türetmek için üç kavramı bir potada eritmiş:</p>
<ul>
<li><strong>έντελές:</strong> Mükemmellik</li>
<li><strong>έχειν:</strong> Sahip olmak</li>
<li><strong>Τέλοϛ</strong><strong>:</strong> Hedeflemek, Önceden belirlenmiş bir hedefe yönelmek, sürekli o yönelme halinde olmak.</li>
</ul>
<p> Yazımızın başlangıcındaki sorgulamaları hatırlayın. Kendi isteğimiz dışında başlayan ve biten yaşamın mânâsı, kimilerine göre mânâsızlığı&#8230; Aristoteles yaşama bir mânâ yüklüyor (ya da o mânâyı keşfediyor) : <strong>Mükkemmelliğe yönelmek, kâmil olma arzusu ve şuuruyla yaşamak</strong>.</p>
<p> Yalnız bu mânâ katmerli bir sembolik sistemle anlatılmış, ilk bakışta <strong><em>έντελέχεια</em></strong> kelimesinin birden fazla anlamı varmış gibi geliyor . Aristoteles özel olarak gizlemeye çalışmamış elbette. Sadece <strong>Kâinat&#8217;ın şiirine</strong> (<a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F05%2F13%2Fdikkat-kitap-derin-goz%2F&amp;ei=zjSUT7vcE4mA8wPM5unODA&amp;usg=AFQjCNF2-MZDL0J81lKK4yiAR8PWcr-YXg&amp;sig2=9hnYHGUr1nW6f82k-8r8IQ">x</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F04%2F29%2Fhakikat-gercek-midir%2F&amp;ei=NjWUT77LMM7W8QPckujODA&amp;usg=AFQjCNEnZ-eAxfPM2T2jIomasd_5TEaMfg&amp;sig2=OxzprwWXERj9Dd_2N0d3zA">y</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDEQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F05%2F10%2Fsanat%25E2%2580%2599in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%25E2%2580%2599ta-ayrinti9%2F&amp;ei=NjWUT77LMM7W8QPckujODA&amp;usg=AFQjCNGBbgS5DiaRH2GZjC3tjOOnwcnvxA&amp;sig2=O8oKkfowwrVNR_KOdDjiVA">z</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCkQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F24%2Fyakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNGfIf3yv2MfJyryChe3mJ_RMJ4o2g&amp;sig2=IHMzHyp63L9asSZJrmuyJQ">a</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDIQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F11%2F22%2Fkotuluk%25E2%2580%2599ten-guzellik-cikar-mi-%25E2%2580%2593-cbaudelaire%25E2%2580%2599in-siirleri-odix%25E2%2580%2599in-gravurleri%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNF0ZhCZ-hUTNVeP13E-ZeEU7quY3w&amp;sig2=Y0F2L1JFdx8ylxFUO6pjuA">b</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CDwQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F10%2F24%2Fkitab-kesf-al-mana-%25E2%2580%2598an-sir-asma%25E2%2580%2599-allah-al-husna-muhyiddin-ibn-arabi-hazretleri%2F&amp;ei=ITSUT8uIE4iu8APnyvjNDA&amp;usg=AFQjCNHVP4XxKRuEdAAXFDrtzNzp-OZBpA&amp;sig2=AIDsqdO_mfsP-MlCTH1ziA">c</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=8&amp;ved=0CGcQFjAH&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F02%2F21%2Fvarlik-ve-hic-%25E2%2580%2593-jean-paul-sartre-bolum-5-golge%2F&amp;ei=izSUT6zvHcKa8QOY6L3ODA&amp;usg=AFQjCNHCpPQBol1WDzcnBlfSimcIrWbj6g&amp;sig2=4sAGR_H1VmN8O1Y5-JvJsw">d</a> ) sadık kalarak yazmaya gayret etmis. Açalım:</p>
<p> Gerek <strong><em>Metafizik</em></strong> (Kitap 9 ve 11) ve gerekse <strong><em>Nefs Üzerine</em></strong> (Kitap 2, Bölüm 1; <em>Gr. Peri Psuke, Lat. De Anima</em>) adlı eserleri okuyanlar fark edecektir ki bu kelime kullanıldığı yere göre bir değişkenlik arz ediyor, farklı şeyleri/süreçleri işaret ediyor: </p>
<ul>
<li><strong>1°</strong> Maddeye çalışma yoluyla verilen nihai şekil,</li>
<li><strong>2°</strong> O şekli verme eylemi,</li>
<li><strong>3°</strong> Mümkün olanın gerçekleşmesi,</li>
<li><strong>4°</strong> Tabiatı icabı bir cismin/canlının olgunlaşması, mükemmelleşmesi,</li>
<li><strong>5°</strong> Bu mükemmelleşme sonucu meydana gelen canlı (Kelebek olan tırtıl veya doğan bebek)</li>
</ul>
<p> Sartre&#8217;ın kitabı Varlık ve Hiç&#8217;te de var bu &#8220;prizma&#8221;. Yaklaşık 40 kez kullanılan &#8220;<strong><em>potentialité</em></strong>&#8221; kelimesi kâh şuurlu seçimler ve yönelmeleri kasdediyor kâh mümkün olanın gerçekleşmesini. Kanaatimce bu bir çok anlamlılık ya da çelişki değil. Bu anlamların hepsini birden düşündüğünüzde <strong><em>έντελέχεια</em></strong> kelimesinin (ya da &#8220;<strong><em>potentialité</em></strong>&#8220;) gerçek mânâsı çıkıyor ortaya: <strong>Yokluktan varlığa geçiş sürecinde varlıkların kendi rollerini oynamaları.</strong><strong>  </strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-21591 aligncenter" title="sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="201" height="180" /></a> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>&#8220;Mümkün&#8221; mümkün müdür?</strong></p>
<p>Aristoteles&#8217;in prizmasından bir renk alalım, <strong>3°</strong> numaları maddeye bakın: &#8220;Mümkün&#8221;. Olası bir durum için kullanıyoruz bu kelimeyi. Ama özünde bu kelimenin de birden çok anlamı var:</p>
<ul>
<li><strong>1°</strong> Tavukların uçması mümkün değil. (Tabiat kanunlarına aykırı)</li>
<li><strong>2°</strong> Bir saate oraya gelmem mümkün değil. (Trafik açık olsaydı mümkündü)</li>
<li><strong>3°</strong> Bana yalan söylemesi mümkün değil. (Bal gibi mümkün ama o dürüst olmayı seçer her zaman)</li>
</ul>
<p> Bu renklere baktığımızda fark ediyoruz ki bilkuvveden bilffile geçiş iki türlü olabiliyor:</p>
<ul>
<li> <strong>A° Mecburi geçiş :</strong> Geçmemezlik edemezsin, mecbursun. yani bilimsel, determinist, tabiatın yasalarına tabi. Isıtılan demir erir, yumurta civciv olur, ekilen tohum büyür, aç kalan insan ölür. Bu geçiş objektiftir, herkes için aynıdır. Silahtan çıkan kurşunu güzel bulman, korkman ya da kimyasını bilmen bir şey değiştirmez. Kurşunun ilk hızı, senin etinin direncinden fazladır. Sebepler sonuçlara gebedir!</li>
<li><strong>B° Özgür geçiş :</strong> Mermerin içinde saklı olan heykel yumurtadaki civcive benzemez. O heykel ancak sanatçı bir göz için vardır. Kendi haline bırakılan bir mermer blok hiç bir zaman kendiliğinden heykelleşmez. Sanat&#8217;ın ve Erdem&#8217;in eklemlendiği nokta tam da burası. Eğer  ben istersem içimde pasif halde bulunan güzelliği dışa vurabilirim. Güzelliğin ne olduğunu bilmiyorum. Ama güzel kitaplar, güzel kadınlar, güzel evler, güzel sözler ve güzel davranışlar biliyorum.</li>
</ul>
<p> Çok şükür Aristoteles de bizimle hemfikir. Nereden biliyorum? Erdemi kasdederken kullandığı kelime arete (gr. <strong>ἀρετή</strong>). Bu kelime aynı zamanda bıçağın keskinliği, atın hızı gibi maddî mükemmelikleri de işaret etmeye yarıyor. <strong>Erdemli bıçak &#8220;iyi&#8221; keserken erdemli insan &#8220;iyi&#8221; davranıyor!</strong> Tabi &#8220;mükemmel bıçak / mükemmel insan&#8221; dersek daha az komik olabilir&#8230; Kâinat şiirinin sadık okuyucusu Aristoteles enerji ile determinist bir eksendeki bilkuvve -&gt; bilfiil dönüşümü anlatırken erdemsel mükemmellik ile özgür bir eksendeki dönüşümü anlatıyor. Sanatçı güzel heykel / resim yapmakta özgür, ben bu eserleri güzel bulmak zorunda değilim. Onun içindir ki &#8220;güzel&#8221; dediğimde bir kıymeti var. Sanat&#8217;taki özgürlük ise daha derin bir özgürlüğün rumuzu: Erdem (gr. <strong>ἀρετή</strong>).</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-21403" title="sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/sartre_varlik_ve_hic_heykel_olum.jpg" alt="" width="200" height="293" /></a><strong>Ömür heykelimi yontmak [3]</strong></p>
<p>Doğacağım yeri ve zamanı tayin etmedim. Başıma gelen olayları, kazaları ben seçmedim. O halde ömür heykelimi yontmakta özgür müyüm? Hürriyetimin sınırları nereden nereye uzanıyor? Jean-Paul Sartre&#8217;ın şu sözünü hatırlayalım:</p>
<p><em>&#8220;Mühim olan sana yapılanlar değildir. Mühim olan sana yapılanı senin ne yaptığındır&#8221;</em></p>
<p>Demek ki Sartre&#8217;a göre insan&#8217;ın özgürlük sahası fikirin maddeye nüfuz ettiği ufuk çizgisinde. Boya fırçasının, keskinin ucunda. Heykeltraş gibi karşımda duran mermere (ömrümün geri kalan kısmına) bakıyorum. Dünyadaki bütün (mümkün) heykelleri içeren bir mermer blok&#8230; Henüz yontulmamış, yaşanmamış bir ömür parçası bekliyor beni. Mümkünlerden birini seçip gerçekleştirmeye başlıyorum. Niyetim, muradım zaman ve mekânın dışında, yontma fikrim (<strong>εἶδος / ἰδέα ; </strong>&#8220;idea&#8221; ) henüz bilkuvve vaziyette. Elime alıyorum keskiyi ve çekici. Ömrüme şekil (<strong><em>μορφή  ; </em></strong>&#8220;morfe&#8221;) vermeye başlıyorum. Yaşamak demek &#8220;yaratıcılık&#8221; oynamak demek. Kâinatlar yaratacak kudretim yok. Ama kendi hürriyet bahçemde ömrümü &#8220;yaratıyorum&#8221;:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230; İbn Arabî, varlıkların Tanrı&#8217;nın bilgisinde var olmaları yönüyle, &#8220;şehâdet âlemi&#8221; olarak  isimlendirdiği bu âlemdeki varoluşlarından önce de mevcut olduklarını düşünmektedir. Bu yönüyle a‘yân-ı sâbite, ilâhî akıldaki veya ilâhî zâttaki sûretler veya hallerdir. İbn Arabî, dışsal varlıkta yok olan, ancak Tanrı&#8217;nın ezelî bilgisinde var olan bu akledilir varlıklara &#8220;a‘yân-ı sâbite&#8221; ismini vermektedir. A‘yân-ı sâbite&#8217;nin sözlük anlamı &#8220;değişmez özler&#8221; dir. Bir başka yönüyle a‘yân-ı sâbite Tanrı&#8217;nın kendi kendisinin bilgisidir. Tanrı&#8217;nın kendisi için kendi zâtının belirlenmiş biçimlerine İbn Arabî düşüncesinde &#8220;ilk kendini açma&#8221; veya &#8220;ilk belirlenim&#8221; olarak anlayabileceğimiz &#8220;taayyün-i evvel&#8221; ismi verilmiştir. Biz bu belirlenimleri Tanrı&#8217;nın hem zâtında hem de ‘zihninde&#8217; bulunan henüz açığa çıkmamış haller olarak anlayabiliriz.Ayn&#8217;lar, zihnimizdeki düşünceler zihnimizden ne kadar bağımsız kalırlarsa, Zât&#8217;tan o kadar bağımsız olarak var olabilirler. Bu yüzden, a‘yân-ı sâbite ne bütünüyle Tanrı ile özdeştir ne de Tanrı&#8217;dan tamamen başkadır. İbn Arabî a‘yân-ı sâbiteden bahsederken bu paradoksal durumun </em><em>farkındadır &#8230;&#8221;</em> (<em>İbn Arabî&#8217;de mistik sembolizm, <a href="http://www.tasavvufakademi.com/?bolum=ara&amp;kelime=Tahir%20Uluç&amp;tur=0&amp;baslik=1">Tahir Uluç</a></em>)</p>
<p> Peki Mâna ve Madde nasıl eklemlenir? Meselâ iyi insan olduğumuz için mi iyilik yaparız yoksa yaşadıkça, iyilik yaptıkça  iyi insan mı oluruz? Hangisi diğerinin sebebidir? İçimdeki <span style="text-decoration: underline;">potansiyel</span>, <span style="text-decoration: underline;">bilkuvve</span> güzellik midir güzel davranışlarımın kaynağı yoksa <span style="text-decoration: underline;">bilfiil</span> yaptığım iyikler ve kötülükler midir beni güzelleştiren ya da çirkinleştiren?  </p>
<p>Büyük ustalardan Plotinus <strong><em>&#8220;Gerçek varlıklar ölümsüzdür, zamana tabi değildir&#8221; </em></strong>diyordu. Demek ki bu &#8220;eklemlenmeyi&#8221;, madde-mânâ ilişkisini sorgularken birini ötekine tercih etmek zorunda değiliz. Mânâ ile madde arasında bir seçim yapmaya gerek yok. Tam tersine materyalizm ile idealizm arasında taraf tutmak, varlığı anlamaya bir engel teşkil edebilir. Zira Mânâ olmadan maddenin anlamı yok. Maddesiz mânâ ise ete bürünmediği için potansiyel halde beklemede:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sûretin sürekli bilkuvve var olduğunu ve madde sayesinde bilfiil hale geldiğini iddia etmek doğru değildir. Çünkü sûretin cevheri fiildir. Bilkuvve olanın doğasına gelice, onun mahalli maddedir. Bu durumda madde ‘kendinde bilkuvve, sûret sayesinde bilfiil mevcût&#8217; demenin uygun olduğu şeydir. Sûret maddeden ayrılmasa da, varlığını maddeden değil, kendisini maddeye veren illetten (sebep) alır. Sûretin maddenin illeti olduğunu açıkladığımız halde nasıl olur da sûret maddeyle var olabilir? İllet </em><em>ma&#8217;lûl (sonuç) ile var olmaz. Birisi diğeriyle var olan iki şeyden her biri diğerine varlık veremez. Bunun imkânsızlığı ortaya çıkmış ve ‘bir şeyin kendisiyle var olduğu şey&#8217; ile ‘kendisinden ayrılmadığı şey&#8217; arasındaki fark açıklanmıştı&#8230;&#8221; </em><em>(</em><em><a href="http://www.literayayin.com/modules.php?op=modload&amp;name=News&amp;file=index&amp;catid=35">İbn Sina, Şifa Külliyatı</a> /22ci kitap-İlâhiyat</em><em>)</em></p>
<p><em> </em>Evet&#8230; İdealistlerin, materyalistlerin hatta düalistlerin yanıldığını düşünüyorum. Zira <strong><em>bilkuuve varoluş</em></strong> ile <strong><em>bilfiil varoluş</em></strong> arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak (ya da bir hiyerarşi ihdas etmek) gerçekten sakat. Peki &#8220;tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan&#8221; tarzı sorulara ne cevap verilebilir? Bu güne kadar verilmiş cevap içinde en kalitelisi Toshihiko Izutsu&#8217;nun ki galiba:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><em>&#8220;&#8230; Gerçek olan yalnızca âlemin bâtını olmayıp onun zâhiri de Gerçeğin ta kendisidir; çünkü âlemin zâhiri aslında tecellî sûretleridir. Bu bakımdan âlemin bâtını ile zâhirinin her ikisinin de ulûhiyyet ile ilgili olarak tanımlanması gerekir&#8230;&#8221; (Toshihiko Izutsu,  ibn Arabî&#8217;nin Fususunda Anahtar Kavramlar, sf. 117) </em></p>
<p> <strong>Dipnotlar</strong><strong> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>1°</strong> Gustav Januch aktarıyor, <em><a href="http://www.livre-rare-book.com/book/5472561/6089/en">&#8220;Kafka ile mülakatlar&#8221;</a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>2°</strong> <a title="Permanent Link to Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)" href="http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Tom Ned ve Jean-Charles Koch</a> tarafından hazırlanan kısa metrajlı filmin metninden &#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221; (Je suis mon avenir)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/rodin_la_cathedral.jpg" alt="" width="183" height="276" />3° </strong><em>&#8220;&#8230; Birbirine aşk ile mi dolanmıştır o iki sağ el yoksa dua mı etmektedir? Neden iki sağ el? Bir aşk mümkün olsun diye iki elin iki farklı kişiye ait olduğu mu anlatılır yoksa tek bir sağ el aynada kendini mi seyretmektedir? </em><a href="http://www.musee-rodin.fr/"><em>Rodin müzesini</em></a><em> gezen bir </em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/18/salgam-suyu-varsa-tanri%e2%80%99ya-luzum-yoktur/"><em>göz (=akıl)</em></a><em> zannediyoruz <strong>&#8220;La Cathédrale</strong><strong>&#8220;</strong> isimli o heykeli unutamaz kolay kolay.  Başlangıçta sıradan insanların gözünde kocaman, şekilsiz bir taştı belki&#8230; Ama Rodin o mermere, maddeye baktığında bitmiş eserini, maddenin surete bürünmüş hâlini görüyordu&#8230; Bomboş bir tuval karşısında ressam da neticeyi, maksadını, muradını, eserinin kemale ermiş hâlini hayal eder.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Sanatçıların zâhirî &#8220;yaratma eylemi&#8221; aslında bu tasavvur halinde, hayal aleminde zaten <strong>&#8220;yaratılmış&#8221;</strong> olan bir şeyin maddî alemde de <strong>VAR</strong> edilmesidir. Bir başka deyişle MADDE yani mermer, tuval, boya veya şairin, yazarın kelimeleri işte bu mânânın surete bürünmesi, maddî alemde tecellî etmesidir.  Maddî ortam sanatçıdaki mânâların yansıdığı bir ayna olur. Aynadaki suret sanatçının anlattığı gerçeğin kendisi değildir. Ama o gerçekten ayrı da değildir. Surete bakarak perde arkasını yani gerçeği görmek için sanatçının <strong>lisanını</strong>, sanatındaki semboliği bilmek gerekir. Bu sembolik sanatçıya bağlıdır. Hayat hikâyesi, acıları, umutları, korkuları, kavgaları&#8230; Ayrıca eserin yapıldığı dönemi, sanatçıyı etkileyen fikirleri,  tarihi olayları bilen kişinin gözü (yani aklı) sanatçının <strong>lisanına</strong> da hakim olur. Sadece akıllı (=gören) seyirciler <strong>lisanı</strong> kullanarak sanat eserine baktıklarından zahirden gerçeğe doğru gidebilirler &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/24/kitab-kesf-al-mana-%e2%80%98an-sir-asma%e2%80%99-allah-al-husna-muhyiddin-ibn-arabi-hazretleri/" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Bu makale ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></span></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/olum%e2%80%99un-%e2%80%93e-hali-4-kamiliyet-%ce%ad%ce%bd%cf%84%ce%b5%ce%bb%ce%ad%cf%87%ce%b5%ce%b9%ce%b1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben kendimin istikbaliyim (Tom Ned / Jean-Charles Koch)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 22:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21571</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Gelecekte olmama ihtimalim sabit olmak kaydıyla ben kendimin istikbaliyim. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, ben kendimin geçmişiyim, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 161, 174)
Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Gelecekte ol<span style="text-decoration: underline;">ma</span>ma ihtimalim sabit olmak kaydıyla </em><strong><em>ben kendimin istikbaliyim</em></strong><em>. [...] Özgürlük bilincimin sınırlarını teşkil eder. Özgür olmak demek özgürlüğe mahkûm olmak demektir [...] Geçmişteki ‘ben idim&#8217; demiyorum, </em><strong><em>ben kendimin geçmişiyim</em></strong><em>, bugün, şimdi bu oluş sürmekte. Ve ölümüme saniyeler kala sadece geçmişimden ibaret olacağım&#8221;(<a href="http://www.derindusunce.org/category/jean-paul-sartre/">Sartre</a>, <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCwQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F12%2F25%2Fvarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis%2F&amp;ei=vfGST_iUCImO8gOsnPzNDA&amp;usg=AFQjCNHDsGvWopzSGO2h4ss1D7xP1Uz4vQ&amp;sig2=wfX3keafQHU_DolyBL7lUg">Varlık ve Hiç</a>, sf. 161, 174)</em></p>
<p><a href="http://www.festivalnikon.fr/videos/view/id/970">Nikon tarafından organize edilen kısa metraj film yarışması</a> için hazırlanmış bir film : <strong>&#8220;Ben kendimin istikbaliyim&#8221;</strong> (<em>Je suis mon avenir</em>)</p>
<p> </p>
<p> <iframe width="450" height="259" src="http://www.youtube.com/embed/f1SefnYO-AA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p> </p>
<p> Filmde okunan metnin tercümesi:</p>
<blockquote><p><em>İnsanlar doğarken ve ölürken birbirlerine benzerler. Onları birbirinden ayıran sadece doğum ile ölüm arasında yaptıkları şeylerdir. Hergün geçmişimizi yaratıyoruz. Hergün istikbalimizi yaratıyoruz. Bana mutlu bir gelecek vaad edilmişti, hatta düşlerdeki gibi. Bazıları itfaiyeci ya da avukat olacağımı düşünüyordu. Büyürken bambaşka şeyler yapmak istedim. Hoşuma giden şeyleri yapmak. Arkasından gelen olaylar bana belirsiz bir gelecek vaad ediyordu. Okulda başarısızlık, ailevi problemler ve duygusal hayatımda düş kırıklıkları&#8230; Neyle baş edeceğimi bilemiyordum. Bugün korkulan bir istikbalim var. Yaşanan, katlanılan bir gelecek bekliyor beni. Bu istikbalden kaçmak isterdim. Hayattan kaçmak. Ama beni yakalıyor. Bana doğru geliyor. Yüzümün arkasında geçmişte olduğum o küçük çocuk var. Ama artık kimse ilgilenmiyor.</em></p>
<p><em> Ne yazık ki olmam gereken insan olamadım, o cesareti gösteremedim. Olmak istediğim, olmayı düşlediğim insan&#8230; Geleceğimi başka türlü çizmek isterdim.</em></p></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">İnsan’sız Sinema Olur mu?</a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">bu kitabı </a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;">  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>&#8220;Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?&#8221;</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Ben&#8221; kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat&#8217;in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim&#8230; Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/ben-kendimin-istikbaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanda yolculuk?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 08:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21558</guid>
		<description><![CDATA[
 
Zaman Nedir?

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg"><img class="size-full wp-image-21559 aligncenter" title="zamanda_yolculuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg" alt="" width="330" height="483" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F01%2F25%2Fdikkat-kitap-zaman-nedir%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGT-GEFgw3OJbTt4SrkfiF9sMCLwg&amp;sig2=YUFa4eFTc9oMPswF2jvt2w" target="_blank"><strong>Zaman Nedir?</strong></a></p>
<div class="entry">
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf"><img class="alignright size-full wp-image-14523" title="zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir.jpg" alt="" width="200" height="250" /></a>“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa </em><strong><em>gelecek zaman</em></strong><em> da olmayacak. Peki nasıl oluyor da </em><strong><em>geçmiş</em></strong><em> ve </em><strong><em>gelecek</em></strong><em> var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. </em><strong><em>Şimdiki zaman</em></strong><em> sürekli var ise </em><strong><em>sonsuzluk</em></strong><em> olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir </em><strong><em>Şimdi</em></strong><em>‘nin </em><strong><em>VAR</em></strong><em>lığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”</em> (Aziz Augustinus, 354-430)</p>
<p>Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. <strong>“Hiç bir şey olmuyor şu an”</strong> derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki <strong>“yaprak bile kıpırdamıyor”</strong> cümlesinin bir anlamı olsun.</p>
<p>Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a><strong> </strong>isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> adlı kitabımızın <strong>Korku Matkabı</strong> bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.</p>
<p>Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.</p>
<p>Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.</p>
<p>Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? Yoksa <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> ve Zaman’ın eklemlendiği bir <strong>Derin Zaman</strong> boyutu var mıdır?</p>
<p> Tam da bu noktada <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDAQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F12%2F10%2Fdikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGM5SlCcDakkfnZU-5RzI9q4P333w&amp;sig2=6VMpq7A4vwVs6Y2yzqLUYQ" target="_blank"><strong>Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13806" title="zamani_dusunmek_yazmak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg" alt="" width="251" height="460" /></a></p>
<p>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p>Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Neden? Suzan Başarslan’dan bir alıntı ile cevap verelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“…Bir olgunun/durumun/olayın gerçek zaman süresini dolaysızca yansıtmak zorunda olmayan yazar, sanatsal zaman denilen “yoğunlaştırılmış ya da yayılmış”[1] bir zaman dilimi kullanır ve roman, modern bir ifâde şekli olduğuna göre, onun zaman bilincimizin çeşitli şekillerini ifâde etmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda roman, içinde yaşanılan şartların çoğunun etkilendiği insan tecrübesini sürekli bir şekilde ortaya serdiğine göre, insanın zaman bilincini ayrıntılı bir şekilde ve bu tecrübenin bir parçası olarak vermesi de tabiidir. Bir romanda zaman kavramını araştırmak, romancının metafizik kavramlarını, psikoloji anlayışını ve ustalığını araştırmak demektir. Bu aynı zamanda romancıyı, onun içinde yaşadığı tecrübe dünyasını, yarattığı roman dünyasını, aynı devirde yaşayan okuyucuları, o günden bugüne kadar romana yazarın düşünce ve hesaplarının dışında kalan bir zaman mesafesinden yaklaşan okuyucuları içine alan bir ilişkiler ağını incelemek demektir. Bu da, şüphesiz, romandaki en önemli olgulardan birisinin zaman olduğu sonucunu ortaya çıkarır…”</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuluçkada bir kuş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 21:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21361</guid>
		<description><![CDATA[Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.
 
 
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.</p>
<p> <iframe width="480" height="295" src="http://cdn.livestream.com/embed/cornellherons?layout=4&#038;color=0xe7e7e7&#038;autoPlay=false&#038;mute=false&#038;iconColorOver=0x888888&#038;iconColor=0x777777&#038;allowchat=true&#038;height=295&#038;width=480" style="border:0;outline:0" frameborder="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Araf Dağına (yeniden) Tırmanış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21170</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.
Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)
&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/10196222?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="265" frameborder="0" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/10196222">Hamza Yusuf</a> from <a href="http://vimeo.com/user3321132">Design4 Marketing Communications</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai </a>sayesinde eskimemiş ve <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">eskimeyecek bir çeviri </a>yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)</em></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un <em>Symposium’</em>unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  </p>
<p>Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “<em>desiderare</em>,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”<em>de</em>” ,”-den,” ve “<em>sidere</em>” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  </p>
<p>Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… &#8221; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Günler (Samuel Beckett)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 22:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuba Sarıgül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20288</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;&#8230;hiç sürünmedim hayır rahvan rahvan hayır sağ bacak sağ kol ha it ha çek on metre on beş metre hayır hiç kımıldamadım hayır hiç acı çektirmedim hayır hiç acı çekmedim yanıt yok HİÇ ACI ÇEKMEDİM hayır kimseyi terk etmedim hiç hayır kimse terk etmedi beni hiç hayır işte yaşam bu yanıt yok İŞTE YAŞAMIM BU [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/samuel_beckett_mutlu_gunler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20289" title="samuel_beckett_mutlu_gunler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/samuel_beckett_mutlu_gunler.jpg" alt="" width="152" height="255" /></a> &#8221;&#8230;</strong>hiç sürünmedim hayır rahvan rahvan hayır sağ bacak sağ kol ha it ha çek on metre on beş metre hayır hiç kımıldamadım hayır hiç acı çektirmedim hayır hiç acı çekmedim yanıt yok HİÇ ACI ÇEKMEDİM hayır kimseyi terk etmedim hiç hayır kimse terk etmedi beni hiç hayır işte yaşam bu yanıt yok İŞTE YAŞAMIM BU BENİM çığlıklar peki&#8230;&#8221;</em> (Samuel Beckett, Acaba Nasıl?)</p>
<p> Ölüm insan varlığının mutlak yok oluşu mudur yoksa sonsuz yaşama atılan ilk adım mıdır? Varoluşsal problemlerin ortaya çıkış noktası belki de insanın ölüme yazgılı olarak dünyaya gelmesiyle başlar. Heidegger&#8217;in ifadesiyle ‘Ölüm bir varoluş tarzıdır, böyle bir tarz varlığın doğar doğmaz taşımayı üstlendiği bir varoluş biçimidir.&#8217; İnsan varoluşunun (Dasein) kendi özünü bulabilmesi de ancak ölüm karşısındaki çaresizliğinden, korku ve kaygıdan kurtularak, ölüme karşı durması sonucu gerçekleşebilmektedir.</p>
<p>Ölüm, bir yandan insan yaşamının kısa kesitinin anlamlandırılmasına katkı sağlarken, diğer yandan yaşamın anlamsızlığının, boşunalığının farkındalığını da sağlamaktadır. ‘Sonlu varoluş&#8217; insanın bilincinde olduğu fakat çoğu zaman ‘unutarak&#8217; yaşamak zorunda kaldığı, mutlak bilgisine hiçbir zaman sahip olamayacağı bir durumdur. Her şey bir muammadır; ne olacağı, nasıl <span id="more-20288"></span>olacağı&#8230; Hâlbuki yaşarken öyle değildir, her şeyin pratikte olmasa bile teorikte bilgisine haizdir (!) insan. Hangi durumda ne yapacağı önceden düşünülmüştür, belirlenmiştir. Ama ölüm ilktir, herkesin ilk ve son tecrübesidir; kimsenin kimseye ne olduğunu anlatamadığı, akıl veremediği, deneyimlenemeyen, başkasının tecrübesinden yararlanılamayan, herkesin tek başına yaşantıladığı / yaşantılayacağı bir gerçekliktir. </p>
<p>Mutlak son, başkalarının ölümü üzerinden çok da anlaşılamamaktadır. Ölen yakınına ağlayan insan, çoğu kez kendi ölmediği için mutluluk da duymaktadır. Her acı gibi, başkasının ölümü de zaman içinde unutulan, alışılan bir duyguyken, insanın kendi ölümü dünyadaki yaşamının geri dönüşsüz sonudur. Yaşam içerisinde bu sonun dilsel ifadesi her ne kadar ölümün ‘kabul edilmiş&#8217; olduğunu gösterse de, son kertede endişe ve korku duyulan, nasıl ölüneceği, acı çekilip çekilmeyeceği, ölümden sonra ne olacağı kaçılan, tedirgin eden, çıkışsız bırakan sorunsallardır.</p>
<p>İnsanın kendini yaşam içerisinde gerçekleştirmesi ancak doğum ve ölüm arasındaki zaman diliminde mümkündür. Heidegger&#8217;e göre zaman, ölüm benimsendiği ölçüde kavranabilir. Doğum öncesi ve ölüm sonrası zaman dışıyken, ‘yaşam&#8217; geçmiş ve gelecek zaman üzerinden şekillenir. Zira yaşanılanlar ve yapılacak olan tüm planlar ölüme odaklanılarak gerçekleştirilir. Bu noktada ölüm hep erken gelen, insana daha fazla şey yapacak ‘zaman&#8217; tanımayan bir olgu olarak kabul edilir.         </p>
<p>Ölüm, aklın en büyük yenilgisi olarak da kabul edilmektedir. Çünkü ‘üstün akıl&#8217; ölümü açıklamaktan acizdir, bu yüzden ölüm karşısında tüm güvenilirliğini kaybeder. Modern düşünce ve rasyonalizm ölüme karşı duramaz, genel - geçer kavramlarla onu açıklayamaz. İnsan ölümün gerçek olduğunu bilir, fakat düşüncenin kavrayamadığı tek şey kendi var-olmayışıdır. (Bauman, s.27) Merleau- Ponty bunu ‘Kendimi yalnızca ‘önceden doğmuş&#8217; ve ‘bugün de yaşıyor&#8217; olarak kavrayabilirim; doğumumu ve ölümümü yalnızca kişilik-öncesi ufuklar olarak kavrayabilirim&#8217; şeklinde açıklarken, Sigmund Freud ise ‘Kendi ölümümüzü hayal etmek gerçekten de olanaksızdır; bunu her hayal etmeye kalkıştığımızda, aslında o anda bile bir seyirci konumunda olduğumuzu algılayabiliriz.&#8217; der.</p>
<p>Tüm bu ölüme, yaşama, tanrıya, zamana dair soru işaretlerinin, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın acılarını en ağır biçimde yaşayan Avrupa Toplumu&#8217;ndaki yansıması ise varlığın anlamı üzerinden kendini göstermiştir.</p>
<p>Akla olan inancını yitiren,  her türlü dinsel ve etik değeri de hayatından çıkaran birey hem topluma, hem de kendine yabancılaşarak yaşamayı saçma bir eylem olarak görmeye başlamıştır.  Dönemin sanat anlayışı da bu toplumsal değişimden etkilenmiş, hayatın uyumsuzluğu, anlamı üzerine sorgulamalar başlamıştır.</p>
<p>Kendi yarattığı insanların birbirlerini yok etmesine göz yuman, masum insanların çektiği acılara engel olmayan bir Tanrı&#8217;nın varlığına olan inanç yok olmuştur. Tanrı&#8217;nın yitirilmesiyle ölümden sonraki yaşama olan inancı da kaybeden bireyin, doğum ve ölüm arasındaki sınırlı zaman diliminde kendini nasıl anlamlandıracağı ve var edeceği en büyük sorun haline gelmiştir. Kendi iradesi dışında ‘dünyaya fırlatılmış&#8217; insan bu saçma varoluşu neden ve nasıl sürdürecektir?</p>
<p>Tüm bu ‘saçma varoluş&#8217; durumunun tiyatroya etkisi Absürd Tiyatro akımıyla kendini gösterir. İrlanda&#8217;lı yazar Samuel Beckett, bu akımın en önemli yazarlarından biri olarak, özellikle Tanrı kavramının yok olmasıyla,  yabancılaşmayı, zaman ve uzamın yitirilmesiyle de ne geçmişini hatırlayan ne geleceğe dair umudu olan bireyin trajik durumunu anlatır oyunlarında.</p>
<p>Yazar 1960 yılında yazdığı üçüncü ve son uzun oyunu <a href="http://www.amazon.com/Happy-Days-Samuel-Beckett/dp/0802130763" target="_blank">Mutlu Günler</a>&#8216;de toprağın ve gökyüzünün sonsuzluğunu simgeleyen bir çölün ortasında sıkışıp kalmış, hareket alanı kalmamış Winnie ve Willie&#8217;nin anlamsız ve amaçsız bir dünyada varoluşlarını sorgular.</p>
<p>Mutlu Günler, Beckett&#8217;in diğer oyunlarında olduğu gibi birbirini var eden iki karakter üzerine kurulmuştur. Godot&#8217;yu Beklerken&#8217;in Estragon ve Vladimir&#8217;i, Oyun Sonu&#8217;nun Nagg ve Nell&#8217;i ile Hamm ve Clov&#8217;u gibi Mutlu Günler&#8217;de de Winnie ve Willie oyun boyunca birbirlerine muhtaç iki karakter olarak çizilmiştir.</p>
<p>Winnie elli yaşlarında süslü bir kadındır. İlk perdede beline kadar toprağa gömülü olan Winnie, ikinci perdede ise artık boğazına kadar toprağa batmıştır, boynunu bile kımıldatamaz haldedir. Kocası Willie ise altmış yaşlarında, bir tepenin ardında ara sıra görünür ve sürünerek hareket eder.</p>
<p> Mutlu Günler&#8217;de Beckett&#8217;in diğer oyunlarında olduğu gibi Winnie ve Willie&#8217;nin başına hiçbir şey gelmez (Winnie&#8217;nin toprağa biraz daha batması dışında), ellerinden bir şey gelmez, kendi kendilerine konuşan bir uzlaşıya varamayan iki sakat ve mutsuz kişi olarak oyundaki yerlerini alırlar. Semih Kaplanoğlu&#8217;nun ifadesiyle <em>‘Beckett&#8217;in diğer oyunları veya romanlarında karşılaştığımız, varoluşlarıyla hiçbir şeyi değiştirmeyen, bu nedenle de sürekli olarak kendilerinin ve başkalarının kimliklerini, varlık nedenlerini sorgulayan insanlardır. Winnie toprağa gömülü haliyle, Willie de sadece emekleyerek hareket edebilmesiyle ‘kapatılmış&#8217; olduğu çölde ‘ilahi zil&#8217; sesiyle yönlendirilen yaşamı&#8217;</em> temsil ederler.</p>
<p>Oyunda sonsuz evrende göğsüne kadar toprağa gömülü Winnie ve sürünerek hareket eden Willie, bir anlamda varoluşsal çıkmazı simgeler. Karakterlerin durumuyla uyumsuzluk oyunun isminin ‘Mutlu Günler&#8217; oluşuyla gösterilir. Trajik durumunu görmemek için sürekli kendi kendine söylemler bulan Winnie, acı ve üzüntüden kaçmakta, toprağa battıkça mutluluğu artmakta, ölüme yaklaştıkça hayata daha da fazla bağlanmaktadır. Bilinç ve beden çöküntüsü içerisinde, iyimser (!) bakış açısını korumak için çok daha fazla çaba göstermek zorundadır. Trajik durumuna katlanmasını sağlayan ‘mutlu günler&#8217; ifadesi de, içi boş bir söylem olarak kalmaktadır.   </p>
<p><em>‘Bugün mutlu bir gün olacak, eninde sonunda, yeni bir mutlu gün.&#8217;  </em></p>
<p>Winnie bir anlamda zil sesiyle periyotlara ayırdığı bir zaman geçirme oyunu oynamaktadır. Varlığı kendine ağır gelen Winnie, halinin ironikliği, komikliği ve trajikliği içinde durumunu katlanılır kılma çabası içindedir. Kalkış ziliyle uyanır, gününe dua ederek başlar, yaşam enerjisiyle ve neşesiyle durumuyla tezat oluşturacak bir duygu durumu içerisindedir.</p>
<p>Bu tezatlık ölüme yazgılı olan insan yaşamının ne denli trajik olduğunun bir resmidir aslında. Winnie&#8217;nin içinde bulunduğu korkunç durumu sorgulamayıp, farkında değilmiş gibi davranarak günlük ritüellerini yapması, bir anlamda ‘yaşama uğraşı&#8217;sı hem komiktir hem de dehşet uyandırmaktadır. Bu bir anlamda öleceğini bile bile yaşayan insanoğlunun günlük yaşam içindeki uğraşılarının boşunalığını görünür kılarken, Horatius&#8217;un ‘Ne gülüyorsun, anlattığım senin hikâyen!&#8217; sözünü akla getirir.</p>
<p>Winnie, yatış ve kalkış ziline göre gün içerisindeki döngüsünü oluştururken, zamanın insan yaşamındaki yeri ve işlevi üzerine de sorgulamaya neden olur. Fakat diğer yandan kalkış zilinin doğumu, yatış zilinin ise ölümü simgelediğini de söyleyebiliriz. Bunu unutarak yaşamaya çalışmanın, düzene karşı çıkmanın ne kertede mümkün olduğu ise yine bir soru işareti olarak karşımıza çıkar. <em></em></p>
<p><em>‘İnsan işitmezlikten gelemez ki. (Susar). Kaç kereler. (Susar). Kaç kereler kendi kendime söylemişimdir, işitme, Winnie, işitme şu zili, hiç umursama, gönlünün dilediği gibi, uyuyup uyanmana bak sen, ya da sana en faydalı olacak bir şekilde, aç kapa gözlerini, böyle yap her zaman. (Susar) Ama hayır. (Gülümser) Daha değil. Hayır hayır.&#8217;</em></p>
<p><em> </em>Winnie, ölümü bilerek fakat yokmuş gibi davranarak, iki çalan zil arasındaki zaman aralığında, mütemadiyen konuşarak kendini onu dileyen Willie üzerinden var eder. Konuştukça varlığına ve yaşadığına olan inancı büyür. Willie&#8217;nin onu dinlemesi ya da anlaması değildir önemli olan, onu duyması yeterlidir. Cevap bile beklemez çoğu zaman. Bilinçli bir düş üreterek, dayanılmaz yalnızlığını katlanılır kılmaya çalışır. Evli olmaları ise ikisinin yalnızlıklarına bir çözüm getirmekten çok uzaktır.</p>
<p><em> </em><em>‘Ah evet evet, yalnız kalmaya bir alışabilseydim, Hani şu sürekli konuşmamı dinleyecek tek kişi bile olmasaydı yanımda. (Susar) Senin çok dinlediğini düşünerek böbürleniyor değilim Willie, Allah göstermesin. (Susar) Senin belki de hiçbir şey istemeyeceğin günler. (Susar) O zaman, senin cevap vermediğin, belki de hiçbir şey dinlemediğin anlarda bile hep konuştuklarımdan bir şeylerin işitildiğini sanır, bir çölün ortasında sırf kendi kendime konuşmaktan kurtulurum. Çünkü aklımdan bile geçiremeyeceğim, bir an için olsun katlanamayacağım bir durumdur bu. (Susar) Bana konuşmaya devam etme gücünü bu düşünce veriyor. (Susar) Oysa sen ölmek üzere olsan, ya da eski deyimle çekip gitsen beni bırakıp, o zaman ne yaparım, ne yapabilirim bütün gün, demek istediğim uyanma ziliyle yatma zili arasında? Dudaklarımı ısırarak önüme bakar dururum ancak.&#8217;</em>  </p>
<p> Willie ise Winnie konuştukça, onu dinledikçe var olur. Bu noktada birbirlerine muhtaçtırlar. Birbirlerini tamamlayarak bütün o anlamsızlığın içinde korkuyu unutmaya, farkında değilmiş gibi davranarak yaşamaya çalışırlar.</p>
<p> Winnie konuşmadığı zamanlarda ise içinde gündelik eşyaları bulunan çantasıyla uğraşır. Diş fırçası, ruj, tırnak törpüsü, ayna, müzik kutusu ve tabancasının olduğu çantasına bağlılık Winnie&#8217;nin nesnelerle kurduğu ilişkinin tezahürüdür. Özellikle ayna varlığının kanıtı için elzem bir nesnedir. Görmek ve duymak hala hayatta olduğunun, ‘var&#8217; olduğunun en önemli kanıtlarındandır.</p>
<p>Fakat eşyalar içinde bulunan diş fırçasının üzerindeki ‘garantili&#8217; yazısını defalarca okuyarak Winnie, insan yaşamının belirsizliğine rağmen cansız bir nesnenin ömrünün öngörülebilir ve biçilebilir olmasının algıda yarattığı korkunç travmayı görselleştirir.</p>
<p> Çantadaki tabanca intiharın oyun kişileri için mümkün olduğunu gösterirken, kullanılması her şeyin anlamsız olduğu bu varoluş düzeni içerisinde intiharı anlamlı kılmamak için kullanılmaz. Silah oyun kişileri için sadece bir alternatiftir, fakat Beckett&#8217;in oyun kişileri hiçbir zaman bunu çözüm olarak kullanmazlar.</p>
<p> <em>‘Senin orada olduğunu bilmek benim için büyük rahatlık, ama bıktım artık senden. (Susar) Seni dışarıda bırakacağım, bunu yapacağım sana. (Tabancayı sağ yanına koyar.) Orada kal, bugünden sonra orasıdır senin yerin.&#8217;</em></p>
<p> Winnie&#8217;nin monoloğa dönen konuşmaları, onun düşünmesini engelleyen, onu varoluş yükünden kurtaran yegâne araçtır. Can sıkıntısıyla çoğu birbirinden kopuk, anlamsız sözler sarf ederken, dilin iletişimi sağlayan bir araç olduğu kanaatini de sorgulamaya neden olur.</p>
<p> Oyun kişilerinin ölümü unutup, yokmuş gibi yaşayarak onu kendilerinden uzak tutacaklarına olan inançla, hem kötüleşen durumlarına rağmen şükrederler hem de şikâyet etmekten korkarak kendilerince umutlu söylemler bulma çabası gösterirler.</p>
<p><em>‘Şikâyet edemem. Hayır hayır, etmemeliyim. (&#8230;) Ara sıra gelen hafif bir baş ağrısı. Bir gelir, bir gider. Çok şükür, binlerce şükür. Dualar belki de boşa gitmiyor&#8217;</em>  </p>
<p> Fakat kaçınılmaz ve mutlak son onları beklemektedir. Gökyüzünün sonsuzluğu ölümsüzlüğü simgelerken, onlar oraya ulaşmayı hayal ederken, insan toprağa bağımlıdır ve ölümlüdür.</p>
<p><em> </em><em>‘Hani burada bir güç beni böyle tutuyor olmasa göğe doğru hızla uçar gidermişim duygusu durmadan büyüyor içimde. Belki bir gün yer beni bırakıp salıverecek, çünkü bu çekim öyle büyük ki, evet, bütün çevremi çatır çatır kırıp yerinden söktüğü gibi beni yukarılara sürükleyecek. Sen hiç böyle bir duyguya kapıldın mı, Willie yukarıya emilme duygusuna?&#8217;</em></p>
<p> Mutlu Günler, Willie&#8217;nin şık kıyafetler içerisinde sürünerek Winnie&#8217;ye ulaşma çabasıyla son bulur. Varoluşlarının kanıtı konuşma ve dinleme eylemi sonlanırken, Beckett&#8217;in karakterleri varlık ve yokluk arasındaki o ince çizgide buluşurlar.</p>
<p> Varlığının farkında olan ve bir ömür boyu bunu kanıtlamak için çaba harcayan insan, şimdi ölümü nasıl karşılayacaktır? Ölümü kavrayabilecek midir? Onu mutlak bir yok oluş mu bekliyordur yoksa sonsuz yeni bir yaşam mı? Tanrı var mıdır? Modern insan, tüm yaşam pratiğini neredeyse bilimsel verilerle ortaya koymasına karşın son kertede ölümü anlamlandıramaz ve açıklayamaz. Beckett ise varoluşun zaten başlı başına anlamsız olduğunu söyler.</p>
<p> ‘<em>Bu dünyanın anlamı olduğu aslında bizim bir kuruntumuz. Biz bu dünyanın, bu dünya üzerinde yaşayan bizim yaşamlarımızın bir anlamı olduğunu varsayıyoruz ama aslında böyle bir anlam yok. Bu anlam arayışı bizim dünya üzerinde kendi varoluşumuzu anlamlı kılma çabalarımızın bir uzantısı. Biz böyle bir anlamı bulmaya zorunluyuz, yoksa anlamsız olduğunu kabul edersek her şeyin, bu &#8217;saçma&#8217; varoluş durumuna katlanamayız, yaşam bizim için bir cehennem halini alır, nitekim de bu yakıcı sorunun peşine düşenlerin yaşamları bunaltıcı bir cehennemdir. Peşine düşmek de bir eylemlilik halidir, aslında böyle bir eylemlilik hali de yok, biz edilgeniz, ve varoluşun gerçekliği bize kendini dayatır: Ben anlamsızım der bu varoluş, boşuna bir anlam bulmaya çalışma!</em>&#8216;</p>
<p>Aslında Beckett&#8217;in anlamsız kabul ettiği bu varoluş, bir yandan hayatın hakikatini anlamamız ve görebilmemiz için düşünme çabası içerisine girmemizi sağlar. Zira her şeyin aynı gibi göründüğü bu sonsuz çölde aslında hiçbir şey aynı kalmamaktadır. Varlığın yüküyle yola koyulan insan, yaşam boyu bir çıkış noktası bulmaya çalışır.</p>
<p> Ölümün mutlak son mu yoksa çıkış noktası mı olduğunun ayırdına varmak ise<a name="_GoBack"></a> kişinin hakikatle yüzleşmesi sonucunda anlaşılacaktır. Aydınlık ve karanlık, yaşam ve ölüm&#8230; İşte tam da bu noktada zaten insan ya hiçlikle yüzleşecektir yahut sonsuzlukla.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p>1- Samuel Beckett, Mutlu Günler</p>
<p>2- Ayşegül Yüksel, Samuel Beckett Tiyatrosu</p>
<p>3- Ümran Türkyılmaz, Beckett&#8217;in Mutlu Günler Oyunu Üzerine Bir İnceleme</p>
<p>4- Burcu Doğan, Samuel Beckett&#8217;in ‘Mutlu Günler&#8217; Adlı Oyunundaki ‘Winnie&#8217; Rolüne Çalışma Süreci</p>
<p>5- Zehra İpşiroğlu, Uyumsuz Tiyatroda Gerçekçilik</p>
<p>6- Zygmunt Bauman, Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri</p>
<p>7- Emmanuel Levinas, Tanrı, Ölüm ve Zaman</p>
<p>8- Martin Heidegger, Varlık ve Zaman</p>
<p>9- Semih Kaplanoğlu, Problemsizlik Özlemine Karşı: Mutlu Günler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Biraz daha okumak için&#8230; </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap Tanıtan Kitap 1</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" />Kitap Tanıtan Kitap 2</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/16/mutlu-gunler-samuel-beckett/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yokluktaki Varlık Zirvesi İnsan</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 10:45:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19852</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;&#8230;Ah istemek ihtirası !.. Ah tokluk içinde açlık !&#8230;&#8221; (Nietzche)
Vefa Önal
 İnsan aç.
Topraktan doğan tüm lezzetlere aç, bizzat toprağa aç.
Kurdunkinden beter bir açlık bu. Kurt doyunca kenara çekilir. İnsan doyunca stoklar. İnsanın açlığı gereksinimin çok üzerindedir, kurdun ki midesinin çapıyla sınırlıdır.
Kurt, midesi istiyor, midesiyle yiyor. insan midesiyle yiyor, ruhuyla istiyor ve ruhu sınırsız arzulara sahip.
Midesi tok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/nostalji_insan_caspar_david_friedrich.jpg"><img class="size-full wp-image-19853 aligncenter" title="nostalji_insan_caspar_david_friedrich" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/nostalji_insan_caspar_david_friedrich.jpg" alt="" width="315" height="400" /></a></p>
<p style="text-align: center;">&#8220;&#8230;<em>Ah</em> <em>istemek ihtirası !.. Ah tokluk içinde açlık !&#8230;&#8221; </em>(Nietzche)</p>
<p><strong><em>Vefa Önal</em></strong></p>
<p> İnsan aç.</p>
<p>Topraktan doğan tüm lezzetlere aç, bizzat toprağa aç.</p>
<p>Kurdunkinden beter bir açlık bu. Kurt doyunca kenara çekilir. İnsan doyunca stoklar. İnsanın açlığı gereksinimin çok üzerindedir, kurdun ki midesinin çapıyla sınırlıdır.</p>
<p>Kurt, midesi istiyor, midesiyle yiyor. insan midesiyle yiyor, ruhuyla istiyor ve ruhu sınırsız arzulara sahip.</p>
<p>Midesi tok ruhu hep aç bir varlık insan.</p>
<p>Hal böyle olunca da doyumsuz, mutsuz, acılar içinde bir varlık insan.</p>
<p>Peki bu iflah olmaz açlıktan kurtuluş var mı ?..<span id="more-19852"></span></p>
<p>Evet, var, Ruhu toprakla değil, Tanrıyla doldurmak.</p>
<p>Çünkü aç ve huzursuz ruhun yatışması toprağın üzerine yükselmesiyle mümkündür. Bu yükselme dünyayı aşan bir varlığa, ancak Tanrıya bağlanmakla olabilir.</p>
<p>Bir türlü yatışmayan açlık, Tanrısız ruhun özelliğidir, yaradanını, dostunu, aşkını tanımayan ruhun özelliğidir.</p>
<p>Kendisine el, midesine yar olmuş ruhun özelliğidir.</p>
<p>Ruhumuzdaki sonluya duyulan bu sonsuz açlık, sonsuza duyulan açlıkla yenilebilir.</p>
<p>Adına dünya denilen, bitmek bilmeyen arzularla, türlü türlü lezzetlerin piştiği bu kaynayan çömleğin içinden &#8220;Tanrının İpi&#8221;ne tutunarak çıkabiliriz.</p>
<p>Bir kez Tanrının ipine tutunduk mu, nefsin hayvanlıkla, kalbin arzularla, aklın çıkarlarla, ben&#8217;in ayrı gayrılıkla mücadelesi başlar.</p>
<p>İnsanda bir araya gelen, ama aynı zamanda &#8220;helozonik bir güreşe&#8221; tutuşan, sonluyla sonsuzun mücadelesi başlar.</p>
<p>Diğer varlıklarda bu nitelikte, metafizik bir çatışma alanı yoktur. Kendileriyle ve çevreleriyle uyum içindedirler. &#8220;dünya dışılıkta&#8221; yatan bir kurtuluşları olmadığı gibi, kurtulmak gibi bir dertleri de yoktur.</p>
<p>Onlar adeta, insan ruhunun serüvenin hüzünlü tanıklarıdırlar</p>
<p><em>&#8220;Bütün gerçek, size bakan bir köpeğin gözlerinde gizli gibidir&#8221; Kafka. </em></p>
<p>Tanrıya açlık duyan, Onu isteyen insandır.</p>
<p>İnsan ruhunun gizli labirenti Tanrıyadır.</p>
<p>Varlık olarak insan hacıdır, diğer varlıklar saçıdır.</p>
<p>Tanrıyla muhabbet etme &#8220;rutbesine&#8221; ulaşabilecek bir varlıktır insan.</p>
<p>Bu varoluşunun farkında olmayan, ya da farkında olup nakış nakış işlemeyen insan, onu &#8220;şerefli varlık&#8221; katına yükselten rutbeden yoksun kalır.</p>
<p>İnsan için bu, ruhun bozulması, yaradılışına ihanet demektir.</p>
<p>Bir kurbağanın hem suda hem karada yaşamak üzere yaratıldığı halde, yalnızca karada yaşamayı seçmesi  gibi bir şeydir bu. Kurbağa nasıl hem su da hem de karada yaşayabilirse, insan da hem dünya da hem de &#8220;dünya dışı&#8221;nda yani Tanrıyla yaşayabilir. Kurbağa nasıl sudaki yaşamı için bir su kaynağı zorunluysa, insanın dünya dışı yaşamı için de bir kaynak, yani Tanrı zorunludur. </p>
<p>Yalnızca karada yaşayan bir kurbağa nasıl hareket yeteneğini, ışıltısını, sağlığını yitirirse, yalnız dünya içi kalan toprakla yaşayan insan ruhu da kokuşur, çürür.</p>
<p>Tanrıya inanmak, dolayısıyla Tanrıda yaşamak, Tanrının insana bağışladığı en büyük ruh nimetidir. Gönlü ferahlatan, abad eden en lezzetli gıdadır.</p>
<p>&#8220;T<em>apınmaktan zevk aldım&#8221;</em> Upanıshadlar.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, kuşun kanadı kuşa iyiliktir, kuş uçmazsa kuş olmaktan, gökyüzü yurdu olmaktan çıkar. Aynı şekilde Tanrıya tapmak da insana verilmiş gönül kanatlarıdır. Uçmayan gönül, asıl yurdundan uzak düşer, toprakta sürünür, hayvanlaşır.</p>
<p>Yunus Emre, uyarıyor:</p>
<p><em>&#8220;Miskin ademoğlu nefse zebun olmuştur</em></p>
<p><em> Hayvan canavar gibi otlamağa kalmıştır.&#8221;</em></p>
<p>Tanrıyla bağını kuramayan insanın efendisi toprak olur, onu öküz gibi sabana koşar, ruhunu ömür boyu arzularının peşinden sürüklenen dev bir iniltiye dönüştürür.</p>
<p>Tanrıyla bağlantılı yaşamak, Onu düşünmek, Onu tanımaya çalışmak, Onun ilhamıyla dolarak yaşamak, işte budur insanı &#8220;çamur&#8221; dan arındıran, &#8220;nur&#8221; katına yükselten.</p>
<p>Bu ancak Tanrı ilhamıyla dolup dolup boşalan bir gönlün başarabileceği bir şeydir.</p>
<p><em>&#8221; Tanrı ilhamı insana bir lütuftur&#8221; </em> Pascal.</p>
<p>Tanrının ruhumuzu ilhamıyla ışıtabilmesi O&#8217;na duyacağımız aşk nispetindedir.</p>
<p>Masivayı,  gönlün nesnesi yapmış olan insanın gönlünde Tanrıya yer kalmaz. Gönlün nesnesi neyse ilhamı odur.</p>
<p>Bir arabayı, bir araziyi, bir kadını elde etmek için gece gündüz çabalayan bir insanın gönlü bunların ilhamıyla dolar, rüyaları dahi ona göre olur. Tutkuyla peşinde oldukları nesnelerin adeta tutsağı olurlar, nesnenin nesnesi durumuna düşerler.</p>
<p>Oysa tüm benliğiyle tüm düşünceleriyle Tanrıya yönelen insanın gönlü Tanrının ilhamıyla dolar. Nesnelerin tutsaklığından kurtularak, nesnelerin nesnesi değil öznesi olur. Tanrıyla &#8220;birlik&#8221; olmanın gücüyle davranır.</p>
<p>Toprağın ve öküzün efendisi olur. Çünkü onu köleleştiren nefsinin efendisi olur.</p>
<p>Unutulmasın ki, nesnelerle gönül birliği, bir yok varlığın yoklukla birliğidir.</p>
<p>Gönlün Tanrıyla birliği bir yok varlığın Mutlak varlık&#8221; la birliğidir.</p>
<p>Ancak Mutlak Varlıkla, Var durumuna geçebilecek potansiyeli barındıran gönül, kendini nesnelerle sınırlaması, bu potansiyeli gerçekleştirmekten alıkoyar. Dolayısıyla gönül içinde taşıdığı sonsuzla sonsuz olma aşkınlığını, güzelliğini, yüceliğini gerçekleştiremez.</p>
<p>Bu özünü yaşayamayan, kendine aç bir gönüldür. Kötülüğün, nefretin, sonu gelmez hırsların doğduğu nefse sahip insanların gönlüdür.</p>
<p>Nesnelerin yokluğunda kendini var zannıyla var eden nefistir.</p>
<p> İnsanı &#8220;aşki gönlün&#8221; var etmesi Mutlak Var&#8217;ladır. &#8220;Nefsi gönlün&#8221; var etmesi, sonlu &#8220;var&#8221; ladır.</p>
<p>Birincisinde gönül geldiği kaynağa rücu ederek Var&#8217;da &#8220;hakikat parçası&#8221; olarak var olur. Diğerinde gönül, geldiği kaynaktan uzaklaşarak, bir &#8220;var zannı&#8221; olur.</p>
<p>Oysa gönül bir varmış zannıyla açlığını gideremez, Hakikatten nasiplenmek ister, bu yönde tecellilere uğramak ister. Ama bu nefsi bir gönlün tecrübe edeceği şeyler değildir.</p>
<p>Tanrı aşkıyla, Tanrı ilhamıyla dolu bir insanın aşki gönlüne Hakikatten bağışlanacak tecelliler sonsuzdur.</p>
<p>Aşki gönlü, yokluktan varlığa, hayalden hakikat duygusuna götürecek tecelliler bağışı sonsuzdur.</p>
<p>Açlık bu sonsuz tecellilere duyulduğunda, önünüze alemin en ulvi sofraları kurulur</p>
<p>&#8220;<em>Hakkın tecellisi sonsuz ve sayısızdır, bundan ötürü bıkkınlık oluşmaz. Hakkın tecellisine kanaat etmek keremine ihtiyacım yoktur demektir, küfürdür. Her tecellinin ötesinde daha yüce bir tecelli olduğunu bilerek o tecelliyi aramak ummak gerekir.&#8221; </em>Giritli Aziz Efendi.</p>
<p>Tecelli açlığı gönül açlığıdır, Sofrası aşk, gıdası muhabbettir.</p>
<p>&#8220;Nefsi açlık&#8221; çekenler değil, &#8220;kalbi açlık&#8221; çekenler oturabilir bu sofraya.</p>
<p>Bu sofradan beslenerek halden hale giren ruhun ayakları varlıkta zirveden zirveye tırmanır.</p>
<p>Ruhunuzun, Mutlak Ruhu  &#8220;Temaşa&#8221; etmesinin eşsiz anlarını yaşayan insanın tecrübesi, aslında kendisini en hakiki biçimde tecrübe etmesidir.</p>
<p>Nefes aldığınızda, bağırdığınızda, oturup kalktığınızda, size bir &#8220;yaşayan&#8221; olduğunuz &#8220;algısı&#8221; verilir, ama bu hakikaten olduğunuz duygusuna karşılık gelmez.</p>
<p>Nefsi gönlün, dünyayı zaptetmek isteyen hırsı, yeterince hakikatini duyamayışının yarattığı yokluktan nemalanır.</p>
<p>Bu nefis tarafından bir türlü duyulamayan kendinin hakikati, &#8220;varlığını&#8221; dışarıya alabildiğine yaymanın umarsız formülü haline gelen, malı mülkü, iktidarsal etkiyi artırmakla duyulmaya çalışılır.</p>
<p>Yokluğun hengameli zirvesine tam da böyle şatafatlı adımlarla yürünür.</p>
<p>Oysa insan yokluğunu, simetrik bir varlığa sıçratabilir.</p>
<p>Bunun için ona gerekli olan aşki bir gönülle Tanrıya yönelmektir.</p>
<p>O zaman bir varlık olmanın zannı değil, sahicilik duygusu kendiliğinden ona akmaya başlayacak, onu varlığın zirvesine doğru yolculuğa çıkaracaktır.</p>
<p> </p>
<p>… İnsan üzerine okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"></a> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></span></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/20/yokluktaki-varlik-zirvesi-insan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yük ve Boşluk</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/11/yuk-ve-bosluk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/11/yuk-ve-bosluk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 15:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Boşluk]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19735</guid>
		<description><![CDATA[
Vefa Önal
&#8220;Ben daha seninle dolmadığımdan kendime henüz bir yüküm&#8221; (Augustinus)
Yaşam standardımızı yükseltmek, varolanı koruyabilmek için mücadele sırtımızda bir yüktür. Bu yükten yorulur, kimi zaman kurtulmak isteriz, ama oflaya puflaya bu yükü taşımaya devam ederiz. 
Sık sık yakındığımız, üstümüzden atıp kurtulmak istediğimiz &#8220;geçim&#8221; odaklı bu yük, aslında altında ezilip kahrolacağımız çok daha ağır başka bir yükü hissetmemizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/bosluk.jpg"><img class="size-full wp-image-19736 aligncenter" title="bosluk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/bosluk.jpg" alt="" width="490" height="326" /></a></em></p>
<p><em><strong>Vefa Önal</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Ben daha seninle dolmadığımdan kendime henüz bir yüküm&#8221;</em> (Augustinus)</p>
<p>Yaşam standardımızı yükseltmek, varolanı koruyabilmek için mücadele sırtımızda bir yüktür. Bu yükten yorulur, kimi zaman kurtulmak isteriz, ama oflaya puflaya bu yükü taşımaya devam ederiz. </p>
<p>Sık sık yakındığımız, üstümüzden atıp kurtulmak istediğimiz &#8220;geçim&#8221; odaklı bu yük, aslında altında ezilip kahrolacağımız çok daha ağır başka bir yükü hissetmemizi azaltır.</p>
<p>Bu yük <span id="more-19735"></span>hayattır, bizatihi hayattır.</p>
<p>Şu veya bu düzeyde geçinmek bir yüktür, bazılarımıza ise bizatihi hayat yüktür.</p>
<p>Pek çok kişi, hayatın hay huyu içinde, bu yükün varlığını hissetmez. Hissedebilmesi için, kendini  sürekli tartması gerekir. Ama hayatın her türlü zorluğunu tartan insan, kendini tartmaya gelince yan çizer.</p>
<p>Tıpkı kantar gibidir insan, üzerine çıkan kamyon kamyon yükü tartar, ama kendini tartamaz.</p>
<p>Neden, çünkü içerdeki yük &#8220;trajiktir&#8221;. Dışarıdaki yük bunu örtücüdür.</p>
<p>O yüzden insan gözünü dışarı çevirir ve adına &#8220;geçim&#8221; diyerek ister, sürekli bir şeyler ister, bir şeyler olmak ister, bir şeyler tatmak ister, zengin olmak, ünlü olmak, güçlü olmak ister, hep ister.</p>
<p>Bu da bir mücadele, bir yük getirir beraberinde.</p>
<p>Peki isteği yoksa, başkalarının olmak, tatmak istediği şeyler, karşılığında taşınması gereken yüke değmediğini düşünüyorsa ne olacak?&#8230;</p>
<p>Tüm değer yargılarıyla, gündelik işleriyle üzerine üzerine gelen hayatın, aslında &#8220;iç karakteri&#8221;ni bir yük olmaktan çıkarmaya çalıştığını fark ediyor ve bu çabanın kendisinin beyhudelik ve anlamsızlıkla aynı anlama geldiğini kavrıyorsa o zaman ne olacak?..</p>
<p>Dışardan çok içerde, kendinde olan bir hayatın varlığını çok daha yüksek biçimde görüyor ve bunun &#8220;esas&#8221; olduğuna inanıp onu anlamak, tatmak, bilmek yaşamak istiyorsa, o zaman ne olacak?..</p>
<p>İşte o zaman hayat  zevkiyle sefasıyla, temsil ettiği değerleriyle, kışkırtıcılığıyla bir anlamsızlık, beyhudelik olup çıkar.</p>
<p>Dışsal olan pek çok şey huzursuzluk olup çıkar.</p>
<p>Dışşsal olana yabancılaşma, kendinde olanı tanıma başlar.</p>
<p><strong>&#8220;<em>Dışsal anlamda yarattıklarının peşine düşüyor insanoğlu, ama içsel anlamda kendisini yaratanı</em> <em>terk ediyor</em> &#8220;</strong> Augustinus.</p>
<p>Dışardaki hayat tıka basa doludur, içerdeki hayat boşlukla doludur.</p>
<p>Dışardaki hayat ıvır zıvırın yüküdür, içerdeki hayat, boşluğun yüküdür.</p>
<p>Boşluk Tanrının sessiz harflerle yazdığı bir metindir. Bu metinde manayı taşıyan bir ses yoktur, boşluk manayı taşımaz, sunar, nesnesiz, harfsiz sunar.</p>
<p>Dışarının nesneleriyle dolu olan insan, boşluğun nesnesizliğinden sıkılır. Salt mana ona manasız gelir. İçinin aracısız ve dolaysız manaya temasının yarattığı boşluk onun alıştığı değildir.</p>
<p>Hayatı bizatihi yük olarak hisseden insan içinse durum tersidir, boş ve sıkıcı olan içimizdeki boşluk değil, dışarıdaki dolu görünüşlü bomboşluktur.</p>
<p>Nesnenin yarattığı doluluğun içi kovuk kovuktur. Bir arzunun peşine düşüp nesnesini ele geçiren insanın durumu da öyle. Hevesle kovalayıp elde ettiğimiz bir nesnenin haz doluluğu çok geçmeden yerini kovuğa benzeyen aç bir ağza bırakır.</p>
<p>İşte bu noktada, o ayrım başlar. Ya başka bir nesneyi tüketmeye koşarak içinizi kovuk kovuk yaparsınız, ya da kovuğunuzu boşluğa dönüştürecek sabrı ve erdem dönüşümünü gösterirsiniz.</p>
<p>Kabul edelim etmeyelim, hayat bizatihi insana yüktür, yük gibi gelmelidir. Bunun böyle gelmesi sizin içinizdeki trajik özü duymanızdandır. Bu öz bizim insansal varoluşumuzun ta kendisidir, bizi türümüzün ta kendisi yapan özelliktir, bizim Tanrısallıktan aldığımız payın en çarpıcı kanıtıdır.</p>
<p>İnsan-yaşam formunda olmak, kökeninde insanın istediği değil Tanrının istediği bir şeydir.</p>
<p>Tanrısallığı içinde duyan insanın, &#8220;yaşayan-ölen&#8221; sonlu bir yaşam varlığı demek olan &#8220;insan olmak&#8221;tan hoşnut olması beklenemez.</p>
<p>İçindeki trajik duyuşun kaynağı burasıdır, hayatı bizatihi yük kılan duyuşun kaynağı da ve tabii boşluğun.</p>
<p>İçinizdeki sonsuzla, dışınızdaki sonsuzun &#8220;sonlu görünüşleri&#8221;nin karşılaşmasından doğan şeydir boşluk.</p>
<p>Trajik olanın silik ve dingin yüzü.</p>
<p>Tanrının sonlu ile sonsuz arasındaki geçirgenliği.</p>
<p>Boşluğu tanı, bunun için öğren.</p>
<p>Tanrı öğrenilmiş boşluktur.</p>
<p>Boşluktan sonrası hiçliktir, hiçlikten sonrası Tanrı. Yaşayan insan varlığın, Tanrıyı deneyimlemesinin en etkin hallerindendir boşluk.</p>
<p>Kendini boşlukla dolduran Tanrıyla doldurur, kendini beniyle dolduran boşunalıkla doldurur. Birinin yükü Tanrıdır, diğerinin yükü kendisi.</p>
<p>İnsana ağır gelen benidir, Tanrı değil.</p>
<p>Tanrı bir &#8220;müjde&#8221; taşıma yükü gibidir. Ağırlığı yoktur, ama varlığı bütün benliği sarar. Sevinci vardır, ama bir an önce dışa vurmak isteyip vuramayışın, kederli sıkıntısı, müjdenin içeriğini tam anlamıyla bilmek isteyip, bir türlü bilemeyişin meraklı huzursuzluğu da vardır.</p>
<p>Bu yükle insan çökmez, yükselir.</p>
<p>Söz konusu yükseliş sizi nesnelerle içiçelikten, ya yanyanalığa, ya da yukarıya götürür.</p>
<p>Hayatın hızı karşısında içinizde sizi yatıştıran muhteşem bir yavaşlık devinimi oluşturur.</p>
<p>Bunaltıcı anlarında hayatı, uzak bir uğultu algısına çevirir.</p>
<p>Bu yükseliş ve her şey demek olan o kutsal boşluk, varoluşun trajik özünü duymakla başlar. Bunun Tanrının özünün yaşayan varlık özüne dönüşmesinin &#8220;trajikliği&#8221; anlamına geldiğini derinden duymakla bizi kuşatır.</p>
<p>Sezeriz ki insan, Tanrının tragedyasıdır.</p>
<p>Bunu hissederek yaşamak, kendi içinde bu yükle dolaşmak, bu tragedyanın en kutsal repliğiyle donatır bilinci : boşluk; hayatıysa bizatihi bir yük kılar.</p>
<p>Hayat görevdir, boşluk amaç.</p>
<p>Boşluk keşiflerle doludur, hayat görevlerle.</p>
<p>Boşluk neden keşiflerle doludur, çünkü Tanrının yeryüzünden &#8220;kendine&#8221; doğru çekildiği adrestir.</p>
<p>Boşluğun &#8220;gölgemsi gerçekliği&#8221;nde dolaşarak sonsuza ilişkin sonsuz keşiflerin içine dalınır.</p>
<p>Hayatı bizatihi yük görenlerin heybesindeki yük, bu keşiflerdir. Ve bu yük, trajik duyuşa karşılık mücevher gibi bir armağandır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Yunus bu sözleri çatar /</em></strong></p>
<p><strong><em>Sanki balı yağa katar  </em></strong></p>
<p><strong><em>Halka mataların satar  </em></strong></p>
<p><strong><em>Yükü gevherdir tuz değil</em></strong></p>
<p> </p>
<p>Armağanlar dolu boşluğa varmanın süreci üç aşamalıdır.</p>
<p>Birinci aşama: Hayat çekicidir, tek gerçektir, insan bir çok şey olmak ister, hayatı onun sunduklarını adeta yalayıp yutmak ister. Eğlenmek, sahip olmak, türlü türlü beklentiler içinde, türlü türlü hazların peşinde koşmak anlamlı ve arzulanan bir şeydir. Hayat bizatihi yük olmadığı gibi, soyut bir olgu olarak pek farkında da olunamaz.</p>
<p>İkinci aşama: Bir şeylerin doğru gitmediği hissedilmeye başlanır. Kendini sürüklenen, ordan oraya çarpılan, bir oyuncak gibi görmeye başlanır. Eskisi gibi insan kendini hayata olduğu gibi bırakamaz. Bir şeyler onu tutar, ben ne yapıyorum, ben kimim, hayat nedir gibi sorular derinden ve sık sık sorulur. Hayat yavan, anlamsız gelir. Yaşıyor olmak bir yüke dönüşerek, iki de bir kabus gibi kişinin üzerine çöker.</p>
<p>Üçüncü aşama: Trajik olan açığa çıkmıştır. Acı dışarıdan bir nesneden değil, varoluşun kendisinden çekilir. Ama tuhaf bir biçimde başka türlü yapamaz. Bu acıya dönük ve bunu artırıcı bir yalnızlıktan çok haz alır. Gündelik hayatın içinde olmak onun sadece gerekliliğiyle sınırlıdır. Hayatta olan biten genel kabul gören pek çok şey, anlamsızlık ve bayağılık duygusu verir ona. Kendine çekilmek bir ibadet biçimini alır. Kendinin diplerine çekildikçe koyulaşan acıdan, belli bir derecesinde boşluk doğar.</p>
<p>Üçüncü aşamadaki insan yedeğinde boşlukla gezer, dünyaya yokmuş muamelesi yapan bir ruh, varmış muamelesi yapan bir beden olarak.</p>
<p>Yükü &#8220;gevher&#8221;dir, acısı doğurgan.</p>
<p>Acı Tanrısına uzak düşmüşlüktür, bu uzaklık duygusu boşlukla varoluşuna içkinleşir. Yoksa Tanrının insandan uzaklığı, ona  &#8220;şahdamarından daha yakın&#8221; oluşundandır. Bu yakınlık Tanrıyı duyuran ama görmeyi engelleyen bir durumdur.</p>
<p><strong><em>&#8220;Düşmüş bir kraldan başka kral olduğuna kim ağlayabilir.&#8221; </em></strong><strong> </strong>Pascal.</p>
<p>İnsan Tanrıya olan &#8220;uzaklığının&#8221; bu düşmüşlüğünün ıstırabını ona doğru yürüyerek hafifletebilir.</p>
<p>Ama aramızda yürünecek bir mesafe yoktur. İşte burada &#8220;boşluğun ontolojisi&#8221; başlar.</p>
<p><strong><em>&#8221; Ruhun boşlukları olmasaydı manevi yol da olmazdı; çünkü senle onun arasında ayağını atabileceğin bir mesafe yoktur.&#8221;</em></strong> İbn Ataullah.</p>
<p>Boşluk, Krallığımıza giden yoldur.</p>
<p>Bu yolda yürüdükçe yük hayatı, boşluk yükü dönüştürür.</p>
<p>Yük ve boşluk insanı dönüştürür.</p>
<p>Yük gevher&#8217;e, insan veli&#8217;ye döner.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/11/yuk-ve-bosluk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/11/yuk-ve-bosluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm&#8217;ü &#8220;gösteren&#8221; müzik: Der Leiermann (Schubert)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 19:56:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19653</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
&#8230; Ölüm üzerine okumak için&#8230;
Ölümden Bahseden Kitap
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
<iframe width="250" height="157" src="http://www.youtube.com/embed/_c1iDi_7nBk" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
 </p>
<p>&#8230; Ölüm üzerine okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/05/olumu-gosteren-muzikschubert-der-leiermann/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 11:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18759</guid>
		<description><![CDATA[ 
Nature Time Lapse III from mockmoon on Vimeo.
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/7977632?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="225" frameborder="0" webkitAllowFullScreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/7977632">Nature Time Lapse III</a> from <a href="http://vimeo.com/user786904">mockmoon</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Ölümden bahsetmek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 22:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18250</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="202" height="293" /></a>Çocuklarımıza Ölüm&#8217;den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Masallardaki, filmlerdeki ölümlerden de mi istifade edemeyiz? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm&#8217;ü TV&#8217;den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>&#8220;problem&#8221;</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar&#8230; Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm&#8217;ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden &#8220;uzakta&#8221; ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme &#8220;sırasının&#8221; onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir &#8220;büyük ikramiye&#8221; ölüm&#8230;</p>
<p>Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>&#8220;konuşmayan nasihatçıdan&#8221;</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/08/dikkat-kitap-olumden-bahsetmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Açıp Kapayıncaya Kadar&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 08:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17907</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="172" src="http://www.youtube.com/embed/OzwBHP3nnNM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/04/goz-acip-kapayincaya-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kirazın Tadı / Ta’m-e Gilas  (1997)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2011 08:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İntihar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15085</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş: Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;
İnsan, üzerine yirmi kürek toprak attırmak için yola çıktığında, yaşamayı mı istiyordur, ölmeyi mi? İstenilen yardım hangisidir? Üzerine atılacak toprak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kirazin-tadi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15087" title="kirazin-tadi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kirazin-tadi.jpg" alt="" width="289" height="174" /></a>&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş: Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;</em></p>
<p>İnsan, üzerine yirmi kürek toprak attırmak için yola çıktığında, yaşamayı mı istiyordur, ölmeyi mi? İstenilen yardım hangisidir? Üzerine atılacak toprak mı, uzanacak bir el mi?</p>
<p>Abbas Kiyarüstemi&#8217;nin yönettiği, İran yapımı bir film Kirazın Tadı. Deneysel sinemanın önde gelen isimlerinden Kiyarüstemi, bu filmde intihar olgusunu ve buna bakışı sorgulamış.</p>
<p>Bedii Bey, intihar etmek için yola çıkan-uyku hapı içerek hayatına son verecektir-  ve para karşılığında üzerine toprak örtecek ya da ellerinden tutup kaldıracak kişiyi aramaktadır. Arabasına ilk, askerlik yapan bir Kürt gencini alır. Onu ikna etmek için şunu der:</p>
<p><em>&#8220;Ben bir ağacın köküne saçacağın gübreyim. &#8220;</em></p>
<p>Hakikaten kendisi için kazdığı yer bir ağacın dibidir. Ancak ikna edemez. Vazgeçmez Bedii Bey, arayışına devam eder. Bu arayışta gözleri dışarıdadır, hayata bakar. Bu çekimlerde kullanılan sabit kamera ile, Bedii Bey&#8217;in hareketsizliğine karşılık, hareket eden bir hayatı izleriz -içerden dışa bakış Bedii Bey&#8217;in bakışı değildir, onu ve dışı izleyen kameranın bakışıdır-, ama o, bu hayatın içinde kendi ölümünü arar. Kendi toprağını üzerine atacak kişiyi. Onun toprağa bağımlılığı mekân seçimiyle de karşımıza çıkar. Her yer topraktır, savrulan, akan, üzerinden gölgelerin geçtiği, hayat veren ve hayatı biteni  alan&#8230; toprak.</p>
<p>Arabasının ikinci yolcusu Afgan ilahiyatçıya, <em>kendimi bu hayattan kurtarmaya karar verdim</em>, der. Bir tükenişi yaşamaktadır, devam edecek gücü yoktur ama sebebini <span id="more-15085"></span>söylemez. Tüm bu kısımlarda kamera, çıplak hayata bakar, üzerine hiçbir şey eklemez. Hiçbir şeyi allayıp pullama derdinde değildir. Yalın gerçeklik vardır karşımızda.</p>
<p>İkinci yolcu ile, asıl sorularını atar yönetmen ortaya: İntihar, din, günah, mutluluk-mutsuzluk olguları sorular ve cevaplar arayıcılığıyla sorgulanır.</p>
<p>İntiharın nedenlerini hiç aktarmaz yönetmen, sadece sonucu üzerinde durur. Mutsuzluk. Bu sekansta intihar olgusu, din-felsefe bağlamında ele alınırken çoğu diyaloglar bu olguları açıklamaktan çok uzaktır. İslam dininde kişinin intihar etmesinin yasak olması <em>&#8220;Kendini öldürmeyeceksin.&#8221;</em> Afganlı ilahiyatçı aracılığıyla verilirken, buna karşılık verilen cevap:</p>
<p><strong><em>&#8220;İntiharın büyük günahlardan olduğunu biliyorum. Fakat mutsuz olmak da büyük günah. Mutsuzken başka insanları incitirsiniz. Bu da bir günah değil mi?&#8221;</em></strong> şeklinde mutluluk-mutsuzluk argümanına dayandırılır.<strong> </strong>Kısaca, mutsuz insanın çevresindeki insanlara zarar verip incitmesi ile intiharın, günah terazisinde denkliği öne sürülmüş olur.</p>
<p>Sorular akıp gitmeye başlar zihninizden: İnsan dünyaya mutlu olmak için mi gelir? Varoluşun nedeni bu mudur? Mutsuz olan insan sırf bu yüzden varlığını yok mu etmelidir <strong>ve asıl soru; ölüm, varlığın zıttı mıdır? </strong></p>
<p>Üçüncü yolcu, hasta çocuğunu iyileştirebilmek için para arayışında olan ve kendi teklifini kabul eden Doğal Tarih Müzesinde çalışan bir Türktür: Bakari Bey. Yolculuğun güzergâhı değişir bu kez, yol kadar tabiata ait görüntüler ve renkler de değişir. Yine toprak ağır basmaktadır ama bu sefer toprağa eşlik eden yeşillikler vardır ve farklı renkler karşımıza çıkar. Yolcuyla birlikte yol da değişir, Bakari Bey&#8217;in ifadesiyle, <em>uzun yol daha rahattır</em>. Bakari Bey, bu yolculuk esnasında hiç susmaz, devamlı anlatır. Bedii Bey&#8217;in durumunu bir fıkrayla özetler:</p>
<p><em>&#8220;Türk&#8217;ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş:</em></p>
<p><em> Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.&#8221;</em></p>
<p>Varlık sadece beden midir ve ölmek varlığın zıttı mıdır? Değildir. Ölüm çare değildir öyleyse. Ama parmağınız kırıksa, dokunduğunuz her yerde o acıyı hissedersiniz. Hayat hep o acının merkezinden bakarsınız. Her noktayı acıyor zannedersiniz. Öyleyse kırılan parmağı düzeltmelidir insan, vücudu ortadan kaldırarak acıya son vermeyi tercih etmemeli ve hayatı mutluluk-mutsuzluk düzleminde bir varoluşa hapsetmemelidir.</p>
<p>Bedii Bey, etkilenmiştir Bakari Bey&#8217;in konuşmalarından, artık sadece toprak örtmesinin isteminde değildir, önce uyanması için çağırmasını ister, bu yetmez, yüksek sesle çağırmasını ister, bu da yetmez omuzlarından sarsmasını ister. Ölümden çok hayata dönüktür yüzü buralarda ve çaresizce Bakari Bey&#8217;in çevresinde dolanır. Ama Bakari Bey&#8217;den istediği ilgiyi göremez hatta her şey kendisine bırakılır, sorular, cevaplar&#8230;  Bakari Bey anlatacaklarını şiirle, anekdotla, anılarla anlatmıştır.</p>
<p>Bedii Bey&#8217;in üzerine toprak atacak birini araması -burada bile insan &#8220;görülme&#8221; çabasındadır-, ölümüne yardımcı olmaktan çok,  ondan kaçma isteminin göstergesidir.  Bakari Bey&#8217;le yaptığı gezi sonrası onun peşine düşmesi, ondan yardım beklemesi, güneşin batışını izlemesi, ümitsizce bu eylemden vazgeçmek için bir neden bulma çabasıdır. Sabırsız, tedirgin ve huzursuzdur. Kendi evinde de bu eylemi rahatça gerçekleştirebilecekken bu yolu tercih etmesi, içinde bulunduğu halden kendisini kurtaracak birini/bir şeyi bulma beklentisidir. Ancak bu kişiyi/şeyi bulamaz. Karar kendisinindir artık. Başkasının kendisi adına veremeyeceği bir cevap/tercihtir bu.</p>
<p>Bu kısımda özel olarak açılması gereken paragraf, Bedii Bey&#8217;in intihar için yola çıkıp da, yediği dutla, ondan aldığı lezzetle bir aydınlanma yaşaması, hayata bakışını değiştirmesi ve bunu, küçük, sıradan şeyler bile hayattan vazgeçmemek için bir nedendir açıklaması ile vermesidir. Burada birincil planda bir sorun yokmuş gibi görünür, verilen her nimetin görülmek ve tadılmak için verilmesinin büyük bir lütuf olduğu algısı ön plana çıkar. Ancak ikincil planda, bu bakış, hayatı lezzet/madde temeline oturtmak anlamına gelir, &#8220;kaynağı&#8221; ne gösterilse gösterilsin. Dut/kirazdan alınan tatla intihardan vazgeçmek, hayatı, maddi temellere bağlamak değil midir? Bedii Bey&#8217;i/insanı intihara götüren mutsuzluğunun temeli maddi midir ki, çözüm arayışında maddi bir çözüm yeterli olsun? Ya da varoluş için amaç mutluluk mudur ki, mutluluğun temeli sadece maddi lezzete düşürülsün?</p>
<p>Bedii Bey, yaşadığı ortamın tersine maddi açıdan belirli bir refah düzeyinde olan bir karakterdir. Bir insan varoluşunun nedenini mutluluğa dayandırdığında ve insan buna ulaşamadığında ya da bu, ellerinden alındığında, varoluşunun anlamı kalmaz. Ve intihar bu noktada kahraman tarafından sorunun çözümü olarak algılanır. Bir kez daha söylenmesi gereken şey şudur ki, ölüm varoluşun zıttı değildir. Sadece hayatın zıttıdır. Dünya hayatının.</p>
<p>Filmin sonunda gecenin sabaha evrilip de, Bedii Bey&#8217;in uyanıp uyanmayacağı an beklenirken, tam da filmin leif-motifi -bir sorudur bu: üzerine toprak mı atılacak yoksa ellerinden tutulup kaldırılacak mı- cevaplanacakken izleyici karşısında yönetmeni görür ve cevap izleyiciye bırakılır. Kurgunun gerçekliği kırılır. Oysa cevap size ait değildir burada. Postmodern yapıtlarda izleyiciyi/okuru da içine alan eserler, öncül bilgilere dayandırılır. Bu filmde ise böyle bir durum yok. Çünkü yönetmen bu filmde, Bedii Bey&#8217;i intihara götüren nedenleri ya da kahramanının iç dünyasını tanıma şansı vermez izleyiciye, sadece onun bir gününü -intihar edeceği günü- aktarır. Kimse Bedii Bey&#8217;i tanımaz, onu içselleştirme fırsatını bulamaz, hatta yönetmen kahramanı ile izleyici arasında bir yabancılaşma, uzaklaşma sağlayarak -ister iç(arabadaki), ister dış çekim olsun, kamera asla sizi kahramana yaklaştırmaz, uzakta bırakır-, sizi sadece &#8220;intihar olgusu&#8221;na yönlendirir, &#8220;Bedii Bey&#8217;in intiharına&#8221; değil. Bunu da yaparak aslında, yönetmen kendi fikrini gizlemiş, sonu insanların kendi bakış açılarına bırakmıştır. Yönetmenin amacı, boşluğu seyircinin doldurmasıysa, daha fazla done vermeliydi seyircisinin eline. Hatta &#8220;sonu&#8221; kahramanına bırakmalıydı. Kahramanın arayışında aldığı ya da alamadığı cevaplarla seçeceği son, bizim seyirci olarak aldığımız cevaplarla örtüşmeyecektir çünkü; kahramanın önceki yaşanmışlıkları ve sorularına cevap verilip verilmediği, seyircinin giremediği bir alanda, dünde, anlatılmayan kısımda bırakılmıştır çünkü.</p>
<p>Filmin teknik kısmı değerlendirildiğinde, çok farklı tekniklerin uygulandığı, ilgi çekici hatta yer yer şaşırtan cesaretli bir bakışın ürünü olduğu görülür. Film öncelikle, kameranın farklı kullanımıyla dikkat çeker. Biri arabanın içinden Bedii Bey&#8217;e ve dışarı bakışı veren -ki yönetmenin değil- sabit kameranın çekimi; diğeri dış plan çekimler ki, fotoğrafik denilecek tarzda karşımıza çıkar. İki kamera çekimi arasında sıkça yer değiştirme-özellikle sabit kamera çekimleri insanı çok yoruyor-; kameranın bazen kararması; seslerle kesilen ve duyulmayan diyaloglar; farklı mekan seçimi-kırsal bölgede geçen hikaye, toprak&#8217;a odaklanmasıyla, toprak leitmotifinin sadece diyalog olarak değil, mekan olarak da karşımıza çıktığının ifadesidir-; halktan insanların figüran olarak kullanılması ve özellikle son kısımda film akışının kesilerek kurgunun kesilmesi ve gerçek hayata ait görüntülerle filmin sonlanması filmin teknik anlamda ilgi çekici noktaları. Arka planda verilen sosyo-ekonomik yapı; yeni yapılan yüksek binalar, iş arayan erkekler, ülkelerinden olumsuz koşullar yüzünden göçen insanlar, kozmopolit bir yaşam&#8230; filmi bireye odaklanmaktan çıkaran ve onu sosyal alana da taşıyan unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama bu demek değildir ki, sosyal ve tezli bir film. Hayır, bu doneler, bireyi ve içinde yaşadığı toplumu yalın gerçeklikle dile getirme işlevi üstlenmişlerdir.</p>
<p>Kirazın Tadı, cevaplardan çok soruları dile getiren, kahramanından öte bir olguya hatta eyleme odaklanan, felsefi ve dini açıdan soru-cevap yöntemiyle bir olguyu sorgulasa da bunun içini/kapsamını çok da fazla dolduramayan, hatta onu muallâkta bırakan, hayat ve ölümü işlerken varoluşun kıyısından geçen ama uzağına düşen; ancak deneysel diyebileceğimiz tekniklerle kendi orijinal çizgisini oluşturan bir sinema örneği.</p>
<p> </p>
<p>Abbas Kiyarüstemi, hikâyesini süslemek yerine tam zıddını yaparak, diyalog ve edimlerle gerçek hayatı olduğu gibi yansıtmaya, yalın gerçeği mümkün olduğunca aktarmaya, kamerasını kahramana/objeye değil -hatta onu yabancılaştırarak- olguya odaklayan bir filme imza atmış. Size cevaplar verme telaşında değil, hatta soruları arttırma yolunu tercih etmiş. Tıpkı Bakari Bey&#8217;in kararı Bedii Bey&#8217;e bırakması gibi, yönetmen de kararı, seçenekleri, tercihi izleyicisine bırakmış. Sonu istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Bu, hayata nasıl baktığınızla ilgili, parmağınız kırıksa, kimsenin aynı acıyı hissetmesini bekleyemezsiniz. Acının merkezi parmaksa, düzeltilmesi gereken odur. O düzeltilmeden, bedeninizin her yerinde aynı acıyı hissetmeye devam edersiniz çünkü.</p>
<p>Bedeni mi yok etmek, parmağı mı düzeltmek?</p>
<p>Üzerinize atılacak toprağı mı tercih etmek, uzanacak eli mi?</p>
<p>Tercih sizin&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/08/kirazin-tadi-ta%e2%80%99m-e-gilas-1997/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bal / Semih Kaplanoğlu (2010)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/bal-semih-kaplanoglu-2010/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/bal-semih-kaplanoglu-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 17:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14934</guid>
		<description><![CDATA[
Yusuf değil bu kez kaybolan, arayan Yakup değil. Yusuf değil bu sefer özlenen, bekleyen Yakup değil. Kaybolan, aranan, özlenen, beklenen bu kez baba: Yakup. Arayan, bekleyen bu kez oğul: Yusuf. Kur&#8217;an&#8217;ın en güzel kıssalarından birinin, farklı bir bakış açısıyla ama rüya rüya, ona paralel şekilde verilişi. 
Yusuf ve babasının ilişkisi üzerinde odaklanmış bir film Bal. Balcılıkla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/bal31.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9370" title="bal31" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/bal31-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a></p>
<p>Yusuf değil bu kez kaybolan, arayan Yakup değil. Yusuf değil bu sefer özlenen, bekleyen Yakup değil. Kaybolan, aranan, özlenen, beklenen bu kez baba: Yakup. Arayan, bekleyen bu kez oğul: Yusuf. Kur&#8217;an&#8217;ın en güzel kıssalarından birinin, farklı bir bakış açısıyla ama rüya rüya, ona paralel şekilde verilişi. </p>
<p>Yusuf ve babasının ilişkisi üzerinde odaklanmış bir film Bal. Balcılıkla ailesini geçindiren bir baba, yüksek sesle konuşamayan, kekeleyen ancak fısıltıyla rahat konuşabilen Yusuf. Kelimelerini ve rüyalarını babasına açabiliyorken, ondan gayrısına yabancı, uzak duran, sessizleşen Yusuf.</p>
<p>Yusuf&#8217;un okuma çabalarının buruk bir tebessümle izlenmesi. Herkes okumaya geçerken, yuvarlak cam kavanozdaki okumaya geçenlere takılan kırmızılı ödülün Yusuf&#8217;a çok uzak kalışı, küçücük kalışı yanında. Hele bu kısımda, tek bir karede, bu ödülün Yusuf için anlamının ve ona ulaşılmasının zorluğunun verilişindeki başarı. Tek bir kare ama o tek karede bir çocuğun dünyasındaki <span id="more-14934"></span>özlemin, ulaşamamanın, dile gelemeyen isteğin açığa vuruluşu. Yakın bazen ne kadar uzak görünür gözümüze.</p>
<p>İlginç şekilde çocukluğuma döndüm bu sahnede. Herkes okumaya geçip de ben geçemediğimde öğretmenim annemi okula çağırmış. Bu çocuk neden okumuyor, diye. Annem eve dönünce ablama okuyup okumadığımı kontrol ettirmiş ve benim okuduğumu görmüşler. Neden okulda okumadığımı bilmiyorum şu anda; ama çocuk ruhum bir engele takılıp kalmış olmalı, tıpkı çocuk Yusuf gibi. Sesli okuyamayan ve bu yüzden fısıltıyla konuşmayı tercih eden ve sevdiklerinin yanında rahatken, başkalarının yanında sessizliğe gömülen Yusuf gibi. </p>
<p>Ve Yusuf&#8217;un ilk kez şiirle karşılaşması: Arthur Rimbaud&#8217;dan, Sensations:</p>
<p><em>yazın mavi akşamlarıyla ineceğim patikalara<br />
buğdaylarla bezeli ufak otları çiğneyerek:<br />
ayaklarımda o tazelik, aklım bir karış havada<br />
bırak yıkasın çıplak başımı rüzgar diyerek</em></p>
<p>konuşmayacağım, düşünmeyeceğim bir an bile:<br />
lakin tırmanacak içimde bitmek bilmez aşk<br />
ve ben uzağa, uzaklara gideceğim derbedercesine<br />
doğayla, ve mutlu, sanki bir kadınlaymışçasına</p>
<p>Bal hasatının azlığı yüzünden uzağa, bal kovanlarına giden baba, babanın yokluğunda okumayı tamamen söküş, annenin bekleyişi, masada süt, yumurta, eksik olan bal. Baba. Annesinin babası için kek hazırlarken masadaki yüzüğün kenarda kalışı. İşaretler, geleceğe dair. Yusuf&#8217;un rüyası. Ölen arılar. Annenin rüyası. Babayı arayış. Annenin çaresizliği. Çocuk Yusuf&#8217;un küçük dünyasının baba özlemi&#8230;</p>
<p>Yusuf&#8217;un hiçbir zaman içmediği sütü içmesi, Yusuf&#8217;un tek kelime kullanmadan ama hal diliyle annesinin yanında olduğunun, annenin hüznünü fark ettiğinin işaretidir. Babanın boşluğunu doldurmak için, Yusuf&#8217;un kendince çözümüdür: Naif ve yusufça. Sadece babayla bir paylaşım olmaktan çıkar süt burada, babanın yokluğunun oğul tarafından doldurulması anlamını da taşır.</p>
<p>Yusuf peygamber gibi rüya kapısı açık Yusuf. Ötelere açık kapıları. Rüya rüya örülen rüya gibi film.</p>
<p>Yaylaya babayı aramaya gidiş. İlk sahnenin tamamlanması.  Kopan dal,  ansızın, beklenmedik şekilde. Babaya koşan Yusuf&#8217;un ormanın derinliklerinde, aydınlıktan karanlığa evrilirken ışık, bir ağacın köklerine sığınışı.  Yusuf&#8217;un kuyuya teslim oluşu gibi&#8230;</p>
<p>Aydınlık başlayan filmin, karanlıkta sonlanması. Süt gibi. Ama farklı bir karanlık bu.</p>
<p>Dine açılan kapının üçlemenin diğer iki filmine göre daha baskın bir şekilde filmdeki öğelerden biri olması. Baba ve namaz, dua, Hz. Peygamber&#8217;in miracının aktarılması&#8230; Yakup ile Yusuf peygamberlerin hayatıyla paralel bir okuma. Yakup için özel, biricik Yusuf. Yusuf için hayatının merkezinde bir varlık: Baba.</p>
<p>Öyle güzel kareler vardı ki filmde, hangisinin en güzel olduğuna karar veremedim, ama bu sahnede -gece, kovadaki suya yansıyan dolunay-, elimde olmadan hayranlık tepkisi verdim,  tıpkı ilk sahnelerde karşımıza çıkan ceylan gibi.</p>
<p>60. Berlin Film Festivali Altın Ayı Ödülü almış bir film Bal. Yusuf üçlemesinin son filmi. Görüntü ve çekim açısından üçlemenin en güzel filmi. Adeta üçlemenin doruk noktası. Filmde, ışık çok güzel kullanılmış.</p>
<p>Yusuf Üçlemesi için denilebilecek son söz şu:</p>
<p>Yumurta, şiir; Süt, sözden çok müziğe yaklaşan bir şiir; Bal&#8217;sa, nefis çekimleri ve harika görüntüleriyle şiirden öte, bir rüya&#8217;dır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/25/bal-semih-kaplanoglu-2010/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/bal-semih-kaplanoglu-2010/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Süt / Semih Kaplanoğlu  (2008)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/sut-semih-kaplanoglu-2008/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/sut-semih-kaplanoglu-2008/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 11:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14932</guid>
		<description><![CDATA[
Süt dolu kaynayan kazana atılan yazı, ayaklarından kazana doğru baş aşağı asılan kadın, kadının ağzından çıkan yılan. Şaşırtıcı, beklenmedik, tuhaf&#8230;
Annesiyle geçinmek için süt ve süt ürünleri satan Yusuf. Sütçü şair. Okumayı seven. Annesinin yorgun, hüzünlü, güzel yüzü. Tutumlu, evini geçindirmeye çalışırken hayata ait güzellikleri göremeyen, sadece sorumluluklarını yerine getiren bir anne, sonradan kadınlığını hatırlayan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090122_derin_dusunce_org_semih_kaplanoglu_sut_sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3094" title="20090122_derin_dusunce_org_semih_kaplanoglu_sut_sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090122_derin_dusunce_org_semih_kaplanoglu_sut_sinema.jpg" alt="" width="205" height="190" /></a></p>
<p>Süt dolu kaynayan kazana atılan yazı, ayaklarından kazana doğru baş aşağı asılan kadın, kadının ağzından çıkan yılan. Şaşırtıcı, beklenmedik, tuhaf&#8230;</p>
<p>Annesiyle geçinmek için süt ve süt ürünleri satan Yusuf. Sütçü şair. Okumayı seven. Annesinin yorgun, hüzünlü, güzel yüzü. Tutumlu, evini geçindirmeye çalışırken hayata ait güzellikleri göremeyen, sadece sorumluluklarını yerine getiren bir anne, sonradan kadınlığını hatırlayan ve farklı bir yol çizen.</p>
<p>Yusuf, çok okuyan, annesinin ifadesiyle, toprağa bakan, göğe bakan, evin neyle geçindirileceğiyle ilgilenmeyen, hayalleri olan çocuk. Yusuf, farklıdır yaşadığı hayattan, yüzünü bambaşka bir yöne dönmüştür ama mutludur dingin hayatında süt satmaktan ve okumaktan. Tanpınar, Dostoyevsky, Rimbaud&#8217;nun fotoğraflarıyla,  kitaplarla dolu kütüphanesi <span id="more-14932"></span>vardır. Özellikle Rimbaud&#8217;nun üç ayrı fotoğrafı, onun şiire bakan dünyasını gösterir. Yusuf&#8217;ta geçmişinizi görür gibi olursunuz, bir dönem okumayı, yazmayı çok isteyip de hayat koşulları yüzünden küçücük dünyasında sıkışıp kalan ama yazmak isteyen gençliğinizi görürsünüz.  Şiirler, yazılar yazıp, bir yerlere, yarışmalara gönderen ve ümitsizce cevaplar bekleyen halimiz. Biraz da sorumluluklardan kaçan halimiz, onları başkalarına yükleyen. Amacımız okuyup yazmaktır ya, başarılı olmak, açız&#8217;dır, başka şey görmez gözümüz. Basılan ilk şiirimizle, yazımızla yerimizde duramaz, koşarız, koşarız.  Yusuf&#8217;un koşusunun güzelliğini tebessümle izlersiniz bu yüzden, bu duyguyu yaşamışsınızdır, bildiktir, tanıdıktır bu his size. Keşke o koşuda Yusuf&#8217;un yüzünü de gösterseydi kamera ve daha uzun tutsaydı sekansı. En güzel kısmı buydu filmin. En güzel ve umuda ait en güzel parçası. Geçmişin unutulmayan en tatlı kısmı. Sadece Yusuf&#8217;un hayatının en güzel ve saf tarafı değil, bizim de en güzel ve saf tarafı bu an. Ve bu yüzden, çok özel, çok özel ve tarifsiz.</p>
<p>Zordur ama bu yol, herkese açılmaz kapılar, kapılarını açmaz öyle isteyene. Kimi mecburiyetler vardır, aşamazsınız onları ve öğütür gider hayatın sorumlulukları bu isteğinizi. Yusuf&#8217;un her hafta yanına uğradığı şiirler yazan tanıdığı gibi. Onu izlerken Yusuf kadar içiniz ezilir. Can yakan yürek ezikliği. Baht, bahtsızlık, şans, kader? Hayat işte, sadece hayat.</p>
<p>Epilepsisi yüzünden askere alınmaz Yusuf, annesi başka bir adamla evlenmek üzeredir. Nöbet geçirir süt satmadan dönerken. Nöbetler, onun kırılma anlarıdır.  Hiçbir yere ait hissedemez kendisini Yusuf, elinden alınmaktadır bildiği her şey, karanlık kaplamaktadır içini, dışını, her yeri.</p>
<p>Yılan bir kez daha sahneye çıkar. Koltuğun üzerindedir. Ama Yusuf hiçbir şey yapmaz, sanki yılan onun vazgeçtiği şeylerdir. Ev, aile, anne, sorumluluklar, aidiyet, şiir, ümit, güven&#8230;</p>
<p>Terk edilmiş küçük bir kuştur, sevdiği elinden alınmış küçük bir çocuktur. Adım adım ümitsizlik ve karanlığa kayar. Işık dahi körlüktür, hiçbir şeyin görülemediği, karanlık kadar karanlığın göstergesi. Aydınlık dahi karanlığı simgeler artık. Yusuf kuyuya düşmüştür artık.</p>
<p>Sesler ve rüzgar, sesler ve yapraklar, sesler ve kuşlar, sesler ve hayat. Doğaya ait görüntüler kadar seslerini de içine almış, sadece şiirsel değil, şiirin müziğe yaklaştığı bir film bu.  Tıpkı Yusuf&#8217;un okuduğu şairlerin şiir görüşü gibi. Rimbaud gibi vazgeçer şiirden Yusuf. Biri tek bir şiir kitabıyla vazgeçmiştir, diğeri yayımlanan tek şiiriyle. Yumurta&#8217;daki Yusuf da böyledir, tek şiir kitabıyla vazgeçmiştir şiirden.</p>
<p>Yusuf üçlemesinin ikinci filmi Süt.  Yumurta&#8217;ya göre plan geçişleri çok daha iyi ve yine Yumurta gibi tek plan sahnelerle çekilmiş. Yusuf&#8217;un evden ayrılışını anlatan bu film, aslında ev&#8217;le birlikte kendine ait dünyadan, eski&#8217;den, büyüdüğün çevreden&#8230; kopuşu anlatan bir film. Yumurta&#8217;daki yabancılaşmanın, aidiyetsizliğin, ötekileşmenin diğer yarısıyla kesiştiği film Süt. Kopuş anına bakış. Öyleyse Bal, diğer yarıyı anlatmalı. Ev&#8217;i anlatmalı, çocukluğu, ait olmayı, bir olmayı anlatmalı. Ama bir şekilde, Yusuf&#8217;u farklılaştıran bakışı da göstermeli, babanın kaybını.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/25/sut-semih-kaplanoglu-2008/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/25/sut-semih-kaplanoglu-2008/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurta / Semih Kaplanoğlu (2007)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/yumurta-semih-kaplanoglu-2007/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/yumurta-semih-kaplanoglu-2007/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Feb 2011 17:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14927</guid>
		<description><![CDATA[
Gündüz ve gece olur, gün akar her şey gibi, gelenler ve gidenler olur, birileri akıp gider ve gidenin peşinden geçmişe döneriz bazen, bizden parçaya, bizden eski bir parçaya, bizden değişen bir parçaya, eksik bıraktığımız parçaya&#8230;
Hayatımızın iki ucu, arada yolların ve dağların, yaşanmışlıkların ve yaşanmayanların, yitenlerin ve kalanların, elimizdeyken yerini koca bir boşluğun doldurduğu bizden olmayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090118_derin_dusunce_org_semih-kaplanoglu_yumurta.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3025" title="20090118_derin_dusunce_org_semih-kaplanoglu_yumurta" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090118_derin_dusunce_org_semih-kaplanoglu_yumurta.jpg" alt="" width="184" height="249" /></a></p>
<p>Gündüz ve gece olur, gün akar her şey gibi, gelenler ve gidenler olur, birileri akıp gider ve gidenin peşinden geçmişe döneriz bazen, bizden parçaya, bizden eski bir parçaya, bizden değişen bir parçaya, eksik bıraktığımız parçaya&#8230;</p>
<p>Hayatımızın iki ucu, arada yolların ve dağların, yaşanmışlıkların ve yaşanmayanların, yitenlerin ve kalanların, elimizdeyken yerini koca bir boşluğun doldurduğu bizden olmayan ama bir parçamız kabul ettiğimiz şeylerle doludur, şeyler: insanlar, yerler, anılar, başarılar, başarısızlıklar, günler, günleri dolduran hayatlar, gelenekler, sevgiler, nefretler, yarım kalan aşklar, yarım kalan&#8230;</p>
<p>Kaçıp gittiğimiz ve dönme vakti gelince tepkimizi sona attığımız. Sonda, yalnız kalınca, sana kimse kalmayınca, bir başına, bir ıssızlıkta yaşadığımız an verdiğimiz tepki: Ağlamak. Bazen, evet bazen, algılayamayız <span id="more-14927"></span>neyi kaybettiğimizi başta. Kaybettiğimizi biliriz ama algılayamayız&#8230; kaybettiğimizle bizden nelerin yitip gittiğini, neleri terk ettiğimizi ve nelerden yoksun kaldığımızı. Fark etmek için, bazen, önce kaybettiklerimizi görmemiz gerekir, yeniden ve yeniden görmemiz. Neden sonra, gördüklerimizin daha önce sevdiklerimizle görebileceğimiz ama tercihlerimiz yüzünden görülemeyenler olduğunu anladığımızda&#8230; sadece ağlarız. Ağlarız. Ağlarız.</p>
<p>Yusuf, içine düştüğü kuyudan çıkamayan şair, artık yazamayan, iki hayatının arafında ikisine de tutunamayan&#8230; Annesinin ölümüyle döndüğü eskide, ona uzaktan bakan, içine giremeyen, kaçtığı şeylere yeniden bakarken onları hep bir mesafeyle izleyen. İnanmadığını, bir borç kabul edip yaparken, neden yaptığını bilmediği şeyi gene de yapan. Eskiye saygı, sevgiye hürmet, yapılması gerekene riayet?</p>
<p>Yıllar geçse de, bazı alışkanlıklarımız devam eder, hep oradadır bildiğimiz, parçamızdır, unutmayız onu, tıpkı her gün yumurtlayan tavuğun yumurtasını bıraktığı yeri bildiğimiz ve onu bulduğumuz gibi. Bir gün oradadır, bir gün değildir, ama biliriz ki, yine orada olacaktır.  Eskinin günlük yaşamına ait bir parçasının ve bizi biz yapan küçük bir ayrıntının içimize böylesi işlediğini, onu içselleştirdiğimizi fark etmeyiz bile. Bizi biz kılan küçük ayrıntılar. Kaçsak da ondan, onun yerini hep biliriz. Aramamız gerektiğinde, aradığımız yerde bulmamızdır güzelliği eskiye dair küçük hayatımızın alışkanlıklarını. Bildik olmalarıdır güvencemiz, bizi bir yere ait kılan, bize bizi anlatan, değişsek de zaman içinde, düştüğümüz kuyudan çıkamasak da, eski sarar bazen bizi emniyetiyle, huzuruyla, bildikliğiyle&#8230;</p>
<p>Ama unutulmamalıdır, dönse de Yusuf evine, bir parçası hep uzağında kalacaktır döndüğü yere. İçinde olmadığı yerdir bıraktığı, vakti gelince oradan kaçtığı yerdir; farklı parçalarını, anılarını bıraktığı yer olsa da, değişmiştir her bir parça.</p>
<p>Semih Kaplanoğlu&#8217;nun Yumurta, Süt, Bal üçlemesinin ilk filmi Yumurta. İçinde diğer parçalara ait göndermelerle dolu. Süt, Bal, eskiye ait nesneler, hikayelerle&#8230; Sadeliğin eşlik ettiği bir film bu. Tek plan sahnelerle, acelesi olmayan, doğaya ait seslerle, müziğini görüntüye eşlik eden seslerden alan, yabancılaşmayı anlatırken yabancılaştığına yaklaşmaya çalışan bir film. Ama onun içinde midir, hayır. Yusuf, dönse de geriye, bıraktığı eski yer değildir. Kendisi de eski Yusuf değildir. İzlediği hayatlar, aktardığı, onun içinde olmadığı, artık inanmadığı bir dünyaya aittir. Eski bir tanıdığına selam gönderirken, daha birkaç gün önce selam gönderdiğinin yanı başında olduğunu fark edemeyecek kadar yabancıdır artık bu hayata. Kuyunun içindedir Yusuf. Kaybolmuştur. Kendisini bulana değin de, yolculuğu devam edecektir, eskiden gününe, gününden eskiye,  inşa ettiği ve edeceği yeni parçalarıyla o kuyudan çıkana değin.  </p>
<p>Kuyu metaforunun rüyayla karşımıza çıktığı filmde, bu sahnenin birkaç sahne daha kullanılması gerekirdi. Tek sahneyle yetinilmeseydi, izleyici, rüya rüya Yusuf&#8217;un kuyudaki ıstırabını, çabasını, tutunma telaşını izlerken onun iç dünyasını daha iyi gözlemleyebilirdi. Filmdeki en güzel sahneyse -benim için-, ilk sahneydi. Annenin yolculuğunun tek plan çekimle verildiği sahne.  Tek başına yürüyen, kimsenin olmadığı bir yola dönen ve yürümeye devam eden anne. Sessizce uzaklaşmak hayattan, kimsesiz, kendince&#8230; her gün gittiği yolu yürüyormuş gibi.</p>
<p>İlk film, sonu anlatsa da, aslında başlangıçtır izleyici için. Eksik parçalar vardır tamamlanması gereken. Ve bu parçalar, film film tamamlanacaktır. Öyleyse izleyiciye düşen, sırasıyla bu parçaları tamamlamaktır. Yumurta, Süt ve Bal.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/24/yumurta-semih-kaplanoglu-2007/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/yumurta-semih-kaplanoglu-2007/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bab Aziz / Nacer Khemir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 10:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14910</guid>
		<description><![CDATA[Bu filmi izlememe vesile olan Bilal&#8217;e ithaftır, eleştirileriyle hatalarımı gösteren Sevgili Dost&#8217;a&#8230;
 
Bir rüyanın içine girdim, başka bir rüyada nefes alıyorken. Çöl seslenirken gizini aramaya, ney sesi üflüyor ayrılık acısını ruhuma. Kays&#8217;ı çöllerde arayan Leyla&#8217;yım, Leyla&#8217;yı göremeyen/tanıyamayan Mecnun&#8217;um şimdi. Bir hikayenin içinde dinleyen, bir mesnevinin içinde gözleyen, bir masalın içinde çocuğum şimdi.  Kapılar açılsın ve Bab&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/bab-i-aziz.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14911" title="bab-i-aziz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/bab-i-aziz.jpg" alt="" width="216" height="282" /></a>Bu filmi izlememe vesile olan Bilal&#8217;e ithaftır, eleştirileriyle hatalarımı gösteren Sevgili Dost&#8217;a&#8230;</em></p>
<p> </p>
<p>Bir rüyanın içine girdim, başka bir rüyada nefes alıyorken. Çöl seslenirken gizini aramaya, ney sesi üflüyor ayrılık acısını ruhuma. Kays&#8217;ı çöllerde arayan Leyla&#8217;yım, Leyla&#8217;yı göremeyen/tanıyamayan Mecnun&#8217;um şimdi. Bir hikayenin içinde dinleyen, bir mesnevinin içinde gözleyen, bir masalın içinde çocuğum şimdi.  Kapılar açılsın ve Bab&#8217; Aziz anlatılmaya başlansın şimdi.</p>
<p><em>Allah&#8217;a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.</em></p>
<p>Fırtına diner, İştar dedesinin yüzündeki kumları temizler, sonra tutar dedesinin ellerinden, -onun gören gözüdür- onu buluşacağı yere götürürken yol arkadaşı olur. Aslında tersidir, dedesi tutar İştar&#8217;ın ellerinden- onun gören kalp gözüdür- onu buluşacağı yere götüren yol arkadaşı olur. Bu yolda İştar&#8217;ın öğreneceği çok şey vardır ve bu yol, uzundur.</p>
<p>Masumiyet ve hikmet el eledir, başlangıç ve son, hayat ve ölüm.<span id="more-14910"></span></p>
<p><em>Yalnız başına gidemez misin?,</em> der çocuk. <em>Yolumu bulurum,</em> der yaşlı.  <em>Ama ya kaybolursan</em>!, der göz. <em>İman sahibi asla kaybolmaz benim küçük meleğim,</em> der irfan. <em>Mutmain bir nefs asla yolunu kaybetmez.</em> <em>Peki toplantı nerede,</em> der masumiyet. <em>Bilmiyorum, </em>der hikmet.</p>
<p>Diğerlerinin de bilmediğidir bu. <em>Sadece yürümek gerekir, yürümek</em>. İnsan yeterince yürürse, sonunda bir yere ulaşır çünkü.</p>
<p>Kumları temizleme sahnesi, yönetmenin bu filmi yapmasının amacını gösteren bir metafordur: Yüzü kumlanan, gözleri görmediği için yolunu bulamayacağı düşünülen yolcunun hakikatini, bunu anlayamayanlara anlatmak. İştar&#8217;ın bakışı, bu yüzden yönetmenin bakışıdır. Onu anlamak kadar -sadece gözleriyle görmek değil-, yüreğinin gözleriyle görmek, görebildiğini de aktarmak ister. Ama bir yere kadar yolları aynıdır. Biri anlayandır, diğeri aktaran. İştar&#8217;ın yolculuğu da bir noktadan sonra ayrılır Bab&#8217; Aziz&#8217;den. Aradıkları farklıdır, gördükleri farklı, hissettikleri farklı. İştar dedesinin anlattığı hikayeleri seven, sorular soran ve anlamaya çalışan meraklı, küçük bir çocuktur. Bu yüzden film, hikayelere, masala ve kelimelere dayanır.</p>
<p>Altı hikaye vardır filmin içinde.</p>
<p><em>Evvel zaman içinde, zamanımızdan aylar aylar önce&#8230;</em></p>
<p>Ve başlar hikayeler sızmaya filmin içine. Tasavvuf, hikayeler ardından sunulmaya başlanır. Mesnevi okuyor gibi olursunuz. Bilmiyorsanız metaforlara yüklenen anlamı, içine giremeyeceğiniz bir dünyada yürüyorsunuzdur artık, sadece görüntülere takıldığınız. Çölde, gece, içi ısıtan en güzel sıcaklık, kelimelerdir. Bu yüzden film, sessizlikle yol almaz, kelimelerle var olur. Amacı <em>içi ısıtmaktır</em> dolayısıyla da anlatacak çok öyküsü vardır. İştar&#8217;ın içinin ısınması için dinlemesi gerekir, merak etmesi, yolculuğun sonuna kadar devam etmesi. Film böylece, bu hikayelere yüklediği anlamı da açıklamış olur.</p>
<p>İlk hikaye: Prens</p>
<p>Bir prens bir atın peşine düşer; gözleri değer ceylanın, prensin ceylan kadar güzel gözlerine ve başlar yolculuk gizin peşine. Kaybolur Prens çölün gizeminde. Şehir, ışıklarla düşer kaybolanı aramaya. Aranan bulunur ama bulunan kaybolan değildir. Zahiren odur da batinen o değildir.</p>
<p>Bir suyun kenarında kendi suretini izlemektedir Narkisoss gibi.</p>
<p><em>Sence suyun dibindeki tezahürünü mü seyrediyor, </em>der Prens&#8217;in mabeyncisi<em>. Belki de gördüğü tezahürü değildir. Yalnızca âşık olmayan kendi tezahürünü görür orada, </em>der derviş<em>. Öyleyse ne görüyor? </em>der mabeynci. Cevap gelir dervişten, Prens&#8217;in bakımını üstlenerek onu yalnız bırakmayan tek insandan:<em></em></p>
<p><em>O şimdi kendi canını seyretmede. </em></p>
<p>Sonra terk eder herkes Prens&#8217;i -yaşlı derviş hariç-, uyandığında dervişten geride sadece hırkası ve asası kalmıştır. Manevi dünya için maddi dünyadan vazgeçen Prens, dervişin kıyafetlerini giyerek kaybettiğini aramaya başlar. Prens aslında Bab&#8217; Aziz&#8217;in gençliğidir, bir ceylanı -İbrahim Ethem gibi gözleri bambaşka aleme açmanın simgesidir- takiple başlayan, maddi aleme kapanırken manevi aleme açılan gözlerin sahibi bir yolcudur o. İştar&#8217;a biz birbirimizi uzundur tanıyoruz, derken aslında Prens hikayesinin kendi hikayesi olduğunu açıklar Bab&#8217; Aziz izleyene.</p>
<p>İkinci Hikaye: Osman</p>
<p>Baba mesleği olan kum taşıyıcılığı yapan Osman, babasının ölümünden sonra bu işi bırakıp kumsuz bir ülkeye gitmek için para biriktirir. Ayrılmadan önce, en iyi müşterisi Katip&#8217;in mektubunu götürmesi gerekir. Yasak aşkın ulağıdır, gözlerinde şehvet vardır mektubun ulaştığı kadının yanındayken. Kadının kocasının gelmesiyle kaçarken kuyuya düşer ve farklı bir aleme geçer. Bir saraydadır ve aşık olduğu Zehra&#8217;yı görür orada. Zehra onu çölde yanan ateşe bakmaya gönderdiğinde orada sadece yanan bir palmiye görür, başka hiçbir şey göremez. Arar durur ama bir de bakar ki ne Zehra kalmıştır, ne saray. Bir damla suyun peşindedir, Bab&#8217; Aziz onu nehre davet eder. Ancak filmin sonunda Osman&#8217;ın hikayesine değinilmez ve biz onun bir damla suda mı kaldığını yoksa nehre mi vardığını bilemeyiz.</p>
<p>Üçüncü Hikaye: Zeyd-Nur</p>
<p>Uluslararası ilahi söyleme yarışmasına katılan Zeyd, birinci olur ve yarışmacılar tarafından muhabbet meclisine davet edilir. Meclisin başında bir genç kız/Nur vardır okunan şiirleri dinleyen. Nur&#8217;la o geceyi birlikte geçirirler, çünkü okuduğu şiir, Nur&#8217;un kaybettiği babasının şiiridir. Bunu babasından işaret olarak algılayan Nur, sabah kestiği saçları ve geride bıraktığı kedisiyle Zeyd&#8217;i terk eder, babasını bulmak için. Zeyd de onu bulmak için yollara düşer. Zeyd&#8217;in aşkı, bir insana duyulan aşktır, Bab&#8217; Aziz bunu, herkesin yerine getirmesi gereken bir görev vardır, diye açıklar. Çünkü herkesin payına düşen aşk, ilahi aşk değildir. Herkes dünya çölünde kaybettiğini arar, ama herkesin kaybettiği farklı farklıdır. Pervane olmak herkesin payına düşmez.</p>
<p>Dördüncü hikaye: Hüseyin- Hasan</p>
<p>Camiden çıkmayan Hüseyin&#8217;in, meyhaneden çıkmayan ikizi Hasan. Hüseyin, ölmeden evvel ölmeyi tercih edenlerdendir, Kızıl saçlı dervişin yardımıyla. Neden ölmeyi tercih ettiğini anlamak için, görüntü kadar arka planda çalan müziği ve içinde geçen dizeleri de dinlemelidir izleyici:</p>
<p>Zaman neşelidir / Biz ikimiz vuslata erince / Sen ve ben / İki ayrı suretiz / Fakat tek bir can / Sen ve ben / Sen ve benden kayıtsız / Aynı neşenin sevinci.</p>
<p>Sonra Hasan çöllere düşer, kardeşini öldüren Kızıl saçlı dervişi aramak için, kendinden geçmiş ve çırılçıplak kalmışken çölde, derdin, kederin, intikam ateşinin içinde kaybolmuşken, hayatından vazgeçmişken, intikam almak istediği derviş tarafından kurtarılır ve kardeşinin ölümünün kardeşinin tercihi olduğunu öğrenir.  Aslında burada, Hasan ve Hüseyin, ruh ve nefis gibidir. Ruhun yokluğunda, nefsin payına düşenin ölüm korkusu ve çaresizlik olduğunu; nefsin, dünya çölünde yapayalnız ve kaybolmuş bir şekilde amaçsız dolaştığını hissederiz; biri olmadan diğerinin neşeden yoksun kaldığını ve kaybettiğini bulamadan o neşeye bir daha asla sahip olamayacağını. Sonuçta ruh ve nefis, tek bir can değil midir?</p>
<p>Beşinci Hikaye: Kızıl Saçlı Derviş</p>
<p>Filmin başında sema ederken kendinden geçen, kendini mecnun gibi aşka adayan, <em>&#8220;Canınla süpür cananının eşiğini, ancak o zaman gerçek aşık olursun.&#8221;</em> diyerek canından, canan için vazgeçen bir derviştir. Pervanedir, aşktan yanan. Filmin içinde ama dışındadır/filmden bağımsızdır aynı zamanda. Her yerdedir ama hiçbir yerdedir. Varlığı, bir hikayeye dayanmaz diğer kahramanlar gibi. Bir hâlin aktarımıdır o. Aşkınlığı temsil eder.</p>
<p>Altıncı Hikaye: Bab&#8217; Aziz-İştar</p>
<p>Tüm bu hikayelerin merkezinde duran, onlarla yolları kesişse de, farklı bir yoldan yoluna devam ederek kendi yolculuğunu yapan kör derviş Bab&#8217; Aziz. Torunu İştar&#8217;la dervişlerin toplantısına katılmak için yolculuk yaparken aslında o, hayatının en önemli anına yolculuk etmektedir: Düğününe, doğumuna, kavuşmaya. Yeni bir hayata doğmak için, dolma vaktini bekleyen kabrini aramaya çıkan derviştir o. Kaybettiğini bulma anıdır ölüm. Tam bu ana geldiğinde Hasan&#8217;ı çağırır yanına, henüz hamdır Hasan, ölümden korkan, hayata anlam verememiş. Bab&#8217; Aziz&#8217;in hikayesinin bitimiyle Hasan&#8217;ın hikayesi başlar filmde. Hasan onun kıyafetlerini giyerek ve asasını eline alarak, kaybettiğini aramaya yollara düşer. Dervişlik bir elden diğerine geçer.</p>
<p><strong><em>Bu dünyanın insanları</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>Bir mumun alevi önündeki üç pervane gibidir&#8230;</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>İlk olan yaklaştı ve :</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>&#8220;Ben aşkı biliyorum&#8221; dedi</em></strong><strong>. Bu, Osman&#8217;dır.</strong><strong><br />
</strong><strong><em>İkinci olan kanatlarıyla </em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>azıcık aleve dokundu ve :</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>&#8220;Ben aşk ateşinin nasıl yaktığını biliyorum.&#8221; dedi.</em></strong><strong> Bu, Zeyd&#8217;dir.</strong><strong><br />
</strong><strong><em>Üçüncü olan kendisini alevin kalbine attı</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>ve alev tarafından tüketildi.</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>Hakiki aşkın ne olduğunu sadece o bildi&#8230;</em></strong><strong> Bu, Kızıl Saçlı Derviş ve Bab&#8217; Aziz/Prens&#8217;tir.</strong><strong></strong></p>
<p>Filmde görüntüler kadar müzikler, kostümler, şiirler, hikayeler&#8230; de önemlidir. Bir bütün oluşturduklarında anlattıkları şekillenir izleyicide. Aslında o kadar zor bir konuyu anlatmaya çalışmıştır ki film, bunu anlatabilmek için de, Doğu&#8217;nun mesnevisinden, ezgisinden, şiirinden, kelimesinden, geleneğinden, sanatından, kültüründen&#8230; yararlanmaya çalışmıştır. Sadelikten uzaktır bu yüzden.</p>
<p>Dervişlerin toplantısına ulaşmak için, herkes kendi yolunu, kendi amacını, kendi armağanını kullanır, çöllerden geçer, farklı rotalar izler, zaman zaman kesişse de yollar, herkes kendi yolundan gitmelidir ve filmin ilk cümlesini hatırlarız burada:</p>
<p><em>Allah&#8217;a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.</em></p>
<p> Tunuslu yönetmen Nacer Khemir&#8217;in çektiği 2005 yılı yapımı bir film Bab&#8217; Aziz. Tasavvufu masalsı anlatımla aktaran Nacer Khemir, hikayeleri azaltıp, çoklu hikaye etme tekniği değil de ana bir hikayeye odaklansaydı, -belki bu kadar çok şeyi tek filme sığdırmaya çalışmasaydı-, gerçekten çok daha başarılı bir yapıma imza atardı. Görüntü, farklı açılardan kamera çekimleri, müzik, kostüm&#8230; ve -metaforları aştığınızda- anlatılan dünya ise, filmin başarılı yönleri.</p>
<p>Benim en beğendiğim sahneyse, semazene eşlik eden müthiş sesli o güzelliğin ancak bir çocuğun masumiyetine açılması oldu. Bir çocuğun merakı ve masumiyetinin ulaşabildiği güzellik, herkese açılmayan&#8230; ve evet, bu da bir metaforsa, söylemek istediği, gizli olanın örtüsünün -çok az bir kısmının-  kaldırıldığı bu filmin; ancak onun gözüyle bakıldığında/izlendiğinde güzel&#8217;i görebileceği&#8217;dir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmurdan Önce / Before The Rain</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 13:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14514</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.&#8217; (Mesa Selimoviç)
1995 yılında,  Venedik Film Festivali&#8216;nden aralarında Altın Aslan, FIPRESCI ve OCIC ödüllerinin de bulunduğu 5 ödülle dönen ve toplam 12 ödül almış bir film. Film üç ayrı parçadan oluşuyor ve aslında üç ayrı parça, tek bir çemberi bütünleyen parçalar: 
Kelimeler,  Yüzler ve  Fotoğraflar.
 &#8220;Zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14516" title="before_the_rain" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg" alt="" width="194" height="202" /></a>&#8216;Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.&#8217;</em> (Mes<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg"></a>a Selimoviç)</p>
<p><a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995">1995</a> yılında,  <a title="Venedik Film Festivali" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Venedik_Film_Festivali">Venedik Film Festivali</a>&#8216;nden aralarında <a title="Altın Aslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_Aslan">Altın Aslan</a>, <a title="FIPRESCI" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/FIPRESCI">FIPRESCI</a> ve <a title="OCIC (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=OCIC&amp;action=edit&amp;redlink=1">OCIC</a> ödüllerinin de bulunduğu 5 ödülle dönen ve toplam 12 ödül almış bir film. Film üç ayrı parçadan oluşuyor ve aslında üç ayrı parça, tek bir çemberi bütünleyen parçalar: </p>
<p>Kelimeler,  Yüzler ve  Fotoğraflar.</p>
<p><strong> </strong><strong>&#8220;Zaman asla durmaz. Çember yuvarlak değildir. Ben de az kalsın sessizlik yemini edecektim. Bu ilahi güzellik her türlü kelimeyi hak ediyor.&#8221; </strong><strong></strong></p>
<p> Kiril ve pederin konuşmasıyla başlayan çemberin, aynı konuşmayla sona ermesi(circle text). Oysa başladığınız anla biten anın arasında asla aynı olmayan yaşam/çember. </p>
<p> <strong>Çember&#8217;in ilk halkası, aslında son halka: Words.   </strong><strong></strong></p>
<p> Anadolu kokan görüntü ve ezgiler eşliğinde bambaşka bir coğrafyada, tüm ilahi güzelliğin, sessizliğin, değişmezliğin, dinginliğin ortasında, başlayacak yağmurdan önce yaşananlardan habersiz olduğumuz ve hikayeye aslında sondan başladığımız başlangıç. Arnavut kız Zamira&#8217;nın Makedon bir çobanı <span id="more-14514"></span>öldürdüğüne inanıldığı için peşine düşülmesi ve onun Makedonlardan kaçarak sessizlik yemini etmiş keşiş Kiril&#8217;in odasına sığınışı. Kiril&#8217;in onu korumak için keşişlikten ve sessizlik yemininden vazgeçmesi. Birlikte fazla yol alamadan Zamira&#8217;nın büyükbabası ve abisinin de olduğu bir gruba denk gelmeleri ve Zamira&#8217;nın Kiril&#8217;in peşinden koşarken abisi tarafından öldürülmesi. Makedonlardan kaçarken abisinin kurşunlarıyla toprağa düşüşü&#8230; Kiril&#8217;i ilk gördüğünde yaptığı işaretle, sus&#8230;</p>
<p> <strong>Çemberin ikinci halkası, Yüzler:</strong><strong></strong></p>
<p> Anne, Alex ve Nick arasında bir aşk üçgeni gibi dururken, aslında başka bir ülkede, hayat son hızla devam ederken, hayatın arka planında kalan mülteciler ve savaş. Haberlerde birkaç dakika yer verilen, ardından hava durumuna geçilen, telefon görüşmelerinin, iş görüşmelerinin arasında herhangi bir haber anonsu olarak dikkat çekmeyen. Pulitzer ödüllü Alex&#8217;in Bosna&#8217;da bıraktığı vicdanı, Anne&#8217;in kocası ve Alex arasındaki kararsızlığı, ama vahşetin ve öldürmenin sıradanlığıyla Nick&#8217;in ölümü. Serseri bir kurşunun Nick&#8217;in yüzünü darmadağın etmesi. Bu bölümde dikkati çekense, Alex&#8217;in gitmeden önce Anne&#8217;e verdiği fotoğraflar. Anne&#8217;in fotoğraflara bakarken devam eden hayatında bizim de fark ettiğimiz yüzler: Kiril&#8217;in ve Zamira&#8217;nın yüzleri. </p>
<p>Yaşananların donuklaşması. Gerçekliğin fotoğraftaki sıradan yüzlere dönüşü. Hikaye oluşu. Hikaye olan gerçekliğin, hikaye olduktan sonra, gerçekliğinin kurguya dönüşü, gerçeklikten uzaklaşması. Hayatın içinde, konuşmalarımız arasında, herhangi bir yerde, önemsiz bir ayrıntı olması, detaya indirgenmesi, haber oluşu, havadis oluşu, rivayet oluşu, miş&#8217;e dönüşü&#8230; Oysa, az önce, yaşanırken&#8230; o kadar gerçekken, ölen gerçekten ölürken ve çaresizlik, gerçekten çaresizlikken&#8230;</p>
<p>Bir yerde ateşten bir çember içinde yanmaya mahkum bir kaplumbağa iken, diğer yerde akvaryumun içinde süs olmak&#8230; Sıradan, bildik ama düşününce can yakan gerçeklik, düşününce değil, hayır; yaşayınca, içinde olunca, başkasının hikayesi değil, gerçekliğin parçalarından biri olunca, çemberi tamamlayan bir an&#8217;a tekabül edince&#8230;</p>
<p>  <strong>Çemberin üçüncü halkası, Fotoğraflar:</strong><strong></strong></p>
<p> Coca Cola reklamı ve UN tankları. Sürüp giden hayat. Alex&#8217;in on altı yıl sonra döndüğü hayat. Zamanı geldiği için döndüğü. Taştan evler, ateşi yanan ocaklar, eski, yıkık ahşap ev, tavanında süslemeleri, duvarlarında fotoğrafları ve ceylan resimli halısıyla/duvarörtüsüyle, köpekler, eşekler, inekler, koyunlar, horozlar, oynaşan çocuklar, sigara tüttüren köylüler, doğum yaptırılan koyun ve iki kuzusu, cenaze töreni ve düğün, çalınan davul, mezar ziyareti ve misafir ağırlama, çarşafı dantelli yatak, tahta yer sofrası, manastır ve cami&#8230; Her zamanki köy, hiç değişmeyen&#8230; Tek fark, ellerde silahlar, silahlara aşina çocuklar, silahlarla oynayan çocuklar&#8230; Birbirine düşman olmuş ve herhangi bir sebebin çıkmasını bekleyen köylüler, birbirini öldürmek için, savaş için, taraf olmak için bekleyen&#8230; </p>
<p>Eskiden sevdiği Hana&#8217;nın kızını -Zamira- kendi köylülerinden kurtarmak için, onlar tarafından sırtından vurularak öldürülen Alex. Kamerası birinin ölümüne sebep olduğu için, savaşta taraf olduğu için, taraf olmaktan kaçan ama olmak zorunda kalan, taraf olmazsa -bu sefer doğrudan taraf olmazsa-, kendisiyle yaşayamayacak olan Alex. Yaşamasına izin verilmeyen Alex.</p>
<p> &#8221;Gökyüzüne bak. Gökyüzüne. Bak. Yağmur yağacak!&#8221;</p>
<p> Sonra yağmur, yağmurun altında kanlar içinde yatan Alex. Kiril ve pederinse henüz ıslanmadığı yağmur, başka yerde yağan, henüz başlamayan yağmur&#8230; </p>
<p>Sonra pederin cümlesi, ilk ve son cümle. Tamamlanan çember. Başlangıcı ve sonu aynı olmayan. </p>
<p> <strong><em>&#8216;Bir çember yuvarlak değildir.&#8217; </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Başladığınız ve bitirdiğiniz nokta aynı değildir. Bir yerde, bir an, bir şekilde taraf olmanız gerekir. Sessizliği bozmanız, ilahi güzelliğin ardında, insanın o güzelliği bozan yüzünü ifşa etmeniz, vicdanınızın sesini dinlemeniz, insan tarafınızı ön plana almanız, konuşmanız gerekir, karşınızdaki sizin dilinizi anlamasa bile. Yüzleşmeniz gerekir yanlışla, hatayla, insanla, onun vahşi tarafıyla&#8230; </p>
<p> Karşınızdaki yüzlere kendi yüzünüzü sunabilmeniz gerekir. Kendi yüzünüze bakabilmeniz için, bazen yüzünüzü sunmanız gerekir&#8230; medeniyetin şiddet dolu, sebepsiz şiddetle kendisini, ötekini parçalayan yüzüne; ve göstermeniz gerekir fotoğrafın bütününü insanlara. Sadece Zamira&#8217;yı değil, Kiril&#8217;i, kendinizi, ötekini ve ötekileşen tarafınızı, Anne&#8217;i ve Nick&#8217;i&#8230;  Birbiriyle ilgisizmiş gibi dururken, aslında birbirini bütünleyen tüm herkesi&#8230; Çemberin bir parçası olduğunu tüm insanlığa göstermeniz gerekir&#8230; Bir yerde yağmur yağarken, başka yere de aynı yağmurun yağacağını hatırlatmanız gerekir; vakti gelince, yağmur yağar çünkü&#8230;</p>
<p> Kelimeler, yüzler ve fotoğraflar&#8230; Nefis kamera çekimleriyle, doğanın görüntü ve sesinin yerel müzikle bütünleştiği atmosferde, detaya/ayrıntıya odaklanarak bütünün sunulduğu bir film Yağmurdan Önce. Kameranın önünden geçen hayatın; yerel olanın, evrensele dönüştürülerek gözlerimize sunulması. Ve kameranın gerçek&#8217;ten taraf olması ve size de taraf olmanın ne demek olduğunu sorgulatması, hatırlatması.</p>
<p> Filmin tüm özelliğini -biçim, içerik- veren, en etkileyici kareyse, çobanın vurulduktan sonra, evde kadınların ağlaştıkları an, gözlerimize sunulan görüntü: </p>
<p>  Çarşafın ucundaki beyaz dantelden yere damlayan kıpkırmızı kan&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

