<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Güzellik</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/guzellik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Güzellik, İnsan ve İslâm&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/08/guzellik-insan-ve-islam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/08/guzellik-insan-ve-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 13:29:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20202</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230; İbn Arabî, Fütûhati&#8217;l-Mekkîye&#8217;de, Hz. Peygamber&#8217;in, &#8216;Allah güzeldir, güzelliği sever&#8217; Hadis-i Şerif&#8217;ini [Sahih-i Müslim, İman 147] zikrettikten sonra şunları söyler: &#8216;Ve eğer bir varlığı güzelliğinden dolayı seversen, sadece Allah&#8217;ı sevmiş olursun, çünkü Allah güzeldir.&#8217; İbn Arabî, &#8217;sevginin sebebi[nin] güzellik, güzelliğin ise Allah&#8217;a ait&#8217; olduğunu; &#8216;çünkü güzelli[ğin] O&#8217;nun Zâtından dolayı sevilmekte&#8217; olduğunu bildirir. Açıkça görülmüyor mu: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/vav_islam_hat_guzellik.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-20203" title="vav_islam_hat_guzellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/vav_islam_hat_guzellik.jpg" alt="" width="494" height="506" /></a></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>&#8220;&#8230; İbn Arabî, Fütûhati&#8217;l-Mekkîye&#8217;de, Hz. Peygamber&#8217;in, &#8216;Allah güzeldir, güzelliği sever&#8217; Hadis-i Şerif&#8217;ini [Sahih-i Müslim, İman 147] zikrettikten sonra şunları söyler: &#8216;Ve eğer bir varlığı güzelliğinden dolayı seversen, sadece Allah&#8217;ı sevmiş olursun, çünkü Allah güzeldir.&#8217; İbn Arabî, &#8217;sevginin sebebi[nin] güzellik, güzelliğin ise Allah&#8217;a ait&#8217; olduğunu; &#8216;çünkü güzelli[ğin] O&#8217;nun Zâtından dolayı sevilmekte&#8217; olduğunu bildirir. Açıkça görülmüyor mu: İslam&#8217;ın estetik bir medeniyet olarak inşasının temelleri Vahiy ve Sünnet&#8217;tedir&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/01/08/ismet-ozel-medeniyet-ve-bufeci-islam.html" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; &#8220;Güzellik&#8221; konusundaki makaleleri okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<ol>
<li><a title="Permanent Link to Hakikat, Arayış ve Sanat" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/">Hakikat, Arayış ve Sanat </a></li>
<li><a title="Permanent Link to İstanbul'un yüzünde eski gölgeler" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/06/istanbulun-yuzunde-eski-golgeler/">İstanbul&#8217;un yüzünde eski gölgeler </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Kötülük'ten Güzellik çıkar mı? - C.Baudelaire'in şiirleri, O.Dix'in gravürleri" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/">Kötülük&#8217;ten Güzellik çıkar mı? - C.Baudelaire&#8217;in şiirleri, O.Dix&#8217;in gravürleri </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/11/14/yildiz-ramazanoglu-ile-sohbet/">Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Le Corbusier'i Hatırlamak..." rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/03/le-corbusier%e2%80%99i-hatirlamak%e2%80%a6/">Le Corbusier&#8217;i Hatırlamak</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Körlerin gördüğü, gözlerin görmediği ateş" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/">Körlerin gördüğü, gözlerin görmediği ateş </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Ahlâk, Estetik, Siyaset ve Özgürlük" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/">Ahlâk, Estetik, Siyaset ve Özgürlük </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Cumhuriyet ve Sanat" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/08/14/cumhuriyet-ve-sanat/">Cumhuriyet ve Sanat </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Dağdaki çoban ve güzellik" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/08/14/dagdaki-coban-ve-guzellik/">Dağdaki çoban ve güzellik </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ'sız Maneviyat" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Giuliano Carmignola ile ibadet" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Giuliano Carmignola ile ibadet </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</a> </li>
</ol>
<p> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/08/guzellik-insan-ve-islam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/08/guzellik-insan-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hakikat, Arayış ve Sanat</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 14:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gerçek ve hakikat]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19665</guid>
		<description><![CDATA[
Mondrian, bu yaşam güzelleştikçe sanat da ortadan kalkacaktır, diyor; sanat için amacını da ortaya koyarak. Öyleyse sanat hiç ortadan kalkmayacak, sûr&#8217;a üflenilecek ân gelene değin&#8230; Aristo, Platon, Plotinus, Schelling, Hegel, Kant, Klee, Kandinsky, Mondrian&#8230; Sanata dair bunca söylemin içinde Schelling şöyle diyor:
&#8220;Sanat, sonsuzun sonludaki ifadesidir; nesnel olmayanın objedeki ifadesidir&#8230;&#8221;
Sonsuz ifade edilebilir mi? &#8220;&#8230;şeylerin tek bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19666" title="sanat_bosluk_yokluk_hakikat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat-300x214.jpg" alt="" width="272" height="191" /></a>Mondrian, bu yaşam güzelleştikçe sanat da ortadan kalkacaktır, diyor; sanat için amacını da ortaya koyarak. Öyleyse sanat hiç ortadan kalkmayacak, sûr&#8217;a üflenilecek ân gelene değin&#8230; Aristo, Platon, Plotinus, Schelling, Hegel, Kant, Klee, Kandinsky, Mondrian&#8230; Sanata dair bunca söylemin içinde Schelling şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Sanat, sonsuzun sonludaki ifadesidir; nesnel olmayanın objedeki ifadesidir&#8230;&#8221;</p>
<p>Sonsuz ifade edilebilir mi? &#8220;&#8230;şeylerin tek bir biçim halinde algılandığı dünyada, sanatçı ancak orada yüksek bir gerçekçilikle idrak edebilir, görünene karşıtmış gibi duran hakikatleri&#8230;&#8221; diyor Stefan Zweig Üç Büyük Usta&#8217;da. Bu noktada sanat, algı dünyasının üzerinden sızan hakikatlerin sızdığı bir kapı olur ve sanatçı onun içinden geçmeye çalışan, anlamaktan öte idrak eden, arayan kişi. Arayışın adıdır ya sanat, aranılan hakikatse onunla yükselirken sanatçı, onunla kimsenin talip olamadığına, seçilmişlerin yolundan gitmeye, burjuva rahatlığından vazgeçerek ömrünü feda etmeye <span id="more-19665"></span>hazırdır.</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahur Beste&#8217;de &#8220;&#8230;esas olan, zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyve ısırır gibi, kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi. Her türlü saadet ve felaket düşüncesinin üstünde bir talihin kendisini tamamlaması lazımdı. Izdırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi. İkisinden de kaçınılmazdı. Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti.&#8221; dediği gibi zamana ve mekana iz bırakma telaşıdır biraz da sanat. Değişene, fani olana karşı bir nev&#8217;i sonsuzluk libasını giyme girişimidir.</p>
<p>Zaman neleri değiştirir? Önce bedenin kendisini. Ruhun bir türlü çözemediği bir sırdır bu. O aynıdır da bedeni farklı, zaman sanki aynıdır da görüntüler farklı, anılar sanki an&#8217;dadır da olaylar farklı. Çağrışımlar seni dün&#8217;üne götürürken bugünden, mekanın ve zamanın bir yerlerinde bıraktığın bedeni özler ruhun. Kim olduğun, neye dönüştüğün, nerede olduğun değildir önemli olan. Tek bakış yeter eski denileni bugüne taşımak için, renkleri siyah-beyazdan her tona çevirmek için. Geçmiş bir masal ülkesidir artık miş&#8217;lerle ifade olunan&#8230; Savaşlar geçer bazen hayatınızdan, her yer toz-dumana karışır. Renkler vardır hayatın içinde, hatalar, istemeden yapılanlar, yerine konulamayanlar; renkler vardır hayatın içinde bir uykunun huzuru gibi bir beyaz bazen, ölüme yatmak gibi bir beyaz bazen, geçmişten anlar gibi bir beyaz bazen. Renkler vardır hayatın içinde, hüzün vardır renklerin tonunda, sessizlik vardır yüzdeki izin çizgisinde&#8230; bir melek gökten iner ve gün&#8217;ünüz/zamanınız biter. Zamana ve mekana iz bırakma telaşıdır sanat bu yüzden.</p>
<p>Sanat yalnızca nasıl&#8217;ı ve ne&#8217;yi gösterdiğinde, ister iyimser isterse de umutsuz olsun, sıradan bir eğlencedir. Neden diye sorduğunda ise, yalnızca duygusal tepki olmaktan çıkıp gerçek bir söz söylemeye, aklı başında, etik bir seçime doğru yükselir. Edilgen bir yansıma olmaktan çıkar ve bir fiil olur&#8230; diyor Ursula K. Le Guin. Sanat, ne ve nasıl&#8217;dan önce, neden&#8217;i sorguladığında eğlence olmaktan çıkar. Tüketim nesnesi olarak içinde yaşadığımız post-modern hayatın tek-tip çoğul nesnesi/varlığı olmaktan sıyrıldığı noktadır sanatın ardına yaslandığı ‘neden&#8217; sorusu. Tam da burası, aynı zamanda sanatçıyı da diğerlerinden, öncülünden ve ardılından ayırır. Size sadece bir olay, olgu, kavram&#8230; anlatmaz, zaman ve mekanla ardılını oluşturan olaylar dizisinin dışına çıkar, neden&#8217;e dokunduğunda sanatçı, realite denilen kısır algı sınırlandırmasının üzerine çıkmak zorunda kalır, gerçekliğin hakikat olmadığını ve hakikatin formüle edemeyeceğimiz kadar grift ve kompleks olduğunu gösterir. Sanat, neden&#8217;e talip olmaktır biraz da bu yüzden.</p>
<p>Sanata yüklenen hakikat misyonu zoru seçmek gibi görünse de, asıl zorluk bu anlayışın, seçimin yansıdığı sanat eserlerinde, kitsch/taklit örneklerin çoğalarak bu tarzın tüketim ürünü haline düşmesi, (izleyici, okur, dinleyici&#8230; imkan&#8230;) alanını genişletirken, aslında daraltıp, kendisini kuyruğundan yiyen yılan (ouroboros) gibi tüketmesidir. Özellikle de aşk&#8217;ın tüketim ürünü olarak satışa çıktığı ve onun üzerinden nemalanan, hatta onu sömüren ve adına sanatçı dediğimiz insanlara bakınca bu gerçeklik kendisini daha bariz olarak hissettirir.</p>
<p><em>&#8220;İbrahim</em></p>
<p><em>içimdeki putları devir</em></p>
<p><em>elindeki baltayla</em></p>
<p><em>kırılan putların yerine</em></p>
<p><em>yenilerini koyan kim?<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1"><strong>[1]</strong></a></em></p>
<p>Sanatın amacı hakikatle araya girmiş olan nefs perdelerinin sayısını azaltmak ki bir an geldiğinde kendisi de bir perde olduğu için aradan çıkmak zorunda kalır. Tersi olduğunda, yani hakikatle araya giren perde, mağara metaforunda olduğu gibi yanılsamadan öteye götüremeyen bir sahte tanrı olur, tapılan. Her iki durumda da bir noktada aradan çıkmak zorunda olandır. Öyle ince bir çizgidir ki bu, sanatçı bile arafta kalır bazen. Michalengelo&#8217;nun yaptığı heykele: Kalk ve yürü ey Musa demesi gibi, eser bazen yaratımın gücünün hakikati perdelemesi ile sonuçlanır. Bu yüzden sanatçı için o ince perde, kalın perdelerden daha büyük bir imtihana neden olur. Sanat, putları devirme ve yerine yenilerini koyma özelliğiyle insanoğluna iki ayrı yol açar. Gidilmesi gereken yola karar veren sanatçının kendisi olduğu kadar, sanatı hayatının içine alan kişidir aynı zamanda. Sanat, putları devirmek zorundadır, yerine yenilerini koyan ya da kendisini putlaştıran değil.</p>
<p>Posterior alana gebe olan insanın en özgür olduğu alan, aramaktan ve inanmaktan korkmayan tarafıdır sanat; sorgulatan, hayata bakışı değiştiren, kişiyi incelten, imbikten geçirten&#8230; ve bu ayrıcalıklı yapısıyla mutlaka hayatımızın içinde olmalıdır. Hele ki bizler, binlerce yıllık bir geleneğin varisçisiyiz, birbirinden farklı din, dil, ırk, kültür ve coğrafyanın birleştiği bir medeniyetin sahibiyiz. Elbette geleneği olduğu formda günümüzde uygulayamayız, ama onu günümüze uyarlayabilir ve hatta anlattığını/iletmek istediği mesajı/hakikati daha etkili bir şekilde sunma şansını yakalayabiliriz. Gelenek ve modern&#8217;i aynı iple birbirine bağladığınızda, dıştan tuhaf, garip, toplum-dışı kabul edilseniz bile, ikisinin birlikteliğinin sonu, evrensel sanat&#8217;ı yakalamak ve sınırları aşmak olacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Ve böyle bir sanat; Evvel&#8217;i, Âhir&#8217;i, Zâhir&#8217;i, Bâtın&#8217;ı  ve sizi selâmlayandır. Selâm&#8217;a karşılık vermek ve bunu yaymaksa bizlere düşen görevdir.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Asaf Halet Çelebi</p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un yüzünde eski gölgeler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/istanbulun-yuzunde-eski-golgeler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/istanbulun-yuzunde-eski-golgeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 13:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19661</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Geçen gün Maçka&#8217;dan Teşvikiye&#8217;ye doğru kıvrılırken, bir okulun önünde etkinlik yapıldığını gördüm. İçeride Şişli&#8217;nin belediye başkanı konuşuyordu, belki bir açılıştı, bilmiyorum. Alkış sesleri geliyordu. Sokağa asılmış flamalar arasında Atatürk flaması da vardı doğal olarak. Üzerinde şöyle yazıyordu: &#8220;Sizi izliyorum.&#8221;
Ah dedim, onun bizi izlediğini düşünenler yüzünden AKM adlı kazulet bina orada öylece çürümeye terk edildi. İçindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/ataturk_kultur_merkezi.jpg"><img class="size-full wp-image-19662 aligncenter" title="ataturk_kultur_merkezi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/ataturk_kultur_merkezi.jpg" alt="" width="465" height="266" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Geçen gün Maçka&#8217;dan Teşvikiye&#8217;ye doğru kıvrılırken, bir okulun önünde etkinlik yapıldığını gördüm. İçeride Şişli&#8217;nin belediye başkanı konuşuyordu, belki bir açılıştı, bilmiyorum. Alkış sesleri geliyordu. Sokağa asılmış flamalar arasında Atatürk flaması da vardı doğal olarak. Üzerinde şöyle yazıyordu: &#8220;Sizi izliyorum.&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ah dedim, onun bizi izlediğini düşünenler yüzünden AKM adlı kazulet bina orada öylece çürümeye terk edildi. İçindeki onca hatırasıyla. AKM gibi bir feci binayı yıktırmamak için bazı çağdaş sanatçıların ortalığı nasıl &#8216;laik endişe ve irtica korkuları&#8217;yla velveleye verdiğini hatırlıyorum da, bu mudur diye yazmıştım kaç kereler: Bu mudur sahip çıktığınız, cumhuriyetin simgesi haline getirdiğiniz &#8216;hayat tarzı&#8217;nı temsil eden mimari? Bu bina ile mi çoğulcu, görkemli büyük medeniyet olmayı iddia etmiştiniz? &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1210712&amp;title=istanbulun-yuzunde-eski-golgeler" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/06/istanbulun-yuzunde-eski-golgeler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/istanbulun-yuzunde-eski-golgeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 11:05:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Baudelaire]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19473</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;
 Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19496" title="otto_dix_cirkin_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg" alt="" width="242" height="184" /></a>&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em></p>
<p><em> </em>Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;<strong>Kötülük Çiçekleri</strong>&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir miyiz?&#8230; Bu o kadar net değil. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%E2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%E2%80%9Csiradan-kotuluk%E2%80%9D/">Kötülük&#8217;ün zıddı İyilik değildir</a> bahsi, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf">Derin Zaman kitabı</a> )</p>
<p> Mesele zaten kitabın isminden itibaren başlıyor: <strong>Kötülük</strong> Çiçekleri. Zira <a href="http://www.gutenberg.org/ebooks/6099">orjinal metindeki </a> <em>&#8220;Les Fleurs <strong>du Mal</strong>&#8220;</em> soyut bir kötülük değil şeytan, iblis vb anlamlara geliyor Fransızcada. (örn. <strong><em>mal</em></strong><em>in</em>) Başka dillere çevirenler de böyle düşünmüş olmalı, ingilizce başlık <em>&#8220;<a href="http://fleursdumal.org/">Flowers of <strong>Evil</strong></a>&#8220;</em>. Zaten şairin kendisi de söylüyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Her insanda sürekli iki arzu vardır; biri Tanrı&#8217;ya doğru, öteki şeytana doğru. Tanrı&#8217;ya sığınış, bir yükselme isteğidir; şeytanın yahut hayvanlığınki ise bir iniş mutluluğudur.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19497" title="otto_dix_cirkin_sanat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg" alt="" width="214" height="305" /></a>İyi ama iniş ve çıkışı neden aynı aynı kefeye koydu şair? <strong><em>&#8220;İniş Mutluluğu&#8221;</em></strong> yerine düşme acısı ya da utancından bahsedebilirdi. Neden iyilik ve kötülüğe bu eşit mesafeli duruş? Tensel hazlar, dünyevî zevkler, maddî tatmin ile mutluluk arasında ayrım yap(a)mayan bir pozitivizm kokusu yayılıyor bu satırlardan. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Pozitivizm Kitabı</strong></a>) Bir yandan içinde yaşadığı asrın acıları ve gebe olduğu şiddete üzülüyor Baudelaire. Hem topluma acıyor hem de kendisine. Babasını 6 yaşında kaybetmenin ızdırabı, çok sevdiği annesinin bir başka erkekle evlenmesinden duyduğu öfke dinmiş değil. Izdırap zaman ve mekân tanımıyor. <strong>Hatıralar yaşlanmıyor</strong>. Ama Baudelaire bu acıları ve pişmanlıklara bir mânâ veremiyor. Fıtraten açlığını hissettiği iyilik, sadakat ve şefkât arzusu nereden geliyor? Annesine kızma hakkı var mı? Hakları çiğnenen işçilere neden acıyor? Neden bu adalet özlemi?</p>
<p>Elbette Mutluluk ve tatmin birbiriyle karıştırılMAması gereken çok farklı iki kavram. (Bkz. <strong><em>&#8220;İnsan maymunlaşabilir mi?&#8221;</em></strong> adlı bölüm, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan kitabı</a>) Ama Baudelaire bu iki çekim gücünü birleştirmiş adeta; &#8220;iniş utancını&#8221; değil de, &#8220;iniş mutluluğunu&#8221; tercih etmiş. Aradığı sorulara cevap bul(a)mamaktan yorgun düşen şair nihilizmin soğuk ve karanlık çölünü son durak sanıp iniyor aklın treninden:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ey ölüm, koca kaptan, artık gitme zamanı!<br />
Ey ölüm! haydi, bizi boğdu bu memleket!..</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu girdap, Cennet veya Cehennem, dalalım<br />
Yeniyi bulmak için bilinmeyenin  dibine!..</em></p>
<p>Sanırım&#8230; <strong>&#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221;</strong> şairin kendi acılarını dile getirdiği bir şiir kitabı değil. Varoluş&#8217;u, Hayat&#8217;ı ve Ölüm&#8217;ü sorgulayan her insanın geçtiği dikenli yollarda <span id="more-19473"></span>atılmış adımlar bunlar:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal&#8217;in, Ayasofya&#8217;nın, Notre Dame de Paris&#8217;nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler&#8217;i lanetliyoruz ve neden Filistin&#8217;de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki&#8230;&#8221; </em>(Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a> isimli kitap)</p>
<p><strong>Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak</strong><strong></strong></p>
<p>Yazının başında bir sözünü aktarmıştık şairin, şöyle diyordu: <em>&#8220;&#8230;Kötülük&#8217;ten </em><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CCoQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/&amp;ei=wyPJTuHVGoebOpCX8cIP&amp;usg=AFQjCNESwfFgmfGm_zZw3SmGNNJFNdGSdA&amp;sig2=XI-r"><em>Güzellik</em></a><em>&#8216;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em> Bu söz aslında büyük bir yanılgıyı gösteriyor bizce. Baudelaire Güzel&#8217;i çıkarmıyor, <strong>Kötü&#8217;yü, daha doğrusu İyi&#8217;nin yokluğunu &#8220;görünür&#8221; hale getiriyor.</strong> Çünkü YOK&#8217;u görmek kolay değil. Yiyeceklere nazaran bir insanın açlığı gibi Kötülük&#8217;ün varlığı. Bir borç gibi negatif, bir düşkırıklığı. YOKLUK da var, bir isim koyabildiğime göre&#8230; Ama borcum cebimdeki para kadar VAR değil, terk edilmek ve yalnzlık kollarıma sardığım kadın kadar gerçek değil. Entelce söyleyecek olursak <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=cirkinlik+site:derindusunce.org"><strong>ç</strong><strong>irkin</strong></a><strong>&#8216;i estetize ediyor </strong>Baudelaire. Ama Güzellik değil bu estetizasyon, alakası yok!&#8230; Örneğin &#8220;Bir Leş&#8221;  adlı şiirden bir kaç mısra:<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"></a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</em><em></em>
</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"><img class="size-full wp-image-19498 aligncenter" title="otto_dix_at_lesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg" alt="" width="450" height="330" /></a></p>
<p>Biraz daha açalım: Korkunç derecede üzücü bir durum düşünün: Bir tecavüz, bir cinayet, bir işkence sahnesi&#8230; Buna maruz kalan veya &#8220;sadece&#8221; seyirci olan bir insan bile olan biteni doğru dürüst göremez. Korkudan, aceleden, tiksinme duygusundan&#8230; Ama bir filmde böyle bir sahne varsa, hele bazı &#8220;mühim&#8221; anlar ağır çekimle uzuuuuuuun saniyelere yayıldıysa &#8220;iğrençlik&#8221; daha bir görünür (=anlaşılır) olur. Çığlıklar, darbeler, sıçrayan kan damlaları&#8230; <strong>Bir çok insan bu yüzden şiddet içeren filmlere ilgi gösterir. Çünkü merak duygusu tiksintiyi bastırabilir.</strong> Polisiye filmlerdeki çatışma, dövüş ve araba takibi sahneleri de böyledir. Değişik açılardan aynı kavgayı öyle bir seyrettirirler ki adama adeta kavga etmiş gibi olursunuz. Meselâ <a href="http://www.imdb.com/title/tt0077928/">Gece Yarısı Expresi</a>&#8216;nde &#8220;zavallı&#8221; Amerikalıya işkence yapan Türk polisleri, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120815/">Er Ryan&#8217;ı Kurtarmak</a> filminin ilk dakikalarında karaya çıkan askerlerin vurulması, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0133093/">Matrix</a>&#8216;te &#8220;uçan&#8221; insanların etrafında dönen kameralar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg"><img class="size-full wp-image-19502 aligncenter" title="cirkin_sanat_matrix" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg" alt="" width="400" height="204" /></a></p>
<p>Bu görüntüler merakımızı öyle &#8220;güzel&#8221; doyurur ki gerçekten Güzellik&#8217;e dair bir şey gördüğümüzü sanırız. Aslında bu tür sanat(?) eserleri Güzel&#8217;i anlatmaz ama korkuyu, şiddeti, vahşeti &#8220;güzel&#8221; anlatır. <strong>Merakımızı TATMİN eder, bilme/anlama açlığı bir çukur, bir delik gibidir. Filmlerin kanlı şovları o merak deliklerine &#8220;cuk&#8221; diye oturur. Bunun için &#8220;güzel&#8221; gelir bize.</strong></p>
<p> Dikkat ederseniz yazımıza eşlik eden ressam <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_Dix">Otto Dix</a>(1) tablolarındaki gibi bir teknik kullanıyor Baudelaire. Dix&#8217;in fırçasıyla yaptığını şair kelimelerle yapıyor, göze hoş gelen şeyler ile pislikleri, iğrençlikleri yan yana koyuyor:</p>
<ul type="disc">
<li>Güneşin parlayan ışıkları altında bir çiçek gibi açılmış hayvan leşi,</li>
<li>Çimenlikte etin keskin kokusu,</li>
<li>Oynaşan, eti öper gibi yiyen kurtçuklar vs.</li>
</ul>
<p>Şiirin ilk kıtasındaki &#8220;şehvetli kadın&#8221; metaforu ile son kıtasında kendisinin de bir gün öleceğini hatırlaması hayat ve ölümün gece-gündüz gibi müteakip oluşuna bir isaret mi? Yoruma açık. Ama şiirin bende uyandırdığı his manevî bir umuttan çok maddî bir umutsuzluk oldu. Bu bakımdan daha çok düzene, geleneğe, alışılmışa isyan eden bir nihilizm kokusu aldım Leş şiirinde. Karl Marx&#8217;ın <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Alman+%25C4%25B0deolojisi%22+site:derindusunce.org">Alman İdeolojisi</a>&#8216;nde yaptığı gibi <em>&#8220;yerin dibine batsın düzeniniz, devletiniz, dininiz&#8230;&#8221;</em> diyen bir başkaldırı var. Ama <strong>sonrasını düşünmeden kaldırılmış her baş gibi</strong> başka düzenlere boyun eğmeye mahkum bir baş bu. Güzel&#8217;i anlatamıyor şair ama ızdırabını güzel anlatıyor, işte bunun için &#8220;estetizasyon&#8221; üzerinde israr ediyorum:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hem bıçağım hem de yara!<br />
Hem yanağım hem de tokat!<br />
Hem kurbanım hem de cellat<br />
Ezen ve ezilen çarkta.</em></p>
<p>Tıpkı Türk şair Ahmet Erhan&#8217;ın dizeleri gibi: <em>&#8220;Bana yarınlardan, doğacak güneşlerden söz ederler, ben bugünleri yakıştıramazken kendime&#8221;&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19499" title="1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg" alt="" width="233" height="280" /></a>Kanlı ihtilallerin, devrimlerin, savaşların kasıp kavurduğu bir Avrupa&#8217;da bilime, rasyonaliteye tapan bir medeniyetin(!) çocuğuydu Baudelaire. Bunalımlı devirlerin insanıydı. <strong><em>&#8220;Tanrı öldü&#8221;</em></strong> diyen <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Nietzche#sclient=psy-ab&amp;hl=en&amp;source=hp&amp;q=Nietzsche+site%3Aderindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Nietzsche+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=4835l10206l0l10316l22l14l0l0l0l0l560l3331l0.4.6.1.1.1l13l0&amp;bav=on.2,or">Nietzsche</a>, <strong><em>&#8220;Gökyüzünü tepetaklak edip yere indirmek&#8221;</em></strong> isteyen <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CB0QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/&amp;ei=gyLJToSbFIWVOsWV5cAP&amp;usg=AFQjCNEnQd8771O63W5v5Ksp7P-JpSBEZg&amp;sig2=xoFb07s5rncWW4_orjEV">Marx</a>, vicdanın sesine<strong><em> &#8220;ne malum?&#8221;</em></strong> diye şüpheyle cevap veren <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Hume+site:derindusunce.org">Hume</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_Schopenhauer#K.C3.B6t.C3.BCmserli.C4.9Fi_.28pesimizm.29">karamsarlığı bir yaşam biçimi haline getiren Schopenhauer</a> ile çağdaştı. Fayda ve Tatmin denen dünyevî referanslar Hakikat&#8217;in, Mutluluk&#8217;un yerini almaktaydı.Panoptik(2) cezaevlerinin mucidi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bentham">Bentham</a>&#8216;ın faydacı fikirleri Avrupa&#8217;nın genlerine işliyordu.</p>
<p>Rasyonalite&#8217;nin barış ve refah getireceğine iman eden bu yol bizi Hiroşima ve Nagazaki&#8217;ye, bugün ise Irak&#8217;ın işgaline kadar götürdü. <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Hannah+Arendt%22+site:derindusunce.org">Hannah Arendt</a>&#8216;in Kültür Krizi&#8217;nde söylediği gibi atom bombasını yapmak ve yüzbinlerce sivili öldürmek için çok <strong>RASYONEL</strong> sebepler vardı. İnsanlık Arendt&#8217;in tabiriyle bir fay hattının üzerindeydi. Bilim&#8217;e taptıkça, dünyaya bağlandıkça Ölüm&#8217;ün hakikatinden uzaklaşıyoruz.</p>
<p> <strong>Kâinat&#8217;ın şiiri ve Baudelaire</strong></p>
<p> Havada uçan bir ördeğe baktığında bir avcı, bir aşçı ya da bir şair aynı şeyi görmez. Çünkü Baudelaire gibi sanatsal duyarlılık sahibi olan insanların gözleri bizimkilere benzemez. Bunun sırrını vermiştir şair &#8220;Albatros&#8221; adlı şiirinde. Açık denizlerde, mavi göklerde hiç durmadan saatlerce uçabilen bu deniz kuşları yere indiklerinde hantal ve komiktir. Uçarken erişilmez ve olağanüstü görünen kuş (sanatçı), rızık peşinde yere indiğinde (kalabalığa karıştığında) acınacak duruma düşer.  Baudelaire bu mısralarla sanatçıların toplum tarafından anlaşılmadığını, yalnız kaldığını anlatır:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,<br />
Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını<br />
Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,<br />
Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,<br />
Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,<br />
Engel olur yürümesine dev kanatları</em></p>
<p>Neden böyle olur? İnsan etrafını çevreleyen dünyaya iki farklı gözle (iki farklı akıl ile) bakabilir: Parçalayan, <strong>Et-Göz</strong> ve birleştiren, <strong>Derin-Göz</strong>. Bunlardan hangisini kullanırsanız diğeri kapanır. Et-Göz bizim biyolojik yaşantımız için gereklidir. Aş, eş ve iş bulmamızı sağlar. Fayda ve tehdit odaklıdır. Eşya&#8217;yı görür. Bölünen, ölçülen tartılan alemin varlıklarını bilir. Derin-Göz ise parçalanaMAyan varlıkları görmek içindir. Aşk, Güzellik, Adalet&#8230; Nasıl çalışır ikisi ibr arada? Açalım:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_5.jpg" alt="" width="139" height="127" />&#8220;&#8230;</em><em>bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_3.jpg" alt="" width="145" height="127" /> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. <strong>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</strong> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz. &#8220;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor&#8230;</em><em>&#8220;</em> (Güzellik Matkabı bahsi, <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong> kitabı)</p>
<p>Bu noktada şu soruyu hiç utanıp sıkılmadan sormak lâzım: Baudelaire gibi şairlerin benzetmeleri bir rastlantı mı dır? Yoksa elle tutulur, gözle görülür dünyadan daha &#8220;derinlere&#8221;, Hakikat&#8217;e bir yol mudur? Meselâ kuşların bize özgürlüğü çağrıştırması, sırtlan ve akbabaların fırsatçı insanları hatırlatması, gecenin umutsuzluk vb simgesi olması&#8230; Bütün bunlar kültüre, inanca göre değişen, göreceli semboller midir?</p>
<p> &#8221;Bizim&#8221; Baudelaire Wagner&#8217;in müziği üzerine yazdığı bir denemede bu soruya güzel bir cevap vermiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Kâinat gizli şifre ile yazılmış bir metin ise şair bir şifre çözücüden başka kim olabilir? Her şiir gerçeklerin bir okuması, bir tercüme, çözülen bir şifredir&#8230;Gerçek müziğin farklı zihinlerde benzer duygular  uyandırması şaşırtıcı değil; sesler şekilleri ve renkleri çağrıştırmasaydı  şaşırtıcı olurdu. Biçimler ve renkler melodileri ilham eder. Seslerle renkler karşılıklı benzetmelerle hisleri ve fikirleri dönüştürür. Varlıklar sanatçıların zihninde benzetme yapacak ilhamlar uyandırır. Çünkü Tanrı Kâinat&#8217;ı bölünemez ve karmaşık bir bütün olarak yaratmıştır. Sanatçıların benzetmeleri rastgele değildir. Her şey birbirine tekabül eder, bir ahenk vardır. Kâinat&#8217;tı bir kitap, yazılı bir metin gibi kabul edebiliriz. Bu metnin bir dili vardır. Ama karmaşık ve çok zengin bir dildir bu. Her varlık (sembol/harf) hem farklı şeyler anlatır hem de hepsi aynı şeyi söyler&#8230;&#8221;</em>(kaynak: <a href="http://www.amazon.com/Other-Voice-Essays-Modern-Poetry/dp/0156704552/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1321955234&amp;sr=1-1">Modern şiir üzerine denemeler -Octavio Paz-</a> )</p>
<p> Evet&#8230; Böyle diyor şair. Sembollerin, renklerin göreceli bir &#8220;boyutu&#8221; da var tabi. Bir hayvan farklı ülkelerde kurnazlığı, saldırganlığı ya da bir başka özelliği temsil edebilir. Kültürel ve dinî referanslar elbette bir &#8220;parazit&#8221; oluşturacaktır. Zaten her şekil ve her renk ile insandaki tüm duygu ve düşünceler arasında bire bir paralellik aramak büyük hata olur. Zira bu &#8220;Kâinat Kitabı&#8221; denen metni kendi beşerî kalıplarımıza sığdırmak anlamına gelir. Bu şekilde Sanat&#8217;ı bilimselleştirmek, objektif, herkes için aynı, ölçülebilir vs kalıplara koymak ise Sanatı öldürür.</p>
<p> Sanat&#8217;ın bize insanlığımızı, hürriyetimizi bildirmesi/buldurması üzerine bir çok makale yayınladık geçmişte. Meselâ:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/19/kuslarin-sirri-sanatta-ayrinti7/">Kuşların sırrı: Sanat&#8217;ta ayrıntı (7)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a></li>
</ul>
<p> Bu 4 makalede Baudelaire&#8217;in kısaca değindiği Birlik/Teklik hissi konusunda çok ilginç detaylar bulabilirsiniz. Tabi ki başka sanatçılar ve başka filozofların eserlerinden kesişimlerle birlikte. Biz makalemizi Henri Bergson&#8217;dan bir alıntı ile bitirelim :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>« &#8230;Sanat&#8217;ın amacı nedir? Eğer Hakikat dosdoğru gelip hissiyatımıza ve şuurumuza çarpmış olsa, eğer çevremiz ve kendimizle doğrudan iletişime girebilmiş olsak, zannederim Sanat faydasız olurdu ya da hepimiz sanatçı olurduk çünkü ruhumuz Kâinat&#8217;ın musikîsi ile sürekli bir Tevhid halinde titrerdi. Hafızamızın yardım ettiği gözlerimiz Mekân&#8217;ı oyar, taklidi imkânsız tablolar kesip çıkarırdı. Bir bakışta İnsan bedeninin canlı mermerinden  ilkçağ heykelleri kadar güzel heykel parçaları yakalardı. Ruhlarımızın derinliğinde kimi zaman neşeli, çoğu zaman da hüzünlü ama hep özgün bir müzik duyardık&#8230; iç yaşamımızın sürekli ezgisini&#8230; Aslında bütün bunlar bizim etrafımızda, içimizde ama hiç birini ayrı ayrı hissetmiyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bizimle Tabiat arasında&#8230; hayır! Bizimle şuurumuz arasına bir perde girmiş. Sıradan insanlar için kalın bir perde, sanatçı ve şair için ince, neredeyse saydam bir perde. Hangi peri kızı dokumuş bu perdeyi? Bir tuzak mı? yoksa iyilik için mi dokunmuş? Yaşamak gerekiyor ve yaşam çevremizi sadece ihtiyaçlarımız doğrultusunda hissetmemizi gerektiriyor. Yaşamak eylem demek. Uygun tepkiyi vermek amacıyla hissetmek, faydası ölçüsünde hissetmek çevreyi. Öteki hislerin karanlıkta kalması ya da bize &#8220;karartılmış&#8221; biçimde ulaşması gerekiyor&#8230; Bakıyorum, gördüğümü sanıyorum, dinliyorum, duyduğumu sanıyorum, kendimi inceliyorum ve kalbimin derinliklerini okuduğumu sanıyorum. Oysa gördüğüm ve duyduğum sadece hislerimin beni yönlendirmek üzere dış alemden süzdüğü bilgiler. Kendim hakkımda bildiklerim yüzeysel, ancak eyleme dönüşebilecek olanlar. Yani hissiyatım ve şuurum bana Hakikat&#8217;in sadece faydalı ve basitleştirilmiş bir kısmını aktarıyorlar. Bana açtıkları pencerede faydasız olan her şey silinmiş, faydalı benzerlikler abartılmış, yaşantımın ilerleyeceği yollar önceden çizilmiş. »</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%E2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%E2%80%99ta-ayrinti9/"><strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ın amacı</strong> ve <strong>Henri Bergson</strong>: <strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ta Ayrıntı</strong>(<strong>9</strong>)</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p> <strong>Yazıda adı geçen şiirlerin tam metni</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"> <strong>Bir Leş </strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bacaklarını dikmiş bir kadınca, azgın,<br />
Ateşli,zehir dökerek,<br />
Açıyordu buğular kaynaşan bir karın<br />
Öyle edepsizce, gevşek.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Güneş parıldıyordu pişirip kotarmaya<br />
Üstünde bu çürüntünün,<br />
Geri verebilmek için büyük Doğa&#8217;ya<br />
Çattığından yüz kat üstün;</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ve gök bakıyordu bu yaman iskeletin<br />
Açmasına çiçek gibi.<br />
Bayıldım sanırdınız, çimenlikte etin<br />
Kokusu bir keskindi ki.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Her şey dalga gibi alçalıp yükselirken,<br />
Atılırken çıtırtılarla,<br />
Gizli bir soluktan şişmiş yaşıyordu ten<br />
Sanki çoğala çoğala</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bir garip müzikle yansıyordu bu dünya<br />
Yel gibi, akarsu gibi,<br />
Tohum gibi, harmancının hoş bir uyumla<br />
Kalburunda çevirdiği.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biçimler silinip düşe dönüyordu tam,<br />
Beliren bir taslak vardı<br />
Unutulmuş tuval üstünde, sanki ressam<br />
Belleğinden tamamlardı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kaygılı köpek, kayalar ötesinden<br />
Kızgın bizi gözlerdi de<br />
Kollardı koparacağı anı yeniden<br />
Kalan parçayı geride..</p>
<p style="padding-left: 60px;">-Siz de bu pisliğin olursunuz bir eşi,<br />
Bu kokuşmaların, iğrenç,<br />
Gözlerimin yıldızı, ömrümün güneşi<br />
Siz meleğim, tutkum, ergeç !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öyle olursunuz, çok incelikli ece,<br />
Tamamlanıp son duanız<br />
Kemikler içinde çürümeye gidince<br />
Çayır, ot altında yalnız.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sizi öper gibi yiyen kurtçuğa, canım!<br />
O zaman şunu söyleyin :<br />
Tanrısal özünü, biçimini sakladım<br />
Dağılan sevgilerimin
</p>
<p style="padding-left: 60px;"> </p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>Albatros</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Çok kere, eğlenmek için, gemi tayfaları</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tutarlar albatrosları, bu geniş deniz kuşlarını,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tuzlu girdaplar üzerinde kayan gemiyi</p>
<p style="padding-left: 60px;">Takibeden ağır yolculuk arkadaşlarını.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Döşemeler üzerine bırakıverdiler mi onları,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ne çirkin, ne kadar sümsük olur bu kanatlı seyyah,</p>
<p style="padding-left: 60px;">O ki vaktiyle o kadar güzeldi, ne gülünç ne sallapatı</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biri piposuyla usanç verir gagasına,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öteki taklit eder, topallayarak, vaktiyle uçan bu sakatı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Engel olur yürümesine dev kanatları.</p>
<p> </p>
<p><strong> Otto Dix&#8217;ten Gravürler</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19500" title="otto_dix_cirkin_sanat_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg" alt="" width="404" height="500" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19501" title="otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg" alt="" width="350" height="486" /></a></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p> 1° Otto Dix de tıpkı Baudelaire gibi insanların riyakârlığından, savaştan vs öyle yılmış, öyle bıkmıstır ki bu çirkinlikleri Alman halkının yüzüne çarpmak istemiştir. Sefaleti, fuhuşu, yaşlılık ve ölümü konu alan bir çok tablosu, gravürü vardır.</p>
<p>2° <em>&#8220;&#8230;Az sayıda gardiyanın çok sayıda mahpusu gözetlemesini sağlamak üzere &#8220;denetim evi&#8221; anlamında panopticon adını verdiği daire planlı bir yapı tasarladı. Bu tasarım birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruluydu. Her hücre bu halkanın iç kısmına açıktı ve halkanın dış cephesindeki duvarda birer pencere vardı. Halkanın ortasında mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi yer almaktaydı. Panopticon&#8217;un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki sakine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin iyi aydınlatılmış bir siluetini izleme olanağını sağlamasıydı. Bentham&#8217;ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka çabası yoktu. Böylece mahpus bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktı&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Bentham">Vikipedi</a>&#8216;den)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg"><img class="size-full wp-image-19503 aligncenter" title="panopticon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg" alt="" width="468" height="396" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/yildiz-ramazanoglu-ile-sohbet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/yildiz-ramazanoglu-ile-sohbet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 08:26:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Yazmak]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19395</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İslam öyle büyük bir derya ve içinde öyle sonsuz açılımlar var ki, emek verecek, adaleti kemaliyle içinden süzüp alacak genç zihinler gerekli&#8221; Yıldız Ramazanoğlu
 
 Her yazarın yazıya başlama öyküsü ve nedeni vardır diye düşünüyorum, Yıldız Ramazanoğlu&#8217;nun öyküsü ve nedeni nedir? 
  Sevinçten doğan bir yazma olduğunu söyleyemem. İlkokulda şiir yazarak başladığımı söyleyebilirim, adaletsizlik yapan öğretmenime kızıp. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İslam öyle büyük bir derya ve içinde öyle sonsuz açılımlar var ki, emek verecek, adaleti kemaliyle içinden süzüp alacak genç zihinler gerekli&#8221; Yıldız Ramazanoğlu</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yildiz_ramazanoglu.jpg"><img class="size-full wp-image-19396 aligncenter" title="yildiz_ramazanoglu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/yildiz_ramazanoglu.jpg" alt="" width="421" height="274" /></a></strong></p>
<p><strong> Her yazarın yazıya başlama öyküsü ve nedeni vardır diye düşünüyorum, Yıldız Ramazanoğlu&#8217;nun öyküsü ve nedeni nedir? </strong></p>
<p><em>  Sevinçten doğan bir yazma olduğunu söyleyemem. İlkokulda şiir yazarak başladığımı söyleyebilirim, adaletsizlik yapan öğretmenime kızıp. Yaşanan gerçeklikte var olanı az eksik yetersiz haksız bulmakla alakalı yazmaya başlamam. Güzele güzel, çirkine çirkin diyebilmek ve sayfaların içinden olması gerekene dair bir hissiyat yükseltebilmek için yazılır zannımca. Estetik kaygı, güzeli duyumsamaya, elimizdekileri güzele doğru ilerletmeye götürür bizi yazarken. Sade&#8217;i düşünüyorum, kötüyü tasvir ederken, en olumsuz en kötü yoldan giderek, okuru zakkumun şeceresinden geçirerek götürür iyiye. Ben bu yollara açık değilim mesela. Batılın bu denli tasviri iki tarafı keskin bıçak gibidir çünkü. İnsan kendi mahiyeti de dahil hiçbir şeyin hakiki sahibi değil. Bu durum çok hüzün verici&#8230; Kendimiz bile kendimize emanetiz bir bakıma. Bu durumda emaneti verenin izni olmadan emanet üzerinde tasarrufta bulunmak nasıl mümkün olabilir? Bu noktada kınayanların kınaması beni hiç ilgilendirmez: Özgür değildir mümin yazar Batılı manada <span id="more-19395"></span>, peygamberin yolunu izlemekle kayıtlıdır, söz vermiş, akitleşmiştir. Nefsin tezkiyesinden uzak başıboş bir özgürlükten feragat ederek özgürleşebilir ancak. Bizim edebiyattaki drama&#8217;mız bu olabilir, hatta olmalıdır Mustafa Kutlu&#8217;ya göre.  Bediüzzaman &#8220;Âlemin anahtarı insanın elinde o da nefsine takılı vaziyette&#8221; diyor. Gizli hazineleri onunla keşfeder. Yazmak bu anahtar gibi, keşfe yol açar. Oysa ‘ene&#8217;nin yani en içteki kendinin kendisi de bir tılsım, bir muamma. İnsan yazarak bunları biraz daha anlayabileceğine inanır, benim için yazmak kendi için yazmaktır öncelikle.     </em></p>
<p><em> </em><strong>Yıldız Ramazanoğlu, edebiyata, siyasete, sosyal konulara karşı sorumluluk sahibi bir yazar ve bir aktivist, bu denli geniş bir alanda hakkını vererek kalem oynatmanın ve hatta sahaya inmenin altında yatan en önemli etken nedir?</strong></p>
<p> <em>Yazmak, etmek, eylemek her şey tek bir şey için: Elimizde olandan Allah için vermekle ilgili. Kendimizi ne güne saklıyoruz ki? Edebiyat öyle yüksekte bir kral ya da prenses tahtında oturarak icra edilecek bir meslek ya da hülyalı bir uğraş değil. Tozun toprağın kanın ve emeğin ta kendisi.  &#8220;Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz.&#8221; Yunus söylemiş sözün neye yarayacağını. Yaşadığımız dünyaya tanıklık ediyoruz, bu tanıklık seyretmek olarak düşünülemez, elle dille müdahaleyi de içermeli.  </em></p>
<p><em> </em><strong>Söyleşiyi biraz daha özele çekmek ve deyim yerindeyse sizi konuşturmak istiyorum, Türk Edebiyatının 80 dönemindeki siyasi ayrışmaları malum, sizce edebiyatın ideolojisi ve ideolojiye katkısı olur mu?</strong></p>
<p> <em>Edebiyat tek bir bakış açısının demir parmaklıkları içinde icra edilemez. Tersine yerelden yola çıkarak bütün insanlığı içine alacak genişlikte başka tecrübelerle incelikle karşılaştığımız çarpıştığımız bazen uzlaştığımız bir alan olmalı. İyi, doğru ve güzelin satır aralarından yükseldiğini hissettiğimiz bir hayat yeri.  Sanatın tamamı böyle. Bir yaklaşımın kabul ettirilmesine propagandasının yapılmasına yönelik çalışmalar estetik değeri daha güç yakalıyor. Mesela dinin tezahürlerini yok sayan, hiçbir şekilde olumlu manada yer vermeyen bir edebiyat kolu vardır Türkçe&#8217;de. Dünyada da özellikle Amerikan sinemasında politik kameranın nasıl işlediğini hepimiz biliyoruz. Sanatın emperyal hedeflerin emrine verilmesi zalimce.  İşgalleri gerekçelendirmede, vicdanları ele geçirmede kullanılan bir dil var. Bu yolla insanların yağmalara katliamlara sıcak bakması sağlanıyor. Dinin tek bir yorumunu dayatan, insanlığı ıslah etme düşüncesiyle üstten konuşan bir dil de edebiyata çok uzak gelir bana.    </em></p>
<p><em> Edebiyatla siyaset arasında keskin bir çizgi olması gerektiğini düşünenler var. Öte yandan buna direnen ve bütün insanlığın meselelerine sahip çıkan yazarlar. Mesela Sartre&#8217;ın 1964&#8242;te Nobel Edebiyat ödülünü reddettiğinde İsveç&#8217;teki akademiye yolladığı bir mektup var &#8220;Niçin reddediyorum&#8221; başlıklı&#8230; Gerçekten önemli bir vesika. 1998&#8242;de Jose Saramago&#8217;nun Frankfurt Kitap Fuarında konuşmasını dinleme şansım olmuştu, çok eleştirilmişti İsrail ve ABD&#8217;ye çattığı için. Sonra kitaplarına neredeyse gizli ambargo kondu. Ama 2005&#8242;te de ünlü İngiliz oyun yazarı Harold Pinter dünyanın bütün yaralarına değmişti ve ne alaka tiyatro yazarlığıyla denmişti, edebiyatın sanatın politize edilmesinden dem vurularak.  </em></p>
<p><em> Sonuçta roman, hikâye bir eğitim ve öğrenim aracı değil. Hayatı anlatmaya çalışan metinler. Bütün disiplinlerin işin içine girdiği bir forum olarak görülebilir, özellikle de roman. Gerçi bu bulduğun her malzeme içine boca edilebilir demek değildir. İyi bir yazar önceden tasarlanmış bir biçim ve uslupla belli bir öğretiyi ideolojiyi hayat görüşünü dile getirmeye çalışmaz, romanda kendi kişilik ve düşünce alanından gelen doğruların belli bir doğallık içinde kitaba yansıması eserdeki yüceliği ortaya çıkarır. Romanın, hikâyenin sanatsal bütünlüğü estetik etkilerinden ayrı değil. Kahramanlar çoğu kez gerçek yaşamdakinden daha gerçek suretleriyle hayatımızda yer edinir. Dağınık ve karmaşık hayatın içinden belli bir seçmeyle düzenlemeyle yer alırlar ve içinde kötülüklerin yanı sıra insani yönden sıçrama yapabilen karakterlerin olması onu işlevsel de kılabilir. Bu kendiliğinden ortaya çıkan bir sonuç ise ideolojik görülemez. Beğeni sübjektif bir alan sonuçta. Fakat edebi ve estetik olan anlaşılmayacak kadar karmaşık değildir mesele, sadece kriter koymak zor ve hislerimiz bize gerçeği söyler. </em></p>
<p> <strong>Peki, Türk edebiyatının son dönemde nasıl buluyorsunuz?<a name="_GoBack"></a></strong></p>
<p> <em>Çok iyi hikâyeler ve romanlar yayınlanıyor fakat genel eğilim kişisel tecrübelerin son derece umutsuz bir hissiyatla ele alınması. Hala varoluşçu felsefe etkin edebiyatımızda ve Sartre&#8217;ın Bulantı&#8217;sına paralel yazan Demir Özlü gibi yazarların izleğini görebiliyoruz genç yazarlarda.  Beyhudelik duygusu yoğun, evin bir sıkıntı ailenin bir cehennem olduğu yargıları hâkim. Nurdan Gürbilek&#8217;in dediği gibi evlenecek insanların barlarda tanışıyor, kafelerde oturuyor ve otel odalarında buluşuyor olması genel toplumsal gerçekliğimizle bağdaşmıyor. Paylaşma duygusunun olmadığı, yemek pişmeyen evler de bizim tecrübemiz, ama sadece marjinal kesimlerin hakikatine eğilmek bir eksiklik. Edebiyatımıza baktığımızda yaşam huzur üretmiyor, evsiz ve aidiyetsiziz duygusuna kapılabiliriz, bu olumsuzlukları çoğaltmak zor değil.   Bir yazar &#8220;evin hiçbir biçimini sevmem ben&#8221; diyor mesela. </em></p>
<p><em>  Buraya nasıl geldik incelikle dile getiren kitaplar da yazılmıyor değil. Bu karşı edebiyat değil, hepsi edebiyatımızın parçaları. Oğuz Atay&#8217;ın &#8220;Düşünmek için bir ev tutsam, kapıdan girip düşünme terliklerimi giysem odalar bomboş olsa hiçbirinin bir adı -yatak odası oturma odası gibi- bir tahsisi olmasa&#8221; fikrine bayılırdım eskiden, bir ütopya olarak içimde saklardım. Hala da bekliyorum bu evin bana gelmesini. Evin bizi yutmasına izin vermeli mi, özellikle kadın yazarlar için evde bir alan açmak ve yazmak mümkün mü, yoksa da Nihan Kaya&#8217;nın dediği gibi &#8220;hayat yazmamızı istemez mi&#8221; bilemiyorum ama hikâyemiz, romanımız ve şiirimiz yoksunluklar zorluklar içinde bir şekilde yazılıyor.     </em></p>
<p><strong>Sanat konusunda Ahmet Altan bir yazısında &#8220;Osmanlı&#8217;da vals gibi sanatların yokluğunu eleştirdi&#8221; daha önce Gündüz Vassaf Batılı sanata alaka göstermeyen mütedeyyin kesimi eleştirmişti. Buradan bakarsak, sanatı edebiyat olsun, sinema olsun, müzik olsun Doğu-Batı diye ayırabilir miyiz? Yahut belirli sanata alaka beklemek, bunu bir ölçme biçimi kılmak ne kadar doğru?</strong></p>
<p> <em>Her kültür ve medeniyet kendine yakışan sanatı doğurur; Batı&#8217;yı neden hat sanatı yok diye kınayabilir miyiz? British müzesinde kaligrafi bölümünü gezmiştim mesela. İnanın herkes İslam bölümündeki hat eserlerinin başında toplanmıştı, diğer güzel yazılar da estetikti elbette, ama hattın büyüsü sihri etkisi yoktu açıkçası. Son tahlilde Doğu da, Batı da Allah&#8217;ındır ve sanatı bu kadar kompartımanlar halinde düşünmek mümkün değil. İnsanlığın tek bir ortak hikâyesi, tecrübesi var ve temel hedef bu dünyadaki varoluşun hikmetine vakıf olmak; yaşadıklarını, başına gelenleri anlamlandırmak&#8230; Doğuya yeterince eğilmeyen buradaki tecrübeye derinliklere asgari düzeyde de olsa aşina olmayan Batılıların eserini olgunlaştırmada eksik kalabileceğini düşünüyorum. Bu noktada günümüz Müslümanlarını okur olarak daha ileride görüyorum doğrusu. Goethe ve Hafız yan yana okunuyor, gencecik kızlar Furuğ&#8217;dan da, Sylvia Plath&#8217;dan da haberdar. Fotoğraf çekiyor, festivallerde sayısız film izliyorlar ve dünya müziklerini biliyorlar. Önümüzdeki yıllarda bu tartışmaların manası kalmayacak çünkü önemli üretimler göreceğiz gibi geliyor bana. Alametler çok açık. </em></p>
<p><em> </em><strong>Biraz da toplumsal konulara dönmek istiyorum; Müslüman ve dindar bir kadın olarak, Türkiye şartlarında, özellikle 28 Şubat sürecinde ve sonrasında Müslüman dindar kesimin, dünyaya ve Türkiye şartlarına karşı olan tutumunu nasıl yorumluyorsunuz?</strong><strong></strong></p>
<p> <em>Bu süreç ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir dönem&#8230; Fakat İslam adına ortaya konan pratikler ve bizim referanslarla bağımız iyi bir sınavdan geçti. Fadime Şahin tuzağı önemli şeyleri açığa çıkardı. Yazılan gazete yazılarında sizin metresleriniz varsa bizim de ikinci eşlerimiz neden olmasın noktasına gelindi. O zaman dine aldırmayan insanların hayatında ne varsa bir şekilde dine uydurarak tekrarlama isteğinin bilinçaltlarında beklediği gerçeğiyle yüz yüze geldik. Bir işadamı &#8220;Biz Ferrari&#8217;ye binemez miyiz, saçımıza jöle süremez miyiz?&#8221; diyordu. Neden yakıştıramıyorsunuz manasında. Yaşamsal hedeflerimize bakın! Ferrariye binebiliriz elbet, ama binmeli miyiz her şeyi &#8220;Yapmalı mıyız?&#8221; sorusu duyulmuyordu o günlerde. Bizi kabul etmeyenlerle tüketim kutucuğunda eşitlenmek gibi bir eğilim güçlendi. Burjuvaziden evin pahalı eşyalarla doldurulması anlaşıldı. </em></p>
<p><em> Başka bir uçtan da Müslümanlar dünyanın vicdan sahibi erdemli insanlarıyla bir araya gelme tecrübesi yaşadı. Küçük hesaplara karşı dünyada adaletin yolunu izleme gibi ulvi bir deneyim. Bunun bir parçası olmak için İslam&#8217;ın yeniden okunması ve yeni sorulara ve durumlara yeni cevaplar üretilmesi meselesi&#8230; Sert tartışmalar yaşanıyor hala. Şimdilerde İslam&#8217;ın vicdanını kimi vurdumduymaz pratiklere bakıp dar ve yetersiz gören, iç dengesi liberal sol hareketler lehine bozulan gençler var. Bu İslami birikime eğilemeden başka karşılaşmalar yaşamakla alakalı. İslam öyle büyük bir derya ve içinde öyle sonsuz açılımlar var ki emek verecek, içinden adaleti kemaliyle çekip çıkaracak genç zihinler gerekli. O zaman ortak kesişim alanlarında olabiliriz ve &#8220;İslam ne verebilir?&#8221; sorusunu hiç duraksamadan cevaplandırabiliriz.  </em></p>
<p><em> </em><strong>Peki, bu sürecin en ağır kayıplarını veren başörtülü kadınların dünü bugünü desem&#8230; Başörtülü kadınlar bunca baskı gördükten sonra bir değişim gösterdi mi?</strong><strong></strong></p>
<p> <em>Tabii ki kimseye güvenmemeyi öğrendiler. Mağdur ve yardıma muhtaç göründükleri zamanlarda hami olarak görünenler yetkin kadınlar olduklarında bunu kabullenmekte yeni durumun hakkını vermekte zorlandılar. Yurt dışına gitmek de önemli bir zenginlik kattı ve dünyaya açılan genç kadınlar İslam adına dayatılan rol biçmeleri sorgulamaya başladılar. Mesela Bosna&#8217;da bir gurup genç kızla yurtta kalıyordum, sabah erkenden bisikletleriyle orman gezisine çıktılar ki bu Türkiye&#8217;de kınanmadan ya da birilerinin hayret dolu bakışlarına muhatap olmadan gerçekleştiremeyecekleri bir şeydi. En küçük insani bir hareketin bile ne kadar baskı altında olduğunu bu ülkeden kuzeye güneye doğuyu ya da batıya doğru çıkınca görebildiler. İngiltere&#8217;ye giden bir kız &#8220;İlk kez kendimi her türlü baskıdan, gözetleyen gözden uzak sadece Allah&#8217;a hesap verir halde özgür hissettim, namazlarıma sımsıkı hürce sarıldım&#8221; demişti. Hindistan&#8217;a giden bir arkadaşım da &#8220;Kendimi ilk kez kimsenin dönüp bakmadığı ilgilenilmeyen işaret edilmeyen tanımlanmayan tam ve eksiksiz bir insan olarak bütünlüklü bir şekilde burada algıladım&#8221; diyordu. Bunlar önemli tecrübeler. Ben de en çok uçakta mutlu olurum mesela hiçbir yerde değilim sadece Allah&#8217;a aitim ve beni kimse bir alana bir küçük ideolojiye sıkıştıramaz. Hayat ölüm ve ikisi arasındaki keşiflerim vardır sadece. Algılandıkça azalıyor insan.</em></p>
<p><em> Olumsuz bir değişim de var elbette. Bu kadar baskıdan hatta etkin yerlerde bulunan kimi dindar erkeklerin de dışlama ve aşağılamasından sonra, bir yer edinmek uğruna mevcut çarpık sistemi tekrarlama eğilimi. İşim bunu gerektiriyor duygusu. Daha dirençli ve inançlarına uygun ortamlar yaratmada istekli ve azimli olmalı genç kadınlar. ‘Gevşemeyiniz, üzülmeyiniz Allah inananlarla beraberdir&#8217; ayeti hepimiz için. Yaşam biçimimizi korkusuzca inşa edebilecek özgüvenimiz olmalı. Hayat namazın etrafında dönmeli mesela.</em></p>
<p><em> </em><strong>Müslüman başörtülü bir kadın örtüsü gereği tercihini ayan beyan ortaya koymuştur. Son dönem konuşulan bir konudur; &#8220;başörtülü kadınların tesettürsüzlüğü konusu&#8221; üzerine ne düşünüyorsunuz? Düne kadar Kemalist zihniyetin kendince üstten bir yorumla duruş ve yerini belirlemeye kalktığı kadınlara bugün İslami kesimden bazıları hemen hemen aynı üslupla duruş ve yer belirliyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>  <em>Dikkatimi çeken bir tuhaflık vardır, çarşaflı bir genç kadının yanında daracık blucinli erkekler. Ama nedense burada en çok şaşırmamız ve kınamamız gereken şey, kadının gözüne birazcık sürme çekmiş olması mesela. Değerlerin korunmasını tamamen kadına zimmetlediğimiz bir hâl var. Dindar erkekleri meslektaşlarıyla ya da toplantılardaki kadın katılımcılarla öpüşerek selamlaşırken gördüğümüzde hiç şaşırmıyoruz bile artık. Kadının tesettüre gereği gibi özen göstermediğine yeterince titizlenmediğine hayıflanırmış gibi görünen aynı erkekler, yerine göre başörtülü eşlerinden rahatsız oluyor ve mümkün mertebe onları elit (!) topluluklara katmıyorlar. İranlıların deyimiyle &#8220;iyi hicaplı&#8221; kadınlarla evlenmeyi tercih etmek kahramanca bir duruş şimdilerde&#8230; Böyle çelişkiler içinde sürüklenmeye hiç gerek yok. Tesettürün temel ilkeleri giysinin şeffaf ve dar olmaması, bakılınca mümin bir kadın olduğunuzun anlaşılması, öncelikle de gözlerin haramdan sakınılması. Bunun dışında beğeniler, renkler, kesimler, tercihler elbette farklılık gösterir, bir zamandan diğerine kişiden bir başka kişiye. Bu farkları ortadan kaldırmak insanlık dışı olurdu. Belli bir zevkin ürünü olup tesettüre de uygun bir şeyler bulmak eskiden de zordu şimdi de zor. Tasarımcıların meşruiyet alanını ihlal etmeden uygun bir şeyler tasarlama çabalarını saygı hatta minnetle karşılıyorum. Elli yaşındaki kadınla yirmi yaşındaki bir gencin aynı giyinmesi beklenebilir mi? Bunu beklerdi insanlar bir zamanlar. Tesettürde bir yozlaşma yok mu peki, elbette var. Bunun dini, sosyolojik sebeplerini analiz etmek lazım. Aynaya bakınca herkes neyin ne olduğunu görüyor. Bir kadın sokağa çıkarken mesaj yüklü, her insan böyledir. Her giysi politiktir bu yönüyle. Laik düzene, kadını küçümseyen ya da tesettürden gizlice utanan erkek bakışına kendi duruşunu gevşeterek karşılık veriyor gerilimi azaltma yoluna gidiyor giysi yoluyla bazı kadınlar. Teşhir arzusunun dizginlenememesi de var . Sosyokültürel olarak dindar değil ama muhafaza etme kutucuğunda yer alıyor bazıları da. Her halükarda başörtüsünü güzel bir mesaj olarak alırım ben, bir cesaret ve kaybetme yeri. Sonra içinin güzel dolması için dua ederim.    </em><em></em></p>
<p><em> </em><strong>Bir toplumda azınlık muamelesi gören kesim ya asimile olur, dönüşür yahut iç dinamiklerine daha çok sarılır, direnç gösterir. Sizce Türkiye&#8217;deki totaliter laik kesimin, azınlık muamelesini reva gördüğü Müslüman kesim direnç mi gösterdi, dönüştü mü?</strong></p>
<p> <em>Tamamen asimile olmaktan söz edemeyiz ama gözle görülür bir eksen kayması söz konusu. Önceliklerin sıralaması değişti. Hâl diliyle ölüm rabıtası içinde olan Müslüman kesimde aslında fırsat verilse biz de harcamayı yaşamayı pekala biliyoruz düşüncesi hakim olmaya başladı. Değerlerin erozyonu. Kimi düşünce insanları da koruma adına kelimenin tam manasıyla muhafazakârlığa gömüldü, hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan eskiden var olan her şeyi muhafaza etmemizi istiyorlar. Mesela eşi rahatsızlandığında kadın doktor arayan bir adam, bir yandan da kadınların çalışmasının, meslek edinmesinin, gündelik yaşam dışında zamanı örgütleyerek bir şeyler üretmesinin düşmanı olabiliyor. Kadınlar çalışacak sizin ailelerinize çocuklarınıza öğretmenlik, danışmanlık, doktorluk vs. yapacak, ama ilke gereği siz çalışmasına karşı olduğunuzdan, hangi koşullarda bu hizmetin size sunulduğuyla hiç ilgilenmeyeceksiniz. Bu emekçilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik her çabayı fuzuli hatta zararlı ve tehlikeli göreceksiniz. Bunu anlamam mümkün değil.  Bu hayata hayatiyete karşılık vermek çözüm ve cevap üretmek yerine gelişmelerin arkasından sürüklenmekten başka bir şey değil. Koyu bir nostaljiyle bugünü kavrayamayız. Annelerimizden yararlanabiliriz ama bire bir onları ne tekrarlayabiliriz ne de gereklidir bu. Onlar da bir noktada durmuyor ki. Yetmiş yaşındaki kadınlar cep telefonu kullanıyor, toplu seyahatlere çıkıyor, torunlarının facebook unu takip ediyor, politik yorumlar yapıyor ve sinemaya gidiyorlar. Mahallemizde mütedeyyin annelerimiz Semih Kaplanoğlu&#8217;nun Bal filmine gittiler, Hür Adam filmini izlediler ve Baraka için sözleştiler, Cuma dersinin ardından TV ekranı en geniş komşuda izlemek üzere. Bunlar yoktu eskiden. Ne olacak şimdi, ne diyeceğiz onlara, ayıp mı yoksa günah mı? 76 yaşındaki annem İstanbul&#8217;u kaplayan gökdelenlere karşı imza atıyor, Şili&#8217;de toprak altında kalan madencilere dua ediyor dostlarıyla. Kimileri kalkıp Sudan&#8217;a Açe&#8217;ye gittiler, yetimlerin başını okşamaya. Müslüman kadınlar kınayan, aşağılayan suçlayan, mahkûm eden, rol veren, yer biçen, Allah7ın hukukunu çiğneyen, layık görüp verdiğini geri alan dili duymak istemiyor artık. Bir kez de saygı duyun, takdir edin, yardım edin, el verin, merhamet dili olsun.      </em><em></em></p>
<p><em> </em><strong>Açık konuşmak gerekirse, Türkiye&#8217;deki feminist hareket başlangıcı itibariyle Kemalist çizgide, bir hak arama gayreti yerine suni bir modernleşme ile yürümüştür. Ancak bugüne geldiğimizde resmin içeriği değişiyor, Müslüman kesimdeki kadınlar arasında düne kadar çok uzak olan bir kavram olan feminizm dillendiriliyor. Kendini feminist olarak tanımlayan, haklarını feminist bir söylemle arayan Müslüman kadınlar mevcut, siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p> &#8221;<em>Bir zaman gelecek San&#8217;a'dan tek başına yolculuğa çıkan bir kadın, Hadramut&#8217;a kadar hiçbir saldırıya uğramadan seyahat edebilecekti&#8221; demişti sevgili Peygamberimiz, hem de daha risaletinin ilk günlerinde. O zamanın bu uzak mesafesini düşününce şimdinin bütün dünyayı güvenli kılma hedefini görebiliyoruz. Bir kadın için böyle vaatleri olan bir dinin mensubuyuz. İslam&#8217;ı kendi içimize kapanarak anlamamız mümkün değil. İnsanlığın taleplerine acılarına tartışmalarına çözüm olarak ortaya konan teorilere ve pratiklere bigâne kalamayız. Feminizm kadına yönelik ayrımcılığa, şiddette, ikinci sınıf görme eğilimlerine karşı koyma istencinden doğdu. Kadın hakları savunusu olarak tanımlasak da bu konuda farklı tanımlar çözümlemeler ve çareler ileri sürüldü. Kadınların okuma yazmasının bile gereksiz görüldüğü dönemlerden geçerek gelen bir kültüre mensupsanız, İslam&#8217;ın öngörüsünü doğruya en yakın biçimde anlamak istiyorsanız zihin açıcı her birikime eğilebilirsiniz. Adalet sahibi biri, mümin kadınlar için ‘feminist ‘ sözcüğünü avami bir üslupla suçlama dili olarak kullanmadan önce feminist birikimin nereden doğup ne ileri sürdüğüne bir göz atma ihtiyacı duyar. Düşünür dediğimiz insanların bir tek kitap bile okumadan önyargılarla hareket etmesi düşündürücü. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi şairlerimizden Sükufe Nihal feminizmi kadınların erkeklerin elinde oyuncak olmaktan kurtulması için, ilim irfan sahibi olmak için mücadele etmek olarak açıklıyordu. Ben onların feminizmine dini bütün Osmanlı kadınlarının çabalarına Fatma Aliye, Emine Semiye, özellikle de Halide Edip&#8217;e yakın bir yerdeyim.   </em></p>
<p><em> Feminizmin Türkiye&#8217;deki gelişim seyri çok uzunca tartışmayı hak ediyor. Kemalist söylem aslında jakobenliği kadınlara da bulaştırdı, yerine göre mesela Nezihe Muhittin&#8217;i bile dışladı. Kadınları özgürleştirmekten çok bir kalıba sokma girişiminin parçası oldu feminist söylem uzun yıllar, hala da kısmen öyledir. </em></p>
<p><em> Dünyada kendini feminist olarak tanımlayan Müslüman kadınlara gelince bir çoğu emperyal hedeflere hizmet ediyor, İslam&#8217;ın daha kullanışlı (!) hale getirilmesi yolunda performans sergiliyorlar. Çok azı müstesna&#8230; İslamcı feminist kongreler düzenlendi mesela, ayetlerin bazılarını çıkarma girişimine bile tanık olduk.   </em></p>
<p><em> </em><strong>Son dönem çokça rastladığımız İslam&#8217;ın liberal ve Marksist-Sosyalist yorumları hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p> <em>Türkiye bir kırılmadan geçiyor. Bu dünyadaki kırılmalara paralel bir durum. ABD ve dünya güçlerinin Irak saldırısı (2003) kurtuluş için fikirleri olan vicdan sahibi insanları yüksek alarmda harekete geçirdi. Yeni ittifaklar kuruldu. Farklı eğilimlerden barış yanlıları insani ortak paydalarda işgallere darbelere şiddete ve küresel adaletsizliğe karşı birleşmeye çalışıyor. Bu çabalar doğal olarak herkesi ötekinin hakikatine eğilmeye zorladı. Adalet için bir Marksist, bir Müslüman ve bir liberal mesela, hangi noktalardan yola çıkabiliyor ve hangi kesişim alanları kümeleri var aramızda, kalbi ama matematik de bir durum. İttifak notaları da amansız ihtilaf noktaları da tartışılıyor. İslam&#8217;ın yarattığı vicdan bu karşılaşmalarda daha da billurlaşabilir. İslam elden gidiyor endişeleri yersiz. Kimse masum değil ki. Neo liberal politikaların dünyayı getirdiği nokta ortada. Marksizm ise binbir parça ve insanlığın tümünü içine alan bir söylem geliştirebilmiş değil. İslam ise ilkesel olarak bana göre en parlak yerde. Özgüvenle ve sükûnetle her birikime açılabilir, paylaşabiliriz. Herkesten öğrenecek şeylerimiz var.  </em><em></em></p>
<p><em> </em><strong>Gündeme dönecek olursak, çok acı bir sürecin, Türk-Kürt çatışmasının olduğu, maalesef işin sivil öldürmelere vardığı bir dönemden geçiyoruz&#8230; Bu şiddetin nedenleri, sonuçları ve çözümü noktasındaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?</strong></p>
<p> <em>Hakkaniyetle ve adım adım haklar teslim edilerek mesafe kaydedilebilir. Herkes acı çekti bu ülkede I. Dünya savaşından beri. Hepimiz bir şekilde asimilasyona uğradık kimliğimizin en az bir parçasıyla ama en sert ve radikal asimilasyon Kürt kimliğine karşı gerçekleşti. Büyük Kürt ayaklanmaları bu ülkede dinin elden gitmesi kaygılarına dayanıyordu aslında. İnsanları Kürtler Müslümanlar diye kategorize etmek de vahim hata. Kürt Müslüman başörtülü kadın mesela&#8230; Hepsi birbirinden ezilesi dört aidiyet. Birçok aidiyetimiz iç içe. Kürt halkı bu ülkenin en dindar kesimi olmuş, bölgeden büyük âlimler yetişmiştir her zaman. Bu kadar zorbalığa karşı PKK&#8217;nın başlangıçta haklı bir gerekçeyle dağa çıktığını düşünüyorum. Öte yandan barışçı Kürt hareketlerini şiddetle bastırdığı, infazlar yaptıkları da bir gerçek. Fakat artık külliyen haksız durumdalar. Masada her şey konuşulurken, mesele bütün toplumun gündemindeyken, inkâr sona ermiş ve bütün insanlar barış için harekete geçmişken savaşı tırmandırmak kime yarar? Açılım politikalarını buruşturup atma yetkisini onlara kim verdi. Devletin operasyonlarını zerre kadar desteklemiyorum ama bu fırsatı vermek için sebep yoktu. Özerklik bile konuşuluyordu neticede. Artık Orhan Miroğlu&#8217;nun dediği gibi asker kanı döküp masada elini kuvvetlendirme gerekçesi de yok, çünkü sivillere kadar varan cinayetler tersine masadakileri de dağıtıyor. </em><em></em></p>
<p><em> </em><strong>Malumunuz Arap Dünyası devrimlerle ezberlerini bozuyor, diktatörlerini deviriyor, bu devrimlerdeki asıl etmen nedir, mesela &#8220;arkasında Batı var&#8221; iddiası ne kadar doğru?</strong></p>
<p> <em>Meselenin birçok yönü var ve hepsine aynı anda bakmak zorundayız. Öncelikle 20. Yüzyılın soğuk savaş döneminin totaliter rejimlerinden kurtulmak istiyor İslam dünyası uzun yıllardır. II. Dünya savaşından sonra bütün Orta Doğuya Baasçı zalim ve acımasız liderler hakim oldu. Muhalifler çok büyük acılar çekti. Her şeyi ABD ve Avrupa yapıyor söylemi kendimize ve Arap halklarına haksızlık olduğu gibi bir özgüvensizliğin de tezahürü. Bir seferinde Müslüman kadınlarla ilgili kör noktalarımızdan söz eden bir konuşma yapmış, mevcut durumun sebeplerine inmeye çalışmıştım, bir kanaat önderi bana doğrudan &#8220;bizi&#8221; İngilizlerin konuşturduğunu söylemişti. Mümin bir kadının içinde yaşadığı toplumu, dünyayı, kadın meselesini, gündelik yaşamdaki sorunları kendi referanslarından yola çıkarak sorgulayabileceğine inanmıyor adam, biri bizi telkinle konuşturmadıkça konuşamayız fikir üretemeyiz önyargısı var.  </em></p>
<p><em> Öte yandan halkların bu hareketi karşısında elbette emperyal ülkeler müdahil olmak pay çıkarmak kontrol etmek, nemalanmak ve rol vermek isteyecek, bu çok normal. Şimdi Tahrir&#8217;de müdahil olmak isteseler de can dostları Mübarek&#8217;in devrilmesini engelleyemeyecekleri belli olunca karşısında konumlandılar, gözlerini kırpmadan harcadılar otuz yıllık tiranlarını. Herkes bir mevzi kazanma peşinde ama biz doğru bildiğimiz yolda ilerlemeliyiz, her şeyi ABD ve Avrupa yapıyor düşüncesine yakın değilim. Tunus&#8217;taki seçim sonuçlarını da mı Batı sağladı? Hiç istemedikleri sonuçlar. Mesele var olan gelişmeleri Müslümanların lehine çevirme mücadelesi olmalı. Şimdi İran hedefte. Kürtlerle Türkler elbirliği yapabilselerdi ve Beşar Esad, bin Ali gibi çekilip gitseydi, seçime gidilseydi asla cesaret edemezlerdi saldırganlığı telaffuz etmeye.</em></p>
<p><em> </em><strong>Türkiye&#8217;nin Arap Devrimlerinde etkili olduğu, kısmen rol model olduğu dahi konuşuluyor, Başbakan Tunus, Mısır gibi ülkelerde bir kahraman gibi karşılanıyor, sizce bunun nedeni nedir?</strong></p>
<p> <em>Garip gelecek ama &#8220;One minute&#8221; in yarattığı etki çok büyük oldu bence. Bunu destekleyen politikalar, halkalara sahip çıkma, Batıyı da etkileyip, dışlamadan ahlaki bir çizgiye çekme çabaları ve gayretleri saygı uyandırıyor. Marmara Gemisi de kalbi duygularımızın reel politik insafsızlığının tersine hareketlere yol açabileceğini gösterdi. Ak Partinin seçim zaferi de büyüledi. Hükümetin İslami iddiası yok denilse de İslami referanslardan kültürel olarak zihinsel olarak sürekli beslendikleri çok açık. Aslında laiklik önerisi kuşku yarattı ve bu yöndeki mesajların sempatiyi kıracağını düşünüyorum. Bu Batılıların sözcüsü olmak ve Büyük Orta Doğu Projesinin taşıyıcısı olmak gibi kuşkuları doğurmuş olabilir. Yazın Kâbe&#8217;de Mısırlı bir diş doktoru hanımla karşılaşmıştım ve Türk olduğumu öğrenince gözleri doldu, Tayyip beye selam yolladı ama iletmem mümkün olmadı. Böyle de bir sempati var. Filistin bir metafor ve sembol aslında. Davos&#8217;taki müdahale ezilen dışlanan herkesin hakkına sahip çıkmaktı, Filistin&#8217;le sınırlı değildi. Tarihi bir andı dünya için. Ekran başında milyonlarca insan ağladı eminim. </em><em></em></p>
<p><em> </em><strong>Bir yazar olmak yanı sıra eş, anne ve hatta anneannesiniz, yazar Yıldız Ramazanoğlu ile bir başka rol olan anne, eş sıfatları arasında fark görüyor musunuz? Bir kadının işi ve aile hayatı arasındaki rol değişimleri, bir zenginlik midir yoksa sekte mi?</strong></p>
<p> </p>
<p> <em>Yaşamın çeşitli halleri yansımaları tecrübeleri var. Her birisi tekâmülümüzün, imtihanımızın bir parçası&#8230; &#8220;Müminin kalbi güvercine benzer günde yedi kere hal değiştirir&#8221; diyor Peygamberimiz. Yaşamda da birçok hallere giriyoruz. Sahnede oynadığımız roller var, yazgı manasında. Aile dediğimiz canımızdan birer parça olan insanları içine alır. Gel gelelim onların hakkı çiğnenmeden küçük ihlaller olmadan bir şey üretmek mümkün değildir. Bu erkekler için de böyle. Kabul edilebilir makul sınırlar içinde kalabilirseniz ne âlâ, üretmek ahenk ve denge zenginlik ve manevi genişleme şeklinde tezahür eder, sırat köprüsü üzerinde iş görüyoruz açıkçası. Böyle soruları çocuklarımıza sormalı aslında. Bu dünyaya gelen herkes azami derecede Allah&#8217;ın vahiyden muradını anlamak, kemalâtını geliştirmek için çabalayacak. Herkesin bir misyonu var onu bulup gereğini yapacak. Bu konuda Kur&#8217;an cinsiyete bakmaz herkes yükümlü. </em></p>
<p><em> </em><strong>Yeni yeni yazmaya başlamış genç arkadaşlarımıza bu meşgaleye uzun mesailer harcamış bir kalem olarak önerilerinizi rica etsek&#8230;</strong></p>
<p> <em>Fransızlar &#8220;l&#8217;appetit vient en mangeant&#8221; (İştah yerken gelir) derler. Onun gibi yazmada ilham beklenmez. Disiplinli bir çalışma azim sebat işçilik ve emek esastır. İlham çalışırken gelir ve yaşamın sırları bir ucundan görünür. Önümüze yayınlama adını duyurma bir yere gelme gibi hedefler koymamalıyız. Yazma esnasında öğrendiklerimiz parıldayan düşünceler, aydınlanan kör noktalar, aşınan törpülenen nefsaniyetimiz ihsan olarak bize yeter. Ötekiler işin doğası gereği olur zamanla, olsa da hoş olmasa da diye bakmak, dünyevi yoksunluklara göğüs germek gerek. </em></p>
<p><em> </em><strong>Değerli vaktiniz ayırdığınız için, görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz&#8230;</strong></p>
<p> <em>Ben çok teşekkür ederim sabrınız için.</em></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu sohbeti sevdiyseniz&#8230;</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Erzurum'da kardeşlik ve arkadaşlık kavi" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/11/02/erzurumda-kardeslik-ve-arkadaslik-kavi/">Erzurum&#8217;da kardeşlik ve arkadaşlık kavi </a>(<a title="Yıldız Ramazanoğlu tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/yildizramazanoglu/">Yıldız Ramazanoğlu</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Kenan Çamurcu ile İslam ve Modernizm Üzerine" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/19/kenan-camurcu-ile-islam-ve-modernizm-uzerine/">Kenan Çamurcu ile İslam ve Modernizm Üzerine </a>(<a title="Cemile Bayraktar tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/cemilebayraktar/">Cemile Bayraktar</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Derin Düşünce ile Yeni Bir Röportaj" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/04/12/derin-dusunce-ile-yeni-bir-roportaj/">Derin Düşünce ile Yeni Bir Röportaj </a>(Abdullah Yalnız)</li>
<li><a title="Permanent Link to Müslüman devlet olur mu ? (Ümit Aktaş ile dobra dobra)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/">Müslüman devlet olur mu ? (Ümit Aktaş ile dobra dobra)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Erik ile röportaj" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/31/erik-ile-roportaj/">Erik ile röportaj </a>(<a title="O. Tan Haskol tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/olcaytotanhaskol/">O. Tan Haskol</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to İlber Ortaylı ile sohbet" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/04/22/ilber-ortayli-ile-sohbet/">İlber Ortaylı ile sohbet </a> (<a title="O. Tan Haskol tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/olcaytotanhaskol/">O. Tan Haskol</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Cem Toker ile söyleşi" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/07/01/cem-toker-ile-soylesi/">Cem Toker ile söyleşi </a>(<a title="Mehmet Yılmaz tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetyilmaz/">Mehmet Yılmaz</a>)</li>
</ul>
<p> </p>
<p>&#8230; Komşu mevzularda kitap okumak için &#8230;</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Kitap Tanıtan Kitap 1</strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></strong></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar.</strong> Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için…<strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/14/yildiz-ramazanoglu-ile-sohbet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/14/yildiz-ramazanoglu-ile-sohbet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Le Corbusier’i Hatırlamak…</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/03/le-corbusier%e2%80%99i-hatirlamak%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/03/le-corbusier%e2%80%99i-hatirlamak%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 May 2011 07:33:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[mimari]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[şehircilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15992</guid>
		<description><![CDATA[
Cihan Aktaş
&#8220;&#8230;Batı felsefesinde yaşanan krizler mimaride yaşanan krizi de yansıtıyor ve bu krizler de birkaç yüzyıldır büyük dalgalar halinde geliyor. Anlaşılan bu krizlerin sebebi, mimarın veya mimarlığın evrenin yaratıcısı ile ilişkisindeki çözülme. Dünya genişlemeye başlamıştı sanki, keşif seyahatleriyle. 18 yüzyılda Batılı mimarlar yeryüzünde dolaşırken  farklı toplumlarda mimarinin kendileri için esas teşkil eden (M.Ö. I. yüzyılda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/le-corbusier.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15993" title="le-corbusier" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/le-corbusier.jpg" alt="" width="233" height="215" /></a></p>
<p><em><strong>Cihan Aktaş</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Batı felsefesinde yaşanan krizler mimaride yaşanan krizi de yansıtıyor ve bu krizler de birkaç yüzyıldır büyük dalgalar halinde geliyor. Anlaşılan bu krizlerin sebebi, mimarın veya mimarlığın evrenin yaratıcısı ile ilişkisindeki çözülme. Dünya genişlemeye başlamıştı sanki, keşif seyahatleriyle. 18 yüzyılda Batılı mimarlar yeryüzünde dolaşırken  farklı toplumlarda mimarinin kendileri için esas teşkil eden (M.Ö. I. yüzyılda yaşamış bir mimar, mühendis  olan) Vitrivius&#8217;un Mimari Üzerine On Kitap&#8217;ındaki temellerden çok farklı norm ve ilkeleri yansıttığını gördüler. Kitabın sağlamlığı ve tekliği karşısında duyulan kuşku çok geçmeden mimariye de yansıdı; bu ilk krizdi. Batı&#8217;da bu krizle birlikte ortaya çıkan boşluğa önce sanat dediler, ardından da ütopya&#8230;&#8221;<span id="more-15992"></span></em></p>
<p>I-Son zamanlarda daha fazla düşünür oldum Le Corbusier üzerine.  Mart ayında TYB&#8217;nin daveti üzerine gerçekleşen Bursa yolculuğumun ardından &#8220;Le Corbusierci Kentsel Dönüşüm&#8221; başlıklı bir yazı yazmış ve muhafazakâr kesimlerde alıp başını giden devasa projelere imza atma tutkusunda modern mimarinin sembolik isimlerinden, mega projeler mimarı Le Corbusier&#8217;in izlerini aramıştım.</p>
<p>Cüretkârlığı, dehası ve kararlılığıyla yüksek modernist inancı gözler önüne seren mimardır Le Corbusier, James C. Scott&#8217;un anlatımında. Onun  mimari üslubu, görkemiyle büyülemeye, çılgınlığıyla da şok etkisi uyandırmaya dönük her plan ve projede karşınıza çıkacak; sosyalist, kapitalist hatta &#8220;İslamcı&#8221; olmanız fark etmiyor.</p>
<p>Bu üslup karşısında sorularınız varsa, Le Corbusierci imar inşa ideolojisi sizi &#8220;kalkınmaya düşman, çağdışı, gerici&#8221; diye suçlamaya hazırdır; &#8220;Özgürlük Anıtı&#8221; etrafındaki tartışmalarda yaşadık bunu. </p>
<p>II- Kojin Karatani &#8220;Metafor Olarak Mimari&#8221; (Metis; 2005) isimli kitabında felsefi bağlamda irdelediği  mimariyi &#8220;çeşitli biçimselleştirmelerin gerçekleştiği bir sistem&#8221; olarak ele alıyor. Bu anlamda mimari Batı düşüncesini temellendiren metafiziği kaçınılmaz olarak meydana getiren mekanizmanın da adı, kitabın giriş yazısını yazan Arata İsozaki&#8217;ye göre.</p>
<p>Batı felsefesinde yaşanan krizler mimaride yaşanan krizi de yansıtıyor ve bu krizler de birkaç yüzyıldır büyük dalgalar halinde geliyor. Anlaşılan bu krizlerin sebebi, mimarın veya mimarlığın evrenin yaratıcısı ile ilişkisindeki çözülme. Dünya genişlemeye başlamıştı sanki, keşif seyahatleriyle. 18 yüzyılda Batılı mimarlar yeryüzünde dolaşırken  farklı toplumlarda mimarinin kendileri için esas teşkil eden (M.Ö. I. yüzyılda yaşamış bir mimar, mühendis  olan) Vitrivius&#8217;un <em>Mimari Üzerine On Kitap</em>&#8216;ındaki temellerden çok farklı norm ve ilkeleri yansıttığını gördüler. Kitabın sağlamlığı ve tekliği karşısında duyulan kuşku çok geçmeden mimariye de yansıdı; bu ilk krizdi.</p>
<p> Batı&#8217;da bu krizle birlikte ortaya çıkan boşluğa önce sanat dediler, ardından da ütopya. Gelgelelim kırılgan sanat kavramı devlet desteğine rağmen kendi kendine yeterli olamadığı için mimarlar, artık biricik ve vazgeçilmez sayılmadığı halde Vitrivius&#8217;un kitabına başvurmaya devam ediyorlardı. O zaman da ütopya devreye sokuldu:Ütopya; sözcüğün düz anlamıyla hiçbir yerin yeri. Ütopyanın yerleşimi için sanat kapı dışarı edilmeliydi. Böylelikle  yaşanan ikinci krizin ardından &#8220;sanat olarak mimari&#8221; yerini &#8220;inşaat olarak mimari&#8221;ye terk etti.</p>
<p> Le Corbusier&#8217;in Kartezyen katışıksız formlarla makinelerin acımasız gereksinimlerini birleştiren mimarisine böylelikle açıldı yollar. 20. yüzyılın ortalarından itibaren bir zamanların ütopyasın ait sayılan mimari ve kentsel imgeler gerçek mekanı doldurmaya başladı. Ütopyanın bu ironik gerçekleşimi, ona doğru ilerleyen avangard hareketlerin de son bulması anlamına geldi. 1968&#8242;le birlikte büyük anlatıların yaşadığı ifade sıkıntısı, öznenin kaybıyla birlikte üçüncü krizin altını çiziyor.</p>
<p>Mimarinin ütopya yolunda  sanatsallığından arındırılarak inşaat mühendisliğine dönüştüğü Batı&#8217;da sanat ve mimariyi bir zamanlar olduğu şekilde özdeşleştirme eğilimleri, kayıp özneyi geri çağırmaya dönük arayışlarla beraber, sonuncu krizden çıkma çabasını yansıtıyor. &#8220;İnşaat olarak Mimari&#8221;ye karşı  80&#8242;lerde tepki olarak postmodernizmin aniden serpilmesi, krizin aşıldığı anlamına gelmiyor henüz.</p>
<p><em>Mimaride Çözünme</em> (1975) kitabının müellifi İsozaki benzeri bir krizin Japonya&#8217;da asla yaşanmadığını hatırlatıyor: Japonya&#8217;da bir bina asla modern inancı yansıtacak şekilde salt proje olarak kabul görmemiştir.</p>
<p>Japonya bir mimari kriz yaşamadıysa, Türkiye niye yaşamaya devam ediyor? Bunun cevabı herhalde &#8220;aradalık&#8221; kavramında aranmalı. Ya da &#8220;Bu Ülke&#8221;nin Batı&#8217;ya doğru yol almak isterken Doğu&#8217;ya çekilmesiyle ortaya çıkan yırtılmalardan mı söz etmeliyiz&#8230;</p>
<p>III-Le Corbusier araziye uzaklardan bakarak kalemini oynatır ve verimlilik adına biçimsel düzeni sağlamaya çalışırdı. Biçimsel düzeni sağlamaktan bile uzak görünen site manzaralarını izlerken  aklıma gelen soru, şehir-kasaba dokusuyla uyumlu bir &#8220;ümran&#8221; anlayışının, aktörleri Diriliş Okulu&#8217;na yabancı olmayan AKP iktidarları döneminde niye bir türlü uygulamaya sokulamadığıdır. </p>
<p>Rahmetli Turgut Cansever&#8217;le Habitat toplantıları sırasında bir atölye çalışmasına katılmıştım. Siyasette ve felsefede Aliya İzzetbegoviç&#8217;in sahip olduğu duyarlığın mimaride yansıması olarak görünmüştü bana Cansever, konuşmalarını dinlerken. Yolunun zaman zaman Akkaya evlerinin mimarı Nail Çakırhan&#8217;la ve ressam Ömer Uluç&#8217;la buluşmuş olması bu açıdan da bana çarpıcı geliyor. (Devletin katı  Batılılaşma politikası tarafından araçsallaştırılan bir sanatın hakikatle ilişkisinin baştan koptuğu yolundaki argümanlarıyla DGSA&#8217;ya  muhalif bir grup sanatçının arasında yer alıyordu  Ömer Uluç, meslek hayatının başlarında bile. Nuri İyem ve Erol Akyavaş, bu isimlerin bulunduğu dalgada etkili olan iki sanatçı.)</p>
<p>Tabiatı ve tarihi hesaba katarak biçimlenen, bir canı bir ruhu olan mimarlık anlayışından ödün vermeyen Cansever&#8217;in mimarlık anlayışının geçen yıllar içindeki imar faaliyetlerinde yansımalarını gördüğümüz söylenemez.</p>
<p>Sermaye yoksunluğu bir cevap olamaz. İhtişamlı ve &#8220;çılgın&#8221;  projeler için ayrılan bütçenin sadece bir kısmıyla çevreyi dikkate alan bir mimarlık ve şehircilik üslubuna destek verilebilirdi. Gerçek ihtiyaçlar ve meselelerin Le Corbusierci &#8220;inşaat olarak mimari&#8221; anlayışıyla örtbas edilmesinin örneklerinin ardı arkası kesilmiyor, seçim yaklaşırken. Halkımızın büyük ölçekli projeler karşısında kapılacağı var sayılan hayranlık ne kadar gerçeklere karşılık geliyor, emin değilim.  İnsanlar bir partiyi salt hızlı kalkınma anlayışı hatta sadece sağlıklı bir çevre görüşüne sahip olması nedeniyle desteklemiyorlar ülkemizde genellikle, özgürlüklere yapılan vurgu ve insan hakları bağlamı her zaman öne çıkıyor. </p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse …</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/03/le-corbusier%e2%80%99i-hatirlamak%e2%80%a6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/03/le-corbusier%e2%80%99i-hatirlamak%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Körlerin gördüğü, gözlerin görmediği ateş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Apr 2011 15:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15808</guid>
		<description><![CDATA[90&#8242;lı senelerin başıydı sanırım. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde kızlar yurdunun kapısında bir arkadaşımı bekliyorum. Benimle birlikte bir kaç kişi daha var bekleyen. Gözlerimiz merdivenlerde&#8230;  Son derecede şık kıyafetiyle özel bir geceye hazırlandığı belli olan genç bir kız beliriyor. Saçları da yapılı ama sol tarafı tuhaf şekilde, dağınık duruyor. Garip, ürkek adımlarla ilerleyip bize yüzünü döndüğünde elindeki beyaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/iman-kitabi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9300" title="iman-kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/iman-kitabi.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>90&#8242;lı senelerin başıydı sanırım. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde kızlar yurdunun kapısında bir arkadaşımı bekliyorum. Benimle birlikte bir kaç kişi daha var bekleyen. Gözlerimiz merdivenlerde&#8230;  Son derecede şık kıyafetiyle özel bir geceye hazırlandığı belli olan genç bir kız beliriyor. Saçları da yapılı ama sol tarafı tuhaf şekilde, dağınık duruyor. Garip, ürkek adımlarla ilerleyip bize yüzünü döndüğünde elindeki beyaz bastonu fark ediyorum, görmeyen insanların kullandığı o ince, plastik baston. Kör kız aynaya bakamadığı için bütün çabasına rağmen saçları &#8220;kusursuz&#8221; olamamış. Üzülüyorum.</p>
<p>Benimle birlikte bekleyen erkeklerden biri öne atılıyor, hızla basamakları çıkıp genç kıza sarılıyor. Mahremiyetlerine ortak olmak ne kadar rahatsız ediciyse oğlanın çaktırmadan kızın saçlarını düzeltmesi de o kadar güzel. Yüzlerinde büyük bir aşkla birbirlerine bakıyorlar. Kızın kör olması Aşk&#8217;ını görmesine mâni değil&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">*             *             *</p>
<p>Bu hafta çok özel bir kitaptan bahsetmek istiyorum: <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a>, <span id="more-15808"></span>müellifi Gazâlî Hazretleri.</p>
<p>Aşk&#8230; Kâinat&#8217;ın sırlarını içinde saklayan tek bir hece&#8230; İdrak ettikçe derinliği ve letafeti artan bir bilmece:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;</em><em>- Baba, Aşk&#8217;ı da ALLAH mı yarattı?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Evet kızım.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- O Aşk&#8217;ı yaratmasaydı biz birbirimizi sevemezdik değil mi?</em><em>&#8220;</em> (<a title="Permanent Link to Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-baslayanlar-icin-mesnevi/">Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî</a>&#8216;den)<em></em></p>
<p>Eşyayı ve birbirimizi sevebilmemiz bir Hakikat&#8217;in tecellisi ise, perdede gördüğüm bir gölge oyunu ise, zahiri aşkların kaynağı olan baş harfi büyük yazılmak üzere <strong>A</strong>şk nedir? <strong>A</strong>şk&#8217;ın Hakikat&#8217;ine âgâh olmak, mahiyetine akıl erdirmek mümkün müdür?</p>
<p> Bu mümkünse bile nesnel (=objektif) bir biçimde olmayacağı kanaatindeyim. Neden?</p>
<p> <strong><em>&#8220;Her anma töreni bir unutmadır&#8221;</em></strong> diyordu İngiliz tarihçisi. Gerçekten de meselâ ülkeme, halkıma duyduğum yürek dolusu o sevgi rap-rap yürüyen askerlere, borazan seslerine, bayraklara, nutuklara hapsedilince ne kalıyor geriye? Artık şampuanlaşan, ürünleşen, politik bir aygıt değil mi benim vatan sevgim? Her millî bayramda AYNI. Herkes için AYNI. Bütün erkeklerin AYNI kadına aşık olduğu bir dünya gibi! Ne kadar da Aşk-sız! Cazibe var, beğeni var ama&#8230; Aşk yok. Eğer Aşk&#8217;ımı başkasına tarif edersem ya da sebebini sorgularsam yok oluyor, mahvoluyor, kahroluyor&#8230; Kanatlarına dokunulmuş bir kelebek gibi uçamıyor artık:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>« - Karına neden aşıksın? </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Sarı saçları var, boyu uzun, ayrıca çok zeki ve tahsilli. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Daha uzun, daha sarışın, daha zeki bir kadın bulursan boşanacak mısın? </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Elbette ilk soru yanlıştı, aşkın <strong>objektif bir sebebi olsaydı</strong> herkes aynı kişilere aşık olurdu. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8230;&#8221;</em> (bkz. <a title="Permanent Link to Zina da böyle bir şey işte..." href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%e2%80%a6/">Zina da böyle bir şey işte&#8230;</a>)</p>
<p>Nesnel, herkes için aynı olan kalıplara sokuldukça İslâm da yemek tarifi ile trafik kuralı arası bir &#8220;şey&#8221; oluyor: <strong><em>&#8220;Bir kaşık unu al, yarım limonun suyunu sık, iki yumurta kır, &#8230; Seni Cennet&#8217;e sokmak benden, gerisine karışma!&#8221;</em></strong></p>
<p>Herkes için aynı olan, ISO 9000 standartlarında bir din artık kalp ile bütün bağları kopmuş bir dindir. Dünyevîdir. Sonu önceden söylenmiş, kötü anlatılmış fıkra gibi, <strong>H</strong>ayretsiz, <strong>M</strong>ânâsız bir din. Kalple ilgisi kalmayan ve artık İslâm olmayan bu dinin abdesti serinletir sıcak yaz günlerinde, namazı sırt ağrılarına iyi gelir, orucu ise gastrit ve ülsere karşı birebir!</p>
<p>Senai Demirci çok <a href="http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1&amp;makaleid=2747">güzel anlatıyor</a> nesnel ile öznel arasındaki farkı:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bir insan &#8220;Ben günahkârım&#8221; derken, kendi iç dünyasının gerçekliği üzerinden kendini bağlayan bir bildirimde bulunur. Onun kendi sübjektif algısında &#8220;günah&#8221; diye algıladığı sizin &#8220;günah&#8221; diye algıladığınızla eşleşmiyor olabilir. Onun &#8220;ben günahkârım&#8221; deyişi ile sizin &#8220;ben günahkârım&#8221; deyişi aynı nesnel gerçeği ifade etmez. O halde, bu cümleyi &#8220;o günahkârdır&#8221; diye tercüme edemezsiniz; çünkü onun günah diye kastettiğini ancak o bilir, o anlar. &#8220;Bana bildirildi&#8230;&#8221; cümlesi de ancak &#8220;ben&#8221; öznesiyle nakledilmelidir. Söz sahibinin iç gerçekliğiyle ilgilidir.&#8221;</em><em></em></p>
<p>Nesnel, objektif inançlara(!) ısınamadıysam bu yüzdendir.  <strong><em>&#8220;İslâmcı geldi hanııım! İslâmlarım var, her eve lâzım&#8221;&#8230; </em></strong>Ben bunu istemiyorum. Bir din istiyorum ben, o dinde &#8220;Ben&#8221; kalmasın, hani var ya, ilk defa bir kıza aşık olduğumda nasıl çarpmıştı yüreğim! Öyle çarpsın. Dudaklarım kurusun, içim yansın. Sevdiğim&#8217;den başka bir şey düşünmek mümkün olmasın. SMS gelmiş bir cep telefonu gibi titresin kalbim. Hayır! Richter ölçeğinde bile olmayan bir deprem istiyorum. Yıkılsın dağlar, göller birer şelale olup aksın gözlerimden! &#8220;Ben&#8221; yıkılsın. Yemeden, içmeden kesileyim. O&#8217;nsuz yaşamın bir anlamı kalmasın. Görenler <strong><em>&#8220;Aşık mısın oğlum? Ne bu hal?&#8221;</em></strong> desin. Ama benim Aşk&#8217;ım yine de benzemesin kimsenin aşkına. Mahrem olsun:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;<em>Allah&#8217;a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.</em>&#8220;<em> </em>(<a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzannur Başarslan</a>&#8216;ın harika yazısı <a title="Permanent Link to Bab Aziz / Nacer Khemir" href="http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/">Bab Aziz / Nacer Khemir</a>)</p>
<p>İslâm&#8217;ı Aşk&#8217;sız düşünmeyi reddediyorum. Nasıl İman&#8217;ı Akıl&#8217;sız düşünmeyi reddediyorsam, <a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBgQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F04%2F05%2Fakil-vahiy-uyumu-ve-iman-kitabi-%25E2%2580%2593-gazali-hazretleri%2F&amp;ei=d1ytTcDvGc21hAfM9JGmDA&amp;usg=AFQjCNGFLtCY943qhdkY7pTikvkfIEpFpQ&amp;sig2=">aklımı iman çengeline asmayı reddediyorsam</a> öyle de Aşk&#8217;ı taleb ediyorum. Netice ALLAH&#8217;tan. Yanlış kapılardan kral gibi geçmektense doğru kapının önünde dilenci olmayı yeğliyorum.</p>
<p>Bu perspektiften bakmak için, akıl ermez işlere akıl erdirmek için yazılmış bir kitap <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a>. &#8220;Bakmak&#8221; diyorum ya&#8230; Gerçekten de görmek (=anlamak) için bakmak gerek&#8230; Ama nasıl? Hatırlayacaksınız <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong>, <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a> </strong><strong>ve <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a> </strong>kitaplarında ısrarla üzerinde durduğum bir kavram var, Et-Göz ve İnsan-Göz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Satranç müsabakalarını izlediyseniz bilirsiniz, ikili kronometreler vardır, bir oyuncu düşünürken sadece onun &#8220;oyun zamanı tükenir&#8221;. Hamlesini yapar yapmaz bir düğmeye basar ve öteki oyuncunun kronometresi dönmeye başlar.İnsanın da bu türlü birbirini dışlayan iki farklı &#8220;bakış&#8221; sahibi olabileceğini düşünüyorum. Meselâ <a title="Permanent Link to Fahişelik, şehitlik ve özgürlük" href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/">Fahişelik, şehitlik ve özgürlük</a> yazısında belirttiğim gibi bir insan-fahişe gördüğümüz zaman erkek-gözlerimiz çekici bir dişi-kadın, insan gözlerimiz ise &#8220;ekmek kavgası veren&#8221; bir anne-insan görebilir. Buna dayanarak bedensel ihtiyaç ve arzularımıza (hayvanî yanımıza) göre hareket eden bir çift gözümüz olduğu gibi her şeyi &#8220;İnsan&#8221; penceresinden gören ikinci bir çift gözümüz olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı satranç saati gibi <strong>hayvanî-gözlerimizi(3)</strong> kapatabildiğimiz ölçüde insanî gözlerimiz açılıyor. Fakat <strong>hayvanî-gözlerimizi</strong> kapatmak o kadar kolay değil. Çünkü sadece yeme, içme gibi arzular değil daha &#8220;soylu&#8221; kaygılar da doğanın güzelliğine odaklanmamıza engel olabilir. Bunu yaşanmış bir örnekle açmak istiyorum:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Kızlarımı çocuk parkına götürmüştüm. Tam kitabıma dalmak üzerediydim ki </em><em><strong>&#8220;baba arı var&#8221;</strong></em><em> dediklerini duydum. Gerçekten de bir arı etraflarında hızla dönüyordu. Kızlarımı yavaşça uzaklaştırdım oradan. Yerime döndüm. Sonra oturduğum banka yakın bir dala bir arının konduğunu gördüm. Arı kendi halinde yaprağın üzerinde duruyordu. Ona yaklaşmamı umursamadı. Arıyı dikkatle gözlemeye başladım. Siyah sarı halkalarını, kanatlarını, antenlerini dikkatle süzdüm. Bir süre önce kızlarım için tehlike arz eden ve uçan siyah nokta şimdi neredeyse şirin görünmeye başlamıştı gözüme. Bizim için bir tehlike ya da fayda ifade ettiği müddetçe ne doğayı ne de diğer insanları göremiyoruz. Arı? Çocuklarımı sokabilir. Elma? Yiyebilirim. Polis? Ceza kesebilir. Patronum? Zam yapabilir ya da işten atabilir&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dikkat ederseniz bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. </em><em><strong>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</strong></em><em> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor.&#8221;</em>( <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabı, <strong><em>Güzellik Matkabı</em></strong> bahsi)</p>
<p>Gerçekten de <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a> bu iki gözün varlığını idrak edebilmek için çok « faydalı » bir tefekkür kitabı. Yine bu sebeple yukarıdaki alıntıya tekabül eden satırları aşağıya aktarmak istiyorum. Neredeyse kelimesi kelimesine karşılık gelen kısımları koyulttum.</p>
<p>Daha sonra kitabın baş tarafından bazı alıntılar sundum. Eğer bütün bunlar sizde okuma arzusu uyandırabilirse ne mutlu bana.</p>
<p><strong><em>Sf. 58 &#8220;Ahiret&#8217;teki faziletin dünyadaki Marifet&#8217;e üstünlüğü&#8221;</em></strong></p>
<p>İdrâk olunanlar, hayal edilen suretler, renkli cisimler, hayvanlar ve bitkilerden müteşekkil istekler gibi hayale dahil olan kısımlarla Allah&#8217;ın zatı, ilim, kudret ve irade gibi hayale dahil olmayan kısımlara bölünür. Kim bir insanı görür. Sonra gözünü kapatırsa onun suretini zihninde sanki ona bakıyormuş gibi görür. Fakat gözünü açıp gördüğünde aralarındaki farkı idrâk eder. Bu ayrılık iki suretin arasında ihtilâfa dönüşmez. Çünkü görülen suret, hayal edilen surete uygundur. [...]</p>
<p>Dördüncüsü: Teşviş edici mâniler ve kalbi meşgul eden elemlerin kemâlidir. Bu bakımdan sıhhatli, meşguliyetsiz ve sadece mâşuka bakmak için hazırlanan bir kimsenin zevk alması; korkan, ürken veya elem duyan hasta veya kalbi herhangi bir şey ile meşgul olan bir kimsenin zevk alması gibi değildir. <strong>Bu bakımdan aşkı zayıf olan bir aşığın uzaktan ince bir perdenin arkasından mâşukasının yüzüne baktığını düşün, öyle ki bu perdenin, o suretin hakikatinin inkişafına mâni olduğunu ve bakanın üzerine akreblerin, eşek arılarının toplanıp eziyet verdiklerini, ısırdıklarını ve kalbini meşgul ettiklerini düşün. Aşığın da bu durumda sevgilisine baktığını düşün, kişi bu halde mâşukunu müşahede etmekten ibaret olan az da olsa bir zevkten uzak değildir. </strong></p>
<p><strong>Eğer ani olarak o perdenin yırtılmasına vesile olan bir hal doğar, ışık çoğalır, eziyet veren akreb ve arılar uzaklaşır, kişi sapasağlam, kalbi meşgul olmaksızın kalır, kuvvetli şehvet ve ifrat derecedeki aşk onu derecelerin en yücesine vardıracak şekilde ona hâkim olursa, bu takdirde bu kişinin zevkinin nasıl kat kat artacağını bir düşün! </strong>Öyle bir raddeye varır ki birinci zevkin bu zevke nisbeten hiçbir önemi kalmaz, işte bunun gibi, Allah&#8217;ın cemâline bakmak zevkinin, marifet lezzetine olan nisbetini anla! İncecik perde beden misali ve bedenle meşgul olmaktır. Akreb ve arılar insanın üzerine musallat olan açlık, susuzluk, öfke, üzüntü, gam, şehvetin zâfiyetinden meydana gelen şehvetlerin misalidir. Sevgi, nefsin dünyadaki kusurunun en yüce cemaate olan şevkten eksik kalmasının ve esfel-i sâfilîn&#8217;e iltifat etmesinin misalidir. Bu da çocuğun riyaset zevkini hissetmekten habersiz olup kuş ile oynamaya iltifat etmesinden ibaret olan kusurunun benzeridir. Ârif kişi, her ne kadar dünyadaki marifeti kuvvet bulsa da şaşırtıcı mânilerden kurtulamaz. Hiçbir zaman bunlardan kurtulması da düşünülemez.</p>
<p>Bazen bu mâniler bazı hallerde zayıflar, devam etmezler. Şüphe yoktur ki marifetin cemâlinden aklı şaşkına çeviren birşey görünür. Onun zevki o kadar büyüktür ki neredeyse kalp onun azametinden ötürü paramparça olacak raddeye gelir. Fakat bu durum çakan şimşek gibi gelir-ge-çer. Çok az devam eder. Meşguliyetler, düşünceler ve kalbine gelen şeylerden onu şaşırtan, ilk durumunu bulandıran bir hâl meydana gelir. Bu ise, bu fâni hayatta daimî bir zarurettir. Bu bakımdan bu lezzet, ölüme kadar böyle karışık olur. Hoş hayat ise ancak ölümden sonradır. Hayat ancak ahiret hayatıdır:</p>
<p>Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka birşey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur, bilselerdi.(Ankebut/64)</p>
<p>Kim bu mertebeye varmışsa o, Allah ile mülakatı sever. Dolayısıyla ölümü sever. Ölümden tiksinmez. Ancak marifette kemâle ermeyi daha fazla bekleyen bir kimse ölmeyi istemez. Çünkü marifet tohum gibidir, marifet denizinin sahili yoktur. Bu bakımdan Allah&#8217;ın celâlinin hakikatini idrak etmek muhaldir. Allah&#8217;ın sıfat ve fiillerinin ve memleketinin esrarının hakkındaki marifet artıp kuvvet buldukça ahiretteki nimet çoğalır. Nitekim tohum çoğalıp güzelleştikçe ekinin de çoğalıp güzelleştiği gibi&#8230; Bu tohumun tahsil imkânı ancak dünyada vardır. Bu ancak kalp toprağına ekilir. Biçmek de ancak ahirette olur.</p>
<p> <strong><em>(sf. 6, &#8220;Mukaddime&#8221; bölümü) </em></strong></p>
<p>Bilmiş ol ki ALLAH için muhabbet makamların sonu ve derecelerin en üstünüdür. Muhabbet makamına yükseldikten sonraki her makam muhabbetin eserlerinden ve onun tâbilerindendir. Bunlar da şevk, üns, rıza ve bunun benzeri makamlardır. Muhabbetten evvelki her makam da muhabbetin mukaddimelerinden bir mukaddimedir. Tevbe, sabır, zühd ve benzeri makamlar gibi.</p>
<p>Ender bulunan üst makamlar olmakla beraber akıl bunların varlığını kabul eder ve kalp bunlara inanır. ALLAH sevgisine gelince buna inananlar pek azdır. Hatta bazı alimler imkânını bile inkâr etmişler ve &#8220;ALLAH sevgisi demek O&#8217;na ibadet etmek demektir. Gerçek anlamda muhabbet ve sevgi ALLAH hakkında muhaldir. Sevgi ancak cinsler ve emsaller arasında olur&#8221; derler. <strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em>(sf. 14, &#8220;Muhabbetin Hakikat&#8217;i&#8221;)</em></strong></p>
<p>Beş duyu ile elde edilen zevkte hayvanlar insanlara ortaktır. Eğer sevgiyi beş duyuya bağlar ve &#8220;ALLAH beş duyu ile bilinmez, tasavvur edildiği için de sevilmez&#8221; dersen o vakit altıncı kaybetmekle insanın özelliğini de kaybetmiş ve insanı hayvan derekesine düşürmüş olursun. İnsan akıl, nûr, kalb veya hangi ifade ile olursa olsun hayvandan ayrılır. İnsanı hayvanat derekesine indirmek çok yanlıştır. Çünkü batınî basiret zahirî basardan yani baştaki gözden çok daha kuvvetlidir. Aklın mânâlardan anladığı güzellik gözün gördüğü suretlerden anladığı güzelliklerden çok daha büyüktür. Buna göre beş duyu ile idrak edilmekten çok üstün olan ve kalb ile idrak edilen ilâhî ve şerefli şeylerin zevki daha büyük olur. [...] ALLAH sevgisini ancak insanlık derecesinden hayvanlık derekesine düşen ve beş duyudan başka bir şey bilmeyenler idrak edebilirler.</p>
<p><strong><em>(sf. 14-15, &#8220;Muhabbetin sebepleri&#8221;)</em></strong></p>
<p>Her dirinin ilk sevdiği şey zatıdır. Kişinin kendi nefsini sevmesinin mânâsı, tabiatında varlığının devamına bir meyl olduğu gibi yokluğuna da bir nefret vardır; zira tabii olarak sevilen, sevene uygun olandır. Acaba insana nefsinden ve varlığının devamından daha uyan birşey var mıdır? Acaba insana, nefsinin yokluğundan daha ters birşey var mıdır? işte bunun için insan varlığının devamını sever. Ölümden ve öldürmekten nefret eder. Bunu sadece ölümden sonraki korku ve azabdan değil, ölümünün zorluklarından sakındığı için de değil, elemsiz, aniden öldürülse, sevapsız ve ikapsız öldürülse yine ölümden nefret eder. Ölümü ve katıksız yokluğu sevmez. Ancak bazen hayatta bulunan dehşetli bir elemden ötürü kişi ne zaman bir bela ile mübtelâ olursa onun isteği o belanın yok olması olur. Eğer yokluğu severse, yokluk olduğu için sevmez. O yoklukta belanın da yok olması söz-konusudur. Bu bakımdan helâk ve yokluk nefret edilen bir şeydir. Varlığın devamı sevimli olunca, varlığın kemâli de sevimli olur; zira eksiklik, kemâli engeller ve yok eder. Eksiklik, yok olan miktar nisbetinde yoktur. Eksiklik, kemâle nisbeten helâktır. Helâk ve yokluk, sıfatlarda ve vücudun kemâlinde nefret edilen bir şeydir. Nitekim zatın esasında da nefret edildiği gibi&#8230; Varlık esasının de-vamının güzel olduğu gibi, kemâl sıfatının varlığı da güzeldir.</p>
<p><strong>Sf. 21, Muhabbetin sebep ve kısımları</strong></p>
<p>Hayallerin ve hislerin darlığında hapsolan bir kimse, çoğu kez zanneder ki güzelliğin mânâsı ancak yaratılmış azaların ve şeklin birbirine uygun olması, rengin güzelliği, beyazlığın kırmızı ile karışması, boyun uzunluğu ve bunlardan başka insan şahsının güzelliğine sıfat olarak verilen niteliklerden ibarettir; zira yaratılış üzerinde galebe çalan güzellik bakma güzelliğidir. Onların iltifatlarının çoğu şahısların suretlerinedir. Bu bakımdan zannedilir ki görülmeyen, hayal edilmeyen, şekli olmayan, bir rengi bulunmayanın güzelliği tasavvur olunamaz. Güzelliği tasavvur olunmadığından onu idrâk etmekte lezzet yoktur. Bu bakımdan mahbub olamaz. Bu çok açık bir yanlışlıktır; zira güzellik sadece gözle idrâk edilenlere bağlı değildir. Yaratılışta azaların uygunluğuna, beyazlığa kırmızının karışmasına bağlı değildir.</p>
<p>Çünkü &#8216;bu güzel bir hattır&#8217;, &#8216;şu güzel bir sestir&#8217;, &#8216;şu da güzel bir attır&#8217;, &#8216;şu güzel bir elbisedir&#8217;, &#8216;şu güzel bir kaptır&#8217; deriz. Bu bakımdan ses ve hattın güzelliği ve diğer eşyaların güzelliği, eğer güzellik sadece iddia edildiği gibi surette ise ne demektir ve hangi mânâya gelir? Malumdur ki göz, güzel hatta bakmakla zevk alır. Kulak, güzel sesleri dinlemekle zevk alır ve idrâk olunanlardan hiçbir şey yoktur ki güzel ve çirkin diye ayrılmasın! Acaba bütün bu eşyalar arasında ortak olan güzelliğin mânâsı nedir? [...]</p>
<p><strong>Herşeyin cemâli, o şey için mümkün olan ve kendisine uygun bulunan kemâlinin hazır bulunmasındandır</strong>. Durum bu olduğunda o şeyin mümkün olan bütün kemâl cephelerinin hazır bulunduğunda, o, güzelliğin zirvesinde sayılır. Eğer hazır olan onun bir kısmı ise, hazır olan nisbetinde onun güzelliği vardır. Bu bakımdan güzel at, o attır ki bir ata uygun olan şekil, renk, koşmak, hücum etmek, geri çekilmek imkânlarının hepsi kendi-sinde bir araya gelmiştir. Güzel hat, kendisinde hatta uygun olan harflerin mütenasip olan, tertibi müstakil ve intizamı güzel olan her bir unsurun bir araya geldiği hattır.</p>
<p>Herşeyin bir kemâli vardır. Ona uygundur. Bazen onun zıddı da başkasına uygun gelir. Bu bakımdan her şeyin kemâli, güzelliği, kendisine uygun olanın kemâlindedir. O halde atın güzelliğini meydana getiren şey, insanın güzelliğini meydana getirmez. Sesin güzelliğini sağlayan şey ile hat güzel olmaz. Elbiselerin güzelliğini sağlayan şey ile kaplar güzel olmaz. Diğer eşyalar da böyledir. Eğer şöyle dersen: Bu şeyler, her ne kadar sesler ve tatlılar gibi hepsi gözle idrâk edilmiyorsa da duyular tarafından idrâk edilmekten kurtulamazlar. Bu bakımdan bunlar duyularla hissedilenlerdir. Hissedilenlerin güzelliği ise inkâr edilmez. Onların güzelliklerinin idrâki vasıtasıyla lezzetin husulü da inkâr edilmez. Bu ancak duyularla idrâk olunmayan şeylerden başkasında inkâr edilir.</p>
<p>Güzellik duyularla idrâk edilmeyen şeylerde mevcuttur; zira denilir ki: &#8216;Şu güzel bir yaratılış, şu güzel bir ilim, şu güzel bir sî-rettir. Şunlar güzel ahlâklardır&#8217;. Oysa güzel ahlâklardan ilim, akıl, iffet, erkeklik, takvâ, kerem, mürüvvet ve diğer hayırlı haslet-ler kastolunur. Bu sıfatların hiç biri beş duyu ile idrâk olunmaz. Ancak bâtınî basiretin nûruyla idrâk edilir. Bu güzel hasletlerin hepsi mahbubdur. Bunlarla sıfatlı bulunan kimse de sıfatlarını tanıyan kimsenin nezdinde tabii olarak mahbubdur. Bunun ve durumun böyle olmasının alâmeti (şudur): Tabiatlar peygamberleri, sahabîleri sevmek üzere yaratılmıştır. Oysa tabiatlar onları görmemiştir.</p>
<p>Meselâ İmam-ı Şâfiî&#8217;yi seven bir kimse onu niçin sever? Oysa hiçbir zaman onun suretini görmemiştir. Eğer onu görseydi, belki de İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zâhiri görünüşünü beğenmezdi. Bu bakımdan kendisini son derecede sevmeye teşvik eden güzellik, İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zahirî güzelliği değil, iç suretinin güzelliğidir; zira İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zahirî sureti toprakla beraber toprak olmuştur. Kişi ancak onu din, takvâ, bol ilim, dinin ince noktalarını kapsamak gibi şeriat ilmini ifade etmesinden meydana gelen iç sıfatlarından dolayı sever. Bu hayırları âlemde neşrettiğinden dolayı sever. Onlar ise güzel şeylerdir. Güzellikler ancak basiret nûruyla bilinir. Duyular onları idrâk etmekten âcizdir.</p>
<p>[...] O sıfatların bekasıyla sevgi bâki kalmıştır. Oysa bütün suretler zeval bulmuştur! [...] Bu bakımdan bütün hayır işleri bu iki vasıf üzerinde ayrılır. Bunlar da his ile idrâk edilmez. Onlar bedene dair olup da bölünmeyi kabul etmeyenlerdir. Durum bu ise güzellik, bir insanın gidişatında mevcuttur.</p>
<p>[...]  yeryüzünün bazı bölgelerinde bir kısım sultanların adalet ve doğruluklarına, hayırlı insan olduklarına dair hikâyeler anlatıldığından o sultanın sevgisi, sevenlere bir faydasının dokunma ümidi olmadığı halde, kalplere galebe çalar.</p>
<p><strong>Öyleyse insan sevgisi sadece insana iyilik yapana karşı değildir. Esasında sevilen iyiliktir. Her ne kadar onun iyiliği sevene ulaşmamış olsa bile yine de iyilik yaptığından dolayı sevilir. Çünkü her güzellik sevilir.</strong> Suret ise zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısımdır. Hüsn ve cemâl bunların ikisini de kapsamaktadır. Zâhir suretler zahirî gözle idrâk olunur. Bâtın suretler ise, bâtını basiret ile sezilirler, Bu bakımdan bâtın basiretinden mahrum olan bir kimse idrâkten de yoksundur ve bu yönden lezzet almaz, sevmez ve buna meyil de etmez bir yaratılıştadır. Kimde bâtınî basiret, görünen duyulardan daha galip ise, onun bâtinî mânâları sevmesi zâhirî mânâları sevmesinden daha fazladır, Bu bakımdan duvara nakşedilen bir sureti zâhirî güzelliğinden dolayı seven ile iç güzelliğinden dolayı peygamberlerden birini seven arasında büyük fark vardır.</p>
<p><strong>Sf. 60, &#8220;Allah Sevgisini Takviye Eden Sebepler&#8221;</strong></p>
<p>Ahirette hâl bakımından insanların en mesûdu, en fazla Allah&#8217;ı sevenidir; zira ahiretin mânâsı, Allah&#8217;ın huzuruna varmak, O&#8217;nunla mülâki olmanın saadetini elde etmek demektir.</p>
<p>Muhib (aşık) uzun zaman şevkiyle kıvrandığı mahbubunun huzuruna vardığında bulanmaksızın, hasım ve rakibi olmaksızın, sona ermesinden korkmaksızın, O&#8217;nun cemâlini ebedî bir şekilde müşahede etme imkânı bulunduğundan ötürü en büyük bir nimete mazhar olur. Ancak şu var ki bu nimet sevgi kuvvetinin oranında verilir.</p>
<p>Bu bakımdan muhabbet arttıkça zevk de artar. Kul, Allah&#8217;ın sevgisini ancak dünyada kazanır. Sevginin aslında hiçbir mü&#8217;min ayrılmaz. Çünkü marifetin aslından ayrılmış değildir. Sevginin kuvveti, kalbi aşk diye adlandırılan istihtar raddesine vardıracak şekilde istila etmesi ise, bundan birçok kimseler ayrılır. Bu ancak iki sebepten dolayı elde edilir:</p>
<p>I. Onlardan biri, dünyanın meşgalelerini kesmektir. Allah&#8217;tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır; zira kalp, mesela kendisinden su boşaltmayınca sirkeye yer vermeyen bir kap gibidir:</p>
<p>Allah bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. (Ahzab/4)</p>
<p>Sevginin kemâli, kalbinin tamamıyla Allah&#8217;ı sevmesindedir. Allah&#8217;tan başkasına iltifat ettikçe, onun kalbinin bir köşesi gayr ile meşguldür. Bu bakımdan Allah&#8217;tan başka şeylerle meşgul olduğu nisbette Allah&#8217;ın sevgisi kalpten eksilir. Kapta kalan su nisbetinde, kaba dökülen sirke eksilir. Bu tecride şu ayetle işaret vardır:</p>
<p>&#8216;Allah&#8217; de! Sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.(En&#8217;âm/91)</p>
<p>Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8217; deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.(Ahkaf/13)</p>
<p>Belki o, senin Lâ ilâhe illallah sözünün mânâsıdır. Yani mâbud ve mahbub, O&#8217;ndan başkası yok! Bu bakımdan her sevilen mutlaka mâbuddur. O halde kul bağlanandır. Mâbud ise kendisine bağlanılandır. Her seven, sevdiğiyle bağlanmıştır.</p>
<p>Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? (Furkan/43)</p>
<p>Yeryüzünde tapınılan şeylerin en iğrenci nefsin arzusudur.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ahlâk, Estetik, Siyaset ve Özgürlük</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2010 22:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14150</guid>
		<description><![CDATA[ Ümit Aktaş
Müslüman estetiği deyince aklımıza gelen hat, tezhip ve minyatür gibi sanatların günümüze ne kadar uzak çağrışımları olduğunun farkında mısınız? Yani bugün İslamî sanat diye baş tacı ettiğimiz bu estetik üretimlerin, uzak bir zamanın ruhunun, aşkının, eğilimlerinin silik kopyaları ve hatta simülasyonları olmaktan öte bir değeri var mı? Elbet mimari, müzik ve şiir de ilave [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10821" title="20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.ozgundurus.com/Yazar/Umit-Aktas/AHLAK-ESTETIK-SIYASET-VE-OZGURLUK-.php" target="_blank"> Ümit Aktaş</a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001.jpg"></a></em></strong></p>
<p>Müslüman estetiği deyince aklımıza gelen hat, tezhip ve minyatür gibi sanatların günümüze ne kadar uzak çağrışımları olduğunun farkında mısınız? Yani bugün İslamî sanat diye baş tacı ettiğimiz bu estetik üretimlerin, uzak bir zamanın ruhunun, aşkının, eğilimlerinin silik kopyaları ve hatta simülasyonları olmaktan öte bir değeri var mı? Elbet mimari, müzik ve şiir de ilave edilebilir bu listeye: cami mimarisi, sanat müziği ve divan şiiri. Belki de bir çoğumuz için onlar nostaljik bir hatıra. Ya da İslam deyince yüzünü geçmişe dönmekten başka çare bulamayan kişiler için bunlar, tıpkı yaşadıkları ruh hâli gibi müzelik bir seyir nesnesi; özenle saklanarak bir kenarda temaşa edilen o kutsal(laştırılmış) nesneler gibi. Ama Allah <span id="more-14150"></span>yaratıcıdır, hakikat diridir ve dolayısıyla İslam da&#8230;</p>
<p> Her türlü sanatsal faaliyeti, bu fani dünya için gereksiz bir güzelleşme çabası olarak gören selefî ruhların hayatı ve bu dünyayı salt biçimsel bir geçiş güzergâhı olarak gören edaları içinse estetik lüzumsuz bir uğraş belki. Her ne kadar mükellefiyetlerinden en temeli &#8220;Allah&#8217;ın ahlâkıyla ahlâklanmak&#8221; olan Müslümanlardan söz ederken &#8220;yaratıcılık&#8221; kelimesini ağzıma almaktan bile ürküyorsam da; Allah&#8217;ın her daim yaratıcı ve ahlâkın da aslında en önemli estetik yaratıcılık olduğunu da vurgulamadan geçemeyeceğim. Bu dünyayı ve hayatlarını ciddiye almayanların, ahrette ciddiyete alınıp alınmayacaklarına dair ise ciddi bir endişe içerisindeyken yüreğim, soruyorum kendi kendime: gölge bir varlık mıdır insan diye? Yoksa iki günü birbirine denk olmakla bile ziyanda olacak biri mi? O zaman neden hep aynı biçimleri tekrarlarız ya da aynı iyilikleri, ezberlenmiş gibi. Sözgelimi neden hep Gazze&#8217;ye yardıma koşarız da yanı başımızdaki köprü altındaki çocukları ihmal ederiz; ya da neden Pakistan için yüreğimiz paralanırken Kürtlere zulmederiz?</p>
<p> Çünkü ahlâk aslında bir estetik sorundur ve yaratıcılığını yitirmiş olanlar gölge varlıklar gibi hep geçmişte yaşar ve geçmişi tekrarlar. Yeni kötülükleri anlayamadıkları gibi yeni iyiliklerin de farkında değildirler. Dolayısıyla da gönüllerini okşayan güzellik çizgileri hep o ezberlenmiş olan &#8220;ölü&#8221; çizgilerdir. Ve hatta bunların yeni üretimlerini yaparken bile bayağı bocalar, ağızlarına gözlerine bulaştırırlar yaptıkları şeyi. Sözgelimi Koca Sinan&#8217;ın eserleri gözlerinin önündeyken, yaptıkları camiler birer gecekondu olmaktan öteye gitmez. Ve Sinan&#8217;ın hiçbir camiinin altında tuvalet ve dükkân olmadığının da nedense farkına varmazlar. Ve üstelik bu yüzden hep ikinci katlara yaptıkları ibadet mahallerine özürlü bir insan nasıl çıkacak diye düşünemezler; hem de asansörün icat edilmiş olduğu bir çağda. Bu da aslında bir estetik sorundur. Çünkü güzelliği yaratıcı bir edimsellikle ruhlarında ergenleştirmemiş olanlar, bu tip duyarlılıkların da kokusunu bile alamazlar. Üstelik kokusunu alamadıkları sadece bu değildir; özgürlükten de bihakkın nasiplerini alamazlar. Çünkü özgürlük de aslında bir estetik sorundur. Kısacası ruhça ergin, akılca reşit olamayanlar, ne özgür ne de ahlâklı olabilirler. Çünkü Allah güzeldir ve güzeli sever. Peygamber (a.s.) ise, camilerde bile intihar eylemleri düzenleyerek bedenlerini patlatanlara ve her kurban bayramında jenerik bir resim gibi ellerinden kaçırdıkları yaralı boğaların arkasından koşanlara inat, &#8220;öldürürken bile güzellikle öldürün&#8221; demektedir. Güzel olan ise albenili olan değil, ruhça özgür, akılca ergin ve yaratıcı bir ahlâka sahip olandır. Siyaset, yani kendisini iktidarın hırsına, rantın şehvetine ve egemenleşmenin tutkusuna kaptırmayan o peygamber mesleği olan nebevi siyaset de, ancak bu üç koşul gerçekleştiğinde, yani ahlâk, özgürlük ve hikmet bir araya geldiğinde mümkünleşir. Ki o yere daha yaklaştığınızda bile aşkın, yenilenmenin, baharın, yaratıcılığın, güzelliğin, özgürleşmenin, adaletin, ahlâkın, kısacası insan olmanın coşkusunu ve heyecanını duyarsınız.</p>
<p> Siyasetten, inançlardan soyut, değerlerden yoksun bir ahlâk anlayışı olamaz. Ahlâk ise akıl kadar estetiğe ve hatta vicdana dayanır. Fıtrîdir. Umarım Kant beni mazur görür ama hayvanların bile bir ahlâkı vardır; ahlâklı olanı ve olmayanı vardır. Aklın ya da özgürlüğün ürettiği şey ise ahlâktan çok etik olarak adlandırılsa yeridir. Dolayısıyla yaratıcı olmayan, belli değerlere dayanmayan bir ahlâki perspektif, kendisini biçimselcilikten kurtaramaz. Sorun bir yasalar sorunu, ya da Kant&#8217;ın yaklaşımıyla, başlangıç değerlerinden yoksun bir ödevler ahlâkı sorunu değildir. Bunun sıkıntısını duyan Nietzsche ise, başlangıç değerleri olmaksızın bir ahlâkın, yaratıcı ve özgür bir ahlâkın mümkün olamayacağının farkına vararak, bu jenerik değerleri yaratma peşinde ömrünü heba etti. Miskinlerin değil de kahramanların, hayatı ve kaderini sevenlerin, dünyayı değiştirmek için ilk işin kendisini değiştirmek olduğunu bilen o bilge ve özgür ruhluların değerlerini.</p>
<p> Oysa ahlâk bir kuram meselesi olmaktan öte, somut bir davranış estetiği inşa etme meselesidir. Ama maalesef İslam dünyası, iktidara atfettiği önem ve hakikati iktidarla özdeşleştirmesi nedeniyle, sorunu salt bir &#8220;yasa&#8221; sorunu olarak değerlendirdi. Yeni Osmanlılardan İttihatçılara, selefîlerden modernistlere varıncaya dek sorun hep bu merkezde görüldü ve tartışıldı. Aslolanın kuram değil hakikat olduğu ve hakikatin de kuramdan çok hayata yakın olduğunun ise pek farkına varılamadı. Öte yandan, şayet içinde yaşadığınız dünya tasarımı ya da tahayyülü size ait değilse, size ait bir yaratıcılıktan neşet etmemişse, edimleriniz de o ölçüde sahicilikten uzaklaşmaktadır; dolayısıyla bu koşullar içerisinde özgün bir estetik ve ahlâki tecessümden, kısacası özgürlükten söz etmenin de imkânı kalmamaktadır.</p>
<p> Özgür olmayan insanlar ise sahici bir bayram yapamazlar; bayram çünkü çevik bedenli, ergin akıllı ve neşeli ruhları olanlar içindir; yani mevcut duruma teslim olmayanlar ama kaderlerini de sevenler için.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Sanat</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/cumhuriyet-ve-sanat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/cumhuriyet-ve-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 21:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10877</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de yazdıkları yüzünden hapse tıkılan onca yazar varken, hiçbir ressam ya da heykeltraşın ‘eserlerinin ifade ettiği (veya halkta uyardığı) duygu ve düşünceler&#8217; yüzünden hapse girmesinin pek duyulmuş şey olmaması, belki de sanat dostu resmi ideoloji yanlılarının sanattan anlamamalarıyla ilgilidir.
&#8220;Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret standardını düşürürsün. İstekleri sınırlarsın. İştahları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cumhuriyet_ve_sanat.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10879" title="cumhuriyet_ve_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cumhuriyet_ve_sanat-300x152.jpg" alt="" width="300" height="152" /></a>Türkiye&#8217;de yazdıkları yüzünden hapse tıkılan onca yazar varken, hiçbir ressam ya da heykeltraşın ‘eserlerinin ifade ettiği (veya halkta uyardığı) duygu ve düşünceler&#8217; yüzünden hapse girmesinin pek duyulmuş şey olmaması, belki de sanat dostu resmi ideoloji yanlılarının sanattan anlamamalarıyla ilgilidir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret standardını düşürürsün. İstekleri sınırlarsın. İştahları denetim altına alırsın. Ufkun etrafını çitle çevirirsin. Her faaliyet için bir kanun yaparsın. Kaosun varlığını inkar edersin. Çocuklara bile yavaş yavaş nefes almalarını öğretirsin.&#8221;</em></p>
<p><strong><a href="http://derinsular.com/makaleler/resmi-ideoloji/cumhuriyet-ve-sanat-2/" target="_blank">TAMAMI</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/14/cumhuriyet-ve-sanat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/cumhuriyet-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dağdaki çoban ve güzellik</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/dagdaki-coban-ve-guzellik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/dagdaki-coban-ve-guzellik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 11:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10872</guid>
		<description><![CDATA[
Cihan Aktaş
I-Bir süre önce Ömer Karaoğlu ile yapılmış önemli bir röportaj yayınlandı Yeni Şafak&#8217;ta. Karaoğlu &#8220;yeşil pop&#8221; etiketi yapıştırıldığı için eserleri lâyıkıyla değerlendirilemeyen eğitimli bir müzisyen, tecrübeli bir bestekâr ve yorumcu. &#8220;Yeşil pop&#8221;, Ömer Karaoğlu&#8217;nun ifadesiyle, 90&#8242;larda İslami kesimde üretilen ezgilere verilen ad. Bu bağlamda Karaoğlu da dahil, Müslüman bir duyarlığa sahip olup da müzikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/coban.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-10875" title="coban" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/coban.jpg" alt="" width="478" height="152" /></a></p>
<p><a href="http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=14121" target="_blank">Cihan Aktaş</a></p>
<p>I-Bir süre önce Ömer Karaoğlu ile yapılmış önemli bir röportaj yayınlandı Yeni Şafak&#8217;ta. Karaoğlu &#8220;yeşil pop&#8221; etiketi yapıştırıldığı için eserleri lâyıkıyla değerlendirilemeyen eğitimli bir müzisyen, tecrübeli bir bestekâr ve yorumcu. &#8220;Yeşil pop&#8221;, Ömer Karaoğlu&#8217;nun ifadesiyle, 90&#8242;larda İslami kesimde üretilen ezgilere verilen ad. Bu bağlamda Karaoğlu da dahil, Müslüman bir duyarlığa sahip olup da müzikle iştigal eden bütün sanatçıların eserleri geniş yeşil pop çuvalına tıkıştırılarak paketlendi. Karaoğlu, İslami kesimi merkezin geleneksel yapısına döndüren global ve yerli etkileşimlerin kısıtlayıcı rolüne de işaret ediyordu söyleşisinde.</p>
<p>Toplumsal dalgaların ürettiği yeni, yepyeni herhangi bir akım, bazen yeni ve farklı olandan duyulan korku, bazen klasik sanatın ağır mirasının gölgesi, bazen de estetik despotizmin tutuculuğu nedeniyle kendini aşıp da bir dalgaya dönüşemiyor.</p>
<p>Sanatta sınıfsal çevrenin, « habitus »un belirleyici olduğu görüşüyle kan bağı içinde bulunan estetik despotizmin bakış açısını Türk seçkinleri Fransız sanat eleştirmenleri ve giderek Fransız sosyoloji okullarını vasıtasıyla benimsemişlerdir. Bu bakış açısına göre güzel ve değerli olan konusunda belirleyici olan, eğitim ve çevreyle sağlanan bir duyarlılıktır. Dağdaki çoban ince güzelliklerden anlamaz ve zaten dağdaki çobanın oyu da pek değerli sayılmaz.</p>
<p><a href="http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=14121" target="_blank">DEVAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/14/dagdaki-coban-ve-guzellik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/14/dagdaki-coban-ve-guzellik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 21:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Hegel]]></category>

		<category><![CDATA[Kandinsky]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10816</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Ruhunda müzik olmayan, ahenkli bir müzikle duygulanmayan bir adam ancak ihanet, içten pazarlık ve tecavüz için vardır. Ruhunun halleri gece gibi ölümcül bir sessizlik ve hisleri Cehennemlerin Efendisi Erebus gibidir. Kollayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.&#8221; (William Shakespeare, Venedik Taciri, Sahne 20*)
 Çirkin Cumhuriyet
Atatürkçülüğün tarih sahnesinden silinmeye yüz tuttuğu şu günlerde insan kendi kendisine &#8220;geriye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_6.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kemalist-kafa-trasi1.jpg"><img class="size-medium wp-image-10818 alignright" title="kemalist-kafa-trasi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kemalist-kafa-trasi1.jpg" alt="" width="129" height="147" /></a></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ruhunda müzik olmayan, ahenkli bir müzikle duygulanmayan bir adam ancak ihanet, içten pazarlık ve tecavüz için vardır. Ruhunun halleri gece gibi ölümcül bir sessizlik ve hisleri Cehennemlerin Efendisi Erebus gibidir. Kollayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.&#8221; (<a title="William Shakespeare" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/William_Shakespeare">William Shakespeare</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Venedik_Taciri">Venedik Taciri</a>, Sahne 20<strong>*</strong>)</em></p>
<p> <strong>Çirkin Cumhuriyet</strong></p>
<p>Atatürkçülüğün tarih sahnesinden silinmeye yüz tuttuğu şu günlerde insan kendi kendisine &#8220;geriye ne kaldı?&#8221; diye sormadan edemiyor. Hangi güzellik kaldı geriye Atatürkçülükten?</p>
<p>1923&#8242;ten bu yana sanat adına yapılan şeylerin çirkinliği dikkatinizi çekti mi hiç? Atatürkçüler çirkin bir rejim kurdular. Zorla okullarda okutulmasa Cumhuriyet dönemi şiiri, edebiyatı olmayacaktı. <strong><em>&#8220;Bayrağım, seni selâmlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım&#8221;</em></strong> diye bir şiir vardı meselâ. Vatan sevgisiyle kuş nefretini birleştirebilen bir sanat oldu Atatürkçü sanat. Bunu çocukluğumda (zorla) ezberlemiş ve törenlerde bağıra bağıra okumuştum, sene 1977.</p>
<p>&#8220;Önce Vatan&#8221; yazılı çıplak tepeler, insan kanıyla çizilmiş Atatürk resimleri ve Türk bayrakları. Rüküş ve çağdaş Atatürkçü kadınlar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/image0022ruv1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10819" title="image0022ruv1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/image0022ruv1-300x267.jpg" alt="" width="199" height="244" /></a>Atatürkçü sanat çirkindir çünkü sanat değildir. Yeme-içmeye, düşmandan korunmaya odaklıdır. Faydaya, faydacılığa dönüktür. İnsanlardan faydalanmak, onları rejim için kullanmak isteyen bir boyacılık, bir propaganda vardır karşımızda. Bu boya-sanat  ölüm korkumuza hitap eder başta. Propaganda ve reklâm mertebesindeki Atatürkçü Sanat nefsimizi yani hayvanî yönümüzü diri tutar. Kan, soy, ırk kibrini kamçılar. İntikam alma arzusunu körükler. Ruh&#8217;a &#8220;gıda&#8221; olmaz Atatürkçü sanat. İnsanî yönümüz, aklımız, vicdanımız nasiplenmez.</p>
<p>Peki Gerçek Sanat nedir? Hegel&#8217;in <strong>Estetiğe Giriş</strong> adlı çalışmasında isabetle saptadığı gibi Gerçek Sanat bunun tam tersidir. Natürmort&#8217;un konusu olan bir portakal susuzluğumuzu gidermez, kar manzaraları üşütmez bizi. Bir savaş sahnesini seyrederken oklar, mızraklar üzerimize gelmez çünkü. Bir başka deyişle Gerçek Sanat, günlük yaşam ile (fayda-tehdit) aramıza mesafe koymamızı hatta ondan kopmamızı sağlar.</p>
<p>Hegel&#8217;in &#8220;<strong>ironik</strong>&#8221; (?mecazî) olarak nitelediği bir kopmadır bu. Zira sanatçı katıksız bir biçimde Mânâ&#8217;ya işaret etmekte zorlanır. Mecburen maddeden çıkar yola. Kaçıp kurtulmak istediği, fayda-tehdit ortamında geçerli olan algıları kullanır. Bir başka deyişle sanatçı sanatsevere şöyle seslenir: <strong><em>&#8220;Hey dostum, hayatta kalmak için kullandığın gözün ve kulağın sandığından çok daha güçlü <span id="more-10816"></span>hatta tılsımlı birer organdır.&#8221;(Bkz. </em></strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf"><strong><em>Derin Göz Kitabı</em></strong></a><strong><em>)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kuslar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10820" title="kuslar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kuslar-300x263.jpg" alt="" width="228" height="180" /></a>Sanat ehli bülbül ötüşündeki güzelliğin kuş sesinde değil Güzeli seven kulağında bir yansıma olduğunu idrak eder. Aşık Veysel&#8217;in işaret ettiği gibi &#8220;güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa&#8221; düsturunca Hakikî Güzellik <strong>&#8220;güzel olan&#8221;</strong> ile <strong>&#8220;güzel bulan&#8221;</strong> arasındaki ilişkinin bir vasfıdır. Güzel bir mânâdır, madde değildir. Atatürkçü sanat(!) bunu anlayamaz. Çünkü Atatürkçü pozitivisttir. Keser bülbülün gırtlağını <strong>&#8220;nereden çıkıyor bu ses?&#8221;</strong> diye bakar. Atatürkçü için <strong><em>bütün = parça + parça +&#8230;</em></strong>  diye bir kural vardır. Ölçülemeyen şeyler yoktur onun nazarında. Atatürkçü sanat sonu kazayla söylenmiş fıkra gibidir. Objektiftir, sübjektiviteyi reddeder.</p>
<p><strong>Kâinat&#8217;ın Alfabesi ve Sanat</strong></p>
<p>Hz Mevlânâ Mesnevî&#8217;de Mecnun&#8217;un perişan olmasına hayret eden, <em>&#8220;Sende başka güzellerden daha fazla bir güzellik yoktur&#8221;</em> diyen Halifeye Leylâ&#8217;nın ağzından şöyle cevap verir:</p>
<p>&#8220;Sen sus, çünkü, sen Mecnun değilsin!&#8221;</p>
<p>Evet, Güzellik&#8217;in hakikatı yansımak&#8230; Ayrı coğrafyaların, inançların, asırların insanları bunu görmüş ve teslim etmişler. Eflatun&#8217;dan Gazâlî Hazretleri&#8217;ne, Bergson&#8217;dan Kierkegaard&#8217;a, Mevlânâ Hazretleri&#8217;nden Hegel&#8217;e hep bu &#8220;<strong>YANSIMAYI</strong>&#8221; görüyoruz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/mangeurs1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10822" title="mangeurs1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/mangeurs1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Müzik ile kulağa veya resim ile göze hitap eden Sanat eseri bu sebeple kısmen hissiyata, algılarımıza dairdir,kısmen akla. Yine bu sebeple aşina olduğumuz ses ve renkleri, Kâinat&#8217;ın &#8220;alfabesini&#8221; yani bizim maddî varlıklara yüklediğimiz mânâları kullanır. Beyaz saflığı, kırmızı tehlikeyi simgeler. Tilki&#8217;nin kurnazlığı, dağların yüceliği, kurtların hainliği, kuzuların masumiyeti&#8230;Bir sembol, bir remiz dili yazılır (<strong>? yaratılır</strong> veya var olan dil <strong>keşfedilir</strong>). Hegel&#8217;e göre bir ip, bir merdivendir Sanatçı&#8217;nin hedefi. Madde ile Mânâ arasında bir köprü.</p>
<p>Yeme, içme ve cinsel arzu gibi motorları vardır günlük hayatın. Bunlardır insanı sabah yatağından kaldıran, işe, okula götüren. Bu motorlardır &#8220;daha iyi bir yaşam&#8221; için bizi iten ve çeken. <strong>Ama yine bu motorların gürültüsüdür kalbimizin iç melodisini duymamıza engel olan. Bu motorların &#8220;sürücüye&#8221; efendilik taslamasıdır bizi kendimiz olmaktan alıkoyan. </strong>Sanat bizi<strong> </strong>bu isyancılara, darbecilere direnmeye çağırır. İnsan olduğumuzu hatırlatır. Savaşı anlatan bir yağlı <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/aneglus_de_millet1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10823" title="aneglus_de_millet1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/aneglus_de_millet1-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" /></a>boya tablo zamanı durdurduğu, askıya aldığı için karşısına geçip bakarız. Ve savaşanların göremediği şeyler görürüz. Patates eken, toplayan, yiyen köylülerin tasvirleri o köylülerin bile bilmediği hakikatlere işaret eder.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001.jpg"></a>Mânâ&#8217;nın adeta kesafetidir Madde. Yani öyle reddedilecek, önemsiz, aşağılık bir şey değildir. Ama kendini bir aynada seyretmek, <strong>kendi anlayışını da anlamak isteyen İnsan</strong> bu Madde&#8217;yi aşmak, daha &#8220;yukarı&#8221; çıkmak özgürlüğüne sahiptir Hegel&#8217;in ifadesiyle. Sanat bu özgürlüğün aracıdır. Felsefe, Din ve Sanat bu bakımdan aynı zemindedir. Yöntemleri, çıkış noktaları farklı görünse de <strong>&#8220;dava&#8221;</strong> aynı davadır.</p>
<p>İşte tam da bu sebeple Hegel&#8217;in savunduğu duruş bana Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin Besmele&#8217;yi açıklamasını hatırlatır. <strong>Sözler</strong>&#8216;in birinci cildinin hemen ilk sayfalarında anlatıldığı gibi Besmele Uluhiyet&#8217;ten Rahmaniyet&#8217;e, oradan da Rahimiyet&#8217;e uzanan bir merdiven, <strong>&#8220;yukarıdan aşağıya&#8221;</strong> uzatılmış bir kurtuluş ipine benzer. Maddiyattan, nefsanî ihtiyaçlardan, yeme içme motorundan kurtuluş&#8230; Kanaatimce yine bu sebeple bazı sanat eserleri vardır ki insana namaz sırasında duyulan manevî hazları (<a onmousedown="return clk(this.href,'','','','1','IReO3vyZsjwYMD0jIpAuTg','0CBUQFjAA')" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Giuliano Carmignola ile ibadet </a>) hatırlatır. Henri Bergson gibi kimi filozoflar  analitik zekânın girEmeyeceği ormanlarda sezgi ile ilerlemeye devam ederler. (<a onmousedown="return clk('http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%E2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%E2%80%99ta-ayrinti9/','','','','1','yd9dJ5MMjK5nTWABoqZJDA','0CBUQFjAA')" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%E2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%E2%80%99ta-ayrinti9/">Sanat&#8217;ın amacı ve Henri <strong>Bergson</strong>: Sanat&#8217;ta Ayrıntı(9)</a> isimli makale okunabilir bu konuda.)</p>
<p><strong>Cumhuriyet neden güzel eserler bırakamadı?</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kaniyla_ataturk_cizen_deli.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10830" title="kaniyla_ataturk_cizen_deli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kaniyla_ataturk_cizen_deli.jpg" alt="" width="238" height="190" /></a>Çünkü Atatürkçü Sanat çirkindir. Bizi Gerçek Sanat&#8217;ın &#8220;yükselişinden&#8221; mahrum bıraktığı için çirkindir. Kiminin Vivaldi dinlerken, bir <a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%E2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%E2%80%99ta-ayrinti-5/">William Turner </a>tablosu seyrederken, kiminin Eflatun, Hegel, Bergson okurken tutunduğu o insanlık ipine kör düğümler atmıştır Atatürkçü sanat. <strong><em>&#8220;Ben kimdir?&#8221;</em></strong> diye soramayan sanat ancak ketçap şişesi üzerindeki domates resmi kadar sanattır. Yani boya-sanat vardır karşımızda. Kullanışlıdır. İşlevî bellidir. Ehlileştirilmiş bir hayvan gibi nereye çekersen oraya gider:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;</em><em>Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlikten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Biraz açalım şimdi: Bir natürmorta bakarken açlıkla bakmıyoruz. Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün tekilliği ile. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kanla_bayrak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10831" title="kanla_bayrak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kanla_bayrak.jpg" alt="" width="202" height="190" /></a>Friedrich Nietzsche&#8217;nin (galiba Goethe&#8217;den esinlenerek söylediği) bir sözünü hatırlatıyor bize bu gözlem: <strong>&#8220;Bach&#8217;ın müziği Tanrı&#8217;nın Dünya&#8217;yı yarattığı anda orada bulunduğumuz hissini veriyor insana&#8221;</strong>. Övgü perdesini aralayıp sözün aslına yöneldiğimizde Nietzsche&#8217;nin işaret ettiği şeyin sanatın gücü olduğunu fark etmiyor muyuz? Zamanı ve mekânı iptal eden ve bu kısıtlarla formatlanmış zekâmıza rağmen bize başka bir dünyanın varlığını müjdeleyen? </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Deney ve gözleme dayalı (ampirik), doğa kurallarıyla önceden belirlenmiş (determinist) bir dünya dışında VAR olduğumuzun farkına varmak. Immanuel Kant&#8217;ın &#8220;Ding an sich&#8221; terimiyle işaret ettiği ve Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde (Kritik der reinen Vernunft) sayfalarca anlattığı şey tam da bu değil mi? <strong>Varlık&#8217;ın olduğu gibi gibi algılanması</strong>.</em><em>&#8220;  [<a onmousedown="return clk(this.href,'','','','6','Waur4FR-2jXLzkHXi0U4Pg','0CDQQFjAF')" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a> isimli makaleden]</em><em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak.jpg"></a>Evet, bize insanlığımızı unutturacak kadar çirkin bir <strong>Cumhuriyet&#8217;imiz</strong> var. İnanmazsanız kendiniz şöyle bir bakın. Türkiye&#8217;nin ulusal sınırları dışında tanınan <strong>cumhuriyet</strong> ressamları yok. <strong>Cumhuriyet</strong> mimarisi veya müziği de yok. Rejimin dayatmasıyla ayakta duran devlet opera-balesi Avrupalı asıllarının kötü bir kopyası olmaktan öteye gidemedi 80 yıldır. Atatürkçülük kendisine hedef aldığı Avrupa&#8217;nın sanat merkezlerinden saygı görmüyor. <strong>Paris&#8217;teki Louvre Müzesi</strong>&#8216;nde İtalyan Rönesansı gibi bir <strong>Türk Cumhuriyet Sanatı</strong> bölü yok. Viyana&#8217;daki konserlerde Mozart&#8217;ın yanında ara sıra da olsa Atatürkçü bir bestecimizi neden çalmazlar? Düşünmek gerekmez mi bir parçacık? Gurur duymamız istenen Fazıl Say&#8217;a veya İdil Biret&#8217;e baktığımızda yine cevapsız(?) sorular geliyor akla: Neden sanatın doruğundaki Türkler hep Atatürkçü Mîllî Eğitim&#8217;den uzak kalmış, ABD&#8217;deki, Almanya&#8217;daki okullarda okumuş gurbetçilerdir ve neden Cumhuriyet Sanatını icra et<strong>ME</strong>yerek yükseldiler o doruklara?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cami-istanbul.jpg"><img class="size-full wp-image-10832 aligncenter" title="cami-istanbul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cami-istanbul.jpg" alt="" width="500" height="334" /></a></p>
<p>Atatürkçüler bile evlerini Osmanlı&#8217;dan kalma hat ve ebru örnekleriyle, İznik çinileriyle süsüyorlar. İstanbul&#8217;un en güzel manzaralarında Mimar Sinan&#8217;ın yaptığı camiler var. Yaşadığınız şehre şöyle bir bakın. Cumhuriyet döneminde kurulmuş/büyümüş hemen her Anadolu şehri birbirine benzer. Paralel veya dik iki cadde vardır: Atatürk caddesi ve Cumhuriyet caddesi. Özgün bir Cumhuriyet Dönemi şehircilik anlayışı da yok. Var mı Cumhuriyet döneminden kalma bir Roma, bir Paris, bir Venedik? &#8220;Bizim&#8221; İstanbul&#8217;u bir kenara koyun. Cumhuriyet&#8217;in mirası olarak bir Urfa, bir Safranbolu var mı? Türkçe isimler verilen Rum köylerinin, yerle bir edilen Ermeni kiliselerinin yerine ne koydu Cumhuriyetçi sanat? &#8220;Önce Vatan&#8221; yazılı çıplak tepeler, insan kanıyla çizilmiş Atatürk resimleri ve Türk bayrakları.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yeni_cami_istanbul.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10834" title="yeni_cami_istanbul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yeni_cami_istanbul.jpg" alt="" width="246" height="184" /></a>Kentinize yurtdışından bir misafir gelse onunla ya Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kalma bir eseri ziyaret edersiniz. Müzeye gitseniz Bizans veya daha eski uygarlıkların eserlerini bulursunuz. Ama Cumhuriyetten geriye ne kaldı? Sovyet Rusya&#8217;daki anıtmezarların kopyası, çirkin bir Anıtkabir. Dev parmaklıklarıyla Atatürk adına yapılacak askerî darbeleri, işkenceleri, yargısız infazları haber verir gibi!</p>
<p>Hiç bir şeye, hatta Atatürk&#8217;e bile benzeMEyen binlerce heykele ne buyurulur? Bunları yapan heykeltraşlardan birinin adını söyleyebilir misiniz? Bir Rodin çıktı mı 1923-2010 arasında?</p>
<p>Nobel ödüllü Orhan Pamuk&#8217;un rejim tarafından aforoz edilmiş olması adeta bu saptamaları tasdik eder gibi. Sanat ile, Güzel ve Güzellik ile kavgalı bu Atatürkçü rejim. Çirkin bir rejim. Kendi de çirkin, eserleri de.</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/ataturk_heykel.jpg"><img class="size-medium wp-image-10835 alignright" title="ataturk_heykel" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/ataturk_heykel.jpg" alt="" width="166" height="181" /></a>Atatürkçü Sanat vicdanlarımızı nasıl susturdu?</strong></p>
<p>Ressam ve filozof <strong><em>Wassily Kandinsky</em></strong> İnsan - Sanat ilişkisini tahlil ettiği &#8220;Resim Sanatında Maneviyat&#8221; adlı eserinde maddeleşen ,dünyevîleşen sanatı tahlil eder. 1954&#8242;te basılan bu denemesi adeta Çirkin Cumhuriyet&#8217;in ve çirkinleşen din algımızın da bir özeti gibidir. Sanat&#8217;ı uzmanlara ve sanat galerilerine, İslâm&#8217;ı da Diyanet&#8217;e emanet eden, <strong>KAMUSAL ALANI</strong> İslam&#8217;dan ve sanattan, <strong>İyi</strong>&#8216;den ve <strong>Güzel</strong>&#8216;den &#8220;temizleyen&#8221; Cumhuriyet bize büyük bir &#8220;rahatlık&#8221; getirdi aslında. Vicdanlarımızın bizi FAZLASIYLA rahat bıraktığı son 80 yılın ışığında Kandinsky&#8217;nin şu sözleri özel bir anlam kazanıyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;[böyle bir] sanatın nimeti belirli bir seviyedeki insanlar için zehir olur. Küçük dozda alındığında ruhu yavaş yavaş alçaltır. Yüksek dozda sert bir düşüşe sebep olur. Romanlarından birinde Sienkiewicz manevî hayatı yüzmeye benzetir: Yüzmek için sürekli çaba göstermeyen batmaya mahkûmdur. Yetenek denen şey bir lanet, bir uğursuzluk olur sanatçı için. &#8220;Alçak&#8221; bir takım ihtiyaçların tatmini için kullanılan yetenek güya artistik bir şekil verir kirli bir muhtevaya. Sanatçı zayıflık ve kötülükle insanları aldatır ve kendilerini aldatmalarını kolaylaştırır. Sahtekârdır çünkü manevî susuzluklarını temiz bir kaynaktan doyurduklarına ikna eder onları. [...] Sanat&#8217;ın nimetinden mahrum kalınan böyle zamanlar manevî hayatın kokuştuğu dönemlerdir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu kör ve sağır dönemlerde insanlar şekilci olurlar ve sadece teknik ilerlemelere önem verirler. Bedene faydası olan şeyler ön plana çıkar. Maneviyat aşağılanır hatta yok sayılır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu körlük döneminde bile görmeye devam edenler alay konusu olur. Ama onlar bu kaba saba iştahlar korosuna rağmen manevî hayatı, ilimi ve terakkiyi inleye inleye aramaya devam ederler.[...] Sanat sadece maddî amaçla kullanılır bu zamanlarda. Nesnelerin tasviri bu sanatın tek endişesidir. Artık &#8220;NE?&#8221; sorusu kaybolmuş, &#8220;NASIL?&#8221; sorusundan başka bir şeyle ilgilenmeyen sanat RUHSUZ olmuştur.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sanatçılardan başka hiç kimsenin anlayamadığı bu sanat halktan uzaktır, sanatçılar halkın ilgisizliğinden yakınmaktadır. NASIL?&#8217;a her gün yeni cevaplar bulunur. Dar bir uzman, himayeci, yatırımcı halkası içinde &#8220;para-sanatsal&#8221; aktivite sürer gider. Amacı da konusu gibi maddîleşen bu sanat parayı bastıranın hakim olduğu, fethedilmesi kolay bir sanattır.&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3333" title="20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x300.jpg" alt="" width="189" height="245" /></a>Kandil simitlerinin susamında kayıp Mânâ&#8217;yı ararken&#8230;</strong></p>
<p>Kemalist dönem çirkin binalar, çirkin heykeller, çirkin müzik ve şiirler bırakmakla yetinmedi. Adına hâlâ &#8220;din&#8221; denebilirse çirkin bir din bıraktı geriye. Ölüm&#8217;e, Kan&#8217;a tapan bir din. Şehitlik mertebesini ALLAH&#8217;ın değil Genel Kurmay Başkanı&#8217;nın verdiği bir din. Camilerin üzerine Kur&#8217;an ayetlerini inkâr eden sloganların yazılmasına karşı duramayan bir din.  </p>
<p>Binalarımızın, edebiyatımızın, şiirimizin çirkinleşmesi ile itikadımızın çirkinleşmesi zannederim derinden alakalı. İki kanadıyla &#8220;<strong>Uçan</strong>&#8221; bir millet iken &#8220;<strong>çukurların dibinde sürünen</strong>&#8221; bir millet haline geTiriliş sürecimiz sorgulanmalı. Bu meşru bir hesaplaşmadır, fikrî ve vicdanî zeminde MUTLAKA yapılmalıdır.Neden?</p>
<p>Çünkü İslâm kandil simidine, Ramazan pidesine, sünnet törenlerine ve biletle girilen Mevlevî ayinlerine(!) sıkıştırılamayacak kadar &#8230; İslam&#8217;dır. Cumhuriyet döneminde Dersim gibi zulümün üzerine bir din inşa etme neticesinde vardığımız nokta İslâm olmayan ama şeklen benzeyen, yeşil soslu bir folklördür.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/ataturkculuk_nedir.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10837" title="ataturkculuk_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/ataturkculuk_nedir.jpg" alt="" width="221" height="156" /></a>Ne demek? %99&#8242;u Müslüman olduğu iddia edilen bir ülkede İslâm&#8217;a aykırı fiillerin adeta alkışlanması ama diğer yandan da insanların namaza, oruca devam etmesi demektir. İslâmî kitapların basılması, dernekler, siyasî partiler, İslâmi basın vs. Yani şeklen İslâm dini yaşanırken devlet eliyle yapılan bir çok haksızlığa seyirci kalmak, <strong>adalet olmadan, zulüm zemininde yaşanan(!) bir İslâm</strong>. Fikren ve vicdanen uykuya çekilmiş bir topluluk nasıl olur da &#8220;Müslüman&#8221; olabilir? Kelime-i şahadeti EZBERLEMİŞ bir papağan veya ezan okuyan &#8220;Made in China&#8221; saatler gibi mü&#8217;min olmak, o seviyedeki şuur(!) ile yetinmek&#8230;</p>
<p>Kanaatimce şu anki zahirî kutuplaşmanın aksine Atatürkçü ve Müslüman olmak üzere iki toplum yok Türkiye&#8217;de. TABAN TABANA ZITLAŞMA var ama fikir/inanç zemininde, tek tek fertlerin kalbinde ve zihninde. Fertler nefisleri ile mücadele ederek Çirkin Cumhuriyet&#8217;in kendilerine dayattığı ırkçılığı, bölünme korkusunu, ordu-perestliği ve daha nice zihin hastalığını yenmek durumundalar. Yani kutuplaşma insanlar arasında değil. Aynı insanın hayatına sığabilen, iç içe geçmiş, <strong>birbirine karışarak ötekinin saflığını bozmuş</strong> iki ZIT hayat görüşü söz konusu:</p>
<ul>
<li>İslâm&#8217;dan istifade etmeye çalışan pozitivist bir siyasî proje,</li>
<li>Mânâsından uzaklaşmaya yüz tutmuş, çokça dünyevîleşmiş bir İslâm anlayışı.</li>
</ul>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/basortusu_yasagi1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10838" title="basortusu_yasagi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/basortusu_yasagi1.jpg" alt="" width="253" height="235" /></a>Atatürkçülük İslâm&#8217;ı kirletince&#8230;</strong></p>
<p>Peki <strong>TABAN TABANA ZIT</strong> fikirlerin birbirine karışması ve <strong>SAFLIKLARININ BOZULMASI</strong> uygulamada nasıl oluyor?</p>
<p>Atatürkçülerin önemli bir kısmı aynı zamanda Müslüman olduğunu iddia ederken, isteyerek veya zorla Türkiye&#8217;nin her çocuğu Atatürk heykellerine tapmak durumunda. Bunun yanında Sünnî Müslümanlık(?) zorunlu din derslerinde Alevîlere dayatılıyor. Kürtçe yasaklanırken Türkçe eğitime engel olan Bulgaristan veya Almanya lanetleniyor. İsrail&#8217;deki üniversitelerde tesettürlü Müslüman kızlar okuyabilirken başörtüsü Türkiye&#8217;de meşru(!) darbe sebebi&#8230; Liste uzun. Ama Türkiye&#8217;nin çarpıklıklarını anlamak istiyorsanız, &#8220;Müslümanlar bu zulüme nasıl göz yumdu?&#8221; diye soruyorsanız <strong>Atatürkçü çirkinlik</strong> ile <strong>Müslüman suskunluk</strong> arasındaki ilişkiyi irdelemekten başka çareniz yok.</p>
<p>Kanaatimizce <strong>Atatürkçü çirkinlik</strong> ile <strong>Müslüman suskunluk</strong> birbirine sıkı sıkıya bağlı iki olgu. Hatta belki de tek bir olgunun iki ayrı veçhesi. Türkiye&#8217;de yaşayan insanların kaybettiği insanlığın hikâyesi bu. Güzel&#8217;den uzaklaşmamızla İyi&#8217;den uzaklaşmamızın aynı yıllara tekabül etmesi bir rastlantı değil.</p>
<p>Son zamanlarda &#8220;İslâmî çevrelerde&#8221; Kürt Meselesi konusundaki kıpırdanmalar, ortak bildiriler, yürüyüşler dikkat çekiyor. Ama insan yine de kendi kendine sormadan edemiyor, Filistin söz konusu olduğunda kıyameti koparanlar neden darbe yıllarında ya da OHAL gibi zulümler karşısında sustular?</p>
<p>Kendisi için istediklerini öteki için iste(ye)meyen bu &#8220;Müslümanlar&#8221; ne zaman, nasıl üretildi? Doğu Türkistan&#8217;daki, Bulgaristan&#8217;daki, Kıbrıs&#8217;taki Türklerin hakları için çırpınanlar neden Kürtçe yasaklanınca sustular?</p>
<p>Özünde zulme karşı direnmek hatta ölümü göze almak olan bir dinin mensupları nasıl oldu da uyudular, uyu<strong>T</strong>uldular? Korkarım yanıt (kısmen de olsa) vicdanların siyasî kontrol altına alınması, başta imamlar olmak üzere Müslümanların boynuna dünyevîleşme zincirinin geçirilmesiydi.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İmparator Constantin tabandan gelen zorlama neticesinde, Hıristiyanlığı din olarak kabul etme ve din özgürlüğünü getirme mecburiyetinde kalmıştı. Gerçi bu Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir. Eğer o günün Hıristiyanları, Constantin&#8217;in bu oyununa gelmeyip, daha çok üst yapı ile ilgilenMEselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi yorumu getirilebilir. Zira Hıristiyanlığın (resmi) din olarak kabul edilişi, Hıristiyanlara indirilen büyük bir rehavet darbesi olmasının yanında, iktidar sahibi zalim ve jakoben yöneticilerin, dini ve siyasi gücü kontrol altında tutma maksadıyla, baskıcı ve despotik yönetimlerinin ilk nüvesini oluşturacaktı. Tabii Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilişin ardından, Hıristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini (hassasiyetlerini) kaybedip, kelepir sevdasına düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a>&#8216;ın <a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/">Din ve Vicdan Özgürlüğü II</a> adlı makalesinden alıntı)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090410_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4234" title="20090410_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090410_derin_dusunce_org_kemalist_demokrasi-206x300.jpg" alt="" width="206" height="300" /></a>Müslümanlar dinlerinin, kitaplarının tahrif edilMEmiş olmasıyla övünüp dursunlar, Türkiye&#8217;de yaşandığı şekliyle siyasete alet edilen din(!) artık diyanetizm halini almış. Başörtüsü yasağına en büyük desteği veren kurum Türk Silahlı Kuvvetleri iken zorunlu askerliğin boykot edilMEmesi ne kadar da düşündürücü. Böylesi bir boykot çağrısı yapamayan bir Diyanet&#8217;in bayramlarda, kandillerde barış, kardeşlik vb mesajları yayınlaması ister istemez bir Vatikanizm havası estiriyor. <strong>İslâm değil islâmsı, ehlileştirilmiş, dizginlenmiş hatta kafeste kuş gibi beslenen bir iman ve vicdan var.</strong> Sultan Ahmet Meydanı&#8217;nda turistlere Japonca, Almanca Kur&#8217;an dağıtılması ile tamamlanan &#8220;acıklı-komik&#8221; tabloda ilâhî mesaj artık tamamen ürünleşmiş, paketlenmiş, ambalajlanmış.</p>
<p>Hakikî İslâm ve Hakikî Hıristiyanlık ne kadar birbirine yakın ise Vatikanizm ve Diyanetizm de o kadar yakın birbirine. Hakikat&#8217;i arayan ve bu arayışla hayata ışık tutan, insanlara gerçekten mutluluk veren bir din yok. Onun yerine kostümlere, ritüellere, tütsülere, sımsıkı tutunan ama zulme seyirci kurumlar. Dünyevî kaygıların Ahiret&#8217;i unutturduğu, bu unutuşun bizzat ilahlaştığı bir süreç.</p>
<p>Bildiğiniz gibi Hıristiyan kelimesini bile Hz İsa (AS) hiç kullanmadı. Domuz yemezdi, namaz kılar, oruç tutardı. İnsanlara boşanmayı yasaklamadığı gibi din adamlarına da evlenmeyi yasaklamadı. Tanrı&#8217;nın oğlu olduğunu iddia etmedi. Bugün Hıristiyan İncil&#8217;i diyebileceğimiz kitabın (aslında kitap<strong>LAR</strong>ın ki sayısı her mezhebe göre değişir ve 40 civarındadır) yazıldığı Yunanca ve Latince&#8217;yi Hz İsa (AS) hiç öğrenmedi, konuşmadı, yazmadı.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün bir sözü vardır: <strong><em>&#8220;sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir&#8221;</em></strong>. Düzeltelim. Bizce doğrusu sanatsız kalan bir milletin hayat ile bağı kopmuş demektir!</p>
<p>Yazımızın başında Hegel&#8217;den ve Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nden örneklerle işaret ettiğimiz o merdiveni, o bağı kopardığı içindir ki Atatürkçü rejim Anadolu&#8217;da yaşayan insanların Hayat ile bağını da koparmıştır. Güzel ile, iyi ile, Maneviyat ile bağlarımızın kopuş sürecidir Çirkin Cumhuriyet. Hırant Dink öldürüldüğünde <strong><em>&#8220;bir Ermeni eksildi&#8221;</em></strong> diyebilen &#8220;Türklerin&#8221; üretilme sürecidir. Çirkin Cumhuriyet&#8217;in çirkin sanatı istediği formatta, ehlileştirilmiş bir Müslüman(!) güruh üretmiştir. Bayraklar ve sloganlarla cenaze törenlerinde cami avlularını stadyuma çeviren, ellerini köpek şekline sokup havada sallayan hatta köpek gibi uluyan, kan kokusu duyunca heyecanlanan bir tetikçi güruhu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün ısmarladığı <strong>&#8220;fikri hür, vicdanı hür yeni nesil&#8221;</strong> yerine sahibinden başka herkesi ısıran, robotlaşmış, bu tetikçi nesil&#8230; Evet, çirkindir.</p>
<p><strong>(*) Orijinal metin aşağıdaki gibidir [Serbest çeviri bana ait, Türkçe metinler kitapçılarda mevcut]:</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;The man that hath no musicke in himselfe,<br />
Nor is not moued with concord of sweet sounds,<br />
Is fit for treasons, stratagems, and spoyles,<br />
The motions of his spirit are dull as night,<br />
And his affections darke as Erobus,<br />
Let no such man be trusted: marke the musicke.&#8221;</em></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20091202_derin_dusunce_org_zina_diyanet_2-300x2251.jpg" alt="" width="300" height="225" /> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090826_derin_dusunce_org_mahya.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-6273" title="20090826_derin_dusunce_org_mahya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090826_derin_dusunce_org_mahya.jpg" alt="" width="351" height="333" /></a>  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-6803" title="20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_2.jpg" alt="" width="400" height="322" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_6.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-6856" title="20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_6.jpg" alt="" width="401" height="465" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/yakinda-cirkin-cumhuriyet-ve-manasiz-maneviyat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/yakinda-cirkin-cumhuriyet-ve-manasiz-maneviyat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 20:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10796</guid>
		<description><![CDATA[Atatürkçülüğün tarih sahnesinden silinmeye yüz tuttuğu şu günlerde insan kendi kendisine “geriye ne kaldı?” diye sormadan edemiyor. Hangi güzellik kaldı geriye Atatürkçülükten? Hangi sanat eseri?
“Önce Vatan” yazılı çıplak tepeler, insan kanıyla çizilmiş Atatürk resimleri ve Türk bayrakları, çağdaşlığı  rüküşlükte arayan Atatürkçü kadınlar&#8230;
Diğer yandan &#8220;İslâmî çevrelerde&#8221; Kürt Meselesi konusundaki kıpırdanmalar, ortak bildiriler, yürüyüşler dikkat çekiyor. Ama insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20081106_derin_dusunce_org_kemalist_kadin.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-10799" title="20081106_derin_dusunce_org_kemalist_kadin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20081106_derin_dusunce_org_kemalist_kadin.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Atatürkçülüğün tarih sahnesinden silinmeye yüz tuttuğu şu günlerde insan kendi kendisine <strong>“geriye ne kaldı?”</strong> diye sormadan edemiyor. Hangi güzellik kaldı geriye Atatürkçülükten? Hangi sanat eseri?</p>
<p><strong>“Önce Vatan”</strong> yazılı çıplak tepeler, insan kanıyla çizilmiş Atatürk resimleri ve Türk bayrakları, çağdaşlığı  rüküşlükte arayan Atatürkçü kadınlar&#8230;</p>
<p>Diğer yandan <strong>&#8220;İslâmî çevrelerde&#8221;</strong> Kürt Meselesi konusundaki kıpırdanmalar, ortak bildiriler, yürüyüşler dikkat çekiyor. Ama insan yine de kendi kendine sormadan edemiyor, Filistin söz konusu olduğunda kıyameti koparanlar neden darbe yıllarında ya da OHAL gibi zulümler karşısında sustular?<br />
Kendisi için istediklerini öteki için iste(ye)meyen bu &#8220;Müslümanlar&#8221; ne zaman, nasıl üretildi? Doğu Türkistan&#8217;daki, Bulgaristan&#8217;daki, Kıbrıs&#8217;taki Türklerin hakları için çırpınanlar neden Kürtçe yasaklanınca sustular?<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cirkin_cumhuriyet-2.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cirkin_cumhuriyet-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10800" title="cirkin_cumhuriyet-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cirkin_cumhuriyet-2-209x300.jpg" alt="" width="209" height="300" /></a>Özünde zulme karşı direnmek hatta ölümü göze almak olan bir dinin mensupları nasıl oldu da uyudular, uyu<strong>T</strong>uldular? Korkarım yanıt (kısmen de olsa) <strong>vicdanların siyasî kontrol altına alınması</strong>, başta imamlar olmak üzere <strong>Müslümanların boynuna dünyevîleşme zincirinin geçirilmesiydi</strong>.</p>
<p>Atatürkçülerin önemli bir kısmı aynı zamanda Müslüman olduğunu iddia ederken, isteyerek veya zorla Türkiye&#8217;nin her çocuğu Atatürk heykellerine tapmak durumunda. Bunun yanında Sünnî Müslümanlık(?) zorunlu din derslerinde Alevîlere dayatılıyor. Kürtçe yasaklanırken Türkçe eğitime engel olan Bulgaristan veya Almanya lanetleniyor. İsrail&#8217;deki üniversitelerde tesettürlü Müslüman kızlar okuyabilirken başörtüsü Türkiye&#8217;de meşru(!) darbe sebebi&#8230; Liste uzun. Ama Türkiye&#8217;nin çarpıklıklarını anlamak istiyorsanız, &#8220;Müslümanlar bu zulüme nasıl göz yumdu?&#8221; diye soruyorsanız Atatürkçü çirkinlik ile Müslüman suskunluk arasındaki ilişkiyi irdelemekten başka çareniz yok.<br />
Kanaatimizce <strong>Atatürkçü çirkinlik</strong> ile <strong>Müslüman suskunluk</strong> birbirine sıkı sıkıya bağlı iki olgu. Hatta belki de tek bir olgunun iki ayrı veçhesi. Türkiye&#8217;de yaşayan insanların kaybettiği insanlığın hikâyesi bu. <strong>Güzel&#8217;den uzaklaşmamızla İyi&#8217;nin yüreklerimizi terk edişi </strong>aynı yıllara tekabül ettiyse bir rastlantı değil söz konusu olan.</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20091202_derin_dusunce_org_zina_diyanet_2-300x2251.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-10802" title="20091202_derin_dusunce_org_zina_diyanet_2-300x2251" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20091202_derin_dusunce_org_zina_diyanet_2-300x2251.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/09/yakinda-cirkin-cumhuriyet-ve-manasiz-maneviyat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/yakinda-cirkin-cumhuriyet-ve-manasiz-maneviyat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat’ın amacı ve Henri Bergson: Sanat’ta Ayrıntı(9)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%e2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%e2%80%99ta-ayrinti9/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%e2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%e2%80%99ta-ayrinti9/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 13:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Bergson]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9780</guid>
		<description><![CDATA[Din, Bilim ve Sanat&#8217;ın kavşağında hayret uyandırıcı düşünceler
Sunuş: İnsan gözünün daha verimli kullanılmasını konu alan Sanat&#8217;ta Ayrıntı dizisi bu bölümle sona eriyor. Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz&#8217;ün yanı sıra Hakikat&#8217;i gören bir Derin-Göz olduğunu ve bu Göz&#8217;ü kullanmanın yollarından birinin sanat olduğunu anlattım, benim gibi, sanatçı olmayan sıradan insanlar için kestirme yollarını gösterdim.
Ancak bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9781" title="derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.gif" alt="" width="200" height="158" /></a>Din, Bilim ve Sanat&#8217;ın kavşağında hayret uyandırıcı düşünceler</strong></p>
<p><strong><em>Sunuş</em></strong><em>: İnsan gözünün daha verimli kullanılmasını konu alan </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ayrinti/"><strong><em>Sanat&#8217;ta Ayrıntı</em></strong></a><em> dizisi bu bölümle sona eriyor. Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz&#8217;ün yanı sıra Hakikat&#8217;i gören bir Derin-Göz olduğunu ve bu Göz&#8217;ü kullanmanın yollarından birinin sanat olduğunu anlattım, benim gibi, sanatçı olmayan sıradan insanlar için kestirme yollarını gösterdim.</em></p>
<p><em>Ancak bu son yazı bir nokta değil sadece bir virgül. Sanat konulu yazılara devam etmek istiyorum. Daha önceki bölümlerde Leibniz&#8217;e, Escher&#8217;e ve İslâm sanatlarına da yer vereceğimi duyurmuştum. Bu arayışlarım netice olarak içinde yaşadığımız teknolojik ve ekonomik dünyalara eklemlendi. </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><em>Derin İnsan</em></strong><strong><em> </em></strong></a><em> ile beraber sitede tartıştığımız en önemli meselelerden biri oldu </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/sanat/"><strong><em>Sanat</em></strong></a><em>. Bunun için gereken önemi ve zamanı ayırmak gerekiyor. Güzel&#8217;in kapısı Aşk&#8217;a , Aşk&#8217;ın kapısı ise İyi&#8217;ye açılıyor. Bu eklemlenme üzerindeki perdeyi </em><a title="Permanent Link to Kuşların sırrı: Sanat'ta ayrıntı(7)" href="http://www.derindusunce.org/2010/04/19/kuslarin-sirri-sanatta-ayrinti7/"><strong><em>Kuşların sırrı</em></strong></a><em> isimli 7ci bölümün ortalarında birazcık olsun kaldırmayı (yorumcularla birlikte) başardığımızı zannediyorum. Zira önceki bölümlere yazılan yorumların katkısı büyük oldu.</em></p>
<p><em>Gerçek şu ki Güzel&#8217;i günlük hayatın, siyasetin ve ahlâkî kaygıların uzağına itmek hem Sanat&#8217;ı hem de İnsan&#8217;ı yıpratan<span id="more-9780"></span> &#8221;ölümcül&#8221; bir hata. <strong>Sanat-Güzel-Aşk-Erdem eklemlenmesi</strong> şu an için görebildiğim tek umut ışığı. Kendi icatları altında ezilip kalmış olan insanlığın bunalımlı dönemlerinden çıkışı için tek yol. </em></p>
<p><em>Dediğim gibi arayışlarım sürüyor. Hegel, Kant ve Platon&#8217;un Güzel- Sanat ilişkisi üzerine yazdıkları yeni kesişimlere ve çağrışımlara vesile olduğundan ikinci bir yazı dizisine başlamayı daha uygun buldum. </em></p>
<p><em>Bu son bölümü Fransız düşünür Henri Bergson&#8217;a ayırdım. Çünkü okuyacağınız bu metin </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ayrinti/"><strong><em>Sanat&#8217;ta Ayrıntı</em></strong></a> <em>yazı dizisine yön veren temel metinlerden biri. Çünkü aynı zamanda bu metin belki de Batı felsefesinde Sanat&#8217;a dair yazılmış onca kitabın  içinde en özlüsü, en derini. O kadar içten, o kadar şiirsel yazılmış ki açıklamaya, yeni cümleler yapmaya ne lüzum ne de imkân var.</em></p>
<p><em>Bildiğim kadarıyla Sanat&#8217;a ya da Güzellik&#8217;e adanmış bir eseri yok Bergson&#8217;un. Ancak Le Rire (Gülme) isimli eserinin 115inci sayfasında (ve eserden biraz kopuk olarak) başlayan bir bölüm var ki insanın içini titretiyor. Bu kısmın Türkçesini aradım internette ama bulduklarım FAZLA &#8220;objektif&#8221; çeviriler oldu. <strong>Bu çeviriler Bergson&#8217;un hissiyatını bilgiye çeviriyor</strong> ve Bergson&#8217;u Bergson yapan şeyleri yani Sezgi, Zaman, Hareket&#8217;i okuyucuya aktaramıyor. Tıpkı rengârenk bir topun gölgesinin gri olması gibi metnin şiirsel güzelliği de bilim-mantık duvarındaki  izdüşümünde bütün renklerini kaybediyor.</em></p>
<p><em>Aslında felsefe çevirisi yapmak oldukça zor bir şey. Bergson&#8217;u çevirmek ise şiir tercümesiyle felsefe tercümesinin zorluklarını bir araya toplayan bir iş. Bu bakımdan benden önce Bergson çevirenleri eleştirmeme rağmen ben de yetersiz kalabilirim. Başarılı olduğumu nasıl bileceksiniz? Eğer bu çeviriyi okurken kelimelerin sizi bir mızrap gibi çaldığını, size ait bazı güzellikeri titrettiğini ve size bunların varlığını idrak ettirdiğini hissederseniz başardım demektir. Bu çeviriyi okurken bilgilenmenizi değil haz duymanızı umud ediyorum. En sevdiğiniz müziklerden birini dinlerken aldığınız haz gibi bir şey meselâ&#8230;</em></p>
<p><strong>Sanat&#8217;ın amacı, Henri Bergson, (Le Rire, sayfa 115-120)</strong></p>
<p>Sanat&#8217;ın amacı nedir? Eğer Hakikat dosdoğru gelip hissiyatımıza ve şuurumuza çarpmış olsa, eğer çevremiz ve kendimizle doğrudan iletişime girebilmiş olsak, zannederim Sanat faydasız olurdu ya da hepimiz sanatçı olurduk çünkü ruhumuz Kâinat&#8217;ın musikîsi ile sürekli bir Tevhid halinde titrerdi.</p>
<p>Hafızamızın yardım ettiği gözlerimiz Mekân&#8217;ı oyar, taklidi imkânsız tablolar kesip çıkarırdı. Bir bakışta İnsan bedeninin canlı mermerinden  ilkçağ heykelleri kadar güzel heykel parçaları yakalardı. Ruhlarımızın derinliğinde kimi zaman neşeli, çoğu zaman da hüzünlü ama hep özgün bir müzik duyardık&#8230; iç yaşamımızın sürekli ezgisini&#8230; Aslında bütün bunlar bizim etrafımızda, içimizde ama hiç birini ayrı ayrı hissetmiyoruz.</p>
<p>Bizimle Tabiat arasında&#8230; hayır! Bizimle şuurumuz arasına bir perde girmiş. Sıradan insanlar için kalın bir perde, sanatçı ve şair için ince, neredeyse saydam bir perde. Hangi peri kızı dokumuş bu perdeyi? Bir tuzak mı? yoksa iyilik için mi dokunmuş? Yaşamak gerekiyor ve yaşam çevremizi sadece ihtiyaçlarımız doğrultusunda hissetmemizi gerektiriyor. Yaşamak eylem demek. Uygun tepkiyi vermek amacıyla hissetmek, faydası ölçüsünde hissetmek çevreyi. Öteki hislerin karanlıkta kalması ya da bize &#8220;karartılmış&#8221; biçimde ulaşması gerekiyor.</p>
<p>Bakıyorum, gördüğümü sanıyorum, dinliyorum, duyduğumu sanıyorum, kendimi inceliyorum ve kalbimin derinliklerini okuduğumu sanıyorum. Oysa gördüğüm ve duyduğum sadece hislerimin beni yönlendirmek üzere dış alemden süzdüğü bilgiler. Kendim hakkımda bildiklerim yüzeysel, ancak eyleme dönüşebilecek olanlar. Yani hissiyatım ve şuurum bana Hakikat&#8217;in sadece faydalı ve basitleştirilmiş bir kısmını aktarıyorlar. Bana açtıkları pencerede faydasız olan her şey silinmiş, faydalı benzerlikler abartılmış, yaşantımın ilerleyeceği yollar önceden çizilmiş.</p>
<p>Bunlar, tüm insanlığın benden önce üzerinden geçtiği yollar. Çevremdeki şeyler onlardan fayda  sağlayabilmem için sınıflandırılmış. Renklerden, biçimlerden çok bu sınıflandırmayı görüyorum baktığımda. Şüphesiz insan bu noktada hayvandan üstün. Bir kurdun gözünün koyun ile keçiyi birbirinden ayırd etmesi küçük bir ihtimal. Çünkü her ikisi de yakalaması kolay, yemesi lezzetli birer av. Biz koyunu keçiden ayırabiliyoruz. Ama bir keçiyi bir başka keçiden ayırabiliyor muyuz? Varlıkların tekilliğini görmek bize fayda sağlamadığı müddetçe görmüyoruz. Bir insanı diğerlerinden ayırd ettiğimizde bile o insanın kendine has oluşunu, tekilliğini yani o yüzü oluşturan renklerin ve şekillerin özgün uyumunu hissetmiyoruz. Bütün gördüğümüz o yüzün diğerlerine göre ayırd edici yanları, bir kaç detay, hepsi bu.</p>
<p>Özetle varlıkları görmüyoruz, üzerlerine yapıştırılmış etiketleri okumakla yetiniyoruz. Fayda kökenli bu eğilim lisanın etkisiyle daha da kuvvetleniyor. Zira özel isimler hariç kelimeler adlandırdıkları şeye dair en yaygın, en sıradan yönleri işaret ederler. Bu sebeple kelimeler varlıklar ile aramıza sızıyor ve şekli gözlerimizden saklıyor. Tabi o şekil daha önce o kelimeyi oluşturan ihtiyacın arkasına saklanmadıysa.</p>
<p>Sadece varlıklar değil kendi ruh halimiz de bizden saklanıyor, en mahrem, en kişisel, en özgün yaşanmış olan yönleri&#8230; Aşk ya da nefret hissettiğimizde, neşeli ya da hüzünlü olduğumuzda gerçekten şuurunda olduğumuz bizim duygularımız mı? O duyguları mutlak biçimde bizim duygularımız yapan binlerce küçük ayrıntı ve içimizdeki binlerce titreşim? Eğer öyleyse hepimiz romancı, şair ve besteci olmalıyız.</p>
<p>Ne yazık ki çoğu zaman kendi ruh halimizden sadece dışa vuranı görüyoruz. Yani bize dair olan kısmını yitirmiş, anonim olmuş, dilin ifade edebileceği kadarını, hemen her insan için aynı olanı&#8230; Bu sebeple kendi özelliklerimiz de dahil bütün özellikleri, tekillikleri ıskalıyoruz. Umumî şeyler ve simgelerle etrafı sarımlış bir arazide hareket ediyoruz. [...] Varlıklarla kendimiz arasındaki bir geçiş bölgesinde yaşıyoruz. Varlıklara yabancı, kendimize yabancı.</p>
<p>Fakat Tabiat yavaş yavaş ruhları yaşam ile aralarına mesafe koymaya davet ediyor. Ama bu mesafe koyuşu felsefede olduğu gibi bilinçli, kasıtlı, sistemli bir geri çekiliş olarak düşünmüyorum. Doğuştan gelen, hissiyatın veya şuurun yapısına işlemiş, kendini anî olarak gösteren bir görme, duyma ve düşünme biçimini kasdediyorum. Bu mesafe koyuş bir kopma biçimini alıp kâmil bir hâl almış olsa dünyada kimsenin görmediği bir sanatçı ruhu çıkardı ortaya. Bütün sanatları mükemmel bir şekilde icra eder ya da hepsini birden tek bir sanatın potasında eritirdi. Bütün varlıkları ilk yaratılış saflıklarında hissederdi. Sadece renkleri ve şekilleri değil varlığın içsel hayatına dair olan devinimleri de. Ama bu Tabiat&#8217;tan çok şey istemek olurdu. Aramızda sanatçı olanlar kazayla oldular ve Tabiat perdenin sadece bir kenarını kaldırdı. Hissiyatı ihtiyaçlara bağlamayı unuttuğu nokta sadece tek bir yönde.[...] İşte sanatsal yeteneklerin çeşidinin kaynağı. Filanca sanatçı renklere ve şekillere bağlanacak. Çükü rengi renk için seviyor, şekli şekil için. Sanatçı onları kendileri için hissediyor, kendisi için değil.</p>
<p>Varlıkların özünü renk ve şekil penceresinden görüyor ve bize de hissettiriyor bunu yavaş yavaş. Evvelâ belli bir ahenk olmuyor. Bir an için olsun gözümüz ile varlıkların Hakikat&#8217;i arasına girmiş olan önyargılarımızdan kurtuluyoruz. Sanatçı böylece Sanat&#8217;ın en yüksek emelini gerçekleştirmiş oluyor: Tabiat&#8217;ın Hakikat&#8217;ini göstermek!</p>
<p>Kimileri kendi içlerine kapanıyorlar. Derinlerde, içerilerde en sıradan, en alışılmış kelimelerin arkasında ruhlarının en saf, en katıksız hallerini arıyorlar. Sonra bizi kendimizin derinliklerine daldırabilmek için, kendilerinin gördükleri bir şeyi bize göstermek için dahiyane bir şey yapıyorlar: Kelimeleri özel bir ritim ile dizerek lisanın ifade etmeyi öngörmediği anlamlar üretiyorlar.</p>
<p>Başkaları daha da derine iniyorlar. Kelimelerin güçlükle ifade edebildiği sevinçlerin, hüzünlerin de altında, sözlerle hiç bir ortak yanı olmayan, insana duygularından daha yakın bir şeyi, hayatın ritmini, nefes alışını, yaşayan kanunlarını, insandan insana değişen bunalımları, coşkuları, pişmanlıkları ve umutları yakalıyorlar. Derinlerden çekip çıkardıkları ve ısrarla vurguladıkları bu müziği adeta dayatıyorlar bizim dikkatimizin odağına. Yoldan geçenlerin sokakta dans eden bir grubun dansına istemeden dahil olması gibi bizi bu müziğe dahil ediyorlar. Bu sayede ta içimizde, en derinde titreşmeyi bekleyen bir şeyleri yerinden sarsmamızı sağlıyorlar.</p>
<p>İster resim olsun isterse heykel, şiir ya da müzik, Sanat&#8217;ın amacı Hakikat&#8217;i görebilmemiz için faydalı şeylerin perdesini aralamak. Toplumun, geleneklerin kabul ettiği simgeleri, Hakikat&#8217;i bizden saklayan ne varsa kenara itmek ve bizi Hakikat ile karşı karşıya getirmek.</p>
<p>Sanat&#8217;ta realizm ve idealizm tartışması bir yanlış anlaşılmadan doğmuştur. Hiç şüphesiz Sanat sadece Hakikat&#8217;in dolaysız olarak görünmesidir. Ama hissiyatın bu saflığı alışkanlıklardan kopmayı, hissiyatın veya şuurun faydacı bakıştan doğal olarak uzaklaşmasını ve Hayat&#8217;ın madde dışında, bir mânâ olarak anlaşılmasını gerektirir. İdealizm dediğimiz de budur. Kelimelerin anlamlarıyla oynamadan söyleyebileceğimiz şey şudur ki realizm eserde, idealizm ruhtadır. Hakikat ile bağlantıya girilmesi ise ancak idealizmin güçlendiği, ilerlediği ölçüde olacaktır.</p>
<p><strong>Çeviri notları:</strong></p>
<ul>
<li>1) Bu metinde &#8220;Ruh&#8221; kelimesi daha çok İslâm&#8217;daki nefs gibi değerlendirilmeli. Bergson&#8217;un Fransızca metninde kullandığı &#8220;âme&#8221; hem ruh hem de nefs yerine kullanılır. Ruh ve nefs kelimeleri gerek batı aleminde gerekse İslâm alimlerince kaleme alınmış kimi eserlerde Yunanca İncillerdeki veya İbranice Eski Ahit&#8217;teki karşılıklarının (ψυχή psüke, נפׁש - nefes) tercümesi olarak kullanılıyor. Nefs genellikle canlı kalmamızı sağlayan hayvanî dürtüleri, yaşamsal ihtiyaçları ifade ederken ruh İnsan&#8217;ın Ahiret&#8217;e dönük olan, dünyada bulunduğu müddetçe gurbet hissi duyan yanını ifade eder. (ALLAH&#8217;ın &#8220;Ruh&#8217;undan üflediği&#8221;)</li>
<li>2) Fransızca&#8217;da &#8220;sens-&#8221; kökünden türetilen kelimeler hem anlam, hem mânâ, hem hissiyat (5 duyu) hem de yön anlamına gelebilir. Metinde Bergson bu kelimeleri nispeten net, açık bir anlamda kullanıyor. Yine de Fransızca orjinalindeki güzelliği Türkçe&#8217;ye aktarmak mümkün olmadı. (Abdülkadir Geylânî Hazretleri&#8217;nin ifade ettiği üzere mânâ ALLAH&#8217;a kavuşmaya, Vuslat&#8217;a ermeye mani olan Ben&#8217;liği sıyıran, Ben&#8217;i Kendim&#8217;den ayıran şeydir.)</li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%e2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%e2%80%99ta-ayrinti9/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%e2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%e2%80%99ta-ayrinti9/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kâinat bir su damlasına sığınca: Sanat’ta Ayrıntı(6)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 19:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9358</guid>
		<description><![CDATA[Bu yılın keşif projelerinden biri Sanat&#8217;ta ayrıntı. Yakında Amerikalı ressam Edward Hopper&#8217;dan, İslâm Sanatı&#8217;ndan ve Leibniz&#8217;in yazdığı Monadoloji&#8217;den (bir kez daha, biraz daha derinlemesine) bahsedeceğiz. Zira etrafı görmemize yarayan Et-Göz Fransız düşünür Bergson&#8217;un da isabetle teşhis ettiği gibi(1) Kâinat&#8217;ı görmemize engel olan bir organ aynı zamanda. İşte biz de bu yazı dizisinde Sanat&#8217;tan istifade ederek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/sanat_kainat_zerre_guzellik_2.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9359" title="sanat_kainat_zerre_guzellik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/sanat_kainat_zerre_guzellik_2.gif" alt="" width="160" height="213" /></a>Bu yılın keşif projelerinden biri Sanat&#8217;ta ayrıntı. Yakında Amerikalı ressam Edward Hopper&#8217;dan, İslâm Sanatı&#8217;ndan ve Leibniz&#8217;in yazdığı Monadoloji&#8217;den (bir kez daha, biraz daha derinlemesine) bahsedeceğiz. Zira etrafı görmemize yarayan Et-Göz Fransız düşünür Bergson&#8217;un da isabetle teşhis ettiği gibi(1) Kâinat&#8217;ı görmemize engel olan bir organ aynı zamanda. İşte biz de bu yazı dizisinde Sanat&#8217;tan istifade ederek gözlerimizi daha verimli kullanmanın yollarını <span id="more-9358"></span>keşfediyoruz. Yeni bölümleri okumaya hazırlanan dostlara bir hatırlatma, eski bölümleri kaçıran yeni okuyuculara da bir özet veriyoruz bugün. Ne yaptık geçen bölümlerde? Neleri keşfetmiştik?</p>
<p><a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Delaroche">Paul Delaroche</a>, Albert Camus, Guy de Maupassant, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rogier_van_der_Weyden">Rogier van der Weyden</a>, Andrea Mantegna, Seneca, Leibniz (Gilles Deleuze&#8217;ün yorumuyla), Bergson ve Maslow&#8217;un eserlerinden istifade ettiğimiz <a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/"><strong>Birinci bölüm</strong></a>&#8216;de<strong> </strong>Turist insan, modern körlük ve faydacı körlük&#8217;ten bahsetmiştik. Sanat tekniği/bilgisi ile Sanat&#8217;ı birbirinden ayırd etmiş, Sanat&#8217;ın özünde İnsanî bir aktivite olduğunu savunmuştuk.<strong></strong></p>
<p>Lao-Tzû, Mevlânâ Hazretleri, Maurits Cornelis Escher, Gazalî Hazretleri ve William Degouve de Nuncques&#8217;ün eserlerinden ilham alarak yol aldık <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/"><strong>İkinci Bölüm</strong></a>&#8216;de. Nicolas de Cusa&#8217;nın <strong><em>De la docte ignorance</em></strong>&#8216;ta, Leibniz&#8217;in <strong><em>Monadologie</em></strong>&#8216;de yaptığı gibi Kâinat&#8217;ı dalgalarına çocuksu bir hayretle baktık. Hayret&#8217;in bilme isteğinden önce geldiğini, düşünceyi tutuşturan kıvılcımın ancak <strong>Hayret</strong> olduğunu teslim ettik.</p>
<p>Alışkanlık ve dogmacılık yüzünden hayret etme kapasitemizin aşındığını da fark ettik. Bu Hayret&#8217;i yeniden akıl yoluyla fethetmenin yollarını aradık. <strong><em>&#8220;Şarap, kimyasını bilene daha lezzetli değildir&#8221;</em></strong> diyen Montaigne(2) ile Mişkat-ül Envar&#8217;da<strong><em> &#8220;Ateşin haberini alan değil yanında oturan ısınır&#8221;</em></strong> diyen Gazalî Hazretleri&#8217;nin aynı dili konuşmalarına Hayret ettik.</p>
<p>Fransız heykeltraş Rodin, Alman düşünürü G. W. F. Hegel ve İbn Arabî Hazretleri (Japon teolog Toshihiko Izutsu&#8217;nun yorumuyla) rehberimiz oldu <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/"><strong>Üçüncü bölüm</strong></a>&#8216;de. Özgürlük ve Güzellik arasındaki sıkı bağlantıya değindik. Neden <strong>&#8220;nefes alma sırasını misafirlerimize bırakamıyoruz?&#8221;</strong> sorusuyla çıktık yola. Hegel&#8217;in yardımıyla simgenin ortaya çıkışına, anlam ile yüklenişine ulaştık. Mânâ&#8217;dan ve Madde&#8217;den bahsettik, kendini bilmek isteyen insanın &#8220;yaratılMAmış&#8221; sonsuzluğuna dokunduk. Füsus-ul Hikem&#8217;deki <strong>Teşbih</strong> ve <strong>Tenzih</strong> bakışıyla zıtlıkların yok olduğu bir başka Alem&#8217;in kapılarını araladık.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/yeni-bir-gorme-bicimi-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-4/"><strong>Dördüncü bölümde</strong></a> Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte gibi empresyonistlerin tablolarını hatırlatan bazı fotoğraflara baktık. Zıtlıkların silikleştiği Hiç&#8217;liğe yaklaştığı bu imajlarla gözlerimizi William Turner&#8217;ın tablolarına hazırladık. Aynı zamanda Güzellik ile Adalet duygusunun eklemlenmesine Hayret ettik. Immanuel Kant sayesinde Güzel ev, güzel ağaç ile Güzel Ahlâk&#8217;ın bir rastlantı olmadığını fark ettik. Alman düşünür adeta Gazâlî Hazretlerinin yazdığı Mişkat-ül Envar&#8217;ı okumuş gibiydi. Bilmediği bir ülkede, kendisine faydası ve zararı olmayacak olsa bile adil bir hükümdarın ahlâkını &#8220;Güzel&#8221; bulacağının farkındaydı!</p>
<p>Tuallerin üzerine Yaratan&#8217;ın gölgesini çizip yaralarına saran bir garip ressamla tanıştık <a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/"><strong>beşinci bölümde: William Turner</strong></a>. Anne-Siz&#8217;lik labirentinden kurtulmaya çalışırken adeta bir meczup gibi farkına varmadan Hakikat&#8217;e gözleriyle dokunmuştu 70&#8242;lik çocuk-William. YOKlar, kayıplar hayatına şekil vermişti. Acılar Heykeltraş&#8217;ın mermeri acıtan keskisi gibiydi. Annenin kopuşuyla şekil almıştı hayatı. Ölüm&#8217;de Hayat vardı, Hayat&#8217;ta Ölüm. Et-Göz&#8217;e göre biri iyi, diğeri kötü olan bu iki şeyin özde AYNI şey olduğu Derin-Göz ile idrak ediliyordu. William&#8217;ın bunu an<strong>L</strong>ayacak kelimeleri yoktu ama anla<strong>T</strong>acak bir fırçası vardı.</p>
<p><strong>1°</strong> &#8220;Matière et Mémoire&#8221;</p>
<p><strong>2°</strong> Eski Fransızca ile : &#8220;Ny le vin n&#8217;en est plus plaisant à celuy qui en sçait les facultez premieres.&#8221; Denemeler, 3cü Kitap, 11ci bölüm, &#8220;Boyteux&#8221;.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/08/kainat-bir-su-damlasina-siginca-sanat%e2%80%99ta-ayrinti6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 21:54:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9036</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
Önceki bölümler
Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)
Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/elma.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-9038" title="elma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/elma.gif" alt="" width="350" height="452" /></a></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Önceki bölümler</strong></p>
<p><a title="Permanent Link to Bakmak,görmek,anlamak: Sanat'ta ayrıntı (1)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Derin Göz: Sanat'ta Ayrıntı (2)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/">Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Bakmak, görmek, anlamak: Sanat’ta ayrıntı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 10:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8617</guid>
		<description><![CDATA[Ayrıntılar, bütünü oluşturan bu küçük parçalar gerçekten &#8220;göründüğü kadar&#8221; önemsiz mi? İnsan gözü sadece &#8220;ölçülebilir ve objektif&#8221; dünyayı görmeye mi yarar? Gözlerimizi daha &#8220;iyi&#8221; kullanmanın bir yolu olabilir mi? Baktığımız şeyleri Hakikat&#8217;en görebiliyor muyuz?
Ayrı çağların ve coğrafyaların insanları aynı elmasın değişik yüzeylerini kestiler, parlattılar, cilaladılar. Yakında yaşadığımız dünyaya bakabilmenin farklı yollarını arayacağız. Gözlerimizi kullanmanın yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/6b93d00z1.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8627" title="hb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" /></a>Ayrıntılar, bütünü oluşturan bu küçük parçalar gerçekten &#8220;göründüğü kadar&#8221; önemsiz mi? İnsan gözü sadece &#8220;ölçülebilir ve objektif&#8221; dünyayı görmeye mi yarar? Gözlerimizi daha &#8220;iyi&#8221; kullanmanın bir yolu olabilir mi? Baktığımız şeyleri Hakikat&#8217;en görebiliyor muyuz?</p>
<p>Ayrı çağların ve coğrafyaların insanları <strong>aynı elmasın</strong> değişik yüzeylerini kestiler, parlattılar, cilaladılar. Yakında yaşadığımız dünyaya bakabilmenin <strong>farklı yollarını</strong> arayacağız. Gözlerimizi kullanmanın yeni (ya da unutulmuş?) yollarını&#8230;</p>
<p><strong>Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri</strong> (Fusûsu&#8217;l-Hikem), <strong>Gottfried Leibniz</strong> (Monadologie-1714), <strong><a href="http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1428">Gilles Deleuze</a></strong> (İmge-Devinim-1983 ; İmge-Zaman-1985), <strong>Henri Bergson</strong> (Bilincin dolaysız verileri üzerine deneme-1889; Madde ve bellek-1896), <strong>Albert Camus</strong> (Düşüş-1956), <strong>Guy de Maupassant</strong> (Le Horla-1887) eserleriyle bize rehberlik edecek.</p>
<p>Yazının tamamlanmasını beklerken aşağıdaki resimleri kullanmayı öneriyorum okurlara. Belli bir sıraya kondu bu resimler. Kelimelerle anlatılması zor olanı &#8220;<strong>anlatmak</strong>&#8221; için. Zihinlerimizi bu yazıya karşı daha misafirperver kılabilmek umuduyla kullanalım bu fotoğrafları. Küçük bir hazırlık çalışması olarak&#8230;<span id="more-8617"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/q7ptd00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8619" title="q7ptd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/q7ptd00z1.jpg" alt="" width="193" height="450" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/zkjbd00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8620" title="zkjbd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/zkjbd00z1.jpg" alt="" width="400" height="400" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/68661.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8621" title="68661" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/68661.jpg" alt="" width="250" height="379" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/89h3d00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8622" title="89h3d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/89h3d00z1.jpg" alt="" width="369" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/eb93d00z1.jpg"><img class="size-full wp-image-8623 alignnone" title="eb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/eb93d00z1.jpg" alt="" width="180" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/g1sgd00z1.jpg"><img class="size-full wp-image-8624 alignnone" title="g1sgd00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/g1sgd00z1.jpg" alt="" width="149" height="450" /></a> </p>
<p> <img class="size-full wp-image-8626 alignnone" title="6b93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/6b93d00z1.jpg" alt="" width="284" height="450" /></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8627" title="hb93d00z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/hb93d00z1.jpg" alt="" width="284" height="450" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/w4nm000z1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8628" title="w4nm000z1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/w4nm000z1.jpg" alt="" width="359" height="450" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/yakinda-bakmak-gormek-anlamak-sanat%e2%80%99ta-ayrinti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Giuliano Carmignola ile ibadet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 21:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[iyilik]]></category>

		<category><![CDATA[klasik muzik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8468</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zaman önceydi&#8230;Bir Pazar sabahı ailece kahvaltı ediyorduk. Mezzo kanalında değişik eserler çalıyordu. Birden Vivaldi&#8217;nin 4 mevsimini duyduk. Daha ilk notalarla beraber eşimle birlikte hayretle önce birbirimize sonra da ekrana baktık!
Kulaklarımın fazlasıyla aşina olduğu bu eseri ilk defa dinlediğim hissine kapıldım. Hatta Vivaldi&#8216;nin kış mevsimini bestelediği o ana tanık oluyordum adeta! &#8230; Ben mi abartıyordum? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/carmignola.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8469" title="carmignola" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/carmignola.jpg" alt="" width="180" height="255" /></a>Uzun zaman önceydi&#8230;Bir Pazar sabahı ailece kahvaltı ediyorduk. <a href="http://www.mezzo.tv/">Mezzo kanalında</a> değişik eserler çalıyordu. Birden Vivaldi&#8217;nin 4 mevsimini duyduk. Daha ilk notalarla beraber eşimle birlikte hayretle önce birbirimize sonra da ekrana baktık!</p>
<p>Kulaklarımın fazlasıyla aşina olduğu bu eseri ilk defa dinlediğim hissine kapıldım. Hatta <strong>Vivaldi</strong>&#8216;nin kış mevsimini bestelediği o ana tanık oluyordum adeta! &#8230; Ben mi abartıyordum? Hayır. Yalnız değildim. Aynı hayret ifadesini eşimin yüzünden de kolaylıkla okuyabiliyordum.</p>
<p><strong>Venedik Barok Orkestrası</strong> eşliğinde Giuliano Carmignola (<a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Giuliano_Carmignola">fr</a>. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Giuliano_Carmignola">İng</a>. <a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Giuliano_Carmignola">Alm</a>.) çalıyordu. Kumaş reklamlarından cep telefonlarına kadar her ortamda suyu çıkartılmış bu eseri dinlerken bu kadar zevk alabileceğimi asla düşünemezdim.</p>
<p>21 ocak akşamı <a href="http://www.sallegaveau.com/">Salle Gaveau</a>&#8216;daydım. Giuliano Carmignola Tokyo&#8217;lu piyanist Yasuyo Yano eşliğinde müthiş bir konser verdi. Salonun küçük olması sanatçılarla izleyiciler arasında o görünmez bağın kurulmasını kolaylaştırmıştı. Yano&#8217;nun zarif el hareketlerini, Carmignola ile göz göze &#8220;konuşmasını&#8221;, yüzünden akan boncuk boncuk terleri görebiliyordum. Carmignola kendisine<span id="more-8468"></span> <a href="http://www.fondazionecarisbo.it/index.html">bir vakıf</a> tarafından <strong><em>&#8220;kalıcı olarak ödünç verilmiş&#8221;</em></strong> bir <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antonio_Stradivari">Stradivarius</a> 1732 çalıyordu.</p>
<p>Ancak ibadet ederken duyabildiğim bir huşu ile dinledim Mozart&#8217;tan ve Beethoven&#8217;den seçilmiş eserleri. Venedik, Tokyo, Viyana, Paris, İstanbul &#8230; Kökenleri ne olursa olsun insanlar güzel müzikte kendi iç güzelliklerinin yansımalarını görebiliyorlardı hâlâ. Demek ki hâlâ iyimser olmak için bir sebep vardı. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı</a>&#8216;nın sonunda söylediklerimi pekiştiriyordu hissettiklerim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;<strong> </strong>Güzellik-Aşk tecrübesinin kulluk mertebesindeki sıradan insanlara verilmiş bir ilâhî armağan olduğunu düşünüyorum. Yani inanmak için mucizeye ihtiyaç duymayanlara, iman ettikten sonra &#8220;verilen&#8221; bir mucize-hediye bu kanaatimce. Kulun ne kadar çok sevildiğini idrak için bir işaret. Ve tabi diğer &#8220;insan kardeşlerinin&#8221; de aynı biçimde sevildiğini [...]</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>İnsanlığa bakışım da değişti. İçinde yaşadığımız dünyanın bencillikleri, zulümü, savaşları bize adil bir dünyanın ve kalıcı bir barışının mümkün olmadığı yönünde telkinde bulunuyor. Oysa <strong>Güzellik-Aşk tecrübesi</strong> bunun tam tersinin ispatı, aklın zekâ üzerine Mutlak ve aşıNmaz zaferi kanaatimce. Zira doğmuş ve doğacak her bir insan kalbinde bütün Kâinat&#8217;ın Güzellik&#8217;ini ve Aşk&#8217;ını taşıyor. Bu Hazine&#8217;nin geçici olarak maskelenmiş olması bunun hep böyle süreceği anlamına gelmez elbette. <strong>Güzellik-Aşk tecrübesi </strong>kısaca insan ve insanlık için karamsarlığın imkânsız hatta saçma oluşunun ispatı&#8230;.&#8221;</em></p>
<p><strong><em>&#8220;Sanat dinin kız kardeşidir&#8221;</em></strong> diyor sevgili dostum <a href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/" target="_blank">Enver Gülşen</a>. Son günlerde aklımdan çıkmıyor bu cümle. Sanki kısalığı ile yoğunluğu doğru orantılı! Ne güzel bir davet bu tefekküre. Meselâ <a title="Permanent Link to Sinema Müslümanın yitik malıdır" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/19/sinema-muslumanin-yitik-malidir/">Sinema Müslümanın yitik malıdır </a>isimli yazısı.</p>
<p> Sadece Enver&#8217;in yazıları değil tabi. <a title="Hayat kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/hayat/">Hayat</a>, <a title="Modernleşme kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/modernlesme/">Modernleşme</a>, <a title="Sanat kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/sanat/">Sanat</a>, <a title="Sinema kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/sinema/">Sinema</a>, <a title="Ölüm kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/olum/">Ölüm</a>, <a title="İnsan kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/insan/">İnsan</a> kategorilerindeki yazıların bir çoğu bir yemini hatırlamaya davet. Bildiğini unutmuş gibi yaşayan insana bir hatırlatma&#8230;</p>
<p>Oysa hayattan koparılmış, boya ve ses tekniklerine hapsedilmiş sanat can çekişiyor. Sergi sonrası kokteyller birer cenaze töreni, boyacı-sanatçıların kibiri sanatın mezarı olmuş. (bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/"><strong>Ayıp sanat olur mu</strong>?</a>)</p>
<p> Giuliano Carmignola&#8217;ya bırakıyorum sözü&#8230;</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_yt-D5cw8sv6WAU" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-D5cw8sv6WAU/vivaldi_the_four_seasons_winter_le_quattro_stagioni_linverno_giuliano_carmignola.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-D5cw8sv6WAU/vivaldi_the_four_seasons_winter_le_quattro_stagioni_linverno_giuliano_carmignola.swf" wmode="transparent" name="Metacafe_yt-D5cw8sv6WAU"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/yt-D5cw8sv6WAU/vivaldi_the_four_seasons_winter_le_quattro_stagioni_linverno_giuliano_carmignola/">Vivaldi - The Four Seasons &#8220;Winter&#8221; / Le Quattro Stagioni &#8220;L&#8217;inverno&#8221; (Giuliano Carmignola)</a> - <a href="http://www.metacafe.com/">Funny bloopers R us</a></span></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_yt-HyjcV1AHlDg" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-HyjcV1AHlDg/antonio_vivaldi_concerto_for_violin_re_majeur_le_quattro_stagioni_g_carmignola.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-HyjcV1AHlDg/antonio_vivaldi_concerto_for_violin_re_majeur_le_quattro_stagioni_g_carmignola.swf" wmode="transparent" name="Metacafe_yt-HyjcV1AHlDg"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/yt-HyjcV1AHlDg/antonio_vivaldi_concerto_for_violin_re_majeur_le_quattro_stagioni_g_carmignola/">Antonio Vivaldi Concerto for Violin Re Majeur &#8220;Le Quattro Stagioni&#8221; G.Carmignola</a> - <a href="http://www.metacafe.com/">For more amazing video clips, click here</a></span></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_yt-fV-yPqCd8yw" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-fV-yPqCd8yw/carmignola_plays_vivaldi_with_sonatori.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-fV-yPqCd8yw/carmignola_plays_vivaldi_with_sonatori.swf" wmode="transparent" name="Metacafe_yt-fV-yPqCd8yw"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/yt-fV-yPqCd8yw/carmignola_plays_vivaldi_with_sonatori/">Carmignola Plays Vivaldi with Sonatori</a> - <a href="http://www.metacafe.com/">A funny movie is a click away</a></span></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="450" height="281" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://culturebox.france3.fr/player.swf?video=14188" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="450" height="281" src="http://culturebox.france3.fr/player.swf?video=14188" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://culturebox.france3.fr/all/14188/giuliano-carmignola-joue-mendelssohn-a-la-chaise-dieu" target="_blank">Découvrez <strong>Giuliano Carmignola joue Mendelssohn à la Chaise-Dieu</strong> sur Culturebox !</a></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/28/giuliano-carmignola-ile-ibadet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 12:38:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6609</guid>
		<description><![CDATA[ Yazıyı kullanma klavuzu: Bu yazıyı okurken zihnen müsait olmanızı istirham ediyorum. Ne aç olun ne de tok. Üşüdüğünüz ya da sıcaktan bunaldığınız bir sırada okumayın. Hava güneşli ise güneşe arkanızı dönün. Ocakta yemeğiniz, ağlayan çocuğunuz olmasın. Korna çalan birine kızdıysanız ya da geç kalan bir ödeme için endişelendiyseniz bu duyguların yüreğinizden kirli bir su gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090917_derin_dusunce_org_guzellik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-6610" title="20090917_derin_dusunce_org_guzellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090917_derin_dusunce_org_guzellik.gif" alt="" width="110" height="106" /></a> <em><strong>Yazıyı kullanma klavuzu:</strong> Bu yazıyı okurken zihnen müsait olmanızı istirham ediyorum. Ne aç olun ne de tok. Üşüdüğünüz ya da sıcaktan bunaldığınız bir sırada okumayın. Hava güneşli ise güneşe arkanızı dönün. Ocakta yemeğiniz, ağlayan çocuğunuz olmasın. Korna çalan birine kızdıysanız ya da geç kalan bir ödeme için endişelendiyseniz bu duyguların yüreğinizden kirli bir su gibi akıp gitmesini bekleyin&#8230; Ekrandan okumayın, kâğıda basın bu yazıyı. Elinize şekersiz demli bir çay ya da acı bir kahve alıp rahat bir koltuğa yerleşin. Cep telefonunuzu kapayın. Müzik dinleyecekseniz kısık sesli, sakin, sözsüz parçalar olsun&#8230; Hazır olduğunuzda kırmızı çizgilerin arkasında iki saatliğine bir gezintiye çıkarmak istiyorum sizi. </em></p>
<p><em>Anlatılanların zihninizde bir miktar yankı bulmasına ve anlam kazanmasına  müsade edecek kadar yavaş okumaya gayret edin. Dipnotları lütfen ertesi güne bırakın. </em></p>
<p><em> </em><em>Okumaya başlamadan önce ufak bir ricam daha olacak. Yazının ana konusuna odaklanabilmek için<strong> <a href="http://www.derindusunce.org/img/guzellik.pps">buradaki sunumu</a></strong> bilgisayarınıza indirin ve seyredin. Yazısız, müziksiz bir sunum bu. Sadece &#8220;güzel&#8221; bulduğum <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/guzellik.pps">32 resim</a></strong> var. Günlük koşturmalardan kolayca uzaklaşmak için sadece bir kaç dakika&#8230; Geçişler otomatik değil. Her bir resim üzerinde bir kaç saniye kalsanız yeter. Yazıyı hissetmek için gerekli bir etap bu.</em></p>
<p> <strong>Güzellik matkabı Zekâ Duvarını deler mi?</strong></p>
<p> <strong>Hayret-okul&#8217;a giriş günü<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_pont_de_neuilly.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6611" title="20090925_derin_dusunce_org_pont_de_neuilly" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_pont_de_neuilly.jpg" alt="" width="244" height="263" /></a></strong></p>
<p> Neredeyse 1 yıl oluyor, bu &#8220;garip iş&#8221; ilk defa başıma geldiğinde &#8220;sıradan&#8221; bir eylül sabahıydı, işe gidiyordum. Seine nehrinin üzerinden geçen köprülerden birinin, Pont de Neuilly&#8217;nin üzerindeydim. Köprünün ayaklarının destek aldığı adanın üzerindeki kavak ağaçları rüzgârın etkisiyle sallanıyordu. Sabahın ilk ışıkları kavak yapraklarını, etrafta uçuşan deniz kuşlarının kanatlarını, köprünün taşlarını hatta yoldan geçen insanların üzerini sarımtırak bir örtü gibi örtmüştü. Köprünün altından geçen kuşlara &#8220;tepeden bakmak&#8221; o kadar şaşırtıcıydı ki bir an kendimi unuttum ve hayatımda ilk defa kuş görüyormuş gibi hayretle bu görüntüye kilitlendim. Sanki bir eşik değeri aşılmış, fazladan bir pirinç tanesi zekâ-akıl terazisinin dengesini &#8220;doğru&#8221; yönde bozmuştu.<span id="more-6609"></span></p>
<p> Kendimi 2 yaşında bir çocuk gibi hissettim o an. Dünyanın ilk ve tek kuşu karşımda duruyordu ve ben o kuşu gören tek insan olacaktım! Hayretim ve güzellik karşısındaki hayranlığım dışa öylesine vurmuş olmalı ki köprüden geçen insanlar önce bana bakarak yavaşlıyor, gözleriyle gözlerimi takip ederek bakışlarını kuşlara çeviriyolardı. Benim gördüğümü göremedikleri için kafalarını iki yana sallayarak yeniden hızlanıyorlardı bir süre sonra.</p>
<p> 40 yaşımda olmama rağmen kendimi 2 yaşımda hissetmiş olmak çok eğlenceli geldi. O hayret halinden çıkmak yerine sürdürmek istedim biraz daha. Seine nehrinin dalgalarına, kavak ağaçlarına o samimi şaşkınlığımla baktım bir süre daha. Hayatımda gördüğüm ilk kavak ağacı ve ilk su dalgası beni mutlu ediyordu.</p>
<p> Hissettiğim şey gitgide bir sarhoşluğa benzemeye başlamıştı. Ameliyattan hemen önce narkoz verildikten sonraki saniyelerdeki gibi bir &#8220;uçuş&#8221; hissi. Ama uyutan değil tersine ayıltan bir sarhoşluk olduğunu söylemeliyim. Saatlerce çamurlu yol gittikten sonra arabanın ön camını yıkayıp &#8220;ohh&#8221; çeken şöför gibiydim. Herşey daha &#8220;net&#8221; görünüyordu gözüme.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_guzellik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6614" title="20090925_derin_dusunce_org_guzellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_guzellik.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_guzellik.jpg"></a></p>
<p> Aniden bir ürperti hissettim. Adını koyamadığım bir his bedenimi kaplıyordu yavaş yavaş. Ne yerçekimi ne de sabahın serin rüzgârını duymuyordum artık. İçimde bir titreme başladı, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Ne bir sevinç ne de bir üzüntü. İçimde bir duygu yoktu. Hissettiğim tek şey bir tür &#8220;görme&#8221; idi. O sabah, o dalgalar, o ağaçlar ve o kuşlar bütün güzellikleriyle oradaydı. Bu güzelliği &#8220;görüyordum&#8221; sadece. Ama eskiden baktığım güzel manzaralardan farklı olarak bu sefer bir tür &#8220;<strong>hayret-lezzet</strong>&#8221; vardı. <strong>Hayret-lezzet</strong> öyle güçlü bir duyguydu ki hani biraz daha ileri gidebilsem sadece göz yaşlarım değil kanım dahi vücudumun dışına çıkacak gibiydi. Öylesine &#8220;çözülmüş&#8221; hissediyordum bedenimi, sanki hücrelerim birbirinden uzaklaşıyordu..</p>
<p> İzleyen günler ve haftalarda o lezzeti arar oldum. Hemen hergün o köprüden aynı saatte geçiyor, hayretle kuşlara, ağaçlara bakıyordum. Bu <strong>hayret-lezzet</strong> o kadar hoştu ki <strong><em>&#8220;insan bu uğurda işini hatta ailesini dahi terk edebilir&#8221;</em></strong> diye düşündüm. Randevularım, toplantılarım ve ailem olmasa o köprünün üzerinde bütün bir gün kalıp ağlayabilirdim. <strong>Hayret-lezzet</strong> bir uyuşturucu halini almaya başlamıştı. Alkol ya da kumar tutkunları gibi perişan olmak ihtimal dahilinde görünüyordu&#8230;</p>
<p> Fakat sürekli aynı yerden katlanan bir çamaşırın iz yapması gibi zamanla zihnimde bir yerlerde bir &#8220;<strong>katlama izi</strong>&#8221; oluştu. Doğanın güzelliğini seyrederek &#8220;kafayı bulmak&#8221; oldukça kolaylaştı bir süre sonra. Başlangıçta &#8220;kendimi unutmak&#8221; için ciddi ciddi dikkatimi yoğunlaştırmam gerekirken sonraları bu &#8220;geçiş&#8221; neredeyse otomatikleşti. Zihnim artık duyduğum <strong>Hayret-lezzet</strong> ile meşgul değildi. Bu otomatikleşme sayesinde olayı biraz çözmeye başladım.</p>
<p> Öncelikle hadise doğa ile sınırlı değildi. bir bebeğin masumiyeti ya da yaşlı bir insanın yüzündeki kırışıklar bu iç titremesini ve ağlamayı başlatabiliyordu. Zihnimde bilinçli olarak bazı kapıları kapatmam ve başka bazı kapıları açmam ile mümkün oluyordu bu <strong>Hayret-lezzet</strong> halini yaşamak. (Bu kapıları ve açma-kapama yollarını ve fikrî sonuçlarını ve faydalarını birazdan anlatacağım)</p>
<p> İkincisi bu hayret-lezzet insanı müthiş derecede dinlendiriyordu. Ama bu dinlendiriciliği iyi bir haber, bir dost sohbeti, kas gevşetici ilaçlar ya da masaj ile karşılaştırmayın. Bu &#8220;<strong>çareler</strong>&#8221; üzücü şeylerin ve/veya <strong>onların sonuçlarının</strong> yok edilmesinden ya da unutulmasından ibarettir. Oysa <strong>hayret-lezzet</strong> hali üzüntü-sevinç kavramının ortadan kalktığı bir hal. Öfkenin, sabırsızlığın, cimriliğin ya da bunların tersinin mümkün olmadığı bir tür alternatif iç-alem(?) veya her zamankinden farklı bir bilinç hâli.</p>
<p> Bu &#8220;aleme&#8221; bir süre gidip geldiğiniz zaman <strong>hayret-lezzet</strong> yerine <strong>hayret-okul</strong> isminin daha doğru olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Zira insan içinde yaşadığımız fizikî aleme &#8220;geri döndüğünde&#8221; bazı şeyleri idrak etmiş olduğunu fark ediyor. Eliniz boş dönmüyorsunuz o sarhoşluk-titreme-ağlama halinden. Özeti bu.</p>
<p> <strong>Hayret-okul</strong>&#8216;a gitmenin bir kaç yolu var kanaatimce. Bunlardan birincisi benim gibi yaş tahtaya basmayı sevmeyen, herşeyi anlamak isteyen mühendisler için, zahmetli bir yol. Çok vakit alıyor. Çıplak ayakla kayalık bir dağa tırmanmaya benziyor. Zihninizle o patikaları adım adım aşmalısınız ama kolaya kaçmadan. Elinizdeki bu yazı mühendisin yoludur.</p>
<p> İkinci yol sanatın yolu, boyacılık mertebesini aşmış, hakiki sanatçının yolu. (Bkz. &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>&#8221; makalesi, <strong>Sanatçı başka, boyacı başka!</strong> isimli paragraf)</p>
<p> Sanatçı insan mühendisin adım adım gittiği yollar üzerinde kendi kanatlarıyla uçuyor. Doruk noktasının tadını biliyor, hatta mühendise yol gösterebilir ama kendisi yere inemiyor. O kanatlara söz geçirmek kolay değil. Kanatlar kimin efendi, kimin hizmetkâr olduğunu unutabiliyorlar. Sanatçı yolunu her an kaybedebilir. Geri dönüş yolunu ya da doruğa nasıl gideceğini unutabilir, işi zor.</p>
<p> Üçüncü yol ise üç kâğıtçıların yolu. LSD gibi uyuşturucu bağımlılarının, halisünojen bitkileri çiğneyerek sarhoş olan bazı şamanların ve büyücülerin yolu. Onların yaptığı paraşütle Everest dağının tepesine atlamaya benziyor. İnsanın nereye düşeceği belli değil. Oksijen tüpü yok ve fazla hızlı tırmanmış olduğundan vücudu yüksekliğe alışamamış. Doruk noktasına herkesten önce varıyor ama gördüklerini idrak edecek durumda değil. İndiğinde <strong>Hayret-okul</strong>&#8216;a dair doğru dürüst hiç bir şey hatırlamayacak. Çünkü sadece oradaki kitapların son sayfasını okudu, filmlerin son dakikalarını seyretti. <strong>Hayret-lezzet</strong>&#8216;i isteyecek <strong>Hayret-lezzet</strong>&#8216;in kendisi için. Bağımlısı olacak. Sigarayı bırakışını kutlamak için yeni bir tane yakan tiryakinin dramı bu. Paraşütçüler ve üç kağıtçılar kısmı ile ilgili şüpheler için oldukça uzun, özel bir dip not yazdım<strong>(1)</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_ebru.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6613" title="20090925_derin_dusunce_org_ebru" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090925_derin_dusunce_org_ebru.jpg" alt="" width="313" height="630" /></a> <strong>Hayret-Okul&#8217;un faydaları</strong></p>
<p>Bu hayret-lezzet halini bir okula benzetmiştim. İnsan ne öğreniyor burada? Bu halde iken öğrendiklerinizi sıradan bilimsel veriler halinde dökmek imkânsız. Kelimelerin bittiği bir yer burası. İnsanca lisanlar yetersiz kalıyor. Belki de müsade yok metin halinde paylaşılmasına? <strong><em>&#8220;Gidemediğin yer senin değildir!&#8221;</em></strong> yazıyordu bir kışlanın duvarında. Bu da o hesap. Ama Hayret-Okul&#8217;dan fizik aleme geri döndüğünüzde çok şey hatırlıyorsunuz:</p>
<p> <strong>1-Gerçeklik</strong></p>
<p>Birincisi, bu halde iken gördükleriniz &#8220;gerçek&#8221; kelimesini fizik aleme göre daha çok hak ediyor. Bir güzellik, saflık, çıplaklık ve gerçeklik hissediyorsunuz ki insanı rahatlatan bir şey bu. &#8220;Ohh&#8221; diyorsunuz. Hayatın yaşamaya değer olduğunu <strong>idrak</strong> ediyorsunuz. Zaten aklınıza uygun bir fikirdi bu belki. <strong><em>&#8220;Hayat yaşamaya değer&#8221;</em></strong>. Üzerinde düşünmüştünüz ya da bir slogan gibi dilinizdeydi. Ama bu kez kelime diyarında değilsiniz. Öğrendiklerinizi yaşayarak öğreniyorsunuz. &#8220;Bilgiler&#8221; zihninize adeta bir mermere kazınır gibi, silinmemek üzere kazınıyor.<strong>(2)</strong></p>
<p> Kendinizi ve diğer insanları daha fazla &#8220;sevilesi&#8221; hissediyorsunuz. Sevginin ve aşkın hayattaki yerinin çok daha önemli olduğunu da <strong>idrak</strong> ediyorsunuz. Yine gizli bir mermer ustası iş başında sanki!</p>
<p> <strong>2-Mükemmellik</strong></p>
<p>Hayret-lezzet&#8217;in size doğrudan hissettirdiği, idrak ettirdiği bir başka şey ise mükemmellik. Bütünleştirici, kusursuz, sonuçlanmış ya da varması gereken yere varmış bir şeyin karşısındasınız. Kendine yeten ve bir kalp gibi atan, kendine has ritmi olan bir şeye parmaklarınızın ucuyla dokunuyorsunuz. Meselâ kuşların kanat çırpması, yaprakların sallanması ve sizin kalbinizin atışının ritmi ile bir müzik yapılmış gibi. O müziği bir kez duyduktan sonra fizikî alemdeki müzikleri başka bir kulakla dinliyorsunuz. Ayıldıktan sonra bile lezzeti süren bir sarhoşluk bu. Gördüğünüz ve duyduğunuz bir çok şey size Hayret-okul&#8217;u hatırlatıyor ve bu hatırlamanın kendisi bile lezzetli.</p>
<p> <strong>3-Zıtlıkların yok oluşu</strong></p>
<p>Soğuk-sıcak, iyi-kötü, büyük-küçük gibi zıtlıkların tanımlı olmadığı bir bilinç hâli bu. Cisimleri birbirinden ayıran sınırlar da anlamsızlaşıyor. Bir ebrunun ya da Osmanlı minyatürünün içindesiniz sanki. Mesafeler, perspektif, ışık ve gölge yok olmuş ve zaman geçmiyor. Herkes ve herşey aynı derecede önemli ve değerli, insanlar tek bir insan gibi. Sınıflandırmalar, kategoriler, genellemeler imkânsız. Zaman ve mekân hissedilmiyor çoğu kez. Meselâ uçan bir kuşun 20 kez kanat çırpmasını değil bir bütün olarak uçuşunu görüyorsunuz. Bütün hareketli cisimler için bu algı böyle.</p>
<p> <strong>4-&#8221;Kötü&#8221; şeylerin kabul edilişi</strong></p>
<p>Kötülükler, hastalıklar ve normal hayatta olmasını istemediğimiz şeylerin hepsi bu delikten baktığınızda iyi, doğru, yerli yerinde görünüyor. Aslında bu <strong>his-görüş</strong> zıtlıkların yok oluşu ile bağlantılı. İyi ve kötünün var olabilmek için birbirine ihtiyaç duyduğu bir bahçeden iyi ve kötünün özünde <strong>MUTLAK İYİ</strong> olduğu bir başka bahçeye bakıyorsunuz. Günlük yaşamın sorunları güneş görmüş kar gibi eriyip buharlaşıyor. Bu hali yaşamanın insana huzur vermesi büyük ölçüde bu buharlaşmadan kaynaklanıyor olmalı. <strong><em>&#8220;Herkes ne der?&#8221;</em></strong> gibi başkalarına odaklı kaygılar ile yağmalanmış ömrünüz, uydurma hastalıklarınız, pişmanlıklarınız, erişemedikleriniz, korkularınız, borç ve alacaklarınız buharlaşıp gidince geriye bir tek &#8230; siz &#8230; kalıyorsunuz &#8230; kendinizle &#8230; baş başa.</p>
<p> <strong>5-Ve anlatılamayanlar</strong></p>
<p>Bunun dışında da hissettikleriniz oluyor ama kelimelere dökecek kabiliyetim olmadığı için  denemiyorum bile.</p>
<p> Bütün bu &#8220;bilgilerin&#8221; dünyaya ve insanlara bakışımızı etkileyebilecek bazı temel sonuçları var kanaatimce. Bunları yazının sonuç kısmında anlatacağım. Şimdi verdiğim sözü tutayım ve biraz kapılardan bahsedeyim.</p>
<p> <strong>Kapıların açılması ve kapanması</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_chess_clock.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6626" title="20090929_derin_dusunce_org_chess_clock" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_chess_clock.jpg" alt="" width="286" height="156" /></a>Satranç müsabakalarını izlediyseniz bilirsiniz, ikili kronometreler vardır, bir oyuncu düşünürken sadece onun &#8220;oyun zamanı tükenir&#8221;. Hamlesini yapar yapmaz bir düğmeye basar ve öteki oyuncunun kronometresi dönmeye başlar.</p>
<p>İnsanın da bu türlü birbirini dışlayan iki farklı &#8220;bakış&#8221; sahibi olabileceğini düşünüyorum. Meselâ <a title="Permanent Link to Fahişelik, şehitlik ve özgürlük" href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/">Fahişelik, şehitlik ve özgürlük</a> yazısında belirttiğim gibi bir insan-fahişe gördüğümüz zaman erkek-gözlerimiz çekici bir dişi-kadın, insan gözlerimiz ise &#8220;ekmek kavgası veren&#8221; bir anne-insan görebilir.</p>
<p> Buna dayanarak bedensel ihtiyaç ve arzularımıza (hayvanî yanımıza) göre hareket eden bir çift gözümüz olduğu gibi her şeyi &#8220;İnsan&#8221; penceresinden gören ikinci bir çift gözümüz olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı satranç saati gibi <strong>hayvanî-gözlerimizi(3)</strong> kapatabildiğimiz ölçüde insanî gözlerimiz açılıyor.</p>
<p> Fakat <strong>hayvanî-gözlerimizi</strong> kapatmak o kadar kolay değil. Çünkü sadece yeme, içme gibi arzular değil daha &#8220;soylu&#8221; kaygılar da doğanın güzelliğine odaklanmamıza engel olabilir. Bunu yaşanmış bir örnekle açmak istiyorum:</p>
<p>  Kızlarımı çocuk parkına götürmüştüm. Tam kitabıma dalmak üzerediydim ki <strong><em>&#8220;baba arı var&#8221;</em></strong> dediklerini duydum. Gerçekten de bir arı etraflarında hızla dönüyordu. Kızlarımı yavaşça uzaklaştırdım oradan. Yerime döndüm. Sonra oturduğum banka yakın bir dala bir arının konduğunu gördüm. Arı kendi halinde yaprağın üzerinde duruyordu. Ona yaklaşmamı umursamadı. Arıyı dikkatle gözlemeye başladım. Siyah sarı halkalarını, kanatlarını, antenlerini dikkatle süzdüm. Bir süre önce kızlarım için tehlike arz eden ve uçan siyah nokta şimdi neredeyse şirin görünmeye başlamıştı gözüme.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_guzellik_ari.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6616" title="20090929_derin_dusunce_org_guzellik_ari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_guzellik_ari.jpg" alt="" width="500" height="310" /></a></p>
<p>Bizim için bir tehlike ya da fayda ifade ettiği müddetçe ne doğayı ne de diğer insanları göremiyoruz. Arı? Çocuklarımı sokabilir. Elma? Yiyebilirim. Polis? Ceza kesebilir. Patronum? Zam yapabilir ya da işten atabilir&#8230;</p>
<p>Dikkat ederseniz bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</p>
<p> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. <strong><em>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</em></strong> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz.</p>
<p> &#8221;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor. Faydası olmayan şeylerin bizde uyandırdığı bir ilgi var ki bu ilginin üzerinde durmayı amaçlıyorum bu yazıda.</p>
<p> <em>Burada biraz durup dinlenin şimdi. Yazıyla, okuduklarınızla ve benimle aranıza bir mesafe koyun şayet henüz yapmadıysanız. Zira amacım size bir şey kabul ettirmek değil sadece bu kapılar ve alternatif gözler hakkında fikir alış verişinde bulunmak. Bu noktaya kadar okuduklarınızı zihninizden yavaşça geçirin. Bildiklerinizle, yaşadıklarınızla, inançlarınızla ve değer yargılarınızla tartın&#8230; </em></p>
<p><em> </em><em>Eğer benim arzu ettiğim kadar yavaş okuyorsanız çayınız ya da kahveniz çoktan bitmiş olmalı. Tazeleyin lütfen. Ayağa kalkmışken camdan dışarı bakın. Mükünse uzak bir noktaya. Size faydası olmayan güzelliklere bir göz atın. Bir serçe? Bir güvercin ya da bir martı geçiyor mu pencerenizin önünden şu anda? Pencere önündeki saksıdaki sardunyalar? Geçen yaz topladığınız ve özenle sehpanın üzerine dizdiğiniz deniz kabukları? Bahçede kurumuş çınar yaprakları var mı? Ya bulutlar? Akşam oldu mu? Ayın önünden geçen bulutları görüyor musunuz?</em></p>
<p><em> </em><em>Yazının geri kalan kısmı yeni kavramlar ile devam edecek. Buraya kadar anlatılanları içselleştirmiş olmanız çok mühim&#8230; Devam edelim şimdi çayınızı tazelediyseniz&#8230; </em></p>
<p> <strong>Zihnimizin misafirperverliği </strong></p>
<p>Hayvanî-gözlerimizi kapatıp etrafa bakabilmek kolay değil demiştim. Ama sadece <strong>amaç engelinden</strong> bahsetmiştim. Yani hayvanî-gözlerimiz bizi hayatta tutmak ve bedensel arzularımıza hizmet etme <strong>AMACI GÜDER</strong> ve bunun için çalışır demiştim. Oysa ikinci bir engel daha var ki onun aşılabilmesi, kapıların açılabilmesi için büyük önem taşıyor. Bu ikinci engel zihnimizin Hakikat&#8217;i misafir edebilecek durumda olMAmasından kaynaklanıyor. Neden?</p>
<p> Bir balık<strong>(4)</strong> hayal edin. Yüzgeçlerini ve kuyruğunu kullanarak suda ilerleyen bir balık. Hem ilerliyor hem de söyleniyor : <strong><em>« Ah şu deniz olmasa çok daha hızlı yüzebilirim! Suyun direnci beni yavaşlatıyor&#8230; »</em></strong>. Hayvanî-gözlerin hizmetkârlık ettiği insan zekâsı da bu balık gibi. İlerlemek için ihtiyaç duyduğu mekanizmalar onu bir noktadan sonra frenliyor. Meselâ bir yarış arabasının daha hızlı gitmesi için daha büyük motor takıyorsunuz ama motorun ağırlığı arabayı yavaşlatıyor.</p>
<p> Neden böyle? Çünkü insan zekâsı Hakikat&#8217;i anlamak için değil <strong>zaman-mekân</strong> akvaryumunda yüzmek için var. <strong>Zaman-Mekân</strong> ile sınırlanmayacak mevzularda zekâmız ve bütün heybetiyle kimyamız, fiziğimiz ve biyolojimiz sudan çıkmış balığa dönüyor: </p>
<ol type="1">
<li>Zaman&#8217;ın ne olduğunu nasıl anlatabiliriz? Zaman&#8217;dan önce ya da sonrasını?</li>
<li>Mekân nedir? Uzay nerededir? Neyin içindedir?</li>
<li>Aşk nedir? İyilik ve kötülük, adalet duygusu, vatan sevgisi, gelecek kaygısı? Birer ilüzyondan, vehimden mi ibarettir hayata anlam veren bu kavramlar?</li>
<li>Hayat nedir? Ölüm nedir?</li>
<li>Mezarda saçları ve tırnakları uzamaya devam eden, binlerce kurda, böceğe gıda ve yuva olan bir bedene kim ne hakla ölü diyebilir? Can nedir?</li>
</ol>
<p> Sanırım yavaş yavaş kelimelerin tükendiği o kırmızı çizgilere yaklaştığımızı daha iyi anlatabiliyorum. Ancak ve ancak <strong>bilinmediği zaman anlaşılan ANLAMLAR ülkesi burası!</strong> Kavramsallaştırılamayan gerçekler diyarı&#8230; Güzellik işte bu anlamlardan biri kanaatimce. Bir norma, standarta gelmeyen, bilimi, bilişi, yöntemi ve tahsili olmayan bir ANLAM.<strong>(5a)</strong></p>
<p> Bilimin ve felsefenin yakıtının bittiği bu topraklarda hakimiyet sanata ve edebiyata geçiyor. <strong>Zekâ duvarı</strong> ya da <strong>güzellik matkabından</strong> bahsediyorsam bilmece gibi konuşmak için değil sadece konuşmayı ve yazmayı sürdürebilmek için. Zira ölçülebilir, varlığı zaman ve mekân ile ifade edilebilir kavramları (matkap, duvar, okyanus&#8230;) ve bunların aralarındaki ilişkileri (delmek, yakmak, yükseltmek,&#8230;) kullanarak benzetmeler yapmak zorundayım. Biz sıradan insanlar bu zoraki sanatçılık sayesinde düşünmeye devam edebiliyoruz: Aklımızda bu tür kavramları &#8220;görebilmek&#8221; ve hatta misafir edebilmek için bir yer açıyoruz. Çünkü eti, kemiği, kuvveti ve zekâsı sonlu olan biz insanların sonsuzluğu, sonsuz güzelliği &#8220;içimize sokabilmemiz&#8221; ancak bu yolla mümkün.</p>
<p> Bu noktayı netleştirmek için Gazalî Hazretleri&#8217;nin <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a> adlı eserinden (sf. 75-77) istifade etmek isterim: </p>
<ul type="disc">
<li><strong><em>Göz kendini göremez</em></strong><em>, akıl ise kendinden başkasını da, kendine ait özellikleri de idrak eder. [...] ayrıca kendisinin bilgi sahibi olduğunu idrak ettiği gibi kendinin bilgi sahibi olduğunu bildiğini, kendisinin bilgi sahibi olduğunu bilişini bildiğini&#8230; sonsuza dek idrak eder. Bu özellik cisimler vasıtasıyla idrak eden göz için tasavvur edilemez.</em></li>
<li><em>Göz kendisine uzak ve çok yakın olan nesneleri göremez. Halbuki akıl için uzak ve yakın eşittir. Uzaklıkta semaların en yücesine çıkar, bir anda yeryüzünün en derin taraflarına iniverir. [...] aklın cisimler arası yakınlık-uzaklık anlamlarından münezzeh olduğu ortaya çıkar. </em></li>
<li><strong><em>Göz perde arkasındaki nesneleri göremez</em></strong><em>. [...] Doğrusu hiç bir Hakikat akıldan gizlenemez. Göz nasıl kapaklarını kapatarak kendine bir perde oluşturursa akıl da bazı nitelikleri sebebiyle kendine bir perde oluşturur. [...]</em></li>
<li><em>Göz nesnelerin dış tarafını, en üstte bulunan yönünü görür, Hakikat&#8217;inden ziyade kalıplarını ve suretini idrak eder. Akıl ise nesnelerin derinliklerine, sırlarına nüfuz eder. [...] <strong>Akıl bunların sebebini, gayesini, hikmetini ortaya çıkarır</strong>. <strong>(5b)</strong></em></li>
<li><em>Göz varlıkların bir kısmını görür, akılla idrak edilenlerin tamamını, hislerle idrak edilenlerin de bir kısmını idrakten acizdir. Sesleri, kokuları, tatları [...] idrak edici kuvvetleri yani işitme, görme, koklama [...] kuvvelerini idrak edemediği gibi ferahlık, sevinç, gam, hüzün, [...] gibi nefsanî sıfatları da idrak edemez. [...] Renkler ve şekiller alemini aşamaz. [...] <strong>göz aklın casuslarından biridir</strong>. </em></li>
<li><strong><em>Göz sonsuz olanı göremez</em></strong><em>. Cisimlerin sıfatlarını görebilir. O cisimler ise sonlu olmaktan başka türlü tasavvur edilemez. Akıl bilinenleri idrak eder. [...] Akıl sayıları idrak eder. Bunun bir sonu yoktur. </em></li>
<li><em>Göz büyüğü, küçüğü görür.[...] Akıl ise yıldızların ve güneşin yeryüzünden defalarca büyük olduğunu anlar. Göz yıldızları, önünde duran çocuğu hareketsiz görür. <strong>Akıl ise çocuğun büyüdüğünü, yıldızların her an büyük mesafeler katettiğini idrak eder</strong>. </em></li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Bilginin ve lisanın körleştirici etkisinin sebepleri </strong></p>
<p> Neden Hakikat&#8217;i hemen göremiyoruz? Bölünmez biçimde düşünemiyoruz? Çünkü eğitim, kültür ve alışkanlıklar bir yandan, hayatta kalma çabamız ve hazcı bakışımız diğer yandan bizi engelliyor. Bu iki &#8220;motor&#8221; Hakikat ile bizim aramızdaki perdeyi kalınlaştırıyor. Biraz açalım şimdi:</p>
<p> Bilimsel yöntemlerimiz, ölçümlerimiz ve kullandığımız lisan ne yazık ki yaşananları, Hakikat&#8217;i ve Mutlak olanı &#8220;objektif&#8221; biçimde ifade etmeyi hedefliyor ama onu parçalara bölüyor. Her bir parçayı da adına &#8220;kelime&#8221; dediğimiz kutucuklara hapsediyor. Böylece biz Hakikat&#8217;i anladığımız vehmine kapılıyoruz. Ama bu kutulama işine tersinden baktığımızda ne kadar yetersiz ve hataya götüren bir yolda olduğumuzu da görebiliriz.</p>
<p> Meselâ bir akşam yemeğinde olduğunuzu hayal edin. Komik bir fıkra anlatıyorsunuz. Herkes gülmekten kırılıyor. Ev sahibesi mutfakta olduğu için duymamış. <strong><em>&#8220;Ne oldu? Ne oldu? Neyi Kaçırdım?&#8221;</em></strong> diyerek geliyor. Komik olan şeyin ne olduğunu anlatıyorsunuz ama ev sahibesi de dahil kimse gülmüyor.<strong> </strong>Neden? Çünkü neyin komik olduğunu analitik bir biçimde çözdü, öğrendi, kutuladı. artık gülmesi imkânsız!</p>
<p> Bir insan gözünü ne kadar küçük parçalara ayırmalısınız &#8220;görme&#8221; denen şeyi görebilmek için? Parçaladığınız bir gözün içinden &#8220;görme&#8221; çıkmazsa bunun sonucu nedir?</p>
<ul type="disc">
<li>Görme diye bir şey bilimsel olarak yoktur, bu bir inançtır, yanılgıdır,</li>
<li>Yöntemimiz yanlıştır.</li>
</ul>
<p> İnsanı kimyasal bir formül ile ifade edecek olsak:</p>
<p> <strong>İnsan =</strong> <strong>7</strong>x10<sup>25</sup>H<sub>2</sub>O + <strong>9</strong>x10<sup>24</sup>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>0<sub>6 </sub>+ <strong>2</strong>x10<sup>24</sup>CH<sub>3</sub>(CH<sub>2</sub>)<sub>14 </sub>+ &#8230; yazabiliriz. <strong>(5c)</strong></p>
<p> Zira birinci bileşik su ve ikincisi olan şeker vücudumuzda bol mikarda var.</p>
<p> Ancak bir yer solucanı veya bir gergedan da buna benzer bir formüle sahip. Nerede kaybettik insanın insanlığını? O halde analizi biraz daha ileri götürelim ve kimyasal bileşik değil değil atom bazında yazalım benzeri bir formülü:</p>
<p> <strong>İnsan =</strong> H<sub>15750</sub> + N<sub>310</sub> + O<sub>6500</sub> + C<sub>2250</sub> + Ca<sub>65</sub> + P<sub>48</sub> + K<sub>13</sub> + S<sub>15</sub> + Na<sub>10</sub> + Cl<sub>6</sub> + Mg<sub>3</sub> + Fe<sub>1 + &#8230; </sub><strong>(5c)</strong></p>
<p> Bu kez bedenimizdeki kalsiyum, potasyum ya da demir gibi atomlari daha net görebiliyoruz. Ama İnsan&#8217;a yaklaşmak şöyle dursun bir kamyon lastiğini ya da çöp torbasının kimyasal formülüne benzer bir şeye vardık neticede. Çünkü fosil yakıtlardan imal edilen cansız cisimler de karbon, hidrojen vb içeriyorlar bol miktarda. İnsan&#8217;ı ararken Can&#8217;ı ve Canlı&#8217;yı da kaybettik!</p>
<p> Mehmet Âkif İstiklâl Marşı&#8217;nı nasıl yazdı? Şair önce bir &#8220;K&#8221; koymuş, ardından bir &#8220;O&#8221;&#8230;  Eee? <strong>İstiklâl Marşı = K+O+R+K+M+A+S+Ö+N+M+E+Z&#8230;</strong> demek gibi bir şey bu. Gerçek şu ki kelimeler hatta duygular harften önce gelmiş. Savaşlar olmuş, insanlar ölmüş, şairin yüreği yanmış, kavrulmuş.</p>
<p> Yanlış yöne doğru ilerlediğini anlayan her insan gibi gericilik yapacağım. Bilimin ve analitik zekânın sınırları olduğunu iddia edeceğim. Nasıl bir futbolcu bale yapamazsa bir bilim adamı da Hakikat&#8217;e pozitif bilim ile erişemez diye düşünüyorum. Tersine bu yolda ısrar etmek bizi Hakikat&#8217;ten uzaklaştırır.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_comlekci.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6618" title="20090929_derin_dusunce_comlekci" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_comlekci-235x300.jpg" alt="" width="235" height="300" /></a> Çünkü analitik zekâmız için her zaman <strong>Bütün = Parça + Parça +&#8230;</strong> şeklinde bir kural var. Oysa bu kural sadece belli koşullarda ve inşa edilen, üretilen şeyler için geçerli. Zekânın kendisinden önce var olan, batılıların <strong>&#8220;a priori&#8221;</strong> dedikleri <strong>evveliyat</strong>&#8216;ı açıklamak için değil. Meselâ bu zekâ ile bir çömleğe baktığınızda çömlekçinin el hareketlerini göremezsiniz.<strong>(6a) </strong>Çömleğin yapılışı kendine özgüdür. Islak bir çamurun çömlekçinin elinde dönerek şekillenmesi, fırında pişmesi&#8230; Bunlari bilmeyen bir gözlemci analitik zekâsıyla çömleğin kuru ve soğuk parçalardan yapıştırma yoluyla yapıldığı sonucunu çıkarabilir. &#8220;Yaratılış&#8221; aşamasındaki suyu ve ateşi çömleğe bakarak göremezsiniz.<strong> </strong></p>
<p> Madalyonun diğer yüzünde ise faydacılık var. Pozitif bilimler ve analitik zekâ bizim biyolojik anlamda hayatta kalma çabamızın hizmetinde. Daha iyi yemek, içmek, barınmak, üremek&#8230; Bu zekâ, zaman ve mekân ile sınırlanmış şeyleri anlamak ve modellemek için var. Bu zekâ zaman-mekân akvaryumundan dışarı her çıktığında hem kendi rezil oluyor hem de bizi rezil ediyor.</p>
<p> Peki bilimsel bilginin körleştirici etkisi nasıl işliyor? Ne zaman devreye giriyor? Bizi aydınlatmasını beklediğimiz bilim neden bizi engelliyor?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_ari_guzellik_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6617" title="20090929_derin_dusunce_org_ari_guzellik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_ari_guzellik_2-300x175.jpg" alt="" width="300" height="175" /></a> Bu noktada daha önce aktardığım arı örneğini hatırlayın. Arıyı bilimsel yönüyle öğrendikçe parçalarına ayırıp kavram ve kelime kutucuklarına hapsediyoruz aslında. Arıların uçma şeklini, kanatlarını çırpma frekansını, sindirim sistemini &#8220;öğrendikçe&#8221; Arı&#8217;yı anlamaktan uzaklaşıyoruz. Bal üretimi için faydalı olan bilgiler Hakikat&#8217;i görmemizi engelliyor. Arı&#8217;yı kendi varlığı içinde görebilmek için fen derslerinde öğrendiklerimizi unutup bir çocuk şaşkınlığı ile bakabilmek gerekiyor yeniden. Bunun için ise sanata ihtiyaç var. Kelimelerin kutulama sırasında bize kaybettirdiği Hakikat bir nebze olsun metaforlar, semboller ve benzetmelerde, sanatın güzellik kaygısında ifade buluyor. Ama Mutlak olanı ifade etmek için sanat da bir yerden sonra yetersiz kalacak tabi. <strong>Bir aşk romanı okuyarak ya da aşk filmi seyrederek Aşk&#8217;ın ne olduğunu öğrenemezsiniz. </strong>Aşık olduğunuz zaman öğreneceğiniz yeni bir şey vardır. O şey ise sizin ve aşık olduğunuz kişinin &#8220;tekliğinde&#8221; bir teklik bulur. Bu sebeple Aşk kelimesi kimsenin aşkını ifade etmez. Üzüntü, sevinç de böyledir. Genelleme yapıldığı anda -ki konuşmak için bu kaçınılmazdır- anlam kaybolur. Tasavvuf ehli <strong><em>&#8220;kâl ilmi değil hâl ilmi&#8221;</em></strong> der. Yani sözle öğrenilen değil yaşayarak öğrenilenden bahseder. Sebepsiz değil sanırım.</p>
<p> Bireysel olarak yaşanan tecrübeler lisan sayesinde/yüzünden toplumla paylaşılabilir &#8220;standart&#8221; ve &#8220;homojen&#8221; parçacıklara indirgenirler. Duyguları temsil eden kelimeler, vatanları temsil eden bayraklar, hatıraları temsil eden özel eşyalar&#8230; Ama bu temsil kümesiyle hakikaten yaşananlar arasında elbette bir hendek vardır. <strong>Elma kelimesi sert ve sulu değildir. Köpek kelimesi havlamaz ve ısırmaz.</strong> Bu hendek kendi başına zihinsel alemimizin bir parçasıdır. İçine düşMEmek için orada olduğunu bilmek yeterlidir. Bu hendek hem faydalıdır hem de engelleyicidir. Deniz sebebiyle yüzmesinin engellendiğini düşünen balık örneğini hatırlayın.</p>
<p> Kapsama alanı dışındaki konuları analiz etmeye kalkan analitik zekâ devrilen bir dolabın altında ezilen araştırmacı gibidir. İcad ettiği araçları, yöntemleri bir süre sonra Hakikat&#8217;in kendisi sanabilen zekâ, bilimi de Mutlak zannedebilir. <strong>Hatta tamamen delirme noktasına gelerek bilim ve feni bir yol gösterici ilân edebilir.</strong> Bu konuyu ayrıntılı bir biçimde <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/">Evrimcilerin iç hastalıkları</a> isimli yazının altındaki yorumlarda tartışmıştık site okurlarıyla.</p>
<p> <em>Yeniden çay ve ihtiyaç molası&#8230; Mümkünse cep telefonunuzu açmayın. Kelimelerin gökyüzünden düşen kuş tüyleri gibi yavaşça yere inmesini, zihninizdeki nihaî yerlerini almalarını bekleyin. Şimdi başlayacak olan son bölümde Doğanın güzel olMAyışı&#8217;ndan ve Aşk&#8217;tan bahsedeceğim ve tabi Hayret-Okul&#8217;un insan ve insanlık ile ilgili sonuçlarından.<strong></strong></em></p>
<p> </p>
<p><strong>Doğanın güzel olMAyışı </strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_tavus_guzellik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6619" title="20090929_derin_dusunce_org_tavus_guzellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_tavus_guzellik-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a> Bir bülbülün şarkısında ya da ağustos böceklerinin sesine kulak verin. Hayvanlar birbirleriyle Türkçe konuşsalardı ne duyardık? <strong><em>&#8220;burada yiyecek var gelin, bayan arkadaş arıyorum, bayan var mı müsait? Dokunma benim yediğim ete!&#8230; &#8220;</em></strong> Ne hayvanlar, ne bitkiler ne de dağlar, denizler güzel değil aslında. Erkek tavus kuşu dişisinin ilgisini çekmek için tüylerini sergiliyor, leş yiyen sırtlanlar ise bize fırsatçı insanları, yağmacıları hatırlattıklarının farkında değiller.</p>
<p> Yazının başında aktardığım sarhoşluk halini doğal güzelliklerin tetiklediğini düşünmüştüm ilk zamanlar. Yani <strong><em>faydacı bakışımı</em></strong> ve <strong><em>açıklama çabamı</em></strong> uykuya geçirebildiğim zaman doğadaki güzelliği görebildiğimi sanmıştım.</p>
<p> Germen halklarından Orta Asya Türklerine kadar doğanın kendisine kutsallık atfeden kavimleri daha iyi anlamıştım artık. <strong>(6b) </strong>Yöntem doğruydu ama erişilen güzelliğin &#8220;doğadan kaynaklandığı&#8221; sonucu koskoca bir HATA!</p>
<p> Neden?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_tavsan_guzellik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6621" title="20090929_derin_dusunce_org_tavsan_guzellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_tavsan_guzellik-300x239.jpg" alt="" width="300" height="239" /></a> Dağlarda koşan atlar bize özgürlüğü hatırlatır meselâ. Beyaz güvercin barışı. Tavşan yavrusu masumiyeti&#8230; Gerçekte vahşi atların kendilerini özgür hissettiklerini söyleyebilir miyiz? Rengi beyaz bile olsa erkek güvercinler dişileri için kavga etmez mi? &#8220;Masum&#8221; bir tavşan yavrusunu parçalayarak yutan &#8220;vahşi&#8221; kurt en az o tavşan kadar masum değil mi gerçekte?</p>
<p> Tabiatları gereği hareket eden hayvanlar gerçekten suçlu olamayacaklarına göre<strong> bize bizden bir şeyler yansıtıyorlar aslında ayna gibi.</strong> İnanmıyorsanız cansız varlıklara bakın: &#8220;Yüce&#8221; dağlar, &#8220;çılgın&#8221; akarsular, &#8220;öfkeli&#8221; deniz&#8230;</p>
<p> Dağlar, denizler ve balıklar kendilerini &#8220;güzel&#8221; bulacak kriterlere sahip değiller.  Bu güzelliği tasavvur edecek hayal gücü ve işleyecek sanatkârlık ise ne tavşanlarda ne de kuşlarda var.</p>
<p> Gözlerimin dolmasına, bedenimin tir tir titremesine sebep olan bu güzellik nereden çıktı öyleyse? Tavşanlar, martılar, bulutlar ve kavak ağaçları özlerinde güzellik barındırmıyorlarsa benim gördüğüm <strong>faydasız ve kavramsız güzelliğin kaynağı</strong> nedir?</p>
<p> Okulda bana öğretilenlere göre hayat çok daha basit olmalıydı. Zeki bir hayvan(!) olan ben sadece çıkarlarımın beni götürdüğü yere gitmeliydim. Etrafımdaki şeyleri sadece çıkarlarım açısından görmeliydim. İllâ ki güzellikle bir işim olacaksa evimin duvarlarını &#8220;güzel&#8221; bir renge boyar, üzerine de &#8220;güzel&#8221; tablolar asar, &#8220;güzel&#8221; bir kadınla evlenir, &#8220;güzel&#8221; de bir araba alırdım. Ama öyle olmuyor, doğadaki(?) her güzellik aklımı çeliyor, gözlerimi çekiyor. Bu güzelliğe kuvvetle odaklanınca sarhoş oluyorum, arkasından da bu dünyadan daha &#8220;gerçek&#8221; olduğunu idrak ettiğim şeyler hissediyorum. Nedir bu komplo teorisi?</p>
<p> Aşık Veysel&#8217;den geliyor ilk netleş(tir)me çabası: <strong><em>&#8220;güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa&#8221;</em></strong> diyor. Güzelliğin sebebi/kaynağı olduğumu iddia edebilir miyim bu söze bakarak? Ben, yani MY güneşin batışının, okyanustaki balinaların &#8220;güzelliğinin&#8221; sebebi ben miyim? Aşık Veysel şiirin tamamında bazı ip uçları vermiş sanki?</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Güzelliğin on par&#8217;etmez </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bu bendeki aşk olmasa </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Eğlenecek yer bulaman </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Gönlümdeki köşk olmasa </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> * * *</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Tabirin sığmaz kaleme </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Derdin dermandır yareme </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>ismin yayılmaz aleme </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Aşıklarda meşk olmasa </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> * * *</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Kim okurdu kim yazardı </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bu düğümü kim çözerdi </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Koyun kurt ile gezerdi </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Fikir başka başk&#8217;olmasa </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> * * *</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Güzel yüzün görülmezdi </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bu aşk bende dirilmezdi </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Güle kıymet verilmezdi </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Aşık ve maşuk olmasa </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em> * * *</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Senden aldım bu feryadı </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bu imiş dünyanın tadı </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Anılmazdı VEYSEL adı </em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>O sana aşık olmasa.</em></p>
<p> </p>
<p>Fazla bir yanılma riskine katlanmadan aşk-güzellik sayesinde seven ile sevilen arasında bir yansıma olduğunu söylemek mümkün görünüyor bu şiir sayesinde. Yansımak, ayna, akis deyince tabi aklıma Mesnevî geliyor, meselâ şu beyit: </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Halife Leylâ ya dedi ki: &#8220;Mecnun&#8217;un perişan olmasına, sapıtmasına sebep olan Leylâ sen misin? Sende başka güzellerden daha fazla bir güzellik yoktur.&#8221; Leylâ; &#8220;Sen sus, çünkü, sen Mecnun değilsin.&#8221; diye cevap verdi.</em></p>
<p> Bu iki bakış açısı çarpıcı bir şekilde Kant&#8217;ın <a href="http://www.netkitap.com/kitap-yargi-yetisinin-elestirisi-immanuel-kant-idea-yayinevi.htm">Yargı yetisinin eleştirisi</a> adlı kitabındaki önermelerle teyid ediliyor sanki?</p>
<ul type="disc">
<li>Güzellik ampirik değildir yani haz vaad eden çekicilikten ayrıdır. Yeme, içme, cinsel münasebet gibi ihtiyaçların giderilmesi için gerekli cazibe güzellik değildir.</li>
<li>Güzellik estetik değildir yani kuralları, standart ve normları yoktur. (Bkz. örneklerle <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a> isimli yazının &#8220;<strong>Nötr bir güç olarak sanat</strong>&#8221; paragrafı)</li>
<li>Güzellik göreceli değildir yani &#8220;zevkler ve renkler tartışılmaz&#8221; sözü güzelliğe uygulanamaz.<strong>(7)</strong></li>
</ul>
<p> Bu noktada güzelliği yakaladık ama kaygan bir sabun gibi elimizden kaçıyor: Güzel olan doğa mı yoksa ben miyim? Her ikisi de değilse yine Kant&#8217;ın dediği gibi &#8220;güzellik yargısı&#8221; sadece beğenen ile beğenilenin <strong>aradaki ilişkinin</strong> bir vasfı mıdır?</p>
<p> <strong>Aşık Olan</strong> ile <strong>Aşık Olunan</strong> arasındaki ilişkinin yani Aşk&#8217;ın gözlerde ve akılda ifade bulduğu fikrî noktada mıyım? Aşk&#8217;ı ellerimle tutabildim mi bu kez? Akıl da bir ayna vazifesi görüyor belki de? Yani doğa güzel değil, benden gelen güzelliği bana yansıtıyor ama ben de güzel değilim, demek ki aklımın aynasında Aşk&#8217;ın yansımasını görüyorum.</p>
<p> Teorik olarak kendimi bu büyük güzelliğin kaynağı zannetmem için tamamen delirmiş olmam gerekirdi zaten. Zira kapıların kapanıp açılması konusunda benimle aynı gayreti gösteren her insanın aynı hisleri tecrübe edebileceğinden eminim. Hemen her insan batan bir güneşi güzel bulabileceğine göre bu <strong>hayret-lezzet</strong> bütün insanlara, İnsan&#8217;lığa açık bir kaynak olmalı. Nasıl bir güvercin bütün Güvercinlik&#8217;i içinde barındıramaz ve bunun kaynağı olamaz ise bir insan da tek başına bu güzelliğin kaynağı olduğunu iddia edemez.<strong>(8)</strong></p>
<p> Fakat hadisenin bütün insanlığa açılması ortalığı biraz  karıştırıyor. Yani zenci, beyaz, Müslüman, Yahudi, Türk, Kürt&#8230; her insan potansiyel olarak doğadaki(!) güzelliğin ve Aşk&#8217;ın muhatabı. Ölmüşler de böyleydi, doğacak olanlar da böyle olacak!</p>
<p> Teknik açıdan toparlayacak olursak: Ortada benden ve doğadan bağımsız olarak var olan (oldurtulan?) bir güzellik var. Güzellik var olmak için ne bana ne de doğaya muhtaç! Bu güzelliğin var olması için ben bir talepte bulunmadım. Bunu yapacak gücüm ve iradem yok zaten. Demek ki bu bana bir başka yerden geliyor. Sadece benim dışımdan değil Kâinat&#8217;ın da dışında olan bir Kaynak&#8217;tan. Aksi takdirde meselâ gece gökyüzündeki yıldızları ya da galaksileri güzel bulmak imkânsız olurdu.</p>
<p> Neticede ben de bir <strong>yansıtıcıyım</strong> ama aynı zamanda bir <strong>görücüyüm</strong>. İçimde bir <strong>göz</strong> bir de <strong>ayna</strong> var. Güzellik adeta bir elektronik posta gibi bütün insanlığa gönderilmiş bir mesaja benziyor. İçimizde de bu mesajı okumak için gerekli teçhizat var: Doğa&#8217;yı ve/veya aklımızı bir ekran(/ayna) gibi kullanabiliriz, gözlerimiz ise okuyucu!</p>
<p> Ama okuyucuya engel olan bir duvar var: Faydacı ve hazcı bakış ile bu bakışı yorumlayan analitik zekâ. <strong>Güzellik matkabı ile zekâ duvarını delen herkes kendine gönderilen bu mesajı okuyabilir!</strong> İmamlara, rahiplere, tütsülere, kutsal(!) cisimlere gerek yokmuş! Bu kadar basitmiş meğer!</p>
<p> </p>
<p><strong>Hayret-Okul&#8217;da ne öğrendim? </strong></p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">A) Görmek yansımaktır</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_guzellik_gokyuzu.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6623" title="20090929_derin_dusunce_org_guzellik_gokyuzu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_guzellik_gokyuzu.jpg" alt="" width="298" height="221" /></a>Gece yıldızlara bakarken gördüğüm gök kubbe&#8217;nin yarıçapının benim görüş menzilime eşit olması ne büyük raslantı(!)  Gökyüzü bir yarım küre gibi görünüyorsa bunun sebebi gökyüzü değil elbette, gözlerimin menzili. Yani gözlerimin bir görme sınırı oluşu. Yoksa gece gördüğüm uzay parçası ne küre ne piramit ne de bir başka şekilde değil. Yani <strong>görüLen</strong> şey <strong>görenden</strong> bağımsız değil. Gören ve görülen arasındaki bir ilişki söz konusu. Pasif ve objektif olarak etrafa <strong>BAKMAK</strong> değil yaptığım. Aktif ve subjektif olarak katıldığım bir eylem: <strong>görüş</strong>.</p>
<p> Doğanın güzelliği ve o güzelliğin Aşk ile olan ilişkisi de işte böyle kaynağı görünende olmayan bir şey. Bu yansımaları zaten &#8220;<strong>Doğanın güzel olMAyışı</strong>&#8221; isimli paragrafta anlatmıştık. <strong></strong></p>
<p> Peki bunları idrak etmenin bir birey olarak bana ve içinde yaşadığım insan topluluğuna ögretebileceği şeyler nelerdir?</p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">B) Sanat kendini unutturabilirse güzeldir</span></strong></p>
<p>Bir müzeyi gezerken çok beğendiğiniz bir tablonun önünde çakılıp kaldığınızı hayal edin. Ressam onu çizerken ne hissetiyse aynı şeyi hissediyorsunuz, bundan eminsiniz. Tabloyu değil anlatılanı &#8220;görüyorsunuz&#8221;. Ressamın hüznünü, sevincini hissetmeye başladınız. Adeta bu resmi yapan kişi oldunuz. Tam o sırada arkanızdan geçen biri şöyle haykırıyor: <strong><em>&#8220;Aa ne kolay resim, iki kırmızı sürmüş oraya, biraz mavi buraya. Ben bile yaparım!&#8221;</em></strong>. Ne oldu? O kişi sizin gördüklerinizi neden göremedi? Çünkü <strong>sanat=teknik</strong> yanılgısından çıktı yola. İşte bunun için botanist fotosentezi gördüğü müddetçe çiçeğin güzelliğini göremez. Sizi sergide duygulandıran o resimdeki güzelliği belki bir ressam ya da resim öğretmeni de göremeyecektir. Çünkü onlar da resim tekniğine, altın üçgen, üç leke vb estetizasyon kurallarına uyulup uyulmadığını göreceklerdir. Çerçevenin resime uyumuna, salonun aydınlatmasına, tablonun fiyatına bakacaklardır. Bir ressam meslekî bilgileriyle arasına mesafe koyamadığı müddetçe tablodaki güzelliği göremez. Yeniden çocuklaşmalı, hayretle tabloya bakabilmelidir.</p>
<p> Güzel bulduğumuz bir mehtabın birden bir sokak lambası olduğunu keşfedersek &#8220;tılsım&#8221; bozulur, hayret yerini tekniğe, açıklamaya, kavramlaştırmaya bırakır. Yansıma biter. Keyifle dinlediğimiz bülbül sesinin bir ses cihazından geldiğini keşfedersek yine yansıma bozulur.<strong>(9)</strong> <strong><em>Güzellik-Aşk tecrübesi</em></strong> yarıda kalır. Akıl değil zekâ girer devreye. (Satranç için kullanılan ikili kronometreyi hatırlayın.)</p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">C) Güzellik-Aşk sayesinde Özgürlük keşfedilir</span></strong></p>
<p>Öncelikle bu <strong><em>Güzellik-Aşk tecrübesi</em></strong> bize doğanın determinist yapısından kaçabileceğimizi ögretiyor. Yani &#8220;aynı sebepler aynı sonuçları doğurur&#8221; şeklinde özetleyebileceğimiz, bilimin belki de en temel ilkesi olan bu kural biz insanları kısmen bağlıyormuş, bunu keşif ve idrak ediyoruz. <strong><em>Güzellik-Aşk tecrübesi</em></strong> bize tek kelimeyle özgür olduğumuzu ögretiyor. İnsan denen varlık dağlardan, gezegenlerden, sinek ve fillerden farklı olarak ÖZGÜRDÜR. Evet, bedenini bağlayan doğa kuralları vardır. Yerçekimi, hastalıklar vs onun bedenini diğer varlıklar gibi bağlar. Ama bedeni dışında insanı insan yapan bazı şeyler vardır ki (Ruh? Akıl? Güzellik&#8217;i ve Aşk&#8217;ı yansıtma kapasitesi?) bunlar sayesinde insan özgürdür.</p>
<p> <strong>Özgür</strong> olmak demek <strong>seçebilmek</strong> ve elbette <strong>sorumlu</strong> olmak demektir. Bu özgürlük sayesinde insanın yaptığı işlerin &#8220;iyi&#8221; ya da &#8220;kötü&#8221; olarak nitelenmesi mümkündür. İnsanın yaptığı işlerden etkilenen varlıklara karşı sorumlu olabileceği ihtimali de bu özgürlük sayesinde gerçeklik kazanır. Potansiyel olarak dağlar, denizler, hayvanlar, bitkiler, diğer insanlar ve her bir insanın kendi bedeni hatta organları birer &#8220;hak sahibi&#8221; durumuna geçer. &#8220;Masum&#8221; bir kuzuyu parçalayan &#8220;hain&#8221; kurt gerçekte masumdur. O kuzu kurdun gözünde bir <strong>et parçasıdır</strong>. Kurt doğası gereği nefsinin esiridir. Ama tecavüz ettiği kadını <strong>et parçası</strong> olarak gören insan suçludur. YapMAma özgürlüğü verilmiştir kendisine. Komşusu açken tok yatabilen, silah satıp kâr eden ya da doğayı kirleten insan da masum değildir.</p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">D) Güzellik-Aşk sayesinde Akıl keşfedilir</span></strong></p>
<p>Doğanın determinizminden kaçabilen, özgür olduğunu idrak eden insan, zekâsının dışında bir başka zihin işlevi olduğunu da idrak eder, bu akıldır. Zekâ ve Akıl aynı şey değildir. Zekâ kavramlaştıran, problem çözendir. Akıl ise iyi-kötü ayrımı yapabilen, zahir ile batını sorgulayabilendir. Meselâ nükleer enerjiyi keşfeden zekâdır ama bununla atom bombası yapmanın &#8220;kötü&#8221; olduğunu söyleyen akıldır. Zekâ ölmemek için gayret gösterirken akıl ölümden sonrasını hazırlamak ister.</p>
<p> İşte doğadan bize yansıyan güzellik insana hayatta kalma, yeme içme, öldürme gibi dürtülerin dışında, üzerinde &#8220;şerefli&#8221; bir varlık olduğumuzu idrak ettiriyor kanaatimce.</p>
<p> <strong>E) Ölüm yoktur, ölümler vardır</strong></p>
<p>Doğal güzelliğin öğretici etkisinin tavan yaptığı bazen doğanın bedenimiz için tehlike arz ettiği zamanlar. Neden? <a href="http://www.netkitap.com/kitap-yargi-yetisinin-elestirisi-immanuel-kant-idea-yayinevi.htm">Yargı yetisinin eleştirisi</a> adlı eserinde Kant&#8217;ın isabetle teşhis ettiği gibi kayalık kıyılara vuran dev dalgalar bizi adeta büyüler. Doğanın yıkıcı gücü bizi bir yandan korkuturken diğer yandan da &#8220;çeker&#8221;. Kendi hayatımız doğrudan tehdit altında değilken doğal kaynaklı &#8220;şiddetin&#8221; seyri bize &#8220;güzel&#8221; gelir. Bunun sebebi ise bu şiddetin hayatta kalma kuvvetimizi bir anda sıfırlamasıdır. Doğanın Mutlak(!) gücü beniğimizi öldürdüğünde (ya da bayılttığında?) dipdiri bir başka BEN keşfederiz. Doğanın gücü asla bu iç-ben&#8217;i öldürmeye yetmeyecektir. Bu şekilde yüce(!) dağlar, yüce(!) dalgalar yansıma yoluyla bize içimizdeki bir yüceliği(?) işaret eder. Bir başka deyişle iş, güç, sağlık, kredi kartı borçlarıyla meşgul olan benlik sahneden çekilir, geriye ölümsüz(?) ve yüce(?) bir benlik kalır. Bu keşif, bu idrak bize şunları söyletir: </p>
<ul type="disc">
<li>İçimizdeki bir Varlık&#8217;a ve onun Hakikat&#8217;ine kıyasla bütün doğanın gücü, depremi, fırtınası&#8230; bir hayalden ibarettir,</li>
<li>İnsan ölüm korkusunu, biyolojik yok olma tehdidini aşabilecek kadar özgür ve güçlüdür,</li>
<li>Doğanın yıkıcı gücü insanın faydacı, bilimci, zekâcı benliğinden yani nefsinden kopabilmesini sağlayacak bir baltadır, insanı ortadan ikiye böler.</li>
</ul>
<p> <strong>Hayret-Okul&#8217;un insan ve insanlık için sonuçları</strong></p>
<p><strong> </strong>Güzellik-Aşk tecrübesinin kulluk mertebesindeki sıradan insanlara verilmiş bir ilâhî armağan olduğunu düşünüyorum. Yani inanmak için mucizeye ihtiyaç duymayanlara, iman ettikten sonra &#8220;verilen&#8221; bir mucize-hediye bu kanaatimce. Kulun ne kadar çok sevildiğini idrak için bir işaret. Ve tabi diğer &#8220;insan kardeşlerinin&#8221; de aynı biçimde sevildiğini&#8230;</p>
<p> Kimbilir peygamberlere, velilere verilen hediyeler ne kadar daha güzeldir. Öldükten sonraki hayatın güzelliği hakkında bir ipucu beklide bütün bunlar?</p>
<p> Yazının başında aktardığım tecrübelerin imanımı güçlendirdiğini ya da beni daha iyi bir insan yaptığını söyleyemem. Ancak ardından başlayan sorgulama ve arayışların ve bulduğum cevapların benliğimde köklü etkileri oldu. Kendi gözümde yaşamımın kıymeti arttı ve bu kıymet bütün insanlığa yayıldı zihnimde. Kur&#8217;an ve Sünnet sayesinde kelime olarak öğrendiğim ve zaten aklıma yatmış olan Hakikat&#8217;in yaşandığı zaman apayrı bir lezzeti olabilceğini keşfettim. Ölüm&#8217;e karşı duyduğum merak ve sevgi arttı. Ölüm&#8217;ü Hayat&#8217;ın tersi ya da tamamlayıcısı değil başlı başına bir hediye gibi görmemi sağladı bütün bu anlattıklarım.</p>
<p>İnsanlığa bakışım da değişti. İçinde yaşadığımız dünyanın bencillikleri, zulümü, savaşları bize adil bir dünyanın ve kalıcı bir barışının mümkün olmadığı yönünde telkinde bulunuyor. Oysa <strong>Güzellik-Aşk tecrübesi</strong> bunun tam tersinin ispatı, aklın zekâ üzerine Mutlak ve aşıNmaz zaferi kanaatimce. Zira doğmuş ve doğacak her bir insan kalbinde bütün Kâinat&#8217;ın Güzellik&#8217;ini ve Aşk&#8217;ını taşıyor. Bu Hazine&#8217;nin geçici olarak maskelenmiş olması bunun hep böyle süreceği anlamına gelmez elbette. </p>
<p><strong>Güzellik-Aşk tecrübesi </strong>kısaca insan ve insanlık için karamsarlığın imkânsız hatta saçma oluşunun ispatı.</p>
<p><strong> Sonsöz:</strong></p>
<p> 2 saatlik beraberliğimizin sonuna geliyoruz. Dipnot, kaynaklar ve düşünürler hakkındaki izlenimlerim için de makalenin kendisi kadar özen gösterdim. Umarım meraklı dostlara faydası olur.</p>
<p> Bu yazı bir içe bakış sürecinin seyir defteridir. Anlatılanlar, yaşananlar ve bunların yorumlanması kişiseldir. Adı geçen alimlerin, kitapların tek/mutlak yorumu gibi görülmemelidir. Eğer okuyucuda bunları inceleme ve tefekkür isteği uyandıysa yazı maksadına ulaşmıştır. Kur&#8217;an ve Sünnet ile çelişkili gibi görünen fikirler varsa akıl sahibi okuyucu neyi esas alacağını zaten bilir. Zahiri çelişkiler itiraz değil anla(ta)MAyış olarak değerlendirilirse daha hayırlı olur.</p>
<p> Gazali Hazretleri&#8217;nin <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a>&#8216;nin sonunda okuyucusuna dediği gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Ricam şu ki kalemin haddini aştığı yahut ayağın kaydığı hususlardan dolayı ALLAH TEÂLÂ&#8217;dan benim için af dileyesin. Nitekim ilâhî esrarın derinliklerine dalmak tehlikeli, perdeler ardından ilâhî nurları keşfe çalışmak gayet güçtür. Vesselam.&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Tavsiye okuma</span></strong></p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Şizofreni ve İdealizm" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/10/sizofreni-ve-idealizm/">Şizofreni ve İdealizm</a> (<a title="T.Suat Demren tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/tsuatdemren/">T.Suat Demren</a>)</li>
<li><a href="http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/08/materyalist_slama_dair.php">‘Materyalist İslam&#8217;a Dair</a> (<a title="Mustafa Akyol tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mustafaakyol/">Mustafa Akyol</a>)</li>
<li><a href="http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2005/07/nasil_mutlu_olunmaz.php">Nasıl mutlu olunmaz?</a> (<a title="Mustafa Akyol tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mustafaakyol/">Mustafa Akyol</a>)</li>
<li> <a title="Permanent Link to " href="http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/">&#8220;Dinlerin evrimi&#8221; mi &#8220;Evrimin dini&#8221; mi?</a> (<a title="T.Suat Demren tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/tsuatdemren/">T.Suat Demren</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Hayy Bin Yakzan" href="http://www.derindusunce.org/2008/07/11/hayy-bin-yakzan/">Hayy Bin Yakzan</a> (<a title="T.Suat Demren tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/tsuatdemren/">T.Suat Demren</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Efendim" href="http://www.derindusunce.org/2009/03/08/efendim/">Efendim</a>(<a title="T.Suat Demren tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/tsuatdemren/">T.Suat Demren</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Araf Dağına Tırmanış" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/">Araf Dağına Tırmanış</a> (Hamza Yusuf, Zaytuna College, çeviren: <a title="Ekrem Senai tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/">Ekrem Senai</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Qua Vadis Ümmet?" href="http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/">Qua Vadis Ümmet?</a> (<a title="Cemile Bayraktar tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/cemilebayraktar/">Cemile Bayraktar</a>)</li>
<li><a title="Permanent Link to Nedir Şu Tasavvuf Dedikleri?" href="http://www.derindusunce.org/2009/09/16/nedir-su-tasavvuf-dedikleri/">Nedir Şu Tasavvuf Dedikleri?</a> (<a title="Enver Gülşen tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/">Enver Gülşen</a>)</li>
<li><a title="Enver Gülşen tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/envergulsen/">Enver Gülşen</a>&#8216;in <a title="Tasavvuf kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/tasavvuf/">Tasavvuf</a> konusunda yazdığı çok sayıdaki makale.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Notlar</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_beyin.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6625" title="20090929_derin_dusunce_org_beyin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090929_derin_dusunce_org_beyin.jpg" alt="" width="200" height="293" /></a> <strong>(1) Güzellik sarhoşluğu ve uyuşturucu bağımlılığı meselesi: </strong>Yobaz bilimcilik ile göbek bağını kesebilmiş akıl sahibi okuyucu bu noktayı yadırgayabilir. Yani güzelliğe odaklanarak başlayan bu &#8220;garip&#8221; tecrübeyi şamanlar, büyücüler ve LSD gibi uyuşturucu bağımlıları ile ilişkilendirmeme şaşırabilir, hakkıdır.</p>
<p> Ancak güzelliklere odaklanmak, dua etmek ve meditasyon yapmak insan bedeninde ve beyinde biyokimyasal değişimlere yol açıyor, bu bir gerçek, daha doğrusu Gerçek&#8217;in bir parçası. Tabi burada büyük bir tuzak bekliyor mühendisi: <strong>Bütün = Parça + Parça +&#8230;</strong> şeklindeki yanılgıya düşmek, parçalara bakarken İşlev&#8217;i, Oluş&#8217;u, Oluşturuluş&#8217;u ve daha nicesini kaybetmek: Aşık olduğum kadına bakarken kalbim hızlı atıyor, 4 kahve içince kalbim hızlı atıyor, koşunca kalbim hızlı atıyor. Demek ki <strong>aşk = Hızlı kalp atışı = Kahve = Koşmak&#8230;(!)</strong> bilim yobazına ve materyaliste &#8220;kardeşim, çıkar artık o at gözlüğünü&#8221; dememizin sebebi tam da bu düşünme(!) şekli zaten.</p>
<p> Ama yobaz bilimciye tepki olarak bilimi tamamen reddetmenin de akıl sahibi okuyucuya yakışmayacak, dar gelecek bir elbise olduğu aşikâr. İnsanlık 18 ve 19cu yüzyıllarda din ile bilimi birbirinden ayırarak hem bu ikisine hem de kendine büyük zarar verdi. Adına ironik bir şekilde &#8220;ilerleme&#8221; adını verdiğimiz büyük felaket bunun sonucudur. Bu çukurun dibine doğru &#8220;ilerleyişimiz&#8221; ise ancak <strong>dindar bilim adamları ve bilime dost din adamlarının gericiliği</strong> sayesinde durdurulabilir.</p>
<p> Bu dipnotun odaklandığı konuya dönecek olursak onyıllardır bazı bilim adamları dinsel(?) ve mistik(?) tecrübeleri &#8220;ölçülebilir&#8221; biçimde ifade etmeye çalışıyorlar. Çıkış noktalarını hatalı buluyorum. Zira iman gibi, aşk gibi bir şeyi &#8220;ölçme&#8221; çabası başlı başına hastalıklı bir duruş. Ama Hindistan&#8217;ı ararken Amerika&#8217;yı bulan(!) Kristof Kolomb gibi bu adamcağızlar da bilmeden Gerçek&#8217;e dair bazı parçacıklara dikkat çekiyorlar. Özellikle elektroansefalogram ile yapılan bazı gözlemler, beynin gama dalgalarındaki değişimler, andorfin, seratonin seviyesindeki oynamalar hadisenin biyokimyasal bir boyutunun da olabileceğini gösteriyor. Okuyucu bu saptamalarda dinin rasyonalizasyonu gibi çaba görmeyecektir diye umud ediyorum. Üst alemlerdeki varlıkların alt alemlerde yansıması olabilmesi bana sadece &#8220;normal&#8221; geliyor. Riskler bu normali anlamakta değil bu ölçümlerin ve kimyasalların fetişizmini yapmakta bulunuyor.</p>
<p> Müslüman açısından dikkat edilecek husus ise hiç bir tecrübenin, düşünce ve varsayımın insanı ALLAH&#8217;tan uzaklaştırmamasi gerektiği. Bu bağlamda Karl Marx&#8217;ın da istemeden Kristof Kolomb durumuna düşüşünün altını çizelim: Evet, <strong>din de bir afyon olabilir</strong> tıpkı mistik(!) tecrübeler gibi. İnsan ALLAH&#8217;ı unutacak kadar dine ve/veya mistik tecrübelere bağlanabilir. Din Marx&#8217;ın iddia ettiği gibi egemen sınıfların elinde bir afyon değil ama nefsin elinde güçlü bir silah olabilir mü&#8217;mine karşı. Bu elbette apayrı bir yazının konusu.</p>
<p> <strong>(2) Hayatın değerinin idraki meselesi:</strong> Bu tür tecrübelerin ardından depresyon hastalarında intihar oranının azaldığına işaret eden raporlar ve makalelere rastladım. Bir başka dikkat çekici nokta ise bir şehirdeki yeşil alanların çokluğu ile adi suçların azalması arasındaki sıkı ilişki. (Abraham Maslow ve Boris Cyrulnik kitap ve makalelerinde çok sayıda örnek vermişler). İnsanı insan yapan manevî değerlerin ve olguların faydacı-bilimci bir gözle indirgenmesine, küçültülmesine, aletleştirilmesine karşıyım. Ama Mesnevî&#8217;den beyitler alıp kişisel gelişim seminerlerinde kullanarak dibi bulan bu indirgeme çabasına duyduğumuz tepkinin bazı gerçekleri maskelemesini istemem: <a href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/">Fahişelik, şehitlik ve özgürlük</a><strong>, </strong><a href="http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/">Kötü insan nasıl üretilir? </a><strong>, </strong><a title="Permanent Link to Cezaevleri okul olsun !" href="http://www.derindusunce.org/2009/01/14/cezaevleri-okul-olsun/">Cezaevleri okul olsun </a><strong>, </strong><a title="Permanent Link to PKK'lıları affetmek" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/">PKK&#8217;lıları affetmek</a> gibi yazılarda anlatmaya çalıştığım gibi bu manevî olgular aletleştirilmeden de &#8220;kullanılabilir&#8221;. İnsanları barış içinde yaşatmayı amaçlayan çabalar önce insanın ne olduğunu çözmelidir. Aksi takdirde Homo Economicus&#8217;tan öteye gidemez insanlık ve bugünkü mağara adamı vahşiliğini hiçbir zaman aşamaz. Bu sebeple eğitim, adalet sistemi, polis ve iç güvenlik, uluslararası barış çabaları insanlığın manevî birikiminden istifade etmelidir. Yoksa goriller ve şempanzeler için dikilmiş elbiselerle yaşamaya devam edeceğiz.</p>
<p> <strong>(3)</strong> <strong>hayvanî-gözler meselesi:</strong> Bu noktada &#8220;hayvanî&#8221; diyerek birinci tipi kötülediğim anlaşılmasın. Eğer onları sürekli kapatmış olsak açlıktan ölebiliriz ya da karşıdan karşıya geçerken ezilebiliriz! Zira <strong>hayvanî-gözler</strong> bizi <strong>biyolojik-hayatta</strong> tutan organlarımız.</p>
<p> Bir şeye hangi gözle baktığımızı bilmek için o bakışın bize getirisine bakabiliriz: Eğer haz getiriyorsa yani kısa süreli bir tatmin ve ardından yeniden başlama isteği, <strong>hayvanî-gözler</strong> söz konusu demektir. Mutluluk ile tatmin aynı şey değildir. &#8220;<a title="Permanent Link to İnsan maymunlaşabilir mi ?" href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/">İnsan maymunlaşabilir mi ?</a>&#8221; isimli makalede bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulunabilir.</p>
<p> Her şeye, her insana, her soruna ve çözüme <strong>hayvanî-gözler</strong> ile baktığımızda hayvan gibi yaşamaktan başka bir yol kalmıyor. Hayvanların tabi olduğu determinizme de tabi oluyoruz ve bu işin sonu yok:</p>
<p>Karnın aç, ye,</p>
<p>Paran yok, çal,</p>
<p>Cinsel ihtiyacın var, tecavüz et&#8230;</p>
<p> <strong>(4) Balık meselesi:</strong> <a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant">Immanuel Kant</a>, <strong>Saf aklın eleştirisi</strong> adlı nefis eserdeki güvercin örneğinden uyarlama.</p>
<p> <strong>(5a) Güzellik, estetik ve anlam meselesi:</strong> Kimi düşünürler güzelliğin kavramsallaştırılabileceğini ve objektif biçimde adeta &#8220;ölçülebileceğini&#8221; savunmuşlardır ama Kant ve Bergson&#8217;un güzellik anlayışlarındaki ortak payda daha tutarlı geliyor bana. Ölçülebilir/saptanabilir bir güzellik daha çok estetizasyon olarak adlandırılmalı diye düşünüyorum. Bu konudaki görüşlerimi ayrıntılı bir biçimde ve görsel örneklerle <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a> isimli yazının &#8220;<strong>Nötr bir güç olarak sanat</strong>&#8221; paragrafında izah etmiştim.</p>
<p> <strong>(5b)</strong> Paragrafın devamı: &#8220;&#8230;Çünkü akıl ALLAH&#8217;ın nurunun bir misalidir. Misaller de ayniyet zirvesine tırmanamasalar bile benzememekten tamamen uzak değildirler. Bu belki senin <strong><em>&#8220;ALLAH Âdem&#8217;i kendi sureti üzre yarattı&#8221;</em></strong> hadisini anlamanı kolaylaştırır&#8230;&#8221;</p>
<p> <strong>(5c)</strong> Formülleri <em>New Scientist</em> dergisinden aldım.</p>
<p> <strong>(6a) Açıklanan fıkra ve çömlekçi meselesi:</strong> Henri Bergson&#8217;dan aldım. Kendisi bu konuda <em>&#8220;l&#8217;absolut c&#8217;est l&#8217;experience&#8221; </em>yani <strong>&#8220;mutlak [olan] tecrübedir&#8221;</strong> demiş. Bu düşünürün kaynaklar kısmında önerdiğimiz eserlerinde lezzetli okumalar yapmak mümkün.</p>
<p> <strong>(6b)</strong> <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a>&#8216;da bir Türk kavminden bahsedilir: [sf 120]</p>
<p><em>&#8220;[...] Bunların dini ve şeriatı yoktur. Bunlar bir Rableri olduğuna, O&#8217;nun herşeyden güzel olduğuna inanırlar. Çok güzel bir insan, ağaç ya da at gördükleri zaman ona secde eder ve ‘bu bizim Rabbimizdir&#8217; derler. Bunlar duyuların karanlığıyla bulunan Cemâl nûruyla perdelenmiştir. Bunlar putperestlere nazaran nûr tasavvuruna daha yakındırlar. Çünkü belirli bir varlığa değil Mutlak Cemâl&#8217;e tapmakta, bu cemâli herhangi bri nesne ile sınırlandırmamaktadırlar. Sonra kendi elleriyle yaptıkları değil tabiatta bulunan Cemâl&#8217;e tapmaktadırlar.[...]&#8220;</em></p>
<p> <strong>(7) İskoçyalı kibar buldozer meselesi:</strong> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/David_Hume">David Hume</a>&#8216;un güzellik, estetik ve sanat konulu sorgulamaları çelişik fikirler içeriyor kanımca. Bazen dogmalaşan bir şüphecilik bazen de estetik ile güzelliği bir tutan, tektipleştirici bir standart/kural arayışı seziyorum. Hume&#8217;a alternatif olarak güzellik konusunda Kant ve Bergson&#8217;u daha tutarlı buluyorum. Mevlana Hazretlerindeki manevî boyutu hiç göremesem de bu iki düşünürü birleştirebilecek bir ortak payda oldukça kullanışlı bir başlangıç noktası olabilir. Özellikle pozitivizmin karanlık çölünde açan çiçekler için.</p>
<p> <strong>(8) Olanlar ve görünenler meselesi:</strong> insanlığın felsefe ve inanç mirası Eflatun&#8217;dan Budizm&#8217;e, Hinduizm&#8217;den İslâm&#8217;a kadar izini kolayca sürebileceğimiz bir ikilik(dualite) içeriyor. Binlerce yıldır kavranışında evrilen ama ikiye bölünmüşlüğünü muhafaza eden bir öge bu. Hakikaten <strong>olanlar</strong> ile <strong>görünenler</strong>, Mutlak Hakikat ile bu Hakikat&#8217;in yeryüzündeki aldatıcı gölgeleri&#8230;</p>
<p> Bu yazıda anlattıklarım elbette zihni modernist ortamda şekillenmiş kimi dostları rahatsız edecektir. Kant&#8217;ın numen-fenomen ayrımı, Bergson&#8217;daki intuition (=sezgi), Tasavvuf&#8217;taki perdeler, aynalar, gölge tiyatroları onları bıktıracaktır. <strong></strong></p>
<p> Ne var ki kendi düşüncelerine bilimci, pozitivist, akılcı, materyalist&#8230; gibi sıfatları layık görenlerin bilmeleri gereken &#8220;acı&#8221; bir gerçek var: <strong>Olan-Görünen</strong> ayrımını ortadan kaldırdığınızda ikilik silinmeyecek, sadece yer değiştirecek: Sonlu ve sonsuz. Yani sonsuz olan şeyleri sonlu şeylerin içinde varsaymanız ve her bir bireyin kendi kendine sonsuzluğa erişme kapasitesi olduğu yönünde yeni bir felsefî bir sistem kurmanız gerekecek. <strong><em>&#8220;Tanrı&#8217;yı devre dışı bırakalım&#8221;</em></strong> derken her bir varlığa, dağlara, taşlara, sineklere tanrılık bahşetmek noktasına gelmeye bir adım kalıyor sadece. Materyalist bir animizm!</p>
<p> Bazen Müslümanların içinden de bu ikiliğe karşı çıkanlar oluyor. Hatta bu insanların bir kısmı Tasavvuf&#8217;un Hint felsefesinin Anadolu&#8217;daki yansıması ya da Moğol saldırılarına karşı direnmek için veya İslâm&#8217;ı yaymak için uydurulmuş bir doktrin olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar. Hatta bazı din kardeşlerimizin İslâm büyüklerini birbiriyle karşılaştırmaya gidecek kadar dalalet içinde olduklarına bile tanık oluyoruz. Sanki <strong><em>&#8220;Ben ilim şehriyim, Ali onun kapısıdır&#8221;</em></strong> diyen Peygamberimizin (SAV) ümmeti değil konuşan. &#8220;Ölmeden önce ölünüz&#8221; ne demektir? &#8220;Nefsini bilen Rabbini bilir&#8221; ne demektir? Akıl sahibi her Müslüman için bunlar yeterli işaretler değil midir? Biz bu konuda son sözü <em>Gazâlî Hazretleri</em>&#8216;ne bırakalım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Ateşin yanında bulunan ısınır, haberini işiten değil* [...] Artık kimin idraki bunu anlamaya kâfi değilse ilmin bu çeşidini terk etsin. Nitekim her ilmin kendine mahsus adamları vardır ve her şey ne için yaratıldıysa o onun için kolaylaştırılmıştır.&#8221;</em> (*: Neml suresi 7ci ayete telmih)</p>
<p> <strong>(9) </strong>Bülbül ve sokak lambası örneklerini Immanuel Kant&#8217;ın <a href="http://www.netkitap.com/kitap-yargi-yetisinin-elestirisi-immanuel-kant-idea-yayinevi.htm">Yargı yetisinin eleştirisi</a> adlı eserinden uyarladım.</p>
<p> </p>
<p><strong>Meraklı okurlara faydası olabilecek çağrışım kaynakları: </strong></p>
<p> <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=22872&amp;spid=1010369">Mesnevî</a>, <strong>Mevlânâ Hazretleri</strong> (Özellikle burada bağlantısını verdiğim Şefik Can tercümesi hem çok anlaşılır bir dille yazılmış hem de dipnotlar ile zenginleştirilmiş. Hangi beyitin hangi ayete işaret ettiğine dair faydalı açıklamalar var. Dipnotlarla ilgili tek sorun Şefik Can&#8217;ın yer yer eklediği kişisel -bazen siyasî- görüşleri, okuyucu bunlardan istifade ederken temkini elden bırakmasa iyi olur.)</p>
<p> Mevlânâ kaşıkları, tabak ve tişörtleri yetmiyormuş gibi bugün malesef kişisel gelişim seminerlerinde bu eserden beyitler okunuyor, düğünlerde ve moda defilelerinde Semâ(!) gösterileri yapılıyor. Mevlânâ Hazretleri&#8217;nin okyanus gibi mirası <strong><em>&#8220;herkes birbirini severse mesele kalmaz&#8221;</em></strong> gibi bir slogana indirgeniyor! Hatta kozmik kardeşlik gibi uçuk kaçık din mucidleri(!) bile türedi bu eser etrafında.</p>
<p> Sadece Mevlevîlerin değil bütün Müslümanların bu mirasa sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu ise kanunlar, yasaklamalar ya da yaptırımlarla değil eseri okumak ve tefekkür ile olabilecek bir şey.</p>
<p> <strong>Mevlânâ Hazretleri</strong> eserin önsözünde şunları söylemiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;[...] Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve Allah&#8217;ın sırlarına âgâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. [...] Kur&#8217;ân&#8217;ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî&#8217;ye dokunmalarına müsâade yoktur.[...]&#8220;</em></p>
<p> Mesnevî&#8217;yi övmek için ne sayfalar ne de kitaplar yeter. Bu eser bir okyanusa benziyor, kıyısına her gittiğinizde yeni zenginlikler keşfediyorsunuz. Bu eseri okuyup anlamaya başlayan bir insan Kur&#8217;an&#8217;ı, hayatı, insanı ve kendini daha iyi tanımaya başlıyor. Kur&#8217;an&#8217;daki ayetlerin her birinin ardında ne büyük sırlar saklı olduğunu keşfettiren, insanı ALLAH&#8217;a yaklaştıran muhteşem bir eser Mesnevî. Henüz başlamamış olanlar için makalemizin de konusuyla alakalı olacak kısa bir alıntıyla yetinmek istiyorum:</p>
<p> <strong><em>Kesret(=çokluk)teki vahdet(=birlik)i görmeye gayret et.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><span style="text-decoration: underline;">3080</span></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Görünüşte kemend iki kattır. Ama yaptığı iş tektir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Ayaklar, ister iki ister dört olsun, bir yolda yürürler; iki ağızlı makasın da kesmesi birdir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Bez yıkayan şu iki arkadaşa bak, her ikisinin de yaptıkları iş, görünüşte birbirine aykırıdır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Biri bezi suya vurur, öteki alır kurutur.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Öteki, yine kuru bezi ıslatır; böylelikle sanki, onlar birbirine zıt, birbirlerine aykırı hareket ederler.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><span style="text-decoration: underline;">3085</span></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> • Fakat birbirine aykırı görünen, zıt düşen bu işleri yapan bu iki kişinin gönlü birdir. Onlar bir işi yapmaya koyulmuşlardır, onlar birbirlerinden râzıdırlar. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>• Her peygamberin, her velînin ayrı bir mesleği, ayrı bir meşrebi vardır. Ayrı bir yolu, yordamı vardır. Fakat hepsi de kendilerine gönül verenleri HAKK&#8217;a götürdükleri için, hepsi de bir yolda, hepsi de HAKK yolundadır.</em></p>
<p> <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a>, <strong><em>Gazâlî Hazretleri</em></strong> (Bağlantısını verdiğim incecik, 126 sayfalık bir kitap ve iki diğer eseri yani <strong>Eyyühe&#8217;l-veled</strong> ve <strong>Ledünnî ilim</strong>&#8216;i kapsayan çok kaliteli bir çeviri. Mümkünse buradan her üç eseri de okuyun derim.</p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">Dikkat:</span></strong> Bu büyük alîmin bizden yaklaşık bin yıl önce yaşamış olduğunu unutmayın. Eserlerini okurken yaşadığı dönemde ve coğrafyada bazı kelimelerin günümüzdeki anlamlarından farklı kullanıldığına tanık olacaksınız. Nefs ve ruh kademelerine göre çok detaylandırılıyor ve bazı kademelerde bu kelimeler (Türkiye Türkçesine göre) birbirinin yerine kullanılıyor. Bir başka örnek &#8220;zevk&#8221; kelimesi. Haz ya da tatmin değil bir hâli bizzat yaşayarak öğrenmek kasdediliyor. <strong><em>&#8220;ilim imanın, zevk de ilimin üzerindedir&#8230; Ehl-i zevkten olmaya gayret et&#8221;</em></strong> sözlerinde olduğu gibi.</p>
<p> Gazâlî Hazretleri&#8217;nin müthiş öğre<strong>T</strong>me kabiliyeti sayesinde kitabın sayfaları kendi kendini çeviriyor, karmaşık kavramlar domino taşları gibi birbirini deviriyor. Bu büyük alimi öğrencilerini çok seven ve onlardan daha fazla çalışarak ilmini aktarmaya çalışan bir öğretmen olarak hayal ediyorum. Gazâlî Hazretleri&#8217;nin &#8220;pedagojik sırrı&#8221; çözülebilirse, okullarda geçirdiğimiz süre çok ama çok azaltılabilir.</p>
<p> Yeri gelmişken bir önemli noktaya dikkat çekelim: <strong><em>Gazâlî Hazretleri</em></strong>&#8216;nin felsefe düşmanı olduğu yolunda yaygın bir kanı var. Gerçekte bu büyük alim kibirli ve söz dalaşında üstün gelmekten başka bir gayesi olmayan insanlara &#8220;filozof&#8221; demekte, Hakikat&#8217;i arayan Aristoteles gibi &#8220;devasa isimler&#8221; ile bu yarı aydınları birbirinden ayırmakta. Meselâ <strong>Tehâfutu&#8217;l-Felâsife</strong> adlı kitabının girişinde şöyle demiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230; zekâ ve anlayış olarak kendilerini diğerlerinden üstün gören, seçkin olduklarına inanan bir grup gördüm. Onların küfürlerinin yegâne kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflatun ve Aristoteles gibi devasa isimleri işitmeleri [...] ve onların matematik, mantık, tabiat ve ilâhi bilimlerdeki titizliklerini yöntemlerinin güzelliğini, akıllarının niteliğini ve bu tür gizli hususları ortaya çıkarmadaki yüksek zekâlarını abartmaları ve sapıtmaları&#8230;&#8221;</em></p>
<p> Özetle <strong><em>Gazâlî Hazretleri</em></strong>&#8216;nin kaleminde &#8220;filozof&#8221; kibirli, laf ebesi, yarı cahil kimsedir. Yine kendisinin verdiği ölçütlerde Hakikat arayıcısı kimin ağzından çıkarsa çıksın Hakikat&#8217;i duyunca söyleyene saygı ve minnet duyar. Üstün gelme gayreti içinde olmaz.</p>
<p> İkinci olarak onun gözünde iman ve bilim çatışmaz, tam tersidir. &#8220;Filozof&#8221; olmakla suçladığı grup ise insanların akıl sayesinde dine, imana hatta ALLAH&#8217;a ihtiyaç olmadığını savunmuş. Akıla tapmanın yanlışlığını anlatırken <strong><em>Gazâlî Hazretleri (1058-1111)</em></strong> adeta 18, 19 ve 20 yüzyılın pozitivist dünyasına bir alarm sinyali gönderecek tarzda yazıyor. Vicdansız, dinsiz bir bilim ve teknolojinin sadece yıkıcı olabileceğini, insanların hayvanlaşacağını görmüş olduğu ve bundan tiksindiği yazdıklarından anlaşılıyor.</p>
<p> Bu &#8220;sapıklığın&#8221; etkisini ancak çok geç olduktan sonra anlayan insanlık şimdi Birinci ve ikinci dünya savaşlarını ve soykırımlarını sorguluyor. Anna Arendth, Abraham Maslow, Boris Cyrulnik ve Eric Fromm gibi 20 ve 21ci yüzyıl düşünürlerin eserlerinde çok isabetli analizler bulabilirsiniz bu <strong>vicdan ve dünya işlerinin ayrılması</strong> konusunda.</p>
<p> 19cu yy düşünürü Henri Bergson da yaşadığı dönemin yobaz bilimci modasından kendini kurtarabilmiştir büyük ölçüde. <strong>Tatmin ve haz</strong> ile <strong>mutluluk</strong> arasında çok büyük ayrım olduğunu savunur. Birincisi yani tatmin tenseldir, et ve kemiktir. İkincisi yani mutluluk ilâhîdir. Sonsuzdur. Topluma beğendirilmeye muhtaç değildir. Bergson&#8217;a göre maneviyattan yoksun, hazza yönelik bir yaşam bireylere mutsuzluk, insanlığa ise ancak felaket getirebilir.</p>
<p> <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=31366">Makasıd El-Felasife</a>, <strong><em>Gazâlî Hazretleri</em></strong> (Yine çok kaliteli bir çeviri. Kitabın tamamı çok ilginç olmakla beraber konumuzla doğrudan ilgili kısım <strong>Tabiat Bilimleri</strong> bölümünün beşinci makalesi: &#8220;Faal akıldan nefislere verilenler&#8221;, sayfa 293-305)</p>
<p>Bu eser aslında <strong>Tehâfutu&#8217;l-Felâsife</strong> isimli çalışmasına giriş mahiyetinde. Gazâlî Hazretleri(mealen)<strong><em> &#8220;eğer doğrudan felsefeyi ve filozofları eleştirmeye kalkarsam benim felsefeyi anlamadığımı iddia edebilirler&#8221; </em></strong>diyerek önce mantık, ardından da felsefe konusundaki bilgilerini bu kitapta sunuyor. Bu kitap bir çok bakımdan ilginç. Zira o dönemde Müslüman alimlerin Grek felsefesine duydukları saygıyı görüyorsunuz. Aynı zamanda onların fikirlerine yöneltilen eleştiriler, çelişik bulunan fikirler, yöntemler de anlatılmış.</p>
<p> Gazâlî Hazretleri&#8217;nin bilimi, metafiziği, imanı, şeriatı birbirlerine göre konumlandırdığı, her birinin meşru ve gayrımeşru alanları oluşunu irdelediği eserleri dikkat çekici bir sistem kurma projesi adeta. Felsefenin felsefesini yaptığı, zekânın, aklın sınırlarını sorguladığı çalışmaları Immanuel Kant&#8217;ın asırlar sonra Saf aklın Eleştirisi ile giriştiği sistem projesini hatırlatıyor. Kant da kendi döneminde verimsizleşen metafizik tartışmalara tepki veriyor, insan aklının sınırsız bir güç olmadığını savunan denemeler yazıyordu.</p>
<p> <strong>İslâm dışı kaynaklardan istifade etmek hakkında bir kaç not:</strong></p>
<p>Dini, asrı ve coğrafyası ne olursa olsun bütün alim ve düşünürlerin mirasçısı kabul ediyorum kendimi. Bir konuda inançlarıma, ilkelerime çok ters düşen bir isim bir başka konuda bana yardımcı olabiliyor. İslâm alimleriyle aynı inançları paylaşmak bir Budist yada Katolik rahipten istifade etmeye engel değil gözümde. Bunun yanında Kant ya da Bergson gibi zamanımıza yakın yaşamış, endüstrileşmeyi görmüş bir düşünür bazı konularda benim hayatıma daha iyi tekabül eden sorular sorabiliyor. Arendth ya da Fromm gibi bazı acıları yaşamış Yahudi düşünürlerin despotizm, ulus-devlet, akla tapma gibi konulardaki sorgulamaları 21ci yüzyılın Türkiye&#8217;sine ve dünyasına daha iyi hitab edebiliyor. Kaldı ki soruların batıdan gelmesi cevapların doğudan ve 8 asır önceden verilmesine engel değil. Felsefe tarihini düz bir yolda ilerleyiş olarak görmüyorum. Keşif ve hayretin hiç bitmeyeceği bir arayış bu benim için.</p>
<p> Bu yazıyı hazırlarken aşağıdaki eserlerden de çok istifade ettim.  Fransızca baskıları var elimde. Türkçe çevirilerin kalitesine kefil olamayacağım. Ama yeni başlayacak dalgıçlara bir iki dost önerisi vermek isterim: </p>
<ul>
<li><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=109140&amp;spid=1010369">Varlık ve hiçlik</a>, Jean Paul Sartre</li>
<li><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Saf_Akl%C4%B1n_Ele%C5%9Ftirisi">Saf aklın eleştirisi</a>, Immanuel Kant</li>
<li><a href="http://www.netkitap.com/kitap-yargi-yetisinin-elestirisi-immanuel-kant-idea-yayinevi.htm">Yargı yetisinin eleştirisi</a>, Immanuel Kant</li>
<li><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=42284&amp;spid=1010369">Ahlâkın ve dinin iki kaynağı</a>, Henri Bergson</li>
<li><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=31552">Madde ve bellek</a>, Henri Bergson</li>
<li><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=30890&amp;spid=1010369">Gezgin ve gölgesi</a>, F. W. Nietzsche</li>
<li><a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=30845&amp;spid=1010369">İnsanca pek insanca</a>, F. W. Nietzsche</li>
</ul>
<p> <strong>Bergson</strong> stilinin güzelliği sayesinde çok keyifle okunabiliyor ama yine aynı güzellik yüzünden insanın dikkatini dağıtıyor, bazı TEMEL kavramlar kolaylıkla gözden kaçabiliyor. Hume-Kant-Bergson şeklindeki sorgu-yanıt zinciri zihinde tutulursa bu büyük düşünürün fikirlerinden istifade etme imkânı daha da fazla olabilir.</p>
<p> <strong>Kant</strong> kapısı ve penceresi olmayan betonarme bir bina gibi. Elinize kazma, kürek, darbeli matkap ne varsa alın da gelin. Kant&#8217;ı çözebilmek için fihrist tarzı ufak bir defter tutabilirsiniz. Kantça-insanca bir sözlük yazmanız gerekiyor kendiniz için. Kelimeleri o çağdaki anlamlarında değil etimolojik kökenlerine göre kullanıyor. Meselâ <strong><em>kritik</em></strong> dediği şey eleştiri değil varoluş koşullarını ve ilkelerini anlama çabası. Amacı eleştirmek değil arkeoloji yapmak. Bu sebeple çevirmenler Kant&#8217;ın üç büyük eserini <strong><em>&#8220;&#8230;-nin eleştirisi&#8221;</em></strong> diye degil de sırasıyla <strong><em>&#8220;akıl nedir? ahlâk nedir? Güzellik nedir?&#8221;</em></strong> şeklinde çevirselerdi Türkçe okuyacak olanlara büyük iyilik yapmış olurlardı. Kant&#8217;ın çıkış noktası hiç de hafife alınmaması gereken şu üç soruyla özetlenebilir:</p>
<ul type="disc">
<li>Neyi bilebilirim?</li>
<li>Neyi yapmalıyım?</li>
<li>Neyi umud edebilirim? (=? hangi umuda müsade var?)</li>
</ul>
<p> Bir başka zorluk ise her üç eleştirisinde ortak ve çok soyut kavramlar bulunması. Her üç Kritik&#8217;i birden (paralel olarak) okuyan birinin anlayabileceği bazı şeyler var ki bunları tek tek okuyanların anladıklarının toplamından fazla. Meselâ &#8220;<strong>mutlak kötü</strong>&#8221; ve &#8220;<strong>köksel kötü</strong>&#8221; kavramları üzerine yazdığı denemelerden kötünün bir insan özelliği olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Kötü iyiye bir direniş, bir atalet, iyinin eksikliği gibi sunuluyor. Bu vizyon elinizde olmadan <strong><em>Pratik Aklın Eleştirisi</em></strong>&#8216;ni anlamak zorlaşabilir.</p>
<p> Kant yıllar boyunca aynı &#8220;proje&#8221; için ter dökmüş, tutarlılık kaygısı onu örneklerden ve genellemelerden alı koymuş. Bunu hiç bir zaman akıldan çıkarmamak gerekir.</p>
<p> Ek olarak döneme egemen olan fikrî zemini, Protestan yaşam tarzını, Hume&#8217;un sorgulamalarını, Fransız ihtilâli&#8217;nin sonuçlarını, endüstri devrimini göz önünde bulundurarak okunması gerekiyor Kant&#8217;a ait eserlerin. Ama sonunda uğraştığınıza değiyor. Batı felsefesinin bu somurtkan muhtarını konuşturabilirseniz diğer batılı filozofları özellikle de o dönemi çözmeniz kolaylaşıyor.</p>
<p> <strong>Sartre</strong> belki en fazla öğretme çabası gösteren düşünür bu listedekilerin içinde. En azından Varlık ve Hiçlik&#8217;in kayalardan süzülüp gelen billur bir su gibi içildiğini teslim etmek gerek. Yine de ontoloji konusuna aşina olmayan insanlara zor gelebilir bu kitaptaki fikirler.</p>
<p> <strong>Nietzsche</strong> ile ilgili temel zorluk kanımca simgeler ve tıpkı Bergson gibi çok güzel yazması. İnsan <strong><em>&#8220;aa ne güzel!&#8221;</em></strong> diye diye bir şey anlamadan sayfalar geçebilir. Oysa satır aralarına saklı simgeler taşıyor metinlerin gerçek anlamını. Mesnevî&#8217;deki sembollere bu düşünürün eserlerinde rastlamak oldukça ilginç: Işığa yaklaştıkça, kanatları yandıkça ışıktan bir parça olan pervane, karanlık ya da ışığın değil ikisinin (zıtlıkların) bir (şafak vakti, akşam üzeri) bazı şeyleri görmeyi kolaylaştırması gibi. Çağdaş yorumcuların bir kısmının Ortaçağ semboliğine dayanarak pervane örneğini kibir olarak yorumladıklarını gördüm ki bu tür yorumların hatalı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

