<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; gülen cemaati</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/gulen-cemaati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Portekizli Türkçe konuşsa ne olur?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/portekizli-turkce-konussa-ne-olur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/portekizli-turkce-konussa-ne-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Jun 2011 12:01:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17340</guid>
		<description><![CDATA[Olimpiyatların şiir şölenini izledikten sonra, hazımsız bir yazı kaleme alan Radikal yazarı Hakkı Devrim&#8217;i mazur görünüz. Üstad, ne de olsa bu yüzyılın insanı değil. Zihni, geçen asrın ortalarında, Milli Şef&#8217;in hükümran olduğu zamanlarda donup kalmış. Ne hayali, ne de vizyonu bugünkü dünyayı anlamaya yetiyor. Yoksa, &#8220;Moritanya&#8217;da, Güney Afrika&#8217;da, Polonya&#8217;da Türkçe öğretilen çocukların bu dil ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>Olimpiyatların şiir şölenini izledikten sonra, hazımsız bir yazı kaleme alan Radikal yazarı Hakkı Devrim&#8217;i mazur görünüz. Üstad, ne de olsa bu yüzyılın insanı değil. Zihni, geçen asrın ortalarında, Milli Şef&#8217;in hükümran olduğu zamanlarda donup kalmış. Ne hayali, ne de vizyonu bugünkü dünyayı anlamaya yetiyor. Yoksa, &#8220;Moritanya&#8217;da, Güney Afrika&#8217;da, Polonya&#8217;da Türkçe öğretilen çocukların bu dil ne işlerine yarayacak?&#8221; diye sorar mıydı? Hakkı Bey&#8217;den, oralarda Türkçe öğrenen çocukların, son yıllarda dış ticaretimizin köprüsü olduğunu, Türk şirketlerinde çalıştıklarını bilmesini beklemeyiniz. Hele Vietnam&#8217;da, Moritanya&#8217;da, Güney Afrika&#8217;da çocukların bir Türk şairini kendi dilinden okuyabildiğini, bunun da güzel bir şey olduğunu anlayamaz üstad. Onu kendi haline bırakınız!.. </em><a href="http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1150880" target="_blank"><em>TAMAMI</em></a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/25/portekizli-turkce-konussa-ne-olur/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/25/portekizli-turkce-konussa-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baransu, Şener Ve Mösyö</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/23/baransu-sener-ve-mosyo/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/23/baransu-sener-ve-mosyo/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 17:31:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15876</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı&#8217;nın, iki bölümden oluşan ve Angora Yayınevi tarafından basılan &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat&#8221; adlı kitabı 12 Eylül 2010 referandumundan tam 1 ay önce yani Ağustos 2010&#8242;da yayınlandı. Avcı, kitabın 397 sayfalık ilk bölümünde anılarını anlatırken, 200 sayfalık ikinci bölümünde ise Fethullah Gülen Cemaatini anlatıyor.
 Anılarını anlatmaya ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/sansur.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15878" title="sansur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/sansur-195x300.jpg" alt="" width="195" height="300" /></a>Erden Özkant</strong></em></p>
<p>Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı&#8217;nın, iki bölümden oluşan ve Angora Yayınevi tarafından basılan &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat&#8221; adlı kitabı 12 Eylül 2010 referandumundan tam 1 ay önce yani Ağustos 2010&#8242;da yayınlandı. Avcı, kitabın 397 sayfalık ilk bölümünde anılarını anlatırken, 200 sayfalık ikinci bölümünde ise Fethullah Gülen Cemaatini anlatıyor.</p>
<p> Anılarını anlatmaya ilk görev yeri olan Mersin&#8217;den başlayan Avcı kitabın bu kısmında PKK&#8217;lıların yaptıkları bir banka soygunundan, Acilciler operasyonundan, İhvancılar operasyonundan bahsediyor. Ardından 8 yıla yakın görev yaptığı Diyarbakır anılarını anlatıyor Avcı. Diyarbakır&#8217;daki Seren Operasyonundan, Burhan Nart olayından bahseden Avcı ardından da İstanbul anılarına geçiyor. Burada İstanbul operasyonlarından, İstihbarat Dairesinin ihtiyacı olan bazı teknik malzemeleri ve özel cihazları almak için İsrail&#8217;e gitmelerinden, Cem Ersever olayından bahsediyor.</p>
<p>İstanbul anılarının ardından Ankara anılarından bahseden Avcı, bu kısımda Susurluk Olayı&#8217;ndan, Cem Uzan olayından, Neşter 2 operasyonundan, Kayseri uyuşturucu operasyonundan bahsediyor. Burada Susurluk konusu önemli çünkü Avcı, Susurluk Komisyonu&#8217;na verdiği ifadelerle <span id="more-15876"></span>Türkiye&#8217;de ün yaptı. O süreçte kimisi Avcı&#8217;yı &#8220;kahraman&#8221; kimisi ise &#8220;Fethullahçı Polis&#8221; ilan etmişti.</p>
<p>Ankara anılarının ardından Avcı, Edirne anılarını anlatıyor kitabında ve Devlet bölümünü son görev yeri olan Eskişehir anılarıyla bitiriyor.</p>
<p> 338. sayfada Ergenekon&#8217;a değinen Avcı &#8220;Ergenekon olayı nedir&#8221; sorusunu soruyor ve arkasından &#8220;Ergenekon olayı hakkında veya bugün mahkemelerde bu iddiayla ilgili olarak yargılanan kişiler hakkında çok şey bildiğimi söyleyemem.&#8221; diyerek başladığı cümlelerine şöyle devam ediyor: &#8220;Nasıl ki Susurluk Olayı terörle mücadele adı altında rejim muhaliflerinin, sistemi değiştirmek isteyenlerin susturulmasını sağlamak için hukuk dışı yollarla onları yok etme yöntemi, bu amaçla oluşturulan örgüt ve yapılar ve bunların zamanla bozularak maddi çıkarlara dayanan çeteleşme durumudur. Ergenekon da devletin rejim için öngördüğü temel ölçütleri yerine getirmeyen- getirmek istemeyen bir siyasi anlayışın iktidar olmasına mani olmak veya iktidar olmuş ise zorla, antidemokratik yöntemlerle onu devirmek anlayışını savunanların oluşturduğu bir birliğin adıdır. Daha açık bir ifadeyle anlatılırsa, Ergenekon demokratik yöntemlerle iktidara gelmiş bir hükümetin ve siyasi kadrolarının illegal yöntemlerle, zorla, şiddetle, militarist yöntemlerle devrilmesini ve siyasi kadrolarının ve siyasi anlayışının tasfiye edilmesini savunan bir anlayış ve düşünce çerçevesinde bir araya gelen bir gruptur&#8230;  Yargılama sonunda bir veya birkaç kişinin ceza alması, cezanın az veya çok olması hiç önemli değildir. Mühim olan bu düşünce ve anlayışın yanlış olduğunun mahkeme tarafından tescil edilmesi ve hukuk sisteminin bu yanlışlığı mahkûm etmesidir. Bana göre mahkeme bunu gerçekleştirdiği anda amaca ulaşılmış demektir.&#8221;</p>
<p> Cemaati anlattığı ikinci bölüme Avcı, inanç dünyasından bahsederek başlıyor. Bu bölümde Emin Aslan olayı, Erzincan olayı ve Deniz Baykal kaseti gibi birçok konuya değiniyor Avcı. Ancak ikinci bölümü okudukça insan &#8220;Ya birinci bölümü yazan Avcı değil ya da ikinci bölümü&#8221; diye şaşırıyor. Çünkü birinci bölümden yukarıda kısaca alıntıladığım Ergenekon tarifinden bambaşka şeyler anlatıyor Avcı ikinci bölümde. Bu bölümdeki Avcı&#8217;ya göre Ergenekon operasyonları ‘fasa fiso&#8217; ve ‘Gülen Cemaatinin komploları&#8217;&#8230; Ayrıca Avcı&#8217;ya göre operasyonları yürüten tüm birimler görevden alınmalı.      </p>
<p> Bu bölüme göre, Danıştay saldırısı, savcının zorlaması ile Ergenekon&#8217;a dâhil edilmiş. Hrant Dink cinayeti, her yönüyle en ince teferruatına kadar araştırılmış ve karanlıkta kalan hiçbir yeri bulunmuyordu. Ergenekon operasyonu çerçevesinde yapılan kazılarda bulunan delillerle örgüt ilişkisi kurulamıyordu. Avcı&#8217;nın 530. sayfada bahsettiği gibi zaten bu kazı ve aramalarda tabanca ve tüfek bulunmamıştı, sadece lav, roket ve el bombası çıkmıştı! Oysa 3. Ergenekon İddianamesinde şu bilgiler var: 89 adet el bombası, 21 adet el bombası gövdesi, 24 adet el bombası fünyesi, 12 adet bubi tuzaklı bomba, 13 adet tüfek bombası, 17 adet lav silahı, 6 adet boş lav silahı, 8 adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca, 11 kg C-3 patlayıcı, 1160 gr tahrip kalıbı, 21 adet TNT kalıbı, 820 gr plastik patlayıcı, 58 metre infilak fitili, 35 adet çeşitli boylarda infilak fitili, 10 adet fünye, 58 adet değişik bomba, değişik çap ve markalarda fişek.</p>
<p> Avcı&#8217;nın kitabın ilk bölümünde devlet eleştirisi yaptığını ve Ergenekonu ‘illegal örgüt&#8217; olarak kabul eden cümlelerini sıraladığını ancak ikinci bölümde herşeyi Gülen Cemaatinin yaptığını anlattığını ve Ergenekon&#8217;un içini boşaltmaya çalıştığını, &#8220;Bu olay hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim ama&#8221; diyerek başlayan cümleleri &#8220;bu olayı cemaat yapmıştır&#8221; iddiasıyla bitirdiğini görüyoruz.</p>
<p>Kitaptaki kimi ilginçliklere, kitabın ikinci bölümünü Ergenekon Davası&#8217;nın 18. dalgasında ‘İmamın Ordusu&#8217; kitabının yazarı Ahmet Şık ile beraber gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan ‘Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı&#8217; seçilen, &#8220;Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları&#8221; adlı kitabın da yazarı olan Milliyet gazetesi muhabiri ve Posta gazetesi yazarı gazeteci Nedim Şener&#8217;in yazdığı iddialarına Taraf gazetesi muhabiri ve yazarı Mehmet Baransu 14 Mart 2011 Pazartesi günü &#8220;Cemaat Bölümünü Şener mi Yazdı&#8221; başlıklı yazısında ve bu yazıdan iki hafta sonra yayınlanan 28 Mart Pazartesi günkü &#8220;Silivri&#8217;den mektup ve (?)&#8221; başlıklı yazısında değiniyordu. İlk yazısında Baransu şunları diyordu: &#8220;Şener, Avcı&#8217;nın kitabı çıktıktan sonra kitapla ilgili Posta gazetesindeki köşesinde çok sayıda yazı kaleme aldı. Bu yazılardan sadece ikisinde kitaba gönderme yaparak, kitaptan üç paragraf alıntı yaptı. Ancak alıntı yaptığı ve köşesine taşıdığı üç paragrafta yer alan ‘sözde kitap&#8217; içindeki metinlerle, kitabı orjinalindeki bahse konu metinler, ilginç bir biçimde farklıydı!&#8221;</p>
<p><strong> </strong><strong>Ve Baransu o paragrafları yazıyor&#8230;</strong></p>
<p>İşte o paragraflardan bir tanesi&#8230;</p>
<p> Tarih 31 Ağustos 2010 Posta gazetesi&#8230; Şener&#8217;in, Avcı&#8217;nın kitabından alıntı yaptığı yazı: &#8220;Peki ne yapmış bu polis şefleri? Avcı kitabında bunu şöyle anlatıyor; ‘<strong>Uyuşturucu kaçakçılarına yardım ettiği iddiasıyla tutuklanan</strong> Emin (<strong>Aslan</strong>) Bey hakkında yapılan işlemlere karşı çıktığım için, ona kefil olduğumu söylememden bir süre sonra bu açıklamalarından memnun olmayan&#8217;&#8230;&#8221;</p>
<p> Aynı satırları Avcı&#8217;nın kitabından okuyalım (s.480- 481) &#8220;<strong>Emin bey hakkında yapılan işlemlere karşı çıktığım, ona kefil olduğumu söylememden</strong> bir süre sonra bu açıklamalarından memnun olmayan&#8230;&#8221;</p>
<p> Baransu örneklerini verdikten sonra şunları söylüyordu köşesinde: &#8220;Koyu siyahla yazdığım kelimeler, Nedim&#8217;in kitapta olduğunu söyleyerek köşesine referans aldığı, fakat kitapta olmayan satırlar&#8230; İşte o satırlar şu soruları akla getiriyor&#8230; Yoksa Nedim&#8217;in Cemaat bölümünü yazdığı iddiaları doğru muydu? Nedim, kitabın basılmış son haline bakmadan, acaba kendisindeki metinden direkt copy- paste yaparak köşesine mi alıntı yaptı?&#8221;</p>
<p> Baransu ikinci yazısında ise Şener&#8217;in Silivri&#8217;den gönderdiği mektubu yayınlıyor ve ardından Şener&#8217;in mektuptaki kimi iddialarını çürütüyordu. Örneğin Şener mektubunda &#8220;Milliyet&#8217;te yayımlanan habere bak, kitaptan aynı olduğunu görürsün&#8221; diyordu. Baransu ise verdiği örneklerle Milliyet&#8217;te yayınlanan haberlerle Avcı&#8217;nın kitabı arasında da farklar olduğunu örnekleriyle gösteriyordu.</p>
<p>İşte bu köşe yazılarıyla, Avcı&#8217;nın kitabıyla ilgili kimi soru işaretlerini ve iddiaları açıklığa kavuşturmaya çalışan Baransu&#8217;nun 2010 Kasım ayında Karakutu Yayınlarından 15 bölümden oluşan 450 sayfalık &#8220;Mösyö Hanefi Avcı&#8217;nın Yazamadıkları&#8221; kitabı yayınlandı. Kitapta, Avcı&#8217;nın itirafçılarla ve Hizbullahçılarla ilişkisinden, Avcının önemli kimi isimleri dinlettiğinden ve Avcı&#8217;nın kitabındaki çelişkilerden bahsediliyor ‘ilk kez yayınlanan birçok bilgi ve belgeyle&#8217; beraber. Kitabın son bölümünde ise Baransu&#8217;nun, Avcı&#8217;nın kitabındaki iddiaları konuşmak için Avcı&#8217;dan Eskişehir&#8217;deki makamında 30 Ağustos 2010 günü saat 13:00 için randevu aldığı, 200&#8242;ün üzerinde soru çıkardığı ve röportajın ilk yarım saatinden sonra ortamın gerginleştiği, Avcı&#8217;nın Baransu&#8217;nun teybini kırdığı ve ardından da Baransu&#8217;ya &#8220;Yallah, çık dışarı&#8221; dediği o meşhur röportajın hikayesi var.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/23/baransu-sener-ve-mosyo/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/23/baransu-sener-ve-mosyo/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen’e ve cemaate haksızlık yapılıyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/03/fethullah-gulen%e2%80%99e-ve-cemaate-haksizlik-yapiliyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/03/fethullah-gulen%e2%80%99e-ve-cemaate-haksizlik-yapiliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 17:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[cemaatler]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15484</guid>
		<description><![CDATA[ Ufuk Coşkun
1988-89 yılları olsa gerek kendisiyle İzmir&#8217;de karşılaşmıştım&#8230; Yine sıkıntılı günler geçiriyordu. O dönemde de hakkında bir yığın menfi haber, dedikodu almış başını gidiyordu. F.Hoca cemaatin parasıyla İzmir&#8217;de zeytinlik, arsa, ev vs. aldığı yolundaki iddialara cevap veriyordu. Cemaate yönelik her dönem karalama kampanyaları yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır. Bugün İslamcısından, Milliyetçisine, solcusundan, tarikatçısına, Alevisinden, Kürdüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2010/10/Ufuk-Coskun-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /> <a href="http://www.sivildusunce.com/2011/04/fethullah-gulen%E2%80%99e-ve-cemaate-haksizlik-yapiliyor/" target="_blank">Ufuk Coşkun</a></p>
<p>1988-89 yılları olsa gerek kendisiyle İzmir&#8217;de karşılaşmıştım&#8230; Yine sıkıntılı günler geçiriyordu. O dönemde de hakkında bir yığın menfi haber, dedikodu almış başını gidiyordu. F.Hoca cemaatin parasıyla İzmir&#8217;de zeytinlik, arsa, ev vs. aldığı yolundaki iddialara cevap veriyordu. Cemaate yönelik her dönem karalama kampanyaları yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır. Bugün İslamcısından, Milliyetçisine, solcusundan, tarikatçısına, Alevisinden, Kürdüne varıncaya kadar birçok kesimin hoca ve cemaatine yönelik çeşitli nedenlerden ötürü olumsuz duygu ve düşünceler besledikleri bilinen bir gerçektir. Kimine göre bu cemaat bir çetedir kimine göre ABD&#8217;nin bir projesidir kimine göre Türkiye&#8217;yi yakın bir zamanda ele geçirecek çok gizli bir yapılanmadır kimine göre Fethullah Gülen ajandır, hatta Müslüman bile değil papazdır vs&#8230; Hayal dünyanızı geliştirerek sizde oturduğunuz yerden fevkalade bir şeyler bulup yakıştırabilirsiniz.</p>
<p>Fethullah Gülen hocanın öğrencisi lisede benim hocamdı. Tam iki yıl beraberdik. Öğretmen öğrenci ilişkisi<span id="more-15484"></span> yoktu aramızda. Beni kardeşi gibi gördü, kolladı, besledi, ders verdi, köyüme kadar gelip ailemle tanıştı vs.Sağ olsun kendisinden çok şey öğrendim. Said Nursi&#8217;nin neredeyse tüm eserlerini okumama vesile oldu. Sonra Fethullah hocanın kitaplarını okudum. Dergilerine abone oldum ve hala Zaman&#8217;da alır okurum. Ben ne bu hocamdan ne Risalelerden ne Fethullah Gülen&#8217;in kitaplarından nede cemaatin herhangi bir neşriyatından insanı kötülüğe teşvik edecek ve onu eline silah verip adam öldürtecek kadar ideolojik herhangi bir bilgiye rastlamadım. Başkalarının da rastladığını sanmıyorum..Sohbetlere katılıp risale okuyanlara kendi aralarında Kuran talebesi anlamına gelen şakirt derler.Bu şakirtlerin bugüne kadar ellerine sopa,satır,silah vs alıp meydanlarda olay çıkarttığı görülmemiştir.Yada belirli günlerde toplanıp toplumu tahrik edecek herhangi bir eyleme de girişmiş değillerdir.Yumuşak huyludurlar,çok okurlar en önemlisi de gönüllülük esasına göre iş görürler.Fedakardırlar. Ve zeki insanlarla çalışırlar. Ben cemaat için kendi evini şakirtlere veren çok insan tanıdım. İş adamı bir arkadaşım hala hiçbir zorlama ve teklif olmadan kazancının yarısını cemaate verir. Yurtdışına öğretmen olarak giden ve oralara mesken tutan binlerce gönüllü insan var. Bugün bu türden örnekleri ne bir sivil toplu örgütünde bulabilirsiniz nede başka oluşumlarda..</p>
<p>Cemaatin yeraltında faaliyet gösteren silahlı militanları yoktur. Bugün Fethullah Gülen cemaatine çete diyenler. Bu cemaatin nerede silahlı eylem gerçekleştirdiğini, hangi sivilleri nerede bombaladıklarını, nereleri yakıp-yıktıklarını ve kimlere suikast tertiplediklerini izah etmeleri gerekiyor.Fikirlerini beğenirsiniz yada beğenmezsiniz o başka bir mesele.Ancak cemaatin bugüne kadar şiddete dayalı hiçbir politikası olmamıştır.Aksine milliyetçileri kıskandıracak derecede milliyetçi,solcuları utandıracak kadar fakir-fukaraya önem veren, İslamcıların hayal bile edemeyeceği bir başarıyı yakalamışlardır.Bana kalırsa cemaate atılan bu türden iftiraların yegane nedeni kıskançlıktır.Türkiye&#8217;de filizlenen bir topluluğun bugün dünyanın hatır sayılır bir topluluğu haline gelmesine hazmedemeyen başarısızların attıkları iftiralardır bunlar..Geçenlerde İslamcı bir arkadaşım iyi de hoca efendinin yurtdışında faaliyet gösteren okullarında da marşlar okutuluyor ve bu bir asimilasyon örneği değil midir diye soruyordu..Türkiye&#8217;den birisinin çıkıp dünyanın neredeyse her bölgesinde okul açması oralarda insanı ve değerlerini anlatması az bir şeymiş gibi yada Türkiye&#8217;deki mevcut Tevhidi Tedrisat kıskacındaki okulların sorununa kendileri bir çözüm üretebilmiş gibi kafayı yurtdışındaki okullara takmıştı..</p>
<p>Fethullah Gülen cemaatine yönelik en çok dile getirilen iddialardan birisi de adına &#8220;sızma&#8221; dedikleri devletin kurumlarına sızıp bir zaman sonra ele geçirecekleri yolundadır. Bununla ilgili çok sayıda kitapta bulabilirsiniz. Bunlardan en moda olanı Hanifi Avcı&#8217;nın ve Ahmet Şık&#8217;ın yazdıklarıdır. Bu sızma denilen şey o kadar abartılı bir biçimde anlatılır ki sanki devletin güvenlik güçleriyle F.Gülen&#8217;in silahlı birlikleri arasında kıyasıya bir savaş vardır. Yada Fethullah Gülen hukuksuz yollarla devletin kalelerine adam yerleştiriyordur.Şüphesiz böyle bir şey söz konusu değil.Bugün herhangi bir cemaate yada bir sendikaya mensup birisi devletin açtığı sınavlara kayıt yaptırabilir, dershanelerde bununla ilgili dersler alıp bu sınavı kazanarak polis,subay, öğretmen,doktor vs olabilir..Burada hukuksuz bir durum söz konusu değildir.Bugün birçok sendika temsilcisinin üyelerine hak-hukuk gözetmeden torpille bürokrat yapması daha vahim ve utanç verici bir durumken legal yollardan memur olan birilerine sırf Gülen cemaatine takdir ediyor diye &#8220;bunlar devlete sızıyorlar&#8221; demek doğrusu haksızlıktır.Kaldı ki devletin kalelerine sızma tabiri Kemalist ideolojinin bilinç altımıza yerleştirdiği bir sahiplenme duygusunun açığa çıkmasından başka bir şey değildir.Yani devlet ve kurumlarına -cumhuriyet rejimin hakim olduğu iddia edilen bir yerde -birer kale muamelesi yapılıyorsa burada da hastalıklı bir durum var demektir.Demokrasinin olduğu bir yerde hiçbir kurum ve kuruluşa kale muamelesi yapılamaz.Eğer yapılıyorsa ve kendilerinden başka kimseyi buralarda görmeyi hazmedemiyorlarsa bu insanlar ya bu kurumları kendi kişisel menfaatleri içi kullanıyorlardır yada diktatör ruhludurlar.</p>
<p>Fethullah Gülen&#8217;e ve cemaate karşı çok yüklenildiğini ve onlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Hayatının bir döneminde onlara selam vermiş birisi olarak bugün dahi birçok konuda kendileriyle örtüşmüyorum. Gerek yapım itibariyle gerekse beslendiğim yer itibariyle böylesi kolektif yapılara pek sıcak bakmam. Ağabeycilik kültürünün hâkim olduğu bireylerin otonom bir statüye pekte sahip olamadıkları ortamlar bana göre değildir. Yani kısacası bu yazıyı yazan cemaate mensup birisi değildir. Kaldı ki bu kadar alenen kuşatma altında olan birilerine destek vermek için cemaate mensup birisi olmanıza da gerek yoktur. Azıcık vicdanı olan birisi bunu hemen fark edebilir. Bu insanların görüşlerini katılmayabilirsiniz, seversiniz yada sevmezsiniz ama bir gerçek var ki çok profesyoneller, kaliteliler, çalışkanlar, zekiler ve şiddet karşıtı vicdanlı insanlar. Bizim gibi özgürlüğe değer veren insanlara da, her dönem üzerlerinde fırtınalar kopartılan, akıl almaz iddialarla onlara karalama kampanyalarına tabi tutanlara karşın bu topluluğa sahip çıkmak düşer.</p>
<p>Eğer yapılanmalarından korkuyorsanız ve bu topluluğun bir proje olduğunu iddia ediyorsanız oturun sizde onlara karşı bir proje geliştirin. Fikre karşı fikirle mücadele edilir. Eğer onlar iyi yerlere geliyorlarsa siz onlardan daha fazla çalışın ve sizde iyi yerlere gelin.Okulları başarılıysa sizde okullar açın ve başarılı olun..Gazeteleri çok satıyorsa sizde kaliteli gazete çıkartın ve sizinki de çok satsın..Gittikçe büyüyorlarsa sizde öyle işler yapın ki size de inanacak fedakar insanlar olsun..Olmuyorsa, yapamıyorsanız sürekli bel altı vurarak kendinizi daha fazla aşağılamayın&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/03/fethullah-gulen%e2%80%99e-ve-cemaate-haksizlik-yapiliyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/03/fethullah-gulen%e2%80%99e-ve-cemaate-haksizlik-yapiliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Haliç’te Yaşayan Simonlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/18/halic%e2%80%99te-yasayan-simonlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/18/halic%e2%80%99te-yasayan-simonlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2011 09:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14404</guid>
		<description><![CDATA[  Erden Özkant
 1956 yılında dünyaya gelen Hanefi Avcı liseyi Ankara&#8217;da polis Kolejinde bitirdi. Ardından Polis Enstitüsünde eğitimine devam etti ve bilahare Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nden mezun oldu. Çeşitli yerlerde görev yaptı. En son Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğüne atandı ve bu görevdeyken iki bölümden oluşan ve Angora Yayınevi tarafından basılan &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/halicte_yasayan_simonlar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14405" title="halicte_yasayan_simonlar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/halicte_yasayan_simonlar.jpg" alt="" width="199" height="279" /></a>  Erden Özkant</strong></em></p>
<p> 1956 yılında dünyaya gelen Hanefi Avcı liseyi Ankara&#8217;da polis Kolejinde bitirdi. Ardından Polis Enstitüsünde eğitimine devam etti ve bilahare Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nden mezun oldu. Çeşitli yerlerde görev yaptı. En son Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğüne atandı ve bu görevdeyken iki bölümden oluşan ve Angora Yayınevi tarafından basılan &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat&#8221; kitabını yazdı. Avcı, 397 sayfalık ilk bölümde anılarını anlatırken, 200 sayfalık 2. bölümde ise Fethullah Gülen Cemaatini anlatıyor.</p>
<p>Kitap, Avcı&#8217;nın &#8220;Neden yazıyorum&#8221; başlıklı yazısıyla başlıyor ve Avcı burada şunları söylüyor: &#8220;Neden yazıyorum? Yazmak için kimsenin bir sebebi olmamalı. Okumak dünyada elzem olduğu halde, okumayan ülkemde yazmanın sebebi <span id="more-14404"></span>aranıyor, arıyoruz. İnsan kendine de soruyor. Neden yazıyorum? Neden yazmalıyım? Herkesin, bırakın kolayca, bin bir çabayla dahi gelemeyeceği bir noktadayım. Sayısını bilmediğim kadar çok olay içerisinde yer aldım, çok şey yaptım; ama yaptıklarımın bir kısmını yıktım ve tamamının yıkılması gerektiğine inanıyorum. Bu kitapla bir kısmını daha yıkmaya çalışacağım. Kendimce sağ görüşle, bazı değerlerle, belirli bir vatan, millet, ülke ahlak anlayışını kapsayan inançlarla büyüdüm. Daha yücesine özenerek yaşadım ama geçen zamanda, yaşayarak gördüğüm olaylar sonrasında bu yüce değerlerin bir kısmını sorgulamaya başladım. Bunlardan yalnız biri veya bir kısmı bile yazmam için yeterliydi.&#8221; İlerleyen sayfalarda Avcı şunları söylüyordu: &#8220;Ben Simonlaşmayacaktım. Yanlışı kim yaparsa yapsın karşı çıkacaktım; suç işleyenler kendi tarafımdan insanlar, kendi arkadaşlarım bile olsa veya ne kadar güçlü olursa olsun, bedeli ne olursa olsun karşı duracaktım. Aslında Simonlar her yerde, her örgütte var; insana değer vermeyen, özgürlüğü önemsemeyen, itaat kültürünün hâkim olduğu, grup menfaati için itaatin istendiği her yerde Simonlar var.&#8221; Anılarını anlatmaya başlamadan önce ise Avcı şunları yazmış: &#8220;Bir kitap yazmayı emekli olunca düşünmüştüm; genel kanaat de bürokratların ancak emekli olunca yazmaları gerektiği yönündedir. Ancak her şeyin bayatı tatsız olduğu gibi bilginin bayatı bir işe yaramayacağı, zamanında yapılmayan uyarıların anlamını yitireceği için kitabı bir an önce yazmaya karar verdim. Bundan dolayı dilin, üslubun ve eksikliklerin hoş görülmesini diliyorum.&#8221;</p>
<p>Avcı bu cümlelerin ardından ilk görev yeri olan Mersin anılarını anlatıyor. Bu bölümde PKK&#8217;lıların yaptıkları bir banka soygunundan, Acilciler operasyonundan, İhvancılar operasyonundan bahsediyor. Ardından 8 yıla yakın görev yaptığı Diyarbakır anılarını anlatıyor. Diyarbakır&#8217;daki Seren Operasyonundan, Burhan Nart olayından bahseden Avcı ardından da İstanbul anılarına geçiyor. Burada İstanbul operasyonlarından, İstihbarat Dairesinin ihtiyacı olan bazı teknik malzemeler ve özel cihazlar almak için İsrail&#8217;e gitmelerinden, Cem Ersever olayından bahsediyor ve Ersever olayıyla ilgili olarak şunları söylüyor: &#8220;Uzun sözün kısası, Cem Ersever cinayetinin faillerini bulması gerekip de bulmayanlar, bunun için hiçbir adım atmayanlar Cem&#8217;in failleridir.&#8221;</p>
<p>İstanbul anılarının ardından Ankara anılarından bahseden Avcı bu bölümde Susurluk Olayı&#8217;ndan, Cem Uzan olayından, Neşter 2 operasyonundan, Kayseri uyuşturucu operasyonundan bahsediyor. Burada Susurluk konusu önemli çünkü Avcı Susurluk Komisyonu&#8217;na verdiği ifadelerle Türkiye&#8217;de ün yaptı. O süreçte kimisi Avcı&#8217;yı &#8220;kahraman&#8221; kimisi ise &#8220;Fethullahçı Polis&#8221; ilan etti.</p>
<p>Ankara anılarının ardından Avcı Edirne anılarını anlatıyor kitabında ve Devlet bölümünü son görev yeri olan Eskişehir anılarıyla bitiriyor. 338. sayfada Ergenekon&#8217;a değinen Avcı &#8220;Ergenekon olayı nedir&#8221; sorusunu soruyor ve arkasından &#8220;Ergenekon olayı hakkında veya bugün mahkemelerde bu iddiayla ilgili olarak yargılanan kişiler hakkında çok şey bildiğimi söyleyemem.&#8221; diyerek başladığı cümlelerine şöyle devam ediyor: &#8220;Nasıl ki Susurluk Olayı terörle mücadele adı altında rejim muhaliflerinin, sistemi değiştirmek isteyenlerin susturulmasını sağlamak için hukuk dışı yollarla onları yok etme yöntemi, bu amaçla oluşturulan örgüt ve yapılar ve bunların zamanla bozularak maddi çıkarlara dayanan çeteleşme durumudur. Ergenekon da devletin rejim için öngördüğü temel ölçütleri yerine getirmeyen- getirmek istemeyen bir siyasi anlayışın iktidar olmasına mani olmak veya iktidar olmuş ise zorla, antidemokratik yöntemlerle onu devirmek anlayışını savunanların oluşturduğu bir birliğin adıdır. Daha açık bir ifadeyle anlatılırsa, Ergenekon demokratik yöntemlerle iktidara gelmiş bir hükümetin ve siyasi kadrolarının illegal yöntemlerle, zorla, şiddetle, militarist yöntemlerle devrilmesini ve siyasi kadrolarının ve siyasi anlayışının tasfiye edilmesini savunan bir anlayış ve düşünce çerçevesinde bir araya gelen bir gruptur&#8230;  Yargılama sonunda bir veya birkaç kişinin ceza alması, cezanın az veya çok olması hiç önemli değildir. Mühim olan bu düşünce ve anlayışın yanlış olduğunun mahkeme tarafından tescil edilmesi ve hukuk sisteminin bu yanlışlığı mahkûm etmesidir. Bana göre mahkeme bunu gerçekleştirdiği anda amaca ulaşılmış demektir.&#8221;</p>
<p>Cemaati anlattığı ikinci bölüme Avcı inanç dünyasından bahsederek başlıyor ve bu bölümde Emin Aslan olayına, Erzincan olayına, Deniz Baykal kaseti gibi birçok konuya değiniyor. Ancak ikinci bölümü okudukça <strong>insan &#8220;Ya birinci bölümü yazan Avcı değil ya da ikinci bölümü&#8221; diye şaşırıyor.</strong> Çünkü birinci bölümden yukarıda kısaca alıntıladığım Ergenekon tarifinden bambaşka şeyler anlatıyor Avcı ikinci bölümde. <strong>Bu bölümdeki Avcı&#8217;ya göre Ergenekon operasyonları fasa fisoydu, Gülen Cemaatinin komplolarıydı</strong> ve operasyonları yürüten tüm birimler görevden alınmalıydı. Bu bölüme göre: Danıştay saldırısı, savcının zorlaması ile Ergenekon&#8217;a dâhil edilmişti. Hrant Dink cinayeti, her yönüyle en ince teferruatına kadar araştırılmıştı, karanlıkta kalan hiçbir yeri bulunmuyordu ve Ergenekon operasyonu çerçevesinde yapılan kazılarda bulunan delillerle örgüt ilişkisi kurulamıyordu. Avcı&#8217;nın kitabın ilk bölümünde devlet eleştirisi yaptığını ve Ergenekonu illegal örgüt olarak kabul eden cümlelerini sıraladığını ancak ikinci bölümde herşeyi Gülen Cemaatinin yaptığını anlattığını ve Ergenekon&#8217;un içini boşaltmaya çalıştığını, &#8220;Bu olay hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim ama&#8221; diyerek başlayan cümlelerin &#8220;bu olayı cemaat yapmıştır&#8221; iddiasıyla bitirdiğini görüyoruz.</p>
<p>Ayrıca kitabın çıkış tarihi de dikkat çekiyor: Ağustos 2010. Yani referandumdan tam 1 ay önce. Bununla ilgili olarak Şamil Tayyar&#8217;ın Çelik Çekirdek kitabındaki sözlerine bakalım ve yazıyı sonlandıralım: &#8220;Kendi ifadesiyle kitap Polis Günü nedeniyle 10 Nisan 2010&#8242;da piyasaya sürülecekti. O tarihte kitapta &#8220;cemaat&#8221; bölümü yoktu. Bir operasyon kapsamında &#8220;cemaat&#8221; mensubu polisler tarafından dinlendiği kuşkusuna kapılmasıyla kitabın formatı değişti. NTV ekranından kamuoyuna duyurduğu gibi, tanıdığı bazı eski dostlarla yaptığı pazarlığın sonuç vermemesi ve kamuda dahi iyi gelecek umudunun tükenmesi üzerine, hem cemaat hem iktidarla hesaplaşmayı tercih etti. <strong>Bu hesaplaşma güdüsü, Avcı&#8217;yı, Susurluk sürecinde kavga ettiği derin unsurlarla koalisyona sürükledi. Çelişkilerle dolu Avcı usulü Haliç Paradigması böyle doğdu</strong>. 8 Ağustos 2010&#8242;da matbaaya gönderilen Haliç&#8217;in Simonları, referandum öncesi &#8220;karşı hamle&#8221; olarak Ergenekon sanığı Ergun Poyraz&#8217;ın &#8220;Takunyalı Führer&#8221; kitabıyla birlikte raflardaki yerini aldı. Yeni konumlanma, bu kitabı, Albay Dursun Çiçek imzalı, kamuoyunda &#8220;AKP ve Gülen&#8217;i Bitirme Planı&#8221; olarak bilinen İrtica ile Mücadele Eylem Planı&#8217;nın bir parçası haline getirdi sanki.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/18/halic%e2%80%99te-yasayan-simonlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/18/halic%e2%80%99te-yasayan-simonlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>100 Soruda Gülen Hareketi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/08/100-soruda-gulen-hareketi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/08/100-soruda-gulen-hareketi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Jan 2011 15:06:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14255</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
Fethullah Gülen ve onun telkinlerinin etkisiyle bir araya gelen insanlar &#8220;cemaatleştiler&#8221;, sayıları günbe gün arttı, medya ve ekonomi dünyasında etkinliklerini artırdılar, yurtdışına açıldılar, yurtdışında okullar açtılar. Dolayısıyla da başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkede merak edilen &#8220;Gülen ve Hareketi&#8221; çok sayıda kitaba, konferansa ve akademik çalışmaya konu oldu. Birçok kişinin sempati duyduğu cemaat, bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Erden Özkant</strong></em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gulen_hareketi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14256" title="gulen_hareketi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gulen_hareketi-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></a></p>
<p>Fethullah Gülen ve onun telkinlerinin etkisiyle bir araya gelen insanlar &#8220;cemaatleştiler&#8221;, sayıları günbe gün arttı, medya ve ekonomi dünyasında etkinliklerini artırdılar, yurtdışına açıldılar, yurtdışında okullar açtılar. Dolayısıyla da başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkede merak edilen &#8220;Gülen ve Hareketi&#8221; çok sayıda kitaba, konferansa ve akademik çalışmaya konu oldu. Birçok kişinin sempati duyduğu cemaat, bazı basın yayın organları ve bir kesim insanlar tarafından ise tehlike olarak görüldü ve görülmeye devam ediyor. Cemaati tehlike olarak gören kesim Ergenekon sürecinde ortaya çıkan belge ve bilgilerde cemaatin parmağının olduğunu düşündü ve bu kuşkuları Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat&#8221; adlı kitabında yer alan iddialarla birlikte ayyuka çıktı. Kimilerine göre &#8220;cemaattiler&#8221; kimilerine göre ise bir &#8220;Gönüllüler Hareketi&#8221;&#8230; Cemaat iseler birtakım temel gereksinimlerin karşılanmasını kolaylaştıran, ilişkileri geçmişten gelen değerlerin düzenlediği ve insanların herhangi bir zorlamaya tabi olmaksızın katıldıkları &#8220;geleneksel cemaat&#8221; miydiler yoksa modern toplumlarda veya cemaatlerde görülen gönüllü ilişkilerin esas olduğu ve ortak karara dayanan kurallarca yönetilen &#8220;yeni cemaatleşme tipi&#8221; miydiler? Bütün bu tartışmaların eşliğinde cemaat denince ilk akla gelen Gülen Hareketi ile ilgili şu sorular sıkça sorulmaya <span id="more-14255"></span>başlandı: Cemaatin temel ilkeleri nelerdir? Niye Fethullah Gülen? &#8220;Gülen hareketindeki&#8221; insanlara Gülen&#8217;in hangi söylemleri cazip geliyor? Gülen hareketi bir tarikat mıdır? Cemaat yapısı içinde bireyin yeri nasıl belirlenmiştir ve birey cemaate teslim olmadan özgür iradesini korumayı nasıl başarıyor veya başarabiliyor mu? Gülen&#8217;in laiklik anlayışı nasıldır? İran&#8217;daki gibi bir dini rejim istemekte midir Türkiye&#8217;de? Gülen cemaati devlete alternatif bir teşkilatlanma mıdır? Hareketin finans kaynakları nelerdir? Yurtdışına açılan okulların kaynakları nasıl sağlanıyor? Bu okulların gayeleri nelerdir?  Ve daha birçok soru&#8230; Evet, bütün bu sorular ve daha fazlası merak ediliyordu birçok insan tarafından. Gerçekten neydi bu Gülen Cemaati? Kimlerdi bunlar?</p>
<p>İşte tüm bu soruları, 1995 yılında Türkiye&#8217;nin ilk Doğu Raporu&#8217;nu yazdığında raporu büyük ses getiren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ( Mülkiye ) Öğretim Görevlisi ve Bugün gazetesi köşe yazarı Prof. Dr. Doğu Ergil&#8217;in Mayıs 2010&#8242;da Timaş yayınlarından çıkan yaklaşık 400 sayfalık &#8220;100 soruda Fethullah Gülen ve Hareketi&#8221; adlı kitabı cevaplandırıyor. Yukarıdaki soruların yanıtlarını hem Gülen&#8217;in kendi ağzından verdiği cevapların hem de Ergil&#8217;e sunduğu daha önce yayımlanmış beyanlarının derinlikli toplumbilimsel analizini içeren bu kitapta buluyoruz. Büyük bir çabanın ürünü olan kitabın hazırlanış aşamasında Ergil Fethullah Gülen ile 2 kez, Gülen&#8217;in uzun bir süredir yaşadığı ABD&#8217;nin Pennsylvania eyaletindeki ikametinde buluşup, görüşmüş.</p>
<p>Peki, ama yukarıdaki sorular kitapta nasıl cevaplandırılmış? Birçok sorunun sayfalar süren cevabı var kitapta ancak aşağıda 100 sorudan sadece 9 tanesini cevaplarını kısaltarak vereceğim. İşte o merak edilen soru ve cevaplardan bir demet&#8230;( Fethullah Gülen&#8217;in kısaltılarak FG, kendisini sayan ve sevenlerin deyişiyle Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin de kısaltılarak FGH şeklinde geçtiği kitabın başında okuyucuya duyuruluyor )</p>
<p>Soru 7) Gülen Hareketinin temel ilkeleri nelerdir?</p>
<p>Cevap) Kitapta bu sorunun cevabı 3 sayfa uzunluğunda. Ancak cevabı kitaptan şu cümlelerle aktarabiliriz: &#8221; Bu sorunun yanıtı, Fethullah Gülen&#8217;in bir din adamı olduğu gerçeğinden ayrı düşünülemez. Söylem ve eylemleri bir süreç içinde gözlendiği zaman FGH&#8217; nin gelenekle moderniteyi uzlaştırmaya çalıştığı görülür. Ona göre toplumun üç özelliği vardır: Toplumsal uyum- ki bunun somutlaşmış biçimi demokrasidir-, çalışma ve üretkenlik-ki bu kavramlar yatırımcılık ve girişimcilik biçiminde gerçekleşirken serbest pazar ekonomisinin gelişmesini de sağlar- bir de ahlak ve dayanışmanın toplumsal istikrarı sağlaması. Gülen öğretisindeki kuvvetli milli damar her zaman sezilir. İzleyicilerine; milletlerini güçlendirmeyi, diğer insanlara açılmayı ve geniş insanlık ailesini kucaklamayı salık verir. FGH bu konuda üç manevi aracı teklif eder: Tevazu, müsamaha ve kendini insanlığa adamak.&#8221;</p>
<p>Soru <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Bugün birçok İslam düşünürü, öğreticisi ve İslam adına çeşitli uygulamalar yapan insan ( icracı) varken FGH&#8217; nin öğretisinde izleyicilerine cazip gelen nedir?</p>
<p>Cevap) &#8220;Bu soruya üç yanıt verilebilir:</p>
<p>a- İçe kapalı değildir. Bu kitle, dünyayla barışık, billurlaşmakta olan Yeni Dünya&#8217;dan korkmayan, hatta onu kendi değerleriyle karşılamaya hazır bir topluluk oldu. Ancak bunu yaparken hiçbir zaman dinsel cemaatin dar sınırlarına sıkışmadı.</p>
<p>b- Otoriteyle kavgalı değildir; farklılıkların armonisini savunur. Siyasal grup ve otoritelerle ne kavgalı, ne de onlarla yol arkadaşı.</p>
<p>c- Dışsal, yani zorlayıcı bir ahlak anlayışına sahip değildir. Gülen ve izleyenleri için ahlak, insanın kendisiyle ve diğer insanlarla diyalogunun ölçüsü olmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için bir dışsal- otorite gerekmez.&#8221; Daha sonra kitapta a, b ve c şıkları tek tek açılarak cevap verilmiş soruya. Buradaki b şıkkı ise bana 31 Mayıs 2010 günü İsrail askerlerinin, Gazze&#8217;ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırmalarının ardından Gülen&#8217;in yaptığı açıklamaları ve açıklamanın ardından medyada kopan fırtınayı hatırlattı.</p>
<p>Soru 13) Gülen Hareketi bir tarikat olarak nitelendirilebilir mi? Manevi alana ilişkin öğretileri ve günlük hayata ilişkin pratikleri, ona tarikat denmesine olanak verir mi?</p>
<p>Cevap) &#8221; Gülen hareketinin temel dinamikleriyle klasik İslam tarikat geleneğinin dinamikleri benzeşmekle birlikte hareket, gerek bir sivil inisiyatif olarak örgütlenme biçimi, gerekse kültürleşme ( esas aldığı değerler ve onları uygulama ) biçimi ile tarikat örgütlenmesinden ayrışmaktadır. Tarikat, daha özel ve mahrem olana yöneliktir. Kişiyi ( salik&#8217;i yani tarikat yolunda olanı ) dünyadan soğutur, sosyal hayatın içinden kopararak bireysel ve ruhi tecrübe ve çileleri yöneltir. Üyelerini bütünüyle sosyal hayattan koparmasa da tarikat, daha katı, açılıma çok da dirençli disiplin içinde tutar. Gülen hareketi, tarikattan ziyade Mevlana, Yunus, Yesevi çizgisinde bir izdüşümüdür. Adeta onların çağdaş bir izdüşümüdür.&#8221;</p>
<p>Soru 15) Fethullah Gülen&#8217;in ilk izleyenleri, yeni geldikleri kent ortamında dini değerleri merkeze alan bir cemaat yaşamına ihtiyaç duyan insanlardı. Dayanışma ve yardımlaşma onlar için önemliydi. Bu cemaat yapısı içinde bireyin yeri nasıl belirlenmişti ve birey cemaate teslim olmadan özgür iradesini korumayı nasıl başaracaktı? Bu sorunu pratikte ve öğretide nasıl çözdünüz?</p>
<p>Cevap) &#8221; Sayın FGH, ‘Sorudaki cemaatleşmeyle alakalı hususlara aynen katılmak zor&#8217; dedikten sonra, sorunun ikinci bölümünü yanıtladı. Gülen düşüncesi ve dayanışma ideolojisinin önemli kavramlarından birisi ve bireyin topluluk içinde kaybolmasını engelleyen emniyet sübapı şura olgusudur. Kur&#8217;an&#8217;ın hükümlerine bağlanan şura olgusu, cemaat mensuplarının kendi aralarında aldıkları kararları ve düzenledikleri ilişkileri birbirlerine danışarak ve dayanışma içinde gerçekleştirmeleridir. Bu, inanan bir toplumun en önemli özelliğidir. FGH&#8217; ye göre eşitliğe, katılmaya ve dayanışmaya olanak veren şura, Kur&#8217;an- ı Kerim&#8217;de namaz ve infakla ( geçindirme, yedirip içirme) aynı çizgidedir.&#8221;</p>
<p>Soru 17) Fethullah Gülen&#8217;in laiklik anlayışı nasıldır?</p>
<p>Cevap) &#8220;FGH, yürürlükteki hukuk kurallarına bakarak laisizmin diyanetin dünya hayatına, idarenin de dini hayata karışmaması; herkesin kendi sosyal ortamında inancını özgürce yaşayabilmesi olarak anlaşılması gerektiğini savunuyor. FGH&#8217; ye göre insanlar, bir dine mensup olup olmama konusunda kendi serbest iradeleriyle karar vermeliler.&#8221; Kitapta bu sorunun cevabında Gülen, laik ve laikleşme arasındaki farktan da bahsediyor.</p>
<p>Soru 45) Gülen hareketini devlete alternatif bir teşkilatlanma olarak gören ve göstermek isteyenler var. Durum gerçekten böyle mi?</p>
<p>Cevap) &#8221; Bazıları diyorlar ki ‘Siz fahri elçilik yapıyorsunuz, fahri konsolosluk yapıyorsunuz, fahri ataşelik yapıyorsunuz, devletin alternatifi misiniz?&#8217; Buna benim cevabım şudur: Şayet, sizin ulaşamadığınız yerlerde, bazı kimseler bu işi yapıyorlarsa onları takdir etmek lazım. Demek orada bir boşluk varmış. Layıklar veya değiller, bu boşluğu o insanlar dolduruyorlarsa, sevinmek lazım; arkalarında durmak ve onları desteklemek lazım.&#8221;</p>
<p>Soru 51) Hareketin finans kaynakları nelerdir? Bağışlar şeklinde başlayan kaynak temini, küresel bir etkinlik ağını şu anda nasıl ayakta tutmaktadır?</p>
<p>Cevap) &#8221; Rabıta&#8217;nın veya ABD&#8217;nin maddi yardıma bulunduğundan tutun, çeşitli istihbarat örgütlerine angaje olunduğuna varıncaya kadar değişik iftiralarla karalamaya çalıştılar. ‘Çamur at, yapışmasa da izi kalır&#8217; felsefesinden hareket ettiklerini zannettiğim bu insanlar, kendi düşüncelerinde asla başarıya ulaşamadılar. Bizim alnımız ak ve açıktır, hayatımızın hiçbir döneminde, daha sonraları yüzümüzü kara çıkartacak, bu kabil şeyler içine hiç mi hiç girmedik. Bundan sonra da Allah&#8217;ın izniyle girmeyeceğiz. Evet, böylesi büyük çapta hizmetlerin gerçekleşebilmesi için maddi kaynaklara ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Biz onu hep, Efendimiz&#8217;in sünnetinde gördüğümüz usul üzerine halka dayanarak götürmeye çalıştık. Elbirliğiyle çalıştık ve çeşitli vesilelerle halkımıza tercih ettik. Onlar da destek verdiler. Bu konuda halk önünde de, Hak katında da veremeyeceğimiz bir kuruşluk hesabımız yoktur.&#8221;</p>
<p>Soru 80) Okulların güttüğü gaye nedir? Başlangıçta neydi, şimdi nedir?</p>
<p>Cevap) &#8221; Sevgi, barış, hoşgörü ve kültürler arası diyalogu esas almış, kendi milli ve manevi değerlerine saygılı, dünyayı güzel okuyabilen nesiller yetiştirerek bu ülkelerle Türkiye arasında olduğu kadar kendi aralarında da köprüler kurarak dünya barışına katkı sağlayan nesiller meydana getirmek. Okulların açılış amacı; devletin sırtındaki eğitim yükünü hafifletmek, aynı zamanda milli ve manevi değerleri ön planda tutan, evrensel değerlere sahip çıkan bilinçli gençler yetiştirmektir. Bu amaç, okullar açıldığında da böyleydi, şimdi de bu şekilde devam etmektedir.&#8221;</p>
<p>Soru 91) Okulların finansman ihtiyacı veya açığı nasıl karşılanmaktadır?</p>
<p>Cevap) &#8221; Genel itibariyle okullar paralı eğitim vermektedir. Okulların finansman ihtiyacı öğrenci gelirlerinden karşılanmaktadır. Finansman açığı oluştuğunda kurucu şirket ortakları tarafından takviyeler yapılarak bu açıklar kapatılır. Müşterek ev sahibi devletle ortaklaşa açılan okulların belirli masrafları yerel idare tarafından karşılanmaktadır. Ayrıca durumu müsait olan velilerden yardım alınmaktadır. Bunun yanında eksik finansman açığı orada iş yapan ve Gülen felsefesine sempati duyan hayırsever işadamları tarafından karşılanmaktadır.&#8221;       </p>
<p>Özetini anlattığım kitap &#8221; Cemaat, cemaatleşme ve Gülen topluluğunun tarihsel perspektif içinde değerlendirilmesi&#8221; başlıklı sonsöz ile bitiyor. Tabii, Gülen Hareketi ile ilgili kafalardaki soru işaretleri de cevaplanıyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/08/100-soruda-gulen-hareketi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/08/100-soruda-gulen-hareketi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cemaat&#8217;ten korkanlar klübü</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/14/cemaatten-korkanlar-klubu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/14/cemaatten-korkanlar-klubu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2010 08:31:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=12694</guid>
		<description><![CDATA[Gündemin &#8216; Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar &#8216; kitabıyla meşgul edilmesi programı, amacına uygun bir şekilde işliyor.
 Ergenekon Davası, söylentilerinden, davalaşmasına kadar geçen uzun zaman aralığından sonra, gündeme gelmesiyle birlikte Kemalist-Ulusalcı kesimin inkar, sahiplenme, kuru kuruya savunma, sulandırma gibi yöntemler ile sekteye uğrattılan bir süreci yaşadı, dolayısı ile devlet-ordu başlığında gerekli şeffaflaşmalar halen olması gereken seviyeye ulaşamadı. Hukuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/cemaat_korkusu.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/ataturkculuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-12697" title="ataturkculuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/ataturkculuk.jpg" alt="" width="200" height="213" /></a>Gündemin &#8216; <em>Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar</em> &#8216; kitabıyla meşgul edilmesi programı, amacına uygun bir şekilde işliyor.</p>
<p> Ergenekon Davası, söylentilerinden, davalaşmasına kadar geçen uzun zaman aralığından sonra, gündeme gelmesiyle birlikte Kemalist-Ulusalcı kesimin inkar, sahiplenme, kuru kuruya savunma, sulandırma gibi yöntemler ile sekteye uğrattılan bir süreci yaşadı, dolayısı ile devlet-ordu başlığında gerekli şeffaflaşmalar halen olması gereken seviyeye ulaşamadı. Hukuk üstünlüğünün, &#8216; <em>falanca mahkeme bizim</em> &#8216; ses kayıtlarıyla tarumar olduğu bir ülke de, bu davanın hukuksal seyri de olması gereken boyutlara maalesef ulaşmadı. Bunun sonucu olarak, demokrat kesimin talepleri yerini bulmadığı gibi yasakçı-derinci kesimin de hayalleri gerçek olmadı. İçinde liberalinin, solcusunun hatta İslamcısının da bulunduğu demokrat kesim, kendi siyasi muhalif duruşlarının gereğince suç duyurularında bulunmaya, yazmaya, konuşmaya devam etti. Aynı süreçte Ergenekon yapılanmasının varlığını inkar eden, hatta içten içe gerekli gören kesim ise derin işlevlerine devam etti. Bunların sonuncusu olarak <strong>Hanefi Avcı </strong>gündemi belirdi.<span id="more-12694"></span></p>
<p> Açıkçası ben Avcı&#8217;nın kitabını okumayan azınlıktanım. Okusaydım dahi, o dönem Avcı&#8217;nın tutuklanması gündemi gerçekleşmemiş olacağından mevcut kurguyu yakalayamamış olacaktım. Çünkü bu ülke de siyasi cinayetler, siyasi kitaplar, siyasi uygulamalar genellikle oldukları dönemde &#8216; <em>kurgusal</em> &#8216; olmalarından kaynaklı olarak anlaşılmazlar, daha doğrusu ifade ettikleri, aslında ifade ettikleri şeyler değildir. Örtme, çarpıtma, yön verme siyaseti her dönem vuku bulduğundan ancak uzun sürelerden sonra, vicdanına karşı artık pes etmiş kişilerin itiraflarıyla yahut birbirini doğuran olayların, zaman sayesinde bir araya getirilmesiyle anlaşılır.</p>
<p> Ne oldu? Hanefi Avcı bir kitap yazdı. Kitap günlerce gündemde kaldı. Pat, sonra Hanefi Avcı tutuklandı. Medyada vuku bulan bu hadise üzerine Avcı&#8217;nın kitabıyla ilgili tutuklandığı, yahut Fetullah Gülen Cemaatinin kendi aleyhlerinde yazılıp çizilenler nedeniyle, &#8216; <em>derin yapılanmalarını</em> &#8216; (?) devreye sokup, Avcı&#8217;yı tutuklattığı imajı çizilmeye çalışıldı. Bu ülkede üç beş yıl geriye dahi bakarsanız bunun bir senaryo olduğunu anlamanız öyle zor değil, yaşadıklarımız yaşayacaklarımızı yarattığından, Avcı gündemi kurgusal, sentetik, bilinçli bir eylemin sadece roller dağıtılarak uygulanışıdır.</p>
<p> Elbette ispatsız konuşmalar, yahut delili olmayan inkar, iddialar açısından ahlaki ve doğru değildir. Öyle ise biraz mantık yürüterek bakalım; Avcı Ergenekon kapsamında ifade vermiş, tutuklanacağını en azından adı geçmesi nedeniyle risk altındaki isimlerden biri olduğunu biliyordu. Zamanında kendisi Fetullah Gülen Cemaatine yakındı. Bu yakınlığın nedeni Ergenekon işlevi miydi, yoksa kendiliğinden gelişmiş olan yakınlık mıydı, işin o kısmını bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki o da, Ergenekoncu kesimin Cemaat antipatisi ve hatta Ergenekon Davasını sulandırma işlevlerinden birinin de, gündemi Cemaati hedef göstermeye yönelik çalışmalar olduğu. Bu eylemin bir taşta iki kuş vurma gibi bir niyeti var zira bu sayede hem Ergenekon Davası suçluları unutturulmaya çalışılacak, hem de Cemaat zaten istenildiği gibi zarar görecek. İşte bu niyetin son ayağında Avcı devreye giriyor, kitap yazıyor, Cemaati itham ediyor ve tutuklanıyor ve sonra hiç de sürpriz olmayan bir gelişme olarak Avcı&#8217;nın avukatlığına CHP&#8217;li isimler soyunuyor. Dün &#8216; <em>Ergenekon&#8217;un avukatıyız</em> &#8216; diyen isimleri bu gün Avcı&#8217;nın avukatlığını yaparken görüyoruz. İşte bu somut gelişme, Avcı&#8217;nın geçmişteki Cemaat yakınlığının nedeninin, Ergenekon siyaseti olabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor. Cemaat aleyhtarlığının Ergenekon gündemiyle paralel yürütüldüğü düşünülünce tüm ihtimaller kuvvetleniyor. Çünkü çok bariz bir biçimde Ergenekon yumuşatma çalışmaları başlığında bilinçli olarak Cemaat gündeme getiriliyor, bir nevi bir kesimin Ergenekon&#8217;u var ise, bir kesimin &#8216; Cemaati &#8216; var demeye getiriliyor. Sonuçta, &#8216; Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar &#8216; yerine, &#8216; Silivri&#8217;de yaşayan simonlar ile Cemaat paranoyası yaşayan sazanlar &#8216; gerçeği ortaya çıkıyor, elbet görmek isteyene&#8230;</p>
<p> Cemaat demişken, buraya kadar yazdıklarımla Cemaat&#8217;i savunmak yahut aklamak gibi bir gayem olmadığını hemen belirteyim. Sadece dün yaşadıklarımıza bakıp, bu gün yaşadıklarımızı isimlendirmeye çalışıyorum.</p>
<p> Son olarak, Cemaat üzerine kafa yoranlardan &#8216; <em>tutkal</em> &#8216; deyip geçmekten öteye geçmeyen sevgili Şerif Mardin&#8217;e; &#8216; Cemaat şeffaflaşmalı &#8216; diyen Ali Bayramoğluna bakıp, bu ülke de çok önemli profesörlerin, çok değerli köşe yazarlarının dahi Cemaati tanımadığına şahit oluyorum.</p>
<p> Cemaat bu güne kadar şeffaflaşmadığı için, ketumluğundan kaynaklı olarak bu denli tutunabildi. Ayrıca Bayramoğlu&#8217;nun, &#8216;şeffaflaşmak&#8217;tan kastının maksadını aşmamasını temenni ediyorum, çünkü Ergenekon karşısına oturtulmaya çalışan Cemaatin, Ergenekon ile aynı cümlede dahi anılmaması gerektiğini düşünüyorum. Cemaat sivildir, kumpas, kaos, şiddet gibi yöntemleri asla kullanmamıştır. Derin bir yapılanma olan Ergenekon gibi illegal olduğu halde &#8216; devlet &#8216; ek kelimesiyle legal olmaya çalışmamıştır. Bir gurup insanın kendi içinde madden ve manen bir araya gelişinin şeffaflaşacak ne yanı olabilir ki? Özetle, görmeyenlere inat bir bakış açısına göre zaten şeffaflar; bir bakış açısına göre ise şeffaf olmamaları aslında şeffaf olmadıklarından değil, varlıklarının, bu ülkedeki şartlar nedeniyle tehlike olmaması durumunda dahi tehlikeymiş gibi gösterilmesindendir. Bayramoğlu ve onun gibi düşünenler, önce şeffaflaşma karşıtı sistemi çözmek zorundadır.</p>
<p> Bir başka açıdan baktığımızda, Cemaat İslam adına gelenekçi görünse dahi mevcut yapıcı siyaseti nedeniyle Yenilikçidir. Yenilikçilik, geleneğin karşısına düşmesi hasebiyle tutması zor bir oluşumdur. Ancak Yenilikçilik, kişinin-talibinin elinden alınanın yerine daha iyisini verdiği taktirde, hem gelenekçiliği ortadan kaldırır, hem de yerini sağlamlar. En basit şekliyle örneklemem gerekirse, Cemaat,  başörtüsü sorununda, yahut çok cüzi maaşlar ile çok yoğun çalışmalar talep ettiği bireylerinin elinden aldığı örtüsünün, vaktinin, emeğinin karşılığında, eline &#8216; <em>hizmet</em> &#8216; kelimesiyle ifade ettiği, Allah&#8217;ın rızasını verdiği için, bu denli başarılı olabiliyor. İşte o tutkalın, örneklemesi budur. İşte bu tutkal bu nedenle bu denli tutkun olabiliyor, hem anlamayanlara, hem de anlamakta zorluk çekenlere izahımdır.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13075" title="kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="190" height="278" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMANLA</strong> savaşır.</p>
<p>Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.</p>
<p>Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.</p>
<p>Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar.</p>
<p>Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.</p>
<p>Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/14/cemaatten-korkanlar-klubu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/14/cemaatten-korkanlar-klubu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hanefi Avcı’nın Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/hanefi-avci%e2%80%99nin-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/hanefi-avci%e2%80%99nin-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2010 19:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11696</guid>
		<description><![CDATA[[4 Ekim 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hanefi Avcı olayı hali hazırda &#8220;çok bilinmeyenli&#8221; bir muamma. Dolayısıyla belki de en doğrusu şu aşamada hiç bir şey söylememek. Ancak ben, gözümün önünde tuhaf şeyler yaşanırken ve bunlara dair bazı sezgiler edinmişken, risk alıp bir şeyler söylemeyi seçtim.
İlk diyeceğim, şu &#8220;komünist terör örgütüne yardım ve yataklık&#8221; hikayesinin hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[4 Ekim 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/hanefi-avci-nin-dusundurdukleri-299167.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hanefi Avcı olayı hali hazırda &#8220;çok bilinmeyenli&#8221; bir muamma. Dolayısıyla belki de en doğrusu şu aşamada hiç bir şey söylememek. Ancak ben, gözümün önünde tuhaf şeyler yaşanırken ve bunlara dair bazı sezgiler edinmişken, risk alıp bir şeyler söylemeyi seçtim.</p>
<p>İlk diyeceğim, şu &#8220;komünist terör örgütüne yardım ve yataklık&#8221; hikayesinin hiç aklıma yatmadığı. &#8220;Sağcı&#8221; kimliği bilinen, dürüstlüğünü 28 Şubat&#8217;ta ispat eden, yazdığı kitapla da epey liberal görüşler savunan bir polisten bahsediyoruz. Zaten kurulan &#8220;örgüt bağlantıları&#8221; da çok zorlama duruyor. Hele de tutuklama gibi ağır bir karar için.</p>
<p>&#8220;Tutuklanacağını biliyordu, önleyici saldırı olarak kitap yazdı&#8221; argümanı da, kimse kusura bakmasın, yine pek ikna edici değil. Biz ikna olsak dünya olmaz. Zaten okuyan herkes<span id="more-11696"></span> görebilir ki, Avcı, uzun yılların tecrübelerini damıtarak ve bir takım felsefi sonuçlara vararak yazmış kitabını. Öyle basit bir &#8220;manevra&#8221;ya benzemiyor.</p>
<p>Peki bunları söylemekle, Avcı üzerinden &#8220;cemaat&#8221;i hedef alanlara katılmış mı oluyorum?</p>
<p>Hayır. Öncelikle şunu söyleyeyim: Avcı, söz konusu cemaatin &#8220;görünmeyen&#8221; kısmından söz ediyor, ama ortada zaten açıkça görünen dev bir organizasyon var. Yüz küsur ülkede binden fazla okul, onlarca sivil toplum kuruluşu, yardım derneği, vs. Bunların hepsi demokratik toplumlarda tümüyle meşru faaliyetler. Dahası, Türkiye, İslam dünyası ve hatta insanlık için bence son derece de hayırlı işler.</p>
<p>Bu &#8220;hizmet&#8221;e şiddetle düşman olan, elinden gelse yok etmek isteyenler ise, demokrasinin ne olduğundan bihaberler. Bunun da ötesinde bazıları düpedüz &#8220;din düşmanı.&#8221; Ve kendilerine pabuç bırakmaya hiç niyetim yok.</p>
<p>Ancak Avcı&#8217;nın suçladığı da, &#8220;cemaat&#8221;in &#8220;devlet&#8221; içinde var olduğunu ileri sürdüğü &#8220;örtülü&#8221; kısmı.</p>
<p>Peki bu çok bilinmeyenli muammaya dair en kötü ihtimali, yani Hanefi Avcı&#8217;nın haklı olduğunu farz etsek, ne çıkar bundan?</p>
<p>Laik kesimden çoğu kimsenin, &#8220;şeriat düzeni geliyor, o çıkar!&#8221; diyeceğine eminim.</p>
<p>Oysa bence çıkan şu: Onyıllardır ceberrut bir laikliğin tehdidi altında yaşayan, 28 Şubat&#8217;ta topun ağzına konan, son 10 yılda da &#8220;her an yeniden bastırabilirler&#8221; diye endişe eden sivil bir dini hareketin, temelde &#8220;savunma&#8221; amacıyla başlattığı bir mücadelenin giderek yer yer &#8220;aşırı reaksiyon&#8221;a dönüşmesi&#8230; Komplo teorileriyle bezenmiş aşırı kuşkuculuğun, bir tür &#8220;McCarthycilik&#8221; noktasına gelmesi&#8230;</p>
<p>Bu aşırı kuşkuculuğun izlerini zaten bazı medya yorumlarında görüyoruz. Ergenekon çerçevesinde örgütlenen darbecilerin varlığı bence de aşikar; ama bunun &#8220;tüm kötülüklerin anası&#8221; haline getirilmesi, dahası bu komplocu yorumları paylaşmayanların bile &#8220;Ergenekoncu&#8221; sayılır hale gelmesi, çok abartılı.</p>
<p>Böyle düşünen bir zihin, eğer polis şefi ise, acaba ne yapar? Kendisi gibi düşünmeyen meslektaşlarını, Avcı&#8217;nın anlattığı gibi, tasfiyeye kalkar mı? Doğru gördüğü bir amaç için yanlış araçlara başvurur mu?</p>
<p>&#8220;Cemaat&#8221;teki dostların görmesi gerek ki, bu sorulara karşılık gelen imaj, kendileri ne derlerse desin, milyonlarca insanın gözünde kesin bir gerçek haline gelmiş durumunda. Bu da hareketi, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin baştan beri tavsiye ettiği &#8220;diyalog, hoşgörü, anlayış&#8221; gibi ilkelerin uzağına itiyor. &#8220;Korkutucu&#8221; gösteriyor.</p>
<p>Bu tablonun &#8220;hizmet&#8221;i gölgelemesinden, daha da önemlisi, o &#8220;hizmet&#8221;in hizmet ettiği Hakikat&#8217;i perdelemesinden korkarım.</p>
<p>Dolayısıyla da cemaate yeni bir &#8220;açılım&#8221; lazım gibi geliyor bana. 70&#8242;li yılların düşman kamplarını diyalog masasına oturtan Abant Platformu, mesela, mevcut kutuplaşmaya da el atsa, &#8220;Ergenekoncu&#8221; denenlere de elini uzatsa, fena mı olur?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/04/hanefi-avci%e2%80%99nin-dusundurdukleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/hanefi-avci%e2%80%99nin-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gençliğin ideolojik sancıları üzerine</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/gencligin-ideolojik-sancilari-uzerine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/gencligin-ideolojik-sancilari-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 10:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10528</guid>
		<description><![CDATA[Burak Örkün
Ben 24 yaşında, genç bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Çocukluğumun geçtiği mahallede, üzerine katran boyalar çekilmiş yasak yazılar vardı duvarlarda. O yazıların &#8220;ne olduğunu&#8221; kime sorsam cevaplayan her kişi bir &#8220;Lenin&#8221; bir &#8220;Feuerbach&#8221; edasında, önce derin bir ah çekerek hikâyeler anlatmaya başlardı.
Aslında o gün anlamalıydım bu &#8220;toplumsal hikâyeciliğin&#8221; efsunlu mantığını. İslam&#8217;ı yani kendi dinimizi dahi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/elvis.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/elvis.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10530" title="elvis" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/elvis-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" /></a>Burak Örkün</strong></em></p>
<p>Ben 24 yaşında, genç bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Çocukluğumun geçtiği mahallede, üzerine katran boyalar çekilmiş yasak yazılar vardı duvarlarda. O yazıların &#8220;ne olduğunu&#8221; kime sorsam cevaplayan her kişi bir &#8220;Lenin&#8221; bir &#8220;Feuerbach&#8221; edasında, önce derin bir ah çekerek hikâyeler anlatmaya başlardı.</p>
<p>Aslında o gün anlamalıydım bu &#8220;toplumsal hikâyeciliğin&#8221; efsunlu mantığını. İslam&#8217;ı yani kendi dinimizi dahi menkıbelere yani minik hikâyeciklerle yaşamaya çalışırken, ihtilal dönemlerini ah çektiren uzun hikâyeciklerle anlatmamız ne kadar yadırganabilirdi ki?</p>
<p>Bir taraf ithal ideolojik saplantılarla kıvranırken diğer taraf aşırı dozda pompalanmış bir milliyetçilikle toplumsal bir kutup oluşturuyordu. İki tarafın da ortak yönü <span id="more-10528"></span>hikâyeleriydi.</p>
<p>Aradan otuz seneye yakın bir vakit geçtikten sonra bakıyoruz ki bazı şeyler değişmiş. Tabii değişmeyenler de var. Abdülhamid&#8217;i tahtan indiren &#8220;ittihatçı&#8221;" statüko değişmemiş mesela. O gün hürriyet getireceğiz diye ülkenin ordularını Rus ve İngilizler karşısında sapır sapır dökenler bugün hız kesmeden yollarına devam ediyorlar. Bu şovenist güruh, OHAL ilan edelim, 312. Maddeyi kaldırmayalım, anayasa referandumuna gitmeyelim diyerek ağırlıklarını ve siyasal baskı mekanizmalarını kullanıyorlar.  Tüm bunlara karşı olumlu gelişmeler de yok değil.<br />
Kendi mahallelerimizin duvarlarına yazı yazmanın ötesine geçiyoruz yavaşça. Son dönemlerde gündeme gelen <strong>Uluslararası Türkçe Olimpiyatları</strong> bunun güzel bir örneği. Türkçe Olimpiyatları gibi jeokültürel bir durumun askeri darbe döneminin &#8220;siyasi çıkmazlarını&#8221; aşmakla ilgisi ne diye düşünebilirsiniz. İş şu ki, o günün ithal veya dayatma ideolojileriyle kendi sınırlarımızda bize kovboyculuk oynatanlara inat bugün uluslar arası arenada Türkçe önemli bir yere gelmiş ve Türkiye daha çok zikredilen ve dikkate alınan bir örnek haline gelmiştir.</p>
<p>Bunu destekleyen bir görüş de <strong>Foreign Policy</strong> dergisinin dış ilişkiler komisyon üyesi <strong>James Traub&#8217;tan </strong>geliyor<strong><em>: </em></strong><strong><em>Dünyanın prestijli dış politika dergilerinden </em></strong><em>Foreign Policy&#8217;nin<strong> yazarı ve Dış İlişkiler Konseyi üyesi</strong></em><strong> James Traub, <em>Brüksel ve Washington&#8217;ın Türkiye&#8217;nin dinamiklerini anlamakta güçlük çektiğini söyledikten sonra oğluna bir tavsiyede bulunuyor: Türkçe öğren! &#8220;Oğlum, gelecekte işine yarayacak Avrupa dilleri dışında bir lisan öğrenmek istiyor. Daha önce Arapça ya da Hintçe öğrenmeyi planlıyordu ama geçtiğimiz birkaç haftanın ardından ben Türkçe öğrenmesinin daha yerinde olacağını düşünüyorum. Birdenbire herkes Türkiye&#8217;de ne olduğunu merak etmeye başladı ama tam olarak ne olduğunu bilen de yok gibi görünüyor&#8230;&#8221;Türkiye eski Türkiye değil ve artık istese de olamayacak. Bilinçli ya da bilinçsiz, bu ülke öyle bir konuma sürüklendi ki, şimdi herkes bu konumu anlamlandırmaya çalışıyor.</em></strong></p>
<p>İşte bu akımın etkisinde, bu kadroların ülke içi ve dışında yetişen milliyetçi-muhafazakâr ama bir yanıyla da dünyaya yüzü dönük liberal gençleri gelişmiş ülkeleri şaşırtmaya devam ediyor. <strong>Traub&#8217;un</strong> anlamlandıramadığı da budur. Bu toprakların tekrar dirilmek için kullandığı &#8220;<strong>Osmanlı Refleksi</strong>&#8221; liberal bir atılım süreciyle bütünleşiyor.</p>
<p>Diğer yanda ise statükonun elinde kalan, seküler-laik bir pozisyon alan ve her dönem en çok yakındığımız &#8220;padişahım çok yaşa-cılardan&#8221; olmaktan bahtiyar başka bir grup var. Ellerinde <strong>27 Mayıs 1960&#8242;ta</strong> &#8220;<em>Kahraman Türk Ordusu Bütün Memlekette Dün Gece Sabaha Karşı İdareyi Ele Aldı</em>&#8221; manşetiyle nam salmış o meşhur gazeteleriyle dolaşıp hala ve hala istemedikleri siyasi bir iktidara karşı askeri yeğleyen bu grup kutbun diğer yanını oluşturuyor. İşte demokrasi bu noktada sekteye uğruyor. Nasıl ki demokratlığını, <strong>Soros</strong> vakıflarına üyelikle taçlandırdığını düşünen garip gençlerimiz varsa, milliyetçi ve ulussever olmayı 1923&#8242;ten yana geliştiremedikleri ve toplumda bir karşılık bulamamış altı olgu üzerinde sabitleyen gençlerimiz de var ve iki taraf da aynı hataya kurban gidiyor. İki taraf da sabitleyici unsurlar yüzünden oturup konuşamıyor ve birbirlerini anlayamıyorlar.</p>
<p>Statükonun yaptırımları da bu duruma tuz biber ekiyor. Benim siyasi ve karakteristik anlamda kendimi henüz bir yere koyamadığım lise yıllarında -ki o zamanlar ha solcu bir grup ha ülkücü bir türkü dinlerdik çoğumuz- statükonun bu yaptırımları üzerimizde hayli hissedilir bir baskı oluştururdu. Örneğin aynı sınıfta okuduğumuz bir &#8220;Kürt&#8221; arkadaşa güvenmek ya da onu sevmek suç gibi gelirdi. Yoksa ben vatanımı sevmiyor muydum(!) diye düşünürdük bu baskı mekanizması yüzünden. Ya da geometri hocasından izin alıp &#8220;Cuma Namazına&#8221; giden dini hassasiyetlere sahip bir arkadaşın hücre evinde mi yaşadığı sorusunu bilinçaltımıza yerleştiren gene aynı mekanizma ve aynı siyaset mühendisleriydi. Statükonun elindeki oyun hamurlarıydık; sıkıldıkları zaman köşeye atabilecekleri&#8230;</p>
<p>Köşeye attıkları sadece biz değildik. Daha ertelenmiş neler var! Burada <strong>Füsun Üstel&#8217;in &#8220;Yurttaşlık ve Demokrasi&#8221; adlı kitabından,  </strong>konuyu daha iyi anlamak için bir bölüm aktaralım: <em>&#8220;</em><em>Bugün gelinen noktada demokrasi ideali, reel demokrasilerin yaşadığı bütün sarsıntılara rağmen &#8220;çözüm&#8221; sunma niteliğini koruyor. Üstelik ne sosyal bilimciler, ne hükümetler, ne de her düzeyden siyaset oluşturucular, ulus-devlet ve modernitenin baş aktörü olan yurttaşın dışında yeni bir kamusal aktör üretebilmiştir. Yüzyıl başı ile sonu arasındaki en temel fark ise, yurttaşlığı ulus-devlet modeli içinde tanımlanan hukuksal-siyasal içeriğinden sıyrılarak farklı aidiyet, konum ve duyarlılık biçimlerini de içine alacak şekilde sivilleşmesidir. Dolayısıyla tartışma ve çözüm önerileri, yurttaşlığın yeniden tanımlanması üzerinde odaklanıyor. Yurttaşlığın yeniden tanımı ise, devlet-sivil toplum-kamusal alan denkleminin yeniden kurulmasını, demokrasilerin söz konusu değişken geometrili yurttaş tipi üzerinden yeniden inşa edilmesini gerektiriyor.&#8221;</em><strong>  </strong><br />
Füsun Üstel&#8217;in üzerinde durduğu nokta tam da bu anlamda yazının ana fikrini destekliyor. Ülke nüfusunun ağır bölümünü oluşturan &#8220;genç kitle&#8221;,  bahsi pasajda da geçen &#8220;geometrili yurttaş&#8221; tipine gerçekten uyuyor. Devlet-sivil toplum ve kamusal alan üçgeni de bu geometrik yaklaşımın içinde daha rahat anlaşılabiliyor. Hiçbir genç yurttaş, statükonun oyun hamuru olmadan yeniden tanımlanarak bir kimlik edinmeli. Bu tanımlama sürecinde en önemli görev sivil topluma düşüyor. Zira sivil toplum, <strong>ulus-devlet </strong>anlayışına boş vermese de mola verdirerek bu süreci rahatlatacak tek inisiyatiftir.<br />
Otoriteye bağlı ve sadık yorumlar ise sadece bu süreci yavaşlatır, gençliğin herhangi bir ideolojik reaksiyona girme alanını daraltır. Bu konuda <strong>Oral Sander&#8217;in </strong>saptamaları ilginç(!) &#8220;<strong>Siyasi Tarih 1919-1994&#8243; </strong>adlı kitabında &#8220;<strong>ulus-devlet&#8221;</strong> kavramı üzerinden şöyle bir açıklama yapıyor: &#8221; <em>Devlet işlerinde sorumluluk anlayışına sahip yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinde, işler kötüye gittiği zaman, Mustafa Kemal ve onun izinden yürüyenlerde, sorumluluğu başkalarına yükleme alışkanlığı yoktu. Türkiye&#8217;nin Avrupa dışında, demokrasi rejimini, önemli eksiklikleri olsa da yürütmeyi becerebilmiş olmasının temel nedeni bu sorumluluk anlayışıdır.&#8221; </em></p>
<p>Mustafa Kemal hakkında yorum yapmak popülist bir kaygı izlenimi verebileceğinden susmayı yeğliyorum ama onun izinden yürüdüğünü söyleyen insanların, demokrasi rejiminin, Sander&#8217;in yazdığı gibi, &#8220;önemli eksiklikleri&#8221; bölümünü oluşturduğuna inanıyorum. Asla ve asla onların, Türk demokrasisinin hamalları olduğuna katılmıyorum ve bu anlayış üzerinden onlara şükran duygusu beslememin beklenmesini doğru bulmuyorum. Hele hele Sander&#8217;in üstü kapalıca söylediği &#8220;Kemalistlerin&#8221; sorumluluk anlayışının batı kültür ve medeniyetiyle organik bağlar kurmamıza ve demokrasiyi ülke içinde kurumsallaştırmamıza vesile olduğuna asla katılmıyorum. Eğer bir sorumluluk anlayışı bizim üzerimizde tezahür etseydi, ben bir &#8220;Kürt&#8221; insanı sevmekten şüpheye düşmeyecek, Cuma Namazına giden biri hakkında ön yargılı olmayacaktım.<em> </em> </p>
<p>Bu keşmekeş içinde hırpalanıp duran ülke gençliği, ne yazık ki bu gün bu içinden çıkılması güç ama imkânsız olmayan noktaya gelmiştir. İmkânsız değildir çünkü bizim iç dinamiklerimiz siyasi ve sosyolojik anlamda güçlü argümanlardır. Örneğin 1876 yılında Rus Sefirine yakınlığıyla bilinen Mahmut Nedim Paşa&#8217;yı <strong>Talebe-i Ûlum Derneği </strong>yaptıkları mitingle istifa etmek zorunda bırakmıştır. Bu dernek 1916&#8242;da <strong>&#8220;Milli Türk Talebe Birliği&#8221;</strong> adını almış ve kapatıldığı ve tekrar açıldığı birçok dönemde, bir iç dinamik olarak, bu ülkeye başta Başbakan olmak üzere şu an hala görevde olan sayısız bakan sağlamıştır.</p>
<p>Belki de genç ve sivil olarak ciddiye alınabilecek ilk demokrasi girişimi olan bu dernek hala kendisini aşacak bir kurum bulamamıştır. Zira askeri ihtilaller ve muhtıra süreçleri bu tür genç ve sivil oluşumlara izin vermedi ve hala vermek de istemiyor. Neredeyse hepimiz söylemleri aynı olan, toplumsal bir üretim mekanizmasından çıkmış yongalı beyinler gibiyiz.<br />
Bu durum bana hep <strong>&#8220;George Orwell&#8217;in&#8221; &#8220;1984&#8243; </strong>adlı korku ütopyasını anımsattı. Yazar, bu kitabında otoriter bir rejimin karakterize ettiği bir toplumda, totaliter bir grubun, halkın beynini yıkadığını ve onları manipüle ettiğini anlatır. Dikkate şayandır ki kitapta çok ilginç bir kavram yaratmış ve içini doldurmuştur yazar: &#8220;Düşünce Polisi&#8221; Yani George Orwell, bugünü iyi tasavvur etmiş. Otoriter ya da totaliter resimlerin halkın sivilleşmesi ve yeni nesillerin politize olma beklenti ve isteklerini törpülemek için &#8220;Düşünce Polisi&#8221; bile yaratmıştır. Bizim ülkemizde düşünce polisleri yaratıldı mı sizce? Şöyle de sorabiliriz; Başörtülü üniversite öğrencileri için kampus önlerine kurulan <strong>&#8220;ikna odalarına&#8221;</strong> girip o öğrencileri totaliter yahut otoriter rejime ayak uydurma konusunda hizaya çekmeye çalışan &#8220;<strong>ikna edicilere</strong>&#8221; &#8220;Düşünce Polisi&#8221; diyebilir miyiz?   </p>
<p>İşte bu yüzden Türkiye insanı ve gençliği hala etnisiteye ve dini hassasiyetlere göre insanları kategorize eden yerleşik düzencilerle, böyle gelmiş böyle gitmelicilerle ciddi bir sorun ve sosyolojik belirsizlik yaşamaktadır. Toprağa şehit düşen oğlunun daha birkaç ay önceki askeri törenine başörtülü olduğu için katılamayan annelerle, oğlu dağa çıkmış ama &#8220;Kürt Sorunu&#8221; hakkında en ufak bir fikri olmayan, bu kanın ve bu siyasal karmaşanın içine düşen Kürt anneleriyle doludur bu toplum. Önemli olan şu ki; bu gerçekleri yeni yetişen kadrolardaki gençler doğru analiz edip doğru yöntemlere kanalize olsunlar.</p>
<p>Yoksa İtalyan takım kıyafetleriyle TV kanallarında boy gösteren briyantinli, karizmatik(!) aydınlarımızla bu iş anlaşılamaz. Genç zihinlerimiz doğru saptamalarda ve çözüm unsurlarını seçme konusunda başarılı olamaz. Hele ki şovenist söylemleriyle sosyal paylaşım sitelerinde bir numara olan <strong>paşasının gözbebekleriyle</strong> gidebileceğimiz tek yer, 1960 Yassıada&#8217;sıdır, 1972 Ankara Merkez Kapalı Ceza Evi&#8217;dir, 1980 Diyarbakır Hapishanesi&#8217;dir&#8230;</p>
<p>İyisi mi biz bu hikâyeci tarzımızla birbirimiz kandırmayalım. Kutuplarımız yüzünden arada kalanları da ateşe atmayalım. İş Nazım&#8217;ın dediği gibi: &#8220;Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa&#8221;  olayı değil. Zira öle olsaydı hiçbir ülkede bizim ülkemizde olduğu kadar insan yanmamıştır. İş &#8220;Uğruna yanmakta&#8221;&#8230; Yanıp kül olurken, &#8220;yandım ama değdi&#8221; diyebilmekte<em>. Tıpkı 20 milyon cemaatin selametini İslam&#8217;da görürsem cehennemin ateşlerinde cayır cayır yanmaya razıyım</em> diyen &#8220;Üstat&#8221; gibi.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/15/gencligin-ideolojik-sancilari-uzerine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/gencligin-ideolojik-sancilari-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eşrefpaşalılar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/esrefpasalilar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/esrefpasalilar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 09:56:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9173</guid>
		<description><![CDATA[Eşinizle, dostunuzla ve çocuklarınızla birlikte; sıkılmadan, utanmadan, gönül rahatlığıyla en son ne zaman sinemaya gittiniz? Vizyona giren &#8220;Eşrefpaşalılar&#8221; filmi tam da bu ihtiyacı gideren, kanaatimce eli yüzü düzgün, daha da önemlisi diğer Türk filmleriyle yan yana konulduğunda çok farklı bir yapıya sahip. 
İyi bir sinema izleyicisi olduğum söylenemez&#8230;Sinema eleştirmeni de değilim. Ancak filmin ben de bıraktığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/esrefpasalilar-film.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9174" title="esrefpasalilar-film" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/esrefpasalilar-film.jpg" alt="" width="219" height="292" /></a>Eşinizle, dostunuzla ve çocuklarınızla birlikte; sıkılmadan, utanmadan, gönül rahatlığıyla en son ne zaman sinemaya gittiniz? Vizyona giren &#8220;Eşrefpaşalılar&#8221; filmi tam da bu ihtiyacı gideren, kanaatimce eli yüzü düzgün, daha da önemlisi diğer Türk filmleriyle yan yana konulduğunda çok farklı bir yapıya sahip. </p>
<p>İyi bir sinema izleyicisi olduğum söylenemez&#8230;Sinema eleştirmeni de değilim. Ancak filmin ben de bıraktığı etkiyi, dile getirmeye çalışmakta da bir beis görmüyorum&#8230;</p>
<p>Şüphesiz bu işin uzmanı olarak Sayın Enver Gülşen Bey&#8217;e daha çok söz düşerdi  benden ziyade. Bu yüzden film eleştirisi yapmayacağım.Teknik mevzulara da girmeyeceğim.</p>
<p>Evet Eşrefpaşalılar filminden bahsediyorum. İzmir&#8217;de yaşamayanlar, Eşrefpaşa&#8217;nın neresi, Eşrefpaşalı olmanın da ne demek olduğunu sanıyorum bilemeyecek. İzmir&#8217;in kabadayılarıyla ünlü bir semtidir Eşrefpaşa. Kabadayılığı, her şeyiyle kendine özgüdür.</p>
<p>Bir Ekşi Sözlük yazarı burasını bakın nasıl anlatıyor:</p>
<p><em>&#8220;&#8230; yaz akşamları insanların hala kapı önünde çiğdem çitlediği, ağır abilerin mahalleye gelene kadar 3 kişiyi harcayıp alayına racon kestiği ama sokaktan girdiği anda yanlış yapmadığı, evde yapılan yemeğin karşı yan üst ve de alt komşuya da hala dağıtıldığı, herkesin dar gelirli olduğu ama kimsenin aç kalmadığı, <span id="more-9173"></span>hep beraber pazara inilen kavga çıktı mı sebebine bakılmaksızın hep beraber girilen, sanki 60larda bilemedin 70lerde zamanın durduğu, evlerin sınırlarının pek de bizim apartmanlarımız hele citylerimiz kadar asla kesin olmadığı yer. <br />
</em><em> <br />
D</em><em>üğün olduğunda en büyük halayın kurulduğu cenaze olduğunda omzuna vuranların kalabalıklığından üzüntünü anlamadığın askere giden varsa sefere çıkılıyormuş havası esen her daim solcu ama bir o kadar da vatansever dünyanın en garip hayat hikayelerinin görülebileceği masal şehri.&#8221; </em></p>
<p>Eşrefpaşalı&#8217;lar, İzmirin kabadayı  veya külhanbeyleri ile ünlü Eşrefpaşa semtinden İstanbula göçen insanların, semte atanan bir &#8220;hoca&#8221;nın önderliği ile değişime uğramasının hikayesi.</p>
<p>Yobaz laiklerin sözcüsü boyalı  basın tarafından da epey eleştiri aldı film. Film&#8217;de anlatılan hoca tiplemesi Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;yi anlatıyor denildi. Mangalda kül bırakılmadı. Ezberler tekrarlandı. Mustafa Kemal filmleriyle yarıştırılıyor dendi. Cemaat Sineması dendi. İnsanlar kutuplara ayrıştırıldı. Sağa sola sataşıldı vs&#8230;</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanıştıktan sonra 30 yıl boyunca yanından ayrılmayıp kendilerince korumalık yapan, dünyanın neresinde olursa olsun onu yalnız bırakmayan söz konusu Eşrefpaşalı bu isimler, filmde de denildiği gibi kulak kesiyorlardı, sonra kulak kesilmeye başladılar&#8230;</p>
<p>Film bende de böyle bir izlenim oluştursa da, film gerçekten onların hikayesi mi ? Hikayeler birebir aynı  mı ? Bilmiyorum&#8230; </p>
<p>Ancak, bu durum beni zerre kadar ilgilendirmiyor ve de rahatsız etmiyor. Zira filmde verilen mesajlar; toplumsal hastalıklarımızı tedavi etmek amaçlı son derece olumlu mesajlar.</p>
<p>Filmin özelikleri bu kadar da değil. Yıllardan beri ‘Yeşilçamda aynı klişeyle konu olan &#8220;imam tipiyle&#8221; kendi inancından soğutulmaya çalışılan insanımıza gündelik yaşamdan samimi bir tablolar sunması, dahası eli, yüzü ve giyimi düzgün bir hocanın vakarı, ciddiyeti, korkusuzluğu, teslimiyetçiliği hem de sempatikliği bile insana çok şey veriyor. Hoca sadece mahalle sakinlerinin değil, aslında seyircilerin de gönlünü fethediyor&#8230;Seyirci seyirci olmaktan çıkıyor, filme giriyor adeta.</p>
<p>Bunu yanında film, meşhur komedyenlerimize de adeta ders veriyor. &#8220;Küfürsüz, bel altı çalışmadan nasıl espri yapılır?&#8221; bunları gösteriyor bizlere.</p>
<p>İhanet; çıplaklık, cinsellik gibi ögelere tenezzül etmeden, bir kadının ayak parmağı dahi gösterilmeden nasıl anlatılırsa, aynı yöntemle espri üretebilme hünerini bütün cömertliği ile sergiliyor film. Asıl hüner de, sanat da bu değil mi zaten.</p>
<p>Filmde dram var, kara mizah var, espri var, aşk var kısaca her şey var. Yücel Arsen&#8217;e ait filmin müzikleri ruhunuzu okşuyor. Adeta alıyor sizi başka yerlere götürüyor&#8230;</p>
<p>Filmdeki oyuncu performanslarına da değinmeden edemeyeceğim.</p>
<p>Hocayı canlandıran Sinan Taymin Albayrak&#8217;ın performansı muhteşem. Zor rolünün altından çok iyi kalkmış. Hele bir de Eşrefpaşalı Turgay Tanülkü var ki; &#8220;İşte gerçek eşrefpaşalı bu&#8221; dedirtiyor insana.</p>
<p>Filmde beni derinden etkileyen sahneler de mevcuttu&#8230;</p>
<p>Hocanın mahalleden gitmesi için, mafya babası Tayyar&#8217;ın (Hüseyin Soysalan), gerekirse öldürmek üzere, mahallenin kimsesiz çocuğunu kaçırıp Hoca&#8217;ya;</p>
<p>     <em>- &#8220;Canının kıymeti olmadığını biliyorum. O yüzden çocuğu rehin alıyorum&#8221;</em> demesi,</p>
<p>Yine bir sahnede;</p>
<p>Hoca&#8217;nın muhatabına;</p>
<p>     - <em>&#8220;Kelebekler kozasından çıktıktan sonra neden 2 gün yaşar biliyor musun?&#8221; </em>deyip,</p>
<p>     - <em>&#8220;Neslini devam ettirmesi, başkalarını yaşatması içindir. O yüzden o 2 gün kısa ama çok değerlidir&#8221; </em>diyerek yine kendisinin cevap vermesi,</p>
<p>Başka bir sahnede de;</p>
<p>Yaptıklarından pişman olan mahalle kabadayısı Nusret, Hoca&#8217;ya şöyle sorar;</p>
<p>     <em>- &#8220;Affeder mi dersin?&#8221;</em></p>
<p>Hoca cevap olarak ;</p>
<p>     <em>- &#8220;Baban seni affetmedi mi? Kaç kere affetti? Yüzlerce affetmedi mi? Ona o merhameti Allah vermedi mi ?&#8221; </em>demesi çok etkileyici sahnelerdi&#8230;</p>
<p>Ama öyle bir sahne var ki; insana insan olduğunu hatırlatan sahneydi.</p>
<p>Yıllar sonra görüşen birbirine kavuşamamış, sevdalı iki insan birbirlerini sorgularlar. Davut (Turgay Tanülkü) ve Madam Eleni (Sermin Hürmeriç).</p>
<p>Madam Eleni hem soru sorar hem de kendi sorusuna kendi cevap verir;</p>
<p>     <em>-&#8221;Hocayı  görüyor musun. Sende olmayıp da, onda olan bir şey var ?</em></p>
<p>     <em>-&#8221;AŞK! Öyle bir aşk ki, bütün insanlığa yetecek kadar aşk var Hoca da&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Evet son olarak, Her kimi ya da her neyi anlatırsa anlatsın, film verdiği mesaj olarak ideolojilere kurban edilmemeli diye düşünüyorum. Ve de görünmeyen duvarlarımızı, önyargılarımızı yıkarak; eşinizle, dostunuzla, çocuğunuzla gönül rahatlığı içinde, tavsiye babında bu filme gidin diyorum&#8230;</p>
<p>Yobaz laikleri kızdıracaksınız ama olsun&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/24/esrefpasalilar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/esrefpasalilar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen&#8217;in koruyanı&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/05/fethullah-gulenin-koruyani/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/05/fethullah-gulenin-koruyani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 11:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemmati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7143</guid>
		<description><![CDATA[MEHMET KAMIŞ (ZAMAN)
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.
Her türlü görünür süslerden de arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. &#8220;Vur usturayı berber efendi.&#8221; der. Berber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6852" title="20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen.jpg" alt="" width="265" height="199" /></a><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=911374&amp;title=fethullah-gulenin-koruyani" target="_blank">MEHMET KAMIŞ (ZAMAN)</a></p>
<p>Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.<br />
Her türlü görünür süslerden de arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.</p>
<p>Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. &#8220;Vur usturayı berber efendi.&#8221; der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş bir yandan da aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, <span id="more-7143"></span>bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak &#8216;Kalk bakalım derviş, kalk da tıraşımızı olalım.&#8217; diye kükrer. Dervişlik bu&#8230; Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ne de olsa mahallenin kabadayısı, elinde silah astığı astık kestiği kestik. &#8220;Ne diyorsak o&#8221; diye ortalıkta dolaşan bir belalı. Ses çıkaramaz.</p>
<p>Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Kabak aşağı, kabak yukarı! Konuşur durur. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.</p>
<p>Berber ise şaşkın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar: &#8220;Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?&#8221; Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: &#8220;Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!&#8221;</p>
<p>Teşbihte hata olmasın&#8230;</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi, yıllarca cami kürsülerinde, özel sohbetlerde kendisini dinleyen herkese iyiliği anlattı. Bütün hayatını bu ülkeye bu millete hatta bütün insanlığa vakfetti. Bir karıncayı ezmedi, birine kötü bir söz söylemedi. Soluğunu ulaştırdığı herkese de aynısını tavsiye etti. Onu dinleyenler, onun söylediklerini önemseyenler de hayatlarını bu millete, bu ülkeye hatta insanlığa adadılar. Asya steplerinden Afrika çöllerine yeryüzünün her yerinde iyiliği anlatıp hakkın temsilcisi oldular. Kimse onlardan birinin, başkasının hakkını gasp ettiğini, haksızlık yaptığını söylemedi, söyleyemedi.</p>
<p>Şiddetin İslam dünyasını yakıp kavurduğu bir zamanda o, hep barışı ve suhuleti tavsiye etti. Israrla ve kararlılıkla barışı, hoşgörüyü önerdi. Onu sevmeyenler bile bu millete ya da insanlığa bir zararının dokunduğunu dillendiremedi.</p>
<p>Buna rağmen 1999 yılında bugünkü irtica eylem planı gibi bir planla hakkında bir sürü yalan yanlış haberler yaptırılıp yurtdışında yaşamaya zorlandı. Ama o, düşüncelerinden ve davranışlarından hiç taviz vermedi. Hiç farklı bir düşünce içinde olmadı. Konuştuğu her şeyi milletinin ve insanlığın hayrı için konuştu. Yalancı şahitler bulunup hakkında açılan davaların hiçbirinden bir şey çıkmadı. Suçsuzluğu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin mahkemelerince de tescillendi.</p>
<p>Suç işlemeyenlerin evlerine silah yerleştirerek yeni bir linç girişiminde bulunmayı denediler ama buna da Allah müsaade etmedi. Eee ne de olsa bu dünyada mazlumun bir koruyanı kollayanı var elbette.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/05/fethullah-gulenin-koruyani/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/05/fethullah-gulenin-koruyani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen ve Milliyetçilik Videosu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/13/fethullah-gulen-ve-milliyetcilik-videosu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/13/fethullah-gulen-ve-milliyetcilik-videosu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 22:01:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6850</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş : Geçenlerde Fransız Dış işleri Afrika&#8217;nın genç elitlerini Paris&#8217;te topladı. Bakanların, valilerin, iş adamlarının çocukları. Fransa&#8217;nın asırlardır yaptığı propagandanın önemli bir parçası bu operasyon. Paris&#8217;in ışıklarıyla gözleri kamaştırmak, etnik bölünmeye maruz kalmış kara kıtanın gençlerini Fransızcanın şemsiyesi altında birleştirmek. Gelin görün ki bu sefer işler biraz ters gitti. Afrikalı gençler aralarında Türkçe konuşmaya başladılar. O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6852" title="20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091010_derin_dusunce_org_fethullah_gulen.jpg" alt="" width="265" height="199" /></a>Sunuş :</strong> Geçenlerde Fransız Dış işleri Afrika&#8217;nın genç elitlerini Paris&#8217;te topladı. Bakanların, valilerin, iş adamlarının çocukları. Fransa&#8217;nın asırlardır yaptığı propagandanın önemli bir parçası bu operasyon. Paris&#8217;in ışıklarıyla gözleri kamaştırmak, etnik bölünmeye maruz kalmış kara kıtanın gençlerini Fransızcanın şemsiyesi altında birleştirmek. Gelin görün ki bu sefer işler biraz ters gitti. Afrikalı gençler aralarında Türkçe konuşmaya başladılar. O da yetmedi, Fransa&#8217;nın &#8220;arka bahçesinden&#8221; gelen bu çocuklar kendilerine ayrılan lüks otellere gitmek yerine Paris&#8217;teki Türk arkadaşlarının evlerine gittiler kalmaya.</p>
<p>Fethullah Gülen kimilerinin çok sevdiği, kimilerinin ise korktuğu hatta nefret ettiği bir insan. İster sevin ister korkun, hakkını teslim edin derim: Gülen &#8220;küreselleşme&#8221; kelimesinin anlamını bilen ve bu anlamı kullanabilen az sayıdaki insandan biri.</p>
<p>Diğer yandan Gülen hareketine dahil olan sıradan insanlar Türkiye&#8217;nin müzmin bir hastalığına hedef oluyorlar sürekli: <strong>Niyet okuma</strong>. Türk Milliyetçiliği yaptığını söyleyenlerin yanı sıra kimileri yeterince Türkçü olmadıklarını, ümmetçilik hatta bazen de Kürtçülük yaptıklarını söylüyor. Bu kadar büyük sayıda insanı bu kadar geniş bir suç listesiyle itham etmek kanaatimce gerçekçi değil.</p>
<p>Gülen cemaati hakkında bilgi sahibi olmak istediğimde paranoyak kitaplar ve makaleler okumak yerine çok daha basit bir şey yapıyorum, cemaatten tanıdıklara açıp soruyorum.  Mertçe.  Dobra dobra.</p>
<p>Son zamanlarda arkadaşları milliyetçilik ve militarizm konusunda o kadar çok sorguladım ki bana bu <a href="http://www.herkul.org/bamteli/index.php?article_id=6905" target="_blank">videoyu </a>gönderdiler. Tartışmayı kolaylaştırmak için konuşma metnini de ekliyorum.<span id="more-6850"></span></p>
<p> Konuşmanın tamamında ilginç tespitler var milliyetçilik ile ilgili. Okumaya/seyretmeye başlamadan önce bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum: 1940&#8242;ların Türkiye&#8217;sinde yani ikinci dünya savaşı sırasında doğan insanların fikrî şekillenmeleri savaş, açlık, doğudan gelebilecek bir Rus işgali, &#8220;içeride&#8221; komünizmle mücadele, Kemalist ulus-devlet inşası gibi şiddetli olguların, korkuların ve baskıların gölgesinde oldu. Kendi babamın da dahil olduğu bu kuşağın insanları her gün <strong>yemek yiyebileceklerinden emin olmayarak</strong> büyüdüler. Babamın eski nüfus kağıdında &#8220;ekmek aldı, çivi aldı, ip aldı&#8230;&#8221; gibi ifadeler vardı. Açlık ve sefalet hemen her yerde hakimdi. Buğday için, un için, şeker için kavga edilen yıllardı.</p>
<p> Fethullah Gülen de 1941&#8242;de doğmuş ve bu sancıları çekmiş bir insan. Bu bağlamda eski konuşmalarına göre farklılaşmış, gelişen dünyaya ayak uydurmuş birini buldum. 70 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen pek çok gençten daha fazla özeleştiri yapabilen, kendi kuşağının saplantılarını eleştirebilen bir duruş. Dünyayı, &#8220;ötekini&#8221; anlamaya ve &#8220;ötekiyle&#8221; birlikte yaşamaya dönük bir çaba.</p>
<p> Dikkatimi özellikle çeken noktalar </p>
<ol>
<li>Nazarî milliyetçilik ve amelî milliyetçilik ayrımı: iki eksende (a) Kürt, Ermeni ya da misyoner nefreti yerine <strong>kendi &#8220;ekibi&#8221; için amel</strong>, (b) kan ortaklığı yerine <strong>kader ve manevî değer</strong> ortaklığı.</li>
<li>Türkçe&#8217;nin bir dünya dili olması,</li>
<li>Ali  Şeraiti&#8217;nin bir sözüne yapılan gönderme: <em>&#8220;Bugün ki arapçayla, bugün ki farsçayla, bugünkü türkçeyle ilim yapılamaz&#8221;</em></li>
<li>Türkiye&#8217;yi tanıtmanın faydası olarak: <em>&#8220;</em><em>&#8230; En azından belli bir dairede bir dost halakası oluşsun. Bir taraftar halakası oluşsun. &#8230;. Ve bir yönüyle dünyada kendinizi yalnızlığa salmayın. Kendi darlığınız içinde kalmayın&#8230;&#8221;</em></li>
<li>Türkçe&#8217;nin yayılmasının faydası hakkında: <em>&#8220;&#8230; bir milyon insan, iki milyon insan Türkçe düşünecekti. Türkiye&#8217;ye saygı duyacaktı ve bir yerden Türkiye&#8217;ye fiske gelse değişik yerlerde iniltiler duyulacaktı. Sesler yükselecekti. &#8220;Hayır, biz bu insanları tanıyoruz &#8221; [diyeceklerdi] Güney Afrika&#8217;dan bilmem Grönland&#8217;a kadar her yerde aynı ses duyulacaktı. Moldavya&#8217;ya kadar Yakutistan&#8217;a kadar her yerde aynı sesler duyulacaktı&#8230;&#8221;</em></li>
<li>Vatan hasretiyle ilgili son kısım, sadece &#8220;çeken bilir&#8221; demekle yetineceğim. (Bkz. <a title="Permanent Link to Ölürsem beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar! (*)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/08/01/olursem-beni-koyumun-yagmurlarinda-yikasinlar/">Ölürsem beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar!</a>)</li>
</ol>
<p>Gerek Türkiye&#8217;nin milliyetçilik sorunu gerekse Gülen hareketi  gelecek on yıllarda adından daha fazla söz ettirecek gibi görünüyor. <a href="http://www.herkul.org/bamteli/index.php?article_id=6905" target="_blank">Videoyu ve metni ilginize sunuyoruz</a>.</p>
<p>MY</p>
<p> Ek okuma:</p>
<ul>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to Haydaaa… Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/19/haydaaa-kongolu-neden-istiklal-marsi-soylemis-ki/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">Haydaaa… Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?</span></a></span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a title="Permanent Link to Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair" href="http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair</span></a></span></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><a title="Permanent Link to Fethullah Gülen Cemaati" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">Fethullah Gülen Cemaati</span></a></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><a title="Permanent Link to Fethullah Gülen ve Türkan Saylan" href="http://www.derindusunce.org/2009/04/19/fethullah-gulen-ve-turkan-saylan/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">Fethullah Gülen ve Türkan Saylan</span></a></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><a title="Permanent Link to “Orduya Sızma”" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/24/orduya-sizma/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">“Orduya Sızma”</span></a></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><a title="Permanent Link to Türkçe olimpiyatları" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/13/turkce-olimpiyatlari/"><span style="font-family: Calibri; color: #800080; font-size: small;">Türkçe olimpiyatları</span></a></div>
</li>
<li>
<div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"><a title="Permanent Link to Devleti ele geçirmek" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/08/devleti-ele-gecirmek/"><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Devleti ele geçirmek </span></a></div>
</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Amelî  Milliyetçilik ve Vatan Hasreti</strong></p>
<p><strong>Soru : Genellikle menfî ve müsbet olmak üzere iki gruba ayrılan &#8220;milliyetçilik&#8221; kavramını, Zât-ı âliniz, &#8220;nazarî&#8221; ve &#8220;amelî&#8221; milliyetçilik şeklinde farklı bir sınıflandırmaya daha tâbi tutuyorsunuz. &#8220;Amelî milliyetçilik&#8221; tabirine yüklediğiniz manaları lütfeder misiniz ?</strong></p>
<p>Evvela, küçük çapta ben, <strong>bu mevzunun uzmanı değilim. Başkaları milli sözüyle, milliyetçilik sözüyle ne anlıyor, o beni çok alakadar etmez.</strong> Ben onunla, böyle şimdi çok yaygınca kullanılan bir  tabirle ifade edeyim. Kederde, kaderde, tasada, sevinçte, kıvançta filan tarih boyu aynı şeyleri paylaşmış, aynı kaderin çocukları bir araya gelmiş, belli değerler manzumesine inanmış, belli ruh ve mana köklerinden esasen oluşmuş veya düşünce dünyası bunlardan süzülen usarelerden meydana gelmiş&#8230; kökü çok geçmişlere dayanabilir, bin sene iki bin sene, üç bin sene dört bin sene, Üstad  Necip Fazıl merhum gibi bazıları <strong><em>&#8220;Türk Milleti eğer bir milletse şayet, o Müslüman olduktan sonra zeminine oturmuş bir millettir&#8221;</em></strong> şeklinde ifade eder. Belki tarih boyu hep, böyle gerçek değerlere müteveccih yaşayan bu millet, asil millet Müslümanlıkla kıvamını bulmuş tabiri diğerle Müslümanlıkta aradığını bulmuş. Esas, onda açılma imkanları bulmuş. Onda ruhunu şerh edebilmiş (açabilmiş). Onda düşüncelerindeki problemlerden sıyrılabilmiş. Onda upuzun emellerinin çaresini görmüş. Onda ebediyet mülahazasını keşfetmiş. Onla dünya ve ukba (ahiret) muvazenesini (dengesini) kurabilmiş. Bu açıdan yani, gerçek kemale, Allah&#8217;ın da kemalin onunla ortaya konduğunu ifade buyurduğu gibi &#8220;<em>Elyevme ekmeltü leküm dineküm ve etmemtü aleykum ni&#8217;meti ve radiytü lekümül islame dina</em>&#8221; (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm&#8217;ı seçtim).<strong>İslamiyet Kur&#8217;an&#8217;la Allah Resulünün mesajlarıyla (S.A.V), esas kemale ermiş. Yani O, 23ncü sene kemale ermiş,</strong> <strong>milletimiz de tarihin değişik dönemlerinde Hunlar, Hititler, Hattiler bilmem kimler, Selçuklular, Osmanlılar esas gerçek aradığını Müslümanlıkta bulmuş. Müslümanlıkla noktayı koymuş. Aradığı şeylere noktayı koymuş. Şimdi milliyete bakarken bence bu manada bakmak lazım yani.</strong> Geçmişten ilahi değerlerle, ilahi muhkematla (hükümlerle), ilahi kıstaslarla filitre edile edile, ta eski tarihlerden dört bin sene öncesinden filitre edilip gelmiş bize, gelenekler, ananeler, töreler şeklinde onlara da dinin müsaade ettiği, din eleğinden geçmiş şeyler, din kalburundan geçmiş şeyler bunlar. Yani bir dini şeyler vardır o mevzuda, ona &#8220;edilleyi şeriyeyi asliye&#8221; diyoruz. Kitap, Sünnet, icma, ümmet, kıyas-ı fukaha ve yine dine bağlı istislah<strong> </strong>gibi maslahatı mürsele<strong> </strong>gibi şeyler bu katagoride.. (hakkında nass, ,icma veya kıyas gibi emredici veya yasaklayıcı bir hüküm bulunmayan konularda islamın ruhuna uygun maslahatlara binaen hüküm çıkarmak) hatırlayın onları, o mevzuyu hatırlayın.</p>
<p>Bir de örfü de, bazıları bu kategori içine mütalaa ederler. Çünkü Kuranı Kerime göre örf, Allah&#8217;ın ma&#8217;ruf saydığı şeydir (Kur&#8217;anın emrettiği veya makbul kıldığı şeydir). Allah&#8217;ın emrettiği şeydir. Bazıları örf dediğimiz zaman onu gelenek manasında algılar. Gelenekler gibi böyle, ananeler gibi, değişik töreler gibi&#8230; töreler bunlar yine İslamın o temel esaslarıyla, elenmiş, kalburdan geçirilmiş, filitre edilmiş ve milletimize mal edilmiş. Yani hepsi illa kitaptan kaynayıp gelmiş, sünnetten kaynayıp gelmiş, icma ile, bir yönüyle icma referanslı olarak gelmiş, kıyas referanslı olarak gelmiş demek değil yani. Onların yanı başında onlara mütenakız olmayan (zıt olmayan), onlara çelişmeyen bir kısım değerlerimizde var bunlar. İşte bunların hepsine ruh ve mana köklerimizden süzülüp gelen usareler diyoruz. Ve milletimizi oluşturan aynı zamanda onu yönlendiren, onun mayesini teşkil eden hususlar bunlardır. <strong>Evet bakışımız bu yani. Herkes bunu böyle anlamalı. Yoksa, ne böyle meseleyi ergenekon&#8217;a bağlamak, ne falan canlıya, filan canlıya bağlamak, İtalyanların bağışlayın ayıya bağlandıkları gibi, filanların tilkiye bağlandıkları gibi, Madagaskar&#8217;da yaşayan insanların bağışlayın maymuna bağlandıkları gibi &#8230;Biz insanın Allah tarafından insan olarak yaratıldığına, ahseni takvime mahzar edildiğine, dış kıvamı itibarıyla, dış değeri itibarı ile, abidevi şekli itibarı ile mükemmeliyete ulaştığı gibi aynı zamanda iç enginliği ve zenginliği de ancak Allah&#8217;ın mesafıyla gerçekleşmiş ve gerçek kıvama o sayede ulaşmıştır. Meseleye bu zaviyeden bakıyor, öyle değerlendiriyoruz. Bu meseleyi bu çerçeve de ele alacak olursak, bizim için bu feda edilmeyecek bir şeydir yani.</strong> Biz hepimiz  öyle milliyiz yani. Aynı kültürün çocukları, aynı inanç atmosferinin çocukları olarak, aynı sevincin çocukları, aynı tasanın, aynı kederin, aynı orda mücadele eden insanlar, aynı orda hırz-ı can eden insanlar olarak, asırlardan beri bir arada duran insanlarız. <strong>Bunu bir kısım farklı şeylerden dolayı bölmek, parçalamak o millete ihanettir</strong>. Son zamanlarda bir kısım nifak şebekesi, <strong>İslam dünyasında diyeyim ve yahutta İslam Dünyası diye bir dünyanın olduğuna şimdilerde çok inanamıyorum ama</strong> <strong>eskiden Müslümanların yaşadığı o bahtsız coğrafyada nifak şebekesi hükmetmeye başlamıştır. İçi başka dışı başka insanlar, <em>&#8220;Evimde Kur&#8217;an vardır&#8221;</em> diyen ama Kur&#8217;an&#8217;a aykırı hareket eden, <em>&#8220;Ben de Allah&#8217;a inanıyorum&#8221;</em> diyen, Allah&#8217;a karşı gelen, <em>&#8220;Kur&#8217;an Allah&#8217;ın kelamıdır&#8221;</em> diyen fakat aynı zamanda, bunlar söylenmiş sözler; <em>&#8220;14 asırlık kitaplarla amel edilmez ya!&#8221;</em> diyen, nifak şebekesidir. Ve nifak  şebekesi Müslümanlar için, isterseniz siz hala İslam dünyası kabul edebilirsiniz, o İslam dünyası için küfr-ü mutlaktan daha tehlikeli olmuştur.</strong> Küfr-ü mutlak-ı temsil eden büyük yalancılar, profesyonel yalancılar, dinde bunların adına deccal denir. <strong>Küfr-ü mutlak-ı temsil edenler, mutlak ilhadı temsil edenler, &#8220;Allah yoktur&#8221; diyenler, &#8220;Peygamber yoktur&#8221; diyenler, her şeyi tabiata, naturalizme irca edenler, materyalizme irca edenler bunlar parladıkları gibi bir gün sönüp gideceklerdir. Fakat nifakın sönmesi çok zor olacaktır.</strong> İslam dünyasına musallat olan güve, nifak güvesidir. <strong>Kurt gövdenin içine girmiştir. Toplumun kanını emmekte, damarlarını kesmektedir. Bu Pakistan içinde böyledir, Bangladeş için de böyledir, Hindistan için de böyledir, Mısır için de böyledir, Suriye için de böyledir, Kapadokya için de böyledir. İslam dünyası görünümünde olan ülkelerden hiçbiri bundan müstesna değildir ve çok tehlikeli olmuştur. Bunlar milliyetçilik mefhumu, mazmunu adına da farklı teoriler ortaya atmak suretiyle, toplumu parçalamışlardır. Karşı karşıya getirmişlerdir. Herkes o toplum ve o toplumun geleceği adına mücadele veriyor gibi  davranmıştır ama, fakat kanlı bıçaklı olunmuştur. Hatırlayın yani, 70&#8242;li yıllara doğru gelirken, 60&#8242;lı yıllara doğru gelirken, 80&#8242;li yıllara doğru gelirken, defaatla böyle, o gençler hepsi, hepsiyle de bir yerde nezarette veya hapishanede kader birliğimiz oldu yani. O kesimle de, o kesimle de. Her iki cephenin içinde de samimi tepeden tırnağa Anadolu insanı olduğuna şahit olduğum gençler oldu. Bunlar bir yönüyle iğfal edilmiş, tetiklenmiş, sokağa dökülmüş, ellerine bıçak verilmiş, bunlara kan düşündürülmüş, hep kan gösterilmiş, kanlı katiller haline getir(il)miş. Ama iç dünyalarına az okuduğunuz zaman, böyle bir kabiliyetiniz varsa ruhlarına girdiğiniz zaman, beyinlerini okuduğunuz bir psikanaliz yaptığınız zaman da tepeden tırnağa bu millet için sinelerinin çarptığını görüyorsunuz. Samimi insanlar. </strong>Ama nifak şebekesi ki menşei bunun Pers kültürüne dayanır yani. Hz. Ebubekir ve (Hz) Ömer düşmanlığı, İslam&#8217;ın içinde ilk nifak şebekesinin oluşmasıdır ve ilk nifak tohumlarının İslam toprağına atılması demektir. Ondan sonra farklı boyutta, farklı renkte, farklı desende, farklı şivede, değişik zamanlarda, değişik eşrar (tahribçiler, kötülük edenler)<strong> </strong>tarafından, füccar (günahkarlar, açık günah işleyenler) tarafından hep temsil edilegelmiştir. Dolayısıyla, o millet ruhu, şairin dediği gibi <em>&#8220;Fıska büründüm/ Rıdai diyanet yerde süründü/Türkün ruhu zorla asi göründü/Hem Peygamberine, hem Allah&#8217;ına &#8220;</em></p>
<p>Sultan Hamid&#8217;in ruhaniyetinden istimdat şiirinde, işlediği günahlar itiraf sadedinde, sizin de bildiğiniz o filozof şair, çok rahat söz söyleyen şair, evet bize nelerin nasıl yanlış gösterildiğini ifade ve aynı zamanda kendi mazeretini serdetme, günahlarına tövbe etme sadedinde söylediği uzunca bir şiiri; <em>&#8220;Nerdesin Sultan Hamid Han/ Feryadım varır mı bayigahına/<strong> </strong>Ölüm uykusundan bir lahza uyan/ Şu nankör milletin bak günahına / Tarihler adını andığı zaman sana hak verecek Ey koca Sultan/ Bizdik utanmadan iftira atan &#8220;</em> Asrın en siyasi padişahına (2.Adülhamid)  upuzun şiirinin sonunda dediği budur yani. &#8220;Türkün ruhu zorla asi görünmüştür Hem Peygamberine, hem Allah&#8217;ına&#8221;. (Zamanında İttihatçıların dümen suyunda giden birisi, Abdülhamid Han&#8217;ın tahttan indirilmesinden kısa bir müddet sonra, Devlet-i Aliye&#8217;ye tâbi toplumların, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık içinde, &#8220;Abdülhamit&#8217;in Rûhâniyetinden İstimdat&#8221; dilenmiş ve pişmanlığını ifade ederken okuduğu şiirdir)</p>
<p><strong>Evet, esas biz bizim milliyetçiliğimizden Allah mülahazasını(hakikatını, tefekkürünü), Peygamber mazmununu mülahazasını, Kur&#8217;an mülahazasını çıkarıp atamayız.</strong> <strong>Küçük çapta bile olsa, onları hafife alamayız. Onları başka objeler gibi, böyle  basit şeylerde kullanamayız. Onlar müteal (büyük) şeylerdir. Onlara karşı sadece saygı duyulur. Ve biz bu çerçevenin millileriyiz. Meselenin bir yanı bu.</strong></p>
<p><strong>İkinci yani şu; ben bunların yerinde, &#8220;ben&#8221; derken yani sizin insiyatınızla diyorum. Ben kim oluyorum ki&#8230;Evet yani ben eğer bunların böyle olduğuna inanıyorsam, milletimin beka ve devamını bunlara bağlı görüyorsam, milletimin bir gün sıçrayıp, devletler muvazenesinde, muvazene unsuru olmak üzere geminin, insanlık gemisinin dümenine oturmasını arzu ediyorsam ki, etmeliyim ben, çünkü o değerlere inanıyorum ben. Ancak o sayede insanlık huzura kavuşacak, ancak o sayede kan ve göz yaşı dinecek. Ancak o sayede ama hakiki ama izafi adalet gerçekleşecek. Ama o sayede hukuk gerçek manasını bulacak ve temsil edilecek. Evet, eğer ben bunun böyle olduğuna inanıyorsam, ben onu bütün dünyaya da duyurmayı düşünürüm.</strong> Şimdi işte orada bir yönüyle nazari millilik, nazari milliyetçilik, ameli milliyetçilik meselesi ortaya çıkıyor. Bu inanç mevzuunda, Alman filozofun Kant&#8217;ın ortaya attğı bir mülahazaya bağlı bir şeydir. Der ki; ameli aklın, nazari aklın kritiği mevzuunda ifade ederken, der ki; <strong><em>&#8220;Nazari akılla Allah bilinemez&#8221; der.</em></strong> Bunu Bergson&#8217;un Entüisyonuyla telif edebilirsiniz. Vicdanın sezisi Hz.Pir&#8217;in ifadesiyle, insanın kendi azcını, fakrini hissederek esasen, orada Allah&#8217;a ulaşması, Allah&#8217;a yönelmesi, işlerini Allah&#8217;la, Allah sayesinde çözmesi mevzuu.. Nazari akılla Allah bilinmez, ameli akılla bilinir. Ondan mülhem, nazari milliyetçilik sadece lafını etme onun, hamasi (kahramanlık) destanlarla müteselli olma, işte bütün Türkler kardeştir falan demek&#8230;</p>
<p><strong>Ama bu mevzuda acaba ben kendimi o mualla, bir yönüyle müteal diyebileceğim kendi değerlerimi bütün dünyaya duyurmasam, bu mevzuda ne derece doğruyum ben? Neden ben dilimi, bir dünya dili haline getirmek istemiyorum? Neden İngilizce dünya dili olsun da, benim Türkçem dünya dili olmasın? İçte onun geliştirilmesi, zenginleştirilmesi, çeşitli dönemlerde, değişik imparatorluklar tarafından bir dil olarak kullanılmış. Bütün Asya&#8217;daki diller, onlara da müracaat edilerek, şu mahalli sözcükler değerlendirilerek, hikayeciler harekete geçirilerek, romancılar harekete geçirilerek, kenarda köşede kalmış lügatların küflü sayfalarında kalmış kelimeleri yeniden hayata mal ederek, burada istidadi yine bir şey arz edeyim ben.</strong> Ali Şeriati biliyorsunuz İranlı. Bir sosyologtu. Önemli bir sosyologtu. Derdi ki merhum <strong><em>&#8220;Bugün ki arapçayla, bugün ki farsçayla, bugünkü türkçeyle ilim yapılamaz &#8221; </em></strong>derdi. <strong>Bu kadar daraltılmış, bu kadar fakirleştirilmiş, bu kadar sığlaştırılmış bir dille ilim yapılamaz derdi. Evvel onla ciddi bir edebiyat ile yapılamaz.</strong> Bunu gibi şimdi neden, eğer bizim güzel bir dilimiz varsa, dünden bugüne konuşulan&#8230;Bakın ansiklopediler ölçüsünde şey var, ama bir de <strong>insanlarımıza bakın bugün 60 tane cümleyle maksatlarını ifade ediyorlar. Maksatlarını ifade eden acizler, bunların hepsine beyanzede diyebilirsiniz yani. Ve herkes, okumuşu da böyle bunun. Şimdi gerçekten eğer ameli milliliğiniz varsa, milli hisleriniz varsa, bence tarihten tevarüs ettiğiniz değerleri bütün dünyaya tanıtma peşinde olursunuz. Şimdi demiyor muyuz Türkiye&#8217;yi tanıtalım? Diyorsunuz. Neyle tanıtacaksınız Türkiye&#8217;yi burada?</strong> <strong>Şimdiye kadar burada, dünya kadar, o lobilere para vermişsiniz. Ne kadar insan Türkiye&#8217;yi tanımıştır?</strong> Burada yeni istidadi bir şey arz edeyim. Türkiye&#8217;deyken ben, Cihan Ünal çoğunuzun bildiği bir şey. Newyork&#8217;un göbeğinde Manhattan da orada bir program yapıyordu biriyle. Taksiyi durduruyor. Bir insana soruyor. <em>&#8220;Türkiye diye bir ülke duydun mu?&#8221;</em> Hiç unutmam ben. <em>&#8220;Türkiye, Türkiye??? &#8221; </em>yok cevap yok. Bir başkasına soruyor.<em> &#8220;Türkiye diye bir şey duydun mu?&#8221;</em> <em>&#8220;Türkiye, Türkiye ? galiba Afrika&#8217;da bir ülke&#8221;</em> diyor. Türkiye mevcut, Türkiye&#8217;yi kuran insanlardan bahsediyor. &#8220;Falan isim diye bir şey duydunuz mu diye?&#8221; ismini telaffuz edemiyor. Evet, nasıl tanıtıyorsun sen onu? Şimdi burada 5-10 tane insan , samimi bu mevzuya kendisini vermiş, adamış insanlar, Allah&#8217;ın izni inayetiyle bu ilk fasılda bu diasporanın gayretlerine karşı, bir gayret gösterdiler. 300 tane parlamenterle görüştüler. 300 tane parlamentere Türkiye&#8217;nin problemlerini anlattılar. Diasporanın burada ki, o isteklerinin yersiz olduğunu, katliamın onlar tarafından gerçekleştirildiğini anlattılar. Ve herkes şöyle dedi; <em>&#8220;Valla, şimdiye kadar bu mevzuda kimse gelip bize bunları anlatmadı &#8220;.<strong> </strong></em>Zannediyorum burada bazı akademisyen arkadaşlar gözüme ilişiyor. Onlar da bu meseleden haberdardır yani. Amerika&#8217;nın her eyaletinde yaptılar bu meseleyi. <strong>Şimdi değerlerinize inanıyorsanız, şüpheniz yoksa, onları önemli buluyorsanız, ilahi kaynaklı olması itibarı ile ezelden geldiğine göre,ebede namzet olduğuna inanıyorsanız niçin insanlığı bu değerlerden mahrum edeceksiniz? En azından tanısınlar. En azından belli bir dairede bir dost halakası oluşsun. Bir taraftar halakası oluşsun. Bir sempatizan halakası oluşsun. Ve bir yönüyle dünyada kendinizi yalnızlığa salmayın. Kendi darlığınız içinde kalmayın. İşte bu mevzuda gayret göstermek, bu iş için açılmak buna ameli millilik denebilir. Ameli milliyetçilik denebilir. </strong>Ve zannediyorum ne ölçüde yapılıyor mesele, bunu sizin arkadaşlarınız dünyanın değişik yerlerinde, ister akademisyenler, ister okumak için ülkenin dünyanın değişik yerlerine giden kimseler, küreselleşen dünyanın küreselleşmesine muhazi olarak küreselleşmenin hakkını vermeye azmetmiş arkadaşlarınız Allah&#8217;ın izni inayetiyle dünyanın değişik yerlerinde&#8230; Şimdilik öyle. <strong>İmkanlar elverseydi, Türkiye&#8217;nin ekonomik durumu çok iyi olsaydı, vefalı Türk insanı zannediyorum şimdiye kadar dünyanın değişik yerlerinde bin tane okula imza attıysa şayet, çoktan iki bine ulaşmıştı bu. İki bine ulaşmış bu okullarda zannediyorum, bir milyon insan, iki milyon insan Türkçe düşünecekti. Türkiye&#8217;ye saygı duyacaktı ve bir yerden Türkiye&#8217;ye fiske gelse değişik yerlerde iniltiler duyulacaktı. Sesler yükselecekti. &#8220;Hayır, biz bu insanları tanıyoruz &#8221; Güney Afrika&#8217;dan bilmem Grönland&#8217;a kadar her yerde aynı ses duyulacaktı. Moldavya&#8217;ya kadar Yakutistan&#8217;a kadar her yerde aynı sesler duyulacaktı. </strong>Ama imkanlar bu kadardı. İnsanımız vefa hissini sonuna kadar kullandı. Yapması gerekli olan şeyleri yaptı. Bu mevzuda bir şey yapmadı dersem ben vefasızlık yapmış olurum. Türkiye&#8217;nin içinde de, dışında da. Allah&#8217;ın izni inayetiyle. Cenab-ı Hakk&#8217;ın tevfiki olarak da hüsn-ü kabul gördü. Türkiye&#8217;nin içinde bir şirz-i meykalil, bunlar işin aleyhinde olsalar bile <em>&#8220;noluyor bu okulda? Bu kültürlük halleri? Neden sokaktaki insanlar, tinerciler toplanıyor? İnsanlığa yükseltilmeye çalışılıyor?&#8221;</em> gibi rahatsızlık izhar eden esas&#8230;<strong>Kendi değerlerine karşı ilanı harp etmiş bazı kimseler, oligarşik bir azınlık karşı çıksa bile, mahşeri vicdan esasen bu olumlu şeyler karşısında hep heyecanla böyle tir tir titriyor veya bu mevzuda ciddi heyecan duyuyor ve sevinç yaşıyor Allah&#8217;ın izni inayetiyle.  Bu da ameli milliyetçiliğin, milli olmanın bir tezahürüdür.</strong> Ben dilerim inşallah, Cenab-ı Hak, eskiler öyle derlerdi, bir mani-u keder, bir engel ortaya koymazsa, bir kedere maruz kalınmazsa inşallah şimdi olmazsa bile, önümüzdeki yıllar, ilk 5 yılda veya 10 yılda inşallah onbinlere ulaşır. Sizin harcınızı attığınız, blokajını ortaya koyduğunuz o müesseseler inşallah o seviyeye ulaşır ve merhum bir devlet büyüğünün, vefat eden bir devlet büyüğünün,  <strong><em>&#8220;21.asır, bu milletin asrı olacaktır&#8221;</em></strong> rüyası, hülyası gerçekleştirilmiş olur Allah&#8217;ın izni inayetiyle.</p>
<p><strong>Osmanlı  Hakkındaki Görüşleri</strong></p>
<p><strong>O ilk dönemdeki Söğütteki saffet, bir İstanbul&#8217;un fethine kadar olan o saffet ve sonra Sarı Selim&#8217;e kadar belli ölçüde izafi saffet devam etseydi Allah&#8217;u alem, dünya için, milletimiz için yapılan şeyler ikiye katlanmış olurdu. Çünkü onlar çok samimiydiler.</strong> Yani bir Osman Gazi Hazretlerine bakacak olursanız donanımlı bir insandı. O eski sisteme göre, bazıları onu <em>&#8220;Kur&#8217;an bilmez&#8221;, &#8220;falan bilmez&#8221;, &#8220;filan bilmez&#8221; </em>(der)&#8230;Birisi yazdığı gibi <em>&#8220;Yalan Söyleyen Tarih utansın&#8221;</em>. O önemli böyle, terbiyecilerin, mürebbilerin elinde, çok önemli bir onların terbiye gerdesi olmuş, yetişmiş önemli bir insandır. Üstün bir kabiliyeti vardır, bir dahidir aynı zamanda. Babasının, amcasının kardeşlerinin ağabeylerinin de kabul ettiği bir dahidir. Pür heyecandır. O gün öyle olması lazım gelir. Fakat hiç dengesiz bir hareketi yoktur. Yani Konya&#8217;da, işte böyle Keyhüsrevlerin, Keykubatların bastırıldığı, ezildiği bir dönemde onlarla bile sürtüşmeye, çatışmaya gitmez. Anadolu&#8217;da başka beyliklere sürtüşmeye, çatışmaya gitmez. Birisinin, bir tarihçinin ifade ettiği gibi Anadolu&#8217;da birileri &#8220;Allah Allah&#8221; diye birbirlerine karşı hücum ederken, o &#8220;Allah Allah&#8221; diyerek, &#8220;Hurra hurra&#8221; diyenlere karşı ciddi bir hedef belirler ve oraya doğru açılmaya çalışır. Ve geride çok ciddi bir itibar bırakır. Kredisini yükseltir ve bir gün Konya gelir ona teslim olur. Der ki; <em>&#8220;Bu işin gerçek sahibi sensin&#8221;</em> der. Çok samimidir. <strong>Orhan Gazi Hazretleri çok samimidir. Murad Hüdavendigar Hazretleri, abisi Süleyman Şah çok samimidir. Evliya gibi insanlardır bunlar hepsi. Velidir de bunlar. Hatta fakirin farklı bir mülahazası var, hani bazıları Akşemseddin, başım ayağının altında kaldırım taşı olsun onun. Aynı zamanda Hacı Bayram Veli Hazretleri, başım ayağının altında onun, kaldırım taşı olsun. Saygıda kusur etmem. Fakat bir Osman Gazi olmasaydı, bir Orhan Gazi olmasaydı, Hüdavendigar olmasaydı, bir Mehmet Çelebi, bir II.Murad, bir Fatih olmasaydı o hazire onlar tarafından korunmasaydı. Öyle bir yerde o zatlar yetişmezdi. Onlar o hazreyi teminat altına aldılar. Bu açıdan o büyük insanlara birer vilayet düşüyorsa zannediyorum, binlerce velinin sevabı öbürlerine düşüyordur teredütünüz olmasın. Bir veli-yül emir veya veli-yul umur diyelim eğer istikamet içinde ise, Raşit Halifeler Efendilerimiz gibiyse şayet, bence ümmetin bütün sevabı kadar onların defteri hasenatlarına sevap olur.</strong> Şimdi böyle saffetin, samimiyetin hak eten kalbi ve ruhi hayatın temsilcisi olduğumuz dönemde Cenab-ı Hak çok başarılar lutfetti. <strong>O ilk 150 senelik dönemimiz bizim, batılıların kendileri gibi böyle emperyalist görüp, imparatorluk deyip, İstanbul&#8217;un fethi münasebetiyle, diyecekleri ana kadar saffetimiz Muhiddin İbni Arabi Hazretlerinin &#8220;Şecereyi Numaniye&#8217;de&#8221; ifade ettiği gibi, Sahabi Saffetine denktir.</strong> Akif bir yerde, &#8220;Bedr&#8217;in aslanları ancak bu kadar şanlı idi&#8221; diyor. İşte Bedrin aslanları ancak o kadar şanlı idi.</p>
<p>O öyle devam etseydi, daha farklı  şeyler olabilirdi. Yani Raşid Halifeler Efendimiz döneminde düşünün hicreti seniyenin 50.senesinde Sinabad&#8217;a  dayanıyor. 80.senesinde Horasan bütünüyle İslam&#8217;a teslimi silah ediyor. İkinci asra döndüğü zaman ise, o sizin Buharileriniz, Müslimleriniz, Ebu Davut Ciztanileriniz, Tirmizleriniz&#8230; bütün buralar hep o dönemde ihtida eden (hidayete eren) Türk boylarından insanlar ve düşünün hem dil bakımından hem din bakımından hem de dinin kaynaklarının gelecek nesillere aktarmak bakımından dine öyle hizmet ediyorlar ki, bunlar o sahabi dönemindeki o müthiş baş döndürücü anil merkez açılım sonucunda olmuştur. <strong>Osmalı&#8217;da bidayeti (başlangıcı) böyle. Ama o kıvam, o sadelik, o saffet devam ettiği söylenemez. Devam etmedi derken de böyle izafi iyilikten, izafi hakkaniyetten, izafi adaletten bütün bütün sıyrıldılar da denmez yani. Belli ölçüde o götürülüyordu. Onların götürdüğü kadarıyla da, ancak o kadar olurdu yani. Devletler muvazenesinde işe hükmetme, söz sahibi olma, gözüne baktırma o kıvamla ancak o kadar gerçekleşebilirdi. Evet, ha teker teker o mevzuda neler oluyordu, rahatsızlıklara sebebiyet veren hususlar nelerdi, arızalarımız nelerdi, virüslere ad koyabilir misiniz filan&#8230;Efendimiz (S.A.V.) buyuruyor ki; &#8220;Siz, size ait ölülerin, geçmişlerinizin olumsuz yanlarını, onları olumsuz yanlarıyla yad etmeyin.olumlu yanlarıyla yad edin.&#8221; İşte buna binaen ben de uhde koyuyorum. Sukut diyorum. </strong></p>
<p><strong>Vatan Sevgisi</strong></p>
<p>Vatan çok önemlidir yani hatta hadis olarak rivayet etmişler. <strong>Hadis değil ama</strong>, fakat hadis gibi söz  <em>&#8220;Hubbu&#8217;l-vatan min&#8217;el-iman - Vatan sevgisi imandandır.&#8221;</em> demişler. Vatan olmasa esaret olur yani. İnsanın vatanı yoksa. Vatan olmasa hani son asırda Ahıska&#8217;lıların yaşadığı gibi şey yaşarsınız. Gürcistan&#8217;dan başka yere sürülürsünüz. Haydi Azerbaycan&#8217;dan başka tarafa sürülürsünüz. Rus içlerine sürülürsünüz. Gelir bazılarınız Türkiye&#8217;ye sığınır böyle. Birliğinizi koruyamazsınız. Müslümanlığı yaşayamazsınız. Okul açamazsınız. Eğitim adına iki adım atamazsınız. Ve şimdilerde de çoğu buraya taşındı geldi. Bu adamlarda buraya getirirken zannediyorum kanaatleri onlara asimile etmekti buraya. Kendilerinden uzaklaştırma ve bir gün buradaki, eski memleketleri adına  birer koz olarak kullanmaydı. Rusya&#8217;ya karşı da kullanabilirler bunu. Ukrayna&#8217;ya karşı da kullanabilirler bunu. Gürcistan&#8217;a karşı da kullanabilirler. Bir güçtür nihayet. Tapuları vardır, toprakları vardır evleri vardır. Biz sonra devletler arası alınan bir kısım kararlarla kendilerine yeni haklar verilebilir. Şimdi böyle derbeder, perişan, sebil olmuş hani Akif&#8217;in ifadesiyle <em>&#8220;Ne gördün şark&#8217;ı gezdin diyorlar. Gördüğüm, gezdiğim  yer yer&#8230; Harabeliler, yıkılmış hanumanlar, kimsesiz çöller, başsız ümmetler, emek mahrumu günler, fikri ferda bilmez akşamlar&#8230; &#8220;</em> Sonra der ki; <em>&#8220;Geçerken ağladım geçtim, dururken ağladım durdum, duyan yok,ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum&#8230; &#8220;</em></p>
<p>Şimdi bu derbederlik, bu perişaniyet içinde bizim dünyamıza bakabilirsiniz. Vatansızlık budur. Allah etmesin öyle. <strong>Bu hadis, hadisdir, değildir ayrı bir mesele ama, fakat ortada bir realite var.  Efendimiz (S.A.V.), Mekke diyor, sonra Medine buyuruyor, Medine O&#8217;nun için bir hazire oluyor. O merkezden, etrafa hareket ediyor. O merkezden, ordular kalkıyor, dünyanın dört bir yanına iniyor. Sonra Şam, o misyonu üzerine alıyor. Sonra derken Bağdat o misyonu üzerine alıyor. Bu defa vatan mefhumu onun etrafında oluşmaya başlıyor. Derken belli bir süreden sonra, işte Orta Asya&#8217;da  bazı yerler Taşkentler, Semerkantlar, Buharalar, Selçuklularla Merv&#8217;ler derken o misyonunu üzerine alıyor.</strong>  Ve altı asra yakın bir zaman İstanbul, <em>&#8220;Beldetum, Tayyibetum ve Rabbun Gafur&#8221;</em> ebced hesabıyla, bu esas Yemen için söylenmiş bir şey Kur&#8217;anı Kerim&#8217;de&#8230;</p>
<p>&#8220;Beldetum, Tayyibetum ve Rabbun Gafur&#8221; ebceti İstanbul&#8217;a denk geldiğinden dolayı, o beldeyi tayyibe burasıdır. Gafur olan Rab&#8217;de bizim Rabbimizdir oluyor. Şerefle o işi sürdürüyor. Götürüyor. Bu açıdan vatan çok önemli. Onu bizim de değerli bilmemiz lazım. Bir avuç toprağını dünyalara vermememiz lazım. Onun toprağını miski amber gibi koklamamız lazım. <strong>O bizim için anamızdır, o bizim. Vatan, askerde de çok derler, söyler, onu belletirler, ezberletirler; &#8220;Vatan, anamızdır bizim&#8221;.  Böyle bilin, vatan ananızdır. Anasız olmaz. </strong>O vatanda bizim milletimize ait değerlerimiz vardır.  Farklı farklı değerlerimiz vardır.<strong> </strong>Biraz evvel ki mülahazaya bağlı ananelerimiz, geleneklerimiz, örflerimiz, adetlerimiz, teamüllerimiz<strong> </strong>vardır. Bunların hepsi bize emanettir. Geçmişten bize emanet edilmiştir. Emanette, emin bir emanetçi olarak bizden sonra bir kısım emin ve güçlü ellere bunu teslim edeceğimiz ana kadar ona kıymamamız lazım. Onu korumamız lazım. O uğurda hırz-ı can etmemiz lazım. (Canı gibi korumak lazım gelir)</p>
<p><strong>Soru: Efendim, geçenlerde Türkiye&#8217;den gelen topraklardan seccade yapmak istediğinizi ama bid&#8217;at çıkarmamak için bundan vazgeçtiğinizi söylediniz. Gönlünüz bu ölçüde vatan sevgisi ve hasretiyle dolu olduğu halde gurbette onuncu seneyi de tamamladınız. Duygularınızı lutfeder misiniz?</strong></p>
<p>Şimdi, ben size bir de sabrın, vuslata karşı sabır demişim ya yani,  <strong>benim ölüm iştiyakıyla sabaha gözlerimi açmadığım bir gün yoktur; &#8220;Bugün ölmedim&#8221; diye yine üzülürüm hep.   &#8220;Bugün de ölmedim!..Yazık&#8230;Bir leş gibi yaşıyorum&#8230;&#8221; Oysa, Efendime kavuşacak, hele dün böyle ciğerlerimin üzerine oturdu. Ne güzel o alem yani. Peygamber Efendimiz var, Ebubekir var, Ömer var, Osman var. Ta onlardan beriye bir sürü güzel insan var. Şimdi bunlar çok önemli bizim için. Bu arzuyu duymak da, benim ki sığ olabilir. O da çok önemli. Öbür tarafın iştiyakıyla yanma, tutuşma, buraya ait her şeyi elinin tersiyle itme bir yönüyle, çok önemli. Fakat bana göre, onlar nasıl olsa bir gün olacak, nasıl olsa bir gün olacak şeyler için, bir yönüyle belki sizin burada belli ölçüde tedbirinizi sizin stratejilerinizle, planlarınızla olması icap eden bazı hususlar vardır ki, onları feda edemezsiniz burada. Yani, bir hizmet yapılacaksa, bir vahdeti vucudiyet korunacaksa burada, iki tane üç tane insana bile bir şey anlatabilecekseniz şayet, o olacak şey dursun hele. Ben ona sabredeceğim. İşte ona, vuslata karşı sabır (denir). Belaya sabrın ötesinde, ibadete karşı sabrın ötesinde, mahsiyete karşı dayanma sabrın ötesinde, zamanın çıldırtıcılığına karşı sabrın ötesinde burnunun kemikleri sızlayacak. Muhammed diye (S.A.V.). Fakat nasıl olsa sen bir gün olacaksın. Fakat burada hele bu leşin yapacağı bazı şeyler varsa, bence onların olması lazım. Tezkeremi ben dolduramam, burda tutuyorsanız. Miat dolunca, sizden mesaj gelinceye kadar, kendime rağmen yaşayacağım. Şimdi bunu bir yere koyun da hani, vatan için de öyle. Vatanımı, toprağımı severim. Orada herhangi bir hercü merce, karışıklığa sebep vermemek için, o toprakları koklar, yüzüme gözüme sürerim ama, fakat nasıl olsa siz buradasınız, ben de Türkiye&#8217;nin her yerinde yaşıyor gibiyim ama, fakat o benim güzel ülkem orada beni bahane ederek , daha gitmeden her gün şom ağızlı bir kısım ashabı</strong> <strong>cerahit her fırsatı değerlendirip aleyhinize yazılar yazıyorlar. Oraya gittiğinizde, o mesele etrafında bir kızıl kıyamet koparmayacaklarına dair teminat veremezsiniz. Ve sizin en güçlü şeyleriniz bile bunun altından kalkamazlar. Hiç kimseyi zor bir durumda bırakmamak ve Türkiye&#8217;de bir problem unsuru olarak, orada bulunmamak için, burada da kendime rağmen yaşadığımı kabul edebilirsiniz. Yerin altında bile, Türkiye&#8217;de bir huzursuzluk olmasın diye yaşamaya razı olabilirim. Yerin altında&#8230;Bir tane dehliz açarsınız, üzerimi kapatırsınız, bir hava deliği açarsınız orada, ara sıra ekmek ve su atarsınız içerde. Ben alır onlarla geçinir, orada kalırım. Tek Türkiye&#8217;de olumsuz bir şey olmasın. Merak edenler her yerden gelmiş topraklarımı da görebilirler. İşte onlara bir kutu yaptırdım. Geçende aklımdan geldi ki, Türkiye toprağına secde edemiyorum. Başımı onun toprağında yere koymaya arzu ettim. Acaba dedim, ben onları, hepsini bir tahta üzerine döksem her yerinkini, çamur yapsam, dondursam sonra namaz kılarken onu koysam. Bu benim hissiyatım. Sonra hissiyatıma şerri ve Kur&#8217;ani mantığım karşı çıktı, dedi ki; <em>&#8220;Sen böyle bir şey yaparsan, bu defa herkes, haydi Türkiye toprağından bir seccade&#8230; &#8220;</em>   Yeni bir bi&#8217;dat icat etmiş oluruz. O da ayrı bir yırtık meydana getirir. Evet demek istediğim buydu.</strong></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/13/fethullah-gulen-ve-milliyetcilik-videosu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/13/fethullah-gulen-ve-milliyetcilik-videosu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Haydaaa&#8230; Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/19/haydaaa-kongolu-neden-istiklal-marsi-soylemis-ki/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/19/haydaaa-kongolu-neden-istiklal-marsi-soylemis-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 23:15:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[turk okullari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5297</guid>
		<description><![CDATA[Cehenneme gelenlerden biri zebânilerin arasında götürülürken kazanlar görmüş. Başlarında da ellerinde sopayla birer zebâni, fokur fokur kaynayan kazanların içinden dışarı çıkmaya çalışanların kafasına kuvvetlice vurarak, onları yeniden kazanın içine düşürüyor&#8230; 
 
Bir süre yürüdükten sonra yine dev bir kazanın yanından geçmişler. Ama bu sefer bu kazanın içi insan dolu olduğu halde, başında tek bir zebâni dahi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/200900503_derin_dusunce_org_gulen_turk_okullari.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5369" title="200900503_derin_dusunce_org_gulen_turk_okullari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/200900503_derin_dusunce_org_gulen_turk_okullari-300x225.jpg" alt="" width="266" height="191" /></a>Cehenneme gelenlerden biri zebânilerin arasında götürülürken kazanlar görmüş. Başlarında da ellerinde sopayla birer zebâni, fokur fokur kaynayan kazanların içinden dışarı çıkmaya çalışanların kafasına kuvvetlice vurarak, onları yeniden kazanın içine düşürüyor&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Bir süre yürüdükten sonra yine dev bir kazanın yanından geçmişler. Ama bu sefer <span id="more-5297"></span>bu kazanın içi insan dolu olduğu halde, başında tek bir zebâni dahi yokmuş. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Dayanamayıp sormuş yeni gelen: “Bu kazanın başında neden zebâniler beklemiyor?” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yanındaki gülmüş: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">“Çünkü kazanın içine doldurulanlar Türk. İçlerinden biri azıcık yükselse ötekiler paçasını tutarak derhal aşağıya çekiyorlar. Hiç kimse yükselemiyor. Bu yüzden başlarına adam dikmeye gerek yok!”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Gülen Cemaatiyle tanışmadan önce gülenofobiyle tanışanlardanım ben:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Abi bu Fetullah Gülen çok tehlikeli!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yapma ya! Neden?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Dünyanın her yerinde okulları var!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Dünyanın her yerinde silah fabrikaları olsaydı daha mı iyiydi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yok be oolum, adam zaten Amerika’da yaşıyo!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yaw Amerika’da binlerce Türk var, New York’ta bütün terziler, benzinciler Türk!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Öyle diil be oolum, <strong>“dinler arası diyalog”</strong> diyo, <strong>“Hristiyanla Müslüman kardeştir”</strong> diyo&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Eee ne var? Bunu ben de diyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yoksa seni de mi kandırdılar? Ahh Hep böyle akıllılara kancayı atıyolar zati.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Sağol iltifat için ama Kur’an’da yazıyor <strong>“bütün insanlar kardeştir” </strong>diye. O’nu da mı kandırmışlar?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">????</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Başkalarını eleştireceğine sen yapsan ya bir proje.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman;">-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">          </span></span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">????</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Gerçek sorunlarla uğraşmak yerine yapay sorun üretmeyi seven <strong>cahillerimizin en popüler yapay sorunu: Gülen Cemaati!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Bu cemaat bir sorun değil bir kâbus! Yan yana gelmemesi gereken üç şeyi yan yana getirdikleri için düşmanları çok. Nedir o üç şey?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-font-family: Arial; mso-bidi-font-family: Arial;"><span style="mso-list: Ignore;">1)<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">       </span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">İslâm,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-font-family: Arial; mso-bidi-font-family: Arial;"><span style="mso-list: Ignore;">2)<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">       </span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Başarı,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-font-family: Arial; mso-bidi-font-family: Arial;"><span style="mso-list: Ignore;">3)<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">       </span></span></span><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">“Ötekiyle” barış.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Garip mi geldi? İspat edeyim tezimi. Bu üç şeyden birini iptal edin, elimizde ne olur?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Birinci ihtimal:</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> İslâm’ı silin. Atatürkçü düşünce derneği ya da <a href="http://nisantasilions.lionwap.org/"><span style="color: #800080;">Nişantaşı Lions Klübü</span></a>’nün Gülen Cemaati gibi Türk okulları açtığını, Türkçe olimpiyatlar düzenlediğini varsayalım. Herkes alkışlardı Türkiye’de. Basın öve öve bitiremezdi: <em>“Türk’ün zekâsını dünyaya ispatladııı!!!”</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">İkinci ihtimal:</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> Başarıyı silin. Diğer dinlerden ve ülkelerden insanlar ile barış içinde yaşamak için çabalayan ama sesini duyuramayan bir Müslüman grup kimseyi rahatsız etmezdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Üçüncü ihtimal:</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> Barışı silin. İslâm inancını sömüren, “başarılı” ama şiddet yanlısı, Müslüman olmayan herkesle kanlı bıçaklı, yani islamcı bir terör örgütü. El Kaide meselâ. Bunda da sorun yok. Zira Batı’nın şahinleri “komünizm tehlikesinin” yerine koymak için İslâm’ı çoktan hedef seçtiler. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Evet&#8230; Gülen cemaatinin sayın üyeleri&#8230; Birilerini fena halde gıcık ediyorsunuz. Onlar size bakarak dudaklarını kemiriyorlar. <strong>“Biz bunca senedir neden bir çivi çakamadık?”</strong> diye takkelerini önlerine koyup düşünmeleri gerekir ama size saldırmanın dayanılmaz hafifliği var ya&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Sadece Kemalistler mi? Ne gezer&#8230; Dincisi, islâmcısı, muhafazakârı&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Geçenlerde Serdar Kaya Derin Sular sitesinde Kürşat Bumin’in <a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=08.06.2009&amp;y=KursatBumin"><span style="color: #800080;">bir yazısından</span></a> yola çıkarak <a href="http://www.derinsular.com/makaleler/2009/06/insanlik-milliyetcilik-ve-turkce-olimpiyatlari.php"><span style="color: #800080;">konuyu tartışmaya açmış</span></a>. Başka ülkelerde yaşayan insanlara Türkçe öğretilmesini yadırgayan Kürşat Bumin’i bu yazısında son derece dar görüşlü bulduğumu itiraf edeyim. Neden?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Yahudi asıllı bir çek olan Franz Kafka Almanca yazmıştır. Meselâ Lübnanlı Hristiyan Arap Amin Maalouf “Ölümcül Kimlikler” adlı enfes kitabı Fransızca yazmıştır. Fransız edebiyat ve düşünce hayatında özellikle Cezayirli Arapların yeri büyüktür. Arap olmayan Afrika’dan da birçok edebiyatçı Fransızca yazar. Bunun hem Fransa’ya hem de bu insanların geldikleri ülkeye büyük faydası vardır. Farklı kültürlerden insanların birbirlerini anlaması için Fransızca bir köprü görevindedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Üstelik Fransızca dışında hiç bir dil bilmeyen Fransızlara (ki çoğu böyledir) dünyanın kapıları açılmış olur. Vietnam’dan Kongo’ya, Cezayir’den Kanada’ya kadar yüz milyondan fazla insanın ikinci dili Fransızcadır ve bu iki taraf için de bir kazançtır bugün.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Aynı olguyu İngilizce için de söyleyebiliriz. Afrika dışında Hindistan gibi bir çok ülkeden düşünür ve edebiyatçı İngilizce eserler verir. Kanada, Avustralya gibi uzak ülkelerde de bu dilin konuşulması doğal olarak büyük avantajdır İngilizce bilen Türkler için bile.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Bugün yapay zekâ, nanoteknoloji ya da gen mühendisliği gibi bir alanda en son yenilikleri takip etmek isteseniz özellikle İngilizceyi olmazsa Fransızca ya da Almanca gibi bir dünya dilini bilmeniz gerekir. Yine Madagaskar’ın tarihi ya da Azteklerin gelenekleri gibi <strong>“kıyıda köşede”</strong> kalmış bir konuda kaynak aradığınızda en çok kitabı ve internet sitesini dünya dili durumuna gelmiş dillerde bulursunuz. Çünkü sadece bu dili konuşanlar değil bütün dünya bu dillerde kitap ve bilimsel makale yayınlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Daha küçük bir kapsamda Güney Amerika’nın İspanyolca konuşulan ülkeleri, Brezilya’nın ise Portekizce konuşması yine söz konusu ülkeler arasında kültürel bir ortaklık.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Evet, bu ortaklıklar savaşla, sömürüyle başlamıştır ama bugün Hindistan ABD’ye yazılım hizmeti satarak milyarlarca dolar kazanabiliyorsa bunda İngilizcenin rolü elbette çok büyük.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Bunun yanında Türkiye için çok daha “pragmatik” kazançlar da söz konusu. Derin Sular’daki tartışmada şunları yazmıştım:</span></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">“</span></em><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Milliyetçilik/İnsanlik konusundaki elestiriler yerinde kanaatimce, yanliz bu isin Türkiye açisindan çok olumlu bir tarafi var:</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Türk okullariyla birlikte ele alirsaniz, bu gençler büyüdüklerinde Türkiye&#8217;ye karsi nötr olmayacaklar, Bati ülkelerinde bol bol gördügümüz &#8220;Türk Korkusu&#8221; disinda bir zihniyetle bakacaklar Türkiye&#8217;ye.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Fransizlar çok daha uzun zamandir bir Francophonie projesi yürütüyorlar. Onlar da &#8220;barış, insanlık, demokrasi&#8221; vb diyorlar. Gerçek amaç Francophilie, yani Fransa&#8217;ya duyulan sevgi ve sempatinin arttirilmasi. Bakan düzeyinde bir sorumlusu ve yilda bir milyar avro bütçesi var bu isin. Fransiz ordusu son askerî nükleer denemeleri yaptiginda (Chirac zamaninda) bu &#8220;sevgi&#8221; çok ise yaramisti. </span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Bütün bunlarin Türkiye&#8217;ye ne faydasi olur? </span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Türkiye aleyhinde bir propaganda duyduklarinda &#8220;Peki Türkler ne diyor?&#8221; diye Türkçe kaynaklara bakabilirler.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Ülkelerinde olmayan bir seyi aradiklarinda ilk bakacaklari yerlerden biri Türkiye olur. İster bir makina ithal etmek isterse akademik konularda bir uzman vb. aramak için olsun, &#8220;Nasilsa Türkçe biliyorum&#8221; diyerek Türkiye&#8217;ye dönecekler yüzlerini, bu büyük bir kazanç.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Mesela Almanya&#8217;da çalisip Türkiye&#8217;ye dönmüs Türklere bakin. Ya da Bogaziçi Üniversitesi mezunu insanlara. Fransiz liselerinden ya da Galatasaray lisesinden mezun olanlara.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Hepsi bu ülkelere (Almanya, ABD, Fransa) hayran degiller elbette, ama bu egitim kurumlarinin iletisimi kolaylastiran bir yani var. En basta dili bilmek, ülkenin tarihini, kültürünü, zihniyetini anlamak.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Bu okullardan çikmis Türkler &#8220;Bati dünyasi&#8221; gibi basma kalip bir laf duyduklarinda bazi ülkeleri (daha iyi anladiklari için) ayri tutarlar, biraz kayirirlar ki normal.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Gülen hareketini de bu çerçevede degerlendirirsek (insanlik açisindan bile) daha olumlu bir tablo çikar ortaya. İslamofobiye gaz veren neocon gibi yapilanmalarin karsisina &#8220;evet ama ben Türkleri taniyorum, onlar dediginiz gibi degil&#8221; diyebilecek bir Kongolu çikarabilmek az sey degil. (İstiklal Marsi sart degil tabii <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Haa, yeter mi? Yetmez. Türkiye&#8217;de gerçek bir hukuk devleti olmadigi sürece Aleviler, Ermeniler, vs. ayrimciliga tabi tutuldugu sürece ne kadar reklam yaparsak yapalim gerçek ortaya çikinca hepsinin havasi sönecektir.</span></em></p>
<p style="background: white; margin-left: 35.4pt;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-no-proof: yes;">Onun için imaj konusunda Gülen cemaatini takdir ediyorum ama bu imajin arkasini doldurmak için Türkiye&#8217;nin içinde baska çalismalar da yapilmasi gerektigini düsünüyorum. </span></em><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR; mso-no-proof: yes;">”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Bu kadar karmaşık bir olguyu el kadar bir köşe yazısında ele alarak <strong>“Kongolu istiklal marşı söyledi”</strong> diye yaftalayıp geçmek için insanın gerçekten ıssız bir adada yaşıyor olması gerekir. Kürşat Bey’in bu kadar dar görüşlü, dünyayı anlamaktan aciz, geleceğe ait vizyonu olmayan biri olduğunu sanmıyorum. Ama her gün yazmak adamı yorar. İnsanların bazen yazı yazmayı bırakıp biraz dinlenmeleri gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;">Türk köşe yazarlarının zaman zaman biraz seyahat etmelerini, yabancı ülkelerde yazılmış kitapları okumalarını gerekli buluyorum. Bir insan Türkçe Olimpiyatlarına ve Türk okullarına bakıp kafasını kaşıyararak <strong>“Haydaaa&#8230; Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?”</strong> diye sormaktan başka bir şey yapamıyorsa gerçekten dinlenmeye ihtiyacı var demektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"><a title="Permanent Link to Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair" href="http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/"><span style="color: #800080;">Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair</span></a> adlı eski bir yazımdan kısa bir alıntıyla noktalamak isterim :</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-bidi-language: BO;">« İşte böyle mütevazi(!) bir akşam yemeğinde bir Ermeni, iki Fransız, bir Faslı ve bir Kanadalı ile buluştuk. Havadan sudan, Türkiye’nin AB üyeliğinden derken Fransız komşum söz aldı:</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-bidi-language: BO;">“Biliyor musun Mehmet, Madagaskar’da uzun yıllar kaldım. Çocuklarımızı oranın en iyi okuluna göndermek istediğimizde bize Türklerin idare ettiği bir okulu tavsiye ettiler.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-bidi-language: BO;">Gülen’in okullarından bahsediyordu. Çocukları o ülkenin seçme insanlarının çocuklarıyla, diplomatların, bakanların ve iş adamlarınınkilerle birlikte okumuştu. Fransız iş adamı veli toplantılarından ve okul aktivitelerinden istifade ederek yeni iş bağlantıları kurmuştu çoktan.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-bidi-language: BO;">“Bu tür lobi çalışmalarını Amerikalılar ve Yahudiler çok iyi yapar. Türkleri böyle bir projenin başında görmek eşimi ve beni çok şaşırttı başlangıçta”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt; mso-bidi-language: BO;">Çocukları da Madagaskarlı arkadaşlar edinmekle kalmamışlardı. O yıllarda o ülkede bulunan fakat daha sonra başka ülkelere giden Amerikalı, Avrupalı, Asyalı ailelerin çocuklarıyla da bağlar kurmuşlardı. Fransız komşumun en büyük üzüntüsü Fransa’da bir Gülen Okulu olmaması! Çocukları büyümüş ama bu “Türk okulları Fransa için çok faydalı olabilir” diyor. »</span></em><em><span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"> </span></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/19/haydaaa-kongolu-neden-istiklal-marsi-soylemis-ki/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/19/haydaaa-kongolu-neden-istiklal-marsi-soylemis-ki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Misyonerlik, Hukuk ve Özgürlük</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 13:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Hukuk ve Özgürlük]]></category>

		<category><![CDATA[Misyonerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4912</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Akif Menteşoğlu
Geçenlerde yeni üniversite mezunu bir genç arkadasimiz ile konuşurken internette, son günlerde kendisine sıkça gelen &#8220;misyonerlik&#8221; aleyhtarı maillerden bahsetti. Bu maillerden bir tanesi Taksim&#8217;de &#8220;bedava İncil&#8221; şeklinde el broşürü dağıtan bir gencin tartaklandığı, sözlü sataşmalara uğradığından bahsediyor ve benim sohbet etmekte olduğum genç bu olayı büyük bir coşkuyla anlatıyordu.
 Misyonerlik konusu son yıllarda ulusalcı/milliyetçi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2716" title="20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081222_derin_dusunce_org_ermenilerden_ozur_dilemek-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" /></a>Mehmet Akif Menteşoğlu</strong></p>
<p>Geçenlerde yeni üniversite mezunu bir genç arkadasimiz ile konuşurken internette, son günlerde kendisine sıkça gelen &#8220;misyonerlik&#8221; aleyhtarı maillerden bahsetti. Bu maillerden bir tanesi Taksim&#8217;de &#8220;bedava İncil&#8221; şeklinde el broşürü dağıtan bir gencin tartaklandığı, sözlü sataşmalara uğradığından bahsediyor ve benim sohbet etmekte olduğum genç bu olayı büyük bir coşkuyla anlatıyordu.</p>
<p> Misyonerlik konusu son yıllarda ulusalcı/milliyetçi tandanslı çevreler tarafından özellikle provoke edilmekte ve düşmanlık oluşturacak mecralara çekilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p> Bu mecralardan bir tanesi, &#8220;Türkiye&#8217;de misyonerlik çalışmalarının amacının, önce Türk halkını kendi kültüründen ve inancindan soğutmak sonra Hristiyan yaparak sömürgeci batılı güçlerin hizmetine sunmaktir&#8221;<a name="_ftnref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn1">[1]</a> şeklinde özetlenecek genel bir bakış açısıdır.<span id="more-4912"></span></p>
<p> İkinci bir bakış açısı, &#8220;Batıda Müslüman ile Türk, Türk ile İslamın eşanlamlı olarak kabul edildiği ve yüce peygamberin &#8220;Türk&#8221; olarak bilindiği&#8221;<a name="_ftnref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn2">[2]</a> varsayımı ve bu yüzden misyonerliğin özellikle Türk dünyası ile ilgilendiği iddiasi şeklindeki milli hassasiyetleri provoke etmeye yönelik varsayımdır.</p>
<p>Üçüncü bir varsayım, Abdullah Öcalan&#8217;ın Papa&#8217;ya yazdığı bir mektubunda söylediği iddia edilen &#8220;Aziz Peder, Hristiyanlığa çok yakınım, sizin şahsınıza ve dininize duyduğum saygı benim savaşımın ve düşüncelerimin merkezindedir&#8221;<a name="_ftnref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn3">[3]</a> şeklindeki sözlerin,  halkın sevmediği bir şahsiyet üzerinden milli duygularının kullanılarak misyonerlik karşısında provoke edilmeye çalışılmasıdır.</p>
<p> Yine aynı şekilde, 1962-1972 yılları arasında Türkiye&#8217;de &#8220;Barış Gönüllüleri&#8221; adı altında faaliyet yürüten Amerikan misyoner örgütünün &#8220;Güneydoğu&#8217;da PKK&#8217;nın temellerini attığı iddiasıdır&#8221;<a name="_ftnref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn4">[4]</a>.</p>
<p> Dördüncü bir varsayım, dinlerarası diyalog çabalarının Vatikan&#8217;ın bir projesi olduğu iddiası ve Türkiye&#8217;de bu diyalog çabalarını Abant toplantıları vasıtası ile sürdüren Fethullah Gülen Cemaati&#8217;nin misyonerliğe hizmet ettiği iddiasıdır.</p>
<p> Prof.Dr.Haydar Baş&#8217;a göre, dinlerarası diyalog ile ilgili olarak yapılan Abant toplantılarında her ne kadar tıkanma noktasındaki Türkiye&#8217;nin önünün açılması şeklinde bir amaç konmuşsa da alınan kararlar buna hizmet etmemiştir.</p>
<p> Bu varsayıma göre sadece Fethullah Gülen Cemaati değil, gerçekte başka dinler ve kültürler ile yakınlaşmaya çalişan her akımın arkasında misyonerliğe hizmet düşüncesi yer almaktadır.</p>
<p>  Beşinci bir varsayım, misyonerliğin bu kadar fazla yol almasında hiç süphesiz AB&#8217;ye uyum yasalarının oynadığı roldür. Bu düşünceye göre, ulus devleti tasfiye etmek amacı taşıyan Batı, bu yasaları Türkiye&#8217;ye karşı bir psikolojik savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bu düşünceye göre Batı, Türkiye üzerindeki bu dinsel baskıyı, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin ekümenliği, Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması ve Anadolu&#8217;da yoğun misyonerlik faaliyetleri ile sürdürmektedir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;">Özgürlükler açısından bakabilmek</span></p>
<p>İngiltere&#8217;de &#8220;Times&#8221; ve &#8220;Guardian&#8221; gazetelerinde özgürce yayınlanmakta olan &#8220;bedava Kuran-ı Kerim&#8221; şeklindeki ilanlari görünceye kadar, yıllarca Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin arka sayfalarında kendilerini çok afişe etmemek için küçük puntolarla yazılan &#8220;bedava İncil&#8221; şeklindeki ilanlarda, hem ilanı verene hem de ilanı yayınlayan gazetelere yukarıdakı nedenlerden dolayı kızgınlıkla yaklaşmışımdır.</p>
<p> Gerçekten de &#8220;Times&#8221; ve &#8220;Guardian&#8221; gazetelerinde yer alan ilandaki web adresini tıkladığınızda, adres ve kontak bilgileri girildikten sonra Kuran-ı Kerim adresinize postalanmaktadır. Bu konuda İngiltere merkezli sadece bir tane değil, yüzlerce organizasyon ve site olup, Google&#8217;da yapılan küçük bir araştırma ile bulunabilmektedir (örnek, <a href="http://www.albirr.com/">www.albirr.com</a>).</p>
<p> İngilterede bulunmuş olanlar bilirler, Leicester Square isminde eğlence ve gece hayatının merkezi olan bir meydan vardır. Bu meydanda eskiden disko şimdi ise sinema kopleksi olarak kullanılan Equinox isimli binanın hemen yan tarafında  eğlence hayatının en yoğun olduğu cuma ve cumartesi akşamları, sarıklı, cübbeli Müslüman gençler stand açarlar ve yoldan geçen insanlara İslamı tebliğ etmeye çalışırlardı. Bu gençleri ve ortamı gördükten sonra ilk paragrafta bahsetmiş olduğum Taksim&#8217;de İncil broşürü dağıtan gence, özgürlükler açısından bakabilmeyi öğrendiğimi zannediyorum.</p>
<p> Örneklerimi hep İngiltere&#8217;den veriyorum ama benim için muazzam güzel örneklerden bir tanesi de üniversitelerin öğrenci kulüpleridir. Bu kulüpler herhangi bir spor dalı, (futbol kulübü, yüzme kulübü v.b.) sanatsal (tiyatro kulübü, sinema kulübü v.b. ) kulüpler olabileceği gibi, aynı dine mensup ogrencilerin bir araya gelerek kurdukları &#8220;Budist Öğrenciler Kulübü&#8221;, &#8220;Hristiyan Öğrenciler Kulübü&#8221;, ve &#8220;Müslüman Öğrenciler Kulübü&#8221; gibi dini kulüpler de yer almaktadır. Bu kulüplerde oğrenciler okulun imkanlarını kullanarak, bir arada olmakta, dinlerini kendilerine yakınlık gösteren diğer öğrencilere tebliğ edebilmekte ve bu sayede bazı öğrencilerin Müslüman olmasına da yol acmaktadırlar. Londra Üniversitesi&#8217;ne ait Birkcbeck College ve London School of Economics&#8217;de okul cuma günleri müslüman oğrencilere bir salonunu Cuma namazı için tahsis etmekte ve namaz kılmaya gelen öğrencilerin salon dışına taşan görüntüleri ilginç manzaralar oluşturabilmektedir.</p>
<p> İngiliz BBC televizyonu tarafından İslam ile ilgili yapılan birçok belgeselden bir tanesinde İngiltere&#8217;de en hızlı yayılan dinin İslam olduğu, özellikle 11 Eylül&#8217;den sonra müslüman olanların sayısında artış olduğu, senede yaklaşık 50.000 kişinin İngiltere&#8217;de Müslüman olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p> ATO tarafından yayınlanan bir rapora göre ise, Türkiye&#8217;de Hristiyan cemaati sayısı 50-55.000 olarak tahmin edilmekte ve bunlara ait 3000&#8242;den fazla kilise, çok sayıda kitabevi, 1 kütüphane, 6 dergi, çeşitli vakıflar, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acenta, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, müzeler ve onlarca dernek bulunduğu kaydedilmiştir. Yine aynı rapora göre, bu çalışmaların sonucu olarak, Batıkent Protestan Kilisesi&#8217;nde 37 ögrenci, Gazi Üniversitesi&#8217;nde 138 kişi, Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde 6 kişi, Ankara Üniversitesi&#8217;nde 345 kişinin din değiştirerek Hristiyan olduğu belirtilmiştir.</p>
<p> Yine Youtube paylaşım sitesinde &#8220;Muslim Demographics&#8221; isimli bir blogda Avrupa&#8217;da, Kanada ve USA&#8217;da gerek doğum oranının geriye gitmesinden, gerek Müslümanların hem iltica yolu, hem de doğum oranlarının yüksekliği ile sayılarının artmasından, gerekse Müslümanlığa olan ilgiden ve Müslüman olanların sayısının artmasından hareketle yakın bir gelecekte Müslüman nüfusunun bazı ülkelerde Hristiyan nüfusu geçeceği yönündedir. Bu araştırmaya göre, 2027 yılında Fransa&#8217;da her 5 erkekten 1 tanesi müslüman olacak ve 2039 yılında Fransa&#8217;da Müslüman nüfus Hristiyan nüfusu geçecektir. Aynı bloğun Alman İstatistik Bürosu&#8217;ndan aldığı verilere göre, 2050 yılında Almanya&#8217;da da Müslüman nüfus Hristiyan nüfusu geçecektir. Aynı bloğun araştırma sonuçlarına göre 1970 yılında 100 bin, şu anda 9 milyon olan Amerika&#8217;daki Müslüman nüfusu, 30 yıl içinde 50 milyona yükselecektir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;">Sonuç</span></p>
<ol>
<li>600 yıl Müslüman, Hristiyan, Musevi bütün dini unsurları bünyesinde hoşgörü ile tutabilmiş bir imparatorluğun mirasçıları olarak, son 150 yılda nasıl hoşgörüsüz bir toplum haline geldiğimiz noktası, bizi etkisi altina alan zihniyetin politikalarında gizlidir.</li>
<li> Bu zihniyet ki, son 150 yıl içerisinde bünyesinde bulunan etnik ve dini unsurları, kendisine tehdit olarak algıladığı için, gerek yasaları, gerekse resmi ve gayr-ı resmi güçleri ile elimine etmeyi, sindirmeyi ve azaltmayı başarmıştır.</li>
<li> Bu minvalde meydana gelen olayları da bu zihniyetin politikalari çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Ermeni sorunu, Kürt sorunu, 5-6 Eylül olayları, Maraş olayları, Madımak olayı, Hrant Dink cinayeti gibi muhtelif suikast ve terör olayları gibi bir dizi olayı, diğer sebeplerle birlikte bu zihniyetin yansımalarından meydana gelmiş olaylar olarak değerlendirmek gerekmektedir.</li>
<li> Bu bağlamda, misyonerlik faaliyetlerinde bulunanlara veya başka dine mensup olanlara karşı fiziksel şiddet uygulamaları da aynı çerçevede değerlendirebilir. Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliami, İzmir&#8217;de St.Antuan Kilisesi rahibi Adriano Francini&#8217;nin bıçaklı saldırıya uğraması ve bunun yanında bildiğimiz veya bilemediğimiz birçok şiddet olaylarını dikkatlice incelememiz gerekir.</li>
<li> Misyonerlik düşmanlığı üzerine aynı zihniyet tarafından yapılan söylemler, maalesef dini hassasiyeti yüksek insanlarımız üzerinde başarılı olabilmekte, bir çok insan, Malatya Zirve Yayınevi Katliami, Rahip Santoro Cinayeti, Rahip Francini&#8217;nin biçaklanması ve Hrant Dink cinayeti gibi olaylarda katliam sanıklarını dini çerçeveden bakarak kahraman olarak görebilmektedir.</li>
<li> İşin garip tarafı, misyonerlik faaliyetlerini acımasızca eleştiren ulusalcı/milliyetçi tandanslı insanlardan birçoğunun gerçekte dini hassasiyetlerinin olmadığı, dini hassasiyeti yüksek halkı laik olmamak ile eleştirirken, aynı zamanda bu insanların dini hassasiyetlerini misyonerlik gibi konularla provoke ettikleri görülmektedir. Özellikle Cumhuriyet gazetesi gibi bu zihniyetin medya ayağındaki yayın organları bu provokasyonun baş aktörleri durumundadır. Cumhuriyet gazetesi yazarı, şu anda Ergenekon sanığı olarak tutuklu bulunan Prof.Dr.Erol Manisalı, &#8220;Bıçak Sırtında Cumhuriyet&#8221; (2004) adlı eserinde misyonerlik hakkında şunları yazar; &#8220;Türkiye gibi Müslüman bir ülkede gazete ve televizyon haberlerinde kiliseler, papazlar ve hatta rahibeler ön plana çıkar. Sadece İngiliz papazları değil diğerleri de. Kısacası Müslüman mahallesinde salyangoz satışı artar.&#8221; Yine aynı gazeteden rahmetli Atilla İlhan, 1.12.2004 tarihli yazısında misyonerlerin Türkiye&#8217;de ulaştıkları hedefleri eleştirel açıdan anlatmaktadır.</li>
<li> Yukarıdaki satırlarda belirtildiği gibi, İslam hoşgörüsünü evrensel bir bakış açısı ile anlatmaya ve yaymaya çalışan her türlü cemaat (Fethullah Gülen Cemaati gibi..), sivil toplum örgütleri gibi organizasyonlar, aynı zihniyet tarafından misyonerliğe hizmet etmekle suçlanmaktadırlar.</li>
<li> AB&#8217;ye girme çabaları ve bu yolda yapılan her türlü uyum yasası da aynı çerçevede değerlendirilmektedir.</li>
<li> Misyonerliğin ülkemizin dini, sosyal ve kültürel yapısında yol açabileceği tahribatlara inanmakla birlikte, olaya hak, hukuk ve özgürlükler açısından bakmaya çalışmakta, bu bağlamda devlet bakanımız Mehmet Aydın&#8217;ın, &#8220;Herkesin kendi dinini yayma ve anlatma özgürlüğü vardır, buna engel olamazsınız&#8221; minvalindeki sözlerine katılıyorum ve bu çerçevede yapılan her türlü faaliyetlere getirilebilecek eleştirilerin seviye sınırlarını aşmamasını diliyorum.</li>
<li> &#8221;Özgürlükler açısından bakabilmek&#8221; başlıklı bölümde, tamamı ile diğer bir açıdan, Avrupa&#8217;da İslamın yayılışını ve özellikle İngiltere&#8217;de özgürlüklere ve tebliğe bakış açısını bir nebze anlatmaya çalışarak, ayrı bir tartışma konusu başlatabilmeyi arzulamaktayım.</li>
</ol>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_ftn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref1">[1]</a> Mahmut Aydın, Cağdaş Misyonerlik Faaliyetleri ve Türkiyede Misyonerlik Faaliyetleri, Kaktüs Yayınları, 2002.</p>
<p><a name="_ftn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref2">[2]</a> Bozkurt Guvenç, Türk Kimliği, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1994.</p>
<p><a name="_ftn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref3">[3]</a> Haydar Baş, AKP Hakkında görüşme, Cumhuriyet Gazetesi, 2.7.2004</p>
<p><a name="_ftn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref4">[4]</a> Ugur Yıldırım-Jeopolitik Dergisi, Mayıs 2005, Sayı 16, Sayfa 73-83.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/misyonerlik-hukuk-ve-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen ve Türkan Saylan</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/19/fethullah-gulen-ve-turkan-saylan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/19/fethullah-gulen-ve-turkan-saylan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 08:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Fethullah Gülen ve Türkan Saylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4360</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon davasının 12. dalgası bağlamında ÇYDD ve ÇEV kurumları da tartışılıyor&#8230; Özgür bir toplumda her sivil girişimin kendine göre bir eğitim tasavvuru, bir insan yetiştirme tasavvuru olabilir. Bu tasavvur doğrultusunda da çalışabilir&#8230;
Gülen hareketi de eğitim olgusunu merkeze alan birçok sivil girişimleri içinde barındırıyor&#8230; Okulları, dersaneleri, yurtları var Gülen hareketinin&#8230; Türk genelkurmayının ilk fırsatını bulduğunda eğitimle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon davasının 12. dalgası bağlamında ÇYDD ve ÇEV kurumları da tartışılıyor&#8230; Özgür bir toplumda her sivil girişimin kendine göre bir eğitim tasavvuru, bir insan yetiştirme tasavvuru olabilir. Bu tasavvur doğrultusunda da çalışabilir&#8230;</p>
<p>Gülen hareketi de eğitim olgusunu merkeze alan birçok sivil girişimleri içinde barındırıyor&#8230; Okulları, dersaneleri, yurtları var Gülen hareketinin&#8230; Türk genelkurmayının ilk fırsatını bulduğunda eğitimle alakalı bu Gülenci kurumları hadım etme niyetinin olduğunu biliyoruz&#8230; Genelkurmay karargâhının Gülen hareketine karşı bu tavrı dolayısıyla hareket mensupları da her an teyakkuz halinde yaşıyor&#8230; <span id="more-4360"></span></p>
<p>Genelkurmay&#8217;ın Gülen hareketine yönelik bu düşmanca tavrını hiçbir vicdan sahibi onaylayamaz&#8230; Genelkurmay karargâhının kimi toplumsal kesimlere, kimi sivil örgütlenmelere bu şekilde düşman olma hakkı yoktur, olamaz. Bu hem hukuken hem de ahlaken kabullenilemez bir durumdur&#8230; Başbuğ&#8217;un son konuşmasında bir sürü şey muğlaktı ama tek şey netti&#8230; Başbuğ yönetimindeki Türk genelkurmayının şu an başlıca hedefi Gülen hareketinin nüfuz alanının daraltılması ve faaliyetlerinin olabildiğince iğdiş edilmesidir&#8230; Bu zihniyeti paylaşan birçok yayın organı da Gülen hareketine ilişkin maksatlı, dezenformatif ve bel altı vuran yayınlar yapıyor&#8230; Adeta Gülen hareketinin dağıtılmasına ilişkin bir operasyonel zemin hazırlıyor bu yayın organları&#8230;</p>
<p>Fakat üzücü olan Gülen hareketinin yayın organlarının da ÇYDD ve ÇEV ile ilgili aynı operasyonel zihniyetle davranabilmesi&#8230; Bu iki Kemalist derneği PKK&#8217;lılıkla ve Hıristiyan misyonerliğiyle bağlantılı gösteren saçma sapan ve ahlakdışı haberlere imza atabilmesi&#8230; Ulusalcı-Ergenekoncu medya organlarının dindar kesimlere ve Gülen hareketi mensuplarına yönelik kullandıkları dilin aynısını ÇYDD mensuplarına ve Türkan Saylan&#8217;a dair kullanıyor hareketin yayın organları&#8230;<strong></strong>&#8230; Özel Kuvvetler Komutanlığı&#8217;nın ÇYDD ve ÇEV ile ilgili ifade ettiklerine itibar ederseniz, aynı kurumun Gülen hareketiyle ilgili saçma sapan raporlarına da itibar etmek zorunda kalırsınız&#8230; Gülen hareketiyle ilgili onca dezenformasyonun nereden kaynaklandığını düşünüyorsunuz? O bütün &#8220;<em>Cemaat ABD&#8217;nin piyonudur. Okulların yerini önce ABD belirliyor, sonra orada okul açıyorlar. Fethullah Gülen ABD&#8217;ye payandalık ediyor</em>&#8221; söylemlerinin kaynağı neresi?</p>
<p>Gülen hareketinin tüm mensuplarına, başta Ekrem Dumanlı olmak üzere de tüm <em>Zaman</em> gazetesi camiasına da buradan seslenmek istiyorum</p>
<p>Bu raporları hazırlayanların zihniyet haritası Türkiye toplumunun bütün kesimlerine karşı aynı çarpıklıktadır aslında&#8230; Bütün toplumu tek bir kalıba dökmek isteyen, bu coğrafyanın temel hastalığı olan İttihatçı zihniyeti yansıtır o raporlar&#8230;</p>
<p>Türkan Saylan ne kadar iman etmiş bir Kemalist olursa olsun, bu ahlaksız zihniyet nazarında aile kökenlerinden ötürü potansiyel bir suçlu konumundadır&#8230; O sebeple Saylan&#8217;ın Kürt çocuklarına burs sağlamaya çalışması bile hemen PKK&#8217;lılıkla suçlanmasına sebep olabilir. Annesinin Hıristiyan olmasından dolayı potansiyel bir &#8220;misyoner adayı&#8221;dır&#8230; Türk devlet zihniyeti kendine en fazla iman etmiş insanı bile böyle görür, böyle değerlendirir&#8230; Bilin ki Saylan&#8217;ın ailesinde kimi şeyhler ve âlimler olsaydı, bu hâkim devlet zihniyeti Saylan&#8217;ı potansiyel &#8220;<em>dinci, Fethullahçı</em>&#8221; adayı olarak görebilirdi&#8230; Özü itibariyle Saylan ile aynı dünya görüşünü paylaşan Toktamış Ateş, İslam ile ilgili konularda biraz &#8220;hoşgörülü&#8221; olduğu için egemen devlet zihniyetinin dilinde &#8220;Fethullahçı&#8221; olarak anılıyor bugün&#8230; Saylan ise aile kökenlerinden ötürü &#8220;Hıristiyan misyoneri&#8221;&#8230;</p>
<p>Bu ülkede hepimizin görmesi gereken bir şey var&#8230; Ergenekon adını verdiğimiz Türk derin yapılanması bu toprakların kadim hastalığı olan İttihatçılığın uzantısı mahiyetinde bir yeraltı örgütlenmesidir&#8230; İttihatçılık da gayrımüslimleri Müslümanlaştırmak, Alevileri Sünnileştirmek, Sünnileri laikleştirmek ve Kürtleri Türkleştirmek üzerine temel stratejisini kurmuş hastalıklı bir zihniyet yapısıdır&#8230; Bu zihniyet için Sünni-dindarlar da, Aleviler de, Kürtler de, gayrımüslimler de potansiyel tehdittir&#8230; Bu zihniyet Hıristiyan misyonerleriyle Gülen hareketini aynı ölçüde düşman görür. <strong>Unutmayalım ki <em>Zaman</em> gazetesinin itibar ettiği Özel Kuvvetler tipi yapılanmalar bundan birkaç yıl önce tüm ışık evlerini de ev-kilise olarak gösteren raporları medyaya sızdırmıştı&#8230; O &#8220;raporlar&#8221; da doğru mu? Ergun Poyraz tipi adamlara ışık evlerinde Hıristiyanlık propagandası yaptırılıyor diye yazdırtan ve bu &#8220;bilgi&#8221;yi yaydırtan güç, Saylan&#8217;ın aile kökenlerine dair ırkçı tavrı sebebiyle aynı zamanda ÇYDD için de aynısını yaptırabiliyor bu ülkede&#8230;</strong></p>
<p>Merak ediyorum, bu alçak oyunlara karşı hep birlikte duracağımız günler gelecek mi acaba? Yoksa bu İttihatçı zokaları hep yutmaya devam mı edeceğiz? Ve bu zihniyet hep mi egemen olacak bu topraklarda?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/19/fethullah-gulen-ve-turkan-saylan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/19/fethullah-gulen-ve-turkan-saylan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nazım Hikmet&#8217;e yapılan Fethullah Gülen&#8217;e yapılmasın(*)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/18/nazim-hikmete-yapilan-fethullah-gulene-yapilmasin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/06/18/nazim-hikmete-yapilan-fethullah-gulene-yapilmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 22:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rafet Günay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/18/nazim-hikmete-yapilan-fethullah-gulene-yapilmasin/</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz karşıt görüşlerin ülkesi. İşin ilginç yanı, çelişkiler değişik yollarla fertlerde görülmekle kalmıyor, bazen aynı kişide görülüyor. Mesela insanın yanılması doğaldır, beşer şaşar. Yanıldığını anladıktan sonra doğruya yönelme makul olanıdır fakat makul olmayan aynı cinsten başka cürümü işlemesidir. Bu kadar felsefeden sonra lafı dolambaçlı yoldan bahsetmeyi bırakıyorum.
Efendim malumunuz iki gündür Cem vakfı Başkanı Prof. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080618_derin_dusunce_org_gulen.jpg" alt="20080618_derin_dusunce_org_gulen.jpg" align="right" />Ülkemiz karşıt görüşlerin ülkesi. İşin ilginç yanı, çelişkiler değişik yollarla fertlerde görülmekle kalmıyor, bazen aynı kişide görülüyor. Mesela insanın yanılması doğaldır, beşer şaşar. Yanıldığını anladıktan sonra doğruya yönelme makul olanıdır fakat makul olmayan aynı cinsten başka cürümü işlemesidir. Bu kadar felsefeden sonra lafı dolambaçlı yoldan bahsetmeyi bırakıyorum.</p>
<p>Efendim malumunuz iki gündür Cem vakfı Başkanı Prof. Dr. <strong><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°zzettin_DoÄan">İzzettin Doğan</a></strong>&#8216;ın buyurduğu <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=702922">beyanat</a> ortalıkta tartışılıyor. Kimileri: &#8220;Vurun bu azdır&#8221; diyor kimileri: &#8220;Etmeyin el insaf yahu bu okumuş adam boş yere kürek çekmez&#8221; diyor. Bizde bir iki klavye vuruşuyla bu konuya parmak basalım dedik.</p>
<p>1902 yılında Selanik&#8217;te doğan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/NazÄ±m_hikmet">Nazım Hikmet</a> Atatürk döneminde 1928&#8242;de 15 yıl hapse mahkûm edildi. Ayrıca 1931 de ve 1933&#8242;te yine mahkûm edildi. Cumhuriyetin 10. yılı vesilesiyle ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1938 de eserleri yasaklandı ve orduyu isyana tahrik etmek suçuyla 28 yıl hapse mahkûm edildi. 1. İnönü devrinde hapishanede yattı. Hapishaneden çıkar çıkmaz Rusya&#8217;ya kaçtı, 1951 de T.C. vatandaşlığı&#8217;ndan çıkarıldı.<span id="more-1143"></span></p>
<p>UNESCO 2002 yılını &#8220;<strong><a href="http://www.nazimhikmetran.com/haberler14.html">Nazım Hikmet Yılı</a></strong>&#8221; ilan etmişti. Anadolu&#8217;da olduğu gibi Avrupa&#8217;da değişik ülkelerde de anma toplantıları yapılmıştı ve Nazım Hikmet Bibliyografisi dahi hazırlanmış ve dönemin Kültür Bakanlığı da kitaplarını İngilizceye çevirmişti.</p>
<p>  Tuhaftır ki Nazım Hikmet&#8217;i savunup ona methiyeler düzenler, Kemalizm&#8217;e ve İnönü&#8217;ye bağlılığı kimseye bırakmayan insan topluluklarıdır. Lakin 16.06.2008&#8242;de Habertürk kanalında yayınlanan Paragraf programında Cem evlerinden sorumlu kişi : &#8220;Nazım Hikmet bir Kemalist ve de Atatürk ilkelerine sadık bir neferdi&#8221; diyordu. Neyse ben bu vakaları fazla hatırlatıp yoruma girmiyorum ve kurcalamıyorum. Öyle görünüyor ki yazar ve sanatçıların çoğu gibi bizzat devletimiz bile kendi aleyhinde olmakta, mahkûm edip vatandaşlıktan bile çıkardığı bir kişiye iade-i itibar yapmakta ve resmen olmasa da fiilen yanıldığını itiraf etmektedir. Bunlara muhalif birisi değilim. Fikrine ve dünya görüşüne katılmasam da hatta Türk milletinin büyük çoğunluğunun onun fikirlerini benimsemediği gün gibi aşikâr iken ülkemizde her türlü fikre sahip insanlar yaşadığına göre Nazım Hikmet gibi birisine de elbette bir yer olabilir.</p>
<p>  Diğer yandan 50 yıldan beri halkımıza hizmet eden, özellikle son 25 yıldan bu yana Türkiye çapında tanınmış ve ünü <a href="http://www.foreignpolicy.com/story/cms.php?story_id=4314#bios">yurtdışına</a> ulaşmış bir şahıs olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fethullah_GÃ¼len">Fethullah Gülen</a> vardır. Fikir babalığını yaptığı eğitim kurumlarıyla 110 ülkede Türk halkı arasında eğitim ve dostluk köprüsü kurulmasına vesile olmuştur. Gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında Türk okulları madalyalarına yenisini eklemekteler ve son örneğini Meclis Başkanı Köksal Toptanın katılımıyla gerçekleşen 6. Türkçe olimpiyatlarında gördük. Türk aydınlarının da hayranlığı içinde anlayışı bakımından da bu kurumları az çok tanıyan herkesin takdirini celbetmiştir. Merhum Ecevit dahi baskılara rağmen bu kurumları kanunlara aykırı bir tarafının olmadığını defaatle belirtmiştir. Hatta şuan da dünyanın 110 ülkesinde ileri gelen devlet adamları bakan ve milletvekilleri bile çocuklarının bu okullarda okumaları için yarışıyorlar.</p>
<p>  Yazımın başında değindiğim aydın Nazım Hikmet&#8217;in sanatını, olumlu yönlerini büyüteç altına alıp olumsuz taraflarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Buna bir şey demiyorum. Lakin Fethullah Gülen hakkında yapılan bir açıklama dahi bir avuç suda fırtına koparan insanları görmekteyiz. Birçok mahkemede ve zamanında DGM&#8217;de hep beraat ettiği vaki bulmuşken ve Nazım Hikmet gibi hiçbir kitabı dahi yasaklanmamışken Fethullah Gülen&#8217;i suçlu ilan etmek herhalde kantarın topuzunu kaçırmak olsa gerek.</p>
<p> Her siyasi çalkantıda Fethullah Gülen ismi duymak insanları gınağa getiriyor. Bundan iki hafta önce vizyonda <a href="http://www.islamvetasavvuf.org/?q=taxonomy/term/90" target="_blank">Mahmut Ustaosmanoğlu</a> varken sırada Fethullah Gülen&#8217;i görmekteyiz. Birileri hep açık kartını gösteriyor gibi. Felaket tellalları yine ortalıkta, Amman dikkat diyorum zira bizde bir gün manşette olabiliriz. Ahir zaman medyası kudurmuş gibi(özellikle bizim ülkemizde), her yana kin kusuyor sanki. Fikirlerinden emin olamadıklarından mıdır nedir, kim bilir daha hangi konularda kin ve bağnazlıklarını tahrik etmeye girişecekler.</p>
<p> Nazım Hikmet&#8217;e bir takım zorlamalarla sahip çıkanların hiç zorlanmadan sahip çıkabilecekleri bu kişiyi anlamaya çalışmalarını bunu yapmıyorlarsa hiç değilse ona karşı haksızlık etmemeleri gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Cem vakfı başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan&#8217;ın buyurduğu beyanat kısmen şahsi olsa da diğer Alevi topluluğunun bunu hazmedememesi Alevilerinde nasıl bir yol ayrımında olduğunu gayet açık bir şekilde gözler önüne seriyor.</p>
<p>Fethullah Gülen aleyhindeki bir avuç kimsenin asılsız ve mesnetsiz iftiralarından dolayı kimseden af dileme durumunda değildir. Bende onun affedilmesi veya iade-i itibarı içinde yazmıyorum. Fakat ülkesine bu kadar katkısı olmuş bu kişinin aleyhindeki iftiralara kanarak haksızlıkta bulunanları kendilerini temize çıkarmak için kendilerine iyilik etmeleri için onun hakkında insaflı olmaya çağırıyorum.     </p>
<p>(*) Cem Vakfı Başkanı Prof. İzzetttin Doğan</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/06/18/nazim-hikmete-yapilan-fethullah-gulene-yapilmasin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/06/18/nazim-hikmete-yapilan-fethullah-gulene-yapilmasin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>6cı Türkçe Olimpiyatı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/31/6ci-turkce-olimpiyati/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/05/31/6ci-turkce-olimpiyati/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 May 2008 21:52:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rafet Günay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/31/6ci-turkce-olimpiyati/</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;Gözlerimi yummuş ümit meşcereliğimde çimlenen yarınki nesilleri seyrediyorum!&#8221;(1)
Günümüz insanının problemleri, ekonomik ve maddi olmaktan daha çok insani boyutludur. Fukuyama dememiş miydi: &#8220;Dünya sermayesini kaybediyor.&#8221; Bir düşünün şu sermayeyi, günümüz dünyasının kaybettiği sermaye ne olabilir ki. Herhalde olsa olsa insan sevgisi ve barış olurdu. Bugünkü nesiller, insani melekelerini tam geliştiremediğinden dolayı muzdarip, ilahi nimetleri insanca paylaşmadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080601_derindusunce_org_resimim.jpg" alt="20080601_derindusunce_org_resimim.jpg" align="right" /> </p>
<p align="center">&#8220;Gözlerimi yummuş ümit meşcereliğimde çimlenen yarınki nesilleri seyrediyorum!&#8221;<em>(1)</em></p>
<p>Günümüz insanının problemleri, ekonomik ve maddi olmaktan daha çok insani boyutludur.<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Francis_Fukuyama"> Fukuyama</a> dememiş miydi: &#8220;Dünya sermayesini kaybediyor.&#8221; Bir düşünün şu sermayeyi, günümüz dünyasının kaybettiği sermaye ne olabilir ki. Herhalde olsa olsa insan sevgisi ve barış olurdu. Bugünkü nesiller, insani melekelerini tam geliştiremediğinden dolayı muzdarip, ilahi nimetleri insanca paylaşmadığı için <span id="more-1072"></span>rahatsız, sevgi fakiri olduğundan dolayı da endişeli e tedirgindir. Eğer günümüzün düşünce mimarları yeni bir dünya kurmayı düşünüyorsa planlıyorsa bu sevgi ile olmalı, her şeyi sevgi ile kucaklamalı. Bunu başaranlar sevgi insanı, evrensel ahenk adına önemli bir adım attığına inan hakikat erleridir. Aslında bu iş hem çok zor hem de çok kolaydır. Zordur, zira insani kıvam ister; kolaydır çünkü onu gerçekleştirme dinamikleri sayılan inanma ve her şeyi şefkatle kucaklama hassası zaten bizde mevcut.</p>
<p>Yeryüzünde hakikî insan kalmasa, dört bir yandan ufukları toz duman kaplasa, sokaklar bütün bütün çamur seylaplarına yenik düşse; her tarafı dikenler sarsa ve zakkumlar gülleri gölgede bıraksa; meydanlar saksağanlarla dolsa ve saksağan sesleri bülbül nağmelerini bastırsa, bal kâselerinin etrafında eşek arıları uçuşup dursa; ormanların ürperten vahşeti sokaklarımızda kol gezse, ilme hürmet kalmasa, mârifet kapı kapı kovulsa, insanlık bütün bütün vefasızlığa kurban gitse; dostluklar yıkılıp dostlar düşman tavrını alsa onlar sarsılmadan hep yerlerinde durur ve &#8220;Her şey devrilebilir ben ayaktayım ya.! Her taraf kupkuru çöle dönmüş; gözyaşları gibi bir kaynağım olduktan sonra ne ehemmiyeti var.! Yürümek için Allah iki ayak lütfetmiş, iş yapmak için de iki pençe; iman gibi bir sermayem var, gönlüm gibi de bir serhaddım.. Dünyaları imara yetecek fırsatlar değerlendirme bekliyor.<em>(2)</em></p>
<p>Huntington&#8217;un <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Medeniyetler_%C3%87at%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1">medeniyetler çatışması</a> iç görüsüne göre insanlar batmış ölmüş. Allah&#8217;tan bu hipotezi iki satırda çürüten gönül erleri var. Hatta onların sorduğu Herkesle uzlaşma olurmu? Sorusuna şu ince cevabı veriyorlar. Bir nevi mitolojik <a href="http://www.network54.com/Forum/279501/thread/1150385842/last-1174492951/Macedonian+Phalanx+(any+Phalanx+really)+VS+Roman+Legion.">Pyhrus</a> zaferinin kimseye fayda getirmesinin düşünülemeyeceğini ve bunun şu üç cevapla açıklanabileceğini bize gösteriyorlar:</p>
<ol>
<li>Misak- i Milli sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti‘nin birliği ve üniter yapısının korunması</li>
<li>Özgürlükçü demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla yaşama geçirilmeye çalışılmalı.</li>
<li>Çağdaş bilimin öncülüğünde; başka düşünce özgürlülüğü olmak üzere her türlü özgürlüğün kısıntısız olarak yaşama geçirildiği modern bir Türkiye için çabalaması. Bu çaba kafalardaki modern bir Türkiye için çabalaması. Bu çaba kafalardaki Atatürk milliyetçiliğinin de özünü oluşturur.</li>
</ol>
<p>Buradan deştikçe siyah maskeli güçler, Jakobenler, Ulusalcıyım diye çıkan kişilere sesleniyorum, görün de şu Turancılık ve Milliyetçilik ve Ulusalcılık nasıl yapılırmış. Sözce ulusalcıyız diye tarif ettikleri Yeni barkotlu, numaralanıp tasnif edilmiş bu şebekeleri artık ülkemde istemiyorum. Allahtan yukarıda ifade ettiğim gerçek ulusalcıları görüyorum da imanım tazeleniyor.</p>
<p> Bugün bizim, şuna-buna değil; (benim milletimin maddi-manevi mutluluğu için cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım) diyenlere&#8230; Şahsi menfaat ve bencillikleri bir tarafa iterek Hakk ve millet yolunda fani olanlara&#8230; Toplumun ızdıraplarıyla kıvrım kıvrım kıvranıp, hep inilti kovalayanlara&#8230; Elinde ilim meşalesi, her yerde bir çırağ tutuşturup cehalet ve görgüsüzlüklerle mücadele edenlere.. üstün bir inanç ve azimle, dökülüp yolda kalanların imdadına koşanlara..maruz kaldıklar karşısında isyan etmeden, ümitsizliğe düşmeden bir küheylan gibi yoluna devam edenlere..yaşama arzusunu unutarak yaşatma zevkiyle şahlanan babayiğitlere ihtiyacımız var.</p>
<p>Tarlada izlerinin olduğu iddiasında olmayan hiç olmazsa harmandaki mahsulü (sevinci) paylaşmayı isteyen eğitim ordusu sözde Ulusalcılara fatiha okutturacaktır eminim.</p>
<p>Tayvanlı bir genç : &#8221; Tayvan okullarında birinde okuyan bir küçük kardeşim canlı bombaydı ama diğere küçük kardeşimi okutacağım. Hem de Türk okulunda okutacağım zira orada sevgi var, kin yok, bari o kurtulsun&#8221; diyordu. İnanılacak gibi değil. <em>(3)</em></p>
<p>Dünkü gazeteleri elime aldığımda annesini 13 parçaya ayıran Bursalı gencin fotoğrafını görünce yukarıdaki sözlerin mana ifade ettiğini daha iyi anladım. Bugünlerde birkaç kanalda değişik bir heyecanın olduğunu gördüm. Karşımda dili rengi ırkı farklı birisi olduğunu gördüm ve bakanın karşısında &#8220;gülü susuz seni aşksız bırakmam&#8221; şarkısını söylüyordu.  Bir yabancının ağzından Türkçe duymak ne güzel bir şeymiş. Meğer gördüğüm 6. TÜRKÇE OLİMPİYAT&#8217;ı için Türkiye&#8217;ye gelen gençlermiş.</p>
<p>Aslında bu olaylar bana Sayın Gülen&#8217;in görüşlerinin siyasi güç elde etmekle ve hatta geleneksel işlem ile pek az, fakat Max Weber&#8217;in &#8220;dünyevi <a href="http://www.itusozluk.com/goster.php/asketizm">asketizm</a>&#8221; e ilişkin fikirleri ile daha fazla ortak noktaya sahip olduğunu anımsattı. Zira bu gelişmeler Fethullah Gülen hareketidir. Gönül işi, sevgi işi, hoşgörü işi&#8230; Bazıları takdir etmese de&#8230;</p>
<p>110 ülkeyi aynı dilde aynı paydaşta birleştirmek kimin ne işine ve şimdide sevgi adacıkları olmuş diyorlar. 90&#8242;lı yıllarda yiğidim siz gidin ardınızda biz varız diyen iş adamlarına ne demeli&#8230; bu kişiler galiba Sevgili Peygamberimizin müjdelediği gelecekte onlara deli diyecekler dediği kişiler mi acaba&#8230; Kim bilebilir ki&#8230;</p>
<p>Her gün dar kafalı insanların medyayı kendi elinde tutarak siyasi getirim elde ettiği ve sıra dışı gruplara peşkeş çektirdiği şu sıralar bir iki kanal bu içimizdeki isimleri bilinmeyen fedakâr iş adamlarının himmetleriyle yeşeren bu meyveleri görmek Tüm Türkiye&#8217;nin sevinci olmalı. Benim uzaktan yakından bu insanlarla ilişkim olmamasına rağmen onların yerine sevinesim geliyor.</p>
<p>Bu koç yiğitler, Hak rızası gibi en büyük bir işe gönül vermiş olmanın şuurundadırlar ve ona ulaşma uğrunda da her şeyi göğüslemeye kararlıdırlar. Şahısları itibarıyla hep mum gibi başları önlerinde küçük görünümlü, yanıp aydınlatmaya teşne ve iddiasız göründükleri aynı anda her zaman gerilimde ve kanatlarını germiş bekleyen güvercinler gibi ruhanîlerle yarışmaya da hazırdırlar.</p>
<p>Evet, öyle ümit ediyorum ki, yarın ki nesiller, her gün, her gece, her saat, her saniye bu güzel hayattan böyle bin bir zevk alarak, sinelerinde büyük deryaların büyük dalgaları gibi, birbirini takip eden vuslat ve aşk dalgalarına kendilerini salıverip, her biri küçük birer dalgayken derya olacak ve bütün bir ömür boyu damla damla aşk ve vuslat yudumlayan bu talihliler, bir gün en büyük aşkta, en büyük vuslata ererek, gölgelerin aldatmasından bütün bütün kurtulacaklardır.</p>
<p>Dünyanın en genç Türk profesörü olan O.S ‘nin neredeyse okumadığım kitabı kalmamıştır. Yazdığı her kitapta Türkçenin önemini vurgulamış ve Turancılık adına faaliyetlerini savunmuş biridir. Kitaplarının birinde <strong>&#8220;PEKİ TÜRKLER NEREDE?&#8221;</strong> diye soru soruyordu. Müsaadesi olursa âcizane cevabını ben vereyim :&#8221;Güneşin doğup battığı yerlere kadar bu bayrağı alıp siz taşıyın, arkanızda biz varız diyen gizli kahramanlarının gayretleriyle dünyanın yaklaşık 118 ülkesinde bu ışığı ve bayrağı taşıyan öğretmenler; Onlara her daim fikirleri ve dualarıyla destek olan Türk halkı ve değerli büyükleriyle geleceğin mimarisinin planını çizenler şuan dünyanın dört bir yanında çiçek sulamaya devam ediyorlar. Onlara bir Türk olarak çok teşekkür ediyorum. Ayrıca 1 Haziran 2008&#8242;de Türkçe Olimpiyatını seyretmeye sizleri davet ediyorum. İnanıyorum ki sizlerde onları görünce bu söylenenlerin boş olmadığını anlayacaksınız.</p>
<p>(1) Fethullah Gülen: Çağ ve Nesil Serisi, mutlu nesiller</p>
<p>(2) Nisan 2003 Yıl :25 Sayı :291 Sızıntı</p>
<p>(3) <a href="http://www.nytimes.com/">http://www.nytimes.com/</a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/05/31/6ci-turkce-olimpiyati/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/05/31/6ci-turkce-olimpiyati/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gülen&#8217;e ve Türk ögretmenlere dair</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Mar 2008 13:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[İslam ve Batı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de böyle bir adet var mı bilmiyorum. &#8220;Bizim&#8221; Fransa&#8217;da çok büyük(1) iş anlaşmaları imzalanırken normal insanların ev kiralarının üzerinde miktarları bir akşam yemeği için ödeyebileceğiniz özel salonlara gidilir.Tarihi yerlerdir buralar. Napoleon&#8217;un karısı Joséphine de Beauharnais&#8217;ye evlenme teklif ettiği veya Otto von Bismarck&#8217;ın filanca savaştan sonra ateşkes imzaladığı yerler.
Mobilyaların ve diğer dekorasyonun önemli kısmı orjinaldir. Romen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/03/20080314_gulen-okullari.jpg" alt="20080314_gulen-okullari.jpg" align="right" />Türkiye&#8217;de böyle bir adet var mı bilmiyorum. &#8220;Bizim&#8221; Fransa&#8217;da çok büyük(1) iş anlaşmaları imzalanırken normal insanların ev kiralarının üzerinde miktarları bir akşam yemeği için ödeyebileceğiniz özel salonlara gidilir.Tarihi yerlerdir buralar. Napoleon&#8217;un karısı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Josephine">Joséphine de Beauharnais&#8217;ye</a> evlenme teklif ettiği veya <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bismarck">Otto von Bismarck&#8217;ın</a> filanca savaştan sonra ateşkes imzaladığı yerler.</p>
<p>Mobilyaların ve diğer dekorasyonun önemli kısmı orjinaldir. Romen bir arkadaşımın (biraz da abartarak) söylediği gibi halının kalınlığından ayakkabılarınızı göremezsiniz!</p>
<p>İşte böyle mütevazı(!) bir akşam yemeğinde bir Ermeni, iki Fransız, <span id="more-865"></span>bir Faslı ve bir Kanadalı ile buluştuk. Havadan sudan, Türkiye&#8217;nin AB üyeliğinden derken Fransız komşum söz aldı:</p>
<p><em>&#8220;Biliyor musun Mehmet, Madagaskar&#8217;da uzun yıllar kaldım. Çocuklarımızı oranın en iyi okuluna göndermek istediğimizde bize Türklerin idare ettiği bir okulu tavsiye ettiler.&#8221;</em></p>
<p>Gülen&#8217;in okullarından bahsediyordu. Çocukları o ülkenin seçme insanlarının çocuklarıyla, diplomatların, bakanların ve iş adamlarınınkilerle birlikte okumuştu. Fransız iş adamı veli toplantılarından ve okul aktivitelerinden istifade ederek yeni iş bağlantıları kurmuştu çoktan.</p>
<p><em>&#8220;Bu tür lobi çalışmalarını Amerikalılar ve Yahudiler çok iyi yapar. Türkleri böyle bir projenin başında görmek eşimi ve beni çok şaşırttı başlangıçta&#8221;</em></p>
<p>Çocukları da Madagaskarlı arkadaşlar edinmekle kalmamışlardı. O yıllarda o ülkede bulunan fakat daha sonra başka ülkelere giden Amerikalı, Avrupalı, Asyalı ailelerin çocuklarıyla da bağlar kurmuşlardı. Fransız komşumun en büyük üzüntüsü Fransa&#8217;da bir Gülen Okulu olmaması! Çocukları büyümüş ama bu &#8220;Türk okulları Fransa için çok faydalı olabilir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Parayla proje olmaz!</strong></p>
<p>Kenan Evren&#8217;in cumhurbaşkanlığının son yıllarındaydı sanıyorum, <em>&#8220;Türkiye AB standartlarını yakalamak için bu yıl 19 üniversite açacak&#8221; </em>diye bir açıklama yapılmıştı. ABD ve Kanada&#8217;da haklı bir üne sahip Türk bilim adamlarından birisi söyle yanıt verdi: &#8220;Dünyanın hiç bir gelişmiş ülkesi 19 tane turşu fabrikasını bir yılda açamaz! Türkiye 19 üniversiteyi nasıl açacak?&#8221;</p>
<p>Gerçekten de o yıllarda bir çok yüksek lise kuruldu. Lise binalarının tabelaları indirildi, yerlerine &#8220;üniversite&#8221; yazıldı. Lise öğretmenleri &#8220;hızlandırılmış yaz kurslarıyla&#8221; üniversite hocasına dönüştürüldü!</p>
<p>Gülen Cemaati&#8217;ni eleştirenler &#8220;şuradan buradan para geliyor, ABD veriyor&#8230;&#8221; şeklinde iddialarda bulunuyorlar. Oysa bir proje için sadece maddî katkı ile yola çıkılmaz. Hele eğitim alanında bir proje yürütmek istiyorsanız&#8230;</p>
<p>Proje ile hayal arasında 6 adet fark vardır:</p>
<ul>
<li>1) Kim?</li>
<li>2) Ne yapacak?</li>
<li>3) Ne zaman bitecek?</li>
<li>4) Kaça mal olacak?</li>
<li>5) Kim ödeyecek?</li>
<li>6) Ne zaman ödeyecek?</li>
</ul>
<p>Bu sorulardan birine bile yanıt veremiyorsanız &#8220;proje&#8221; dediğiniz şey sadece bir hayaldir ve ne kadar para harcasanız da hiç bir zaman da gerçekleşmeyecektir.</p>
<p>Bunun yanında uluslararası proje yönetmek daha da zordur. Neden? Gülen gibi okul değil de 10 turşu fabrikası açacağımızı farzedelim. Bunların hepsinin Türkiye&#8217;de açılmasıyla 10 değişik ülkede açılması arasında dağlar kadar fark var:</p>
<ul>
<li>1) Dil farkı,</li>
<li>2) Kültür farkı,</li>
<li>3) O ülkelerin çalışma kanunları arasındaki farklar,</li>
<li>4) O ülkelerin ticaret kanunları arasındaki farklar,</li>
<li>5) &#8230;</li>
</ul>
<p>Uzaklık, saat farkı gibi sebeplerle destek verecek kaynakları paylaştırmanız zordur. Mesela bilgi-işlem desteği verecek küçük bir ekip Türkiye&#8217;deki 10 fabrika için yeterli olabilir. Ama dünyaya açıldığınız anda işlerin rengi değişir.</p>
<p><strong>Gülenofobi ve projesizlik</strong></p>
<p>Gülenofobi hastalığından muzdarip insanlarımız proje üretemiyorlar. Hayalleri ve korkuları var. Ama meselâ &#8220;daha Kemalist bir Türkiye&#8221; gibi bir proje icad edemiyorlar. Oysa ilk 3 soruya yanıt verecek bir taslak kursalar finansmanı için destek arayabilirler.</p>
<p>Sanıyorum bu hırçın ve saldırgan tavır gerçekte kendilerine dönük bir tür aşağılık kompleksini saklıyor. Hani okumadığı için bin pişman olan birisinin babasını suçlaması gibi. <a href="http://www.derindusunce.org/2008/03/06/mutlu-ol-bu-bir-emirdir/" target="_blank">&#8220;Tango yapan batılı bir Türkiye projesi&#8221;</a> iflas ettiği için dış düşman ve komplo teorisi arayışına girdiler.</p>
<p><strong>Sözlerin ağırlığı</strong></p>
<p>Türk gazetelerinde Gülen Cemaati hakkında yazılıp çizilen olumsuz şeylerin belli bir ağırlığı var. Bir imza ile milyonları &#8220;debloke&#8221; edebilen güçlü iş adamların önünde Türk olmayan bir iş adamının Gülen hakkında söylediklerinin AYRI bir ağırlığı var.</p>
<p>Türk okulları ile büyük bir başarıya imza atıldığına bir kez daha tanık oldum. Gülen&#8217;in şahsında Türkiye&#8217;nin ve Türklerin övülmesi elbette gururumu okşadı. Üstelik bu başarının yakıp yıkan askerî bir zafer değil yapıcı, birleştirici bir eğitim hareketi olması son derecede sevindirici.</p>
<p>İslâm dünyasının ve genel olarak dünyanın en büyük sorunlarından biri cahillik. Bu sorun çözülebilse açık, savaş, çevre kirlenmesi gibi başka sorunların da zayıflayacağı aşikâr.</p>
<p><strong>Gülen cemaatine teşekkür</strong></p>
<p>Kendi adıma <em>&#8220;at sırtında kılıç sallayan, Bizans&#8217;ı korkudan tir tir titreten bir ırkın evlâdı&#8221;</em> olmaktan bıktım. Bu efsanelerle kendini kandırmanın ve milleti korkutmanın hiç bir işe yaramayacağını da görüyorum.</p>
<p>Bunu hâla göremeyenler &#8220;neden 15 milyon Yahudi 1.5 milyar Müslümandan daha kuvvetli&#8221; diye sorabilirler kendilerine. &#8220;Bir Türk dünyaya bedeldir&#8221; vecizesine rağmen nasıl oluyor da bir Yahudi 100 Müslümandan daha kuvvetli olabiliyor?</p>
<p>Hep kendine yontarak değil kazan/kazan tarzı yöntem ve projelerle ilerlenebileceğinin ispatı Türk Okulları. Dünyanın çeşitli yerlerinde vatanlarından uzakta bu okullarda hem Türkiye&#8217;ye hem de küresel barışa hizmet eden Türk öğretmenlerine teşekkür ederim.</p>
<p><em>(1)Büyük kontrat derken 200-300 danışman ve mühendisin 2-3 yıl üzerinde çalışacağı 100 milyon euronun üzerindeki projeleri kasdediyorum. Örneğin bir banka rakiplerinden birini satın aldığı zaman bilgi-işlem sistemlerinin ve iş proseslerinin birleştirilmesi buna iyi bir örnek.</em></p>
<p><em></em></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">Kitap tanıtan kitap 1</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-16510" title="aydin_kimdir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir.jpg" alt="" width="107" height="151" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank"><strong>Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist <strong>aydın</strong>, muhafazakar <strong>aydın</strong>, Kürt <strong>aydını</strong>, Türk <strong>aydını</strong>, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/aydin_kimdir_a.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/03/14/gulene-ve-turk-ogretmenlere-dair/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Cemaati</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Nov 2007 11:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<category><![CDATA[Bireysel Haklar ve Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/</guid>
		<description><![CDATA[Kendimi oldum olası bir cemaat aidiyeti içinde hissedemedim. Bu sebeple sığamadığım, ters düştüğüm gruplar oldu ama -kendilerinden başka herkesi tekfir eden akıl fukarası olanlar hariç- hiçbir İslamî cemaat ile bir takım sebepler öne sürerek arama mesafe koymadım, kendiliğinden var olduğunu hissettiğim gönül bağımı koparmadım.
Fethullah Gülen cemaati de buna dahil. Okullarında okumadım, dershanelerine gitmedim, yurtlarında kalmadım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/fetullah-gulen-22161.jpg" alt="fetullah-gulen-22161.jpg" align="right" />Kendimi oldum olası bir cemaat aidiyeti içinde hissedemedim. Bu sebeple sığamadığım, ters düştüğüm gruplar oldu ama -kendilerinden başka herkesi tekfir eden akıl fukarası olanlar hariç- hiçbir İslamî cemaat ile bir takım sebepler öne sürerek arama mesafe koymadım, kendiliğinden var olduğunu hissettiğim gönül bağımı koparmadım.<br />
Fethullah Gülen cemaati de buna dahil. Okullarında okumadım, dershanelerine gitmedim, yurtlarında kalmadım. <span id="more-472"></span>Cemaatle Zaman gazetesi aboneliği ve lise yıllarımda beni aralarına almak isteyen cemaat mensubu gayretli arkadaşların emr-i vakîleri ile götürüldüğüm birkaç tavuklu pilav organizasyonu dışında hiçbir bağım olmadı. Halen de yok.</p>
<p>Ama bahsettiğim gönül bağım var ve bu bağdan dolayı da yapılan hizmetlere sempatim var. Seviyorum ve takdir ediyorum. Ayrıca gıpta da ediyorum. Tıpkı diğer İslamî hizmetleri olduğu gibi onları da elimden geldiği kadar, maddi, manevi desteklemeye çalışıyorum.</p>
<p>Tüm bunları niye yazdım?</p>
<p>İki gün önce Yeni Şafak’tan Hakan Albayrak <a href="http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=7707&amp;y=HakanAlbayrak" target="_blank">“Fethullah Gülen Hocaefendi’ye </a>şükran” başlıklı bir yazı yazmış, yapılan hizmetleri takdir etmiş, okullarını övmüş ve yazısını “Allah –Azze ve Celle- sizden razı olsun, rahmet ve bereketini üzerinizden eksik etmesin hocam.” diyerek bitirmişti.</p>
<p>Yazıyı okuyunca içimden “yandın Hakan Albayrak, bakalım nasıl mailler alacaksın, beddualar yiyeceksin bu yazından dolayı, üstelik de müslüman kardeşlerinden” diye geçirmiştim.</p>
<p>İşte bugün Albayrak o yazısına gelen <a href="http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=07.11.2007&amp;y=HakanAlbayrak" target="_blank">tepkilerden bahsetmiş</a>.</p>
<p>Dört çeşit tepki geldiğinden sözetmiş Albayrak:</p>
<p><strong>1.</strong> ‘Allah razı olsun.’</p>
<p><strong>2.</strong> ‘Fethullah Hoca aleyhindeki tavrımızı gözden geçireceğiz.’</p>
<p><strong>3.</strong> ‘Böyle bir yazıyı sana yakıştıramadık.’</p>
<p><strong>4.</strong> ‘Allah belanı versin.’</p>
<p>Ve ardından her satırına katıldığım şu yazıyı yazmış:</p>
<blockquote><p><em>Hocaefendi ve cemaatine iltifat etmemi yadırgayanlar, onların falanca konudaki filanca tavrını hatırlatarak, ‘Sen bu konularda şöyle şöyle düşündüğün halde onları nasıl savunursun?’ diye soruyorlar.</em></p>
<p><em>Arz edeyim efendim:</em></p>
<p><em>Bu cemaat, içtimai bünyemizi kemiren arsızlık, hayasızlık, ahlaksızlık, maneviyatsızlık furyasına karşı canla başla mücadele ediyor.</em></p>
<p><em>Benim adıma, senin adına, onun adına, hepimiz adına mücadele ediyor.</em></p>
<p><em>Şeytanın kuşatması altındaki gençlere, o melunun vesveselerine kulak tıkayıp, meleklerle omuz omuza yürümeyi telkin ediyor.</em></p>
<p><em>Ana-babalarına saygılı, helali-haramı gözeten, ibadet hayatı düzgün, rıza-yı ilahiye adanmış nesiller yetiştiriyor.</em></p>
<p><em>“Günahların ayyuka çıktığı bu yozlaşmış toplumda çocuklarımın hali ne olacak?” diye kara kara düşünen benim gibi kız çocuğu babalarının kalplerine sürur veriyor.</em></p>
<p><em>Sonra, Amerikan parasıyla filan değil öz be öz milli sermayeyle -bu memleketin asil esnafının himmetleriyle- ve Hocaefendi’nin rahle-i tedrisinden geçmiş “HİZMET” erlerinin dillere destan fedakârlıklarıyla dünyanın dört bir yanında okullar açıp, özlerinden kopan kardeş halkların çocuklarını özlerine döndürüyor ve Hıristiyan, Animist, Budist halkların çocuklarını da Türkiye’ye ve genel olarak Müslümanlara dost ediyor.</em></p>
<p><em>Kimse kusura (!) bakmasın; ben bu hizmetleri BOP’la-GOP’la irtibatlandıramam!</em></p>
<p><em>Emperyalistler işlerini güçlerini bırakmış, Müslüman çocukların ahlak ve maneviyata bağlı olarak yetişmeleri için tedbir alıyor!… Bununla da yetinmeyip, Animist Afrikalıların veya Katolik Brezilyalıların Türklere / Müslümanlara sempati duymalarını sağlamaya çalışıyor!… Olacak şey mi bu?</em></p>
<p><em>Yapmayın!</em></p>
<p><em>ABD veya Avrupa’yla yollarının kesiştiği yerler olabilir, ama Gülen Hareketi’nin kazanımları son tahlilde bu ülkenin kazanımlarıdır, bizim kazanımlarımızdır.</em></p>
<p><em>* * *</em></p>
<p><em>Hiç mi eleştirdiğim yanı yok bu hareketin?</em></p>
<p><em>Var tabii.</em></p>
<p><em>Benim de bu hareketin mensupları tarafından eleştirilen yanlarım var.</em></p>
<p><em>Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz.</em></p>
<p><em>Her zaman, her yerde, hep aynı konular üzerinde yoğunlaşmak zorunda değiliz.</em></p>
<p><em>Aynı derecede militan veya aynı derecede mülayim olmak zorunda değiliz.</em></p>
<p><em>Teşrik-i mesaide bulunmak, aynı dernek veya vakıf çatıları altında toplanmak, aynı güzergâhı takip etmek zorunda değiliz.</em></p>
<p><em>Hiçbirimiz bütün alanları tek başımıza dolduramayacağımıza göre, bırakalım da farklı gruplar farklı alanlarda farklı hizmetler versinler.</em></p>
<p><em>Birbirimizi tenkit edebiliriz, zaman zaman ‘atışabiliriz’; ama en ufak bir ‘nüans’ta hemen lanet okumak, hain ilan etmek, sövüp saymak bize yakışmaz.</em></p>
<p><em>* * *</em></p>
<p><em>Son söz:</em></p>
<p><em>Ben bu adamları Allah için seviyorum!</em></p></blockquote>
<p>Hakan Albayrak’ın ağzına sağlık. Ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.</p>
<p>Niçin itikadî olarak hemfikir olduğumuz o sağlam temele yaslanıp pergel metaforu ile bir kapsayıcılık yapmıyor, bu anlamda yapıcı eleştiriler yerine yıkıcı lanetler okuyoruz?</p>
<p>Kaldı ki, sadece yayın organları vasıtası ile yaptığı İslamî hizmetler ortada iken, nasıl bu kadar kendimizden emin birşekilde komplocu mantığı basamak yaparak hükümler verip cezalar kesiyor, lanetler okuyoruz?</p>
<p>Hatta daha ileri gidip tekfir ediyoruz?</p>
<p>Bırakalım artık bu gibi cemaatlere yönelik öfke ve laneti de bu tür hizmetlerden İslam ve müslümanlar kazansın.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">K</span><span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/11/09/fethullah-gulen-cemaati/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

