<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Göz</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/goz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kainat&#8217;ı Kur&#8217;an Gibi Okumak&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/kainati-kuran-gibi-okumak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/kainati-kuran-gibi-okumak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 08:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21904</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230; Bir gözlük düşünelim. Bu gözlüğü taktığımız zaman sayfadaki belirsiz ve dağınık yazılar belirgin ve derli toplu bir hale geliyor. Yani okunabilir bir hal alıyor. Gözlüğü çıkardığımız zaman, sayfadaki yazılar dağıldığı için okumak mümkün olmuyor. Halbuki sayfada öyle eşsiz bir bilgi ve şifre var ki, onu okuduğumuz ve öğrendiğimiz zaman esaslı bir servet kazancağız. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/kainat_okumak.jpg"><img class="size-full wp-image-21903 aligncenter" title="kainat_okumak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/kainat_okumak.jpg" alt="" width="476" height="386" /></a></p>
<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Bir gözlük düşünelim. Bu gözlüğü taktığımız zaman sayfadaki belirsiz ve dağınık yazılar belirgin ve derli toplu bir hale geliyor. Yani okunabilir bir hal alıyor. Gözlüğü çıkardığımız zaman, sayfadaki yazılar dağıldığı için okumak mümkün olmuyor. Halbuki sayfada öyle eşsiz bir bilgi ve şifre var ki, onu okuduğumuz ve öğrendiğimiz zaman esaslı bir servet kazancağız. İşte bu gözlük servete vesile olmasından dolayı o servet kadar kıymetli ve esaslı bir gözlük oluyor.</em><a href="http://www.risaleajans.com/index.php/tefekkur/1122-insan-n-kainat-kur-an-gibi-okumas-ne-demektir" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p>Her şey o gözlüğü takıp takmamakla ilgili oluyor. İşte o gözlük vahdet ve tevhit gözlüğüdür. O sayfa şu kainattır. Sayfanın üstündeki dağınık ve belirsiz yazılar ise Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının kainat sayfası üstündeki tecellileri ve akisleridir. Servet ise tevhidi bakışın neticesi olan cennet hayatıdır. Yazıların gözlüksüz okunamaması ise insanın tevhit nazarı olmadan, yani Kur&#8217;an&#8217;sız, soyut aklı ile kainat sayfasındaki rububiyeti ve uluhuyeti görememesine kinayedir. Aklı vahye tercih eden felsefenin içler acısı durumu bu meseleyi ispat etmeye kafidir  Evet, vahdet ve tevhit nazarı bir anahtar gibi bütün kainatın sırlarını ve manalarını açıyor. Kainatta çıplak akıl ile görülmesi mümkün olmayan incelikleri ve nurları akla gösterip ispat ediyor &#8230;&#8221; </p></blockquote>
<p> </p>
<p>&#8230; Göz ve görmek üzerine e-kitaplar..;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="122" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8557 alignright" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/13/kainati-kuran-gibi-okumak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/13/kainati-kuran-gibi-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Araf Dağına (yeniden) Tırmanış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21170</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.
Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)
&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/10196222?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="265" frameborder="0" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/10196222">Hamza Yusuf</a> from <a href="http://vimeo.com/user3321132">Design4 Marketing Communications</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai </a>sayesinde eskimemiş ve <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">eskimeyecek bir çeviri </a>yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)</em></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un <em>Symposium’</em>unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  </p>
<p>Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “<em>desiderare</em>,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”<em>de</em>” ,”-den,” ve “<em>sidere</em>” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  </p>
<p>Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… &#8221; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Varlık ve Hiç – Jean-Paul Sartre (Bölüm 8: Soyut Sanat)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Mar 2012 11:46:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Soyut Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21058</guid>
		<description><![CDATA[
Işık HİÇ-liği ve Renk YOK-luğu
İsimsizdir André Marfaing&#8217;in tabloları. Sergi kataloglarında eserlerin seri numaraları, ebatları ve tarihleri yazılıdır sadece. Yaptığı resimler hakkında konuşmayı da pek sevmezdi Siyah&#8217;ın  ve Beyaz&#8217;ın ressamı. Işık hiçliği gibi siyah; renk yokluğu gibi beyaz. Sükûnetin resmini yaparken&#8230; o da süjesi gibiydi, suskundu.
Pipolu, top sakallı, eli kadehli &#8220;sanat&#8221; meclislerinin riyakâr övgüleri de onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_0.jpg"><img class="size-full wp-image-21060   aligncenter" title="marfaing_0" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_0.jpg" alt="" width="452" height="354" /></a></strong></p>
<p><strong>Işık HİÇ-liği ve Renk YOK-luğu</strong></p>
<p>İsimsizdir André Marfaing&#8217;in tabloları. Sergi kataloglarında eserlerin seri numaraları, ebatları ve tarihleri yazılıdır sadece. Yaptığı resimler hakkında konuşmayı da pek sevmezdi Siyah&#8217;ın  ve Beyaz&#8217;ın ressamı. Işık <span style="text-decoration: underline;">hiç</span>liği gibi siyah; renk <span style="text-decoration: underline;">yok</span>luğu gibi beyaz. Sükûnetin resmini yaparken&#8230; o da süjesi gibiydi, suskundu.</p>
<p>Pipolu, top sakallı, eli kadehli &#8220;sanat&#8221; meclislerinin riyakâr övgüleri de onu pek ilgilendirmiyordu anlaşılan. Marfaing&#8217;in sanatı gürbüz bir çocuktu, &#8220;uzman&#8221; kelimelerinden örülmüş koltuk değneklerini ne yapsındı?</p>
<p>Arkadaşı Imre Pan onun resmini şöyle anlatıyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Işıkla karanlık arasındaki bitmek bilmeyen mücadeleyi anlatıyordu. Ama bu mücadeleyi sembollerle, figürlerle değil gerçekle, öz ile anlatıyordu. Marfaing&#8217;in ışığı zamanda geri gidiyordu, ta yaratılışın ilk saatlerine. O saatler ki şeylerin varlığı bir zıtlaşmadan ve gerilimden ibaretti&#8221;</em></p>
<p>Sanat <span style="text-decoration: underline;">fikri</span> ile sanat <span style="text-decoration: underline;">eseri</span> arasındaki ilişkiye ne güzel işaret ediyor bu sözler. Bir i<span style="text-decoration: underline;">r</span>a<span style="text-decoration: underline;">d</span>enin, bir mu<span style="text-decoration: underline;">r</span>a<span style="text-decoration: underline;">d</span>ın &#8220;ete bürünmesi&#8221;, boyaya, taşa nüfuz etmesi, renk ile, şekil ile görünür olması, te<span style="text-decoration: underline;">z</span>a<span style="text-decoration: underline;">h</span>ü<span style="text-decoration: underline;">r</span> etmesi&#8230;</p>
<p>Bu yüzden &#8220;geveze&#8221; ressamları da severim. Yaptıkları resim hakkında, sanat hakkında konuşan, yazan, hatta teoriler geliştiren ressamları. <a href="http://www.idefix.com/kitap/theoya-mektuplar-vincent-van-gogh/tanim.asp?sid=YK7LWZ3WNT8EIG0Z1896">Van Gogh&#8217;un mektuplarını</a> okuyorum. Cézanne ile yapılmış röportajları. <a href="http://l-ivredelettresetdecouleurs.blogspot.com/2011/11/hokusai-lecon-de-dessin.html" target="_blank">Hokusai&#8217;nin resim derslerini</a>, Paul Klee&#8217;nin felsefî denemelerini&#8230; Hatta Leonardo Da Vinci&#8217;nin ışık ve gölge derslerini. Okudukça fark ediyorum ki figüratif çalışmanın sanatçı üzerine yaptığı bir baskı var.</p>

<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_0/' title='marfaing_0'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_0-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_1/' title='marfaing_1'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_1-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_2/' title='marfaing_2'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_2-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_3/' title='marfaing_3'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_3-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_4/' title='marfaing_4'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_4-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_5/' title='marfaing_5'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_5-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_6/' title='marfaing_6'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_6-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_7/' title='marfaing_7'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_7-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_8/' title='marfaing_8'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_8-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_9/' title='marfaing_9'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_9-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_10/' title='marfaing_10'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_10-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/marfaing_11/' title='marfaing_11'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_11-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>

<p>Resmedilecek olan mânâ, sanatçının kalben hissettiği ve eseriyle bize hissettirmek istediği öz, figürlere hapsediliyor. Çizilen evler, ağaçlar, çiçekler&#8230; Bütün figürler ister istemez ressamın <span id="more-21058"></span>kültürel referanslarını yansıtıyor. Ayrıca resme bakan bizler için de bu böyle. Ressam insanları benzetebilmiş mi? Elbiseler hangi yüzyılın modası? Yöresel figürler, korkutucu, tiksindirici detaylar&#8230; Ya tarihî, millî ve dinî temalar? <a href="http://www.histoire-image.org/pleincadre/index.php?i=288">Eugène Delacroix&#8217;nın Türk-Yunan savaşını konu alan tablolarına</a> bir Türk, bir Yunan ve bir Japon aynı &#8220;insan gözü&#8221; ile bakabilir mi?</p>
<p><strong>Boya resimi gösterir mi yoksa saklar mı?</strong></p>
<p>Evet, 2ci sınıf müzik klipleri gibi bazen figüratif sanat. Hani şarkıcı &#8220;koş bana&#8221; der, anında bir kızı koşarken görürsünüz ya! Ressamın anla<span style="text-decoration: underline;">şıl</span>ma çabası öyle büyük olabiliyor ki insan kimi vakit sanat eserinden çok bir yol tabelasına baktığı hissine kapılıyor. Bunun için bir çok ressam kafatası, iskelet vs çizmeden Ölüm&#8217;ü anlatan bir tablo yapamıyor meselâ.</p>
<p>Çünkü gözlerimiz bir renk ve şekil prizmasından görüyor dünyayı. Figüratif sanat bir hapishane oluyor. Duvarları istediğiniz kadar geniş tutun, parmaklaklıkların arasından bol ışık girsin isterseniz. Fark etmiyor. Derin Düşünce sitesinin sadık takipçileri hatırlayacaklar, Nietzsche&#8217;nin meşhur &#8220;dil hapishanesinden&#8221; bahsetmiştik bir ara. Figüratif resimin mânâyı aktarmada hem <span style="text-decoration: underline;">araç</span> hem de <span style="text-decoration: underline;">engel</span> oluşunu fark etmek için Nietzsche&#8217;den yardım alalım derim, figüratif sanatın hapishanesi dil hapishanesine ne kadar da benziyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin AYNI-laştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp AYNISI değildir. Ama &#8220;YAPRAK&#8221; kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları &#8220;unutmak&#8221; sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK&#8217;a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK&#8217;ın. Hiç yaprak  TAM OLARAK onun kopyası değildir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Dürüst bir adam&#8221; dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak &#8220;dürüst olduğu için&#8221; diyoruz. Tıpkı &#8220;yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu&#8221; der gibi. &#8220;Dürüstlük&#8221; denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden &#8220;dürüst eylemler&#8221; ismini veriyoruz. [...]</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi&#8230;&#8221;</em>  (Nietzsche, Filozofların Kitabı, &#8220;Hakikat ve Yalan&#8221; isimli bölümden)</p>
<p>Siyah ve Beyaz&#8217;ın suskun ressamıydı  André Marfaing. Renk ve şekil suskunu olduğu gibi kelime suskunuydu. Galiba bu satırları okuduktan sonra daha iyi anlıyorum &#8220;bizim&#8221; André&#8217;nin neden böyle şekilsiz hatta renksiz resimler yapmak istediğini. Marfaing yaptığı resimlerin &#8220;konulu resim&#8221; olmasından kaçıyordu, figüratif yaklaşımdan, doğayı taklid etmekten. Resimlerine dikkatle baktığımızda siyahın nüanslarıyla &#8220;oynadığını&#8221; fark ediyoruz. Mavimsi siyah, morumsu siyah, koyu griye yakın bir siyah&#8230; Kâh beyaz zemin kâh beyaz boya dengeliyor siyahı. Kalın fırçalar, bazen de spatülle bıraktığı izlerden anlaşılıyor çok hızlı yapıldığı tabloların. Neşe dolu bir kahkahanın birden patlaması gibi ya da bir anda boşalıvermiş bir öfke&#8230; Anlık, içten, kelime hapishanesine girmemiş, kavramlaşmamış:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Cisimler çiziyordum, manzaralar&#8230; Ama bunlar bir bahaneydi. Füzenin siyahı ve kâğıdın beyazı hem araç hem de amaçtı benim için. Paris&#8217;te 1949 sonlarında </em><em>temsili olmayan sanat</em><em> (fr. l&#8217;art non-figuratif) ile tanıştım. İki yıl sonra neredeyse farkına bile varmadan sınırın öbür tarafına geçmiştim. Manzaralarım anlaşılmaz oluyordu &#8230;&#8221;</em> (Jean Grenier ile mülakat)</p>
<p>André Marfaing&#8217;den geriye ne kaldı? Doğduğu şehir olan Toulouse&#8217;da bir çıkmaz sokağa verilmiş ismi. Siyah Beyaz gibi sessiz ve çelişkili. Girilen ama çıkılmayan bir sokak. Bir de isimsiz tabloları kaldı geriye. Paskalya adasındaki heykeller gibi yüzleri bilinmeze doğru dönük bekliyorlar.</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Empresyonistler siyahın tabiatta olmadığını söyleyerek paletlerine sokmuyorlardı. Ben ise tam da bu sebeple bir tek bu rengi kullanıyorum. Empresyonistler açık havanın ışığını tuvallerine aktarıyorlardı. Ben ise dış dünya ile hiç bir bağı olmayan bir dünya inşa etmeye çalışıorum. Siyah ve beyaz ile çalıştığımda aradığım sadeliği, mutlakiyeti ve keskinliği buluyorum</em>&#8221; (Alfred Manessier ile mülakat)</p>
<p> <strong>Sonuç</strong></p>
<p>Evet soyut sanat&#8230; Albert Camus&#8217;nun dediği gibi <strong><em>&#8220;Sanat eseri zekânın somut düşünceyi terk etmesinden doğar&#8221;</em></strong> (1) Marfaing&#8217;in figüratiften uzaklaşması, figür hapishanesinden kaçması size Hat, Ebru ve daha nice İslâm sanatındaki soyut yönelişi hatırlatmıyor mu? Doğayı (fazla) taklid etmenin sanatı öldüreceğini fark ettikleri için mi gölge çizmediler meselâ? Türk ve İran minyatürlerine bakın isterseniz. Perspektif yerine uzaktaki figürlerin aynı boyda ama yüksekte (=arkada) çizilmesi, doğada bulunmayan altın ve gümüş yaldızın kullanımı, garip kayalar, dalsız çiçekler&#8230; Ne eser ne de resmeden bireyi ön plana koymuyordu. Müslüman sanatçı imzalamıyordu eserini. Tıpkı  Ortaçağ&#8217;a kadar eser veren Hristiyan sanatçılar gibi. Japonya&#8217;dan Avrupa&#8217;ya uzanan bir coğrafyada sanatçı doğadan aldığı çiçek, balık vb figürlerini sadeleştiriyor, zeminde aynı figürü tekrar etmek suretiyle bir soyutlamaya gidiyordu.</p>
<p> Bugün ne yazık ki modernitenin gölgesindeyiz ve &#8220;ilkel sanatlar&#8221; diye nitelenen (?aşağılanan) Selt, Afrika ve Güney Amerika halklarının, Kızılderililerin ve Eskimoların soyut sanatına tepeden bakıyoruz. <strong>Savaş meydanlarında ve dünya borsalarında zafer kazanmayanların sanatı da 2ci sınıf sayılıyor.</strong> Oysa bu &#8220;tekrar eden&#8221; desenlerin resime çok şey kattığını düşünüyorum, meselâ Zaman boyutunu. Tıpkı barok müzikte olduğu gibi bir &#8220;pattern&#8221; tekrar tekrar nazarlara veriliyor. <a href="https://www.google.fr/search?hl=fr&amp;q=art%20celtique&amp;um=1&amp;ie=UTF-8&amp;tbm=isch&amp;source=og&amp;sa=N&amp;tab=wi&amp;ei=oM5hT7SYLcqJ0AW4kOytCA&amp;biw=1280&amp;bih=586&amp;sei=ps5hT8CXG8mv0QWCtPm_CA">Selt sanatından</a> <a href="https://www.google.fr/search?hl=fr&amp;q=art%20celtique&amp;um=1&amp;ie=UTF-8&amp;tbm=isch&amp;source=og&amp;sa=N&amp;tab=wi&amp;ei=oM5hT7SYLcqJ0AW4kOytCA&amp;biw=1280&amp;bih=586&amp;sei=ps5hT8CXG8mv0QWCtPm_CA#um=1&amp;hl=fr&amp;tbm=isch&amp;sa=1&amp;q=alhambra+palace&amp;oq=alhamra+&amp;aq=0sL&amp;aqi=g-sL1g-L3g-sL1g-L1g-sL1">Endülüs mimarisine</a> uzanan görsel bir bilgelik bu. Kelimelere sığmayan bir bilgelik. Kur&#8217;an sayfalarını, hatları süsleyen <a href="http://www.kuran.tv/resimler/kuransayfa700pixel/0.jpg">bezeme sanatına</a> bir de bu gözle bakın isterseniz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230; Husserl&#8217;e göre kırmızı soyuttur. Çünkü figür olmadan renk de varolamaz. Ama Zaman ve Mekân&#8217;ın içindeki &#8220;şey&#8221; somuttur. Bu bakış açısına göre şuur soyuttur. Çünkü <span style="text-decoration: underline;">şuurlu varoluş</span>&#8216;a (fr. en-soi) işaret eden ontolojik bir kökeni vardır. Fenomen de soyuttur çünkü şuura görünmesi gerekir. Somut varoluş ise ancak şuurun ve şuur tarafından görünen fenomenin [yollarının kesiştiği] anlarda gerçek olabilir&#8230;&#8221;</em> (Sartre, Varlık ve Hiç, sf. 37)</p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1°</strong> Orijinal metinde: <em>&#8220;L&#8217;œuvre d&#8217;art naît du renoncement de l&#8217;intelligence à raisonner le concret.&#8221;</em> (<a href="http://www.evene.fr/livres/livre/albert-camus-le-mythe-de-sisyphe-1051.php">Le Mythe de Sisyphe, Albert Camus</a>, p. 134)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21061" title="marfaing_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_1.jpg" alt="" width="405" height="545" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21062" title="marfaing_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_2.jpg" alt="" width="472" height="570" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21063" title="marfaing_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_3.jpg" alt="" width="492" height="461" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_4.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21064" title="marfaing_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_4.jpg" alt="" width="295" height="424" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_5.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21065" title="marfaing_5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_5.jpg" alt="" width="304" height="400" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_6.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21066" title="marfaing_6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_6.jpg" alt="" width="235" height="295" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_7.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21067" title="marfaing_7" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_7.jpg" alt="" width="246" height="300" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_8.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21068" title="marfaing_8" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_8.jpg" alt="" width="309" height="305" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_9.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21069" title="marfaing_9" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_9.jpg" alt="" width="364" height="460" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_10.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21070" title="marfaing_10" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_10.jpg" alt="" width="346" height="450" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_11.jpg"><img class="size-full wp-image-21071 aligncenter" title="marfaing_11" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/marfaing_11.jpg" alt="" width="236" height="340" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Bu makale ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong><span style="color: #0066cc;">Delâilü’l-İ’câz</span></strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><span style="color: #0066cc;"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </span></a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></span></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Ölümden Bahseden Kitap</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></span></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/15/varlik-ve-hic-%e2%80%93-jean-paul-sartre-bolum-8-soyut-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah-Black / Sanjay Leela Bhansali</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 22:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Karanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20820</guid>
		<description><![CDATA[
  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;
&#8220;Benim hikâyemdeki dünya farklı.
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;
Benim dünyam bu&#8230;
Ne görülür, ne de duyulur.
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;
  Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg"><img class="size-full wp-image-20822 aligncenter" title="black2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black2.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></em></p>
<p><em>  Sevgili kardeşim Melike Bayraktar&#8217;a&#8230;</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>Benim hikâyemdeki dünya farklı.<br />
Sesler sessizliğe dönüşür&#8230; Aydınlık da karanlığa&#8230;<br />
Benim dünyam bu&#8230;<br />
Ne görülür, ne de duyulur.<br />
Benim dünyamın tek bir ismi var: SİYAH&#8221;</strong></em></p>
<p><em>  </em>Siyah/Black (2005) yönetmenliğini Sanjay Leela Bhansali&#8217;nin yaptığı Hindistan yapımı bir film. Eğer görmeyi göz-bakmak-görmek şeklinde tek düze bir eyleme indirmişseniz &#8220;doğuştan kör ve sağır bir kız ile öğretmenin öyküsüdür&#8221; diyerek özetleyebilirsiniz. Ancak görmenin &#8220;gözler-görme&#8221; serüveninden fazlası olduğuna inanıyorsanız filmi özetlemeniz, yazıya dökmeniz mümkün değil. Zaten bence film şu cümle başlıyor: <em></em></p>
<p><strong><em>  &#8221; Karanlıkta gözlerinizin bile size bir yararı olmaz.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Öyle ise &#8220;göz-bakmak-görmek&#8221; görebilmek için yeterli değildir. Filmin iki başrol karakterinden biri olan Michelle &#8220;gözleri&#8221; olan ancak &#8220;göremeyen&#8221; bir çocuktur. Demek ki görmek için gözlerinizin olması yetmiyor. Michelle&#8217;nin kör ve sağır olmasından kaynaklanan sıkıntılarını anlayamayan babası Michelle&#8217;yi akıl hastanesine göndermek istiyor. Ancak görme ve işitme engelli olan Michelle&#8217;nin, kendini adamış öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin uğraşları sonunda okumayı, yazmayı, işaret dilini öğrendiğini ve üniversiteden mezun olduğunu gördüğümüzde babasının &#8220;gözleri&#8221; olmasına, &#8220;görebilmesine&#8221; rağmen Michelle&#8217;nin yerinin akıl hastanesi olmadığını göremediğini görüyoruz. Demek ki, görmek için &#8220;gören gözler&#8221; de yetmiyor. Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai normal gözlere, Michelle&#8217;yi görebilen gözlere sahip olmasına rağmen karanlıkta kaldığı bir odada görebilmek için &#8220;ışık&#8221; istiyor. Demek ki, gözler, görebilen gözler de &#8220;ışık&#8221; olmayınca göremiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg"><img class="size-full wp-image-20823 aligncenter" title="black" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/black.jpg" alt="" width="425" height="191" /></a></p>
<p>  Dolayısı ile buradan çıkan sonuç, gözlerin, görebilen gözlerin, derini görebilen gözlerin aynı zamanda &#8220;ışık&#8221; gibi bir zemine de muhtaç olduğu&#8230; Belki de bu nedenle filmde &#8220;ışık&#8221; filmin zeminini oluşturuyor, metafor olarak filmin tabanında <span id="more-20820"></span>bulunuyor.</p>
<p>  Filmde yemek yemeyi bile -öğretilmediği için- beceremeyen kör ve sağır Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin insanüstü bir çaba ile üniversiteden mezun olacak duruma getirdiği Michelle, üniversitede bir derste bir şairin &#8220;düş için gözler gereklidir&#8221; savına keskin bir eleştiri getiriyor: &#8221; <strong><em>Şaire katılmıyorum! Gören gözler değil akıldır. Görmüyorum ama düşlüyorum</em></strong>.&#8221;</p>
<p>  Sahi görebilmek için &#8220;akıl&#8221; yeterli midir? Yeterli ise Michelle&#8217;nin eğitim alabileceğine vaktiyle inanmayan babası bunu aklı olmadığı için mi inanmıyordu? Yahut Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin bu insanüstü çabasının kaynağı akıl olabilir mi? Hiç sanmam! Orada devreye &#8220;inanç&#8221; girer; inanmak!</p>
<p>  Michelle üniversitede eğitim alabilmek için üniversiteye başvurur ancak özel durumundan dolayı bir danışma kurulunun mülakatından geçmesi gerekmektedir. Film bir üst paragrafta ifade etmeye çalıştığım akıl-inanç paradoksunu şu repliklerle ifade ediyor:</p>
<p><strong><em>- Danışman: Dünya&#8217;da kaç okyanus var? (Akıl)</em></strong></p>
<p><strong><em>- Michelle: Benim için her su damlası bir okyanustur. (İnanç)</em></strong></p>
<p>  Zaten filmde hırçın ve saldırgan bir çocukluk geçiren Michelle ile öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin ilk diyalog kurduğu belki de Michelle&#8217;nin öğretmeni Bay Sahai&#8217;yi kabul ettiği sahne ikisinin ellerinin &#8220;su damlaları&#8221; altında buluştuğu anki sahne. Duyamayan ve göremeyen Michelle, öğretmeninin anlayabilmesi için Michelle&#8217;nin ellerini ağzına götürerek hecelediği sözcükleri, teninde hissederek anlasın diye kollarına, parmaklarıyla yazığı sözcüklerden ilkini &#8220;su damlacıkları&#8221; altında hecelemeye başlıyor: <strong><em>&#8220;wa-ter&#8221; (Su)</em></strong></p>
<p>  Film arasında ufak bir not gibi duran Michelle&#8217;nin kız kardeşinin olay içerisindeki rolü, Michelle ile olan ilişkisi aslında filmdeki &#8220;görebilme-görememe&#8221; kısmına yapılan ikinci atıf olarak durumu kuvvetlendiriyor. Filmin gözyaşlarınızı tutamayacağınız bu bölümünde Michelle&#8217;nin kız kardeşi: &#8220;<strong><em>Çocukken Michelle ile oyunlar oynadığımız günlerden birinde oyun sırasında koşarken ikimiz birlikte düştük, ağlamaya başladık. Ağladığımızı duyan anne ve babamız bize doğru koştular. Ama ikisi de Michelle&#8217;ye yöneldi. Ben orada ellerimi uzatmış bir şekilde kaldım. Bana ellerini uzatmadılar, beni görmediler</em></strong>.&#8221; Bu kez görülmeyen Michelle değil kız kardeşidir.</p>
<p>  Filmin daha başlarında Michelle&#8217;ye eğitim vermesi için tutulan öğretmeni Bay Sahai, henüz işe başlamadan, işin ne olduğunu öğrendiği mektubu okuduktan sonra: &#8220;<strong><em>Ona sözcüklerden bir kanat takacağım Bayan Nair, uçmayı öğreteceğim</em></strong>.&#8221; diyor. Gerçekten de bu sözleri söyleyen öğretmen Bay Sahai, Michelle&#8217;ye bir kanat takıyor. <strong><em>Karanlığın ve siyahın Michelle&#8217;nin dünyasını boğmasını engelliyor.</em></strong></p>
<p>  Ancak biz filmden şunu da öğreniyoruz, kanatları olan Bay Sahai, kanatsız Michelle&#8217;ye kanat takıyor. Ancak hayat odur ki, gün geliyor Bay Sahai kanatlarını yitiriyor, yitirdiği kanatlarını üzerine hayatını kurduğu Michelle&#8217;nin kanatları önünde kendini buluyor. İşte o gün Michelle, öğretmeni Bay Sahai&#8217;nin kanatları oluyor.</p>
<p>  Dünya kanatları olanlar, kanatları olmayanlar, kanatları olup olmadığının bile farkında olmayanlar, kanatları kırıklar arasındakilere &#8220;ışık&#8221; olan bir zemin, ışığımız var ise &#8220;görmememiz&#8221; mümkün değil. Michelle&#8217;nin söylediği gibi &#8220;<strong><em>Beni unutursan nasıl yaşarım?</em></strong>&#8221; Birbirimizi unutursak nasıl yaşarız?</p>
<p> </p>
<p>Sanat üzerine e-kitap okumak için…</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-20440" title="cb_siirler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler-203x300.jpg" alt="" width="108" height="145" /><span style="color: #0066cc;">Söz yıkar şiir imar eder</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/cb_siirler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/27/siyah-black-sanjay-leela-bhansali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 3:Bakış)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 23:06:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19909</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; ‘Ben&#8217; deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için!  Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o&#8230; Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp gidiyor. Kimse yok bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left; padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/8_sartre_varlik_ve_hic.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sartre_varlik_ve_hic_222.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19929" title="sartre_varlik_ve_hic_222" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sartre_varlik_ve_hic_222.jpg" alt="" width="207" height="349" /></a>&#8220;&#8230; ‘Ben&#8217; deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş esniyorum. Kimse, hiç kimse için!  Antoine Roquentin ne ki? Soyut bir şey o&#8230; Pırıl pırıl, hareketsiz, bomboş bir bilinç, duvarların arasına konulmuş, kendi kendine sürüp gidiyor. Kimse yok bu bilincin içinde artık. Biraz önce birisi ben, benim bilincim diyordu. Kim? &#8230;Kimsenin olmayan duvarlar ve kimsenin olmayan bir bilinç kaldı geriye. Hepsi şu: duvarlar ve bu duvarlar arasında bir kişiliğe bağlı olmayan canlı, ufacık bir saydamlık&#8230;&#8221; </em>(J.P. Sartre, <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/16/bulanti-jean-paul-sartre/">Bulantı</a>, s:249) </p>
<p>Boşluk, hiçlik, yokluk&#8230; Sanıyorum Sartre&#8217;ın eserlerini, özellikle de <a href="http://www.derindusunce.org/2011/12/13/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-1/">Varlık ve Hiç</a>&#8216;i okuduktan sonra insan görünmez varlıklara (=yokluklara) farklı bir gözle (=akılla) bakıyor. Bakıyor ama Düşünce&#8217;nin, Lisan&#8217;ın yetersiz kaldığı bir noktaya geliyor bu arada. <strong>N</strong>u<strong>T</strong>u<strong>K</strong> tutulması sanki. Boşluk&#8217;tan bahsetmek için kelimeler kullandığımızda Söylenilmez&#8217;i söylediğimizde, o Görünmez&#8217;e bir elbise giydiriyoruz. Sınırsız&#8217;dan bahsetmek için sınırlıyoruz, kutuluyoruz, ambalajlıyoruz. Matematikteki sıfır gibi, hiç bir rakamın ifade edemediği rakam yokluğunu yine matematiksel bir işaret ile anlatıyoruz. Sıfır da bir rakam!&#8230; Yoksa değil mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;<strong>&#8216;Mozart&#8217;ın müziği bittikten sonra takip eden sessizlik de Mozart&#8217;tandır&#8217;</strong> d</em><em>iyordu Sacha Guitry. [...] Ya Bethoven? O meşhur Beşinci senfoniyi hatırlayın, ilk 4 notayı: Pa-pa-pa-pam! Ve izleyen sessizlik. O ses <strong>YOK</strong>luğu olmasa ilk 4 nota neye yarar? Beşinci senfoninin ihtişamından ne kalır geriye? O yokluğu oraya koymak, o anda <strong>SUSMAK</strong> ancak bu kadar büyük bir ustanın aklına gelebilirdi!&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf">Derin Göz kitabı</a>, Sanat&#8217;ta ayrıntı bahsi)</p>

<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/1a_sartre_varlik_ve_hic/' title='1a_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1a_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/1_sartre_varlik_ve_hic/' title='1_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/2_sartre_varlik_ve_hic/' title='2_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/2_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/3_sartre_varlik_ve_hic/' title='3_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/3_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/4_sartre_varlik_ve_hic/' title='4_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/4_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/5_sartre_varlik_ve_hic/' title='5_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/5_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/6_sartre_varlik_ve_hic/' title='6_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/6_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/7_sartre_varlik_ve_hic/' title='7_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/7_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/7_sartre_varlik_ve_hic1/' title='7_sartre_varlik_ve_hic1'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/7_sartre_varlik_ve_hic1-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/8_sartre_varlik_ve_hic/' title='8_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/8_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/9_sartre_varlik_ve_hic/' title='9_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/9_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/10_sartre_varlik_ve_hic/' title='10_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/10_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/11_sartre_varlik_ve_hic/' title='11_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/11b_sartre_varlik_ve_hic/' title='11b_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11b_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/12_sartre_varlik_ve_hic/' title='12_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/12_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/13_sartre_varlik_ve_hic/' title='13_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/13_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/14_sartre_varlik_ve_hic/' title='14_sartre_varlik_ve_hic'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/14_sartre_varlik_ve_hic-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/sartre_varlik_ve_hic_222/' title='sartre_varlik_ve_hic_222'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sartre_varlik_ve_hic_222-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>

<p>&#8220;Kelime&#8221; denen elbiseler Hakikat&#8217;i örtüyorsa düşüncemizin erişemediği kelimesiz doruklara nasıl tırmanabiliriz? Kelimesiz, kavramsallaştırılmamış bir <strong>&#8220;düşünme&#8221;</strong> türü (=?<strong>sezgi</strong>) için akla ilk gelen yöntem BAKMAK. Müzik dinlerken, bir tabloya, heykele bakarken kelimelere ihtiyacım yok değil mi? Bir şeyi &#8220;Güzel&#8221; bulduğumda bunu TARAFSIZ / OBJEKTİF kurallara bağlamıyorum. Güzellik&#8217;i adeta içimde hissediyorum. Zaten bilimsel bir gerçek olsaydı &#8220;Güzel&#8221; demezdim, &#8220;Gerçek&#8221; derdim. Suyun 100°C&#8217;de kaynaması gibi olurdu meselâ. O halde Boşluk&#8217;u anlamak, içeriden, içi<strong>M</strong>den hissetmek için de <strong>BAKIŞ</strong>&#8216;ı bir yöntem olarak kullanabilirim diye düşünüyorum.<span id="more-19909"></span></p>
<p>Çünkü Yok&#8217;un varlığı objektif bir varlık değil. Fark eden şuurlu bir gözlemcinin <strong>BAKIŞ</strong>&#8216;ı için var sadece. Bir beklenti, bir borç, bir düş kırıklığı, açlık, terk edilmişlik, vatan hasreti, evlat acısı&#8230; Hatta gözlemcinin hayatındaki yokluklar dahi tek bir &#8220;YOK&#8221; kelimesine hapsedilemeyecek kadar özel, öz<strong>N</strong>el, sübjektif. Evet&#8230; kelimesiz bir düşünce gerek, <strong>BAKIŞ</strong>, illâ ki <strong>BAKIŞ</strong>. Resim ve Fotoğraflara <strong>BAKALIM </strong>o halde.</p>
<p>Ama kelimelerin <strong>YETERLİ</strong> olduğu zeminden <strong>YETERSİZ</strong> olduğu zemine bir köprü kurmak gerekmez mi? Yani et, kemik, lisan, para ve şiddet gibi fizikî &#8220;BEN&#8221; ile bunları düşünen, hisseden, güzellik ve adalet gibi yargılarda bulunan &#8220;BEN&#8221; arasında bir geçiş. <strong>ÖLÇMEK</strong>&#8216;ten <strong>YAŞAMAK</strong>&#8216;a bir köprü&#8230; Bunun için biraz filozof, biraz şair bir insanın yardımını alsak nasıl olur?</p>
<p>Nietzsche&#8217;den dinleyelim, Filozofların Kitabı, <strong><em>&#8220;Hakikat ve Yalan&#8221;</em></strong> isimli bölümden:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin AYNI-laştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp AYNISI değildir. Ama &#8220;YAPRAK&#8221; kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları &#8220;unutmak&#8221; sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK&#8217;a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK&#8217;ın. Hiç bir yaprak  TAM OLARAK onun kopyası değildir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Dürüst bir adam&#8221; dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak &#8220;dürüst olduğu için&#8221; diyoruz. Tıpkı &#8220;yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu&#8221; der gibi. &#8220;Dürüstlük&#8221; denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden &#8220;dürüst eylemler&#8221; ismini veriyoruz. [...]</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Gerek kelimelerin &#8220;eski paralar&#8221; gibi aşınması gerekse hakikî algının öznelliği konusunda Nietzsche&#8217;nin haklı olduğunu teslim etmek gerek. Bu satırların net bir şekilde ortaya koyduğu bir ikilik var, objektif &#8220;BEN&#8221; ve sübjektif &#8220;BEN&#8221;. İşte Yok&#8217;u görmek için bu tam bu fay hattına dikmek gerek gözlerimizi (=aklımızı). İzleyen resimleri ve yorumları sizin <strong>BAKIŞ</strong>&#8216;larınıza sunuyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1a_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19912 aligncenter" title="1a_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1a_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="173" height="276" /></a></p>
<p><a href="http://www.linternaute.com/sortir/magazine/photo/la-cathedrale-de-chartres/chartres-la-cathedrale-au-labyrinthe.shtml">Chartres Katedralinden</a> bir detay. Dünyaya &#8220;düşmüş&#8221; ilk insan. Sağ elini şakağına dayamış, aslî vatanın hasretiyle artık &#8220;elinde&#8221; olmayan Cennet&#8217;i özlüyor. Manevî &#8220;BEN&#8221; bir Yok&#8217;luk, bir hasret, bir nostalji olarak ifade bulmuş. Sol eliyle ayıp yerini örtmüş. Fizikî, objektif, bedensel varlığının da idrakinde insan. Ruhu Tanrı için, bedeni ise &#8220;ötekiler&#8221; için var. Nefs ve vücud elbisesi giydirilmiş bir mânâ. Sınırsız ruh ile sınırlı bedenin temas noktası, makalenin başında Sartre&#8217;ın söylediklerini hatırlayın:</p>
<p><em>&#8220;&#8230;‘Ben&#8217; deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19913 aligncenter" title="1_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/1_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="436" height="319" /></a></p>
<p>Figüratif olMAyan bir resim. Optik etkiler var. Siyah bir zeminde beyaz bir delik mi yoksa beyaz bir zeminde siyah lekeler mi? Göz neye odaklanacağını bilemiyor. İlk defa yaşanan bir his, ilk aşk karşısında paniğe kapılan 14 yaşındaki bir genç gibi gözlerim. Boşluk&#8217;a giydirecek bir kelime elbisesi yok.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/2_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19914 aligncenter" title="2_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/2_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="400" height="317" /></a></p>
<p>Birincisi gibi renk Yokluk&#8217;u var. Ama sahte bir boşluk. Aralık bir kapıda nötr, kimliksiz, neredeyse cinsiyetsiz bir insan. Giren mi çıkan mı? Zihnim belirsizlik görüyor. Boşluk değil. Bir beklenti olmadığı için Yokluk da yok! Neredeyse &#8220;bilimsel&#8221; bir boşluğu anlatıyor bu resim. Şehir suyunda ihmal edilebilir seviyede bir koli basili varsa bilim adamları &#8220;koli basili yok&#8221; diyor, içebiliriz, su temiz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/3_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19915 aligncenter" title="3_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/3_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="490" height="376" /></a></p>
<p>Parkta boş bir bank. Randevuma geç kaldım. Sevdiğim kadın sıkılıp gitti. Yoksa bir Kore gazisi miydim?  Her sabah buluşup hatıralarımızı yâd ettiğimiz o bank neden boş bugün? Son silah arkadaşım sakın hasta olmasın? Yoksa&#8230; Of! Daha fazla bakamayacağım. Boş bir tabut bile bu kadar korkutucu olamazdı!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/4_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19916 aligncenter" title="4_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/4_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="451" height="326" /></a></p>
<p>Boş bir kumsal, boş bir deniz, boş bir gökyüzü. Çocuklar düşlüyorum kovalarıyla oynayan, uçurtmalar var başımın üzerinde, açıkta balıkçılar, daha uzakta bir yelken yarışı&#8230; Endişeli anneler, güneşlenen babalar&#8230; Ressam nasıl da ustaca boş bırakmış tabloyu. Hayal gücüm dolduruyor Boşluk&#8217;u&#8230; En güzel çocuklar, en güzel uçurtmalar ve en güzel teknelerle.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/5_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19917 aligncenter" title="5_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/5_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="420" height="305" /></a></p>
<p>Edward Hopper&#8217;ın bir tablosu: Boş odada güneş ışığı. Işıkla dolan oda aslında o kadar da &#8220;boş&#8221; değil. Zaten esas boşluk da o odada değil, tablonun kendisinde, hatta bakanların gözünde! Hopper daha önce de anlattığımız gibi kadrajla oynayarak endişe verici bir boşluk hissi uyandırıyor. (Bkz. <strong><em>Boşluk aynası ve Edward Hopper</em></strong>, <a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=edward%20hopper%20site%3Aderindusunce.org%20&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCQQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fimg%2Fderin_goz.pdf&amp;ei=Lhz1Tr-MLIji8QORsJmuAQ&amp;usg=AFQjCNGwX-3U6X45HjlXfZjL2gamspbICg&amp;sig2=ttS3kTciB0T8U">Derin Göz kitabı</a>)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/6_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19918 aligncenter" title="6_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/6_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="440" height="440" /></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/7_sartre_varlik_ve_hic1.jpg"><img class="size-full wp-image-19920 aligncenter" title="7_sartre_varlik_ve_hic1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/7_sartre_varlik_ve_hic1.jpg" alt="" width="310" height="295" /></a></p>
<p>Hopper&#8217;i taklid etmeye çalışalım biraz: Teorik olarak &#8220;boş&#8221; olması gereken bir oda. Ama &#8220;koltuk&#8221; ve &#8220;pencere&#8221; birer libas olmuş, figüratif resimlerdeki suretler gibi boşluğa giydirilmiş. Terk edilmiş bir ev belki ama &#8220;boş&#8221; değil. İkinci resim ise aynı fotoğrafın kasıtlı olarak &#8220;boşaltılmış hali. Koltuk ve pencereyi görüyorum ama Hopper-tarzı bir kadraj zihnime elbiselerin girmesine engel oluyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/8_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19921 aligncenter" title="8_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/8_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="200" height="355" /></a></p>
<p>Koridorlar özel yerlerdir. Bazen ders öncesi öğrenciler sohbet ederler, oyun oynarlar. Ama boş bir koridor korkutucudur. Neden boş? Derse geç mi kaldım? Yosa bugün imtihan mı vardı? Ceza alıp sınıf dışına atılmış bir öğrencinin zihin penceresinden mi bakıyorum? Koridordaki saatin tiktaklarını dinleyerek geçecek 40 dakikalık bir yalnızlık&#8230; 40 yıl gibi. Geçen zamanın ağırlığını üzerimden nasıl atabilirim? &#8220;Eğlenmek çok ciddi bir iştir&#8221; demiyor muydu Pascal? Bir eğlence bulmazsam sıkıntıdan ölebilirim!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/9_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19922 aligncenter" title="9_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/9_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Yer altımdan kayıyor sanki. Neden renkler yok? Işıkları kim söndürdü? Bir hastahanede miyim? Kötü bir haber mi bekliyorum? Ah bu beyaz fayansların o parlaklığı&#8230; Edward Hopper bile bu kadar acımasız değildi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/10_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19923 aligncenter" title="10_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/10_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="500" height="342" /></a></p>
<p>Kırmızı renkli sıvı ilk anda kan gibi ama şişenin üstündeki kuru kafa bunun bir zehir olduğunu söylüyor. Masada bir kâğıt. &#8220;The End&#8221; yazıyor. Zehir şişesindeki boşluk beni korkutmuyor. Fizik bir boşluk bu, metafizik boşluk değil. Bu resim bana beni<strong>M</strong> Ölüm&#8217;ü<strong>M</strong>ü anlatmıyor. &#8220;Senin&#8221; ya da &#8220;onun&#8221; ölümü olabilir. Birisi ölmüş. Bunda korkacak ne var? Herkes ölür bir gün. Normal. Birisi intihar mı etmiş? Polis çağırın. Beni neden rahatsız ediyorsunuz ki?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19924 aligncenter" title="11_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="500" height="191" /></a></p>
<p>Hastahaneler de özel yerlerdir. Çünkü modern insan artık evinde doğmuyor ve evinde ölmüyor. Hastahaneler hayat sahnesine girdiğimiz ve çıktığımız kapılar gibi. Doğmak için oradan geçip geliyoruz dünyaya. Ölmek için de oraya gidiyoruz. Sevdiklerimizi oradan alıyoruz. Ölen yakınlarımızı da en son orada görüyoruz. Çember üzerindeki bir sıfır noktası gibi hastahaneler. Hayatın başı ve sonu&#8230;. Ya bir hastahanenin ölümü? Bir evin içinde kilitli kalmak gibi. Terk edilmiş bir hastahanenin boş bir ameliyathanesi&#8230; <strong>Doğmanın ve ölmenin imkânsız olduğu, hep aynı insanların sonsuza kadar yaşadığı bir dünya hayatı!</strong> Kapısız, çıkışı olmayan bir labirent gibi. Boşluk&#8217;u bundan daha güzel &#8220;gösterebilecek&#8221; bir manzara düşünemiyorum.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11b_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19925 aligncenter" title="11b_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/11b_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="500" height="163" /></a></p>
<p>William Degouve de Nuncques tarafından yapılan <strong>&#8220;Kanalda gece&#8221;</strong> isimli bu tablo tıpkı Hopper&#8217;in tabloları gibi bir &#8220;kadraj kazası&#8221; arz ediyor. Ressam ŞEKiL hapishanesindeki akıllara (=gözlere)  bir ders veriyor ve şöyle sesleniyor adeta:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sizin gözleriniz kelimeler (=şekiller) arıyor, alın size figüratif bir desen. Ama ben de binanın camlarını kırdım, boyalarını eskittim, çatısını kesip tualin dışında bıraktım, ağaç yaptım ama hepsi birbirinin aynı. Aynılıkta YOK ettim her şekili (=kelimeyi). ZAMAN&#8217;ı temsil etmek için bir nehir ve Bir kayık çizdim, hiç bir şey kalıcı değil, her varlık Yok&#8217;tan gelip Yok&#8217;a gidiyor. Müzik nasıl soyutsa ben de figüratif ama aynı zamanda soyut bir resim yaptım&#8221;</em><em></em></p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/12_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19926 aligncenter" title="12_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/12_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="216" height="181" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/13_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19927 aligncenter" title="13_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/13_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="282" height="311" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/14_sartre_varlik_ve_hic.jpg"><img class="size-full wp-image-19928 aligncenter" title="14_sartre_varlik_ve_hic" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/14_sartre_varlik_ve_hic.jpg" alt="" width="243" height="308" /></a></p>
<p>Edward Hopper&#8217;dan ve William Degouve de Nuncques&#8217;tan esinlenerek kırptığım 3 fotoğraf. Soyut bir boşluk yok. Kandinsky veya Rothko tarzı soyut arayışlar yok. Yaptığım şey çok basit. Beklenen şey beklendiği yerde değil. Hareket halindeki bir trenin veya bir süvari birliğinin kameranın <strong>BAKIŞ</strong> açısını terk etiğini düşünün. Takip eden o iki saniye ne kadar korkutucudur. Veya acil bir telgraf aldınız ama zarfı açıp okumadınız henüz. Bir beklenti var. İstenen ya da korkulan. NE? Hiç, hiçlik, boşluk, yokluk:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Kaygı (alm. angst) karşısında &#8220;baskı hissedilir&#8221; diyoruz. Ama bunu hisseden özne kim? Bu özneyi baskı altında tutan ne? Baskının hissedilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu söyleyemiyoruz. Her şey bizimle beraber bir tür <strong>umursamazlık uçurumu</strong> içine düşüyor. Ama bu bir yok oluş değil, bir geriye çekiliş. [...] Hissettiğimiz baskı Varlık&#8217;ın bu geri çekilişinden mi kaynaklanıyor acaba? Tutunacak hiç bir şey kalmıyor. Varlık&#8217;ın bu kayması sonucunda bize <strong>yokluk</strong> kalıyor. Kaygının ortaya çıkardığı şey <strong>HİÇ</strong>. Korku ile boşlukta asılı kalıyoruz. Daha açık bir ifadeyle kaygı bizi böyle boşlukta askıya alıyor çünkü Varlık&#8217;ın bütünüyle kaymasına sebep oluyor. Biz insanlar da Varlık&#8217;ın içinde kaydığımızı hissediyoruz. Bunun için baskı altında olan ne &#8220;sen&#8221; ne de &#8220;ben&#8221;, baskıyı hisseden &#8220;biziz&#8221;, [MY: Edilgenliği içeren bir <strong>biz</strong>lik bu] . Kaygının HİÇ&#8217;i ortaya çıkardığını insanlar zaten söylüyor kaygı ortadan kalktığında. Henüz taptaze olan hafızamızı yokladığımızda kaygı duyduğumuz şeyin gerçekte&#8230; olMAdığını söylüyoruz. Çünkü&#8230; HİÇ bütün varlığıyla oradaydı&#8230;.&#8221;</em> (Heidegger&#8217;in « Metafizik nedir ? » adlı eserinden [Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan kitabı</a>, <strong><em>Korku Matkabı </em></strong>bahsi] )</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/25/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-3bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Kâinat&#8217;ın şiiri tercüme edilebilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/24/yakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/24/yakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 16:04:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19899</guid>
		<description><![CDATA[
Nietzsche&#8217;nin Filozofların Kitabı, &#8220;Hakikat ve Yalan&#8221; isimli bölümden

&#8220;&#8230;  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/kainat_siir_tercume_sartre_varlik_ve_hic_3.jpg"><img class="size-full wp-image-19900 alignright" title="kainat_siir_tercume_sartre_varlik_ve_hic_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/kainat_siir_tercume_sartre_varlik_ve_hic_3.jpg" alt="" width="300" height="154" /></a></p>
<p><em><strong>Nietzsche&#8217;nin Filozofların Kitabı, &#8220;Hakikat ve Yalan&#8221; isimli bölümden</strong></p>
<p></em></p>
<p><em>&#8220;&#8230;  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin AYNI-laştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp AYNISI değildir. Ama &#8220;YAPRAK&#8221; kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları &#8220;unutmak&#8221; sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK&#8217;a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK&#8217;ın. Hiç yaprak  TAM OLARAK onun kopyası değildir.</em></p>
<p><em>&#8220;Dürüst bir adam&#8221; dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak &#8220;dürüst olduğu için&#8221; diyoruz. Tıpkı &#8220;yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu&#8221; der gibi. &#8220;Dürüstlük&#8221; denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden &#8220;dürüst eylemler&#8221; ismini veriyoruz. [...]</em></p>
<p><em>Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi&#8230;&#8221;</em> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/24/yakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/24/yakinda-kainatin-siiri-tercume-edilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hakikat, Arayış ve Sanat</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 14:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gerçek ve hakikat]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19665</guid>
		<description><![CDATA[
Mondrian, bu yaşam güzelleştikçe sanat da ortadan kalkacaktır, diyor; sanat için amacını da ortaya koyarak. Öyleyse sanat hiç ortadan kalkmayacak, sûr&#8217;a üflenilecek ân gelene değin&#8230; Aristo, Platon, Plotinus, Schelling, Hegel, Kant, Klee, Kandinsky, Mondrian&#8230; Sanata dair bunca söylemin içinde Schelling şöyle diyor:
&#8220;Sanat, sonsuzun sonludaki ifadesidir; nesnel olmayanın objedeki ifadesidir&#8230;&#8221;
Sonsuz ifade edilebilir mi? &#8220;&#8230;şeylerin tek bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19666" title="sanat_bosluk_yokluk_hakikat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sanat_bosluk_yokluk_hakikat-300x214.jpg" alt="" width="272" height="191" /></a>Mondrian, bu yaşam güzelleştikçe sanat da ortadan kalkacaktır, diyor; sanat için amacını da ortaya koyarak. Öyleyse sanat hiç ortadan kalkmayacak, sûr&#8217;a üflenilecek ân gelene değin&#8230; Aristo, Platon, Plotinus, Schelling, Hegel, Kant, Klee, Kandinsky, Mondrian&#8230; Sanata dair bunca söylemin içinde Schelling şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Sanat, sonsuzun sonludaki ifadesidir; nesnel olmayanın objedeki ifadesidir&#8230;&#8221;</p>
<p>Sonsuz ifade edilebilir mi? &#8220;&#8230;şeylerin tek bir biçim halinde algılandığı dünyada, sanatçı ancak orada yüksek bir gerçekçilikle idrak edebilir, görünene karşıtmış gibi duran hakikatleri&#8230;&#8221; diyor Stefan Zweig Üç Büyük Usta&#8217;da. Bu noktada sanat, algı dünyasının üzerinden sızan hakikatlerin sızdığı bir kapı olur ve sanatçı onun içinden geçmeye çalışan, anlamaktan öte idrak eden, arayan kişi. Arayışın adıdır ya sanat, aranılan hakikatse onunla yükselirken sanatçı, onunla kimsenin talip olamadığına, seçilmişlerin yolundan gitmeye, burjuva rahatlığından vazgeçerek ömrünü feda etmeye <span id="more-19665"></span>hazırdır.</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahur Beste&#8217;de &#8220;&#8230;esas olan, zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyve ısırır gibi, kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi. Her türlü saadet ve felaket düşüncesinin üstünde bir talihin kendisini tamamlaması lazımdı. Izdırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi. İkisinden de kaçınılmazdı. Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti.&#8221; dediği gibi zamana ve mekana iz bırakma telaşıdır biraz da sanat. Değişene, fani olana karşı bir nev&#8217;i sonsuzluk libasını giyme girişimidir.</p>
<p>Zaman neleri değiştirir? Önce bedenin kendisini. Ruhun bir türlü çözemediği bir sırdır bu. O aynıdır da bedeni farklı, zaman sanki aynıdır da görüntüler farklı, anılar sanki an&#8217;dadır da olaylar farklı. Çağrışımlar seni dün&#8217;üne götürürken bugünden, mekanın ve zamanın bir yerlerinde bıraktığın bedeni özler ruhun. Kim olduğun, neye dönüştüğün, nerede olduğun değildir önemli olan. Tek bakış yeter eski denileni bugüne taşımak için, renkleri siyah-beyazdan her tona çevirmek için. Geçmiş bir masal ülkesidir artık miş&#8217;lerle ifade olunan&#8230; Savaşlar geçer bazen hayatınızdan, her yer toz-dumana karışır. Renkler vardır hayatın içinde, hatalar, istemeden yapılanlar, yerine konulamayanlar; renkler vardır hayatın içinde bir uykunun huzuru gibi bir beyaz bazen, ölüme yatmak gibi bir beyaz bazen, geçmişten anlar gibi bir beyaz bazen. Renkler vardır hayatın içinde, hüzün vardır renklerin tonunda, sessizlik vardır yüzdeki izin çizgisinde&#8230; bir melek gökten iner ve gün&#8217;ünüz/zamanınız biter. Zamana ve mekana iz bırakma telaşıdır sanat bu yüzden.</p>
<p>Sanat yalnızca nasıl&#8217;ı ve ne&#8217;yi gösterdiğinde, ister iyimser isterse de umutsuz olsun, sıradan bir eğlencedir. Neden diye sorduğunda ise, yalnızca duygusal tepki olmaktan çıkıp gerçek bir söz söylemeye, aklı başında, etik bir seçime doğru yükselir. Edilgen bir yansıma olmaktan çıkar ve bir fiil olur&#8230; diyor Ursula K. Le Guin. Sanat, ne ve nasıl&#8217;dan önce, neden&#8217;i sorguladığında eğlence olmaktan çıkar. Tüketim nesnesi olarak içinde yaşadığımız post-modern hayatın tek-tip çoğul nesnesi/varlığı olmaktan sıyrıldığı noktadır sanatın ardına yaslandığı ‘neden&#8217; sorusu. Tam da burası, aynı zamanda sanatçıyı da diğerlerinden, öncülünden ve ardılından ayırır. Size sadece bir olay, olgu, kavram&#8230; anlatmaz, zaman ve mekanla ardılını oluşturan olaylar dizisinin dışına çıkar, neden&#8217;e dokunduğunda sanatçı, realite denilen kısır algı sınırlandırmasının üzerine çıkmak zorunda kalır, gerçekliğin hakikat olmadığını ve hakikatin formüle edemeyeceğimiz kadar grift ve kompleks olduğunu gösterir. Sanat, neden&#8217;e talip olmaktır biraz da bu yüzden.</p>
<p>Sanata yüklenen hakikat misyonu zoru seçmek gibi görünse de, asıl zorluk bu anlayışın, seçimin yansıdığı sanat eserlerinde, kitsch/taklit örneklerin çoğalarak bu tarzın tüketim ürünü haline düşmesi, (izleyici, okur, dinleyici&#8230; imkan&#8230;) alanını genişletirken, aslında daraltıp, kendisini kuyruğundan yiyen yılan (ouroboros) gibi tüketmesidir. Özellikle de aşk&#8217;ın tüketim ürünü olarak satışa çıktığı ve onun üzerinden nemalanan, hatta onu sömüren ve adına sanatçı dediğimiz insanlara bakınca bu gerçeklik kendisini daha bariz olarak hissettirir.</p>
<p><em>&#8220;İbrahim</em></p>
<p><em>içimdeki putları devir</em></p>
<p><em>elindeki baltayla</em></p>
<p><em>kırılan putların yerine</em></p>
<p><em>yenilerini koyan kim?<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1"><strong>[1]</strong></a></em></p>
<p>Sanatın amacı hakikatle araya girmiş olan nefs perdelerinin sayısını azaltmak ki bir an geldiğinde kendisi de bir perde olduğu için aradan çıkmak zorunda kalır. Tersi olduğunda, yani hakikatle araya giren perde, mağara metaforunda olduğu gibi yanılsamadan öteye götüremeyen bir sahte tanrı olur, tapılan. Her iki durumda da bir noktada aradan çıkmak zorunda olandır. Öyle ince bir çizgidir ki bu, sanatçı bile arafta kalır bazen. Michalengelo&#8217;nun yaptığı heykele: Kalk ve yürü ey Musa demesi gibi, eser bazen yaratımın gücünün hakikati perdelemesi ile sonuçlanır. Bu yüzden sanatçı için o ince perde, kalın perdelerden daha büyük bir imtihana neden olur. Sanat, putları devirme ve yerine yenilerini koyma özelliğiyle insanoğluna iki ayrı yol açar. Gidilmesi gereken yola karar veren sanatçının kendisi olduğu kadar, sanatı hayatının içine alan kişidir aynı zamanda. Sanat, putları devirmek zorundadır, yerine yenilerini koyan ya da kendisini putlaştıran değil.</p>
<p>Posterior alana gebe olan insanın en özgür olduğu alan, aramaktan ve inanmaktan korkmayan tarafıdır sanat; sorgulatan, hayata bakışı değiştiren, kişiyi incelten, imbikten geçirten&#8230; ve bu ayrıcalıklı yapısıyla mutlaka hayatımızın içinde olmalıdır. Hele ki bizler, binlerce yıllık bir geleneğin varisçisiyiz, birbirinden farklı din, dil, ırk, kültür ve coğrafyanın birleştiği bir medeniyetin sahibiyiz. Elbette geleneği olduğu formda günümüzde uygulayamayız, ama onu günümüze uyarlayabilir ve hatta anlattığını/iletmek istediği mesajı/hakikati daha etkili bir şekilde sunma şansını yakalayabiliriz. Gelenek ve modern&#8217;i aynı iple birbirine bağladığınızda, dıştan tuhaf, garip, toplum-dışı kabul edilseniz bile, ikisinin birlikteliğinin sonu, evrensel sanat&#8217;ı yakalamak ve sınırları aşmak olacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Ve böyle bir sanat; Evvel&#8217;i, Âhir&#8217;i, Zâhir&#8217;i, Bâtın&#8217;ı  ve sizi selâmlayandır. Selâm&#8217;a karşılık vermek ve bunu yaymaksa bizlere düşen görevdir.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Asaf Halet Çelebi</p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="106" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="102" height="148" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="119" height="159" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="117" height="166" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/06/hakikat-arayis-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 11:05:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Baudelaire]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Çirkinlik]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19473</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;
 Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19496" title="otto_dix_cirkin_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat.jpg" alt="" width="242" height="184" /></a>&#8220;Meşhur ozanlar şiir diyarının çiçekli bölgelerini çoktan bölüşmüşlerdi. Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em></p>
<p><em> </em>Böyle demiş Baudelaire. Demiş ve zor bir soruyu miras olarak bırakmış ünlü kitabı &#8220;<strong>Kötülük Çiçekleri</strong>&#8221; ile. Elle tutulur, gözle görülür  bir Kötülük gerçekten var mıdır? Yani İyilik&#8217;in zıddı olarak, bir anti-madde gibi Kötülük&#8217;ün varlığından söz edebilir miyiz?&#8230; Bu o kadar net değil. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%E2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%E2%80%9Csiradan-kotuluk%E2%80%9D/">Kötülük&#8217;ün zıddı İyilik değildir</a> bahsi, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf">Derin Zaman kitabı</a> )</p>
<p> Mesele zaten kitabın isminden itibaren başlıyor: <strong>Kötülük</strong> Çiçekleri. Zira <a href="http://www.gutenberg.org/ebooks/6099">orjinal metindeki </a> <em>&#8220;Les Fleurs <strong>du Mal</strong>&#8220;</em> soyut bir kötülük değil şeytan, iblis vb anlamlara geliyor Fransızcada. (örn. <strong><em>mal</em></strong><em>in</em>) Başka dillere çevirenler de böyle düşünmüş olmalı, ingilizce başlık <em>&#8220;<a href="http://fleursdumal.org/">Flowers of <strong>Evil</strong></a>&#8220;</em>. Zaten şairin kendisi de söylüyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Her insanda sürekli iki arzu vardır; biri Tanrı&#8217;ya doğru, öteki şeytana doğru. Tanrı&#8217;ya sığınış, bir yükselme isteğidir; şeytanın yahut hayvanlığınki ise bir iniş mutluluğudur.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19497" title="otto_dix_cirkin_sanat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_2.jpg" alt="" width="214" height="305" /></a>İyi ama iniş ve çıkışı neden aynı aynı kefeye koydu şair? <strong><em>&#8220;İniş Mutluluğu&#8221;</em></strong> yerine düşme acısı ya da utancından bahsedebilirdi. Neden iyilik ve kötülüğe bu eşit mesafeli duruş? Tensel hazlar, dünyevî zevkler, maddî tatmin ile mutluluk arasında ayrım yap(a)mayan bir pozitivizm kokusu yayılıyor bu satırlardan. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Pozitivizm Kitabı</strong></a>) Bir yandan içinde yaşadığı asrın acıları ve gebe olduğu şiddete üzülüyor Baudelaire. Hem topluma acıyor hem de kendisine. Babasını 6 yaşında kaybetmenin ızdırabı, çok sevdiği annesinin bir başka erkekle evlenmesinden duyduğu öfke dinmiş değil. Izdırap zaman ve mekân tanımıyor. <strong>Hatıralar yaşlanmıyor</strong>. Ama Baudelaire bu acıları ve pişmanlıklara bir mânâ veremiyor. Fıtraten açlığını hissettiği iyilik, sadakat ve şefkât arzusu nereden geliyor? Annesine kızma hakkı var mı? Hakları çiğnenen işçilere neden acıyor? Neden bu adalet özlemi?</p>
<p>Elbette Mutluluk ve tatmin birbiriyle karıştırılMAması gereken çok farklı iki kavram. (Bkz. <strong><em>&#8220;İnsan maymunlaşabilir mi?&#8221;</em></strong> adlı bölüm, <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan kitabı</a>) Ama Baudelaire bu iki çekim gücünü birleştirmiş adeta; &#8220;iniş utancını&#8221; değil de, &#8220;iniş mutluluğunu&#8221; tercih etmiş. Aradığı sorulara cevap bul(a)mamaktan yorgun düşen şair nihilizmin soğuk ve karanlık çölünü son durak sanıp iniyor aklın treninden:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ey ölüm, koca kaptan, artık gitme zamanı!<br />
Ey ölüm! haydi, bizi boğdu bu memleket!..</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu girdap, Cennet veya Cehennem, dalalım<br />
Yeniyi bulmak için bilinmeyenin  dibine!..</em></p>
<p>Sanırım&#8230; <strong>&#8220;Kötülük Çiçekleri&#8221;</strong> şairin kendi acılarını dile getirdiği bir şiir kitabı değil. Varoluş&#8217;u, Hayat&#8217;ı ve Ölüm&#8217;ü sorgulayan her insanın geçtiği dikenli yollarda <span id="more-19473"></span>atılmış adımlar bunlar:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal&#8217;in, Ayasofya&#8217;nın, Notre Dame de Paris&#8217;nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler&#8217;i lanetliyoruz ve neden Filistin&#8217;de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki&#8230;&#8221; </em>(Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a> isimli kitap)</p>
<p><strong>Kötülük&#8217;ten Güzellik&#8217;i çıkarmak</strong><strong></strong></p>
<p>Yazının başında bir sözünü aktarmıştık şairin, şöyle diyordu: <em>&#8220;&#8230;Kötülük&#8217;ten </em><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CCoQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/&amp;ei=wyPJTuHVGoebOpCX8cIP&amp;usg=AFQjCNESwfFgmfGm_zZw3SmGNNJFNdGSdA&amp;sig2=XI-r"><em>Güzellik</em></a><em>&#8216;i çıkarmak ise zordu. Gene de hoş geldi bana bu durum.&#8221;</em> Bu söz aslında büyük bir yanılgıyı gösteriyor bizce. Baudelaire Güzel&#8217;i çıkarmıyor, <strong>Kötü&#8217;yü, daha doğrusu İyi&#8217;nin yokluğunu &#8220;görünür&#8221; hale getiriyor.</strong> Çünkü YOK&#8217;u görmek kolay değil. Yiyeceklere nazaran bir insanın açlığı gibi Kötülük&#8217;ün varlığı. Bir borç gibi negatif, bir düşkırıklığı. YOKLUK da var, bir isim koyabildiğime göre&#8230; Ama borcum cebimdeki para kadar VAR değil, terk edilmek ve yalnzlık kollarıma sardığım kadın kadar gerçek değil. Entelce söyleyecek olursak <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=cirkinlik+site:derindusunce.org"><strong>ç</strong><strong>irkin</strong></a><strong>&#8216;i estetize ediyor </strong>Baudelaire. Ama Güzellik değil bu estetizasyon, alakası yok!&#8230; Örneğin &#8220;Bir Leş&#8221;  adlı şiirden bir kaç mısra:<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"></a> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</em><em></em>
</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg"><img class="size-full wp-image-19498 aligncenter" title="otto_dix_at_lesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_at_lesi.jpg" alt="" width="450" height="330" /></a></p>
<p>Biraz daha açalım: Korkunç derecede üzücü bir durum düşünün: Bir tecavüz, bir cinayet, bir işkence sahnesi&#8230; Buna maruz kalan veya &#8220;sadece&#8221; seyirci olan bir insan bile olan biteni doğru dürüst göremez. Korkudan, aceleden, tiksinme duygusundan&#8230; Ama bir filmde böyle bir sahne varsa, hele bazı &#8220;mühim&#8221; anlar ağır çekimle uzuuuuuuun saniyelere yayıldıysa &#8220;iğrençlik&#8221; daha bir görünür (=anlaşılır) olur. Çığlıklar, darbeler, sıçrayan kan damlaları&#8230; <strong>Bir çok insan bu yüzden şiddet içeren filmlere ilgi gösterir. Çünkü merak duygusu tiksintiyi bastırabilir.</strong> Polisiye filmlerdeki çatışma, dövüş ve araba takibi sahneleri de böyledir. Değişik açılardan aynı kavgayı öyle bir seyrettirirler ki adama adeta kavga etmiş gibi olursunuz. Meselâ <a href="http://www.imdb.com/title/tt0077928/">Gece Yarısı Expresi</a>&#8216;nde &#8220;zavallı&#8221; Amerikalıya işkence yapan Türk polisleri, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120815/">Er Ryan&#8217;ı Kurtarmak</a> filminin ilk dakikalarında karaya çıkan askerlerin vurulması, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0133093/">Matrix</a>&#8216;te &#8220;uçan&#8221; insanların etrafında dönen kameralar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg"><img class="size-full wp-image-19502 aligncenter" title="cirkin_sanat_matrix" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/cirkin_sanat_matrix.jpg" alt="" width="400" height="204" /></a></p>
<p>Bu görüntüler merakımızı öyle &#8220;güzel&#8221; doyurur ki gerçekten Güzellik&#8217;e dair bir şey gördüğümüzü sanırız. Aslında bu tür sanat(?) eserleri Güzel&#8217;i anlatmaz ama korkuyu, şiddeti, vahşeti &#8220;güzel&#8221; anlatır. <strong>Merakımızı TATMİN eder, bilme/anlama açlığı bir çukur, bir delik gibidir. Filmlerin kanlı şovları o merak deliklerine &#8220;cuk&#8221; diye oturur. Bunun için &#8220;güzel&#8221; gelir bize.</strong></p>
<p> Dikkat ederseniz yazımıza eşlik eden ressam <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_Dix">Otto Dix</a>(1) tablolarındaki gibi bir teknik kullanıyor Baudelaire. Dix&#8217;in fırçasıyla yaptığını şair kelimelerle yapıyor, göze hoş gelen şeyler ile pislikleri, iğrençlikleri yan yana koyuyor:</p>
<ul type="disc">
<li>Güneşin parlayan ışıkları altında bir çiçek gibi açılmış hayvan leşi,</li>
<li>Çimenlikte etin keskin kokusu,</li>
<li>Oynaşan, eti öper gibi yiyen kurtçuklar vs.</li>
</ul>
<p>Şiirin ilk kıtasındaki &#8220;şehvetli kadın&#8221; metaforu ile son kıtasında kendisinin de bir gün öleceğini hatırlaması hayat ve ölümün gece-gündüz gibi müteakip oluşuna bir isaret mi? Yoruma açık. Ama şiirin bende uyandırdığı his manevî bir umuttan çok maddî bir umutsuzluk oldu. Bu bakımdan daha çok düzene, geleneğe, alışılmışa isyan eden bir nihilizm kokusu aldım Leş şiirinde. Karl Marx&#8217;ın <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Alman+%25C4%25B0deolojisi%22+site:derindusunce.org">Alman İdeolojisi</a>&#8216;nde yaptığı gibi <em>&#8220;yerin dibine batsın düzeniniz, devletiniz, dininiz&#8230;&#8221;</em> diyen bir başkaldırı var. Ama <strong>sonrasını düşünmeden kaldırılmış her baş gibi</strong> başka düzenlere boyun eğmeye mahkum bir baş bu. Güzel&#8217;i anlatamıyor şair ama ızdırabını güzel anlatıyor, işte bunun için &#8220;estetizasyon&#8221; üzerinde israr ediyorum:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hem bıçağım hem de yara!<br />
Hem yanağım hem de tokat!<br />
Hem kurbanım hem de cellat<br />
Ezen ve ezilen çarkta.</em></p>
<p>Tıpkı Türk şair Ahmet Erhan&#8217;ın dizeleri gibi: <em>&#8220;Bana yarınlardan, doğacak güneşlerden söz ederler, ben bugünleri yakıştıramazken kendime&#8221;&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19499" title="1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/1924_otto_dix_mort_st-clement_gravure_299x259_cm1.jpg" alt="" width="233" height="280" /></a>Kanlı ihtilallerin, devrimlerin, savaşların kasıp kavurduğu bir Avrupa&#8217;da bilime, rasyonaliteye tapan bir medeniyetin(!) çocuğuydu Baudelaire. Bunalımlı devirlerin insanıydı. <strong><em>&#8220;Tanrı öldü&#8221;</em></strong> diyen <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Nietzche#sclient=psy-ab&amp;hl=en&amp;source=hp&amp;q=Nietzsche+site%3Aderindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Nietzsche+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=4835l10206l0l10316l22l14l0l0l0l0l560l3331l0.4.6.1.1.1l13l0&amp;bav=on.2,or">Nietzsche</a>, <strong><em>&#8220;Gökyüzünü tepetaklak edip yere indirmek&#8221;</em></strong> isteyen <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CB0QFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2011/08/12/dikkat-kitap-derin-marx/&amp;ei=gyLJToSbFIWVOsWV5cAP&amp;usg=AFQjCNEnQd8771O63W5v5Ksp7P-JpSBEZg&amp;sig2=xoFb07s5rncWW4_orjEV">Marx</a>, vicdanın sesine<strong><em> &#8220;ne malum?&#8221;</em></strong> diye şüpheyle cevap veren <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=Hume+site:derindusunce.org">Hume</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_Schopenhauer#K.C3.B6t.C3.BCmserli.C4.9Fi_.28pesimizm.29">karamsarlığı bir yaşam biçimi haline getiren Schopenhauer</a> ile çağdaştı. Fayda ve Tatmin denen dünyevî referanslar Hakikat&#8217;in, Mutluluk&#8217;un yerini almaktaydı.Panoptik(2) cezaevlerinin mucidi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bentham">Bentham</a>&#8216;ın faydacı fikirleri Avrupa&#8217;nın genlerine işliyordu.</p>
<p>Rasyonalite&#8217;nin barış ve refah getireceğine iman eden bu yol bizi Hiroşima ve Nagazaki&#8217;ye, bugün ise Irak&#8217;ın işgaline kadar götürdü. <a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=%22Hannah+Arendt%22+site:derindusunce.org">Hannah Arendt</a>&#8216;in Kültür Krizi&#8217;nde söylediği gibi atom bombasını yapmak ve yüzbinlerce sivili öldürmek için çok <strong>RASYONEL</strong> sebepler vardı. İnsanlık Arendt&#8217;in tabiriyle bir fay hattının üzerindeydi. Bilim&#8217;e taptıkça, dünyaya bağlandıkça Ölüm&#8217;ün hakikatinden uzaklaşıyoruz.</p>
<p> <strong>Kâinat&#8217;ın şiiri ve Baudelaire</strong></p>
<p> Havada uçan bir ördeğe baktığında bir avcı, bir aşçı ya da bir şair aynı şeyi görmez. Çünkü Baudelaire gibi sanatsal duyarlılık sahibi olan insanların gözleri bizimkilere benzemez. Bunun sırrını vermiştir şair &#8220;Albatros&#8221; adlı şiirinde. Açık denizlerde, mavi göklerde hiç durmadan saatlerce uçabilen bu deniz kuşları yere indiklerinde hantal ve komiktir. Uçarken erişilmez ve olağanüstü görünen kuş (sanatçı), rızık peşinde yere indiğinde (kalabalığa karıştığında) acınacak duruma düşer.  Baudelaire bu mısralarla sanatçıların toplum tarafından anlaşılmadığını, yalnız kaldığını anlatır:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,<br />
Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını<br />
Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,<br />
Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,<br />
Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,<br />
Engel olur yürümesine dev kanatları</em></p>
<p>Neden böyle olur? İnsan etrafını çevreleyen dünyaya iki farklı gözle (iki farklı akıl ile) bakabilir: Parçalayan, <strong>Et-Göz</strong> ve birleştiren, <strong>Derin-Göz</strong>. Bunlardan hangisini kullanırsanız diğeri kapanır. Et-Göz bizim biyolojik yaşantımız için gereklidir. Aş, eş ve iş bulmamızı sağlar. Fayda ve tehdit odaklıdır. Eşya&#8217;yı görür. Bölünen, ölçülen tartılan alemin varlıklarını bilir. Derin-Göz ise parçalanaMAyan varlıkları görmek içindir. Aşk, Güzellik, Adalet&#8230; Nasıl çalışır ikisi ibr arada? Açalım:
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_5.jpg" alt="" width="139" height="127" />&#8220;&#8230;</em><em>bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kuslar_hikmet_3.jpg" alt="" width="145" height="127" /> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. <strong>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</strong> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz. &#8220;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor&#8230;</em><em>&#8220;</em> (Güzellik Matkabı bahsi, <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong> kitabı)</p>
<p>Bu noktada şu soruyu hiç utanıp sıkılmadan sormak lâzım: Baudelaire gibi şairlerin benzetmeleri bir rastlantı mı dır? Yoksa elle tutulur, gözle görülür dünyadan daha &#8220;derinlere&#8221;, Hakikat&#8217;e bir yol mudur? Meselâ kuşların bize özgürlüğü çağrıştırması, sırtlan ve akbabaların fırsatçı insanları hatırlatması, gecenin umutsuzluk vb simgesi olması&#8230; Bütün bunlar kültüre, inanca göre değişen, göreceli semboller midir?</p>
<p> &#8221;Bizim&#8221; Baudelaire Wagner&#8217;in müziği üzerine yazdığı bir denemede bu soruya güzel bir cevap vermiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Kâinat gizli şifre ile yazılmış bir metin ise şair bir şifre çözücüden başka kim olabilir? Her şiir gerçeklerin bir okuması, bir tercüme, çözülen bir şifredir&#8230;Gerçek müziğin farklı zihinlerde benzer duygular  uyandırması şaşırtıcı değil; sesler şekilleri ve renkleri çağrıştırmasaydı  şaşırtıcı olurdu. Biçimler ve renkler melodileri ilham eder. Seslerle renkler karşılıklı benzetmelerle hisleri ve fikirleri dönüştürür. Varlıklar sanatçıların zihninde benzetme yapacak ilhamlar uyandırır. Çünkü Tanrı Kâinat&#8217;ı bölünemez ve karmaşık bir bütün olarak yaratmıştır. Sanatçıların benzetmeleri rastgele değildir. Her şey birbirine tekabül eder, bir ahenk vardır. Kâinat&#8217;tı bir kitap, yazılı bir metin gibi kabul edebiliriz. Bu metnin bir dili vardır. Ama karmaşık ve çok zengin bir dildir bu. Her varlık (sembol/harf) hem farklı şeyler anlatır hem de hepsi aynı şeyi söyler&#8230;&#8221;</em>(kaynak: <a href="http://www.amazon.com/Other-Voice-Essays-Modern-Poetry/dp/0156704552/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1321955234&amp;sr=1-1">Modern şiir üzerine denemeler -Octavio Paz-</a> )</p>
<p> Evet&#8230; Böyle diyor şair. Sembollerin, renklerin göreceli bir &#8220;boyutu&#8221; da var tabi. Bir hayvan farklı ülkelerde kurnazlığı, saldırganlığı ya da bir başka özelliği temsil edebilir. Kültürel ve dinî referanslar elbette bir &#8220;parazit&#8221; oluşturacaktır. Zaten her şekil ve her renk ile insandaki tüm duygu ve düşünceler arasında bire bir paralellik aramak büyük hata olur. Zira bu &#8220;Kâinat Kitabı&#8221; denen metni kendi beşerî kalıplarımıza sığdırmak anlamına gelir. Bu şekilde Sanat&#8217;ı bilimselleştirmek, objektif, herkes için aynı, ölçülebilir vs kalıplara koymak ise Sanatı öldürür.</p>
<p> Sanat&#8217;ın bize insanlığımızı, hürriyetimizi bildirmesi/buldurması üzerine bir çok makale yayınladık geçmişte. Meselâ:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/19/kuslarin-sirri-sanatta-ayrinti7/">Kuşların sırrı: Sanat&#8217;ta ayrıntı (7)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a></li>
</ul>
<p> Bu 4 makalede Baudelaire&#8217;in kısaca değindiği Birlik/Teklik hissi konusunda çok ilginç detaylar bulabilirsiniz. Tabi ki başka sanatçılar ve başka filozofların eserlerinden kesişimlerle birlikte. Biz makalemizi Henri Bergson&#8217;dan bir alıntı ile bitirelim :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>« &#8230;Sanat&#8217;ın amacı nedir? Eğer Hakikat dosdoğru gelip hissiyatımıza ve şuurumuza çarpmış olsa, eğer çevremiz ve kendimizle doğrudan iletişime girebilmiş olsak, zannederim Sanat faydasız olurdu ya da hepimiz sanatçı olurduk çünkü ruhumuz Kâinat&#8217;ın musikîsi ile sürekli bir Tevhid halinde titrerdi. Hafızamızın yardım ettiği gözlerimiz Mekân&#8217;ı oyar, taklidi imkânsız tablolar kesip çıkarırdı. Bir bakışta İnsan bedeninin canlı mermerinden  ilkçağ heykelleri kadar güzel heykel parçaları yakalardı. Ruhlarımızın derinliğinde kimi zaman neşeli, çoğu zaman da hüzünlü ama hep özgün bir müzik duyardık&#8230; iç yaşamımızın sürekli ezgisini&#8230; Aslında bütün bunlar bizim etrafımızda, içimizde ama hiç birini ayrı ayrı hissetmiyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bizimle Tabiat arasında&#8230; hayır! Bizimle şuurumuz arasına bir perde girmiş. Sıradan insanlar için kalın bir perde, sanatçı ve şair için ince, neredeyse saydam bir perde. Hangi peri kızı dokumuş bu perdeyi? Bir tuzak mı? yoksa iyilik için mi dokunmuş? Yaşamak gerekiyor ve yaşam çevremizi sadece ihtiyaçlarımız doğrultusunda hissetmemizi gerektiriyor. Yaşamak eylem demek. Uygun tepkiyi vermek amacıyla hissetmek, faydası ölçüsünde hissetmek çevreyi. Öteki hislerin karanlıkta kalması ya da bize &#8220;karartılmış&#8221; biçimde ulaşması gerekiyor&#8230; Bakıyorum, gördüğümü sanıyorum, dinliyorum, duyduğumu sanıyorum, kendimi inceliyorum ve kalbimin derinliklerini okuduğumu sanıyorum. Oysa gördüğüm ve duyduğum sadece hislerimin beni yönlendirmek üzere dış alemden süzdüğü bilgiler. Kendim hakkımda bildiklerim yüzeysel, ancak eyleme dönüşebilecek olanlar. Yani hissiyatım ve şuurum bana Hakikat&#8217;in sadece faydalı ve basitleştirilmiş bir kısmını aktarıyorlar. Bana açtıkları pencerede faydasız olan her şey silinmiş, faydalı benzerlikler abartılmış, yaşantımın ilerleyeceği yollar önceden çizilmiş. »</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%E2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%E2%80%99ta-ayrinti9/"><strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ın amacı</strong> ve <strong>Henri Bergson</strong>: <strong>Sanat</strong>&#8216;<strong>ta Ayrıntı</strong>(<strong>9</strong>)</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p> <strong>Yazıda adı geçen şiirlerin tam metni</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"> <strong>Bir Leş </strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi,güneş<br />
içindeki günde, erken;<br />
Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş<br />
Bir patikayı dönerken,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bacaklarını dikmiş bir kadınca, azgın,<br />
Ateşli,zehir dökerek,<br />
Açıyordu buğular kaynaşan bir karın<br />
Öyle edepsizce, gevşek.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Güneş parıldıyordu pişirip kotarmaya<br />
Üstünde bu çürüntünün,<br />
Geri verebilmek için büyük Doğa&#8217;ya<br />
Çattığından yüz kat üstün;</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ve gök bakıyordu bu yaman iskeletin<br />
Açmasına çiçek gibi.<br />
Bayıldım sanırdınız, çimenlikte etin<br />
Kokusu bir keskindi ki.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kokmuş kanında vızır vızırdı sinekler,<br />
Oradan tabur tabur kara<br />
Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer,<br />
Bu canlı paçavralara.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Her şey dalga gibi alçalıp yükselirken,<br />
Atılırken çıtırtılarla,<br />
Gizli bir soluktan şişmiş yaşıyordu ten<br />
Sanki çoğala çoğala</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bir garip müzikle yansıyordu bu dünya<br />
Yel gibi, akarsu gibi,<br />
Tohum gibi, harmancının hoş bir uyumla<br />
Kalburunda çevirdiği.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biçimler silinip düşe dönüyordu tam,<br />
Beliren bir taslak vardı<br />
Unutulmuş tuval üstünde, sanki ressam<br />
Belleğinden tamamlardı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kaygılı köpek, kayalar ötesinden<br />
Kızgın bizi gözlerdi de<br />
Kollardı koparacağı anı yeniden<br />
Kalan parçayı geride..</p>
<p style="padding-left: 60px;">-Siz de bu pisliğin olursunuz bir eşi,<br />
Bu kokuşmaların, iğrenç,<br />
Gözlerimin yıldızı, ömrümün güneşi<br />
Siz meleğim, tutkum, ergeç !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öyle olursunuz, çok incelikli ece,<br />
Tamamlanıp son duanız<br />
Kemikler içinde çürümeye gidince<br />
Çayır, ot altında yalnız.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sizi öper gibi yiyen kurtçuğa, canım!<br />
O zaman şunu söyleyin :<br />
Tanrısal özünü, biçimini sakladım<br />
Dağılan sevgilerimin
</p>
<p style="padding-left: 60px;"> </p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>Albatros</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;">Çok kere, eğlenmek için, gemi tayfaları</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tutarlar albatrosları, bu geniş deniz kuşlarını,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Tuzlu girdaplar üzerinde kayan gemiyi</p>
<p style="padding-left: 60px;">Takibeden ağır yolculuk arkadaşlarını.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Döşemeler üzerine bırakıverdiler mi onları,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu mavilik kralları, beceriksiz ve mahcup,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Sarkıtırlar acınacak bir halde büyük beyaz kanatlarını</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yanlarında sürüklenen kürekler gibi.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Ne çirkin, ne kadar sümsük olur bu kanatlı seyyah,</p>
<p style="padding-left: 60px;">O ki vaktiyle o kadar güzeldi, ne gülünç ne sallapatı</p>
<p style="padding-left: 60px;">Biri piposuyla usanç verir gagasına,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Öteki taklit eder, topallayarak, vaktiyle uçan bu sakatı.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Şair, fırtınada uçan ve yaya gülen,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Engel olur yürümesine dev kanatları.</p>
<p> </p>
<p><strong> Otto Dix&#8217;ten Gravürler</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19500" title="otto_dix_cirkin_sanat_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_cirkin_sanat_a.jpg" alt="" width="404" height="500" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-19501" title="otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/otto_dix_-_dead_sentry_in_the_trenches_19241.jpg" alt="" width="350" height="486" /></a></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p> 1° Otto Dix de tıpkı Baudelaire gibi insanların riyakârlığından, savaştan vs öyle yılmış, öyle bıkmıstır ki bu çirkinlikleri Alman halkının yüzüne çarpmak istemiştir. Sefaleti, fuhuşu, yaşlılık ve ölümü konu alan bir çok tablosu, gravürü vardır.</p>
<p>2° <em>&#8220;&#8230;Az sayıda gardiyanın çok sayıda mahpusu gözetlemesini sağlamak üzere &#8220;denetim evi&#8221; anlamında panopticon adını verdiği daire planlı bir yapı tasarladı. Bu tasarım birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruluydu. Her hücre bu halkanın iç kısmına açıktı ve halkanın dış cephesindeki duvarda birer pencere vardı. Halkanın ortasında mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi yer almaktaydı. Panopticon&#8217;un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki sakine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin iyi aydınlatılmış bir siluetini izleme olanağını sağlamasıydı. Bentham&#8217;ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka çabası yoktu. Böylece mahpus bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktı&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Bentham">Vikipedi</a>&#8216;den)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg"><img class="size-full wp-image-19503 aligncenter" title="panopticon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/panopticon.jpg" alt="" width="468" height="396" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/22/kotuluk%e2%80%99ten-guzellik-cikar-mi-%e2%80%93-cbaudelaire%e2%80%99in-siirleri-odix%e2%80%99in-gravurleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Van’a bakmak, Van’ı görmek&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/27/van%e2%80%99a-bakmak-van%e2%80%99i-gormek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/27/van%e2%80%99a-bakmak-van%e2%80%99i-gormek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 22:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19182</guid>
		<description><![CDATA[Göz zinası nedir ki?
  Vaktiyle birisi bir şey uydurmuş; göz zinası&#8230;
  Ne aslı var ne de astarı. Neymiş, gözünü harama çevirirsen, göz zinası işlemiş olurmuşsun. Muhtemelen yine bir &#8220;iyi niyet&#8221; sahibinin, setti zerai (zararın önünü kesmek) kabilinden ortaya attığı bir tanım. &#8221;Yok, böyle bir şey&#8221; demek sevilesi olmasa dahi bazen söylemek zorunda kalırız; yok böyle bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/dayanisma.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19183" title="dayanisma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/dayanisma.jpg" alt="" width="220" height="192" /></a>Göz zinası nedir ki?</strong></p>
<p>  Vaktiyle birisi bir şey uydurmuş; <em>göz zinası</em>&#8230;</p>
<p>  Ne aslı var ne de astarı. Neymiş, gözünü harama çevirirsen, göz zinası işlemiş olurmuşsun. Muhtemelen yine bir &#8220;iyi niyet&#8221; sahibinin, setti zerai (zararın önünü kesmek) kabilinden ortaya attığı bir tanım. &#8221;Yok, böyle bir şey&#8221; demek sevilesi olmasa dahi bazen söylemek zorunda kalırız; yok böyle bir şey.   Gözünü harama çevirirsen, harama bakmış olursun, bu budur, bu kadar. Ancak gözün sorumluluğu vardır. Gördüğünün şahididir. Görmek bazen gerekçeyi ortadan kaldırır, &#8220;görmedim, bilmiyordum&#8221; diyemezsin, görmüşsündür, şahitsindir, üzerine borçtur.</p>
<p>  Göz zinasına dair bir ayet yok ancak gözün sorumluluğuna dair bir ayetler var&#8230; İsra Suresinin bir pasajı Allah&#8217;ın insanla direk, net ve açıkça konuştuğu bir pasaj. Allah&#8217;ın insana nasıl olmasını buyurduğu çok açık ayetler var&#8230; İsra Suresi 36. ayet &#8220;<em>Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.&#8221; </em>diyor. Gözünün görmediğin ardına düşme ancak gördüysen artık gözün kulağın bunlardan sorumludur.</p>
<p>  Van&#8217;ı gördük mü? Haberi bize ulaştı mı? Taşların altından çıkan mucizeleri, üşüyen elleri, yardım bekleyen gözleri, kâh umudu, kâh umutsuzluğu gördük, duyduk, haberi bize ulaştı. Artık gözümüz ve kulağımız bunlardan sorumlu.</p>
<p>  Üşüyorlar mı, açlar mı, susuzlar mı, ruh halleri nasıldır, en çok neye ihtiyaçları var, ben sıcak evimde otururken, onları Van&#8217;ın ayazında <span id="more-19182"></span>kim ısıtır? Bunlar Vanlı kardeşlerimizin derdi değil, biz görenlerin derdi. Şahidi biziz, artık vebal bizim üzerimize.</p>
<p>  Gözün zinası var ya, göze zulüm var ya, işte o budur. Gördüğünün, şahidi olduğunun, vebalini üstlenmemek, bunun gerekçesi ve bahanesi de yok üstelik!</p>
<p>  Görmediğinin, bilmediğinin, şahidi olmadığının da ardına düşme&#8230;</p>
<p>  Van&#8217;dan depremin mağdur ettiği insanların üzerinden siyasi ayrışmalara dayalı bir takım -mış&#8217;lı haberler de geliyor. O öyle yapmış ama bu böyle yapmamış. Birileri yardımları almış, birileri vermemiş vs. vs&#8230;</p>
<p>  Bunları gözün gördü mü? Hayır. Öyle ise gördüğün kadarıyla, gördüğün kadarından sorumlusun.</p>
<p>  * * * * * * * * * * * * * * * *</p>
<p>  Deprem gününden bugüne kadar olan gelişmeleri, haberleri yakinen takip etmeye çalıştım. Muazzam bir dayanışma, birçok bir yardım kampanyası gördüm; bölgeye giden insanlar, eşya temin edenler, duyuru yapanlar, psikolojik destek verenler, ihtiyaç listesi hazırlayanlar ve hatta internet üzerinden harita ile bölge bölge, mahalle mahalle tespit için uğraşanlar, aklınıza ne gelirse&#8230; Ve en son hepimizin tüylerini diken diken eden bir olay; gözünün gördüğünün peşine düşen sorumluluk sahibi biri, Van&#8217;a gönderdiği eşyalar içine bir kardeşlik notu iliştirir, telefon numarasını ekler ve o not üzerine gelen cevap: &#8220;<strong><em>Allah razı olsun kardeşim. Şu an gönderdiğin montla ısınıyorum. Sana söz, bir gün sen düşersen ben de seni kaldıracağım.</em></strong>&#8221;</p>
<p>  Bunun üzerine söyleyecek bir söz yok.</p>
<p>  İstediğiniz takdirde her şekilde Van&#8217;a ulaşabilir, gözünüzü şahit kılabilir, kurtarabilir ve hatta kurtulabilirsiniz. Zira &#8220;insan insanın kurdu&#8221; değildir, insan insanın tefekkürüdür, insan insanın kardeşidir, insan insanın kuyudayken sarkan ipidir, insan insanın kurtuluşudur&#8230; Unutmayalım, bir gün biz de düşeceğiz.</p>
<p>  <strong>Acıdan yaraya merhem çıkmaz ama inşallah bu acı olay, şu üç günlük dünyada kine, nefrete, düşmanlığa, savaşmaya, öldürmeye değmeyeceğinin anlaşılmasına vesile olur.</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/27/van%e2%80%99a-bakmak-van%e2%80%99i-gormek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/27/van%e2%80%99a-bakmak-van%e2%80%99i-gormek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fütûhât-ı Mekiyye, Cilt 14 (Muhyiddin İbn Arabi Hz.)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 00:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hz İbn-i Arabî]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Alıntısı]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17792</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Akıl gözün görmediğini bilirken Göz fikrin reddettiğini görür. Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.&#8221;
 Dün gece kıyısız bir okyanusun acayip incilerinden topladım. Paylaştıkça çoğalan inciler. Derin Düşünce okurlarıyla paylaşıyorum ki çoğalsınlar.(MY)
 Sayfa 278, 390cı bölüm
&#8220;Bir şeyin zamanı onun varlığıdır&#8221; münazelesinin bilinmesi
 &#8221;Sıfatlar bağımsız varlıklardır&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi.jpg"><img class="size-full wp-image-17794 aligncenter" title="futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi.jpg" alt="" width="498" height="315" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Akıl gözün görmediğini bilirken Göz fikrin reddettiğini görür. Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.&#8221;</em></p>
<p> Dün gece kıyısız bir okyanusun acayip incilerinden topladım. Paylaştıkça çoğalan inciler. Derin Düşünce okurlarıyla paylaşıyorum ki çoğalsınlar.(MY)</p>
<p><strong> Sayfa 278, 390cı bölüm</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg"></a>&#8220;Bir şeyin zamanı onun varlığıdır&#8221; münazelesinin bilinmesi</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Sıfatlar bağımsız varlıklardır&#8221; dersek</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Onunla nitelenen Bir nerede?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bize HAKK&#8217;ın hitabı gelmiş</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Elçilerinden öğrendik onu</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;ALLAH&#8217;ın bir ortağı yok&#8221; dedi Peygamber (SAV)</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Misli de yok, mahiyetini de bilemez kimse</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Varlığın sırrını öğrenirsen<span id="more-17792"></span></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>O&#8217;nun hakkında bilgiyle davran ve sakın bilgini</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Her ne zaman dersem &#8220;O&#8217;nsuz ben yokum&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kimdir O?&#8221; sorusu sorulur ve pekişir</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Dostum! Sözümü iyice anlarsan</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçeği de öğrenirsin ve demezsin: &#8220;Ben kimim? O kim?&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p>ALLAH Teâlâ bir topluluğun <strong><em>&#8220;bizi ancak dehr (=zaman) yok eder&#8221; </em></strong>(<a href="http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&amp;y=s_middle&amp;kid=1&amp;sid=45">Casiye</a>, 24) dediklerini aktarmıştır. Doğru söylemişler çünkü Hz. Peygamber (SAV) bir hadisinde DEHR&#8217;in ALLAH&#8217;ın isimlerinden biri olduğunu buyurmuştur. [...] </p>
<p> Bilmelisin ki zaman dışta varlığı olmayan bir nispettir (=bağ). İnsanlar zamanın mahiyetinde uzun uzadıya söz etmişlerdir. Onların sözlerinden anlaşıldığı kadar, bizim de söylediğimiz üzere, zaman &#8220;ne zaman?&#8221; sorusuyla ortaya çıkan bir nispettir. Bu soruyla birlikte &#8220;ne zaman ki&#8221;, &#8220;vakta ki&#8221;, &#8220;olduğunda&#8221;, &#8220;olursa&#8221; gibi zamana ait isimler ve ifadeler ortaya çıkar. Bütün şart edatları zamanın isimleridir. İsimlendirilen ise yokluk lafzı gibi var olmayan bir şeydir. Çünkü bu lafız isimlendirileni olmayan bir addır. Bununla birlikte hükmü bilinir. Zikrettiğimiz konunun doğru anlaşılabilmesi için misal vermeliyiz.</p>
<p> &#8221;Zeyd ne zaman geldi?&#8221; diye sorulunca cevap &#8220;Güneş doğduğunda&#8221; veya &#8220;Güneş doğduğu zaman&#8221; olabilir. [...] Bu ve benzeri sorular &#8220;ne zaman?&#8221; sorusunun cevabıdır ve hepsinden zaman anlaşılır. &#8220;Zeyd gelince ona ikram ederim&#8221;. Bunun anlamı Zeyd geliş vaktinin kendime şart kıldığım vaktin gerçekleşme vakti olmasıdır. Başka bir deyişle ona ikramın gerçekleşmesi Zeyd&#8217;in gelişine bağlanmıştır. Söz konusu olan yaratılmışlar için zaman iken kadim için ezeldir. Zamanın anlamı iki ucu olmayan, uzayan mevhum süre demektir. Geçmiş kısmına bakarak ona &#8220;mazi&#8221;, gelecek kısmına &#8220;gelecek&#8221; ve bulunulan zamanı &#8220;şimdiki zaman&#8221; diye isimlendirir ve ona &#8220;an&#8221; deriz. An (kendisi de zaman olsa bile) geçmiş kısım ile gelecek zaman arasındaki sınır demektir. Bu yönüyle an, dairenin çevresinde var sayılan bir nokta gibidir. Noktayı bir yerde var saydığında onun başlangıcı ve bitimi belirlenir.</p>
<p> Bu bağlamda ezel ve ebed zamanın iki ucunun olMAyışı demektir. Bu yönüyle zamanın başlangıcı ve sonu olmadığı gibi süreklilik sahibi şimdiki zaman demektir; şimdiki zaman ise sürekli olandır. Âlem sürekli şimdiki zaman hükmünde olduğu gibi ALLAH&#8217;ın âlemdeki hükmü zamanın hükmü altındadır. Zamanın geçmiş ve gelecek kısımları da şimdiki zaman hükmü altındadır.</p>
<p> Bakınız! ALLAH Teâlâ bize sona ermiş bazı işleri bildirirken onları geçmiş zaman kipiyle, bir kısmını gelecek zaman, bazılarını şimdiki zaman kipiyle anlatır. Bu kısma misal olarak &#8220;O her gün bir iştedir&#8221; (Rahman, 29) ayetini verebiliriz. Geçmiş zamana misal olarak &#8220;seni önceden yarattım, sen bir şey değilken&#8221; (Meryem, 9) gelecek zamana misal olarak &#8220;Onu irade ettiğimizde ona ‘ol&#8217; deriz, o da olur&#8221; (Nahl, 40) ayetiyle &#8220;Büyüklenenleri ayetlerinde yüz çevirteceğim&#8221; (A&#8217;raf, 146)  ve &#8220;Size ayetlerimi ulaştıracağım&#8221; (Enbiya37)  ayetlerini verebiliriz. <strong>Bütün bu ifadeler karşısında bu işlerin kendisinde gerçekleştiği ve onun da bu işler için zarf olabileceği var olan bir hakikat ararız. Halbuki hem akılda hem duyuda böyle birşey bulamayız. Fakat vehimde bir zarf olarak zamanı buluruz. Bu zarf vehimdeki zarfın mazrufudur ve vehim sürekli onun hakkında hüküm verir.</strong> İyice düşünürsen vehimle veya akılla veya duyuyla öğrendiğin yegâne şeyin var olurken kendisine dayandığımız HAKK&#8217;ın Varlığı olduğunu görürsün. ALLAH bu nispet nedeniyle bizim için kendisini ED-DEHR (Zaman) diye isimlendirdi ki zamanın hüküm sahibi olduğu zannedilmesin, çünkü O&#8217;ndan başka hüküm sahibi yoktur. Eşya hükümleriyle birlikte O&#8217;nun varlığında ortaya çıkarlar ve O sürekli varlık demektir. Mümkünler O&#8217;nun latif varlığının perdesi ardından zuhur ederek görülür hale gelirler. Onlar HAKK&#8217;ın varlığının perdesinin ardından gözüken varlıklarımızdır. Fakat O&#8217;nu göremeyiz. Nitekim göklerin perdesinin ardından yıldızları görürüz fakat gökleri göremeyiz. Bununla birlikte bizimle yıldızlar arasında göklerin bulunduğunu akıl yoluyla biliriz. Onlar latiftir ve bu nedenle artlarında bulunan şeyleri gizlemez ve örtmezler. &#8220;ALLAH kullarına karşı latiftir&#8221; (şûra 19). ALLAH&#8217;ın latif olmasının bir yönü içinde bulundukları herşeyi onlara getirmiş olmasıdır. Kulların gözleri ise şahid oldukları şeyleri görürler ve sahip olduklarını sebeplere izafe ederler. Bu durumda HAK perdeliyken ortaya çıkar. HAK perdelenen ve zuhur edendir. HAK perde nedeniyle bâtın kalan, perde ve senin için zahir olandır. [...]</p>
<p> ALLAH perdesinde zuhur etmiştir. Göz O&#8217;ndan başkasını görmezken O&#8217;nun üzerinden perdeler kalkmaz. O sürekli RAB iken biz yokluk ve varlık halimizde sürekli kuluz. [...] Perdeli insanlar sebepleri görürken arifler sürekli HAKK&#8217;ı müşahede ederler. Bununla birlikte perde oldukları kimseler adına perdeleri de bilirler. Böylelikle onlara göre latif olan kesif olmuşken ariflere göre kesif olan latifleşmiştir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Akıl gözün görmediğini bilirken</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Göz fikrin reddettiğini görür</em></p>
<p> Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.</p>
<p>Satın almak için: <a href="http://www.e-literayayin.com/urun/fut%C3%BBhat-i-mekkiyye-14_269363.aspx?CatID=5679" target="_blank">Litera Yayıncılık</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.e-literayayin.com/urun/fut%C3%BBhat-i-mekkiyye-14_269363.aspx?CatID=5679" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-17795  aligncenter" title="futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg" alt="" width="175" height="247" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg"></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; <strong>Zaman</strong> veya <strong>Göz</strong> konusu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="124" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Körlerin gördüğü, gözlerin görmediği ateş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Apr 2011 15:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15808</guid>
		<description><![CDATA[90&#8242;lı senelerin başıydı sanırım. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde kızlar yurdunun kapısında bir arkadaşımı bekliyorum. Benimle birlikte bir kaç kişi daha var bekleyen. Gözlerimiz merdivenlerde&#8230;  Son derecede şık kıyafetiyle özel bir geceye hazırlandığı belli olan genç bir kız beliriyor. Saçları da yapılı ama sol tarafı tuhaf şekilde, dağınık duruyor. Garip, ürkek adımlarla ilerleyip bize yüzünü döndüğünde elindeki beyaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/iman-kitabi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9300" title="iman-kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/iman-kitabi.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>90&#8242;lı senelerin başıydı sanırım. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde kızlar yurdunun kapısında bir arkadaşımı bekliyorum. Benimle birlikte bir kaç kişi daha var bekleyen. Gözlerimiz merdivenlerde&#8230;  Son derecede şık kıyafetiyle özel bir geceye hazırlandığı belli olan genç bir kız beliriyor. Saçları da yapılı ama sol tarafı tuhaf şekilde, dağınık duruyor. Garip, ürkek adımlarla ilerleyip bize yüzünü döndüğünde elindeki beyaz bastonu fark ediyorum, görmeyen insanların kullandığı o ince, plastik baston. Kör kız aynaya bakamadığı için bütün çabasına rağmen saçları &#8220;kusursuz&#8221; olamamış. Üzülüyorum.</p>
<p>Benimle birlikte bekleyen erkeklerden biri öne atılıyor, hızla basamakları çıkıp genç kıza sarılıyor. Mahremiyetlerine ortak olmak ne kadar rahatsız ediciyse oğlanın çaktırmadan kızın saçlarını düzeltmesi de o kadar güzel. Yüzlerinde büyük bir aşkla birbirlerine bakıyorlar. Kızın kör olması Aşk&#8217;ını görmesine mâni değil&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">*             *             *</p>
<p>Bu hafta çok özel bir kitaptan bahsetmek istiyorum: <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a>, <span id="more-15808"></span>müellifi Gazâlî Hazretleri.</p>
<p>Aşk&#8230; Kâinat&#8217;ın sırlarını içinde saklayan tek bir hece&#8230; İdrak ettikçe derinliği ve letafeti artan bir bilmece:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;</em><em>- Baba, Aşk&#8217;ı da ALLAH mı yarattı?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Evet kızım.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- O Aşk&#8217;ı yaratmasaydı biz birbirimizi sevemezdik değil mi?</em><em>&#8220;</em> (<a title="Permanent Link to Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-baslayanlar-icin-mesnevi/">Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî</a>&#8216;den)<em></em></p>
<p>Eşyayı ve birbirimizi sevebilmemiz bir Hakikat&#8217;in tecellisi ise, perdede gördüğüm bir gölge oyunu ise, zahiri aşkların kaynağı olan baş harfi büyük yazılmak üzere <strong>A</strong>şk nedir? <strong>A</strong>şk&#8217;ın Hakikat&#8217;ine âgâh olmak, mahiyetine akıl erdirmek mümkün müdür?</p>
<p> Bu mümkünse bile nesnel (=objektif) bir biçimde olmayacağı kanaatindeyim. Neden?</p>
<p> <strong><em>&#8220;Her anma töreni bir unutmadır&#8221;</em></strong> diyordu İngiliz tarihçisi. Gerçekten de meselâ ülkeme, halkıma duyduğum yürek dolusu o sevgi rap-rap yürüyen askerlere, borazan seslerine, bayraklara, nutuklara hapsedilince ne kalıyor geriye? Artık şampuanlaşan, ürünleşen, politik bir aygıt değil mi benim vatan sevgim? Her millî bayramda AYNI. Herkes için AYNI. Bütün erkeklerin AYNI kadına aşık olduğu bir dünya gibi! Ne kadar da Aşk-sız! Cazibe var, beğeni var ama&#8230; Aşk yok. Eğer Aşk&#8217;ımı başkasına tarif edersem ya da sebebini sorgularsam yok oluyor, mahvoluyor, kahroluyor&#8230; Kanatlarına dokunulmuş bir kelebek gibi uçamıyor artık:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>« - Karına neden aşıksın? </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Sarı saçları var, boyu uzun, ayrıca çok zeki ve tahsilli. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>- Daha uzun, daha sarışın, daha zeki bir kadın bulursan boşanacak mısın? </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Elbette ilk soru yanlıştı, aşkın <strong>objektif bir sebebi olsaydı</strong> herkes aynı kişilere aşık olurdu. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8230;&#8221;</em> (bkz. <a title="Permanent Link to Zina da böyle bir şey işte..." href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%e2%80%a6/">Zina da böyle bir şey işte&#8230;</a>)</p>
<p>Nesnel, herkes için aynı olan kalıplara sokuldukça İslâm da yemek tarifi ile trafik kuralı arası bir &#8220;şey&#8221; oluyor: <strong><em>&#8220;Bir kaşık unu al, yarım limonun suyunu sık, iki yumurta kır, &#8230; Seni Cennet&#8217;e sokmak benden, gerisine karışma!&#8221;</em></strong></p>
<p>Herkes için aynı olan, ISO 9000 standartlarında bir din artık kalp ile bütün bağları kopmuş bir dindir. Dünyevîdir. Sonu önceden söylenmiş, kötü anlatılmış fıkra gibi, <strong>H</strong>ayretsiz, <strong>M</strong>ânâsız bir din. Kalple ilgisi kalmayan ve artık İslâm olmayan bu dinin abdesti serinletir sıcak yaz günlerinde, namazı sırt ağrılarına iyi gelir, orucu ise gastrit ve ülsere karşı birebir!</p>
<p>Senai Demirci çok <a href="http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1&amp;makaleid=2747">güzel anlatıyor</a> nesnel ile öznel arasındaki farkı:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bir insan &#8220;Ben günahkârım&#8221; derken, kendi iç dünyasının gerçekliği üzerinden kendini bağlayan bir bildirimde bulunur. Onun kendi sübjektif algısında &#8220;günah&#8221; diye algıladığı sizin &#8220;günah&#8221; diye algıladığınızla eşleşmiyor olabilir. Onun &#8220;ben günahkârım&#8221; deyişi ile sizin &#8220;ben günahkârım&#8221; deyişi aynı nesnel gerçeği ifade etmez. O halde, bu cümleyi &#8220;o günahkârdır&#8221; diye tercüme edemezsiniz; çünkü onun günah diye kastettiğini ancak o bilir, o anlar. &#8220;Bana bildirildi&#8230;&#8221; cümlesi de ancak &#8220;ben&#8221; öznesiyle nakledilmelidir. Söz sahibinin iç gerçekliğiyle ilgilidir.&#8221;</em><em></em></p>
<p>Nesnel, objektif inançlara(!) ısınamadıysam bu yüzdendir.  <strong><em>&#8220;İslâmcı geldi hanııım! İslâmlarım var, her eve lâzım&#8221;&#8230; </em></strong>Ben bunu istemiyorum. Bir din istiyorum ben, o dinde &#8220;Ben&#8221; kalmasın, hani var ya, ilk defa bir kıza aşık olduğumda nasıl çarpmıştı yüreğim! Öyle çarpsın. Dudaklarım kurusun, içim yansın. Sevdiğim&#8217;den başka bir şey düşünmek mümkün olmasın. SMS gelmiş bir cep telefonu gibi titresin kalbim. Hayır! Richter ölçeğinde bile olmayan bir deprem istiyorum. Yıkılsın dağlar, göller birer şelale olup aksın gözlerimden! &#8220;Ben&#8221; yıkılsın. Yemeden, içmeden kesileyim. O&#8217;nsuz yaşamın bir anlamı kalmasın. Görenler <strong><em>&#8220;Aşık mısın oğlum? Ne bu hal?&#8221;</em></strong> desin. Ama benim Aşk&#8217;ım yine de benzemesin kimsenin aşkına. Mahrem olsun:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;<em>Allah&#8217;a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.</em>&#8220;<em> </em>(<a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/">Suzannur Başarslan</a>&#8216;ın harika yazısı <a title="Permanent Link to Bab Aziz / Nacer Khemir" href="http://www.derindusunce.org/2011/02/22/bab-aziz-nacer-khemir/">Bab Aziz / Nacer Khemir</a>)</p>
<p>İslâm&#8217;ı Aşk&#8217;sız düşünmeyi reddediyorum. Nasıl İman&#8217;ı Akıl&#8217;sız düşünmeyi reddediyorsam, <a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBgQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F04%2F05%2Fakil-vahiy-uyumu-ve-iman-kitabi-%25E2%2580%2593-gazali-hazretleri%2F&amp;ei=d1ytTcDvGc21hAfM9JGmDA&amp;usg=AFQjCNGFLtCY943qhdkY7pTikvkfIEpFpQ&amp;sig2=">aklımı iman çengeline asmayı reddediyorsam</a> öyle de Aşk&#8217;ı taleb ediyorum. Netice ALLAH&#8217;tan. Yanlış kapılardan kral gibi geçmektense doğru kapının önünde dilenci olmayı yeğliyorum.</p>
<p>Bu perspektiften bakmak için, akıl ermez işlere akıl erdirmek için yazılmış bir kitap <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a>. &#8220;Bakmak&#8221; diyorum ya&#8230; Gerçekten de görmek (=anlamak) için bakmak gerek&#8230; Ama nasıl? Hatırlayacaksınız <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a></strong>, <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a> </strong><strong>ve <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a> </strong>kitaplarında ısrarla üzerinde durduğum bir kavram var, Et-Göz ve İnsan-Göz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Satranç müsabakalarını izlediyseniz bilirsiniz, ikili kronometreler vardır, bir oyuncu düşünürken sadece onun &#8220;oyun zamanı tükenir&#8221;. Hamlesini yapar yapmaz bir düğmeye basar ve öteki oyuncunun kronometresi dönmeye başlar.İnsanın da bu türlü birbirini dışlayan iki farklı &#8220;bakış&#8221; sahibi olabileceğini düşünüyorum. Meselâ <a title="Permanent Link to Fahişelik, şehitlik ve özgürlük" href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/">Fahişelik, şehitlik ve özgürlük</a> yazısında belirttiğim gibi bir insan-fahişe gördüğümüz zaman erkek-gözlerimiz çekici bir dişi-kadın, insan gözlerimiz ise &#8220;ekmek kavgası veren&#8221; bir anne-insan görebilir. Buna dayanarak bedensel ihtiyaç ve arzularımıza (hayvanî yanımıza) göre hareket eden bir çift gözümüz olduğu gibi her şeyi &#8220;İnsan&#8221; penceresinden gören ikinci bir çift gözümüz olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı satranç saati gibi <strong>hayvanî-gözlerimizi(3)</strong> kapatabildiğimiz ölçüde insanî gözlerimiz açılıyor. Fakat <strong>hayvanî-gözlerimizi</strong> kapatmak o kadar kolay değil. Çünkü sadece yeme, içme gibi arzular değil daha &#8220;soylu&#8221; kaygılar da doğanın güzelliğine odaklanmamıza engel olabilir. Bunu yaşanmış bir örnekle açmak istiyorum:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>  Kızlarımı çocuk parkına götürmüştüm. Tam kitabıma dalmak üzerediydim ki </em><em><strong>&#8220;baba arı var&#8221;</strong></em><em> dediklerini duydum. Gerçekten de bir arı etraflarında hızla dönüyordu. Kızlarımı yavaşça uzaklaştırdım oradan. Yerime döndüm. Sonra oturduğum banka yakın bir dala bir arının konduğunu gördüm. Arı kendi halinde yaprağın üzerinde duruyordu. Ona yaklaşmamı umursamadı. Arıyı dikkatle gözlemeye başladım. Siyah sarı halkalarını, kanatlarını, antenlerini dikkatle süzdüm. Bir süre önce kızlarım için tehlike arz eden ve uçan siyah nokta şimdi neredeyse şirin görünmeye başlamıştı gözüme. Bizim için bir tehlike ya da fayda ifade ettiği müddetçe ne doğayı ne de diğer insanları göremiyoruz. Arı? Çocuklarımı sokabilir. Elma? Yiyebilirim. Polis? Ceza kesebilir. Patronum? Zam yapabilir ya da işten atabilir&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dikkat ederseniz bir çok insan gözlerini süpermarketlerde fiyat &#8220;okuyan&#8221; barkod okuyucusu gibi kullanıyor. Diğer insanları birbirlerinden ayırd etmemize yarayacak yanlarını görüyoruz sadece. Bıyık, gözlük, giysiler, saç şekli&#8230; Bıyığını kesmiş bir tanıdığa yabancı gibi bakmamız acaba ne kadar masum? Peki eşini bir para kazanma makinesi ya da çocuk doğurabilen bir hizmetçi olarak gören insanların körlüğü ve mutsuzluğu da <strong>hayvanî-gözlerini</strong> fazla açmış olmaktan kaynaklanmıyor mu? Düşünmek lâzım üzerinde&#8230;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Doğaya ve cansız cisimlere de böyle bakıyoruz çoğu kez. Susamışsak görüyoruz suyu. </em><em><strong>&#8220;Hayvanları çok severim, ızgara lüfere ve fırında kuzuya bayılırım&#8221;</strong></em><em> diyen mizahçı geliyor aklıma. Hafızamız bile böyle işlemiyor mu? En çok zevk aldığımız ve korktuğumuz şeyleri hatırlıyoruz. Hafızamız herşeyi eksiksiz kaydeden bir tutanak değil. Hayatta kalma gayretimiz sonucu bize madden faydalı/zararlı olabilecek şeyleri hatırlıyoruz çoğu kez ve bu da bir tür körlük teşkil ediyor kanaatimce. Kendi hayatımızı seçici şekilde hatırlıyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Güzel&#8221; kelimesi bu sebeple faydalı şeyler için yani yanlış kullanılıyor çoğu kez: Güzel bir kadın (=çekici), güzel bir yemek (=lezzetli)&#8230; Oysa zekâ duvarını delebilecek hakiki güzellik faydanın bittiği yerde başlıyor.&#8221;</em>( <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabı, <strong><em>Güzellik Matkabı</em></strong> bahsi)</p>
<p>Gerçekten de <a href="http://www.onurkitap.com/index.php?do=catalog/product&amp;pid=1327">Kitabul - Muhabbe Ve&#8217;ş Şevk Ve&#8217;l Üns Ve&#8217;r Rıza</a> bu iki gözün varlığını idrak edebilmek için çok « faydalı » bir tefekkür kitabı. Yine bu sebeple yukarıdaki alıntıya tekabül eden satırları aşağıya aktarmak istiyorum. Neredeyse kelimesi kelimesine karşılık gelen kısımları koyulttum.</p>
<p>Daha sonra kitabın baş tarafından bazı alıntılar sundum. Eğer bütün bunlar sizde okuma arzusu uyandırabilirse ne mutlu bana.</p>
<p><strong><em>Sf. 58 &#8220;Ahiret&#8217;teki faziletin dünyadaki Marifet&#8217;e üstünlüğü&#8221;</em></strong></p>
<p>İdrâk olunanlar, hayal edilen suretler, renkli cisimler, hayvanlar ve bitkilerden müteşekkil istekler gibi hayale dahil olan kısımlarla Allah&#8217;ın zatı, ilim, kudret ve irade gibi hayale dahil olmayan kısımlara bölünür. Kim bir insanı görür. Sonra gözünü kapatırsa onun suretini zihninde sanki ona bakıyormuş gibi görür. Fakat gözünü açıp gördüğünde aralarındaki farkı idrâk eder. Bu ayrılık iki suretin arasında ihtilâfa dönüşmez. Çünkü görülen suret, hayal edilen surete uygundur. [...]</p>
<p>Dördüncüsü: Teşviş edici mâniler ve kalbi meşgul eden elemlerin kemâlidir. Bu bakımdan sıhhatli, meşguliyetsiz ve sadece mâşuka bakmak için hazırlanan bir kimsenin zevk alması; korkan, ürken veya elem duyan hasta veya kalbi herhangi bir şey ile meşgul olan bir kimsenin zevk alması gibi değildir. <strong>Bu bakımdan aşkı zayıf olan bir aşığın uzaktan ince bir perdenin arkasından mâşukasının yüzüne baktığını düşün, öyle ki bu perdenin, o suretin hakikatinin inkişafına mâni olduğunu ve bakanın üzerine akreblerin, eşek arılarının toplanıp eziyet verdiklerini, ısırdıklarını ve kalbini meşgul ettiklerini düşün. Aşığın da bu durumda sevgilisine baktığını düşün, kişi bu halde mâşukunu müşahede etmekten ibaret olan az da olsa bir zevkten uzak değildir. </strong></p>
<p><strong>Eğer ani olarak o perdenin yırtılmasına vesile olan bir hal doğar, ışık çoğalır, eziyet veren akreb ve arılar uzaklaşır, kişi sapasağlam, kalbi meşgul olmaksızın kalır, kuvvetli şehvet ve ifrat derecedeki aşk onu derecelerin en yücesine vardıracak şekilde ona hâkim olursa, bu takdirde bu kişinin zevkinin nasıl kat kat artacağını bir düşün! </strong>Öyle bir raddeye varır ki birinci zevkin bu zevke nisbeten hiçbir önemi kalmaz, işte bunun gibi, Allah&#8217;ın cemâline bakmak zevkinin, marifet lezzetine olan nisbetini anla! İncecik perde beden misali ve bedenle meşgul olmaktır. Akreb ve arılar insanın üzerine musallat olan açlık, susuzluk, öfke, üzüntü, gam, şehvetin zâfiyetinden meydana gelen şehvetlerin misalidir. Sevgi, nefsin dünyadaki kusurunun en yüce cemaate olan şevkten eksik kalmasının ve esfel-i sâfilîn&#8217;e iltifat etmesinin misalidir. Bu da çocuğun riyaset zevkini hissetmekten habersiz olup kuş ile oynamaya iltifat etmesinden ibaret olan kusurunun benzeridir. Ârif kişi, her ne kadar dünyadaki marifeti kuvvet bulsa da şaşırtıcı mânilerden kurtulamaz. Hiçbir zaman bunlardan kurtulması da düşünülemez.</p>
<p>Bazen bu mâniler bazı hallerde zayıflar, devam etmezler. Şüphe yoktur ki marifetin cemâlinden aklı şaşkına çeviren birşey görünür. Onun zevki o kadar büyüktür ki neredeyse kalp onun azametinden ötürü paramparça olacak raddeye gelir. Fakat bu durum çakan şimşek gibi gelir-ge-çer. Çok az devam eder. Meşguliyetler, düşünceler ve kalbine gelen şeylerden onu şaşırtan, ilk durumunu bulandıran bir hâl meydana gelir. Bu ise, bu fâni hayatta daimî bir zarurettir. Bu bakımdan bu lezzet, ölüme kadar böyle karışık olur. Hoş hayat ise ancak ölümden sonradır. Hayat ancak ahiret hayatıdır:</p>
<p>Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka birşey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur, bilselerdi.(Ankebut/64)</p>
<p>Kim bu mertebeye varmışsa o, Allah ile mülakatı sever. Dolayısıyla ölümü sever. Ölümden tiksinmez. Ancak marifette kemâle ermeyi daha fazla bekleyen bir kimse ölmeyi istemez. Çünkü marifet tohum gibidir, marifet denizinin sahili yoktur. Bu bakımdan Allah&#8217;ın celâlinin hakikatini idrak etmek muhaldir. Allah&#8217;ın sıfat ve fiillerinin ve memleketinin esrarının hakkındaki marifet artıp kuvvet buldukça ahiretteki nimet çoğalır. Nitekim tohum çoğalıp güzelleştikçe ekinin de çoğalıp güzelleştiği gibi&#8230; Bu tohumun tahsil imkânı ancak dünyada vardır. Bu ancak kalp toprağına ekilir. Biçmek de ancak ahirette olur.</p>
<p> <strong><em>(sf. 6, &#8220;Mukaddime&#8221; bölümü) </em></strong></p>
<p>Bilmiş ol ki ALLAH için muhabbet makamların sonu ve derecelerin en üstünüdür. Muhabbet makamına yükseldikten sonraki her makam muhabbetin eserlerinden ve onun tâbilerindendir. Bunlar da şevk, üns, rıza ve bunun benzeri makamlardır. Muhabbetten evvelki her makam da muhabbetin mukaddimelerinden bir mukaddimedir. Tevbe, sabır, zühd ve benzeri makamlar gibi.</p>
<p>Ender bulunan üst makamlar olmakla beraber akıl bunların varlığını kabul eder ve kalp bunlara inanır. ALLAH sevgisine gelince buna inananlar pek azdır. Hatta bazı alimler imkânını bile inkâr etmişler ve &#8220;ALLAH sevgisi demek O&#8217;na ibadet etmek demektir. Gerçek anlamda muhabbet ve sevgi ALLAH hakkında muhaldir. Sevgi ancak cinsler ve emsaller arasında olur&#8221; derler. <strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em>(sf. 14, &#8220;Muhabbetin Hakikat&#8217;i&#8221;)</em></strong></p>
<p>Beş duyu ile elde edilen zevkte hayvanlar insanlara ortaktır. Eğer sevgiyi beş duyuya bağlar ve &#8220;ALLAH beş duyu ile bilinmez, tasavvur edildiği için de sevilmez&#8221; dersen o vakit altıncı kaybetmekle insanın özelliğini de kaybetmiş ve insanı hayvan derekesine düşürmüş olursun. İnsan akıl, nûr, kalb veya hangi ifade ile olursa olsun hayvandan ayrılır. İnsanı hayvanat derekesine indirmek çok yanlıştır. Çünkü batınî basiret zahirî basardan yani baştaki gözden çok daha kuvvetlidir. Aklın mânâlardan anladığı güzellik gözün gördüğü suretlerden anladığı güzelliklerden çok daha büyüktür. Buna göre beş duyu ile idrak edilmekten çok üstün olan ve kalb ile idrak edilen ilâhî ve şerefli şeylerin zevki daha büyük olur. [...] ALLAH sevgisini ancak insanlık derecesinden hayvanlık derekesine düşen ve beş duyudan başka bir şey bilmeyenler idrak edebilirler.</p>
<p><strong><em>(sf. 14-15, &#8220;Muhabbetin sebepleri&#8221;)</em></strong></p>
<p>Her dirinin ilk sevdiği şey zatıdır. Kişinin kendi nefsini sevmesinin mânâsı, tabiatında varlığının devamına bir meyl olduğu gibi yokluğuna da bir nefret vardır; zira tabii olarak sevilen, sevene uygun olandır. Acaba insana nefsinden ve varlığının devamından daha uyan birşey var mıdır? Acaba insana, nefsinin yokluğundan daha ters birşey var mıdır? işte bunun için insan varlığının devamını sever. Ölümden ve öldürmekten nefret eder. Bunu sadece ölümden sonraki korku ve azabdan değil, ölümünün zorluklarından sakındığı için de değil, elemsiz, aniden öldürülse, sevapsız ve ikapsız öldürülse yine ölümden nefret eder. Ölümü ve katıksız yokluğu sevmez. Ancak bazen hayatta bulunan dehşetli bir elemden ötürü kişi ne zaman bir bela ile mübtelâ olursa onun isteği o belanın yok olması olur. Eğer yokluğu severse, yokluk olduğu için sevmez. O yoklukta belanın da yok olması söz-konusudur. Bu bakımdan helâk ve yokluk nefret edilen bir şeydir. Varlığın devamı sevimli olunca, varlığın kemâli de sevimli olur; zira eksiklik, kemâli engeller ve yok eder. Eksiklik, yok olan miktar nisbetinde yoktur. Eksiklik, kemâle nisbeten helâktır. Helâk ve yokluk, sıfatlarda ve vücudun kemâlinde nefret edilen bir şeydir. Nitekim zatın esasında da nefret edildiği gibi&#8230; Varlık esasının de-vamının güzel olduğu gibi, kemâl sıfatının varlığı da güzeldir.</p>
<p><strong>Sf. 21, Muhabbetin sebep ve kısımları</strong></p>
<p>Hayallerin ve hislerin darlığında hapsolan bir kimse, çoğu kez zanneder ki güzelliğin mânâsı ancak yaratılmış azaların ve şeklin birbirine uygun olması, rengin güzelliği, beyazlığın kırmızı ile karışması, boyun uzunluğu ve bunlardan başka insan şahsının güzelliğine sıfat olarak verilen niteliklerden ibarettir; zira yaratılış üzerinde galebe çalan güzellik bakma güzelliğidir. Onların iltifatlarının çoğu şahısların suretlerinedir. Bu bakımdan zannedilir ki görülmeyen, hayal edilmeyen, şekli olmayan, bir rengi bulunmayanın güzelliği tasavvur olunamaz. Güzelliği tasavvur olunmadığından onu idrâk etmekte lezzet yoktur. Bu bakımdan mahbub olamaz. Bu çok açık bir yanlışlıktır; zira güzellik sadece gözle idrâk edilenlere bağlı değildir. Yaratılışta azaların uygunluğuna, beyazlığa kırmızının karışmasına bağlı değildir.</p>
<p>Çünkü &#8216;bu güzel bir hattır&#8217;, &#8216;şu güzel bir sestir&#8217;, &#8216;şu da güzel bir attır&#8217;, &#8216;şu güzel bir elbisedir&#8217;, &#8216;şu güzel bir kaptır&#8217; deriz. Bu bakımdan ses ve hattın güzelliği ve diğer eşyaların güzelliği, eğer güzellik sadece iddia edildiği gibi surette ise ne demektir ve hangi mânâya gelir? Malumdur ki göz, güzel hatta bakmakla zevk alır. Kulak, güzel sesleri dinlemekle zevk alır ve idrâk olunanlardan hiçbir şey yoktur ki güzel ve çirkin diye ayrılmasın! Acaba bütün bu eşyalar arasında ortak olan güzelliğin mânâsı nedir? [...]</p>
<p><strong>Herşeyin cemâli, o şey için mümkün olan ve kendisine uygun bulunan kemâlinin hazır bulunmasındandır</strong>. Durum bu olduğunda o şeyin mümkün olan bütün kemâl cephelerinin hazır bulunduğunda, o, güzelliğin zirvesinde sayılır. Eğer hazır olan onun bir kısmı ise, hazır olan nisbetinde onun güzelliği vardır. Bu bakımdan güzel at, o attır ki bir ata uygun olan şekil, renk, koşmak, hücum etmek, geri çekilmek imkânlarının hepsi kendi-sinde bir araya gelmiştir. Güzel hat, kendisinde hatta uygun olan harflerin mütenasip olan, tertibi müstakil ve intizamı güzel olan her bir unsurun bir araya geldiği hattır.</p>
<p>Herşeyin bir kemâli vardır. Ona uygundur. Bazen onun zıddı da başkasına uygun gelir. Bu bakımdan her şeyin kemâli, güzelliği, kendisine uygun olanın kemâlindedir. O halde atın güzelliğini meydana getiren şey, insanın güzelliğini meydana getirmez. Sesin güzelliğini sağlayan şey ile hat güzel olmaz. Elbiselerin güzelliğini sağlayan şey ile kaplar güzel olmaz. Diğer eşyalar da böyledir. Eğer şöyle dersen: Bu şeyler, her ne kadar sesler ve tatlılar gibi hepsi gözle idrâk edilmiyorsa da duyular tarafından idrâk edilmekten kurtulamazlar. Bu bakımdan bunlar duyularla hissedilenlerdir. Hissedilenlerin güzelliği ise inkâr edilmez. Onların güzelliklerinin idrâki vasıtasıyla lezzetin husulü da inkâr edilmez. Bu ancak duyularla idrâk olunmayan şeylerden başkasında inkâr edilir.</p>
<p>Güzellik duyularla idrâk edilmeyen şeylerde mevcuttur; zira denilir ki: &#8216;Şu güzel bir yaratılış, şu güzel bir ilim, şu güzel bir sî-rettir. Şunlar güzel ahlâklardır&#8217;. Oysa güzel ahlâklardan ilim, akıl, iffet, erkeklik, takvâ, kerem, mürüvvet ve diğer hayırlı haslet-ler kastolunur. Bu sıfatların hiç biri beş duyu ile idrâk olunmaz. Ancak bâtınî basiretin nûruyla idrâk edilir. Bu güzel hasletlerin hepsi mahbubdur. Bunlarla sıfatlı bulunan kimse de sıfatlarını tanıyan kimsenin nezdinde tabii olarak mahbubdur. Bunun ve durumun böyle olmasının alâmeti (şudur): Tabiatlar peygamberleri, sahabîleri sevmek üzere yaratılmıştır. Oysa tabiatlar onları görmemiştir.</p>
<p>Meselâ İmam-ı Şâfiî&#8217;yi seven bir kimse onu niçin sever? Oysa hiçbir zaman onun suretini görmemiştir. Eğer onu görseydi, belki de İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zâhiri görünüşünü beğenmezdi. Bu bakımdan kendisini son derecede sevmeye teşvik eden güzellik, İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zahirî güzelliği değil, iç suretinin güzelliğidir; zira İmam-ı Şâfiî&#8217;nin zahirî sureti toprakla beraber toprak olmuştur. Kişi ancak onu din, takvâ, bol ilim, dinin ince noktalarını kapsamak gibi şeriat ilmini ifade etmesinden meydana gelen iç sıfatlarından dolayı sever. Bu hayırları âlemde neşrettiğinden dolayı sever. Onlar ise güzel şeylerdir. Güzellikler ancak basiret nûruyla bilinir. Duyular onları idrâk etmekten âcizdir.</p>
<p>[...] O sıfatların bekasıyla sevgi bâki kalmıştır. Oysa bütün suretler zeval bulmuştur! [...] Bu bakımdan bütün hayır işleri bu iki vasıf üzerinde ayrılır. Bunlar da his ile idrâk edilmez. Onlar bedene dair olup da bölünmeyi kabul etmeyenlerdir. Durum bu ise güzellik, bir insanın gidişatında mevcuttur.</p>
<p>[...]  yeryüzünün bazı bölgelerinde bir kısım sultanların adalet ve doğruluklarına, hayırlı insan olduklarına dair hikâyeler anlatıldığından o sultanın sevgisi, sevenlere bir faydasının dokunma ümidi olmadığı halde, kalplere galebe çalar.</p>
<p><strong>Öyleyse insan sevgisi sadece insana iyilik yapana karşı değildir. Esasında sevilen iyiliktir. Her ne kadar onun iyiliği sevene ulaşmamış olsa bile yine de iyilik yaptığından dolayı sevilir. Çünkü her güzellik sevilir.</strong> Suret ise zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısımdır. Hüsn ve cemâl bunların ikisini de kapsamaktadır. Zâhir suretler zahirî gözle idrâk olunur. Bâtın suretler ise, bâtını basiret ile sezilirler, Bu bakımdan bâtın basiretinden mahrum olan bir kimse idrâkten de yoksundur ve bu yönden lezzet almaz, sevmez ve buna meyil de etmez bir yaratılıştadır. Kimde bâtınî basiret, görünen duyulardan daha galip ise, onun bâtinî mânâları sevmesi zâhirî mânâları sevmesinden daha fazladır, Bu bakımdan duvara nakşedilen bir sureti zâhirî güzelliğinden dolayı seven ile iç güzelliğinden dolayı peygamberlerden birini seven arasında büyük fark vardır.</p>
<p><strong>Sf. 60, &#8220;Allah Sevgisini Takviye Eden Sebepler&#8221;</strong></p>
<p>Ahirette hâl bakımından insanların en mesûdu, en fazla Allah&#8217;ı sevenidir; zira ahiretin mânâsı, Allah&#8217;ın huzuruna varmak, O&#8217;nunla mülâki olmanın saadetini elde etmek demektir.</p>
<p>Muhib (aşık) uzun zaman şevkiyle kıvrandığı mahbubunun huzuruna vardığında bulanmaksızın, hasım ve rakibi olmaksızın, sona ermesinden korkmaksızın, O&#8217;nun cemâlini ebedî bir şekilde müşahede etme imkânı bulunduğundan ötürü en büyük bir nimete mazhar olur. Ancak şu var ki bu nimet sevgi kuvvetinin oranında verilir.</p>
<p>Bu bakımdan muhabbet arttıkça zevk de artar. Kul, Allah&#8217;ın sevgisini ancak dünyada kazanır. Sevginin aslında hiçbir mü&#8217;min ayrılmaz. Çünkü marifetin aslından ayrılmış değildir. Sevginin kuvveti, kalbi aşk diye adlandırılan istihtar raddesine vardıracak şekilde istila etmesi ise, bundan birçok kimseler ayrılır. Bu ancak iki sebepten dolayı elde edilir:</p>
<p>I. Onlardan biri, dünyanın meşgalelerini kesmektir. Allah&#8217;tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır; zira kalp, mesela kendisinden su boşaltmayınca sirkeye yer vermeyen bir kap gibidir:</p>
<p>Allah bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. (Ahzab/4)</p>
<p>Sevginin kemâli, kalbinin tamamıyla Allah&#8217;ı sevmesindedir. Allah&#8217;tan başkasına iltifat ettikçe, onun kalbinin bir köşesi gayr ile meşguldür. Bu bakımdan Allah&#8217;tan başka şeylerle meşgul olduğu nisbette Allah&#8217;ın sevgisi kalpten eksilir. Kapta kalan su nisbetinde, kaba dökülen sirke eksilir. Bu tecride şu ayetle işaret vardır:</p>
<p>&#8216;Allah&#8217; de! Sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.(En&#8217;âm/91)</p>
<p>Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8217; deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.(Ahkaf/13)</p>
<p>Belki o, senin Lâ ilâhe illallah sözünün mânâsıdır. Yani mâbud ve mahbub, O&#8217;ndan başkası yok! Bu bakımdan her sevilen mutlaka mâbuddur. O halde kul bağlanandır. Mâbud ise kendisine bağlanılandır. Her seven, sevdiğiyle bağlanmıştır.</p>
<p>Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? (Furkan/43)</p>
<p>Yeryüzünde tapınılan şeylerin en iğrenci nefsin arzusudur.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/19/korlerin-gordugu-gozlerin-gormedigi-ates/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2011 09:06:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14440</guid>
		<description><![CDATA[Sirenler çalarak hızla ilerleyen bir ambülansın içinde, uzanmış vaziyetteyim. Sırtımın üst kısmında korkunç bir ızdırap. Basamağa vurduğum yer feci acıyor ama düşmenin yaptığı bir şok etkisi de var. Kısa bir süre bilincimi kaybetmişim. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamadığım bir kaç saniye oldu, bunu hatırlıyorum. Korku ve şaşkınlığın etkisiyle de artmış olabilir ızdırabım. Hastahaneye varıyoruz. Ambülansın sedyesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ambulance-zaman-nedir.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14445" title="ambulance-zaman-nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ambulance-zaman-nedir.jpg" alt="" width="165" height="218" /></a>Sirenler çalarak hızla ilerleyen bir ambülansın içinde, uzanmış vaziyetteyim. Sırtımın üst kısmında korkunç bir ızdırap. Basamağa vurduğum yer feci acıyor ama düşmenin yaptığı bir şok etkisi de var. Kısa bir süre bilincimi kaybetmişim. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamadığım bir kaç saniye oldu, bunu hatırlıyorum. Korku ve şaşkınlığın etkisiyle de artmış olabilir ızdırabım. Hastahaneye varıyoruz. Ambülansın sedyesini dışarı çekiyorlar. Katlanmış ayaklar açılıyor: Tak! Tak! Metalik sesler duyuyorum. Hızla yürüyor hasta bakıcılar, sedye acil servisin yaylı kapılarına vuruyor. Vücudum sedyeye bağlı, kıpırdayamıyorum. Tavana bakarak bu hızda ilerlemeye alışık değilim. Arkaya doğru gitmeye alışık değilim. İnsanların yüzüme eğilerek konuşmasına alışık değilim&#8230; Acil servisin doktoru geliyor. Sıradan bir iki sorudan sonra cebinden plastik bir cisim çıkarıyor. Üzerinde 1&#8242;den 10&#8242;a kadar rakamlar yazılı bu cetveli elime tutuşturarak <strong><em>&#8220;çektiğiniz acı sizce kaça tekabül eder?&#8221;</em></strong> diye soruyor.</p>
<p>- Nasıl yani? Neye yarayacak benim söyleyeceğim rakam?</p>
<p>- Ona göre ağrı kesici vereceğiz. Sıradan bir baş ağrısı 1, kolu kopan bir insanınki ise 10&#8242;a tekabül ediyor.</p>
<p>- Hiç kolum kopmadı ki, nasıl bileyim?</p>
<p>Hakikaten saçma bir durum. Hiç bilmediğim bir acı ile doktorun bilmediği benim çektiğim bir acı arasında sayısal bağlantı kurmak gerek! Doktor gülüyor cevabıma<span id="more-14440"></span>. Karşılıklı gülmeye başlıyoruz. Sırtımdaki acıya yoğunlaşmış olan dikkatim dağılıyor. Sonra Nasreddin Hoca&#8217;nın fıkrası geliyor aklıma: Hani <strong><em>&#8220;Bana damdan düşen birini bulun&#8221;</em></strong> diye biten o fıkra. Gevşedikçe ızdırabımın hızla azaldığını fark ediyorum. Çarpmanın etkisi değilmiş canımı yakan, düşmenin şoku ve ambülans sahnesinin gerginliği imiş. Sırtıma saplanmış bıçak hissi siliniyor. Cetvelde 3&#8242;ü gösteriyorum. Morfin yerine yüksek dozda bir dolipran ile kurtarıyorum paçayı.</p>
<p>Duyguların cetvelle ölçülmesi sizce de saçma değil mi? Vatanınızı kaç metre seviyorsunuz meselâ?  Ya da Türklerin vatan sevgisi Brezilyalılarınkinden uzun mudur? Hayatın hiç bir anı iki kere yaşanmaz ki. İkinci düşme, ikinci kez aşık olma, ikinci kez evlenme, ikinci çocuğun doğumu, ikinci boşanma&#8230; Bunlar farklı tecrübelerdir, birbirine benzemez.</p>
<p>Bir şeylerin ölçülebilmesi, sayılarla ifade edilebilmesi için o şeylerin AYNI biçimde tekrar tekrar var olması gerekir diye düşünüyorum. Peki ölçemiyorsak neden &#8220;Büyük Aşk&#8221; ya da &#8220;küçük bir acı&#8221; gibi mekânsal kelimeler kullanıyoruz?</p>
<p>Sanırım bir hisse sebep olan dış etkenler ile o hissin kendisini ayırd edemiyoruz çoğu kez. Meselâ merdivende düşme sırasındaki hızım saatte 20 km olsun. Bir sene sonra aynı merdivende aynı hızda düşsem sırtım aynı biçimde mi acır? Korkum, gerginliğim aynı mı olur? Tecrübenin verdiği rahatlıkla daha az korkabilirim. Belki de yine sırtımı vurdum diye <strong>DAHA ÇOK</strong> endişelenirim. Belki ters bir doktor gelir, belki belki&#8230; &#8220;Yaşamak&#8221; dediğimiz şey de bu zaten. Hayatın hiç bir anı tekrar edilemez ki. Zaman&#8217;da seyahat edip geri gitseniz bile <strong><em>&#8220;aa ben bu anı yaşamıştım&#8221;</em></strong> diyeceksiniz, yine farklı olacak o anki yaşantınız., ilk seferki heyecan, keşif hissi farklı olacak.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bebe31.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14450" title="bebe31" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bebe31-286x300.jpg" alt="" width="227" height="243" /></a>Dediğim gibi dış etkilerin yani Mekân&#8217;a dair şeylerin sayılabilir/ölçülebilir tabiatı yüzünden bu etkilerin doğurduğu hisleri de ölçülebilir sanıyoruz. Burası Zaman&#8217;ın Hakikat&#8217;ini idrak etmeye başladığımız bir nokta: Zaman&#8217;a dair şeyler ancak yaşanabiliyor. Ama yaşamın Mekân&#8217;daki izleri ya da mekânlaşmış tahayyülleri aynı şeyi yaşatmıyor bize. Meselâ bir ninniyi dinleyen bebek daha ilk notada uykuya dalmıyor. Ninniyi duyması gerek. Belki huzur veriyor annesinin sesi ona. Bazen anneler sıkılır hatta kızarlar ninni söylerken, hızlanırlar. Bebeklerin gözleri fal taşı gibi açılır. Ninni dinlemek de yaşanan bir şey. Uykunun gelmesi hissi de saniyelere bölünemiyor veya sıkıştırılamıyor. Sevdiğimiz melodiler, bakmaya doyamadığımız manzaralar da böyle değil mi? Ama en bariz biçimde müzikle idrak ediliyor Zaman.</p>
<p>Sizce tam olarak ne anlama geliyor şu sözler? <strong><em>&#8220;Büyük bir sevinç, küçük bir acı, hiç çekmediğim kadar büyük bir hasret&#8230;&#8221;</em></strong> Yaşanan, yani Zaman&#8217;a, Süre&#8217;ye dair olan hislerimizi birbiriyle karşılaştırıyoruz ve onlara &#8220;büyük, daha büyük, en büyük&#8221; gibi Mekânsal sıfatları uygun görüyoruz. Oysa dış etkilerle başlayan fiziksel bir ızdırap korku ile, bilinmezlik hissi ile karışık yaşanıyor. İyi bir haberi ne zaman aldım tam olarak? Ne zaman kalbim bir kuş gibi çırpınmaya başladı? Bunları plastik bir cetvelde gösterebilir misiniz? Annenizi komşunuz Ayşe Hanım&#8217;ı sevdiğinizden DAHA FAZLA seversiniz ama birine 7, ötekine 3 puanlık sevgi diyebilir misiniz?</p>
<p><strong>Saymanın körleştirici etkisi&#8217;nden bahsetmiştik </strong><a title="Permanent Link to Ölüm'ün Işığında Zaman Kavramı (7)" href="http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı (7)</a><strong> isimli yazımızda ve şöyle demiştik:</strong><strong></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;&#8230;</em></strong><em>Şeyleri ve anları var eden, yaprakları, koyunları ve zamanları diğer yapraklardan, diğer koyunlardan ve diğer zamanlardan ayırd eden vasıfları YOK SAYMAK demek &#8230; &#8220;<strong>saymak</strong>&#8220;. Sürüsündeki koyunları tek tek tanıyan, onların <strong>inatçı</strong>, <strong>korkak</strong>, <strong>yaramaz</strong> oluşlarına göre isim takan bir çobanın gözüyle baksanız sadece 100 koyun var diyebilir misiniz? Karakız&#8217;ı, Küpeli&#8217;yi, Topal&#8217;ı görürsünüz, koyunları değil. Kasap, çoban ya da koyun tüccarı, hangisi haklı?<strong>&#8220;</strong></em></p>
<p>Daha önce de söylediğimiz gibi Göz (=Akıl) Mekân ile terbiye edildiğinden düşünürken (=objektif biçimde kavramsallaştırırken) hisleri de Mekân cinsinden ifade ediyoruz. İç içe geçmiş, sıkıştırılamaz sürelerde yaşanmış hisleri kesin çizgilerle birbirinden ayırıyoruz. Mekân&#8217;da cisimler aynı boşluğu işgal edemezler. Bu sebeple Zaman içinde akıp giden nefsanî hallerimizi de tren vagonları gibi peşpeşe takıyoruz. Aradaki bağlantıları ise sebep-sonuç zincirleri yapıyor. <strong><em>&#8220;Önce üzüldüm. Özür dilemesini bekledim. Gururum kırılmıştı. Bu sebeple öfkelendim. Bana bağırdı. Ben de DAHA ÇOK öfkelendim. Sonra vurdum bir tane&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p>Biz bütün aklımız, umut ve korkularımızla &#8220;BEN&#8221; olarak yaşıyoruz hayatı. Ama sonra geriye dönüp yaptıklarımızı açıklamaya çalıştığımızda kendimizin, hislerimizin tutarlı, &#8220;bilimsel olarak&#8221; açıklanabilir ve ön<strong>GÖR</strong>ülebilir olmasını istiyoruz. Dişli çarklar gibi işleyen bir &#8220;BEN&#8221; arıyoruz. Nefsimizi mekanik bir determinizm ile açıklama arzusu bu. Herkes gibi yapmış olmak, &#8220;normal&#8221; olmak, deli olmadığımıza ikna ediyoruz Ben&#8217;i. (Bkz. Derin insan kitabı, <strong><em>Korku Matkabı</em></strong> isimli bölüm)</p>
<p>Cisimlerin birbirleri içine geçemeyeceği ilkesini, iki farklı cismin boşlukta AYNI yeri işgal etmeyeceğini düşünmek yabana atılacak bir şey değil. Bu ilkeyi kabul ettiğiniz anda SAYI olgusunu da maddî varlıkların bir vasfı olarak kabul ediyorsunuz demektir. Ancak bu « sayısallaşma vasfı » sadece maddî cisimler için geçerlidir. Hissiyat için kullanılırsa bir simge ya da soyutlama olabilir.</p>
<p>Bu meseleyi daha iyi anlamak için EŞYAYI nasıl SAYDIĞIMIZA bakalım. Öncelikle şeyleri birbirinin AYNI olduklarını varsayıyoruz. Bunun olabilmesi için şeylerin tekdüze bir ortama yani bir Mekân&#8217;a yanyana dizilmiş olması gerekir. Fakat diğer yandan sayarken eklenen her yeni birimin bir önceki kümeye göre bir nitelik değişimi yapması gerekir. Meselâ bir darbuka çalınıyorsa vurma sayısı arttıkça ritm de değişir. Ona göre göbek atılıyorsa dans da değişir. Tıpatıp aynı darbuka kullanılsa bile Kasap Havası başkadır, Bahriye çiftetellisi başka. Neticede bu nitelik değişimi olmadan nicelik değişiminden bahsedemeyiz. <strong>Demek ki nicelik&#8217;in nitelik&#8217;i sayesindedir ki nitelik&#8217;siz bir nicelik akledebiliyoruz. </strong>Ne matrak şu insan aklının işleyişi! İçimizdeki Ben&#8217;imizin dış dünyaya teması dış yüzeyimiz sayesinde gerçekleşiyor. Özel&#8217;imiz ile Genel&#8217;imizin temas ettiği satıhta algılıyoruz Zaman&#8217;ın geçişini.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/_wNA8m0nssA?fs=1&amp;hl=fr_FR" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/_wNA8m0nssA?fs=1&amp;hl=fr_FR" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 12:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Özgür İrade]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14424</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg"><img class="size-full wp-image-14425 aligncenter" title="sans_kader_ozgur_irade_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg" alt="" width="295" height="228" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. Şanslısınız ki iyi bir yerde ve iyi bir zamanda doğdunuz. Ne birisi gelip karınızı ve çocuklarınızı öldürüyor ve ne de kimse size başkalarının karısını ve çocuklarını öldürmenizi emrediyor.  Şükredin o halde. Ama aklınızdan hiç çıkarmayın, <strong>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</strong>. Bunu zannedecek kadar kibirli olduğunuz anda tehlike başlar. Zalim devletlerin karşısına insan ya da insanlık konur  ama devletlerin de insanlardan oluştuğu unutulur genellikle. Çoğu sıradan insanlardır bunlar.  Kendi sıradan hikâyeleri, küçük hayatları vardır. Bir dizi küçük </em><strong>ADIM</strong><em> neticesinde kendilerini bir kâğıt parçasının ya da bir tüfeğin &#8220;iyi&#8221; tarafında bulmuşlardır. Ötekiler ise &#8220;kötü&#8221; taraftadırlar. Rastlantılardan oluşan bu güzergâh bir seçim ya da temayül meselesi değildir. Ekseriyetle işkence mağduru insanlar iyi olduklarından eziyet görmezler. İşkenceciler kötü oldukları için yapmazlar bunu.&#8221;</em> (1)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14427" title="avigdor_liberman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg" alt="" width="164" height="129" /></a>Bir uluslararası insan hakları mahkemesinde hakimsiniz. Karşınızda Gazze&#8217;ye ambargo uygulamaktan ve sivillere işkence yapmaktan yargılanan bir katil var: Avigdor Liberman&#8217;ın sağ kolu, İsrail ordusunda görevli bir subay. Daha hızlı ve ucuz biçimde insan öldürmek için plan yapmış ve uygulamış. Kendisini yukarıdaki sözlerle savunuyor. Kararınız nedir? Beraat? Müebbet? İdam?<span id="more-14424"></span></p>
<p>&#8220;<strong><em>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</em></strong>&#8221; cümlesini hatırlayın. Karşınızdaki katil yaptıklarının suç olduğunu kabul ediyor ama onu bu suç anına götüren <strong>ADIMLARIN</strong> bir rastlantılar serisi olduğunu söylüyor. Katilimiz pozitivist felsefeyi benimsemiş bir subay. Kararlarımızın,  davranışlarımızın determinist biçimde oluştuğunu savunuyor.</p>
<p>Dosyası var elinizde: Asker bir ailenin çocuğu. Irkçı gençlik derneklerinde geçen orta okul ve lise yılları, beyin yıkama, zorunlu askerlik, orduda kariyer yapma arzusu&#8230; Katilin hayatı boyunca içinde bulunduğu her durum bir sonraki durumu doğurmuş. Bu &#8220;kader kurbanına&#8221; katil ol<strong>MA</strong>ma fırsatı hiç verilmemiş. Yani katili cezalandırmaya hakkınız yok(!)</p>
<p>Bu katil sizce özgür müydü yoksa onu cinayet işlemeye götüren <strong>ADIMLAR</strong> bir &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; midir? Rachel Corrie ya da Furkan&#8217;ı bu katilden ayıran tek şey şans mıdır?</p>
<p>Kendi hayatınızı gözden geçirin şimdi. Her yeni dönem bir öncekinin kaçınılmaz sonucu muydu? Başka bir okula gitseydiniz? Başka bir meslek seçseydiniz? Başka bir mahallede otursaydınız bugün hayatınız nasıl olurdu? Bu &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; bu <strong>ADIMLAR</strong> yabana atılacak <strong>ADIMLAR</strong> değil.</p>
<p><strong>Adımlardan oluşan bir rastlantılar zinciri</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14429" title="karda_yuruyus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif" alt="" width="250" height="188" /></a>Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava soğuk. Uzun süredir kesintisiz yağan kar evleri, yolları, kaldırımları kaplamış. Şehir bembeyaz bir örtünün altında. Sabit bir hızla karda yürüyorum. Ayaklarımdaki botlar karın üzerinde izler bırakıyor. Eşit büyüklükte, simetrik izler bunlar: Sağ, sol, sağ, sol,&#8230;  Ben gittikten sonra buraya gelip izlerimi görmüş olsanız nereden gelip nereye gittiğimi görebilirsiniz. Hatta izlerin derinliğine bakarak ağırlığımı, yürüme hızımı kestirebilirsiniz. Ayak izlerime basarak ters yönde yürüdüğünüzü farz edin bir an için. Geçmişe yapılan bir yolculuk gibi. Oysa bu &#8220;zaman yolculuğu&#8221; ancak bir vehim olabilir. Çünkü hareketlerimin karda bıraktığı izler hareketimin kendisi değil. Hareket ettiğim esnada dinamik bir süreç var. Her an fikir değiştirebilirim. Durabilirim, koşabilirim, kendimi yere atıp karlarda yuvarlanabilirim. Oysa hareket olup bittikten sonra &#8220;geçmiş olan sürenin&#8221; Mekân&#8217;daki izleri dinamik değil. Tersine. Sayılabilir, ölçülebilir, objektif olarak gözlenebilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14430" title="gelecek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif" alt="" width="246" height="247" /></a>Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp <strong>BAK</strong>tığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Hayatın önemli seçenekleri birer köşe başı gibi. Suçlarımız, başarılarımız, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekânlaşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil!</p>
<p>Nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken <strong><em>&#8220;geriye dönüp bakmak&#8221;</em></strong> demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor.</p>
<p>Yarın güneş yükselirken yerdeki karlar eriyecek. Çünkü karın &#8220;özü&#8221; olan su ısındıkça sıvı hale geçecek. Su molekülleri özgür iradeye sahip değiller. Dünyanın neresinde olursa olsun suyun parametrelerine baktığımızda onun geleceğini ön<strong>GÖR</strong>ebiliriz. Yani sıcaklık, hava basıncı vb koşulları gözleyerek suyun donacağını, eriyeceğini, buharlaşacağını söylemek mümkün. Geçmişe &#8220;dönüp baktığımız&#8221; gibi geleceği de <strong>GÖR</strong>ebiliyoruz, hızlandırarak&#8230; Hatırlayın: Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil. İşte bu yüzden &#8220;Sirk aslanı artık avlanmayı unuttu&#8221; diyorum. geçmişe <strong>BAK</strong>arken Mekânlaştırdığımız hatıralarımız yüzünden geleceği de bir <strong>mümkün yollar haritası</strong> sanıyoruz. Sanki geride bıraktığımız ayak izlerine benzer, önceden çizilmiş yollar varmış gibi tahayyül ediyoruz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14433" title="dikiz_aynasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg" alt="" width="244" height="173" /></a>Geçmişte aldığımız kararlara bakarak bir harita çizmek ve geleceğin de bir tür harita olduğunu sanmak&#8230; Adeta dikiz aynasından gerideki yola bakarak öndeki virajları, kavşakları tahmin etmeye çalışan bir sürücü gibi yaşıyoruz hayatı. Özgür olduğumuzu tam anlamıyla bilMEdiğimiz için bu özgürlüğü yaşayamıyoruz! Önceden çizilmiş yolların içinden seçme özgürlüğünü savunurken deterministlere karşı çıkmış olmuyoruz aslında. Bir başka tür determinizmin tuzağına düşüyoruz! Neden?</p>
<p><strong>Gelecek olan olaylar GEL-meden önce  neredeler?</strong></p>
<p>Tic-Tac-Toe oyununu bilirsiniz sanırım. Hani bizde taşlarla oynanan oyun.Üç taşı dokuz kare içinde bir çizgi olacak biçimde taşlarını ilk dizen kazanır. Kâğıt üzerinde oynuyorsanız çarpı ya da yuvarlak yaparsınız. İşte <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"><img class="size-medium wp-image-14431 alignleft" title="tic_tac-toe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg" alt="" width="111" height="79" /></a>bu oyunda Zaman&#8217;ı anlamak için işimize yarayacak bir şey var: Her kararınız neticesinde oyun durum<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> değiştirir. Tabi rakibinizin kararları da aynı biçimde durum değişikliği yapar oyunda. Basit bir oyundur Tic-Tac-Toe ve bir kaç kez oynadıktan sonra hep aynı durumlar arasında gezindiğinizi fark edersiniz. Yani bütün yapabilecekleriniz önceden belirlenmiştir, oyunun kuralları her durumu <strong><em>&#8220;determine&#8221;</em></strong> etmiştir. Bütün mümkün durumları bir tür harita üzerinde temsil edebilirsiniz. Bu sebeple oyunu kazanmak demek<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> rakibinizi bu harita üzerinde size uygun karelere getirmektir.</p>
<p>Bu renkli &#8221;haritaya&#8221; (2) bakın meselâ. Her biri 9 muhtemel hamleyi içeren kareler durumları temsil ediyor. Çizgiler ise durumlar arasındaki muhtemel geçişleri.  Oyun süresi renkli &#8220;zaman dilimlerine&#8221; ayrılmış. +100 yazan yerler <strong><em>Oyuncu X</em></strong> için kazanç, -100 yazan yerler ise kayıp. Bazı durumlarda oyunun kilitlendiğini, haritada bir  çıkmaz sokak oluştuğunu da görüyorsunuz. (<em>Büyük görmek için üzerine tıklayabilirsiniz</em>)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14432" title="gelecek_haritasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif" alt="" width="249" height="186" /></a>Mekânlaştırılmış bir Zaman var önünüzde. Sarı, mavi ve yeşil bantlarla temsil edilen, eşit kalınlıktaki bantlar homojen, tekdüze bir Zaman algısı oluşturuyor. Yukarıdan aşağıya doğru indikçe akan Zaman&#8217;ı daha doğrusu Zaman&#8217;ın kâğıt/ekran mekânındaki gölgesini görüyorsunuz.</p>
<p>Bu haliyle şema hatalı mı? Kesinlikle değil. Yaşantınız, düşünceleriniz Tic-Tac-Toe oynamaktan ibaret ise bu şema yeterli. Zira bütün kararlar, ihtimaller, sebepler, sonuçlar ve tabi hamlelerden oluşan Zaman mükemmel biçimde temsil ediliyor. <strong>GELECEK KONTROLÜNÜZ ALTINDA</strong>. Ama bir tehlike var: Modeller, şemalar hızla alışkanlık hatta bağımlılık yapar!</p>
<p>Hayatı, hayattaki kararları, sebepleri ve sonuçları bu biçimde düşünmek gerçek hayatı ÖZGÜRCE yaşamaktan çok daha kolay. Bu sebeple insan işini kolaylaştırmak için kurduğu modelleri Hakikat&#8217;in kendisi sanmaya başlayabilir bir süre sonra. Çünkü müstakbel kararları öteki insanlarla oturup tartışmak gerek. Çünkü müstakbel kararların muhtemel sonuçlarını, getirilerini hesaplamak gerek. Projelendirmek gerek hayalleri, düşleri. Kim ne yapacak? Kaça mâl olacak? Kim ödeyecek? İşler ters giderse ne olacak? Bir &#8220;B&#8221; planı yok mu?</p>
<p>Bütün bu meşru ihtiyaçlardan dolayı insan istikbal algısını, hislerini, düşlerini objektif biçimde ifade eder. Dinamik ve sübjektif bir hissiyat olan Zaman bir de bakmışsınız ki objektif bir algı olan Mekân cinsinden yazılır olmuş. Günler, aylar, yıllar takvimlere sığmış. Söylenemezleri kelimelere hapseden insan bu noktadan sonra &#8220;köpek&#8221; kelimesinin havladığını duyar gibi olur, &#8220;ekmek&#8221; kelimesiyle karnı doyacak sanabilir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; ne zaman baksan sakatlık sebebinin aynı olduğunu görürsün ki bu onların lafız hakkında saplandıkları yanlış kanı olup lafız üzerinde gerçekleşen her şeyi onun lafız olmasına bağlamışlardır. Lafzın özüne ait olan niteliklerle anlamında beliren özel bir durumdan lafza kazandırılan nitelikleri birbirinden ayıramazlar&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> sf. 338, Abdülkahir el-Cürcani)</p>
<p>Mekânlaşmış bir Zaman vehmi bu noktada başlar işte. Karda yürürken özgürce atılan ADIMLARIN Mekân&#8217;da bıraktığı  izler yürüyüşün kendisi zannedilir. Bu objektif, bu tekdüze ayak izlerine bakarak determinist der ki: <strong><em>&#8220;Her adım bir sonrakini kaçınılmaz kılıyordu, belliydi sonunda böyle olacağı&#8221;</em></strong>. Deterministe karşı çıkan ise <strong><em>&#8220;hayır!&#8221;</em></strong> der. Sağa gitmiş ama isteseydi sola da gidebilirdi. Bunu duyunca zannedersiniz ki gelecek GEL-meden önce vardı. Hatta birden fazla gelecek, muhtemel GEL-ecek-LER vardı ve bir <strong><em>&#8220;mümkünatlar dolabının&#8221;</em></strong> çekmecelerinde insanlarca seçilmeyi bekliyorlardı.</p>
<p>Mekânlaştırılan Zaman&#8217;ın artık Zaman olmaktan çıktığını çok basit bir şekilde ifade eden şu örnekle makalemizi bitirelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sonsuz uzunlukta düz bir çizgi hayal edin. Maddî varlığı olan bir A noktası bu çizgi üzerinde hareket ediyor olsun. Bu nokta kendisi hakkında şuur sahibi olursa hareketten kaynaklanan bir değişiklik hissedecektir. Bir süreklik, birbirini takip eden bir şeyler algılanacaktır. Peki bu süreklilik bir çizgi şeklinde midir? Eğer çizginin dışına çıkıp çizgiye, çizgiyi oluşutan noktaların bir kaçına birden bakabilecek bir noktaya gelebilirse evet. Fakat aynı sebeple Zaman&#8217;ı değil hissettiği değişikliklere tekabül eden güzergâhı yani Mekân&#8217;ı görecektir. Zaman&#8217;ı tıpkı Mekân gibi tahayyül edenlerin yaptığı hata tam da bu. Hissiyatımızı, nefsanî hallerimizi bir zincir ya da bir çizgi oluşturacak şekilde peşpeşe tahayyül ediyorlar. Mekân&#8217;ı bütünüyle, üç boyutuyla düşünmüyorlar tabi. Oysa içinde hareket ettiği bir çizgiyi seyretmek için onun dışına çıkmak, ondan bir parça uzaklaşmak gerekir. Çizginin etrafındaki boşluğun ve boşluğu ihtiva eden üç boyutlu Mekân&#8217;ın şuurunda olmak gerekir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Eğer A noktası bu üç boyutlu uzayın şuurunda değilse (ki bizim Zaman&#8217;a göre durumumuz budur) geçip gittiği hallerin peşpeşe gelişi onun için bir çizgi olmayacaktır. Bunun yerine hissiyatı dinamik olarak birbirine eklenecektir. Tıpkı bizi dinlendiren bir müziği dinlerken notaların birbirine eklenmesi gibi. Yani Süre kavramı gibi müziği de göremezsiniz, müziği ancak yaşarsınız. Özetle Süre niteliksel değişimlerin birbiri içinde eridiği, birbiriyle karıştığı bir takipten başka bir şey değildir. Kenarları kesin hatlarla çizilmiş değildir. Cisimler gibi birbirlerini dışlayacak bir varlıkları yoktur bu hislerin, haliyle sayılamazlar, ölçülemezler. Bunun için Süre Mekân gibi tekdüze değil tersine heterojendir. Süre&#8217;ye en ufak bir tekdüzelik atfetmeye kalktığınızda Zaman&#8217;dan çıkarsınız, Mekân&#8217;da bulursunuz kendinizi&#8230;.&#8221;</em> (<a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>, Henri Bergson)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İlham Kaynakları (Önem sırasına göre):</span></strong></p>
<ul>
<li>Zaman algısı ve Zaman&#8217;ın kavramsallaştırılması<em> </em>hakkında <a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>:  <strong>Henri Bergson</strong>&#8216;un 1888′de yazdığı doktora tezi.</li>
<li>Göz, algı ve akıl ile ilgili fikirler hakkında <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=119267">Telhîsu Kitabi&#8217;n-Nefs</a> <em>:</em> Aristoteles&#8217;in Peri Psûkhe (De Anima) kitabı üzerine <strong>İbn Rüşd</strong>&#8216;ün yazdığı Orta Şerh<em>.</em></li>
<li>Etik sorgulamalar ve Özgür irade-Akıl-Ahlâk ilişkisi hakkında<em> </em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=464529">Kötülüğün Sıradanlığı Eichmann Kudüs&#8217;te</a><em> :</em> <strong>Hannah Arendth</strong> (Kitabın arka kapağından: <em>&#8221; [...] Nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına, ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Karl Adolf Eichmann&#8217;ın Kudüs&#8217;teki yargı sürecini ele alıyor. Yahudi soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann&#8217;ın <strong>sadist bir canavardan ziyade, normal, hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğuna</strong> dikkat çeken Arendt, özellikle düşünme ve muhakeme yetisinin kaybolmasıyla birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.&#8221;</em>)</li>
<li>Kelime ve kavramların düşünce ile ilişkisi hakkında <strong>Abdülkahir el-Cürcani</strong>&#8216;nin <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> adlı eseri. (Kitaptan bazı alıntılar: <em>&#8220;Anlamlar artmaz, ancak lafızlar artar [...] Tek tek kelimelerde fesâhatten söz edilemez. Fesâhat, ancak kelimelerin birbirine eklenmesiyle ortaya çıkar&#8221;</em> )</li>
<li>Mantık ve Dil-Mantık ilişkisi ile Mekân&#8217;ı algılama, akletme hakkında <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html">Makasıt-ül Felasife </a><strong> Gazâlî Hazretleri</strong>. (Müellifin önsözünden: <em>&#8220;&#8230;felsefecilerin tutarsızlıklarını, görüşlerinin çelişikliğini, karıştırmalarını ve sapmalarını açığa çıkaracak anlaşılır bir kitap yazmak istiyorum. Mezheplerini tanıtmadan, inançlarını öğretmeden sana yardım etme umudu yoktur. Algılama biçimlerini öğrenmeden görüşlerinin yanlışlığı üzerinde durmak imkansızdır. Bu, yanlışlığa ve cehalete atılmaktadır. Felsefecilerin, tabii bilimler, ilahiyat ve mantık bilimlerindeki amaçlarını ve tutarsızlıklarını aralarında hak batıl ayrımı yapmaksızın açığa çıkaracak veciz bir eser sunmak istiyorum. &#8230;&#8221;</em>)</li>
</ul>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1°</strong> Jonathan Littell&#8217;in <a href="http://thekindlyones.wordpress.com/">The Kindly Ones</a> adlı romanından alıntı. Orjinali sanıyorum Fransızca yazılmıştı, &#8220;<em><a href="http://www.gallimard.fr/catalog/html/clip/A78097/index.htm">Les Bienveillantes</a></em>&#8221; ismiyle yayınladı. Fransa&#8217;da büyük başarı elde etti, ödüller aldı. Hassas insanlara tavsiye edemeyeceğim derecede hemoglobin içeriyor. Roman hatıra tarzında yazılmış. Mesleği Yahudilere eziyet etmek olan (kurgu) bir Nazi&#8217;nin, SS subayı Maximilen Aue&#8217;nin hatıralarından oluşuyor.</p>
<p><strong>2°</strong> Karar matematiğinde, oyunlar teorisi alanında, yöneylem araştırmaları, Markov zincirleri, FSM (Finite State Machine) ve daha bir çok diyagram/şema vb bu tür gösterimler kullanır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman’ın Işığında Hareket Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 21:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14377</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-14379" title="sehir-1-yavas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif" alt="" width="200" height="150" /></a>&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14380" title="sehir-1-cok-cok-hizli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif" alt="" width="200" height="150" /></a> <strong>Sunuş:</strong> Okuyacağınız çeviri Henri Bergson&#8217;un 1888&#8242;de kaleme aldığı doktora tezi <em><strong>Essai sur Les Données Immédiates de la Conscience</strong></em>&#8216;tan alındı. İnsan&#8217;ın şuuru, Zaman&#8217;ı hissedişi ve Hareket kavramı konusundaki bu metinden gerektiği gibi istifade edebilmek için <a href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/">Zaman Nedir?</a> kategorisinde daha önce yayınladığımız &#8220;<a title="Permanent Link to Varlık bir harftir, sen onun anlamısın" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/24/varlik-bir-harftir-sen-onun-anlamisin-zaman-isiginda-ben%e2%80%99lik-meselesi/">Varlık bir harftir, sen onun anlamısın</a>&#8221; isimli makaleyi okumakta büyük fayda var.</p>
<p><strong>Tercüme Notu: </strong>Tercüme yaparken çoğu kez ya şekle ya da mânâya ihanet etmek gerekir. Bir İtalyan deyişinde isabetle söylenildiği gibi <strong>&#8220;tercüme etmek hainliktir&#8221;</strong>. Düşünce yazılarında bu &#8220;ihanet&#8221; daha da büyür. Bergson&#8217;un bu metnini tercüme ederken mânâya sadık kalmak uğruna çok serbest bir çeviri yaptım. Bergson Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülmüş bir matematikçi ve filozoftur. Yazdığı metinlerde felsefî derinliğin yanı sıra kâh romantik aşk şarkılarını kâh gurbet türkülerini hatırlatan bir güzellik, bir tatlı hüzün <span id="more-14377"></span>vardır. Berrak bir Fransızcada yazılmış olmasına rağmen bir çok satırı Türkçeye uyarlamak için yeniden yazmak kaçınılmaz oldu. Ara başlıklar da bana ait. Orijinal metnin çok güzel kelime oyunları, benzetmeler içerdiğini söylemeden geçemeyeceğim. (MY)</p>
<p><strong> </strong><strong>Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktasında ne var? (Henri Bergson)</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14382" title="hareket-zaman-bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg" alt="" width="170" height="257" /></a> Sarkaçlı bir saatin kadranında akrep ve yelkovanı izlediğimde, sarkacın salınımlarına tekabül eden bir harekete bakıyorum. Genel kanının aksine süreyi ölçmüyorum; tekabüliyetleri yani <strong>&#8220;yolların kesişmelerini&#8221;</strong> sayıyorum ki bu ikisi aynı şey değil.</p>
<p> Benim dışımdaki mekânda saat kollarının ve sarkacın sadece tek bir konumu var çünkü geçmiş konumlardan bir iz yok. İçimde şuurumun, nefsimin değişik halleri birbirine karışmakta ve gerçek mânâda yaşanan süreyi oluşturmakta. Ben bu mânâda yaşadığım içindir ki sarkacın şu anki hali ile aynı anda &#8220;geçmiş&#8221; adını verdiğim salınımlarını zihnimde temsil ediyorum.</p>
<p> Gelin bu salınımları düşünmekte olan Ben&#8217;i silelim. Tek bir konum kalır elimizde, süre, yaşam yok olur. Ya da sarkacı ve salınımlarını yok sayalım. Elde kalan Ben&#8217;in öznel yaşantısı kalır ki tekdüze, homojen bir biçimde temsil edilemez, sayılarla, ölçme ile, dış dünya ile ilgisi kalmaz.</p>
<p> Gördüğünüz gibi bizim Ben&#8217;imizde bir süreklilik, bir süre, bir yaşam var. Bu süre parçalardan oluşmuyor, birbirinden kesin sınırlarla ayrılan, ipe dizilmiş boncuklar gibi bağımsız değil.</p>
<p> Ben&#8217;in dışında ise Mekân&#8217;daki cisimler gibi birbirine karışmayan &#8220;anlar&#8221;  var ki bu kutucukların, bölmelerin bir sürekliliği yok. &#8220;Birbirine karışmayan&#8221; diyorum çünkü şimdi var olan salınım bir önceki ile kesinlikle karışmıyor çünkü yenisi varken eskisi yok. &#8220;Süreklilik yok&#8221; diyorum çünkü süreklilik sadece şuurlu biçimde salınımları gözleyen, hafızasına kaydeden biri için vardır. Yani salınımları zihnen birbirine ekleyerek hatırlayan biri için. Bu &#8220;ekleme&#8221; işi ise ancak hayalî bir mekânda yapılabilir. Ne sarkacın salındığı mekân ne de gerçek sürenin hissedildiği şuura ait olmayan, tâlî bir mekân söz konusu. Bölünme, kutulanma olmadan yaşadığımız gerçek süre ile bu kutulanma arasında fizikçilerin &#8220;osmos&#8221; dedikleri türden bir alış-veriş meydana geliyor. Kesafet bakımından daha yoğun olan Madde&#8217;den Mânâ&#8217;ya, Mekân&#8217;dan Zaman&#8217;a &#8220;akıveren&#8221; bir şeyler aklımızı aldatıyor sanki.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg"><img class="size-full wp-image-14384 aligncenter" title="hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg" alt="" width="496" height="101" /></a></p>
<p> Bizim şuurlu yaşantımıza dair duygularımız, sevinç ve üzüntülerimiz aslında birbirine karışarak yaşansa da hissedilmenin en güçlü olduğu ya da başladığı/bittiği anlara tekabül eden salınımları var sarkacın. Bu tekabüliyet sebebiyle gerçek hayatımızın BÖLÜNEMEZ renkleri, çalkantıları arasında da sarkaç salınımları gibi kesin ayrımlar görüyoruz. Sarkacın kesin biçimde bölüp ayırdığı kutucuklar içine hapsediliyor yaşam süremiz. Kelimelerin mânâyı kristalleştirip hapsetmesi gibi saat kolları, takvim yaprakları da gerçek hayatı sabit, objektif simgelere hapsediyor. Zaman&#8217;ı mekânlaştırıyoruz.</p>
<p> Tekdüze, homojen bir iç-Zaman fikri buradan geliyor. İç  dünyamızda ve şuur altımızda birbirine karışarak akan zaman akıntılarını adeta mekândaki cisimler gibi vehmediyoruz. Sarkacın salınımlarından biri oluşurken diğeri kaybolduğundan bu varlık-yokluk süreci kendimizi algılama şeklimizi doğrudan etkiliyor. Gözlerimiz üzerinden şuurumuz da Mekân ile terbiye oluyor ama aynı zamanda şuurumuz tabiatına aykırı bir yönde eğilip bükülüyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14385" title="zaman_muzik_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg" alt="" width="227" height="416" /></a> <strong>H</strong>a<strong>F</strong>ı<strong>Z</strong>amız salınımları MuHaFaZa etmekle kalmıyor, onları organize ediyor, sıralıyor. Kısaca sarkacın salınımlarını &#8220;depolamak&#8221; için 4cü bir boyut ta<strong>S</strong>a<strong>VV</strong>u<strong>R</strong> ediyoruz. Ama bu 4cü boyut Zaman değil Mekân&#8217;a dair. Bu boyut sayesinde aynı yerde oluşmasına rağmen salınımlar sonsuza kadar <strong><em>&#8220;üst üste konabiliyor&#8221;</em></strong>. Mekân&#8217;ın değişik hallerini tekdüze biçimde sıraladığımız için de bu tekdüze, homojen &#8220;zaman&#8221; Hakikî Zaman&#8217;ın yerini alıyor. Oysa sadece sanal bir zaman söz konusu. Faydalı. Ama bu VAR sanılan, SANAL zaman özünde zihinsel bir inşaattan ibaret ve tabiatı gereği Zaman&#8217;a değil Mekân&#8217;a dair.</p>
<p> Sanal ile Gerçek arasındaki ayrımı net bir biçimde yapmaya kalkarsak?</p>
<p> Süresiz, yaşamsız gerçek bir Mekân var. Olaylar Hakikat&#8217;in birer yansıması olarak görünüp kayboluyor bu Mekân içinde. Bu görünüp kaybolmalar şuurumuzun, nefsimizin değişik hallerine tekabül ediyor. Bundan başka gerçek bir süre var. &#8220;Anları&#8221; hem tekdüze değil hem de birbirine geçmiş ama her biri dış dünyanın bir haliyle yaklaşık olarak eşlenebilir. Tekabüliyet derken bunu kasdediyoruz. İşte bu yaklaşık eşleşme dolayısıyla gerçek sürenin, yaşamımızın &#8220;anları&#8221; birbirinden SANAL olarak ayrılıyor.</p>
<p> Bahsettiğimiz bu iki gerçeğin (Mekân ve Yaşam) karşılaştırılması neticesinde sürenin temsilî bir ifadesi doğuyor ki aslında Mekân&#8217;dan elde edilmiş bir temsil bu. Yani bizim Zaman&#8217;a dair algımız Zaman&#8217;ın gerçeğine değil iki gerçeklik arasında kurduğumuz ilişkiye dayanıyor. Bu ilişkiyi Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktası olarak da görebiliriz.</p>
<p> <strong>Hareket Kavramı</strong></p>
<p> Buraya kadar sunduğumuz tahlil yöntemini şimdi Hareket&#8217;e uygulayalım. Hareket görünüşte homojen bir sürenin simgesi gibidir ama tahlil neticesinde benzeri bir ayrışmaya tanık olacağız.</p>
<p> Genellikle Hareket&#8217;in Mekân içinde vuku bulduğunu söyleriz. Homojen hareketin bölünebilir olduğu iddia edildiğinde hareket eden cismin güzergâhı yani mekânı anlaşılır. Yani güzergâh ile söz konusu hareketin kendisi birbirine karıştırılmış ya da bir tutulmuş olur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14386" title="suur_hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg" alt="" width="186" height="274" /></a> Elbette hareketli cismin ilerleyen konumları bir yer kaplar boşlukta. Ama bir konumdan diğerine geçişi yani süreyi gerçekten kaplayandır Hareket&#8217;in kendisi. Bu anlamda Hareket sadece şuurlu bir izleyici için vardır ve Mekân&#8217;a dair değildir. Hareket bir <strong>ŞEY</strong> değil bir süreçtir: Bir noktadan diğerine <strong>GEÇİŞ</strong> olan Hareket zihinsel bir sentez, psişik bir süreçtir ve bu süreç Mekân&#8217;da yer kaplamaz. Mekân&#8217;da sadece cisimler, mekân parçaları bulunabilir. Mekân parçalarından birini hareketli olarak kabul edersek mekânsal anlamda elde edeceğimiz sadece bir konum olacaktır. Eğer şuurumuz konum dışında bir şey algılıyorsa bu peşpeşe gelen konumları hatırladığını ve bir sentez yaptığını gösterir.</p>
<p> Peki şuurumuz bu sentezi nasıl yapıyor? Bunun tek yolu hatırlanan konumları tekdüze, homojen bir ortamda, sanal bir mekânda yeniden birleştirmek olacaktır. Aksi takdirde gözlenen hareketi bir hareket olarak &#8220;görmek&#8221; için yeniden ve yeniden sonsuza kadar sentezler yapmak gerekli. Netice olarak hareketi görmemiz ve anlamamız ancak hafıza ile olur. Nasıl ki bir melodiyi duymak için önceki notaların bellekte tutulması gerekiyorsa aynı biçimde konumların zihnen muhafaza edilmesi gerekir.</p>
<p>İşte bu sebeple Hareket&#8217;in peşpeşe gelen konumlardan ibaret  olduğunu iddia etmek gerçekte Hareket&#8217;ten hareketliliği çekip çıkarmak anlamına gelir. [...] Özetle Hareket kavramına bakarken ayırd edilmesi gereken iki nokta var: Güzergâhın içinde bulunduğu mekân ve bu yolu geçmek için gerçekleştirilen eylem. Peşpeşe gelen konumlar ve bu konumların sentezi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"></a> Bunlardan birincisi <strong>NİCELİK</strong>, homojen bir miktar. İkincisi sadece şuurumuzda gerçeklik bulan bir <strong>NİTELİK</strong>, bir kalite. Bir kez daha &#8220;osmos&#8221; benzeri bir durum ile karşılaşıyoruz. Nitelik-sel bir hareketlilik hissi ile bu hareket sayesinde katedilen,sayısal, nicelik türü, miktar-sal, mekânsal bir yolun temsil edilmesi, simgesel ifadesi. Bu ikisi birbirinin yerini alıyor.</p>
<p> Hareket olgusuna katedilen yolun bölünebilirliğini atfediyoruz ki aslında eylemler değil şeyler, cisimler bölünebilir sadece. Bu şekilde dinamik, eylemsel bir kavram olan hareket ile statik, mekânsal şeyler olan cisim, güzergâh, yol gibi kavramları aynı şekilde düşünmeye zorluyoruz aklımızı. Bu zorlama Tabiat&#8217;a aykırı olduğundan bizi yanılgıya götürüyor.</p>
<p> <a title="Elealı Zeno" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eleal%C4%B1_Zeno">Elealı Zeno</a>&#8216;nun önerdiği Akhilleus<em> </em>ve kaplumbağa paradoksu(!) bu kavram karmaşasının en güzel örneklerinden. Hatırlatmak gerekirse :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yunan kahramanı Akhilleus&#8217;un kaplumbağa ile bir yarış yaptığını hayal edelim. Çok iyi bir koşucu olduğu için Akhilleus kaplumbağa&#8217;nın belirli bir mesafe, örneğin yüz metre, ileriden başlamasına izin verir. Eğer her ikisinin de sabit hızlarda koştuğunu düşünürsek (biri sabit yüksek bir hızda, diğer sabit düşük bir hızda), belirli bir süre sonra Akhilleus yüz metre koştuğunda, kaplumbağanın başladığı yere gelmiş olacaktır; bu süre boyunca kaplumbağa da küçük de olsa belirli bir mesafe ‘koşmuştur&#8217;, örneğin 1 metre. Akhilleus bir süre sonra bu mesafeyi de tamamladığında, o süre zarfında kaplumbağa yine küçük de olsa bir mesafe ilerlemiş olacaktır ve bu böyle devam edecektir. Böylece, Akhilleus ne zaman kaplumbağanın varmış olduğu bir noktaya varsa, daha hâlâ gitmesi gereken bir mesafe kalmış olacaktır. Bu nedenle Zeno Akhilleus&#8217;un kaplumbağayı hiçbir zaman geçemeyeceğini söylemiştir.&#8221; (</em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeno%27nun_paradokslar%C4%B1"><em>Türkçe kaynak</em></a><em>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-14388" title="hareket_zaman_paradoks" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif" alt="" width="266" height="104" /></a></p>
<p> Pratikte kaplumbağayı geçen Akhilleus&#8217;un teoride geri kalması elbette matematik ya da fizik kanunlarının yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Bu tutarsızlığı bir paradoks olarak sunan Elealılar iki şeyi birbiri ile karıştırıyorlar. Mekân ve Eylem. Mekân&#8217;ın parçaları sonsuza kadar bölünebilir, meselâ bir çizgi üzerindeki iki noktanın arası. Oysa Eylem, burada Akhilleus&#8217;un adımları, mekân gibi homojen kabul edip bölmeye kalktığınızda anlamını yitirir. Paradoks gibi görünen bu sorudaki kavramsal hata Akhilleus&#8217;un adımlarını homojen, mekânsal, sonsuza kadar bölünebilir kabul etmek ve bu adımları parçaladıktan sonra kaplumbağa adımlarıyla yeniden sentezlemeye kalkmaktır. Gerçekte bir paradoks yok ama farklı tabiatlara tabi iki gerçekliği aynı potada eritmeye kalkışan insanların içlerine düştükleri bir kavram karmaşası var.</p>
<p> <strong>Hız kavramı</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14387" title="zaman_nedir_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket-222x300.jpg" alt="" width="222" height="300" /></a> Hareketin hızını ölçmek aslında bir tekabüliyeti saptamaktan ibarettir. Hesaplara, formüllere bu hızı dahil etmek demek müstakbel tekabüliyetleri öngörmek için kolay bir yoldur. Bu şekilde Akhilleus&#8217;un ve kaplumbağanın belli bir anda bulunacağı konumları ya da yollarının kesişeceği yerleri hesaplamakla ilgilendiği müddetçe Matematik&#8217;in konuşması meşrudur. Ama iki kesişme arasında olanı, bir eylemi, bir hareketi sentezleme yoluyla yeniden inşa etmeye kalktığında Matematik haddini aşmış olur. Zaten gerçek harekete yaklaşmak istedikçe kesişme sayısını sürekli arttırma ihtiyacı doğması da matematikçiyi uyandırmalıdır bu konuda. Matematikçi sabit şeyleri sentezleyerek eyleme, harekete ulaşamaz. Üstelik bu örneklemeyi sonsuza doğru arttırsanız da bu mümkün değildir. Çünkü Mekân&#8217;ın <strong>SABİT</strong> parçalarıyla Zaman&#8217;ı <strong>DİNAMİZMİNİ</strong> sentezleyemezsiniz. <em>[Parçalayıcı Zekâ kavramı için </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><em>Derin Göz</em></strong></a><em> kitabında <strong>Kuşların Sırrı</strong> isimli bölüme bakılabilir.]</em></p>
<p> Özetle Hareket&#8217;in dahilinde statik olan, homojen, tekdüze, bölünebilir tek bir şey vardır, o da güzergâhtır, yoldur, tabiat itibariyle Mekân&#8217;a dairdir. İşte tam da bu sebeple bilim Hareket&#8217;i konu aldığında öncelikle içindeki en dinamik ögeyi yani Zaman&#8217;ı elemek ister. Zaman kavramı bilim için bir sorundur. [Bkz. <a title="Permanent Link to Fizikçilerin Zaman'ı" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/">Fizikçilerin Zaman'ı </a>]. Bunu anlamak için mekanik ya da astronomide Zaman&#8217;ın &#8220;kullanılışına&#8221; bakmak yeterli.</p>
<p> Mekanik kitapları daha baştan Süre&#8217;yi tarif etMEyeceklerini, sadece sürelerin eşitliği ilkesini temel alacaklarını beyan ederler. Buna göre: <strong><em>&#8220;iki zaman aralığının eşit olması için birbirinin aynı olan iki cismin, aynı koşullar altında ve aynı etkiler karşısında aynı mesafeyi katetmesi gerekir.&#8221;</em></strong></p>
<p>Bir başka deyişle hareketin başladığı anı not edeceğiz yani dış dünyadaki, Mekân&#8217;daki bir değişiklik ile iç dünyamızdaki hareket algısının kesiştiği tekabüliyeti. Sonra aynı şekilde hareketin bitişi olan yeni bir <strong>DIŞ-İÇ</strong> kesişimini. Sonra katedilen yolu ölçeceğiz ki zaten ölçülebilir olan tek şey de budur. Yani Süre ya da Zaman değil Mekanik&#8217;in kapsamında olan, Mekân ve tekabüliyetler, kesişimler.</p>
<p> Bir olayın belirli bir T zamanı sonunda ortaya çıkacağını söylemek şuurumuzun o olay meydana gelene kadar belli bir sayıda tekabüliyete şahid olacak demek.[...] Şöyle düşünelim, Kâinat&#8217;ın bütün hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsalar fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır.</p>
<p> Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-14389 aligncenter" title="hareket_dans_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg" alt="" width="499" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Zaman’ın Işığında Özgür İrade</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 09:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14366</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp baktığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Önemli seçenekler, elde ettiklerimiz, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekân&#8217;laşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Peki nereden geliyor bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;&#8230;Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp baktığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Önemli seçenekler, elde ettiklerimiz, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekân&#8217;laşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Peki nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken &#8220;geriye dönüp bakmak&#8221; demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor&#8230;..&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (6)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 08:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13913</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat: Hassas insanları rahatsız edebilecek fotoğraflar içeren bir yazı okuyorsunuz.

Ünlü fotoğrafçı Robert Capa&#8217;nın İspanya iç savaşında çektiği bir kare. Başından vurulan cumhuriyetçi milis silahını tutamıyor artık, güneşin kavurduğu kısa otların üzerine gölgesi düşüyor, yüzü sanki ifadesiz, gökyüzü bulutsuz, ufukta kayda değer bir şey görünmüyor. Sonradan kurgu olduğu iddia edildi bu fotoğrafın. Milisin gerçekte ölmediği, ölüyormuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dikkat: Hassas insanları rahatsız edebilecek fotoğraflar içeren bir yazı okuyorsunuz.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/robert-capa-ispanya-ic-savasi.jpg"><img class="size-full wp-image-13915 aligncenter" title="robert-capa-ispanya-ic-savasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/robert-capa-ispanya-ic-savasi.jpg" alt="" width="445" height="318" /></a></p>
<p>Ünlü fotoğrafçı Robert Capa&#8217;nın İspanya iç savaşında çektiği bir kare. Başından vurulan cumhuriyetçi milis silahını tutamıyor artık, güneşin kavurduğu kısa otların üzerine gölgesi düşüyor, yüzü sanki ifadesiz, gökyüzü bulutsuz, ufukta kayda değer bir şey görünmüyor. Sonradan kurgu olduğu iddia edildi bu fotoğrafın. Milisin gerçekte ölmediği, ölüyormuş gibi yaptığı söylendi. Tartışmaların neticesini bilmiyorum ama bu yazıyı okumaya başladığınızdan beri bu şüphe yüzünden resimle aranıza bir mesafe girdi değil mi? Yani askerin ölümünün &#8220;gerçek&#8221; olması ile &#8220;ölüyormuş gibi yapması&#8221; arasında fark var.</p>
<p><strong><em>-mış gibi yapmak</em></strong> insan yavrusunun çok küçük yaşlarda öğrendiği bir kabiliyet. Anne 6 aylık bebeğin karşısına geçip elleriyle yüzünü kapıyor, &#8220;üühüü&#8221; diyor. Anne ağlıyormuş gibi yaptığında bebek ilk defa tanışıyor bu <strong><em>&#8220;rol kesme&#8221;</em></strong> ile. Bazen riyakârlık diyoruz, bazen oyun, bazen sanat, yapmacık, <strong>ART</strong>-ifical:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Su içmek için elimi masanın üzerinde duran bardağa uzatıyorum. Bardağı kavrıyorum, ağzıma götürüyorum, suyun soğukluğunu hissediyorum ağzımda, yutkunuyorum. Şimdi dans ettiğimi <span id="more-13913"></span>hayal edin, koreografinin bir yerinde su içiyormuş gibi yapmam gerek. Yukarıda saydığım hareketleri yapıyorum ve seyircilerimin &#8220;içinde&#8221; su içerek serinleme hissini uyandırıyorum. Ne oldu? Gerçekten su içmek ile <strong>SEYİRCİ ÖNÜNDE</strong> su içiyormuş gibi yapmak arasında ciddi bir fark var: Sanat&#8217;a dahil olan hareket -ki hiç bir hareket Zaman&#8217;sız varolamaz- artık fayda amaçlı değil. Hareketin kendisi amaç, maksat, istenen, özlenen şey. Dans ederken de hareketin kendisi </em><em>Mu</em><strong>R</strong><em>a</em><strong>D! </strong>Dansta hareketin kendisi YARATI(LI)Ş, Dansta hareketin kendisi Zaman Kâğıdı&#8217;na yazılan yazı!&#8221; (<strong><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%E2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı -3-</a></strong>)</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat.jpg"><img class="size-full wp-image-13916 aligncenter" title="insan_olumu_zaman_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat.jpg" alt="" width="445" height="320" /></a></strong></p>
<p>Şimdi Capa&#8217;nın çektiği bu fotoğrafa bakan bir insana bakıyorum. Ölümle aramdaki mesafe iyice artıyor. Ölüyormuş gibi yapan bir adam, onun resmini çeken ve bu işten para kazanan profesyonel bir fotoğrafçı, paspartuya konmuş bir kare ve çerçevenin sağ tarafında kareyi açıklayan sergi etiketi, sergide bu fotoğrafa bakan gözlüklü bir ziyaretçi&#8230; Ve siz, bir internet sitesinde söz konusu ziyaretçinin fotoğrafına bakarak bu yazıyı okuyorsunuz.</p>
<p>Gerçekten ölmek ile &#8220;ölüm&#8221; kelimesini telaffuz etmek arasındaki mesafe büyük&#8230; Ya da ölmek ile ölen bir insanın fotoğrafına bakmak arasındaki mesafe. Acaba Zaman&#8217;ı durduran(?) bu kareler Ölüm&#8217;ü (=Hayat&#8217;ı) anlamaya yardım edebilir mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Elbette 21inci yüzyılın &#8220;modern&#8221; insanları için adına ölüm dediğimiz &#8220;korkunç&#8221; şeyin hayatı anlamlandırabileceğini kavramak kolay değil. Modern toplumlar <strong>toplumsal başarılarını</strong> ölçerken ölümü dolaylı veya dolaysız bir ölçüt olarak kullanıyorlar:</em></p>
<ul style="padding-left: 30px;">
<li><em>1) Ortalama yaşam süresi,</em></li>
<li><em>2) Bebek ve anne ölümleri,</em></li>
<li><em>3) Aşıyla önlenebilecek hastalıklardan ölenler,</em></li>
<li><em>4) Trafik kazaları,</em></li>
<li><em>5) İntihar oranları.</em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Özellikle batı şehirlerinde mezarların etrafı yüksek duvarlarla çevriliyor. Mezarlığa bakan evlerin kiraları daha düşük. Biz de Şişli mezarlığının girişine yazılan <strong>&#8220;Bütün nefisler bir gün ölümü tadar&#8221;</strong> ibaresi tepki almıştı yanlış hatırlamıyorsam. Modern yaşamın amacı gitgide ölümden kaçış olmaya başladı sanki. &#8220;Ömrü uzatan&#8221; ilaçlara, 100 yaşından fazla yaşayan insanlara medyada gösterilen ilgi de bunu işaret ediyor&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_2.jpg"><img class="size-full wp-image-13917 aligncenter" title="insan_olumu_zaman_sanat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_2.jpg" alt="" width="445" height="501" /></a></p>
<p>Zannediyorum yine Capa&#8217;ya ait bir kare. Bir başka iç savaşa ait haber fotoğrafı. Bu kez ölüm (?= ölü) gerçek .  Polemik yok, şüphe, dedikodu yok. Resmin siyah-beyaz oluşu çelişkili bir yolla yerdeki kanın kırmızılığının arttırıyor. Rastgele bir kırmızı olsaydı, bir elma, bir gül, bir bayrak ya da bir Ferrari&#8217;yi hatırlatabilirdi. Ama bu acımasızca siyah bir kan! Bakan kişinin aklındaki en korkunç, en ölümcül, en <strong><em>&#8220;kan kırmızıyı&#8221;</em></strong> çağırıyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13918" title="insan_olumu_zaman_sanat_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_3.jpg" alt="" width="178" height="200" /></a>Bir roman okuyorsunuz farz edin; <strong><em>&#8220;babam kanlar içinde yatıyordu&#8221;</em></strong> cümlesini okudunuz, irkildiniz, o adamın o anda ölmesini beklemiyordunuz. Gözünüzde bir dekor ya da bir kan rengi canlanmadı. Sizin öznel, sübjektif zihninizde olabilecek en korkunç bir cinayet hissi yaşadınız. Tüyleriniz ürperdi.</p>
<p>Aylar sonra duydunuz, o romanın filmi çekilmiş. Gittiniz. Çok beğenen onca arkadaşınızın aksine burun kıvırarak çıktınız. Neden? Film çekilirken azamî sayıda seyirciye cinayet hissi yaşatmak için herkes için aynı olan, objektif, genel, standart bir <strong><em>kan kırmızısı</em></strong> ile cinayet tasvir edildi de ondan.</p>
<p>Evet&#8230; Fotoğrafa geri dönelim. Kanın üzerinden yansıyan ışık ahşap sandalyeden yansıyan, kapıdan, pencereden karanlık odaya süzülen ışıklarla uyak yapıyor. Adeta bir şiirin uyakları gibi. Ressamların iyi bildiği <strong><em>&#8220;üç leke&#8221;</em></strong> kuralı bu. Fotoğrafçı Capa o kadar profesyonel ki ölmüş bir insanın karşısında bile mesleğinin inceliklerini unutmuyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_dd.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13919" title="insan_olumu_zaman_sanat_dd" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_dd.jpg" alt="" width="198" height="171" /></a>Eğer insana zoom yapmış olsaydı estetik bakımdan çok daha zayıf bir kare görecektik ve büyük ihtimalle basın ajansı o kare için para ödemeyecekti. Estetik, güzel değil. Bu tür fotoğraflar &#8220;estetik&#8221; ile &#8220;Güzellik&#8221; arasındaki DEVASA farkın belirginleştiği karelerdir. Ölmüş bir insana bakmanın hiç bir zevki olmadığı halde gözlerimizi çeken bir şey var: Netlik, zıtlıkların, yansımaların, abartmaların <strong><em>&#8220;önemli&#8221; </em></strong>olan şeyi ön plana çıkarması. Bir huzur evinde korku içinde ölümü bekleyenlerin her cenazede içlerinden  <strong><em>&#8220;oh! Bu sefer de sıramızı savdık!&#8221;</em></strong> diye gizlice sevinmeleri gibi bu estetizasyon yani çekici hale getirme (Ayrıntılı açıklama için bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/"><em>Ayıp sanat olur mu</em>?</a>). Paradoksal bir biçimde <strong><em>&#8220;ötekilerin&#8221;</em></strong> estetik ölümü bize kendi sonumuzu unutturuyor. Son zamanlarda moda olan Snatch tarzı mafya/şiddet komedilerinde de bu durum gözlenebilir sanıyorum. Ölüm kavramını &#8220;gülünç&#8221; hale getirerek kendi ölümümüzle aramıza mesafe koymamız teklif ediliyor gözlerimize (yani aklımıza). Tabi gerçekte Ölüm&#8217;ün sebebidir parodisi yapılan, Ölüm&#8217;ün kendisi değil. Ama çabanın yönü sanırım bu&#8230; Geçelim.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9638" title="hopper21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<p> Bir önceki kareye bakarak daha fazla Zaman var burada. Resimin içi Zaman dolu dolu. Edward Hopper&#8217;ın tablolarında görmeye alıştığımız iç mekân / dış mekân ayrımı ve bu mekânlar arasında ışık üzerinden gerçekleşen bir etkileşim var. (Bkz. <a title="Permanent Link to Boşluk aynası ve Edward Hopper: Sanat'ta Ayrıntı(8)" href="http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/">Boşluk aynası ve Edward Hopper</a>). Bütün bu görsel zenginlik sebebiyle gözlerimiz resme bakmıyor, adeta okuyor, detay detay: Adamın giysileri bir üniforma mı? Dışarıdaki ağaçlar yapraklarını dökmüş, mevsim kış olmalı&#8230;</p>
<p>Koyu kıvamına rağmen akmakta olan kan insanın yeni ölmediğini, belli bir zaman geçtiğini gösteriyor. Önceki fotoğraf neredeyse tamamen et-göze hitab ederken bu ikincisi aklın işlevlerine meselâ tahayyüle yer bırakmış. Ölüm anında yüzün aldığı şekilden yerdeki kanın rengine kadar bir çok şey bakanın zihninde te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> edecek. <strong>Ş</strong>e<strong>K</strong>i<strong>L</strong>  gözden geçmeden <strong>AKL</strong>edilecek.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; [Ölülere bakarak korkarken] Bir tür fantezi ile karşı karşıyayız aslında. İnsanlar bir cisme veya kavrama hak ettiğinden daha fazla önem atfederek akıllarını yanıltıyorlar. Kadın ayakkabısından tahrik olan fetişistlere veya kartal tüyünde, ayı pençesinde gizli güçler arayanlara benziyorlar. Varlığın bileşenlerini birbirinden ayırıp kimyasını bozmanın ötesinde tariflerini de değiştiriyor bu tutum:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Hayat</em></strong><em> = Biyolojik hayat, zevk ve tatmin.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Ölüm</em></strong><em> = biyolojik ölüm, bir çukurda böcekler tarafından yenmeyi bekleme.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçek anlamları içlerinden boşaltılmış kelimeler ile düşünen, hayatı kendine &#8220;anlatan&#8221; insan neye üzülüp neye sevineceğini bilemiyor. [...]</em></p>
<p style="text-align: center;"><em><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/04/20080404_yasama_bak2.gif " alt="" width="120" height="18" /> </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Nabzımızın kaç defa atacağı, akciğerimizi kaç defa doldurup boşaltacağımız belli. İnsan ana rahmine düştüğü anda dönmeye başlayan bir sayaç bir tür kum saati gibi işliyor. Üst tarafını değil ama aşağı düşen kumları görebiliyoruz. Başlayan veya biten bir şey yok, sadece belli sayıdaki kum tanesi yer değiştiriyor&#8230; </em><em>şöyle bir düzeltme yaparak bu yazıyı bitirelim: &#8220;Ölene kadar hayatı yaşıyoruz&#8221; yerine <strong>H<sub>2</sub>O</strong> formülünde olduğu gibi &#8220;Hayat-Ölüm denen bir şey yaşıyoruz&#8221; diyelim&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)<em></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tony-vaccaro.jpg"><img class="size-full wp-image-13920 aligncenter" title="tony-vaccaro" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tony-vaccaro.jpg" alt="" width="405" height="279" /></a></p>
<p>Bir başka profesyonel fotoğrafçı olan Tony Vaccaro&#8217;dan bir kare. İkinci dünya savaşı sırasında öldürülmüş bir Alman askeri. Etrafa saçılmış aile fotoğrafları ve mektuplar ölenin önce insan, sonra düşman olduğunu düşündürüyor. Sahne şair Ahmet Erhan&#8217;ın mısraları gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ve ölüm gelir, dağlar yüzünü, saçlarını, bir kâğıt torba yırtılır, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>portakallar saçılır sokağa,Ölüm gelir, doğum tarihlerine ve düşlere aldırmaz&#8221;</em></p>
<p>Ama bir soru cevapsız kalıyor: Acaba Vaccaro bu resimleri etrafa kendisi mi saçtı yoksa askerin cesedini bulduğunda bu halde miydi? Fotoğrafların gerçekten saçılmasıyla saçıl<strong>-MIŞ</strong> gibi yapılması arasındaki fark büyük. <strong>M</strong>a<strong>KS</strong>a<strong>D</strong>, <strong>M</strong>u<strong>R</strong>a<strong>D</strong> yer değiştiriyor. Eğer Vaccaro kendi eliyle hazırladıysa bu sahneyi, bu hazırlık süreci de resmin Zaman&#8217;ını uzatmış olmaz mı? Tıpkı cinayet sonucu ölmüş bir insan <strong>V</strong>ü<strong>C</strong>u<strong>D</strong>&#8216;un başına toplanan sineklerin ve kurtların cinayet saatini hesaplamakta polise yardım etmesi gibi&#8230;</p>
<p>Dikkat ederseniz fotoğraf Ölü&#8217;den (Mekân&#8217;dan) uzaklaştıkça Ölüm&#8217;e (Zaman&#8217;a) yaklaşıyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;1910</em><em>′</em><em>larda New York&#8217;ta işlenen cinayetleri belgeleyen polislerin</em><em> çektikleri şu fotoğrafa bakın. Savcıların arzusu doğrultusunda polis memurları tek bir fotoğraf karesine azamî miktarda AYRINTI alabilmek için fotoğraf makinesini merdivene benzer yüksek ayakların üzerine koymuşlar. Zaman sanki durmuş. Suçla, polisle ilgisi olmayan biz sıradan insanlar için oldukça &#8220;çekici&#8221; bir görüntü bu. Cinayet anında orada olsaydık korkudan saklanacak yer arardık. Ama şimdi rahat koltuğumuzda seyrediyoruz. Hani biraz daha baksak çözeceğiz cinayeti, katili yakalatacağız. Asansör boşluğuna benzer bir yerdeyiz. Halkaları bizden uzaklaştıkça küçülen zincir tıpkı ayaklar ve duvarlar gibi perspektif algımızı, haliyle fotoğrafın &#8220;gerçekliğini&#8221; güçlendiriyor. İhtimal uzun pozda (? ve ışığa hassasiyeti yüksek bir filmle) çekilmiş olan fotoğraftaki insanlara uzansak dokunabileceğiz sanki. Sağ üst köşede kare dışında kalmaya çalışmış bir polisin ayakları ve pantolon paçası görünüyor. Siyah kostümlü adamın şapkası savrulmuş. Yerdeki kağıt parçalarının olayla bir ilgisi var mı? Ya zencinin sol elinin altındaki çivilerin?&#8221; </em>(Sanat&#8217;ta Ayrıntı -<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a>- isimli kitabımızdan)</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg"><img class="size-full wp-image-8959 aligncenter" title="ii_c_3111" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" alt="" width="500" height="381" /></a></em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Fotoğraf Ölü&#8217;den (Mekân&#8217;dan) uzaklaştıkça Ölüm&#8217;e (Zaman&#8217;a) yaklaşıyor&#8221;</em></strong> dedik. Bu yaklaşmayı daha net görebileceğimiz bir de örnek sunalım. 1867&#8242;de kurşuna dizilerek öldürülen Meksika İmparatoru I. Maximilian&#8217;ın kanlı gömleği. <strong>Ölü</strong>&#8216;den çok daha fazla &#8220;görülebilir&#8221; halde olan <strong>Ölüm</strong> var şimdi. Kurşunların bu şekilde girdiği ve kanın bu şekilde yayıldığı bir gömlekten canlı olarak çıkmak imkânsız görünüyor. Hatta <strong>Ölüm</strong> (fikri) bu gömleğe öyle bir işlemiş ki sanki sırtımıza geçirsek biz de ölebilirmişiz gibi bir his veriyor. Bu kez rastgele bir ölüye ya da bir <strong>&#8220;ötekinin&#8221;</strong> ölümüne bakmıyoruz, Ölüm&#8217;e bakıyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg"><img class="size-full wp-image-13921 aligncenter" title="kanli_gomlek_zaman_maximilien" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg" alt="" width="416" height="599" /></a></p>
<p><strong>&#8220;Zaman görünmez, yaşanır&#8221;</strong> diyordu Bergson doktora tezinde(1888). Bu kanlı ve kurşun delikli gömlek bir <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg"></a>süreci yaşatıyor. Yaşamak ile Ölmek fiillerinin aynı, <strong>TEK BİR Hakikat</strong>&#8216;in iki farklı yüzünü işaret ettiğini gösteriyor. Bu gömlek Ölüm&#8217;ün sebebini, ölüyü ve daha bir çok şeyi soyutluyor, arıtıyor. Bu arınma sayesinde Ölüm daha net olarak çıkıyor meydana. Çünkü gerek kurşuna dizen askerlerin silahları ve attıkları kurşunlar gerekse Maximilian&#8217;ın cansız bedeni Mekân&#8217;a dair şeyler.  Sınırları belli, sayılabilir, ölçülebilir şeyler. Oysa Zaman&#8217;a dair olan Ölüm (=Hayat) bir süreç yani Zaman&#8217;a dair. Tıpkı siyah-beyaz fotoğraflardaki kanın kırmızı renginin et-gözden geçmeden akılda te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> etmesi gibi bu. Ölüm de fotoğraf sayesinde akılda te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> ediyor.  Bir mânâ olan Ölüm&#8217;ün Mekân&#8217;a dair bir madde yoluyla akılda oluşması ise Sanat&#8217;ın gücünün bir ifadesi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9080" title="portrait_ufak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif" alt="" width="200" height="251" /></a>-<strong>MIŞ</strong> gibi yapan anneyi, suç içme taklidi yapılan dans örneğini hatırlayın. Hareketin fayda amaçlı olmadığı, hareketin, jestin kendisinin <em>Mu</em><strong>R</strong><em>a</em><strong>D olduğu </strong><em>YARATI(LI)Ş</em>&#8216;ı hatırlayın. ( Bkz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%E2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı -3-</a></strong>) Mânâ&#8217;nın Madde&#8217;ye işlediği, boyanın, mermerin Sanat&#8217;a dönüştüğü noktadır Zaman. Burada Nietche&#8217;nin dansını geniş anlamda düşünmeliyiz, ressamın elini de kâğıtta iz bırakacak biçimde dans ettiğini hayal etmeliyiz:</p>
<p>İşte &#8220;normal&#8221; olarak herkesin öldüğü bir dünyada Ölüm&#8217;ü anlamak bunun için imkânsız. Zaman&#8217;a dair olan Ölüm&#8217;ü idrak etmenin tek yolu onu içeriden anlamak, kendi ölümüne inanmak, idrak etmek:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Ölüm düşüncesi ve insanda uyandırdığı korku hazmedilmesi kolay olmayan bir his. Zira ölüm korkusu köpek ya da örümcek korkusuna benzemiyor. Kaçıp kurtulabileceğiniz bir düşman yok ortada. Bir başka deyişle bilimsel bir tehdit değil söz konusu olan. Haliyle önlenmesi, kaçılması mümkün değil.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>İnsanlar ölümlüdür,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sokrat insandır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Demek ki Sokrat ölümlüdür.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ama bu Sokrat için söylenmiş. </em><em>Sokrat bilir mi annemin sütlaçının tadını? Dibi yanmış tencerenin nasıl koktuğunu? Benim gibi Boğaz&#8217;da çay içti mi O? Ya Bebek&#8217;te yediğim sarımsaklı köfteler? Galatasaray&#8217;ın şampiyon olduğu sene sokaklarda bağırdı mı benim gibi Sokrat? Kendi hayat hikâyemizin başrol oyuncusu olduğumuzdan figüranların ölmesine şaşırmayız pek fazla. İnsanlar ölür. Herkes ölür. Ama ben herkes değilim ki! Ben başkayım!&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)</p>
<p>Mekân&#8217;dan Zaman&#8217;a, objektiften sübjektife, herkesin ölümünden bizim için mânâ taşıyan Ölüm&#8217;e, kendi ölümüze yöneldik bu yazıda. Eğer ölmez isek, gelecek bölümlerde yine Biçim&#8217;den Öz&#8217;e, <strong>S</strong>u<strong>R</strong>e<strong>T</strong>&#8216;ten Mânâ&#8217;ya bakmaya gayret edeceğiz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (5)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 18:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13769</guid>
		<description><![CDATA[Oldukça tuhaftır, Monet, Rembrandt, Oudry, Sicurezza gibi ressamların &#8220;natürmort&#8221; (=ölü doğa) denilen eserlerine, meselâ ölmüş hayvan tasvirlerine bakarken hayvan ölülerinde görünmeyen bir şeyi görürüz. Merleau-Ponty&#8217;nin isabetle teşhis ettiği gibi &#8220;Sanat eseri objektif bir bakışın görülemez zannettiği şeylere görüLebilir bir varoluş sağlar&#8221; . Nedir bu görülemez olup da Sanat sayesinde görülebilen?
 Basit bir matematiksel işlem yapacağız şimdi, bildiğiniz çıkarma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman.gif"><img class="size-full wp-image-13771 alignleft" title="nature-mort-zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman.gif" alt="" width="199" height="270" /></a>Oldukça tuhaftır, Monet, Rembrandt, Oudry, Sicurezza gibi ressamların &#8220;<strong>natürmort</strong>&#8221; (=ölü doğa) denilen eserlerine, meselâ ölmüş hayvan tasvirlerine bakarken hayvan ölülerinde görünmeyen bir şeyi görürüz. Merleau-Ponty&#8217;nin isabetle teşhis ettiği gibi <strong><em>&#8220;Sanat eseri objektif bir bakışın görülemez zannettiği şeylere görüLebilir bir varoluş sağlar&#8221;</em></strong> . Nedir bu görülemez olup da Sanat sayesinde görülebilen?</p>
<p> Basit bir matematiksel işlem yapacağız şimdi, bildiğiniz çıkarma işlemi. Gözlerimiz ile Hakikat arasındaki perdelerden birini tarif edeceğiz ki tenzih yoluyla <strong>&#8220;ötekinin&#8221;</strong> yani görü<strong>L</strong>mesi gerekenin ne olduğunu anlayalım. (Bu yöntem hakkında daha fazla bilgi için bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/16/sanat%E2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/"><strong>Tenzîh</strong> ve <strong>Teşbîh</strong>: Sanat&#8217;ta Ayrıntı -3-</a>)</p>
<p> Nedir bu perde? Eğer her an her şeyi görseydik güneşe dürbünle bakmış gibi olurduk. Yani kör olurduk. Hakikat&#8217;i sürekli görmeye tahammülü olmayan biz sıradan insanlar etrafımızdaki şeyleri bir filtre veya bir perde arkasından görürüz. Bu perdenin dokunduğu iplerinden biri FAYDA ipidir. Hayvan ölülerine de bu filtrenin arkasından yani <strong>fayda / tehdit gözüyle, et-Göz ile</strong> bakarız:</p>
<ul>
<li>Bu etin kilosu kaça?</li>
<li>Balık seviyoruz ama kızartınca ev kokuyor!</li>
<li>Ay! Kurbağa bacağı da yenir mi? Ne iğrenç!</li>
<li>Bu dana neden ölmüş acaba? Ne pis kokuyor.</li>
<li>Dokunma evladım o hayvana, mikrop bulaşır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13773" title="zaman_olum_hayvan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan.jpg" alt="" width="449" height="285" /></a></p>
<p> </p>
<p>Evet&#8230; Ölü hayvan ya bir yiyecektir, ya da bir tehdit, bir pislik. Oysa Ölü hayvanları konu alan tablolar<span id="more-13769"></span> (ve çiçek, meyva&#8230;) başka şeyler sunar nazarlarımıza:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220; Bir natürmorta bakarken açlıkla bakmıyoruz. Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün orijinalliği, tekilliği ile. &#8221;</em>( <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>)</p>
<p><strong>Ölü ama hâlâ yaşıyor!</strong></p>
<p>Sanatçı bize <strong><em>&#8220;bakın bu ölü tavşan bedeninde bir hayatiyet saklı&#8221;</em></strong> der. O tavşanın hayatı artık yok ama bedenindeki <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet dipdiri. Baş harfi büyük yazılmak üzere ölümsüz bu <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet. Bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler ölse bile <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet diri kalır. Bütün canlılar canlanmadan önce de diriliğinden şüphe edilemeyen <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet elbette yansıma perdesi, tecelligâhı olan canlıların ölümünden etkilenmez. Aynanın kırılması aynaya bakana zarar verir mi? Canlılar ölebilir ama <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet ölmekten münezzehtir.</p>
<p><strong>Yoksa sanat şekilleri kopyalamaktan ibaret olurdu. Sanat doğanın kopyası değildir. </strong>Bu sebeple natürmort tablolarla insan-ressam biyolojik olarak ölmüş hayvan <strong>V</strong>ü<strong>C</strong>u<strong>D</strong>larındaki hayatiyeti ortaya koyar. Ölü bir balık, ölü bir elma, ölü bir insan, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/05/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-4/">ölü bir otomobil</a> bir başka dirilik, <strong>H</strong>a<strong>Y</strong>atiyet ifade eder. Nedir o dirilik?</p>
<p>O anda gözlerimizle (=aklımızla) bakmakta olduğumuz ölü beden ölene kadar geçmiş olan, geride bıraktığı zamanların izlerini taşır. Hatta öldükten sonra başına toplanmış olan sineklere, kurtlara bakın. Hayvanın canlı olduğu zaman bitmiştir, hayvanın hayatı sona ermiştir ama Hayat bütün diriliğiyle sürmektedir. Çürümeye başlayan beden parçaları da Hegel&#8217;in bahsettiği iki türlü varoluşu nazarlarımıza verir: Biyolojik, edilgen varoluş ve varlığının farkında olan, bilinçli varoluş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Neden Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong> üzerinde bu kadar ısrarla duruyoruz? İnsan&#8217;ın insanlığının başladığı yer burasıdır da ondan. İnsan&#8217;ın kendi varoluşunu anlama noktası  Mu<strong>R</strong>a<strong>D‘ı anlama, kavrama noktasıdır. Hegel&#8217;in deyimiyle eşyanın, hayvanatın EDİLGEN varoluşu (an sich) ile </strong>İnsan&#8217;ın şuurlu, <strong>AKTİF</strong> varoluşu <strong>(für sich) </strong>arasındaki farkın berraklaştığı kavşaktır Mu<strong>R</strong>a<strong>D</strong>. Bu sebeple Sanat&#8217;ın bir ihtiyaç olduğunu söylemek Sanat&#8217;a yapılmış bir hakaret gibidir. İnsan&#8217;ın  kendi EVVEL&#8217;ine ve kendi AHÎR&#8217;ine âgâh olabilmesi için vardır Sanat ve Sanat&#8217;a dair ne varsa; kültür, zihniyet, eşyayı anlamlandırma:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Neden bir nefes alma kültürü geliştirmedik bu güne kadar?</em></p>
<blockquote>
<ul>
<li>- <em>Lütfen, önce siz nefes alın. İstirham ederim.</em></li>
<li>- <em>Ah! Dünyada olmaz. Siz misafirsiniz. Önce siz nefes alacaksınız.</em></li>
<li>- <em>Beni mahçup ediyorsunuz ama&#8230;</em>&#8221; (Bkz. <a title="Permanent Link to Ölüm'ün Işığında Zaman Kavramı(1)" href="http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı-1</a>)</li>
</ul>
</blockquote>
<p>Edilgen varoluşun ölümü bir sondur. Ama bilinçli varoluş <strong>H</strong>a<strong>F</strong>ı<strong>Z</strong>a (=şuur) sahibidir, ölü bedende <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a edilen şeyi görür. Eski fotoğraf makinelerinde &#8220;uzun pozda&#8221; çekilmiş resimler gibidir ölü bedenler. Yaşanmışlığın izlerini taşırlar. Eski giysiler, ayakkabılar gibi. Hatıralarla doludur bu cisimler. Bu sebeple İnsan&#8217;ın aynasında yine İnsan&#8217;a dair şeyler yansır ölülerden: Kendi varlığının şuurunda olan varoluş, Zaman&#8217;ı <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a eden Bellek.</p>
<p> Zaman&#8217;ın geçmesine rağmen <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a edilen bu aynı kalma, ölen bedene rağmen ölMeyecek olan bir &#8220;ben&#8221; midir? (Bkz. <strong>Zaman ışığında Ben&#8217;lik meselesi </strong>için <a title="Permanent Link to Varlık bir harftir, sen onun anlamısın" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/24/varlik-bir-harftir-sen-onun-anlamisin-zaman-isiginda-ben%e2%80%99lik-meselesi/">Varlık bir harftir, sen onun anlamısın</a>)</p>
<p><strong>Not:</strong> Gelecek bölümde İnsan&#8217;ın Ölü&#8217;sünden ve ölümün tasvirinden bahsetmeden önce aşağıdaki <strong>&#8220;ölü doğa&#8221;</strong> resimlerini gözlerinize teklif ediyorum.</p>

<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/nature-mort-zaman/' title='nature-mort-zaman'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nature-mort-zaman-150x150.gif" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/zaman_olum_hayvan/' title='zaman_olum_hayvan'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_olum_hayvan-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies/' title='800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/764px-paul_cezanne_nature_morte/' title='764px-paul_cezanne_nature_morte'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/682px-lovis_corinth_0061/' title='682px-lovis_corinth_0061'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/775px-jan_van_kessel_still_life/' title='775px-jan_van_kessel_still_life'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/champaignenaturemortecrane/' title='champaignenaturemortecrane'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800/' title='fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/rembrandt_slaughter/' title='rembrandt_slaughter'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>

<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13774" title="800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/800px-antonio_sicurezza_-_still_life_with_anchovies.jpg" alt="" width="440" height="328" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13775" title="764px-paul_cezanne_nature_morte" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/764px-paul_cezanne_nature_morte.jpg" alt="" width="440" height="348" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13776" title="682px-lovis_corinth_0061" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/682px-lovis_corinth_0061.jpg" alt="" width="440" height="389" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13777" title="775px-jan_van_kessel_still_life" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/775px-jan_van_kessel_still_life.jpg" alt="" width="440" height="341" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13778" title="champaignenaturemortecrane" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/champaignenaturemortecrane.jpg" alt="" width="440" height="346" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13779" title="fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/fdv_15_lol_image_3_jan_de_heem_nature_morte_t800.jpg" alt="" width="440" height="288" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13781" title="rembrandt_slaughter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/rembrandt_slaughter.jpg" alt="" width="440" height="612" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/08/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Dec 2010 17:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Dans]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hinduizm]]></category>

		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13707</guid>
		<description><![CDATA[Dans eden bir Tanrı mı dediniz?
&#8220;&#8230;Diyorsunuz ki &#8220;hayatın yükünü taşımak zor&#8221;. Neden sabah mağrur akşam ise itaatkârsınız? Hayatın yükünü taşımak zor ise siz de bu kadar &#8220;kolay&#8221; olmayın! Hepimiz bu yükle yüklenmiş birer eşeğiz. Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak neyimiz var bizim? Hayatı seviyoruz ama hayata alıştığımızdan değil, aşka alıştığımızdan. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dans eden bir Tanrı mı dediniz?<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_dans_olum.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13709" title="zaman_dans_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_dans_olum.jpg" alt="" width="220" height="220" /></a></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Diyorsunuz ki &#8220;hayatın yükünü taşımak zor&#8221;. Neden sabah mağrur akşam ise itaatkârsınız? Hayatın yükünü taşımak zor ise siz de bu kadar &#8220;kolay&#8221; olmayın! Hepimiz bu yükle yüklenmiş birer eşeğiz. </em><em>Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak neyimiz var bizim?</em><em> Hayatı seviyoruz ama hayata alıştığımızdan değil, aşka alıştığımızdan. Aşkta her zaman biraz çılgınlık vardır ama çılgınlıkta da akıl vardır biraz. </em><em>Benim için de -ki benim sevdiğim hayattır- benim için bile kelebekler ve sabun köpükleri ile insanlar arasında olup da bunlara benzeyen herkes sanırım mutluluğu ötekilerden daha iyi tanıyor. Bu hafif ve çılgın ruhları gördüğü zaman, bu sevimli ve hareketli olanları, Zerdüşt ağlamak ve dans etmek istiyor. Sadece dans edebilen bir tanrıya inanabilirim. İblisimi gördüğümde onu ciddi, ağır başlı ve şekilci, ritüelci buldum. Onun ağırlığı yüzünden düşüyor her şey. Onu öfkeyle değil gülerek öldürürüz. İleri! Öldürelim ağırlığı! Yürümeyi öğrendim, o andan beri kendimi koşmaya bıraktım. Uçmayı öğrendim, o andan beri </em><em>kımıldamak için itilmem gerekmiyor</em><em>. Şimdi hafifledim, şimdi uçuyorum, kendimi aşağıda görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde. Böyle buyurdu Zerdüşt&#8230;&#8221;  </em>(Nietzsche, Böyle buyurdu Zerdüşt)<em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/02/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-gorulebilir-mi1/">Birinci bölümde</a> Kant ve Hegel arasındaki bir görüş ayrılığından istifade ederek <em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a<strong>D</strong></em> kavramına dikkat çektik. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf">Derin Göz</a> gibi kitaplarımızda genellikle resim sanatından istifade ediyoruz. Ancak Zaman&#8217;ı aradığımız bu yazıda muhtevasındaki Zaman&#8217;ın <strong>Z</strong>a<strong>H</strong>i<strong>R</strong> olduğu bir sanata çevirmek gerek gözlerimizi : <strong>Dans!</strong></p>
<p>Su içmek için elimi masanın üzerinde duran bardağa uzatıyorum. Bardağı kavrıyorum, ağzıma götürüyorum, suyun soğukluğunu hissediyorum ağzımda, yutkunuyorum. Şimdi dans ettiğimi hayal edin, koreografinin bir yerinde su<span id="more-13707"></span> içiyormuş gibi yapmam gerek. Yukarıda saydığım hareketleri yapıyorum ve seyircilerimin &#8220;içinde&#8221; su içerek serinleme hissini uyandırıyorum. Ne oldu?</p>
<p>Gerçekten su içmek ile <strong>SEYİRCİ ÖNÜNDE</strong> su içiyormuş gibi yapmak arasında ciddi bir fark var: Sanat&#8217;a dahil olan hareket -ki hiç bir hareket Zaman&#8217;sız varolamaz- artık fayda amaçlı değil. Hareketin kendisi amaç, maksat, istenen, özlenen şey. Dans ederken de hareketin kendisi <em>Mu</em><strong><em>R</em></strong><em>a</em><strong><em>D!</em></strong><strong> </strong>Dansta hareketin kendisi YARATI(LI)Ş, Dansta hareketin kendisi Zaman Kâğıdı&#8217;na yazılan yazı!<strong></strong></p>
<p>Kimdir/nedir Nietzsche&#8217;nin <strong><em>&#8220;dans eden Tanrı&#8221;</em></strong> diye bahsettiği varlık? Yaşama coşkusu? Sanatsal yaratıcılık <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_shiva.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13710" title="zaman_shiva" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman_shiva.jpg" alt="" width="210" height="262" /></a>hissi? 18-19cu asır Alman İdealizmi&#8217;ni bir parça incelemiş olanlar Nietzsche&#8217;nin <strong>Tanrı-Dans</strong> kavramının Hinduizm&#8217;in Tanrısı Şiva&#8217;dan esinlenerek ihdas edilmiş olduğunu öne sürebilirler (1). En üstteki sağ elinde Zaman&#8217;ı temsil eden, kum saati biçiminde bir tambur tutan Şiva&#8217;yı kasdediyorum. Hinduizm&#8217;e göre Şiva&#8217;nın tamburu Zaman&#8217;ın ritmini (Sanskritçe &#8220;maya&#8221;) veriyor bir kalp atışı gibi. Şiva&#8217;nın dansı yaratıcı ve yıkıcı, oldurucu ve aynı anda yok edici bir dans. Şiva&#8217;nın Sıfatlarından biri Zaman (Sanskritçe &#8220;Kala&#8221;). Yıkıcı yaratıcılık gibi bir çok kavram o dönemin Alman düşünürlerine aşina olan okuyucularımıza yabancı gelmeyecektir sanırım. Geçelim.</p>
<p><a title="Permanent Link to İnsan aklı Zaman'ı anlayabilir mi?(1)" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/18/insan-akli-zaman%e2%80%99i-anlayabilir-mi1/">İnsan aklı Zaman&#8217;ı anlayabilir mi?(1)</a> isimli makalemizden hatırlayacaksınız, Nietzsche&#8217;nin yukarıdaki satırlarında işaret ettiği zıtlıklar ve Hinduizm&#8217;de karşılığını Tanrı Şiva&#8217;nın Zaman semboliğinde bulan Varlık-Yokluk ekseninden daha önce bahsetmiş, bu olguya <em>Tutkal-Bıçak</em> adını vermiştik:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>&#8220;&#8230;</strong>Bir <strong>İÇ</strong> ve bir <strong>DIŞ</strong> kalacak şekilde ikiye ayırmak söz konusu. Bir öteki, bir <strong>&#8220;alterite&#8221;</strong> oluşturuyor bölme eylemi. Neticede Siyah beyaza, uzak yakına borçlu değil mi varlığını? En azından biz insanların ALGILAMA ile çevrili olan aklı <strong>bir şeyin var olduğunu anlamak için onun zıddına muhtaç</strong>. Aslında hem zıddına ihtiyacımız var hem de iki zıt şeyi ayıran fizikî veya aklî hududa. Sözgelimi &#8220;deniz&#8221; ve &#8220;kara&#8221; varsa aralarında bir de kıyı şeridi, bir kumsal veya bir rıhtım var değil mi? İşte bu kıyı, bu ayırma bölgesi, bu sınır(lar) tarif ediyor burada anlatılan &#8220;Zaman&#8221; algısını.Tahmin ediyorum yine bu sebeple <strong>Varlık ve Zaman (Sein und Zeit)</strong> adlı devasa eserinde Martin Heidegger Zaman&#8217;ın bu Tutkal-Bıçak etkisine şöyle işaret ediyor:</em></p>
<p style="padding-left: 60px;">&#8220;Zaman varlığının Hakikat&#8217;i dünyevî bir şey olması değildir. Ontolojik ayrımın müşahede edilebilir biçimde kendini bize gösterdiği  ufuk çizgisidir.&#8221;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Biraz açacak olursak:  MUTLAK olarak var olanları meselâ ilk harfi büyük yazılmak üzere <strong>İnsan</strong>‘ı müşahede edemeyiz. İnsan vardır ama bu varlık akl-ı meaş ile kavranamaz. A<strong>Ş</strong>, i<strong>Ş</strong> ve e<strong>Ş</strong> bulmamızı sağlayan, i<strong>AŞ</strong>emizi temin etmeye yarayan Akl-ı Meaş&#8217;ın kapsama alanı dışındadır bu anlama. Evinin damına çıkmak için kullanılacak bir merdiven elbette Ay&#8217;a seyahat için kullanılamaz. Her ne kadar Merdiven de Uzay Mekiği gibi insanları &#8220;yükseltmeye&#8221; yarayan bir alet olsa da&#8230;Oysa <strong>İnsan</strong>‘ın müşahedeye açık bir biçimde, zamansal ve mekânsal olarak ortaya çıkması, insanların, insanlığın tarih ve Kâinat içinde var olması elbette bilimsel olarak, objektif olarak anlaşılabilir. Hatta ölçülebilir, bilime, teorilere, senaryolara konu olabilir. İşte Heidegger&#8217;e göre <strong>Tutkal-Bıçak</strong> olarak Zaman&#8217;ın varlığı &#8220;<strong>Mutlak varlıklar</strong> &#8220;ile &#8220;<strong>Müşahede edilebilir varlıklar</strong>&#8221; arasındaki bir hudut,  bir köprü, bir kopma ve birleşme noktası olarak akledilebilir, kavranabilir. Bu bağlamda <strong>Zaman&#8217;ın bize geçiyormuş gibi gelmesi faydalı ve gerekli bir vehim</strong>. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri&#8217;nin deyimiyle Zaman bir vehim, bir &#8220;aldanma&#8221; bile olsa faydalı ve gerekli bir illüzyon:</em></p>
<p style="padding-left: 60px;">&#8220;[...] Öyleyse gerçekte vakit kâmil kişiye göre sürekli birleştirme ve ayırmadır. İnsanların bir kısmı özel olarak cem&#8217;de ayrımı görürken ayrımın birliğini görmezler. Böylelikle bunun vaktin kendisi olduğunu zannederler. [...]&#8220;(<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=439089&amp;sa=64187450">Fütûhât-ı Mekiyye Cilt IX</a>,  sf. 359)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>&#8230;</strong><strong>&#8220;</strong></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat_olum_zaman_aa.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13711" title="sanat_olum_zaman_aa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/sanat_olum_zaman_aa.jpg" alt="" width="230" height="254" /></a>Nietzsche&#8217;nin (ve tabi Şiva&#8217;nın) &#8220;dansı&#8221; sayesinde bir kez daha görüyoruz ki Sanat doğanın taklidi değildir, sanatçı doğadaki renk, ses ve şekilleri kullanıyor ama maksadı <strong>DIŞ DÜNYAYI</strong> resmetmek değil. Sanat gayreti yapay, &#8220;<strong><em>ART</em></strong><em>ificial</em>&#8221; olarak çıkıyor yola ama Gerçek&#8217;ten daha gerçek bir şeye, Hakikat&#8217;e ulaşmaya çalışıyor. Yani &#8220;dışarıdaki&#8221; bir şeyi kopyalamak için değil içerideki bir şeyi dışarı vurmak için yapılıyor Sanat.</p>
<p>Resim ya da tasvir olup da sanat ol<strong>MA</strong>yan şeylere <strong>objektif temsillere</strong> bakarak da bu hakikat anlaşılabilir:</p>
<ul>
<li>1) Trafik tabelaları,</li>
<li>2) İştah açmak için hazırlanmış yiyecek resimleri,</li>
<li>3) Tüketim amaçlı görseller&#8230;</li>
</ul>
<p><strong>Not:</strong> Gelecek bölümlerde bu objektiflik konusuna yeniden döneceğiz. Geçen üç bölümde sanat vasıtasıyla gözlerimizi daha etkin kullanmanın yollarını aradık. Gelecek bölümlerde <strong>Ölü</strong>&#8216;ye ve <strong>Ölüm</strong>&#8216;e bakarak Zaman&#8217;ı görme çabamızı yoğunlaştıracağız.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1°</strong> Metaforlarla, şiirsel dille yazılan bütün metinler gibi yoruma açık bu satırlar&#8230; Tabi sadece ilk bakışta. 18. yüzyıl&#8217;ın sonları ile 19. yüzyıl&#8217;ın başları arasında gelişen Alman idealizmiyle ilgilenmiş olan okurlarımız için durum biraz daha net: Kant, Schelling, Herder, Schlegel, Schopenhauer, Hegel gibi isimlerin taşıdığı bu akımın takipçileri Doğu Asya dinleriyle çokça ilgileniyorlar. Hinduizm, Budizm vb inanç/felsefe sistemlerinde bir  &#8220;<strong>öteki</strong>&#8221; görüyorlar, psikanalitik anlamda tam bir &#8220;<strong>alterite</strong>&#8220;. Yani Batı Avrupa&#8217;nın benimsediği şekliyle Hıristiyan inancında ne yoksa &#8220;ötekilerde&#8221; var. Bu aslında Asyalı dinlerin derinlemesine bir keşfi değil, daha çok sanal bir inancın bir inşa süreci. Tıpkı fanatik feministlerin bütün erkekleri &#8220;aptal / kaba / saldırgan&#8221; ilân etmesi gibi bir süreç. Ancak Doğu Asya dinlerine yönelik önyargılar daha çok <strong>merak</strong> ve <strong>hayranlık</strong> şeklinde. Avrupa&#8217;nın manevî ihtiyacını doyurma potansiyeli görüyor Alman düşünürler bu dinlerde. Peki neden böyle bir süreç başlıyor ve neden o yıllarda? Bu zemini hazırlayan bir kaç faktör var:</p>
<ul>
<li>1. Fransız devrimciler Tanrı&#8217;nın gölgesi sayılan kralın kafasını uçurmuşlar,</li>
<li>2. Kilise baskısı Avrupalı Hıristiyanları bezdirmiş,</li>
<li>3. Martin Luther&#8217;in mirası taptaze, Vatikan&#8217;a şüphe ile bakılıyor,</li>
<li>4. Teknik ilerlemeler sebebiyle dinî <strong>Hakikat</strong>&#8216;in yerine bilimsel <strong>kesinlik</strong> ve <strong>ölçülebilirlik</strong> konmuş, Batı kelimelerini kaybetmeye başlamış. (Bkz. Descartes ve Galileo),</li>
<li>5. Tanrı&#8217;sız, objektif ve bilimsel bir maneviyat arayışı var, iyi / güzel ve doğru adına iş yapmak için Cennet ve Cehennem dışında gerekçeler aranıyor,</li>
<li>6. Dünyevîleşen Avrupalı için ölüm rahatsız eden bir düşünce olmuş, ölümü dışlayan veya reenkarnasyon gibi çareler(!) üreten inançlar aranıyor.</li>
</ul>
<p>(Bu düşünce krizinin bir benzerini yaşadık Türkiye&#8217;de, durumu özetleyen <a onmousedown="return clk('http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/','','','','1','Qwiy2VcqtQr4mlKuAs5aDQ','0CBgQFjAA')" href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/"><strong>Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</strong> </a>okunabilir)</p>
<p>Nietzsche de bu rüzgârlardan payını almış gibi görünüyor. Nietzsche sayesinde felsefeye kanat açan teolog Paul Deussen Sanskritçe biliyor ve Doğu Asya dinleri konusunda uzman. Bu yakın dost ile uzun uzun tartışan, bilgilerinden istifade eden Nietzsche kendi felsefesini de bu kaynaktan besliyor.</p>
<ul>
<li>Bu konuda daha fazla bilgi arayan okurlarımız şu iki kitaba başvurabilirler:</li>
<li>Nietzsche ve Budist düşünce: <a href="http://www.amazon.fr/Nietzsche-pens%C3%A9e-bouddhiste-Alphonse-Vanderheyde/dp/2296033547/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1290395126&amp;sr=1-1-spell">Nietzsche et la pensée bouddhiste</a> - Alphonse Vanderheyde</li>
<li>Nietzsche ve Brahmanist düşünce: <a href="http://www.amazon.fr/Nietzsche-pens%C3%A9e-brahmanes-Alphonse-Vanderheyde/dp/2296066232/ref=sr_1_2?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1290395126&amp;sr=1-2-spell">Nietzsche et la pensée des brahmanes</a> - Alphonse Vanderheyde</li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Dec 2010 01:05:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13683</guid>
		<description><![CDATA[Bu bölüm sadece fotoğraflardan oluşuyor. Zira ressam Paul Klee&#8217;nin dediği gibi &#8220;Sanat görüneni taklid etmez, görünür kılar&#8221; diye düşünüyorum. Bitmiş eser (ölü beden) yaşanan hayatın, yapılan ve yapılMAyan seçimlerin eseridir, Zaman geçip gitmemiştir aslında. Üst üste birikmiş, o ölmekte olan (= yaşamakta olan) beden 60-70 yıllık bir hayatın izlerini MuHaFaZa etmiştir. Geçmiş Zaman yoktur, kırışmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-x.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13685" title="zaman-nedir-olum-x" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-x.jpg" alt="" width="181" height="255" /></a>Bu bölüm sadece fotoğraflardan oluşuyor. Zira ressam Paul Klee&#8217;nin dediği gibi <strong><em>&#8220;Sanat görüneni taklid etmez, görünür kılar&#8221;</em></strong> diye düşünüyorum. Bitmiş eser (ölü beden) yaşanan hayatın, yapılan ve yapıl<strong>MA</strong>yan seçimlerin eseridir, Zaman geçip gitmemiştir aslında. Üst üste birikmiş, o ölmekte olan (= yaşamakta olan) beden 60-70 yıllık bir hayatın izlerini <strong>M</strong>u<strong>H</strong>a<strong>F</strong>a<strong>Z</strong>a etmiştir. Geçmiş Zaman yoktur, kırışmış yüzler, solmuş gözler vardır. Uzun pozda çekilen bir balerinin fotoğrafı gibidir bu yüzler, <strong>Zaman’ı görünür kılar.</strong> Lütfen bu yüzlere bakarak gözlerinizi gelecek bölüme hazırlayın. Hayat&#8217;ın (= Ölüm&#8217;ün) Dansı&#8217;ndan, Nietzsche&#8217;den ve Hinduizm&#8217;den bahsedeceğiz.</p>
<p> 
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-x/' title='zaman-nedir-olum-x'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-x-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-0/' title='zaman-nedir-olum-0'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-0-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-1/' title='zaman-nedir-olum-1'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-1-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-2/' title='zaman-nedir-olum-2'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-2-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-3/' title='zaman-nedir-olum-3'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-3-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-4/' title='zaman-nedir-olum-4'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-4-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-5/' title='zaman-nedir-olum-5'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-5-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/zaman-nedir-olum-6/' title='zaman-nedir-olum-6'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-6-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
</p>
<p>Resimleri tam boy görmek için <span id="more-13683"></span></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-2.jpg"><img class="size-full wp-image-13688 aligncenter" title="zaman-nedir-olum-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-2.jpg" alt="" width="405" height="597" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-13689" title="zaman-nedir-olum-3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-3.jpg" alt="" width="442" height="567" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-4.jpg"><img class="size-full wp-image-13690 aligncenter" title="zaman-nedir-olum-4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-4.jpg" alt="" width="445" height="518" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-5.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-13691" title="zaman-nedir-olum-5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-5.jpg" alt="" width="449" height="589" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-0.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-13686" title="zaman-nedir-olum-0" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-0.jpg" alt="" width="445" height="576" /></a></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-13687" title="zaman-nedir-olum-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-1.jpg" alt="" width="444" height="408" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-6.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-0.jpg"></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-olum-0.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karanlık’ın Işığında Akıl</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/20/karanlik%e2%80%99in-isiginda-akil/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/20/karanlik%e2%80%99in-isiginda-akil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Nov 2010 22:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Karanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13512</guid>
		<description><![CDATA[Kıymetli bir dostumuz
Bilmediklerimize sınır koyan bildiğimizi düşündüklerimiz olsa gerek! Karanlığı da bir gören olarak biliyormuşuz gibi tarif edip, tanımlamaya çalışıyoruz.
Karanlığı, bir bebek gibi kucağımıza almış, kollarımızla sarmış ve gözlerine bakabilmişsek şayet ona devşirebilecekmiş gibi sahip olamayacağımızı, &#8220;tamamıyla bilemeyeceğimizi bilebilmek&#8221; yolunda ilk adımı atmış sayılırız. Dolayısıyla da karanlığın kuyruğuna, bacağına dokunmakla onu bildiğimizi söyleyemeyiz.
Karanlığın bilinebilmesi için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/00281zz.gif"></a>Kıymetli bir dostumuz<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/karanlik_2.gif"><img class="alignright size-full wp-image-13537" title="karanlik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/karanlik_2.gif" alt="" width="200" height="267" /></a></em></strong></p>
<p>Bilmediklerimize sınır koyan bildiğimizi düşündüklerimiz olsa gerek! Karanlığı da bir gören olarak biliyormuşuz gibi tarif edip, tanımlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>Karanlığı, bir bebek gibi kucağımıza almış, kollarımızla sarmış ve gözlerine bakabilmişsek şayet ona devşirebilecekmiş gibi sahip olamayacağımızı, &#8220;tamamıyla bilemeyeceğimizi bilebilmek&#8221; yolunda ilk adımı atmış sayılırız. Dolayısıyla da karanlığın kuyruğuna, bacağına dokunmakla onu bildiğimizi söyleyemeyiz.</p>
<p>Karanlığın bilinebilmesi için dünya gibi ortasında ya da bir duvar gibi önünde değil de üzerinde, dışında durabiliyor olmak gerekir. İnsan bunu yapabilir mi?</p>
<p>Gören insanların neredeyse elle tutulabilir yoğunlukta olan ve ancak kendi ile sınırlı olan karanlığı bilebilmesi çok zor. Karanlık&#8217;ı çoğumuz ancak düz bir satıh, yol üzerindeki bir engel gibi aklın kabul ettiği alanla sınırlandırarak tahayyül edebiliyoruz; aynen zaman gibi! Akıl ve bilgi ile aşılıp, tuğla tuğla sökülerek alt edilip, aydınlığa dönüştürülebilir/kavuşulabilirmişiz gibi!<span id="more-13512"></span></p>
<p>Doğuştan kör biri için &#8220;renk&#8221; ne demekse gören biri için de &#8220;karanlık&#8221; o demek olsa gerek! Fakat muhtemeldir ki bir kör için karanlığın anlamı gören birinin karanlığından çok farklı bir anlam ifade eder.</p>
<p>Kör için karanlık, <strong><em>&#8220;bilgisizlik, bilinmezlik, cehalet&#8221;</em></strong> anlamına gelmez. O halde doğuştan kör olan biri için &#8220;karanlık&#8221; ya da &#8220;aydınlık&#8221; ne anlam ifade eder? Gören birinin aydınlık ve karanlık tanımının onun dünyasında bir karşılığı var mıdır? Varsa bu karşılık ne olabilir ve kör olan kişi, gören olduğu için doğru ve gerçek tanımını sadece kendisinin yapabildiğini iddia eden birine bunları nasıl izah/tercüme edebilir?</p>
<p>Ayışığı dahil hiçbir aydınlatmanın bulunmadığı, kervan geçmez ıssızlıkta bir ormanın içinde kıvrım kıvrım inen, çıkan dağ yolunda gecenin zifiri karanlığında sadece araba farları ile yol almayı tecrübe ettiniz mi hiç? Araba farlarının aydınlatabildiği alan/mesafe dışında kalan her şey, her yer zifiri karanlık. O karanlığa bakarak çeşit çeşit devasa ağaçların olduğu bir ormanın içinde olunduğunuzu bilmek imkânsız gibi. Farların aydınlattığı yoldan geçen bir tilki, fare de olmasa etrafta sizden başka tek bir canlının dahi bulunmadığından neredeyse yüzde yüz emin olabilirsiniz.</p>
<p>170 derecelik açı içinde olan her şeyi görebilen gözlere sahip olsanız bile o kıvrımlı yolda farların 35-40 derecelik aydınlatma açısının içinde kalan 10-15 metrelik alandadır gördükleriniz. O ışıklı alan içinde olanlar için var dışında kalanlar için yok hükmünü kolaylıkla verebilirsiniz; karanlık; &#8220;yok&#8221; hükmü verilenlerin &#8220;var&#8221; hükmündeki örtüsüdür!</p>
<p>Kısaca o karanlık içinde hareket edebilmek için bir arabaya, sağlam göz sinirleri sayesinde görebilen gözlere sahip olmak yeterli  değil.Yoğun karanlık içinde ağaç, tilki, fare, yol, orman, şoförlük bilgisine sahip olmanızın da hiçbir ehemmiyeti yok. O farların ışığı olmadığında nerede olduğunuzu etrafınızdakilerin neler olduğunu teşhis edebilmeniz zor.</p>
<p>Kısaca bilgi var, sağlam göz sinirleri var ama o derin karanlığı aydınlatan ışık olmadığı için hepsi &#8220;yok&#8221; hükmünde!</p>
<p>Tanrı/Yaratılmış olmak gibi bir inancı olmayanlar için bu inanca sahip olanlar, karanlıkta kalmış körler olarak tanımlanıyor; Körler de görenler gibi yüzdeki iki çukuru dolduran göz denen bir organa sahipler belki ama onlara göre kendilerinin görebiliyor olmalarının sebebi, <strong><em>&#8220;sağlam göz sinirleri&#8221;</em></strong>ne sahip olmaları. Bilim&#8217;i, görme işlevini yerine getiren sağlam göz sinirleri olarak düşünüyorlar ve dolayısıyla kendilerini &#8220;aydınlanmışlar&#8221; olarak kabul ediyorlar. Bilimsel bilgi dedikleri suni sinirleri, körlerin görmelerine dolayısıyla kendileri gibi bilmelerine engel olduğunu düşündükleri sağıksız/hasarlı/kusurlu(!) sinirlerle değiştirmeye çalışıyorlar;  <strong><em>&#8220;benim gibi görebilmek için benim gibi sağlam sinirlere sahip olmalısın!&#8221;</em></strong></p>
<p>Farkına varılamayan belki de doğuştan kör olan biri görmediği için güneş &#8220;yok&#8221; değil.  Onların dünyasındaki renkler, görenlerinkinden farklı nitelikte bir anlam ifade edebilir. Kısaca körlerin güneşi</p>
<p>bilebilmelerinin sebebi görenlerin şahitliği, &#8220;var&#8221; hükmü değil. Bilim adamları o dar alanı aydınlatan farların ışığında(bilim) görebildiklerini o anda &#8220;var&#8221; edilmiş kabul ediyor ve &#8220;gerçek; bilebildiğimizin var olduğudur!&#8221; diyorlar. Örn:Gerçek şu ki; <strong><em>&#8220;Dünyada 3000 adet tatlısu canlısı vardır.&#8221;</em></strong> Aradan bir zaman geçince şu haberi duyuyorsunuz: <strong><em>&#8220;Yapılan araştırmalar neticesinde bilim adamları literatüre girmemiş 150 tür tatlısu canlısını keşfetti&#8221;</em></strong> Bizden önce yazılmış bir şiirin farların aydınlatabildiği kadarını görüp, okuyabiliyoruz diye karanlığın ne anlama geldiğine akıl erdirip, anlayabiliyor değiliz.O farların asla aydınlatamayacağı şeyler olduğunu biliyoruz. Evet, güneş doğuyor, yağmur gökten yağıyor, ağaç yukarı doğru büyüyor = yerçekimi var!</p>
<p>Üzerinde soluk alıp yaşadığımız gezenin adı dünya, vs vs&#8230;bilim, fotosentezi, yağmurun nasıl oluştuğunu, sindirim sistemimizin nasıl çalıştığına far ışığı tutup, izah etmemiş olsaydı tüm bunlar &#8220;yok&#8221; muydu?</p>
<p>Gayb&#8217;a iman, <strong><em>&#8220;insanın, bilebildikleri ile asla bilemeyeceklerinin var olduğunu bilir&#8221;</em></strong> olması halidir denilebilir! Bir tepsi üzerinde değil de küre üzerinde yaşıyor olduğumuzu bilmek bilgi muhtevasının değişmesinden başka bir anlam ifade etmez. Gerçek ve doğru kabul edilen bilgi değişmiştir o kadar. Kimse bu değişen bilgi ile bir tepsinin üzerinden dünya denilen küreye taşınmış değildir. İnsanın gabya iman etmesi de &#8220;karanlık&#8221; içinde karanlık bir çağda kalması demek değildir.</p>
<p>Kelimelerin ifade ettiği anlamlar zamanla değişiyor. Karanlığın başlı başına boşluk, hiçlik, yokluk, gibi bir mecazi tanımı yokken &#8220;aydınlanma(!)&#8221; sonrası anlamı cehalet ve bir din inanını olmakla bir tutulmuş.</p>
<p>Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır.</p>
<p>İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.(İmmenuel Kant/Aydınlanma Çağı-vikipedi)</p>
<p>Şimdi de insanlar bilim adamlarının kılâvuzluğu ve onların anlamlarını yeniden yazdığı kelimelerle oluşturduğu &#8220;dil&#8221;i kullanarak akıllarını kendilerinin kullandıklarını düşünüyorlar. Bu nedenle &#8220;karanlık ve aydınlık&#8221; kelimelerinin anlamları üzerine insanın, kainatın tercüme edilmemiş kelimeleri ile tekrar düşünmesi gerekebilir.</p>
<p>Karanlığın genele hakim olduğu gibi olumsuz bir anlamı yok benim için. Karanlığın, yani her şeyin akıl aracılığı ile bilinebilir olmamasının, insan için acı, sevinç, sevgi gibi bir niteliği olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>İman için olmazsa olmazlardan.Öyleyse nasıl olumsuz bir anlamda kullanılabilir ki?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/20/karanlik%e2%80%99in-isiginda-akil/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/20/karanlik%e2%80%99in-isiginda-akil/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

