<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; faşizm</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/fasizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>23 Nisan Çocuk Bayramı: Çocuklar okulda ne kadar çocuk?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/23-nisan-cocuk-bayrami-cocuklar-okulda-ne-kadar-cocuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/23-nisan-cocuk-bayrami-cocuklar-okulda-ne-kadar-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 07:51:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21602</guid>
		<description><![CDATA[Ufuk Coşkun
Çocuklar uzun süredir 17.03.1981 tarih(tarihe dikkat edin) ve 2429 sayılı &#8220;Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun&#8221; gereği 23 Nisan hazırlıkları yaptılar. Türkiye&#8217;de bilindiği gibi resmi bayram hazırlıkları aylar öncesinden başlar. Çocuklar, gerek resmigeçit törenleri gerek çeşitli gösteriler için olsun bayram gününe kusursuz bir biçimde hazırlanmaları için haftalar öncesinden öğretmenleri eşliğinde stadyumlara götürülür. Ulusal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080622_derin_dusunce_org_ataturk_kosesi.jpg" alt="" width="267" height="192" /><a href="http://www.sivildusunce.com/" target="_blank">Ufuk Coşkun</a></em></strong></p>
<p>Çocuklar uzun süredir 17.03.1981 tarih(tarihe dikkat edin) ve 2429 sayılı &#8220;Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun&#8221; gereği 23 Nisan hazırlıkları yaptılar. Türkiye&#8217;de bilindiği gibi resmi bayram hazırlıkları aylar öncesinden başlar. Çocuklar, gerek resmigeçit törenleri gerek çeşitli gösteriler için olsun bayram gününe kusursuz bir biçimde hazırlanmaları için haftalar öncesinden öğretmenleri eşliğinde stadyumlara götürülür. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Yönergesine göre bu hazırlıklar tören ve gösteri bölümlerinden <span id="more-21602"></span>oluşmaktadır.13.Madde&#8217;nin (ğ) bendine göre; Tören geçişi; tören yöneticisi, Bayrak grubu,  flama grubu ve teknik komitenin geçişinden sonra; diğer grupların geçiş sırası ise teknik komite tarafından belirlenen sıraya göre yapılır. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gösterileri ise, çocuk kortejleri, halk oyunları, dans, bale, jimnastik gösterileri, bando gösterileri, seçilecek konuların müzik eşliğinde dramatize edilmesi gibi vs etkinliklerdir.</p>
<p> Gösteriler büyük ölçüde protokol önünde gerçekleşir. Bir bakıma her şey onlar için hazırlanmış gibidir. Siyah gözlüklü protokol üyeleri ise o bilindik sert tavırlarını biran olsun kırmayı deneyerek gösterileri izlerler. Kısacası resmi çocuk bayramının çocuklar için bir hayli yoğun ve yorgun geçtiğini ifade edebiliriz. Oysa çocukların gayri resmi ve ritüelsiz, keyifli bir bayram geçirmeleri sağlanabilir.</p>
<p> <strong>23 Nisan kaç yıldır ve ne şekilde kutlanılıyor?</strong></p>
<p> 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın 1923 yılından beri bu şekilde kutlanıldığına ayrıca bu bayramın çocuklara Atatürk&#8217;ün armağanı olduğuna dair yaygın bir kanaat hakimdir. Mehmet Ö Alkan&#8217;a göre bu bir efsaneden ibaret. Peki, 23 Nisan nasıl ortaya çıktı ve bugün kutlanılan bu çocuk bayramı ne zamandır uygulamada. Mehmet Ö. Alkan&#8221; 23 Nisan&#8217;ın Gayri Resmî Tarihi&#8221; adlı makalesinde; 23 Nisan&#8217;ın ilk kez 1921 yılında millî bayram olarak kutlandığını, ardından bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun aynı günü, çocuk günü ilan etmesiyle örtüşmenin başladığını ve 1927&#8242;de aynı kurumca çocuk bayramına dönüştüğünü ifade eder. 23 Nisan, 1935 yılına kadar bir yandan millî hâkimiyet bayramı, bir yandan da çocuk haftası olarak kutlanır; o yıl resmen ulusal egemenlik bayramı olarak benimsenir. &#8220;Armağan&#8221; öyküsü ilk kez 1957 yılında duyulmaya başlamış olup, 27 Mayıs sonrasında yaygınlaşmıştır.</p>
<p> <strong>23 Nisan Çocuk Bayramı ve Kenan Evren</strong></p>
<p><strong> </strong>Alkan; 23 Nisan&#8217;ın resmi olarak ulusal egemenlik ve çocuk bayramı olarak kabul edilmesini 12 Eylül yönetimine borçlu olduğumuzu ifade der. 12 Eylül milli egemenliğin temsil edildiği TBMM&#8217;yi kapatmıştı. Yaklaşmakta olan &#8220;Ulusal Egemenlik Bayramı &#8221; 1935 yılındaki tanımlamaya göre kutlanması gerekiyordu. Açılış günü kutlanan meclis ortada yoktu. Durumun zorluğunu fark eden Kenan Evren hemen yeni bir yasa hazırlanması için emir verdi. 23 Nisan&#8217;dan yaklaşık bir ay önce 17 Mart 1981&#8242;de kabul edilen ve 19 Mart&#8217;ta Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan kanunla bayramın adı &#8220;Ulusal Egemenlik Bayramı &#8220;olmaktan çıkmış ve  &#8220;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı &#8221; olarak değiştirilmişti. Bu kanunda ilk defa &#8220;Ulusal Egemenlik&#8221; ve  &#8220;Çocuk Bayramı&#8221; birlikte kullanılmıştı. Kanun metninin ilk halinde bayramın sadece anaokulları ve ilkokullarda kutlanabileceğine ilişkin kısım 1983 seçimlerinin yaklaşması üzerine kanundan çıkarılmıştır. Zira meclis açılmak üzeredir. İşte bu ortamda 23 Nisan&#8217;ı çocuklara Atatürk&#8217;ün armağan ettiği şeklindeki efsane işlenmeye başlanır. Oysa böyle bir günü çocuklara Atatürk armağan etmemişti. Çocuk Bayramı olarak bugünün kutlanmasının Atatürk&#8217;le doğrudan bir ilgisi de yoktu. Bayramın adını değiştiren TBMM&#8217;yi kapatan 12 Eylül darbecileri 5 Mayıs 1981&#8242;de 51 nolu Milli Güvenlik Kurulu Kararı ile Türkiye&#8217;ye Amerika&#8217;daki kiliselerin öncülüğünde kutlanan Çocuk Bayramı( Children&#8217;s Day) kutlamalarından esinlenerek &#8220;Çocuk Bayramı&#8221;nı armağan eden Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nu feshetmiştir.( Mehmet Ö. Alkan, Toplumsal Tarih Dergisi, Nisan 2011)</p>
<p>12 Eylül&#8217;de çıkarılan 1402 sayılı yasa ile binlerce öğretmeni mağdur eden, memurların emeklilik gibi kazanılmış tüm haklarını vermeyen, onlara kamu görevini yasaklayan, hak arayan öğretmenleri ise, haksız cezalara çarptıran ve onları işkenceden geçiren yetmezmiş gibi öğretmenlerin sandığı İLKSAN&#8217;ı onların elinden alan 12 Eylül cuntacıları 24 Kasım&#8217;ı da Öğretmenler Günü ilan etmişlerdi. Aynı darbeci kesim 17 Mart 1981&#8242;de kabul edilen ve 19 Mart&#8217;ta Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan kanunla Ulusal Egemenlik Bayramını &#8220;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı &#8221; olarak değiştirmiştir. Bu kadar haksızlık yapan cuntacıların öğretmenleri ve çocukları sevdiğini söylemek ve bu konuda samimi olduklarını düşünmek bir hayli güç.</p>
<p> <strong>Çocuklar kendilerini çocuk gibi hissetmeli;</strong></p>
<p><strong> </strong>23 Nisan Çocuk Bayramı&#8217;nın dünyada sadece bizde kutlandığı ifade edilir. Ne var ki bir taraftan çocuk bayramını kutlayan tek ülke olmamıza rağmen diğer taraftan okullarda çocuklara asker muamelesi yapan belki de tek ülkeyiz. Bilindiği gibi çocuklara her gün rahat hazırol komutlarıyla ezberlettirilen &#8220;andımız&#8221; adlı bir yemin metni vardır. Bu metnin gerek içeriği ve gerekse okutma biçimine bakıldığında bir önceki çağa ait bir uygulama olduğu hemen fark edilir. Aynı zamanda bu tür bir uygulamanın ne pedagojik ilkelerle ne de evrensel hukukla bağdaşır bir yanı bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye&#8217;de çocuklar hala asker komutlarıyla bu andı tekrar etmektedirler. Her gün askeri komutları tekrarlayan okul idarecilerinin kendilerini komutan, öğrencilerini ise asker gibi görmeye başladığı bir eğitim düzeneğinde sanıyorum bugünlerde çocuklara verilecek en anlamlı hediye; bu andın kaldırılması olacaktır.</p>
<p> Diğer taraftan eğitim kurumlarında çocukların hala nöbet tutturulduğunu görmekteyiz. Ders saatlerinde derste olması gereken çocuklar sırf sorumluluk duygusu gelişsin diye okul idarecilerin işlerini gören birer yardımcı elemana dönüştürülmektedir. Bu da çocuklara yapılan bir başka haksız uygulamadır. Türkiye 4+4+4 kademeli eğitim sistemiyle eğitim yapısında bir reforma gitti. Bakıldığında son yıllarda eğitim alanında ciddi bir hareketlilik yaşanıyor. Kuşkusuz bu reformlar önemli ve daha yapılacak birçok reformla eğitimde belki de demokratik dünyayı yakalayacağız. Türkiye&#8217;nin çocuklara verdiği önem kadar büyüyeceği bir gerçektir. Bunun için evvela çocukların kendilerini çocuk gibi hissetmelerini sağlamalıyız. Bunun da başlıca yolu tek parti döneminin eskiden kalma eğitim anlayışının ve uygulamalarının yerine özgürlükçü, yeni Türkiye&#8217;ye yaraşır bir eğitim anlayışının yer etmesidir.</p>
<p> Çocukları geleceğin askerleri gibi görmek yerine artık ülkesini bilimde, sanatta, felsefede ve sanayide kalkındıracak olan ayrıca farklılıklarla birlikte yaşamanın bir erdem olduğu bilinciyle hareket eden özgür bireyler olarak görmeliyiz. Bunun için çocukların protokol önlerinde resmigeçit törenleri yapmalarına gerek yok. Asker komutlarıyla ip gibi dizilmelerine de ihtiyaç yok. Saçlarını kısa kestirip, tek tip kıyafet giymeleriyle de bu mümkün değil. Onları özgür bırakmalıyız. Özgürlükçü düşünme yollarını ve demokrasiyi kavratmalıyız. Çocuklara yapacağımız en büyük iyilik, onların hayata özgürce bakmalarını sağlamaktır. Darbeci zihniyetten arınan Türkiye&#8217;nin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> &#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/23/23-nisan-cocuk-bayrami-cocuklar-okulda-ne-kadar-cocuk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/23/23-nisan-cocuk-bayrami-cocuklar-okulda-ne-kadar-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki Mustafa</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20474</guid>
		<description><![CDATA[Star Gazetesi yazarı Mustafa Akyol &#8220;‘Gençliğe Hitabe&#8217; de kaldırılmalı&#8220; başlıklı bir makale yazdı. Okumadan önce olumlu ve olumsuz birçok tepki okudum, bunca eleştiri nedendir diye düşünürken aslına ulaştım. Akyol , Milli Güvenlik dersinin kaldırılmasının çok hayırlı bir iş olduğunu, Andımız&#8217;ın da kaldırılması gerektiğini, madde madde çok açık, anlaşılır bir biçimde ifade ediyor. Aynı şekilde kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/yasak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20475" title="yasak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/yasak.jpg" alt="" width="180" height="134" /></a>Star Gazetesi yazarı <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol.htm">Mustafa Akyol <em>&#8220;‘Gençliğe Hitabe&#8217; de kaldırılmalı</em>&#8220;</a> başlıklı bir makale yazdı. Okumadan önce olumlu ve olumsuz birçok tepki okudum, bunca eleştiri nedendir diye düşünürken aslına ulaştım. Akyol , Milli Güvenlik dersinin kaldırılmasının çok hayırlı bir iş olduğunu, Andımız&#8217;ın da kaldırılması gerektiğini, madde madde <span id="more-20474"></span>çok açık, anlaşılır bir biçimde ifade ediyor. Aynı şekilde kişilik haklarına müdahale etmeden Gençliğe Hitabe&#8217;nin de kaldırılması gerektiğini anlatıyor.</p>
<p>Olumsuz tepkileri hatırlayınca acaba kaçırdığım bir husus mu oldu düşüncesiyle tekrar okudum ancak bunca abartılı tepki verilecek hiç bir hususa rastlamadım. Dahası ilk aklıma gelen Mustafa Akyol&#8217;un ne kadar haklı olduğuydu zira Gençliğe Hitabe metninde Akyol&#8217;un eleştirdiği kısımların hepsinin can bulduğu insanların, bu tepkilerinin nedenlerinden birinin de Gençliğe Hitabe metninden kaynaklanmakta olduğunu düşündüm.</p>
<p>Bir gençlik düşünün, onlara diledikleri gibi düşünme -buna Atatürkçü düşünme biçimi de dâhil- her türlü yolu seçme hakkı tanıyan bir yazarı haksız, sınırsız ve hatta fikirsizce hakaretlerle eleştirsin ancak bu gençlik, kendisine neredeyse bir seçim hakkı bırakmayan tavsiyeler bütününe &#8220;düşünmeksizin&#8221; biat etsin; vallahi ben bu gençliği anlamıyorum!</p>
<p>Öğrenim hayatım boyunca Milli Eğitim müfredatına biat etmedim, canım ne öğrenmek istiyorsa onu öğrendim, ne okumak istediysem onu okudum. Evde bir takım kitaplardan okuduğum gayrı meşru tarih kitapları çok ilgimi çekerken okulda ezbere, kof kibre ve kendini övmeye dayalı İnkılap Tarihi dersi ilgimi çekmemişti. Gerçek olmayan bir tarihi ezberlemek ve sorulara inanmadığım cevaplar vermek ise daha 13 yaşımdayken onuruma dokunmuştu. 13 yaşımdayken bir gün gazeteci yahut yazar olma hayalleri kurmaya başlamıştım, gerçekleri insanlara anlatacaktım ve yazacaktım. Ancak bu hayalleri kurarken bunların bir gün gerçeğe dönüşeceğine hiç mi hiç inanmamıştım; öyle uzaklardı ki&#8230; Bugün hayallerimin gerçek olduğunu görüyorum, bugün bir şeylerin değiştiğini görüyorum, o hayalleri kurduğum aynı odada gerçekleri sizlere yazıyorum. Bugün Mustafa Akyol da bunu yapıyor, 80 yıldır bir şeylerin hayalini kuran ama hayallerini gerçekleştiremeyen, kendi içindeki potansiyeli çürüten gençlerin sesi oluyor. Bu alkışlanası çaba, bu ifade özgürlüğüne verilen destek bir kısmımızın desteğini alırken, bir kısmımızın tepkisiyle karşılaşıyor. Oysaki Akyol savunduklarını kendisi için değil, bu ülke gençliğinin faydasına olacağı için savunuyor ve dahası onlara aksi bir seçeneği savunma hakkı da sunuyor. Ve birileri &#8220;hayrı çağırıyormuşçasına şerri çağırıyor.&#8221;</p>
<p>  Gençliğe Hitabe gençliğe &#8220;bir ihtimal daha yok&#8221; derken, gençliği sınırlarken, Akyol &#8220;bir ihtimal daha var&#8221; diyor. Gerçekten bir ihtimal daha var; o da konuşabileceğimiz bir Türkiye&#8230; Unutmayalım ki konuşulabildiğimiz bir Türkiye demokrasi ölçeğinde; konuşabildiğimiz bir Atatürk demokrasi ölçeğinde değerlendirilir aksi ise diktatöryel bir durum olarak değerlendirilir. Sahi konuşmaktan niçin bu kadar korkuyoruz?</p>
<p>  Bir kesim Gençliğe Hitabe&#8217;yi kendine şiar edinebilir. Kendisi için bunları &#8220;dokunulmaz&#8221; da kılabilir ancak bunları şiar edinmeyenlere dayatamaz ve bugün bu dayatmaya sessiz kalınamaz.</p>
<p>  Mustafa Kemal Atatürk ile hiç kimseyi kıyaslamadan diyorum ki: Mustafa Kemal Atatürk sizin için çok önemli bir şahsiyet olabilir, onu &#8220;Yurdumuzu düşmanlardan kurtardı&#8221; düşüncesiyle çok sevebilirsiniz ama şunu da kabul edin iki Mustafa&#8217;dan biri olan Mustafa Akyol da &#8220;zihinleri düşmanlardan kurtarıyor&#8221; bırakalım yapsın. Zira zihin düşünmek için vardır, düşünmemek ise zihnin düşmanıdır, düşünmemek insanın kendine yaratılış gayesine aykırı davranmasıdır. Yıllarca &#8220;düşünme, konuşma&#8221; denilen bir ülkede birileri çıkıyor ve &#8220;düşün, konuş&#8221; diyor, bundan daha güzel ne ola ki?</p>
<p>   <strong>Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcut değildir, zaten kan bir asalet belirleyici değildir</strong>. <strong>Muhtaç olduğumuz kudret aklımızda ve vicdanımızda mevcuttur, lütfen tüketmekten çekinmeyelim.</strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(12): Faşizmi savunabilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 12:10:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18687</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Parlamentoya Cumhurbaşkanı seçtirmemek âli maksadıyla hazırlanıp Genelkurmay&#8217;ın internet sitesine konulan muhtıra, muhtıraya muhatap kesimlerden çok, bu muhtıradan ekmek çıkarmaya uğraşan muhalefeti ve bir kısım medyayı heyecanlandırdı. Mesela CHP Genel Başkan Yardımcısı muhterem Onur Öymen şunları söyledi: &#8220;Genelkurmay&#8217;ın tesbitleri bizim tesbitlerimizden farklı değildir. Altına imzamızı atarız. ‘Ne mutlu Türküm diyene&#8217; sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><img class="aligncenter" src="http://medya.zaman.com.tr/2011/09/12/cizgiyorum.jpg" alt="" width="284" height="202" /></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Parlamentoya Cumhurbaşkanı seçtirmemek âli maksadıyla hazırlanıp Genelkurmay&#8217;ın internet sitesine konulan muhtıra, muhtıraya muhatap kesimlerden çok, bu muhtıradan ekmek çıkarmaya uğraşan muhalefeti ve bir kısım medyayı heyecanlandırdı. Mesela CHP Genel Başkan Yardımcısı muhterem <strong>Onur Öymen</strong> şunları söyledi: <strong>&#8220;Genelkurmay&#8217;ın tesbitleri bizim tesbitlerimizden farklı değildir. Altına </strong><strong>imzamızı atarız. ‘Ne mutlu Türküm diyene&#8217; sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Türkiye&#8217;yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz&#8230;&#8221; </strong>İkna odalarının mucidi <strong>Nur Serter</strong> ise şu değerlendirmeyi yaptı: <strong>&#8220;Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz. Türk ordusu çok yaşa. Türk ordusu, 27 Nisan&#8217;da bizim sesimizi duymuş, bizim sesimize sahip çıkmış, demokrasiye sahip çıkmıştır. 27 Nisan&#8217;da Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin gerçek iradesine sahip çıkmıştır&#8230;&#8221; </strong>Peki, biat kültüründen gelmeyen <strong>&#8220;bağımsız medya&#8221;</strong> nasıl karşıladı muhtırayı?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hatırlatalım&#8230; Belki yüzleri kızarır: İşte <strong>Ertuğrul Özkök</strong>: &#8220;Demokrasi kaygısıyla, sadece askeri eleştirmek, ne adil, ne yararlı, ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır.&#8221; İşte <strong>Yılmaz Özdil</strong>: &#8220;Hâlâ deniyor ki, bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Gücüm var diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.&#8221; İşte <strong>Ece Temelkuran</strong>: &#8220;Genelkurmay&#8217;ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz.&#8221; (Bu Ece şimdilerde <strong>&#8220;demokratlığın kitabını&#8221;</strong> yazıyor.) İşte <strong>Ahmet Hakan Coşkun</strong>: &#8220;Muhtıraya karşıyız diyeceğiz ve ötesini söyleyemeyecek miyiz? Ben ötesini de söylerim arkadaş.&#8221; İşte <strong>Nuray Mert</strong>: &#8220;Şimdi Genelkurmay bildirisini öne çıkarıp, bu fetihçi zihniyetin arkasında durmak istemiyorum&#8230;&#8221; </em><a href="http://www.stargazete.com/yazar/ahmet-kekec/bu-yazarlari-cope-atin-haber-378506.htm" target="_blank"><em>TAMAMI</em></a></p>
<p>  </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yanılmaz kehanetler: Marxist Propaganda(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jul 2011 18:34:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Hannah Arendt]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18013</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Moskova Metrosu&#8217;nun bütün dünyadaki tek metro olduğunu söylemek yalandır. Tabi Bolşevikler bütün diğer metroları yıkacak güce sahip olmadığı sürece. Bir başka deyişle YANILMAZ KEHANETLER totaliter rejimlerin dünyayı ele geçirme planlarını ele verir. Çünkü totaliter lider  ancak tamamen kontrol altındaki bir dünyada bütün YALAN KEHANETLERİ gerçekleştirebilir, [Gerçeklere hükmedebilir]&#8221; (The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt, 1°)
 Sadece marxistlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm.jpg"><img class="size-medium wp-image-18015  alignleft" title="turk_solu_marxizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm.jpg" alt="" width="166" height="195" /></a>&#8220;&#8230;Moskova Metrosu&#8217;nun bütün dünyadaki tek metro olduğunu söylemek yalandır. Tabi Bolşevikler bütün diğer metroları yıkacak güce sahip olmadığı sürece. Bir başka deyişle <strong>YANILMAZ KEHANETLER</strong> totaliter rejimlerin dünyayı ele geçirme planlarını ele verir. Çünkü totaliter lider  ancak tamamen kontrol altındaki bir dünyada bütün <strong>YALAN KEHANETLERİ</strong> gerçekleştirebilir, [Gerçeklere hükmedebilir]&#8221; </em>(<a href="http://www.amazon.com/Origins-Totalitarianism-Hannah-Arendt/dp/0156701537">The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt</a>, 1°)</p>
<p><em> S</em>adece marxistlere özgü olMAyan, faşist, Kemalist ve İslamcı bütün devrimleri kapsayan bir başka meseledir bu, gelecekten haber vermek, <strong>YANILMAZ KEHANETLERDE BULUNMAK</strong>. Naziler biyolojinin yanılmaz ırk kanunlarına göre tasavvur etmişlerdi &#8220;<em>das tausendjährige Reich</em>&#8221; dedikleri,  1000 yıl sürecek olan hakimiyetlerini. 28 şubat zulmünün Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da 1000 yıllık bir ömür biçmişti o faşist rejime. Marxizm ise <strong><em>&#8220;Tarihin YANILMAZ yasalarına&#8221;</em></strong> dayamıştı sırtını. Komünist Manifesto&#8217;da, Kapital&#8217;de ve komünizmin bütün temel metinlerinde öne çıkan bir öge bu.</p>
<p> Peki teoride insan haysiyetini yücelten marxizmin bu türlü kehanetlere başvurmasının sebebi neydi? Eğer marxizm iyi bir şey ise marxistler neden <strong><em>YANILMAZ KEHANETLER</em></strong> uydurma ihtiyacı hissettiler? Neden marxizmin güzelliklerini(?) olduğu gibi anlatmadılar insanlara? Böylece ortak bir akıl ve gönül birliği ile ilerlenir, Marx&#8217;ın dediği gibi bütün dünya işçileri <strong>KOLAYLIKLA</strong> birleşebilirdi.<img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_sartre_komunizm.jpg" alt="" width="148" height="196" /></p>
<p> Bazı marxistler bunu şöyle savunuyorlar: <strong><em>&#8220;Bir savaş hali söz konusuydu, proletaryaya umut vermek, motive etmek için Marx buna mecburdu&#8221;</em></strong>. Bu savunmayı 1800&#8242;ler için kabul edebiliriz ama 20ci asrın komünistlerinde de değişen bir şey olmadı.</p>
<p> Meselâ Jean Paul Sartre 1954&#8242;te yaptığı Moskova gezisinin ardından Komünist Rusya&#8217;da fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu ve bu ülkenin  hayat standardı bakımından 10 yıl içinde batılı ülkeleri geride bırakacağını söylemişti. Aynı Jean Paul Sartre 1975&#8242;te yaptığı bir mülakatta ise Fransız Komünist Partisi&#8217;ne yardım etmek için <strong>bilerek yalan söylediğini</strong> itiraf etti. Aslında Stalin&#8217;in soykırımları <span id="more-18013"></span>biliniyordu 1950&#8242;lerin Fransa&#8217;sında. Komünist ülkelerde aydınlara yapılan baskı ve işkenceler de biliniyordu. Zaten Sartre komünizme verdiği destek yüzünden Albert Camus gibi aydınlardan ağır eleştiri aldı. Ama 1956&#8242;da özgürlük isteyen macarların Komünist Rusya tarafından tanklarla ezilmesine kadar bu ideolojiyi desteklemekten vaz geçmedi.</p>
<p> Evet, neden marxistler gelecekten haber verir? Neden <strong>YANILMAZ KEHANETLER</strong> sadece marxistlerin değil hemen bütün devrimcilerin vazgeçilmezi olmuştur? Sanırım bu sorunun cevabı Marx&#8217;ın yakın dostlarından birinin şu sözlerinde gizli:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em> &#8221;Tanrı aşkına, bütün önyargıları ve dogmaları yıktıktan sonra halkın beynini yıkama sırası bize mi geldi?&#8221;(Sosyalist Prudhon&#8217;un Karl Marx&#8217;a hitabı, 1864)</em></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18016" title="turk_solu_marxizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_3.jpg" alt="" width="226" height="198" /></a>Bu sözden sonra aralarının fena halde açıldığını tahmin edebilirsiniz. Marx Prudhon&#8217;u komünist hareketten dışlamakla kalmamış, onu aşağılamak için özel bir metin bile kaleme almış. Sanıyorum Marx&#8217;ın bu kadar kızmasının gerçek sebebi Prudhon&#8217;un <strong>SONUNA KADAR</strong> haklı olmasıydı. Bir başka anarşist olan Stirner&#8217;in dediği gibi komünizm hızla bir dogma haline geliyor; Marx&#8217;ın zihinlerden ve kalplerden kovduğu dinî inançların tahtına talip oluyordu. (Bkz. <a title="Permanent Link to " href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%e2%80%9cdin-toplumun-afyonudur%e2%80%9d-karl-marx/">&#8220;Din Toplumun Afyonudur&#8221;</a>)</p>
<p> Ama biz bu yazının kapsamında <strong>BEYİN YIKAMA</strong> boyutuna odaklanalım.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bir dünya yarattım, yalnız ikimiz için</strong></p>
<ul>
<li>- Beni falanca ile aldatıyorsun !</li>
<li>- Sen delirdin mi ?</li>
<li>- &#8230;</li>
<li>- Kıskançlığına tahammül edemiyorum, çıkıp hava alacağım biraz.</li>
<li>- Biliyordum zaten, onun yanına gidiyorsun değil mi?</li>
</ul>
<p>Vehim zindanındaki insan &#8220;dışarıdan&#8221; gelen bilgileri kullanarak kurtaramaz kendisini. Dışarıdan gelen bilgileri kendi vehim sistemine dahil eder, yanıldığını gösteren her yeni bilgi zindanın duvarlarını biraz daha kalınlaştırır. Gerçek olmayanı, aldatmacayı gerçek gibi, gerçek olanı da aldatmaca gibi yaşamaya başladıktan sonra geri dönmek zordur. &#8220;İçerisi&#8221; ile &#8220;dışarısı&#8221; birbirine karışmıştır artık. Neden böyledir?</p>
<p> Çünkü beyin yıkamanın esası <strong>YALAN</strong> <strong>DEĞİLDİR</strong>, Gerçek Dünya&#8217;dan Kurgu Dünya&#8217;ya <strong>KAÇIŞTIR</strong>. Bir bakıma kuralları belli bir oyun gibi düşünebilirsiniz bunu. Meselâ futbol maçına gidersiniz. Takımınızın renklerinde şapka ve bayraklar vardır elinizde. Kısa bir süre için &#8220;Fenerbahçeli&#8221; olup günlük dert ve tasalarınızı evde bırakırsınız. &#8220;Futbol&#8221; denen oyunun kuralları 90 dakikalığına bütün Tabiat kanunlarının yerine geçer. Hakemin düdüğü Yerçekimi kanunu kadar determinist olur. Meselâ &#8220;attığınız&#8221; gole hakem &#8220;ofsayt&#8221; derse çok üzülürsünüz. Dedik ya 90 dakikalığına bilerek, isteyerek &#8220;kaptırırsınız&#8221; kendinizi oyuna. Gerçek hayattan kopamazsanız maçın &#8220;tadı&#8221; olmaz zaten. Meselâ &#8220;attığınız gol&#8221; gerçekte &#8220;top&#8221; denen bir cismin iki direk arasından geçmesidir, fizikî anlamda önemsizdir. Tabi siz eğlenmek, maç heyecanını yaşamak için bu Kurgu Dünya&#8217;ya bilerek girersiniz ve çıkarsınız.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_4.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18019" title="turk_solu_marxizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_4.jpg" alt="" width="209" height="251" /></a> Ama maça gelen bazı insanlar için stadın içindeki Kurgu Dünya dışarıdaki Gerçek Dünya&#8217;nın yerini alır. Maç sırasında <strong><em>&#8220;ölürüm Fenerbahçe için&#8221;</em></strong> diye şarkılar söyleyenler 90 dakika bitince bıçaklarını çekip &#8220;öteki&#8221; takımın seyircilerini öldürmeye kalkarlar, &#8220;ötekilerin&#8221; formasını yakabilirler. Bu zavallı insanlar için Gerçek Dünya öyle karmaşık ve öyle içinden çıkılmaz bir hal almıştır ki stadın içindeki basit ve tutarlı olan Kurgu Dünya&#8217;da rahat bir nefes alırlar. Ne işsizlik, ne açlık, ne borçlar, ne gelecek korkusu, ne tinerci kardeşi ne evi terk eden annesi&#8230; &#8220;Bizim&#8221; renklerimizi giyenler ve &#8220;ötekiler&#8221; vardır orada. Dost ve düşman bellidir. Bu sebeple dünyanın bir çok yerinde ırkçı hareketlerin ifade alanı olmuştur stadyumlar. Kumar masasından kalkamayan, içki şişesine, bilgisayar oyunlarına yapışan müptela da böyledir. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/" target="_blank">O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?</a>) &#8221;Normal&#8221; bir aktivite ile kurulan &#8220;sapık&#8221; bir ilişki vardır ortada. Kendi içinde tutarlı, basit, öngörülebilir bir dünya özlemi. Bir tür narkoz&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Totaliter propaganda gerçeklerden kurguya kaçış esnasında filiz verir, özgür bir dünya tasavvurundan basit ve öngörülebilir olana doğru. Halk yığınları köklerinden sökülmüş olmanın verdiği korku ve geleceği göre<strong>ME</strong>menin endişesi içindedir. (Bkz. Kökünden sökülme: Bölümler <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/" target="_blank">1</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/21/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir2/" target="_blank">2</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/" target="_blank">3</a>) Hayattaki rastlantılar, öngörülemeyen olaylar tahammül edilmez bir hale gelmiştir. Fakat bütün bunların yanında bir sebep daha vardır ki o da insan zekâsının <strong>TUTARLI</strong>, <strong>AÇIKLANABİLİR</strong> olanı öngörülemez olana tercih etmesidir. <strong>Halkların beyinlerini yıkaTmaya bu kadar gönüllü olması aslında yaşamak zorunda oldukları hayatı reddetmeleridir</strong>.&#8221;</em> (<a href="http://www.amazon.com/Origins-Totalitarianism-Hannah-Arendt/dp/0156701537">The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt</a>, 1°)</p>
<p> Arendt&#8217;in bu açıklamalarını Karl Marx&#8217;ın özellikle Londra&#8217;da iken bizzat yaşadığı koşullarla paralel olarak canlandırın gözünüzün önünde. Yeni doğmuş çocuğuna beşik alacak parayı denkleştiremeyen bir babanın bir kaç ay sonra aynı bebek için tabut parası aradığı bir Londra. Borç para bulamadığı için çocuğunu tabutsuz gömen insanlar sizce yaşadıkları dünyayı kabul edebilir miydi? Basit bir Kurgu Dünya çok daha &#8220;akla uygun&#8221; gelmez miydi? <strong><em>&#8220;Hey dostum, bebeğin ölümü senin suçun değil, suç seni sömüren kralın / burjuvanın / Yahudilerin / Masonların / &#8230;&#8221; </em></strong>Her kapı çaldığında alacaklılar geldi diye yerlerinden sıçrayan bu insanlar belki ekmek kadar ihtiyaç duyuyorlardı basit ve öngörülebilen bir dünya tasavvuruna.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p>1° Bu devasa eserin ilk iki cildinin Türkçeye çevirildiğini gördüm. Üçüncüyü bulamadım. Koyduğum alıntılar üçüncü cilttendir, <strong><em>&#8220;Totalitarian Movement</em></strong>&#8221; isimli bölüm, sayfa 350 ve izleyen sayfalar, (<em>Meridian Books, 7ci baskı, Eylül 1962</em>) Eğer Türkçesini biliyorsanız referansını yorum olarak paylaşmanızı rica ediyorum, Türkçe tercümeler:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5410">Totalitarizmin Kaynakları 1 / Antisemitizm</a></li>
<li><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5411">Totalitarizmin Kaynakları 2 / Emperyalizm</a></li>
</ul>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm1.jpg"><img class="size-full wp-image-18020 aligncenter" title="turk_solu_marxizm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm1.jpg" alt="" width="441" height="323" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Makinele-N-mek ve Makinele-Ş-mek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/15/yakinda-makinele-n-mek-ve-makinele-s-mek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/15/yakinda-makinele-n-mek-ve-makinele-s-mek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 12:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17164</guid>
		<description><![CDATA[Makinelerle donaNırken makineye dönüŞmek; Teçhizatın efendisi iken kölesi olmak&#8230; İnsan&#8217;ın 18ci ve 19cu asırdaki devrimlere, dünya savaşlarına ve soykırımlara hazır hale gelişini anlamak için önce bu KOPMAYI anlamak gerek.
Aslında İnsan konforunu arttırmak için hep alet yaptı. Ama makineler farklı. Makineler insana kendi ritimlerini dayattılar. Dikiş iğnesi ile dikiş makinesi arasındaki fark bu. Üretimi kolaylaştırmanın ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim.gif"><img class="alignright size-full wp-image-17163" title="turk_solu_devrim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_devrim.gif" alt="" width="200" height="192" /></a>Makinelerle dona<strong>N</strong>ırken makineye dönü<strong>Ş</strong>mek; Teçhizatın efendisi iken kölesi olmak&#8230; İnsan&#8217;ın 18ci ve 19cu asırdaki devrimlere, dünya savaşlarına ve soykırımlara hazır hale gelişini anlamak için önce bu KOPMAYI anlamak gerek.</p>
<p>Aslında İnsan konforunu arttırmak için hep alet yaptı. Ama makineler farklı. Makineler insana kendi ritimlerini dayattılar. Dikiş iğnesi ile dikiş makinesi arasındaki fark bu. Üretimi kolaylaştırmanın ve hızlandırmanın dışında bir mesele. Makinenin &#8220;istediği&#8221; hızda dikmek zorunda artık işçi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Makina ile alet arasındaki en önemli fark belki de &#8220;<strong>Makine mi İnsan&#8217;a uymalı yoksa İnsan mı makineye?</strong>&#8221; şeklindeki soru etrafında bitmeyen tartışmalarda saklı. [...] Eğer insan karşılaştığı her yeniliği ve ürünü yarınına dahil ediyorsa,  insanların makinelere icad edildikleri andan itibaren uyumlu olduklarını söyleyebiliriz.  Makineler geçmiş zamanların basit aletleri kadar hayatımızın ayrılmaz birer parçası oldular. Bizce ilginç olan bu uyum sorusunun hâlâ sorulabilmesidir. Aletlere uyum sağlamamız hiç söz konusu oldu mu? Bari ellerimize de uyum sağlayalım!  Makinelerin durumu ise farklı. Aletler elin hizmetçisi iken makine insanın kendisine uymasını bekliyor. Vücut ritmini ona ayarlamasını, hareketlerini mekanikleştirmesini.  Bu elbette insanın makineye hizmet etmesi demek değil. Ama çalışma süresi boyunca mekanik süreç vücudun ritmine ikame ediliyor. </em><em>En gelişmiş, en hassas bir alet bile elin hizmetindedir. Ne onu yönetir ne de yerini alabilir. Oysa en basit bir makine bile bedensel çalışmayı &#8220;güdebiliyor&#8221; ve hatta tamamen insan emeğinin yerini alabiliyor.&#8221;</em> (<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5408&amp;sa=77145545">İnsanlık Durumu - Hannah Arendt</a>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/15/yakinda-makinele-n-mek-ve-makinele-s-mek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/15/yakinda-makinele-n-mek-ve-makinele-s-mek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan’ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2011 19:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17150</guid>
		<description><![CDATA[Kirpiler ve İnsanlar
&#8220;Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra dikenlerin batması  yüzünden yeniden uzaklaşırlar. Isınma ihtiyacı onları tekrar bir araya getirdiğinde dikenler yine batar ve üşümekle diken arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanlar da hayatın tekdüzeliğinden kurtulmak için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kirpiler ve İnsanlar</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_kc.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17151" title="kirpi_kc" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_kc.jpg" alt="" width="181" height="154" /></a>&#8220;Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra dikenlerin batması  yüzünden yeniden uzaklaşırlar. Isınma ihtiyacı onları tekrar bir araya getirdiğinde dikenler yine batar ve üşümekle diken arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanlar da hayatın tekdüzeliğinden kurtulmak için bir araya gelirler ama ötekilerin nahoş ve sıkıntı verici özellikleri yüzünden uzaklaşırlar.&#8221;</em> (<strong>Arthur Schopenhauer(*)</strong> , <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=91665">Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar</a>, 1851)</p>
<p>İnsanlar sadece yalnızlıktan kaçmak için bir araya gelmiyorlar elbette. Birlikte çalışmak, üretmek için hemen herkes <strong>Schopenhauer</strong>&#8216;ın kirpileri gibi &#8220;ötekilere&#8221; muhtaç. Ancak insanların kirpilerden bir farkı <span id="more-17150"></span>var: Yaşam koşullarını sürekli iyileştirme arzusu. &#8220;İlkel&#8221; yaşam biçimleriyle yetinmiyor insanlar. Kirpiler gibi doğada bulduklarını yemek yerine tarım yapıyorlar. Mağaralarda yaşamak yerine ev yapıyorlar, hastahane, okul, yol, köprü vs.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx.jpg"></a>Kirpilerin dikenleri belli bir boydan sonra uzamayabilir ama bizim &#8220;dikenlerimiz&#8221; uzamaya devam ediyor hâlâ. İnternet bize yetmiyor, daha hızlı internet istiyoruz, cep telefonundan erişmek istiyoruz&#8230; Bunda kızacak, darılacak bir şey yok sanırım. Çünkü insanın tabiatı bu. Yeni doğan çocuklar içine doğdukları ortamı &#8220;ilerlemiş&#8221; değil &#8220;normal&#8221; kabul edip üzerine yeni bir şeyler koyuyorlar: Daha hızlı, daha lezzetli, daha büyük, daha ucuz&#8230; Oğulların dikenleri babalarınkinden uzun oluyor her asırda.</p>
<p>Ama biz ekmeğimizi, pastamızı, çikolatalı gofretimizi, televizyonumuzu ürettikçe bunları üretme/satın alma gücü olMAyan insanlara daha çok batıyor dikenlerimiz. Onlar yine de bizim yanımızda kalmak zorundalar &#8220;ısınmak&#8221; için. Temel mesele bu. Güç değil gücün kontrolü, güç ile kurulan ilişki.</p>
<p><strong>Marxist devrimin teknik ve ekonomik zemini : İlk önce devrilen neydi?</strong></p>
<p>Tüfek icad olmadan, mertlik bozulmadan(?) önceki dönemlerde bir şehir düşleyin. Bu şehrin valisi, tüccarı, imamı, kadısı olun 5 dakikalığına. Ya da sıradan bir vatandaş. Cemiyeti ilgilendiren Her hangi bir meseleyi &#8220;ötekilerle&#8221; tartışırken mesleğiniz ne olursa olsun paylaştığınız ortak &#8220;sayısal parametreler&#8221; olacaktır:</p>
<ul>
<li>Bir atın hızı, taşıyabileceği yük miktarı,</li>
<li>Bir insanın günlük yemek ihtiyacı,</li>
<li>Toprağın verimi,</li>
<li>Dokumacı ve çömlekçilerin üretim hızı,</li>
<li>İnsan ömrü,</li>
<li>Kılıçların uzunluğu, okların menzili&#8230;</li>
</ul>
<p>Bu şehir basit bir şehirdir. Şehrin en zengin insanları ile en fakirleri arasındaki fark &#8220;önemsiz&#8221; sayılabilir. Büyük bir evde oturan, ipeklere, altınlara bürünmüş, hizmetçilerine emirler yağdıran bir zengin ile aç gezen bir insan arasındaki &#8220;uçurum&#8221; komşuların yardımıyla biraz örtülebilir, &#8220;makul&#8221; seviyeye getirilebilir.</p>
<p>Bu &#8220;basit&#8221; şehirlerin ülkesi de basit bir ülkedir. Adı konmasa bile &#8220;Kapital&#8221; topraktır. Altındaki maden, üstündeki tahıl ve hayvan, içinden geçen yollar, kıyısındaki limanlar&#8230; Toprağın hakimi hem ekonomik hem de askerî hakimiyet sahibi demektir. Toprak için siyaset, toprak için savaş, toprak için diplomasi yapılır. Bu ülkede para &#8220;sadece&#8221; ticareti kolaylaştıran bir araçtır. Hükümdarın ve çok zengin diğer kimselerin, baronların, kontların, toprak ağalarının zenginlikleri de toprakla ölçülür. Bunların dışında kolay kolay <strong>KAPİTALLEŞMİŞ PARA</strong> bulamazsınız.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17153" title="kirpi_turk_solu_marx" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/kirpi_turk_solu_marx-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" /></a>Şimdi yukarıda verdiğimiz parametrelerin bir gecede yüz ile, bin ile çarpıldığını farz edin. Meselâ bir tarla sahibi bir yılda ürettiği buğdayın 100 mislini o yaz üretiyor. 100 kere fazla yük taşıyabilen atlarıyla yüz kere daha hızlı giderek buğdayını uzak şehirlerde satıyor <strong>SADECE BİR KAÇ GÜN İÇİNDE!</strong> Kazandığı parayla şehre geri dönüp daha da kârlı başka bir işe yatırıyor&#8230; Böyle bir &#8220;mucizeden&#8221; sonra bazı &#8220;şanslı&#8221; tüccarların ve toprak sahiplerinin <strong>HIZLA VE BÜYÜK MİKTARDA PARA</strong> biriktireceklerini tahmin edebilirsiniz. Eskiden kuşaklar boyu birikim gerektiren miktardaki bir kapital artık bir ömre hatta bir kaç yıla sığabilecektir. Bu &#8220;yeni zengin&#8221; vatandaşlar elbette ülkenin hükümdarıyla rekabet edebilecek kadar zenginleşecektir, bu da kaçınılmaz. Bir başka deyişle iktidara ortak hatta talip olacaklardır. Çünkü <strong>TOPRAK = KAPİTAL</strong> şemasından yeni bir dünyaya geçtik: <strong>PARA =</strong> <strong>KAPİTAL</strong>.</p>
<p>Tamamen fantastik gibi görünse de makineler sayesinde(=yüzünden) 1700&#8242;lerden itibaren dünyanın böyle bir değişim sürecine girdiğini söylemek yanlış olmaz. Meselâ İngiltere&#8217;de ilk defa servise konan buharlı trenler ile at arabalarını karşılaştırın. Asırlarca at arabalarını geliştiren, at sayısını, tekerlek yapısını vs yavaş yavaş iyileştiren bir halk birden bire buharlı trene geçiyor. Üstelik bir saatte 50 km gidebilen bu trenler kısa bir süre sonra rayları 140 km hıza sahip daha &#8220;modern&#8221; versiyonlara bıraktılar. Yine o çağdaki savaşlara, kendisini <strong><em>&#8220;medenî&#8221;</em></strong> ilân etmiş milletler ile <strong><em>&#8220;ilkel&#8221;</em></strong> halklara bakarak <strong>DEĞİŞİMİN HIZI</strong> hakkında fikir edinebilirsiniz. Özellikle Afrika&#8217;daki sömürge savaşlarında zavallı insanlar topraklarını (=kapitallerini) mızrak ve deriden kalkanlar ile savunurken İngiliz askerlerinin topları ve makineli tüfekleri vardı. Örneğin 1879&#8242;da <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_komunizm2_devrim.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-17158" title="turk_solu_komunizm2_devrim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_komunizm2_devrim.jpg" alt="" width="205" height="171" /></a>Zulu Krallığı&#8217;nın &#8220;yutulmasıyla&#8221; sonuçlanan muharebeler genellikle bir kaç yüz İngiliz askeri ile 5-6 bin Zulu savaşçısı arasında yapılıyordu. Bir kaç yüz  teknisyen yardımıyla işleyen makinelerin işsiz bıraktığı onbinlerce İngiliz tarım işçisi gibi Zulu savaşçıları da teknik asimetri sebebiyle ezildiler. Son derecede çarpıcı bulduğum bir başka örnek ise Karadeniz&#8217;in hakimiyeti için Rus ve Osmanlı ordusu arasındaki muharebelerdeki teknik asimetridir. Osmanlı bahriyesinin topçu subayları hatıralarında zırhla kaplı Fransız yapımı gemilere isabet ettirdikleri güllelerin geri sekip denize düşmesine hayretle seyrettiklerini yazarlar. Yine Fransız mühendislerin icadı olan parça tesirli güllelerin isabet ettiği güvertelerdeki insanların bir anda ölmesi büyük paniğe yol açıyormuş Osmanlı gemilerinde.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_komunizm2_devrim.jpg"></a>Aslında bu değişimler eskisi gibi yavaş olsaydı insanlar bir şekilde uyum sağlayabilirdi. Eskisi gibi yani 1600&#8242;lü yıllara kadar olduğu gibi. Fakat <strong>DEĞİŞİMİN HIZI</strong> en az kendisi kadar büyük bir sorun teşkil etti, hâlâ da ediyor. Uyum kabiliyeti en yüksek olanlar ile en yavaş/şanssız/tembel olanlar arasındaki uçurum derinleşmeyi sürdürüyor. Tabi ticarî ve teknik gelişmelerin tahlili çok detaylı olarak yapılabilir ama okumakta olduğunuz <strong><em>Marx ve Marxizm incelemesi</em></strong> kapsamında en mühim nokta iki <strong>GELİŞME TÜRÜNÜN</strong> birbirini beslemesi kanaatimce. Yani <strong>DAHA</strong> <strong>HIZLI</strong> üretim, üretilen malların müşteriye <strong>DAHA</strong> <strong>HIZLI</strong> ulaşması, kârın <strong>DAHA</strong> <strong>HIZLI</strong> birikmesi, biriken sermaye ile telgraf, tren vb alanlardaki yeni gelişmeleri finanse edilmesi&#8230;  <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye&#8217;nin Ulus-Devlet Sorunu</strong></a> adlı kitapta anlattığımız gibi :</p>
<blockquote><p><em>&#8220;</em><em>Aslında Fransa 28 Haziran 1889 tarihli kanundan 100 yıl önce, 1789 Devrimini takip eden yıllarda çağdaşı birçok Avrupa devleti gibi ulusa EL KOYMA ihtiyacı duymuştu. </em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Askerlik" target="_blank"><em>Zorunlu askerlik hizmetinin</em></a><em> de devrim yıllarında gene Fransa&#8217;da ortaya çıkması elbette bir rastlantı değildi. 5 Eylül 1798&#8242;de </em><a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Jean-Baptiste_Jourdan" target="_blank"><em>Jean-Baptiste Jourdan</em></a><em> tarafından hazırlanan bir başka  kanuna göre &#8220;Bütün Fransızlar askerdir ve vatanlarını savunmak zorundadırlar&#8221; denildi. Aslında bu, dönemin savaş koşullarının hazırladığı bir ihtiyaçtı:</em><em></em></p>
<ul>
<li><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/End%C3%BCstri_devrimi" target="_blank"><em>Endüstri devrimi</em></a><em> &#8220;sayesinde&#8221; 1800&#8242;lü yıllardan itibaren savaşlar da hızla endüstrileşti. Örneğin </em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Maxim_gun" target="_blank"><em>Hiram Maxim</em></a><em> dakikada 500 mermi atabilen ilk makineli tüfeklerden birini icad etti. Bu bir tek askerin 100 tüfeğe eşit bir ateş gücüne sahip olması demekti. Gene bu teknik ilerleme &#8220;sayesinde&#8221; acemi bir asker çok sayıda profesyonel askeri öldürebiliyordu.</em><em> </em></li>
<li><em>Patlayıcıların askerî kullanımı yaygınlaştı. Süvari taarruzları gibi ustalık ve kahramanlık gerektiren manevraların savaşın sonucu üzerindeki etkisi azaldı.</em><em> </em></li>
<li><em>Fabrikalarda hızla ve ucuza üretilebilen silahlar ile sıradan vatandaşları donatmak ve büyük ordular kurmak <strong>çok daha ucuz, kolay ve hızlı bir hal aldı,</strong></em><em> </em></li>
<li><em>Trenin yaygınlaşması sayıca çok büyük orduları şehirlerden savaş alanlarına taşımayı bir sorun olmaktan çıkardı,</em><em> </em></li>
<li><em>Telegraf sayesinde uzak cephelerde savaşan orduların idaresi mümkün oldu.</em><em> </em></li>
</ul>
<p><em>Diğer yandan Avrupa&#8217;nın nüfusu hızla artıyordu, 1800&#8242;den önce 200 milyondan az olan bu sayı meselâ 1915&#8242;te 500 milyonu bulmuştu. Günlük gazetelerin yaygınlaşması ile insanlar bölgesel kimlikleri dışında yeni &#8220;renkler&#8221; kattılar kimliklerine: Fransızca veya Almanca konuşanlar, Protestanlar, işçiler, &#8230; Bu kimliklerin her biri siyasî rant sağlama potansiyeline sahipti Avrupalı güç odakları için. Meselâ Rusya&#8217;nın ekim devriminden sonra &#8220;işçi sınıfı&#8221; algısını büyük başarıyla kullandığına tanık oluyoruz. </em><em>&#8220;</em></p></blockquote>
<p>Özetlersek, bu çağdan itibaren bütün dünyayı etkileyecek, daha önceki devirlerde görülmemiş garip bir şey oluyor Avrupa&#8217;da. Teknik ilerleme ile ticarî ilerleme <strong>GİDEREK ARTAN BİR HIZDA</strong> birbirini besliyor. Bu anlamda Fransız ihtilali, Alman ve İtalyan ulus-devletlerinin doğuşu ya da komünist devrimlerden önce, hepsini tetikleyen bir ilk &#8220;devrim&#8221; olarak görülebilir bu Teknik-ticarî devrim. Zira yıldırım hızıyla gelen bu ilk DEVİR-ilme kendisinden sonraki siyasî tercihlerin, ideolojilerin, <strong>IRK VE</strong> <strong>SINIF KAVGALARINI MÜMKÜN KILIYOR</strong>. Bu devrim kendisinden sonraki devrimler için gerekli olan &#8220;teknik ve ekonomik&#8221; zemini doğuruyor.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p>(*) Karl Marx ile hemen hemen aynı çağda yaşadı  ünlü Alman düşünür Schopenhauer. 1860&#8242;ta biyolojik hayatı son bulana kadar modern dünyayı, endüstrileşmeyi ve kentleşmeyi tecrübe etti. Metnin devamında bu &#8220;ideal&#8221; mesafenin insanlar için nezaket kuralları olduğunu söylemesi oldukça manidar.</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih, alternatif tarih, demokrasi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 23:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17122</guid>
		<description><![CDATA[Şükrü Hanioğlu
&#8220;..Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, &#8220;tek, kesin, tartışılmaz&#8221; bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Şükrü Hanioğlu</em></strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;..Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, <strong>&#8220;tek, kesin, tartışılmaz&#8221; </strong>bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma göre tarih öylesine bir ehemmiyeti haizdir ki onun uzmanlarca <strong>&#8220;tartışılmaz bir gerçeklik&#8221; </strong>olarak <strong>&#8220;keşfi,&#8221; </strong>kitleler tarafından ise içselleştirilmesi gereklidir&#8230;&#8221;</em> <strong><a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hanioglu/2011/06/05/tarih-alternatif-tarih-demokrasi" target="_blank">TAMAMI</a></strong></p></blockquote>
<p><strong></strong></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="108" height="164" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/11/tarih-alternatif-tarih-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>CHP ve onun muta nikahı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 11:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17113</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
Seçim sonuçlarının üç aşağı, beş yukarı belli olmasından mıdır nedir, konu hakkında ne yazma hevesim var ne de yazılanları okumak için bir tecessüsüm. Bugün biraz hareketlenir gibi olsam da Başbakan&#8217;ın seçimlere dört gün daha süre olmasına rağmen yeni kabine yapısını açıklamasıyla gerek olmadığına kanaat getirdim.
Irkçılıkla suçlamazsanız şayet çok daha akıllı, uslu işlere vakfettim kendimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5871" title="20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4.jpg" alt="" width="201" height="207" /></a></p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Seçim sonuçlarının üç aşağı, beş yukarı belli olmasından mıdır nedir, konu hakkında ne yazma hevesim var ne de yazılanları okumak için bir tecessüsüm. Bugün biraz hareketlenir gibi olsam da Başbakan&#8217;ın seçimlere dört gün daha süre olmasına rağmen yeni kabine yapısını açıklamasıyla gerek olmadığına kanaat getirdim.</p>
<p>Irkçılıkla suçlamazsanız şayet çok daha akıllı, uslu işlere vakfettim kendimi bugünlerde: Ege Bölgesinin değişik yörelerinden toplayıp bir araya getirdiğim ata sarısı, Yalova incisi, razakı, sultani gibi <span id="more-17113"></span>üzüm ırklarının bakımıyla iştigal etmekteyim son zamanlarda. Sırf yerel olmasın diye, global bir çizgiyi yakalayabilmek adına &#8220;red globe&#8221; denilen bir ırkı bile kattım envanterime. İsim çok afilli olabilir, Siz yine de fazla takılmayın. Bahse konu ırk hepimizin bildiği kırmızı parmak üzümden ötesi değil.</p>
<p>Aslına bakarsanız bu üstüme sinen yapış yapış tembellik, konu sıkıntısı çekme sorunu zannımca sadece bana has bir durum değil. Öyle ya, çok değil bir sene önce kalemiyle ortalığı kasıp kavuran bizim mahallenin Yazar taifesini lâl kesilmiş görünce bunun hayra alâmet olup olmadığını halâ tam kestiremiyorum. Bir yanım yeter ki vesayet rejiminin, tüm Laik arkaik girişimlerin sonu gelse de ben elime kalemi almasam derken, bir yanım da aslında tüm yaptığımın tepki vermekten öte bir girişim olmadığını söylüyor bana.  Hali pür melâlim büyük oranda Vatan yahut Silistre&#8217;den bir alıntı gibi: <em>&#8220;İşte adüv karşıda, hazır silah/ Arş yiğitler vatan imdadına&#8230;&#8221;</em></p>
<p>                Geçen birkaç senede ne kadar çok şeyin değiştiğinin farkında mısınız? Belki bir şehir efsanesidir, belki de gerçek bilemiyorum ama Avrupa&#8217;da uzun süre kalan bir dostum: <em>Standart bir Avrupalı, Ülkesinin Genel Kurmay Başkanının adını bilmez&#8221;</em> deyince ecmain şaşırmıştık. Geçen zaman zarfında Dağlıcalar, Aktütünler, darbe planlarına maruz kalan bu halkın tepeden tırnağa direnişi midir bu normalleşmenin müsebbibi, yoksa karşı mahalle efradının &#8220;zamanı okuma kılavuzu&#8221; adlı eseri okumaya, anlamaya başlaması mıdır gelinen nokta bilemiyorum. İzmirliyim, İzmir sınırları içinde ikamet etmekteyim ve seçime üç kala Lâiklik kelimesini bırakın haykırmayı, mırıldanan bile yok şu gök kubbede. Röfleli saçlarıyla meydanları inleten, yürüdü mü ayağının altındaki yolları ikiye ayıran Canan Arıtman&#8217;ı bile ara ki bulasın. Balkonlardan sarkan birkaç cılız &#8220;kalpaklı Atatürk&#8221; bayrağı eskiye ait hatıraları yaşatmak istese de müstehzi bir ifadeye maruz kalıyor tarafımızdan o kadar.</p>
<p>                Ben tüm acemiliğine rağmen Türkiye&#8217;nin ve Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na kazansa da kaybetse de çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Evveliyatı ne kadar şaibeli de olsa, söylenecek çok şey de olsa bence bir fikir kulübünden öteye gidemeyecek genleri üzerinde sıkı sıkıya muhafaza eden CHP&#8217;yi ilk defa bir siyasi yarışa sokmuştur. Bunu bir alay mevzuu olduğu için yazmıyorum, benimkisi kendi çapında bir tespit. Eğitimden sanata, spordan siyasete kadar geniş bir yelpazeye &#8220;Laik refleks&#8221; gösteren bir yapının iflasıdır aslında gelinen nokta. Katılırsınız veya katılmazsınız ama bugünlere bile ulaşabilmesi bir mucizedir aslında. Sudaki yansımasına aşık olan Nargissos misali kendinden başkasını beğenmeyen, sözünün üstüne söz istemeyen, üstüne üstlük herkesin vakıf olduğu şekliyle devletin tüm ceberrutluğunu muarızlarının üzerine sevk etmekte tereddüt etmeyen bir oluşum, şimdi siyaset kurumunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyor.</p>
<p>                Ha, eksikleri yok mu elbette var. Silivri ve onun mukimleriyle kıydığı mut&#8217;a nikahı devam ettiği müddetçe halkın kahir ekserisinden seksen küsur senedir alamadığı güven oyunu yine alamayacak. Belki üç gün sonra yine Laik paranoya belirtileri gösterip bizim yazıyı çöpe attıracak,  belki de şizofren bir fikir kulübünün daha önce hiç kullanmadığı bir yüzünü halka göstermesi vakasıyla karşı karşıyayız, ya da içimden geçen en iyi ihtimal olan &#8220;yolun sonuna gelmek&#8221; fikrini idrak etmişlerdir bilemiyorum. Ama öyle ya da böyle bir fikir kulübünden, siyasi harekete evrilme aşamasını yaşayan CHP beni umutlandırıyor. Bugüne kadar hatırı sayılır bir proje üretemeyen, okçuluk sporu denilince bile Altı Ok&#8217;tan dem vuran, İçindeki o ulusalcı damar yüzünden Sosyalist Enternasyonalin bile dudak büktüğü bir CHP umalım ki siyasi piyasa şartlarını idrak etmiş olsun.<a name="_GoBack"></a></p>
<p>                Oy verir miyim? Yok, o kadar da değil. Bir hobi olarak başladığım üzüm yetiştiriciliğinin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu bilen biri olarak bu aşının tutup tutmayacağından emin değilim. Velev ki aşı tuttu diyelim zararlıları ne yapacağız?</p>
<p>                Hele şu Silivri ve havalisiyle kıydığı mut&#8217;a nikahını bir bozsun da ondan sonra ağız tadıyla bir analiz yaparız&#8230;</p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çekiyorsa…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="108" height="164" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kötülük’ün zıddı İyilik değildir&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 13:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Hannah Arendt]]></category>

		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15533</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Kırmızı gezegen Marx&#8217;ı konu alan bu yazı dizisinde iki temel kavram üzerinde durduk şimdiye kadar: Şeyleştirme ve Yabancılaşma. Bu bölümde Arendt&#8217;in bir kitabından çokça istifade edeceğiz: Kötülüğün Sıradanlığı. Hannah Arendt sıkı bir Marx okuyucusu. Ama 150 yıl öncesinden gelen fikirlerle yetinmiyor. Marxçı kavramları alıp Sokrates, Kant, Jaspers gibi diğer filozofların mirasıyla harmanlıyor; içinde yaşadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left; padding-left: 30px;"><em><strong>Sunuş:</strong> Kırmızı gezegen Marx&#8217;ı konu alan bu yazı dizisinde iki temel kavram üzerinde durduk şimdiye kadar: </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/seylestirme/"><em>Şeyleştirme</em></a><em> ve </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/yabancilasma/"><em>Yabancılaşma</em></a><em>. Bu bölümde Arendt&#8217;in bir kitabından çokça istifade edeceğiz: </em><a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2120#1"><em>Kötülüğün Sıradanlığı</em></a><em>. Hannah Arendt sıkı bir Marx okuyucusu. Ama 150 yıl öncesinden gelen fikirlerle yetinmiyor. Marxçı kavramları alıp Sokrates, Kant, Jaspers gibi diğer filozofların mirasıyla harmanlıyor; içinde yaşadığı çağın dertlerine çare arıyor.</em></p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk.jpg"><em><img class="size-full wp-image-15537 aligncenter" title="siradan_kotuluk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk.jpg" alt="" width="488" height="175" /></em></a></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Bu bağlamda <strong>Kötülüğün Sıradanlığı</strong> oldukça ilginç bir kitap. Neden? 1961 senesinde <strong>The NewYorker</strong> gazetesi adına bir mahkemeyi izlemeye gönderiliyor Arendt. Yahudi soykırımında etkin bir rol oynamaktan suçlanan Yarbay Adolf Eichmann&#8217;ın İsrail&#8217;de yargılanması söz konusu. Sanık yarbay </em><a href="http://www.google.com.tr/images?hl=fr&amp;q=einsatzgruppen&amp;um=1&amp;ie=UTF-8&amp;source=og&amp;sa=N&amp;tab=wi&amp;biw=1260&amp;bih=573"><em>Einsatzgruppen</em></a><em> denilen birimlere ve gaz odalarına azami sayıda Yahudiyi en az zamanda ve en ucuza sevk etmekle görevli ve mesleğini başarıyla icra etmiş bir Nazi subayı. Fakat mahkeme heyeti bütün çabalara rağmen aradığı <strong>&#8220;insanlık dışı canavarı&#8221;</strong> bulamıyor. Eichmann bir şeytan değil, sadece emirlere uyan bir devlet memuru </em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_einsatzgruppen.jpg"></a><em>çünkü! Kurşuna dizilen insanları ilk defa gördüğünde dizlerinin titrediğini ve oradan uzaklaştığını anlatıyor. Fanatik değil, sapık değil, deli değil. Eichmann&#8217;ın aklî dengesini muayene eden 6 psikiyatr hiç bir anormallik bulamıyorlar. Fazlasıyla normal hatta vasat bir devlet memuru var karşılarında:</em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 60px"><em>&#8220;</em>Yahudilerin öldürülmesiyle <span id="more-15533"></span>hiçbir ilgim yok. Hayatım boyunca ne bir Yahudiyi ne de Yahudi olmayan birini öldürdüm. Hayatım boyunca kimseyi öldürmedim. Bir Yahudiyi veya Yahudi olmayan birini öldürme emri vermedim, kesinlikle böyle bir şey yapmadım.&#8221;</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>1 haziran 1962 gece yarısı Ramla cezaevinin avlusunda Eichmann&#8217;ın cansız bedeni ipin ucunda sallanırken ayaklarındaki kırmızı ekose terliklerine kadar normal, sıradan, vasat bir devlet memurunun hayatı son bulmuş oluyordu. Bu vasatlık, Arendt&#8217;in tabiriyle <strong>&#8220;</strong><strong>Banality of Evil</strong><strong>&#8220;</strong> ne yazık ki Almanlara ya da Nazilere has bir olgu değil. İnsanlar asırlardır Kötülük&#8217;ü İyilik&#8217;in zıddı, tersi sanıyorlar. Adaleti, zulmü, iyileri, kötüleri &#8220;bizimkiler&#8221; ve &#8220;ötekiler&#8221; üzerinden okumaya çalışıyorlar. Yarbay Eichmann&#8217;ın yargılanmasında ortaya çıkan Hakikat bize bir ders veriyor: <strong>Kötülük&#8217;ün tersi İyilik değildir!</strong></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>Bu ders taze bir derstir, bütün güncelliği ile öğrenilmeyi beklemektedir. İsrail&#8217;de bombaların üzerine komik(!) mesajlar yazan çocuklardan Diyarbakır 5 n°&#8217;lu askerî cezaevine, Kaddafi rejiminden Abu Graib&#8217;e, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/28/pkkyi-dis-mihraklar-mi-kurdu/"><em>Dersim katliamından</em></a><em> </em><a href="http://www.derindusunce.org/2011/01/01/ne-onemi-var-sadece-olu-cocuklar/"><em>Özalp katliamına</em></a><em>, Guantanamo&#8217;ya uzanan bir &#8220;güncellik&#8221; söz konusudur kanaatimizce. Bu sebeple Arendt&#8217;in kitabından bazı kısımların çevirisini notlarımızla beraber sunuyoruz. İslâm coğrafyasında zulümün bir türlü bit<strong>ME</strong>yişini anlamak için derinleştirilmesi gereken bir mevzudur Kötülük&#8230;(MY)</em></p>
<p><strong>Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı,</strong> <strong>Sf. 460-461</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_israil.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15540" title="siradan_kotuluk_israil" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_israil.jpg" alt="" width="207" height="149" /></a>Eichmann kötülük olsun diye kötülük yapan biri değildi. Terfi etme konusunda gösterdiği olağanüstü hassasiyet dışında onu motive eden hiç bir şey yoktu. Kariyerine düşkün olmak ise bir suç değil ki. Yerini almak için şefini öldürebilecek bir insan değildi Eichmann. Ne yaptığının farkında değildi. Hepsi bu. Bu gaflet halidir ki onu aylarca sorgulayan İsrail polisine neden yarbay rütbesinin üzerine çıkamadığını, bunda bir suçu olmadığını defalarca anlattı. [...] Eichmann <strong>aptal</strong> değildi. <strong>Aklını kullanMAmaktı</strong> onu asrın en büyük suçlularından biri yapan. İkisi aynı şey değil.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_israil_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15539" title="siradan_kotuluk_israil_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_israil_2.jpg" alt="" width="207" height="156" /></a>İdama giderken bile klişelerden başka söyleyecek söz bulamamak, hayata bu kadar uzak, gerçeklere bu derecede yabancı kalabilmek&#8230;</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_israil_2.jpg"></a></strong><strong>Çeviri notu:</strong> Eichmann gibi bir devlet memurunun kendi <strong>M</strong>a<strong>HR</strong>e<strong>M</strong>iyetine, kariyerine bu denli odaklanarak <strong>aklını kullanmaktan</strong> bu kadar <strong>M</strong>a<strong>HR</strong>u<strong>M</strong> olabilmesi gerçekten dikkate değer. Arendt burada İngilizcedeki &#8220;<em>private</em>&#8221; kelimesini kullanıyor. Özel hayat terimindeki &#8220;özel-hususî&#8221; kadar men edilmek, engellenmek, mahrum bırakılmak anlamları da var. &#8220;Aklı kullanmak&#8221; kavramına da okurun dikkatini çekmek isterim. Arendt tıpkı İslâm düşüncesi büyükleri gibi iki aklı ayırd ediyor: Akl-ı Meaş ve Akl-ı Mead. Aş ve eş bulmaya, teknik sorunları çözmeye yarayan, en ucuzu, en hızlıyı gören analitik zekâdır. Oysa Gazâlî Hz&#8217;nin <strong><em>Mişkat-ül Envar</em></strong> adlı eserinde belirttiği gibi <strong><em>&#8220;Akıl hak ile batılı birbirinden ayırd etmeye yarayan ilâhî bir nûrdur&#8221;</em></strong>. (Ayrıca bkz. Nûr 35, Bakara 257,&#8230; )</p>
<p> </p>
<p><strong>Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı, Sf. 462-470</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_k.jpg"></a>Elbette sanık kendini aklamak için özgür iradesiyle hareket etmediğini, basit bir memur olduğunu ve yaptıklarının bir başkası tarafından da yapılabileceğini ileri sürebilir. Ama o zaman suç istatistiklerine sığınmış gibi olur; belli bir bölgede işlenen suç miktarı belli olduğundan o da öngörülebilir bir şey yaptığını, zaten birinin bunu yapması gerektiğini iddia etmiş gibi olur. Tabi ki insanların totaliter rejimlerle  (belki de bürokrasiyle) bir sistemin çarkları haline getirilmeleri,  insanlıklarına yabancılaşmaları sosyal bilimler açısından önem taşır. Hiç kimsenin tiranlığı olan bürokrasinin tartışılmasına dahi gerek yok. (Bkz. <a title="Permanent Link to Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/27/hic-kimsenin-tiranligi-marx-arendt-ve-burokrasi/">Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi </a>)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15542" title="siradan_kotuluk_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_k.jpg" alt="" width="218" height="240" /></a>Ama adalet bunları ancak suçun oluşmasına katkıda bulunduğu ölçüde dikkate alabilir. Meselâ bir hırsızlık yapıldığında hırsızın ekonomik durumu dikkate alınır. Ama bir özür teşkil etmez. Hele hırsızı cezasız bırakmak için asla kabul edilemez. Şurası bir gerçek ki psikoloji, sosyoloji ve daha çok bürokrasi her eylemin sorumluluğunu yapan kişi yerine şu veya bu determinizme bağlamaya alıştırdılar bizi. Zahiren daha derin olan bu açıklamalar adil midir? Bu tartışılır. Ama kesin olan şu ki bu tarz determinist teoriler üzerine hiç bir adalet sistemi kurulamaz.</p>
<p>Deterministlere göre ise bildiğimiz şekliyle adalet hiç de modern değil, hatta köhnemiş, modası geçmiş bir şey. Hitler&#8217;e göre bir gün gelecek, hukukçuluk utanç verici bir meslek olacaktı. Kendisiyle tam bir tutarlılık halinde ideal bürokrasiyi tarif ediyordu bu sözler ile.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Okuma notu:</strong>  Arendt burada felsefe tarihi kadar eski bir noktaya, tabiri caizse bir kırılma noktasına işaret ediyor. İnsan&#8217;ı Beşer&#8217;den ayıran adalet duygusuna. Gerçekten de Özgürlük, Özgür irade, Zaman, Eylem, İyilik, Suç, Ceza vb bütün kavramlar bu kırılma noktasında anlam kazanır. Bütün siyasî akımlara, rejimlere ve hatta sosyolojik ve psikolojik sorgulamalara Arendt&#8217;in parmak bastığı <strong>Determinizm-Özgürlük</strong> ekseni üzerinde seçtiğiniz yerden bakarsınız. Bu meseleyi daha önce bir kitabımızda şöyle özetlemiştik:</p>
<p style="padding-left: 60px;"> &#8221;&#8230;İnsanlar kötülüğü ÖZGÜRCE mi seçerler yoksa baştan belli midir kötü olacakları / kötü davranacakları? Genlerimizden, beynimizdeki biyolojik sorunlardan ya da yetiştiğimiz aileden, toplumdan gelen &#8220;kötü&#8221; dürtülere direnebilmek için manevra kabiliyetimiz var mı? Basit görünen bu soruya HIZLI bir cevap vermek <strong><span style="text-decoration: underline;">YA</span> Adalet&#8217;i <span style="text-decoration: underline;">YA</span> da Bilim&#8217;i yok saymak</strong> demek. Çünkü:</p>
<p style="padding-left: 60px;">1) Ya &#8220;hayır&#8221; diyerek tabiat bilimlerinin her şeyi BİL-diğini kabul edeceğiz,</p>
<p style="padding-left: 60px;">2) Ya da &#8220;evet&#8221; diyerek iyi-kötü ayrımında İnsan&#8217;ın tabiat bilimlerinin üstünde, Tabiat&#8217;ın üstünde bir varlık olduğunu savunacağız.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Neden? Tenimiz sivri bir iğneye ya da kızgın bir demire dayanamıyor. Hayvanî ya da mekanik bir <strong>REFLEKS</strong> ile, düşünmeden elimizi geri çekiyoruz. Ama an geliyor, <strong><em>&#8220;iyi / doğru / güzel&#8221;</em></strong> kabul ettiğimiz bir ideal, bir dava uğruna canımızı bile feda edebiliyoruz. Refleks ile eylem arasına sıkışan bir varlık var. Varoluş imkânını mu<strong>H</strong>a<strong>K</strong>e<strong>M</strong>e&#8217;den alan bir &#8220;<strong>DERİN BEN&#8221;</strong> açılıveriyor, nokta iken çizgi oluyor, çizgi iken bir satıha dönüşüyor. Kanatları kapalı iken kahverengi bir dal parçasını andıran kelebeğin masmavi kanatlarını birden açıvermesi gibi, görünebilen ve görünmeye değer TEK şey bu kanatların güzelliği!</p>
<p style="padding-left: 60px;">Çelişkiye bakın ki sebep-sonuç zincirleri ile örülmüş bu duvarın gri taşlarını itebilecek, hatta duvarı yıkabilecek bir kudret var bu narin kanatlarda:  çünkü mavi kelebeğin güzelliği bizi başka boyutlara taşıyor. Bergson&#8217;un dediği gibi <strong><em>&#8220;Güzellik teklif edilir, netice değildir&#8221;</em></strong>. Güzel BULDUĞUMUZ her çiçek, her kelebek, her gün batışı&#8230; Bize bizdeki bu gizli gücü işaret ediyor. Adına ister yargı deyin, ister tercih, ister başka bir şey.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Determinist, bilimsel, materyalist bir kafesin içindeyiz. Tabiat&#8217;ın kurallarına tabi &#8220;ten kafesi&#8221;. Acıkan, susayan, korkan, yanabilen hatta ölebilen ten kafesi. Bu kafes kendi tabiatına TAMAMEN ZIT olan bu mavi kelebeği hapsediyor. Tırtıl olarak girdiği kozadan kelebek olarak çıkan, kanatlarını Zaman&#8217;a açan bir kelebek: <strong>Özgür irade</strong>. Ne garip bir varlık özgür irade.<em> (&#8221;</em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><em>Zaman Nedir?</em></a><em>&#8221; <strong>isimli kitap, Şans, Kader, Özgür İrade konusu)</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_kore.jpg"><img class="size-full wp-image-15543 aligncenter" title="siradan_kotuluk_kore" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_kore.jpg" alt="" width="443" height="266" /></a></p>
<p><strong>Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı,Sf. 443-450</strong></p>
<p>Kendisiyle ilişki kuramayan, yaptıklarının, söylediklerinin <strong>F</strong>a<strong>RK</strong>ında olmayan biri çelişkili konuşmaktan ya da suç işlemekten bir rahatsızlık duymayacaktır çünkü reddedebilir ya da unutabilir. Akıl birilerinin ayrıcalığı değildir, herkeste mevcuttur. <strong>F</strong>a<strong>RK</strong>ında ol<strong>MA</strong>ma hali de zekâsızların ayrıcalığı değil, her insanı pusuda bekleyen ve eylemlerimizin doğru/yanlış oluşunu gör<strong>ME</strong>me ihtimalidir. [...] Akıl meselâ öğrenme arzusuna kıyasla cemiyete çok şey kazandırmaz. Değer üretmez, her zaman geçerli olacak bir <strong>Mutlak İyilik</strong> işaret etmez. Ahlâkî ve siyasî değeri tarihin nadir zamanlarında ortaya çıkar. Her şeyin paramparça olduğu, merkezin çevreyi taşıyamadığı, kanunsuzluğun dünyaya hakim olduğu o zamanlarda. Ve en iyilerin ilkelerini yitirdiği, vasatların coştuğu günlerde. Böyle hayatî anlarda akıl siyasette marjinal bir mesele olmaktan çıkar. Hemen herkes düşünmeden sürüklenip gitmeye razı olduğunda akledenler açıkta kalır, göze çarparlar. Çünkü sürü psikolojisine kapılmayışları bir tür eylem olur. [...] Akıl rüzgârının zuhur edişi bilinç değil iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırd edebilme vasfıdır.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_eichmann.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15544" title="siradan_kotuluk_eichmann" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_eichmann.jpg" alt="" width="143" height="207" /></a>Eichmann&#8217;ın bir canavar olduğuna inanmak rahatlatıcı olurdu. Ne var ki onun gibi insanların sayısı oldukça çok. Ne sapıklar, ne sadistler, korkutucu derecede normaller. Kurumlarımız ve ahlâkî temellerimiz itibariyle bu normallik bütün canavarlıkların toplamından daha korkutucu. Çünkü Nürnberg mahkemelerinde sanık ve avukatların binlerce kez tekrar ettiler: Bu yeni suçlu tipi yaptıklarının kötü olduğunu anlayamayacağı koşullarda suç işliyor. Savaşın bitmesine yakın suçluların soykırım izlerini silmeye çalışmış olmaları acaba yapılan kötülüklerin FaRKında olduğunu gösterir mi? Sanmıyorum. Bu sadece savaşı kaybedeceklerini anladıklarını gösterir. Savaşı kazansalardı bir suçluluk hissedecekler miydi?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Çeviri notu:</strong> Almanca düşünüp İngilizce yazdığı için Arendt&#8217;i anlamak her zaman kolay değil. Hele bir de Türkçeye çevirilmiş bir metin okuyorsanız. Esasen aklın bir işlevine dikkat çekiyor Arendt. Bir anlamda kendine dışarıdan, eleştirel bir gözle bakabilmek, &#8220;yaptıklarının, söylediklerinin farkında olmak&#8221;. Orijinal metinde Almanca kokan <strong><em>&#8220;inability to think&#8221;</em></strong> deyimini kullanıyor ama İngilizcede bu işlevin en uygun etiketlerinden biri <strong><em>discernement</em></strong> olabilirdi. <em>&#8220;to possess wisdom and be of good judgement&#8221;</em> yani erdem sahibi olmak, iyi-kötü ayrımını doğru yapmak. Yine de Arendt&#8217;in <strong>problem çözen zekâ</strong> ile <strong>iyi-kötü ayrımı yapan aklı</strong> ayrı tuttuğu aşikâr. Bu yargı işlevini gözün ışık sayesinde kontrastları ve konturları görmesine benzetebiliriz(1):</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8221; [...] Biçim ve öz, genel ve özel, Madde ve Mânâ, iki zıt kutup, biri makbul, diğeri sakıncalı iki şey gibi görülmemeli kanımca. Daha çok zıtlıkları üzerinden birbirlerinin varlıklarını İnsan&#8217;ın nazarına veren aklî yönler söz konusu. Meselâ geceleyin ışık yokken cisimleri göremeyiz ve ortalık aydınlandığında (ışık sayesinde) zıtlıkları <strong>F</strong>a<strong>RK</strong> etmeye başlarız. Zıtlıkların sayesinde de cisimlerin başladığı ve bittiği yerleri görürüz. Ama çok ışık olduğunda sadece ışık görünür. Bir yaz günü öğlen saati neredeyse gece gibidir. <strong>F</strong>a<strong>R</strong>u<strong>K</strong>iyet azalır. Akşam üzeri gölgeler uzamaya başladığı zaman şeyler netleşir. (&#8221;</em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><em>Zaman Nedir?</em></a><em>&#8221; <strong>isimli kitap, bölüm : </strong>Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı-7)</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Arendt&#8217;e göre siyasî anlamda itaat etmek ve destek vermek arasında bir fark yok. <a href="http://www.derindusunce.org/category/seylestirme/"><em>Şeyleştirme</em></a> ve <a href="http://www.derindusunce.org/category/yabancilasma/"><em>Yabancılaşma</em></a> yoluyla köklerinden koparılmış olan modern insan zulme direnemiyor. İyilerin  korkak, vasatların azgın olduğu bir dünyada İnsan akıla muhtaç.</p>
<p>Eichmann&#8217;ın yargılanması sırasında Arendt tarafından yapılan gözlemler modern/ileri toplumların gerçekte ne kadar geri olduklarını gözler önüne seriyor. Ekonomilerimizin, fabrika ve borsalarımızın düzgün işlemesi için gerekli olan etik bir zemin var. Bu zemini biz modernler ahlâkî bir zemin sanıyoruz. Hırsızların çaldıkları parayı eşit paylaşmalarıyla hırsızlık yapMAmak arasına çizgi çekemiyoruz.</p>
<p><strong><em>&#8220;Ne yapayım, sistem bunu emrediyordu&#8221; </em></strong> diyen Eichmann&#8217;a savcı cesaretle direnmesi gerektiğini söyleyince <strong><em>&#8220;cesur olmamız emredilmedi. Böyle bir emir verilseydi uyardık&#8221;</em></strong> demişti. Eichmann idam edildi. Ama Arendt&#8217;i korkutan biz &#8220;normaller&#8221; hâlâ hayattayız, modern bürokrasilerin adalet açmazı da dipdiri karşımızda:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;Herkes suçluysa &#8220;hiç kimse suçludur&#8221; denilebilir mi?&#8221;</p>
<p>Marxçı kavramlar olan <a href="http://www.derindusunce.org/category/seylestirme/"><em>Şeyleştirme</em></a> ve <a href="http://www.derindusunce.org/category/yabancilasma/"><em>Yabancılaşma</em></a>&#8216;nın Müslümanca bir perspektifteki karşılığı aklı kullan<strong>MA</strong>mak ya da şirk olabilir diye düşünüyorum. Müslüman&#8217;ın Ahiret&#8217;e açılan bu pencereyi kapatması&#8230; Yaratan&#8217;ı, yaratılma Sebebi&#8217;ni, Din Günü&#8217;nü&#8230; özgürce, bilerek, isteyerek unutmayı seçmesi.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_einsatzgruppen.jpg"><img class="size-full wp-image-15538 aligncenter" title="siradan_kotuluk_einsatzgruppen" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_einsatzgruppen.jpg" alt="" /></a></p>
<p> <strong>Videolar (Amerikalı -vasat- devlet memurları)</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Madeleine Albright:</em></strong> <a href="http://www.youtube.com/watch?v=FbIX1CP9qr4">http://www.youtube.com/watch?v=FbIX1CP9qr4</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Bill Richardson:</em></strong> <a href="http://www.youtube.com/watch?v=5S1YkQs5nXQ&amp;feature=related">http://www.youtube.com/watch?v=5S1YkQs5nXQ&amp;feature=related</a></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">1° Bir alıntı: &#8221; [...] Hz. Ömer&#8217;i <strong><em>&#8220;İbnu&#8217;l-Faruk/Faruk&#8217;un Oğlu&#8221;</em></strong> olarak tanıyan ve yüce kameti hiç kimselerin akıllarına gelmeyen ince derin ve uzak görüşlülüğü ile bilen ve Hz. Peygamber&#8217;den onun hakkında; <strong><em>&#8220;Ömer&#8217;in dilinin üzerinde meleğin dili vardır; Ömer konuşan değil konuşturulandır&#8221;</em></strong> sözlerini işiten o gençler böyle bir insanın nasıl kız çocuklarının gömülmesine seyirci kaldığını ve nasıl helvadan yapılmış putlara tazim ederek cahiliyenin inançlarına kapı açtığını bir türlü anlayamıyorlardı. Çünkü onlar Hz. Ömer&#8217;i hep farukiyeti ile tanımışlardı. Cemaatte bulunan bir genç daha fazla dayanamadı ayağa kalktı ve Hz. Ömer&#8217;e dedi ki: <strong><em>&#8220;Ey Müminlerin Emiri! Siz cahiliyede bu işleri yaparken aklınız yok muydu? Ancak aklı olmayan biri bunları yapabilir!&#8221;</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Bir anda Hz. Ömer&#8217;in yüzünde acı bir tebessüm belirdi ve üzerinde durup saatlerce düşüneceğimiz şöyle bir cevap verdi: <strong><em>&#8220;Ya Büneyye! İndena akıl ve lakin lem tekün indena hidayet&#8221; yani &#8220;Ey Evladım! Aklımız vardı ama hidayetimiz yoktu.&#8221;</em></strong> (<a href="http://www.yenidendogus.net/forum/hakikat-incileri/30152-aklymyz-vardy-ama-hidayetimiz-yoktu.html">Kaynak</a>)</p>
<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_ortadogu.jpg"><img class="size-full wp-image-15545 aligncenter" title="siradan_kotuluk_ortadogu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/siradan_kotuluk_ortadogu.jpg" alt="" width="393" height="341" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya’dan Bir Sırp Faşisti Geçti</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/12/antalya%e2%80%99dan-bir-sirp-fasisti-gecti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/12/antalya%e2%80%99dan-bir-sirp-fasisti-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 15:41:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=12120</guid>
		<description><![CDATA[[12 Ekim 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Sonda diyeceğimi başta söyleyeyim: Boşnak soykırımını mazur göstermeye çalışan Sırp faşisti Emir Kusturica&#8217;nın Antalya&#8217;daki Altın Portakal festivaline davet edilmesi, utanç verici bir skandaldır.
Bunu haklı göstermeye çalışan CHP&#8217;li Belediye Başkanı Mustafa Akaydın&#8217;ın tavrı ise, ayrı bir rezalettir. Kusturica&#8217;nın son anda kendi isteğiyle çekilmesi, bir şey değitirmez.
Neden mi?
Hikayeyi baştan ele alalım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[12 Ekim 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/antalya-dan-bir-sirp-fasisti-gecti-300968.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Sonda diyeceğimi başta söyleyeyim: Boşnak soykırımını mazur göstermeye çalışan Sırp faşisti Emir Kusturica&#8217;nın Antalya&#8217;daki Altın Portakal festivaline davet edilmesi<span id="more-12120"></span>, utanç verici bir skandaldır.</p>
<p>Bunu haklı göstermeye çalışan CHP&#8217;li Belediye Başkanı Mustafa Akaydın&#8217;ın tavrı ise, ayrı bir rezalettir. Kusturica&#8217;nın son anda kendi isteğiyle çekilmesi, bir şey değitirmez.</p>
<p>Neden mi?</p>
<p>Hikayeyi baştan ele alalım. Emir Kusturica, Saraybosna doğumlu bir Sırp yönetmen. Sırp diyorum, çünkü ailesi aslında Boşnak kökenli olmasına rağmen 2005 yılında vaftiz olup Sırp Ortodoks Kilisesi&#8217;ne katılmış. Kendisine &#8220;Boşnak kökenlerini&#8221; soranlara da şöyle demiş:</p>
<p>&#8220;Benim babam ateist idi ve kendini hep Sırp olarak tanımlardı. 250 sene Müslüman olmuş olabiliriz, ama ondan önce Ortodoks&#8217;tuk ve içten içe Sırp&#8217;tık. Sadece Türkler&#8217;den kurtulabilmek için Müslüman olduk.&#8221;</p>
<p>Adamın din ve kimlik tercihine bir şey diyemem. Ama son dedikleri yanlış: Boşnaklar, Müslüman olmadan önce Ortodoks (ve dolayısıyla Sırp) değildi. &#8220;Bogomil&#8221; adlı farklı bir Hıristiyan mezhebine dahildiler ve hem Katolikler&#8217;den hem de Ortodokslar&#8217;dan zulüm görüyorlardı. Bu nedenle de Osmanlı fetihlerini sevinçle karşıladılar; Türkler&#8217;i kendilerine yakın buldular. Zaman içinde de, kendi iradeleriyle, İslam&#8217;ı seçtiler.</p>
<p>Kaldı ki kimsenin &#8220;Türkler&#8217;den kurtulabilmek için Müslüman olmaya&#8221; ihtiyacı yoktu. Osmanlı yönetimindeki tüm gayrımüslimler, şeriatın koruması altındaydı. Sırplar da o sayede Sırp olarak kaldılar zaten.</p>
<p>Neyse&#8230; Kusturica&#8217;nın asıl suçu, tarihi çarpıtarak Sırp milliyetçiliğine yontması değil. 1991-95 arasında, &#8220;Çetnikler&#8221;in, yani Sırp faşistlerinin Bosna&#8217;nın Müslüman halkına karşı giriştiği aşağılık soykırımı haklı çıkarmaya çalışması.</p>
<p>Vahşetin baş suçlusu olan Sırp lider Slobodan Miloseviç&#8217;in gönüllü propagandacısı gibi davrandığı biliniyor. Bir başka savaş suçlusu olan ve halen Lahey&#8217;de yargılanan Jovica Stanisiç&#8217;le yakın dostluğu, hatta kucaklaşırken çekilmiş fotoğrafları var. Bosna&#8217;daki katliamları hiçbir zaman kınamadığı gibi, &#8220;tecavüz olayları abartılıyor&#8221; diyerek temize bile çıkarmaya çalıştı.</p>
<p>Boşnaklardan bize ne, öyle mi?</p>
<p>Peki bunlar bizi neden mi ilgilendiriyor?.. Milliyet&#8217;ten Mehveş Evin, tam da bu soruyu sormuş köşesinde. Şöyle demiş:</p>
<p>&#8220;Boşnakların Kusturica&#8217;dan nefret etmesi ve Türkiye&#8217;ye davet edilmesini kınaması gayet anlaşılır. Peki ya bizimkilere ne oluyor?&#8221;</p>
<p>Benim de aralarında bulunduğum bu &#8220;bizimkiler&#8221;e ne olduğunu söyleyeyim: İnançları ve değerleri gereğince Boşnakları &#8220;kardeşleri&#8221; olarak görüyorlar. Onların büyük acılarıyla alay eden bir adamı da taltif etmek istemiyorlar.</p>
<p>Kaldı ki Kusturica&#8217;ya tepki göstermek için &#8220;bizimkiler&#8221;den olmaya da gerek yok, &#8220;vicdanlılar&#8221;dan olmak yeterli. Örneğin Fransız felsefeci Alain Finkielkraut, Kusturica&#8217;ya Cannes Film Festivali&#8217;nde ödül verilmesini protesto etmiş, adamın yaptığının &#8220;en bayağı ve aldatıcı Sırp propagandası&#8230; ve Bosna&#8217;ya yönelik şeytani bir saldırı&#8221; olduğunu söylemiş. Fransız Yahudi entelektüel Bernard-Henri Lévy de Kusturica&#8217;yı açıkça &#8220;faşist&#8221; ve &#8220;ırkçı&#8221; diye kınamış, onunkine alternatif bir Bosna filmi çekmiş.</p>
<p>Peki, bırakın bu Fransızlar kadar bile olmayı, tüm bunların ayyuka çıkmasına rağmen Kusturica&#8217;yı hiç umursamadan Antalya&#8217;ya buyur eden Belediye Başkanı Mustafa Akaydın ne demiş?</p>
<p>&#8220;Bundan 15 sene önceki bir olaydan dolayı, dünyanın çok değerli bir sanatçısına ırkçı, şovenist, aşırı milliyetçi bir yaklaşım içerisinde olamayız&#8221;, demiş.</p>
<p>Bakınız Akaydın beyefendi; iki adam kavga etse ona &#8220;olay&#8221; denir. Trafik kazası olsa ona da &#8220;olay&#8221; denir. Ama 200 bini aşkın masum insanın öldürülmesine &#8220;olay&#8221; denmez. &#8220;Soykırım&#8221; denir. Üzerinden 15 sene geçti diye de unutulmaz. Aksine, sorumlularının yakasına her yerde yapışılır. Destekçilerine de, hele de özür dilemedikleri sürece, her zaman tepki konur.</p>
<p>Son olarak, Boşnak dostlarıma ve kardeşlerime bir not: Türkiye&#8217;deki bu hassasiyet yoksunu tiplere lütfen aldırmayınız. Yaşadığınız kokunç acıları paylaşan ve verdiğiniz onurlu mücadeleden gurur duyan milyonlarca insan var bu ülkede.</p>
<p>Ve sizi asla yalnız bırakmayacaklar.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/12/antalya%e2%80%99dan-bir-sirp-fasisti-gecti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/12/antalya%e2%80%99dan-bir-sirp-fasisti-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Milliyetçilik savunulmalı mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/28/milliyetcilik-savunulmali-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/28/milliyetcilik-savunulmali-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2010 16:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9588</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş : Okullarda çocuklarını &#8220;ne mutlu Türk&#8217;üm diyene&#8220; diye bağırtan, camilere bile mahya diye milliyetçi sloganlar yazan bir ülkenin çocuklarıyız. Derin Düşünce sitesi kurulduğundan beri milliyetçilik karşıtı bir çok yazı yayınladık. Milliyetçiliğin insanları şiddete ittiğini, ülkeyi birleştirmek şöyle dursun böldüğünü savunduk. Çoğu kez faşizm ile de paralellik kurduk. Meselâ aşağıdaki yazılarımız:

Milliyetçiliğin Anatomisi
Kürtlerden korkuyorum, öyleyse varım!
Kurtlu hilal
Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6480" title="20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090914_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg" alt="" width="181" height="157" /></a>Sunuş : </em></strong><em>Okullarda çocuklarını <strong>&#8220;<a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">ne mutlu Türk&#8217;üm diyene</a>&#8220;</strong> diye bağırtan, camilere bile mahya diye milliyetçi sloganlar yazan bir ülkenin çocuklarıyız. Derin Düşünce sitesi kurulduğundan beri milliyetçilik karşıtı bir çok yazı yayınladık. Milliyetçiliğin insanları şiddete ittiğini, ülkeyi birleştirmek şöyle dursun böldüğünü savunduk. Çoğu kez faşizm ile de paralellik kurduk. Meselâ aşağıdaki yazılarımız:</em></p>
<ul>
<li><strong><em><a title="Permanent Link to Milliyetçiliğin Anatomisi" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/07/20/milliyetciligin-anatomisi/">Milliyetçiliğin Anatomisi</a></em></strong></li>
<li><strong><em><a title="Permanent Link to Kürtlerden korkuyorum, öyleyse varım!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/13/kurtlerden-korkuyorum-oyleyse-varim/">Kürtlerden korkuyorum, öyleyse varım!</a></em></strong></li>
<li><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/2007/08/21/kurtlu-hilal/">Kurtlu hilal</a></em></strong></li>
<li><em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/05/14/turkiye-fasist-olur-mu/"><strong>Türkiye faşist olur mu</strong>?</a></em></li>
<li><em><a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/"><strong>O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu</strong>?</a></em></li>
</ul>
<p><em> </em><em>Hatta iki kitabımızda bu konuları işledik:</em><em></em></p>
<ul>
<li><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></em></li>
<li><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></em></li>
</ul>
<p><em>Ne yazık ki bu konularda gelen &#8220;eleştiriler&#8221; hakaretin ve tehdidin ötesine geçmemişti. Kendisine ülkücü, alperen, bozkurt vb diyen insanlar ya da Atatürk Milliyetçisi gençler o kadar seviyesiz çıkı¨şlar yaptılar ki sağlıklı bir tartışma ortamı oluşamadı. Genel olarak milliyetçiler sitemizde pek varlık gösteremediler. &#8220;Atalarımızın soylu kanından&#8221; dem vuran milliyetçiler ise Kürtlerin ya da Ermenilerin neden daha az soylu(?) olabileceği konusuna açıklık getiremediler. </em></p>
<p><em> </em><em>Neyse. Bugün bir yenilik var. Okuyucumuz ve konuk yazarımız Fatih Akbay daha önce « </em><em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/14/izmir-fasist-midir/"><em></em><em><strong>İzmir faşist midir</strong></em></a></em>?<em>» isimli makalesiyle katkıda bulunmuştu sitemize. Bu kez bizim uzun süredir savunduğumuz bir duruşu eleştirmek için kalemi eline almış. Milliyetçiliği eleştirmek için yazdıklarımıza karşılık Fatih Bey fikirlerimizi neredeyse tek tek ele alarak değerlendirmiş. Bu özenli çalışmasından dolayı kendisine teşekkür ediyoruz ve makalesini okurlarımızın değerlendirmesine sunuyoruz. (MY)</em><em></em></p>
<h2 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;">Milliyetçilik, Faşizm ve Kavram Karmaşası (Fatih Akbay)</h2>
<p>Bazı  olay ve durumlar, fikirler, ideolojiler vardır. Belli bir süre ortalığı  kasıp kavurur veya yakıp dağıtır ve süreç içinde etkisini yitirerek Tarih sahnesine karışır veya bir köşede unutulmaya terk edilir. Faşizm de bunlardan biridir.</p>
<p>Özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra, belirgin biçimde İkinci Dünya Savaşı yıllarında, uluslar arası arenada boy gösteren ve Rusya özelinde Komünizm gibi, İtalya ve Almanya özelinde dünyayı kana bulayan Faşizm, zamanla dünya gündeminin ilk sıralarındaki yerini kaybetmiş ve yeni mevzulara bırakmıştır. Ancak ilginçtir, çeşitli dönemeçlerde Türkiye gündeminin ilk sıralarında<span id="more-9588"></span> yer almaya devam etmiştir.<br />
       Pek çok konuda günümüzün demokrasileriyle özdeşleştirilebilecek, belki de daha liberal yönleri bulunan (?) Faşizmin, ortada belirgin bir Komünizm tehlikesi yokken, hele de 21. yy&#8217;da savunulabilir yönü yoktur. Bu yazımızda Faşizmi savunacak değiliz elbette. Asıl konumuz, son yıllarda belirgin biçimde artan, Türk Milliyetçiliğini Faşizm ile özdeşleştirme çabaları ile Türkiye&#8217;de temelsiz kalan ve hiçbir zaman yerleşemeyen Faşizmin Türkiye&#8217;ye ne kadar uzak olduğu hakikatidir.<br />
       Milliyetçilikle doğrudan veya dolaylı ilgisi olan veya uzaktan yakından ilgisi olmayan her olay ve durumu Faşizm&#8217;le özdeşleştirme çabalarını ele alacağımız çalışmada yazının uzun ve sıkıcı olmamasına dikkat ederek, imkânlar dâhilinde, kavram karmaşasına da değinmeye çalışacağız. Bu yazıda, genelde Milliyetçiliği, özelde ise Türk Milliyetçiliğini Faşizmle özdeşleştiren görüşleri isim vererek değerlendirmek yerine bakış açılarını ön plana çıkararak genel bir değerlendirme yapmakla yetineceğiz.<br />
 <br />
       ÖNCE İDDİALAR/ELEŞTİRİLER <br />
       Milliyetçilikle ilgili eleştirilerden biri Milliyetçiliğin bütünleştirici değil parçalayıcı olduğu yönündedir. <br />
       Oysa bilinen anlamıyla Atatürk Milliyetçiliğinin ve Türk Milliyetçiliğinin bütünleştirici olduğu en kötü ihtimalle olmaya çalıştığı bilinen bir gerçektir. Çünkü Türk milleti ifadesi kültürel bir birlikteliği ifade eder ve ırkçılığı reddeder. Aslında bu söylediklerimiz çok da yeni bir şey değildir. Zaten anti milliyetçi yazar ve düşünürler de Türk milliyetçiliğini eleştirirken bu hakikati göz önüne alırlar ve hayli zorlayıcı biçimde Türk milliyetçiliğini ırkçılığa yaklaştırırlar.<br />
       Türk milliyetçiliğinin dinamiklerini anlayabilmek için öncelikle dönemin şartları göz önüne alınmalıdır. Yedi düvele karşı yürütülen Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ve yaşamını yitiren 2.5 milyon kişi.. Sonrasında Avrupa&#8217;nın savaş meydanlarında elde edemediklerini dikte ettirmeye çalışması ve olağanüstü şartlarda  buna karşı atılan adımlar. En basitinden bir Güneş Dil Teorisi, Kayıp Kıta Mu iddiası ve Sümerlerin Türk olduğu tezleri Avrupa Emperyalizmine karşı atılmış adımlardır. Bunlar ayrı bir tartışma konusudur, ancak muhtemelen Atatürk Tarihî gerçekleri bilmesine rağmen Avrupa emperyalizmine karşı dayanaksız kalmamak için bu çalışmaları yaptırmıştır. Yani Atatürk, Emperyalist zihniyete karşı durabilmek için Anadolu&#8217;da Türk kimliğinin Malazgirt öncesine uzandığını ispatlayan/ispata çalışan çalışmalar yaptırmıştır.<br />
       Ancak şu da bir gerçek ki ‘Mimar Sinan&#8217;ın Kayıp Kafatası&#8217; olayı gibi adımlar oldukça utanç vericidir. Çünkü Mimar Sinan gibi bir evrensel değerin tüm eserleri bir yana elit yöneticilerce sırf kafatası eksenli olarak değerlendirilmesi veya bu değerlendirmenin son aşamalarından birinin kafatası ölçümü olması utanç vericidir. Fakat bu bile Türkiye&#8217;de Faşizmin olduğunu kanıtlamaz. Mesela Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın iki genel nedeni vardır. Fransız İhtilali&#8217;nin getirdiği Milliyetçilik cereyanları ve Ekonomik rekabet yani Sömürgecilik. Bunun dışında onlarca özel neden sayılabilir.<br />
       Birinci Dünya Savaşını yalnızca bir nedene, mesela Almanya ile Fransa arasındaki Alsas Loren sorununa, bağlarsak, eksik ve belki de yanlış bir değerlendirme yapmış oluruz. Aynı şekilde Türkiye&#8217;de Faşizmin var olduğunu ispat için birkaç olay/durum, neden yeterli değildir. Çünkü her olay Faşizm değildir. Faşizm kaygısı güdülmeden bazı anti demokratik, çağdışı uygulamalar yapılırsa da bu yaklaşımlar Faşizan yaklaşımlar olarak adlandırılabilir; ancak bundan sonrası somut örneklerle devam etmelidir ki iddiaların gerçeklik payı ortaya çıksın.<br />
       Türkiye&#8217;de özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında bazı olumsuz tutumlar vardır. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde de Faşizmi çağrıştıran uygulamalar vardır. Ancak bu uygulamaları gerçekleştirenler, halka sürü gözüyle bakan, ‘Ekmek isteyene pasta yediren&#8217;, hak isteyene şamarla karşılık veren tepeden inmeci darbeci zihniyetler ile Gladyo&#8217;nun Türkiye ayağı olan Ergenekon zihniyetidir ki bugün bu zihniyet yargılanmaktadır.<br />
       Dünün hak hukuk ihlalleri yapan Türkiye&#8217;si ile bugünün hataları kabul ve telafi yoluna giren Türkiye&#8217;si farklı Türkiye midir acaba? Kesinlikle hayır. O halde asıl mesele Türkiye&#8217;yi yöneten zihniyetlerin faaliyetleridir ki bu da üç beş yıllık darbecileri, Devletin Derinliklerinde saf tutan Gladyo uzantılarını Türkiye ile özdeşleştirmeyi gerektirmez. Bu türden yaklaşımlar, 90&#8242;lardan önce Komünizmle yönetilen Rusya&#8217;yı halen Komünist olarak adlandırmaya, İkinci Dünya Savaşına giden yolda Faşizmle yönetilen İtalya ve Nazizmin boy gösterdiği Almanya&#8217;yı nitelik ve niceliği tartışılır Demokratik rejimlerine rağmen halen eski mantıkla adlandırmaya benzer ki bu da tutarlı bir yaklaşım değildir.<br />
       Türkiye&#8217;de hemen her faşizan uygulamadan sonra halkın yumruğu belirgin biçimde halk düşmanlarının tepesine inmiştir. Mesela Tek parti Diktatoryasından sonra Menderes&#8217;in, devrin şartlarında, halk yanlısı olarak adlandırılabilecek yönetimi gelmiş (Bazı kesimlere göre Amerika&#8217;nın kuklası yönetim!)  yine 80 darbesinden sonra süreç içerisinde Turgut Özal boy göstermiştir. Yani Türkiye&#8217;de faşizan uygulamaların uygulayıcıları ile anti faşist iktidarların köşe kapmaca oyunu yaşanmıştır her daim! Türkiye&#8217;de Faşizmin var olduğunu söylemek, Faşizan yaklaşımlarla mücadele eden kesimleri de Faşist ilan etmek olur ki bu da doğru bir yaklaşım değildir.<br />
       Diğer bir husus Türk Milliyetçiliğinin var olmak için Öteki&#8217;ne ihtiyaç duyduğu iddiasıdır. Burada dikkatten kaçan nokta, kendisini ötekileştiren kesimlerdir. Yani Türk Milliyetçiliği, Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkesi bir ve eşit kabul ederken ötede kompleksli hareketlerle kendini ötekileştiren olursa burada suçlu, 70 küsür milyonu bir karede gören zihniyet değildir! Her toplumun örf, adet ve gelenekleri vardır ve dünyanın neresinde olursa olsun aksi tavırlar gösteren kişiler toplumun tepkisiyle karşılaşır. Burada ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satmak&#8217; ifadesine değinerek açılımını okuyucuya bırakarak geçiyoruz.<br />
       Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, tabi ki kurallar dâhilinde, Şahsi hürriyetler, Dinî, Siyasî haklar engellenemez. Asıl mesele tutarlı ve gerçekçi harekettir ki muhtemelen bu yaklaşım çelişki olarak değerlendirilecektir!.<br />
       Bir şiirde, &#8220;Türklerin Tanrı&#8217;nın gözdesi olduğu türünden ifadeler ile Bizanslıların Türk&#8217;e secde etmesinden bahsediliyor.&#8221;  şeklindeki ifadeye gelince; İslâm inancına göre ne Arabın Aceme ne de Acemin Araba üstünlüğü kabul edilebilir. Yalnızca bu ifadenin hakkıyla anlaşılması bile, dünyadaki kanlı ideolojileri, savaşları, hak-hukuk ihlallerini dayanaksız bırakabilir ve karşı tarafın ısrarcı olmaması durumunda yüzde yüz başarı sağlanabilir. Adı geçen şiirde yer alan Bizans&#8217;ın Türk&#8217;e secdesi&#8217; şeklindeki ifadeler, mecazî dahi olsa, İslâm anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Ancak Türklerin seçilmiş millet olduğu yaklaşımı ile Almanların meşhur seçilmiş ırk anlayışını bir tutmak doğru bir tutum değildir.<br />
       Her milletin kendine göre erdemleri vardır ve bunların öne çıkması,  çıkarılması da abartıya kaçmadığı müddetçe normaldir. Mesela Fransızlar kibarlıklarıyla (!) İspanyollar iyi kılıç kullanmalarıyla, Kürtler cesaretleriyle, Çeçenler kahramanlıklarıyla bilinirler. (Listeyi uzatmak mümkündür..) Bu özelliklerin, o milletin fertlerince gurur kaynağı olarak algılanması normaldir. Burada asıl sorun ölçüdür. Yani birinin özellikleri başkasının gözünün içine sokulmazsa ve mesele kibire varmazsa bu tutum gayet doğaldır. Herkesin kendi milletini sevmesi normal karşılanabilir.. Burada ölçü, Asr-ı Saadette cahiliye âdeti olarak adlandırılan, atalarıyla kuru kuruya övünme yaklaşımının olmaması gerekliliğinde ve kuru asabiyetçilikte saklıdır.<br />
       Türk milleti yüzlerce yıl İslâm dünyasına sancaktarlık yapmış, Haçlı Seferlerinde ve diğer dönemlerde göğsünü siper ederek İslâm dünyasını korumaya çalışmıştır. Bu bağlamda seçilmiş ırk tabiri olarak ifade edilen yaklaşımın, kendisini İslâm&#8217;a, Müslüman dünyasına hadim olarak gören millet olarak açılması/düzeltilmesi gerekmektedir. Yavuz&#8217;un Mısır Seferinden sonra Hakiümül Haremeyni Şerif ifadesi yerine Hadimül Haremeyni Şerif ifadesini kullanarak Kutsal toprakların hâkimi değil hizmetçisi olduğunu belirtmesi önemlidir.</p>
<p>       Bugün Türk&#8217;ün Müslümanlıktan uzak düşünülmesi yanlıştır. Yani Türk=Müslüman. Geçmişte</p>
<p>       Müslüman olan birinin Türk olduğu söylenirmiş; çünkü Türklük Müslümanlıkla özdeşleşmiştir. (Önemli bir ayrıntı. Türklük Müslümanlıkla özdeşleşmiştir; ancak Müslümanlık Türklükle değil her milletten insanla özdeşleşmiştir.) Bulgarların Müslüman olmayan boyunun ve Macarların İslâm&#8217;dan uzak kaldıklarında asimile olması konuyla ilgili önemli ipuçları barındırmaktadır. ( Bu yaklaşımı İsmet Özel&#8217;le bağlantılandıran çıkabilir. İsmet Özel&#8217;in de değindiği bu tespit doğrudur; ancak bundan ötesi, yani diğer milletlerin asimile edilmesi gerekir şeklindeki yaklaşımlar vd tutarlı değildir!!)<br />
       &#8220;Milliyetçilik Millet sevgisiyse bu kelimeye gerek yok!&#8221; şeklinde bir ifade ve &#8220;Vatan sevgisi normal iken bunun fazladan ifade edilmesi gereksizdir!&#8221; yaklaşımı. Bu mantıkla, savaş karşıtlığı da normal iken bazı kesimlerin hümanist, liberalist, savaş karşıtı diye kendisini ifade etmesi de yanlıştır.. Dolayısıyla ortada ne sağ ne sol, ne liberal ne laik ne de başka bir şey kalır..<br />
       Milliyetçilik, Irkçılık, kavimcilik, ırkçılık gibi kavramların arasına kalın çizgiler çizmek sanıldığı kadar kolay olur  mu?<br />
       Aslında pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da sınırlar kıldan ince gibi.. Ancak bilinçli bir milliyetçi ırkçılıkla arasına mesafe koyabilen ve hislerine yenik düşüp bin yıllık kardeşliği zedelemeyendir. Bu bağlamda bilinçli bakış açıları devrede olursa aradaki ince çizgiler pek sorun teşkil etmeyecektir. <br />
       Yeri gelmişken; Milliyetçi camia içinde kanımca en radikal yaklaşım Atsız cephesinden gelirken en ılımlı ve Muhafazakârlığa en yakın yaklaşım Merhum Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun Nizam-ı Âlemci kanadından gelmektedir.<br />
       Burada Atsız&#8217;ın meşhur vasiyetinde 11&#8242;i Müslüman olmak üzere 28 halkı  karşısına alması ve oğluna da bu doğrultudan vasiyetini incelersek ve onun geçmişte sırf Arap diye komutanına selam vermeyip ordudan atılmasını, oğlu Yağmur&#8217;un da itirafıyla (?) önüne gelenin kafasını ölçmesi vd uygulamaları sorgularsak hakikaten Faşizme yaklaştığını görebiliriz. Ancak bugün Atsız&#8217;ın tavrını devam ettirenlerin Milliyetçi camia içindeki yeri ve sayısı bellidir ve de Türkiye&#8217;de Atsız&#8217;ın tutumunu andıran iktidarların yerüstü saltanatı (?) çok da uzun süreli olmamıştır. (Tek Parti Diktatoryası ile Darbe dönemlerinden bahsediyoruz.) Muhazafakârlığa yakın olan Nizâmı Âlem çizgisi ise Millet ve milliyet kavramlarını kanımca biraz daha farklı şekilde algılamaktadır. Yalnızca Turan ülkeleri değil Irak, Afganistan, Filistin, Çeçenya vd topraklardaki gayrî insanî muameleler, hatta tüm dünyadaki adaletsiz uygulamalar belirgin biçimde bu çizginin içindedir. Zaten MerhumYazıcıoğlu&#8217;nun cenazesine birçok İslâm ülkesinden katılımın olması da bu hassasiyetin sonucudur.<br />
       &#8220;Veda Hutbesi bizim için bütün nasihatlerin üstündedir!&#8221; ifadesine gelince bu söze katılmamak elde değil. İnsanlığın ilk evrensel beyannâmesi olan Veda Hutbesinin hükümleri kısmen dahi uygulansaydı bugün dünya çok daha huzurlu olurdu.. Tam uygulanması halinde Kuzunun Kurda teslim edileceği bir dünya olacağını görürdük kesinlikle.. Milliyetçilerin Veda Hutbesi&#8217;nin üstünlüğü takvaya bağlayan hükümlerini görmemesi halinde Muhafazakârlardan en ufak teveccüh görebileceklerini düşünmek fazlaca zorlayıcı olur.. Türkiye&#8217;deki ortalama Milliyetçi, üstünlüğün takvada olduğunun farkındadır ve Milliyetçiliğin İslâmî değerlerin önüne geç-e-meyeceğini bilir. Yine Türkiye sınırları içinde yaşayan herkesin eşit olduğunun farkındadır ve de seçilmiş ırk anlayışı yerine görevli millet yaklaşımı ile İslâm dünyasının dertlerine uzak kalamaz, dünyada adaletin sağlanması gerekliliğine de göz yumamaz!<br />
       &#8220;Milliyetçiliği dışlamanın yanlış olacağını düşünen Müslümanların önünde iki seçenek vardır. Kur&#8217;an&#8217;ı ve Hadisleri daha ‘Millî&#8217; bir şekilde yeniden yazmak ve Türk olmayanları dışlayacak veya en azından aşağılayacak yeni bir Din üretmek&#8221;  ifadesine gelince; böylesi bir üslup meseleyi baştan yanlış kalıba koymak anlamına gelir. Türkiye&#8217;de Milliyetçi camiayı bilen her kişi Müslümanların [Muhafazakârların dersek daha doğru olur kanaatindeyim.) Ezan sesini hiçbir şeye değişmeyeceğini çok iyi bilir. Kurt sesi vd imge ve simgeler ise her milliyetçinin ihtiyaç duyduğu şeyler değildir. Burada bir efsane söz konusudur ve de Kurda İlahî kuvvetin verilmesi de doğru değildir.. Bir başka ayrıntı daha..   Milliyetçilik Muhafazakârlar için tek başına bir kimlik olmasa da kimliğin bir parçasıdır ve muhafazakârlık da Milliyetçilerin belirgin özelliklerinden biridir..<br />
       İslâm'ın iç hastalıkları şeklinde başlayan ve alt başlıklarda Özeleştiriden kaçış, bilim ve teknolojiye sırt çevirme, Cihad kavramının içinin boşaltılması, kavim düşmanlığı, ebedî mazlum kimliği ve kadercilik şeklinde ifade edilen husus ayrı bir tartışma konusudur. Burada bahsedilen hastalıkların İslâm'ın değil günümüz Müslümanlarının önemli bir kısmının iç hastalıkları olduğunu [Gerçekte pek çok dipnot isteyen bir teşhis..] söyleyebiliriz. Çünkü Avrupa&#8217;ya uygarlığı öğreten Endülüs Medeniyeti mensupları da Müslüman idi, şimdilerde sırayla Avrupa Emperyalizmine av olan Müslümanlar da.. <br />
       Bölünme, İrtica, Terör, ABD, Komünizm, Siyonizm gibi tehditlerle Milliyetçi dalgaların oluşturulduğu şeklindeki ifadeye gelince, bunların tamamı Milliyetçi dalga oluşturmak için üretilen tehditler değildir.  Tam tersine Milliyetçi dalga bu tehditler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Evet geçmişte Komünizm tehlikesi, M.Şevket Eygi gibi yazarlarca fazlasıyla abartılmıştır. Günümüzde de Misyonerlik vd meseleler bazen derin güçler tarafından ortamı germek amacıyla kullanılıyor; ama Milliyetçilik varlığını devam ettirmek için savaşa ve kavgaya ihtiyaç duymaz ve bilumum çirkin güçler de Milliyetçiler için cezbedici değildir!!<br />
       Burada Ülkücü yeminini hatırlatmakta fayda vardır. &#8220;Faşizm&#8217;e, Komünizme, Kapitalizme karşı mücadele&#8230;&#8221; <br />
       Yalnızca bu ifade bile Türk Milliyetçiliğinin ırkçılığa, dolayısıyla Faşizme karşı olduğunu ispatlamaya yeter de artar bile.. Yani Faşizm, ülkücüler için mücadele edilmesi gereken bir ideolojidir! Ancak normal yurdum aydınının bu hakikati görmeye pek niyeti yoktur ve ısrarla Faşizm gömleği biçip giydirmektedir muhataplarına.. Üstelik ‘Bu gömlek bize uymaz!&#8217; şeklindeki itirazlara rağmen.. Bu tür yaklaşımlar, Yeşilçam kahramanlarının bazılarının bazılarını hasta olmadığı halde perhize zorlama sahnelerini andırıyor.. Amacın ne olduğunu söylemeye gerek yok!<br />
             Bir başka eleştiri Milliyetçiliğe karşı önlem alınmazsa Irak gibi parçalanılacağı  şeklindedir. Burada milliyetçiliğin ayrıştırıcı değil bütünleştirici olduğunu anımsamakta fayda vardır. Irak&#8217;taki Şii-Sünnî, Kürt-Türkmen ayrışmasının da büyük ölçüde dış güçler eliyle gerçekleştiğini ifade edelim. Yani bu ayrılıklar/ayrışmalar/ ayrıştırmalar, Milliyetçilikten kaynaklanmamaktadır. Milliyetçilik devrede olsaydı bugün Irak&#8217;ta etnik vd farklılıklar, ayrılık nedeni olmazdı. Yeri gelmişken Irak&#8217;ın işgaline de değinelim. Irak halkı ortalama bir milliyetçilik tutkalıyla bir arada olsaydı bugün Irak&#8217;ta Ebu Garip&#8217;lerde vd mekânlarda Coniler istediği kadını kaldırıp tecavüz edemez, erkekleri en aşağılık tavırlarla aşağılayamazlardı. (Onur ve haysiyete önem veren Faşizm bile olsa Irak muhtemelen bu durumda olmazdı!)<br />
        Yani Milliyetçilik olduğu için Irak bölünmemiştir. Aksine, Saddam gibi diktatörlerin de etkisiyle Millî hisler devre dışı kalmış ve şahsî hesaplaşmalar ön plana çıkmış, bunun sonucunda da Irak kötü bir emsal olmuştur!! Bugün Milliyetçiliği tehdit olarak algılayanların, olası bir Türkiye işgalinde veya zorunlu bir savaşta (?) barış, demokrasi, eşitlik, adalet gibi kavramların beş para etmeyeceğini görmesi kaçınılmazdır. [Bkz. Dünya Coğrafyası] Sütçü İmam&#8217;lar, Nene Hatunlar, Seyit Onbaşı&#8217;ları harekete geçiren dünya vatandaşlığı merakı değil Vatan-Millet, Din-Devlet sevgisidir. Akif&#8217;in ifadesiyle ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!&#8217; diyoruz; ancak o şartların ortaya çıkması durumunda Millî duyguların ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. O zaman da [ Savaş ihtimali her zaman var olsa da dileriz hiçbir zaman savaş olmaz. Çünkü en güçlü devlet en çok savaşan değil, barışa en fazla katkı sağlayan devlettir.] Millî hisler yalnızca Milliyetçileri değil Milliyetçiliği tehdit olarak görenleri de ayakta tutacaktır!.. <br />
              Burada bir parantez açarak Millî olan her şeye gözü kapalı elbise biçen görüşlere de değinelim.. Bu tavırlardan bazıları o kadar ileri gitmiştir ki, mesela bir Güngören Katliâmı bile dönüp dolaşıp Anti Milliyetçi dalgalara ( Dalga ifadesini biri ironik olmak üzere iki şekilde anlayabiliriz!..) varabilmiştir. Bütün bunlar Faşizm paranoyasından başka bir şey değildir. Bazı olumsuz olaylarda ve daha çok çeşitli bayramlarda ev ve işyerlerine bayrak asılması gibi olayların Faşizm&#8217;le bağlantılandırılması ise Faşizm takıntısından başka bir şey değildir. <br />
             Yukarıda çeşitli iddiaları değerlendirmeye çalıştık. Bunların dışında değinemediğimiz pek çok nokta var. Ancak konunun dağılmaması için bu mevzuları başka yazılara bırakıyoruz. Şimdi konunun en önemli noktalarından olan Kavram Karmaşasına ve iddialardan bağımsız olarak bazı hususlara değinelim <br />
       MEŞHUR KAVRAM KARMAŞASI VE BARİZ GERÇEKLER<br />
       Bu noktaya kadar konumuz daha çok iddiâlarla bağlantılı olarak ilerledi. Bundan sonra ise bazı mevzuları birbiriyle bağlantılı olarak ele almaya çalışacağız. <br />
       Türkiye&#8217;de Faşizm konusu tartışılırken en çok dikkati çeken meselelerden biri, belki de birincisi, kavram karmaşasıdır. Çünkü ilgisi olsun olmasın, pek çok olay/durum Faşizm olarak nitelendirilmektedir. Mesela bir yerde provokasyon sonucu yaşanan gerginlik, bir devlet adamının anti demokratik uygulamaları, bazı çirkin olaylara karşı tavır olmak üzere Bayrak asılması ( Normal şartlarda şiddete alternatif üreten kimseler, gayrî insanî olaylar karşısında tepkilerin böylesi İnsanî bir tavırla verilmesini nedense pek görmezler!) Millî bayramlarda bayrak asılması, çocukların bayramlarda oyuncak silahla oynaması ve bayrak sallaması vd uygulamalar hep Faşizm&#8217;le özdeşleştirilmektedir. <br />
       Buna Tarih lehçesinde kısaca kavram karmaşası diyoruz. Bilindiği gibi Faşizm farklı ülkelerde farklı şekil ve dozlarda yaşanmıştır. Buna örnek olarak İtalya ile Avusturya gösterilebilir. Zihniyet olarak oldukça yakın olan, &#8220;Ya bendensin ya bana karşı!&#8221; felsefesinin mirasçısı ve uygulayıcısı sayılabilecek bu ülkelerde oldukça farklı şekilde yaşanan bir ideolojinin &#8220;İnsan Yaşat ki Devlet Yaşasın!&#8221; felsefesinin mirasçısı olan Türkiye&#8217;de, hem de alt yapıdan yoksun şekilde kısa sürede işlerlik kazanabileceğini düşünmek oldukça zorlayıcı olur.<br />
       Her şiddet olayının, her hak hukuk ihlalinin ve ortalama vatandaşın ‘Tehlikeli Gidişat&#8217; olarak adlandırabileceği olayların dönüp dolaşıp Faşizme dayan-dırıl-ması kavram karmaşasından başka bir şey değildir! Bu tür tespitler, aşırı ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm&#8217;in savunucularını Faşist yapmaya benzer. Siyonizm&#8217;in zihniyeti ortada iken ve ırkçı faaliyetler gözler önünde iken [ Bir başka moda tutum ise son zamanda Siyonizm temelli katliamları eleştirenlerin Yahudi düşmanı ilan edilmesidir. Burada Antisemitizm kaygısı yoktur!] sırf ırkçılık yapılıyor diye dinamikleri ve en basitinden vatanı farklı olan bu ideolojiyi, yani Siyonizm&#8217;i Faşizm&#8217;le özdeşleştirmek ne kadar yanlışsa Milliyetçiliği de otomatikman Faşizm yapmak o derece yanlıştır. Bunu halk arasında sıkça kullanılan ‘Her sakallıyı Hoca sanmak&#8217; ifadesiyle formüle edebiliriz!<br />
       Konunun daha iyi anlaşılması için bir örnek daha verelim. Her şiddet olayı Faşizm olsaydı, bugün birkaç şehrin veya ülkenin değil tüm dünyanın Faşist olup olmadığını konuşuyor olabilirdik! Kim bilir belki de Faşizm evrensel sayılır ve demokratik yönetimlerin (?) tahtında oturuyor olurdu.. Nasıl her işçi hakkını savunan Komünist olmuyorsa, her sakallı Hoca değilse her şiddet olayının vd durumların da Faşizm&#8217;le özdeşleştirilmesi şart değildir! Eğer öyle olsaydı işçi haklarını savunan Faşizm düpedüz Komünizm olurdu. Bu yaklaşımlar Şeyh Bedrettin&#8217;i Komünist, Yunus Emre&#8217;yi önce Yu-nus sonra Hümanist yapmaya ve Fatih Sultan Mehmed&#8217;e patates yedirmeye benzer! <br />
       Yeri gelmişken bir hususu da belirtelim. Bir bıçak, katil elinde ölüm makinesine dönüşebilirken bir aşçının elinde ekmek kesmeye yarayan araçtır ancak! Aynı şekilde Türkeş&#8217;in, Mussolini&#8217;nin sözü olduğu bilinen &#8220;Davadan dönersem beni vurun!&#8221; sözünü kullanması da Faşizmi getirmez Türkiye&#8217;ye!..<br />
       Aynı  şekilde, Hitler&#8217;in de kullandığı &#8220;Tek bayrak- Tek Devlet-Tek Millet&#8221; ifadesini kullanan Başbakan Erdoğan&#8217;ın Türkiye&#8217;yi Faşizm&#8217;e götürmediği, ya da Faşizm&#8217;i Türkiye&#8217;ye getirmediği gibi.. Elbette zorunlu durumlar dışında kullanılması gereksiz; ancak bu durumda &#8220;Ameller niyetlere göredir!&#8221; Hadisini anımsayıp geçelim.<br />
       ANTİ  MİLLİYETÇİ DALGANIN TEMELİ:  SANDIK SAĞA GERİSİ SOLA EMANET<br />
                   68 Fransa&#8217;sındaki bazı öğrenci hareketleri, bir çok ülkenin tarihinde olduğu gibi Türkiye&#8217;de de bazı fikir hareketleri ve bununla bağlantılı olarak öğrenci kavgalarını ateşlemiştir. Bunun sonucunda 70&#8242;li yıllardan 80 sonrasına kadar farklı dozlarda çatışmalar, kavgalar vd olumsuz olaylar yaşanmış ve Kardeş Kavgası olarak adlandırabileceğimiz bu olaylar sonucunda sağ ve soldan binlerce genç yaşamını yitirmiştir. Bugünün penceresinden bakıldığında, her iki tarafın haklılık derecesi farklı olmasına rağmen, iki tarafın da yapay tehdit planlarına bilerek veya bilmeyerek alet olduğunu görebiliriz. Yani sağ ile sol memleket kavgası yaparken birilerinin çocukları iş becermekle meşguldü! (Bizim çocuklar başardı!) <br />
             Yani bugün artık geçmişte her iki tarafın da önemli ölçüde aldatıldığını, kullanıldığını  biliyoruz. Ancak son zamanlarda iyice belirginleşen bir Ak Kaşık olma hevesi geçmişteki çirkin olayların uygulayıcı konumunda olanların nasıl da uyanıklık ettiğini ortaya koyuyor. Geçmişte binlerce öğrenciyi öldüren, yüzlerce banka ve devlet dairesini soyan/soymaya çalışan, onlarca güvenlik görevlisini katleden solcular, bugün Sandık dışında hemen her yerde hükümranlık kurmuşlar ve geçmişin anarşistleri, ustaca bir taktikle, bugünün liberalleri, savaş karşıtları haline gelmiştir. (İstisnalar mevcuttur.) İşte anti milliyetçi dalganın temelinde de bu durum yatmaktadır. Yani 80&#8242;lerden sonra sağcılar kendini geliştiremezken ve bazıları mafyalaşıp bir kısmı mafya özentisi içine girerken, solcular, Bu Ülke&#8217;nin büyük gazetelerinde köşe kapmışlar ve Milliyetçiliği öcü olarak göstermeye başlamışlardır. Bu faaliyetlerin ardında, çeşitli etkenlerle birlikte, geçmişte anarşi ile elde edilemeyenleri bugün Milleti milliyetten uzaklaştırarak yapma çabalarının olduğunu görmemek elde değil!<br />
             Daha net bir ifadeyle, anti milliyetçi dalgaların en önemli nedenlerinden biri, birçoğu geçmişin devrimci adalet ve devrimci şiddet üreticisi olan kişilerinin bugün medya aracılığıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerdir. Bu uyanıklığın izlerini filmlerde de görebiliriz. En basitinden Babam ve Oğlum, Bahoz, Eve Dönüş, Yağmurdan Sonra gibi filmlerde solcular hep hatasız, kusursuz barış havarileri olarak gösterilirken sağcılar ya katildir, ya işbirlikçi ya da devlet korumasında olan kişilerdir. <br />
             Oysa gerçekler hiç de öyle tasvir edildiği gibi değildir. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun hapiste yaşadıkları, Babam ve Oğlum&#8217;un film kahramanı ile Eve Dönüş&#8217;ün vd filmlerin film kahramanlarının sanalda yaşadıklarından kat be kat fazladır. Oysa hep bir tarafın mağduriyeti ön plana çıkarılırken Öteki taraf Günah Keçisi olarak kullanılmaktadır! <br />
         Ortada Faşizm varsa şayet [Gerçekte Faşizan uygulamalar] görüldüğü gibi bu Faşizan uygulamalardan en çok Milliyetçiler zarar görmüştür. Bu geçmişte de böyledir. Mesela Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Osman Yüksel Serdengeçti gibi Milliyetçiler tabutluklarda konaklarken veya tırnakları sökülürken, yani faşizan uygulamaların kurbanıyken aynı zamanda bu faşizanlığın uygulayıcısı olabilirler mi? Burada ortalama Türk Milliyetçiliğinin Faşizm karşıtlığını aktarıp geçelim. (Aşırı uçlarda böyle bir merak veya özenti olabilir!?)<br />
        Türkiye&#8217;de İkinci Dünya Savaşı yıllarında Recep Peker özelinde Faşizm özentisi ortaya çıkmışsa da Atatürk, hazırlanan programın uygun olmadığını, düpedüz Faşizm olduğunu söylemiştir. İnönü&#8217;lü dönemdeki Faşizan uygulamalarda da esen savaş rüzgârları belirleyici olmuştur. Denge Politikası olarak adlandırılan; ancak II.Abdülhamid&#8217;inn meşhur denge politikası göz önüne alındığında sağa sola savrulmadan öteye geçemeyen bu politika gereğince Almanlar avantajlı iken Turancılar desteklenmiş, Ruslar galip gelmeye başlayınca Komünistler desteklenmiş, sağcılara yine Tabutluk yolu gözükmüştür! Bu bağlamda Tek Parti diktatoryasının nisbeten rahat (!) dönemindeki Faşizan uygulamalarını geçerek İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki faaliyetlerinin büyük ölçüde dış şartlardan etkilendiğini ifade edelim.<br />
       Dikkatlerden kaçan veya ustaca kaçırılan bir başka gerçek ise, 12 Mart ve özellikle 12 Eylül gibi geçici faşizan uygulamaların boy gösterdiği dönemlerdeki anti demokratik uygulamalardan sağcıların da fazlasıyla etkilendiği gerçeğidir. Ancak sağcılar, devleti yöneten fazlaca anti demokratik mekanizmayı devletle özdeşleştirip kendilerini yapılanları sineye çekmişler ve ‘Biz içeride olsak da Fikrimiz İktidarda&#8217; tesellisine sarılarak bu mağduriyeti pek fazla işlememişlerdir! Kısaca özetlersek; Bu Ülke&#8217;de sandıktan ötesi (Basın vd) büyük ölçüde solun paslaşma alanı içerisinde olduğu için Anti Milliyetçi dalgalar Tsunamiye dönüşmüş ve günümüzde rahatlıkla gözlenebilen çarpık uygulamalar ortaya çıkmıştır. <br />
       ÇEŞİTLİ DÖNEM-EÇ-LERDE MİLLİYETÇİLERE YAPILAN YARGISIZ İNFAZLAR<br />
        Türkiye tarihinde hesaplaşılması gereken pek çok olay vardır; ancak 6-7 Eylül Olayları, Maraş, Sivas, Başbağlar vd çirkin olayların perde gerisindeki güçler önemli ölçüde belli iken, bu olaylar Resmî Tarih karanlıklarında yolculuklarını sürdürmeye devam etmektedirler!.. [Süreç işliyor!] <br />
       Son zamanlarda bu tür çirkin olaylara yenileri eklendi ve derin güçler son demlerini yaşasa da benzer olayların yaşanma ihtimali var. Bu bağlamda provokasyonlara karşı, Bu Ülke sınırları içinde yaşayan her kesiminin hakları korunmalı ve haksızlıklar kimden ve kime karşı olursa olsun sineye çekilmemelidir. Türkiye&#8217;deki 72 milyon insanın birine yapılmış saldırı tümüne karşı yapılmış sayılmalı ve daha çok maçlarda vd aktivitelerde kullanılan ‘Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin!&#8217; sloganı Bu Ülke insanlarının birlik ve beraberliği için kullanılmalıdır. Bu yaklaşımın bundan sonrası için kullanılmasını temenni etsek de bugüne kadarki uygulamalar için aynı iyi niyeti görüp yansıtamıyoruz maalesef!<br />
        Mesela Muhsin Yazıcıoğlu hapisteyken, geçmişte karşıt kampta yer aldığı solcuların birçoğunun samimi vatansever olduğunu ifade etmiş iken, aksi yöndeki somut örneklere rağmen, sol cepheden büyük ölçüde ‘Eli Kanlı Katiller&#8217; suçlaması yükselmektedir. Gerçekler ortada iken bu yaklaşıma değinip asıl mevzuya geçelim.<br />
             Bilindiği gibi birkaç  yıl önce Hırant Dink, çirkin bir saldırıyla katledildi. Bu olaydan sonra, Milliyetçilere karşı büyük bir fikrî linç girişimi başlatıldı. Oysa duruşuyla, belki de Milliyetçi camianın ortalama çizgisi içinde kabul edilemeyecek derecede derin olan (?) Kemal Kerinçsiz bile bu saldırıyı kınamış ve üzüldüğünü belirtmişti. Yine Maraş vd olaylarla bağlantılandırılan Muhsin Yazıcıoğlu Hırant Dink için şiir yazmıştı. Yalnızca bu örnekler bile Faşizmin, suç övücülüğün vd çarpıklıkların Türkiye&#8217;ye ne kadar uzak olduğunun göstergesi iken milliyetçiler peşin suçlu ilan edilmiştir. Yine sonradan açıkça görüldüğü üzere oldukça makul bir Milliyetçilik anlayışına sahip olan İsmail Türüt&#8217;ün bir şarkısı dolaylı algılamalarla olayla bağlantılandırıldı. (Başlangıçta bu furya bizi de etkisi altına aldı!) Burada bazı Milliyetçilerin bu olaydan sonra yanlış tutumlar sergilediğini de belirtelim. Güvercinleri dokunulmaz olan Bu Ülke&#8217; nin imajı da bu şekilde derin güçlerin marifetiyle zedelenmiş oldu. Tıpkı geçmişte &#8230;İpekçi&#8217;ye ve Mumcu&#8217;ya vd uzanan süreçte olduğu gibi.<br />
             Burada önemli noktayı tekrar vurgulayalım. Bu Ülke&#8217;de hemen her yanlış ve çirkin olay bir yerden milliyetçilerle ilişkilendiriliyor belli kesimlerce.. Hırant Dink olayında Milliyetçi camianın önde gelenleri olayı kınamış iken, yine olaylar niyet okuma vd faaliyetlerle Anti Milliyetçi dalgaya alet edilmiştir/edilmektedir. Konumuzun önemli köşe taşlarından olan bu yargısız infazı aktarabilmiş olmayı ümit ederek geçelim.  <br />
       MİLLİYETÇİLİK İLE FAŞİZM FARKI <br />
       Milliyetçilik ile, daha açık bir ifadeyle, Türk Milliyetçiliği ile Faşizm farkını/karşıtlığını ortaya koyan onlarca madde sıralayabiliriz. Ancak buna gerek duymadığımız için birkaç farkı yüzeysel olarak belirtip geçeceğiz. Faşizm Dine karşı iken Türk Milliyetçiliğinde İslâmî değerler baş tacı edilir. Faşizm&#8217;in temelinde Evrim Teorisinin  ırklar arası mücadele anlayışı ve  kökü eski putperest uygulamalara dayanan adımlar varken Türk Milliyetçiliği Evrim Teorisi ve putperest imge ve simgelere ihtiyaç duymaz!! Burada Atsız&#8217;ın ve benzerlerinin Kurda İlahî misyon yüklediği ve Türkleri İslâm öncesi Şaman Kültürüyle ilişkilendiren kesimlerin olduğu söylenebilir. Ancak bu adımları atanlar azınlıktadır ve şartlar farklıdır. Daha önce bahsettiğimiz tavırlar çok daha geniş kapsamlıdır. <br />
       SONUÇ  VE DEĞERLENDİRME<br />
             Görüldüğü gibi Faşizm ile Milliyetçilik birbirinden farklı şeylerdir ve Türk Milliyetçiliğinin Faşizm&#8217;le ilgisi yoktur. Üstelik çeşitli dönemeçlerdeki Faşizan uygulamalardan milliyetçiler de fazlasıyla zarar görmüştür. Türk Milliyetçiliğinin Faşizm&#8217;le özdeşleştirilmesi ise Kavram Karmaşasından başka bir şey değildir. Bunu da ‘Her sakallıyı Hoca sanmak!&#8217; şeklinde, şekilce basit anlamca derin bir ifadeyle özetleyebiliriz. <br />
       Bugün Türkiye&#8217;de Anti Milliyetçi dalgaların Tsunamiye dönüşmesinin belki de en önemli nedeni Sandığın sağda, gerisinin büyük ölçüde solda olması nedeniyledir. Burada Milliyetçi kesimin de önemli ölçüde ihmalleri söz konusudur ve 80 sonrasında solcular gibi kendilerini geliştirememişlerdir. Bugün Naci Memiş gibi okuyan yazan üreten aydınların Milliyetçi kesim içinde azınlıkta kalması veya ekranlarda, köşelerde boy göstermemesi ve daha çok Abdullah Çatlı çizgisindekilerin idol kabul edilmesi nedeniyle sağ şiddetle özdeşleştirilir hale gelmiştir!<br />
       Bir önemli ayrıntı daha.. Türkiye&#8217;de bugün pek çok sorunun temelinde Osmanlı sonrasındaki tepeden inmeci yaklaşımların rolü vardır. Bugün Türkiye&#8217;de Sağcısından Solcusuna, Alevisinden, Dindarına ve Ateistine kadar hemen her kesimin geçmişinin mağduriyetle dolu olması da gösteriyor ki Türkiye&#8217;de çeşitli dönemlerde işbaşına gelen veya devleti derinlerden yönetenler Osmanlı&#8217;nın birlikte yaşama tecrübesini idrak etmemişler veya edememişlerdir. <br />
       Bugün artık Osmanlı yok; ancak önümüzde Osmanlı&#8217;nın mirasçısı olan, Dünyadaki kan ve gözyaşını dindirip çifte standartsız adaleti uygulayabilecek potansiyel lider ülke Türkiye ve karşısında da ideal Osmanlı Modeli var. Bu Türkiye&#8217;nin, yalnız kendi evlatlarının değil tüm insanlığın mağduriyetini devre dışı kılabilmesi için birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Bu durumda yapılması gereken, geçmişteki çok yönlü hata ve yanlışları birlikte çözüme kavuşturmaya çalışma yaklaşımından geçer. Geçmişteki yanlışların halı altına süpürülmesi kastedilmiyor burada.. Olumsuzluklara sünger çekmekten bahsediyoruz. Doğusuyla batısıyla ve bin bir türlü rengiyle paha biçilmez bir değer olan Türkiye&#8217;nin geleceğe emin adımlarla yol alması için pek çok etkenle birlikte bu adımlar da gerekli.. Çünkü BAŞKA TÜRKİYE YOK! <br />
 <br />
       NOT: Bu yazıda Milliyetçilik ile Faşizm farkı ortaya konmaya çalışılmış ve Türk Milliyetçiliğinin Faşizm&#8217;den farklı ve hatta Faşizme karşı olduğu ifade edilmiştir. Bu satırlar, Milliyetçiliği Muhafazakâr kimliğin bir parçası olarak gören bir çerçeveden yazılmıştır. Meselenin Faşizm boyutu devre dışı kaldığında Millet, Milliyet ifadesinin geçmişte olduğu gibi geniş çerçeveden ele alınması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Yani Millet ifadesi geniş anlamıyla Ümmeti kapsayan bir anlam ihtiva etmektedir. (İslâm Milleti, Yahudi Milleti gibi..) Bu bağlamda Türk, Kürt, Arap, Çeçen, Boşnak vd unsurlar tek bir millettir ve bu boyuttan sonrası günümüzün Ümmet ifadesini kapsayan millet anlamındadır. Mesele İslâm kardeşliği olunca sorun bitmektedir ve ‘İnananların Kardeşliği&#8217; ilkesi devreye girmektedir. Yüzlerce kavimden olan ancak Tek Millet olan Bu ‘İnanan&#8217;ların Tarih boyunca diğerlerini Öteki yapmadığının binlerce örneği vardır ve dünyayı huzura kavuşturacak olan formül de bu birliktelikte gizlidir. <br />
       Son olarak; Milliyetçilik nasıl Faşizme karşı üstün ve nitelikli ise Ümmet bilinci ve kardeşliği de, aynı şekilde, bilinen anlamıyla Milliyetçiliğe ve diğer tüm fikir/ideolojilere karşı üstündür ve bin yıllık kardeşliği zedeleyecek her türlü fikir kabul edilemezdir. Burada meselenin yeni ve derin bir boyutu başlıyor; ancak yerimiz müsait olmadığı için bundan sonrasını başka yazıya bırakıyoruz. <br />
       TEŞEKKÜR: Daha önce Derin Düşünce&#8217;de yayınlanan ‘İzmir Faşist midir?&#8217; başlıklı yazıya yorum yazarak bu yazının ortaya çıkmasına vesile olan Derin Düşünce sitesi yazarlarına, hususen nitelikli ve yönlendirici eleştirilerinden dolayı Mehmet Yılmaz ve Aziz Yılmaz&#8217;a, konu ile ilgili e kitabını okurlarından esirgemeyen Derin Düşünce sitesine ve muhtelif zamanlardaki yazı ve tavırlarıyla bu makaleye ilham kaynağı olan Normal Yurdum Aydınına teşekkürler..</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/28/milliyetcilik-savunulmali-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/28/milliyetcilik-savunulmali-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Faşizm, Kemalizm, Atatürkçülük</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/fasizm-kemalizm-ataturkculuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/fasizm-kemalizm-ataturkculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 21:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9070</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Zamanımızın bir Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin, Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söylüyor. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür&#8230;&#8221; TAMAMI
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;<strong>Zamanımızın bir Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin, Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söylüyor. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür&#8230;</strong>&#8221; <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2010/02/20/bozkurtlarin_bilmemnesi" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/15/fasizm-kemalizm-ataturkculuk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/fasizm-kemalizm-ataturkculuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Nefret Suçlarına Karşı İstanbul&#8217;da toplantı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/duyuru-nefret-suclarina-karsi-istanbulda-toplanti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/duyuru-nefret-suclarina-karsi-istanbulda-toplanti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 11:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9042</guid>
		<description><![CDATA[http://www.nefretme.org/
21 Mart - Dünya Irkçılıkla Mücadele Günü vesilesiyle 20 Mart cumartesi günü düzenleyeceğimiz aşağıdaki etkinliğimize davetlisiniz.
Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi ve Sosyal Değişim Derneği
Program:
» Panel: Nefret suçu nedir? Niçin önemlidir?
Konuşmacılar:

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu - Medyada nefret söylemi
Arş. Gör. Ulaş Karan - Nefret suçlarının hukuki boyutu

» Platform üzerine sunuş: Nefret suçlarına karşı nasıl bir platform?
Devamını okuyun ».
&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nefretme.org/">http://www.nefretme.org/</a></p>
<p>21 Mart - <strong>Dünya <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">Irkçılıkla Mücadele </a>Günü</strong> vesilesiyle 20 Mart cumartesi günü düzenleyeceğimiz aşağıdaki etkinliğimize davetlisiniz.</p>
<p><strong>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi </strong>ve <strong>Sosyal Değişim Derneği</strong></p>
<p><strong><em>Program</em></strong>:</p>
<p><strong>» </strong><em>Panel</em>:<strong> Nefret suçu nedir? Niçin önemlidir?</strong></p>
<p><em>Konuşmacılar:</em></p>
<ul>
<li><strong>Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu</strong> - Medyada nefret söylemi</li>
<li><strong>Arş. Gör. Ulaş Karan</strong> - Nefret suçlarının hukuki boyutu</li>
</ul>
<p><strong>» </strong><em>Platform üzerine sunuş</em>: <strong>Nefret suçlarına karşı nasıl bir platform</strong>?</p>
<p><a href="http://www.nefretme.org/index.php/2010/03/nefret-suclari-karsiti-platform-girisimi-istanbul-toplantisi/#more-470">Devamını okuyun »</a>.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/15/duyuru-nefret-suclarina-karsi-istanbulda-toplanti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/duyuru-nefret-suclarina-karsi-istanbulda-toplanti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Niçin Bu Kadar Çok Vatan Haini Var?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/25/nicin-bu-kadar-cok-vatan-haini-var/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/25/nicin-bu-kadar-cok-vatan-haini-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 22:02:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8805</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlara &#8220;bidon kafa&#8221; gibi enteresan yakıştırmalar yapmakla ünlenmiş bir köşe yazarı, geçenlerdeki bir yazısında şöyle diyordu:
&#8220;Türkiye&#8217;de her şeyin karaborsası olur. Hainin olmaz&#8230; Çünkü, haini en bol ülke Türkiye&#8217;dir.&#8221;
Bu, kuşkusuz yerinde bir tespit. Çünkü gerçekten de son seksen küsur yıldır ülkemiz vatan hainleri ile dolup taşıyor. Yüce devletimiz bir türlü önlerini alamıyor. Ancak bu konuda bizle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/vatan_haini.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8806" title="vatan_haini" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/vatan_haini.jpg" alt="" width="280" height="266" /></a>İnsanlara &#8220;bidon kafa&#8221; gibi enteresan yakıştırmalar yapmakla ünlenmiş bir köşe yazarı, geçenlerdeki bir yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;de her şeyin karaborsası olur. Hainin olmaz&#8230; Çünkü, haini en bol ülke Türkiye&#8217;dir.&#8221;</p>
<p>Bu, kuşkusuz yerinde bir tespit. Çünkü gerçekten de son seksen küsur yıldır ülkemiz vatan hainleri ile dolup taşıyor. Yüce devletimiz bir türlü önlerini alamıyor. Ancak bu konuda bizle yarışabilecek bir ülke daha var ki, söz konusu köşe yazarı, dikkatsizlikten olacak, onu atlamış.</p>
<p>Bu şirin ülke, <span id="more-8805"></span>Kuzey Kore. Oradaki laik cumhuriyet de, aynen bizde olduğu gibi, kurulduğu günden bu yana hainlerden muzdarip. Biri Koreli diğeri Amerikalı olan iki araştırmacı, Kongdan Oh ve Ralph C. Hassig, &#8220;Kuzey Kore&#8221; başlıklı kitaplarında anlatıyorlar:</p>
<p>&#8220;Ülke nüfusunun yüzde 20-25&#8242;i ‘düşman sınıf&#8217; kategorisine giriyor ki, bunların siyasi ve sosyal ilerleme şansı oldukça düşük. Bu sınıf (Büyük Önder) Kim İl Sung&#8217;un rejimine karşı sözle veya fiiliyatla muhalefet göstermiş insanlardan oluşuyor. Devrim öncesinde toprak sahibi olanlar ve onların akrabaları, tüccarlık yapanlar ve önemli dini organizasyonlara üye olanlar da yine ‘düşman sınıf&#8217; içinde sayılıyor&#8230; Bunların iyi okullara gitmeleri, (ülkedeki tek parti olan) Kore İşçi Partisi&#8217;ne katılmaları veya mesleklerinde yükselmeleri ve lider pozisyonlarına gelmeleri imkansız gibi.&#8221; (North Korea: Through the Looking Glass, Brookings Institution, 2000, s. 134)</p>
<p>Tabii Türkiye&#8217;deki durum Kuzey Kore&#8217;dekinden çok daha iyi, çünkü bizde 1946&#8242;dan beri iyi-kötü de olsa işleyen bir &#8220;yarı-demokrasi&#8221; ve &#8220;dışa açılma&#8221; var. Bu sayede de bizdeki &#8220;tek parti&#8221; ve &#8220;tek lider&#8221; sistemi, Allah&#8217;tan, epey seyrelmiş durumda.</p>
<p>Ancak her iki ülkede de resmi ağızlar tarafından yapılan &#8220;vatan haini&#8221; tanımı hâlâ çok benzer.</p>
<p>Çünkü her iki ülkede de, &#8220;vatan haini&#8221; olmak, aslında &#8220;resmi ideoloji muhalifi&#8221; olmak demek.</p>
<p>Mesela biliyoruz ki, Kuzey Kore&#8217;de &#8220;önemli dini organizasyonlara üye olanlar&#8221; gibi Türkiye&#8217;de de &#8220;tarikatçılar&#8221; iç düşman sayılıyor. Hatta hatırlarsanız 28 Şubat&#8217;ın gerekçelerinden biri, dönemin başbakanı Necmeddin Erbakan&#8217;ın &#8220;başbakanlık konutunda tarikat liderlerine yemek vermesi&#8221; idi. Erzincan&#8217;daki son çıngarın da yine bir &#8220;tarikat soruşturması&#8221;ndan çıktığı söyleniyor.</p>
<p>Oysa özgür ülkelere, mesela ABD&#8217;ye bakarsanız, &#8220;tarikatçılar&#8221;ın da normal insan sayıldığını, liderlerinin Beyaz Saray&#8217;a da başka her yere de girip çıkabildiğini görürsünüz. Hatta Amerikan başkanları her yıl bu &#8220;tarikatçılar&#8221;ın düzenlediği &#8220;ulusal dua kahvaltısı&#8221;na katılır, onlarla birlikte dua ederler.</p>
<p>Diyebilirsiniz ki, &#8220;ama kardeşim, bizim tarikatçıların rejimle sorunu var, bir türlü benimsemediler Cumhuriyet&#8217;i&#8221;.</p>
<p>İyi de nesini benimsesinler ki? Cumhuriyet 1923&#8242;te kurulmuş, iki sene geçmeden &#8220;tüm tarikatlar yasaktır&#8221; diye kestirip atmış. Adamlar mazoşist mi ki buna alkış tutacaklar?</p>
<p>Ha, bu &#8220;tarikatçılar&#8221; siyasetçilerle iş tutuyormuş, kendilerine musallat olan savcılara karşı hükümetten yardım istiyormuş. Tamam da başka ne yapmalarını beklerdiniz? Kendilerini gayrimeşru sayan bu sistemin içinde nasıl hayatta kalacaklar?</p>
<p>Sorunun kökeninde, otoriter Cumhuriyet&#8217;in bazı toplumsal kesimleri &#8220;var olmaması gereken yapılar&#8221; olarak kabul etmesi yatıyor. Bu dayatmaya boyun eğmeyenler de &#8220;vatan haini&#8221; ve &#8220;iç düşman&#8221; damgası yiyor.</p>
<p>Çözüm, önce toplumda var olan her kesimin meşruiyetini kabul etmek, ondan sonra da hepsinin hak ve özgürlüklerini garantileyecek bir demokrasi inşa etmektir.</p>
<p>Aksi takdirde birbirimizi yemeye devam ederiz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/25/nicin-bu-kadar-cok-vatan-haini-var/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/25/nicin-bu-kadar-cok-vatan-haini-var/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Darbeciler Niçin Kapitalizme Düşman?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/02/darbeciler-nicin-kapitalizme-dusman/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/02/darbeciler-nicin-kapitalizme-dusman/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 08:08:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8530</guid>
		<description><![CDATA[[1 Şubat 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
&#8220;Balyoz&#8221; kodlu darbe planının içinde en çok ilgi çeken kısımlar, haliyle, &#8220;cami bombalama&#8221; ve &#8220;kendi uçağımızı düşürme&#8221; gibi yaratıcı fikirler oldu. Ancak planın bir başka ilginç yönü daha var: Darbeci subayların &#8220;gerici hükümeti&#8221; devirdikten sonra kurmak istedikleri ekonomik düzen.
Bu düzen, serbest piyasanın baltalanmasını, yabancı sermayenin kovulmasını, büyük şirketlere el [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/20091127_derindusunce_org_kuresellesme.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8532" title="20091127_derindusunce_org_kuresellesme" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/20091127_derindusunce_org_kuresellesme-290x300.jpg" alt="" width="290" height="300" /></a>[1 Şubat 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/darbeciler-nicin-kapitalizme-dusman-241587.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>&#8220;Balyoz&#8221; kodlu darbe planının içinde en çok ilgi çeken kısımlar, haliyle, &#8220;cami bombalama&#8221; ve &#8220;kendi uçağımızı düşürme&#8221; gibi yaratıcı fikirler oldu. Ancak planın bir başka ilginç yönü daha var: Darbeci subayların &#8220;gerici hükümeti&#8221; devirdikten sonra kurmak istedikleri ekonomik düzen.</p>
<p>Bu düzen, serbest piyasanın baltalanmasını, yabancı sermayenin kovulmasını, büyük şirketlere el konmasını, özelleştirilen kuruluşların <span id="more-8530"></span>da yeniden devletleştirilmesini öngörüyor.</p>
<p>Son günlerde bazı yazarlar işin bu yönüne dikkat çektiler. Taraf yazarı Cemil Ertem, &#8220;Balyoz&#8217;un Ekonomi-Politiği&#8221; başlıklı yazısında &#8220;Balyozcular&#8217;ın ortodoks ‘sol&#8217; bir parti programından fırlamış anti-piyasacı programla arz-ı endam ettiklerini&#8221; belirtti. Türkiye Komünist Partisi yahut İşçi Partisi&#8217;nin bile bu kadar &#8220;cesur ve radikal&#8221; olmadığını söyledi.</p>
<p>Liberal düşüncenin öncülerinden Atilla Yayla hoca da Zaman&#8217;da yayınlanan &#8220;Balyoz&#8217;daki Nasyonal Sosyalizm&#8221; başlıklı yazısında aynı gerçeğin altını çizdi. Darbecilerin, &#8220;devlet mülkiyetinin yaygınlaşmasını ve devletin olmayan mülkiyetin de tam bir devlet kontrolü altında tutulmasını&#8221; istediklerini vurguladı.</p>
<p>Bence bu gerçek üzerine biraz durup düşünmek ve &#8220;Allah, Allah, bu darbeciler niçin bu kadar anti-kapitalist&#8221; diye bir sormak lazım.</p>
<p>Özellikle de solculuğu hararetle benimseyen kimi &#8220;İslamcı aydın&#8221;larımızın ve giderek &#8220;İslami komünizm&#8221; çizgisine yaklaşan Saadet Partisi&#8217;nin sorması lazım bunu.</p>
<p>Ben kendimce bir cevap vereyim: Darbeciler anti-kapitalisttir, çünkü özel mülkiyet, serbest ticaret ve girişim özgürlüğüne dayanan bu ekonomik sistem, &#8220;siyasi özgürlüğün&#8221; ve dolayısıyla da demokrasinin zeminidir.</p>
<p>Zaten o yüzden bugün dünyadaki demokratik ülkelerin hepsi aynı zamanda kapitalisttir. (Bu sistemin oluşturduğu ekonomik eşitsizlikleri dengelemek için &#8220;sosyal devlet mekanizmaları&#8221; ya da &#8220;sosyal toplum ahlakı&#8221; geliştirmişlerdir, o ayrı.)</p>
<p>Aynı sebeple bugün dünyadaki bütün dikta rejimleri, bir şekilde anti-kapitalisttir. Yani piyasa ekonomisini ya tümden reddeder, ya da bir şekilde kısıtlarlar.</p>
<p>Çünkü piyasanın, mülkiyetin ve girişimin serbest olması, &#8220;devlet&#8221;in gücünü sınırlar. Oysa dikta demek, devletin her şeye hakim olması demektir. Mussolini&#8217;nin dediği gibi, &#8220;her şey devlet içinde olacak, hiç bir şey devletin dışında kalmayacak ve hiç bir şey devlete karşı olmayacaktır.&#8221; Her şeye hakim olan bu dev anasının tepesinde de, elbette, bir Duce, bir Ulu Önder, yahut bir Tek Parti oturacaktır.</p>
<p>Bizim ülkemizde 1930&#8242;lu yıllarda kurulan (ve kalıntıları hala tepemizde &#8220;balyoz&#8221; sallayan) Tek Parti diktasının da anti-kapitalist olması hiç tesadüf değil, bilakis eşyanın tabiatı gereğidir. Recep Peker gibi Tek Parti ideologları, İtalyan Milli Faşist Partisi&#8217;nden ödünç aldıkları &#8220;korporatizm&#8221; doktrinini, &#8220;devletçilik&#8221; ve &#8220;halkçılık&#8221; diye isimlendirerek Altı Ok&#8217;a dahil etmişlerdir.</p>
<p>Korporatizme göre, tüm toplum bir &#8220;organizma&#8221; gibi uyum içinde çalışacak, bu uyumu da Kadir-i Mutlak devlet kuracaktır. Bu devletin egemenleri, tüm ekonomiyi yönlendirecek, mesela hangi toplumsal kesimlerin semirtileceğine karar vereceklerdir. Böylece &#8220;yeşil sermaye&#8221; filan gibi sorunlar da hiç yaşanmayacaktır.</p>
<p>Allah&#8217;tan Türkiye üç önemli liberalleşme dönemi yaşamıştır da, korporatizm geriye itilmiş, serbest piyasaya alan açılmıştır. (Menderes, Özal ve şimdi de AK Parti dönemleri.) Her üç dönemin de liderleri hem &#8220;irticayı cesaretlendirmekle&#8221; hem de &#8220;ülkeyi kapitalizme peşkeş çekmekle&#8221; suçlanmışlardır.</p>
<p>Oysa meselenin özü, ülkenin tümünü zaten en baştan kendisine &#8220;peşkeş çekmiş&#8221; olan bir kadronun &#8220;serbest rekabet&#8221;e olan direnişidir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/02/darbeciler-nicin-kapitalizme-dusman/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/02/darbeciler-nicin-kapitalizme-dusman/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taş atan sarışınsa problem yok mu yani?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/tas-atan-sarisinsa-problem-yok-mu-yani/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/tas-atan-sarisinsa-problem-yok-mu-yani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 21:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7502</guid>
		<description><![CDATA[ Balçiçek Pamir
DÜNÜN fotoğrafı oydu&#8230; Sarışın kadından bahsediyorum. İnce askılı bir tişört, üzerine mont, hırka vs&#8230; Gösterişli bir kolye, gösterişli yuvarlak küpeler&#8230; Hani her yerde rastlayacağınız türden genç bir kadın tipi. İstanbul, Antalya, Bursa, Samsun&#8230; Ama o İzmir&#8217;deydi. Tabloyu bozan, alışagelmedik bir başka detaydı.
Genç kadının elinde koca bir taş vardı. Evet yanlış okumadınız, koskoca bir taş.
Üstelik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/tas1056cb8ee048dbaf5by.jpg" alt="" width="252" height="186" /> <strong><em>Balçiçek Pamir</em></strong></p>
<p>DÜNÜN fotoğrafı oydu&#8230; Sarışın kadından bahsediyorum. İnce askılı bir tişört, üzerine mont, hırka vs&#8230; Gösterişli bir kolye, gösterişli yuvarlak küpeler&#8230; Hani her yerde rastlayacağınız türden genç bir kadın tipi. İstanbul, Antalya, Bursa, Samsun&#8230; Ama o İzmir&#8217;deydi. Tabloyu bozan, alışagelmedik bir başka detaydı.</p>
<p>Genç kadının elinde koca bir taş vardı. Evet yanlış okumadınız, koskoca bir taş.</p>
<p>Üstelik haberlere göre birbiri ardına taşları fırlatmış, aynı genç kadın.</p>
<p>Nereye?<span id="more-7502"></span></p>
<p>DTP konvoyuna&#8230;</p>
<p>Ahmet Türk&#8217;e&#8230;</p>
<p>Akın Birdal&#8217;a&#8230;</p>
<p>Neden?</p>
<p>Türkiye&#8217;yi böldükleri için.</p>
<p>Dün o fotoğrafı görünce hüzünlendim.</p>
<p>Aslında sadece hüzün de değil, hayal kırıklığı, umutsuzluk, hafif bir acı.</p>
<p>Haftalar önce yazmıştım, &#8220;İzmir&#8217;e neler oluyor&#8221; diye&#8230;</p>
<p>Öyle garip e-postalar aldım ki, &#8220;Biz kendi açılımımızı yapıyoruz, size ne?&#8221; diye, hepsini yayınladım, okudunuz.<br />
 <br />
&#8220;Alın türbanlınızı, Kürt&#8217;ünüzü başınıza çalın&#8221; gibi yazılardan duyduğum şaşkınlığı dile getirdim. Şaşırdığım için de kızanlar oldu. Meslektaşım Alper Görmüş, &#8220;Hâlâ şaşıyor musun bütün bu eğilimlerin İzmir&#8217;de olmasına?&#8221; diye sitem dolu bir e-posta atmıştı örneğin&#8230;</p>
<p>Haftalar geçti, İzmir şikâyetleri bitmedi. Etnik kökeni yüzünden alışveriş edilmeyen esnaf, arabasına binilmeyen taksici&#8230; Artık aklınıza ne gelirse&#8230;</p>
<p>Dün yanındaki arkadaşıyla birlikte taş atan ve avazı çıktığı kadar bağıran genç kadın görüntüsü beni yine irkiltti.</p>
<p>Acaba DTP konvoyunu mu beklemeye gelmişti?</p>
<p>Yoksa Ahmet Türk geçecek diye mi çıkmıştı yola?</p>
<p>Belki de Akın Birdal&#8217;dı protesto etmek istediği&#8230;</p>
<p>Hiçbiri değil, bilemediniz.</p>
<p>Pazar gezmesindeydi o ve arkadaşları.</p>
<p>Sonra birden konvoyu fark ettiler.</p>
<p>Ne olduysa, ondan sonra oldu. Ellerine, nereden bulduklarını bilemediğim kocaman taşlar, konvoya fırlatmaya başladılar.<br />
Başarılı oldular mı, kimseyi yaraladılar mı bilemem&#8230;</p>
<p>Ama İzmir yara aldı.</p>
<p>Sebepsiz cinayet gibi bir şey&#8230;</p>
<p>Bir gün pazar gezmesine çıkıyorsunuz, keyfiniz yerindeyken, hiç hoşunuza gitmeyen birileri ortaya çıkıveriyor ve siz kaldırım taşlarını yerden kopartarak bir bir fırlatıyorsunuz sevmediğinize&#8230; Bu nasıl bir öfkedir, nasıl bir kin?</p>
<p>Peki sonra ne oldu?</p>
<p>Öfke geçince, pazar gezmelerine devam mı ettiler?</p>
<p>Bu mudur yani?</p>
<p>Hani taş atmak suçtu?</p>
<p>Bize öyle demediniz mi? Gösterilerde sadece taş attığı için 25 yılla yargılanan çocuklar yok mu içeride? &#8220;Onlar daha çocuk&#8221; diye bas bas bağırmıyor muyuz aylardır?</p>
<p>İzmir Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, &#8220;Karşılıklı iki grubun provokasyonu sonucu, ani gelişen bir olay, çok büyütmemek gerek. Türkiye hassas bir dönemden geçiyor&#8221; demiş.</p>
<p>Anlamadığım bir şey var.</p>
<p>Taşı atan çocuksa&#8230; Güvenlik güçlerine sallıyorsa&#8230; Büyük suç&#8230;</p>
<p>Peki taşı atan yetişkinse ve hedefinde milletvekilleri varsa&#8230; Suç değil öyle mi?</p>
<p>Pazar günü İzmir&#8217;de taş atan kimse gözaltına alınmamış bile.</p>
<p>Ne açılımından bahsediyorsunuz beyler?</p>
<p>Önce ikiyüzlülüğünüzden vazgeçin&#8230;</p>
<p>Önce samimi olun.</p>
<p>Önce kafalarınızı kumdan çıkarın, gerçek çağdaş düşünceye sahip olun.</p>
<p>Çağdaş demişken, aman ha yanlış anlaşılmasın&#8230;</p>
<p>Kesinlikle İzmir gibi değil.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/30/tas-atan-sarisinsa-problem-yok-mu-yani/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/tas-atan-sarisinsa-problem-yok-mu-yani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Faşizm Zaten ‘Çağdaş’ Bir Şeydir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 15:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7497</guid>
		<description><![CDATA[[30 Kasım 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Güzel kentimiz İzmir&#8217;in aslında &#8220;faşizmin kalesi&#8221; olduğu gerçeği, bir &#8220;taş&#8221; eylemi iyice faş oldu. Son günlerde bir dizi yazar da bu konuya el attı. Ancak kanımca bu yazarların bazıları hala püf noktayı ıskalıyor. Çünkü İzmir&#8217;in dillere destan &#8220;çağdaş&#8221; kimliği ile &#8220;faşist&#8221; yüzü arasında bir tezat olduğunu varsayıyor, &#8220;yahu bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7498" title="20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi-300x204.jpg" alt="" width="235" height="204" /></a>[30 Kasım 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/fasizm-zaten-cagdas-bir-seydir-228594.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Güzel kentimiz İzmir&#8217;in aslında &#8220;faşizmin kalesi&#8221; olduğu gerçeği, bir &#8220;taş&#8221; eylemi iyice faş oldu. Son günlerde bir dizi yazar da bu konuya el attı. Ancak kanımca bu yazarların bazıları hala püf noktayı ıskalıyor. Çünkü İzmir&#8217;in dillere destan &#8220;çağdaş&#8221; kimliği ile &#8220;faşist&#8221; yüzü arasında bir tezat olduğunu varsayıyor, &#8220;yahu bu ilerici kent nasıl böyle faşistleşiverdi&#8221; diye soruyorlar.</p>
<p>Oysa İzmir, zaten &#8220;çağdaş&#8221; olduğu için faşizme bu kadar yatkın. Arada tezat değil, paralellik var.</p>
<p>Anlatayım. Öncelikle &#8220;çağdaş&#8221;ın anlamını belirleyelim. Bu kavram, en azından Türkiye&#8217;de, &#8220;devrim öncesindeki ‘karanlık&#8217; çağın dogmalarından tümüyle arınıp, bilimi ve Ulu Önder&#8217;i tek yol gösterici edinip, <span id="more-7497"></span>sonra homojen bir ulus yaratmak için çalışıp, en son da kendini ona armağan etme hali&#8221; gibi bir anlam taşıyor. (İnanmazsanız, &#8220;Milli Eğitim&#8221; kitaplarına, &#8220;Andımız&#8221;a, Genel Kurmay bildirilerine filan bakabilirsiniz.)</p>
<p>Bu &#8220;çağdaşlık&#8221; hali ise aslında bize özgü bir durum değil. Buna benzer bir zihniyet 1920&#8242;ler Almanyası&#8217;nda da gelişmişti. Zemini döşeyen düşünür, &#8220;Tanrı öldü!&#8221; diyen Nietzsche idi. Onun açtığı yolda gidenler, geleneksel dini terk edilmesi gereken bir karanlık (Nietzsche&#8217;nin deyimiyle &#8220;köle ahlakı&#8221;) sayan bir anlayışı yaydılar. Kadim değerler bu şekilde bir anda silinip atılınca, yerine &#8220;en hakiki mürşit&#8221; olarak bilim kondu ki, bu, o devirde &#8220;biyolojik ırkçılık&#8221; ve &#8220;ırksal arınma&#8221; (öjeni) gibi kavramlara denk geliyordu. Dahası, geleneksel dinin yokluğundan doğan &#8220;maneviyat boşluğu&#8221;, Lider (führer) Devlet (reich) ve Ulus (volk) gibi putlaştırılmış siyasi kavramlarla doldurdu.</p>
<p>Sonuçta Alman toplumu, Lider, Devlet ve Ulus uğruna her şeyini fedaya hazır ve bunların hasımlarına karşı her zulmü onaylar kıvama geldi. Geleneksel değerler kamusal hayatın tümüyle dışına itildiği için, resmi ideolojiye karşı güçlü bir &#8220;referans kaynağı&#8221; kalmamıştı. Mesela Yahudiler toplama kamplarında çoluk-çocuk öldürülürken, &#8220;yazıktır, günahtır, masumlara kıyılamaz&#8221; diyecek bir kamusal vicdan bulunmuyordu.<br />
<strong>Naziler&#8217;in çağdaş yaşam biçimi</strong></p>
<p>Nazizm&#8217;in yükselişi ile Alman toplumunun &#8220;çağdaşlaşması&#8221; arasındaki bu paralellik, pek çok sosyal bilimci tarafından incelenmiştir. Amerikalı Yahudi düşünür Leo Strauss, bu yüzden faşizme karşı en büyük güvencenin geleneksel din olduğunu düşünmüş, kendisi bir ateist olmasına karşın &#8220;toplumsal yaşamda dinin etkisini&#8221; ısrarla savunmuştu.</p>
<p>Bu arada, unutmadan, Naziler&#8217;in &#8220;yaşam biçiminin&#8221; de alabildiğine &#8220;çağdaş&#8221; olduğunu belirteyim. Bütün Nazi subayları, Wagner dinlemeyi, iyi şarap seçmeyi, balolarda dans etmeyi, ve Onur Öymen&#8217;in kriteriyle &#8220;bir kadını dansa kaldırmayı&#8221; iyi bilen adamlardı. Yahudiler&#8217;e duydukları nefretin bir sebebi de, onları &#8220;Aryan ırkının güzelliğine yakışmayan, sakallı, takkeli, kara-kuru, pis yaratıklar&#8221; gibi görmeleriydi. 1940 tarihli Nazi propaganda filmi Der Ewige Jude, Yahudileri bu &#8220;estetik&#8221; açıdan kötülüyor, onların dini kurallara (&#8221;koşer&#8221; kaidelerine) göre gerçekleştirdikleri hayvan kesimlerini de &#8220;barbarlık&#8221; olarak niteliyordu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin şansı şu ki, faşizmin zemini olan bu &#8220;çağdaşlık&#8221;, tüm topluma nüfuz edemedi, geleneksel dini söküp atamadı. Onun için de &#8220;kimsesizlerin kimsesi, sessizlerin sesi&#8221; olma gibi değerlere sahip siyasi hareketler geniş taban buldu ve bulmaya devam ediyor.</p>
<p>Eğer böyle olmasaydı da, tüm meclis Onur Öymen, tüm memleket İzmir gibi olsaydı, halimiz nice olurdu, bir düşünsenize. Kim bilir daha ne çok ana ağlardı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Korku Kültürü [Bölüm 1 Parça 1]</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/25/korku-kulturu-bolum-1-parca-1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/25/korku-kulturu-bolum-1-parca-1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 13:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Korku]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[korku kulturu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7439</guid>
		<description><![CDATA[Buradaki video için bu sayfaya gidiniz lütfen:
http://www.derindusunce.org/2009/12/15/korku-kulturu-yeniden/#comment-102729
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Buradaki video için bu sayfaya gidiniz lütfen:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/15/korku-kulturu-yeniden/#comment-102729">http://www.derindusunce.org/2009/12/15/korku-kulturu-yeniden/#comment-102729</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/25/korku-kulturu-bolum-1-parca-1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/25/korku-kulturu-bolum-1-parca-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

