<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Evrim</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/evrim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 08:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21380</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_13.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21389" title="darwin_evrim_teorisi_13" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_13.jpg" alt="" width="312" height="338" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="109" height="158" />Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="125" height="171" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 16:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21376</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/1641.jpg"><img class="size-full wp-image-21381 aligncenter" title="1641" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/1641.jpg" alt="" width="500" height="265" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="168" height="225" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/14/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 19:52:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21379</guid>
		<description><![CDATA[ 
  
 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_12.jpg"><img class="size-full wp-image-21387 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_12" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_12.jpg" alt="" width="400" height="288" /></a></p>
<p><strong>  </strong></p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="128" height="198" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/05/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 19:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21378</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.gif"><img class="size-full wp-image-21385 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.gif" alt="" width="301" height="366" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="132" height="176" />Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 12:52:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21377</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.jpg"><img class="size-full wp-image-21383 aligncenter" title="darwin_evrim_teorisi_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/darwin_evrim_teorisi_1.jpg" alt="" width="458" height="301" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="118" height="166" />Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/15/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler arası diyalog: Maymunizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 16:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21373</guid>
		<description><![CDATA[ 
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/evrim_maymun.gif"><img class="size-full wp-image-21374 aligncenter" title="evrim_maymun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/evrim_maymun.gif" alt="" width="301" height="362" /></a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="168" height="225" /></strong></p>
<p><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/08/dinler-arasi-diyalog-maymunizm-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Maymunist imanla nereye kadar?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 16:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10078</guid>
		<description><![CDATA[Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları &#8220;filanca solucanın bölünmesi&#8221; veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde&#8217;ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan&#8217;a, Hayat&#8217;a dair temel kavramlardır. Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>&#8220;filanca solucanın bölünmesi&#8221;</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde&#8217;ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan&#8217;a, Hayat&#8217;a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>&#8216;ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal&#8217;in, Ayasofya&#8217;nın, Notre Dame de Paris&#8217;nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler&#8217;i lanetliyoruz ve neden Filistin&#8217;de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki&#8230;</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde&#8217;nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Maymunist imanla nereye kadar?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/maymunist-imanla-nereye-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/maymunist-imanla-nereye-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 21:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Agnostizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9786</guid>
		<description><![CDATA[Bir sıvının asitlik ya da bazlık derecesi pH denen ölçü birimiyle belirlenir. Eğer H+ (hidrojen iyonu) yoğunluğu OH- (hidroksid iyonu) yoğunluğundan fazla ise &#8220;çözelti asidik&#8221; denir. Yani pH değeri 7 den düşüktür. Sirke, limon suyu, çay ve kahve böyledir, asitlikleri ağır basar. Sabun, amonyak, çamaşır suyu bunun tam tersidir. OH- yoğunluğu H+ yoğunluğundan fazla olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/evrim.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9788" title="evrim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/evrim.gif" alt="" width="250" height="201" /></a>Bir sıvının asitlik ya da bazlık derecesi <strong>pH</strong> denen ölçü birimiyle belirlenir. Eğer H+ (hidrojen iyonu) yoğunluğu OH- (hidroksid iyonu) yoğunluğundan fazla ise <strong><em>&#8220;çözelti asidik&#8221;</em></strong> denir. Yani <strong>pH</strong> değeri 7 den düşüktür. Sirke, limon suyu, çay ve kahve böyledir, asitlikleri ağır basar. Sabun, amonyak, çamaşır suyu bunun tam tersidir. <strong>OH-</strong> yoğunluğu <strong>H+</strong> yoğunluğundan fazla olduğu için onlara<strong><em> &#8220;bazik&#8221;</em></strong> denir, <strong>pH</strong> değerleri 7 den büyüktür.</p>
<p>Tanrı&#8217;sızlık ve/veya dinsizlik noktasında samimi olmak için insanın <strong>saf su</strong> gibi olması, &#8220;bilmiyorum&#8221; demesi gerekir diye düşünüyorum. Yani <strong>pH=7</strong>, bir başka deyişle &#8220;pH Nötr&#8221; olmak. Aksi takdirde inanılması İslâm&#8217;dan çok daha fazla itaat gerektiren bir iman noktasında buluruz kendimizi:  <strong><em>&#8220;ben görmedim, o halde yoktur!&#8221;</em></strong></p>
<p>Yani her hangi bir ilâhi bir varlığın, yaratıcı gücün yokluğuna iman etmekten daha da zor olan nokta şu: &#8220;ben her şeyi, her varlığı, görürüm, duyarım&#8221; (=<strong>Bir şeyi görmüyorsam o şey yok demektir</strong>)</p>
<p>Neden zor yokluğa iman etmek? Billûr gözlerine bakarken dünyanın geri kalan kısmını unuttuğumuz o sevgili yok mu ah o sevgili? Elini tuttuğumuzda hatta telefonda sesini duyduğumuzda içimizi titreten o his. Aşk&#8217;ı gören, resmini çeken var mı bu güne kadar? Ama Aşk var. Çin&#8217;de, Rusya&#8217;da, Türkiye&#8217;de insanlar aşık oluyor. Bin yıl önce oldukları gibi ve yarın da olacakları gibi.</p>
<p>Gelin de sevgilinize Aşk diye bir şeyin olmadığını, Aşk sandığı şeyin aslında memeli hayvanların üremesi için gerekli bir süreç, hormonal bir tepki<span id="more-9786"></span> olduğunu söyleyin. <strong><em>&#8220;Sen veya bir başka kadın fark etmez, hissettiklerim cinsel cazibeden başka bir şey değil&#8221;</em></strong> deyin. Hanımefendi suratınızın ortasına bir tokat patlatır, çok da iyi eder!</p>
<p>Peki ya tersi? gördüğümüz halde var olmayan bir çok şey yok mu hayatta? Meselâ Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Noel Baba, ABD&#8217;nin Irak&#8217;a özgürlük ve demokrasi getirmek için uğraşması, İsrail&#8217;in meşru savunma hakkını kullanmak için öldürdüğü 2500 Filistinli çocuk&#8230; Bunları duyarız ve görürüz ekranlarda ama aklımız teyid etmediği için varlıklarından, gerçek olduklarından şüphe ederiz.</p>
<p>Madeni bir para kadar görünen Güneş&#8217;in Hakikat&#8217;i uçan bir nükleer santral olmasıdır hem de Dünyadakilerin toplamından kat kat büyük. Kum tanesi kadar görünen yıldızların Hakikat&#8217;i ise bazen Güneşimizden bile büyük ve daha da sıcak olmalarıdır.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091015_derin_dusunce_egitim_rekabet_devlet_liberal.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6886" title="20091015_derin_dusunce_egitim_rekabet_devlet_liberal" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091015_derin_dusunce_egitim_rekabet_devlet_liberal.jpg" alt="" width="253" height="240" /></a>Neticede bırakın Tanrı&#8217;yı, kendisini bile görmekten aciz bir et parçası olan gözden bundan fazlasını beklemek zaten akıl kârı değil. Gözlerine (ve diğer dört duyuya) dört elle yapışan ateistler burada hata ediyor işte. Meselâ doğuştan kör olan, elleri ve kulaklarıyla bu eksikliği tazmin eden bir insana renklerden bahsederseniz sözlerinizi inkâr edebilir. Benzer şekilde elin hissettiği sertlik ve yumuşaklık kulak için yoktur. Kulağın duyduğu sesler burun için yoktur. Bu beş duyunun etraftan toplayıp getirdiği kokular, sesler, renkler bizim aklımızla bilgi haline gelir. Yoksa <strong><em>&#8220;gözüm bilmiyor demek ki yok!&#8221;</em></strong> ilkesiyle yarış atını sırtında taşıyan bir jokere benzeriz ki bu çok sakat. Kim Sahip? Kim binek?</p>
<p>Gözlü İnsan köpeğini kumsalda gezdiren bir adama benziyor. Köpek koşarak uzaklaşıyor adamın yanından, ağzında bir cisimle geri dönüyor. Adam bazen gülüyor, bazen de kızıyor köpeğe: <strong>&#8220;Aferin! Ah! Hayır! Bırak o pis şeyi! Nereden bulursun bunları?&#8221;</strong> Bir dal parçası. Bazen bir pislik, kıyıya vurmuş ve çürümüş bir balık, turistlerin boynundan düşüp kaybolmuş bir altın kolye&#8230; Ama neyin pis, neyin kıymetli olduğuna karar veren bir sahip var.</p>
<p>Hiç adalet duygusunu görmüşlüğünüz var mı? Kardeşine oyuncak alındığını görüp ihmal edildiği için ağlayan bir bebek meselâ? Başkasına bile yapılsa midenizi bulandıran haksızlıklar? Ya da adalet uğruna canlarını feda ederek, ölümü bile göze alarak savaşan insanlar?</p>
<p>Adalet hissinin de bir rastlantı, bir kaza, bir yanılgı olduğunu iddia edebilir miyiz? Evrim sürecinde ortaya çıktığı söylenebilir mi meselâ? Deneyelim: <strong><em>&#8220;Maymun sürülerinde disiplini sağlamak için önce güçlü olan erkekler yiyordu, sonra dişiler ve yavrular. Buna karşılık tehlike anında erkekler sürüyü koruyordu. Böylece daha disiplinli maymun sürülerinin hayatta kalma ihtimali arttı ve&#8230;&#8221;</em></strong> Roma hukuku, Fransız ihtilâli, 1917 devrimi, Türk Kurtuluş Savaşı ve 1 Mayıs&#8217;ta Taksim meydanını dolduran işçiler böylesi bir maymunist bakışa hapsedilebilir mi? İnsan&#8217;ı maymunistlerin yaptığı gibi hayvan kökenli kabul edersek adalet kavramının hiç bir anlamı kalmıyor. Meselâ hırsızlık yaparken yakalanan birini nasıl  mahkeme edeceğiz? <strong><em>&#8220;Hakim Bey, benim genlerim/hormonlarım bozuk, zaten çocukken fakirlik içinde yaşadım, hırsız olmam KAÇINILMAZDI&#8221;</em></strong> gibi determinist/maymunist bir argümanla kendini savunabilir. Hakim ona &#8220;Hayır, sen özgürdün, çalmak ZORUNDA değildin!&#8221; demek için maymunizmden dışarı çıkmak zorunda değil mi? Dine dayalı olsun ya da olmasın bütün hukuk sistemleri insanların HAYVANLARDAN FARKLI OLARAK özgürce karar ve hareket yeteneğine sahip olduğuna İMAN EDER. Laik, dinsiz hatta din düşmanı dahi olsalar kanunları yapanlar ÖZGÜRLÜK fikrini yani İnsan&#8217;ın hayvan olMAdığı ilkesine iman etmek zorundadır!</p>
<p>Ya güzellik? Ya sanat? Ya müzik? Mozart&#8217;ın 40cı senfonisi ya da İsmail Dede Efendi&#8217;nin Hicaz Semaîsi (<em>Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ</em>) hangi maymunun çiftleşme çığlıklarının evrilmesi sonucu oluşmuştur? Zannediyorum Goethe idi <strong><em>&#8220;Tanrı Kâinat&#8217;ı yaratırken Bach&#8217;ın müziğini düşünüyordu&#8221;</em></strong> diyen. Bach&#8217;ın eserlerinin Bach&#8217;tan önce var olabilme ihtimali bile ne büyük bir tefekkür kapısı. Saçma mı geldi size? Peki biz keşfetmeden önce fizik kanunları neredeydi? Hangi dolaptaydı? Newton&#8217;un yerçekimini yarattığını söyleyecek kadar delirdik mi yoksa? Bizzat kendisinin tevazuyla ifade ettiği gibi:</p>
<p> &#8221;Ben yerçekimi kuvvetinin ne olduğunu bilmiyorum. Sadece bunun şiddetini hesaplamaya yarayan bir formül keşfettim&#8221;</p>
<p> <strong>Olan Alem</strong> ile <strong>Mümkün Olan Alem</strong>&#8216;in içinde barınabileceği bir Varlık düşünebiliyor musunuz? <strong>Mümkünlük</strong> olarak var olan ama bu halden <strong>Olma</strong> haline henüz geçmemiş olan&#8230; Bu alemlerin arasındaki geçiş köprüleri ve hepsinin Mimar&#8217;ı, Sahibi Zaman&#8217;dan ve Mekân&#8217;dan münezzeh olan kim?</p>
<p>Bach bir Kalvinist, Vivaldi Katolik bir rahip olmasaydı, ilâhî bir ilham bu insanların yüreklerini titretmeseydi  o anıtsal eserler doğabilir miydi? Maymunist imanı haiz okuyucular belki de herkesten kıskandıkları, o gizli Tanrı&#8217;ya sarılacaklar şimdi: Milyonlarca yıl! Milyonlarca yıl! Maymunizm Tanrı&#8217;sının adı bu: Milyonlarca yıl! Leonardo Da Vinci? Milyonlarca yıl! Taj Mahal&#8217;in mimarı Üstad İsa? Mimar Sinan? Milyonlarca yıl! Konfiçyüs? Milyonlarca yıl!</p>
<p>Aklı başında bir insanın <strong><em>&#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/sanat%e2%80%99in-amaci-ve-henri-bergson-sanat%e2%80%99ta-ayrinti9/">Henri Bergson</a> = Şempanze + Milyonlarca yıl&#8221;</em></strong> şeklindeki maymunist duaya amin demesi bana imkânsız görünüyor. Bunun için baştan beri en &#8220;saygıdeğer&#8221; imansızlığın ateizm değil agnostizm olduğunu savunuyorum. İnan(a)amayan bir insanın <strong>&#8220;bilmiyorum&#8221;</strong> demesi gerekmez mi?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/10/maymunist-imanla-nereye-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/10/maymunist-imanla-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evrim Teorisi Okullarda Öğretilmeli mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/15/evrim-teorisi-okullarda-ogretilmeli-mi-darwin_okul_egitim_mufredat/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/15/evrim-teorisi-okullarda-ogretilmeli-mi-darwin_okul_egitim_mufredat/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 17:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3869</guid>
		<description><![CDATA[ Fransa Millet Meclisi&#8217;nin Ermeni Soykırımı oylaması yaptığı günlerde fikrimi soran fransız arkadaşlarıma şöyle diyordum: &#8220;Yarın da yerçekimini iptal edin ki hepimiz uçalım!&#8221;
 Bilimde de demokrasi olmaz. Bilimsel gerçekler parmak kaldırmak suretiyle değiştirilemez. Evrim yanlısı veya karşıtı insanların azlığı veya çokluğu ne evrimcilik fikrine güç katar ne de onu zayıflatır. Galileo &#8220;Dünya yine de dönüyor&#8221; derken belki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090314_derin_dusunce_org_evrim_teorisi_darwin_okul_egitim_mufredat.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3871" title="20090314_derin_dusunce_org_evrim_teorisi_darwin_okul_egitim_mufredat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090314_derin_dusunce_org_evrim_teorisi_darwin_okul_egitim_mufredat.jpg" alt="" width="170" height="151" /></a> Fransa Millet Meclisi&#8217;nin Ermeni Soykırımı oylaması yaptığı günlerde fikrimi soran fransız arkadaşlarıma şöyle diyordum: <em>&#8220;Yarın da yerçekimini iptal edin ki hepimiz uçalım!&#8221;</em></p>
<p> <strong>Bilimde de demokrasi olmaz</strong>. Bilimsel gerçekler parmak kaldırmak suretiyle değiştirilemez. Evrim yanlısı veya karşıtı insanların azlığı veya çokluğu ne evrimcilik fikrine güç katar ne de onu zayıflatır. Galileo &#8220;Dünya yine de dönüyor&#8221; derken belki yalnızdı ama haklıydı. GERÇEK var olmak için bilinmeye muhtaç değildir.</p>
<p> <strong>Evrim bir teori midir yoksa bilimsel bir gerçek mi?</strong></p>
<p>&#8220;Teori&#8221; kelimesinin<span id="more-3869"></span> <a href="http://www.indo-european.nl/cgi-bin/response.cgi?root=leiden&amp;morpho=0&amp;basename=\data\ie\frisk&amp;first=1&amp;sort=lattrans&amp;text_lattrans=theoros&amp;method_lattrans=substring&amp;text_lemma=&amp;method_lemma=substring&amp;text_forms=&amp;method_forms=substring&amp;text_grammar=&amp;m">etimolojisi</a> eski Yunanca theoria - <strong>θεωρία</strong> (seyretmek, seyirci, gösteri) kelimesine uzanır. Teori <strong>bilimsel gerçek</strong> demek değildir. Bilim adamı &#8220;seyrettiği&#8221; olaylar arasında bir bağ olabileceğini düşünürse bir teori oluşturur. Teorisine destek bulabilir, popüler olur. <strong>Ama herkesin onu desteklemesinin bilimsel bir değeri yoktur</strong>.</p>
<p> Meselâ yağmurlu bir günde şemsiyeli insanlar gören bir çocuk yağmurun şemsiyeler yüzünden yağdığını iddia edebilir. Bu bir teoridir. İspat edilmeye muhtaçtır.</p>
<p> Bilimsel olarak henüz açıklanmamış bir grup olay karşısında önce o olayları birleştiren fikirler öne sürmek gerekir. Bu birleştirme çabası örneğin sebep-sonuç ilişkisi olabilir. Fikirleriniz tutarlı bir bütün oluşturduğunda bir modelden söz edebilirsiniz. Tutarlılık gereklidir. Her gerçek tutarlıdır. Ama her tutarlı fikir gerçek olmayabilir.</p>
<p> Bu sebeple modeli destekleyecek deney ve gözlemler yapmak gerekir. Eğer bilim adamı olgun bir insan ise modelini çürütebilecek gözlem ve deneyler de yapar. <strong>Yani dinozorların bakteriden geldiğini ispata çalışmaz. Dinozorların nereden geldiğini bulmaya çalışır</strong>. Böylece modeli olgunlaşır. Denenebilir hale gelir. Diğer bilim adamları teori sahibinin belirlediği koşullar içinde modeli dener ve artık bu fikirler bilimsel bir GERÇEK olur.</p>
<p> Meselâ bilim adamının keşfettiği bir antibiyotik öngörülen bakteri grubunu öldürür. Bu artık bilimsel bir gerçektir. Bir teori olmaktan çıkmıştır. Belirli sıcaklık, nem, asitlik, vs ortamında o antibiyotik o bakteriyi öldürecektir.</p>
<p> Gelelim Darwin ve Evrim konusuna. Meşhur Ernst Mayr <strong>&#8220;One Long Argument: Charles Darwin and the Genesis of Modern <span style="text-decoration: underline;">Evolutionary Thought</span>&#8220;</strong> adlı eserinin başlığından itibaren bir Evrim Teorisinden değil Evrim düşüncesinden (Evolutionary Thought) bahseder. Meselâ bu eserin 4cü bölümünde Darwin&#8217;in Evrimci düşüncesinin bir teori değil bir çerçeve, bilimsel bir doktrin olduğunu anlatır:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;In both scholarly and popular literature one frequently finds references to &#8220;</em><em>Darwin</em><em>&#8217;s theory of evolution&#8221;, as though it were a unitary entity. In reality, </em><em>Darwin</em><em>&#8217;s &#8220;theory&#8221; of evolution was <strong>a whole bundle of theories</strong>, and it is impossible to discuss </em><em>Darwin</em><em>&#8217;s evolutionary thought constructively if one does not distinguish its various components. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8230; The term &#8220;Darwinism&#8221;, &#8230; has numerous meanings depending on who has used the term and at what period. A better understanding of the meaning of this term is only one reason to call attention to the composite nature of </em><em>Darwin</em><em>&#8217;s <strong>evolutionary thought</strong>. &#8230; I consider it necessary to dissect </em><em>Darwin</em><em>&#8217;s conceptual framework of evolution into a number of major theories that formed the basis of his <strong>evolutionary thinking</strong>.&#8221;</em></p>
<p><strong>Evrim düşüncesi bilimsel gerçeklere dayanır mı?</strong></p>
<p>Elbette.  Meselâ doğal seleksiyon, kullanılmayan organların yok olması gibi &#8220;evrimci&#8221; mekanizmalar kısa ömürlü bakteri solucan vb hayvanlarda deneyler yoluyla ispat edilmiştir. Bu deneyler her zaman tekrar edilebilir.</p>
<p> Ancak bu mekanizmaların ayrı ayrı birer doğal olay değil de <strong>MİLYONLARCA YILLIK</strong> tek bir sürecin küçük parçaları olduğu iddiası ayrı bir şeydir. Bütün ineklerin memeli olduğunu söylemek ile bütün memeli hayvanların inek olduğunu söylemek arasında fark vardır.</p>
<p>Artık milyonlarca yıllık <span style="text-decoration: underline;">geri dönülemez ve test edilemez</span> bir <strong>süreç fikri</strong> devreye girmiştir. Kimi evrimcilerin iddia ettiği gibi hayatın ortaya çıkışından insana varan bir sürecin evrimle açıklanması artık <span style="text-decoration: underline;"><strong>sahanın değiştiğini işaret eder</strong></span>.</p>
<p> Demek ki Evrim düşüncesi <strong>canlıların tarihi</strong> üzerine bir doktrin, muhtemel spekülasyonlar için bir çerçeve? O halde doğrudan <strong>tarihî</strong> bir örnek alalım: İstanbul&#8217;un Fethi sırasında karadan yürütülüp Haliç&#8217;e indirilen gemilerin sonuca etkisi ne idi?</p>
<ol type="1">
<li>Fethin başarılmasında OLMAZSA OLMAZ bir eylem?</li>
<li>Bizans saflarında korku ve askerin moralinde bir çöküntü?</li>
<li>Lüzumsuz bir macera?</li>
</ol>
<p> Tarihçiler karbon 14 testi gibi &#8220;bilimsel yöntemler&#8221; kullanarak araştırabilirler. Ama varacakları sonuç bir tercih, bir duruş, bir doktrin gölgesinde olacak. Zamanda seyahat etmemiz ya da bu savaşı yeniden yapmamız mümkün olmadığına göre tarihçilerin söyledikleri birer spekülasyondan öteye geçemeyecek.</p>
<p> <strong>Bu bağlamda &#8220;evrim düşüncesi&#8221; ispatlanması ya da yalanlanması imkânsız bir zihinsel olgudur, felsefî bir duruş hatta bir inançtır. Neden?</strong></p>
<p><strong> </strong>Evrime alternatif bir senaryo üretelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dünyada hayatı Andromeda takım yıldızından gelen uzaylılar başlattılar, dünya bir laboratuardı onlar için. Bakterilerden insana kadar bütün canlıları başka gezegenlerden taşıdılar binlerce yıl boyunca. Sonra bütçe sıkıntısı sebebiyle deneylere ara verdiler ve gezegenlerine döndüler. Yakında geri gelecekler ve herşey ortaya çıkacak.</em></p>
<p> İnanmayan varsa yanıldığımızı ispatlasın da görelim!</p>
<p> Seküler bir gözle bakıldığında İslâm, Hristiyanlık ya da Musevilikteki yaratılış düşüncesi de bir senaryodur. Bilimsel bir gerçek değildir. Eğer Tanrı bilimsel olarak ispat edilebilecek bir şey olsaydı zaten Tanrı olmazdı.</p>
<p> <strong>Müslümanların evrim ile imtihanı  </strong></p>
<p>Ancak düşünce dünyamız 19cu yüzyıl insanlarının teknoloji hayranlığı ve pozitif bilimin üstünlüğü(!) fikriyle formatlanmış vaziyette. Bu sebeple dindar Müslümanlar ve Hristiyanlar bile üstü kapalı bir biçimde bir Yaratıcı-Tasarımcı olduğunu &#8220;bilimsel&#8221; olarak ispatlamak istiyorlar.</p>
<p> Bu istek ise beraberinde bir tür <strong>mucizeperverlik</strong> getiriyor ki bunun İslâm&#8217;a uygun bir duruş olduğundan da o kadar emin değiliz. Bir başka deyişle <strong>&#8220;vay bee arılara bak, nasıl bal yapıyor. Biz hiç bir fabrikada bal yapamayız, demek ki bir Tanrı var&#8221;</strong> tarzı bir iman zayıf bir imandır. Aklın muCiZe karşısındaki ACZiyeti imanın sebebi ise bilim ilerledikçe iman silinecek(!) demektir. Akla ve teknolojiye tapan &#8220;modern&#8221; insana (henüz) uzanamayacağı yerler olduğunu söylemek yenilginin itirafıdır. Müslüman&#8217;ın, Hristiyan&#8217;ın rezil olmasıdır. Şaşkınlığa ve aklî acizliğe dayalı BU iman pozitivist düşünce karşısındaki aşağılık kompleksidir.</p>
<p> Evrim ve alternatif senaryolara geri dönecek olursak&#8230; Akıllı Tasarım gibi bir senaryo az önce sözünü ettiğimiz Yaratıcı-Tasarımcı&#8217;nın varlığını zorunlu kılıyor. Oysa kimi teistlerin savunduğu <strong>&#8220;evrimi de Tanrı yarattı&#8221;</strong> senaryosu yeterince &#8220;dindar&#8221; değil. Adeta herkesi memnun etmeye çalışan bir ORTA YOL.</p>
<p> Son tahlilde Evrenin, canlıların ve tabi biz insanların tarihine, kökenine getireceğimiz açıklamalar iki varoluşsal-kimliksel soruya yanıt olur:</p>
<ul>
<li>1) Neden inanıyorum?</li>
<li>2) Neden inan<strong>M</strong>ıyorum?</li>
</ul>
<p> Bu sebeple Evrim tartışmaları aslında bir tür maskeli balodur. Bir başka yazımızda belirttiğimiz gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İnançlar arası diyaloğun ilerleyebilmesi için öncelikle farklı inançtan insanların bu farkı kabul etmesi gerekiyor. Bu diyalogların kurulması önündeki en büyük engel kanaatimizce halen sürmekte olan maskeli balodur.&#8221; (</em><a title="Permanent Link to Evrime iman ve dinler arası diyalog" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/"><em>Evrime iman ve dinler arası diyalog</em></a><em>)</em></p>
<p> <strong>Okullarda evrim öğretilmeli mi?</strong></p>
<p>Yukarıda da altını çizdiğimiz üzere <strong>&#8220;evrim düşüncesi&#8221; ispatlanması ya da yalanlanması imkânsız bir zihinsel olgudur, felsefî bir duruş ya da bir inançtır.</strong></p>
<p> Bu sebeple evrim eğer okulda anlatılacaksa bunun yeri biyoloji değil felsefe dersidir. İnsanın ortaya çıkışı konusunda bir Yaratıcı fikrinden rahatsız olabilecek insanlar Tanrı&#8217;sız bir ortaya çıkış senaryosu üretme ve bunu savunma hakkına elbette sahipler. Ama bugün içinde bulunduğumuz durum oldukça çarpık:</p>
<p> Felsefî bir duruş bilimsellik kisvesi altında biyoloji derslerinde anlatılıyor. <strong>&#8220;Dinozorları ALLAH çarptı, öyle yok oldular&#8221;</strong> diye bir biyoloji dersi nasıl olmazsa evrimi bilimsel bir gerçek olarak yutturan biyoloji dersi de olmaz. Bunun yeri felsefe dersidir.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/15/evrim-teorisi-okullarda-ogretilmeli-mi-darwin_okul_egitim_mufredat/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/15/evrim-teorisi-okullarda-ogretilmeli-mi-darwin_okul_egitim_mufredat/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Darwin Sansürü mü, Darwinci Sansür mü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/14/darwin-sansuru-mu-darwinci-sansur-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/14/darwin-sansuru-mu-darwinci-sansur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 20:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[darwin]]></category>

		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<category><![CDATA[Tübitak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3855</guid>
		<description><![CDATA[Bilim ve Teknik dergisinin son sayısındaki kapak ile ilgili sansür haberi gündemi meşgul ederken, bu konuda çeşitli fikirler öne sürüldü. Kimi, bunu &#8220;dinin bilime müdahelesi&#8221; olarak, kimisi hükümetin kurumlara müdahelesi olarak gördü. 
Olayın detaylarının ne olduğunu birkaç gün içinde daha net anlayabiliriz. Ancak beni bu olayda asıl ilgilendiren şey, bu olayın kendisinden ziyade algılanış biçimidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim ve Teknik dergisinin son sayısındaki kapak ile ilgili sansür haberi gündemi meşgul ederken, bu konuda çeşitli fikirler öne sürüldü. Kimi, bunu &#8220;dinin bilime müdahelesi&#8221; olarak, kimisi hükümetin kurumlara müdahelesi olarak gördü. <span id="more-3855"></span></p>
<p>Olayın detaylarının ne olduğunu birkaç gün içinde daha net anlayabiliriz. Ancak beni bu olayda asıl ilgilendiren şey, bu olayın kendisinden ziyade algılanış biçimidir. Bu algılanış biçimi, Batı&#8217;daki tartışma ve çatışmaların sorgusuz sualsiz ve bağlamıyla ilgisi olmadan buraya taşınmasının taşeronluğunu yapan zihniyetin de ifşası demek aynı zamanda.</p>
<p>Öncelikle böyle bir sansür olduysa, demokrat bir insan olarak bu sansüre karşı olduğumu söylemekle başlayayım. Ancak bu, sansürün yorumlanmasındaki sorunların görmezden gelinmesini de gerektirmemeli!</p>
<p>Sansürü &#8220;dinin bilime müdahelesi&#8221; olarak gören paradigmanın problemi, Darwinciliğe itirazların her türlüsünün din ile ilgili olduğunu düşünmesidir. Bu da zımnî olarak Darwinci evrimciliğin, yaşamın kökeni konusunda tek yetkili açıklayış biçimi olarak görülmesi demektir. Eğer bu konuda bir itiraz ya da müdahele olursa, bu mutlaka &#8220;gerici ve dinci&#8221; bir müdaheledir! Dolayısıyla bu algılayış iki cehalet türünü aynı cümle içinde taşıyan bir algılayıştır. Cehaletlerden ilki Darwinciliğin asla eleştirilmeyen, tam olarak kabul görmüş bir paradigma olduğunun iddia edilmesi iken (ki bilimin mantığına terstir), ikincisi bu teoriye itiraz edildiği andan itibaren bilimden çıkıldığı (dinden çıkma tabirini meşru hâle getiren engizisyonun bilimsel versiyonu) tezidir.</p>
<p>Bu tezleri kısaca açıklamadan önce, Bilim ve Teknik dergisi ile Tübitak konusunda bazı bilgileri ele almak konunun açıklığa kavuşması için elzemdir. Bilim ve Teknik dergisini takip eden insanlar bilirler ki, bu dergi biyoloji konusunda (hatta birçok başka alanda dahi) açıkça Darwinist evrimci bir noktada durur. Tübitak ise adeta evrimci bilim adamlarının resmi yayın organı gibi işlev gören, onların her kitabının Türkçeye çevrildiği bir kurumdur. Yaklaşık 40 yıldır bu işlevi gören ve açıkça tek taraflı bir yayın yapan bu derginin yayın politikasına gelmeyen eleştiriler, aslında bir zihniyet durumunun da ifşası demektir. Kimsenin, Bilim ve Teknik dergisinin yayın ekibine, bu teoriye alternatif teorileri ya da eleştirileri neden yayımlamıyorsunuz demediği, böyle bir itirazın fiilen demokles kılıcı haline döndürülüp aforoz sebebi olduğu  bir bilimsel dikta ortamında, asıl sorunun gözlerden saklandığı net olarak görülebilmektedir. Halbuki 40 yıldır tek taraflı yayın yapmış devletin çıkardığı bir derginin, Darwin kapağına yapmış olma ihtimali olan bir sansür kıyametleri koparabilmektedir. Olması gereken, Darwinist evrimcilikle birlikte ona alternatif tezleri ya da eleştirileri birlikte yayımlamak ve insanların doğruyu ancak bu şekilde bulabileceklerini düşünmek iken, tersi bir tek yanlılık, bilimsellik kılıfı altında faşizan bir tutumu saklamak demektir.</p>
<p>Çağdaş toplumsal teorilerin, toplumun her alanını birbirinden bağımsız ayrı alanlar olarak görüp, bu alanların kısımlarını kamusal, özel, dinsel, bilimsel, ekonomik vesaire olarak görüp her biri için ayrı kuralların varlığını kabul etmesi sorunun kaynağıdır bana kalırsa. Böyle bir anlayış bu alanların çoğunu demokratik eleştiriden muaf tuttuğu gibi, bu alanların oluşturduğu karmaşık iktidar ağının görülmesini de engeller. Böyle olunca mesela bilimin, toplumsal iktidardaki yerini ve oluşturduğu faşizan denebilecek tek tipçi alanı görmeyebiliyoruz.</p>
<p>Bilimsel kurumlar ve üniversitelerin yaptığı &#8220;bilim&#8221;, işte bu iktidar alanları görülemediği için demokratik eleştiriden muaf hale getirilip kutsallaştırılıyor. Bilim adamları kendi uzmanlık alanlarında tek iktidar sahibi olarak kutsanıyor ve onların alanına gelmesi muhtemel demokratik eleştirilerin tümü engelleniyor. Paradigmaların birbirinin yerine geçmesiyle &#8220;ilerleyen&#8221; bilim, hakim paradigmanın &#8220;mucit ya kâşif&#8221;lerinden çok daha fazla &#8220;imânlılarını&#8221; oluşturuyor. Bu imân ise ellerinde olan iktidarın büyüklüğünün farkında olan bilim adamlarının asla terk etmediği, bunun için her türlü faşizan muameleyi dahi yapabilecekleri bir durum oluşturuyor. Mevcut paradigmaya itiraz ettiği için üniversitelerden atılan, bilimsel camialardan atılan bilim adamlarının varlığı bu konudaki en önemli delillerdendir. Darwinist tezlere itiraz ettiği, eleştirdiği için üniversitelerden atılan ya da kovuşturmaya uğrayan bilim adamları sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada olan bir cadı avını da ifşâ ediyor aslında. Görene!</p>
<p>Bu imân alanının elde tutulabilmesi, bu alana gelmesi muhtemel eleştirileri bertaraf etmek için bir yöntemin bulunabilmesi gerekliliğini imâ eder. Darwinci evrim paradigmasının imânlıları da kendi iktidar alanlarına gelebilecek eleştirileri, &#8220;buna itiraz eden yobaz dincidir&#8221; diye bir iddiada bulunarak bertaraf etme yolunu seçerler. Çünkü böyle bir karşılık, otomatikman o eleştirinin, itirazın sesini kesmekte ve onu sonsuz bir gayya kutusuna atıp aforoz etmekte oldukça başarılı olabilecek bir karşılıktır. Bilim tarihi bunun örnekleriyle doludur. Son tartışmada verilen tepkiler, bir taraftan konunun &#8220;imânlılarının&#8221; iktidar alanlarını kaybetmemek için verdiği canhıraş savaşı; öte taraftan toplumu ilişkisiz iktidar alanlarına böldüğü için bilimsel alana &#8220;itaat&#8221;, &#8220;hayranlık&#8221; ve &#8220;eleştirilemezlik&#8221; yoluyla bağlı olanların verdiği &#8220;cahilce&#8221; desteği göstermektdir.</p>
<p>Bugün Darwinci evrimciliğe bilim camiasından çok büyük eleştiriler gelmektedir. Bu eleştirileri de tam demokratik bir ortamda yayımlaması gereken bir derginin, tam tersi bir tek yanlılığa mahkûm edilmesi, bu ülkenin demokratlarının da &#8220;iç hastalıklarıyla&#8221; ilgilidir bana kalırsa.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/14/darwin-sansuru-mu-darwinci-sansur-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/14/darwin-sansuru-mu-darwinci-sansur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Darwin Yılı&#8217;nda Darwinizm çöküyor&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/10/darwin-yilinda-darwinizm-cokuyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/10/darwin-yilinda-darwinizm-cokuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 12:03:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[darwin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3779</guid>
		<description><![CDATA[[4 Mart 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
İçinde bulunduğumuz sene, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin&#8217;in 200. doğum yılından hareketle, &#8220;Darwin Yılı&#8221; ilan edilmiş durumda. Bu nedenle de onun geliştirdiği evrim teorisiyle her zamankinden daha sık karşılaşıyoruz. Bu teoriyi kendi dünya görüşlerini desteklemek için kullanan materyalistlerin de sesi yüksek çıkıyor. Peki ama bu ses ne kadar inandırıcı?
Önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090311_derin_dusunce_org_evrim_darwin.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090311_derin_dusunce_org_evrim_darwin.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090311_derin_dusunce_org_evrim_darwin.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3781" title="20090311_derin_dusunce_org_evrim_darwin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090311_derin_dusunce_org_evrim_darwin-224x300.jpg" alt="" width="159" height="180" /></a>[4 Mart 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/doga-kanunlarinin-tasarimi-173043.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>İçinde bulunduğumuz sene, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin&#8217;in 200. doğum yılından hareketle, &#8220;Darwin Yılı&#8221; ilan edilmiş durumda. Bu nedenle de onun geliştirdiği evrim teorisiyle her zamankinden daha sık karşılaşıyoruz. Bu teoriyi kendi dünya görüşlerini desteklemek için kullanan materyalistlerin de sesi yüksek çıkıyor. Peki ama bu ses ne kadar inandırıcı?</p>
<p>Önce doğru soruları sormak lazım. İlk soru,<span id="more-3779"></span> &#8221;Darwinizm geçerli bir teori mi, değil mi&#8221; sorusudur ve uzun zamandır tartışılagelmektedir. Ancak daha da önemli olmasına rağmen çoğu kez atlanan bir başka soru daha vardır: &#8220;Darwinizm geçerli olsa ne olur? Bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkar?&#8221;</p>
<p>Ateistlerin çıkardığı sonuç malum: Canlılığın amaçlı bir &#8220;yaratılış&#8221; ile değil, kör bir evrim süreci ile ortaya çıktığını söylüyorlar. Bu evrim sürecinin de iki temel dinamiği var: Bir, fiziksel, kimyasal ve biyolojik &#8220;doğa kanunları.&#8221; Bir de bu kanunlar sınırında gelişen rastlantısal olaylar. Ateistler, bu &#8220;doğa kanunları + rastlantı = hayat&#8221; formülünü kabul ettirdiklerinde, &#8220;yaratılış&#8221;ı da devreden çıkaracakları kanısında.</p>
<p>Oysa durum hiç öyle değil&#8230;</p>
<p>Bunu görmek için &#8220;doğa kanunları&#8221;na biraz yakından bakmak gerek. Bunların evrenin işleyişini düzene koyan sabit kurallar olduğunu biliyoruz. Örneğin su mutlaka 100 derecede kaynıyor. Attığımız taş, yerçekimi nedeniyle, mutlaka yere düşüyor. İyi ama bu kanunlar neden var? Ve dahası neden oldukları gibiler?</p>
<p>Evrim teorisi üzerinde kafa yoranlar bu soruyu uzun süre ihmal etmişlerdi. Konuyu ele alan ilk bilim adamı, aynı zamanda bir felsefeci olan Lawrence Joseph Henderson oldu. Henderson, 1913 yılında yayınlanan &#8220;The Fitness of the Environment&#8221; (Doğanın Uygunluğu) adlı kitabında, Darwinizm&#8217;in temel bir unsuru olan &#8220;uygunluk&#8221; kavramını doğaya adapte etti. Buna göre, başta su olmak üzere, yeryüzündeki &#8220;malzeme&#8221;, hayata imkan sağlamak için olabilecek en ideal yapıdaydı.</p>
<p>Yani, eğer evrim gerçekten dört milyar yıl sürmüş büyük bir gösteri ise, bunun &#8220;sahnesi&#8221; çok iyi hazırlanmıştı.</p>
<p>Bu görüş, 1960&#8242;larda fizik alanında elde edilen yeni bulgularla güçlenmeye başladı. Tüm doğa kanunlarının temeli olan yerçekimini, nükleer kuvvetleri ve elektromanyetik kuvveti inceleyen fizikçiler, bunların şaşırtıcı derecede &#8220;iyi ayarlanmış&#8221; olduğunu düşünmeye başladılar. Çünkü bunların değerlerinde en ufak bir farklılık olsa, üzerinde yaşamın yeşerebileceği Dünya gibi gezegenler hiç bir zaman var olmayacak, hatta maddeyi oluşturan elementler bile ortaya çıkmayacaktı.</p>
<p>1973 yılında Kopernik&#8217;in 500. doğum yıldönümü anısına düzenlenen büyük bir sempozyumda konuşan teorik fizikçi Brandon Carter, bu yaklaşımın adını da koydu: &#8220;Anthropic Principle&#8221;, yani &#8220;İnsani Prensip.&#8221; Carter&#8217;e göre, doğa kanunları, biz insanların içinde yaşayabileceği bir evrenin ortaya çıkması için özel olarak tasarlanmış gibiydi.</p>
<p>Bu &#8220;kozmik tasarım&#8221;dan Allah&#8217;ın varlığına varmak da pek çok kişi için zor olmadı. İngiliz düşünür Anthony Flew gibi kararlı ateistleri fikrinden caydıran, &#8220;yanıldım, Tanrı varmış&#8221; dedirten de, modern fiziğin vardığı bu noktaydı.</p>
<p>Ateizmden çark eden bir başka Batılı düşünür olan Patrick Glynn ise, &#8220;Post-Seküler Dünyada İnanç ve Aklın Uzlaşısı&#8221; altbaşlığını taşıyan &#8220;God: The Evidence&#8221; adlı kitabında şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor&#8230; Bu ise, bizi Tanrı&#8217;nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.&#8221;</p>
<p>ilave okuma için&#8230;</p>
<p><a title="Permanent Link to “Evrim Karşıtı” Olunmalı mı?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Evrim Karşıtı” Olunmalı mı? »</strong></span></a></p>
<p><a title="Permanent Link to Evrimcilerin iç hastalıkları" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Evrimcilerin iç hastalıkları »</strong></span></a></p>
<p><a title="Permanent Link to Evrime iman ve dinler arası diyalog" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Evrime iman ve dinler arası diyalog »</strong></span></a><a title="Permanent Link to “Evrim Karşıtı” Olunmalı mı?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/"></a></p>
<p class="postinfo"> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/10/darwin-yilinda-darwinizm-cokuyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/10/darwin-yilinda-darwinizm-cokuyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evrime iman ve dinler arası diyalog</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 10:48:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2448</guid>
		<description><![CDATA[İnançlar arası diyaloğun ilerleyebilmesi için öncelikle farklı inançtan insanların bu farkı kabul etmesi gerekiyor. Bu diyalogların kurulması önündeki en büyük engel kanaatimizce halen sürmekte olan maskeli balodur.
 Geçenlerde &#8220;Üçüncü Dalga Geliyor&#8221; adlı güzel blogda Murat Bey de bu maskeli baloya katılmış ve  insan bedeninin Tanrı tarafından tasarlanmadığın ispat için şunları yazmış:
&#8220;[...] Aynı delikten nefes alip, icip, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081131_derin_dusunce_org_evrime_iman.jpg"><img class="size-medium wp-image-2449 alignright" title="20081131_derin_dusunce_org_evrime_iman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081131_derin_dusunce_org_evrime_iman.jpg" alt="" width="200" height="195" /></a>İnançlar arası diyaloğun ilerleyebilmesi için öncelikle farklı inançtan insanların bu farkı kabul etmesi gerekiyor. Bu diyalogların kurulması önündeki en büyük engel kanaatimizce halen sürmekte olan maskeli balodur.</p>
<p> Geçenlerde &#8220;<a href="http://ucuncudalgageliyor.blogspot.com/2008/11/ydb-2311.html">Üçüncü Dalga Geliyor</a>&#8221; adlı güzel blogda Murat Bey de bu maskeli baloya katılmış ve  insan bedeninin Tanrı tarafından tasarlanmadığın ispat için şunları yazmış:</p>
<p><em>&#8220;[...] Aynı delikten nefes alip, icip, yemek yiyoruz, ve Heimlich&#8217;in unlu &#8220;manevrasina&#8221; ragmen solunum yoluna bir sey tikanmasi tum diger olum sebeplerinin arasinda <strong>dorduncu sirada</strong> geliyor. Peki ya suda bogulmak (bu besinci sirada). Dortte ucu su ile kapli bir gezegende yasayan insanlarin suda nefes alabilmesi iyi bir ozellik olmaz miydi? <span id="more-2448"></span>Ya da şu ise yaramayan vucut parcalarimizi ele alalim; Ayak serce parmak tirnaginiz ne ise yariyor? Ya da apendesit? Cocuklugunuz bittikten sonra islemeyi birakiyor ondan sonra patlama tehlikesi haricinde baska bir halta yaramiyor. Ise yarayan parcalar bile bazen problem cikartabiliyor. Dizlerimiz isimizi goruyor, dogru, fakat carpmaya karsi iyi korunmus olduklarini kimse iddia edemez.</em><em>En ucuz, dandik arabada bile gostergeler olur. Bizde niye yok?</em><em>&#8220;</em></p>
<p>Vucudumuzdaki sessiz katillere ne demeli? Yuksek tansiyon, kanser, diyabet ABD&#8217;de her yil onbinlerce kisi olduruyor, vucudumuzda bu tehlikelere karsi bizi uyaran mikroorganizmalar olsaydi fena olmaz miydi?</p>
<p>Bu bilimsel(!) evrim-AT tartışmasının neden bir maskeli balo olduğunu birazdan anlatacağız ama öncelikle değerli yazar Murat Bey&#8217;in iddialarına bir bakalım. Burada listelenen &#8220;kusurlar&#8221; ölümün bir yanlışlık, bir kaza olduğu varsayımına dayanıyor. Yani insanlar aslında sonsuz bir hayat sürmeleri gerekirken evrimin yol açtığı aksaklıklar sonucu ölüyorlar. Bu &#8220;kaza-ölüm&#8221; ise akıllı bir tasarımın olmadığını, bedenlerimizin evrimin rastlantısal labirentleri içinde geliştiğini ispat ediyor Murat Bey&#8217;e göre.</p>
<p> Gerçekten ölüm olmasaydı yani evrim veya yaratılış neticesinde ölmesi/öldürülmesi imkânsız yaratıklar olsaydık ne olurdu?</p>
<p> Savaş, hastalık ve açlık olmazdı elbette. Çünkü kimse kimseyi öldürmekle tehdit edemezdi meselâ. Haliyle barış, sağlık ve tokluk da olmayacaktı. İnsanları ve toplumları barış içinde yönetmeyi amaçlayan siyaset bilimi ya da diplomasi tarif edilebilir miydi böyle bir ortamda?</p>
<p> Hastalık ve açlıktan ölmek söz konusu olmayınca iyileştirmek ve doyurmak da imkânsızlaşacaktı. Bir baba çocuğuyla hiç ilgilenmese bile çocuğun açlıktan ölmesi imkânsız olacaktı. Meselâ evrim sayesinde insanlar taş ve toprak yiyebileceklerdi. Soğuktan ölmek olmayacağı için ne üşümek ne de giyinme ihtiyacı olabilirdi. Hemen hiç bir ihtiyacı olmayan insanların üretmesi, ticaret yapması için de bir sebep kalmıyor tabi. Dolayısıyla ekonomi de çöpe!</p>
<p> Liste uzun. Belki de hayatta kalma isteği ile &#8220;ölüm tehlikesi&#8221; aslında insan merakını ve icad duygusunu kışkırtmak amacı güden birer olgu? Bugün insanlığın, özellikle de tekniğin bu kadar ilerlemesinde en büyük dürtülerden biri ölüm?</p>
<p> Oysa ölüme bir sorun, çözülmesi gereken bir tasarım-mühendislik meselesi olarak bakınca bir açmaza giriyoruz. Ölümün olmadığı bir dünyayı ölümlü dünyada şekillenmiş insan zekâsının tasavvur etmesi oldukça güç. Neticede insanoğlu herşeyi sınırlarıyla kavrayabilir. Bu sınırların oluşması ise zıtların varlığına bağlıdır. Haliyle Murat Bey&#8217;in yakındığı hastalıklar ve kazalar hayatımızın zıddı, olmazsa olmaz koşulu olan ölüm için birer bahane hatta birer fırsat.</p>
<p> Ölüm kavramına daha derinlemesine baktığımız &#8220;<a title="Permanent Link to Yaşama çıplak gözle bakarken" href="http://www.derindusunce.org/2008/04/04/yasama-ciplak-gozle-bakarken/">Yaşama çıplak gözle bakarken</a>&#8221; adlı yazımızda şoyle demiştik:</p>
<p> <em>&#8220;Nabzımızın kaç defa atacağı, akciğerimizi kaç defa doldurup boşaltacağımız belli. İnsan ana rahmine düştüğü anda dönmeye başlayan bir sayaç bir tür kum saati gibi işliyor. Üst tarafını değil ama aşağı düşen kumları görebiliyoruz. Başlayan veya biten bir şey yok, sadece belli sayıdaki kum tanesi yer değiştiriyor.</em></p>
<p><em>şöyle bir düzeltme yaparak bu yazıyı bitirelim: &#8220;Ölene kadar hayatı yaşıyoruz&#8221; yerine </em><strong>H<sub>2</sub>O</strong> <em>formülünde olduğu gibi &#8220;<strong>Hayat-Ölüm</strong> denen bir şey yaşıyoruz&#8221; diyelim.&#8221;</em></p>
<p> <strong><em>Not: Bir teist olduğunu tahmin ettiğimiz Murat Bey&#8217;in yazdıklarıyla bir şaka yapmış olması ihtimalinden şüphe etmiyor değiliz. Ama bu argümanları çok ciddi biçimde savunan bir çok insanla karşılaştık.</em></strong></p>
<p> <strong>Neden maskeli balo?</strong></p>
<p>Adına teori denilen oysa gerçekte birer senaryo olan &#8220;Evrim Teorisi&#8221; ve &#8220;Akıllı Tasarım Teorisi&#8221; tartışmaları tam bir maskeli balo. Gerçekte metafiziğin konusu olması gereken bu iki senaryo felsefenin bahçesinden kaçmış, pozitif bilimlerin laboratuarlarına arka kapıdan girmiş iki beyaz fareye benziyor. Sözümona teorileştirilerek tekrar tekrar <strong><em>&#8220;ispat edilen&#8221;</em></strong> bu inanç tercihleri gerçekten ispat edilen hakiki teorilerin aksine tartışılmaya devam ediyor. Okullarda okutulması veya müfredattan çıkarılması minik kıyametler koparıyor. Eğer yerçekimi veya dünyanın yuvarlaklığı gibi bilimsel bir gerçek söz konusu ise neden bir türlü harbiden ispat edilemiyor bu &#8220;teoriler&#8221;?</p>
<p> <strong>Zekâmızın sınırları</strong></p>
<p>İnsan zekâsı her hangi bir şeyin sadece VAR olduğunu ispat etmeyi becerebilir. Bunun tersini yani YOK olduğunu ispat edemez. Meselâ içme suyunuzda siyanür olduğu iddia edilse, siz de belediye başkanına <strong>&#8220;olmadığını ispat edin&#8221;</strong> deseniz yapamaz. İspat edebileceği tek şey sudaki siyanür miktarının metreküp başına kabul edilebilir seviyede olduğudur.</p>
<p> Bunu iyi bilen gazeteciler hayatlarını yıkmak istedikleri insanlara <strong><em>&#8220;rüşvet almadığınızı ispatlayın&#8221;</em></strong> veya <strong><em>&#8220;eşinizi aldatmadığınızı kanıtlayın&#8221;</em></strong> diyerek hücum ederler.</p>
<p> İkinci olarak evrim ve akıllı tasarım senaryoları hayatın kaynağını bilimsel olarak açıklamak gibi imkânsız bir işin peşindeler. Oysa &#8220;hayat&#8221; denilen şeyin bilimsel bir tarifi yapılamdığı için bunun kaynağının aranması da son derecede anlamsız. Hayat teraziyle tartılabilecek bir şey değildir. &#8220;Son nefesini veren bir insan 100 gram hafifler&#8221; gibi bir kural yoktur. Kütle olarak VAR olmayan hayat YOK olduğunda yani ölüm geldiğinde de bilime susmak düşer.</p>
<p> Kalbi atmıyor sanılarak morga taşınırken uyanan bir çok hasta vardır. Kalp atışı, vücut sıcaklığı gibi &#8220;hayati&#8221; belirtiler ancak kendi varlıklarını ispat ederler. Hayat, ölüm tıpkı güzellik veya bilgelik gibi zamandan ve mekandan bağımsız, ölçülemez varlıklardır. Hatta <strong><em>&#8220;hayat yoktur&#8221;</em></strong> ya da <strong>&#8220;bütün varlıklar, taşlar, hava, su canlıdır&#8221;</strong> gibi bir önermeye cevap olarak verilebilecek bilimsel bir cevap yoktur. Çünkü bu kavramlar metafiziğin konusudur, fiziğin değil.</p>
<p>  <strong>Zaman ve mekândan bağımsız </strong>şeylerin pozitif bilimlere konu edilmesi bilimi ancak rezil eder ve ona olan güveni sarsar. Geçmişte bilimin politikaya alet edilmesi sonucu Alman ırkının ustünlüğü inancı ve arzusu Alman bilim adamları tarafından &#8220;teori&#8221; haline getirilmiştir. Tanrinin varlığını/yokluğunu bilimsel olarak ispat etme çabası da bilimin dine/dinsizliğe alet edilmesine güzel bir örnek teşkil ediyor.</p>
<p> Kant&#8217;ın &#8220;Saf/yalın Aklın Eleştirisi&#8221; adlı anıtsal kitabında isabetle belirttiği gibi <strong>bilimin başarılı olma sebebi zaman ve mekânla sınırlı alanlarda çalışmasıdır</strong>. Bu alanlar ölçülebilir alanlardır. Deney ve gözleme müsade ederler. Ancak bu alanların dışında kalan konularda bilim ve bilimsel akıl yürütme fena halde çuvallar.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/12/01/evrime-iman-ve-dinler-arasi-diyalog/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evrimcilerin iç hastalıkları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 23:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta en berbat mürşit “ilim ve fen” olabilir mi?
“Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı acaba o meşhur sözünü geri alır mıydı?” diye düşünüyor insan Einstein’ın Roosevelt’e yazdığı (ve orijinalini yazının sonuna koyduğumuz) mektubu okuyunca.
Ünlü bilim adamı Albert Einstein  Atatürk’ün ölümünden sadece 9 ay 21 gün sonra tüyler ürperten bir mektup kaleme alıyordu. Zamanın ABD başkanı F.D. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatta en berbat mürşit “ilim ve fen” olabilir mi?</strong></p>
<p><em><img style="width: 261px; height: 249px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/en-berbat-mursit_v2.jpg" alt="en-berbat-mursit_v2.jpg" width="446" height="459" align="right" />“Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı acaba o meşhur sözünü geri alır mıydı?”</em> diye düşünüyor insan Einstein’ın Roosevelt’e yazdığı (ve orijinalini yazının sonuna koyduğumuz) mektubu okuyunca.</p>
<p>Ünlü bilim adamı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein" target="_blank">Albert Einstein </a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk" target="_blank">Atatürk’ün </a>ölümünden sadece 9 ay 21 gün sonra tüyler ürperten bir mektup kaleme alıyordu. Zamanın ABD başkanı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Franklin_D._Roosevelt" target="_blank">F.D. Roosevelt’e</a> <em>“yol göstermek için”</em> yollanan mektupta Einstein <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Uranyum" target="_blank">uranyum </a>kullanarak çok güçlü bir bomba yapmanın mümkün olduğunu anlatıyor ve bunu yapmak için Roosevelt’i ikna etmeye çalışıyordu.<span id="more-456"></span></p>
<p>Roosevelt de “en hakiki mürşit” olarak ilimi ve fenni seçti.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atom_bombas%C4%B1" target="_blank">Sonrasını </a>hepimiz biliyoruz.</p>
<p>Mısır doğumlu Fransız bilim adamı ve diplomat <a href="http://www.ethnopsychiatrie.net/TNbio.html" target="_blank">Tobie Nathan’ın </a>dediği gibi bilimin en sorunlu <em>“yan ürünü”</em> bilimcilik ideolojisi. <em>“Bu ideoloji bilimin ürettiği faydaları gölgede bırakacak kadar büyük bir sorun teşkil ediyor insanlık için.”</em></p>
<p><strong>Bilimin dinleşme süreci</strong><br />
<a title="chercheur-g1.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/chercheur-g1.jpg"><img style="width: 246px; height: 285px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/chercheur-g1.jpg" alt="chercheur-g1.jpg" width="242" height="327" align="right" /></a>Bilim adamı toplumda güven uyandırıyor. Ortaya koyduğu somut ilerlemelerle bilim, inancı ve politik görüşü ne olursa olsun kimsenin reddedemeyeceği deney ve gözleme dayalı sonuçlarla bulgularını ispat ediyor.</p>
<p>Fakat aynı zamanda “bilimciler” beyaz önlükleri, kalın gözlükleri, anlaşılmayan kelimeleri ile gitgide bir ruhban sınıfını andırıyorlar. Zira sadece uzman oldukları alanda değil hemen her konuda fikir beyan eden hatta gelecekten haber verenler var içlerinde. Gerçekte fikirleri ve tercihleri sıradan bir vatandaşınkinden daha kıymetli tutulmaması gereken bu insanlar çağımızın <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eaman" target="_blank">şamanları </a>, rahipleri oldular.</p>
<p>Bilimcilik ideolojisinin hâkim olduğu cemiyetlerde artık bilime de ihtiyaç yok. Çünkü bilimciler “mutlak hakikat üretiyorlar” bir zamanlar <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatikan" target="_blank">Vatikan’ın </a>yaptığı gibi.</p>
<p>Bu aşamada şunu da sorgulamak gerekiyor elbette: Yoldan çıkan bilim adamları mı yoksa onları yozlaştıran, yobazlaştıran cemiyetin kendisi mi?</p>
<p>Aerodinamikte kullanılan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mach_say%C4%B1s%C4%B1" target="_blank">Mach sayısına </a>adını veren <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ernst_Mach" target="_blank">Ernst Mach’ın </a> <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ludwig_Boltzmann" target="_blank">Ludwig Boltzmann  </a>tarafından geliştirilen atom teorisine <em>“atomların gözlenemez olması”</em> sebebiyle karşı çıkmasına bakılırsa evet, bilim adamlarında böyle bir yozlaşma potansiyeli var.</p>
<p>Fakat biz sıradan insanlarda da <em>“Madem depremleri veya nükleer enerjiyi bu kadar iyi biliyorsun, memleketi nasıl yönetmemiz gerektiğini de bilirsin sen!”</em> gibi kestirmeden gitme merakı var ki bu noktadan itibaren işin içine bir “teslimiyet” giriyor. <em>“Falanca bilim adamının öngörülerine inanıyorum.”</em> Yani:</p>
<p><strong>1)</strong> Vicdanını teslimiyet çengeline asıp mollaların erdemine iman eden İranlılar,<br />
<strong>2)</strong> Ahlâkını süngünün ucuna asıp askerlerin erdemine iman eden yerli militaristler gibi bir de bilimciler çıkıyor ortaya.</p>
<blockquote><p><em>“Dine veya felsefeye ne gerek var? İyiyi ve kötüyü ayırd etmek için bilim ve akıl varken? Bilimsel bulgulardan şüphe mi ediyorsunuz? Demek ki siz gericisiniz. Siz toplumun ilerlemesine karşısınız! Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bunun dışında mürşit aradığınız için sizler gafilsiniz ve cahilsiniz!”</em></p></blockquote>
<p><strong>Evrim bir teori mi yoksa bir senaryo mu?</strong><br />
<em>“Ben görmüyorsam yoktur”</em> saplantısı kendini “her şeyi gören” bir varlık zannetmenin bir tecellisi. Bu çerçeveye giren bazı evrimcilere göre ne can ne de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ruh" target="_blank">ruh  </a>diye bir şey var. Zira <a href="http://multimedia.mcb.harvard.edu/media.html" target="_blank">moleküler biyoloji </a>rastlamadı izine <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA" target="_blank">DNA zincirleri </a>arasında.</p>
<p>Fakat gün geçmiyor ki <em>“hayatın sırları çözüldü”</em> veya <em>“ruh beynin neresinde?”</em> başlıklı “bilimsel” bir makale yayınlanmasın. Ruha ve nefse bir kılıf olan bedenin evrilişini açıklamak için yola çıkan evrimcilerin gözleri kendi bulgularından öylesine kamaşıyor ki hayatı, canı ve ruhu çözdüklerini vehmediyorlar. Bu bilim adamlarının kibirleri alanlarına verdikleri isimlerden bile okunuyor: <a href="http://www.advancesinlifescience.com/" target="_blank">Life Sciences </a>(ing.) veya <a href="http://www.cnrs.fr/sdv/" target="_blank">Science du vivant  </a>(fr.) kadar tevazu fakiri bir terim daha düşünülebilir mi?</p>
<p>Bir kemanı kıymık kadar küçük parçalara ayırarak <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mozart" target="_blank">Mozart </a>bulunabilir mi?</p>
<blockquote><p><em>“Bulamadık, demek ki Mozart diye biri hiç olmadı. Zaten </em><a href="http://youtube.com/watch?v=Ue72gvJvpi8" target="_blank"><em>Don Giovanni Operası </em></a><em>da olsa olsa pencerenin kulpuna asılı duran bir kemanın rüzgârın etkisiyle arşesine sürtmesinden çıkmıştır.”</em></p></blockquote>
<p>İnsan denen karmaşık varlık onun sadece fiziksel boyutunu oluşturan bir kaç kilo karbon, azot, kalsiyum ve suyla eşleştirilebilir mi?</p>
<p>Peki neden bilim adamları evrim üzerine bu kadar duruyorlar? Türkiye’nin ilk atom mühendisi ve eski <a href="http://www.taek.gov.tr/" target="_blank">TAEK  </a>başkanı <a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=12&amp;Itemid=40" target="_blank">Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin  </a>Milliyet’te yayınlanan <a href="http://www.milliyet.com.tr/ekler/gazete_pazar/000319/haber/platform.html" target="_blank">röportajından  </a>:</p>
<blockquote><p><em>“&#8230;Bilim adamları arasında &#8216;publish or perish&#8217; (yayınla ya da yok ol) sözü çok geçerlidir. Ya makaleni neşredersin ya da yok olup gidersin. Onun için bir hipotezin üzerinde konuşuluyor, saçma da olsa bu konuşmadan neticeler çıkabiliyorsa ve bunu yayınlayabiliyorsan, bu, mali destek, bilim aleminde popülarite ve zikredilme demektir. Zikredilmek ise birtakım yerlere gelebilme ihtimali demektir. Bütün bu sosyal dürtüler arasında insan, yaptığı bilimi unutabilir.<br />
&#8230;<br />
[Evrim Teorisi] Aklı okşayan, akla yatkın bir senaryo. Ama ispatı yok. Buna karşı, mesela Cenabı Hakk&#8217;ın &#8220;Yaratma Teorisi&#8221; var. O da bir senaryo. Teori olması için en azından yanlışlığının ispatlanabilir olması lazım. İspatlayamadığınız zaman, pozitif ilmin dışındadır.<br />
&#8230;. Zaten bütün senaryolar böyledir. Mesela kâinatın big bang (büyük patlama) ile ortaya çıktığı teorisi. Harikulade, şiirsel bir senaryodur, ama önünde sonunda bir senaryodur. Buna alternatif senaryolar da var. Hâlbuki gerçeğin ancak bir temeli olabilir. Teorinin bazı varsayımlarını bugünkü fizikle izah etmek mümkün değil. Demek ki fiziğin dışında bazı elemanlar, sırf bu teoriyi ayakta tutmak için ithal edilmiş. Bu durumda fiziğin ötesinde kalınır ki, onun adı da fizik değil metafiziktir. Buna </em><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=259&amp;Itemid=57" target="_blank"><em>epistemoloji </em></a><em>açısından itirazım var&#8230;.”</em></p></blockquote>
<p><strong>Bilgi yerine önyargı üreten bilim</strong><br />
<a title="danger_virus1.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/danger_virus1.jpg"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/danger_virus1.jpg" alt="danger_virus1.jpg" align="right" /></a>1949&#8242;da fizyoloji ve tıp dalında Nobel Ödülü alan Portekiz bilim adamı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Egas_Moniz" target="_blank">Egas Moniz  </a>1935’ten başlayarak 20 yıl boyunca birçok akıl hastasının beynine cerrahi müdahale yaptı. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Prefrontal_leucotomy" target="_blank">Lobotomi </a>adı verilen bu “tedavi” ile beynin frontal lob denen kısmı ile geri kalan kısım arasındaki bağlantı kesiliyor, hatta bazen frontal lob kasıtlı olarak tahrip ediliyordu. (not : Frontal lobun önemi için bir başka Portekiz bilim adamı olan <a href="http://www.usc.edu/schools/college/faculty/faculty1008328.html" target="_blank">Antonio Damasio’nun  </a>çalışmalarına değindiğimiz <a href="http://www.derindusunce.org/2007/07/19/psikopatlik-ve-karizma/" target="_blank">Psikopatlık ve Karizma </a>adlı yazıya bakılabilir.)</p>
<p>1950’den itibaren terk edilen bu yöntem gerçekte şizofreni veya şiddetli depresyon geçiren insanları tedavi etmiyor onları sakatlayarak bitkisel hayata sokuyordu.</p>
<p>Bu şekilde Egas Moniz toplumu kendini oluşturan bireylere karşı sorumluluklarından “kurtarıyordu” bir anlamda. Yani biz bir toplum olarak “suçu teşvik eden bir şey mi yapıyoruz?” gibi rahatsız edici soruları kendimize sormaktansa altına sığınacağımız bir şemsiye arıyoruz ve bilim adamı da bu rahatlatıcı inancın rahibi, imamı olarak çıkıyor karşımıza.</p>
<p>“Bir insan mutsuzsa veya saldırgansa bu mutlaka beynin bir bölgesindeki fizyolojik bir bozukluktan kaynaklanıyordur” diyen bir kimseye “mürşit” denebilir mi?<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/">Suçluları hapse atarak suçtan kurtulacağını zanneden </a>bir toplumun ailevî değerlere, ahlâka, özeleştiriye ihtiyacı yok mudur?</p>
<p><a href="http://www.turkcebilgi.com/Orta%C3%A7a%C4%9F" target="_blank">Ortaçağ Avrupası’nda </a>Katolik kilisesi yüksek meblağlar karşılığında “<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/End%C3%BCljans" target="_blank">endüljans</a>” denen belgelerle insanların günahlarını “affediyordu”. Bu inanca göre daha ölmeden cennete gitmeyi garantileyebiliyordu fiyatını ödeyebilenler.</p>
<p>Doğrudan ve dolaylı katkılarımızla bilimi finanse ediyoruz güya bilgi üretmesi için. Ancak bilim bazen karşımıza:<br />
<strong>1.</strong> Bilim camiasını,<br />
<strong>2.</strong> Toplumun vicdanını,<br />
<strong>3.</strong> Siyasî rejimi<br />
rahatlatacak veya destekleyecek bir takım dogmalarla geliyor.</p>
<p>Bir başka Nobel kazanmış bilim adamı <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Charles_Nicolle" target="_blank">Charles Jules Henri Nicolle </a>(mikrobiyolog) bu konuda şöyle diyordu : <em>« Bilimde dogma olmaz! Hiç bir şey önceden kazanılmış değildir, icad okulu saygısızlık okuludur ».</em></p>
<p><strong>Bilimsel olmayan “bilim”<br />
</strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/image2_dna.jpg" alt="image2_dna.jpg" width="283" height="276" align="right" />Bilimciler bu rahiplik rolüne o kadar ısınmışlar ki bilimsel yöntemlere bile sırt çevirmeye hazırlar yeni tapınaklarından insanlığa hükmedebilmek için:<br />
Örneğin bir gen ile bir hastalık arasında bağlantı ihtimalini hesaplamaya yarayan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Genetic_linkage" target="_blank">LOD Score</a>  (<a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Liaison_g%C3%A9n%C3%A9tique" target="_blank">fr.  </a>). <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Boston%2C_Massachusetts" target="_blank">Boston’lu </a>gen mühendisleri J.S. Alper ve M.R. Natowicz’in <a href="http://www.elsevier.com/wps/find/journaldescription.cws_home/405919/description#description" target="_blank">Trends in Neurosciences dergisinde</a> (volume 16, n° 10) 1993’te yayınladıkları makaleye göre şizofreni ve manyako-depresif psikoz türü “akıl hastalıkları” ile genler arasında bağlantı olduğunu “bilimsel olarak ispat eden” bir çalışmada modeli kurmak ve modeli test etmek için AYNI veriler kullanılmış!</p>
<p>Makalenin yazarları J.S. Alper ve M.R. Natowicz’e göre hemen bütün araştırmacılar bilimsel çalışmalara başlarken <strong>bir takım önyargılardan kurtulamıyorlar</strong> ve araştırmalarını neredeyse farkında olmadan bu önyargıları “ıspatlayacak” biçimde yönlendiriyorlar.</p>
<p>Tabi <em>“şizofreni geni bulundu”</em> diye basın toplantıları yapılıyor ama “pardon, yanılmışız” demek için kimse ortada görünmeye niyetli değil.</p>
<p>Bilimsel olmayan bilimin en traji-komik örneği belki de Fransız bilim adamı <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Edouard_Zarifian" target="_blank">Edouard Zarifian’ın</a> (psikiyatrist) kitaplarında defalarca altını çizdiği bilimsel modelleme hataları: Örneğin “Psikolojik tedavi etkisine sahip” ilaçların geliştirilmesinde denek olarak ahtapot, fare ve eklembacaklıların kullanılması. <strong>Eşinden ayrılmış, ailesinden baskı gören ve depresyona sürüklenen bir kadın doktora gittiği zaman kendisine yazılacak ilacın geliştirilmesi için “model olarak” bir eklem bacaklı kullanılmış olacak.</strong> Toplumun, anne olma duygusunun, geleneksel ve ekonomik baskıların bir ahtapot için ne ifade ettiğini bilmek zor tabi. Ayrıca ABD’de yaşayan bir kadına “iyi gelen” bir ilacın Türkiye’de yaşayanlara iyi geleceğini varsaymak <strong>o denli “zor” bir hipotez ki buna ancak önyargı denebilir.</strong></p>
<p>Bir başka “bilimsel” önyargı da <strong>“duygu = kimya”</strong> biçiminde çıkıyor karşımıza.</p>
<p>Zarifian’a göre belirtileri ülkeden ülkeye ve bir yüzyıldan ötekine değişen depresyon bir hastalık değil, bir duygu hali. Fizyolojik anlamda bir hastalık söz konusu olmadığı için bir iyileşme değil bir “hal değiştirme” söz konusu. Yani bireyin kendini ve toplumu algılayışı üzerinde olumlu ve kalıcı bir etki yapmak.</p>
<p>Ne var ki insanların çektikleri “psikolojik sıkıntılar” sayesinde büyük kârlar elde eden ilaç sektörü “ruh halimiz” ile ilgili sorunlarımızı da biyokimyaya daha doğrusu beynimizdeki <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6rotransmitterler" target="_blank">nörotransmitterlere </a>indirgemeyi tercih ediyor.</p>
<p>Nefsine yenik düşmüş, karamsar, endişeli, sıkıntı içindeki bir insanın hayatını, geçmişini, korkularını anlamadan onu standart bir yöntem ve/veya ilaç ile <strong>iyileştirmek mümkün değil</strong>. Ama o insanı <strong>kandırmak mümkün</strong>. Bunun için beyninin kimyasıyla yani nörotransmitterler <em>(acetylcholine, norepinephrine, dopamine, serotonin, GABA, glycine, neuromodülatörler)</em> dediğimiz maddeler ile “oynamak” gerekiyor. Zira ancak bu şekilde dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanların kendilerini geçici olarak iyi hissetmelerini sağlayabilirsiniz ki bu da onlara deterjan satar gibi ilaç satabileceğiniz anlamına gelir.</p>
<p><strong>Terörün ve siyasî rejimlerin hizmetindeki bilim adamları</strong><br />
Geride bıraktığımız eylül ayında İngiltere ve Almanya’da tutuklanan Arap kökenli El-Kaideci teröristlerin doktor olmaları, tıp ve kimya alanındaki bilgilerini sivilleri öldürmek için kullanmaya çalışmaları herkesi şaşırttı. Fransız Le Figaro gazetesi hayretle <em>“hayat kurtarmak için okumuş bir doktor nasıl olur da bilgilerini öldürmek için kullanır?”</em> diye soruyordu.</p>
<p>Aslında söz konusu Fransız gazeteci Avrupa’nın yakın tarihini bilseydi bu kadar şaşırmazdı. Zira o zaman Alman doktor <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Josef_Mengele" target="_blank">Josef Mengele’nin </a>ve Avusturyalı doktor <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Aribert_Heim" target="_blank">Aribert Heim’ın</a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Auschwitz-Birkenau" target="_blank">Auschwitz-Birkenau </a>toplama kampında insanları anestezi kullanmadan kestiklerini ve beyinlerine zehirli maddeler zerk ettiklerini bilebilirdi. Bilimi insanlara zarar vermek için kullanan doktorlar arasında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Heinrich_Himmler" target="_blank">Heinrich Himmler’in </a>emriyle Çingeneler gibi “aşağılık ırkları” kısırlaştırmak için bilimsel araştırmalar yapan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Carl_Clauberg" target="_blank">Karl Clauberg </a>de anılabilir.</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/kgb_symbol1.png" alt="kgb_symbol1.png" align="right" />Fakat bilim ile zulüm yapmak Nazilerin tekelinde değil elbette. Rus bilim adamları tıp, kimya ve psikoloji alanlarındaki bilgilerini <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/SSCB" target="_blank">Sovyet Rusya’nın </a>gizli servisi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/KGB" target="_blank">KGB’nin </a>(<em>Комитет Государственной безопасности</em>) sorguları için kullandılar soğuk savaş yıllarında. Ama bundan daha da çarpıcı olanı psikyatristlerin yardımıyla politik muhalefetin bir akıl hastalığı olarak ilânı ve kabulü oldu. <strong>Öyle ya, komünizme karşı çıkmak için insanın deli olması gerekirdi(!)</strong> Bu şekilde mahkeme gibi masraflı bürokratik detaylardan kurtulan komünist idare binlerce insanı hızla tımarhanelere gönderdi. Tabi gene doktorların yardımıyla verilen “kimyasal eğitim” sırasında <strong>“yanlışlıkla”</strong> ölenler de oluyordu!</p>
<p><a title="radovan_karadzic_3mar941.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/radovan_karadzic_3mar941.jpg"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/radovan_karadzic_3mar941.jpg" alt="radovan_karadzic_3mar941.jpg" align="right" /></a><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Sava%C5%9F%C4%B1" target="_blank">Bosna Savaşı </a>sırasında işlediği soykırım ve savaş suçlarından dolayı hâlâ aranan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Radovan_Karadzi%C3%A7" target="_blank">Radovan Karadziç</a> de doktor değil miydi? Kaçak nakil organ piyasasında Komünist Çin’deki idam mahkûmlarından alınan organların bolluğu da Çinli cerrahların irşada ihtiyacı olduğunu göstermiyor mu?</p>
<p>Bilim adamları acaba sadece savaş gibi istisnaî durumlarda mı vicdanlarını askıya alıyorlar? Bu o kadar da kesin değil. ABD’deki <a href="http://www.vanderbilt.edu/" target="_blank">Vanderbilt Üniversitesi </a>bünyesinde fakirlere ücretsiz sağlık hizmeti veren bir bölümde 751 hamile kadına radioaktif madde vererek çocuklar üzerindeki etkisini <a href="http://aje.oxfordjournals.org/cgi/content/abstract/90/1/1" target="_blank">20 yıl boyunca test eden</a> araştırmacılar bunun en güzel örneği. Elbette bazı çocuklarda tümör oluştuğunu söylemeye gerek yok.</p>
<p>Dogmatik <a href="http://www.derindusunce.org/2007/10/07/mimar-sinan%e2%80%99in-kayip-kafatasi/" target="_blank">bilim adamları faşizmi desteklemeye </a>dün olduğu gibi bugün de hazırlar. Fransa’da cumhurbaşkanı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sarkozy" target="_blank">Sarkozy’nin </a>uygulamaya çalıştığı potansiyel suçluları daha anaokulunda iken “yakalama” fikri ABD’de başka boyutlarla hayata geçiyor : <a href="http://www.plp.org/pamphlets/violinit.html" target="_blank">&#8220;Violence Initiative&#8221;</a> adı verilen ve daha şimdiden 42 milyon dolar yatırılan program suçu önlemek için bilimden istifade etmeyi amaçlıyor. « Neden olmasın ? » diyor insan. Sosyologlar, psikologlar vb bir araya gelerek sorunun üzerine eğilebilirler. Ama programın mimarları bir dogmaya iman ederek çıkmışlar yola: “Suç bir hastalıktır, sebepleri fizyolojiktir.”<br />
Şimdilerde binlerce çocuktan kan ve doku örnekleri alınıyor, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Serotonin" target="_blank">serotonin </a>gibi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6rotransmitterler" target="_blank">nörotransmitterler </a>ile suç arasında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Korelasyon" target="_blank">ilgileşim </a>(korelasyon ) aranıyor.</p>
<p>Bu “özgürlükler ülkesinde” hâlihazırda okul çağındaki oğlanların %10’u kızların ise %5’i <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Methylphenidate" target="_blank">Ritalin</a>® denen bir ilaç alıyor. Amfetamin içeren bu ilaç yetişkinleri “canlandırırken” çocukları “sakinleştiriyor”. “Uslu çocuk” isteyen ama ebeveynlik görevini yerine getirmekten aciz anne-babalar evlatlarına şefkat yerine Ritalin® veriyorlar. Ritalin® Fransa’da yasak.</p>
<p>Normalde sadece hiperaktivite gösteren sorunlu çocuklara verilmesi gereken bu ilacın milyonlarca çocuğa verilmesi elbette Novartis Pharma gibi bir ilaç firmasını rahatsız etmiyor. Bu çocukların Ritalin® yüzünden ileride uyuşturucu bağımlısı olmaları ihtimali oldukça yüksek ama bu sorun kâr peşindeki Novartis Pharma’yı sitesinde Ritalin®’in uzun uzadıya <a href="http://www.novartis.ca/products/fr/ritalin.shtml" target="_blank">reklâmını yapmaktan </a>alıkoymamış. Aynı sayfada Novartis Pharma’nın hisse senetlerinin günlük fiyatlarının da görüntülenmesi acaba bir <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lapsus_calami" target="_blank">lapsus calami </a>olabilir mi?</p>
<p><strong>İnsanın vicdanıyla ateşkes imzalaması</strong><br />
Buraya kadar bilim adamlarının da yoldan çıkabileceklerini ve ellerindeki bilgi gücünden dolayı normal insanlardan daha tehlikeli olabileceklerini anlattık. Peki bir bilim adamı nasıl işkence yapabilecek noktaya geliyor? Bu soruya en güzel cevaplayanlardan biri Avusturyalı Yahudi tarihçi Raul Hilberg. &#8220;<a href="http://www.amazon.fr/destruction-Juifs-dEurope-Coffret-volumes/dp/2070337685" target="_blank">Avrupa Yahudilerinin imhası</a>&#8220; adlı eserinde anlattığına göre işkenceci Alman doktorlar deneyleri için devletten idam mahkûmlarını talep ediyorlardı. Araştırmacı şöyle diyordu kendi kendine : “Suçluların, iltihap yüzünden ölebilecek bir Alman askerinden daha iyi muamele görmesi için hiç bir sebep yok!”</p>
<p>Bu “suçluluk” kavramı elbette <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/SS" target="_blank">SS subaylarının </a>zihninde çok izafî bir kavramdı: Meselâ “Temiz Alman ırkını kirleten akıl hastaları, Çingeneler veya Yahudiler” de suçluydu.</p>
<p>Romalı devlet adamı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cicero" target="_blank">Marcus Tullius Cicero’nun </a>« vicdanın kırılma noktası » adını verdiği bir tür sorumluluk transferi yapıyor bilim adamı. Yani vicdanıyla bir tür ateşkes antlaşması. Böyle bir andan itibaren bilim kalıyor ama “adam” gidiyor. Yaptıklarından pişman olmayacak, gerekeni yapan bir tür robot çıkıyor ortaya.</p>
<p>Özetle bizim yerimize iyi-kötü ayrımını zaten yapmış bir Führer, bir ulu önder, bir millî şef varsa vicdanının sesini dinlemeye ne gerek var? İnsan denen varlığın bu zayıflığını analiz eden <a href="http://www.derinsular.com/ansiklopedi/2007/09/endoktrinasyon-1-giris.php" target="_blank">Serdar Kaya’nın « Endoktrinasyon » adlı yazı dizisi </a>bu konu üzerine hazırlanmış son derecede kapsamlı ve öğretici bir çalışma. 10 makaleden oluşan bu dosyayı herkesin okumasını tavsiye ederiz.</p>
<p><strong>Bilimin mürşidi kim olacak?</strong><br />
Liberal Düşünce Topluluğu’ndan Mustafa Erdoğan <a href="http://www.liberal-dt.org.tr/index.php?lang=tr&amp;message=me&amp;art=388" target="_blank">Aydınlanma, Bilim ve Bağnazlık adlı makalesinde </a>şöyle diyor:</p>
<blockquote><p><em>“Bilimin yol göstericilik iddiasıyla ilgili olarak daha sade ve soğukkanlı bir şekilde konuşursak, ilk yapmamız gereken onu tevazuya davet etmek olsa gerektir. Çünkü bilimin değil hayata &#8220;mürşit&#8221; olması, onun kendisinin ahlaki bir kılavuza ihtiyacı vardır. Hayatlarımıza yön verecek değerleri bilim üretmez, üretemez; dolayısıyla eğer bir mürşidimiz olacaksa, bunları üreten her ne veya neler ise asıl mürşidimizin onlar olması gerekir.”</em></p></blockquote>
<p>Bilim dünyası kendisini üreten bilim insanları gibi kusurlu. İnsanlarda görülen kusurlar bilimsel kurumların işleyişlerine de yansıyor. Türkiye’deki bilim kuruluşlarına içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı <a href="http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/" target="_blank">“Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun”</a> adlı esprili ve bilgilendirici makale okunabilir.</p>
<p>Araştırmacılara sadece bilimle uğraştıkları için atfedilen erdemler bu camianın kusurlarını örtüyor. <a href="http://nobelprize.org/" target="_blank">Nobel  </a>gibi ödüller, patentler, özel araştırma laboratuarları ve finansmanları, bilim dergileri&#8230; Bütün bunlar çok büyük maddî çıkarların yarıştığı hatta çatıştığı ortamlar. </p>
<p>                         <br />
<strong>Evrim Teorisi’nin müşterisi kim?<br />
</strong>Yazının başlangıcından beri açıkladığımız gibi bilim adamları sık sık nefislerine yenik düşerek bilimin dışına çıkıyorlar ve bilimcilik yapıyorlar. Evrim teorisi / senaryosu da istisna değil. Hücre yapısı konusunda ileri bilgiye sahip bir bilim adamı evrim senaryosunu desteklediği zaman bu o senaryoyu ispat etmekten çok uzak. Zira biyolog artık biyoloji olmayan, metafizik bir alanda “dans ediyor”. Haliyle tahminlerinin, varsayımlarının, inançlarının herhangi bir insanınkilerden daha fazla değeri yok. Ama nasıl bir futbolcu diş macunu reklamı yapıyorsa bir biyolog da <strong><em>“evrim vardır çünkü BEN diyorum!!!”</em></strong> diyebiliyor. Ancak burada da durmayarak <strong><em>“işte hayat böyle çıkmıştır ortaya”</em></strong> diye dayatıyor başrahip biz sıradan ölümlülere.</p>
<p><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a title="evrim_image4.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg"></a><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayat%C4%B1n_anlam%C4%B1" target="_blank">Hayatın </a>bilimsel tarifini yapmaktan bu kadar aciz iken  bu kibir niye? Öyle ya, yeni <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96l%C3%BCm" target="_blank">ölmüş </a>bir insan  ile komadaki bir insan arasındaki fark nedir? Birçok insan öldü sanılarak morga konduktan sonra ayağa kalkmamış mıdır? Kalp atışlarını, solunumu özetle bilimin “hayatî belirti” dediği şeyi göremeyen doktor “ben görmüyorum, o halde yoktur” dogmasına göre nice canlı insanı resmen ölü (=hayatsız) ilân etmemiş midir?</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg" alt="evrim_image4.jpg" /></p>
<p> </p>
<p>Bilim, evrim senaryosunu destekleyerek bir kez daha kendi alanının dışına çıkıyor çünkü “bilimin müşterileri” bunu istiyor. Peki, kim bu “bilimin müşterileri” ? Yazarlarımızdan Mustafa Akyol’un <a href="http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2005/07/nasil_mutlu_olunmaz.php" target="_blank">deyimiyle  </a>:<br />
“Varolma amaçlarını daha fazla paraya, kariyere, statüye, cinselliğe ve eğlenceye ulaşmak olarak belirleyen çağımız insanlarının çoğunda, yaygın bir mutsuzluk, bir depresyon hali var.”</p>
<p>Hayat-ölüm ekseni günümüzün tüketici, bencil, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazc%C4%B1l%C4%B1k" target="_blank">hedonist </a>insanı için ciddi bir sorun. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Fam" target="_blank">Hayatın varlığı </a>ister istemez “bana hayat veren kim/ne?” sorusunu getiriyor. Ölüm ise “ya sonra?” sorusunu. Bunlar kafa karıştırıcı sorular. Üstelik sırrına tam olarak ermemiz mümkün görünmüyor. Oysa bizim bencil insanımız her şeyi kontrol altında tutmaya öyle alışmış ki. Yarınki hava durumunu televizyon bildiriyor, gittiği yeri GPS gösteriyor, evi yanarsa sigortası var. 21ci yüzyıl insanı riske, belirsizliğe tahammülü olmayan bir insan.</p>
<p>İşte Evrim senaryosu bütün bu endişeleri elinin tersiyle süpürüyor. Sırrına vakıf olamayacağımız, muhtemel bir “Yaratıcı” fikri ve O’na karşı, diğer insanlara karşı muhtemel sorumluluklarımız böylece “iptal edildikten” sonra “hayatın maymunlardan hatta tek hücrelilerden geçip bize geldiği” dogması hayatı kimyaya, biyolojik bir kılıfa indirgiyor. Bunu “avantajı” ise ölümün dolayısıyla ölüm sonrası korkusunun ortadan kaldırılması.</p>
<p><strong>Evrimcilerin iç hastalıkları</strong></p>
<p>Evrim senaryosunu akla yakın bulanlarla bulmayanlar kanaatimizce aynı derecede saygı hak ediyorlar. Ancak tartışmanın metafizik platformda yapılması icab ediyor. Eğer evrim okullarda anlatılacaksa bunun yeri biyoloji değil felsefe dersi olmalı ki diğer inançlar ve senaryolarla birlikte ele alınabilsin, evrim senaryosu zorunlu din dersi gibi dayatılmasın.</p>
<p>Bu bağlamda eleştirimiz evrim senaryosunu akılcı bulanlara değil ama evrimcilik yapıp bunu topluma dayatanlara. Evrimcilik bilimciliğin özel bir hali ve Fenerbahçe’yi veya Galatasaray’ı desteklemek ne kadar bilimsel ise evrimi desteklemek de o kadar bilimsel bizim gözümüzde.</p>
<p>Yazının başından beri aktardığımız veçheleriyle bilim yobazlarının ve haliyle evrimcilerin iç hastalıklarını şöyle özetlemek mümkün:<br />
<strong>1)</strong> Ben bulamadım, o halde yoktur,<br />
<strong>2)</strong> Fizyolojik oluşumları açıklayan teoriler hayatı da açıklar. Hayat et ve kemikten başka bir şey değildir,<br />
<strong>3)</strong> Ruh yoktur, insan akıllı hayvandır,<br />
<strong>4)</strong> Aşk, vefa, nefret, <a href="http://www.derindusunce.org/2007/08/01/olursem-beni-koyumun-yagmurlarinda-yikasinlar/" target="_blank">vatan hasreti </a>birer kimyasal tepkimedir,<br />
<strong>5)</strong> Bilim adamları erdemlidir, ahlâka ihtiyaçları yoktur,<br />
<strong>6)</strong> Bilimi eleştirmek, toplumdaki rolünü sınırlamak gericiliktir,<br />
<strong>7)</strong> Bilim en iyi yol göstericidir,<br />
<strong> <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong> Bilim mutlak ve değişmez bir referanstır,<br />
<strong>9)</strong> Bilim dışında bir bilgi birikimi veya bilişsel bir disiplin olamaz. </p>
<p>                        </p>
<p><strong>Bilime alternatif mürşidler</strong><br />
Hz Muhammed <em>“Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en kötüsüdür”</em> derken neyi kasdetmişti?</p>
<p>Bilim bir güç. Para veya kaba kuvvet gibi. İnsanlığı irşad etmek şöyle dursun her güç gibi onun da bir mürşide ihtiyacı var. Mürşidi vicdan olmadığı zaman yaptığı zulmün örneklerini aktardık, sebeplerini tahlil ettik. 21ci yüzyıldaki bilim Dünya yüzeyinden insan uygarlığını bir kaç kez silebilecek bir güce erişti.</p>
<p>Fransız bilim adamı ve filozof <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Henri_Bergson" target="_blank">Bergson’un </a>dediği gibi:<br />
“insanlık kaydettiği ilerlemelerin ezici ağırlığı altında sürünüyor. Yüzyılımız insanı mekanik icadların ahlâkı ve insan soyunun mutluluk seviyesini yükseltebileceğine çok kolay inanıyor.”</p>
<p>Bilimi ve bilim adamlarını “en hakiki mürşid” kabul edenlere elbette saygımız var. Ancak biz bilim adamlarına da yol gösterebilecek başka bazı mürşidleri anmak istiyoruz. Zira onlar da bilgi sahibi kimseler ama bize miras bıraktıkları ve irşad edici bulduğumuz bu bilgiler bilimin kapsamı dışında kalıyor :</p>
<blockquote><p><em>&#8220;İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan?<br />
Sen göremiyorsun diye bu âlem yok değildir.</em></p>
<p><em>Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.</em></p>
<p><em>Cömertlikte akarsu gibi ol. Şefkatte güneş gibi ol. Kusur örtmekte gece gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Müsamahada deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. &#8220;</em> (Mevlâna)</p></blockquote>
<p>Yazıya Einstein’ın Roosevelt’e “yol gösterdiği” bir mektupla başlamıştık. Einstein’ın mektubunun orijinaliyle bir âlimin gene bir hükümdara, Gazali’nin Selçuklu Sultanı Sencer’e nasihat için yazdığı bir <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0mam-%C4%B1_Gazali" target="_blank">başka mektubun </a>yanına koyuyoruz. Mürşidinizi seçmek size kalmış&#8230;<br />
 </p>
<blockquote><p><em>“Allahü teâlâ İslam beldesinde muvaffak eylesin, nasibdâr kılsın. Ahirette ona, yanında yeryüzü padişahlığının hiç kalacağı mülk-i azim ve ahiret sultanlığı ihsan etsin. Dünya padişahlığı, nihayet bütün dünyaya hakim olmaktan ibarettir. İnsanın ömrü ise, en çok yüz sene kadardır.</em></p>
<p><em>Cenab-ı Hakk’ın, ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedi sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip mağrur olsun? Yükseklikleri ara, Allahü teâlânın vereceği padişahlıktan başkasına aldanma.</em></p>
<p><em>Bu ebedi padişahlığa (saadete) kavuşmak, herkes için güç bir şey ise de, senin için kolaydır. Çünkü Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.” Madem ki Allahü teâlâ sana, başkalarının altmış senede kazanacağı şeyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmiştir, bundan daha iyi fırsat olamaz! Zamanımızda ise iş o hâle gelmiştir ki, değil bir gün, bir saat adaletle iş yapmak, altmış yıl ibadetten efdal olacak dereceye varmıştır.</em></p>
<p><em>Dünyanın kıymetsizliği, açık ve ortadadır. Büyükler buyurdular ki: «Dünya kırılan altın bir testi, ahiret de kırılmaz toprak bir testi olsa, akıllı kimse, geçici olan ve yok olacak olan altın testiyi bırakır, ebedi olan toprak testiyi alır. Kaldı ki dünya, geçici ve kırılacak toprak bir testi gibidir.» Ahiret ise hiç kırılmayan ebediyyen bâki kalacak olan altın testi gibidir. Öyleyse, buna rağmen dünyaya sarılan kimseye nasıl akıllı denilebilir? Bu misali iyi düşününüz ve daima göz önünde tutunuz&#8230;”</em></p></blockquote>
<p><strong>Einstein’ın Roosevelt’e mektubu (Orijinal metin)</strong></p>
<p><a title="500px-einstein_szilard_p11.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p11.jpg"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p11.jpg" alt="500px-einstein_szilard_p11.jpg" /></a></p>
<p><a title="500px-einstein_szilard_p21.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p21.jpg"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p21.jpg" alt="500px-einstein_szilard_p21.jpg" /></a></p>
<p><strong>Alternatif mürşidler</strong></p>
<blockquote><p><strong>Kur’an<br />
</strong>“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkeplerin durumu gibidir” (Cuma 5)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>Hz Muhammed S.A.V.</strong><br />
“Allah ilmi insanların kalbinden zorla sokup almaz. Fakat ilmi ulemayı kabzetmek suretiyle alır. Öyle ki, tek bir âlim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur onlar da ilme dayanmaksızın fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalalete atarlar (Buhari ilim 34, Müslim ilim 13, Tirmizi ilim 5)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>Gazâlî Hazretleri </strong></p>
<p>Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.</p>
<p>Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">K</span><span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
</blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Evrim Karşıtı&#8221; Olunmalı mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2007 01:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Cebi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim-Felsefe-Din]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim ve Akıllı Tasarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Cebi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bildiğim kadarıyla evrim tartışmalarının yoğun bir şekilde başlaması Charles Darwin adlı İngiliz araştırmacının &#8220;Türlerin Kökeni&#8221; adlı kitabını yayınladığı tarihlere denk geliyor. Tesadüf değil tabi ki. Tartışmaları başlatan kitabın bu olduğu bile söylenebilir. Evrim gerçi çok daha eski tarihlerde üzerinde konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş bir konu. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren evrim konusu daha önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Cebi</strong></p>
<p><img title="Tree of Life" src="http://www.christcenteredmall.com/stores/art/hallmark/tree-of-life.jpg" alt="Tree of Life" align="left" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Bildiğim kadarıyla evrim tartışmalarının yoğun bir şekilde başlaması Charles Darwin adlı İngiliz araştırmacının &#8220;Türlerin Kökeni&#8221; adlı kitabını yayınladığı tarihlere denk geliyor. Tesadüf değil tabi ki. Tartışmaları başlatan kitabın bu olduğu bile söylenebilir. Evrim gerçi çok daha eski tarihlerde üzerinde konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş bir konu. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren evrim konusu daha önce olmadığı ölçüde fazla konuşulmaya, yazılmaya, çizilmeye başladı. Felsefe Profesörü Mehmet Bayraktar &#8220;Evrimci Yaratılış Görüşü&#8221; adlı kitabında şöyle yazar :</p>
<blockquote><p><em>XIX. yüzyılın başlarında Lamarck ve ikinci yarısında Darwin, canlıların kökeni ve evrimi konusunda görüşler ileri sürdüklerinde, neredeyse herkes bu görüşlerin insanlık düşünce ve bilim tarihinde ilk defa söylendiklerine inanmıştı. Oysa öne sürülen teoriler ne ‘yeni’ şeylerdi ne de politika ve felsefeden büsbütün bağımsız saf bilimsel düşüncelerdi. XIX. yüzyılın Avrupası böyle görüşlere muhtaçtı; ilerleme inancını pekiştiren evrim teorileri, bu sosyal ve politik atmosferde gelişme imkanı buldu. Ancak bu teorilerden hareket edenler çok farklı ve aykırı sonuçlara varmak istiyorlardı; bu sebeple, evrim teorisini alabildiğine kullanma yolunu tuttular.</em></p></blockquote>
<p><span id="more-30"></span></p>
<p>Darwin&#8217;in görüşlerinin kilise ve dindar kesimlerce yaratılış öğretisine aykırı olarak algılanması, tartışmaların başlangıcı ve artarak devam etmesi için öne sürülen klasik gerekçedir. Böyle de görünüyor aslında. Peki daha önceleri kutsal kitaplardaki &#8216;yaratılış&#8217;a karşı olarak algılanan yaratılış görüşleri yok muydu? Tabi ki vardı. Naturizm insanlık tarihi kadar eski bir din olduğu kadar bunun ürünü olan materyalizm de binlerce yıllık geçmişe sahip felsefi bir dünya görüşüdür. Evrimci görüşler de bir o kadar eski. Yalnız evrimci görüşlerin materyalizme önemli ölçüde destek sağladığı inancı özellikle Darwin sonrasında yayıldı. Daha öncesinde evrimciliğin gerek materyalist gerekse materyalist olmayan savunucuları görüşlerini farklı şekillerde savunmuşlardı. Darwin ile birlikte evrimcilik kelimenin tam anlamıyla materyalizmin hizmetine sokuldu. Kilisenin materyalizm ile olan uyuşmazlığı da bu zamandan itibaren evrimcilik ile uyuşmazlık şeklinde anılmaya/alınmaya başladı. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle ABD&#8217;de &#8220;yaratılışçılık&#8221; olarak adlandırılan bir hareketin geliştiğini görüyoruz. İncil&#8217;deki yaratılış öğretisini bilimsel veriler ile destekleme çabasında olan bu hareketin mensupları evrimcilik ile darwinciliği  bir anlamda özdeş sayıp evrim teorisi karşısına &#8220;yaratılışçılık&#8221;ı koydular. Türkiye&#8217;de bu hareketin bir benzeri Harun Yahya grubu tarafından kurulup geliştirildi. Harun Yahya grubu evrim teorisinin Kuran ayetlerinde anlatılan &#8220;yaratılış&#8221;a karşıt bir ideoloji olduğunu çok sayıda yayınlar, konferanslar ve web siteleri ile duyurmaya çalışıyor.</p>
<p>Derken yine ABD&#8217;de 90&#8242;lı yıllardan itibaren &#8220;Akıllı Tasarım Teorisi&#8221; adlı bir hareketin geliştiğini görüyoruz. İçinde önemli bilimadamlarını ve felsefecileri barındıran bu hareket , son onyıllarda elde edilen bilimsel bulguların canlılarda özel bir tasarımı gösterdiğini savunuyor. Yaratılışçılık gibi evrim karşıtı olmayan bu teori, tasarım demekle yetiniyor ve tasarımcının kim olduğu konusunda yorum yapmıyor, kutsal kitaplara atıfta bulunmuyor. Türkiye&#8217;de araştırmacı-yazar Mustafa Akyol tarafından <a href="http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/12/akilli_tasarim_intelligent_design.php" target="_blank">tanıtılan</a> ve tartışmaya açılan bu teoriyi ileride daha detaylıca ele alacağız.</p>
<p>Evrim tartışmalarının yakın gelecekte bitecek gibi görünmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. &#8220;Evrim karşıtlığı&#8221;nın sağlıklı bir entelektüel duruş olmadığını da sanırım aynı rahatlıkla söyleyebilmeliyiz. Evrimci olunmayabilir ama evrimci olmamak &#8220;evrim karşıtı&#8221; olmayı gerektirmez. Öte yandan evrimci olmak da darwinci olmayı gerektirmez. Gerek akyol.org&#8217;da gerekse bu sitede bu ikisinin neden ve nasıl farklı şeyler olduğu üzerinde duruldu, durulacak. Bir musevi, hristiyan yada müslümanın &#8220;materyalizm karşıtı&#8221; olması anlaşılabilir bir şeydir. Hatta naturizme/materyalizme -inanç/itikad olarak- karşıt olmanın bunların zaten temelinde yer aldığı ileri sürülebilir. Buradan materyalizmin hizmetine girmiş olan darwinciliğe karşı olmak tabii bir sonuç olacaktır. Oysa evrim çok daha geniş anlamlara gelebilen önemli bir bilim/felsefe kavramı. Kutsal kitaplarda anlatılan yaratılış gerek eskiden gerekse günümüzde bu şekilde yorumlanabilmiştir. Evrim Teorisinin bilimsel açıdan yanlışlanmış olduğu ileri sürülebilir tabi. Bu bir &#8220;evrim karşıtlığı&#8221; değildir.</p>
<p>Paris Üniversitesi&#8217;nden bir bilim felsefecisi Jean Staune şöyle diyor :</p>
<blockquote><p>Okurlarımı şok etmek pahasına da olsa güçlü bir kanaat ile belirtmeliyim ki, darwinci olmayan bir kimse düşüncelerinin tutarlı olmasını istiyorsa evrimi bir darwinciden daha güçlü şekilde savunmalıdır. </p></blockquote>
<p>Staune ölçüsünde evrimci olmak zorunlu değil. Yine de evrim ile darwinciliğin aynı şey olmadığını Staune ölçüsünde görebilmek gerekir.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaradılışçılar Kuduracak(mış)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Jan 2007 18:25:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Cebi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim-Felsefe-Din]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim ve Akıllı Tasarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/</guid>
		<description><![CDATA[ 
Bekir Bey sayesinde haberim olan bir haberin başlığı aynen şöyle :
Üç toynaklı atı gören yaradılışçılar kuduracak
Haberi yapan, Hürriyet gazetesinden Ezgi Başaran adlı bir muhabir. Yalnız başlık, habere konu olan antropologun sözleri arasından seçilmiş. Bir vakit adı Yüzüncü Yıl Üniversitesi&#8217;ndeki fişleme ve kadrolaşma iddialarına da karışmış olan Prof. Erksin Güleç kendisi ile yapılan bu görüşmede Sivas&#8217;ta yapılan kazılarda önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="Mesohippus : Üç Toynaklı At" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/84/Mesohippus.jpg/300px-Mesohippus.jpg" alt="Mesohippus : Üç Toynaklı At" /> </p>
<p>Bekir Bey sayesinde haberim olan bir <a href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5774178.asp?m=1&amp;gid=112&amp;srid=3431&amp;oid=1" target="_blank">haber</a>in başlığı aynen şöyle :</p>
<p><strong>Üç toynaklı atı gören yaradılışçılar kuduracak</strong></p>
<p>Haberi yapan, Hürriyet gazetesinden Ezgi Başaran adlı bir muhabir. Yalnız başlık, habere konu olan antropologun sözleri arasından seçilmiş. Bir vakit adı Yüzüncü Yıl Üniversitesi&#8217;ndeki <a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=259875" target="_blank">fişleme ve kadrolaşma iddiaları</a>na da karışmış olan Prof. Erksin Güleç kendisi ile yapılan bu görüşmede Sivas&#8217;ta yapılan kazılarda önemli bir takım fosiller bulunduğunu belirtiyor, fakat bununla kalmayıp bu fosillerin özellikle &#8220;atın evrimi&#8221;ni gözler önüne serdiğini söylüyor, ve bununla da kalmayıp evrimin eksik halkalarının -hemen hemen- tamamlanmış olduğunu iddia ediyor. Buraya kadar söylemiş olduklarını -abartılı da olsa- bilimsel düzlemde kabul edelim. Ama Sayın Güleç&#8217;in daha büyük iddiaları da var. Bakınız muhabirin tuhaf bir sorusuna Sayın Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı nasıl cevap veriyor : </p>
<p><strong><em>Peki yaradılışçıların tutunacağı ne kaldı?</em></strong><strong><em> </em></strong></p>
<p><em>-Cehalet tabii ki. Yaradılışın teorisi mi olur? Bu bir inanç meselesi. İnanırsın ya da inanmazsın. Bush’un desteklediği Akıllı Tasarım da çok saçma. Bütün bunlar Tanrı’yı küçümsemek. İnsanda </em><em>bulduğunuz proteini çok ilkel canlıda da bulabiliyorsunuz. Tanrı bu kadar altyapısız mı? Akıllı Tasarım gerçek olsa insanın çok farklı, üstün yapısı olması gerekmez miydi?</em></p>
<p>&#8220;Akıllı Tasarım çok saçma&#8221; diye konuşan bir akademisyen var karşımızda. Sayın Güleç bu görüşmede bir takım yararlı bilgiler veriyor vermesine ama muhabirin sorunlu sorularına verdiği sorunlu yanıtlar ile de evrim teorisiyle ilgili güncel tartışmalardan ne denli bihaber olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

