<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Diyanet</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/diyanet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Bismillahirrahmanirrahim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 19:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15651</guid>
		<description><![CDATA[ İlk kez yazıma aşikâr besmeleyle başladım çünkü&#8230;
  BDP, sivil itaatsizlik eylemlerine başladı. Bu eylemler bünyesinde &#8220;cuma namazı&#8221; eylemi yaptı. Eylemde 3 bin kişi Diyarbakır Ordu Evi önündeki Atatürk büstü önünde toplu cuma namazı kıldı. Bu meydan Şeyh Said&#8217;in ve 45 arkadaşının 1925 yılında idam edildiği meydan. Kimdir Şeyh Said, ne isyancı ne de asi sadece, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> İlk kez yazıma aşikâr besmeleyle başladım çünkü&#8230;<strong></strong></p>
<p>  BDP, sivil itaatsizlik eylemlerine başladı. Bu eylemler bünyesinde &#8220;<strong>cuma namazı</strong>&#8221; eylemi yaptı. Eylemde 3 bin kişi Diyarbakır Ordu Evi önündeki Atatürk büstü önünde toplu cuma namazı kıldı. Bu meydan Şeyh Said&#8217;in ve 45 arkadaşının 1925 yılında idam edildiği meydan. Kimdir Şeyh Said, ne isyancı ne de asi sadece, Müslüman bir Kürt. İskilipli Atıf Hoca gibi asılan biri mazlum. Neden onu mazlum bilmeyiz çünkü Kürt&#8217;tür, çünkü bu toprağın yetimidir.</p>
<p>  BDP&#8217;ye takılmadan, eylemin 3 bin Müslümanın ibadet içerikli eylemi olduğunu söyleyebiliriz. <strong>Bu eylemi, bizi Türk-Kürt savaşına sokan, ırki temellere dayalı, dayatmacı <span id="more-15651"></span>laiklerin tüm icraatlarına bir cevap olması, bizi bir araya getirmesi açısından önemli buluyorum. İslam çatısı altında, ırksal ayrılık fitnesine düşmeseydik eğer bugün bu savaşta binlerce kardeşimizin ölümünü izlemek durumunda kalmayacaktık.</strong></p>
<p>  Aynı kıbleye yönelen, yan yana saf tutan insanlar arasında düşmanlık ve kin olmamalıdır. Kin ve düşmanlık maalesef mevcutsa bunun müsebbibi ne dindar Türkler, ne de dindar Kürtlerdir. Bunun başlangıç sebebi, ülkeyi ırki temellere dayalı ve laik düzen üzerine kurup, bunun devamını sağlamak isteyenlerdir. Maalesef bu bahsettiğim &#8220;<strong>tek tipçi ideolojinin</strong>&#8221; sonucunda ise, bu olumsuz gelişmelere katkı sunan PKK gerçeği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>  Samanyolu Haber, &#8220;<em>Sahte İmamlar</em>&#8221; başlığı atmış. Habere göre, KCK bölgeye &#8220;<em>sahte imamlar</em>&#8221; dağıtmış ve bu imamlar ülkeyi bölecekmiş. Aksiyon Dergisi haberi derinlemesine incelemiş. İddiaya göre bölgeye dağıtılan sahte imamlar, bölge halkıyla, AK Partinin arasını açmak için eylem yapacakmış.</p>
<p>  Taraf Gazetesi ise bir başka haber yapıyor; &#8220;<em>Bu yemin imamı imandan çıkartır</em>&#8220;. Habere göre, Diyanet&#8217;e bağlı imamlar, 1982&#8242;den bu yana göreve &#8221; <em>Türk Milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacaklarına yeminle</em>&#8221; göreve başlıyorlarmış.</p>
<p>  Tüm bunlara şahit olunca bir Müslüman olarak dehşet ve şaşkınlık içerisinde; <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong>, dedim.</p>
<p>  Ben BDP&#8217;nin bu eylemini destekliyorum, aşikâr ırkçılık yapan bir imamın arkasında namaz kılmam, dediğimde çok tepki almış, imamları ithamla suçlanmıştım. Bu ithamlar için Taraf&#8217;ın haberi sanırım yeterlidir. Ayrıca vicdan ve izan sahibi olup, cuma namazına giden kardeşlerimizin, hutbeden ırkçılık yapıldığına şahit olması bir ispattır. Lütfen elimize vicdanımıza koyup, Allah&#8217;ın şu tutumumuza şahit olduğunu unutmadan yorumlayalım.</p>
<p>  <strong>Samanyolu Haber&#8217;in bu konuyla ilgili bir ispatı yahut delili var mıdır? Yahut Diyanet bünyesinde dine iftira atmaktan (ırkçılık içerikli fetvalar vermek suretiyle) geri durmayan bazı imamlarımız var ise, Müslüman Kürtlerin haklı olarak kendilerine imam tayin etmesi anlaşılır değil midir? Bu neden &#8220;bölücülük&#8221; olarak yorumlanıyor? Eğer BDP&#8217;nin yaptığı bölücülük ise Diyanet&#8217;in yaptığı nedir?</strong></p>
<p>  İşte Müslüman bir Kürt, bir imam kızı olan bir kardeşimin bölgeye ve duruma dair yaşadıkları:</p>
<p>  &#8220;<em>İmamların işlevsel özelliklerinden yararlanmak her zaman örgüt, devlet stratejisi olmuştur. Ama öyle sahte imamla değil&#8230; </em></p>
<p><em>  Bizim oralarda şöyle bir durum var; imamı olmayan köylüler kendi aralarında toplanır ve imamlık görevini yapacak birini köyleri için tutarlar. Yer, yemek, iaşe hepsi köylülerden olur. Bunun adı sahte imamlık değil. Kaldı ki biz bir dönem böyle geçindik. Diyanete bağlı değiller ama imamlar işte. Tabi bu durumda şu ortaya çıkıyor; köylülerin genel siyasi eğilimleri hangi taraftansa seçtikleri imam o siyasi eğilime sahip oluyordu. BDP&#8217;nin bir imam projesi olabilir, doğrusunu yanlışını bilmiyorum. Ancak, Allah aşkına bu haberi yazan düşünmemiş mi, imamın arkasında kim namaz kılacak? Eskiden Kürt Hareketi içinde olan gayri resmi imamların camisine gidilmesi için köylüleri zorla camiye yollarlardı, devletin imamına da gitmemeleri için de tabi. Ben artık şiddete bel bağlayıp cami cemaati sağlayacaklarını düşünmüyorum. Merkez&#8217;de böyle bir şey yapmaları yani zorla cemaat sağlamaları veya camiye gidişi engellemeleri imkânsız. Köylerde ise, Diyanet&#8217;in imamı olmayanlar için böyle bir sorun var ama aslolan bu köylünün camiye zorla mı gönderileceği yoksa isteyerek mi gideceği? Şayet zorla gönderileceklerse referandum durumundan daha kötü bir hal içindeyiz demektir. Yok, kendi istekleri ile gidilecekse ve bunu birileri eleştirecekse &#8220;<strong>milli birlik ve beraberliği</strong>&#8221; esas alan Diyanet&#8217;in imamları arkasında namaz kılmaktan bir farkı yok.</em></p>
<p><em>  <strong>Şu imamların çektiği nedir fani dünyada anlamadım? Bizim köye bir gün asker gelirdi aman camiye şu şu köylüyü alma, diğer gün örgüt gelirdi bizim için fetva çıkar diye. Bir gün devlet sorguya alırdı babamı diğer gün örgüt gelirdi talan ederdi evimizi. Sonunda devlet-örgüt el ele babamı sağlığından ettiler. İşte, durum bu</strong></em>&#8230;&#8221;</p>
<p>  Bence de durum bu. Demek ki neymiş? Din adaleti sağlayamamış kurumlarına eline geçince, özünde olduğu gibi birleştirici olmaktan çıkıp, bölücü olmaya hizmet ettirilmeye kadar gidiyormuş.</p>
<p>  Madem bu ülkede dini faaliyetler olması gerektiği gibi(?) cemaatlere bırakılmıyor ve resmi bir kurum olarak Diyanet çatısı altında yürütülüyor o halde, Diyanet gibi bir kurumun kesinlikle ıslah edilmesi gerekir. Her inanca ve mezhebe eşit mesafede, ırk, dil, din ayrımı yapmadan&#8230; Eğer kurum ırka dayalı bir din sunumu yapmazsa kimse &#8220;sahte imamlara&#8221; (?) itibar etmez. Bilmem anlatabildim mi? Halen anlatamadıysam, buyrun:</p>
<p>  <strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p><strong>  &#8220;</strong><strong>Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah&#8217;tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.&#8221; Maide 8</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>.</p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse …</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/11/bismillahirrahmanirrahim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 3: Din konusuna devam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 10:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13096</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.
Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?
İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6087" title="20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg" alt="" width="299" height="192" /></a>Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.</p>
<p>Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?</p>
<p>İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep mi yazdıracağız?</p>
<p>Üç, mesela Aleviler ayrı din veya mezhep olarak tanınacaksa bunu kimin temsil ettiğine nasıl karar vereceğiz? Üçe beşe bölünseler ne yapacağız?</p>
<p>Endişe etmeyiniz, hepsinin cevabı hazır. Sıradan gidelim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Mantıksız ama gerçek</span></p>
<p>Diyanetin akla, mantığa aykırı bir kurum olduğunu <span id="more-13096"></span>biliyorum. Herkes biliyor. Hem dinle devlet ayrıdır, resmi din yoktur de. Hem de BİR dinin BİR altkolunun BİR mezhebine ait hizmetleri, genel bütçeden finanse edilen, 80.000 kişi istihdam eden bir devlet dairesine gördür - üstelik diğer herkesi dışlayarak.  Mantıken böyle şey olmaz, olmaması gerekir.</p>
<p>Ama heyhat, hayat her zaman mantığa göre işlemiyor. Devletlerin tarihi, geleneği, yerleşik düzeni, alışkanlıkları var. Hoşumuza gitsin gitmesin, bu devlet  900 yıldan beri Türk ve Sünni-Müslüman unsurun egemen olduğu bir devlet olmuş. Laikim, demokratım falan filan diye cilve yapsa da işin gerçeği bu.</p>
<p>İmkân mertebesinde bu gerçeği kurala düzene bağlayabiliriz, ikna edebiliriz, dengeleyebiliriz, yumuşatabiliriz. Ama temel olguyu değiştiremeyiz. Değiştirmeye kalksak maraz çıkar. Bunu bilmeden anayasacılığa soyunmayacağız.</p>
<p>Diyanet lağvedilebilir mi? Hayır edilemez.</p>
<p>Sebep 1: Halen Diyanet bünyesinde olan 80 bin camiyi, 80 küsur bin imam ve hizmetliyi ne yapacağız? &#8220;Bana ne Müslümanlar düşünsün&#8221; desek hangi Müslümanlar? Hangi kurum, hangi örgüt? Yılda 2,5 milyar yeni liralık bütçeyi bu vatandaşlar nereden karşılayacaklar? O para uğruna insanların cadde ortasında birbirini vurmasını nasıl önleyeceğiz?</p>
<p>Sebep 2:  Memleketin aşağı yukarı %70&#8242;lik kısmının kendini öksüz ve satılmış hissetmesine yol açacak bir uygulamayı neye dayanarak savunacağız?</p>
<p>Öteki din ve mezhepleri Diyanet&#8217;te temsil etme fikri de bana saçma geliyor. Kurumsal kültür diye bir şey var. Sünni-Hanefi mezhebinin ezici bir şekilde egemen olduğu bir yapıda gariban papaz ne yapacak? Beş on tane Alevi ne yapacak? Çayocağının yerini bile bulmakta zorlanırlar kanımca.</p>
<p>Ayrıca maksat dinleri mezhepleri harman edip bulamaç bir &#8220;Cumhuriyet dini&#8221; oluşturmak değil ki? Çeşitli dinlerin özgürce, birbirini ezmeden yaşamalarına imkân vermek.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sembolik bir adım</span></p>
<p>Bu aşamada belki çok basit, çok ucuz bir değişiklikle işe başlanabilir. Kurumun adı değiştirilir. Mesela <em>İslamî Din Hizmetleri Başkanlığı</em>, yahut <em>İslamî Diyanet Kurumu </em>gibi bir isim bulunur. Sembolik bir adımdır. Tüm toplumu değil, sadece BİR zümreyi ilgilendiren bir yapı olduğu böylece tescil edilmiş olur. Devletle arasına BİRAZ mesafe girer. Problem kökten çözülmez, ama bir adım atılmış olur.</p>
<p>Bunun tamamlayıcısı geçen hafta gördüğümüz Anayasa maddesidir:</p>
<p><strong>MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. </strong></p>
<p>Bu demektir ki mesela Aleviler için ayrı bir (veya birkaç) kurum olacak ve devletin din bütçesinin yüzde 13 yahut 18, her neyse, bir kısmı onlara tahsis edilecek.</p>
<p>Oldu diyelim. Peki tam rakamın kaç olduğunu kim belirleyecek? Sonra o parayı KİME verecekler? Alevilerin papası, halifesi, başdedesi gibi biri yok ki al bu senin hakkın deyip işi bitirsinler. Sonra Caferi Şiiler için ayrı bütçe mi olacak yoksa onlar da Alevi mi sayılacak? Biri kalkıp Şafiiler veya Nakşibendiler için ayrı bütçe isteriz dese ona ne cevap verilecek?</p>
<p>Bunlar ister istemez politik kararlardır ve nihai yetkiyi bakanlar kuruluna bırakmak en doğrusudur sanırım.</p>
<p>Uzmanlık ve ustalık gerektiren bir konu olduğu için belki ara kademede bir <em>Din İşleri Yüksek Kurulu </em>oluşturmak faydalıdır. Diyelim ki 15-20 veya 30 kişilik bir heyet olur. Bellibaşlı dini akımlardan birer temsilci, birkaç kuvvetli fikir adamı, mutlaka bir tane gayrımüslim, birkaç dindışı hatta din-karşıtı isim atanır. Dinî kurum ve örgütlenmelerin devlet katındaki muhatabı olurlar.</p>
<p>Alevilerin nüfus payı mı hesaplanacak? Plebisite gerek yok, Yüksek Kurul ortalığı fazla kızıştırmadan, gerekirse sosyologlara, kamuoyu araştırma kuruluşlarına vesaireye de danışıp rakama karar verir, biter. Alevilere kurum mu lazım? Çeşitli Alevi fikir önderleriyle görüşüp devletin nasıl bir yapıyı muhatap kabul edeceğini belirler, konu çözülür.</p>
<p>Şu an gündemde yok belki, ama yarın Sünni İslam toplumu içinde de birtakım çoğulculuk talepleri ortaya çıkarsa, çözümü Diyanet İşlerinden beklemek manasız olur. Hakem rolü oynayabilecek, yetkili, az çok tarafsız bir kurumun varolması daha iyi değil mi?</p>
<p>*</p>
<p>Bu konular senin üstüne vazife mi diye sorarsanız, değildir belki. Ama Anayasa nasıl yapılır diye insan düşünmeye bir kez başlayınca bulaşılmadık konu kalmıyor geriye.</p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alevîlerin Sorunlarına Bir Sünnî Müslüman Bakışı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 16:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8879</guid>
		<description><![CDATA[Alevî Çalıştayı bitişinde yayımlanan rapor sonrası her kesimden konu ile ilgili değişik fikirler geldi. Çalıştay, en azından konunun tekrar gündeme getirilmesi açısından faydalı olmuş görünüyor. Peki, nedir Alevîlerin sorunları diye düşündüğümüzde, ilk etapta Alevîler tarafından dile getirilen sorunların tartışılması önem arz ediyor. 
Bütün dini ya da ladini cemaatler gibi Alevîlerin de ilk sorunu tanımlanma sorunu olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2340" title="20081120_derin_dusunce_org_hz_ali" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a>Alevî Çalıştayı bitişinde yayımlanan rapor sonrası her kesimden konu ile ilgili değişik fikirler geldi. Çalıştay, en azından konunun tekrar gündeme getirilmesi açısından faydalı olmuş görünüyor. Peki, nedir Alevîlerin sorunları diye düşündüğümüzde, ilk etapta Alevîler tarafından dile getirilen sorunların tartışılması önem arz ediyor. </p>
<p>Bütün dini ya da ladini cemaatler gibi Alevîlerin de ilk sorunu tanımlanma sorunu olarak dikkat çekiyor. Özellikle bir modernlik saplantısı olan tanımlama, tanımlayana tanımlananın haklarını belirleme hakkını vermesi açısından önemli bir tartışma zemini oluşturuyor. Elbette kendisini bir Müslüman olarak gören<span id="more-8879"></span> birisi olarak Alevîlik hakkında bir fikrim, düşüncem var. Herkes gibi bu düşünceleri dile getirme, yazma hakkım da var. Ancak asıl sorun, bir insanın, toplumun ya da devletin, bir cemaat hakkındaki yargılarının normatif hale getirilip bir düzenleme için çıkış noktası yapılmasıdır.</p>
<p>Özellikle Sünnî kesimde hep şu sorular sorulur: Alevîler kendi aralarında Alevîliğin ne olduğu konusunda bir uzlaşmaya varmışlar mıdır ki? Alevîlik bir İslam dini mezhebi midir? Eklektik bir din midir? Bir felsefe ya da yaşam biçimi midir? Şia mezhebine ait bir tarikat mıdır? Bu gibi sorular, sorunun çözülmemesi için bir bahane işlevi görüyor çoğunlukla. Zira tanımlayıcı zihniyetlerin ilk yaptığı şey, tanımlanması gerekeni belirli bir kalıba sokma ihtiyacına karşılık vermektir. Kalıba sokulan şeyin &#8220;bizatihi ne ise&#8221; ondan uzaklaştırılması da bir o kadar kolay olur bu şekilde! Bu aşamada Alevîliğin ne olduğunu norm ve bu normdan hareketle bir düzenleme yaratacak şekilde tanımlama hakkını ne Sünnîler, ne de devlet kendinde bulamaz. Alevîlik ister bir din, ister bir mezhep, ister bir tarikat olsun; buna karar verecek olan, ya da belki de hiç de karar verilmemesi gereken şeyin tartışmasını yapacak olanlar yine bizatihi Alevîlerin kendileridir.</p>
<p>Elbette bu tanımlanma sorunu genellikle o tanımlanan şeyin devletle nasıl bir bağ  kuracağı ile ilgili olduğu için, tanımlayıcının bizzat devlet olması kaçınılmaz oluyor. Sünnî ibadethaneleri olan camilerin imam ve müezzinlerinin devlet tarafından atanması ve maaşlarının devlet tarafından verilmesi; Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi bir Sünnî yorum merkezinin oluşturulması nasıl bir taraftan Sünnîliği tek bir yoruma tevdi etmişse, Alevîliğin de devlet tanımlamasını fiilen kabul etmesi böyle bir sonuca yol açacaktır. &#8220;Parayı veren sınırları da belirleyecektir&#8221; bu anlamda!</p>
<p>Kişisel olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun Sünnîlik için de olmaması  gerektiğini düşünüyorum. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kaldırılması şimdilik mümkün görünmediğine göre Alevîlerin statüsü ile ilgili ne söylenebilir? Öncelikle Alevîler tarafından Alevîlikle ilgili kurumsal bir talep oluyorsa, bunun Diyanet benzeri bir kuruluşla karşılanması ve aynen camilerin olduğu gibi cemevlerinin de devlet tarafından tanınan kolaylıklardan yararlandırılması hakkaniyet açısından gereklidir. Ancak ideal olanın hem Sünnî, hem de Alevî ibadethanelerinin devlet kontrol ve desteğinden çıkıp tamamıyla cemaatlere devredilmesidir.</p>
<p>Bu noktada devletin cemevlerini ibadethane olarak tanıyıp tanımaması  bir anlam ifade etmemelidir. Zira devletin böyle bir tanımlama yapmaya hakkı yoktur. Cemevlerinin ne olduğu sorusu sadece Alevîleri ilgilendiren bir soru olmalıdır.</p>
<p>Alevîlerin bir başka talebi zorunlu din derslerinin kaldırılması olarak görünüyor. Bu sorun Sünnîleri de ilgilendiren bir sorun olduğu için, bu sorunu yaratan zihniyetin biraz daha dikkatle incelenmesi gerekiyor. Zorunlu din dersleri, dinin, &#8220;insanlar ya davulcuya, ya da zurnacıya gitmesin&#8221; diye, devlet tekelinde ehlileştirilmesi isteğinin bir dışavurumudur zaten. Bu yüzden zorunlu din derslerinin ne Sünnîler ne de Alevîler için bir faydası olduğunu sanmıyorum. Ancak devlet, okullarda ya da okul dışında çocuklarına din dersi aldırmak isteyen ailelerin isteklerine de bir karşılık verebilmelidir. Bu şu demektir: Devlet ya din derslerini - ideal olanı budur - tamamıyla cemaatlere bırakacak ve bu yönde hiçbir düzenlemeye gitmeyecek; ya da okullarda din dersi almak isteyen öğrencilerin bu isteğini, din derslerini seçmeli yaparak hakkıyla karşılayacaktır. Son tahlilde sorun, her şekilde cemaatleri kontrol etme sapkınlığı olan devlet sorunu olarak dikkat çekmektedir.</p>
<p>Alevîlerin bir kısmının bir başka talebi Sivas katliamının yaşandığı yer olan Madımak Oteli&#8217;nin müze yapılması talebidir. Doğrusu, bir toplumda bir acının hatırlanması ile ilgili talep varsa, toplumun diğer tarafının öte tarafa &#8220;ben, senin acını hatırlamandan tahrik oluyorum&#8221; deme hakkının olmadığını düşünüyorum. Böyle konularda ana kriterim, ne olursa olsun acı duyanın acısına saygı duyulması gerekliliğidir. Dolayısıyla, Madımak Oteli&#8217;nin müze yapılıp yapılmaması sorunu Sünnîlerin ya da devletin belirlemesi gereken, ya da bu konuda söz sahibi olması gereken bir konu değildir bence. Bu konu da aynen Alevîliğin ne olduğuyla ilgili tartışmalarda olduğu gibi sadece Alevîlerin kendi içinde varabileceği bir uzlaşma ile çözülebilir. Sünnîlere ve devlete kalan bu uzlaşmaya saygı duymak olmalıdır.</p>
<p>Ancak bu konularda özellikle bir noktayı belirtmek isterim. Bir kısım Alevîlerin, kendi hakları ve özgürlükleri ile ilgilenmekten çok, Sünnî dindarların haklarının laiklik bahanesiyle azaltılması  isteklerinin, kesinlikle ve hiçbir şekilde hakkaniyetli bir talep olmadığını düşünüyorum. Mesela bir Alevînin, Sünnî bir dindarın başörtüsü takıp takmayacağı, bu başörtüsüyle kamusal alanda olup olmayacağı sorunu hakkında norm belirleyici bir tanımlama hakkı olamaz!  Yani yukarıdaki taleplerin yanında, özellikle Kemalizm ile hesaplaşamamış Alevîlerin, laikliğin sertleştirilmesi ve tavizsizleştirilmesi ile ilgili istekleri, konuyu hepten kördüğüm eden bir mahiyet arz ediyor. Doğrusu bu isteklerle, Alevîlerin yukarıda saydığım talepleri taban tabana zıt talepler olduğu için kendi aralarında bir tutarlılık da oluşturamazlar. Zira, gerek Sünnîlerin, gerekse de Alevîlerin sorunlarının temel sebebinin, büyük oranda vülger materyalizme varan pozitivizm ve bu pozitivizmden mülhem kontrol saplantısının dışa vurumu olan Türkiye&#8217;ye has laiklik yorumu (aslında laikliğin kendisi; ama laiklik tartışması çok daha derin bir entelektüel tartışma gerektirdiği için şimdilik yorumu demekle yetineyim) olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 23:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Din ve Vicdan Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639</guid>
		<description><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası

&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; 
&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri) 
 
Bir önceki yazımızda din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7642" title="20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası</h2>
<p style="text-align: left;"><strong><em><br />
&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; </em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri)</em></strong> <br />
 </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/25/din-ozgurlugu%25e2%2580%2599ne-genel-bir-bakis/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Bir önceki yazımızda</span></a> din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş ve bu konu etrafında değişik örnekler vermiş, dahası ülkemizde yaşanan din özgürlüğü problemlerine değinirken hatırlarsanız şöyle demiştik: <em>&#8220;Kendi tarihimiz açısından bakarak; Peki, devlet neden dini, vicdanlara ve mabetlere hapsetmek suretiyle kontrol altına almak istesin ki? Sahi din bu kadar korkutucu bir şey midir ki kontrol edilme ihtiyacı duyulsun? ya da geçmişte hristiyanlık tarihinde olduğu gibi, dinsel bir şiddet süreci mi yaşamıştık? Din ve mezhep kavgaları mı yapmıştık? Din ya da kilise eliyle engizisyon mahkemelerinde işkence ve zulüm mü görmüştük?&#8221;<span id="more-7639"></span></em></p>
<p> Daha önce yazmış olduğum bu satırları, derinlere inmek suretiyle; biraz daha açmayı, sağlıklı bir tahlil yapabilmek adına önemli olduğunu düşünüyorum. Ve meselenin bam teline dokundurmak için; din özgürlüğü problemlerinin, tarihsel olarak başlangıç noktasına ve kaynağına bir yolculuk yapmak gerekecek.  </p>
<p>Araştırmalar, tarihi süreç içerisinde din özgürlüğü problemlerinin daha çok hıristiyanlıkla  ortaya çıktığını göstermektedir. Teorik ve haklı olarak kendini &#8220;Sevgi dini&#8221; olarak takdim eden bir dinin, güç ve iktidar sahibi mensupları tarafından, başka dinlere ve kendi içinde oluşan &#8220;heretik ve schismatic&#8221; oluşumlara karşı, tavizsiz ve gaddarane bir şiddet politikası gütmesi ve bunun insanlığa sunmuş olduğu ağır tahribat ve bedeller, ilgili konuyu ve süreci araştırmaya değer kılıyor. Daha çok  batıda gelişen ve insanlığın vicdanını duvara asıp, hayvani (belki de daha aşağı)  mertebeye ulaşmada, zirve yaptığı bu süreç, değil başka bir dine, farklı bir mezhebe dahi tahammülün olmadığı bir süreç olarak, tarihe geçmiştir. Zira Ortaçağ&#8217;da kilisenin mutlak bir otorite konumuna hızla yükselme arzusu ve devleti ele geçirme gayretleri nedeniyle bağnazlık ve tahammülsüzlük had safhaya ulaşacak. Ve böylece batı&#8217;da <strong>&#8220;tek kral, tek devlet ve tek din&#8221;</strong> anlayışı hakim olacaktı.  </p>
<p>Olayın başlangıç noktasına dönecek olursak; Hz.İsa ve getirmiş olduğu ilahi mesajların, ümmeti tarafından yayılma süreci, yaklaşık 310 sene gizli ve el altında gerçekleşmiş ve bu insanlar o günün zalim cabbarlarına ve oligarşik despotlarına karşı, bu dini gizlilik içerisinde korumaya muvaffak olmuşlardı. </p>
<p><strong>İmparator Constantin tabandan gelen zorlama neticesinde, hıristiyanlığı din olarak kabul etme ve din özgürlüğünü getirme mecburiyetinde kalmıştı. Gerçi bu Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir.</strong> <strong>Eğer o günün Hıristiyanları, Constantin&#8217;in bu oyununa gelmeyip, daha çok üst yapı ile ilgilenMEselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi yorumu getirilebilir.</strong> <strong>Zira hiristiyanlığın (resmi) din olarak kabul edilişi, hıristiyanlara indirilen büyük bir rehavet darbesi olmasının yanında, iktidar sahibi zalim ve jakoben yöneticilerin, dini ve siyasi gücü kontrol altında tutma maksadıyla, baskıcı ve despotik yönetimlerinin ilk nüvesini oluşturacaktı. Tabii hiristiyanlığın resmi din olarak kabul edilişin ardından, hristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini (hassasiyetlerini) kaybedip, kelepir sevdasına düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.</strong>   </p>
<p>İmparator Constantin 313 yılında Milan fermanı ile, ferman söylemlerinin aksine dinde toleranssızlığa giden yolun kapısını aralamıştır. <strong>&#8220;Bir devlette tek din ve din içinde birlik&#8221;</strong> ilkesiyle Constantin, heretiklere karşı savaşta, kiliseyi desteklemiş ve hatta önderlik etmiştir. Bu dönemde, heretiklik manevi ve medeni suç olmaktan çıkarılıp, sonu engizisyon mahkemelerine kadar varan bir dizi zülmi cezalara kadar gitmiştir. Bu dönem kilise ile devletin yetkilerinin kaybolup kaynaşmaya dönüştüğü bir dönem olarak adlandırılabilir. </p>
<p>Daha sonra 380 yılında I.Theodosios ile hıristiyanlık önce devletin resmi dini haline gelmiş, peşinden de devlete hükmeden bir kurum haline dönüşmüştür ki buna <strong>&#8220;hiristiyanlığın devletleşmesi&#8221; </strong>ya da<strong> &#8220;Dinin kurumsallaşması&#8221; </strong>tabiri daha uygun düşecektir. Yani <strong>&#8220;Kilise devlet içinde değil, Devlet Kilise içindedir&#8221;</strong> artık. Başka bir deyişle, &#8220;<strong>kilisenin (ruhani kılıcın) devleti ele geçirmesi&#8221;</strong> olarak da yorumlanabilir.         </p>
<p>Sonuçta, insanlığa kan kusturacak öylesi bir teokratik düzen gelmiştir ki, bunu Papa VIII.Boniface şu şekilde izah etmektedir.  </p>
<p><em>&#8220;Kutsal Katolik ve apostolik kilise dışında günahların ne affı ne de onlardan kurutuluş yolu vardır. Mevcut iki kılıç (dünyevi  ve ruhani) kilisenin iktidarındadır. Bir devlette iki baş olamaz. Dünyevi otorite, ruhani olana tabidir. Ruhani otorite kral da dahil herkesi yargılayabilir ama o hiç kimse tarafından yargılanamaz. Çünkü onun otoritesi ilahidir.&#8221;</em> </p>
<p>İşte bu aşamadan sonra din özgürlüğü alanındaki felaketler süreci başlamış oluyordu.  </p>
<p> Bu despotik tekelci yönetim, İncil&#8217;de geçen <strong><em>&#8220;Ve efendi hizmetçiye dedi; Yollara ve çitlerin boyuna çık. Bulduklarını içeriye girmeye zorla ki evim dolsun.&#8221;</em></strong> Sözünü kendine referans alarak zora başvurmanın lüzum ve doğruluğuna inanır. Hoşgörüsüzlük ilke haline getirilir. Ve sonuçta Nietzsche&#8217;ye <strong>&#8220;Anarşist ve Hıristiyanın kökeni birdir&#8221;, &#8220;Kutsal anarşistler&#8221;</strong> sözünü dedirtecek, şiddet ve yüzyılları bulan din ve mezhep kavgalarının fitili ateşlenmiş olur. </p>
<p>Bu kadarla da kalınmaz ve <strong>&#8220;Ruhun kurtuluşu için, her türlü ten cezası, her işkence hatta ölüm caizdir&#8221;</strong> düşüncesi ortaya atılır ve engizisyon mahkemelerinin fikri alt yapısı oluşturulur ve bu zülüm düzeni devlet eliyle meşrulaştırılmış olur.  </p>
<p>Dinde zorlamayı makul gören anlayışın temelinde, <strong>&#8220;Hıristiyanlı/Kilise dışında kurtuluş yoktur&#8221;</strong> kuralı dikkate değerdir. Bu kural maalesef kendinden olmayana şiddet yolunu açmış ve yeryüzünü kana boğmuştur. </p>
<p><strong>Zira öğretiye göre, hiristiyanlığın asıl amacı ruhun ve insanlığın manevi kurtuluşudur ve bunun da tek ve mutlak yolu hiristiyanlıktır. Yani tek bir mutlak doğru vardır. O da kendileridir. Bu kurtuluşa gelmeyen kılıçla yola gelecektir. Dolayısıyla dinde zorlama insanın en kutsal görevidir. Toplumun zor kullanmama sebebinden dolayı topyekün cehenneme gitmektense bireylerin acı çekmesi ve hatta ölmesi gayet normaldir!</strong> </p>
<p>İşte bu anlayış, kendinden olmayan din ve mezheplerle bir savaşın ifadesidir. Zira insanlığın manevi kurtuluşunu hedef almış fanatik bir inancın, ne başka dinlere ne başka mezheplere ne de kendi içindeki farklı oluşumlara müsaade edeceği beklenemez. Özgürlüğe gem vurma ve zorlama suç olarak değil, kutsal vazife olarak nitelenmiştir. </p>
<p>Hiristiyanlık içinde oluşmuş  her mezhebin kiliseleri de, &#8220;mutlak hakikatı&#8221; kendilerinin temsil ettiğini iddia etmiş ve kurtuluşun sadece kendilerinde olduğuna iman etmişlerdir. Dolayısıyla kendileri dışındaki oluşumları heretik kabul ederek, onlarla savaşmayı vazife bilmişler ve kanlı mezhep savaşları böylece başlamıştır.  </p>
<p>532 yılında İmparator Jüstinyen hipodrom&#8217;da 40.000 civarında insanı doldurup katletmesiyle vurguladığı  &#8220;Tek devlet, tek kanun, tek din&#8221; anlayışının doğurduğu <strong>&#8220;Kral kimse, din o&#8217;dur.&#8221;</strong> felsefesine inanmış ve bunu da vahşetinin gerekçesi yapmıştır. Artık halk, kralın dininden olmak zorundadır.  </p>
<p><strong>Hz. Peygamberin (S.A.V), Bizans Kralı Herakleios&#8217;a gönderdiği mektupta <em>&#8220;İslamı kabul etmekten kaçınması halinde halkının günahını da üstleneceği&#8221;</em> şeklindeki uyarısı, muhtemelen hıristiyanlıktaki halkın, kralın dininden  olması zorunluluğu sebebiyledir. Yoksa İslam&#8217;da hiç kimsenin, bir başkasının suçunun cezasını çekmeyeceği esaslı bir prensiptir. Ayetlerle de sabittir. </strong> </p>
<p><strong>Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; insanlığa zulüm ve gözyaşı getirmekten başka hiçbir işe yaramayan, yukarda anlatılan öğretiler ve bu öğretilerden müteşekkil zihin yapısı daha çok, iktidar odaklı kurumsallaşmış bir dinin, günümüz tabiriyle vatikanizm öğretisinin eseridir. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s)&#8217;nın getirmiş olduğu ilahi mesajla uzaktan yakından alakası yoktur.</strong> </p>
<p><strong>Çünkü, her türlü müessese gibi, (devlet de buna dahildir) Kiliseler de konformizme, sosyal ve siyasal muhafazakarlığa, yani mevcut durumun her ne pahasına olursa olsun sürdürülmesine tabiatları gereği yatkındırlar. Bunun yanında ilahî mesajın, yani dinin yeryüzünde insanlar tarafından temsil edilen ve &#8216;yönetilen&#8217; bir müessesesi olamaz. Bunun yanında; Papa, kardinal, piskopos gibi hiyerarşik otoriteler zinciri Hz. İsa&#8217;nın getirdiği dinde yoktur. Bu durum, Kiliselerin kendilerini bir devlet gibi teşkilatlandırmaları sonucu ortaya çıkmıştır ki, insanları din değil, bürokratik yapılarla yüz yüze getirmiştir. Bu hiyerarşik yapı, doğal olarak kendini korumak için din ile hiç alakası olmayan kıymeti kendinden menkul ve kendine ait bir iç kanun ve kurallar bütününü de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Kiliseler ve kurumsallaşmalar, özünde bir yabancılaşmayı, yani dinden uzaklaşmayı taşımakta ve bireyin yasa ve kurallara boğulmasıdır ki, tarihte yaşanan acı olaylar da bu gerçekliğin yansımasıdır.</strong> </p>
<p>Şimdi, hristiyanlık tarihinde ve din özgürlüğü problemleri çerçevesinde, tarihte yaşanmış bazı olayların altını çizmeye çalışalım. </p>
<p>Din savaşlarına en önemli örneklerden biri Antakya ve Kudüs&#8217;ün işgalidir. 1098 yılında Antakya&#8217;yı ele geçiren haçlılar şehirdeki bütün Müslümanları katlederek, Kudüs yoluna koyulmuşlardır. 1099 yılında Kudüs işgal edildiğinde ise, yaşlı, kadın, erkek, çocuk savunmasız 40.000 insan kılıçtan geçirilmiş. Kutsal mekanlar yağmalanmış. Bütün Museviler de, Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle sığındıkları sinagoglarda yakılmıştır ki, bu olay insanlık tarihinin en acı katliamı olarak geçmiştir. </p>
<p>1204 yılında ise, Küdüs&#8217;e yönelen IV.Haçlı orduları, İstanbul&#8217;a uğrayarak, zulüm ve nefretlerini ortaya dökmüşlerdir. Oradaki halka, inanç farklılığından dolayı zulmedilmiş. Din adamları asılmış, savunmasız kadınlara ve rahibelere tecavüz edilmiş. Aziz olarak bilinen kişilerin mezarları dahi yağmalanmıştır. Ayasofya cami dahi bu yağmadan nasibini almıştır. Öylesine bir yağmadır ki bu, İstanbul harabe şehir haline gelmiştir. Bununla da yetinmeyip, İstanbul&#8217;da bir Latin patrikliği kurmuşlar ve Ortodoks halkı zorla Katolikleştirmeye çalışmışlardır. (Şahsi kanaatim şayet Bizans, Bizans olarak kalsaydı, sanırım sorun yoktu ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;a en azından belki de kılıçla girmeyecekti. Zira Bizans artık koca bir zülüm meydanı ve haçlı seferlerinin üssü pozisyonundaydı diye düşünüyorum)         </p>
<p><strong>Buradan Haçlı  seferlerinin amaçlarından birisi de, heretik ilan edilen Bizans&#8217;ın tekrar Katolikliğe dönüşünü sağlayarak yeniden Papa&#8217;nın egemenliği altına girmeyi sağlamak olarak yorumlanabilir. Hatta biraz daha ileri giderek, geçtikleri her yolda bir enkaz bırakmaları sebebiyle bu hareketin sömürü ve emperyalist amaçlar taşıdığını da söyleyebilirim.</strong> </p>
<p>1313 yılında Tapınak Şovalyeleri Papa ve Kral işbirliği ile, heretik ilan edilmiş ve şovalyeler diri diri yakılarak idam edilmişlerdir. Ve Tapınak şovalyeleri, papaya ve krala Karuni bir servet bırakarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.  </p>
<p>1572&#8242;de Fransa&#8217;da Katolikler, IX. Charles&#8217;ın emriyle bir gecede 20 ila 70 bin arasında Protestan&#8217;ı katletmişlerdir. Enteresandır, Papa, bu katliamı kutlamak için özel bir madalya bastırmıştır. (Saint-Barthelemy Katliamı)</p>
<p>Yine din özgürlüğü problemlerinin sebep olduğu otuz yıl savaşlarını da hatırlatmak gerekiyor. Protestan ve Katolik birlikler arasında çıkan savaşta Almanya koca bir harabe ülke halini almış, 300 ayrı eyalete bölünmüş ve bunun yanı sıra nüfusu da 16 milyondan 6 milyona düşmüştü. Bu savaş sonunda yorgunluk ya da bıkkınlık hali olsa gerek, kısmi bir din ve vicdan özgürlüğü getirildiğini de belirtmem gerek. </p>
<p>Ve Engizisyon Mahkemeleri&#8230; Bu mahkemeler, XIII. Yüzyılda ortaya çıkmış, hıristiyanlıktan dönen, heretik akımlara karışan, dini esaslara başkaldırmış, kısmen de Yahudileri ortadan kaldırmak ve yok etmek maksatlı kurulmuş ve XIX. Yüzyıla kadar etkisini sürdürmüş Katolik kilise mahkemelerdir. Bu mahkemelerin, heretik akımlara karşı başarısız olmuş hükümdarların tahttan indirileceği kararını alması, vahşeti boyutunu daha da derinleştirmiştir. Öyle ki bu vahşet; yüzyıllar boyunca, yüz binlerce kişiyi yakma, kazığa oturtma, mezardan çıkarıp kemikleri yakma, dilini kesme, evlerini yıkma, mala gasp, hapis, sürgün, kürek çekme gibi cezalar olarak tezahür etmiştir.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/24/kesifler-cagi-ve-uyuyan-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Endülüs&#8217;ün yıkılışıyla,</span></a> İspanyol Engizisyon Mahkemeleri bu sefer Müslümanlar ve Yahudiler üzerinde akıl almaz işkence ve zulümlere başlamışlar. Sonuçta ya Amerika yerli halkının kaderini paylaştılar ya da göçe zorlandılar. Osmanlının yardımlarıyla bir kısmı Kuzey Afrika&#8217;ya bir kısmı da İstanbul&#8217;a yerleşmişlerdir. (İstanbul&#8217;da yaşayan bir Yahudi Cemaatine mensup bir arkadaşım bana bu olayı anlatmış, Osmanlı&#8217;ya şükranlarını iletmişti.)  </p>
<p><strong>Ve Batı  dünyası 1500 yılı aşkın süren din savaşları  sonucunda savaşmaktan yorulması  sebebiyle olsa gerek, içlerindeki farklı mezhep ve görüşleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu kabulleniş yani din ve vicdan özgürlüğünün kabulu, dinden kurtulmak şeklinde ortaya çıkmıştır. Batı dinden ve kilise baskısından kaçarken pozitivizme ve hümanizme tutunacak. Özgürlüğe yelken açacak. Ancak bu da dini aşırılık sonrası, özgürleşme aşırılığını doğuracaktır</strong>. <strong>(Bu tespitler de, ayrı bir yazı konusu olabilir.)</strong> </p>
<p>Yukarda anlatılan olaylar baz alındığında <strong>aforoz, engizisyon ve endüljans</strong> (günahları affetme yetkisi) gibi tanrısal gücün temsil edilmesi ve bunun doğurduğu problemler de ayrıca göze çarpmaktadır. </p>
<p><strong>Aslında yazı  boyunca anlattığım şey, daha doğrusu tarih boyu yaşanan şey, dogmatik tekelcilik sebebiyle, kilisenin elinde tuttuğu gücü  (din, yönetim, ekonomik güç) kötüye kullanması ve din istismarına gitmesidir şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır? Sorusunun cevabı hayati önem kazanmaktadır. </strong> </p>
<p><strong>Tabii burada dinin kontrol altına alınması gereken tehlikeli bir dogma olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Ya da kimilerimiz, Türkiye&#8217;de çok yaygın bir klişe olan; <em>&#8220;&#8216;Evet, evet, din zaten siyasete hiç karışmamalı, vicdanlarda yaşamalı&#8217; diyebilirler&#8221;</em> Oysa bu peşin hükümlü bir genellemedir.  Çünkü dinin siyasete karışarak insanlık adına, özgürlük, adalet ve barış getirdiği bir düzine, tarihsel olay da sayabilirim. Kaldı ki, bir dinin hayatın hangi yönlerini düzenleyeceği konusunda o dinin kendi kaynakları ve inananları dışında kimsenin karar verme yetkisi de yok. Meselenin bir diğer boyutu ise, yukarda anlatılan despotik ve zulüm olayları din boyutlu gibi görünse de, bu çoklu durum sadece din değil, din-dışı felsefeler ya da ideolojiler ve her türlü -izm&#8217;ler için de geçerli. Örneğin diyalektik materyalizmin siyasete karışması, ‘silahlı propaganda&#8217;ya koyulmuş Leninist bir komünizm şeklinde de olabilir. </strong> </p>
<p><strong>Bu durumda &#8220;Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?&#8221;  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir. </strong> </p>
<p>Birinci duruşu İslam dinini baz alarak, meseleyi biraz daha açarsak; İslam, şuur sahibi insanları tek tek muhatap almıştır ve insanlar dünyadaki eylemlerinden, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu olacaklardır. Din mesajını fertlere iletir. Fertlerin görevi vazifelerini yerine getirmektir<strong>. Fakat fertler vazifelerinin ötesinde somut sonuçların peşine düşmesi gerekmez.</strong> Yani insan vazifesini yapar, sonucu verecek olan Yaratıcının işine karışmaz. Bu özelliği ile <strong>ilahi mesaj daha çok ALT YAPI ile ilgilidir. Fertler için en önemli vazife iman ibadet, ahlak, vicdan gibi konulardır. ÜST YAPI tali bir konudur.</strong> Şerif Mardin&#8217;in dediği gibi; <em>&#8220;İslam gibi toplum ilişkilerini İlahî bir mesajın ışığında değerlendiren ve toplumu gereken İslami ideale yaklaştırmaya çalışan bir dinde, dinin kendisini bir ‘üstyapı&#8217; kurumu olarak değil, bir ‘temel şekillendirici&#8217; olarak ele almak&#8221; </em>gerekir. <strong>Belki de burada önemli olan siyasetin dine dolayısıyla insana hizmet eder şekilde tutulmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>Bu ilkelerden, esas alınan unsurun taban olduğu (insan, ahlak, vicdan&#8230; olduğu), devlet, güç ya da iktidar sahibi elitist zümre&#8230; gibi tavan için yani üst yapı için, fertlerin zarar görmesinin istenemeyeceği sonucu ortaya çıkar. </strong></p>
<p><strong>Bu nokta çok önemlidir. Daha kestirmeden açık olarak ifade edeyim; </strong> </p>
<p><strong>Eğer birinci duruşa sahipseniz mesela, devletin ali cenap menfaatleri için, Dersim Katliamını hoş göremezsiniz. Ermeni tehcirini hoş göremezsiniz. Vicdanları kanatıp, Gazi, Sivas Madımak, Maraş olaylarını hoş göremezsiniz.  &#8220;Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır&#8221; da diyemezsiniz. Devleti putlaştıramazsınız. Kendinden olmayana düşman gözüyle bakamazsınız. Milleti ve insanlığı kendine hedef seçip &#8220;eylem planları&#8221;, &#8220;lahikalar&#8221;, &#8220;kafes&#8221; operasyonları hazırlayıp uygulayamazsınız. &#8220;Ayışığı&#8221;, &#8220;Yakamoz&#8221;, &#8220;Sarıkız&#8221;, &#8220;Eldiven&#8221; gibi darbe planları da hazırlayamazsınız. Dahası, camilerdeki mahyalara &#8220;Önce Vatan&#8221;, &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; şeklinde ucuz hamasi yazılar da yazamazsınız. Kısacası hukuku, adaleti ve vicdanları ayaklar altına alamazsınız. &#8220;Milli menfaatler mi, ahlak mı önemli ?&#8221; sorularını soran ahmak kafalara, &#8220;Ahlak&#8221; diye haykırarak duruşunuzu belirlersiniz.</strong> </p>
<p>Tarih boyunca tecrübelerce sabit olan ve sıkıntılı bir duruşu temsil  eden ikinci duruşta ise, en önemli vurgu <strong>&#8220;iktidar&#8221;</strong> vurgusudur<strong>. İktidara ve güce endeksli bir duruş tarzıdır. Yazıda konusu geçen hristiyanlığın devletleşmesi suretiyle kurumsallaşması ya da Siyasal İslam dedikleri İslamcılık bu duruşu temsil eder. Bu duruşun, aktörlerinin ortak özelliği iktidar talebidir denilebilir. Bu duruşu temsil edenler oldukça dindar olabilirler ancak en önemli fark önceliklerinin değişmiş olmasıdır. Evet bunlar, toplumsal düzeni sağlamak için, problemlerin çözümü için iktidarı ele geçirmek gerektiğini inanmışlardır. Alıştıra alıştıra mı söylemem gerek bilmiyorum ancak, Humeyni Devrim hareketini ve hatta, MSP, RP, FP gibi siyasi partileri de bu çizginin devamı olarak görmekte bir beis görmüyorum.</strong><strong> </strong><strong>Hatta, bu ikinci duruşun temsilcileri içerisinde, Hizb-ut Tahrir, Usame Bin Ladin ve El Kaide gibi Kur&#8217;anı literal yorumlayıp, hatasız masum dindar yönetici arayanlar dahi vardır. Yeryüzünde böyle bir insan olmadığı için, bu taleplerini gerçekleştirebilmek adına tabii olarak, iktidar amaçlı çalışmak zorunda olduklarını da belirtmem gerekir. Sonrası malum; dini despotizme  kadar varılabilecek keyfi uygulamalar ve baskılar kendini gösterebilir. </strong> </p>
<p><strong>Özetle ikinci duruş; devleti önceleyen, üst yapıya önem veren görüşlerdir. Bu görüş esasen ehl-i Sünnet itikadına da uygun değildir. Fakat, Sünni Müslümanların yaşadığı yerlerde de yaygınlaşmıştır. Sünni Müslümanlar arasında iktidar talebini önceleyen bu görüşlerin yaygınlaşmasında modernite etkisi ve Şiilik yadsınamaz ölçüde etkili olmuştur.   </strong></p>
<p>Bu arada, bir diğer önemli hususa da parantez açmam gerekiyor;</p>
<p>Yazının amacı, hristiyanlık tarihindeki kötü örnekleri sıralayarak  <strong>&#8220;onlar kötü, biz iyiyiz&#8221; </strong>iddiasında bulunmak değil elbette. Yazını amacı, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarını belirleyerek dünya barışına katkılarını anlatabilmek. Dahası dinin siyasete karışması noktasında iki farklı duruşu gözler önüne serip, sorunun temellerine inebilmek ve geçmişten ders almak olarak özetlenebilir. Bunun yanı sıra dini kontrol altına alma çabalarının, altında yatan gerçekliği gözler önüne serebilmekti. </p>
<p>İslam tarihine baktığımızda, insani hataların, hırsların ve bağnazlıkların da mevcut olduğunu görebilirsiniz. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından çok geçmeden Müslümanlar arasında fazlasıyla siyasi karmaşalar, ihtilaf ve çatışmalar başlar. Hz. Osman ve Hz. Ali&#8217;yi şehit edenler Müslümandır. Sıffin savaşıyla, &#8220;Hariciler&#8221; olarak bilinen ve hem Sünnilere hem de Şiilere karşı bugünün deyimiyle &#8220;terör&#8221; uygulayan, Günümüz Taliban ya da El Kaide&#8217;sine benzer fanatik mezhep de çıkar. </p>
<p>Maalesef ikinci duruş dediğimiz bu anlayış, Hz. Muaviye&#8217;den sonra çeşitli saltanatlar şeklinde devam etmiş; bu saltanatlarda <strong>Emeviler&#8217;de olduğu gibi, devletin/toplumun huzuru için fertler feda edilmekten çekinilmemiştir. Mitleşen devletin korunması &#8220;bir ibadet gibi&#8221; ele alınmış; bu uğurda her şey feda edilmiştir. Hakeza İttihat ve Terakki marifetleri ile, Osmanlı&#8217;nın son dönemleri ve hatta Osmanlının manen çöküş dönemleri de bu anlayışı temsil edebilir. Bugün bu anlayışı, Siyasal İslam ya da İslamcılık diye tanımladığımız, ideolojik yaklaşımların yürüttüğünü söyleyebiliriz.</strong>  </p>
<p>Daha sonraki yüzyıllar boyunca da Müslüman mezhepler, devletler, emirlikler, hanedanlar arasında sayısız savaş  yaşanır. Evet, mezhep çatışması İslam&#8217;da Hıristiyanlığa göre daha azdır, ama yine de vardır.</p>
<p> Bu elbette İslam&#8217;a aykırıdır ama her dinde olduğu gibi İslam tarihinde de yine din adına pek çok dünyevi çatışma, kaos, ve kör fanatizm üretenler olmuştur ve halen de olmaktadır. </p>
<p>Ve sonuçta, dönüp dolaşıp şu soruyu tekrarlamak ihtiyacı hissediyorum. </p>
<p><strong>&#8220;Yaşanan acı gerçekler karşısında suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır?</strong>&#8221;  <br />
 </p>
<p><strong>Gelecek Yazı</strong> </p>
<ul type="DISC">
<li><strong>Din ve Vicdan Özgürlüğü Sürecinde İslam Tecrübesi ve Sonuç</strong></li>
</ul>
<p> <strong>Teşekkür : </strong>Sayın<strong> </strong>Prof.Dr.Saffet Köse&#8217;nin &#8220;Din Özgürlüğü ve Barış Yolunda İki Farklı Tecrübe&#8221; adlı eseri, Köprü Dergisi yazarlarından Sayın Selim Sönmez ve Dinler Tarihi Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. İsmail Taşpınar ve Sayın Mustafa Akyol&#8217;un makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/22/dinlerarasi-diyalog-diyanetizm-ve-islam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/22/dinlerarasi-diyalog-diyanetizm-ve-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 12:02:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6940</guid>
		<description><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet bayramı yaklaşırken Türkiye&#8217;de yeni bir din doğuyor: Diyanetizm. Şeklen İslâm&#8217;a benzeyen ama özünde farklı dogmaları olan bir inanç sistemi söz konusu. Müslümanlar bu yeni dine karşı öyle hoşgörülü davranıyorlar ki Kur&#8217;an ile taban tabana zıt sözlerin camilere mahya olarak asılmasına bile ses çıkarmıyorlar.  Ülkemizde insanların barış içinde yaşaması için farklı dinlerin mensupları birbirilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091017_derin_dusunce_org_diyanetizm.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091017_derin_dusunce_org_diyanetizm.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6941" title="20091017_derin_dusunce_org_diyanetizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091017_derin_dusunce_org_diyanetizm.jpg" alt="" width="288" height="402" /></a>29 Ekim Cumhuriyet bayramı yaklaşırken Türkiye&#8217;de yeni bir din doğuyor: Diyanetizm. Şeklen İslâm&#8217;a benzeyen ama özünde farklı dogmaları olan bir inanç sistemi söz konusu. Müslümanlar bu yeni dine karşı öyle hoşgörülü davranıyorlar ki Kur&#8217;an ile taban tabana zıt sözlerin camilere mahya olarak asılmasına bile ses çıkarmıyorlar.  Ülkemizde insanların barış içinde yaşaması için farklı dinlerin mensupları birbirilerini daha iyi tanımalı şüphesiz. Bu amaca hizmet etmesi için biz de aşağıdaki karşılaştırmalı tabloyu ilginize sunuyoruz. Diyanetistler kendi ibadethanelerini kurana kadar onlara camilerde kucak açan, hatta baş tacı eden Müslümanları da takdir ediyoruz:</p>
<p> </p>
<p><strong>İslâm</strong></p>
<p>Uluslar, etnik gruplar arasında üstünlük yoktur.</p>
<p><strong>Diyanetizm</strong></p>
<p>Üstünlük Türklüktedir. Doğuştan elde edilir. (Ne mutlu ‘Türk&#8217;üm&#8217; diyene!)</p>
<p><strong>Ek bilgi için:</strong> <a href="http://www.derindusunce.org/2007/08/21/kurtlu-hilal/">Kurtlu Hilal</a>; konuyla ilgili ayet ve hadisler <a href="http://www.muhabbetullah.com/smf/ustunluk_takvadadir-t20350.0.html;wap2=">bu sayfa</a>.</p>
<p><strong>İslâm</strong></p>
<p>ALLAH korkusu Müslüman için esastır.</p>
<p><strong>Diyanetizm</strong></p>
<p>Vali, kaymakam, içişleri bakanı ve genel kurmaydan azar işitme korkusu esastır.</p>
<p><strong>Ek bilgi  için:  </strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/Türkiye%20Faşist%20olur%20mu?">Türkiye Faşist olur mu?</a></p>
<p><strong>İslâm</strong></p>
<p>Kullar masum doğar. ALLAH&#8217;a hamd edilir. Kulluk yanlız O&#8217;nadır.</p>
<p><strong>Diyanetizm<span id="more-6940"></span></strong></p>
<p>Her Türk silahlı kuvvetlere şükran borcu ile doğar. Silahı elinde tutan komutana kulluk edilebilir.</p>
<p><strong>Ek bilgi için: </strong><a href="http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/">Onun adı asker, canı neler ister?</a></p>
<p><strong>İslâm</strong></p>
<p>ALLAH&#8217;tan başka ilah yoktur. Cansız cisimlerin veya soyut kavramların ilahlaştırılması yasaktır.</p>
<p><strong>Diyanetizm</strong></p>
<p>Ölmüş komutanlar, topraklar, bayraklar ilahlaştırılabilir. Bazı gün ALLAH&#8217;a bazı gün de bu putlara tapılabilir.</p>
<p><strong>Ek bilgi için: </strong> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/16/once-vatan-mi-once-adalet-mi/">Önce vatan mı önce adalet mi?</a></p>
<p><strong>İslâm</strong></p>
<p>Hakimiyet ALLAHındır. O&#8217;nun emirlerinin üzerinde biri yoktur. İnsan Hakikat&#8217;i keşfeder.</p>
<p><strong>Diyanetizm</strong></p>
<p>Hakimiyet Kutsal Devlet&#8217;e aittir. Hakikat yasalarla, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla üretilebilir, değiştirilebilir.</p>
<p><strong>Ek bilgi için:</strong> </p>
<ul>
<li>
<div><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/26/ulus-devlet-bolum-i-ulus-mu-devlete-aittir-yoksa-devlet-mi-ulusa/" target="_blank"><strong>Ulus devlet - Bölüm I: Ulus mu devlete aittir yoksa devlet mi ulusa?</strong></a></div>
</li>
<li>
<div><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/13/ulus-devlet-bolum-ii-ulus-devlet-ne-kadar-ulusal/" target="_blank"><strong>Ulus-devlet Bölüm II: Ulus-devlet ne kadar ulusal?</strong></a></div>
</li>
<li><a title="Permanent Link to Humeyni Lenin'i döver mi? Ulus devlet bölüm III" href="http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/"><span style="color: #3366ff;"><strong>Humeyni Lenin&#8217;i döver mi?</strong></span></a></li>
</ul>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/22/dinlerarasi-diyalog-diyanetizm-ve-islam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/22/dinlerarasi-diyalog-diyanetizm-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şefaat Ya İlker Başbuğ!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/17/sefaat-ya-ilker-basbug/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/17/sefaat-ya-ilker-basbug/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 10:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6904</guid>
		<description><![CDATA[
 
 Bir Ses Yap Sitesinin katkısıyla
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_7.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6903" title="20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_7" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091008_derin_dusunce_org_milliyetci_mahya_7.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p> </p>
<p> <a href="http://www.birsesyap.com/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Bir Ses Yap Sitesinin katkısıyla</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/17/sefaat-ya-ilker-basbug/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/17/sefaat-ya-ilker-basbug/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İmamlar Greve Giderse</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/31/imamlar-greve-giderse/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/07/31/imamlar-greve-giderse/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2007 06:31:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ece Arı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Çalışan Hakları]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/31/imamlar-greve-giderse/</guid>
		<description><![CDATA[Günlerdir evlerde, iş yerlerinde, internet sayfalarında seçimden başka şey konuşulmaz, tartışılmaz olmuştu, derken, pek fazla kimsenin dikkatini çekmeyen, açıkçası dinlerken de hafiften tebessüm ettiren, sonrasında ise derin derin düşündüren, bir haber çıktı ortaya..
Sözkonusu tv haberi ,İmamların mevcut koşullarının iyileştirilmesi adına, hükümete sundukları taleple alakalıydı .. Ve eğer talepleri yerine getirilmezse, son çare olarak, &#8220;namazı yavaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerdir evlerde, iş yerlerinde, internet sayfalarında seçimden başka şey konuşulmaz, tartışılmaz olmuştu, derken, pek fazla kimsenin dikkatini çekmeyen, açıkçası dinlerken de hafiften tebessüm ettiren, sonrasında ise derin derin düşündüren, bir haber çıktı ortaya..</p>
<p>Sözkonusu tv haberi ,<a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/415552.asp">İmamların mevcut koşullarının iyileştirilmesi adına, hükümete sundukları taleple alakalıydı</a> .. Ve eğer talepleri yerine getirilmezse, son çare olarak, &#8220;namazı yavaş kıldırma eylemi&#8221; yoluna gidebileceklerini söylüyorlardı.<span id="more-241"></span> <img id="image242" style="width: 313px; height: 303px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/din_bahis.jpg" alt="din_bahis.jpg" width="313" height="303" align="right" /></p>
<p>Meseleyi, imamların 657 ye tâbi devlet memurları ve bu taleplerinin de doğal olduğu şeklinde sığ bakarak, geçiştirmek mümkün. Fakat, işin içerisinde, bu dünyadan ziyade, öbür dünya olunca, mevzu işte bu noktada sıradanlığını yitiriyor ve açıkçası biraz da ironikleşiyor.. İmamlar, kuruluşu 1 Temmuz 2005 de tamamlanan<a href="http://www.divasen.org/">DİVA-SEN</a> adında bir sendika kurmuşlar.. Bu sendika Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatlarındaki imamından, müezzin kayyımına, Kur&#8217;an Kursu öğretmeninden, şoförüne,kalorifercisine, ahçısına, bahçıvanına, hatta cenaze yıkayıcısına kadar bütün personelini kapsamakta..<a href="http://www.divasen.org//index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=15&amp;Itemid=31">Kuruluş amaçlarının</a> neler olduğunu , kendi sitelerinden okumak mümkün.. Özellikle şu bölüm okunduğunda, sendikanın asli amacının ne olduğu gayet net anlaşılıyor:</p>
<blockquote><p>A-HÜKÜMET NEZDİNDE ÇÖZÜMLENECEK PROBLEMLER: 1-Bu güne kadar birçok kere gündeme gelmesine rağmen, çıkarılamayan Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanununun en kısa zamanda çıkarılması için çalışacağız. Yasanın çıkması Kurum içindeki problemlerin ve birçok boşluğun ortadan kalkmasına yardımcı olacağı gibi keyfi uygulamalara da son verecektir. 2-Yeni Vakıflar Yasasının, Vakıflar Çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarını en iyi şekilde düzenleyen maddelerini de içine alacak şekilde en kısa sürede çıkarılması için çalışacağız. 3- Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Çalışanlarının maaş yetersizliği, sosyal haklar konusundaki mağduriyetlerinin acilen giderilmesi şarttır. Çünkü Diyanet ve Vakıf Çalışanları, çocuğunun okul masraflarını karşılayamadığı gibi meslek haysiyetine yaraşır, bir hayat imkânı dahi bulamamaktadır. Bu durum Diyanet ve Vakıf Çalışanlarının itibarını, diğer Kamu çalışanları ile toplum yanında rencide etmektedir. Bu sıkıntıyı aşmak DİVA-SEN&#8217;in olmazsa olmazlarındandır. 4-Devletimizin bütçesinden diğer kurumlara yapılan sosyal tesislerden Diyanet ve Vakıf Çalışanlarının da yaralanacağı, her ilde bir sosyal tesisin mutlaka yapılması için çalışacağız. 5- Diğer kurumlarda olduğu gibi, Din Görevlilerine de resmi tatillerde ve mesai haricinde yaptıkları görev nedeniyle fazla mesai ücretinin verilmesi adil ücret dağılımının sağlanmasına vesile olacaktır. DİVA-SEN&#8217;in bir diğer olmazsa olmazıdır.</p></blockquote>
<p>İslami perspektiften bakılırsa, bir insanın para karşılığı ezan okuması, yada namaz kıldırması, bu görevlerine karşılık bedel biçerek, ücretini az bulması, ne derece doğrudur tartışılabilir..</p>
<p>Yada bu işlerin, meslek ve geçim kaynağı olması Allah katında ne derece makbuldür, bilemeyiz. Fakat şu bir realite ki, eğer DİVA-SEN üyeleri, grev haklarını kullanmaya kalkarlarsa, cenazelerimizi kendimiz yıkamak, ezanlarımızı kendimiz okumak, cuma namazlarını kendimiz kıldırmak vs gibi daha önce pek rastlanmayan durumlarla karşılaşmak işten değil..</p>
<p>Hele hele şimdilik şakayla karışık dile getirilen, namaz yavaşlatma eylemi gibi bir eylemi, icra ederlerse, cemaatin hanesine sevap mı yazılır, yoksa içlerinden küfreden olursa, hiç yoktan günaha mı sokarlar bilinmez.</p>
<p>[Şeytanın sürekli mesaide olduğu düşünülürse, yasin suresi ile kılınacak bir Cuma namazından sonra, camiye uğrayan kişi sayısında gözle görülür bir azalma olacağı kesin ] Dolayısıyla, hükümetin, din görevlilerine istediklerini vermekten başka çaresi yok gibi görünüyor..</p>
<p>Bu cephede işler arapsaçı iken, mevcut duruma, bir de laik cepheden bakarsak, durumun vehametini daha net görmemiz mümkün..</p>
<p>Özellikleri anayasa tarafından belirlenmiş, yüceler yücesi, ulu ve dahi laik devletimizin, din işlerine bu kadar bütçe ayırıp, ücretli ve mesaili eleman çalıştırması, kendisiyle ne kadar çelişir, üzerine çok fazla konuşmaya gerek yok.. Kestiği kurbanların derilerine kadar sahip çıkan ve üzerine dindar halkından bu kadar korkan bir devletin, <strong>&#8220;Ben size güveniyorum, bu konuda özgürsünüz, namazınızı nasıl kılarsanız kılın, imamınızı, müezzininizi kendi aranızdan seçip, kendiniz finanse edin&#8221;</strong>demeye pek niyeti olmadığı ortada..</p>
<p>Çünkü bizim devletimiz korkuyor!</p>
<p>Evet, kurulduğu günden bu yana, suni irtica evhamlarıyla, dini müesseselerini kontrol altında tutmaya çalışan bir sistemle ayakta duruyor.. Devlet bu korkularından kurtulamadığı, halkının içinde yaşayan dini cemaatlerle barışmadığı sürece, bu çelişkili durumların son bulması mümkün görünmüyor..</p>
<p>İşte bu yüzden, imamlarıyla 300 YTL nin pazarlığını yapmak zorunda !!</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></span></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/07/31/imamlar-greve-giderse/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/07/31/imamlar-greve-giderse/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

