<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Din istismarı</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/din-istismari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 23:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Din ve Vicdan Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639</guid>
		<description><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası

&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; 
&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri) 
 
Bir önceki yazımızda din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7642" title="20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası</h2>
<p style="text-align: left;"><strong><em><br />
&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; </em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri)</em></strong> <br />
 </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/25/din-ozgurlugu%25e2%2580%2599ne-genel-bir-bakis/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Bir önceki yazımızda</span></a> din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş ve bu konu etrafında değişik örnekler vermiş, dahası ülkemizde yaşanan din özgürlüğü problemlerine değinirken hatırlarsanız şöyle demiştik: <em>&#8220;Kendi tarihimiz açısından bakarak; Peki, devlet neden dini, vicdanlara ve mabetlere hapsetmek suretiyle kontrol altına almak istesin ki? Sahi din bu kadar korkutucu bir şey midir ki kontrol edilme ihtiyacı duyulsun? ya da geçmişte hristiyanlık tarihinde olduğu gibi, dinsel bir şiddet süreci mi yaşamıştık? Din ve mezhep kavgaları mı yapmıştık? Din ya da kilise eliyle engizisyon mahkemelerinde işkence ve zulüm mü görmüştük?&#8221;<span id="more-7639"></span></em></p>
<p> Daha önce yazmış olduğum bu satırları, derinlere inmek suretiyle; biraz daha açmayı, sağlıklı bir tahlil yapabilmek adına önemli olduğunu düşünüyorum. Ve meselenin bam teline dokundurmak için; din özgürlüğü problemlerinin, tarihsel olarak başlangıç noktasına ve kaynağına bir yolculuk yapmak gerekecek.  </p>
<p>Araştırmalar, tarihi süreç içerisinde din özgürlüğü problemlerinin daha çok hıristiyanlıkla  ortaya çıktığını göstermektedir. Teorik ve haklı olarak kendini &#8220;Sevgi dini&#8221; olarak takdim eden bir dinin, güç ve iktidar sahibi mensupları tarafından, başka dinlere ve kendi içinde oluşan &#8220;heretik ve schismatic&#8221; oluşumlara karşı, tavizsiz ve gaddarane bir şiddet politikası gütmesi ve bunun insanlığa sunmuş olduğu ağır tahribat ve bedeller, ilgili konuyu ve süreci araştırmaya değer kılıyor. Daha çok  batıda gelişen ve insanlığın vicdanını duvara asıp, hayvani (belki de daha aşağı)  mertebeye ulaşmada, zirve yaptığı bu süreç, değil başka bir dine, farklı bir mezhebe dahi tahammülün olmadığı bir süreç olarak, tarihe geçmiştir. Zira Ortaçağ&#8217;da kilisenin mutlak bir otorite konumuna hızla yükselme arzusu ve devleti ele geçirme gayretleri nedeniyle bağnazlık ve tahammülsüzlük had safhaya ulaşacak. Ve böylece batı&#8217;da <strong>&#8220;tek kral, tek devlet ve tek din&#8221;</strong> anlayışı hakim olacaktı.  </p>
<p>Olayın başlangıç noktasına dönecek olursak; Hz.İsa ve getirmiş olduğu ilahi mesajların, ümmeti tarafından yayılma süreci, yaklaşık 310 sene gizli ve el altında gerçekleşmiş ve bu insanlar o günün zalim cabbarlarına ve oligarşik despotlarına karşı, bu dini gizlilik içerisinde korumaya muvaffak olmuşlardı. </p>
<p><strong>İmparator Constantin tabandan gelen zorlama neticesinde, hıristiyanlığı din olarak kabul etme ve din özgürlüğünü getirme mecburiyetinde kalmıştı. Gerçi bu Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir.</strong> <strong>Eğer o günün Hıristiyanları, Constantin&#8217;in bu oyununa gelmeyip, daha çok üst yapı ile ilgilenMEselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi yorumu getirilebilir.</strong> <strong>Zira hiristiyanlığın (resmi) din olarak kabul edilişi, hıristiyanlara indirilen büyük bir rehavet darbesi olmasının yanında, iktidar sahibi zalim ve jakoben yöneticilerin, dini ve siyasi gücü kontrol altında tutma maksadıyla, baskıcı ve despotik yönetimlerinin ilk nüvesini oluşturacaktı. Tabii hiristiyanlığın resmi din olarak kabul edilişin ardından, hristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini (hassasiyetlerini) kaybedip, kelepir sevdasına düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.</strong>   </p>
<p>İmparator Constantin 313 yılında Milan fermanı ile, ferman söylemlerinin aksine dinde toleranssızlığa giden yolun kapısını aralamıştır. <strong>&#8220;Bir devlette tek din ve din içinde birlik&#8221;</strong> ilkesiyle Constantin, heretiklere karşı savaşta, kiliseyi desteklemiş ve hatta önderlik etmiştir. Bu dönemde, heretiklik manevi ve medeni suç olmaktan çıkarılıp, sonu engizisyon mahkemelerine kadar varan bir dizi zülmi cezalara kadar gitmiştir. Bu dönem kilise ile devletin yetkilerinin kaybolup kaynaşmaya dönüştüğü bir dönem olarak adlandırılabilir. </p>
<p>Daha sonra 380 yılında I.Theodosios ile hıristiyanlık önce devletin resmi dini haline gelmiş, peşinden de devlete hükmeden bir kurum haline dönüşmüştür ki buna <strong>&#8220;hiristiyanlığın devletleşmesi&#8221; </strong>ya da<strong> &#8220;Dinin kurumsallaşması&#8221; </strong>tabiri daha uygun düşecektir. Yani <strong>&#8220;Kilise devlet içinde değil, Devlet Kilise içindedir&#8221;</strong> artık. Başka bir deyişle, &#8220;<strong>kilisenin (ruhani kılıcın) devleti ele geçirmesi&#8221;</strong> olarak da yorumlanabilir.         </p>
<p>Sonuçta, insanlığa kan kusturacak öylesi bir teokratik düzen gelmiştir ki, bunu Papa VIII.Boniface şu şekilde izah etmektedir.  </p>
<p><em>&#8220;Kutsal Katolik ve apostolik kilise dışında günahların ne affı ne de onlardan kurutuluş yolu vardır. Mevcut iki kılıç (dünyevi  ve ruhani) kilisenin iktidarındadır. Bir devlette iki baş olamaz. Dünyevi otorite, ruhani olana tabidir. Ruhani otorite kral da dahil herkesi yargılayabilir ama o hiç kimse tarafından yargılanamaz. Çünkü onun otoritesi ilahidir.&#8221;</em> </p>
<p>İşte bu aşamadan sonra din özgürlüğü alanındaki felaketler süreci başlamış oluyordu.  </p>
<p> Bu despotik tekelci yönetim, İncil&#8217;de geçen <strong><em>&#8220;Ve efendi hizmetçiye dedi; Yollara ve çitlerin boyuna çık. Bulduklarını içeriye girmeye zorla ki evim dolsun.&#8221;</em></strong> Sözünü kendine referans alarak zora başvurmanın lüzum ve doğruluğuna inanır. Hoşgörüsüzlük ilke haline getirilir. Ve sonuçta Nietzsche&#8217;ye <strong>&#8220;Anarşist ve Hıristiyanın kökeni birdir&#8221;, &#8220;Kutsal anarşistler&#8221;</strong> sözünü dedirtecek, şiddet ve yüzyılları bulan din ve mezhep kavgalarının fitili ateşlenmiş olur. </p>
<p>Bu kadarla da kalınmaz ve <strong>&#8220;Ruhun kurtuluşu için, her türlü ten cezası, her işkence hatta ölüm caizdir&#8221;</strong> düşüncesi ortaya atılır ve engizisyon mahkemelerinin fikri alt yapısı oluşturulur ve bu zülüm düzeni devlet eliyle meşrulaştırılmış olur.  </p>
<p>Dinde zorlamayı makul gören anlayışın temelinde, <strong>&#8220;Hıristiyanlı/Kilise dışında kurtuluş yoktur&#8221;</strong> kuralı dikkate değerdir. Bu kural maalesef kendinden olmayana şiddet yolunu açmış ve yeryüzünü kana boğmuştur. </p>
<p><strong>Zira öğretiye göre, hiristiyanlığın asıl amacı ruhun ve insanlığın manevi kurtuluşudur ve bunun da tek ve mutlak yolu hiristiyanlıktır. Yani tek bir mutlak doğru vardır. O da kendileridir. Bu kurtuluşa gelmeyen kılıçla yola gelecektir. Dolayısıyla dinde zorlama insanın en kutsal görevidir. Toplumun zor kullanmama sebebinden dolayı topyekün cehenneme gitmektense bireylerin acı çekmesi ve hatta ölmesi gayet normaldir!</strong> </p>
<p>İşte bu anlayış, kendinden olmayan din ve mezheplerle bir savaşın ifadesidir. Zira insanlığın manevi kurtuluşunu hedef almış fanatik bir inancın, ne başka dinlere ne başka mezheplere ne de kendi içindeki farklı oluşumlara müsaade edeceği beklenemez. Özgürlüğe gem vurma ve zorlama suç olarak değil, kutsal vazife olarak nitelenmiştir. </p>
<p>Hiristiyanlık içinde oluşmuş  her mezhebin kiliseleri de, &#8220;mutlak hakikatı&#8221; kendilerinin temsil ettiğini iddia etmiş ve kurtuluşun sadece kendilerinde olduğuna iman etmişlerdir. Dolayısıyla kendileri dışındaki oluşumları heretik kabul ederek, onlarla savaşmayı vazife bilmişler ve kanlı mezhep savaşları böylece başlamıştır.  </p>
<p>532 yılında İmparator Jüstinyen hipodrom&#8217;da 40.000 civarında insanı doldurup katletmesiyle vurguladığı  &#8220;Tek devlet, tek kanun, tek din&#8221; anlayışının doğurduğu <strong>&#8220;Kral kimse, din o&#8217;dur.&#8221;</strong> felsefesine inanmış ve bunu da vahşetinin gerekçesi yapmıştır. Artık halk, kralın dininden olmak zorundadır.  </p>
<p><strong>Hz. Peygamberin (S.A.V), Bizans Kralı Herakleios&#8217;a gönderdiği mektupta <em>&#8220;İslamı kabul etmekten kaçınması halinde halkının günahını da üstleneceği&#8221;</em> şeklindeki uyarısı, muhtemelen hıristiyanlıktaki halkın, kralın dininden  olması zorunluluğu sebebiyledir. Yoksa İslam&#8217;da hiç kimsenin, bir başkasının suçunun cezasını çekmeyeceği esaslı bir prensiptir. Ayetlerle de sabittir. </strong> </p>
<p><strong>Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; insanlığa zulüm ve gözyaşı getirmekten başka hiçbir işe yaramayan, yukarda anlatılan öğretiler ve bu öğretilerden müteşekkil zihin yapısı daha çok, iktidar odaklı kurumsallaşmış bir dinin, günümüz tabiriyle vatikanizm öğretisinin eseridir. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s)&#8217;nın getirmiş olduğu ilahi mesajla uzaktan yakından alakası yoktur.</strong> </p>
<p><strong>Çünkü, her türlü müessese gibi, (devlet de buna dahildir) Kiliseler de konformizme, sosyal ve siyasal muhafazakarlığa, yani mevcut durumun her ne pahasına olursa olsun sürdürülmesine tabiatları gereği yatkındırlar. Bunun yanında ilahî mesajın, yani dinin yeryüzünde insanlar tarafından temsil edilen ve &#8216;yönetilen&#8217; bir müessesesi olamaz. Bunun yanında; Papa, kardinal, piskopos gibi hiyerarşik otoriteler zinciri Hz. İsa&#8217;nın getirdiği dinde yoktur. Bu durum, Kiliselerin kendilerini bir devlet gibi teşkilatlandırmaları sonucu ortaya çıkmıştır ki, insanları din değil, bürokratik yapılarla yüz yüze getirmiştir. Bu hiyerarşik yapı, doğal olarak kendini korumak için din ile hiç alakası olmayan kıymeti kendinden menkul ve kendine ait bir iç kanun ve kurallar bütününü de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Kiliseler ve kurumsallaşmalar, özünde bir yabancılaşmayı, yani dinden uzaklaşmayı taşımakta ve bireyin yasa ve kurallara boğulmasıdır ki, tarihte yaşanan acı olaylar da bu gerçekliğin yansımasıdır.</strong> </p>
<p>Şimdi, hristiyanlık tarihinde ve din özgürlüğü problemleri çerçevesinde, tarihte yaşanmış bazı olayların altını çizmeye çalışalım. </p>
<p>Din savaşlarına en önemli örneklerden biri Antakya ve Kudüs&#8217;ün işgalidir. 1098 yılında Antakya&#8217;yı ele geçiren haçlılar şehirdeki bütün Müslümanları katlederek, Kudüs yoluna koyulmuşlardır. 1099 yılında Kudüs işgal edildiğinde ise, yaşlı, kadın, erkek, çocuk savunmasız 40.000 insan kılıçtan geçirilmiş. Kutsal mekanlar yağmalanmış. Bütün Museviler de, Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle sığındıkları sinagoglarda yakılmıştır ki, bu olay insanlık tarihinin en acı katliamı olarak geçmiştir. </p>
<p>1204 yılında ise, Küdüs&#8217;e yönelen IV.Haçlı orduları, İstanbul&#8217;a uğrayarak, zulüm ve nefretlerini ortaya dökmüşlerdir. Oradaki halka, inanç farklılığından dolayı zulmedilmiş. Din adamları asılmış, savunmasız kadınlara ve rahibelere tecavüz edilmiş. Aziz olarak bilinen kişilerin mezarları dahi yağmalanmıştır. Ayasofya cami dahi bu yağmadan nasibini almıştır. Öylesine bir yağmadır ki bu, İstanbul harabe şehir haline gelmiştir. Bununla da yetinmeyip, İstanbul&#8217;da bir Latin patrikliği kurmuşlar ve Ortodoks halkı zorla Katolikleştirmeye çalışmışlardır. (Şahsi kanaatim şayet Bizans, Bizans olarak kalsaydı, sanırım sorun yoktu ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;a en azından belki de kılıçla girmeyecekti. Zira Bizans artık koca bir zülüm meydanı ve haçlı seferlerinin üssü pozisyonundaydı diye düşünüyorum)         </p>
<p><strong>Buradan Haçlı  seferlerinin amaçlarından birisi de, heretik ilan edilen Bizans&#8217;ın tekrar Katolikliğe dönüşünü sağlayarak yeniden Papa&#8217;nın egemenliği altına girmeyi sağlamak olarak yorumlanabilir. Hatta biraz daha ileri giderek, geçtikleri her yolda bir enkaz bırakmaları sebebiyle bu hareketin sömürü ve emperyalist amaçlar taşıdığını da söyleyebilirim.</strong> </p>
<p>1313 yılında Tapınak Şovalyeleri Papa ve Kral işbirliği ile, heretik ilan edilmiş ve şovalyeler diri diri yakılarak idam edilmişlerdir. Ve Tapınak şovalyeleri, papaya ve krala Karuni bir servet bırakarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.  </p>
<p>1572&#8242;de Fransa&#8217;da Katolikler, IX. Charles&#8217;ın emriyle bir gecede 20 ila 70 bin arasında Protestan&#8217;ı katletmişlerdir. Enteresandır, Papa, bu katliamı kutlamak için özel bir madalya bastırmıştır. (Saint-Barthelemy Katliamı)</p>
<p>Yine din özgürlüğü problemlerinin sebep olduğu otuz yıl savaşlarını da hatırlatmak gerekiyor. Protestan ve Katolik birlikler arasında çıkan savaşta Almanya koca bir harabe ülke halini almış, 300 ayrı eyalete bölünmüş ve bunun yanı sıra nüfusu da 16 milyondan 6 milyona düşmüştü. Bu savaş sonunda yorgunluk ya da bıkkınlık hali olsa gerek, kısmi bir din ve vicdan özgürlüğü getirildiğini de belirtmem gerek. </p>
<p>Ve Engizisyon Mahkemeleri&#8230; Bu mahkemeler, XIII. Yüzyılda ortaya çıkmış, hıristiyanlıktan dönen, heretik akımlara karışan, dini esaslara başkaldırmış, kısmen de Yahudileri ortadan kaldırmak ve yok etmek maksatlı kurulmuş ve XIX. Yüzyıla kadar etkisini sürdürmüş Katolik kilise mahkemelerdir. Bu mahkemelerin, heretik akımlara karşı başarısız olmuş hükümdarların tahttan indirileceği kararını alması, vahşeti boyutunu daha da derinleştirmiştir. Öyle ki bu vahşet; yüzyıllar boyunca, yüz binlerce kişiyi yakma, kazığa oturtma, mezardan çıkarıp kemikleri yakma, dilini kesme, evlerini yıkma, mala gasp, hapis, sürgün, kürek çekme gibi cezalar olarak tezahür etmiştir.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/24/kesifler-cagi-ve-uyuyan-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Endülüs&#8217;ün yıkılışıyla,</span></a> İspanyol Engizisyon Mahkemeleri bu sefer Müslümanlar ve Yahudiler üzerinde akıl almaz işkence ve zulümlere başlamışlar. Sonuçta ya Amerika yerli halkının kaderini paylaştılar ya da göçe zorlandılar. Osmanlının yardımlarıyla bir kısmı Kuzey Afrika&#8217;ya bir kısmı da İstanbul&#8217;a yerleşmişlerdir. (İstanbul&#8217;da yaşayan bir Yahudi Cemaatine mensup bir arkadaşım bana bu olayı anlatmış, Osmanlı&#8217;ya şükranlarını iletmişti.)  </p>
<p><strong>Ve Batı  dünyası 1500 yılı aşkın süren din savaşları  sonucunda savaşmaktan yorulması  sebebiyle olsa gerek, içlerindeki farklı mezhep ve görüşleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu kabulleniş yani din ve vicdan özgürlüğünün kabulu, dinden kurtulmak şeklinde ortaya çıkmıştır. Batı dinden ve kilise baskısından kaçarken pozitivizme ve hümanizme tutunacak. Özgürlüğe yelken açacak. Ancak bu da dini aşırılık sonrası, özgürleşme aşırılığını doğuracaktır</strong>. <strong>(Bu tespitler de, ayrı bir yazı konusu olabilir.)</strong> </p>
<p>Yukarda anlatılan olaylar baz alındığında <strong>aforoz, engizisyon ve endüljans</strong> (günahları affetme yetkisi) gibi tanrısal gücün temsil edilmesi ve bunun doğurduğu problemler de ayrıca göze çarpmaktadır. </p>
<p><strong>Aslında yazı  boyunca anlattığım şey, daha doğrusu tarih boyu yaşanan şey, dogmatik tekelcilik sebebiyle, kilisenin elinde tuttuğu gücü  (din, yönetim, ekonomik güç) kötüye kullanması ve din istismarına gitmesidir şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır? Sorusunun cevabı hayati önem kazanmaktadır. </strong> </p>
<p><strong>Tabii burada dinin kontrol altına alınması gereken tehlikeli bir dogma olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Ya da kimilerimiz, Türkiye&#8217;de çok yaygın bir klişe olan; <em>&#8220;&#8216;Evet, evet, din zaten siyasete hiç karışmamalı, vicdanlarda yaşamalı&#8217; diyebilirler&#8221;</em> Oysa bu peşin hükümlü bir genellemedir.  Çünkü dinin siyasete karışarak insanlık adına, özgürlük, adalet ve barış getirdiği bir düzine, tarihsel olay da sayabilirim. Kaldı ki, bir dinin hayatın hangi yönlerini düzenleyeceği konusunda o dinin kendi kaynakları ve inananları dışında kimsenin karar verme yetkisi de yok. Meselenin bir diğer boyutu ise, yukarda anlatılan despotik ve zulüm olayları din boyutlu gibi görünse de, bu çoklu durum sadece din değil, din-dışı felsefeler ya da ideolojiler ve her türlü -izm&#8217;ler için de geçerli. Örneğin diyalektik materyalizmin siyasete karışması, ‘silahlı propaganda&#8217;ya koyulmuş Leninist bir komünizm şeklinde de olabilir. </strong> </p>
<p><strong>Bu durumda &#8220;Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?&#8221;  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir. </strong> </p>
<p>Birinci duruşu İslam dinini baz alarak, meseleyi biraz daha açarsak; İslam, şuur sahibi insanları tek tek muhatap almıştır ve insanlar dünyadaki eylemlerinden, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu olacaklardır. Din mesajını fertlere iletir. Fertlerin görevi vazifelerini yerine getirmektir<strong>. Fakat fertler vazifelerinin ötesinde somut sonuçların peşine düşmesi gerekmez.</strong> Yani insan vazifesini yapar, sonucu verecek olan Yaratıcının işine karışmaz. Bu özelliği ile <strong>ilahi mesaj daha çok ALT YAPI ile ilgilidir. Fertler için en önemli vazife iman ibadet, ahlak, vicdan gibi konulardır. ÜST YAPI tali bir konudur.</strong> Şerif Mardin&#8217;in dediği gibi; <em>&#8220;İslam gibi toplum ilişkilerini İlahî bir mesajın ışığında değerlendiren ve toplumu gereken İslami ideale yaklaştırmaya çalışan bir dinde, dinin kendisini bir ‘üstyapı&#8217; kurumu olarak değil, bir ‘temel şekillendirici&#8217; olarak ele almak&#8221; </em>gerekir. <strong>Belki de burada önemli olan siyasetin dine dolayısıyla insana hizmet eder şekilde tutulmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>Bu ilkelerden, esas alınan unsurun taban olduğu (insan, ahlak, vicdan&#8230; olduğu), devlet, güç ya da iktidar sahibi elitist zümre&#8230; gibi tavan için yani üst yapı için, fertlerin zarar görmesinin istenemeyeceği sonucu ortaya çıkar. </strong></p>
<p><strong>Bu nokta çok önemlidir. Daha kestirmeden açık olarak ifade edeyim; </strong> </p>
<p><strong>Eğer birinci duruşa sahipseniz mesela, devletin ali cenap menfaatleri için, Dersim Katliamını hoş göremezsiniz. Ermeni tehcirini hoş göremezsiniz. Vicdanları kanatıp, Gazi, Sivas Madımak, Maraş olaylarını hoş göremezsiniz.  &#8220;Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır&#8221; da diyemezsiniz. Devleti putlaştıramazsınız. Kendinden olmayana düşman gözüyle bakamazsınız. Milleti ve insanlığı kendine hedef seçip &#8220;eylem planları&#8221;, &#8220;lahikalar&#8221;, &#8220;kafes&#8221; operasyonları hazırlayıp uygulayamazsınız. &#8220;Ayışığı&#8221;, &#8220;Yakamoz&#8221;, &#8220;Sarıkız&#8221;, &#8220;Eldiven&#8221; gibi darbe planları da hazırlayamazsınız. Dahası, camilerdeki mahyalara &#8220;Önce Vatan&#8221;, &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; şeklinde ucuz hamasi yazılar da yazamazsınız. Kısacası hukuku, adaleti ve vicdanları ayaklar altına alamazsınız. &#8220;Milli menfaatler mi, ahlak mı önemli ?&#8221; sorularını soran ahmak kafalara, &#8220;Ahlak&#8221; diye haykırarak duruşunuzu belirlersiniz.</strong> </p>
<p>Tarih boyunca tecrübelerce sabit olan ve sıkıntılı bir duruşu temsil  eden ikinci duruşta ise, en önemli vurgu <strong>&#8220;iktidar&#8221;</strong> vurgusudur<strong>. İktidara ve güce endeksli bir duruş tarzıdır. Yazıda konusu geçen hristiyanlığın devletleşmesi suretiyle kurumsallaşması ya da Siyasal İslam dedikleri İslamcılık bu duruşu temsil eder. Bu duruşun, aktörlerinin ortak özelliği iktidar talebidir denilebilir. Bu duruşu temsil edenler oldukça dindar olabilirler ancak en önemli fark önceliklerinin değişmiş olmasıdır. Evet bunlar, toplumsal düzeni sağlamak için, problemlerin çözümü için iktidarı ele geçirmek gerektiğini inanmışlardır. Alıştıra alıştıra mı söylemem gerek bilmiyorum ancak, Humeyni Devrim hareketini ve hatta, MSP, RP, FP gibi siyasi partileri de bu çizginin devamı olarak görmekte bir beis görmüyorum.</strong><strong> </strong><strong>Hatta, bu ikinci duruşun temsilcileri içerisinde, Hizb-ut Tahrir, Usame Bin Ladin ve El Kaide gibi Kur&#8217;anı literal yorumlayıp, hatasız masum dindar yönetici arayanlar dahi vardır. Yeryüzünde böyle bir insan olmadığı için, bu taleplerini gerçekleştirebilmek adına tabii olarak, iktidar amaçlı çalışmak zorunda olduklarını da belirtmem gerekir. Sonrası malum; dini despotizme  kadar varılabilecek keyfi uygulamalar ve baskılar kendini gösterebilir. </strong> </p>
<p><strong>Özetle ikinci duruş; devleti önceleyen, üst yapıya önem veren görüşlerdir. Bu görüş esasen ehl-i Sünnet itikadına da uygun değildir. Fakat, Sünni Müslümanların yaşadığı yerlerde de yaygınlaşmıştır. Sünni Müslümanlar arasında iktidar talebini önceleyen bu görüşlerin yaygınlaşmasında modernite etkisi ve Şiilik yadsınamaz ölçüde etkili olmuştur.   </strong></p>
<p>Bu arada, bir diğer önemli hususa da parantez açmam gerekiyor;</p>
<p>Yazının amacı, hristiyanlık tarihindeki kötü örnekleri sıralayarak  <strong>&#8220;onlar kötü, biz iyiyiz&#8221; </strong>iddiasında bulunmak değil elbette. Yazını amacı, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarını belirleyerek dünya barışına katkılarını anlatabilmek. Dahası dinin siyasete karışması noktasında iki farklı duruşu gözler önüne serip, sorunun temellerine inebilmek ve geçmişten ders almak olarak özetlenebilir. Bunun yanı sıra dini kontrol altına alma çabalarının, altında yatan gerçekliği gözler önüne serebilmekti. </p>
<p>İslam tarihine baktığımızda, insani hataların, hırsların ve bağnazlıkların da mevcut olduğunu görebilirsiniz. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından çok geçmeden Müslümanlar arasında fazlasıyla siyasi karmaşalar, ihtilaf ve çatışmalar başlar. Hz. Osman ve Hz. Ali&#8217;yi şehit edenler Müslümandır. Sıffin savaşıyla, &#8220;Hariciler&#8221; olarak bilinen ve hem Sünnilere hem de Şiilere karşı bugünün deyimiyle &#8220;terör&#8221; uygulayan, Günümüz Taliban ya da El Kaide&#8217;sine benzer fanatik mezhep de çıkar. </p>
<p>Maalesef ikinci duruş dediğimiz bu anlayış, Hz. Muaviye&#8217;den sonra çeşitli saltanatlar şeklinde devam etmiş; bu saltanatlarda <strong>Emeviler&#8217;de olduğu gibi, devletin/toplumun huzuru için fertler feda edilmekten çekinilmemiştir. Mitleşen devletin korunması &#8220;bir ibadet gibi&#8221; ele alınmış; bu uğurda her şey feda edilmiştir. Hakeza İttihat ve Terakki marifetleri ile, Osmanlı&#8217;nın son dönemleri ve hatta Osmanlının manen çöküş dönemleri de bu anlayışı temsil edebilir. Bugün bu anlayışı, Siyasal İslam ya da İslamcılık diye tanımladığımız, ideolojik yaklaşımların yürüttüğünü söyleyebiliriz.</strong>  </p>
<p>Daha sonraki yüzyıllar boyunca da Müslüman mezhepler, devletler, emirlikler, hanedanlar arasında sayısız savaş  yaşanır. Evet, mezhep çatışması İslam&#8217;da Hıristiyanlığa göre daha azdır, ama yine de vardır.</p>
<p> Bu elbette İslam&#8217;a aykırıdır ama her dinde olduğu gibi İslam tarihinde de yine din adına pek çok dünyevi çatışma, kaos, ve kör fanatizm üretenler olmuştur ve halen de olmaktadır. </p>
<p>Ve sonuçta, dönüp dolaşıp şu soruyu tekrarlamak ihtiyacı hissediyorum. </p>
<p><strong>&#8220;Yaşanan acı gerçekler karşısında suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır?</strong>&#8221;  <br />
 </p>
<p><strong>Gelecek Yazı</strong> </p>
<ul type="DISC">
<li><strong>Din ve Vicdan Özgürlüğü Sürecinde İslam Tecrübesi ve Sonuç</strong></li>
</ul>
<p> <strong>Teşekkür : </strong>Sayın<strong> </strong>Prof.Dr.Saffet Köse&#8217;nin &#8220;Din Özgürlüğü ve Barış Yolunda İki Farklı Tecrübe&#8221; adlı eseri, Köprü Dergisi yazarlarından Sayın Selim Sönmez ve Dinler Tarihi Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. İsmail Taşpınar ve Sayın Mustafa Akyol&#8217;un makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türban çağdaştır, çarşaf çağdışıdır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/turban-laiklik-chp-kemalizm-carsaf/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/turban-laiklik-chp-kemalizm-carsaf/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 09:32:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[çarşaf çağdışıdır]]></category>

		<category><![CDATA[modernite]]></category>

		<category><![CDATA[Türban çağdaştır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3706</guid>
		<description><![CDATA[Bir giyim tarzı ancak çağdaş üretimin etkisi sonucunda şekilleniyorsa çağdaş olarak nitelenebilir. Günümüzde çağdaş üretime modern üretim diyoruz. Bu nedenle modern üretimin bir ihtiyaç haline getirmediği hiçbir giyim tarzı modern olamaz. Bu yönüyle modern sadece batılı olan demek değildir. Batılı olan şapka batıda kullanılan bir modern giyim aksesuarıdır; ancak toprak ağası şapka taktığında modernleşmez (bakınız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090304_derin_dusunce_org_laiklik_chp_carsaf_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3707" title="20090304_derin_dusunce_org_laiklik_chp_carsaf_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090304_derin_dusunce_org_laiklik_chp_carsaf_2.jpg" alt="" width="231" height="200" /></a>Bir giyim tarzı ancak çağdaş üretimin etkisi sonucunda şekilleniyorsa çağdaş olarak nitelenebilir. Günümüzde çağdaş üretime modern üretim diyoruz. Bu nedenle modern üretimin bir ihtiyaç haline getirmediği hiçbir giyim tarzı modern olamaz. Bu yönüyle modern sadece batılı olan demek değildir. Batılı olan şapka batıda kullanılan bir modern giyim aksesuarıdır; ancak toprak ağası şapka taktığında modernleşmez (bakınız Maho Ağa). Çünkü nesneyi modern yapan kumaşı, tasarımı değildir; modern yaşamın ona atfettiği anlamdır.    </p>
<p>Batıda kültürel modernleşme ekonominin değişmesinin bir sonucudur. Türkiye&#8217;de ise birinci kültürel modernleşme batılılaşmadır; batılı modern kültürün olduğu gibi Türk insanına yaşatılması <span id="more-3706"></span>çabasıdır.  </p>
<p>Cumhuriyet 1945&#8242;den sonra çok partili döneme geçilmesiyle birlikte halkın taleplerini göz önüne almak zorunda kaldı. Bundan sonra kültürel batılılaşma eskisi kadar kararlı uygulanamadı. Oysa nüfusun büyük kısmı henüz öyle ya da böyle modernleşmemişti.  </p>
<p>1950 sonrasında ekonomik modernleşmenin hız kazanmasıyla insanlar köylerden şehirlere göç etti. Böylece batıda yaşanan doğal süreç Türkiye&#8217;de de yaşanmaya başladı. Üretim araçları kara sabandan traktöre, atölyeden fabrikaya değişiyordu.   </p>
<p>İkinci kültürel modernleşme ekonominin modernleşme sürecinin hız kazanmasıyla gerçekleşti. Göç sonucunda köylünün çocuğu şehirde modern hayata hızla adapte olmak zorunda kalıyordu. </p>
<p>Doğal modernleşme üretimle başlar, demiştik. Şehre göç, üretme biçimini tamamen değiştirdi. Artık çocuğu çalıştırabilecek bir tarla yoktu. Bu aynı zamanda &#8220;Büyüyünce ne olacaksın?&#8221;sorusunu gündeme getiriyordu. Çocuğun &#8220;bir şey&#8221; olabilmesi ise ancak eğitim ile mümkündü.  </p>
<p>Başlarda kız çocuklarının okuması o kadar önemsenmedi. Ancak şehirde baş gösteren geçim sıkıntısı anneleri çalışmaya zorlayınca, kız çocuklarının eğitimi ailelere daha bir anlamlı gelmeye başladı. Bu nedenle kızlar en azından kocaya gitme çağları gelene kadar okula gönderilmeye başladı. Geleneğin kıskacından kurtulabilenler ise üniversiteye gittiler. Böylece kadını kitleler halinde modern üretime sokacak kapı açılmış oldu.  </p>
<p>Gerek eğitim gerekse çalışma hayatı kadını sosyalleştirdi. Katı Cumhuriyet batılılaşmasının etkisinin kırıldığı 1945 sonrası dönemde üniversiteye ya da çalışma hayatına başlayan köylü kadınların bir kısmı Cumhuriyet&#8217;in teklif ettiği batılı kıyafeti kabul etti, bir kısmı etmedi.  </p>
<p>Bazı kadınlar geleneklerini korumak istiyorlardı. Diğer yandan değişim de kaçınılmazdı. Artık ninelerinin giydiği köylülüğü simgeleyen şalvarı, yemeniyi, çarşafı da kullanmak istemiyorlardı. Bir düşünün, yemenilerle, basma eteklerle, fistanlarla kızların şehirde dolaştıklarını. Herhalde dere kenarına çamaşır yıkamaya gidecekler hissine kapılırsınız. Elbette ki eğitimli kadın toplumsal yaşamda böyle algılanmak istemeyecekti.  </p>
<p>Şimdi ninelerimiz neden türban takmaz çarşaf giyer, türbanlı da neden başını ninesi gibi bağlamaz, anlaşılır oldu sanırım. Çünkü ikisinin arasında tam bir çağ var. Ninelerimiz ya da onlar gibi modern hayatta bir rolü olmayanları fistanla, yemeniyle gördünüz mi garipsemezsiniz. Çünkü onlar köyden şehre göç ettiler; ama köylü yaşamlarını değiştirmediler.  </p>
<p>Bir kesim türbanı rejim karşıtı simge olarak ilan ediyor. Meselenin temelde rejimle hiçbir ilgisi yok. Nine ile torunu arasındaki fark birinin rejime sadık diğerinin rejim düşmanı olması değil; birinin modern öncesi diğerinin modern olmasıdır. </p>
<p>CHP&#8217;nin mantıksal olarak türban ile değil fakat çarşaf ile bir sorunu olması gerekir.  </p>
<p>Çünkü çarşaf modern değildir.  </p>
<p>Çağdaş üretime adapte olmuş insanın kıyafeti olmadığı için çağdaş değildir.  </p>
<p>Kavganın temelinde &#8220;çağdaşlık&#8221; olsa CHP&#8217;nin çarşaf açılımı ile çok ciddi oranda oy kaybetmesi gerekirdi. Oysa laikçi kesim çağdışı çarşafı çok da önemsemiyor. Çarşaftan daha çağdaş olduğu konusunda uzlaşılan türban ise çok daha yoğun tepki alıyor.  </p>
<p>Birinci kültürel modernleşme olan batılılaşmayı uygulamış ve halen destekleyen CHP&#8217;nin doğal modernleşmenin bir sonucu olan türbanla bir sorunu olmasının ilericilikle, gericilikle ilgisi yok. Sonuç olarak doğal kültürel modernleşmenin ürünü olan türbanlı da moderndir, modern hayat içinde kendisine bir yer aramaktadır. </p>
<p>Laikçilerin derdi ne öyleyse? Çağdaşı olan çarşaf bile nasıl oluyor da türbandan daha az tepki alabiliyor? Bu da bir başka yazının konusu olsun. <br />
 </p>
<p><strong>Sonraki yazı</strong> </p>
<p>Çarşafa gösterilmeyen tepki neden türbana gösterilir? </p>
<p>Neden?</p>
<p>CHP lideri sayın Deniz Baykal çarşaflı vatandaşlarımıza parti rozeti taktı. Laikçi kesim beklenenin aksine bu duruma çok sert bir tepki göstermedi. Çarşaf açılımı CHP&#8217;nin laikçi oyları kaybetmesine yol açmadı. Laikçi çağdışı çarşafa çağdaş türbana gösterdiği tepkiyi göstermiyor. Neden türban çarşaflıdan bile daha nefret edilesi bu kesimin gözünde?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/04/turban-laiklik-chp-kemalizm-carsaf/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/turban-laiklik-chp-kemalizm-carsaf/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de dinin hududu yurttaş vücudunu aşamaz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turkiye%e2%80%99de-dinin-hududu-yurttas-vucudunu-asamaz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turkiye%e2%80%99de-dinin-hududu-yurttas-vucudunu-asamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 12:29:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[inanç özgürlügü]]></category>

		<category><![CDATA[jakobenizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3615</guid>
		<description><![CDATA[[11 Şubat 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
1931-36 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin genel sekreterliğini ve rejimin &#8220;üçüncü adam&#8221;lığını yürüten Recep Peker, laikliği tarif ederken şöyle buyurmuştu:
&#8220;Türkiye&#8217;de din telakkisinin hududu, yurttaş vücudunun cildini aşamaz.&#8221;
Yani din, sadece yurttaşların &#8220;vicdanları&#8221;nda yer alabilir, oradan çıkıp toplumsal hayatta kendini ifade edemezdi.
O devirden bu yana Türkiye halkına dayatılan resmi laiklik anlayışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_derin_dusunce_org_laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3618" title="20090225_derin_dusunce_org_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_derin_dusunce_org_laiklik.jpg" alt="" width="154" height="152" /></a>[11 Şubat 2008 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/hangi-rejimler-dini-vicdanlara-iter-168324.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>1931-36 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin genel sekreterliğini ve rejimin &#8220;üçüncü adam&#8221;lığını yürüten Recep Peker, laikliği tarif ederken şöyle buyurmuştu:</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;de din telakkisinin hududu, yurttaş vücudunun cildini aşamaz.&#8221;</p>
<p>Yani din, sadece yurttaşların &#8220;vicdanları&#8221;nda yer alabilir, oradan çıkıp toplumsal hayatta kendini ifade edemezdi.</p>
<p>O devirden bu yana Türkiye halkına dayatılan resmi laiklik anlayışı hep bu ezber üzerinde gelişti. En son AK Parti&#8217;ye açılan &#8220;kapatma davası&#8221;nın iddianamesinde de, Başsavcı, dinin &#8220;kendi alanında, vicdanlardaki yerinde&#8221; tutulması gerektiğini vurguluyordu.<span id="more-3615"></span></p>
<p>Peki ama bu ezber doğru mudur? Dinin yeri gerçekten sadece &#8220;vicdanlar&#8221; mıdır? Ve onu sadece orada tutmak isteyenlerin derdi nedir?</p>
<p>Gelin, biraz kurcalayalım bu meseleyi.</p>
<p>Öncelikle de şunu tespit edelim: Dinin &#8220;vicdanlardan&#8221; dışarı taşmasıyla ortaya illa &#8220;din devleti&#8221; çıkmaz. Çünkü bireyin vicdanı ile devletin otoritesi arasında çok büyük bir alan daha vardır: &#8220;Sivil toplum&#8221;. Bu alanda, devletten bağımsız olarak kendi başına örgütlenmiş kurumlar yer alır. Dini cemaatler, tarikatlar, eğitim kurumları, hayır dernekleri ve benzeri örgütlenmelerin hepsi &#8220;sivil toplum&#8221; içindedir ve dolayısıyla devletin laikliğine bir halel getirmez.</p>
<p>Peki o zaman &#8220;hayır, din sadece vicdanlarda kalmalı, o hududu aşmamalı&#8221; diyenler niye böyle demektedir?</p>
<p>Geçen ay hayata gözlerini yuman Amerikalı düşünür Richard John Neuhaus, din ve kamusal alan konusunda bir klasik sayılan &#8220;Çıplak Kamusal Alan&#8221; (The Naked Public Square) adlı kitabında bu soruyu şöyle cevaplar:</p>
<p>&#8220;Eğer din, sırf bireysel vicdan düzeyine indirgenirse, kamusal alanda sadece iki aktör kalmış olur: Devlet ve birey. Bu ikisinin arasında ahlaki değerler yaratan ve temsil eden ara bir kurum olan din ortadan kaldırılmıştır. Ve artık devletin tutkularını dizginleyecek bir kurum kalmamıştır&#8230; Bu tür bir laik devlet, sonunda totaliterizme varır.&#8221;</p>
<p>İşte tam da bu yüzden, tüm totaliter laik rejimler geleneksel dini kurumları yok etmeyi veya etkisizleştirmeyi hedeflemiştir. Neuhaus şöyle devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Hitler&#8217;in Nazi Almanyası&#8217;nda veya Marksist-Leninist doktrine bağlı devletlerde asıl saldırı bireysel dini inançlara yönelik değildir. Bu inançlar birer kişisel ‘hurafe&#8217; olarak geçiştirilebilir, çünkü sonuçta devletin gücüne karşı önemli bir tehdit oluşturmazlar. Asıl saldırı, dini inançları taşıyan ve savunan kurumlara yöneliktir. Bu kurumlar ki, devleti hesaba çekebilecek aşkın bir otoriteye atıfta bulunmaktadırlar. Bu kurumlardır ki, totaliter devletin o klasik sloganına bir tehdit oluştururlar: Her şey devlet içindedir, hiç bir şey devlet dışında değildir.&#8221;</p>
<p>İşte, Türkiye&#8217;deki sorunun özü de buradadır: Devlet, toplumun değerlerinden, inançlarından ve taleplerinden etkilenerek oluşan demokratik bir yapı değil; aksine kendi ideolojisini topluma empoze eden totaliter bir yapı olarak tasarlanmıştır. O yüzden her şeyi &#8220;içine&#8221; almaya, tüm sivil toplumu kendi ideolojisine boyun eğdirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Peki ama böylesi daha mı iyidir? Özelilkle bizim gibi &#8220;geri kalmış&#8221; toplumlara gereken tam da bu mudur?</p>
<p>Rejim bekçilerinin &#8220;evet, aynen öyle&#8221; diyeceklerine eminim. Ama bu durumda hemen sormak lazım onlara:</p>
<p>Toplumun değerlerini, inançlarını ve taleplerini dinlemediniz, bunları ifade eden sivil toplumu ve dahası siyasi muhalefeti bastırdınız da iyi mi oldu?</p>
<p>Bunları bastırmasaydınız, &#8220;Türk Tarih Tezi&#8221; gibi zırvalar üretmekten, &#8220;Türk kafatası&#8221;nın ırki vasıfları hakkında &#8220;bilimsel&#8221; konferanslar düzenlemekten, bu kadar uçlara savrulmaktan korunmaz mıydınız?</p>
<p>Bunları bastırmasaydınız, Kürtlerin varlığını inkar etme ve dillerini yasaklama gibi zırdelice işlere girişmekten alıkonmaz mıydınız?</p>
<p>&#8220;Tek doğru&#8221;ya inanıp bunu herkese dayatmak yerine farklı doğrulara izin verseydiniz, bugün hem daha az bölünmüş hem de daha renkli bir Türkiye&#8217;de yaşıyor olmaz mıydık?</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turkiye%e2%80%99de-dinin-hududu-yurttas-vucudunu-asamaz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turkiye%e2%80%99de-dinin-hududu-yurttas-vucudunu-asamaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtülü Arabistan&#8217;a, Çarşaflı CHP&#8217;ye!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/28/basortulu-arabistana-carsafli-chpye/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/28/basortulu-arabistana-carsafli-chpye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:01:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[çarsaf]]></category>

		<category><![CDATA[basörtüsü yasagi]]></category>

		<category><![CDATA[CHP'nin türban açilimi]]></category>

		<category><![CDATA[tesettür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2419</guid>
		<description><![CDATA[9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;ın çarşaflı kadınlara rozet takmasına yönelik tartışmaları doğal bulduğunu söyledi.  
  
Demirel, &#8220;Güzel olan şey, tartışılabilmesidir. Siyasi işler hakkında kararı halk verir, sandık var.&#8221; dedi. Ardından kendisiyle özdeşleşen sözünü bir cümle daha ilave ederek hatırlattı: &#8220;Dün dündür, bugün bugündür. Yarın da yarındır.&#8221;
DP Genel Başkanı Süleyman Soylu ve beraberindeki heyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="haberresim" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/11/28/demirel.jpg" alt="" align="right" />9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;ın çarşaflı kadınlara rozet takmasına yönelik tartışmaları doğal bulduğunu söyledi.  <br />
  <br />
Demirel, &#8220;Güzel olan şey, <span id="more-2419"></span>tartışılabilmesidir. Siyasi işler hakkında kararı halk verir, sandık var.&#8221; dedi. Ardından kendisiyle özdeşleşen sözünü bir cümle daha ilave ederek hatırlattı: &#8220;Dün dündür, bugün bugündür. Yarın da yarındır.&#8221;</p>
<p>DP Genel Başkanı Süleyman Soylu ve beraberindeki heyet Demirel&#8217;i Güniz Sokak&#8217;taki evinde ziyaret etti. Demirel, burada bir gazetecinin, &#8220;Deniz Baykal&#8217;ın, sizin geçmişte kullandığınız esnek siyaset diline döndüğünü söyleyebilir miyiz? Sizin &#8216;dün dündür bugün bugündür&#8217; ifadeniz Baykal&#8217;ın yaptıklarıyla örtüşüyor mu?&#8221; şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti: &#8220;Herkesin bir yoğurt yiyiş tarzı var. &#8216;Dün dündür, bugün bugündür&#8217; doğrudur, çünkü dünkü şartlarla bugünkü şartlar birbirinden farklıdır. Bugün hâlâ dünde yaşıyorsanız gerilerde kalmışsınızdır. Dünde yaşanmaz, bugünde yaşayacaksınız, yarının imkanlarından da yararlanacaksınız. Slogan sadece &#8216;Dün dündür bugün bugündür&#8217; değil, &#8216;Dün dündür, bugün bugündür, yarın da yarındır&#8217;. Bugünle yarın arasındaki fırsatlardan iyi yararlanacaksınız.&#8221;</p>
<p>Bu arada Süleyman Soylu, DP&#8217;nin 9. Olağan Kongresi&#8217;nin büyük bir başarıyla tamamlandığını, Türkiye&#8217;nin önüne bir alternatif koymak adına büyük bir heyecan duyduklarını söyledi. Soylu, &#8220;Türkiye&#8217;nin ortaya koyduğu bilgi birikimini Güniz Sokak&#8217;tan alıp bütün Türkiye&#8217;ye yansıtma olanağı sağladınız. Bu bilgi birikimiyle daha emin adımlarla yürüyoruz.&#8221; dedi. Demirel ise Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve bugünkü Demokrat Parti&#8217;nin misyon partileri olduğunu vurguladı. Demirel, bu misyonun Türkiye&#8217;nin mutluluğu, barışı, refahı ve kalkınması olduğunu belirtti. <br />
Zaman</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #000000;"> </span><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: right;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/28/basortulu-arabistana-carsafli-chpye/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/28/basortulu-arabistana-carsafli-chpye/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Feneri, Doğan ile kavga, Aydın kime denir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/09/17/deniz-feneri-dogan-ile-kavga-aydin-kime-denir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/09/17/deniz-feneri-dogan-ile-kavga-aydin-kime-denir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2008 13:34:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/09/17/deniz-feneri-dogan-ile-kavga-aydin-kime-denir/</guid>
		<description><![CDATA[ Değerli okuyucumuz Bigaloğlu bir kaç soru yöneltti bize. Aslında yanlız değil bu soruları sorarken. Son günlerde bir çok mesaj geldi sizlerden. Hem aydın tarifini yapmamızı istiyorlar hem de Deniz Feneri ve Doğan-RTE kavgası konusundaki düşüncelerimizi. Bu konudaki fikirlerimi paylaşayım ama mutlak gerçek olarak değil de kaliteli tartışmalar için mütevazi bir katalizör olarak kabul edilmesini istirham [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080909_derin_dusunce_org_kafa-karisikligi.jpg" alt="20080909_derin_dusunce_org_kafa-karisikligi.jpg" align="right" /> Değerli okuyucumuz Bigaloğlu bir kaç soru yöneltti bize. Aslında yanlız değil bu soruları sorarken. Son günlerde bir çok mesaj geldi sizlerden. Hem aydın tarifini yapmamızı istiyorlar hem de <strong>Deniz Feneri</strong> ve <strong>Doğan-RTE kavgası</strong> konusundaki düşüncelerimizi. Bu konudaki fikirlerimi paylaşayım ama mutlak gerçek olarak değil de kaliteli tartışmalar için mütevazi bir katalizör olarak kabul edilmesini istirham edeyim.</p>
<h5>AYDIN ve AYDINLIK</h5>
<p>Sartre&#8217;ın dediği gibi <em>&#8220;aydın başkaları tarafından güdülmeyi reddeden kişidir&#8221;.</em> Yani düşüncelerinde özgürdür.</p>
<p>Hazır giyim mağzasından ceket alır gibi köşe yazarlarından, siyasetçilerden fikir almaz. Fikir üretmek için gerekli vakti ayırır<span id="more-1543"></span>, kitap okur, aklına güvendiği dostlarıyla tartışır. Köşe yazarlarından istifade eder. İnsanların ne olduğuna değil ne düşündüğüne bakar. Yazarları bölücü, fetullahçı, komünist&#8230; diye sınıflandırmaktan kaçınır. İnsanlarla değil fikirlerle uğraşır.</p>
<p>Özgürdür dedik ya. Başkalarının güdümünden sakındığı gibi kendi geçmişinden de sakınır aydın. Geçmişteki hatalarını en azından kendine itiraf eder. Önyargıları, korkuları olabilir. Ama zaman içinde bunları teşhis eder. Tedavisini arar.</p>
<p>Okulda okumak aydın yapmaz bir insanı. Dağ başında koyunlarını güden bir çoban bir profesörden daha aydın olabilir. Meselâ 1980&#8242;lerde Kürtçe&#8217;nin yasaklanmasına hiç sesini çıkarmayan rektörlere kıyasla &#8220;ALLAH onları da Kürt yaratmış, vardır bir hikmeti&#8221; diye düşünen cahil(!) bir çoban benim gözümde daha aydındır. (Bkz. Mustafa AKYOL)</p>
<h5>DENiZ FENERi</h5>
<p>Bu derneğin adı lekelenince <em>&#8220;ah işte din istismarı! Esas bunlardan korkucan kardiş!&#8221; </em>diyen çok kişi duydum. Kanada&#8217;daki katolik kiliselerinde yetim çocuklara yıllarca tecavüz edildiği ortaya çıkınca (1991) da benzeri sözler söylenmişti.</p>
<p>Bu gibi skandallar insanlık kadar eski soruları gündeme getiriyor.</p>
<ol type="1">
<li>Erdem nedir?</li>
<li>Din insanı erdemli yapar mı?</li>
<li>Dindarlar ötekilerden daha erdemli midir?</li>
</ol>
<p>Mevcut karışıklığın birinci sorumlusu kurumsallaşmış dinler. Daha doğrusu din adamları. En başta da Hıristiyanlık&#8217;ın Katolik mezhebi. Ama Yahudilik ve İslâm da bu durumdan münezzeh değil. Bir Protestan aydın şöyle diyordu &#8220;Katolik Papa İsa&#8217;yı bizden çaldı, şampuan gibi pazarlanabilir bir ürün yaptı!&#8221;.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi&#8217;ne girdiğimde otomobillere yapıştırmak için çıkartmalar satılıyordu, &#8220;I LOVE ALLAH&#8221;. Eğer bir Müslüman meselâ internetteki tartışma forumlarında göstereceği nezaketi ile ateistleri imrendiremiyor, İslâm&#8217;a çekemiyorsa bunu bir çıkartma ile hiç yapamaz. Bütün yapacağı inancını bir ürün; bir mal gibi göstermek ve pazarlamaktır. &#8220;Müşterileri&#8221; daha iyisini bulana kadar sürer hükmü.</p>
<p>Özetleyecek olursak din adamları ve bazı dindarlar erdemi tekellerine almak istiyorlar. Yani bunlara göre :</p>
<p>&#8220;Dürüst, eli açık, yardım sever, büyüklere saygılı vs vs olmak istiyorsanız illâ ki bir dininiz olmalı. Çünkü ahirette ceza alma korkusu ile iyi davranabilirsiniz. Aksi takdirde bencil olursunuz.&#8221;</p>
<p>Ben bu görüşe katılmıyorum. <a href="http://www.derindusunce.org/2008/02/21/verme-hakki/">VERME HAKKI</a> adlı yazımda anlattığım gibi iyilik her insanın içinde vardır. Normal koşullarda insanlar iyilik yaparak mutlu olurlar. Bu bakımdan biraz kendini sorgulayan; kalbinin sesini dinleyebilen bir insan kendiliğinden iyiye yönelebilir. Ama dediğim gibi normal koşullarda.</p>
<p>Tehdit altında, korkunun hakim olduğu coğrafyalarda insan hayvanlaşır, kalbinin değil nefsinin sesini dinler. Bir de içinde yaşadığı toplum bir insanı kalbinin sesini duymaktan alıkoyabilir. O zaman da insan mesela LÜKS TÜKETiME ve HAZ ALMAYA ODAKLI bir yaşamı benimseyerek hayvanlaşabilir. Bu hayvanlaşma sürecini de <a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/">İnsan maymunlaşabilir mi?</a> Adlı makalede ayrıntılarıyla dile getirmiştim.</p>
<p>Din adamlarının erdemi tekelleri altına almalarına karşıyım. Bazı dinsizler çok erdemli bir hayat sürebilecekleri gibi &#8220;dindar&#8221; görünen bazı insanlar iğrenç bir yaşam kurabilirler kendilerine. Hatta bu iğrençlikleri din ile maskeledikleri için daha da tiksindirici bir duruma geçebilirler.</p>
<h5>DOĞAN - RTE KAVGASI</h5>
<p>Basın özgürlüğü demokrasi için çok gerekli. Diğer 3 gücün yani Yasama-Yürütme-Yargı denen makinenin işlemesi açısından. Demokrasi bir otomobilse eğer basın kurumu şöfürün (yani halkın) önündeki gösterge tablosu gibi.</p>
<p>Gelin görün ki bazen bu gösterge tablosu şöförden daha akıllı olduğunu düşünmeye başlayabiliyor. Tıpkı darbe meraklısı bir ordunun veya görev sahası dışına çıkan yargının yıpranması gibi basın da yıpranıyor. Tabi bir yandan da ülkeyi yıpratarak&#8230; Yargının kendini yıpratma sürecini <a href="http://www.derindusunce.org/2008/08/20/anayasa-mahkemesi-kapatilsin/">&#8220;Anayasa Mahkemesi kapatılsın!&#8221;</a> adlı yazımızda ele almıştık. Benzeri bir makale Türk Basını için de yazılabilir.</p>
<p>Hükümet devirmek, darbeye ortam hazırlamak için çalışan bir basın artık &#8220;halkı bilgilendirme&#8221; görevini kat kat aşmıştır benim gözümde. &#8220;Ordu Göreve!&#8221; diye manşet atmaya utanmayan gazetelerimiz 1977&#8242;de başlayan terör döneminde bomba yapmak için şemalar yayınlıyorlardı. Halkı bilgilendirme görevi bu kadar ileri götürülebilir!</p>
<p>Bunlara ek olarak kışkırtıcılıkta  sicili çok kabarık olan bir basınımız var. Ege&#8217;deki Yunan adalarına Türk bayrağı dikip resmin altına <strong>&#8220;Neden bu adayı almıyoruz?&#8221;</strong> diye manşet atan, Balkanlardaki çatışmalarda &#8220;Sırp öldürdüm&#8221; diye gururlananlardan bahsediyoruz &#8220;tarafsız Türk gazetecisi&#8221; derken.</p>
<p>Asla unutmamak gerekir ki <strong>Türk basını mürekkeple değil insan kanıyla basılır</strong>. Son yıllarda bu kana (kanımıza) ne kadar susadığını Kuzey Irak ile ilgili her olayda tekrar tekrar gösterdi. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/06/08/musulâu-ve-kerkukâu-alalim/">&#8220;Haydi Savaşa!&#8221;</a> adlı yazımızda hicvetmiştik bu tutumu. 2008 martında harekât bitti diye genelkurmay başkanı Büyükanıt&#8217;ı bile &#8220;linç&#8221; etmekten çekinmeyen bir ekip var karşımızda. Bu konuda <a href="http://www.derindusunce.org/2008/03/05/tuh-biz-daha-cok-kan-istiyorduk/">&#8220;Tüh! Biz daha çok kan istiyorduk!&#8221;</a> adlı yazımız hatırlanabilir.</p>
<p>Sorun sadece Türkiye&#8217;ye özgü değil elbette. CNN ve FOX TV&#8217;nin Irak&#8217;ın işgalinde oynadıkları role bakın meselâ. Yine rastlantıya(!) bakın ki ne zaman Türk Silahlı Kuvvetleri bir ihale açsa Fransız basınında Ermeni lobisi ‘nin sesi kesilir. Yazılı basında Türkiye hakkında hiç bir olumsuz haber çıkmaz.</p>
<p>Gazetelerin basılması, dağıtılması vb çok masraflı ve kârsız bir iş. Batı dünyasında olduğu gibi bizde de basın kuruluşları sırtlarını tencere, çorap, uçak üreten büyük firmalara dayıyorlar. Elbette patronlarının çıkarlarına aykırı yazılar yayınlamaları imkânsız. Milliyet gazetesinin haftalarca <strong><em>&#8220;alüminyum kanser yapıyor&#8221;</em></strong> diye yayın yapmasıyla Mil-Pa&#8217;nın çelik tencere pazarlaması arasındaki rastlantıyı(!) hatırlayın.</p>
<p>Diğer yandan gazete sahiplerinin ihaleleri, vergi borçları vb maddî çıkarları ile &#8220;gazeteci erdemi&#8221; biraz çakışıyor. Hükümet de dahil olmak üzere siyasetçiler ise basının halkı bilgilendirmesini değil reklâm yapmasını istiyorlar. Bütün bu iç ve dış baskılar altında ayda 1000 veya 2000 YTL maas alan bir gazeteci ne kadar bağımsız olabilir? Olamaz. Hem de hiç.</p>
<p>Bu bakımdan ben basını erdemli, vatansever insanların çalıştığı bağımsız bir kurum olarak görmüyorum. Basını ve basın özgürlüğünü savunurken de basın fetişizmi yapmaktan kaçınmak gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/">ATV-SABAH ihalesinde de açıkça taraf tutmuştum</a>. Zira güç oyunlarında erdem araMAmayı ögretti hayat bana. En güzeli hiç kavga olmasın. Ama eğer kavga çıkmışsa sonuç Türkiye&#8217;nin ve Türklerin lehine olsun diyorum. Ormanda gezerken tecavüze uğrayan bir kadın görsem tarafsızlık adına oturup seyretmem. Polis çağırırım veya müdahele ederim.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye olan sevgim beni siyasî konularda taraf olmaya itiyor. Türkiye&#8217;nin normalleşmesini isteyen bir insanım. İktidarlar oyla gelsin, oyla gisin, darbe olmasın, basın kuruluşları Ergenekon gibi çeteler ile işbirliği yapmasın istiyorum.</p>
<p>AKP bugün var yarın yok. Ama normalleşen bir Türkiye&#8217;de herkese yer var, ekmek var. Bu sebeple Doğan-RTE kavgasından da AKP&#8217;nin kazançlı çıkmasını tercih ederim. Çünkü Doğan&#8217;ın nasıl patron olduğunu bilmiyorum ama Erdoğan %47 oy alarak geldi başbakanlığa. Onun durumunu daha meşru buluyorum.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/09/17/deniz-feneri-dogan-ile-kavga-aydin-kime-denir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/09/17/deniz-feneri-dogan-ile-kavga-aydin-kime-denir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Paşam! Sakın din istismarı yapan TSK olmasın?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 17:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/</guid>
		<description><![CDATA[Artık yeni Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ&#8230;
İlker Paşa geleneğe uyarak devir-teslim töreninde temel siyasi konularda bir çerçeve manifesto okudu&#8230;
Ondan önceki gün de yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner, çerçeveyi aşan daha &#8220;detaylı&#8221; bir siyasi konuşma yapmıştı. Koşaner&#8217;in konuşmasına dair Yasemin Çongar ve Murat Belge&#8217;nin 29 ağustos tarihli yazılarını okumanızı tavsiye ederim&#8230;
Yeni görevine başlayan İlker Paşa&#8217;ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık <img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/08/20080831_derin_dusunce_tsk_ve_din_itismari.jpg" alt="20080831_derin_dusunce_tsk_ve_din_itismari.jpg" align="right" />yeni Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ&#8230;<br />
İlker Paşa geleneğe uyarak devir-teslim töreninde temel siyasi konularda bir çerçeve manifesto okudu&#8230;<br />
Ondan önceki gün de yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner, çerçeveyi aşan daha &#8220;detaylı&#8221; bir siyasi konuşma yapmıştı. Koşaner&#8217;in konuşmasına dair Yasemin Çongar ve Murat Belge&#8217;nin 29 ağustos tarihli yazılarını okumanızı tavsiye ederim&#8230;<br />
Yeni görevine başlayan İlker Paşa&#8217;ya da benim bazı sorularım olacak&#8230;<br />
Laiklik konusunda her zaman olduğu gibi çok hassassınız&#8230; TSK&#8217;nın laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşundan bahsediyorsunuz&#8230; Laiklik konusunda en temel kriteriniz ise &#8220;dinin veya dinî duyguların veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmemesi&#8221;&#8230;<span id="more-1454"></span><br />
Bu istismar edilmeme talebine bu memlekette aklı başında kimse karşı çıkamaz, tamamen haklısınız&#8230; Ben de inanıyorum ki din istismarcılarına yönelik bu ülke en üst seviyede müteyakkız olmalıdır&#8230;<br />
<strong>Din istismarcısı bir kurum olarak TSK</strong><br />
Fakat İlker Paşa&#8230; Tamamen İslami bir terim olan şehadet kavramını, içerdiği tüm dinsel duygularla birlikte sürekli kullanan kurum hangi kurumdur?<br />
&#8220;Oğlun şehit oldu&#8221; deyince, onbinlerce asker anası ve babası hangi duyguları hissediyor? Laik duygular mı? Acılı analar ve babalar tamamen dince kutsal sayılan bu kavrama iman ettiği için, oğullarının şehitlik makamına ulaşıp, cennete gideceğine inandığı için çoğu zaman oğullarının ölümü karşısında bu kadar isyansız, bu kadar mütevekkil&#8230; Bu onlara haksızlık değil mi? Bu onların &#8220;dinî duygularını istismar etmek&#8221; değil mi?<br />
Başında bulunduğunuz ordumuz, kurumsal yapısında İslami bir unsur olup olmadığı noktasında çok hassas olmasına rağmen halkımızın büyük çoğunluğunun hâlâ oğullarını İslami duyguların yoğun olduğu bir motivasyonla silah altına gönderdiğini iyi biliyor&#8230; Bu sebeple dinsel terimleri terminolojisinden hâlâ çıkarmıyor&#8230; Laik bir devletin laik ordusuna yakışan şeyi hâlâ yapmıyor&#8230; Yanlış mıyım İlker Paşa?<br />
Bu toplumun geleneksel hafızasında ordu hâlâ &#8220;Peygamber Ocağı&#8221;, askerlerimiz hâlâ &#8220;Küçük Muhammed&#8221; yani &#8220;Mehmetçik&#8221;, savaşıp vefat edenleri de hâlâ Allah adına kendini kurban eden asker yani &#8220;Şehit&#8221;&#8230;<br />
Derin Anadolu&#8217;nun bu üç olguya yönelik hissiyatı hâlâ bu&#8230; İşte bu sebeple Derin Anadolu, oğulları ölünce &#8220;Oğlum şehitlik payesine ulaştı, cennete gitti, öbür oğlum da şehitliğe hazır&#8221; diyebiliyor&#8230;<br />
Bu ülke tarihinde dinsel duyguları siyasete alet etmek her zaman parti kapatma sebebi oldu&#8230; Din duygularını istismar edenler, insanlara siyasi amaçları uğruna &#8220;cennet&#8221;i vaat edenler, &#8220;Bize oy vermeyen patates dinindendir&#8221; diyenler hapsi boyladı ve yasaklandılar&#8230;<br />
Ey İlker Paşa&#8230; Laik bir devlet, laik bir ordu İslami kavramları içerdiği tüm dini huşuyla köküne kadar kullanıp, yurttaşlarını bu motivasyonlarla gerektiğinde ölmeye ve öldürmeye çağırıp sonra da başka kurumlara ve kişilere nasıl &#8220;Dince kutsal sayılan duyguları istismar etmeyin&#8221; diyebilir?<br />
Bizzat din istismarı yapan bir kurum, laiklik ilkesiyle kökten çelişen bu dinî tabirleri sistematik olarak kullanan bir kurum, hangi hakla &#8220;laikliğe ilişkin vazgeçilmez bir duruş sahibiyiz&#8221; diyebilir?<br />
&#8220;Kubbeler miğfer, müminler asker&#8221; dedi diye içeri atılanların ülkesinde, askerlere &#8220;Küçük Peygamber&#8221;, hayatını kaybedenlere &#8220;Şehit&#8221; diyen bir kurum nasıl laiklik nutukları atabilir İlker Paşa?<br />
Ey İlker Paşa, gelin sizin döneminizden itibaren artık TSK toplumun kutsal din duygularını istismar etmesin&#8230; İslami terimler üzerinden din sömürüsü yapmasın&#8230; Laik bir devletin laik ordusu gibi davransın&#8230;<br />
TSK, Anayasanın başlangıç ile 24. ve 174. maddelerinde yer alan ilkelere artık uysun&#8230; TSK, Başbuğ dönemiyle birlikte Anayasada ifade edilen hükümlere artık sıkı sıkıya bağlı kalsın&#8230;<br />
&#8220;Biz işimize geldi mi laiklik nutku atarız, işimize geldi mi İslami kavramları da sonuna kadar kullanırız&#8221; demesin artık ordumuz&#8230; Yakışmıyor, ayıp oluyor İlker Paşa&#8230;<br />
TSK içindeki subaylarımızın eşinin İslami giyim tarzına sahip olup olmadığına bakılır&#8230; Hatta evinin iç dekorasyonunda resim tabloları gibi, içki büfesi gibi &#8220;laik&#8221; unsurlar olup olmadığına bakılır&#8230; O da yetmez, gelen misafirlerle harem-selamlık düzeninde mi oturuluyor, &#8220;laik&#8221; şekilde mi oturuluyor ona da bakılır&#8230; Bu tür istihbarat ve teftiş raporları kayda geçmiştir, bunları biliyoruz&#8230; Yanlış mı İlker Paşa?<br />
Ama askere adam çağrılacağı, savaşmaya yani devlet için ölmeye ve öldürmeye asker gönderileceği zaman Peygamber Ocağı, Mehmetçik, Şehitlik gibi tamamen din duygularına hitap eden terimleri kullanıyor ordumuz&#8230;<br />
Laik bir devlete, laik bir orduya bunlar yakışıyor mu İlker Paşa? Kutsal din duygularını istismar bu değildir de nedir İlker Paşa?<br />
Yeni görevinizde başarılar dilerim&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/08/31/pasam-sakin-din-istismari-yapan-tsk-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

