<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Devletçilik</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/devletcilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Fetva devlet lehine değil hak lehine verilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/fetva-devlet-lehine-degil-hak-lehine-verilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/fetva-devlet-lehine-degil-hak-lehine-verilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 19:11:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=22006</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye İslam&#8217;ı maalesef &#8220;öz&#8221; bir İslam anlayışı yerine genel olarak &#8220;Devlet-Irk-İslam&#8221; şeklinde birbirine eklemlemiş bir yapıdır. Bunu söylerken elbette &#8220;öz İslam&#8217;a vâkıf&#8221; olmuş,  pişmiş, yanmış şekilde tepeden bir dille söylemiyorum. Bahsettiğim eklemlenmiş yapı olması gereken bir sonuç olmasa dahi tarihsel sürece bakıldığında gayet makûl ve anlaşılabilir bir şekilde ortaya çıkmıştır.
  &#8220;Devlet-Irk-İslam&#8221; eklemlenmesi gerçeğinin son örneğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="https://encrypted-tbn2.google.com/images?q=tbn:ANd9GcR1ypxZ__mw5b4t4BckO0h5IiMa7phk1Kb-sJ6t6bxHC4yKrxZJ" alt="" width="191" height="162" />Türkiye İslam&#8217;ı maalesef &#8220;öz&#8221; bir İslam anlayışı yerine genel olarak &#8220;Devlet-Irk-İslam&#8221; şeklinde birbirine eklemlemiş bir yapıdır. Bunu söylerken elbette &#8220;öz İslam&#8217;a vâkıf&#8221; olmuş,  pişmiş, yanmış şekilde tepeden bir dille söylemiyorum. Bahsettiğim eklemlenmiş yapı olması gereken bir sonuç olmasa dahi tarihsel sürece bakıldığında gayet makûl ve anlaşılabilir bir şekilde ortaya çıkmıştır.<br />
  &#8220;Devlet-Irk-İslam&#8221; eklemlenmesi gerçeğinin son örneğini ise Hayrettin Karaman Hoca&#8217;nın &#8221; İslamî Görüş&#8221; başlıklı yazısında gördük. Kıymetli Hayrettin Karaman Hoca&#8217;nın bu yazısı, İslam başlığında birleşmeyi tavsiye ediyordu tavsiye dışına çıkacaklar için</p>
<p><span id="more-22006"></span>(hoca bu birleşme dışındakileri &#8220;bölme&#8221; başlığında tanımlıyor.) ise bundan men etme fetvasını ortaya koyuyordu. Bu yazıdan sonra Altan Tan ve Hilâl Kaplan, Hayrettin Karaman&#8217;a çok makul, üslûbu çok yerinde, mesele üzerine tefekküre sevk eden eleştiri yazıları yazdılar. Allah onlardan razı olsun ki, böyle ehemmiyetli bir konunun konuşulmasında üslûbu ve hakkaniyeti gözeterek inşallah hayra vesile oldular.<br />
  Baştan belirteyim ne ilmim, ne aciz aklım Hayrettin Karaman Hocaya eleştiri getirebilecek kabiliyette değil, -Allah izin verirse- bir İlahiyatçı adayı kardeşi olarak ancak kendisine kalbime, vicdanıma ve aklıma yatmayan açıklamalarıyla ilgili naçizane sorular sorabilirim. Olur da gençlik heyecanıyla haddimi aşarsam affola.</p>
<p> <br />
  Türkiye&#8217;deki Kürtlerin çoğunluğunun Müslüman Kürtler olduğunu ve hatta hatta İstiklâl Mahkemelerinin idam ettiği Şeyh Said&#8217;in dahi İngilizlerle işbirlikçiliğinden değil dini nedenler ile &#8220;laikliğe&#8221; karşıtlığından Diyarbekir&#8217;de cami avlusunda arkadaşlarıyla birlikte idam edildiğini çok iyi biliyoruz.<br />
  Türkiye halkının çoğunluğunu oluşturan Müslümanlar Türkler ve onların Müslüman kardeşleri olan Kürtlerin arasına 12 Eylül 1980 Darbesi sonucu oluşan PKK gerçeği gelip oturuyor. Ama neden oturuyor hiç soruyor muyuz? Acaba biz çoğunluk Müslüman Türkler olarak, azınlık olmadığı halde azınlık sayılan Müslüman Kürtlerin haklarını yeterince savunmadığımız için olabilir mi? </p>
<p> <br />
  Türk-Kürt (PKK) savaşının temelinde yatan neden hiçbir zaman &#8220;din&#8221; olmadı, bu savaş &#8220;ırka&#8221; dayalı bir savaştı, bugün din ile arasına oldukça büyük bir mesafe koyan ve PKK&#8217;yı destekleyen Kürtlerin bir &#8220;din&#8221; savaşı içinde olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Peki, bizler &#8220;ırka&#8221; dayalı bir savaştan nasıl oluyordu da &#8220;şehit&#8221; kavramını çıkarıyorduk? Hayrettin Karaman Hoca&#8217;nın ortaya attığı &#8220;bölme&#8221; fikri aslında Kürtler tarafından değil maalesef biraz da &#8220;İslam=İslam+Devlet+Irk&#8221; sayan Türkiyeli Müslümanların, &#8220;ırk&#8221; savaşından şehit çıkartmasıyla başlamamış mıydı? (Ölenler şehit değildir demiyorum, şehit olup olmadıklarınız yalnızca Allah bilir)</p>
<p> <br />
  Biz Türkiyeli Müslümanlara &#8220;Bir kavme olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.&#8221; ayeti vahyolunmuştu ve biz Müslüman Türkler, bu ayeti nasıl hiçe sayıyorduk ve canları, malları ve hatta dilleri yasaklanmış Müslüman Kürt kardeşlerimizin hakkını savunmuyorduk? Elbette burada tepeden yahut ukala bir dille, bu gaflete düşmüş insanları anlamamazlık etmiyorum çünkü onlara meselenin aslı anlatılmadı &#8220;ülkeyi bölmek, vatanı bölmek&#8221; iddiasında olan bir örgütten başka bir şey bilmediler Kürt Meselesi hakkında&#8230; B.k yedirilen Kürtleri, işkenceden geçirilen Kürtleri bilmiyorlardı. Ama bugün biliyoruz, biliyoruz ama ezberlerimizi bir türlü bozamıyoruz, on yıllardır öyle derine işlemiş ki, kemikleşmiş&#8230;<br />
  Bir örnekle açıklayacak olursam, &#8220;Hep hırsız mı suçlu?&#8221; bahsinde mesela Altan Tan Müslüman bir Kürt, Altan Tan gibi bir Müslüman&#8217;ı, BDP&#8217;nin kucağına iten Müslümanların hiç mi suçu yok? (Hemen belirteyim siyasetlerine katılmasam dahi BDP&#8217;nin siyaset yapma hakkını destekleyen biriyim, bu bahsim &#8220;Altan Tan BDP&#8217;ye gitmesin&#8221; demek değil, hep BDP kötü derken kendimize bakmamız gereğindendir.)</p>
<p> <br />
  Bu gün bu ülkede insanları kaçıran, zorunlu askerlik sonucu askere gitmiş gencecik çocukları katleden PKK&#8217;yi savunacak durumum yok ama PKK var ise sebebi de var, önce o sebeplerle hesaplaşmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Tekrar Müslüman Kürtler bahsine dönecek olursam; devletin yanında olup PKK&#8217;ye karşı koruculuk eden bir Müslüman Kürt kardeşimin sözlerine bakalım derim. &#8220;PKK&#8217;ye karşı bir Kürt olarak bu ülkenin toprağını savundum, mayına bastım bacağım koptu. Devlet beni PKK&#8217;den koruyamadı. Şimdi Uludere&#8217;de devletin bombası evladımı öldürdü.&#8221; Buyurun! Bu ve bunun gibi kardeşlerimizi koruyamazsak nerede bizim Müslümanlığımız, nerede bizim insanlığımız, biri bana söyleyebilir mi? </p>
<p> <br />
  Şimdi PKK cephesi olsun, BDP cephesi olsun, yahut BDP ve PKK&#8217;den yana olmayan Müslüman Kürtler olsun artık bıçak kemiğe dayandığı için &#8220;Başkanlık Sistemini, Özerkliği, İslamî Kürt Partisini&#8221; konuşuyor ve bazı Müslüman Türkler arkasına dini(?) alarak onları &#8220;bölmek&#8221; ile itham ediyor ve haklarında fetva yayımlıyor&#8230;<br />
  Fetva makamı fetvasını &#8220;devlet&#8221; adına mı verir yoksa &#8220;hak din&#8221; adına mı? Elbette hak din adına. Kuran-ı Kerim bize &#8220;devlet olun, tek bayrak altında birleşin mi?&#8221; diyor. Elbette hayır. Devlet lehine fetva vermek kişiyi fakih kılmaz, memur kılar. Peki, biz devletin memuru muyuz yoksa Allah&#8217;ın memurları mıyız? Bi iznillah Allah&#8217;ın memurlarıyız. Mesela bu nedenle Devlet lehine fetva veren kurum Diyanet&#8217;in &#8220;vicdani ret caiz değildir&#8221; fetvasına uymuyoruz, elhamdülillah.</p>
<p> <br />
  Zannediyorum ülkenin çoğunluğunu oluşturan biz Müslüman Türkler, Müslüman olsun olmasın Kürtlerin hakkını gereğince savunsaydık, zulmedildiğinde izlemeseydik bugün &#8220;din&#8221; başlığında pekâlâ birleşebilirdik. Ama birleşmedik &#8220;toprak-devlet-ırk&#8221; üçlüsüne olan sevdamız neredeyse &#8220;kulluğumuzun&#8221; önüne geçti ve çok üzülerek söylüyorum ki, biz Müslüman Türkler &#8220;bölünmede&#8221; pay sahibi olduk. <strong>Eğer bir fetva verilecekse bence biz Müslüman Türklere, Kürtlerin hakkını savunmamız ve bölünmeye sebebiyet vermemiz için verilmeli. Zannediyorum bu ülkede ne zaman din adına otorite saydığımız hocalarımız çıkar ve &#8220;ırka dayalı bir savaşta kan akıtmak haramdır, bu savaşın bitmesi elzemdir, bölünmenin önüne böyle geçilir.&#8221; fetvası verirse belki o zaman normalleşebiliriz.<br />
</strong> </p>
<p>  Fetvaya ihtiyacımız var, Allah&#8217;ın nazarında &#8220;haktan&#8221; yana durmak gereğiyle ilgili fetvaya ihtiyacımız var. Ama bunu &#8220;tek devlet&#8221; mantığına değil Allah&#8217;ın emri neyse ona göre yapmak durumundayız. Ve Allah&#8217;ın emri hakkı gasp edilenin hakkını aramayı emrediyor. Bunları kendi yorumumca yazmıyorum, bunları Kuran-ı Kerim&#8217;i kaynak alarak yazıyorum. Arzu edenler onlarca meal-tefsir arasından birini seçip bakabilirler, söylediklerimin hepsinin İslam ile, Rasulullah&#8217;ın sözleriyle uyumlu olduğunu göreceklerdir. Zira ırk ve devlet lehine tek bir ayet ve hadis yoktur. Çünkü bu din ayrımcılığa dayalı değil birleştirmeye dayalı bir dindir ve bunda ırkı, kavmi, dili, devleti gözetmez. (Elbette PKK&#8217;nin döktüğü kanın, kendince hak mücadelesi dediği silahlı direnişinin de İslam&#8217;da bir yeri yoktur.)</p>
<p> <br />
  <strong>Eğer bölünme gibi bir endişesi olan var ise -ki var- bölünme farklı görüşleri dinlemezsek ve susturursak olur. Eğer bir bölünmeyi engellemek istiyorsak farklı görüşlerin itirazlarına da cevap olabilecek ve çoğulculuğu kaldırabilecek bir zemin hazırlamalıyız.<br />
</strong> </p>
<p> Gittiğim konuşmalar ve yazdığım yazılar sonrası bana sık sık Kürt olup olmadığım ya da ırka, mezhebe takılmadan diğer dinlerin mensuplarının hakkını nasıl kendi hakkımmış gibi savunabildiğim soruluyor. Cevabım çok basit; Kürt değilim, modern değilim, hümanist değilim, liberal değilim, solcu değilim (ki bu seküler-laik kavramlar ile bir Müslüman olarak sürekli mücadele halindeyim) çünkü ben Müslümanım, ırkı gözetemem ve hakkı gasp edilmiş insanların hakkını savunmak bana namaz gibi, oruç gibi farz bir ibadettir. Fazla bir şey yapmıyorum sadece dinimin emrini yerine getirmeye çalışıyorum. Keşke&#8230;</p>
<p> </p>
<p>… Biraz okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18718" title="kapak_kucuk__ulusalci_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler-206x300.jpg" alt="" width="127" height="176" /></a>Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle <strong>IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR</strong>. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a>  </strong></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/21/fetva-devlet-lehine-degil-hak-lehine-verilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/21/fetva-devlet-lehine-degil-hak-lehine-verilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kör ölür, badem gözlü olur - Uğur Mumcu için alternatif bir ağıt</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/26/kor-olur-badem-gozlu-olur-ugur-mumcuya-alternatif-agit/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/26/kor-olur-badem-gozlu-olur-ugur-mumcuya-alternatif-agit/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 10:13:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14546</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemesi usulune göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.&#8221; (Uğur Mumcu)
Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942 tarihinde orta halli memur bir ailenin dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldi.  Eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ugur_mumcu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14548" title="ugur_mumcu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ugur_mumcu.jpg" alt="" width="222" height="195" /></a>&#8220;<em>Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemesi usulune göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.</em>&#8221; <strong>(Uğur Mumcu)</strong></p>
<p>Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942 tarihinde orta halli memur bir ailenin dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldi.  Eğitim süreci,  gelecek vaadeden bir öğrenci olduğunu daha 20 yaşındayken kanıtlıyordu.1962 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Türk sosyalizmi başlıklı gazetesiyle Yunus nadi ödülünü aldı. 1963&#8242;te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi.1969-72 yılları arasında da profesör Tahsin Bekir Balta (aynı zamanda hocası)&#8217;nın asistanlığını yaptı.</p>
<p>Kendi dekleresine göre Uğur Mumcu solcu bir aydın ve kemalistti. Bundan 20-30 sene kadar önce günümüz kemalistlerinin ezberlerini oluşturacak fikri altyapının güçlü mimarlarından biri oldu. Yaptığı pek çok panel, seminer vb. gibi etkinliklerde; modern hukukun ve siyasanın, teokratik bakış açısıyla çeliştiğini iddia etti ve bu eksende eleştirilerini din sömürüsü üzerine yoğunlaştırdı.<span id="more-14546"></span></p>
<p>Bir panelde yaptığı ünlü konuşmalarının birinde şöyle demiştir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;1928 yılında anayasadan devletin islamcı bir devlet olduğu maddesi kaldırıldı.1930 yılında da okullardan din dersleri 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bunlar niçin yapıldı?Laiklik için yapıldı çünkü dünyada ya olayları teokratik açıdan göreceksiniz böyle bir eğitim anlayışınız olacak. Ya da laik anlayış olacak. Karma ekonomi gibi hem islamcı hem laik anlayış olmaz. Ya laiklik ya islamcılık, eğitim bu. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları laisizmi benimsediler. Köy enstitüleri olayını bu süreç içinde değerlendirmek gerekir. Köy enstitüleri 40&#8242;lı yılların başında çıktı. 40&#8242;lı yılların sonlarına doğru kapatıldı ve yıkıldı.Niçin? Çünkü Türkiye&#8217;de 40&#8242;lı yıllarda bir yol ayrımındaydı dünyada büyük bir savaş yaşanmaktaydı. Nasyonal sosyalist rejimler, Marksist rejimler ve burjuva demokrasileri arasında bunların orduları arasında sıcak savaş yaşanıyordu. Türkiye bu sıcak savaşta bu savaşa katılmama siyaseti gütmekteydi ve bir çeşit dengeli siyasetle bir denge aradı. [...] </em><em>Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış mutlaka yıkılmıştır. CHP iktidarı 49 yılında din derslerini kabul etti. Yıkıldı kurtaramadı bu ödün. Demokrat parti 1957&#8242;de Said&#8217;i Nurs-i&#8217;nin cüppesini bayrak yaptı. Ne oldu ? Yıkıldı.Süleyman Demirel 1960&#8242;ların ortasında Nurcuların, Süleymancıların, tarikatların sakallarını okşadı. Ne oldu? Yıkıldı. Hac seferleri düzenleyen ANAP ne oldu %20&#8242;ye indi. Halka güvenmek gerekiyor.&#8221;</em></p>
<p>Bu bakımdan günümüz sekülerizminin ve küresel ölçekte yaşanan modern-postmodern tartışmasının (entelijans ağzıyla ifade edecek olursak) <strong>turnusol kağıtlarından</strong> biri olan din kavramının okunması ve yönetim kültürüne ne şekilde eklemleneceği hususunda, dini yönetim kültürünün dışına atarak modern cephede yer alıyordu.</p>
<p>Diğer taraftan Uğur Mumcu&#8217;nun kemalizm vurgulu fikirleri demokratlık(ya da bireycilik) bağlamında günümüz kemalistlerinden kat be kat ileriydi. Nazlı Ilıcak&#8217;ın bir programında imam hatiplerinin genel yapısını ve islamcı ideolojiyi eleştirmeden önce konuşmasına,<em> <strong>&#8220;islamcı ideoloji elbette serbest olmalıdır. Bunu tartışmıyoruz&#8221;</strong></em><strong> </strong>diyerek başlamıştır. Bu bakımdan günümüz kemalistlerinin mizah bir biçimde iddia ettiği <strong>&#8220;sakıncalı bir görüş yasaklanmalıdır/yasaklanabilir&#8221;</strong> kollektivist refleksinden de bir aydın olarak hayli uzaktı.</p>
<p>Mumcu&#8217;nun demokrat kültürle ilişkisi bununla da kalmıyordu. Kendi görüşü ekseninde Mumcu&#8217;nun demokrat çizgisi, günümüz kemalistlerinin devletçi siyasetinden de ciddi biçimde ayrışıyordu. Onun fikri projesi darbe, ordu,muhtıra,danıştay,anayasa mahkemesi gibi bürokratik bir elitin toplumu aydınlatması, ona vesayet etmesi biçiminde değildi. O kuvay-ı milliyeyi ve onun ruhunu bir sivil toplum hareketi olarak  tarif ediyordu ve aydınlanma felsefesinin temel değerlerinin topluma ancak tabandan gelen böyle bir sivil toplum hareketiyle kazandırılabileceğini iddia ediyordu.</p>
<p>Yine kendi ağzından şu şekilde ifade edecekti:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;21.yy&#8217;a girerken şunu görüyoruz ki bu güne kadar Türkiye&#8217;de sonuç almış en güçlü örgüt Kuvay-ı milliye örgütüdür. Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Kuvay-ı milliye toplumun en sağlam sivil örgütlenme modelidir.İkincisi 40&#8242;lı yıllara rastlayan köy enstitüleridir. İkiside sivil toplumun vazgeçilmez kurumlarıdır.&#8221;</em></p>
<p>Bunun dışında Uğur Mumcu&#8217;nun çarpıcı bir özelliği de yine aynı hitabında şu şekilde dikkat çektiği kültürel kafa karışıklığı meselesidir;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sayın dinleyiciler biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı. Hukuk devrimi batılı yasaların resepsiyon yoluyla Türkiye&#8217;ye getirilmesi demek. İtalya&#8217;dan ceza yasası aldık. Fransa&#8217;dan idare hukuku ilkeleri aldık. İsviçre&#8217;den medeni hukuku aldık. Almanya&#8217;dan ceza yargılaması hukukunu aldık. Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Diyorki; Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemesi usulune göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir. O dönemde böyle yasaların alınması zorunluydu çünkü toplum bir yol ağzındaydı. Ya batılı laik sistem alınacak ya da teokratik sistem kabul edilecekti.&#8221;</em></p>
<p>Uğur Mumcu bu gün halen içinde bulunduğumuz kültürel şizofreninin farkındaydı, ancak bunun dönemin zorunlu koşulları gereği gerçekleştirilen bir modernizasyon çabası olduğunu iddia ediyordu.</p>
<p>Bende Mumcu şöyle bir his uyandırmakta; (fikirlerine hayli mesafeli olmakle beraber) Bu gün yaşasaydı ve aynı fikirleri savunsaydı, Uğur Mumcu karşıt görüşlerde yer almaktan, oturup konuşmaktan keyif alacağınız bir adam olurdu. 30 sene önce günümüz kemalistlerinden daha demokrat ve her şeyden önce düzeyli bir üsluba sahip, kuvvetli bir entellektüel ve iyi bir hatipti.</p>
<p>24 Ocak 1993&#8242;te Ankara&#8217;da Karlı sokakta Karlı bir kış günü öldürüldü. Ankara&#8217;ya yine kar çok yakışıyordu, asfaltlar ışıldıyordu ama Yılmaz Erdoğan bu kez yanılıyordu resmi yalanlar bir türlü buz tutmuyordu.</p>
<p><em> </em>C4 tipi dünyanın en ucuz ve kalleş plastik bileşimi <a href="http://www.derindusunce.org/2009/04/22/darbecilerin-silahlarini-taniyalim/">(Cyclotrimethylene-trinitramine (C<sub>3</sub>H<sub>6</sub>N<sub>6</sub>O<sub>6</sub>))</a> ile düzenlenen suikasti ilginç bir biçimde aynı anda 3 tane islamcı örgüt üstlendi(İslami hareket-İbdaC-İslami Cihat). Bir terör zirvesi havasını andıran bu saçmalık bazı kesimleri tatmin etmedi ve araştırmalar sürdü. Patlamanın ardından gerekli C4 kalıntılarının ortadan kaldırılmış olması ise gözleri islamcı teröristlerden profesyonellere çevirdi.</p>
<p>Ergenekon davası sanıklarından Ümit Oğuztan iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu&#8217;nun seri numarası silinmiş ve şu an Irak Devlet Başkanı olan Kürdistan Demokratik Partisi lideri Talabani&#8217;ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti.</p>
<p>Süleyman Demirel, Erdal İnönü ve İsmet Sezgin cinayetin ortaya çıkarılmasının namus borcu olduğunu söyleyerek namus sözü verdiler. Elbette Süleyman Demirel&#8217;in namus sözünü tutamaması demokratları dahi şaşırtmadı.</p>
<p>Ancak ölümüne ilişkin meydan okuyuşunun umudu yine kendi ifadesiyle;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ben Atatürkçüyüm, Ben Cumhuriyetçiyim.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben Laikim, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben Anti-emperyalistim.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben özgürlükçüyüm.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben bağımsız Türkiye&#8217;den yanayım.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben insan hakları savunucusuyum.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben terörün karşısındayım.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ben yobazların, hırsızların,, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Öyleyse, vurun, parçalayın..! </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır.&#8221;</em></p>
<p>Kendini aşanların çıkmasıydı.</p>
<p>Ama çıkmadı bırakın onu aşmayı kemalizm kendi mücadelesinde Mumcu&#8217;nun sivil toplum modelini kavramaktan bile oldukça uzaklaştı. Diktadan, ordudan , yargıdan bürokratik elitten medet umar bir halde atalarının miraslarıyla övünen enteresan nostaljik bir yapıya dönüştü.</p>
<p>Bize de, solun üstüne bir şey koymadığı ve giderek erittiği bu entellektüel mirası evrensel sol değerlerle bağdaştıracak Mumcu gibi kıymetli düşünürlerin yeniden gelebilmesini ümit etmek kaldı.</p>
<p>Nur içinde yatsın.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/26/kor-olur-badem-gozlu-olur-ugur-mumcuya-alternatif-agit/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/26/kor-olur-badem-gozlu-olur-ugur-mumcuya-alternatif-agit/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şirince Direniyor, Duyuyor Musunuz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/sirince-direniyor-duyuyor-musunuz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/sirince-direniyor-duyuyor-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 23:39:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14007</guid>
		<description><![CDATA[ Bürokrasi bir işleyiş biçimi olarak düzen koyucu ve koruyucuların sistematiği makyajında iş görse dahi, bazı ülkelerin, bazı bölgelerinde din, dil, ırk ve sınıf farkı güder. Mesela belediye ile işini uyduran işadamı yeri geldiğinde sit alanına yeri geldiğinde kamuya açık bir toprağa sahip çıkabilir; deniz manzaranız, yahut ormanlarınızı gasp edebilir. Ancak bu doğal ortamların emekçisi olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Bürokrasi bir işleyiş biçimi olarak düzen koyucu ve koruyucuların sistematiği makyajında iş görse dahi, bazı ülkelerin, bazı bölgelerinde din, dil, ırk ve sınıf farkı güder. Mesela belediye ile işini uyduran işadamı yeri geldiğinde sit alanına yeri geldiğinde kamuya açık bir toprağa sahip çıkabilir; deniz manzaranız, yahut ormanlarınızı gasp edebilir. Ancak bu doğal ortamların emekçisi olan köylüleri, 2 ineğine, 3 tavuğuna bir kümes yapması bile <span id="more-14007"></span>yasaklanır. Gün gelir, kümese çivi çaktırmayacak kadar hassas olan belediyeler, bir başka gün devasa bir villaya gün içinde izin çıkarabilir. Bahsi geçen yer, Ege, Akdeniz yahut Karadeniz olabilir. Bürokrasi bazen bir işleyiş biçimi olarak, koruma değil &#8216;keyfine kollama&#8217; görevi görebilir. Önemli soru, kimi, kimden, hangi gerekçe ile ve neye dayanarak koruduğu, kolladığı ve engellediğidir?</p>
<p>   Bu minvalde, &#8216; <strong>bir Şirince vardı, direnen bir Şirince hala var </strong>&#8216; sadece görmenizi yahut duymanızı bekliyor!</p>
<p> <em>&#8220;<strong>ŞİRİNCE HALKI YETER DİYOR!</strong></em></p>
<p><em> </em><em>Şirince halkı sit kanunu yüzünden 27 yıl mağdur edildi.</em></p>
<p><em> </em><em>Damımız aktı, &#8220;tamir edemezsin yasak&#8221; dediler.</em></p>
<p><em> </em><em>Çocuğumuz evlendi, &#8220;oda yapamazsın yasak&#8221; dediler.</em></p>
<p><em> </em><em>Evimiz çöktü, &#8220;onaramazsın yasak&#8221; dediler.</em></p>
<p><em> </em><em>Avlumuza çardak yaptık diye, işitmediğimiz hakaret, yemediğimiz ceza kalmadı.</em></p>
<p><em> </em><em>Canla başla çalışıp bu köyü el birliğiyle Ege&#8217;nin turizm incisi haline getirdik. Her yaptığımızın kanuna aykırı, her ettiğimizin yasak olduğunu söylediler. Bütün dünyanın beğendiği tesislerimize yıkım emirleri çıkardılar. Mahkemelerde süründürdüler.</em></p>
<p><em> </em><em>Bugün en sonunda Kaymakam Aziz İnci&#8217;nin talimatıyla kurbanlık koyunlar gibi hükümet konağına toplatıldık. Kendi idam fermanımızı imzalamamız bize emredildi.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>ARTIK YETER!</em></strong></p>
<p><em> </em><em>Bundan böyle bu eziyete boyun eğmeyi reddediyoruz.</em></p>
<p><em> </em><em>Devlete saygımız vardır, ama biz vatandaşız. Vatandaşlık haklarımıza sahip çıkacağız.</em></p>
<p><em> </em><em>27 yıldır çözülemeyen sit hikâyesinin sonuna geldik. Şirince halkı olarak, ŞİRİNCENİN SİT STATÜSÜNÜ REDDEDİYORUZ. Bundan böyle sit kararlarını tanımayacağımızı bütün dünyaya ilan ediyoruz.</em></p>
<p><em>İki yıl önce ilan edilen imar planı köyümüze hayır getirmemiştir. İMAR PLANINI REDDE­DİYORUZ. Bundan böyle imar planını tanımadığımızı herkese açıkça ilan ediyoruz.</em></p>
<p><em> </em><em>Zorbalıkla alınmış olan yıkım kararlarının istisnasız hepsini lanetliyoruz. Uygulamaya kalkacak olanları halk düşmanı ilan ediyoruz. Tüm gücümüzle ve her imkânımızla yıkımlara direneceğimize ant içiyoruz.</em></p>
<p><em>Bizi köleler gibi makamına toplayarak aşağılayan kaymakam Aziz İnci&#8217;ye teessüf ediyoruz.</em></p>
<p><em>Şirince hepimizin ortak mirasıdır. Doğaya uygun, tarihe saygılı bir şekilde yapılanması en büyük dileğimizdir. Resmi görevlilerin 27 yıldır çıkmaza soktuğu bu işi bundan böyle Şirince Köy Konseyimiz aracılığıyla BİZ takip edeceğiz. Engel olmaya kalkanları unutmayacağız.</em></p>
<p><em> </em><em>Allah yardımcımız olsun.&#8221;</em></p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/18/sirince-direniyor-duyuyor-musunuz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/sirince-direniyor-duyuyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baskıcı devletten hukuk devletine geçiş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/13/baskici-devletten-hukuk-devletine-gecis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/13/baskici-devletten-hukuk-devletine-gecis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 18:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10865</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sivil Anayasa&#8221; Panelleri Ankara&#8217;da düzenlenen &#8220;Sivil Anayasa Paneli&#8221; (15 Eylül 2007) ve &#8220;Yeni Anayasa Paneli&#8221;ndeki (20 Ekim 2007) konuşma metinleri
Nevzat ERCAN (Eski Devlet Bakanı)
Paneli düzenleyen STK&#8217;lara teşekkür ediyorum. Aslında bütün dünyanın aradığı tek şey var: Daha iyi işleyen bir devlet, toplum, demokrasi ve ekonomi. İçinde bulunduğumuz yeni bin yılın aradığı da budur. Bizim de aradığımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/anayasa.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10867" title="anayasa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/anayasa.jpg" alt="" width="214" height="168" /></a>&#8220;Sivil Anayasa&#8221; Panelleri Ankara&#8217;da düzenlenen &#8220;Sivil Anayasa Paneli&#8221; (15 Eylül 2007) ve &#8220;Yeni Anayasa Paneli&#8221;ndeki (20 Ekim 2007) konuşma metinleri</p>
<p><a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=972" target="_blank">Nevzat ERCAN (Eski Devlet Bakanı)</a></p>
<p>Paneli düzenleyen STK&#8217;lara teşekkür ediyorum. Aslında bütün dünyanın aradığı tek şey var: Daha iyi işleyen bir devlet, toplum, demokrasi ve ekonomi. İçinde bulunduğumuz yeni bin yılın aradığı da budur. Bizim de aradığımız budur. İnsanın başını döndürecek kadar dünyada hızlı değişimler, dönüşümler yaşanıyor. Devletler arasında, milletler arasında amansız bir yarış var. Şüphesiz bu yarışta olmak, geride kalmamak hepimizin öncelikli görevidir.<span id="more-10865"></span></p>
<p>Bizi yarışın gerisinde bırakan bugüne kadar adeta yerimize çivileyen, çakan fikri ve fiziki ağırlıklarımızdan kurtulmak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bugün temel hak ve özgürlüklerle ilgili pek çok yasak ve sınırlamalar var. Oysa hem kendi hem de ülkelerinin geleceğini özgürlük zemininde hazırlayan gelişmiş ve ileri model ülkeler olduğunu biliyoruz. Çağdaş dünyanın siyasi, sosyal alanlarda kabul ettiği evrensel değerler var. Bunların başında da demokratik hukuk devleti, insan hak ve hürriyetleri gelmektedir. Uygar dünyanın günümüzde insan hak ve özgürlüklerine verdiği önem öylesine artmıştır ki ortak bir insan hakları anlayışı oluşmuştur. Geçen yüzyılda insanlık, insan haklarını hiçe sayan baskıcı, dayatmacı bütün militarist sistemleri tasfiye etmiştir.</p>
<p>Yeni bin yılda ise insanlığın hedefi daha çok demokrasi, özgürlük, refah ve barış içinde birlikte yaşama arzusudur. Türkiye büyük bir ülke olmak zorundadır. Bunun için çağdaş dünyanın olmazsa olmaz kabul ettiği evrensel değerlerin paylaşılması kaçınılmazdır. Bu Türkiye&#8217;nin insan hakları ve demokratikleşmeyle ilgili uluslararası taahhütlere sadık kalması da önemli olduğu kadar özünde Türk toplumunun kendi varlık ve düzenlik meselesidir. İnsan hakları artık devletlerin bir iç sorunu olmaktan çıkmış, ulusal sınırları aşarak bir dünya sorunu haline gelmiştir. Türkiye&#8217;nin uygar dünya ile bütünleşmesi zorunludur. Türkiye, AB ile birleşme tercihinde bulunmuştur. Kendi serbest seçim iradesiyle Batı dünyasında yer aldığına göre Batı standartlarına uymakla da yükümlüdür. Bireyin hakkını devlete feda eden, devletin halkın refahı, huzuru ve mutluluğunu temin etmek üzere oluşturulmuş bir büyük siyasal organizasyon olarak kutsal bir varlık gibi takdim eden mevcut anayasa yerine sivil ve demokratik bir anayasa projesi mutlaka tarafımızdan gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Uygarlık yalnızca kendiliğinden oluşan değil aynı zamanda tasarım ise, şu soruya birlikte cevap aramalıyız; &#8220;Günümüz değerleri içerisinde uygarlık değerinin merkezinde oturan dinamik nedir?&#8221; sorusuna cevap bulmalıyız. &#8220;Devlet mi, toplum mu, insan mı.&#8221; O merkeze insanı oturttuğumuz zaman ulaşacağımız sonuç farklıdır. Çizeceğimiz yol farklıdır ve koyacağımız hedef farklı ve daha da anlamlı olacaktır. Geleceğin insan merkezli olacağı görüşü dünyanın ortak görüşüdür. Bu anlayışla tasarımlar, planlar, kurumlar ona göre şekillenilir. Hoşgörü, gerilim, gereksiz korkular ve evrensel barış ona göre yeni tariflere kavuşturulacaktır.</p>
<p>İnsan yalnızca biyolojik ve fizyolojik bir varlık değil. İnsandaki düşünce makinesini ve yaratıcı ruh, derinliğini keşfetme yolunda. Yeniliğin ve kalkınmanın kaynağı ise özgürlüktür. Birey her türlü özgürlüğünü korkudan uzak ve güven içinde yaşamalıdır. Özgürlük, üretim, eleştiri, bireyin keşfetme gücünü eriten devlet, geleceğe değil geçmiş yolculuğa çıkar. Bireyi ve devleti yeniden keşfetmeliyiz. Onlara demokrasinin, hukukun ve insan haklarının penceresinden bakmalıyız. Her türlü manevi değerler, inançlar ve ibadetler dokunulmazdır. Kutsalı ve kutsallığı tehlikenin değil, çoğulcu hoşgörünün kaynağı olarak görmeliyiz.</p>
<p>İnanç, düşünce ve girişim özgürlüğü önündeki siyasal, yönetsel ve ekonomik engeller ortadan kaldırılmalıdır. İzin verildiği kadar düşünebilen birey ve toplumlar, devlet tarafından hapsedilmiş gibidirler. Böyle bir vatan insan haklarının vatanı olamaz. Devlet-millet arasındaki ilişkilerde ciddi sorunlar vardır. Millet devletine tam bir güvenle güvenemiyor. Bu problemle ilgili mesaj değerinde öneriler geliştirmeliyiz. Devlet milletin devleti olmalıdır. Milletle devlet arasında oluşturulan değerler uçurumu ortadan kaldırılmalıdır. Ankara milletin temel değerleriyle çatışmayan, akılcı kararların alındığı ve siyasaların geliştiği bir bilge merkezi olmalıdır.</p>
<p>İnançlara ve değerlere saygılı yönetim anlayışı egemen kılınmalıdır. Devlet, kendilerini devlet zanneden ve aslında milletin memuru olan bürokrasinin de tasallutundan kurtarılmalıdır. Bireyin hakkını devlete feda eden, devleti halkın huzuru ve refahını temin etmek üzere oluşturulmuş bir büyük siyasal organizasyon olarak değil de kutsal bir varlık gibi gören anlayışlar değişmelidir. Ceberut, baskıcı devletten hukuk devletine geçiş mutlaka sağlanmalıdır. Devleti birilerinin iradeleri değil, hukukun üstünlüğü yönetmelidir.</p>
<p>Anayasamızın anti demokratik yorumlara açık karakteri Türkiye&#8217;nin önünü tıkamakta, sistemi kilitlemekte, yetki ve sorumluluk karmaşasına yol açmakta, milli iradenin üstünlüğünü zedelemektedir. Anayasa, özgürlüklerden korkan, vatandaşına güvenmeyen bir yaklaşımı sergilemektedir.</p>
<p>Mevcut anayasamız 26 yılı aşan uygulama sürecinde insan hakları ve siyasal rejimin işleyişi ile ilgili bütün tartışmaların ve eleştirilerin odağı olarak görülmüştür. Çünkü olağanüstü koşullarda, olağanüstü yöntemlerle yapılmıştır. Demokratik değildir. Anti demokratiktir. Siyasal ve toplumsal uzlaşma aranmamıştır. Milletin seçtiği gerçek temsilciler eliyle yapılmamıştır. Ya kurucu meclis ya danışma meclisi adı altında oluşturulan meclisler eliyle yapılmış anayasalardır. Bugünkü evrensel oluşumlara ve toplumumuzun eriştiği gelişme sürecine yanıt verecek bir anayasaya ihtiyacımızın olduğu çok açıktır.</p>
<p>Anayasa, yöneten gücü yönetilene karşı sınırlandırmak için geliştirilmiş bir hukuk tekniğidir. Devleti bireye ve onun haklarına karşı korumak adına totaliter bir anlayışla, devletçi bir anlayışla, zihniyetle yapılmış anayasalarla toplumun bir yere varması mümkün değildir. Milletlerin ve devletlerin bu seviyeye gelmelerinde binlerce yıl işkence, zulüm ve kan gerekli olmuştur. Kolay değil. Anayasal seviye, hukuk ve insan fikrinin inkâr ettiği bir sonuç olmaktan çok insanlığın güce karşı verdiği haysiyet mücadelesinin görkemli bir meyvesi olarak görülmelidir. Bugün insan haysiyetine rağmen meşruiyetlerini ve bekalarını güçten alanların uzun bir ömürleri olmadıklarını söylemek bir kehanet değildir.</p>
<p>Türk anayasasının tarihi gel-gitlerin ve kısa dönem denemelerin tarihidir. Bu köksüzlüğün birden fazla ana sebebi vardır. Bana göre ana sebep Türk anayasalarının toplumsal talep ve mücadele sonucu ulaşılmış bir haklar demeti olmaktan çok, adına devlet deyin ne derseniz deyin, gücün bireye hükmettiği birer ulufe özelliği taşımaktadır. Buna rağmen anayasacılık deneyimlerimiz hukuk ve demokrasi uygarlığımız açısından önemli bir kazanımdır. Nasıl ki susuz yaşam olamamaktadır, bugünkü anayasasız bir güç veya devlet de tasavvur edilemez. Bugün anayasa ihtiyacı, her zamankinden daha yoğun, daha nitelikli ve daha çeşitli bir talep olarak toplumumuzdan şiddetle ve ısrarla seslendirilmektedir.</p>
<p>Türkiye ilk sivil anayasa dalgasıyla karşı karşıyadır. Bu toplumsal dinamiği zamanında ve doğru okuyabilen siyaset kurumu seçim sürecinde ürettiği anayasa vaadi projesiyle siyasal verimi ve hedefi düne çakılmış siyaset karşısında bir büyük başarı elde edebilmiştir, bunu açıkça söylemek lazım. Siyaset kurumunun toplumla yakınlaşmasının veya kenetlenmesinin canlı örneği, yakın geçmişte yaşadığımız seçim sonuçlarıdır. Toplumu, ihtiyaçları ve talepleri doğru okuyabilen partiler, demokratik ödülü alabilmişlerdir. Sanal vehimleri, ön yargı tuzaklarını ve kendisini hâlâ müessir zanneden gücün nakaratlarını gerçek zanneden ve ona yaslanan siyaset kurumunun ve ona yaslanan siyaset kurumu ise halk önünde mukadder hezimetin acı gerçeğini dün de bugün de tadabilmiştir.</p>
<p>Eşya da yalan söylemez, sosyolojik kanunlar da yalan söylemez. Tek farkla ki; o kanunları ve kabiliyetleri keşfedebilecek derinliklerin ve liyakatlerin var olması asıldır. Küçük vehimler ne büyük olayları görebilirler ne de hazmedebilirler. Sanırım yeniden bir tefekkür ihtiyacıyla hepimiz karşı karşıyayız. Toplum olarak hepimiz durumumuzu ve zihniyet haritamızı sorgulamak ve yeniden sorgulamak ve yeniden başlamak, düşünce kirlerimizi yeniden tasfiye etmek durumundayız. Bugün bazı doğruları sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>1- Anayasa dalgasının önüne geçemeyiz. Bu dalgayı en verimli şekilde yönetmemiz gerekir. Anayasa dalgasının önünde durmak yerine bu dalgayı daha anlamlı kılmak için pozitif katkılarımızı birlikte ortaya koymalıyız. Dalganın gücü bize rağmen ve bizi düzleyerek sonuca varacak enerji kapasitesini fazlasıyla bünyesinde barındırdığının farkında olmalıyız.</p>
<p>2- Mevcut anayasamız askeri harekâtın ve askeri iradenin tasvibiyle kendine özgü bir iradedir. Onun yapımı süreci bir dayatma karakterinde, iç bütünlüğünü kaybetmiş bir hukuk kevgiri konumundadır.</p>
<p>3- Hiçbir parti tek başına anayasayı yapamaz, yapmamalıdır. Partilerin bilim kurulları, sivil toplumun, bireylerin anayasal taleplerini ortaya koyan taleplerini ortaya koyması zenginliktir ve bir zorunluluktur. Asıl marifet, siyaset kurumu nezdinde oluşacak bir kurucu komisyonun bu çeşitlilikten toplumsal sözleşme niteliğinde bir anayasa projesi geliştirebilmesi gereklidir. Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden bekliyorum. İşte milletin anayasası bu yöntemle yapılır. Sivil ve demokratik yapma girişimi bu yönden desteklenmelidir. Taslak ortaya çıktıktan sonra tenkitler ve katkılar esirgenmemelidir. Medrese ve yeniçeri kökenli &#8220;istemezük&#8221; nakaratlarının bozucu ve erteleyici sarhoşluğuna hiç kimse kapılmamalıdır.</p>
<p>Mevcut anayasa yürürlülükten kaldırılmalı, anayasa yeni bir tarifle ve yeni bir sayıyla hukuk dünyamıza girmelidir. Bu anayasada özgürlük rejimi, haklar demeti, çağdaş dünyanın gelişim çizgisinde yeniden kaleme alınmalıdır. Kurumların ve egemen güçlerin uyumlu çalışması için gerekli regülâsyonlar doğru çalışmalıdır. Bürokratik kurumların kendilerine verdikleri görevleri yerine getiren kurumlar olduğu gerçeği anayasal temele doğru oturtulmalıdır. Söz gelimi; YÖK Başkanı&#8217;nın çıkıp &#8220;ben devlet iktidarını kullanıyorum&#8221; şövalyeliğine yer vermeyecek sınırlamalar ve düzenlemeler ön görülmelidir. Fertler arasında ne olursa olsun çatışmaya yol açacak sahalar ortadan kaldırılmalıdır. Söz gelimi; Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Meclis toplantı sayısı için yeterli olan 184&#8242;ü 367 yapabilen Anayasa Mahkemesi&#8217;nin anayasa koyuculuk hevesine set çekecek ana mekanizmalar mutlaka üretilmelidir. Yargı, yürütme ve yasama egemenliklerinin birbirlerini engelleyenler değil, kamusal verimi arttıran ahengin unsurlarını arttıracak ideolojik veya başka nedenli sapma ve tartışmalara mani olacak, eş güdümlü yapılar üretilmelidir.</p>
<p>Kurumların görev tarifleri doğru yapılmalı, bunun altını önemle çiziyorum. Hiçbir kurum kendi başına bir devlet değildir. Darbe dönemlerinin ürünleri olan yanlış ve imtiyazlı görev tarifleri yürürlükten kaldırılmalıdır. Söz gelimi; anayasanın, demokrasinin ve Cumhuriyetin koruyucusu millettir. Esasen tüm egemenlik onun elindedir. Hatırlayınız; 1961 anayasası ve 1982 anayasası ile önceki anayasadan farklı &#8220;Türk milleti egemenlik hakkını Meclis eliyle&#8221; kullanıyordu. Halkın seçtiği temsilciler eliyle kullanıyordu. Ama 1961 anayasasında bu değiştirildi. &#8220;Yetkili organlar eliyle&#8221; egemenlik hakkını kullanabilecektir ifadesi eklendi. Buradaki yetkili organlar mutlaka tasfiye edilmelidir. Kim bu yetkili organlar? Bu yetkili organlar yasama, yürütme ve yargı erkleri şeklinde tasfiye edilmelidir. Aksi halde devletin diğer bürokratik kurumları bu anayasanın 6. maddesindeki ifadeye dayanarak kendisini de egemenlik hakkını kullanmada yetkili organ olarak görmektedir. Nitekim de zaman zaman Türkiye&#8217;de bu kurumlar arasında görev ve yetki noktasında anayasa ve yasalardaki yetkileri aşan düzeyde kurumlar arası çatışmalara hepimizin tanık olduğunu yaşadığımızı biliyoruz, bunun mutlaka ortadan kaldırılması lazım.</p>
<p>Yürütme organının talebi olmaksızın herhangi bir bürokratik gücün kendiliğinden koruma ve kollama görevini kullanabilmesi iki devletlilikten başka bir şey değildir. Türkiye bu hukuk skandalından ve güç paradoksundan kurtulmak zorundadır. Doğrudan kollama ve koruma görevine ilişkin kanun maddesi de yürürlükten kaldırılmalıdır. Bürokrasinin herhangi bir kesiminin ve silahlı kuvvetlerimizin siyasal regülasyon, giderek siyaset kurumuna karşı güç kullanma gibi halk iradesi karşısında geride kalmış ilkel yöntemlere başvuramayacağı bir model inşa edilmelidir. 27 Nisan bildirisinin doğurduğu sonuçları, her şeyden evvel Türk seçkinlerinin ve aydınlarının doğru okuması gerektiği kanaatindeyim. Türkiye&#8217;nin karşı karşıya kaldığı en büyük sorun laiklik karşıtlığı değil, bölücülüktür. Statüko irtica paranoyası sandalyesini devam ettirebilmek için kullanılmaktadır. Türkiye bölücülüğü şiddet kullanarak değil, demokrasiyi, hukuku ve entegrasyon politikalarını kullanarak aşabilir. Üniter devlet yapısı bütün unsurlarıyla korunarak Türkiye bu konuda geniş siyasetler yapmalıdır. Anayasal vatandaşlık kanunu bu noktada önemlidir. 1924 anayasasındaki vatandaşlık tanımı benimsenmelidir. Farklı etnik kimliğin Türk vatandaşlığı içinde modernleşmesi esastır. Türkiye tek millet, tek vatan ve tek devlet gerçeğinden uzaklaşamaz. Esasen böyle bir sonucu herhangi bir güçle sağlayamaz.</p>
<p>Sonuç olarak; mevcut anayasamız yapımı itibariyle ayıplı, muhtevası itibariyle noksan bir anayasadır. Türk milleti tarihinde ilk kez sivil toplum anayasası yapabilme fırsatını yakalayabilmiştir. Üzerimize düşen bu girişime karşı koymak değil, onun noksanlarını ortaya koymak, kalitesini yükseltmek ve çaba göstermektir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/13/baskici-devletten-hukuk-devletine-gecis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/13/baskici-devletten-hukuk-devletine-gecis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Kurabilirsiniz, Millet Kurgulayamazsınız!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 05:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasalar]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10295</guid>
		<description><![CDATA[Devlet, genellikle hareket unsurlarına göre tanımlanır. Buna göre devlet; ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.
   Türk tarihinde &#8216; devlet &#8216; en önemli organizmadır. Osmanlı ve hatta daha önceki dönemler dahil olmak üzere, bu &#8216; devlet &#8216; gerekliliğine olan inanç; iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/baykalbydiva.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10298" title="baykalbydiva" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/baykalbydiva.gif" alt="" width="281" height="290" /></a>Devlet, </strong>genellikle hareket unsurlarına göre tanımlanır. Buna göre devlet; ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.</p>
<p>   Türk tarihinde &#8216; devlet &#8216; en önemli organizmadır. Osmanlı ve hatta daha önceki dönemler dahil olmak üzere, bu &#8216; devlet &#8216; gerekliliğine olan inanç; <strong>iki Türk bir araya gelse devlet kurar </strong>sözüne kaynak olmuştur. Yine zorunlu bir gelenek olan devlet ve devletin bekâsı her türlü kavramın önünde durmuştur. Bu nedenle <strong>devlet başadır, kuzgun leşe.</strong> </p>
<p>  Bireycilik, toplum ( ortak ) yaşam için neredeyse modern etkiler ile bir faciaya gidilen yolu açabilme yetisine sahip olsa dahi devlet - millet(ler) ilişkisinde yani burada kullandığım anlamıyla, devletin sınırlarını çizmesi ve bireyin haklarını <span id="more-10295"></span>gözetmesi açısında bir gerekliliktir.  </p>
<p>  Devletin varlığının gerekli argümanları; <strong>toprak, insan, egemenlik ve hukuktur. </strong>Türk devlet anlayışı tarihinde toprak, egemenlik çok daha geniş bir alanı kapsadığı için ve devleti oluşturan parçaların arasında, aslında ismi geçmemesi gereken, bir bütün olan devletin geçiyor olması sonucu ortaya devletin varlığı için gerekli parçalar; <strong>devlet, toprak, egemenlik olarak gelişmiştir. Bunun sonucunda ise birey haklarının alanı kısıtlanmıştır.</strong> </p>
<p>  Devlet - Millet ( vatandaş ) ilişkisinde en önemli faktör anayasadır. Anayasa devletin yönetim biçimini tanımlar. Devletin temel kanunudur. Vatandaşların temel hak ve görevlerini bildirir. Ayrıca anayasa ile kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır. </p>
<p>  Anayasaları anlamlarının ifade ettikleri üzere, bir devletin dışa ait duruşunu sağladığı gibi içe bakışını da içinde barındırır. Biz de, anayasa tartışmalarının gündemde olduğu bugünlerde Türkiye Cumhuriyeti tarihinden başlayarak anayasalarımıza kısaca bakalım. Bakalım ki, anayasalarımız ortak kabule uygun bir anlamda işlevsel bir yol mu tutmuş yoksa bir gurubun tekelinde, bir milletin kurgusunda bir kader mi çizmiş bunu görelim. Bugüne kadar görmemiş olsak dahi, Anayasa Mahkemesine(?) rağmen anayasa değişikliği ihtimali olan şu günlerde görelim. </p>
<p><strong>  1921 Anayasası</strong> </p>
<p>  1918 Mondros Mütarekesinden sonra 1. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerinin ülkeyi işgal etmesi sonucu, işgale karşı direniş başlayınca Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a çıkışı ardından Amasya Tamimi yayımlandı ve Erzurum ve Sivas kongreleri yapıldı. 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul&#8217;un işgali edilmesi üzerine son Osmanlı Meclis-i Mebusanı bir toplantı yaparak çalışmalarına ara verme kararı aldı, işte bu karardan sonra Mustafa Kemal meclisi Ankara&#8217;ya toplantıya çağırır. <strong>Salahiyeti fevkaladeyi haiz bir meclis</strong> deyimiyle kast edilen şey, kurulacak meclisin bir &#8216; <strong>kurucu meclis</strong> &#8216; olacağıdır. İşte bu meclisin 23 Nisan 1920&#8242;de kurulmasından yaklaşık olarak 9 ay sonra 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yani 1921 Anayasası kabul edilmiştir. </p>
<p>  1921 Anayasasının 1. maddesi; &#8216; <strong>Hakimiyet bilakaydü şart milletindir</strong> &#8216; ifadesini ihtiva eder. Peki, öyle midir? </p>
<p><strong>  1924 Anayasası</strong> </p>
<p>  1921 Anayasası aslında bir anayasa olarak değil Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olarak anılır. Bu anayasaya bir giriş olması açısından bu başlıkta mevcut. </p>
<p>  1924 Anayasası, 1921 Anayasasını yürürlükten kaldıran (madde 104) bir anayasadır. Anayasanın üstünlüğü ilkesi açıkça 103. Madde ile ilan edilmiştir. Bu dönemde henüz bir Anayasa Mahkemesi yoktur. Yargıtay ve Danıştay da bu yetkiyi kendilerinde görememiştir. </p>
<p>  Mesela 68. Madde; &#8221; Her Türk hür doğar, hür yaşar &#8221; ifadesini ihtiva eder. <strong>Bu maddeye göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı dahi olsanız hür doğup, hür yaşama şansınız eğer başka bir ırka, millete dahil iseniz mümkün değildir. Bunu bu maddeye bakarak değil, 1924&#8242;lerden 2010 yılına geldiğimiz şu günlerde Türkiye tarihine bakarak söylüyorum.</strong> </p>
<p><strong>1961 Anayasası</strong> </p>
<p>  Darbeler tarihimizin -ideolojik nedenlerden dolayı- pek rağbet görmeyen 1960 Darbesi, ordu içinde birbirinden habersiz cuntaların oluşumuyla, deyim yerindeyse; resmen çetecilik usulü ile yapılan bir darbedir. Bu darbe ile hem milletin seçtiği başbakan asılmış, hem de iradenin milletin olduğunu söyleyen bir anayasal düzenin ülkesinde milletin elinden egemenlik alınmıştır. </p>
<p>  1960 Darbesinden sonra tek niyeti darbe yapmak olan paşaların darbe hevesi ile sonunu düşünemediği bu darbeden sonra alelacele profesörleri toplayıp; <strong>&#8216; bir anayasa yapın &#8216; direktifi vermesinden sonra, profesörlerden bazılarının; &#8216; nasıl bir anayasa istersiniz paşam? &#8216; diyerek sormasıyla oluşmuş bir anayasa olan 1961 Anayasasının bir başka yönü de darbecileri koruyan yasalar ile süslenmiş olmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>  1982 Anayasası</strong> </p>
<p><strong>  </strong>1980 Darbesinin hemen ardından üniformalılarca form verilen, kabulünde millete sadece şeklen fırsat verilen bir anayasa olan bu darbe anayasası halen yürürlükte olması sebebiyle sırtımızdaki kamburun nedenlerinin de başını çeker. </p>
<p>  Yaklaşık olarak 34 kez değişikliğe uğramış ancak halen sorunlarımıza çözüm olamamış, demokratikleşme sürecinde en büyük engellerimizden biri olan anayasa; &#8216;<strong>değiştirilmesi dahi teklif edilemez </strong>&#8216; maddelerine de ev sahipliği yapmasıyla ünlüdür. İçerisinde değişikliği kabul etmeyen ana maddeleri ile ve halen sorunlarımıza çözümsüzlüğü ile tıkanıklığa neden olan bir anayasanın derhal tümüyle değiştirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>  Ne yapalım?</strong> </p>
<p>  Konuya anayasa tarihimiz diye girdik ancak gelişme bize neredeyse darbeler tarihimiz ile anayasalar tarihimizin eş zamanlı ilerlediğini gösterdi. Darbeler anti-demokratik ve sivil vatandaşı hiçe sayan olumsuz gelişmeler olduğundan, sivilleşmenin sivrildiği bir toplumda, darbelerin oluşturduğu anayasalar iş göremez. </p>
<p>  Devletin kapsayan, milletin-milletlerin kapsanan olduğu bir durumda bu gerçeğe yön veren anayasanın; &#8216;<strong>devlet var ise millet var olduğu içindir</strong>&#8216; şiarınca yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle, hem dış politikada, hem de iç politikada maddi ve manevi olarak boynumuzu büken bu anayasanın değiştirilmesi gerekmektedir. Temel hak ve hürriyetleri kapsayan, her türlü hukuksuzluğa karşı milletini-milletlerini koruma altına alan, farklı din, mezhep ve ırkları da temel hak ve hürriyetler başlığında gözeten bir anayasa ile değiştirilmesi zorunludur. <strong>Anayasanın bu hali ile devamlılığının teklif edilmesi dahi söz konusu değildir.</strong> </p>
<p><strong>  </strong>Tüm bunları yapmak elbet kolay değildir, zira hukuka bağlı (!) olarak gelişen tek mantık ideolojisi, anayasayı olduğu gibi Anayasa Mahkemesini de etkilemiştir. Bu konuda gerekli önerileri veren hukukçuların görüşleri dikkate alınmalıdır. Tek mantık ideolojisinin siyasetini güdenlerin iptal davaları dikkate alınmamalıdır. Zira bu ne bu ülkeyi ne de bu ülke de yaşayanları - kim seçmiş olursa olsun- 11+4 kişilik bir kurum ya da sürekli olarak siyaset dışında bırakılanlar yönetemez. Bu ironik bir şekilde hem anayasaya aykırıdır hem de bu ülke insanlarının layık olduğu değere aykırıdır. </p>
<p>  Kurumların &#8216;<strong>yıpranması tehlikesi</strong>&#8216; susturmaya gerekçe olamaz. <strong>İş göremez, sorun çözemez hale gelmiş kurumlar zaten yıpranmıştır, bu kurumları iyileştirmek ve ehlileştirmek ancak kurumların hizmet ettiği insanların eliyle mümkündür. Devlet kurabilirsiniz ancak millet kuramazsınız, tüm bunları kurgulayamazsınız. Bir milletin ya da milletlerin kaderi kişilerin elindedir, kurumların değil. Kurumlar sadece hizmet vermekle yükümlü oluşumlardır. Bunu hatırlatmak yine bireylerin, ülke vatandaşlarının görevidir. Dikkate almakta kurumların görevi olmalıdır. </strong>Unutmayalım ki<strong>, hakimiyet bilakaydü şart milletindir!</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tekel işçileri, Solculuk, Liberallik, Vicdansızlık, Fırsatçılık</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 23:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[tekel iscileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574</guid>
		<description><![CDATA[  4/C&#8217;ye, 2/D formülü
 
  Çok değil birkaç hafta öncesine kadar Tekel İşçilerinin durumu söz konusu olduğunda üzerine çok fazla düşünmeden konu ile ilgili olarak kendilerine destek veriyor,Tekel İşçileri dramlarına kulak tıkayanları vicdansızlıkla,liberal olmakla itham ediyordum,hükümetin vurdum duymaz hallerine yönelttiğim eleştiriler oldukça ağırdı.Günler geçip konuya daha fazla muhatap oldukça görünenin,yaşananın ve durumun birbirinden farklı olduğu kanaatine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  <strong>4/C&#8217;ye, 2/D formülü</strong><br />
 <br />
  Çok değil birkaç hafta öncesine kadar Tekel İşçilerinin durumu söz konusu olduğunda üzerine çok fazla düşünmeden konu ile ilgili olarak kendilerine destek veriyor,Tekel İşçileri dramlarına kulak tıkayanları vicdansızlıkla,liberal olmakla itham ediyordum,hükümetin vurdum duymaz hallerine yönelttiğim eleştiriler oldukça ağırdı.Günler geçip konuya daha fazla muhatap oldukça görünenin,yaşananın ve durumun birbirinden farklı olduğu <span id="more-8574"></span>kanaatine vardım.Eylem hakları,mağduriyetleri noktasında halen fikirlerim aynı &#8216; insanca yaşama&#8217; talebinde bulunan bir topluluk var ise seslerini duyurma çabaları bence kutsaldır,dinlenilmeleri ve sorunlarına çözüm getirilmelidir kanaatindeyim.<br />
 <br />
  Konuyla ilgili olarak yapılan yorumların tek taraflı,gürültülü,maksadını şaşmış olması nedenine ve muhalefet olan tarafın çıkarttığı gereksiz gürültü eklenince,o kalabalık patırdamalar arasında gözünüze olayın &#8216; insanlık dramı &#8216; olarak resmedilmesinin sonucunda konuyu bilmeden o kalabalığın ortasına dalıveriyoruz kolayca,duruma karşıt bir görüş ile yaklaşanları ile hiç dinlemeden &#8216; vicdansız &#8216; ilan ediyoruz kolayca.Mesela ben de geçen hafta &#8216; vicdansız &#8216; ilan edicilerin arasından,derdimi anlatamamamın neticesinde hızla &#8216; vicdansız &#8216; olanlar kervanına katıldım maalesef.Bundan muzdarip olduğum için ve vicdansız olmadığım için peşinen ilk paragrafta &#8216; eylem hakları,işçilerin talepleri &#8216; noktasındaki anlayışımı ve desteğimi belirttim,artık vicdansızlığımı engeller mi bilemeyeceğim?<br />
 <br />
  Aslında meselenin yazma kısmına gelişi de ayrı bir sorun sabahtan bu yana yazıp yazmamak arasında çektiğim sancıdan sonra şu an tuşlara dokunuyor olmamın yanında konuşabildiğim liberaller ve konuşabildiğim solcuların dışında kalan solcuların ve liberallerin bana yükleyeceği anlamların ürkekliği de yok değil,mesela her konuda vicdan üzerinden yazan bir çok yazarın liberalliğine kara leke gelir düşüncesi ile konuyla ilgili bir yazı yazmaması ya da karşı taraftan gelecek aşırı eleştiriye karşı duramayacağı korkusu gibi.<br />
 <br />
  Bir solcu olamadığım gibi maalesef bir liberalde olamadım ben,olsaydım ne kolay olacaktı oysaki ya bir tekel işçisini savunacaktım kolayca ya da bir tekel işçisini eleştirecektim kolayca ama olmadı olamadı.Ben bir yere ait olamadım çünkü bu ülkenin tek demokratikleşme sorunu olduğunu zannedenler aslında bu ülkenin en büyük sorunun demokratikleşmenin yanı sıra moderniteye sımsıkı bağlar ile bağlanmış olmasından şu dönemin demokratikleşme süreci olmasının yanı sıra postmoderniteye geçiş gibi bir ayrışmanın sancısı olduğundan da haberleri yok,zira modernitenin siyah-beyazları,kuralları vardır,bu ülkenin de öyle şimdi her yeni adım,açılım kuralsızlıkmış gibi geldiği için yeni tonlara açık değiliz maalesef yine buradan hareketle konu bir topluluğun mağduriyetini konuşmak olması gerekirken maalesef biz ülkenin liberalleri ve solcuları arasında geçen kavgayı izliyoruz.Üzgünüm ama ortada tekel işçileri yok,siyah-beyaz kuralcı ülkenin iki farklı ideolojilerini savunanların savaşı var.Çünkü bu ülkede şimdilik iki ideolojiye karşıda aidiyet duygusu hissetmeyenlerin olduğundan kimsenin haberi yok.<br />
 <br />
  Solculuk,benim nazarımda her zaman olması gereken bir muhalefet olma hali bir gerekliliktir,bu noktada solcuları,sol ideolojiyi bir değer olarak görüyorum.Aynı zamanda sol-İslam başlıklarına itirazım olsa dahi Müslümanlar ile solcuların her kötü gidişe muhalefet olması gerekliliğinden kaynaklı olarak &#8216;tecavüz kaçınılmazsa &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8217;  mantığına sonunun ne olduğunu bildiği halde sonuna kadar teslim olmadan tepkili olacakları noktasında bir ortaklık buluyorum.Ve malum tecavüz gerçekleştikten sonra dahi olayın yılgınlığı içerisinde bir kabul ediş yerine en az zararla atlatma eylemlerini de gerekli görüyorum.Şimdi uzun zamandır dünyada,bir süredir Türkiye&#8217;de yerleşmiş olan liberal,kapital bir sistemin tecavüzüne uğradıktan sonra yani bundan bir kaçar olmadığından malumunuz en az zararla atla bilme formülünü kullanmak yerli yerinde bir davranış olacaktır.Halen kominizim arzusu taşıyan sloganların,bağırıntıların hedef şaşırtmaktan öteye gidemeyeceğini biliyor olduktan sonra boşa kürek çekmenin de bir alemi yok.Ya da savunduğumuzu ilan ettiğimiz tekel işçileri üzerinden sol rant sağlamanın da bir alemi yok.Elbet mağduriyetleri noktasında haklarını savunalım ama bunu tek bir gurubu düşünerek değil daha geneli düşünerek yapalım.Yani mağdur arıyorsanız karşınızda tek bir mağdur gurup olarak tekel işçileri yok.Birçok mağdur var.<br />
 <br />
  Gelelim meselenin içeriğine;<br />
 <br />
  Tekel işçilerin maaşlarını kim veriyor?<br />
 <br />
  Devlet.<br />
 <br />
  Devletin yeraltı,yerüstü zenginliği var mı?<br />
 <br />
  Yok.<br />
 <br />
  Devlet maaşları nereden ödüyor?<br />
 <br />
  Benim cebimden,vatandaşın cebinden.<br />
 <br />
  Şimdi küçük bir hesaplama ile bir gurubu mağdur etmemek için kaç kişinin mağdur olabileceğini hesaplayabilidiniz mi?<br />
 <br />
  Bu ülke çok zengin bir ülke mi?<br />
 <br />
  Hayır.<br />
 <br />
  İşsizlik var mı,krizle birlikte artıyor mu?<br />
 <br />
  Evet.<br />
 <br />
  Şimdi ne oluyor?<br />
 <br />
  Tekel işçileri bir yasaya bağlı olarak eskisinden farklı,daha düşük bir ve garantisiz bir iş imkanı teklif ediliyor,haklı olarak bu duruma tepki veriliyor.Meseleye buradan bakan herkeste bu eyleme destek oluyor.Ortak çıkışları ise hukuksuzluk,adaletsizlik,vicdansızlık.Madem öyle meseleye çok daha geniş bir açıdan bakalım.<br />
 <br />
  Bu tekel işçileri aylardır üretime katkıda bulunacak bir iş yapıyorlar mı?<br />
 <br />
  Hayır.<br />
 <br />
  Maaşlarını aldılar mı?<br />
 <br />
  Evet.<br />
 <br />
  Kimden aldılar?<br />
 <br />
  Vatandaşın cebinden.Hani nerde kaldı şimdi o adalet,eşitlik.Hani emeksiz yemek olmazdı.İş gücü göstermeden,üretim yapmadan maaş almak hangi hukukta var?Bu nasıl adalet?Oturduğu yerden maaş almak hangi vicdana sığıyor?<br />
 <br />
  Daha bitmedi,bu ülkede üniversite mezunu olup,okurken o gariban öğrenci haliyle yüklü burslar,vergiler ödeyenler memur statüsüyle işe başlayınca az bir maaş alırken,o işçiler yıllarca bir vardiyalı,bir mesaili,bir ay çift maaşlı üstelik bir kısmı iş gücü performansı göstermeden yüksek maaşlar alırken neredeydi bu adalet,bu eşitlik.Peki o zamanlarda o yüksek maaşları alırken o paraların kaynağı kimdi?Yine vatandaş.Şimdi kaç kişi mağdurmuş?Kim mağdurmuş?Peki kim vicdansızmış?<br />
 <br />
  Daha bitmedi&#8230;<br />
 <br />
  4/C ye 2/D arka planından bakmak lazım.<br />
 <br />
  4/C kanunu bugün mü çıkartıldı?<br />
 <br />
  Hayır.<br />
 <br />
  Peki ne zaman?<br />
 <br />
  2/D yıllarında.<br />
 <br />
  2/D nedir,bildin mi?<br />
 <br />
  2/D ; deprem ve darbedir.Ülkenin bankalarının hortumlandığı yıllarda ülkenin vatandaşlarının hem madden,hem zihnen,hem ruhen yıkım yıkım yıkıldığı o yıllarda çıkan bir kanundur.O nedenle 4/C üzerinden muhalefet yapmak,adalet aramak için önce 2/D üzerinden bir sorgulama yapmak gerekir.Dönemsel fırsatçılığın faturasını tekel işçileri şimdi yanlarında olanlardan soracaklar,vatandaşın cebindekine göz dikip hak aramayacaklar.O zaman bunun adı hak aramak olmaz,bencillik olur.<br />
 <br />
  Başka neler var kesemizde?<br />
 <br />
  Özel işyerlerinde iş devamlılığı garantisi olmayanların aldığı asgari ücretler var mesela o insanlara ne olacak?Onlar mağdur değil mi,bu bakış açısıyla?<br />
 <br />
  Evet mağdur.<br />
 <br />
  Ama ne yapalım,özel işletmelere hayır,serbest piyasaya hayır.<br />
 <br />
  Bu şimdi düpedüz tekel işçileri üzerinden kominist devrim yapmaya çalışmak değil mi?<br />
 <br />
  Peki bu suç değil mi?<br />
 <br />
  Bunun neresi hukuka uygun?<br />
 <br />
  Başka neler var?<br />
 <br />
  Bana ne efendim,özel işletmelerde çalışmayı kabul etmeselerdi?<br />
 <br />
  E o zaman bana da ne,tekel işçileri de devlet işine girdiklerinde ve özelleşme gerçekleştiğinde 4/C&#8217;yi bilmiyor muydu?<br />
 <br />
  Ama o zaman öyle olmuyor değil mi,özel işyeri çalışanlarına bana ne,demek sorun değil ama tekel işçilerine gelince haklı müdahalelerde bulunmanın adı vicdansızlık,adaletsizlik.<br />
 <br />
  Sonuç olarak,her mağdur edilenin hakkı ideolojik fırsatçılığa düşmeden aransın ama tekel işçileri liberalleri ve solcuların savaşında yıpranmasın.<br />
 <br />
  Sonuç olarak,tekel işçilerinin durumu &#8216;mağduriyet&#8217; şeklinde resmedilip saptırılmasın,neyse o olarak ortaya konsun,neyin ne olduğunu söyleyenler vicdansız ilan edilmesin,ben de birilerine söylerken hoşlanmadığım halde fırsatçı demeyeyim.<br />
 <br />
  Sonuç olarak,tekel işçilerinin mağdur edilmemesinin faturası vatandaşın cebinden çıkıp mağdur binlere,on binler eklenmesin.<br />
 <br />
  Sonuç olarak,bir sigara 5 lira,bir kişi ayda 30 paket sigara tüketiyor,bir işçi günde 30 paket sigara üretiyor,bir ay çalışmasına rağmen aldığı maaş sadece 5 günlük çalışmasının bedeli,kalan 25 günlük çalışması bedavaya geliyor,aradaki artı değer patronun cebine giriyor,doktirinel açıklamalarına hiç düşülmesin çünkü sigaraya günlük 5 lira verirken para hep içicinin cebinden çıkıyor,çünkü tekel işçisi bir süredir sigara üretmiyor.İnsan eksi değere talim ediyor.Peki tekel işçisi bir içicinin hakkını geri ödeyebilecek mi?<br />
 <br />
  Sonuç olarak,bu boğaza karşı,boyunlarında frak,viski yudumlayan,vicdansız,kötü kalpli,zengin (!)liberaller,birçok kez eleştiriyor olsam dahi sanırım bu kez doğruyu söylüyor.<br />
 <br />
  Sonuç olarak,ben de işsizim hem de 2/D mağduruyum,lütfen bu vicdanlı insanlar (?) benimde hakkımı arasınlar.Hatta eğitimini alamadığım dönemin yatırdığım harcı devlet eliyle devlet çalışanlarına devredildi,üstelik ben çalışmıştım,üstelik 2/D durumundan habersizdim,üstelik emek vermiştim.Şimdi beni 2/D&#8217;den mağdur edenler,kendi çıkarttıkları yasaya rağmen 4/C ile hak arıyorsa adalet,hukuk,vicdan,insanlık bunun neresinde?<br />
 <br />
  Gelin tüm mağdurlar olarak,zarardan tekil değil çoğul kar elde edelim,4/C&#8217;nin ve 2/D&#8217;nin mimarlarından sıyrılarak.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>EYLEM: Tekel işçisi can, ötekiler patlıcan!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/05/eylem-tekel-iscisi-can-otekiler-patlican/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/05/eylem-tekel-iscisi-can-otekiler-patlican/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 17:41:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[tekel isçiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8563</guid>
		<description><![CDATA[Mezunuz - İşsiziz - 4/C&#8217;ye Razıyız
7 Şubat Pazar, Saat 11.00,
Eylem Günü Değişti!! Pazartesi Aynı Yerde Aynı Saatte
Eski Tekel Fabrikası Önü – Mecidiyeköy/İstanbul
Son günlerde özelleştirme mağduru olarak topluma lanse edilen Tekel işçilerinin devletten talepleri ve yaptıkları eylemler gündemde sıklıkla yer bulmaktadır. Biz 3H Hareketi olarak topluma  oldukça yüzeysel bir biçimde özelleştirme mağduru sıfatıyla sunulan işçilerin, aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/tekel_iscileri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8564" title="tekel_iscileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/tekel_iscileri-300x225.jpg" alt="" width="221" height="256" /></a>Mezunuz - İşsiziz - 4/C&#8217;ye Razıyız</strong></p>
<p><span style="text-decoration: line-through;"><span style="color: #ff0000;"><strong>7 Şubat Pazar,</strong></span></span> Saat 11.00,</p>
<p><strong>Eylem Günü Değişti!! Pazartesi Aynı Yerde Aynı Saatte</strong></p>
<p><strong>Eski Tekel Fabrikası Önü – Mecidiyeköy/İstanbul</strong></p>
<p>Son günlerde özelleştirme mağduru olarak topluma lanse edilen Tekel işçilerinin devletten talepleri ve yaptıkları eylemler gündemde sıklıkla yer bulmaktadır. Biz <a href="www.3hhareketi.org/" target="_blank">3H Hareketi olarak </a>topluma  oldukça yüzeysel bir biçimde özelleştirme mağduru sıfatıyla sunulan işçilerin, aslında ezilen değil ezen ve sömüren konumunda olduğu görüşündeyiz.<span id="more-8563"></span><br />
Ülkemiz ekonomik kriz nedeniyle oldukça zor bir dönemden geçmektedir. Bu ortamda eğitim düzeyi yüksek birçok gencimiz oldukça düşük ücretlere köle gibi çalışmaya razı olduğu halde iş bulamamakta iken, ülkemizde sırtını devletin sağladığı olanaklara dayayarak yaşamaya alışmış,  sömürücü bir kesimin varlığı çok acı vericidir.<br />
Devlet kesesinden bedavadan geçinmenin maliyetini, yeni doğan çocuklarımızdan üniversite mezunu iş arayan gençlerimize kadar toplumun her kesimi yüklenmektedir. Uzun süredir hiçbir üretimde bulunmayan, hiçbir değer üretmeyen buna karşılık rahatlıkla iki işçinin istihdam edilebileceği düzeyde maaş alan  Tekel işçilerinin maliyeti, tek tek hepimizin cebinden çıkmaktadır. Tekel işçileri mağdur, zavallı, ezilen değil, bilakis halkımızın sırtından elde ettikleri rantı kaybetmemek için halka karşı mücadele eden bir çıkar grubudur.<br />
Peki günlük yaşantımızda 1 liramıza bile sahip çıkarken, neden ülkemizde yıllardır süren bu sömürü düzenine ses çıkarmıyoruz? Unutmayın, bu çarpık sistem, tek tek hepimizin cüzdanından çıkan 1 liralarla dönmektedir! Artık vakit bu sömürü düzenine, bu bedavacı zihniyete dur deme zamanıdır.<br />
3H Hareketi mağdur rolunu oynayan bu kesimin maskesini ne pahasına olursa olsun düşürmeye kararlı. Bizi vicdansızlıkla suçlayacak olanlara lafımız şudur: Esas vicdansızlık, devlete sırtını dayayıp çalışmadan para kazananı savunmak ve bu uğurda belki de daha fakir bir çoğunluğu zorla vergi ödetmeye mahkum etmektir.<br />
Sen de bu yolda 3H&#8217; ye destek vermek istersen, 7 Şubat Pazar Günü saat 11.00&#8242;de Mecidiyeköy&#8217;de eski Tekel Fabrikası Önünde bizimle buluş, bu haksızlığa, sahtekarlığa ve vicdansızlığa dur de.</p>
<p>İletişim: <a href="mailto:3hiletisim@gmail.com">3hiletisim@gmail.com</a><br />
entelektuel.com</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/05/eylem-tekel-iscisi-can-otekiler-patlican/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/05/eylem-tekel-iscisi-can-otekiler-patlican/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet TEKEL’inde zenginleşme mümkün mü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/29/devlet-tekel%e2%80%99inde-zenginlesme-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/29/devlet-tekel%e2%80%99inde-zenginlesme-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 11:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8481</guid>
		<description><![CDATA[Ufuk Coşkun
SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU
Bu aralar birçok kesim TEKEL işçi kardeşliğini savunuyor. Bazı kanallar işçilerin eylem görüntülerini dramatize ederek bu konuda duygusal yayınlar yapıyor. Gazeteciler işçilerin zaferini kutlayan yazılar yazıyor. Örneğin Milliyet Gazetesi yazarı Ece Temelkuran; &#8220;Zafer, kardeşliğindir. Zafer, işçinindir. Hiçbir gazete bunu birinci sayfasına koymasa bile, bir tek televizyon vermese bile bu böyledir ve Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tekel_iscileri.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8482" title="tekel_iscileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tekel_iscileri.jpg" alt="" width="223" height="171" /></a>Ufuk Coşkun</p>
<p><a href="http://www.sivildusunce.com/"><span style="color: #0066cc;">SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU</span></a></p>
<p>Bu aralar birçok kesim TEKEL işçi kardeşliğini savunuyor. Bazı kanallar işçilerin eylem görüntülerini dramatize ederek bu konuda duygusal yayınlar yapıyor. Gazeteciler işçilerin zaferini kutlayan yazılar yazıyor. Örneğin Milliyet Gazetesi yazarı Ece Temelkuran; &#8220;Zafer, kardeşliğindir. Zafer, işçinindir. Hiçbir gazete bunu birinci sayfasına koymasa bile, bir tek televizyon vermese bile bu böyledir ve Türkiye tarihine böyle geçecektir. Yeni bir dönemin başlaması yakındır. Zafer, şimdiden işçilerindir. Bin kere helal olsun&#8221; diyor yazısında. <span id="more-8481"></span>Ancak kendisi özel sektörde çalışıyor. Maaşı iyi, imkânları geniş&#8230; Şirket sahibi Aydın Doğan çalışanlarına iyi bakıyor çünkü. Ece hanım koskoca bir özel şirketin -kendi deyimiyle sermayenin- nimetlerinden yararlanıyor ancak TEKEL işçilerine acımıyor. Onlarda benim gibi rahat etsin demiyor. Bu insanlara kötülük ediyor bir bakıma&#8230;</p>
<p><strong>Özelleştirme yanlış anlaşılıyor;</strong></p>
<p>Özelleştirmeye karşı olan kesimler, özelleştirmeyi &#8220;halkın malını özel sermayeye peşkeş çekme&#8221; olarak değerlendiriyorlar. Kampanyalarında, milli menfaatlerden, ulusal bağımsızlıktan yerli kurumların yabancılara peşkeş çekilmesinden bahsederek ciddi bir özelleştirme karşıtlığı yaratıyorlar. Sendikaların birçoğu da özelleştirme karşıtlığını &#8220;halkın emeğiyle halk için kurulan&#8230;&#8221; diye başlayan tezlerle karşı duruyorlar. Aynı zamanda özelleştirilen kurumlarda emekçilerin işsiz kalacağı, mağdur olacağı endişesiyle hareket ediyorlar. Ancak genel manada ciddi bir proje de üretmiyorlar. Halkın malı olarak görülen kurumlar aslında devletin malı değil midir? &#8220;Devletin malı deniz&#8221; tabiri belki de dünyada sadece bizim ülke için geçerli bir tabirdir. Yemeyeni de iyi karşılamazlar. Özelleştirme, işçi sınıfı ve emekçiler aleyhine geliştirilen neo-liberal stratejinin ana eksenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bunun yanında kapitalizmin, bir bütün olarak işçi sınıfına karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin ürünü olarak görülüyor. Kapitalist düzen işçi ve emekçi sınıfını ortadan kaldırmak için devlete bağlı kurumların özelleştirilmesini dayatıyor onlara göre. Oysa gerçek bu değildir. Ortada ne kapitalizmin bir dayatması var nede emekçi kesime yönelik art niyetli geliştirilen politikalar söz konusu.  </p>
<p>İstenilen şey, işletmeleri, kurumları devlete bağlamak ve her şeyi devletin kontrol etmesini beklemek&#8230; Örneğin eğitimin finansmanından müfredatına varıncaya kadar eğitimle alakalı ne varsa tek aktif yön verici devlet olsun, devlet kâğıt üretsin, telefon şirketi kursun, petrol çıkartıp satsın, sigara ve içki üretsin, enerji pazarlasın sonra fabrikaların başına müdür atayıp işçilere de bol miktarda maaş ödesin. Sonra bu müdürler yolsuzluk yaptığında devlet kurumunu kurtarsın vs.Oysa bugüne kadar devletin müdahale ettiği, çekip çevirdiği ne kadar kurum-kuruluş varsa birçok bakımdan hep sorunlu olmuştur. Çünkü devlet yapısı itibariyle kötü bir eğitimcidir, kötü bir iletişim uzmanıdır, rekabet etmeyi bilmeyen, kampanya düzenlemekten bile aciz kötü bir şirket yöneticisidir aynı zamanda. Bunu daha evvel özelleştirilmeyen kurumlarda gördük. Bugün özelleştirme karşıtı tezlerin altında yatan devletçi zihniyetin ciddi manada sorgulanması lazım. Özellikle muhafazakâr kesim özelleştirme karşıtlığını kendi içinde sorgulaması gerekir. Çünkü bugün şikâyet ettikleri örneğin eğitim kurumlarında tek tipçi dayatmalar, andımız, askeri ritüeller, başörtülü kızların okullara alınmaması, zorunlu din derslerinde laikliğin dayatılması gibi sorunlar devletin bünyesinde ve devletin bizzat çekip çevirdiği, yönettiği eğitim kurumlarında gerçekleşmektedir. Ancak ne gariptir eğitimin özelleştirilmesi konusunda ciddi tezler üretmiyorlar. Ve temelde özelleştirmeye karşılar.  <br />
 <br />
 </p>
<p><strong>Sırtını devlete yaslama zihniyeti;</strong>  </p>
<p>Bu aralar TEKEL işçilerinin gösterdiği tepkiyi daha evvel SEKA&#8217;da TELEKOM ‘da ve TÜPRAŞ&#8217;ta görmüştük. Özelleştirmeye karşı gösterilen tepkilerin büyük bir çoğunluğu aşırı devlet sevgisinden kaynaklanmıyor kuşkusuz. TELEKOM&#8217;un özelleştirilmesi sürecinde TELEKOM üst düzey yetkilileri işçi çıkartılmayacağını ve maaşlarda da çok ciddi kayıplar olmayacağını yazılı ve sözlü olarak belirtmelerine rağmen eylemler devam etmişti. Herkes çok iyi bilir ki özel şirket yöneticisi, işçisini çalıştırır. Hatta her işçinin haftalık performans grafikleri olur. Çünkü rekabetçi piyasa ortamında iyi hizmet sunabilmesi ve kar elde edebilmesi için bu gereklidir. Ancak devlet kurumu öyle değildir. Kişi rahattır, işten atılma riski yoktur. Bu yüzden az iş bol muhabbet vardır kurumlarda. Dolayısıyla verim düşüktür, üretim zayıftır, başarı yok denilecek kadara azdır.  </p>
<p>Bugün TEKEL&#8217;in özelleştirilmesi konusunda rahatsız olanlar daha doğrusu genel anlamda özelleştirmeye karşı olanlar, devletin her alanda eli olsun isteyenler, -başta TEKEL işçileri olmak üzere birçok insan- aslında bilmeden kendi kuyularını kazmaktadırlar.Peki, hükümetlerin hiç mi hatası yok? Elbette var.Bu insanları ne olursa olsun apar topar kapının önüne koymayacaktı hükümet..4-C gibi işçi aileleri için fevkalede tehlike arzeden bir statüde işçileri defolu mal muamelesi yapmaktadır hükümet. Özelleştirme çevrede mağdurlar yaratarak olmamalıdır.Ancak sendikalar devletin bu tip işletmelerden elini eteğini çekmesi konusunda da bir daha düşünmek zorundadırlar.. Başka türlü zenginleşmek mümkün değil çünkü&#8230; Üretme derdi olmayan ancak bol tüketen tembel bir zihniyetle işimiz bir hayli zor. Türkiye başından beri kalkınmasını, modernleşmesini, cumhuriyeti ve laikliği koruma görevini vs. memurlar üzerinden sürdürmeyi hedef yapmış bir ülkedir. O yüzdendir ki yıllardır Türkiye&#8217;nin en küçük köyünden en büyük şehirlerine varıncaya kadar tüm babalar çocuklarına &#8220;tuvalet bekçisi ol ama mutlaka sırtını devlete daya&#8221; diye öğütlemiştir. Hala bu zihniyet devam etmektedir. Kimse çocuğuna ülken için sanatçı ol, iş adamı ol, fabrika kur, ticaret yap, teknoloji üret diye öğütlemez. Bu bir Türkiye gerçeğidir maalesef. Bu yüzden devletin bir kurumu özelleştirildiğinde sanki kalbimizi söküyorlarmış gibi geliyor bize.  &#8220;Halkın emeğiyle, halk için kurulan&#8221; dedikleri bu tür kurumları/işletmeleri halka yar etmemek için aylardır eylem yapılıyor. Bu gerçekten çok ilginç bir durumdur. </p>
<p><strong>Emek fetişizmi sakıncalıdır;</strong>  </p>
<p>Lawrence W.Reed ; &#8220;Özgür ve bağımsız bir halk geçimini temin etmek için devletin eline bakmaz. Böyle bir halk devleti &#8220;bedava&#8221; kıyakların fışkırdığı bir pınar olarak değil, özgürlüklerin koruyucusu bir aygıt olarak görürler; barışı temin çevresinde dönen, minimal fonksiyonlarla sınırlı, herkesin önündeki fırsatları  maksimum düzeye çıkarmaya çalışan, bunun dışında bizi kendi halimize bırakan bir aygıt&#8221; diyerek bir bakıma devlete yaslanmanın, kapağı devlete atmanın, devleti büyütmeye dönük politikaların uzun vadede yarardan çok zarar getireceğini belirtir. Ne yazık ki bizim gibi ülkelerde devlete yaslanma zihniyeti hala devam etmektedir. Bunun bir bakıma özelleştirme kavramının zihni alt yapısının yeterince anlaşılamamasıyla yakından bir ilgisi bulunmaktadır. Emek hiç kuşku yok ki değerlidir. Ancak emeği bir fetişizm haline dönüştürmek sakıncalıdır. Emekçilerin görüldüğü  her yerde akan suların durduğu bir ülkede yaşamaktayız. Emekçinin bizzat emek kavramını öne sürerek söylediği her söz, öne sürdüğü her tez doğru olmayabilir. Bu açıdan bakıldığında sendikalar emek, emekçi kavramlarını onların geleceğine refah ve huzuruna yön verecek ölçüde yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir.  </p>
<p>Bugün konuşulan birçok sorunun, mağduriyetin ve üretim düşüklüğünün bizzat devletin kontrol altında tuttuğu kurumlarda görülmesi bir tesadüf değildir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/29/devlet-tekel%e2%80%99inde-zenginlesme-mumkun-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/29/devlet-tekel%e2%80%99inde-zenginlesme-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tekel İşçileri ve ‘Devlete kapağı atmak’</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/25/tekel-iscileri-ve-%e2%80%98devlete-kapagi-atmak%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/25/tekel-iscileri-ve-%e2%80%98devlete-kapagi-atmak%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8388</guid>
		<description><![CDATA[Devlet is kapisi degildir, once bu anlayis degismeli. Devletin ne boyle bir gorevi ne de -gercekci olundugunda gorulecegi gibi- boyle bir imkâni var. Bu anlayisin uzun vadede yine issizlere, dar gelirlere (ve onlarin cocuklarina) zarari oldugu bir turlu anlasilamiyor. Bankamatige karti tak, parayi versin. Nereden degirmenin suyu? &#8220;Bilmem, devlet babadir, verir.&#8221; Verir; senin cebinden alir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/201001_derin_dusunce_org_tekel-iscileri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8389" title="201001_derin_dusunce_org_tekel-iscileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/201001_derin_dusunce_org_tekel-iscileri.jpg" alt="" width="190" height="274" /></a>Devlet is kapisi degildir, once bu anlayis degismeli. Devletin ne boyle bir gorevi ne de -gercekci olundugunda gorulecegi gibi- boyle bir imkâni var. Bu anlayisin uzun vadede yine issizlere, dar gelirlere (ve onlarin cocuklarina) zarari oldugu bir turlu anlasilamiyor. Bankamatige karti tak, parayi versin. Nereden degirmenin suyu? <em>&#8220;Bilmem, devlet babadir, verir.&#8221;</em> Verir; senin cebinden alir, ona, onunkinden alip bana verir. Ustelik bunu da cok haksiz kistaslarla yapar,  adil dagitsa hadi neyse. (Bkz: dolayli verginin toplam vergi icindeki orani.)  Devletin icine elini daldirip para cikarttigi metafizik bir heybesi yoktur, devlet butcesi dedigimiz sey buyukce bir aile butcesidir. 1000 TL kazanip 2500 TL harcayalim bakalim<span id="more-8388"></span> 7-8 ay, ne hale gelir butcemiz? Gokten para yagmadigina, kahrolasi dis gucler ve kaka ic mihraklar yuzunden bir turlu yeralti ve yerustu kaynaklarimizi (Osminyum, Bor, uzerine beton dokulen petrol kuyulari ve daha <a href="http://izlenimler.wordpress.com/2006/04/11/%E2%80%9Cmadeni-degerlerimize-sahip-cikalim%E2%80%9D/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">envai cesit degerli elementi</span></a>) satip satip, <em>&#8220;paraya para denmeyecegi&#8221;</em> gunlere erisemedigimize gore de bu butce denk olmak zorundadir.</p>
<p align="justify">Tekel iscileri, asgari ucrete razi olan ama is bulamayan yuzbinlerce insan varken 4C&#8217;nin 700-800-900 kusur TL&#8217;lik, &#8216;garantili is&#8217; statusunu begenmiyorlar. <a name="0.1_graphic02"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=1265d43b380d511a" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> Ustelik hicbirisi bu surecte Dunya Bankasi destegi ile acilan meslek edindirme kurslarina da <a href="http://taraf.com.tr/makale/9619.htm" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">gitmemisler</span></a>; tabii, devlet (yani biz, hepimiz, isi gucu olmayanlarimiz da dahil) bakacak, mecbur ya, almis bir kere ise. Ortada -klasik &#8216;devlet memuru&#8217; anlayisiyla calisilan/isletilen her durumda oldugu gibi- batan bir kurum var, issiz insanlar ac gezerken asgari ucretin %30 fazlasi paraya burun kiviriyor hazretler. Kidem ve ihbar tazminatlarini da alacaklarmis, ki o rakamlar da dusuk degil, fakire iyi bir sermaye olur. (Ortalama 41.000 TL <a href="http://www.haberaktuel.com/tekel-iscileri-icin-41-biner-lira-tazminat-haberi-248457.html" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">tutuyormus.</span></a> )</p>
<p align="justify"><em>&#8220;Hukumet bunlari magdur etmeyiversin n&#8217;olcak&#8221;</em> deniyor bazen; 2500 TL yan gelip yatmaya alismis bu gibi verimsiz devlet iscilerine verilecegine ayni paraya 3 tane issiz ekmek sahibi yapilir. Boyle durumlarda tavizkâr olunmamali. Ustelik daha onceki zamanlarda ozellestirilen kurumlarin iscileri tazminatlarini aliyor baska kuruma giremiyorlarmis, Simdi 4C diye bir statu getirilmis. Bu konuyu vicdani mesele haline getirenler biraz da asgari ucrete razi ama ne care ki is bulamayan, bu gibi devlet memesine yapismis, verilen isi begenmeyen asalaklari gorunce icinden isyan firtinasi kopartan issizleri dusunseler, nasil olur?</p>
<p align="justify">&#8216;Devlet memurlugu&#8217; denilen mefhum halk arasinda nicin <em>&#8220;hadi hayirli olsun, hayatini kurtardi&#8221;</em> sekliyle karsilanir? Asil sorun burada. <em>&#8220;Devletin sosyal yani&#8221;</em> diye baslanarak sayilip dokulenleri anlamak da mumkun degil. Devlet o zaman tum issizleri ise alsin? Onlar da bu ulkenin insani degil mi? Yazik degil mi onlara? &#8216;Kazanilmis hak&#8217; sahibi olmak icin illa bir zaman devlete kapagi atmak ve &#8216;kendini kurtarmak&#8217; mi lazim? Bu tip eylemleri destekleyenler, ajitasyon yaparak &#8216;vicdani durus&#8217; sergilediklerini zannedenler, aslinda boyle &#8216;devlet memurlugu/ısciligi&#8217; gibi sinifsal bir ayricaliga sahip olmayip, dar gelirli olan tum insanlara kotuluk yapmis oluyorlar. Cunku boylesi verimsiz isletmelerde onyillardir haketmedikleri paralari alan kisilerin bu statulerinin devam etmesini savunmak, bir issizin, bir dar gelirlinin ekmegini agzindan calmak ile esdegerdir. Devletin hicbir luks harcamasi verimsiz istihdama akitilan kaynak kadar luks degildir, ona yetismesi de mumkun degildir.</p>
<p align="justify">Dar gelirlilik, mulkiyetten kaynaklanan ve cogu kez &#8216;miras alinan&#8217; zenginlik/fakirlik bambaska sorunlardir. Bu ulkede hem asgari ucret hem de genel anlamda ucretler elbetteki dusuktur, bunlar ulkelerin urettiklerinin degeri ile alakali hususlardir. Tum bunlar onemli sorunlardir, bambaska dinamiklerle beslenirler ve fakat devlet bu ve benzeri sorunlari &#8216;is dagitarak&#8217; cozemez. Yineleyeyim; bu tip politikalar uzun vadede yine -o eylem yapan, mevcut statusunun devamini savunan Tekel iscileri de dahil- dar gelirlinin, geleceklerinin, cocuklarinin zararinadir. Bunu anlayamayan ya saf ya da bu sistemden nemalanan, gunubirlik dusunen bir memurdur.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/25/tekel-iscileri-ve-%e2%80%98devlete-kapagi-atmak%e2%80%99/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/25/tekel-iscileri-ve-%e2%80%98devlete-kapagi-atmak%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet -Halk Açmazı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/17/devlet-halk-acmazi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/17/devlet-halk-acmazi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 12:46:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8306</guid>
		<description><![CDATA[
Ahmet Ercan
GİRİŞ
       Açmaz; seçenekler arasında kalındığında hiçbir seçenekten vazgeçememe durumudur. Nasıl satrançta şah çekildiğinde şahı koruyan taşlar yönünde de bir tehdit varsa o taşlar hareket ettirilemiyorsa, bir konuda açmaza düşüldüğünde de aynı şekilde feda edilemeyecek seçenekler arasında kalınmış demektir. Bir bakıma seçeneklerin seçenek olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmesi söz konusudur. Bu bağlamda feda edilemeyecek, aralarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/2010_acmaz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8308" title="2010_acmaz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/2010_acmaz-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" /></a></p>
<p><em><strong>Ahmet Ercan</strong></em></p>
<p>GİRİŞ</p>
<p align="justify">       Açmaz; seçenekler arasında kalındığında hiçbir seçenekten vazgeçememe durumudur. Nasıl satrançta şah çekildiğinde şahı koruyan taşlar yönünde de bir tehdit varsa o taşlar hareket ettirilemiyorsa, bir konuda açmaza düşüldüğünde de aynı şekilde feda edilemeyecek seçenekler arasında kalınmış demektir. Bir bakıma seçeneklerin seçenek olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmesi söz konusudur. Bu bağlamda feda edilemeyecek, aralarında seçme yapılamayacak, varlıkları karşılıklı olarak birbirlerini destekleyen ve birbirlerine bağlı olan devlet- halk ilişkilerinde yaşanan bunalımlara, sonuç olarak da devlet halk ilişkilerinde sağduyu ve hoşgörünün yerine değineceğiz.   </p>
<p align="justify">     Einstein, &#8220;Problemler onları ortaya çıkaran aynı düşünce seviyesi ile çözülemez&#8221; der. Ortada kabul edilen bir devlet halk arası problemler mevcuttur. Bu problemlerin çözümünü <span id="more-8306"></span>dolayısıyla problemi ortaya çıkaran zihin seviyesinin üstünü yakalamak istiyorsak, öncelikle sorunun kaynağına inmemiz gerekmektedir. Türkiye&#8217; deki devlet halk açmazının ana sebebi yanlış uygulamalar ile desteklenmiş çağdaşlaşma saplantısıdır.</p>
<p align="justify">     TARİHSEL ARKA PLAN</p>
<p align="justify">     Osmanlı  yönetim anlayışı, toplumun günlük yaşantısını yönlendirmeden uzak, toplumu bütün olarak uzaktan denetleme şeklinde var olan bir sistemdir. Sistemin uygulayıcıları da hassas ve çok kültürlü bir toplumu yönettiklerinin bilincindeydiler. Zaten bu bilinçten uzaklaşmaya başladıklarında sistemi uygulamaktan da uzaklaşmaya başladılar. Tanzimat ile devam eden sürede devlet toplumu değiştirme bir bakıma çağdaşlaştırma sevdasına düştü. Bununla birlikte uzaktan yönetme ve yönlendirme şeklinde olan anlayış, derinlemesine müdahale etme ile ikame edilmiştir.</p>
<p align="justify">     Hal böyle olunca ortaya çağdaşlaşmaya taraflık ya da muhaliflik şeklinde iki kavram ortaya çıktı. Çağdaşlaşmanın öznesi devletin idari ve siyasi birimlerinden oluşan azınlığın karşısında çoğunluğu oluşturan sessiz halk yerini aldı. Çağdaşlaşma uygulamalarına ilk olarak maruz kalan çoğunluk ne ile karşı karşıya olduğunun, ne olduğunun ve ne oldurulmak istendiğinin farkındaydı. Fakat bu bilinçli çoğunluk yerini kişilik oluşumu bu döneme rastgelen kişilerin yoğun olduğu bir topluluğa bırakmaya başladığında, zaten ne olduğu hakkında şüpheli olan ve ne oldurulmak istendiğine dair fikri dahi olmayan bu topluluk içinde bunalımlar başlamıştır. Asıl itibariyle çağdaşlaşmanın getirdiği kimlik bunalımı ilk zamanlar birkaç şehire sıkışmış aydınlar ile sınırlıydı. Fakat topluma çeki düzen verme arzusu dönemin yeterli bilinç seviyesini yakalayamamış kişilerin sorunu iken bundan sonra bu arzu nedeniyle toplumun sorunu haline gelmiştir.</p>
<p align="justify">     SİMGELERDE ÇAĞDAŞLAŞMA</p>
<p align="justify">     Çağdaşlaşma adı altında yapılan uygulamalar öncelikle geleneksel simgeleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Geleneksel simgelerin yerini yenileri almaya çalışır. Böylece devlet meşruiyetini bu yeni simgelere dayandırarak mevcudiyetini sağlar. Fakat genellikle yeni simgeler geleneksel simgelerin yerini kolaylıkla alamaz. Bir kabul edilme süreçleri vardır. Yeni simgelerin tarihsel sentez ve özendirme yöntemleri kullanılmadan, jakoben bir üslupla diretildiği düşünüldüğünde kabul edilme süreçlerinin neden uzun sürdüğü daha kolay anlaşılır. İşte bu süreç içinde toplum bunalım yaşar. Özellikle de Türkiye&#8217;deki gibi ana meşruiyetini geleneksel simgeler üzerinden kazandıktan sonra bunları yenileri ile değiştirme sürecine girildiğinde bunalımlar daha derin olur. Daha sonradan her ne kadar bunalım izlerinin kaybolduğu söylense de, bunalımlar toplumun bilinç altında uygun zaman bulduğunda yeniden canlanmak için hazır bekleyen hortlaklar gibilerdir. Toplumda anlam verilemeyen reflekslerin temelinde toplumun bilinçaltında yatan bu hortlaklar vardır.</p>
<p align="justify">     Bizde yaşanılan bunalımların Batı toplumlarından daha derindir. Bunun nedeni yenilik hareketlerinin Batı da bir evrim, bizde ise devrim şeklinde olmasıdır. İdeoloji hareketleri bir paradigma mantığı içerisinde eskisini tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Fakat bu ideolojilerin uzantıları toplumda kendini kabule yönelik evrimsellik göstermek zorundadır. Her ideoloji uzantısının toplum bilincine balyoz etkisi yapan devrimlerle inmesi devlet ile halk arasında ister istemez ayrılıklara neden olacaktır. Avrupa&#8217;da Fransız ihtilali olmuştur. Fakat ihtilal ile çıkan ana milliyetçilik fikrini destekleyen yan yenilikler bir devrim mantığı içerisinde değildir. Biz de ise her yeniliğin sonuna devrim sözcüğünü yapıştırmak modası hasıl olmuştur. Şapka kanununa bile şapka inkılabı demişizdir.</p>
<p align="justify">     ENGELLENME</p>
<p align="justify">     Çağdaşlaşma uygulamasının yaptırıcı özelliği olduğu kadar, engelleyici ve yaptırtmayıcı özelliği de bulunmaktdır. Psikoloji de öfke unsurunun tetikleyicilerinden biri olarak engellenme de sayılır. Halkın yapmak istediklerini yapamaması, engellenmesini o engeli teşkil eden yapıya karşı öfkelenmesi anlamına gelir. Bu durumun devlet sevgisi ya da devlete itaat anlayışı ile zıtlık oluşturan bir yanı yoktur ve tamamen insan olmaktan kaynaklanır. Bu engellenme sonucunda devlet seçkini ile halk arasındaki fark artar. Bu farkın sorumlusu da ne yazık ki çağdaşlaşamayan halk olarak görülür. Fakat gerçek sorumlular çağdaşlaşmayı doğal bir süreç olarak uygulanmasını engelleyenler ya da farkında olmadan bu durumun gerçekleşmesinin zeminini hazırlayanlardır.</p>
<p align="justify">     TEK ULUS OLUŞTURMA ÇABASI</p>
<p align="justify">     Bizdeki çağdaşlaşma hareketinin hedefleri arasında farklı grupları tek bir ulus potasında eriterek ortaya ulus devletin ana malzemesi uygar ulusu oluşturabilmektir. Sosyolojide, birincil ilişkiler, kişinin aile yakın akarabaları ile olan ilişkilerini tanımlar. İkincil somut ilişkiler kişilerin herhangi bir ortak özelliğinden dolayı çeşitli gruplar ile var olan somut ilişkilerini, ikincil soyut ilişkiler ise kişilerin belki de hayatı boyunca hiçbir ilişkide bulunmayacağı fakat bazı ortak özellikleri sebebiyle etkileşim içinde olduğu geniş gruplar ile olan ilişkileri ifade eder. Çağdaşlaşma hareketi serbest bırakmayıcı, müdahaleci reflekslerinden dolayı kendi iktidarını birincil ya da ikincil somut ilişkiler üzerine değil ikincil soyut ilişkiler üzerine kurar. İkincil soyut ilişkilere en güzel örnek millet yapısıdır. Bu iktidar kurulumu aşamasında da birincil ve ikincil soyut ilişkiler zarar görür. Böylece halkın bilincinde devletinden aldığı yeni bir yara oluşur.</p>
<p align="justify">     HALKIN TEPKİSİ</p>
<p align="justify">     Türkiye&#8217;nin çok kültürlü ve uzaktan denetimli yapısından homojen, yakından ve yukarıdan denetimli yapıya ani geçişi, halkta bir şaşkınlığa ve zorlu geçen yıllar sonucunda dinlenme zamanı bulamamış bu nedenle fikri olarak atalete düşmüş olmanın verdiği bir yılgınlığa sebebiyet vermiştir. Tutulup sürüklendiği bu duruma karşı halk doğrudan bir tepki göstermemiştir. Ortaya pasif bir direniş çıkmıştır. Bu pasif direniş susup önüne bakma, herşeye rağmen bildiği gibi hareket etme şeklinde tezahür etmiştir.</p>
<p align="justify">     DEVLETÇİLİK</p>
<p align="justify">     Sarfedilen çabalar sonucu elde edilen sözde çağdaşlaşma miktarı, daha sonradan korunma yoluna gidilmiştir. Bu korunma da devletçilik adı altında &#8220;hikmet-i hükümet&#8221; etiketi yemiştir. Devletçilik burada halkın kendisinin yapamadığı iktisadi girişimlerin devlet eliyle yapılması anlamında değil, kendini devletin sahibi olarak görenlerin kendilerine yönelik tehdit olarak algıladıkları olaylara doğrudan müdahale etme anlayışını simgeler. Devletin, devlet yapısının kollanıp gözetlenmesi yararlıdır, fakat kendisini devletin sahibi olarak görmeye başlama, yaptıklarını devletin bekasına yönelik faaliyetler olarak tanımlama gizli bir hastalığın belirtileridir. Tabi eğer bu faaliyetler bilinçsiz olarak yapılıyorsa bir hastalıktır, eğer bilinçli olarak yapılıyorsa bunun adı halk arasında &#8220;hainlik&#8221; kişi açısından &#8220;başarı&#8221;dır. Devletin bekasına yönelik alınan tedbirler sonucunda hastalıklı paranoya ruhunun halka da sirayet edilmesi istenir. Çünkü korkan, korktuğu ile yüzleşemeyen, korktuğu şeyi dahi tam olarak tasvir etmekten yoksun bir halkın yönetilmesi çok kolay olacaktır.</p>
<p align="justify">     DEVLET HALK İLİŞKİLERİNDE SAĞDUYU VE HOŞGÖRÜNÜN YERİ</p>
<p align="justify">     Devlet mekanizmasının en büyük dezavantajlarından biri, devlet sistemi içinde yer alan kişilerin kusurların şahsi olarak algılanmayıp bunların devlete mal edilmesidir. Devlet sistemi içerisinde mevki sahibi olanların hukuki olarak şahsi kusurluluğu bulunsa bile toplumsal olarak kusurun ceremesini devlet çeker. Bir paşamız &#8221; Zo diyenleri hallettik sıra lo diyenlerde&#8221; deyince, lo diyenler paşanın başına &#8220;devletin&#8221; tamlamasını getiriyor, zamanla da paşanın kim olduğu unutuluyor, geriye unutulmayan bir tek devlet kalıyor. Bu absürd söz de devlete mal oluyor. Halk kendine &#8220;öküz&#8221; diyenleri, dışarıdan &#8220;damızlık adam&#8221; getirmeyi teklif edenleri elbette unutmaz ama bu adamı başımıza neden getirdin diye de devlete kızmaktan kendisini alamaz. &#8220;Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz&#8221; diyecek kadar küstahlaşabilen devlet görevlileri devlet ve halkın arasını açmaktadır. Yukarıda verilen örnekler ile her zaman karşılaşılmaz ama devlet görevlileri her zaman sağduyulu ve hoşgörülü olmak zorundadırlar. Tayin olduğu yere ailesini götürmeyen bir devlet memuru halka &#8220;Ben burasını ailemi getirecek kadar güvenli bulmuyorum&#8221; mesajını verdiğini bilmelidir. Düşünmelidir ki birkaç yıllığına ailesini götürmeye çekindiği yerde yüzyıllardır sadece çekirdek değil bütün ailesi ile yaşayan insanlar vardır. Yıllardır birikmiş problemlerin etkisi ile halk, devlet memurunun bir ters bakışına bile çok farklı manalar yükleyebilir. Devlet görevlileri çalıştıkları zaman dilimi içerisinde sadece kendilerinden ziyade devleti temsil ettiklerini aklından çıkarmamalıdır. Bu nedenle sağduyu ve hoşgörü görevlilerin kesinlikle taviz vermeyecekleri şiarı olmalıdır. </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/17/devlet-halk-acmazi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/17/devlet-halk-acmazi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Türkiye&#8217;nin Ulus-Devlet Sorunu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/25/dikkat-kitap-turkiyenin-ulus-devlet-sorunu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/25/dikkat-kitap-turkiyenin-ulus-devlet-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 01:02:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7890</guid>
		<description><![CDATA[Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi?
GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz &#8220;insanların&#8221;. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7892" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg" alt="" width="200" height="537" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi?</p>
<p>GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz &#8220;insanların&#8221;. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>&#8220;ne mutlu Türk&#8217;üm&#8221;</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor&#8230; Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen&#8230;</strong></p>
<p>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu&#8230; Sıradan insanları sadece &#8220;insan&#8221; olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye&#8217;nin &#8220;sorunlarının&#8221; kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın?</p>
<p>1870&#8242;lerde İtalya&#8217;da yaşayan etnik gruplar birleşerek Fransız işgaline son verdiler. Bir İtalyan ulusu yoktu ortada, Fransız zulmünden bıkmış insanların meşru müdafasıydı vardı. Ama o dönemin Avrupası&#8217;nda yükselen değer <strong>halk</strong> değil <strong>ulus-devlet</strong> idi. &#8220;Problemin&#8221; farkında olan Milli Kurtuluş Hareketi liderleri şöyle diyorlardı : <em><strong>&#8220;İtalya&#8217;yı yarattık, sıra İtalyanları yaratmaya geldi!&#8221;</strong></em></p>
<p>Samsun&#8217;a bir <em>&#8220;güneş gibi&#8221;</em> doğanlar, Türk milletini <em>yoktan var edenler(!)</em> de acaba demişler midir <em><strong>&#8220;Türkiye&#8217;yi yarattık, sıra Türk Milletini yaratmaya geldi&#8221;</strong></em> diye?</p>
<p>80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı&#8217;ndan sonra Türkiye&#8217;ye giydirilmiş bir deli gömleğine işaret ediyor. Kral çıplak. Kral hep çıplaktı.</p>
<p>Ne mutlu &#8220;insanım&#8221; diyene!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirebilirsiniz</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/25/dikkat-kitap-turkiyenin-ulus-devlet-sorunu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/25/dikkat-kitap-turkiyenin-ulus-devlet-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 23:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Din istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Din ve Vicdan Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639</guid>
		<description><![CDATA[Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası

&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; 
&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri) 
 
Bir önceki yazımızda din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7642" title="20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_din_laiklik.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Dinin kurumsallaşması ve iktidar sevdası</h2>
<p style="text-align: left;"><strong><em><br />
&#8220;Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.&#8221; </em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>&#8220;Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.&#8221; (Hz. İsa Aleyhiselamın Hadisleri)</em></strong> <br />
 </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/25/din-ozgurlugu%25e2%2580%2599ne-genel-bir-bakis/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Bir önceki yazımızda</span></a> din özgürlüğüne dair dört ana esas belirlemiş ve bu konu etrafında değişik örnekler vermiş, dahası ülkemizde yaşanan din özgürlüğü problemlerine değinirken hatırlarsanız şöyle demiştik: <em>&#8220;Kendi tarihimiz açısından bakarak; Peki, devlet neden dini, vicdanlara ve mabetlere hapsetmek suretiyle kontrol altına almak istesin ki? Sahi din bu kadar korkutucu bir şey midir ki kontrol edilme ihtiyacı duyulsun? ya da geçmişte hristiyanlık tarihinde olduğu gibi, dinsel bir şiddet süreci mi yaşamıştık? Din ve mezhep kavgaları mı yapmıştık? Din ya da kilise eliyle engizisyon mahkemelerinde işkence ve zulüm mü görmüştük?&#8221;<span id="more-7639"></span></em></p>
<p> Daha önce yazmış olduğum bu satırları, derinlere inmek suretiyle; biraz daha açmayı, sağlıklı bir tahlil yapabilmek adına önemli olduğunu düşünüyorum. Ve meselenin bam teline dokundurmak için; din özgürlüğü problemlerinin, tarihsel olarak başlangıç noktasına ve kaynağına bir yolculuk yapmak gerekecek.  </p>
<p>Araştırmalar, tarihi süreç içerisinde din özgürlüğü problemlerinin daha çok hıristiyanlıkla  ortaya çıktığını göstermektedir. Teorik ve haklı olarak kendini &#8220;Sevgi dini&#8221; olarak takdim eden bir dinin, güç ve iktidar sahibi mensupları tarafından, başka dinlere ve kendi içinde oluşan &#8220;heretik ve schismatic&#8221; oluşumlara karşı, tavizsiz ve gaddarane bir şiddet politikası gütmesi ve bunun insanlığa sunmuş olduğu ağır tahribat ve bedeller, ilgili konuyu ve süreci araştırmaya değer kılıyor. Daha çok  batıda gelişen ve insanlığın vicdanını duvara asıp, hayvani (belki de daha aşağı)  mertebeye ulaşmada, zirve yaptığı bu süreç, değil başka bir dine, farklı bir mezhebe dahi tahammülün olmadığı bir süreç olarak, tarihe geçmiştir. Zira Ortaçağ&#8217;da kilisenin mutlak bir otorite konumuna hızla yükselme arzusu ve devleti ele geçirme gayretleri nedeniyle bağnazlık ve tahammülsüzlük had safhaya ulaşacak. Ve böylece batı&#8217;da <strong>&#8220;tek kral, tek devlet ve tek din&#8221;</strong> anlayışı hakim olacaktı.  </p>
<p>Olayın başlangıç noktasına dönecek olursak; Hz.İsa ve getirmiş olduğu ilahi mesajların, ümmeti tarafından yayılma süreci, yaklaşık 310 sene gizli ve el altında gerçekleşmiş ve bu insanlar o günün zalim cabbarlarına ve oligarşik despotlarına karşı, bu dini gizlilik içerisinde korumaya muvaffak olmuşlardı. </p>
<p><strong>İmparator Constantin tabandan gelen zorlama neticesinde, hıristiyanlığı din olarak kabul etme ve din özgürlüğünü getirme mecburiyetinde kalmıştı. Gerçi bu Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir.</strong> <strong>Eğer o günün Hıristiyanları, Constantin&#8217;in bu oyununa gelmeyip, daha çok üst yapı ile ilgilenMEselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi yorumu getirilebilir.</strong> <strong>Zira hiristiyanlığın (resmi) din olarak kabul edilişi, hıristiyanlara indirilen büyük bir rehavet darbesi olmasının yanında, iktidar sahibi zalim ve jakoben yöneticilerin, dini ve siyasi gücü kontrol altında tutma maksadıyla, baskıcı ve despotik yönetimlerinin ilk nüvesini oluşturacaktı. Tabii hiristiyanlığın resmi din olarak kabul edilişin ardından, hristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini (hassasiyetlerini) kaybedip, kelepir sevdasına düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.</strong>   </p>
<p>İmparator Constantin 313 yılında Milan fermanı ile, ferman söylemlerinin aksine dinde toleranssızlığa giden yolun kapısını aralamıştır. <strong>&#8220;Bir devlette tek din ve din içinde birlik&#8221;</strong> ilkesiyle Constantin, heretiklere karşı savaşta, kiliseyi desteklemiş ve hatta önderlik etmiştir. Bu dönemde, heretiklik manevi ve medeni suç olmaktan çıkarılıp, sonu engizisyon mahkemelerine kadar varan bir dizi zülmi cezalara kadar gitmiştir. Bu dönem kilise ile devletin yetkilerinin kaybolup kaynaşmaya dönüştüğü bir dönem olarak adlandırılabilir. </p>
<p>Daha sonra 380 yılında I.Theodosios ile hıristiyanlık önce devletin resmi dini haline gelmiş, peşinden de devlete hükmeden bir kurum haline dönüşmüştür ki buna <strong>&#8220;hiristiyanlığın devletleşmesi&#8221; </strong>ya da<strong> &#8220;Dinin kurumsallaşması&#8221; </strong>tabiri daha uygun düşecektir. Yani <strong>&#8220;Kilise devlet içinde değil, Devlet Kilise içindedir&#8221;</strong> artık. Başka bir deyişle, &#8220;<strong>kilisenin (ruhani kılıcın) devleti ele geçirmesi&#8221;</strong> olarak da yorumlanabilir.         </p>
<p>Sonuçta, insanlığa kan kusturacak öylesi bir teokratik düzen gelmiştir ki, bunu Papa VIII.Boniface şu şekilde izah etmektedir.  </p>
<p><em>&#8220;Kutsal Katolik ve apostolik kilise dışında günahların ne affı ne de onlardan kurutuluş yolu vardır. Mevcut iki kılıç (dünyevi  ve ruhani) kilisenin iktidarındadır. Bir devlette iki baş olamaz. Dünyevi otorite, ruhani olana tabidir. Ruhani otorite kral da dahil herkesi yargılayabilir ama o hiç kimse tarafından yargılanamaz. Çünkü onun otoritesi ilahidir.&#8221;</em> </p>
<p>İşte bu aşamadan sonra din özgürlüğü alanındaki felaketler süreci başlamış oluyordu.  </p>
<p> Bu despotik tekelci yönetim, İncil&#8217;de geçen <strong><em>&#8220;Ve efendi hizmetçiye dedi; Yollara ve çitlerin boyuna çık. Bulduklarını içeriye girmeye zorla ki evim dolsun.&#8221;</em></strong> Sözünü kendine referans alarak zora başvurmanın lüzum ve doğruluğuna inanır. Hoşgörüsüzlük ilke haline getirilir. Ve sonuçta Nietzsche&#8217;ye <strong>&#8220;Anarşist ve Hıristiyanın kökeni birdir&#8221;, &#8220;Kutsal anarşistler&#8221;</strong> sözünü dedirtecek, şiddet ve yüzyılları bulan din ve mezhep kavgalarının fitili ateşlenmiş olur. </p>
<p>Bu kadarla da kalınmaz ve <strong>&#8220;Ruhun kurtuluşu için, her türlü ten cezası, her işkence hatta ölüm caizdir&#8221;</strong> düşüncesi ortaya atılır ve engizisyon mahkemelerinin fikri alt yapısı oluşturulur ve bu zülüm düzeni devlet eliyle meşrulaştırılmış olur.  </p>
<p>Dinde zorlamayı makul gören anlayışın temelinde, <strong>&#8220;Hıristiyanlı/Kilise dışında kurtuluş yoktur&#8221;</strong> kuralı dikkate değerdir. Bu kural maalesef kendinden olmayana şiddet yolunu açmış ve yeryüzünü kana boğmuştur. </p>
<p><strong>Zira öğretiye göre, hiristiyanlığın asıl amacı ruhun ve insanlığın manevi kurtuluşudur ve bunun da tek ve mutlak yolu hiristiyanlıktır. Yani tek bir mutlak doğru vardır. O da kendileridir. Bu kurtuluşa gelmeyen kılıçla yola gelecektir. Dolayısıyla dinde zorlama insanın en kutsal görevidir. Toplumun zor kullanmama sebebinden dolayı topyekün cehenneme gitmektense bireylerin acı çekmesi ve hatta ölmesi gayet normaldir!</strong> </p>
<p>İşte bu anlayış, kendinden olmayan din ve mezheplerle bir savaşın ifadesidir. Zira insanlığın manevi kurtuluşunu hedef almış fanatik bir inancın, ne başka dinlere ne başka mezheplere ne de kendi içindeki farklı oluşumlara müsaade edeceği beklenemez. Özgürlüğe gem vurma ve zorlama suç olarak değil, kutsal vazife olarak nitelenmiştir. </p>
<p>Hiristiyanlık içinde oluşmuş  her mezhebin kiliseleri de, &#8220;mutlak hakikatı&#8221; kendilerinin temsil ettiğini iddia etmiş ve kurtuluşun sadece kendilerinde olduğuna iman etmişlerdir. Dolayısıyla kendileri dışındaki oluşumları heretik kabul ederek, onlarla savaşmayı vazife bilmişler ve kanlı mezhep savaşları böylece başlamıştır.  </p>
<p>532 yılında İmparator Jüstinyen hipodrom&#8217;da 40.000 civarında insanı doldurup katletmesiyle vurguladığı  &#8220;Tek devlet, tek kanun, tek din&#8221; anlayışının doğurduğu <strong>&#8220;Kral kimse, din o&#8217;dur.&#8221;</strong> felsefesine inanmış ve bunu da vahşetinin gerekçesi yapmıştır. Artık halk, kralın dininden olmak zorundadır.  </p>
<p><strong>Hz. Peygamberin (S.A.V), Bizans Kralı Herakleios&#8217;a gönderdiği mektupta <em>&#8220;İslamı kabul etmekten kaçınması halinde halkının günahını da üstleneceği&#8221;</em> şeklindeki uyarısı, muhtemelen hıristiyanlıktaki halkın, kralın dininden  olması zorunluluğu sebebiyledir. Yoksa İslam&#8217;da hiç kimsenin, bir başkasının suçunun cezasını çekmeyeceği esaslı bir prensiptir. Ayetlerle de sabittir. </strong> </p>
<p><strong>Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; insanlığa zulüm ve gözyaşı getirmekten başka hiçbir işe yaramayan, yukarda anlatılan öğretiler ve bu öğretilerden müteşekkil zihin yapısı daha çok, iktidar odaklı kurumsallaşmış bir dinin, günümüz tabiriyle vatikanizm öğretisinin eseridir. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s)&#8217;nın getirmiş olduğu ilahi mesajla uzaktan yakından alakası yoktur.</strong> </p>
<p><strong>Çünkü, her türlü müessese gibi, (devlet de buna dahildir) Kiliseler de konformizme, sosyal ve siyasal muhafazakarlığa, yani mevcut durumun her ne pahasına olursa olsun sürdürülmesine tabiatları gereği yatkındırlar. Bunun yanında ilahî mesajın, yani dinin yeryüzünde insanlar tarafından temsil edilen ve &#8216;yönetilen&#8217; bir müessesesi olamaz. Bunun yanında; Papa, kardinal, piskopos gibi hiyerarşik otoriteler zinciri Hz. İsa&#8217;nın getirdiği dinde yoktur. Bu durum, Kiliselerin kendilerini bir devlet gibi teşkilatlandırmaları sonucu ortaya çıkmıştır ki, insanları din değil, bürokratik yapılarla yüz yüze getirmiştir. Bu hiyerarşik yapı, doğal olarak kendini korumak için din ile hiç alakası olmayan kıymeti kendinden menkul ve kendine ait bir iç kanun ve kurallar bütününü de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Kiliseler ve kurumsallaşmalar, özünde bir yabancılaşmayı, yani dinden uzaklaşmayı taşımakta ve bireyin yasa ve kurallara boğulmasıdır ki, tarihte yaşanan acı olaylar da bu gerçekliğin yansımasıdır.</strong> </p>
<p>Şimdi, hristiyanlık tarihinde ve din özgürlüğü problemleri çerçevesinde, tarihte yaşanmış bazı olayların altını çizmeye çalışalım. </p>
<p>Din savaşlarına en önemli örneklerden biri Antakya ve Kudüs&#8217;ün işgalidir. 1098 yılında Antakya&#8217;yı ele geçiren haçlılar şehirdeki bütün Müslümanları katlederek, Kudüs yoluna koyulmuşlardır. 1099 yılında Kudüs işgal edildiğinde ise, yaşlı, kadın, erkek, çocuk savunmasız 40.000 insan kılıçtan geçirilmiş. Kutsal mekanlar yağmalanmış. Bütün Museviler de, Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle sığındıkları sinagoglarda yakılmıştır ki, bu olay insanlık tarihinin en acı katliamı olarak geçmiştir. </p>
<p>1204 yılında ise, Küdüs&#8217;e yönelen IV.Haçlı orduları, İstanbul&#8217;a uğrayarak, zulüm ve nefretlerini ortaya dökmüşlerdir. Oradaki halka, inanç farklılığından dolayı zulmedilmiş. Din adamları asılmış, savunmasız kadınlara ve rahibelere tecavüz edilmiş. Aziz olarak bilinen kişilerin mezarları dahi yağmalanmıştır. Ayasofya cami dahi bu yağmadan nasibini almıştır. Öylesine bir yağmadır ki bu, İstanbul harabe şehir haline gelmiştir. Bununla da yetinmeyip, İstanbul&#8217;da bir Latin patrikliği kurmuşlar ve Ortodoks halkı zorla Katolikleştirmeye çalışmışlardır. (Şahsi kanaatim şayet Bizans, Bizans olarak kalsaydı, sanırım sorun yoktu ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;a en azından belki de kılıçla girmeyecekti. Zira Bizans artık koca bir zülüm meydanı ve haçlı seferlerinin üssü pozisyonundaydı diye düşünüyorum)         </p>
<p><strong>Buradan Haçlı  seferlerinin amaçlarından birisi de, heretik ilan edilen Bizans&#8217;ın tekrar Katolikliğe dönüşünü sağlayarak yeniden Papa&#8217;nın egemenliği altına girmeyi sağlamak olarak yorumlanabilir. Hatta biraz daha ileri giderek, geçtikleri her yolda bir enkaz bırakmaları sebebiyle bu hareketin sömürü ve emperyalist amaçlar taşıdığını da söyleyebilirim.</strong> </p>
<p>1313 yılında Tapınak Şovalyeleri Papa ve Kral işbirliği ile, heretik ilan edilmiş ve şovalyeler diri diri yakılarak idam edilmişlerdir. Ve Tapınak şovalyeleri, papaya ve krala Karuni bir servet bırakarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.  </p>
<p>1572&#8242;de Fransa&#8217;da Katolikler, IX. Charles&#8217;ın emriyle bir gecede 20 ila 70 bin arasında Protestan&#8217;ı katletmişlerdir. Enteresandır, Papa, bu katliamı kutlamak için özel bir madalya bastırmıştır. (Saint-Barthelemy Katliamı)</p>
<p>Yine din özgürlüğü problemlerinin sebep olduğu otuz yıl savaşlarını da hatırlatmak gerekiyor. Protestan ve Katolik birlikler arasında çıkan savaşta Almanya koca bir harabe ülke halini almış, 300 ayrı eyalete bölünmüş ve bunun yanı sıra nüfusu da 16 milyondan 6 milyona düşmüştü. Bu savaş sonunda yorgunluk ya da bıkkınlık hali olsa gerek, kısmi bir din ve vicdan özgürlüğü getirildiğini de belirtmem gerek. </p>
<p>Ve Engizisyon Mahkemeleri&#8230; Bu mahkemeler, XIII. Yüzyılda ortaya çıkmış, hıristiyanlıktan dönen, heretik akımlara karışan, dini esaslara başkaldırmış, kısmen de Yahudileri ortadan kaldırmak ve yok etmek maksatlı kurulmuş ve XIX. Yüzyıla kadar etkisini sürdürmüş Katolik kilise mahkemelerdir. Bu mahkemelerin, heretik akımlara karşı başarısız olmuş hükümdarların tahttan indirileceği kararını alması, vahşeti boyutunu daha da derinleştirmiştir. Öyle ki bu vahşet; yüzyıllar boyunca, yüz binlerce kişiyi yakma, kazığa oturtma, mezardan çıkarıp kemikleri yakma, dilini kesme, evlerini yıkma, mala gasp, hapis, sürgün, kürek çekme gibi cezalar olarak tezahür etmiştir.  </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/24/kesifler-cagi-ve-uyuyan-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Endülüs&#8217;ün yıkılışıyla,</span></a> İspanyol Engizisyon Mahkemeleri bu sefer Müslümanlar ve Yahudiler üzerinde akıl almaz işkence ve zulümlere başlamışlar. Sonuçta ya Amerika yerli halkının kaderini paylaştılar ya da göçe zorlandılar. Osmanlının yardımlarıyla bir kısmı Kuzey Afrika&#8217;ya bir kısmı da İstanbul&#8217;a yerleşmişlerdir. (İstanbul&#8217;da yaşayan bir Yahudi Cemaatine mensup bir arkadaşım bana bu olayı anlatmış, Osmanlı&#8217;ya şükranlarını iletmişti.)  </p>
<p><strong>Ve Batı  dünyası 1500 yılı aşkın süren din savaşları  sonucunda savaşmaktan yorulması  sebebiyle olsa gerek, içlerindeki farklı mezhep ve görüşleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu kabulleniş yani din ve vicdan özgürlüğünün kabulu, dinden kurtulmak şeklinde ortaya çıkmıştır. Batı dinden ve kilise baskısından kaçarken pozitivizme ve hümanizme tutunacak. Özgürlüğe yelken açacak. Ancak bu da dini aşırılık sonrası, özgürleşme aşırılığını doğuracaktır</strong>. <strong>(Bu tespitler de, ayrı bir yazı konusu olabilir.)</strong> </p>
<p>Yukarda anlatılan olaylar baz alındığında <strong>aforoz, engizisyon ve endüljans</strong> (günahları affetme yetkisi) gibi tanrısal gücün temsil edilmesi ve bunun doğurduğu problemler de ayrıca göze çarpmaktadır. </p>
<p><strong>Aslında yazı  boyunca anlattığım şey, daha doğrusu tarih boyu yaşanan şey, dogmatik tekelcilik sebebiyle, kilisenin elinde tuttuğu gücü  (din, yönetim, ekonomik güç) kötüye kullanması ve din istismarına gitmesidir şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır? Sorusunun cevabı hayati önem kazanmaktadır. </strong> </p>
<p><strong>Tabii burada dinin kontrol altına alınması gereken tehlikeli bir dogma olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Ya da kimilerimiz, Türkiye&#8217;de çok yaygın bir klişe olan; <em>&#8220;&#8216;Evet, evet, din zaten siyasete hiç karışmamalı, vicdanlarda yaşamalı&#8217; diyebilirler&#8221;</em> Oysa bu peşin hükümlü bir genellemedir.  Çünkü dinin siyasete karışarak insanlık adına, özgürlük, adalet ve barış getirdiği bir düzine, tarihsel olay da sayabilirim. Kaldı ki, bir dinin hayatın hangi yönlerini düzenleyeceği konusunda o dinin kendi kaynakları ve inananları dışında kimsenin karar verme yetkisi de yok. Meselenin bir diğer boyutu ise, yukarda anlatılan despotik ve zulüm olayları din boyutlu gibi görünse de, bu çoklu durum sadece din değil, din-dışı felsefeler ya da ideolojiler ve her türlü -izm&#8217;ler için de geçerli. Örneğin diyalektik materyalizmin siyasete karışması, ‘silahlı propaganda&#8217;ya koyulmuş Leninist bir komünizm şeklinde de olabilir. </strong> </p>
<p><strong>Bu durumda &#8220;Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?&#8221;  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir. </strong> </p>
<p>Birinci duruşu İslam dinini baz alarak, meseleyi biraz daha açarsak; İslam, şuur sahibi insanları tek tek muhatap almıştır ve insanlar dünyadaki eylemlerinden, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu olacaklardır. Din mesajını fertlere iletir. Fertlerin görevi vazifelerini yerine getirmektir<strong>. Fakat fertler vazifelerinin ötesinde somut sonuçların peşine düşmesi gerekmez.</strong> Yani insan vazifesini yapar, sonucu verecek olan Yaratıcının işine karışmaz. Bu özelliği ile <strong>ilahi mesaj daha çok ALT YAPI ile ilgilidir. Fertler için en önemli vazife iman ibadet, ahlak, vicdan gibi konulardır. ÜST YAPI tali bir konudur.</strong> Şerif Mardin&#8217;in dediği gibi; <em>&#8220;İslam gibi toplum ilişkilerini İlahî bir mesajın ışığında değerlendiren ve toplumu gereken İslami ideale yaklaştırmaya çalışan bir dinde, dinin kendisini bir ‘üstyapı&#8217; kurumu olarak değil, bir ‘temel şekillendirici&#8217; olarak ele almak&#8221; </em>gerekir. <strong>Belki de burada önemli olan siyasetin dine dolayısıyla insana hizmet eder şekilde tutulmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>Bu ilkelerden, esas alınan unsurun taban olduğu (insan, ahlak, vicdan&#8230; olduğu), devlet, güç ya da iktidar sahibi elitist zümre&#8230; gibi tavan için yani üst yapı için, fertlerin zarar görmesinin istenemeyeceği sonucu ortaya çıkar. </strong></p>
<p><strong>Bu nokta çok önemlidir. Daha kestirmeden açık olarak ifade edeyim; </strong> </p>
<p><strong>Eğer birinci duruşa sahipseniz mesela, devletin ali cenap menfaatleri için, Dersim Katliamını hoş göremezsiniz. Ermeni tehcirini hoş göremezsiniz. Vicdanları kanatıp, Gazi, Sivas Madımak, Maraş olaylarını hoş göremezsiniz.  &#8220;Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır&#8221; da diyemezsiniz. Devleti putlaştıramazsınız. Kendinden olmayana düşman gözüyle bakamazsınız. Milleti ve insanlığı kendine hedef seçip &#8220;eylem planları&#8221;, &#8220;lahikalar&#8221;, &#8220;kafes&#8221; operasyonları hazırlayıp uygulayamazsınız. &#8220;Ayışığı&#8221;, &#8220;Yakamoz&#8221;, &#8220;Sarıkız&#8221;, &#8220;Eldiven&#8221; gibi darbe planları da hazırlayamazsınız. Dahası, camilerdeki mahyalara &#8220;Önce Vatan&#8221;, &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; şeklinde ucuz hamasi yazılar da yazamazsınız. Kısacası hukuku, adaleti ve vicdanları ayaklar altına alamazsınız. &#8220;Milli menfaatler mi, ahlak mı önemli ?&#8221; sorularını soran ahmak kafalara, &#8220;Ahlak&#8221; diye haykırarak duruşunuzu belirlersiniz.</strong> </p>
<p>Tarih boyunca tecrübelerce sabit olan ve sıkıntılı bir duruşu temsil  eden ikinci duruşta ise, en önemli vurgu <strong>&#8220;iktidar&#8221;</strong> vurgusudur<strong>. İktidara ve güce endeksli bir duruş tarzıdır. Yazıda konusu geçen hristiyanlığın devletleşmesi suretiyle kurumsallaşması ya da Siyasal İslam dedikleri İslamcılık bu duruşu temsil eder. Bu duruşun, aktörlerinin ortak özelliği iktidar talebidir denilebilir. Bu duruşu temsil edenler oldukça dindar olabilirler ancak en önemli fark önceliklerinin değişmiş olmasıdır. Evet bunlar, toplumsal düzeni sağlamak için, problemlerin çözümü için iktidarı ele geçirmek gerektiğini inanmışlardır. Alıştıra alıştıra mı söylemem gerek bilmiyorum ancak, Humeyni Devrim hareketini ve hatta, MSP, RP, FP gibi siyasi partileri de bu çizginin devamı olarak görmekte bir beis görmüyorum.</strong><strong> </strong><strong>Hatta, bu ikinci duruşun temsilcileri içerisinde, Hizb-ut Tahrir, Usame Bin Ladin ve El Kaide gibi Kur&#8217;anı literal yorumlayıp, hatasız masum dindar yönetici arayanlar dahi vardır. Yeryüzünde böyle bir insan olmadığı için, bu taleplerini gerçekleştirebilmek adına tabii olarak, iktidar amaçlı çalışmak zorunda olduklarını da belirtmem gerekir. Sonrası malum; dini despotizme  kadar varılabilecek keyfi uygulamalar ve baskılar kendini gösterebilir. </strong> </p>
<p><strong>Özetle ikinci duruş; devleti önceleyen, üst yapıya önem veren görüşlerdir. Bu görüş esasen ehl-i Sünnet itikadına da uygun değildir. Fakat, Sünni Müslümanların yaşadığı yerlerde de yaygınlaşmıştır. Sünni Müslümanlar arasında iktidar talebini önceleyen bu görüşlerin yaygınlaşmasında modernite etkisi ve Şiilik yadsınamaz ölçüde etkili olmuştur.   </strong></p>
<p>Bu arada, bir diğer önemli hususa da parantez açmam gerekiyor;</p>
<p>Yazının amacı, hristiyanlık tarihindeki kötü örnekleri sıralayarak  <strong>&#8220;onlar kötü, biz iyiyiz&#8221; </strong>iddiasında bulunmak değil elbette. Yazını amacı, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarını belirleyerek dünya barışına katkılarını anlatabilmek. Dahası dinin siyasete karışması noktasında iki farklı duruşu gözler önüne serip, sorunun temellerine inebilmek ve geçmişten ders almak olarak özetlenebilir. Bunun yanı sıra dini kontrol altına alma çabalarının, altında yatan gerçekliği gözler önüne serebilmekti. </p>
<p>İslam tarihine baktığımızda, insani hataların, hırsların ve bağnazlıkların da mevcut olduğunu görebilirsiniz. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından çok geçmeden Müslümanlar arasında fazlasıyla siyasi karmaşalar, ihtilaf ve çatışmalar başlar. Hz. Osman ve Hz. Ali&#8217;yi şehit edenler Müslümandır. Sıffin savaşıyla, &#8220;Hariciler&#8221; olarak bilinen ve hem Sünnilere hem de Şiilere karşı bugünün deyimiyle &#8220;terör&#8221; uygulayan, Günümüz Taliban ya da El Kaide&#8217;sine benzer fanatik mezhep de çıkar. </p>
<p>Maalesef ikinci duruş dediğimiz bu anlayış, Hz. Muaviye&#8217;den sonra çeşitli saltanatlar şeklinde devam etmiş; bu saltanatlarda <strong>Emeviler&#8217;de olduğu gibi, devletin/toplumun huzuru için fertler feda edilmekten çekinilmemiştir. Mitleşen devletin korunması &#8220;bir ibadet gibi&#8221; ele alınmış; bu uğurda her şey feda edilmiştir. Hakeza İttihat ve Terakki marifetleri ile, Osmanlı&#8217;nın son dönemleri ve hatta Osmanlının manen çöküş dönemleri de bu anlayışı temsil edebilir. Bugün bu anlayışı, Siyasal İslam ya da İslamcılık diye tanımladığımız, ideolojik yaklaşımların yürüttüğünü söyleyebiliriz.</strong>  </p>
<p>Daha sonraki yüzyıllar boyunca da Müslüman mezhepler, devletler, emirlikler, hanedanlar arasında sayısız savaş  yaşanır. Evet, mezhep çatışması İslam&#8217;da Hıristiyanlığa göre daha azdır, ama yine de vardır.</p>
<p> Bu elbette İslam&#8217;a aykırıdır ama her dinde olduğu gibi İslam tarihinde de yine din adına pek çok dünyevi çatışma, kaos, ve kör fanatizm üretenler olmuştur ve halen de olmaktadır. </p>
<p>Ve sonuçta, dönüp dolaşıp şu soruyu tekrarlamak ihtiyacı hissediyorum. </p>
<p><strong>&#8220;Yaşanan acı gerçekler karşısında suçlanacak şey din midir, yoksa güç ve iktidar düşkünü insanoğlunun ihtirasları mıdır?</strong>&#8221;  <br />
 </p>
<p><strong>Gelecek Yazı</strong> </p>
<ul type="DISC">
<li><strong>Din ve Vicdan Özgürlüğü Sürecinde İslam Tecrübesi ve Sonuç</strong></li>
</ul>
<p> <strong>Teşekkür : </strong>Sayın<strong> </strong>Prof.Dr.Saffet Köse&#8217;nin &#8220;Din Özgürlüğü ve Barış Yolunda İki Farklı Tecrübe&#8221; adlı eseri, Köprü Dergisi yazarlarından Sayın Selim Sönmez ve Dinler Tarihi Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. İsmail Taşpınar ve Sayın Mustafa Akyol&#8217;un makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Atatürkçü/Kemalist mahalle baskısı” veya “Yıpranan TSK değil, benim!”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 22:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5764</guid>
		<description><![CDATA[[Not: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise burada.]
&#8211;
Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_.jpg"><img class="size-medium wp-image-5771   alignleft" title="20090415_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a>[<strong>Not</strong>: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise <a href="http://kenardan.wordpress.com/" target="_blank">burada.</a>]</p>
<p style="text-align: left;">&#8211;</p>
<p style="text-align: left;">Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha yeni yaşadığım birkaç örnek:</p>
<p style="text-align: left;">Geçen hafta İzmir’den kalkıp İstanbul’a geldim; amaç aileyi, arkadaşları vesaireyi görmek, onlarla vakit geçirmek. İçmek, eğlenmek vs. Bir nevi “tatil” diyebiliriz. Teyzemi ve lise çağındaki kuzenlerimi görmek için birkaç gün teyzemde geceledim. Bir akşam teyzemin yakın bir arkadaşı eve geldi, oturduk muhabbete başladık. Kendisi 50′li yaşlarının sonunda, bir ilaç şirketi sahibi, CHP üyesi, kardeşi general olan ve İlker Başbuğ’la da aile dostu olan bir insan. <span id="more-5764"></span>Lise son sınıfa geçen kuzenlerden biri, birdenbire ortaya bir laf attı: “Atatürk diktatör müydü?” X bey (bundan sonra “X bey” olarak geçsin), Mustafa Kemal Atatürk’ün tabii ki diktatör olmadığından, kendisi için hiçbir şey yapmadığından, ne yaptıysa ülkeyi kurmak ve ileri götürmek için yaptığından dem vurdu, uzun uzun. Dayanamadım, konuşmaya başladım. Atatürk, kendisi için hiçbir şey yapmamış olsa dahi, bu durumun onun diktatörlüğüne bir halel getirmeyeceğini, sonuçta bir toplumun en tepesindeki insan olduğunu ve sözlerinin adeta bir emirmişçesine kabul gördüğünü anlatmaya çalıştım. “Diktatör” kelimesinin, iyi ya da kötü bir değer yargısıyla değerlendirmeden, gerçek anlamına bakıldığında Atatürk’ün tam anlamıyla bir “diktatör” stereotipi olduğunu söyledim. Bunun üzerine X bey hiddetlendi ve yüksek sesle “Hiç kimse Atatürk’e diktatör diyemez!” deyiverdi. Ben, bu sözü herhangi bir değer yargısında bulunmadan kullandığımı, sözcüğün anlamıyla Atatürk’ün davranışlarının uyuştuğunu belirttiysem de bir işe yaramadı.</p>
<p style="text-align: left;">Bunun ardından tartışma farklı yönlere doğru uzamaya başladı. Azınlıklar meselesine, “irtica” meselesine, Kürt meselesine dayandı. 1915′ten, İstiklâl Mahkemeleri’nden, Dersim Katliamı’ndan, Varlık Vergisi’nden, 6-7 Eylül Olayları’ndan, Diyarbakır Cezaevi’nden söz ettim. X beye göre bunların hepsinin mantıklı açıklamaları vardı ve devletin bu olaylarda takındığı tutum tamamen “gerekli” ve “zorunlu”ydu. Ermeniler bizi arkamızdan vurmuştu, insanlar “şeriat” istedikleri için idam edilmişti, Kürtler isyan edip devlete karşı gelmişti, azınlıklar dış güçlerden destek alarak ülkemizi bölmeye çalışıyordu. Devlet ne yapsaydı? Öldürmeseydi de beslese miydi, bölünse miydi? Bütün bu meselelerle ilgili olarak, bütün bu toplumsal kesimlerle empati kurmaya çalışan, demokratik ve özgürlükçü bir söylem üzerinden laf anlatmaya çalıştım; ama nafileydi. Bir kere devlet “kutsal”dı ve ona karşı geliştirilen hiçbir hareket cezasız kalamazdı. İnsanların çile çekmeleri, ölmeleri, öldürülmeleri önemsizdi. Devletin bekası için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. “Bana devletçi söylemlerle gelmeniz benim için hiçbir anlam ifade etmiyor; çünkü ben anarşist bir düşünce yapısına sahibim, devlet hiç umrumda değil, tek bir insan bile devlet/iktidar/güç yüzünden hayatını kaybetmişse o devletin benim için zerre değeri yoktur” dediğimde ortam iyice gerildi. Teyzemin ve annemin yüzlerinden bu gerilim çok net okunabiliyordu. X bey sükûnetini korumaya çalışsa da ses tonu sertleşmiş ve yükselmiş, hamasi nutuklar atmaya başlamıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Konu darbelere geldi uzandı ve X bey, soğukkanlılıkla, yapılan bütün darbelerin “zorunlu” olarak yapıldığını, o yüzden onların eleştirilmesinin doğru olmadığını söyleyiverdi. Tabii “darbe” sözcüğü yerine “müdahale” ya da “yönetime el koyma” sözlerini kullanmayı yeğliyordu. Üstelik benim babamın da bir Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olduğunu, bu nedenle askeri yıpratmaya çalışanların söylemlerinden uzak kalmam gerektiğini “hatırlattı” bana (sırf babam asker olduğu için neden askerleri savunmam gerektiğini hâlâ anlayabilmiş değilim). X beyin darbe savunuları ise şöyleydi: 1950′lerde Demokrat Parti baskıcı bir yönetim kurmuş olduğu ve Cumhuriyet Halk Partililere zulüm etmekte olduğu için “müdahale” kaçınılmazdı. Üstelik bu “müdahale” ilerici güçler tarafından yapılmıştı, tabii ki desteklenmeliydi. Baskıcı bir rejime karşı çıkmak ve onun baskıcı özelliğini engellemek için muhalefet oluşturmak görevinin orduya değil, siyasal partilere ve sivil toplum örgütlerine düştüğünü anlatmak benim için çok zor değildi; fakat bunu algılamak X bey için çok zordu. Ardından 1980 darbesine atlayıverdi: 12 Eylül 1980′den önce sokaklarda terör esiyordu, ordu akan kanı durdurmak için darbe yapmak zorundaydı. “Peki” dedim, “sokaklarda akan o kanın müsebbibi kimdi?”. X beye göre bu kanın müsebbibi dış güçlerdi. Gençlerimize birbirini kırdırıyorlar, ülkemizi zayıf duruma düşürmek ve bölüp paylaşmak istiyorlardı. Ona devletin beslediği “terörist”leri anımsatmaya çalıştım, gizli iktidar sahiplerinin gerçek iktidarı ellerine almak için pek çok olaya sebep olduğundan söz ettim, 1 Mayıs 1977′de işçilerin üzerine ateş açan Abdullah Çatlı’nın devletin bir görevlisi olduğundan bahsettim; konu birdenbire Abdullah Çatlı üzerinden ilerlemeye başladı. X beye göre Abdullah Çatlı bir “kahraman”dı; çünkü ASALA’yı bitiren adamdı. “Eğer karşımda bir katili savunacak noktaya gelmişseniz, benim sizinle paylaşacak hiçbir şeyim olamaz” dedim. Sinirlendi.</p>
<p style="text-align: left;">Bu konuyla ilgili “gerilimli dakikalar”ın ardından, mesele AKP hükümetine geliverdi. X beye göre AKP hükümetinin ülkeyi halihazırda yönetiyor olması “yasal” değildi. AKP legal bir hükümet yapılanması değildi ve ne yolla olursa olsun devrilmesi gerekiyordu. Kendisini hayretten hayrete düşerek, ağzım açık bir şekilde dinliyordum. 2002 genel seçimlerinde %34, 2007 genel seçimlerinde %47 oy alan bir parti, nasıl olur da legal olmazdı? X beye göre seçmen bilinçsizdi, gerizekalıydı, doğruları göremiyordu; AKP’nin amacı şeriatı getirmekti ve bu yolda demokrasiyi bir araç olarak kullanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de ülkemizi “yeşil kuşağın” bir parçası yapmak istediğinden AKP’yi destekliyordu. Bu basmakalıp düşüncelere hangi argümanla karşı çıkarsam çıkayım başarılı olamayacağımı biliyordum, bu tip sabit fikirlere sahip insanlar “düşünme” yetisini kullanamıyordu artık; X beyin “düşünmesini sağlamak” mümkün değildi. Bana sordu: “Sen AKP’nin legal olduğunu düşünüyor musun?” Cevabım şöyle oldu: “Bu ülke, en azından teoride, demokrasiyle yönetiliyorsa ve ülkenin yarısı bir partiye oy vermişse tabii ki o partinin hükümet etme hakkı vardır ve yasadışı yollarla bu engellenemez. Legal olmayan şey sizin “müdahale” düşüncenizdir.” X bey, bu sefer de AKP’nin aldığı oy oranının aslında %47′den çok çok daha düşük olduğunu, fakat seçim sonuçlarına hile katılarak bu oranın bu değerlere çekildiğini iddia etmeye başladı. Her türlü komplo teorisi tıkır tıkır işliyordu X beyin zihninde.</p>
<p style="text-align: left;">AKP’nin eleştirilmesi gereken çok sayıda icraatı olduğunu, fakat CHP ya da diğer muhalefetin bu icraatları eleştirmek yerine AKP’nin AB müktesebatı yönünde, demokratikleşme yönünde, sivilleşme yönünde (zorunlu olarak da olsa) atmaya çalıştığı her türlü adımı engellemekten başka bir muhalefeti olmadığından bahsettim. CHP’nin, AKP’yi düzgün yönlerden (örneğin; uygulanmakta olan neo-liberal bazı politikalar, işçi-emekçi hakları, sosyal güvenlik vb.) eleştirmek yerine sırtını orduya ve yüksek yargıya dayadığını, ülkenin daha yaşanabilir bir yer haline gelmesi için hiçbir çabası olmadığını söyledim. X bey, CHP hakkındaki bu iddialarımın “doğru olmadığı”ndan başka bir savunma yapamadı ve konuyu AB’ye getirerek “Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi gerçekten alacağını düşünüyor musun?” dedi. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe kabul edip etmeyeceğinin ayrı bir konu, AB müktesebatının Türkiye’de yerleşmesinin ayrı bir konu olduğunu söyledim ve devam ettim: “Bir kere AB içinde Türkiye’nin tam üyeliğine çeşitli sebeplerle karşı çıkan Fransa ve Almanya’nın yanında, Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen İsveç, İngiltere, İtalya gibi pek çok ülke var. AB içinde Türkiye’ye ilişkin bir korku olduğu da doğru; fakat şu anda sırf “onlar bizi kabul etmez” gibi bir gerekçeyle Türkiye’nin yasal yapısının bu halde kalmasını savunmak kadar saçma bir şey olamaz. Türkiye toplumsal ve bireysel özgürlüklerle demokrasiye çok uzak bir hukuka ve hukuk anlayışına sahip, bu özgürlüklerin şu anda dünya üzerinde en yoğun olarak yaşanmasına izin veren AB hukukuna da öyle ya da böyle geçilmesi gerekiyor.”</p>
<p style="text-align: left;">X bey bu hukuka AKP hükümetiyle geçilebileceğine gerçekten inanıp inanmadığımı sorduğunda ise gidişatın o yönde olduğunu ve toplumsal baskılarla bu talebin dile getirilmesi gerektiğini söyledim ve şu anda Türkiye’yi yönetme şansına sahip olan üç parti (AKP, CHP ve MHP) varsa, tabii ki bunların arasından AKP’yi tercih edeceğimden bahsettim. Bunun üzerine teyzem şöyle bir tepki verdi: “Ne yani, sen AKPli misin şimdi, bizim başımızı mı örttüreceksin bu gericilere?”</p>
<p style="text-align: left;">Tepkim şöyle oldu: “Bu ülkede insanların etnik kökenleri yüzünden devlet ya da milliyetçi tosuncuklar tarafından öldürülmelerini istemiyorum. Kültürel kimliklerini özgürce ifade etmek isteyen etnik grupların bu ifade haklarının engellenmesini istemiyorum. Hangi görüşten olursa olsun insanların bireysel, toplumsal ve siyasal özgürlüklerinin yanındayım. Hangi din ya da inanç söz konusu olursa olsun dinsel ve inançsal özgürlüklerden yanayım. Sırf başörtülü diye, genç kızların eğitim hakkının ellerinden alınmasını istemiyorum. Düşünceleri ya da söyledikleri yüzünden insanların hapislerde çürümesini istemiyorum. Sokak ortasında onbinlerce kişinin öldürülmesini istemiyorum. Eğer bütün bunlar senin ya da sizlerin zihniyetinde AKPlilikle bağdaşıyorsa, benim söyleyecek hiçbir şeyim olamaz. Ayrıca herhangi bir insan AKPli de olabilir, bu da bir suç falan değil bildiğim kadarıyla. Bir de şu var ki, benim gibi kendisini “Müslüman” olarak bile tanımlamayan, herhangi bir dine aidiyet hissetmeyen birine kalkıp “şeriatçı” yaftasını yakıştırman da harika.”</p>
<p style="text-align: left;">(Tabii ki teyzem de, X bey de, birazdan bahsedeceğim halam da kendisini “Müslüman” olarak tanımlıyor).</p>
<p style="text-align: left;">Tartışma süresince X bey, arada bir, “Yok, sen böyle düşünüyorsan seninle pek bir şey tartışabileceğimizi sanmıyorum.” deyip durduysa da dayanamıyor ve sürekli yeni bir şeylerden bahsetmeye çalışıyordu. Bunu da bir not olarak ekleyeyim. Kapanış ise şöyle oldu: “Ben şu anda neredeyse 60 yaşındayım. Gençken TİP’i desteklerdim, düşüncelerim de seninkilere yakındı; fakat bazı şeyleri yaşadıkça, gördükçe, anladıkça Atatürk milliyetçiliğinin, ulusalcılığın değerini fark ettim. 10 yıl sonra umarım yeniden bir araya geliriz, eminim ki senin düşüncelerin de benimkiler gibi olacak o zaman.” Benim verdiğim cevap ise şuydu: “Bundan 10 yıl önce, 17-18 yaşlarındayken, tamamen sizin gibi düşünüyordum. Düşünsel ilerlemeyi kimin yaşayıp, kimin yaşamadığını bu örnekle belki daha net anlarsınız.”</p>
<p style="text-align: left;">Saat epey geç olmuştu, el sıkışıldı ve X bey evine gitmek üzere ayrıldı. Ancak hikaye burada bitmiyordu, birkaç gün sonra X bey yeniden geldi. Bu sefer kendisiyle yalnızca el sıkışıp selamlaştım ve tartışmak istemediğim için başka bir odaya geçtim; fakat söylediği bazı şeyleri duyma şansım oldu, onları da aktarayım. X beye göre gençler ve hatta toplumun tamamı psikolojik bir sorun yaşıyordu. O yüzden benim bu gençlerden biri olarak bu şekilde düşünmem normaldi; ama nasıl ki başımız, sırtımız ağrıdığında, öksürdüğümüzde doktora gidiyorsak psikolojik sorunlar yaşadığımızda da psikologlara ya da psikiyatristlere başvurmalıydık. Anneme benim bir psikiyatriste görünme ihtiyacım olduğundan söz etti. Bunun tek sebebi X bey gibi düşünmüyor oluşumdu. Üstelik X bey kendisini hâlâ “solcu” olarak (da) tanımlıyordu.</p>
<p style="text-align: left;">İşte zihniyet bu: Her şeyi Atatürkçüler, ulusalcılar biliyor; onlar gibi düşünmeyen insanlar olayları doğru değerlendiremiyor, hepsi ruh hastası, zaten AKP de bu yüzden iktidarda. Psikiyatrik destek alırsak biz de doğru yolu bulup Atatürkçü ve ulusalcı olacağız. Herhalde bu tablo asıl “hasta”nın kim olduğunu çok net ortaya koyuyordur.</p>
<p style="text-align: left;">Gelelim ikinci “mahalle baskısı” örneğine: Daha bugün babaannemi, kuzenlerimi ve halamı görmek için halamların evine gittim. Kuzenlerden biri koluna “K. Atatürk” imzalı bir dövme yaptırmış, konu buradan açıldı. Halam “bak ne güzel olmuş, sen de yaptırsana” dedi bana. Şaşırdım. “Yahu neden yaptırayım ki?” dedim. “E hepimiz Atatürkçü değil miyiz?” dedi halam. “Yoo ben Atatürkçü falan değilim” dedim. Ondan sonra X beyinkinden biraz daha düşük seviyede (o seviyeden daha düşük nasıl olabilir diye sormayın lütfen) ve “popüler ulusalcılık/Tuncay Özkan ulusalcılığı” ekseninde, hamasi söylemler havada uçuşmaya başladı. Biz bu vatanın ekmeğini yiyorduk, hepimiz Atatürkçü olmalıydık, ordunun yanında olmalıydık, vatanımıza-milletimize sahip çıkmalıydık falan filan. Ülkenin bütün aydınları teker teker “içeri” alınıyordu, AKP de Amerika’nın güdümünde ülkeyi şeriata doğru götürüyordu. Üstelik bu ülkede bir Ermeninin sokak ortasında söylediği şeyler yüzünden öldürülmesinde de hiçbir sorun yoktu. Onlar dış güçlerle bağlantılıydı ve ülkemizde yaşama hakkına sahip değillerdi. Onların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarıyla ilgilenmiyordu bile halam. Irkçı ve şiddet yanlısı olduğunu söylediğimde tabii ki inkâr etti. O ırkçı değil, bir “Atatürk milliyetçisi”ydi. Bu tartışma da yaklaşık 15-20 dakika kadar sürdü; fakat artık bezmiştim ve halamın X bey kadar bile dinlemeye tahammülü yoktu. Konu babaannem sayesinde bir şekilde kapandı ve 2-3 saat sürecek olan “aile saadeti misafirliği” devam etti.</p>
<p style="text-align: left;">Tabii ki ailemden oldukları için ne düşünürlerse düşünsünler bu insanları seviyorum. Kötü niyetlerinin olmadığını da biliyorum. Resmi ideoloji tarafından “çok güzel” bir şekilde yetiştirilmişler, bu noktadan sonra yapılabilecek pek bir şey yok. Fakat onlardan rica ediyorum, lütfen benim yanımda bana böyle hamasi nutuklar atmasınlar. Yıpranıyorum. TSK değil, asıl ben yıpranıyorum ulan!</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Gazetesi ayıp mı etti?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 16:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[kizilbaslar]]></category>

		<category><![CDATA[Madımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5575</guid>
		<description><![CDATA[Şu an Genelkurmay&#8217;ın temel stratejisi Gülen hareketini yalnızlaştırmak, izole etmek ve bu yolla hareketin belini kırmak üzerine. Genelkurmay&#8217;ın temel meselesi AKP hükümeti değil şu an. Tam aksine Genelkurmay&#8217;dan AKP&#8217;ye sürekli ve sistematik olarak şu yönde mesajlar gidiyor&#8230; &#8220;Gelin biz sizle uzlaşmaya hazırız. Ülkeyi de güzel güzel yönetin. Fakat şu cemaatin arkasında durmayın. Bu cemaat sizi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090705_derin_dusunce_org_zaman.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-5576" title="20090705_derin_dusunce_org_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090705_derin_dusunce_org_zaman.gif" alt="" width="232" height="41" /></a>Şu an Genelkurmay&#8217;ın temel stratejisi Gülen hareketini yalnızlaştırmak, izole etmek ve bu yolla hareketin belini kırmak üzerine. Genelkurmay&#8217;ın temel meselesi AKP hükümeti değil şu an. Tam aksine Genelkurmay&#8217;dan AKP&#8217;ye sürekli ve sistematik olarak şu yönde<span id="more-5575"></span> mesajlar gidiyor<em>&#8230; &#8220;Gelin biz sizle uzlaşmaya hazırız. Ülkeyi de güzel güzel yönetin. Fakat şu cemaatin arkasında durmayın. Bu cemaat sizi de yakacak. Sizi onlar ateşe itiyorlar. Gelin bu cemaatin gücünü birlikte frenleyelim&#8230;&#8221;</em></p>
<p>AKP iradesi içinde Cemil Çiçek tipi zihniyetler hâkim gelse, Genelkurmay&#8217;ın bu teklifi onaylansa Gülen hareketine yönelik izolasyon ve eliminasyon harekâtına başlanacak&#8230; Genelkurmay&#8217;ın Gülen hareketini iğdiş etme operasyonu tam gaz devreye girecek&#8230; Devlet içinde esas çatışma şu an bu mesele etrafında dönüyor&#8230; Nedense bu durum, bu açıklıkta kimse tarafından ifade edilmiyor ama vaziyetin bu olduğunu her akıl sahibi görüyor&#8230;</p>
<p>Egemen militar zihniyetin Gülen hareketi mensuplarına yönelik bu düşmanca tavrına her vicdanlı insanın karşı çıkması gerektiğini, Genelkurmay&#8217;ın bu politikasının gayrı meşru ve gayrı ahlaki olduğunu defalarca yazdım. Fakat öte yandan üzülerek görüyorum ki Gülen hareketine bağlı yayın organları kimi meselelerde hâlâ kendilerine düşman olan egemen zihniyetin dilini kullanabiliyor&#8230; 2 Temmuz katliamının yıldönümünde <em>&#8220;Madımak otelinde meydana gelen yangında ölen 37 kişi&#8221;</em> gibi, -sanki yangın sigorta kazasından çıkmış gibi- bir dille haber yapılabiliyor&#8230; Dahası bu haberin tamamı Alevi yurttaşlarımızı üzecek ve rahatsız edecek bir dille yazılmış&#8230;<strong> Başta Ekrem Dumanlı olmak üzere tüm <em>Zaman</em> yönetimine sesleniyorum&#8230; Lütfen bu konularda şu devlet dilini benimsemeyin! 2 Temmuz 1993&#8242;te Sivas&#8217;ta lalettayin bir yangın çıkmadı. Madımak oteli, içindeki insanlarla beraber yakıldı! O otel yakılırken orada binlerce insan sevinçle içerideki insanların yanarak ölmesini izlediler! &#8220;Sivas olayları&#8221; denmesi de ahlaki değildir. Yaşanan bir katliamdır. Bu durumun bu şekilde ifade edilmesi tüm Alevilerin talebidir&#8230;</strong> Evet, istisnasız tüm Aleviler bu katliamın bir Türk derin yapılanması organizasyonu olduğunu biliyor. Tüm Aleviler <em>&#8220;Bizi orda devlet yaktırdı&#8221;</em> diye inanıyor. Diğer tüm Alevi katliamlarının da böyle olduğunun bilincindeler. Fakat bu katliamlarda hemencecik provoke olan Sünni kitlelerdeki Alevifobi olgusunun da farkında Aleviler. Zaten onları katlettiren devlet zihniyeti de habire Alevileri dindarlara karşı kışkırtıyor. Bu katliam tertiplerinin amacı zaten dindarlarla Aleviler arasında sürekli bir nefret ortamını yaratmak&#8230;<em> Zaman</em>&#8216;ın 2 Temmuz haberi tam bu derin operasyonun istediği şekilde kotarılmış.<em> Zaman</em> gazetesi bu dille haberler yapsın istiyor Türk militar zihniyeti&#8230; Ki, amaçladığı izolasyon ve iğdiş operasyonunu daha rahat yapabilsin&#8230; Hem ahlaken hem siyaseten bu dil bir fecaattir. Alevilere karşı da ayıptır&#8230; Gülen hareketi içindeki, benim de bizzat tanıdığım gerçek demokratların da benden farklı düşündüğünü hiç sanmıyorum&#8230;</p>
<p>Tabii bir de Gülen hareketindeki ya da başka bazı yayınlardaki bu tip tutarsızlıkları bahane göstererek kendi eyyamcı ve amorf kişiliklerini kamufle etmeye çalışan yorumcular da var Türk medyasında&#8230; Ruşen Çakır, bu konuda şampiyonluğu üstleniyor. Kendi tavırsızlığını, likitliğini ve zorunlu diplomatlığını, başkalarındaki demokratlık açıklarını bularak tatmin etme derdinde Çakır. Bence samimiyetsizlik problemi, geçmişten gelen bazı ideolojik önyargıları yıkamamaktan daha ciddi bir sorundur. Onu da bu vesileyle belirtelim&#8230;<strong>  </strong></p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar VI</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 13:47:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4713</guid>
		<description><![CDATA[AB&#8217;de yetki paylaşımı
Bilindiği üzere Avrupa Birliği&#8217;nin geleceği ile ilgili sıkı bir tartışma var. Tartışma iki temel eksende yürütülüyor. İşlevselciler AB içinde &#8220;Avrupalıları&#8221; temsil eden kurumların güçlendirilmesini isterler, &#8220;intergovernmentalistler&#8221; (hükümetler arasıcılar) hükümetler arası karar alma kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini söylerler. Böyle söyleyince pek bir şey anlaşılmıyor. Kurumları anlatmalı.
 Avrupa Birliği&#8217;nin kendi organları komisyon ve parlamentodur. AB Komisyonu aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><em><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></em></a><strong>AB&#8217;de yetki paylaşımı</strong></p>
<p>Bilindiği üzere Avrupa Birliği&#8217;nin geleceği ile ilgili sıkı bir tartışma var. Tartışma iki temel eksende yürütülüyor. İşlevselciler AB içinde &#8220;Avrupalıları&#8221; temsil eden kurumların güçlendirilmesini isterler, &#8220;intergovernmentalistler&#8221; (hükümetler arasıcılar) hükümetler arası karar alma kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini söylerler. Böyle söyleyince pek bir şey anlaşılmıyor. Kurumları anlatmalı.</p>
<p> Avrupa Birliği&#8217;nin kendi organları komisyon ve parlamentodur. AB Komisyonu aslında Avrupa Birliği&#8217;nin bakanlar kuruludur. Her komisyoner AB anlaşmaları çerçevesinde belirlenmiş bir ortak alandan sorumludur. Bu alanların tamamını AB Komisyonu&#8217;nun<span id="more-4713"></span> web sitesinden görebilirsiniz. Avrupa Parlamentosu da Avrupa Birliği&#8217;nin yasama organıdır. Ancak tahmin edileceği üzere yasama yapabilecek konusu yoktur, tavsiye kararları almakla yetinir. Bunun yanı sıra aynı parlamenter sistemlerde olduğu gibi Avrupa Parlamentosu da AB Komisyonu&#8217;nun uygulamalarını denetler.</p>
<p> AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu birçok AB metninde vurgulandığı üzere &#8220;Avrupalı&#8221; adına çalışır. Oysa ortada şimdilik bir Avrupalı kimliği yok. Şu anda AB üyesi ülkelerin vatandaşları öncelikle kendilerini Alman, Fransız, İspanyol vs. hissediyorlar. Böyle olunca AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu bir devlette olduğundan çok daha kısıtlı yetkilere sahip. Komisyon karar alamıyor, sadece alınan kararları uyguluyor, parlamento yasama yapamıyor.</p>
<p> AB&#8217;nin yasama organı AB Konseyi&#8217;dir. AB Konseyi AB&#8217;ye üye ülkelerin hükümetlerinin her birinin belirledikleri temsilcilerden oluşur. Anlaşmalar AB Konseyi&#8217;nin çalışmaları neticesinde her ülkenin hükümet ya da devlet başkanının imzasıyla yürürlüğe girer.</p>
<p> AB içindeki tartışmada bir yanda AB Konseyi&#8217;nin yasama yetkisini elinde bulundurması gerektiğini dile getirenler diğer yanda AB Komisyonu&#8217;nun ve Avrupa Parlamentosu&#8217;nun güçlendirilmesini savunanlar var. AB Konseyi yasama yetkisini elinde tuttukça AB bir devlet olamaz, hükümetler arası iş birliği teşkilatı olarak kalır. Avrupa Federasyonu&#8217;nun gerçekleştirilebilmesi için öncelikle Avrupa Parlamentosu gerçek bir parlamentonun yetkilerine kavuşmalı. Bu mümkün mü?</p>
<p> Almanya Federasyonu ile AB&#8217;yi karşılaştıralım. Almanya&#8217;yı bir araya getiren ve federasyonu kuran Otto Von Bismarck&#8217;tı. AB projesine başından bu yana öncülük edenler ise Almanya ve Fransa. Bismarck merkezi yönetimi güçlendirmek için federasyonu kurmuştu. Oysa Almanya ve Fransa liderleri hükümetlerin yetkilerini AB organlarına devretme gayreti içinde olurlarsa bu durumdan kendileri de zararlı çıkacaklar. Almanya Başbakanı&#8217;nın ve Fransa Cumhurbaşkanı&#8217;nın yetkileri de Avrupa Komisyonu&#8217;na ve Avrupa Parlamentosu&#8217;na aktarılmış olacak. Bu nedenle Avrupa Federasyonu&#8217;nun arkasında bir &#8220;liderlik&#8221; yok. Dolayısıyla Avrupalı ulusunu yaratmaya yönelik bilinçli politikalar uygulanması da zor görünüyor. Buna rağmen Avrupa Parlamentosu&#8217;nun kurulduğu 70&#8242;li yıllardan beri bir Avrupalı kimliğinin yaratılmasına yönelik çabalar gözlemleniyor.</p>
<p> Başkanı Pietro Adonnino&#8217;nun adını alan Adonnino Komitesi 1985 yılında AB Konseyi tarafından bir Avrupalı kimliği oluşturmaya katkı sunacak öneriler geliştirmesi amacıyla görevlendirildi. Bu komite iki tane rapor yayımladı. Yayımlanan raporlarda ortaya konan öneriler AB tarafından peyderpey uygulandı. Önerilerden bazıları Avrupa marşı, AB bayrağı ve öğrenci değişim programlarıydı.</p>
<p> Avrupa Birliği&#8217;nin bilinçli ortak kimlik çalışmalarından birisi de &#8220;audiovisual&#8221; politikasıdır. Sözcüğü Türkçe&#8217;ye doğru düzgün tercüme edemediğim için kısaca sinema politikası diyelim. Hollywood&#8217;un Amerikalı yaratma üzerindeki etkisini fark eden Avrupa Birliği Konseyi de 1990 yılında Avrupa sinemasını desteklemeye yönelik bir politika geliştirdi. MEDIA Programı 1991-1995, 1996-2000, 2001-2005, 2007-2013 dönemlerinde sürekli tazelenerek, AB bütçesinden artan bütçeler aldı. Bu bütçeler Avrupa filmlerine harcandı.</p>
<p> <em>AB&#8217;de liderlik motivasyonunun yokluğu.</em> Liderlik motivasyonunun olmaması nedeniyle son dönemde Avrupalı kimliği oluşturmaya yönelik çalışmalar hız kesti. Mesela AB&#8217;nin sinema programı önceleri daha çok Avrupalı kimliğini ön plana çıkaran projelere verilirken, son revize edilen anlaşmalarda böyle bir şart aranmaz oldu. Öte yandan program bütçeleri ne kadar artırılırsa artırılsın yeterli düzeyde değil. 2007&#8242;den 2013&#8242;e kadar oluşturulan bütçe 1 milyar Euro civarında.</p>
<p> Son yıllarda Avrupa Birliği&#8217;nde Avrupalılık bir alerji haline geldi. Avrupa Komisyonu&#8217;nun bazı yetkileri hükümetler arası organlara ya da Avrupa Merkez Bankası gibi hiçbir temsiliyet iddiası bulunmayan teknokrat organlara devredildi (Tömmel, 2006, s. 35). En son Avrupa Anayasası girişimi de bazı üye ülkeler ve vatandaşları tarafından Avrupa Devleti&#8217;ni hatırlattığı için soğuk karşılandı. Bilindiği üzere Hollanda ve Fransa anayasayı referandumda reddettiler. Elbette reddin arkasına birçok başka gerekçe olabilir. Ama bunların çoğu kimlikle ilintili. Hollandalılar ve Fransızlar kendilerini Avrupalı olarak görmedikleri için diğerleri uğruna sıkıntı çekmek zahmetine katlanmak niyetinde değiller. Batı Almanya&#8217;nın birleşmeden bu yana doğuya yaklaşık 1 triyon Dolar yatırım yaptığı söylenir. Neden yaptı bu kadar yatırımı? Fransızlar ve Hollandalılar ülke kaynaklarının bir kısmının birliğe yeni katılan ekonomisi zayıf ülkelere aktarılmasını neden istemedilerse Almanlar da aynı gerekçeyle doğu Almanya&#8217;yı kalkındırdılar.</p>
<p> Almanya&#8217;nın birleşmesi ile AB&#8217;nin devletleşmesi arasında bir benzerlik kurduk; ama bir de farklılığın üzerinde durmak gerek. Almanya&#8217;nın birleşmesinde doğu Almanya yönetim organları batıya katılmıştı. Birleşme anlaşması batı Almanya hükümetinin, meclisinin aldığı kararlar doğuda da geçerli olacak anlamına geliyordu. Bu batı Almanya&#8217;nın doğuyu topraklarına katması gibi bir şeydir. Bu nedenle batı doğuya epey para harcadı. Oysa Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu, üye ülkelerin yönetimlerinden bağımsız. İşte bu nedenle AB&#8217;de geçmişte ortaya çıkan bilinçli bir Avrupalı kimliği yaratma yönündeki girişimler son zamanlarda kurucu liderlerden Fransa&#8217;da bile sıcak karşılanmıyor.</p>
<p> <em>Avrupalılık doğal uluslaşmanın bir sonucu olarak gelişebilir mi? </em>AB&#8217;nin yasama organı AB Konseyi bundan sonra Avrupalılık kimliğini yaratmaya yönelik adımlar atmasa bile Avrupalılık &#8220;doğal uluslaşma&#8221;nın bir sonucu olarak gelişebilir mi? Böylece zamanla Avrupalıların çıkarlarını temsil eden AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu&#8217;nun arkasında bir gün gerçekten Avrupalılar olabilir mi?</p>
<p> AB&#8217;de doğal uluslaşma mümkün değildir, çünkü AB&#8217;deki ülkelerin büyük bölümü ekonomilerini büyük ölçüde modernleştirmişler. AB&#8217;ye üye ülkeler arasında malların, hizmetlerin, iş gücünün ve sermayenin dolaşımı büyük ölçüde serbest olmasına rağmen göç sıfırdan sanayileşen bir coğrafyada olduğu gibi olmaz. Bununla birlikte yine de nüfusun etkileşimi artıyor.</p>
<p> AB gençlik programları ve öğrenci değişim programlarının hedefi AB üyesi ülkelerin gençlerini AB ekonomisine maksimum katkı sunacakları şekilde yetiştirmek. Ekonominin sınırları ülkelerden neredeyse bir kıtaya taştığında eğitim açısından da yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Gençler ileri de bir başka ülkede çalışmak için şimdiden dil öğrenmeliler. O ülkeye gidip bir çevre edinmeliler. O ülke kültürünü tanımalılar. Bu tür motivasyonlarla özellikle Avrupalı gençler arasında hızlı bir etkileşim başladı.</p>
<p> Doğal uluslaşmayı anlatırken eğitimde gençlerin etkileşiminin üzerinde durmuştuk. Aynı durumu AB örneğinde de gözlemliyoruz. Başka ne demiştik? Ulaşım ve iletişim araçlarındaki gelişme de etkileşimi artırır demiştik. Tabii, AB de şimdiye kadar ulaşım ve iletişim gelişmişti, ama sınırların ortadan kalkması ve iş gücü dolaşımının serbestleşmesi üye ülke vatandaşlarının bu araçları sadece kendi ülkelerinde değil bütün Avrupa&#8217;da kullanmalarına yol açan bir motivasyon teşkil etti.</p>
<p> AB üyesi ülkeler Avrupalı kimliğine soğuk bakmaya başladılar, ama gençlik değişim programlarını kısıtlamadılar. Çünkü AB&#8217;nin oluşumundaki öncelikli motivasyon olan &#8220;ekonomik iş birliği&#8221; burada da karşımıza çıkıyor. Ekonomik entegrasyon bütün AB ülkelerine kazandırıyor. Çünkü modern ekonomi ölçek ekonomisiyle verimli çalışabilir. Ölçek ekonomisi ancak bol hammaddenin, iş gücünün ve büyük pazarların olduğu bir ülkede gerçekleştirilebilir. Almanya ürettiği otomobili sadece 80 milyonluk ülkesinde satarsa fabrikası tam kapasite ile çalışamaz, sabit maliyetlerini çıkaramaz, ama 400 küsur milyonluk Avrupa&#8217;da satarsa her türlü maliyetini çıkarabilir. ABD&#8217;nin birçok önemli markası dünyaya açılmadan önce iç pazar sayesinde güçlendi, daha sonra yurt dışında güçlü bir finansal yapılarıyla yüksek pazarlama masraflarından kaçınmadılar.</p>
<p> Avrupa&#8217;daki nüfus etkileşimi büyük ölçüde gençler hatta eğitimli üniversite öğrencileri arasında oluyor. Bu durumda bütün AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının gelecekte kendilerini Avrupalı hissetmeleri çok mümkün görünmüyor. Avrupa&#8217;daki birçok ülke modernleşmesini AB projesinden önce tamamladığı için bugün AB&#8217;de büyük göçler beklemek çok akıllıca olmaz. Nüfus hareketi daha çok eğitimli kesimde olacak. Çünkü uzmanlaşma modern ekonomide önemli bir olgudur. Çok nitelikli uzmanlar az bulunduğu için coğrafyanın ihtiyaç duyulan yerinde istihdam edilirler.</p>
<p> AB&#8217;ye üye ülkelerin eğitimli nüfusları birbirleriyle sıkı bir etkileşim halindeler. Bu etkileşim ileride ortak değerlerin ve ortak bir yaşam biçiminin gelişmesine yol açabilir. Ancak bu bütün Avrupalıların kimliği değil, elit bir kimlik olacak gibi görünüyor.</p>
<p> Doğal uluslaşma benim analizime göre Avrupalıyı yaratacak güçte değil, çünkü AB ülkeleri şimdiye kadar büyük ölçüde modernleşmişler. Bu nedenle de bir Avrupa Federasyonu&#8217;nun doğal yollardan kurulması bu saatten sonra oldukça zor görünüyor. Diğer yandan bir liderlik motivasyonu da olmadığı için biliçli kimlik oluşturmaya yönelik bir AB politikası da ufukta görünmüyor.</p>
<p> <em>AB-Türkiye karşılaştırması. </em><strong>AB&#8217;yi incelediğimizde Türkiye&#8217;nin avantajı daha açık bir şekilde göze çarpıyor. Türkiye&#8217;nin ortak kimlik geliştirme yönündeki en önemli avantajı ekonomisinin henüz yarı yarıya modernleşmiş olması. Bu açıdan Türkiye bugün kimlik ayrışması yaşayan gelişmiş ülkelerden farklı bir pozisyondadır. Doğal uluslaşmanın ortak kimliği güçlendirme yönündeki etkisi Türkiye&#8217;de devam ediyor. </strong></p>
<p> Ekonomisi modernleşen bir ülkede farklı duyarlılıklar arasında ortak bir kimlik oluşur. Bu kimlik oluştukça devletin merkezi organlarının meşruiyeti artar ve böylece egemenlik erklerinin merkezde toplanması meşruiyet açısından bir sorun teşkil etmez.</p>
<p> Son seçimler de gösterdi ki Türkiye&#8217;de ortak kimlik son zamanlarda Batıcı, Kürtçü ve Türkçü kimliklerin gölgesinde kalıyor. Bu yapay bir trend, çünkü Türkiye aynı zamanda modernleşiyor.</p>
<p> Kürtçü ve Türkçü kimlikler doğal modernleşme ile birlikte ortak kimliğe daha fazla entegre olacak. Batıcı kimliğin yükselmesi büyük ölçüde CHP&#8217;nin yapay politikalarına ve bu kimliğe sahip olanların fanus hayatı yaşamalarından kaynaklanıyor. Bu açıdan ekonominin modernleşmesi tek başına Batıcı kimliğin ortak kimliğe yakınlaşmasını sağlayamaz. Bu nedenle Batıcı kimlik diğerlerine kıyasla çok daha uzun ömürlü olabilir, ama yapay olduğu için de CHP&#8217;nin siyasi zemin değiştirmesiyle birlikte bir anda yok olması da mümkündür.</p>
<p> Türkiye&#8217;de ben şu anda bir federasyon gerekliliği görmüyorum. Ancak üniter yapıyı isteyen MHP ve CHP kimlikçi siyasetlerine devam ederlerse sonunda federasyon zorunlu hale gelebilir. Türkiye&#8217;yi şu anda üniter yapı üzerinde tutan AK Parti&#8217;nin ekonomi siyasetidir, o da bugün ekonomi nedeniyle zor durumda. CHP ve MHP umuyorum ki son dönemde geliştirdikleri ekonomi üsluplarını bundan sonra da devam ettirirler. Hiç olmazsa bu ekonomik krizin de Türkiye&#8217;ye böyle bir faydası dokunur.</p>
<p> Ben mecbur kalındığında federasyonun birçok faydasının olacağını ortaya koymakla beraber yine de federasyonun Türkiye için son çözüm olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü İzmir&#8217;de İslamcı var, Konya&#8217;da Batıcı var, Diyarbakır&#8217;da Türkçü var. <strong>İnsanları kendi hayat tarzlarını yaşamaları için belli bölgelerde yaşamaya hapsetmek yerine herkese demokratik hakkını veren ortak bir siyasi zeminde birleşmek daha akıllıca görünüyor.</strong> Ancak &#8220;ötekileştirme&#8221;nin güçlü olduğu bir ortamda demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değil. DTP bu nedenle Kürtlerin haklarını elde etmesine faydalı değil, aksine zararlıdır.  </p>
<p> Daha demokratik bir ülkede ayrışmadan yaşamak için ekonomik modernleşmenin tüm hızıyla sürmesi şart. Ancak bu şekilde ekonomi kimlik siyasetini bastırabilir. Ancak bu şekilde AK Parti dışında başka kitle partileri siyaset podyumuna çıkabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar V</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 18:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[SP]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[uniter devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4711</guid>
		<description><![CDATA[Federasyonda ek kontrol mekanizmaları
Bir federasyon kurulduğunda merkez ile federe devletçikler arasında yetki bölüşümü nasıl olacak? 1949 Alman Temel Yasası&#8217;na bakacak olursak federe devletçikler ile federal devlet arasındaki yetki bölüşümü beş esasa göre yapılmış. Yetkilerin bir kısmını sadece merkezi yapı, bir kısmını sadece bölgesel yönetimler kullanıyor. Bazı yetkilerin yasal düzenlemesini merkez yapıyor, uygulama bölgelere bırakılıyor, bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a>Federasyonda ek kontrol mekanizmaları</strong></p>
<p>Bir federasyon kurulduğunda merkez ile federe devletçikler arasında yetki bölüşümü nasıl olacak? 1949 Alman Temel Yasası&#8217;na bakacak olursak federe devletçikler ile federal devlet arasındaki yetki bölüşümü beş esasa göre yapılmış. Yetkilerin bir kısmını sadece merkezi yapı, bir kısmını sadece bölgesel yönetimler kullanıyor. Bazı yetkilerin yasal düzenlemesini merkez yapıyor, uygulama bölgelere bırakılıyor, bazı yetkiler merkez ve bölgeler tarafından ortaklaşa kullanılıyor, bazı yetkiler ise bölgelere ait olmakla beraber sınırları merkezi yasama tarafından çizilir.</p>
<p> Almanya&#8217;da Temel Yasa&#8217;nın 71. ve 73. maddelerine göre bölgesel yönetimler eğitim, iç güvenlik ve kültürel konularda tek yetkili. Yine aynı maddelerde ulaşım, para politikası, dış güvenlik ve dış politika alanları merkezin tekeline bırakılmış. Bunların dışında saymadığımız birkaç konunun da dışındaki bütün alanlarda bölgesel ve merkezi yönetimler ortaklaşa çalışıyorlar. Türkiye&#8217;de yetki bölüşümü daha farklı olabilir. <span id="more-4711"></span>Ama tabii federasyon kurup bütün yetkileri merkeze vermekten söz etmiyoruz. Mesela eğitim ve iç güvenliği sadece bölgesel yönetime terk etmek yerine ortak alan olarak tayin etmek mümkündür.</p>
<p> Türkiye&#8217;de kimlikçi siyaset hakim duruma gelirse federasyon her kimliğin yaşam tarzını garanti altında hissetmesini sağlar. Çünkü artık çoğu merkezi politika bölgesel yönetimle eş güdüm halinde yürütülmek zorunda kalacaktır. Hiçbir bölgesel yönetim de bölgedeki hakim yaşam tarzına aykırı bir merkezi kararı uygulamayacağı için merkez bölgesel duyarlılıkları daha fazla göz önünde tutmak zorunda kalır.</p>
<p> Federasyon kimlikçi siyasetin kendisini de ortadan kaldıracaktır. Çünkü bir bölgede o kimliği paylaşmayan partiler bulunamayacak. AK Parti gibi bir kitle partisinin olmadığı bir Türkiye&#8217;de İzmir MHP ve CHP, Erzurum MHP ve SP, Diyarbakır DTP ve SP arasında bir yarışa sahne olacak. İzmir&#8217;de MHP ve CHP arasında laiklik kavgası, Erzurum&#8217;da MHP ve SP arasında milliyetçilik kavgası, Diyarbakır&#8217;da DTP ile SP arasında Kürt hakları üzerine bir kavga yaşanmayacağı için bölgesel seçimlerde kimlik konuşulamayacak. Federasyonda federe devletçikler gündemde büyük bir yer tutacağı için de kimlikçi siyaset giderek zayıflar. Partiler temel siyasetlerini halkın gerçek sorunları üzerine kurmak zorunda kalırlar.</p>
<p> Federasyon sadece yatay düzlemde merkez ile bölge arasında bir denge kurmaz; dikeyde de yasama içinde bir kontrol sistemi kurar. Almanya örneğinde olduğu gibi bölgesel duyarlılıkların ağırlığını koyabileceği bir Federal Konsey kurulur. Halk Meclisi&#8217;nde halk temsil edilirken, Federal Konsey&#8217;de bölgeler temsil edildiği için her bölge eşit sayıda temsilciye sahip olur. Bir bölgenin temsilcileri bir yasayı veto ederse o yasa çıkarılamaz. Halk Meclisi&#8217;nden çıkacak bütün kararlar Federal Konsey&#8217;in onayına tabi olacağı için bölgesel kimliklerin hazzetmediği yasalar çıkarılamaz.</p>
<p> <strong>Batıcı kimliğin zaman zaman çok güçlenmesi Türkiye&#8217;de Federal Konsey&#8217;e olan ihtiyacı gün yüzüne çıkarıyor. Böyle bir yapı olmadığı için Anayasa Mahkemesi Batıcı kimlik adına bir veto mercii gibi davranmaya başlıyor. Oysa Anayasa Mahkemesi&#8217;ni demokratik bir sistemde bir kontrol kurumu olarak düşünmek hukuku siyasetin içine çeker ve hukuka güveni zayıflatır. </strong></p>
<p> Cumhurbaşkanlığı seçimi esnasında bir Federal Konsey olsaydı, Anayasa Mahkemesi Batıcı duyarlılık adına hukuk dışı davranmak zorunda kalmayacaktı. Türban düzenlemesi esnasında bir Federal Konsey olsaydı yine benzer durum yaşanmayacaktı.</p>
<p> &#8221;Laiklik duyarlılığı olan&#8221; vatandaşlarımız Federal Konsey fikrini epey sevmiş olabilirler. Ama şimdi aynı konseyde aynı yetkilerin Kürt haklarına duyarlı olanlar için de geçerli olacağını söylediğimde pek hoşlarına gitmeyebilir. Öyleyse herkes kimlik bazında siyasi davranış göstermeyi bir kenara bıraksın, ekonomiye baksın.</p>
<p> Yatay ve dikey düzlemde geliştirilecek federatif çözümler ile kimlikçi siyasetin hızı kesilebilir. Tabii, tekrar tekrar ifade ediyorum, böyle bir senaryo Türkiye&#8217;nin tek kitle partisi olan AK Parti iktidarda olduğu sürece gerekli olmaz. Ancak AK Parti doğal ya da doğal olmayan yollardan iktidarı kaybederse hele bir bölgesel parti tek başına iktidar olursa sistemik bir sıkıntı ortaya çıkar. AK Parti olmasa bile Türkiye&#8217;de AK Parti&#8217;den sonra en fazla milletvekili olan CHP ve MHP bölgesel siyaset yapmayı bırakırlarsa bu tür çözümlere yine ihtiyaç duyulmayacaktır. Aksi takdirde CHP ile SP, MHP ile DTP arasında cereyan edecek kutuplaşmayı tasavvur edebiliyor musunuz? AK Parti yokluğunda şu anki siyasette tamamen kutuplaşma ve ötekileştirme hakim olur.</p>
<p> <em>Federasyon bölünmeye yol açar mı? </em>Federasyonun kimlikçi siyaseti zayıflatacağını söylüyorum, ama dünyada aksi yönde örnekler var. Benim aklıma hemen İspanya geliyor. Son İspanya Anayasası&#8217;nda ülke eyaletlere bölündü, ama özellikle Katalanlar ve Basklar hala memnun değil görünüyor.</p>
<p> Karşı bir örnek olarak görülen İspanya ile Türkiye arasında ciddi benzerlikler var. İkisinde de neredeyse ülkede yaşayan herkes ortak bir dil konuşabiliyor; ancak bu ortak dilin yanı sıra mahalli düzeyde konuşulan başka diller var. İkisinin başında da etnik terör örgütleri var.</p>
<p> İspanya&#8217;da <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%25C4%25B0spanya">nüfusun %10</a>&#8216;u Katalanca da konuşabiliyor. Katalanca dışında Galiçyaca %6 konuşuluyor. Bu iki dilin dışındaki diller unutulmuş gibi görünüyor. Bu açıdan Türkiye ile yine bir benzerlik var. Türkiye&#8217;de de Kürtçe dışında konuşulan ikinci bir dil göze çarpmıyor. Ama İspanya&#8217;da ayrılıkçı ETA Katalan değil Bask bağımsızlığı adına eylem yapıyor. Demek ki dil bağımsızlık hareketlerinde tek başına etkili değil.</p>
<p> Türkiye&#8217;deki kimliklerden Türkçülük ve Kürtçülük milliyetçi bazda İslamcılık ve Batıcılık ise kültürel bazda kendisini gösteriyor. Bu açıdan Türkiye ile İspanya arasında bir fark var.</p>
<p> &#8221;1978 Anayasası&#8217;nda İspanya eyaletlere ayrıldığı, bölgesel kimliklere her türlü haklar verildiği halde neden ETA hala varlığını sürdürüyor?&#8221; Ben diyorum ki federatif bir yapı kimlikçi siyaseti zayıflatır, oysa İspanya&#8217;da ETA hala devam ediyor. Neden böyle?</p>
<p> Öncelikle bir meseleyi açıklığa kavuşturmak lazım. Ben şimdiye kadar hep siyasetten bahsettim. DTP&#8217;nin ve diğer kimlikçi partilerin etkinliklerinin nasıl kırılabileceğini irdeledim. Terör örgütleri yasal siyasal zeminin dışındadır. Terör örgütleri en başta devletin uyguladığı yanlış politikalardan ortaya çıkarlar, ancak ortaya çıkmalarıyla birlikte siyasetin dışına çıkarlar. Bir terörist örgüt kimlikçi siyaset zayıfladığında onu canlandıracak aksiyonlara girişebilir, ancak buna rağmen kimlikçi siyaset zayıflasa yine de varlığını sürdürebilir. Çünkü terörist örgütler bir kere kurumsallaştıktan sonra kendilerince meşrulaştırdıkları zemini bir süre sonra unutabilirler. Bu yüzden soruyu şu şekilde değiştirmek daha doğru olur: &#8220;İspanya&#8217;da kimlik hassasiyetleri neden hala devam ediyor?&#8221;</p>
<p> Sorunun cevabını verirken Türkiye ile İspanya arasındaki bir benzerliğin daha farkına varacağız. Terörün çıkış noktası yanlış siyasetten kaynaklandığı, sorunun kaynağını gösterdiği için de oraya odaklanacağız. İspanya&#8217;da ayrılıkçı Bask hareketi ilk defa ne zaman terörize oldu? <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Spain">1958 yılında</a>, faşist General Fransisco Franko yönetimi zamanında. Bu size bir şeyi hatırlatıyor sanırım. Türkiye&#8217;de de PKK nefret tohumlarını 12 Eylül darbesi yönetimi zamanında attı. Ne tesadüf değil mi?</p>
<p> <strong>Faşizm üst satırlarda da belirttiğim gibi teknolojisi çok güçlü bir devlet tarafından uygulanırsa ortak bir kimliği oluşturmakta başarılı olabilir. Ama Türkiye ve İspanya&#8217;nın darbe yönetimleri bu ideolojiyi uygulamaya kalkarlarsa çok feci bir sonuçla karşılaşılır: terör.</strong> Öyleyse bir konuda anlaşmamız gerekiyor: &#8220;İspanya&#8217;da da Türkiye&#8217;de de ayrılıkçı terörü doğuran antidemokratik yönetimlerdir.&#8221;</p>
<p> Federasyon antidemokratik yönetimlerin açtığı yarayı onarmaya çalışır; ancak her zaman başarılı olamayabilir. Başarı açılan yaranın derinliğine bağlı. General Franco İspanya&#8217;yı 1939&#8242;dan 1975 yılına kadar yönetti. Türkiye bu açıdan daha şanslı. 20. yüzyılda Türkiye büyük ölçüde demokrasi ile yönetildi. 1980 darbesi sonucunda kurulan yönetim de birkaç yıl içinde yerini demokratik hükümete bıraktı. Bununla birlikte demokrasi içinde bile 90&#8242;lı yıllarda derin devlet tarafından işlenen cinayetler meseleyi daha çok kimlik sorunu haline getirdi.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin İspanya&#8217;ya göre bir avantajı var. Türkiye henüz modernleşmesini büyük ölçüde tamamlamadı. Kürtler özellikle modern üretime entegre oldukları batıda kötü maziyi unutabiliyor, oylarını ekonomi bazında verebiliyorlar. Bu yüzden başından beri belirttiğim üzere Türkiye&#8217;de partiler sömürmedikten sonra hiçbir kimlik siyaseti federasyonu gerektirecek bir düzeye çıkmaz. DTP kimlikçi siyasette ısrarcı olsa bile MHP ve CHP birer kitle partisi konumuna gelebilirlerse DTP de zayıflar. Ama bir gün siyasetteki bütün partiler bölgeselleşirse de federasyondan başka bir çözüm yolu kalmaz.</p>
<p> Federasyon ortak kimlik oluşturmak için bir yöntem değildir, kimlikçi siyasetin zararlarından ülkeyi en iyi koruyacak demokratik sistemdir; ancak geçmişte yapılan feci hatalar bu sistemin de kimlikçi siyaset karşısında yenilmesine neden olabilir. Federatif bir sistemin amacı her kimliğin kendi yaşam tarzını yaşayabileceği konusunda kendini güven içinde hissetmesidir.</p>
<p> <em>Doğal uluslaşma. </em>Federasyon ortak bir kimlik oluşturmaya yaramıyorsa devlet meşruiyetini nasıl elde edebilir? Ben her zamanki gibi bu sorunun cevabını alt yapıda yani ekonomide arayacağım. Bismarck döneminde kurulan Federal Almanya&#8217;da Alman kimliği nasıl oluşmuş, oradan hareketle sorumuzun cevabını alacağız.</p>
<p> Otto Von Bismarck döneminde Almanlar bir araya gelirken diğer yandan da ülke modern üretime geçiyordu. Sanayileşme çok hızlı devam ediyordu. Modern üretim yapan bir ekonomi sadece şirket bazında değil, ülke bazında ölçek ekonomisine ihtiyaç duyar. Yani ülkede ne kadar çok hammadde, iş gücü ve tüketici olursa ekonomi o kadar verimli çalışır. Hammadde ve iş gücü bol olduğunda ucuz olacak, maliyetler düşecektir. İş gücü bol olduğunda aynı zamanda iş gücünü çeşitlendirmek de kolaylaşacağından uzmanlaşmaya yoğun ihtiyaç olan modern üretimde gereksinen eleman ihtiyacı hızlı ve yerinde karşılanır. Bu da üretimin aksama olmaksızın yapılmasını sağlar.</p>
<p> Ölçek ekonomisi ulaşım ve iletişimi geliştirir. Böylece iş gücü ve hammadde üretimin yoğunlaştığı yere daha hızlı ulaşabilir, şirketler geniş sahalarda çok daha iyi organize olabilir. Unutulmamalıdır ki ölçek ekonomisi aynı zamanda büyük pazara ihtiyaç duyar. Ürünün geniş sahalara ulaşabilmesi için iletişim ve ulaşım imkanlarının çok gelişmesi gerekir.</p>
<p> Şimdi ben bunları neden anlattım? Çünkü gelişen ulaşım ve iletişim farklı kimlikteki insanların birbirleriyle kaynaşmalarını sağlar.</p>
<p> Modern üretimin bir ürünü olan şehirler de kimliklerin karışması ve kaynaşması açısından çok önemli bir rol oynarlar. Şehirde kapı komşunuz, yan bantta çalışan işçi başka bir kimlikten olabilir. Oysa kimliklerin aynı olduğu bir köyle bu türden bir etkileşim mümkün değildir.</p>
<p> Kimlikler arasındaki etkileşim şehir yaşamında birçok kurumda görülür. Okul bunların içinde önemlidir. Devlet ortak bir kimliği dayatmasa bile okulda çok farklı kültürel arka planlardan gelen öğrenciler bir araya gelirler ve bir gün içinde saatlerce etkileşim halinde olurlar. Bu etkileşim yıllar içinde arkadaşlıklara, hatta evliliklere dönüşür.</p>
<p> Etkileşim eğitim döneminin ardından da devam eder. Bambaşka kültürlere sahip insanlar fabrikada, büroda, bürokraside birlikte çalışırlar. Kapitalist sistemdeki rollerine paralel olarak çalışma yaşamında ortak çıkarlar oluşur. Bir süre sonra kimlikten kaynaklanan değerler arka planda kalır, üretim ilişkilerinden kaynaklanan &#8220;cüzdan çıkarları&#8221; ön plana geçer. Ortak çıkarlar yeni sınıfsal ortak değerler yaratır, insanları birbirine daha fazla yaklaştırır.</p>
<p> Modern üretim bölgeler arasında ciddi nüfus transferlerine yol açar. Normal şartlarda devlet zoruyla insanları bir yerden bir yere taşırken büyük öfkelere yol açarsınız, ama kişi daha iyi bir yaşam için kendi isteğiyle çok uzak bir şehre göç edebilir. Bütün yukarıda saydığım etkileşimlerin temelinde bu göç olgusunun olduğunu söylesem yanlış olmaz. Şehre göç eden, modern üretime entegre olan nüfus bir yandan cüzdanının derdine düşer, diğer yandan diğer kimliklerle etkileşime geçerek onlarla yeni ortak değerler, ortak yaşama biçimleri oluşturur. Bu tabi ki, bir anda olmaz. Göç eden bir kişinin tam bir şehirli olması üçüncü nesile nasip olur.</p>
<p> Fark ettiyseniz, anlattığım süreçlerin hiçbirinin içinde doğrudan devletin bir etkisi yok. Ortak bir kimlik ekonominin modernleşmesi esnasında kendiliğinden gelişiyor. İşte ortak kimliğin bu şekilde gelişmesine &#8220;doğal uluslaşma&#8221; adını veriyorum.</p>
<p> Türkiye&#8217;de büyük şehirlere göç eden, sanayide, hizmetler sektöründe çalışan Kürtlerin neden DTP&#8217;ye oy vermedikleri sanırım şimdi çok iyi anlaşılmıştır. Bu olgu aynı zamanda modernleşmenin ortak kimlik oluşturma süreçlerindeki etkisini ortaya koymak açısından da önemli bir kanıttır.</p>
<p> Almanya modern üretime geçti ve böylece kimlikler arasındaki yoğun etkileşim zaman içinde kişilerin ortak bir yaşayış biçimi geliştirmelerini ve bir Alman kimliği yaratmalarını sağladı. Bunun sonucunda da Almanya uluslaştı. Bugün Almanya&#8217;da üniter bir sistem kurulsa Almanlar kimlik kaygısıyla böyle bir sisteme karşı çıkmazlar.</p>
<p> Türkiye bölgesel partilerin tekeline kalırsa federatif bir sisteme gidilerek önce kimlikçi tansiyon azaltılabilir, ardından da ekonominin modernleştirilmesine tam gaz devam edilir. Ne zaman ki bütün Kürtler modern ekonomiye entegre olurlar, o zaman onlar da kendilerini bu sistemin bir parçası olarak hissederler. O zaman ortak kimliğin adı Türklük olmuş, Türkiyelilik olmuş, hiç fark etmez.</p>
<p> Dikkat edilirse Batıcı kimlik ile ilgili bir analiz yapmıyorum. Çünkü Batıcı Türkiye&#8217;de hali hazırda modern ekonomiye entegre. Batıcılığın radikalleşmesi Deniz Baykal&#8217;ın tezgahı. Şimdi bu tespitim daha iyi anlaşılıyor, sanırım. Ancak Batıcı kimlik de modernleşme sürecinde zayıflar. Çünkü şu anda Batıcı modern hayatta kendi düzeyinde bir Kürtçü, İslamcı ve Türkçü ile pek karşılaşmıyor. Türkiye&#8217;de yakın zamana kadar laik hassasiyeti ile bilinen insanlar genel olarak zengin kesimi oluştururdu, diğer kesimler de onun işçisi olurdu. Diğer kimliklerin de üst düzey noktalara gelmesiyle toplumsal kaynaşma her düzeyde olacak. Hatta şimdiden bu, okullarda gerçekleşiyor. Türkiye&#8217;de okullaşma arttığı için bütün kimliklerin çocukları okullarda kaynaşmaya başladılar bile. Ama bu kaynaşmanın içinde yine en çok Batıcının çocuğu soyutlanıyor. Daha çok zengin kesimi oluşturan Batıcılar çocuklarını özel okullara gönderdikleri için Batıcının çocuğu bir de vakıf üniversitesine gittiyse iş yaşamına başlayana kadar diğer kimliklerle tanışamıyor.</p>
<p> Türkiye&#8217;deki önemli sorunlardan birisi ideolojik temelde kurulan özel okullar. Sadece İslami duyarlılıkla kurulan okulları kastetmiyorum. Diğer taraftaki okullar da Batıcı bir duyarlılık taşıyorlar. Türkiye&#8217;de Batıcı özel okullar İslamcılardan önce kurulduğu için Batıcı kesim İslami duyarlılığa sahip okulları eleştirmeden önce biraz düşünmelidir. Tevhid-i Tedrisat&#8217;ın ruhuna aykırı bu ayrışma uzun vadede Batıcı kimliğin kaynaşmasının önünde bir engeldir.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Kürtçülük en önemli kimlik sorunu olarak düşünülebilir; ancak ülke modernleştikçe bu kimlik modern üretimde kendisine bir yer buldukça ortak bir kimlik altında kendisini emin hissedecek gibi görünüyor. Bence daha yapay olan Batıcılık uzun vadede daha kalıcı olabilir. Çünkü bu kimliğe sahip olan insanların cüzdanlarıyla ilgili bir sorunları yok. Sorun bir yanda CHP&#8217;nin kaşıması diğer yanda ise Batıcıların ülkenin geri kalanından kopuk bir hayat yaşamalarından kaynaklanıyor. Bağdat Caddesi&#8217;nde, Nişantaşı&#8217;da, Karşıyaka&#8217;da, Çankaya&#8217;da kurdukları fanuslarda hayatlarını sürdürüyorlar. Ama ben yine de iyimserim. Bu yapay fanuslar mutlaka kırılacak. Modern üretimin etkileri sonuçta bir şekilde Batıcının çocuğunu diğer çocuklarla etkileşime sokacak. Etkileşim okulda olmazsa en nihayetinde çalışma hayatında olacak. O zaman birbirlerini tanıyan insanlar birbirlerinden daha az korkacaklar.</p>
<p> &#8221;Doğal ortak kimlik oluşumu&#8221; süreçlerini irdeledik. Devlet bilinçli bir ortak kimlik politikası izlemese bile modernleşmenin kendisi uluslaşmayı destekler. Ulus-devlet modern ekonominin bir sonucudur.</p>
<p> Türk Devleti&#8217;nin bugün zor kullanarak bir kimlik oluşturamayacağını açıklamıştık. Doğrusu bugün böyle bir çabanın olduğunu da söyleyemeyiz. Devletin bugün ortak kimlik oluşturmak için yapabileceği en doğru şey ekonomik modernizmi hızlandırmak ve nüfusun etkileşimini engelleyecek kurumların ortaya çıkmasına engel olmaktır. Özellikle özel okullarda her dört kimlikten çocuğun olmasına özen gösterilmelidir. Bunu gerçekleştirmek için vakıf üniversitelerinde olduğu gibi özel ilk ve orta öğretim kurumlarında da burslu kontenjanlar açılabilir. Elbette birçok başka çözüm önerisi de söz konusu olabilir.</p>
<p> AK Parti&#8217;nin izlediği ekonomi siyaseti başarısız olursa ve diğer partiler kimlikçi politikalarına devam ederse zorunlu hale gelecek olan federasyonun Türkiye&#8217;de nasıl bir zemine oturabileceğini açıkladık. Diğer yandan doğal uluslaşmanın nasıl bir süreç sonunda ortaya çıktığını ortaya koyduk. Dünyada bir doğal uluslaşma projesi var. Bu proje üzerinden şu ana kadar açıklamaya çalıştığım kavramları uygulamalı olarak son bir kez somuta indirgemek istiyorum. Türkiye&#8217;nin avantajlarını bir kez daha vurgulayalım.</p>
<p> <em>Avrupa Federasyonu projesi. </em>Avrupa Federasyonu projesi &#8220;doğal uluslaşma&#8221;nın motivasyonları kullanılarak yapılandırılmış dünyanın en önemli siyasi oluşumlarından birisi. Hep bir örneği olmadığı söylenmekle beraber aslında ABD AB&#8217;den çok önce doğal uluslaşmayı başardı. &#8220;Amerikalı&#8221;yı yaratmak için ABD&#8217;de modern ekonominin bütün araçları seferber edildi.</p>
<p> Şöyle bir tespit yapılabilir: &#8220;Bir oluşumun doğal olması için devlet müdehalesi olmamalı. Oysa hem ABD hem de AB ortak kimliğin oluşumu için çalışmalar yapıyorlar.&#8221; Evet, tam doğal uluslaşma devletin hiçbir şekilde müdahale etmediğidir. Ancak devlet modern üretimi destekleyerek, onu zor kullanmadan kullanarak ortak kimliğin oluşumuna katkıda bulunuyorsa bunu da &#8220;doğal uluslaşma&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Çünkü bu durumda da ortak kimliği yaratan yine modern üretimdir. Devlet modern üretimin etkisini artıracak mekanizmalar geliştirmiştir.</p>
<p> </p>
<p> <strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar IV</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 May 2009 22:18:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[uniter devlet yapisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4709</guid>
		<description><![CDATA[ Devlet zor kullanarak meşruiyet kazanabilir mi?
Başından beri Türkiye&#8217;nin demokratik kurallar çerçevesinde hareket ettiğini düşünerek seçim sonuçlarını analiz ettim. Türkiye&#8217;de kime sorsanız demokrasi taraftarıdır; ancak hassas meseleleri konuşmaya başladığınızda kutsalların demokrasiye tercih edildiğini görürsünüz. Şöyle bir mentalite çoğumuzda vardır: &#8220;Bu sorun demokrasi ile çözülmezse zorla çözülür.&#8221; Şu satıra kadar da aklına benzer bir düşünce gelmiş olanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a> <strong>Devlet zor kullanarak meşruiyet kazanabilir mi?</strong></p>
<p>Başından beri Türkiye&#8217;nin demokratik kurallar çerçevesinde hareket ettiğini düşünerek seçim sonuçlarını analiz ettim. Türkiye&#8217;de kime sorsanız demokrasi taraftarıdır; ancak hassas meseleleri konuşmaya başladığınızda kutsalların demokrasiye tercih edildiğini görürsünüz. Şöyle bir mentalite çoğumuzda vardır: &#8220;Bu sorun demokrasi ile çözülmezse zorla çözülür.&#8221; Şu satıra kadar da aklına benzer bir düşünce gelmiş olanlar olabilir. Türkiye&#8217;de böyle bir kimlik ayrışması varsa ve bu kimlikler güzellikle olmuyorsa zorla bir üst kimlik altında birleştirilirler mi?</p>
<p> Yazının bu kısmında demokrasiyi bir kenara bırakalım ve şu sorunun cevabını arayalım: &#8220;Acaba devlet zor kullanarak bütün kimlikleri bir üst kimlik altında birleştirebilir mi?&#8221; Birleştirebilirse Türkiye&#8217;de demokrasiyi feda ederek üniter yapıyı devam ettirme düşüncesindekiler <span id="more-4709"></span>haklı çıkarlar.</p>
<p> Sorumuzun cevabını verebilmek için en başa dönüp devletin tanımını bir kez daha gözden geçireceğiz. &#8220;Devlet zor kullanma meşruiyetine sahip tek örgüttür.&#8221; Bu tanım içinde iki tane birbirine karşıt kilit sözcük var: &#8220;zor&#8221; ve &#8220;meşruiyet&#8221;. Devlet meşruiyetini nasıl elde edebilir? Zor kullanarak meşruiyet de elde edilebilir mi?</p>
<p> Ulus-devlette vatandaşın üzerine devletin biçtiği kimliği kabul etmesi devleti meşru kılıyor. Yani Türkiye&#8217;de yaşayan insanlar kendilerini Türk hissederlerse Türk Devleti&#8217;nin kendileri adına hareket ettiğini, kendi çıkarlarını koruduklarını düşünüyorlar. Kendilerini devlet ile özdeşleştirebiliyorlar. Yazının başında devletin tanımı ile başlayıp birden kimliklere geçmemi anlamlı bulmayanlar sanırım şimdi rahatladılar. &#8220;Meşruiyet&#8221; ile &#8220;kimlik&#8221; arasında böyle bir bağlantı var.</p>
<p> Bir önceki paragrafta sorduğum soruyu yazının çerçevesine oturtalım: &#8220;Devlet zor kullanarak vatandaşına bir kimlik biçebilir mi?&#8221; Bu soruyu birçok düşünür farklı şekillerde yanıtlamış.</p>
<p> Sorumuz siyaset düşünürleri tarafından irade ve zor kullanma ekseninde tartışılmış. Düşünürlerden bazılarının fikirlerine burada yer vereceğim.</p>
<p> Thomas Hobbes meşruiyetin hem zor kullanarak hem de rızayı kazanarak elde etmenin mümkün olduğunu savlıyor:</p>
<p> Bu egemenlik iki yoldan elde edilir. Birincisi; bir kimsenin, kabul etmezlerse onları yok etmek kudretiyle, çocuklarını veya onların çocuklarını kendi yönetimine boyun eğdirmesinde veya düşmanlarını savaş yoluyla kendi iradesine tabi kılması ve ancak bu şartla hayatlarını bağışlamasında olduğu gibi, doğal zor iledir. İkincisi ise, bir kişiye veya bir kurula, onun kendilerini başkalarına karşı koruyacağı inancıyla, tabi olmak için insanların gönüllü olarak kendi aralarında anlaşmalarıdır. Bu ikincisi, siyasal devlet veya <em>sözleşme ile kurulmuş </em>bir devlet olarak; birincisi ise <em>edinilmiş </em>devlet olarak adlandırılabilir (Hobbes, 2005, ss. 230-231).</p>
<p> &#8221;Toplum Sözleşmesi&#8221;ni ortaya atan Jean Jacques Rousseau elbette zorla meşruiyet elde etmenin mümkün olmayacağını iddia edecek. Rousseau bununla da kalmıyor, meşruiyet elde edemeyen egemen gücün egemenliğini uzun süre devam ettiremeyeceğini de argümente ediyor:</p>
<p> En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep egemen kalacak kadar güçlü değildir (Rousseau, 2005, s. 352).</p>
<p> David Hume Rousseau&#8217;nun tam karşısında kalan görüşler ortaya atmış. Ona göre egemenliğin toplumun rızasını elde etme yoluyla meşruiyet kazanması daha doğrudur, ancak gerçekler bunun tarih boyunca böyle olmadığını ortaya koyar:</p>
<p> Bütün yönetimlerin, insan işlerindeki zorunlulukların gerektirdiği kadar, halk rızasına dayandıklarını ya da dayanmaları gerektiğini söylemek boştur. &#8230; Fetih ya da gasp, yani açıkçası zor [cebir], eski yönetimleri yıkarak, dünyada kurulmuş hemen hemen bütün yönetimlerin kökenini oluşturur (Hume, 2005, s. 432).</p>
<p> Benim buradaki niyetim, uygun düştüğü durumlarda halk rızasını yönetimin adil bir temeli olmaktan çıkarmak değildir. Bu hiç kuşkusuz, temellerin en iyisi ve en kutsalıdır. Tek söylediğim, bunun herhangi bir derecede nadiren olduğu ve hemen hiçbir zaman tam kapsamıyla oluşmadığıdır (Hume, 2005, s. 432).</p>
<p> Karl Marx iradenin üretim ilişkilerinden etkilendiğini, meşruiyet zemininin bu etkide aranması gerektiğini söylüyor. Halkın egemene rıza gösterip göstermemesinde üretim ilişkilerinin belirleyici olduğunu savlıyor. Marx egemenin ortaya çıkmasını bile üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak değerlendiriyorsa elbette irade de üretim ilişkilerinden nasibini alacak:</p>
<p> Tarihte &#8220;zor&#8221;u hukukun temeli sayanlar, &#8220;irade&#8221;yi hukukun temeli sayanlarla tam karşıt olmuşlardır&#8230; Hobbes&#8217;un yaptığı gibi, zor, hukukun temeli olarak alınırsa, hukuk ve yasama kararları, Devlet erkinin dayandığı <em>öteki</em> koşulların yalnızca bir belirtisi ya da anlatımı olurlar. Bireylerin sırf &#8220;irade&#8221;lerine dayanmadığı besbelli olan maddi yaşamları, üretim tarzları, karşılıklı olarak birbirini etkileyen ilişki biçimleri devletin temelidir. Bu maddi yaşam, işbölümüyle özel mülkiyetin zorunlu olmaya devam ettiği her aşamada, bireylerin <em>irade&#8217;</em>sinden tamamıyla bağımsızdır. Bu gerçek koşulları devlet erki yaratmaz; doğrusu, onu yaratan erk bu koşullardır (Marx, 2005, ss. 134-135).  </p>
<p> Benim yaklaşımım ağırlıklı olarak Marx&#8217;tan faydalanmakla birlikte yukarıda fikirlerine yer verdiğim düşünürlerin tamamından bir şeyler aşırıyor.</p>
<p> Egemenin gücü ile iradenin gücü zaman içinde değişebilir. Egemenin gücü iradeye baskın olduğunda Hume&#8217;un belirttiği gibi zorla meşruiyet kazanılabilir ki bu durum yer yüzünde çok kereler yaşanmıştır. İradenin egemen karşısında güçlü olduğu dönemlerde ise Rousseau haklı çıkar. Peki egemen ile irade arasındaki güç dengesini değiştiren faktör nedir? İşte o noktada da Marx&#8217;ın tezini kullanmamız gerek. Üretim ilişkilerindeki değişiklikler kimi zaman egemeni, kimi zaman halkın iradesini ön plana çıkarır.</p>
<p> <em>Devlet teknolojiyi tekelleştirebildiği ölçüde zorla ortak kimlik yaratabilir</em>. <strong>Modern dönemde üretim ilişkilerini belirleyen ana faktör teknolojidir.</strong> İrade ile zor kullanma arasındaki denge son yüzyılda teknolojinin kontrol edilebilirliğine bağlı olarak değişti. Bu nedenle son paragraftaki tespiti şu şekilde değiştirerek yolumuza devam edebiliriz: <strong>&#8220;Egemenin teknolojiyi kontrol edebilmesine göre kimi zaman halkın iradesi, kimi zaman zor ön olana çıkıyor.&#8221;</strong></p>
<p> Ben kimliğin zor kullanılarak yaratılabileceğini düşünüyorum. Ancak devletin bunu gerçekleştirmek için vatandaşının üzerinde yeterli gücü olması gerekir. Modern dönemde devlet teknolojiyi &#8220;tekelleştirebildiği&#8221; ölçüde güçlü olmuştur. &#8220;Tekelleştirilmiş teknoloji&#8221; devletin vatandaşını mutlak kontrol altına almasını sağlar ki böyle bir kontrolün olduğu rejimlere totaliter sıfatını ekleriz.</p>
<p> Dünya&#8217;da teknolojinin devlet tarafından kullanıldığı dönemde bilindiği üzere &#8220;faşizm&#8221; yaygın bir ideolojiydi. Bu dönemde modern eğitim, ulaşım ve iletişim imkanları kimlik yaratmak için çok etkin kullanıldı.</p>
<p> Eğitim aracılığıyla çocuklara ortak nefretler ve gururlar kazandırıldı. Bu da en çok tarih dersleri kullanılarak yapıldı.</p>
<p> Ulaşım imkanları kullanılarak devlet ülkenin her yerinde çok etkin örgütlendi. Propaganda bu sayede çok etkin yapıldı. Hitler ilk defa uçağı kullanarak bir gün içinde iki farklı şehirde mitingler düzenlemişti. Kahverengi gömleklilerin (SA) bütün Almanya&#8217;da çok sıkı örgütlenebilmelerinin temelinde de gelişmiş ulaşım ve iletişim imkanları yatar. Diğer yandan ulaşım devlet kontrolünde olduğu için muhalefet rahatlıkla bastırılabildi. Bu dönemde özellikle demiryolu ulaşımı çok yoğun olduğu için ve demiryolları üzerinde devletin kontrolü olduğu için kimin nereye seyahat edebileceğini kontrol etmek kolaydı.</p>
<p> Kimlik yaratmada en önemli toplumsal teknoloji araçları ise iletişim alanında ortaya çıktı. Devletin iletişim araçları üzerinde tekelinin olduğu dönemde muhalefet partilerini susturmak çok kolaydır. Muhalefetin tezleri radyoda dile getirilmez, muhalefetin yurt genelindeki örgütleriyle telgraf görüşmeleri yapmasının önüne geçilir. Böylece muhalefet örgütlenemez. Öte yandan iktidar bütün gün radyoda propagandasını yapabilir. Her türlü haberi çarpıtarak yayınlatabilir.</p>
<p> Hitler ve Mussolini teknolojiyi kullanarak ülkelerinde totaliter rejimler kurdular. Bu rejimler teknoloji gücü sayesinde Alman ve İtalyan bilincini geliştirdi. Bu süreç 1. ve 2. Dünya Savaşları arasında yaşandı.</p>
<p> Dikkat ederseniz 2. dünya savaşı sonrası dönemde bir ülkeler topluluğu teknolojiyi tekelleştirmeye devam etti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nden söz ediyorum. Çok farklı uluslardan oluşan bu topluluk tekel teknoloji gücü sayesinde 60 yıldan fazla bir sene insanları Komünist kimlik altında birleştirebildi.</p>
<p> <em>Türkiye&#8217;de teknolojinin devlet tekelinde olduğu dönemde kimlik çalışmaları. </em>Türkiye Devleti kuruluşundan Özal dönemine kadar teknolojiyi nispeten tekelleştirdi. Bu dönemde devlet eliyle kimlik oluşturma yönünde çalışmalar da olmuştur. Devlet özellikle &#8220;Türk&#8221; kimliğini bir ölçüde oturttu.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Türkçülük ilk kez 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı ve başlarda entelektüel düzeyde kaldı. Türkçülüğün ortaya çıkmasının arkasında imparatorluğun kurucusu olan bu toplumun uzun süre çok uluslu imparatorluğu ortak bir &#8220;Osmanlı&#8221; kimliği altında toplama çabaları yatmaktaydı. Eğer Osmanlı ABD gibi modern üretim yapan bir ülke olsaydı, Osmanlı kimliğinin de Amerikalı kimliği gibi başarılı olmaması için hiçbir neden yoktu.</p>
<p> Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye&#8217;de bir Türk ulusu yoktu. Bu aslında Türklere özgü bir durum da değildir. İtalya&#8217;nın kucusu da şuna benzer bir söz söyler: &#8220;İtalya&#8217;yı kurduk, sıra İtalyan ulusunu yaratmaya geldi.&#8221;</p>
<p> Cumhuriyetin kurulmasının ardından devlet, elindeki tekel teknoloji ile Türklük bilincini yarattı. Tabii, faşist Almanya kadar başarılı olunamadı. Çünkü Türk Devleti ekonomisini yeterince modernleştirememişti. Bu yüzden eldeki teknolojik imkanlar da o ölçüde zayıftı. Ülkenin bir başından diğer başına gitmek 2 günü buluyordu. Radyonun, hele televizyonun her eve ulaşması epey zaman aldı.</p>
<p> Cumhuriyet ikinci olarak da Batıcı kimliği ülkeye hakim kılmak istedi. Bu çok iddialı bir projeydi. Türk insanı hayatın her safhasında bir batılı gibi hareket etmeye zorlandı. Kılık kıyafetinden, diline, sofrasına, müzik, edebiyat zevkine bir Batıcı kimliği tanımlandı.</p>
<p> Özal dönemine kadar devletin teknoloji üzerinde bir tekeli olduğunu söyledik ama bu tam da böyle değildir. Dünya&#8217;da faşizm iflas ettikten sonra İsmet İnönü batılı safta yerini almak için ülkeyi demokratikleştirmek zorunda kaldı. 1945&#8242;ten sonra devletin kimlik çalışmaları da eski hızını kesti. Özellikle halkın büyük tepkisini alan Batıcı kimlik çalışmaları 1945 sonrası dönemde yavaşladı, iyi de oldu. Çünkü ülke insanının tamamını Batıcı kimlik altında birleştirmek imkansız görünüyordu. Ama Batıcılık projesinin bir de kötü sonucu oldu. Proje devlete en yakın olan memur ve burjuva sınıfı üzerinde başarı sağlamıştı. Memur ve devlet burjuvası sonraki dönemlerde ülkenin geri kalanının Batıcı olmamasını kendilerine karşı bir tehdit olarak algıladılar. Tehdit algısı beraberinde zamanla muhafazakarı ötekileştirmeyi getirdi ve böylece nur topu gibi bir Batıcı kimliğimiz oldu.</p>
<p> &#8221;Türk&#8221; kimliği çalışmaları 1945 sonrası dönemde zaman zaman artarak zaman zaman azalarak devam etti. Milliyetçilik fikri halkın genelinde kabul gördü. Türkiye&#8217;de milliyetçilik ile dinin bir kavga içinde olmamaları Türk kimliğinin &#8220;tutmasında&#8221; büyük etkiye sahiptir.</p>
<p> Ortada bir Güneydoğu meselesi var. Buradaki mesele kabaca Türk kimliğinin tutmamadır. Türk Devleti kuruluşundan 1945 yılına kadar olan dönemde modern üretim yapan bir ülke olsaydı, kanımca bugün bir &#8220;Kürt sorunu&#8221; yaşamazdık. Devlet elindeki büyük teknoloji tekelini kullanarak &#8220;Kürt&#8221;ü de Türk&#8217;e dönüştürebilirdi.</p>
<p> Şu son cümlem zor kullanarak kimlik yaratmayı haklı gördüğüm hissiyatına yol açmasın. Ben olması gerekeni değil ne olduğunu ve ne olabileceğini anlatıyorum. Elbette ben de zor kullanarak kimlik yaratmayı doğru bulmuyorum, ama ne yazık ki gerçekler ile doğrular birbirinden farklı olabiliyor. Ben bu yazıda doğruları değil, gerçekleri ele almaya çalışıyorum.</p>
<p> Bugüne gelirsek, Türkiye&#8217;de devlet teknolojiyi tekelleştirebilir mi? Bu soruyu sorarken demokrasiyi çoktan feda ettiğimizin farkındayız. Biz acaba demokrasisiz bir yöntemle üniter devleti elde tutmak mümkün mü onu araştırıyoruz.</p>
<p> Bence Türk Devleti teknolojiyi tekelleştiremez. Çünkü bugün teknoloji tekelleştirilemeyecek kadar dallanıp budaklandı. Bu yönde çabalar sarf eden İran&#8217;da, Suriye&#8217;de insanlar devlet televizyonu izlemiyorlar, uydudan dilini bilmedikleri Türk televizyonlarını takip ediyorlar. Şaşırtıcıdır, bir kısmı izleye izleye Türkçe&#8217;yi söküyor. Internet vasıtasıyla insanlar devletin engel olamadığı bilgilere ulaşabiliyorlar. Yine internet vasıtasıyla devlet aleyhine örgütlenmeler gerçekleştirebiliyorlar. Otomobilin yaygınlaşmasıyla birlikte bütün dünyada kişinin bir yerden bir yere hareketi üzerindeki devlet kontrolü azaldı. Böyle bir kontrolü gerçekleştirmenin tek yolu kontrol noktaları oluşturmak ki bu da çok zorlama bir yöntem.</p>
<p> Günümüzde devlet zora başvurduğunda teknoloji halkın iradesinin tepkisini örgütleyebilmesine olanak tanıyor. Muhalefet internet vasıtasıyla haberleşebilir, şahsi vasıtasını kullanarak bir araya gelebilir, yine interneti kullanarak dünyaya sesini duyurabilir. Bunun yanı sıra uluslararası af örgütü gibi örgütler muhalefete kısıtlayıcı tedbirleri dünyaya duyurarak zor kullanan devleti zor durumda bırakıyorlar. </p>
<p> Teknoloji geliştikçe kontrol edilemez bir hal aldı. Bugün onu kontrol etmekte ısrar eden ülkeler çoğunlukla başarılı olamıyorlar. Bu konuda en başarılı ülke Çin gibi görünüyor. Çin Devleti elindeki çok büyük maddi güç sayesinde Doğu Türkistan&#8217;daki Uygurlara ve Tibetlilere baskı uygulayabiliyor ve dünyadan sınırlı tepki görüyor. Düşünebiliyor musunuz, Doğu Türkistan&#8217;da ramazan ayında oruç tutmak yasak, gençlerin camilere girmesi yasak. Oruç tutan Uygurlara okullarda zorla yemek yediriliyor.</p>
<p> Çin yaparken Türkiye neden yapamaz? Çünkü Türkiye ile Çin arasında ciddi bir güç farkı var. Türkiye Çin gibi teknoloji üzerinde kontrol kuramaz. Türkiye kimlik yaratmak için bir zor kullanma çabasına girdiğinde uluslararası toplumun yoğun baskısına maruz kalır. Birçok ülke çok büyük dış ticaret hacimleri, 1 trilyon dolara yakın dolar rezervi nedeniyle Çin&#8217;i gözden çıkaramazken Türkiye için farklı bir politika izleyebilir. Darbe dönemlerinde AB&#8217;nin ve AB öncesi yapıların Türkiye&#8217;den uzaklaşması iddiamın en önemli kanıtıdır.</p>
<p> Türk Devleti bundan sonra zor kullanarak meşruiyet kazanamaz. Nedenini açıklayan argümanlarım yazıda kalmıyor. Kabaca 2000 yılına kadar ki dönemde &#8220;Kürt&#8221;ü zorla &#8220;Türk&#8221;e dönüştürme çabaları iflas etti. Bunu PKK&#8217;dan bağımsız söylüyorum. Yani PKK bugün tamamıyla ortadan kalksa da devletin kimlik projesi başarısızdır. Kürtçü parti DTP bölgede bu kadar ağırlıklı olduğu sürece sorunun bir kimlik sorunu olduğu gerçeği değişmeyecektir.</p>
<p> Kürt kimliği ile ilgili ne söylüyorsam aynı şeyler Batıcı için de geçerlidir. Bu saatten sonra artık Batıcıyı ortak kültüre entegre etmek gibi bilinçli politikalar geçersizdir. Ancak ben bu kimliğin sorun olmaktan çok daha kolay çıkarılabileceğini düşünüyorum. Çünkü Batıcının büyük ölçüde parasal bir sorunu yok. Bu kesim modern ekonomiye tamamıyla entegre olmuş. CHP Batıcı kimlik üzerinden siyaset yapmayı bıraksa Batıcı endişeler kısa sürede azalır.</p>
<p> Sanırım şimdi sorumuzun cevabını aldık. Türkiye açısından kimlik sorunlarına antidemokratik bir çözüm getirme imkanı yoktur. Bu nedenle demokratik siyasal sistemler içinde bir çözüm bulmak zorundayız.</p>
<p> CHP Batıcı kimliği üzerinden, MHP Türkçü kimliği üzerinden siyaset yapmayı bırakmazlarsa? DTP&#8217;den bu yönde bir umudum zaten yok. Ama CHP ve MHP bir gelişme gösterirlerse, hem Batıcı vurgusu ortadan kalkar, böylece hiç olmazsa bir kimlik sorunu çözülmüş olur, hem MHP DTP kutuplaşması ortadan kalkar, böylece DTP&#8217;nin siyasi zemini zayıflar, hem de kimlik genel olarak gündemden düşeceği için siyaset doğru zemine oturur. Peki ya CHP ve MHP tam gaz kimlikçi siyasete devam ederlerse? Bu global krizi iyi yönetemeyen AK Parti de siyaset sahnesinden silinirse? Temel siyaseti kimlik üzerine olmayan tek parti de ortadan kalkar ve yerini MHP ve SP alırsa? O zaman Türkiye&#8217;de demokratik sistemler içinde federasyon zorunlu hale gelir.</p>
<p> Bana göre daha az tercih edilir seçeneği betimlemeden önce bir noktaya açıklık getirelim. Ben AK Parti&#8217;nin bu krizi bir fırsata dönüştemese de krizden çok büyük bir zarar göreceği kanaatinde değilim. Hatta Türkiye&#8217;de AK Parti&#8217;nin uyguladığı siyasetin galip olacağını düşünüyorum. Ancak diğer ihtimali de düşünerek bir federasyon tartışması yapmak AK Parti&#8217;nin Türk Demokrasisi içindeki yerini anlamak açısından faydalı olabilir. Üniter yapıyı savunan MHP ve CHP&#8217;nin ülkeyi nasıl federasyona götürdüklerini anlamamızı da sağlayabilir.</p>
<p> <em>Federasyon. </em>Federasyonun arkasındaki mantığı göstermenin en iyi yolu uzun süreçler sonucunda doğal olarak bir federasyon kurmuş ve başarılı olmuş bir ülkenin geçirdiği aşamaları takip etmek gibi geliyor bana. ABD ve Almanya aklıma hemen gelen iki ülke. Daha önce Almanya Federalizm&#8217;i üzerine çalıştığım için bu ülke üzerinden gideceğim.</p>
<p> Alman Federasyonu I. Wilhelm zamanında kuruldu. Alman Ulusal Birliği&#8217;nin ve Alman Federasyonu&#8217;nun kurulmasında I. Wilhelm&#8217;in Başbakanı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_von_Bismarck">Otto Von Bismarck</a>&#8216;ın büyük rolü vardır. Bismarck &#8220;Realpolitik&#8221;, &#8220;gerçekçi politika&#8221; düşüncesinin ve sosyal devlet ilkesinin ilk uygulayıcısıdır. Çok fazla örnek alınacak yönü olan bu liderin biz burada federasyonu nasıl kurduğuna odaklanacağız.</p>
<p> Bismarck Alman sanayisini hızla büyütecek ekonomi politikaları izledi. Sanayiden elde ettiği vergi gelirleriyle merkezi orduyu güçlendirdi. Askeri gücü sayesinde sırasıyla Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaşarak bu ülkelerdeki Alman topluluklarını Prusya&#8217;ya kazandırdı.</p>
<p> Bismarck savaşlar boyunca bilinçli olarak Alman bölgelerini ele geçirdi. Böylece kuracağı modern ekonomiye dayanan devlet meşruiyetini Alman kimliği üzerinden sağlayabilecekti.</p>
<p> Bismarck bütün Almanları bir araya topladıktan sonra bir federasyon kurdu. Bunun ardında kabaca iki neden vardır. <em>1) </em>Yıllarca başka devletler altında yaşamış Almanlar birbirlerini anlamakta dahi zorlanıyorlardı. <em>2) </em>Yeni katılan bölgelerin eskiden kalma siyasi oluşumları vardı. Almanya üniter bir yapı üzerinde kurulsaydı bu bölgesel siyasi oluşumlar kendi bölgesel kimliklerini geliştirmek için siyaseti kutuplaştırma yoluna gideceklerdi.</p>
<p> Bismarck Almanya&#8217;da zorlama bir üniter sistem kurmaya kalksaydı sizce Alman kimliği daha hızlı mı pekişirdi? Ben hiç sanmıyorum. Hangi bölgesel parti hükümette olursa diğer bölgeler bu durumdan memnun olmayacaktı. Hiçbir iktidar her bölgenin rızasını alamayacağı için siyasetteki kutuplaşma kimlik ayrışmasını yol açacaktı.</p>
<p> Bismarck ne yaptı? Merkezi yetkileri bölgesel yönetimlerle bölüştü. Merkezde de iki meclisli bir denge kurdu. &#8220;Reichstag&#8221;, Halk Meclisi&#8217;nde ülkenin her yerinden halkın seçtiği kişiler bir araya geliyordu. &#8220;Bundesrat&#8221; Federal Konsey&#8217;de federe devletçiklerin belirlediği temsilciler bulunuyordu. Halk Meclisi&#8217;nden çıkan kararlar Federal Konsey tarafından onaylanmadıkça geçerlilik kazanmıyordu.</p>
<p> Bismarck Alman Federasyonu&#8217;nu kurduğunda sizce hangi meclis daha yetkiliydi? Tabi ki Federal Konsey. Zamanla ne olmuş olabilir? Bugün Halk Meclisi çok daha yetkili bir hale geldi.</p>
<p> Halk Meclisi Almanları temsil eder. Alman kimliği güçlendikçe de on yıllar içerisinde yetkileri hep arttı.</p>
<p> II. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 1949 yılında müttefikler &#8220;Grundgesetz&#8221; Alman Temel Yasası&#8217;nı yazdılar ve Almanların eline verdiler. Geçici olarak hazırlandığı için adı anayasa olmayan bu anayasa bugün de Almanya&#8217;da işlerliğini sürdürmektedir. Müttefikler Hitler dönemindeki gibi bir merkezi güçten çekindikleri için Almanya&#8217;yı yine federalizm üzerine oturttular. Aslına bakılırsa Almanya bugün üniter bir yapı ile yönetilecek olsa &#8220;kimlik&#8221; açısından hiçbir sorun olmaz. Artık bu ülke uluslaşma sürecini tamamlamıştır.</p>
<p> Türkiye uluslaşma sürecini tamamlayamamış bir ülke olduğu için kimlikçi siyaset kazanırsa federasyona gitmek zorundadır. Çünkü bölgesel siyasi oluşumlara merkezi bir güç vermek uluslaşmaya katkı sunmaz, zarar verir. Bismarck bölgesel siyasi oluşumların çok güçlü olduğu ilk dönemde bütün gücü kendinde toplamaya kalksaydı, bölgesel yapılar bu işten nem kapar, kendi bölgelerine özgü kimlikler yaratmak yoluna giderler, böylece farklı farklı Alman bilinçleri ortaya çıkardı. Bu sefer de Alman kimliğini kurmak hepten imkansız hale gelirdi. Onun için yarın bir gün AK Parti siyaset sahnesinden çekilir ve ilk defa Türkiye&#8217;de bir kitle partisi yerini alamazsa, siyaset sahnesi şu anda bölgesel siyaset izleyen CHP, MHP, DTP ve SP&#8217;ye kalırsa Türkiye için en uygun çözüm federasyon olur.</p>
<p> Bir vurguyu yapmadan bir sonraki satıra geçmeyeceğim. Ben üniter yapının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kimlikçi siyasetin terk edilmesi gerektiğini söylüyorum. Ve terk edilmezse geleceğimiz noktayı ortaya koyuyorum. Yazdıklarımdan beni lütfen federasyoncu diye mimlemeyiniz. Onun yerine kimlikçi siyasete prim vermeyiniz. Sırf dini değerlere sahip çıkıyor diye, Kürt haklarını savunuyor diye, milliyetçi diye, &#8220;Cumhuriyetin kazanımlarına&#8221; sahip çıkıyor diye bir partiyi desteklemeyiniz.</p>
<p> Siyaset sahnesinden AK Parti&#8217;yi çıkaralım ve federasyonu tasarlayalım. AK Parti oyları mevcut siyasi zeminde MHP ve SP arasında bölünür. Bu durumda kıyı şeridinde Batıcı duyarlılığın kendini yakın hissettiği MHP ve CHP oy alır. Orta ve Doğu Anadolu&#8217;da İslamcılıkla bir sorunu olmayan SP ve MHP desteklenir. Güneydoğu Anadolu&#8217;da Kürtçülükle bir sorun yaşamayan SP ve DTP desteklenir. Federasyon bu üç ana federe devletçik temelinde kurgulanabilir.</p>
<p> Bu tür bir federasyonda federe devletçiklere birçok merkezi yetki verilerek kimliklerin yaşam tarzları güvence altına alınır. Çünkü her bölgede bir kimlik hakim olduğu için o bölge yönetimi de o kimlik tarafından belirlendiği için yasal düzenlemeler bölge hassasiyetlerine uygun olmak zorundadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em></em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Piyasa Fetişizmine Övgü</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/16/piyasa-fetisizmine-ovgu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/16/piyasa-fetisizmine-ovgu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 May 2009 22:01:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Piyasa Fetişizmine Övgü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4875</guid>
		<description><![CDATA[Liberalizmin Kara Kitabı
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090515_derin_dusunce_org_piyasa.jpg"></a><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="137" height="232" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/16/piyasa-fetisizmine-ovgu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/16/piyasa-fetisizmine-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar III</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 May 2009 17:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[kimlikçi siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[ Türkçülükten sonra Türkiyeki en modern üçüncü kimlik Kürtçülüktür. Böyle olduğu için AK Parti DTP&#8217;nin güçlü olduğu illerde çok yüksek oranda oylar alabiliyor. Aslında ikinci ve üçüncü sıralarda bir değişiklik bile yapılabilir. Türkçü ve Kürtçü seçmen ekonomi bazında oy vermeye yatkın olduğu için AK Parti aynı anda ikisinin oyunu da elde etme stratejisi güdüyor. Burada hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a> <strong>Türkçülükten sonra Türkiyeki en modern üçüncü kimlik Kürtçülüktür.</strong> Böyle olduğu için AK Parti DTP&#8217;nin güçlü olduğu illerde çok yüksek oranda oylar alabiliyor. Aslında ikinci ve üçüncü sıralarda bir değişiklik bile yapılabilir. Türkçü ve Kürtçü seçmen ekonomi bazında oy vermeye yatkın olduğu için AK Parti aynı anda ikisinin oyunu da elde etme stratejisi güdüyor. Burada hiçbir çelişki yok. Başarılı olabilir mi? Türkiye ekonomisi modernleştiği, ekonomi iyiye gittiği sürece başarılı olur.</p>
<p> <strong>Türkiye&#8217;de dört kimlik üzerinde en az modern seçmen ise açık ara farkla Batıcıdır. </strong>Bu kimlik sahipleri oyunu kullanırken en az ekonomiyi düşünür. Ne yaman çelişkidir ki Batıcılık, temelinde batı tipi modernleşmeyi içerir. Oy verme davranışından da anlaşılacağı üzere Batıcı seçmen aslında şeklen moderndir, zihinsel olarak henüz bir İslamcı bir Türkçü hatta bir Kürtçü kadar o düzeyde değildir.</p>
<p> &#8221;Hatta bir Kürtçü&#8221; dedim, çünkü Türkiye&#8217;nin en az modernleşmiş, modern üretimden en az nasibini almış bölgelerinden birisi Güneydoğu olduğu halde bu bölgede oyunu ekonomiye göre veren<span id="more-4705"></span> bir seçmen kitlesi var. Kürtlerin ekonomi hassasiyeti batıya geldiklerinde zirve yapıyor. Batıdaki illerde yaşayan, işçileşmiş Kürt seçmenin ezici çoğunluğu kimlik siyasetini tamamıyla geride bırakıyor. DTP batıdaki Kürtlerden oy alamıyor.</p>
<p> Batıda yaşan Kürtler aslında Güneydoğu&#8217;daki sorunun çözümü açısından da çok önemli bir ipucu veriyorlar. Demek ki Güneydoğu ekonomisi modernleştiğinde, Güneydoğulu için devletin ekonomi politikaları gerçekten bir anlam ifade etmeye başladığında, Kürt seçmen kolaylıkla modern siyasal davranış sergileyebilir.   </p>
<p> Kürtlerin siyasal davranışlarını analiz ettiğimizde Batıcı seçmenin zihniyetinin ne kadar geri kaldığını daha iyi anlayabiliyoruz. &#8220;Ama laik hayat tarzı çok ciddi tehdit alıyor.&#8221; Peki Batıcı hayat tarzı Kürtçü hayat tarzından daha mı çok tehdit aldı? Devlet Kürtlere reva gördüğünün yüzde birini Batıcılarımıza reva gördü mü? Batıcılığın modern siyasal davranış göstermemesini hiçbir kutuplaşma politikası ile açıklamak mümkün değil.</p>
<p> Üst satırlarda anlatıldığı gibi Batıcının öfkesinin bir nedeni var: Devlet artık onun kimliğini bütün vatandaşlara dayatmıyor. Her vatandaş kendi kültürel modernleşmesini kendisi gerçekleştiriyor. Ama bu durumun ekonomik bir alt yapısı yok. Batıcının yaşam kalitesi çok yüksek. Bu kesimin gelir düzeyi ülke ortalamasının üzerinde. Kürtçü kimliğin arkasındaki sefalet Batıcı için geçerli değil. Bu nedenle Batıcılık yoksulluktan destek gören Kürtçülük gibi radikalleşip ülkeye bir tehdit olamaz. Arkasında sefalet olmayan Batıcılık üzerinden yapılan siyaset de uzun vadede başarılı da olamaz. Hitler&#8217;in bile başaramayacağı bir şeyi Deniz Baykal&#8217;dan beklemek büyük haksızlık olur.</p>
<p> Batıcı seçmenin radikalleşmesi yapaydır, sayın Deniz Baykal&#8217;ın marifetidir. <strong>Deniz Baykal yürüttüğü dar kimlik politikasıyla Batıcı seçmeni marjinalize ederek Türk demokrasisine en büyük zararı verdi.</strong> Deniz Baykal&#8217;ın dışında hiçbir lider şimdiye kadar Batıcı kimliği bu kadar göze sokmamıştı. Yine DTP lideri Ahmet Türk de dahil olmak üzere Deniz Baykal dışında hiçbir lider bu kadar apaçık kimlik siyaseti yapmamıştı. <strong>Bu açıdan da bakıldığında Deniz Baykal Türkiye Cumhuriyeti tarihinde laikliğe en büyük zarar vermiş liderdir. </strong></p>
<p> CHP&#8217;nin şimdiye kadar Batıcı kimliği koruma yönündeki siyaseti tam tersine bu kimliğe sahip vatandaşların hayatlarını zorlaştırdı. Çünkü kimlik siyaseti ötekileştirme üzerine kuruludur, ötekileştirmenin olduğu yerde özgürlükten bahsedilemez. Siz muhafazakarı hasım bellerseniz, o da size rahat vermez. İçkinize, kız arkadaşınızın elini tutmanıza daha fazla müdahale eder. Bunu eline fırsat geçtiği yerde sırf gıcıklığına yapar. </p>
<p> <strong>Bugün AK Parti modern ekonomiye daha az entegre olmuş İslamcıdan modern siyasal davranış gösteren bir seçmen tipi çıkarabiliyorsa CHP de aynısını Batıcı seçmen üzerinden başarabilir.</strong> 29 Mart seçimleri süresince özellikle Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun İstanbul&#8217;da kimlik yerine ekonomi üzerinden yürüttüğü seçim propagandası bu yönde önemli bir adım oldu. Umuyorum ki CHP 29 Marttan sonra da daha fazla ekonomi konuşmaya devam eder.</p>
<p> CHP&#8217;nin AK Parti&#8217;ye göre bir avantajı da var. AK Parti&#8217;ye oy veren İslamcı seçmenin kimlik hassasiyeti yeniden ön plana çıkarsa Saadet Partisi yükselişe geçebilir. Oysa bugünkü siyasal arenada Batıcı seçmenin CHP&#8217;den başka gidebileceği bir yer yoktur. Bu nedenle CHP daha az kimlik daha fazla ekonomi konuştuğunda oy kaybetmeyecek, aksine diğer kimliklerden oy kazanacak.</p>
<p> <strong>CHP tam bir kitle partisi olabilecek potansiyele sahiptir. Bu açıdan MHP&#8217;ye göre çok daha avantajlı. MHP Türkçülüğünü ne kadar kamufle ederse etsin Güneydoğu&#8217;da sırıtır. Oysa CHP bugün Batıcı kimlik vurgusunu bıraksın, ekonomi konuşmaya başlasın, bir sonraki seçimlerde Güneydoğu da dahil olmak üzere bütün ülkede oyunu artırabilir.</strong> Türkiye&#8217;de Batıcı kimlik algısı Türkçü kimlik kadar güçlü olmadığı için CHP geçmişte yaptığı ötekileştirme hatalarının üzerini rahatlıkla örtebilir.</p>
<p> Bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Ben bugün CHP ve MHP&#8217;nin özelleştirme konusundaki düşünceleri bilinmiyor, demiyorum. Bu konu vatandaşın oy verme davranışını yeterince etkilemiyor, diyorum. Bugün vatandaş öncelikle Batıcı olduğu için CHP&#8217;ye, Türkçü olduğu için MHP&#8217;ye oy veriyor. Bu tip bir oy verme ise üniter ulus-devletin altını oyar. Çünkü kimlik siyaseti temelde &#8220;ötekileştirme&#8221;ye dayanır. Bu nedenle de belli bölgelerde sıkışır, kalır. Oysa üretim ilişkileri temelinde yapılan siyaset her bölgeden oy alabilir; çünkü vergi, özelleştirme gibi konular modern ekonomisi olan bir ülkede bütün illerin meselesidir. Eğer bir parti daha az sigorta kesintisi yapacağını, işverenin üzerindeki vergileri düşüreceğini açıklarsa, bu politika her bölgeden, her ırktan, her dilden, her mezhepten yatırımcının desteğini alır.</p>
<p> <em>Ekonominin modernleşmesi üniter yapının yaşatılabilmesi için şarttır. </em>Türkiye&#8217;nin modernleşmesi üniter devlet ilkesinin yaşatılabilmesi için şart. Bunun için de ekonomik gelişmenin hızla devam etmesi gerekiyor. Ekonomi modernleştikçe vatandaşın devlete bağımlılığı artacak, buna mukabil kimlik siyasetinin oy üzerindeki etkisi azalacak. Kimlik üzerinden oy kazanamadığını gören diğer partiler de Türkçülüğü, İslamcılığı, Batıcılığı ve Kürtçülüğü bir kenara bırakıp siyasi mesajlarını temelde ekonomi üzerine konumlandıracaklar. Özelleştirme, yabancı sermaye, para ve maliye politikalarını aktarmak için daha yoğun çaba sarf edecekler.</p>
<p> <strong>Türkiye&#8217;de ekonominin modernleşmesi DTP&#8217;nin çözülmesi açısından çok önemlidir.</strong> Türkiye geliştikçe, &#8220;köylüler daha fazla işçileştikçe&#8221; ekonominin siyaset üzerindeki etkisi daha da artacak. Güneydoğulu köylü işçi olduğunda iktidarın ekonomi politikalarını daha fazla önemseyecek. Büyük illerin varoşlarında yaşayan işsiz gençler iş bulduklarında oyları üzerindeki &#8220;ekonomi&#8221; etkisi daha fazla artacak. Bu nedenle Türkiye ekonomisi modernleştikçe DTP gibi MHP oyları da sürekli eriyecek. CHP oyları da ekonomi iyiye giderse eriyecek. Nitekim böyle de oldu. Birçok zengin beyaz Türk 27 Temmuz seçimlerinde gizli gizli oylarını AK Parti&#8217;ye vermediler mi?</p>
<p> Türkiye ekonomisi modernleştikçe kimlik üzerinden siyaset yapan partiler kaybeder; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/24/global-kriz-akp-oylarini-azaltmali-mi/">şu global kriz döneminde ise ne yazık ki kazanırlar.</a> Çünkü pasta küçüldüğünde birileri dışlanmalıdır ki, kalanlar eski paylarını elde edebilsin. Mesela kriz zamanında batıdaki illerde Kürtlerin özellikle MHP&#8217;li belediyelerce işe alınmadığını duyarsanız hiç şaşmayın.</p>
<p> <em>Ekonominin büyümesi durursa AK Parti yok olur.</em> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/31/secmen-kuresel-krizin-faturasini-akp%25e2%2580%2599ye-kesti/">Peki ya ekonomi büyümezse ne olur?</a> Temelde oyu hiçbir kimlik siyasetine dayanmayan AK Parti yok olur. &#8220;Ama AK Parti&#8217;nin bir milli görüş tabanı var.&#8221; Hayır, yok. <strong>Eğer milli görüşlü seçmenin oyu üzerinde İslamcı kimliği daha ağır basarsa oyunu Saadet Partisi&#8217;ne verir. </strong>Orijinali dururken niye gidip de çakmasına oy versin? Nitekim global kriz nedeniyle ekonomideki kötü gidişat bir kısım seçmenin İslamcı kimliği ile karar vermesine neden olmuş gibi görünüyor.</p>
<p> AK Parti ile ilgili bir üst paragrafta yapılan tespit çok önemlidir. AK Parti uzun süredir Türkiye&#8217;de yanlış bir mecraya kayan siyaseti doğru yere oturtmaya çalışıyor. Soğuk savaş sonrası dönemde &#8220;sağ&#8221;, &#8220;sol&#8221; siyasetin konusu olmaktan çıkınca bir kısım partiler kimlik siyasetine iyiden iyiye alışmışlardı. 28 Şubatta dört kimlik doruk noktalarına ulaşmışlardı. AK Parti&#8217;ye oy veren seçmen bu alışkanlığı terk ediyor. <strong>Şimdiye kadar Türkçü, Batıcı, İslamcı ve Kürtçü kimliği ekonomi hassasiyetinin altında kalan seçmenin oyu AK Parti&#8217;ye gitti.</strong> Ekonomi iyiye gittiği sürece de bu böyle devam edecek.</p>
<p> <em>AK Parti&#8217;nin alabileceği oy oranının bir sınırı yoktur. </em>Bugün Türkiye&#8217;de AK Parti&#8217;den başka hiçbir kayda değer parti ekonomi siyaseti yapmadığı için AK Parti&#8217;nin alacağı oyun bir sınırı yoktur. Hani, diyorlar ya, %47 en yüksek noktaydı, diye. Bu iddianın hiçbir aslı astarı yoktur. <strong>AK Parti ekonomide tekrar başarılı olursa kimlik temelinde verilmiş MHP&#8217;li, SP&#8217;li, CHP&#8217;li, DTP&#8217;li oyların tamamı AK Parti&#8217;ye kayabilir.</strong> Bu nedenle AK Parti&#8217;nin alacağı oyun sınırı yok. Ve yine aynı nedenle bu seçimde AK Parti oylarının %10&#8242;a yakın bir kısmı yine aynı partiler arasında paylaştırıldı. Kötüye giden bir ekonomide kimlik hissiyatları yeniden güçlendi.</p>
<p> <em>Ekonomik kriz kimlikçi siyaseti güçlendirir.</em> Dikkat edin, seçimler öncesi ne bir terörist saldırı oldu, ne de laiklik konusunda kıyametler koptu. Kimlikçi partiler daha çok ekonomi konuştular. Ben buna rağmen oy kaymasının nedenini kimliğe bağlıyorum. AK Parti oyları CHP, MHP ve DTP&#8217;ye ekonomi görüşleri daha takdire şayan olduğu için gitmedi; kötü ekonomi karşısında ırkçılık, dincilik, laikçilik yükseldiği için gitti. CHP ve MHP hiçbir çaba harcamasa bile ekonominin kötüye gidişi kimlikçiliği tek başına güçlendirmeye kafidir.</p>
<p> CHP ve MHP eski söylemlerini terk etseler bile marka konumlandırmaları çok güçlü olduğu için kimlikçi oylar bu iki partiye akar. Aslında bu partiler ekonomi konuşacaklarına korku siyasetlerini devam ettirselerdi, oylarını daha da arttırabilirlerdi. MHP ve CHP bunu yapmadı, DTP yaptı, ve sonuç ortada. DTP güçlü olduğu bölgede adeta şov yaptı. Diyarbakır&#8217;da aldığı oy yaptığım analiz için çok güzel bir kanıttır. Ekonomideki kötü gidişat, bir sanayi kenti olan Diyarbakır&#8217;ı da kötü etkilediği için bu bölgedeki vatandaş kötü giden ekonomi karşısında çareyi kimliğine sıkı sıkıya sarılmakta buldu. CHP 29 Mart öncesi Batıcı kimliği kaşımadığı halde İzmir&#8217;de çıkan sonuç da kötüye giden ekonominin kimlik siyasetine bir yansımasıdır. Ekonomi kötüye gittiğinde partiler kimliğe vurgu yapmasa bile seçmen kimlikçi partiye yönelmekte tereddüt etmez.  </p>
<p> Seçimleri sonuçları iddiamı önemli ölçüde kanıtlıyor. Dikkat ederseniz, kimlikçi partiler kendi &#8220;kalelerinde&#8221; oylarını çok artırdılar. Oysa ekonomi siyaseti bu seçim itibariyle işe yarasaydı CHP&#8217;nin Batıcı, MHP&#8217;nin Türkçü kimliklerin güçlü olmadığı illerde oylarını artırması beklenirdi.</p>
<p> Böyle mantıklı mantıklı açıkladığıma bakıp da yanılmayın. Türkiye bu krizi <a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/24/kriz-nasil-firsata-donusturulur/">doğru politikalarla</a> atlatamazsa kimlik tartışmalarının halk üzerindeki etkisi kriz döneminde çok daha derin olur. Böyle bir dönemde yapılacak laiklik kavgası çok daha zararlı olur. Ancak benim gözlemlediğim kadarıyla sayın Baykal ve sayın Bahçeli oylarını ekonomi konuştukları için artırdıklarını düşünüyorlar. Bu nedenle seçim sonrası dönemde laiklik ve milliyetçilik temelinde bir tartışmanın olacağını pek sanmıyorum.</p>
<p> Bu seçimlerde MHP ve CHP ekonomi konuştukları için oylarını artırmadı. Öyle olsaydı Güneydoğu&#8217;da AK Parti&#8217;den kaçan oylar DTP&#8217;ye değil, CHP&#8217;ye giderdi. Gitmedi, çünkü kötüye giden ekonomi kimliklere yaradı. CHP ve MHP kimliğe vurgu yapmayarak kısa vadede daha yüksek oy oranlarından oldular; ancak uzun vadede Türkiye&#8217;ye büyük bir iyilik yaptılar. Kriz belki de Türkiye&#8217;ye böyle bir fırsat sunacak. Bundan sonra Türkiye&#8217;nin ikinci ve üçüncü büyük partileri ulusallaşma doğrultusunda ciddi adımlar atabilirler. <strong>CHP ekonomi vurgusunu devam ettirirse önümüzdeki genel seçimlerde büyük ölçüde bir kitle partisi konumuna yükselebilir. Bu da Türkiye açısından çok hayırlı olur.</strong></p>
<p> CHP ve MHP&#8217;yi DTP ile aynı zeminde ele alırken bir konuda haksızlık yaptığımı itiraf etmeliyim. CHP ve MHP kimlik siyasetlerini DTP kadar tutarlı sürdürmüyorlar. Seçimlerde ekonomi üzerinden oy artışı sağladıklarını düşündükleri için bu dönemde muhtemelen kimlik üzerinden eskisi kadar yoğun siyaset yapmayacaklardır.</p>
<p> Ekonomi siyaseti yaparlarsa CHP ve MHP kazanır. Ancak MHP&#8217;nin Güneydoğu&#8217;da oy alması yine de çok zor olacaktır. Türkçü seçmen ekonomi bazında oy vermeye yatkın olsa da MHP&#8217;nin ötekileştirdiği Kürtçü seçmen bu partiye kolay kolay oy vermez. Bu nedenle MHP&#8217;nin tam bir kitle partisi olması oldukça zor görünüyor. Ama yine de Allah&#8217;tan umut kesilmez. İslamcı seçmeni dönüştüren AK Parti eskiden ötekileştirdiği Batıcının oyunu kısmen de olsa alabiliyorsa neden bir gün Kürtçü seçmen de oyunu MHP&#8217;ye vermesin?</p>
<p> <em>AK Parti&#8217;nin olmadığı bir Türkiye&#8217;de federasyon zorunlu hale gelir.</em> Ya aksi olursa? AK Parti dışında hiçbir parti kitle partisi hüviyetine bürünemezse? CHP ve MHP&#8217;nin bölgesellikten kurtulamadığını ve AK Parti&#8217;nin de kriz sonucunda sandıktan silindiğini düşünelim. Böyle bir durumda Türkiye&#8217;nin üniter yapısının sürdürülebilirliği tehlikeye girer. AK Parti zayıflarsa yerini MHP ve Saadet Partisi alacak. Bu durumda Saadet Partisi orta, doğu ve güneydoğu Anadolu&#8217;nun, CHP kıyı şeridinin, DTP Güneydoğu&#8217;nun ve MHP Güneydoğu dışındaki bölgelerin temsilcisi olacak.</p>
<p> Böyle bir tablo düşünebiliyor musunuz? Böyle bir tablo fiiliyatta federatif yapıyı zorunlu hale getirir. <strong>Hiçbir üniter yapı, iktidarında kitle partisi olmadan hayatını sürdüremez.</strong> Çünkü üniter devlette iktidardaki parti her bölgede en fazla rağbet edilen parti olmasa bile en çok nefret edilen parti olmamak da zorundadır. &#8220;Ama AK Parti&#8217;den nefret eden bir kesim de var.&#8221; AK Parti&#8217;den nefret eden elitist bir kitlenin olduğu doğrudur; ancak bu bölgesel zeminde kendisini göstermiyor. AK Parti&#8217;nin İzmir&#8217;de, Antalya&#8217;da ikinci parti olmasının nedeni temel siyasetini ekonomi üzerine kurgulamasıdır. AK Parti ekonomi siyaseti sayesinde 2007&#8242;de kendisinden nefret eden Batıcı burjuvanın bile oyunu alabildi.</p>
<p> Üniter devlet egemenlik erklerini tek elden kullandığı için Güneydoğu&#8217;da birçok ilde %1&#8242;ler seviyesinde oy alan bir MHP ülkeyi böyle bir yapıda yönetemez. <strong>Üst satırlarda da belirttiğim üzere bu MHP&#8217;nin tek başına iktidar olduğu bir ülkede toplumsal barışı sürdürebilecek en sağlıklı çözüm egemenlik erklerinin yatayda paylaştırılmasıdır. Buna da &#8220;federasyon&#8221; deniyor.</strong></p>
<p> <strong>Federasyon doğrusu çok da kötü bir şey değildir; kimlik üzerinden siyaset yapılan bir ülkede en doğru çözümdür.</strong> Böylece her bölge kendi kimliği doğrultusunda bölgesel devletçikleri tarafından yönetilecektir. Her bölgenin kimlik hassasiyetleri kendi seçtiği federe devlet hükümetince çok daha etkin bir şekilde göz önünde bulundurulacaktır. İzmirli Almanya&#8217;daki gibi caddede birasını yudumlayabilecek, Diyarbakırlı Kürtçe&#8217;yi her ortamda kullanabilecektir.</p>
<p> </p>
<p> <strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/13/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/13/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 10:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[kimlik siyaseti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4701</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti neden İslamcı bir parti değildir?
Şimdi bazıları AK Parti&#8217;nin de Saadet Partisi geleneğinden gelen İslamcılık siyaseti izlediğini savunabilir. Ama seçim sonuçları bu iddiayı çürütüyor. Geçmişte Saadet Partisi İzmir&#8217;de, Antalya&#8217;da varlık gösteremezken AK parti nasıl oluyor da bu illerde ikinci parti oluyor? &#8220;İslamcı&#8221; kimliği üzerinden siyaset yapan bir partinin sahil şeridinden %10&#8242;un altında oy alması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><em><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></em></a><strong>AK Parti neden İslamcı bir parti değildir?</strong></p>
<p>Şimdi bazıları AK Parti&#8217;nin de Saadet Partisi geleneğinden gelen İslamcılık siyaseti izlediğini savunabilir. Ama seçim sonuçları bu iddiayı çürütüyor. Geçmişte Saadet Partisi İzmir&#8217;de, Antalya&#8217;da varlık gösteremezken AK parti nasıl oluyor da bu illerde ikinci parti oluyor? &#8220;İslamcı&#8221; kimliği üzerinden siyaset yapan bir partinin sahil şeridinden %10&#8242;un altında oy alması gerekir.<span id="more-4701"></span></p>
<p> CHP iç kesimlerde %10&#8242;un altında düşerken AK Parti hiçbir yerde düşmüyor.</p>
<p> Ne CHP ne de MHP Güneydoğu&#8217;da yokken AK Parti bu bölgede ya birinci ya da ikinci parti.</p>
<p> AK Parti Kürtçülük, Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük siyaseti güdülerek oy kazanılan yerlerin tamamında ya birinci ya da ikinci partiyse bunun nedenini çok iyi analiz etmek gerekir.</p>
<p> <strong>AK Parti&#8217;nin Türkiye&#8217;nin her ilinden %10&#8242;un üzerinde oy alabilmesinin nedeni Başbakanın da belirttiği gibi kimlik üzerinden siyaset yapmamasıdır.</strong> Peki ne üzerinden siyaset yapıyor? Kısaca &#8220;ekonomi&#8221; diyebiliriz. CHP Batıcı kimliğini AK Parti ile verdiği mücadele sayesinde pekiştiriyorsa nasıl oluyor da AK Parti&#8217;nin temel politikası ekonomi ekseninde kalmaya devam edebiliyor? Bunun basit bir cevabı var: İktidar partisi olan AK Parti 2008 yılına kadar ekonomide başarılı oldu. %7&#8242;ye yakın ortalama yıllık büyüme tutturulabildi. Türkiye&#8217;de açlık sınırının altındaki insan sayısı AK Parti döneminde 3 milyondan 1 milyonun altına düştü. Bu nedenle türban konusundaki yapay kutuplaşma AK Parti&#8217;yi marjinalize edemedi; 2007&#8242;de AK Parti %47&#8242;ye ulaşabildi.</p>
<p> 2008&#8242;e kadar AK Parti&#8217;nin temel siyasetinin iş ve aş olduğu lafta kalmadı, vatandaş tarafından somut olarak hissedildi. Bunun yanı sıra AK Parti en kutuplaşmış ortamda bile ekonomi konuşmaktan geri durmadı.</p>
<p> AK Parti 2007&#8242;de kutuplaşma sonucu İslamcı bir parti olarak algılansaydı %47&#8242;ye ulaşamazdı. Türkiye&#8217;de %47 hiçbir kimlik siyaseti çerçevesinde bir araya gelemez. Hiçbir ötekileştirme ile Türkiye&#8217;de bu oranı tutturamazsınız. Geçmişte de tek başına iktidar olan partilerin siyasetlerine baktığınızda hep ekonomi motivasyonunu gözlemleriz. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi bir kimliği vurgulayarak siyaset yapmadılar. AK Parti de aynı kulvarda siyaset yaparak başarılı oldu.</p>
<p> 2007 ile 2009  arasındaki temel fark ekonomidir. 2009 seçimlerinde AK Parti&#8217;nin oy oranının azalmasını Başbakanın dışlayıcı üslubuna bağlayanlar yanılıyorlar. 2007 seçimlerinde çok daha kutuplaşmış bir ortam vardı. Ancak o ortam yapaydı. Medya ve yüksek yargı tarafından yaratılmıştı. Oysa 2009&#8242;da kimlikçi partilerin oylarının artmasını sağlayacak doğal bir gelişme oldu.</p>
<p> 2009&#8242;da Batıcı, Türkçü ve Kürtçü oyların artması ekonominin kötüye gitmesinden kaynaklanır. Ekonomi iyiye gittikçe hiçbir yapay kutuplaştırma çabası vatandaşın oyunun AK Parti&#8217;ye gitmesine engel olamaz. 2007&#8242;deki %47 bu iddiamın en önemli kanıtıdır. O seçimlerde birçok Batıcı seçmen oyunu AK Parti&#8217;ye verdi. Yoksa 2009&#8242;da MHP de oyunu arttırmışken CHP&#8217;ye oylar AK Parti&#8217;den başka nereden kaymış olabilir?  </p>
<p> Cumhurbaşkanlığı krizinin 2007 seçimlerine etkisi abartıldı. 27 Nisan muhtırasının seçimler üzerinde büyük bir etkisi yoktur. 2007&#8242;de halk AK Parti&#8217;ye haksızlık yapıldı diye oy vermedi. Öyle olsaydı 28 Şubat&#8217;tan sonra da Refah Partisi&#8217;nin patlama yapması beklenirdi. Türk halkı mazlumun yanında olsaydı Davos&#8217;ta Filistinlilere yapılan haksızlığı dünyaya haykıran Erdoğan&#8217;ın oyları 2009&#8242;da yükselirdi. Ama öyle olmadı. Çünkü duygular gelip geçicidir, cüzdan kalıcıdır.</p>
<p> Kimlik motivasyonu tek başına bir anlam ifade etmez, daima arkasında küçülen bir pasta olması gerekir. Kimlikçi siyasetin dünyadaki en önemli uygulayıcısı Adolf Hitler 1. Dünya Savaşı&#8217;nın hemen ardından başlamıştı ırkçı fikirlerini yaymaya. Ancak yıldızı 1929 buhranından sonra parladı. 1929&#8242;a kadar Hitler&#8217;in partisi hiçbir varlık gösterememişken krizin ardından 5 yıl içinde Almanya&#8217;nın tek partisi konumuna gelmişti. Hitler bile kötü giden bir ekonomi olmadan başarıya ulaşamayacaktı. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Siyaset ne kadar kutuplaşırsa kutuplaşsın Türkiye&#8217;de kimlikçi partiler ekonomi kötüleşmedikçe prim yapamaz.</p>
<p> Hitler ile ilgili dikkati çeken ikinci bir anekdot ise Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi&#8217;nin serbest seçimlerde aldığı en yüksek oyun %40&#8242;lara ulaşamamasıdır. Çünkü az önce de belirttiğim gibi hiçbir kimlikçi parti %50&#8242;lere yaklaşamaz. Demokratik bir ülkede korku siyaseti ile halkın yarısını etki altına almak Hitler gibi bir nefret dehasının bile başarabileceği bir iş değildir.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve son olarak AK Parti nasıl oldu da bu kadar yüksek oy oranlarına ulaşabildiler? Ekonomi günümüzde neden siyasi davranış üzerinde çok etkili? Bu soruların cevabını vermek için dünyada modernleşmenin beraberinde getirdiği siyaset anlayışını irdelemek gerekiyor.</p>
<p> <em>Ekonomik modernleşme partilere ulusal olma şansı verir.</em> Ekonomik modernleşme <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/06/cagdas-uygarlik-seviyesinin-uzeri-bolum-7/">daha önceki yazılarımda</a> da değindiğim gibi <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/31/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustu-bolum-4/">köylüyü işçi</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/28/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustune-cikmak-bolum-3/">ağayı burjuva</a> yapar. İşçi de, burjuva da devlet ile yoğun bir ilişkidedir. Burjuva devletten maliyetlerini düşürecek politikalar uygulamasını ister. Daha az sigorta kesintisi yapılsın, daha az vergi alınsın, enerji fiyatları düşürülsün, ulaşım alt yapısı güçlendirilsin gibi. İşçi devletten daha iyi çalışma koşulları ister. Asgari ücret yükseltilsin, çalışma saatleri azaltılsın, çalışma güvencesi artsın gibi. 29 Mart seçimleri öncesinde bu durumu somut olarak gözlemledik. Sanayici krize önlem alınmasını, işçi işten çıkarmaların engellenmesini istedi.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin bir ulus-devlet olduğunu çok sık duyarız. Aslında ulus-devletin bir başka adı da modern devlettir. <strong>Modern üretim ilişkilerinin kurulmadığı bir ülkede ulus-devlet yukarıdan kurulsa bile özellikle demokratik düzende Türkiye&#8217;de olduğu gibi çok sorunlar yaşar. Çünkü demokrasi düzeni içinde ulus-devlet ulusal partilere bir başka deyişle modern partilere ihtiyaç duyar.</strong> Modern parti az önce bahsettiğim gibi ekonomi çerçevesinde politikalar üreten partidir.</p>
<p> <strong>Bir parti modern olduğu ölçüde ulusal olabilir. Çünkü dil, din, ırk, bölge ayırt etmeksizin bütün bir ulusu ilgilendiren yegane siyaset alanı ekonomidir.</strong> Ekonominin siyaset içinde yer alabilmesi için devletin uyguladığı ekonomi politikalarının vatandaşı derinden etkilemesi gerekir. Bu feodal ekonomik yapıda mümkün olamaz. Çünkü toprak ağası köyünü dış dünyaya kapattığında hiçbir sıkıntısı çekmeksizin yaşayabilir. Ancak modern üretim sonucunda köylü işçiye, ağa burjuvaya dönüştüğünde her şey değişiverir. Türkiye bugün ekonomisini tam olmasa da en azından yarı yarıya modernleştirmiştir. Bu nedenle bir parti her bölgeden oy almak istiyorsa öncelikle ekonomi politikalarını ön plana çıkarmalıdır.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/16/kapitalizm-sosyal-adalet-getirir/">Ekonominin modernleşmesi</a> bir partinin her bölgeden oy almasını sağlarken sınıfsal düzlemde bir ayrışmaya da yol açtı. Biraz tarihe göz atarak bu ayrışmayı analiz edelim.</p>
<p> <em>Ekonominin modernleşmesi sınıfsal ayrıma yol açtı. </em>Dünyada modernleşmenin ilk dönemlerinde ekonomi politikaları arasında çok ciddi bir uçurum vardı. İşçi sınıfı ilk etapta seçme ve seçilme hakkını elde etmek için mücadele veriyordu. İngiltere gibi ekonomisi ilk modernleşen ülkelerde, bu sınıf meclise girdikten sonra işçilerin çalışma koşullarını iyileştirici, fakiri kollayan politikalar izlenmesi için çaba gösterdi. Diğer yanda burjuva sınıfının çıkarlarını kollayan partiler devletin üretim maliyetlerini düşürücü önlemler alması gerektiğini, gelişmenin bu şekilde başarılabileceğini savunuyorlardı. İşte sol ve sağ temel olarak böyle ortaya çıkmış oldu.</p>
<p> Sol ve sağ politikalar arasındaki farklılıklar 20. yüzyılda genel oy ilkesinin benimsenmeye başlamasıyla birlikte gitgide azaldı. Artık hiçbir sağ parti toplum içinde çoğunluğu oluşturan işçinin oyunu elde etmeden iktidar olamazdı. Nitekim İngiltere&#8217;deki liberal parti yanlış hatırlamıyorsam 1917 seçimlerinden sonra bir daha iktidar olamadı. Böylece sağ git gide sosyal politikalar üretmek zorunda kaldı. Diğer yandan son dönemde yükselen Asya ülkeleri karşısında gelişmiş Avrupa ülkeleri rekabet edememeye başlayınca tekrar liberal politikalar ağırlık kazanmaya başladı. Böyle bir durumda mesela Almanya&#8217;nın sosyal demokrat lideri Gerhard Schröder sosyal politikaları sınırlayan tedbirler almak zorunda kaldı. Hatta sosyal güvenlik kanununu değiştirmekte geç kalması ona epey pahalıya mal oldu.</p>
<p> <em>Modern partinin en ileri tipi: kitle partisi.</em> Sağ, sol ayrımı azaldıkça partiler birbirlerinden oy çalmaya başladılar. Artık bir sağ parti, işçi oylarına göz dikebiliyor, sol bir parti de burjuvanın desteğini alabiliyordu. İşte &#8220;kitle partisi&#8221; dediğimiz parti tipi böyle bir sürecin sonucunda ortaya çıktı. Kitle partisi toplumun her kesiminden oy alabilen partidir, modern parti tipinin en ileri örneğidir. Kitle partileri üniter yapıdaki bir ulus-devlet için olmazsa olmazdır, çünkü dil, din, ırk, mezhep, bölge ayırt etmesizin halkın her kesimine hitap edebilirler.</p>
<p> <strong>Ekonominin modernleşme süreçlerinin sonunda ortaya çıkan kitle partileri ulusal parti olmanın da en son mertebesidir.</strong> Bir parti kitle partisi konumuna geldiğinde artık ülkedeki herkesten oy alabilecek duruma gelmiş demektir.</p>
<p> Yukarıda anlattıklarımız çerçevesinde kitle partisi olmanın iki şartı var: <em>1)</em> Ekonomi partinin temel politikalarını oluşturmalı. <em>2)</em> Ekonomi politikaları içinde hem sağ hem sol unsurlar bulunmalı.</p>
<p> 1980 yılına kadar Türkiye&#8217;de sağ, sol kavramları çerçevesinde siyaset yapıldı. Aslında bu tarz bir siyaset de yapaydı. Çünkü Türkiye&#8217;de hiçbir zaman işçi batıdaki gibi sömürülmedi. Ama Türk siyaseti ABD, SSCB rekabetinden etkilenerek bir sağ, sol ayrışmasına gitti. Bu nedenle 1980&#8242;e kadar bir partinin bugünkü anlamıyla tam bir kitle partisi olması çok da mümkün değildi.</p>
<p> Çoklarının söylediği gibi bugün Türkiye&#8217;de sol olmamasının nedeni 1980 askeri darbesi değil, dünyada sağ, sol diye bir şeyin kalmaması. Az önce anlattığım süreçte Sovyetlerin de sona ermesiyle birlikte sağ ve sol partilerin ekonomi politikaları birbirine iyice yaklaştı.</p>
<p> Türkiye&#8217;de de sağ sol siyasetinin bitmesi ekonominin öneminin azalması anlamına gelmiyor. Aksine ülke modernleştikçe ekonomi siyasal davranış üzerinde daha etkin olur.</p>
<p> &#8221;Sağ, sol kalmadıysa bir parti nasıl olacak da farklı bir ekonomi politikası ortaya koyabilecek?&#8221; Her mikro sorun için ayrı proje üreterek. Partiler artık sağ, sol beleşçiliğine sığınamaz. Her sorunu ayrı ayrı irdelemeleri ve çözümler sunmaları gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun İstanbul için geliştirdiği bir projeden örnek verelim. Kılıçdaroğlu açlık sınırı altındaki ailelere maaş bağlanması gerektiğini açıkladı. Bu konuda kendisini epey eleştirmişliğim vardır. Ancak bu bile bir mikro proje örneğidir. Siz daha önce Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin bu tür projelere vurgu yaptığını duydunuz mu? Yapsaydı AK Parti gibi bir kitle partisi konumuna gelebilirdi.</p>
<p> Bugün Türkiye&#8217;de kitle partileri için çok uygun bir iklim var. Köy nüfusu gitgide azaldı, şehir nüfusu arttı. Şehirde yaşayan insan devletin ekonomi politikalarından çok daha fazla etkilendiği için partilerin ekonomi konusunda anlatacaklarını da çok dikkatli dinler.</p>
<p> Anlattığım üzere günümüzde sağ, sol ayrımı eskisi kadar yoğun değildir; ancak buna mukabil ekonominin kişi üzerindeki etkisi de eskisine oranla çok daha fazladır. Merkez Bankası&#8217;nın alacağı faiz kararı, Maliye Bakanlığı&#8217;nın ÖTV&#8217;yi indirmesi, petrol üzerindeki vergi, enerji fiyatları diye uzun bir liste yapabiliriz, vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen.</p>
<p> 29 Mart seçimlerini bir düşünsenize. İşsizlik %13&#8242;lere çıkmış, sanayi üretimi %25 daralmış, ekonomi %6 daralmış. Bütün bu rakamlar vatandaşın hayatında bir gerçekliğin karşılığı. Nitekim kaç seçimdir ilk defa meydanlarda muhalefet lideri kimlik üzerinden siyaset yapmayı bırakıp bolca ekonomi konuştu. İşte doğru olan bu ve kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. Aksi takdirde kimlik üzerinden siyaset yapmaya alışagelmiş MHP, CHP, SP, DTP ülke modernleştikçe erimeye mahkumlar.</p>
<p> <strong>CHP artık solun %30 civarındaki potansiyeline sıkışmak zorunda değil. Ekonomiye vurgu yaparak, kimlik siyasetini bir kenara bırakarak Cumhuriyet Halk Partisi de AK Parti gibi %50&#8242;ye yaklaşabilir, hatta bu oranı geçebilir. </strong></p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu&#8217;nun farkına vardığı bu yeni siyasi zemini bundan 8 sene önce çok iyi anladı. AK Parti&#8217;nin kitle partisi olabilmesinin ardında iki temel siyaseti vardır. 1) İslamcı kimlik vurgusunun yerini ekonomi vurgusunun alması. 2) Aynı anda hem sağ hem sol politikalar geliştirilmesi. AK Parti bir yandan küresel sermayeyi çeker, özelleştirmeler yapar, yabancıya toprak satar, diğer yandan geliri olmayan yaşlılara aylık bağlar, fakire kömür, yiyecek yardımı yapar.</p>
<p> <em>AK Parti en modern partidir.</em> Bu noktada kurduğumuz teorik alt yapıdan hareketle partiler arasında &#8220;modernlik&#8221; sıralaması yapabiliriz. <strong>Modern üretim ilişkileri üzerine siyaset yapan parti modern partidir.</strong> Modern üretim ilişkileri üzerine siyaset yapan parti her bölgeden oy alabileceği için ulusallaşabilecektir. Bölgesel kimlikler üzerine siyaset yapan partileri ise feodal olarak tanımlasak hata etmiş olmayız.</p>
<p> AK Parti bugün Türkiye&#8217;nin en modern hatta tek modern partisidir. Çağdaş ülkelerdeki parti tipine Türkiye&#8217;de en fazla yaklaşan parti de günümüz itibariyle AK Parti&#8217;dir. <strong>Almanya&#8217;da, İngiltere&#8217;de, Fransa&#8217;da ve gelişmiş ülkelerin bir çoğunda büyük partiler kitle partileri iken ne yazık ki Türkiye&#8217;de sadece AK Parti bu mertebede değerlendirilebilir.</strong> Kitle partilerinin gelişmiş ülkelerde karşımıza çıkmaları bir tesadüf değil. Modern üretim ilişkileri gelişmiş ülkelerde güçlü olduğu için oralarda ekonomi siyaseti kimlik siyasetine baskın olabiliyor.</p>
<p> <strong>Türkiye&#8217;de en modern seçmen de AK Parti seçmenidir. Çünkü bu seçmen oyunu modern üretim ilişkilerinin sonucu olan modern ekonomi bazında vermektedir. </strong></p>
<p> <em>Kimliklerin siyasal davranışları arasında modernlik sıralaması.</em> Şu kuracağım cümle bir çoğumuzu şaşırtacak: <strong>&#8220;Türkiye&#8217;de siyasal davranışı en modern kimlik İslamcılıktır.&#8221; </strong>Çünkü AK Parti oyları içinde eskiden kimlik siyasetine göre oy veren en önemli unsur İslamcılar. Eski İslamcı seçmen bugün ekonomi hassasiyetini kimlik hassasiyeti üzerinde tutuyor. Önceliklerdeki bu değişiklik Türkiye&#8217;deki İslamcı ideolojinin modernleşme yönündeki istekliliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle batı normlarında çağdaş bir ülke olabilme yolunda en fazla ilerlemeyi önümüzdeki dönemde de eski İslamcılardan görürsek hiç şaşmayın. Bu kesim batılılaşma taraftarı değildir; ancak modern üretimin sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan çağdaş standartlar batıda var diye de karşı çıkmaz.</p>
<p> Son kullandığım cümle Saadet Partisi ile AK Parti arasındaki farkı ortaya koymak açısından önemli. AK Parti&#8217;ye oy veren İslamcı seçmen modernizmi önemsediği için batıya açık. Dikkat ederseniz, kültürünü batılılaştırma taraftarı demiyorum, batıya açık diyorum.</p>
<p> Batı gibi Türkiye de modernleştikçe aynı değişimleri yaşayacak. Saadet Partisi ise geçmişten bu yana Batıcı kimliği ötekileştirerek varlığını sürdürdüğü için ekonominin modernleşmesi konusunda AK Parti kadar ilerici bir yol takip edemez. SP politikalarındaki İslamcı kimlik bir şekilde kendisini anti emperyalist tanımlamak zorundadır, bir şekilde milli ekonomi taraftarı olmak zorundadır. Halbuki Türkiye&#8217;de ekonomiyi dışa kapalı olarak modernleştirmek ise çok zordur.  </p>
<p> <strong>Saadet Partisi modernleşme ile kimliği arasında kaldığı zaman fakirlik pahasına İslamcılığı tercih eder. AK Parti ise dini, ırkı, mezhebi olmadığı için her şartta modernleşmeyi seçer. Bir başka deyişle AK Parti&#8217;nin dini imanı paradır. İşte bu nedenle AK Parti Saadet Partisi&#8217;ne göre çok daha büyük kitlelere ulaşmayı başarmıştır. </strong></p>
<p> Eski İslamcı seçmen bugün AK Parti&#8217;ye oy veriyorsa en azından şimdilik oy vermede kıstas aldığı öncelik değişmiştir. AK Parti İslamcı seçmen kimliğini yeniden hatırlamasın diye bu kesimi modern ekonomiye kazandırmak adına büyük bir çaba harcıyor. Aslında sadece İslamcı seçmen için değil, bütün diğer kimlikler için aynı çabayı harcıyor. Başbakan Antalya&#8217;ya neden bu kadar yatırım yaptı? Çünkü Antalya&#8217;da Batıcı seçmenden oy almadan Büyükşehir Belediyesi&#8217;ni kazanamayacağını biliyordu. Batıcılık hassasiyetini ekonomi ile azaltmak istedi; ancak görünen o ki başarılı olamadı. Çünkü küresel krizin Türkiye&#8217;deki etkisi bu ilde Batıcı kimliği hortlattı.</p>
<p> <strong>AK Parti temel siyasetini ekonomi üzerinden yaptığı için AK Parti&#8217;nin temel amacı ülke ekonomisini modernleştirmektir, bir başka deyişle &#8220;çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır.&#8221;</strong> Çünkü ekonomisi modernleşen Türkiye&#8217;de daha çok insan kimlik yerine ekonomiyi önemseyecek ve daha çok oy AK Parti&#8217;ye kayacaktır. Sayın Başbakanın her fırsatta Atatürk&#8217;ün gösterdiği hedefi vurgulaması bu çerçevede bakıldığında bir tesadüf değildir.  </p>
<p> <strong>AK Parti&#8217;den sonra modernlik iddiasında ona en fazla yakınlaşabilen ise Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;dir.</strong> MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli doğrusu izlediği politikalarla partisini kimlikçi siyasetten uzak tutmak için büyük çaba sarf ediyor. Bugün MHP de pekala CHP&#8217;nin Batıcılığı sömürdüğü gibi hatta çok daha fazla Türkçülüğü sömürebilir. Devlet Bey istese her şehit cenazesini bir şova dönüştürebilir ve bu durumdan da çok oy elde eder. Ancak sorumlu bir siyasetçi olarak böyle bir siyaset izlemiyor. Ancak ben buna rağmen MHP&#8217;yi çok sert eleştirdim. Çünkü MHP&#8217;nin siyasi konumlandırması o kadar güçlü ki, Genel Başkan&#8217;ın izlediği politika MHP&#8217;liyi çok da etkilemiyor. Türk seçmenin nezdinde MHP&#8217;nin temel politikaları hala Türkçüdür. Sayın Bahçeli&#8217;nin çabaları MHP&#8217;yi Güneydoğu sınırlarına kadar ulusallaştırabiliyor; ancak MHP&#8217;nin kuruluş nedeni ne yazık ki partiyi Güneydoğu&#8217;da yok ediyor.</p>
<p> Sayın Bahçeli&#8217;nin kitle partisi olma yönündeki çabaları boşa değil. Çünkü Türkiye&#8217;de İslamcılardan sonra en modern kimlik Türçülüktür. Dikkat ederseniz, AK Parti oyları içinde İslamcı oylardan sonra en büyük yer tutan ikinci kısım Türkçü oylardır. Sayın Erdoğan Türkçü oyları kolayca elde edebileceğinin farkında olduğu için seçim stratejilerini hep MHP oyları üzerine kuruyor. Ekonomide başarılı olduğu ölçüde de stratejisi başarılı oluyor.</p>
<p> <strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für  </em><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

