<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Derin Devlet</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/derin-devlet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kürd yine başrolü Türk’e kaptırdı&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/kurd-yine-basrolu-turk%e2%80%99e-kaptirdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/kurd-yine-basrolu-turk%e2%80%99e-kaptirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20774</guid>
		<description><![CDATA[
Sunuş: 
&#8220;&#8230;PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler&#8230;&#8221;  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><em></em></div>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_kurtler.jpg"><img class="size-full wp-image-20775 alignright" title="pkk_kck_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_kurtler.jpg" alt="" width="244" height="148" /></a>Sunuş:</em></strong><em> </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler&#8230;&#8221;  </em></p>
<p><em>Böyle diyordu Emre Uslu. Gerçekten de Türk&#8217;ün Türk&#8217;ü korkutma tarihi öcülerle dolu: Tesettürlü kızlar Türkiye&#8217;yi İran yapacaktı, solcular ise Moskova&#8217;ya satacaktı bizi. Ermeniler vatanımızı bölecekti. Misyonerler yüzünden hepimiz Hristiyan olacaktık. Yahudi iş adamları Hatay&#8217;da arazi alarak &#8220;Büyük İsrail&#8217;i&#8221; kuruyordu. Kahraman(?) Türk milleti <span id="more-20774"></span>korkudan tir tir titredi onyıllarca.</em></p>
<p><em>Bu korku tünelinde Kürd&#8217;e de bir öcü rolü düştü. Ama tehdit oluşturmak şöyle dursun tehdit ve eziyetin menzilinde kaldı o. Ana dili yasaklandı. İşkence gördü. Bir yanda PKK bir yanda devlet. MİT&#8217;in KCK&#8217;ya soktuğu ajanlar, JİTEM ve PKK&#8217;nın idam ettiği genç hayatlar&#8230; Kürd&#8217;e dair ne varsa hep &#8220;ötekilerin&#8221; hep Kürd olmayanların konuştuğu acımasız bir dünya. Türk&#8217;ün Türk&#8217;ü korkutma filminde diğer figüranların arasında bir figüran oldu Kürd. Esas rolü hep başkalarına kaptırdı. Bugün güya Kürd adına siyaset yapan vekiller bile Kürd&#8217;ün isteklerini, ihtiyaçlarını hesaba katmıyorlar. Kürd onlar için kullanılıp atılacak bir yakıt, partinin balonunu yükseltmek için feda edilebilecek bir kum torbası&#8230;</em></p>
<p> <em>Devletin PKK&#8217;yı ve KCK&#8217;yı kullanmasıyla ilgili gerçekler, PKK&#8217;nın kıydığı hayatlar ortaya çıktıkça akıllara hep aynı soru geliyor: Kürd ne zaman kendi hayatının baş rolünü oynayacak? Ne zaman Kürd&#8217;ü araç değil amaç olarak gören siyasetçilerle tanışacağız? İlginç görünen iki haberi paylaşmak istiyorum bu sabah. (MY)</em></p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;&#8230;1974&#8242;ten itibaren 10 bin kişi PKK tarafından infaz edildi. Hâlen KCK/PKK&#8217;nın sözde mahkemelerinde yargılanıp infaz edilenler var [...] İlginç olan; teröristlerden 8&#8242;inin kendi el bombalarını patlatarak ölmesiydi. Çünkü güvenlik güçlerine teslim olmak istemeleri üzerine PKK&#8217;nın Erzurum sorumlusu ‘Peri-Mahir&#8217; kod adlı Haşim Kaya (çatışmada öldü) kendilerini silahla tehdit etmiş ve el bombalarını patlattırarak intihar etmelerini sağlamıştı [...] Örneğin 1997 kışında Cemil Bayık&#8217;ın sorumlu olduğu Zap ve Garı kamplarında 20 kişi infaz edildi. Örgüt 1999&#8242;da Apo&#8217;nun idamına karşı çıkarken bile iç bünyede pek çok idam kararları verdi ve infaz yaptı&#8230;&#8221; <a href="http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-31870-faili-mechullerde-pkk-jitem-ortak.html" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;&#8230;Bölgedeki aşiretlere göre, Türkiye ile sorunlar yaşayan Beşşar Esed yönetimi, PKK ile anlaştı. Çünkü, Kürtleri etkisizleştirerek toplumsal muhalefetin gücünü kırmayı hedefliyor. Terör örgütü de, bunun üzerine çok sayıda militanını Kandil&#8217;den Suriye&#8217;ye kaydırdı. Aynı kaynaklar, Geleceğin Hareketi Partisi&#8217;nin lideri Meşal Fazıl Temo&#8217;nun öldürülmesinin ardından, bölgenin en büyük aşiret liderlerinden Abdullah Bedro&#8217;nun da geçen ay evinde saldırıya uğradığını hatırlatıyor. Eylemi önce üstlenmeyen PKK, saldırı sırasında örgütün üst düzey yöneticisi Xebat Derik&#8217;in öldüğü anlaşılınca geri adım atmıştı&#8230;&#8221; <a href="http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1246557&amp;title=suriyenin-kucak-actigi-pkk-yol-kontrollerine-basladi" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap: Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/09/15/dikkat-kitap-asimilasyon-ile-siddet-kiskacinda-ulusalci-kurtler/"><span style="color: #000000;"><strong>Dikkat Kitap: Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18718" title="kapak_kucuk__ulusalci_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler-206x300.jpg" alt="" width="152" height="209" /></span></a>Süleyman Nazif (1870-1927) <strong>Batarya ile Ateş</strong> adlı kitabında şöyle diyordu:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”</em></p>
<p>Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken <strong>affetmek</strong> ile <strong>acıları unutmak</strong> arasında fark göremiyorlar. (Bkz. <a title="Permanent Link to PKK'lıları affetmek" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/"><span style="color: #0066cc;">PKK’lıları affetmek</span></a>)</p>
<p>Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle <strong>IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR</strong>. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.</p>
<p>Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda <strong>Türk</strong> ya da <strong>Çerkes</strong> olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?</p>
<p> Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.</p>
<p>Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/23/kurd-yine-basrolu-turk%e2%80%99e-kaptirdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/23/kurd-yine-basrolu-turk%e2%80%99e-kaptirdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Çatışma”yı Bitirmek mi, Yönlendirmek mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/%e2%80%9ccatisma%e2%80%9dyi-bitirmek-mi-yonlendirmek-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/%e2%80%9ccatisma%e2%80%9dyi-bitirmek-mi-yonlendirmek-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 09:38:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Paksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Adaleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20659</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Suçun işlenmesini önlemek amacıyla orada bulunurken onu önlemek yerine eğer kendisi eylemleri gerçekleştirirse, zaten örgütün yapmak istediğini kendisi yapmış olur. Bu yüzden Bekir Bozdağ&#8217;ın söylediği &#8220;istihbaratın suç işlemeden örgüte sızamayacağı&#8221; iddiası da bir doğruluk içermez [...] &#8220;istihbaratçıların&#8221; suç işlemesine yetki veren bir kanuni düzenleme de bildiğim kadarı ile yok&#8230;&#8221;
Kürt Sorunu üzerine bir yazı hazırlığına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14659" title="psikolojik_harp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp-242x300.jpg" alt="" width="183" height="238" /></a>&#8220;&#8230; Suçun işlenmesini önlemek amacıyla orada bulunurken onu önlemek yerine eğer kendisi eylemleri gerçekleştirirse, zaten örgütün yapmak istediğini kendisi yapmış olur. Bu yüzden Bekir Bozdağ&#8217;ın söylediği &#8220;istihbaratın suç işlemeden örgüte sızamayacağı&#8221; iddiası da bir doğruluk içermez [...] &#8220;istihbaratçıların&#8221; suç işlemesine yetki veren bir kanuni düzenleme de bildiğim kadarı ile yok&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p>Kürt Sorunu üzerine bir yazı hazırlığına girmek oldukça zor&#8230; Her yazılası bir konu ele alındığında daha o konunun üzerine sağduyu ile düşünemeden başka bir sıcak gelişme ile karşı karşıya kalıyoruz&#8230; Şöyle bu süreçte yaşananlara bir bakarsak&#8230; Peş peşe gelen KCK operasyonları, sınır ötesi harekâtlar, Uludere faciası ve son olarak KCK-MİT mevzuu her birisi aslında uzun uzun ve düşünerek konuşulması tartışılması gereken <span id="more-20659"></span>konular&#8230; Ancak ardı ardına ve beklenmeyen gelişmelerin yaşanması tüm olayların sansasyonel yönleri dışında okunmasına müsaade etmiyor.</p>
<p>Bu sansasyonel laflar içerisinde en sık dillendirilenlerden birisi de &#8220;krizin yönetilemediği&#8221; klişesi&#8230; Aslında bu &#8220;sorunu&#8221; bilimsel manada &#8220;çatışma&#8221; olarak tanımlarsak, mevcut durumda krizin yönetilememesi değil, &#8220;çatışmanın yönetilmesi&#8221; sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz&#8230; Peki o zaman ne demek çatışmanın YÖNETİLMESİ?&#8230;</p>
<p>Çatışma teorilerinde çatışmalara üç ayrı yaklaşım mevcut. Bunlar çatışmanın yönetimi (management), yatıştırılması (settlement) ve çatışmanın çözümü konusunda kararlılık (resolution)&#8230; Tüm bu yaklaşımlar çatışmalarda tarafların izledikleri yolların neyi amaçladığının temel göstergesini teşkil ediyor. Şöyle ki, çatışma yönetimi kavramı ile mevcut çatışmanın gidişatının kontrole alınması ifade edilmekte. Yatıştırılması ise çatışmanın her ne şekilde olursa olsun sadece yatıştırılmasını, kararlılık ise asıl amacın çatışmanın sona erdirilmesi olduğu anlamına gelmekte&#8230;</p>
<p>Kürt Sorunu üzerinden konuya bakıldığında bu zamana kadar çatışmanın yatıştırılması ve yönetiminin denendiği ve denenmekte olduğu görülüyor. Ama hiçbir zaman çatışmanın sonlandırılması yönünde bir &#8220;kararlılık&#8221;  olduğuna rastlayamadık&#8230;</p>
<p>Mesela, çatışmanın yatıştırılması dönemi 90&#8242;ların başından itibaren terörün, şiddetin zirve yapmasıyla birlikte Kürt Sorunu&#8217;nun salt terör sorunu olarak algılandığı ve silahla &#8220;çözülmeye&#8221; çalışıldığı bir dönemi ifade eder. Aslında bilimsel yönüyle bu dönemde sorun çözülmeye değil, yatıştırılmaya çalışıldı. Sadece silahın kullanılması ile sorunun temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere, kültürel ve hatta ekonomik boyutu göz ardı edildi. Bu yöntem neticesinde kısa süreli olarak o dönem askeri operasyonların başarısı ile çatışma yatıştırılmış olsa da, aşılmasını sağlamadığı şu an ortada&#8230; Bunun yanında çatışmanın yatıştırılması için uğraşılan bu dönem, isteyerek ya da istemeyerek, çatışmanın kabullenilmesini ve yönetimini de gündeme getirdi.</p>
<p>Ancak çatışmanın yönetimi belli bir aşamadan sonra ana AMACIN çatışmanın sona erdirilmesi olduğu gerçeğini görmeyi engeller. Neticede karşımıza çatışmanın ürünü olan birçok sorunun, yeni birçok çatışma sebebinin doğmasına neden olur. </p>
<p>Mesela, her ne kadar şu an için bir problem gibi algılanmasa da, koruculuk sistemi terörün ve şiddetin bu topraklardan temizlendiği zaman en büyük sorunlardan birisi olarak karşımıza çıkacak&#8230; Düşünün, devlet adına para karşılığı silah taşıyan yaklaşık beş bin civarında insanı bir anda ne yapacağız?&#8230; İşte en basit haliyle koruculuk sistemi bile çatışmanın aşılması değil, çatışma ile birlikte yaşamayı kabul ederek bu çatışmayı yönlendirmenin en bariz örneklerinden birisi&#8230;</p>
<p>Bir diğer çarpıcı örnek 34 vatandaşın hayatını kaybetmesi ile karşımıza çıkan kaçakçılık sorunu&#8230; Kaçakçılık adı üstünde bir suç olmasına rağmen devletin &#8220;bölgenin şartları gereği&#8221; göz yumduğu bir gerçeklik&#8230; Aslında bir anlamda devlet ile bölge halkı arasında üstü kapalı imzalanan bir antlaşma&#8230; Bölgede yaşanan işsizliğin çözülmesi değil, üstünü örtülmesi için bulunmuş bir yöntem aslında&#8230; Halkın teröre desteğinin engellenmesi için onlara devletin &#8220;şefkatli kucağında&#8221; açmış olduğu bir ekmek kapısı&#8230; Ancak bu geçici çözüm aynı zamanda örgüte en büyük gelir kapılarından birisini de açmakta&#8230; Bölgede sınırdan geçirilen her karton sigara, her paket çay, her litre mazot için sınırın diğer tarafında örgüt tarafından vergi kesildiği artık herkes tarafından bilinen bir &#8220;sır&#8221;&#8230; Aynı zamanda metropollere giden patlayıcılar da yine devletin göz yumduğu bu kanaldan geçmekte&#8230;.</p>
<p>Lafı uzatmadan tamamlarsak çatışmanın yönetimi aslında bir zaman sonra çatışmanın çözümü için engel haline gelmekte ve çatışmanın ASLİ sebebi olarak karşımıza çıkmakta&#8230;</p>
<p>Buradan yola çıkarak son günlerde MİT-KCK ilişkisine geldiğimizde de aynı sorunla karşılaşıyoruz.</p>
<p>En başta şu hususu belirtmeden geçmeyelim&#8230; Mevcut kriz MİT&#8217;in PKK üst düzey yöneticileri ile yapmış olduğu görüşmelerle ilgili değil&#8230; Basın-yayında dillendirilen ve bilinçli olduğu sezilen bu iddianın aksine, soruşturma bazı devlet görevlileri ve MİT elemanlarının terör örgütü eylemlerini yönlendirdiği iddiası üzerine&#8230;  </p>
<p>Devam edelim&#8230; İlk olarak, bir istihbarat görevlisinin bir yapı içerisinde bulunmasının en temel nedeni bu yapının deşifre edilmesi ve gerçekleşecek eylemlerin engellenmesidir. Eğer bir istihbarat görevlisi bulunduğu konum itibariyle artık bu yapının faaliyetlerini bizzat kendisi yönlendirmeye başlarsa o zaman o yapıda bulunma amacından sapmış olur.</p>
<p>İkinci olarak, bulunduğu yapı içerisinde bizzat kendisinin suça karışması da yine o yapı içerisinde bulunma amacıyla temelden çelişir. Suçun işlenmesini önlemek amacıyla orada bulunurken onu önlemek yerine eğer kendisi eylemleri gerçekleştirirse, zaten örgütün yapmak istediğini kendisi yapmış olur. Bu yüzden Bekir BOZDAĞ&#8217;ın söylediği &#8220;istihbaratın suç işlemeden örgüte sızamayacağı&#8221; iddiası da bir doğruluk içermez&#8230;</p>
<p>Diğer taraftan &#8220;istihbaratçıların&#8221; suç işlemesine yetki veren bir kanuni düzenleme de bildiğim kadarı ile yok&#8230; Hadi olsun diyelim&#8230; Böyle bir durumda bu zamana kadar peşinde koşturduğumuz &#8220;temiz, şeffaf&#8221; devlet anlayışının hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmaz&#8230; Susurluk döneminde devlet tarafından korunan suçlular artık kanunlar (dikkat edin hukuk değil) sayesinde korunur hale gelir&#8230;</p>
<p>Kısacası, iddianamede dile getirtildiği üzere, istihbarat elemanlarının KCK/PKK terör örgütü içinde bulundukları konum ve gerçekleşen eylemler terörün sona erdirilmesi, çatışmanın aşılması için bir fayda sağla(ya)maz&#8230;</p>
<p>Konuyu bağlarsak&#8230; MİT elemanlarının KCK/PKK teröre örgütünü yönlendirmeleri aslında çatışmanın kabullenildiği ve çözülmesinden öte yönlendirilmeye çalışıldığının bir göstergesidir aslında&#8230; En net haliyle söylenmek istenen, <em>&#8220;Çatışma olsa bile benim kontrolümde, benim istediğim şekilde ve istediğim zamanda olsun&#8230;&#8221;</em> Ama, yakın tarihte örnekleri görüldüğü gibi, ya kontrolümüzden çıkarsa?.. Bkz. Abdullah ÇATLI, Vedat ERGİN, Alaattin ÇAKICI vb&#8230;</p>
<p>Bu yüzden gerçekten bu çatışmanın sona ermesini istiyorsak, yatıştırmak ya da yönetmek yerine, sona erdirmek için KARARLILIĞIMIZI göstermeliyiz. Bu yüzden atılan adımların da bu KARARLILIK çerçevesinde gerçekleşmesi gerek&#8230;.</p>
<p>O zaman lafımızı şöyle bitirelim&#8230; Hem devlet, hem de toplum olarak ya olması gerektiği üzere, Başbakan&#8217;ın deyimiyle, devletin &#8220;arınmasını&#8221; isteyelim&#8230; Ya da klişe tabiriyle &#8220;devletin derin dehlizlerinin&#8221; artık KCK/PKK terörünü bitirmeyi istemesini bekleyelim&#8230;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18718" title="kapak_kucuk__ulusalci_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler-206x300.jpg" alt="" width="127" height="176" /></span></a>Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle <strong>IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR</strong>. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/15/%e2%80%9ccatisma%e2%80%9dyi-bitirmek-mi-yonlendirmek-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/%e2%80%9ccatisma%e2%80%9dyi-bitirmek-mi-yonlendirmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>PKK, MİT, KCK, JİTEM ve Ergenekon davaları birleşsin!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 22:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MİT]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20584</guid>
		<description><![CDATA[

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"></a></div>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/_pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-20587" title="_pkk_kck_ergenekon_mit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/_pkk_kck_ergenekon_mit.jpg" alt="" width="320" height="335" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/pkk_kck_ergenekon_mit.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/pkk-mit-kck-jitem-ve-ergenekon-davalari-birlessin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber ocağı değil tımarhane (34)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/02/peygamber-ocagi-degil-timarhane-34/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/02/peygamber-ocagi-degil-timarhane-34/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:04:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20464</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;O zaman PKK&#8217;nın adı cinsi yok. El bombaları, fişekler hep askerî patlayıcı. Şüphelilere bunları sordum. İl Emniyet Müdürü Mustafa Tatar sorguda kolumdan tuttu, tepki gösterdi. Bu Makine Kimya&#8217;nın bombası teröristin elinde ne geziyor? Kim veriyor? Soramadım. Demek ki o zamanlar uyanamamışız.&#8221; diyor. Sürgüne gönderildiği Siirt&#8217;te PKK&#8217;nın ortaya çıkarılışına tanıklık eden Çelik, Ergenekon davasından sonra kafasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;">&#8220;O zaman PKK&#8217;nın adı cinsi yok. El bombaları, fişekler hep askerî patlayıcı. Şüphelilere bunları sordum. İl Emniyet Müdürü Mustafa Tatar sorguda kolumdan tuttu, tepki gösterdi. Bu Makine Kimya&#8217;nın bombası teröristin elinde ne geziyor? Kim veriyor? Soramadım. Demek ki o zamanlar uyanamamışız.&#8221; diyor. Sürgüne gönderildiği Siirt&#8217;te PKK&#8217;nın ortaya çıkarılışına tanıklık eden Çelik, Ergenekon davasından sonra kafasındaki şüphelerin &#8230;&#8221; <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1237287&amp;title=pkknın-eruhtaki-ilk-eyleminde-mkenin-bombaları-kullanıldı" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/02/peygamber-ocagi-degil-timarhane-34/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/02/peygamber-ocagi-degil-timarhane-34/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alternatif bir Kürt siyaseti olabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/alternatif-bir-kurt-siyaseti-olabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/alternatif-bir-kurt-siyaseti-olabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 11:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[KCK]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20487</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; PKK&#8217;yı kerhen destekleyen ama büyük yanlışları karşısında da desteğini çekecek güçler var. Toplumun sağduyulu kesimleri bunlar. Ayrıca uluslararası demokratik güçler ve platformlar da PKK ve infazları konusunda titizler. PKK, demokrat, karizmatik, uluslararası platformlarla ilişkili olan Kürt aydınlarına saldırının büyük tepkiye neden olacağını biliyor &#8230;&#8221; TAMAMI
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/bdp_kurtler_pkk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18046" title="bdp_kurtler_pkk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/bdp_kurtler_pkk-244x300.jpg" alt="" width="192" height="229" /></a>&#8220;&#8230; PKK&#8217;yı kerhen destekleyen ama büyük yanlışları karşısında da desteğini çekecek güçler var. Toplumun sağduyulu kesimleri bunlar. Ayrıca uluslararası demokratik güçler ve platformlar da PKK ve infazları konusunda titizler. PKK, demokrat, karizmatik, uluslararası platformlarla ilişkili olan Kürt aydınlarına saldırının büyük tepkiye neden olacağını biliyor &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/02/01/faili-mechullerden-pkk-da-sorumlu.html" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/01/alternatif-bir-kurt-siyaseti-olabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/01/alternatif-bir-kurt-siyaseti-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uludere &#8220;kazası&#8221; ?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/10/uludere-kazasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/10/uludere-kazasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 20:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20253</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Olaydan haftalar önce Fehman Hüseyin&#8217;in oradan geçeceğine dair istihbaratlar geliyor ve güvenlik birimlerinde bir iştah oluşturuluyor. Uzun süredir müsaade edilmeyen güzergâhtan kaçakçılık yapılması için köylülere göz yumuluyor. Bazı kurumlar ısrarla inkâr etmesine rağmen olayın olduğu gün, 28 Aralık&#8217;ta içinde Fehman Hüseyin&#8217;in olduğu bir grubun sınırdan geçeceği yönünde bilgiler geçiyor. Sabah kaçağa gitmiş köylüler 3-4 kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/uludere_katliami.jpg"><img class="size-full wp-image-20254 aligncenter" title="uludere_katliami" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/uludere_katliami.jpg" alt="" width="380" height="416" /></a></em></p>
<blockquote><p><em>&#8220;&#8230;Olaydan haftalar önce Fehman Hüseyin&#8217;in oradan geçeceğine dair istihbaratlar geliyor ve güvenlik birimlerinde bir iştah oluşturuluyor. Uzun süredir müsaade edilmeyen güzergâhtan kaçakçılık yapılması için köylülere göz yumuluyor. Bazı kurumlar ısrarla inkâr etmesine rağmen olayın olduğu gün, 28 Aralık&#8217;ta içinde Fehman Hüseyin&#8217;in olduğu bir grubun sınırdan geçeceği yönünde bilgiler geçiyor. Sabah kaçağa gitmiş köylüler 3-4 kişilik küçük gruplar halinde geriye dönerken, birileri telefon ediyor ve &#8220;asker çevirdi bekleyin, gelmeyin!&#8221; diyor. Köylüler sınırda birikmeye başlıyorlar ve sayı 39 oluyor. 18.00 civarında kalabalık kaçakçı grubu tespit ediliyor ve ilgili birimlerle bu bilgi paylaşılıyor. Aydınlatma fişeği ve top atışı yapılıyor; ama kalabalık dağılmıyor. Terör grupları bu tür durumlarda hemen dağılır, toplu halde kalmazlar. Bu durum grubun kaçakçı olabileceği ihtimalini fazlasıyla artırıyor. Bölgeye yönlendirilen İHA&#8217;lar tam 3 saat 20 dakika grubun üzerinde duruyor; karargâhlara bilgi geçiyor. Ama bütün bunlara rağmen birileri vurulması için ısrar ediyor ve hava unsurları 4 saattir bir arada duran köylüleri vuruyor. Sonuç 35 ölü, 2 yaralı. [...]</em></p>
<p><em>Uludere&#8217;de ne oldu? Dağlıca&#8217;da görmezden gelinen istihbarat Uludere&#8217;de (yanlış) görüldü. Teröristleri görmeyen İHA köylüleri gördü. Daha önce teröristleri kaçakçı sanan, karakolların basılmasına, şehitler verilmesine göz yuman, ülkenin ayağa kalkmasına neden olan birileri bu defa köylüleri &#8220;terörist&#8221; sanarak sivil vatandaşların ölmesine ve bir bölgede tansiyonun yükselmesine neden oldular&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1226901&amp;title=yorum-mahmut-akpinar-uluderede-ne-oldu&amp;haberSayfa=0" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu üzerine okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler</a></strong></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18718" title="kapak_kucuk__ulusalci_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler-206x300.jpg" alt="" width="152" height="209" /></a>Süleyman Nazif (1870-1927) <strong>Batarya ile Ateş</strong> adlı kitabında şöyle diyordu:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”</em></p>
<p>Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken <strong>affetmek</strong> ile <strong>acıları unutmak</strong> arasında fark göremiyorlar. (Bkz. <a title="Permanent Link to PKK'lıları affetmek" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/">PKK’lıları affetmek</a>)</p>
<p>Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle <strong>IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR</strong>. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.</p>
<p>Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda <strong>Türk</strong> ya da <strong>Çerkes</strong> olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…” </em></p>
<p>Böyle diyordu Emre Uslu. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.</p>
<p>Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/10/uludere-kazasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/10/uludere-kazasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ordumuzun kadrolu keçileri iş başında</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/25/ordumuzun-derin-kecileri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/25/ordumuzun-derin-kecileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 14:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18802</guid>
		<description><![CDATA[
 
&#8220;&#8230; Uzmanlar sökülen bu cihazların, helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza eden ve hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alan Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları olabileceği kaydediliyor. Her iki cihaz da kazanın ardından 29 Mart 2009 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Kaza Soruşturma Kurulu tarafından olay yerinde görüntülenmişti. Fakat 2 gün sonra olay yerinde çekilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" src="http://medya.zaman.com.tr/2011/09/25/0001.jpg" alt="" width="290" height="218" /></p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left; padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Uzmanlar sökülen bu cihazların, helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza eden ve hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alan Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları olabileceği kaydediliyor. Her iki cihaz da kazanın ardından 29 Mart 2009 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Kaza Soruşturma Kurulu tarafından olay yerinde görüntülenmişti. Fakat 2 gün sonra olay yerinde çekilen fotoğraflarda cihazlara da rastlanmamıştı. Söz konusu cihazlar iki yıldır kayıp&#8230;&#8221;</em> <strong><a href="http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1183679&amp;title=iste-zamanin-mansete-tasidigi-o-goruntuler-subay-helikopterdeki-cihazi-boyle-sokuyor" target="_blank">TAMAMI</a></strong></p>
<p style="text-align: left;">&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><strong>Z<span style="color: #0000ff;">orunlu Askerlik Gerekli mi?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><em><img class="alignleft" title="zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/zorunlu_askerlik.bmp" alt="" width="125" height="181" /></em></a>Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. <strong>Zorunlu askerlik gerekli mi?</strong> Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. <em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a>. </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/25/ordumuzun-derin-kecileri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/25/ordumuzun-derin-kecileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Binbaşı Ersever’in itirafları (Soner Yalçın)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/binbasi-ersever%e2%80%99in-itiraflari-soner-yalcin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/binbasi-ersever%e2%80%99in-itiraflari-soner-yalcin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 21:34:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18779</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer

&#8220;&#8230;Bu aramaların vatandaşa eziyetten başka hiçbir işe yaramadığını göstermek istedim. Üç tane kimlik ve üç tane ayrı plaka hazırladık. Kimlikleri o sırada PKK&#8217;nın MKYK üyeleri olan Abbas Duran Kalkan, Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik adına düzenledik. İki asker dikmişler yola, &#8220;dur, nereye gidiyorsun&#8221; dediler. Kimliğimi gösterdim, &#8220;Şenoba&#8217;ya gidiyorum&#8221; dedim. Deftere &#8220;Selahattin Çelik&#8221; diye yazıp, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p></em></strong></p>
<blockquote><p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/binbasi-ersever-in-itiraflari.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18780" title="binbasi-ersever-in-itiraflari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/binbasi-ersever-in-itiraflari.jpg" alt="" width="200" height="288" /></a>&#8220;&#8230;Bu aramaların vatandaşa eziyetten başka hiçbir işe yaramadığını göstermek istedim. Üç tane kimlik ve üç tane ayrı plaka hazırladık. Kimlikleri o sırada PKK&#8217;nın MKYK üyeleri olan Abbas Duran Kalkan, Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik adına düzenledik. İki asker dikmişler yola, &#8220;dur, nereye gidiyorsun&#8221; dediler. Kimliğimi gösterdim, &#8220;Şenoba&#8217;ya gidiyorum&#8221; dedim. Deftere &#8220;Selahattin Çelik&#8221; diye yazıp, arabanın plaka numarasını aldılar. Birkaç saat sonra geri döndüm, aynı askerler. Bu sefer &#8220;Cemil Bayık&#8221; kimliğini gösterdim, araba aynı ama plaka aynı. Onu da yazdılar. Ertesi gün gittim, &#8220;dün bir ihbar geldi Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik buradan geçiş yapmış&#8221; dedim &#8220;olmaz öyle şey&#8221; dediler. &#8220;Defterlerinize bakın&#8221; deyince adamların adlarını gördüler, ne yapacaklarını şaşırdılar&#8230;&#8221;</em></strong></p></blockquote>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/binbasi-ersever-in-itiraflari.jpg"></a>Yazanlar bilir; yazının başlığı genelde sonunda atılır<em>. Çünkü &#8220;kervan yolda düzülür</em>&#8221; sözünü doğrular niteliktedir yazmakla iştigal etmek birazda. Satırlar ilerledikçe belleğinizin arkalarında bir yerlerde hapsolmuş anekdotlar, özlü sözler teker teker çıkmaya ve atacağınız başlık için size mihmandarlık etmeye başlarlar.</p>
<p>Bu yazının başlığını &#8220;korkak demokratlar taifesi&#8221; diye düşünmüştüm. Amacım da askeri vesayet, darbe literatürüne giren cümle fiiliyat söz konusu olduğunda kaleminden kan damlayanların, sıra PKK ve onun şiddet sarmalına gelende lâl kesilmesine bir eleştiriydi. Dayanak noktam da <em>&#8220;PKK&#8217;yı eleştiremiyorsunuz çünkü başınıza bir hal gelmesinden korkuyorsunuz. Oysa ki askeri eleştirirken böyle bir korkunuz yoktu&#8221;</em> şeklinde özetlenebilecek basit bir önermeydi.</p>
<p>Yine de tedbiri elden bırakmamak adına merkez medyadan bizim mahallenin ağzı laf yapan delikanlıların, geçen günlerde neler yazıp çizdiğine şöyle bir baktım da onları da bana <em>&#8220;saza niye gelmedin, söze niye gelmedin, var gündüz kârın eyle, gece niye gelmedin&#8221;</em> derken buldum.  <strong><em>&#8220;Her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter&#8221;</em></strong> hadisi doğrultusunda, her zannı yazmak da bize ayıp olarak yetermiş de biz bilmiyormuşuz yani. Ya işimizden vakit bulamamışız ya da gözden kaçırmışız demek ki. Netice de Devlet ciddiyetine sahip olması beklenen bir kuruma verilen tepkinin dozuyla, bir katiller sürüsüne verilecek tepki <span id="more-18779"></span>elbette ki aynı olamazdı.</p>
<p>Zulüm nereden ve kimden gelirse gelsin her daim safları sık ve düzgün tutan insanlarla bir arada olmak güzel neticede. İşin gelip de <strong><em>&#8220;benim katilim iyidir&#8221;</em></strong> önermesine dayandığı günleri ve o günlerin getirdiklerini yaşı yetenler bilir bu Ülkede. Kimine göre bir ayağı çukurda kimine göreyse çoktan son nefesini vermiş olan kontra gerillayı ne zaman merak etsem Soner Yalçın&#8217;ın<strong><em> &#8220;Binbaşı Ersever&#8217;in itirafları&#8221;</em></strong> adlı kitabına bir göz atarım.</p>
<p>Güney Doğu&#8217;da olup bitenleri merak edenlere kendi uyguladığım metodu tavsiye ederim; olayları anlamaya çalışmadan önce karakterleri iyi tahlil edin. Belki bir çırpıda hatırlayamayacağınız ve başrolde olması beklenen kelli felli adamlar olmayabilir ama net çıkmasa da sisler arasında o adamlardan rol çalan çok daha ketum adamların mücadelesidir bir anlamda 27 yıllık maceramız.</p>
<p>Efendi-2 adlı kitabına kadar iyi bir Soner Yalçın okuru olmam hasebiyle çabuk tanıştım &#8220;Binbaşı Ersever&#8217;in itirafları&#8221; adlı kitapla. Tüm kitaplarını hatmetmiş bir okur olarak kabul etmek gerekir ki Soner Yalçın gözünü hırs bürümediği, adil olabildiği müddetçe çok iyi bir Yazar. Kitabın belkemiğini değişik tarihlerde Cem Ersever&#8217;le yaptığı röportajlar oluşturmakta. Kendisinin Aydınlık Dergisinde çalıştığı ve ömrünü bir türlü ispatlanamayan Kontra gerçeğine vakfettiği düşünülürse o yıllar için gerçekten de büyük bir iş yaptığını teslim etmek gerekir.</p>
<p>Yazar, <strong><em>&#8220;Teşkilatın İki Silahşoru&#8221;</em></strong> isimli kitabında Yakup Cemil&#8217;den bir &#8220;kahraman&#8221; yaratma hevesinin aksine burada sadece dinleyici rolünde. Bu da son derece doğal çünkü sizlerin de bildiği gibi sorgulamada altın bir kural vardır: <strong><em>&#8220;Sorgucu, sorgulananın yarısı kadar bilgiye sahip değilse sonucun başarısız olması kaçınılmazdır&#8221;</em></strong>. Doksanlı Yılların başında Şırnak ve yöresinde olup bitenleri faillerinden iyi kimsenin bilemeyeceği esas alındığında, anlatanın karşısında sessiz sedasız oturmak ve not alabilmek en akıllıcası olsa gerek.</p>
<p>Yazarı buna zorlayan sebeplerden biri muhatabının konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasıysa bir diğeri de karşısındakinin kendinden emin bir diyalektiğe sahip olmasıdır. Mesela şu paragraf sıkı bir Türk Milliyetçisi olduğu bilinen Cem Ersever&#8217;e ait:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;Ben Türk Milletinden peygamber çıkmadığına seviniyorum. Çünkü Tanrı, Peygamberlerini nizamından çıkmış, kokuşmuş insan topluluklarına göndermiştir ve tüm peygamberler Arap&#8217;tır. Tüm peygamberler Ortadoğu&#8217;da Sami ırkından çıkmıştır. İslam Kültürü ve Arap Kültürü apayrı şeylerdir&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Bu satırları okuduğum zaman &#8220;dakika bir, gol bir&#8221; dediğimi hatırlıyorum. Çünkü doğru veya yanlış fikir çatısını kurmuş bir insan her zaman tehlikelidir; çünkü kimse onu o saatten sonra yolundan döndüremez. Gönül ister ki fikri alt yapıyı uzun uğraşlardan sonra kurduktan sonra bu çatıyı kuralım ama her zaman öyle olmuyor. Muhtemelen dindar bir insan olmayan Cem Ersever&#8217;in kendine olan aşırı güveninden kaynaklanan ortaya tez atma ve doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak bile istememesi sadece bu konuyla sınırlı değil. Cem Ersever bugün kurulma aşamasında olan Profesyonel Ordunun gerekliliğinin ilk işaretlerini de o günlerde aşağıdaki paragrafla veriyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Size bir anımı anlatayım. Tarih vermiyorum, o zamanlar Şırnak&#8217;ta alay vardı. Dediğim yerde aramalar olurdu. Şırnak&#8217;a giren çıkan vatandaşın yolu kesilir, arabadan indirilir, kimlik kontrolü yapılırdı. Bu aramaların vatandaşa eziyetten başka hiçbir işe yaramadığını göstermek istedim. Üç tane kimlik ve üç tane ayrı plaka hazırladık. Kimlikleri o sırada PKK&#8217;nın MKYK üyeleri olan Abbas Duran Kalkan, Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik adına düzenledik. İki asker dikmişler yola, &#8220;dur, nereye gidiyorsun&#8221; dediler. Kimliğimi gösterdim, &#8220;Şenoba&#8217;ya gidiyorum&#8221; dedim. Deftere &#8220;Selahattin Çelik&#8221; diye yazıp, arabanın plaka numarasını aldılar. Birkaç saat sonra geri döndüm, aynı askerler. Bu sefer &#8220;Cemil Bayık&#8221; kimliğini gösterdim, araba aynı ama plaka aynı. Onu da yazdılar. Ertesi gün gittim, &#8220;dün bir ihbar geldi Cemil Bayık ve Selahaddin Çelik buradan geçiş yapmış&#8221; dedim &#8220;olmaz öyle şey&#8221; dediler. &#8220;Defterlerinize bakın&#8221; deyince adamların adlarını gördüler, ne yapacaklarını şaşırdılar. Dönemin Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Aşir Özözer&#8217;e kadar intikal etmiş olay. Beni çağırdı &#8220;ne yapacağız&#8221; dedi. Durumu anlattım &#8220;siz ne aradığınızı, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz&#8221; dedim&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Kitapta bu şekilde samimi açıklamalar çokça yapılıyor Cem Ersever tarafından. Mesela &#8220;Anadolu Halk Cephesi&#8221; diye bir oluşumdan bahsediyor Ersever:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Artık şuna kesin inanıyorum; eskiden askeri ihtilallerle bir şeylere çözüm aranırdı. Ama artık halk ihtilali olur. Bugüne kadar kime el uzattıysa karşılığını alamayan halk kendisi gelir bu sefer&#8221; </em></p>
<p>Her öngörünün tutma garantisinin olmadığının en büyük göstergesi de yukarıdaki paragraf olsa gerek. Şehit çocuklarından, kardeşlerinden, akrabalarından bir organizasyon kurma peşinde olan Ersever kitabın ilerleyen bölümlerinde PKK ile savaşın nasıl olacağını daha detaylı anlatıyor<strong>:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;PKK ile sadece onların metotlarıyla mücadele edilir. Gerilla gibi dağda yaşayacaksın, gerektiğinde sınır ötesine geçeceksin ve PKK yok olana kadar böyle savaşacaksın. Devlet bana izin versin, böyle bir teşkilat kurayım ama nerede bizde böyle Devlet&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Amacından sapmadığı müddetçe bir gerilla mücadelesinde &#8220;olmazsa olmaz&#8221; öneme haiz olan Kontra- Gerillanın iş tanımını bu şekilde yapan Ersever yaşadığı müddetçe bunun örneklerini de çokça veriyor. O yıllarda basit bir işleyiş söz konusu anladığım kadarıyla; hapisteki militanlardan itirafçı yapılıyor, daha sonra bu itirafçıların yer göstermeleri neticesinde operasyonlara girişiliyor ve hedef ortadan kaldırılıyor. Ben, Cem Ersever&#8217;in ekibinden olduğunu bildiğim Abdülkadir Aygan ve İbrahim Babat gibi isimlerin de yazdıklarını ve hakkında yazılanları ayrıntılı okuduğum için sistemin üç aşağı beş yukarı bu şekilde işlediğini sanıyorum. Gerekli olan istihbaratın itirafçılardan, teknik ve lojistik desteğin de Devlet tarafından sağlandığı bir örgütlenme ve bu örgütün başındaki adamın hikayesidir bu kitap.</p>
<p>Kitapta Devletten bağımsız bir örgütlenme modelinden de bahsediyor Ersever<em>: &#8220;&#8230;Güneydoğu üç gruba ayrılmıştır: Birinci Grup; Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Elazığ, Tunceli hattı. İkinci Grup; Şırnak, Cizre, Uludere, Şenoba hattı. Üçüncü Grup; Nusaybin, Mardin, Kızıltepe hattıdır&#8230;&#8221;</em> Mesela burada Hakkari ve yöresinin neden paylaşılmadığı izaha muhtaçtır. Yine de bizim bir blok olarak bildiğimiz OHAL Bölgesinin, aslında çoklu bir yapıya sahip olduğu bilgisi yine de önemli. Daha da önemli olan bir başka bilgiyse, Ersever&#8217;in itiraf ettiği birinci grup olan Tunceli- Elazığ hattının sorumlusu olan isim: ‘Sakallı&#8217; veya bilinen ismiyle ‘Yeşil&#8217;&#8230;</p>
<p>Her konuda konuşmaktan çekinmeyen Ersever&#8217;i iki isim hakkında biraz çekingen gördüğümü söyleyebilirim. Birincisi, kendisinden korktuğu söylenen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, İkincisiyse aynı zamanda Hilal Belediye Başkanının da katili olan Şırnak&#8217;ın köklü ailesi Babat&#8217;lar.</p>
<p>Hakkını vermek gerekir ki Soner Yalçın iki cinayeti ve müsebbiplerini de soruyor Ersever&#8217;e: Musa Anter ve Vedat Aydın cinayetlerini. Parmakların üzerine çevrildiğini bilmesine rağmen ikisine de cevap vermeyen Ersever topu taca atıyor ama kadere bakın ki ömrü o topu taçtan almaya yetmiyor ve bir müddet sonra bir köprünün altında ölü olarak bulunuyor. Kimin öldürdüğü halâ tartışılmakla beraber iki detay çok önemli: Ersever ve yardımcısı Mustafa Deniz&#8217;in öldürülme şekilleri Elazığ&#8217;da öldürülen Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya&#8217;nın öldürülüş şekillerinin aynısı. O bölgenin sorumlusunun da Yeşil olduğunu Ersever zaten söylemişti. İkinci detaysa, kişisel güvenliğine paronayak düzeyinde düşkün olan böyle bir insana, kendisinin güvenmediği kimsenin öldürebilecek kadar yaklaşamayacağı gerçeği. Anlaşılan o ki, Ersever için taş uzaktan gelmemişti.</p>
<p>Kitap ilginç ve okunmaya değer bir kitap kısaca. Cezaevinde part- time ikamet eden ve sık sık operasyonlara giden, sorgulamalara katılan eski militanlardan tutun da, Lojmanlara yerleştirilip bordroyla memur yapılan Jitem Elemanlarının maceralarına kadar bir sürü küçük hikâyeler anlatılmakta. Kitabın sonunda da o yılların Devlet Büyüklerinin konuyla ilgili söylediklerini bulacaksınız.</p>
<p><em>&#8220;Devlet cinayet işlemez, cinayet örgütleri kurmaz&#8221;</em> diyen Turgut Özal&#8217;a mı inanırsınız, yoksa &#8220;<em>Türkiye bir NATO üyesi olduğu için böyle bir kuruma sahip olması doğaldır. ABD&#8217;nin de böyle bir kurumu desteklemiş olmasını yadırgamamak gerekir</em>&#8221; diyen dönemin CİA Başkanı William Colby&#8217;e mi inanırsınız, ya da &#8220;ben yaptım, oldu&#8221; diyen Ersever&#8217;e mi inanırsınız onu bilemem.</p>
<p>Tek bildiğim, okumadan anlayamayacağımız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/19/binbasi-ersever%e2%80%99in-itiraflari-soner-yalcin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/binbasi-ersever%e2%80%99in-itiraflari-soner-yalcin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>CHP ve onun muta nikahı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 11:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17113</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
Seçim sonuçlarının üç aşağı, beş yukarı belli olmasından mıdır nedir, konu hakkında ne yazma hevesim var ne de yazılanları okumak için bir tecessüsüm. Bugün biraz hareketlenir gibi olsam da Başbakan&#8217;ın seçimlere dört gün daha süre olmasına rağmen yeni kabine yapısını açıklamasıyla gerek olmadığına kanaat getirdim.
Irkçılıkla suçlamazsanız şayet çok daha akıllı, uslu işlere vakfettim kendimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5871" title="20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_chp_devlet_4.jpg" alt="" width="201" height="207" /></a></p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Seçim sonuçlarının üç aşağı, beş yukarı belli olmasından mıdır nedir, konu hakkında ne yazma hevesim var ne de yazılanları okumak için bir tecessüsüm. Bugün biraz hareketlenir gibi olsam da Başbakan&#8217;ın seçimlere dört gün daha süre olmasına rağmen yeni kabine yapısını açıklamasıyla gerek olmadığına kanaat getirdim.</p>
<p>Irkçılıkla suçlamazsanız şayet çok daha akıllı, uslu işlere vakfettim kendimi bugünlerde: Ege Bölgesinin değişik yörelerinden toplayıp bir araya getirdiğim ata sarısı, Yalova incisi, razakı, sultani gibi <span id="more-17113"></span>üzüm ırklarının bakımıyla iştigal etmekteyim son zamanlarda. Sırf yerel olmasın diye, global bir çizgiyi yakalayabilmek adına &#8220;red globe&#8221; denilen bir ırkı bile kattım envanterime. İsim çok afilli olabilir, Siz yine de fazla takılmayın. Bahse konu ırk hepimizin bildiği kırmızı parmak üzümden ötesi değil.</p>
<p>Aslına bakarsanız bu üstüme sinen yapış yapış tembellik, konu sıkıntısı çekme sorunu zannımca sadece bana has bir durum değil. Öyle ya, çok değil bir sene önce kalemiyle ortalığı kasıp kavuran bizim mahallenin Yazar taifesini lâl kesilmiş görünce bunun hayra alâmet olup olmadığını halâ tam kestiremiyorum. Bir yanım yeter ki vesayet rejiminin, tüm Laik arkaik girişimlerin sonu gelse de ben elime kalemi almasam derken, bir yanım da aslında tüm yaptığımın tepki vermekten öte bir girişim olmadığını söylüyor bana.  Hali pür melâlim büyük oranda Vatan yahut Silistre&#8217;den bir alıntı gibi: <em>&#8220;İşte adüv karşıda, hazır silah/ Arş yiğitler vatan imdadına&#8230;&#8221;</em></p>
<p>                Geçen birkaç senede ne kadar çok şeyin değiştiğinin farkında mısınız? Belki bir şehir efsanesidir, belki de gerçek bilemiyorum ama Avrupa&#8217;da uzun süre kalan bir dostum: <em>Standart bir Avrupalı, Ülkesinin Genel Kurmay Başkanının adını bilmez&#8221;</em> deyince ecmain şaşırmıştık. Geçen zaman zarfında Dağlıcalar, Aktütünler, darbe planlarına maruz kalan bu halkın tepeden tırnağa direnişi midir bu normalleşmenin müsebbibi, yoksa karşı mahalle efradının &#8220;zamanı okuma kılavuzu&#8221; adlı eseri okumaya, anlamaya başlaması mıdır gelinen nokta bilemiyorum. İzmirliyim, İzmir sınırları içinde ikamet etmekteyim ve seçime üç kala Lâiklik kelimesini bırakın haykırmayı, mırıldanan bile yok şu gök kubbede. Röfleli saçlarıyla meydanları inleten, yürüdü mü ayağının altındaki yolları ikiye ayıran Canan Arıtman&#8217;ı bile ara ki bulasın. Balkonlardan sarkan birkaç cılız &#8220;kalpaklı Atatürk&#8221; bayrağı eskiye ait hatıraları yaşatmak istese de müstehzi bir ifadeye maruz kalıyor tarafımızdan o kadar.</p>
<p>                Ben tüm acemiliğine rağmen Türkiye&#8217;nin ve Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na kazansa da kaybetse de çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Evveliyatı ne kadar şaibeli de olsa, söylenecek çok şey de olsa bence bir fikir kulübünden öteye gidemeyecek genleri üzerinde sıkı sıkıya muhafaza eden CHP&#8217;yi ilk defa bir siyasi yarışa sokmuştur. Bunu bir alay mevzuu olduğu için yazmıyorum, benimkisi kendi çapında bir tespit. Eğitimden sanata, spordan siyasete kadar geniş bir yelpazeye &#8220;Laik refleks&#8221; gösteren bir yapının iflasıdır aslında gelinen nokta. Katılırsınız veya katılmazsınız ama bugünlere bile ulaşabilmesi bir mucizedir aslında. Sudaki yansımasına aşık olan Nargissos misali kendinden başkasını beğenmeyen, sözünün üstüne söz istemeyen, üstüne üstlük herkesin vakıf olduğu şekliyle devletin tüm ceberrutluğunu muarızlarının üzerine sevk etmekte tereddüt etmeyen bir oluşum, şimdi siyaset kurumunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyor.</p>
<p>                Ha, eksikleri yok mu elbette var. Silivri ve onun mukimleriyle kıydığı mut&#8217;a nikahı devam ettiği müddetçe halkın kahir ekserisinden seksen küsur senedir alamadığı güven oyunu yine alamayacak. Belki üç gün sonra yine Laik paranoya belirtileri gösterip bizim yazıyı çöpe attıracak,  belki de şizofren bir fikir kulübünün daha önce hiç kullanmadığı bir yüzünü halka göstermesi vakasıyla karşı karşıyayız, ya da içimden geçen en iyi ihtimal olan &#8220;yolun sonuna gelmek&#8221; fikrini idrak etmişlerdir bilemiyorum. Ama öyle ya da böyle bir fikir kulübünden, siyasi harekete evrilme aşamasını yaşayan CHP beni umutlandırıyor. Bugüne kadar hatırı sayılır bir proje üretemeyen, okçuluk sporu denilince bile Altı Ok&#8217;tan dem vuran, İçindeki o ulusalcı damar yüzünden Sosyalist Enternasyonalin bile dudak büktüğü bir CHP umalım ki siyasi piyasa şartlarını idrak etmiş olsun.<a name="_GoBack"></a></p>
<p>                Oy verir miyim? Yok, o kadar da değil. Bir hobi olarak başladığım üzüm yetiştiriciliğinin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu bilen biri olarak bu aşının tutup tutmayacağından emin değilim. Velev ki aşı tuttu diyelim zararlıları ne yapacağız?</p>
<p>                Hele şu Silivri ve havalisiyle kıydığı mut&#8217;a nikahını bir bozsun da ondan sonra ağız tadıyla bir analiz yaparız&#8230;</p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çekiyorsa…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="108" height="164" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/chp-ve-onun-muta-nikahi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Kurmay ve PKK</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/04/genel-kurmay-ve-pkk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/04/genel-kurmay-ve-pkk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 May 2011 19:57:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Genel Kurmay]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16033</guid>
		<description><![CDATA[Cem Ersever &#8220;Güneydoğu Anadolu&#8217;daki olayların gerçekleri Türk milletinden gizleniyor&#8221; dedikten birkaç ay sonra 4 Kasım 1993&#8242;te elleri önden bağlanmış kafasına iki el ateş edilmiş cesedi, Ankara Elmadağ ilçesi çıkışında bulundu.

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cem Ersever <strong><em>&#8220;Güneydoğu Anadolu&#8217;daki olayların gerçekleri Türk milletinden gizleniyor&#8221;</em></strong> dedikten birkaç ay sonra 4 Kasım 1993&#8242;te elleri önden bağlanmış kafasına iki el ateş edilmiş cesedi, Ankara Elmadağ ilçesi çıkışında bulundu.</p>
<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/zU66YM5nu4g" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/04/genel-kurmay-ve-pkk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/04/genel-kurmay-ve-pkk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Derin Devlet’e Fazla Yükleniyoruz Galiba</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 12:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11514</guid>
		<description><![CDATA[ [20 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hakkari&#8217;de dokuz vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan korkunç saldırıyı kim düzenledi? Bu soruya sadece BDP sözcüleri değil aynı zamanda bizim &#8220;demokrat&#8221; taraftan bazı yazarlar da &#8220;derin devlet&#8221; cevabı verme eğilimindeydi ilk başta. Ama hükümet tarafından açıklanan bilgiler, bu toplu cinayetin sorumlusunun &#8220;PKK içindeki radikal bir fraksiyon&#8221; olduğuna işaret ediyor.
Hatırlarsanız bir yıl kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> [20 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/-derin-devlet-e-fazla-yukleniyoruz-galiba-295526.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hakkari&#8217;de dokuz vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan korkunç saldırıyı kim düzenledi? Bu soruya sadece BDP sözcüleri değil aynı zamanda bizim &#8220;demokrat&#8221; taraftan bazı yazarlar da &#8220;derin devlet&#8221; cevabı verme eğilimindeydi ilk başta. Ama hükümet tarafından açıklanan<span id="more-11514"></span> bilgiler, bu toplu cinayetin sorumlusunun &#8220;PKK içindeki radikal bir fraksiyon&#8221; olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Hatırlarsanız bir yıl kadar önceki Reşadiye saldırısı üzerine de aynı şey olmuştu. Bazı dostlar, &#8220;tam da açılım sürecine denk gelen bu provokasyonun derin devlet işi&#8221; olduğuna hükmetmiş, fakat bir kaç gün geçmeden PKK üstlenmişti eylemi.</p>
<p>Acaba bu yanılmalardan bir ders mi çıkarmak lazım? Bu &#8220;derin devlet&#8221; problemini biraz abartır mı olduk?</p>
<p>Cumhurbaşkanı&#8217;nın New York yolunda gazetecilere söyledikleri de bu soruları gerekli kılıyor. Ergun Babahan&#8217;ın dünkü Star&#8217;da yazdığına göre, geçmişte Diyarbakır&#8217;da bir dershane ve parkın da PKK tarafından bombalandığını hatırlatarak şöyle demiş Sayın Gül:</p>
<p>&#8220;Failleri yakalanmasaydı ‘Devlet yaptı&#8217; diye propaganda yapacaklardı. Burada da benzer propagandayı yapıyorlar. Failleri muhakkak bulup çıkarmak lazım.&#8221;</p>
<p>Cumhurbaşkanı &#8220;derin devlet imalarına&#8221; karşı ise, &#8220;şu gerçek ki geçmişte bazı yanlışlıklar yapılmıştır&#8221; demiş, ama &#8220;güvenlikten sorumlu kurumları sistematik şekilde zan altında bırakmak doğru değil&#8221; diye de eklemiş.</p>
<p>Ben de buna yakın düşünüyorum. Son yıllarda çok duyduğumuz bazı derin devlet analizlerinin de aşırı &#8220;komplocu&#8221; olduğu kanısındayım.</p>
<p>&#8220;Derin devlet&#8221;in varlığından kuşkum yok, tabii. Bu, Süleyman Demirel&#8217;in ünlü ifadesiyle &#8220;devletin rutin dışına çıkmasını&#8221;, yani hedeflerini gerçekleştirmek için suç işlemesini ifade ediyor. 90&#8242;lı yıllardaki &#8220;faili meçhuller&#8221;in çoğunun böyle gerçekleştiğini hepimiz biliyoruz. 2005 yılındaki ünlü Şemdinli olayı da mükemmel bir &#8220;numune.&#8221;</p>
<p>Fakat tüm bunlar &#8220;PKK&#8217;ya karşı mücadele&#8221; çerçevesinde yapılan şeyler. Yapılan korkunç işleri haklı göstermek için söylemiyorum bunu. Ama arkalarındaki niyeti doğru tespit etmek lazım.</p>
<p>Oysa son yıllarda öyle bir siyasi söylem gelişti ki, &#8220;derin devlet&#8221; sanki PKK diye bir şey yok iken onu yoktan yaratmış, onu bilerek ve isteyerek güçlendirmiş, şimdi de &#8220;aman PKK bitmesin, kan durmasın&#8221; diye canla başla uğraşır olmuş.</p>
<p>Dahası son 80 yıldır ülkede işlenen ne kadar siyasi cinayet ve toplumsal kargaşa varsa hepsini yine bu &#8220;derin devlet&#8221; organize etmiş.</p>
<p>Kimse kusura bakmasın ama ben bu tabloyu pek inandırıcı bulmuyorum.</p>
<p>Çünkü, öncelikle (&#8221;Siyon Protokolleri&#8221; denen uydurmada olduğu gibi) her taşın altında bir &#8220;kötülük organizasyon merkezi&#8221; yatması gerekmiyor. Türkiye çok karmaşık bir toplum. Burada her türlü fanatizm, kör ideoloji ve siyasi şiddet kendiliğinden gelişebilir.</p>
<p>Dahası, &#8220;niyetler&#8221; ve &#8220;sonuçlar&#8221; arasında &#8220;derin devlet avcıları&#8221;nın varsaydığı gibi doğrusal bir ilişki yok. Dolayısıyla, devletin izlediği kimi politikaların çok vahim sonuçları olması, bu politikaların altında illa &#8220;hain planlar&#8221; yattığını göstermiyor.</p>
<p>Örneğin, 12 Eylül döneminde Diyarbakır&#8217;da binlerce tutukluya korkunç işkenceler yapan askerler, &#8220;bunları iyice ezelim de intikam için dağa çıksınlar&#8221; diye düşünmüyorlardı herhalde. Aksine, &#8220;eze eze hizaya getiririz&#8221; diye düşünecek kadar dar kafalıydılar.</p>
<p>Devletle ilgili sorunlarımızın çoğu da zaten bu &#8220;sığ&#8221;lıktan kaynaklanıyor sanırım, &#8220;derin&#8221;likten ziyade&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/22/%e2%80%98derin-devlet%e2%80%99e-fazla-yukleniyoruz-galiba/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil topluma helal olsun!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/25/sivil-topluma-helal-olsun/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/25/sivil-topluma-helal-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 11:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurhayat Kızılkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10585</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran
İki tarafın da, ‘kendi meşrebine göre&#8217; diyerek söylüyorum, &#8220;devlet&#8221;i var. Bir de sivil toplumu var ki, umut onda.
Türklerin ve Kürtlerin &#8220;devlet&#8221;leri
Türklerin devletinden alalım. İkiye ayrılıyor: Derin Devlet ve Devlet. Derin Devlet&#8217;ten bahsetmeye bile gerek yok; ne mal olduğunu fazlasıyla biliyoruz. Kendi devletinin savcı ve yargıçlarının evlerine bile &#8220;adam olsunlar&#8221; diye bomba attırdıktan sonra (&#8221;Altay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Baskın Oran</strong></em></p>
<p>İki tarafın da, ‘kendi meşrebine göre&#8217; diyerek söylüyorum, &#8220;devlet&#8221;i var. Bir de sivil toplumu var ki, umut onda.<br />
<strong>Türklerin ve Kürtlerin &#8220;devlet&#8221;leri</strong><br />
Türklerin devletinden alalım. İkiye ayrılıyor: Derin Devlet ve Devlet. Derin Devlet&#8217;ten bahsetmeye bile gerek yok; ne mal olduğunu fazlasıyla biliyoruz. Kendi devletinin savcı ve yargıçlarının evlerine bile &#8220;adam olsunlar&#8221; diye bomba attırdıktan sonra <span id="more-10585"></span>(&#8221;Altay Tokat Paşa olayının şimdilik öyküsü&#8221;, Radikal İki, 25.11.07), daha ne olsun, tam işte &#8220;sözün bittiği yer&#8221;.<br />
Devlet, bir öyle bir böyle konuşuyor. Biri diyor: &#8220;Radyosu, televizyonu olacak. Kültürel hakları sonuna kadar tanıyacağız&#8221; (Arınç, Radikal, 11.07.10). Öteki, yine devlet, Kürt sorununun çözümü için CHP&#8217;yle görüşüyor da BDP&#8217;yle görüşmüyor. Seçim Kanunu Md. 58 değiştirilerek seçimlerde Kürtçe propaganda yapmak suç olmaktan çıkarıldığı halde (R, 11.04.10), bu sefer Siyasi Partiler Kanunu Md. 81/c&#8217;den mahkum ediyor insanları (Antenna, no.28/10, 09.07.10).<br />
Oysa, 1980&#8242;de azmış enflasyon (geçici olarak da olsa) nasıl dizginlendiyse, öyle yapmak lazım: İMF o tarihte doların 60 TL olmasını istiyordu, Türkiye 70 yapmıştı. Yani, piyasa fiyatının üstünde bir devalüasyon. Şimdi de şöyle demek ve yapmak şart: &#8220;İsteyen, değil federasyonu, ayrılma hakkını bile rahatça savunabilir; şiddet kullanmadan&#8221;. Böyle diyeceksin ki, hepimize ürküntü veren yeniyetme ve çok zararlı &#8220;İntikam!&#8221; pankartlarını işin başında durdurabilesin. <br />
Kürtlerin de &#8220;devlet&#8221;i var: Bir yanda BDP, bir yanda PKK. İkincisini bir kalem geçelim; Derin Devlet&#8217;e benzetmek gibi olmasın ama, şiddet dedin mi ben dışarıda bırakırım. Ama BDP de devletin bir kanadı gibi, aynen CHP gibi hareket etmiyor mu? Parti kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişikliğine oy vermedi. Şimdi de, 12 Eylül faşizmi en fazla Kürtleri vurduğu halde, &#8220;rejimi boykot ediyoruz&#8221; adı altında (tam da felsefe yapmanın zamanıydı hani!) 12 Eylül&#8217;ün darbe anayasasını desteklemek demek olan &#8220;referandumu boykot&#8221; peşinde.  <br />
<strong>Niçin &#8220;Yetmez, Ama Evet!&#8221;<br />
</strong>Kendine &#8220;sol&#8221; diyen kimi miniskül partiler (her zaman tutarlı olmuş DSİP&#8217;i tenzih ederim) aynen MHP, CHP ve &#8220;dövlet&#8221; refleksleri verirken, Türklerin sivil toplumu herkes gibi Kürtlerin de haklı taleplerini en tutarlı biçimde savunuyor. Genç Siviller, DurDe&#8217;ciler lafı tam gediğine oturtuyor: &#8220;Yetmez, ama EVET!&#8221; Paket fevkalade yetersiz. Fakat anayasayı tümden değiştirmenin imkansızlığı durumunda referanduma &#8220;evet&#8221; demek çok olumlu yollar açabilir. Çünkü:<br />
1) İlke olarak, bir darbe anayasasından kıl koparmak sevap, onu sulandırmak çok hayırlı bir olay.<br />
2) Paketin en önemli yanı, Yüksek Yargı&#8217;yı demokratik ilkeler dahilinde denetleyebilmek. Böylece kuvvetler dengesini sağlamak. Çünkü şu anda bu denge yok. Yargı bir yandan &#8220;dön baba dönelim&#8221; hesabı durmadan kendi kendini tohumlarken, yasamayı ve yürütmeyi denetliyor; ama onu denetleyebilen yok. Anayasa Mahkemesi bizzat Anayasanın çok kesin hükümlü 148. Maddesini çok açık biçimde ihlal ettiği zaman bunun yaptırımı falan yok; sineye çekmek zorundasın. Zaten, artık kendi girdiği yoldan kendisi de ürktüğü için değil midir, paket konusunda herkesi şaşırtan (ve HSYK, Yargıtay ve CHP&#8217;yi çıldırtan) çok acayip bir karar vermesi? (bkz. A. Aktar, Taraf, 12.07,10).<br />
3) Ayrıca çok önemli hükümler var pakette: a) Pozitif ayrımcılık: Dezavantajlı gruplar için alınacak tedbirler eşitliğe aykırı sayılmayacak; b) Kişisel verilerin korunması anayasal güvenceye alınıyor; c) Kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınıyor; sendikalara yasaklar azalıyor; d) Ombudsmanlık geliyor; e) Partisi kapatılan mv&#8217;nin TBMM üyeliği düşmeyecek; f) Askerler bazı suçlar için sivil yargıda yargılanacak, siviller savaş dışında askerî mahkemede yargılanmayacak, Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları Yüce Divan&#8217;da yargılanacak; g) 12 Eylülcülerin yargılanmasını önleyen Geçici 15. Madde kalkıyor (R, 09.07.10).<br />
<strong>Kürt sivil toplumu muazzam<br />
</strong>Türk sivil toplumunun işi o kadar zor değil; batıda belli bir demokrasi var. Doğuda ise tam bir ‘mengene&#8217;: Hem Kürt haklarını savunacaksın hem de &#8220;nereden gelirse gelsin&#8221; şiddete karşı çıkacaksın. Bir düşünün ki şarkıcı Rojin, TRT-Şeş&#8217;te program yaptı diye bölgede dışlanıyor; Nusaybin&#8217;de konser veremiyor (Milliyet, 16.06.10). Buna rağmen, Kürt sivil toplumu kahramanca desen hiç de abartma olmayacak bir iş yapıyor: &#8220;Her türlü operasyonlar durmalı, PKK eylemsizlik kararı almalıdır&#8221; diyor. Diyarbakır&#8217;da 99 STÖ&#8217;yle başladı (R, 29.06.10), zincirleme reaksiyon halinde bütün doğuyu sardı: Batman&#8217;da 83 örgüt (R, 29.06.10), Mardin&#8217;de 45 ve Urfa&#8217;da 44 (R, 30.06.10), Van&#8217;da 60 (R, 02.07.10), tekrar Mardin&#8217;de 43 ve Hakkari&#8217;de 45 (R, 03.07.10), Urfa Siverek&#8217;te 17 (R, 07.07.10), tekrar Van&#8217;da 40 örgüt (R, 12.07.10), son olarak D-GD Anadolu&#8217;dan 17 baro başkanı (R, 12.07.10).<br />
Unutmayalım: Bu bildiriler, sadece insanlardan kan damlarken değil, askerin ağzından da &#8220;kan&#8221; sözleri çıkarken yayınlandı: İlker Başbuğ, Star TV&#8217;de U. Dündar&#8217;ın çanak sorularını cevaplarken (05 Temmuz), aynen seleflerinden Kenan Evren gibi &#8220;Türk kanı taşımak&#8221; tan bahsetti (bkz. <a href="http://www.tsk.tr">www.tsk.tr</a>; bütün devlet kuruluşlarında yer alan &#8220;gov.&#8221;un burada olmaması ilginç).<br />
<strong>Bildiriler ne diyor?<br />
</strong>Peki, nedir bu bildirilerin anlamı? İspanya&#8217;da ETA&#8217;nın şiddeti sürdürmesine karşı Bask esnafı ne yaptı ve yapıyorsa, Kürt STÖ&#8217;ler de onu yapıyor. Her ikisi de kan banyosunun durmasını, normal hayatın ve ticaretin başlamasını istiyor. Bu kadar basit. Bizimkilerin olağanüstülüğü şurada ki, İspanya farklı kimliklere saygı göstermek açısından dünyanın en ileri ülkesi. Bir de bizi düşünün, bizim STÖ&#8217;lerin ne büyük iş yaptığını o zaman görürsünüz.<br />
Not: Bizim devlet hâlâ Ani&#8217;ye Anı, Ahtamar&#8217;a Akdamar deyip güya Türkleştiriyor. Ermeni kilisesinde yılda 1 gün ayin iznini lütuf sayıyor. TRT&#8217;de Ermenice sözlü &#8220;Buruk Acı&#8221;yı söyletmiyor (R, 12.07.10). Şu anda bir de Ermeni patrik seçimlerini yasaklıyor (M. Esayan, Taraf, 05.07.10). Bunlar olurken, Gazetevan.com&#8217;un haberi: Türkçe, Kürtçe, İngilizce, Farsça yayın yapan yerel Van Times&#8217;ın sahibi Aziz Aykaç, 19 Eylülde ayin için her yerden gelecek 6000 Ermeni&#8217;yi evlerde konuk edecek. O gün de gazetesini Ermenice basacak. Bu iş Beyoğlu&#8217;nda olmuyor, Van&#8217;da oluyor, Van&#8217;da! Asıl ona helal olsun, bu tek kişilik STÖ&#8217;ye!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/25/sivil-topluma-helal-olsun/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/25/sivil-topluma-helal-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gençler mühimmat gibi harcanıyor!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/22/gencler-muhimmat-gibi-harcaniyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/22/gencler-muhimmat-gibi-harcaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 00:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10302</guid>
		<description><![CDATA[
MHP&#8217;nin komutanı Devlet Bahçeli ve terör örgütü PKK hemfikir, OHAL istiyorlar. OHAL olağan üstü hal demek. Adaletin askıya alınması, askerlerin ve polisin istediği kişileri &#8220;özgürce&#8221; tutuklaması, işkence yapması ve öldürmesi demek. OHAL devlet terörünün yasallaşması, meclis tarafından onaylanması demek. 1990&#8242;larda tecrübe edildi&#8230; sanki çok lazımmış gibi.
Terörün en büyük sebeplerinden biri o bölgede adaletin tesis edil(e)memiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/0012.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10303" title="0012" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/0012.gif" alt="" width="194" height="256" /></a></p>
<p>MHP&#8217;nin komutanı <strong><em>Devlet Bahçeli</em></strong> ve terör örgütü <strong><em>PKK</em></strong> hemfikir, OHAL istiyorlar. OHAL olağan üstü hal demek. Adaletin askıya alınması, askerlerin ve polisin istediği kişileri &#8220;özgürce&#8221; tutuklaması, işkence yapması ve öldürmesi demek. OHAL devlet terörünün yasallaşması, meclis tarafından onaylanması demek. 1990&#8242;larda tecrübe edildi&#8230; sanki çok lazımmış gibi.</p>
<p>Terörün en büyük sebeplerinden biri o bölgede adaletin tesis edil(e)memiş olması. Şimdi bazıları diyor ki <strong><em>&#8220;madem şişmanlıyorsun, o halde daha çok tatlı ve yağlı yemelisin!&#8221;</em></strong>.</p>
<p> Terörü durdurmak için OHAL ilân etmek budur. <strong><em>&#8220;OHAL istiyorum&#8221;</em></strong> demek, sırf hükümeti zora sokmak için, erken seçim isteyebilmek <strong><em>&#8220;10&#8242;ar 10&#8242;ar ölen ler bana yetmiyor, 100&#8242;er 100&#8242;er gelsin tabutlar. Çünkü ancak bu kan seli içinde seçim kazanabilirim ben&#8221;</em></strong> demektir.</p>
<p>Türkiye kan ve ceset edebiyatı konusunda Avrupa&#8217;dan ve Amerika&#8217;dan daha özgür bir ülke! Orada &#8220;<strong><em>hate crime</em></strong>&#8221; var, <strong><em>&#8220;incitation à la haine raciale&#8221;</em></strong> var. İnsanları intikama, ırksal nefrete itmek yasak. Bizde serbest.</p>
<p>Sırtlanlar, leş kargaları ve ölü yiyen böcekler kan kokusu duyunca toplanırlar bir araya. Güney doğuda insanlar ölüyor. Geride kalanların kimi üzgün kimi ise sevinçli.</p>
<p>Harcayın çocuklarınızı. Harcayın. Yarısını terörist yapın. Kalanları, musluk tamircilerini, bilgisayarcıları, simitçileri yollayın teröristlerin üzerine. Eğitime de gerek yok. Asker doğar bizim çocuklar, ölmek ve öldürmek için yaşar.</p>
<p>Yorumcumuz BSM&#8217;in <a href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/#comment-52289" target="_blank">dediği </a>gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İttihat ve terraki&#8217;den günümüzde bütün toplum alanlarını ele geçirmiş Ergenekona,oradan uluslarası uzantıları olan &#8220;GLADYO&#8221;yu,PKK&#8217;yı,mafyayı,çeteleri aynı kulvarda buluşturan kirli bir ağ ile karşı karşıyayız.DÜĞÜMLENMİŞ BİR YUMAK misali çocuklarımızın kanı üzerinde kirli iktidar hespları çeviriliyor.Ve Türküyle,Kürdüyle bizler bu ortak çetelerin kurbanı oluyoruz.Onlar bizleri birbirine boğazlatırken <span id="more-10302"></span>farkında olmadan kirli tezgahlarına alet oluyoruz,bu karanlık zihniyetin değirmenine su taşıyoruz.Bazen hararetli bir sempatizan,bazen de kendimize ait olmayan &#8220;kutsallar&#8221;batarak evet,üzerimizde oynana oyunların hem suçlusu hem de sorumluyuz.Öyle ki altımıza dinamit koyan,dibimizi oyan halk düşmanlarına aşık olacak kadar bir akıl tutulmasına yakalanmışız.Çünkü üzerimize boca edilen ideolojilerden, artık göz gözü görmeyecek puslu bir hava yaratılmış.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu bakımdan &#8220;ters giden nedir&#8221;den ziyade bence &#8220;yolunda giden ne var?&#8221;diye kendimize gelerek bu soruya odaklanmalıyız.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kısacası asıl ters giden şey,zihinlerimizde başlıyor.Birer karakola dönüştürdüğümüz bu zihin yapısından kurtulmadığımız sürece de hiçbir şey kendiliğinden düzelmeyecektir.Zira ucundan tutarak &#8220;hadi şu intikam duygusundan,şu kan davası tutkusundan vazgeçelim&#8221;dendiği anda,ruhlarını şiddet sarmalına kaptırmış olanlar maalesef bu sağduyu çağrısını kutsallarına saldırı olarak görmektedirler.Ne gariptir ki &#8220;barış ve uzlaşma&#8221;denince infiale kapılarak şiddette ısrar edenlerin dili birdir.Kürdüyle,Türküyle tek çözümü şiddette arayanların bu noktada ortak bir zeminde buluşmaları ne kadar da manidardır?Demek ki iş çözümsüzlüğe gelince &#8220;yoktur birbirimizden farkımız&#8221; misalı savaş baronlarının ekmeğine yağ sürebiliyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Peki yetmedi mi?Savaş ve şiddetle kafayı sıyırmak üzere olan savaş tutkunlarına sesleniyorum.Madem sorunu imhada,toplu temizlikte buluyorsunuz,peki 30 yıllık kanlı çatışma neden çözüm olmadı?TSK 25′i sınır ötesi olmak üzere operosyanlara hiç ara vermedi&#8230;PKK kanlı pusularla binlerce can aldı.Fakat biz halen kaldığımız yerdeyiz.Terörün sonlanması bir yana daha da tırmanıyor&#8230;Sorun daha da kangrenleşiyor.Bunu idrak edemiyor musunuz?Yoksa sonsuza kadar&#8221;tek terörist kalıncaya kadar&#8221;,&#8221;bir avuçtturlar&#8221;falan diyerek bir 50 binin daha ölmesi çok mu akılcı?Aynı şekilde PKK&#8217;da 30 yılda sebep oldukları onca can kaybına rağmen ne çözüm getirebilmişlerdir ne de bir sonuç elde edebilmişlerdir.O halde bu kör şiddette ısrar etmenin mantığı ne olabilir?Hiç değilse buradan bakılamaz mı?yeterince ibret verici değil mi?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Yazık bu cennet vatana,birbirimizi bitirmek dışında da alternatifler olabilmeli değil mi?Ha,ülke bölünecek falan deniliyor.Peki şu durumda zaten bölünmüş olmuyor muyuz?Anayasal vatandaşlık ve anadilde eğitim hakkı&#8230;artık talepler bu noktaya gelmiş.Peki bu hakları vermemek adına ülkeyi bir iç savaşa sürüklemek Türkiye&#8217;nin faydasına olabilecek mi?Geçtim evrensel haklar boyutunu,şahin kesilerek hamaset üretenler acaba Türkiye&#8217;nin ucuna geldiği bu uçurumu da mı farkına varamıyorlar.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/22/gencler-muhimmat-gibi-harcaniyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/22/gencler-muhimmat-gibi-harcaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi (3): İhtilal Sonrası</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/04/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi-3-ihtilal-sonrasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/04/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi-3-ihtilal-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 21:56:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[27 Mayıs]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10162</guid>
		<description><![CDATA[  Bir ihtilal sadece gerçekleşme süreci ve gerçekleşmesi ile tarif edilemez. İhtilallerin en önemli etkileri sonrasında yaşananlarda saklıdır. 
  Daha önce işlediğimiz 2 bölümü zihin toparlamak açısından özetleyelim; 
  60 Darbesi öncesinde bu ülkenin tarihinin yapı taşlarından olan militer sistem, Tek Partili Dönemden, Çok Partili Dönem&#8217;e geçişi bir türlü hazmedememiş, jakoben yönetimlerin devamını sağlamak isteğiyle Çok Partili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090305_derin_dusunce_org_ordu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3724" title="20090305_derin_dusunce_org_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090305_derin_dusunce_org_ordu.jpg" alt="" width="187" height="149" /></a> </strong> Bir ihtilal sadece gerçekleşme süreci ve gerçekleşmesi ile tarif edilemez. İhtilallerin en önemli etkileri sonrasında yaşananlarda saklıdır. </p>
<p>  <strong>Daha önce işlediğimiz 2 bölümü zihin toparlamak açısından özetleyelim;</strong> </p>
<p>  60 Darbesi öncesinde bu ülkenin tarihinin yapı taşlarından olan militer sistem, Tek Partili Dönemden, Çok Partili Dönem&#8217;e geçişi bir türlü hazmedememiş<span id="more-10162"></span>, jakoben yönetimlerin devamını sağlamak isteğiyle Çok Partili Dönem&#8217;e geçişin hemen ardından bu durumu değiştirme niyetiyle ordu içerisinde klikleşmeye, cuntalar oluşturmaya başlamıştır. Seçimlerden CHP&#8217;nin çıkacağı ümidiyle hazırlıksız yakalanan bir gurup o telaş ile acemice bir tezgah düzenlemiş, işi kılıfına uydurarak ortamı sağlamıştır. Bu ortam sağlama sırasında halen içerisinde olduğumuz, demokratikleşememe durumumuzun faillerinden ordu içerisindeki bazı isimler, üniversiteler kışlamızdır mantığı güden bazı profesörler, yakamızdan bir türlü silkip atamadığımız ve ıslah edemediğimiz CHP siyaseti ve Menderes&#8217;in Rusya&#8217;ya yönelmesinden büyük rahatsızlık duyan Amerika büyük rol oynamıştır. Olan yine millete olmuştur. Milletin hür iradesi sorulmadan infaz edilmiş, seçtiği Başbakan asılmıştır. <strong>Türkiye demokrasiye en yakın olduğu, tam kalkınmaya başladığı sırada bu darbe ile hem demokrasinin en uzağına atılmış hem de kalkınmasında çok büyük gerileme meydana gelmiştir.</strong> </p>
<p>  Bu darbenin bir yönü de &#8216; hukuksuzluğu &#8216; kapsamaktadır. Usule uygun olmayan, keyfiyetine karar veren bir hukuksuzluk ortamı apar topar hazırladığı mahkemelerde adapsız bir yargılama sonunda neyin ne olduğu anlaşılmadan, hüküm vermiştir. <strong>Yargılananların elbet suçlu olduğu durumlar vardır. Ancak suçlular usule uygun ortamlarda yargılanmalıdır. Ülkeyi kendi emrinde zanneden bir gurup idam meraklıları tarafından değil.</strong> Bizim tepkimiz bunadır. </p>
<p>  Bu darbenin iç yakan bir yönü de ideolojik nedenler ile adalet ile yorumlanmamış olmasıdır. Kemalist ve Ulusalcı olarak ifade edilen ekol zaten darbe taraftarı çoğunluktan oluştuğu için bir umut olarak baktığımız, bir dönemin darbesini en ağır şekilde yaşayan <strong>bir takım </strong>solcularda bu darbeye darbe gözüyle değil adeta bir gereklilik gözüyle bakmıştır. Oysaki insanı temel aldığını iddia eden, hür iradeyi kutsayan her ideolojinin, her gurubun tepeden inme ( halkın eliyle olmayan ) her darbeyi aynı şiddetle kınaması gerekmez mi?<strong> Elbet gerekir. Bu nedenle bir hukuksuzluk ortamı karşısında kendi lehine nedenler ile sessiz kalınmamalıdır, zira o hukuksuzluk ortamı imkan verilirse genişleyecek, tepki vermeyenleri de yutacaktır.</strong> </p>
<p><strong>  </strong>İşte Türkiye&#8217;nin bir döneminde böyle bir oyun oynanarak tarihimizin utanç listesi kabartılmıştır. </p>
<p>  <strong>Darbe Sonrası Dahiyane(!) İcraatlar&#8230;</strong> </p>
<p><strong>  -1961 Anayasası Nasıl Hazırlandı?</strong> </p>
<p><strong>  </strong>Darbeden sonra iş başına getirilen Cemal Gürsel, birbiri ardına yayınladığı tebliğlerin 13 numaralısının, 2. maddesinde aynen şöyle diyor: </p>
<p><em>&#8221; Yeni Anayasa&#8217;nın hazırlanması vazifesi Sayın Rektör Sıddık Sami Onar&#8217;ın başkanlığındaki profesörlerden mürekkep yüksek bir ilim ve hukuk heyetine tevdi edilmiştir. Yeni Anayasa ilan ve tatbik mevkiine girinceye kadar bütün siyasi partilerin faaliyetini men ediyorum. Aksi hareketleri çok şiddetle cezalandıracağım. Vatandaşların verilen tebliğlere riayet etmelerini bilhassa rica ederim. &#8221;</em> </p>
<p><em>  </em>Bu tebliğin hemen ardından profesörler an bu andır ruhuyla Ankara&#8217;nın yolunu tutar ve hemen MBK üyelerine şu vahim soruyu sorarlar; <em>&#8221; Nasıl bir Anayasa istiyorsunuz? &#8221;</em> </p>
<p><em>  </em><strong>Bu gelişmeden sonra 1924 Anayasası yürürlükten kalkmış olur ve Geçici Anayasa&#8217;nın 1. Maddesine göre Türk Milleti adına hakimiyet hakkı MBK eline geçer. Yani milletin iradesini hiçe sayanların eline!</strong> </p>
<p><strong><em>  </em></strong>-<strong>Senatörlük</strong> </p>
<p>  Milli Birlik Komitesi sözüm ona ülkeyi kurtardıktan sonra popülist bir dil ile özellikle Cemal Gürsel ağzından &#8216; <em>sizi kurtardık, her şey sizin içindi bu iş bitince çekileceğiz </em>&#8216; türünden yalanlar ile kahramanlığa oynasa dahi bir yandan da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna göz dikmişlerdir. Hatta kendi isteğiyle değil ancak halkın yönlendirmesiyle birden kendini Cumhurbaşkanlığı görevine tamamen spontan bir şekilde aday olarak gören  <strong>Ali Fuat Başgil</strong>; <strong>Sıtkı Ulay </strong>ve <strong>Fahri Özdilek </strong>tarafından bu göreve talip olmaması için uyarılmış, tehdit edilmiştir.  </p>
<p>  Elbet meselenin bir de ön hazırlığı vardır; <strong>senatörlük. </strong>Bu dahiyane (!) gelişmenin fikir babası İsmet İnönü&#8217;dür. İsmet İnönü, CHP içerisindeki yakınlarına sık sık 27 Mayısçılardan bahisle: &#8216; <em>Bu çocukların durumu ne olacak, artık orduya dönemezler, iktidarı devrettikten sonra ne yaparlar, bu meseleyi düşünmeliyiz?</em> &#8216; telkininde bulunduğu için bu mesele önce 27 Mayısçıların kulağına, oradan Anayasa Komisyonu üyesi profesörlerin kulağına gelmiştir. </p>
<p>  Bugünün CHP&#8217;sinin ağzından düşürmediği erken seçim çığlıkları, o dönem İsmet İnönü içinde kurtarıcı bir çığlık olmuştur. Zira DP kapatılmıştır, yeni bir parti derlenip toparlanmadan seçime gidilecek olursa bu kez CHP iktidara oturacak, Tek Partili Dönem neredeyse geri gelecektir. </p>
<p>  İşte bu ahval ve şerait içinde ordu içerisinde İnönü hayranlığı karşısında duran genç subaylar da mevcuttu. Bu subayların derhal tasfiye edilmesi gerekiyordu. Senatörlük işte bu koltuk kapkaçı hevesi sırasında CHP ve yandaşları için can simidi oldu; MBK&#8217;nin CHP&#8217;den yana olan üyelerine ömür boyu senatörlük vaad edilirken, Cemal Gürsel&#8217; e de Cumhurbaşkanlığından söz edildi. </p>
<p>  <strong>-Garantiye Alma Maddesi&#8230;</strong> </p>
<p><strong>  </strong>Hazırlanan Anayasa&#8217;nın türlü icraatlarla dolu olduğunu ancak şimdilik derinlemesine bir Anayasa Tarihi konusuna girmeyeceğimi, bu Anayasa konusunu ilerleyen zamanlarda  &#8216; <strong>Devlet Kuranların Millet Kurgusu; Darbeler Tarihi </strong>&#8216; konumuzun &#8216; <strong>Anayasalarımız</strong> &#8216; başlığında işleyeceğimi belirteyim. </p>
<p>  Sadece bu bölüme konu olacak, darbecileri garanti altına alan bir maddeyi ibretlik olarak paylaşarak bu bölümü kapatayım: </p>
<p><em>&#8221; 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren, Kurucu Meclis toplandığı 6 Ocak 1961 tarihine kadar Yasama ve Yürütme görevini Türk Milleti adına kullanmış bulunan MBK&#8217;nin ve Devrim Hükümetlerinin karar ve tasarruflarından ve bunların idarece ve yetkili kılınan organ ve mercilerce uygulanmasından dolayı; kararlar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında cezai veya mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.</em> </p>
<p><em>  Normal Demokratik Rejimi bütün teminatı ile kurmak amacıyla gerçekleştirilen ve yürütülen 27 Mayıs 1960 Devrim tarihinden 6 Ocak 1961 tarihine kadar çıkarılan kanunlar, Türkiye Cumhuriyetinin diğer kanunlarının değiştirilmesine ve kaldırılmasına uygulanan kurallara göre değiştirilmesinde ve kaldırılmasında uygulanan kurallara göre değiştirilebilir veya kaldırılabilir. Ancak, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine iptal davası açılamayacağı gibi, itiraz yoluyla dahi mahkemelerde Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülemez. &#8221;</em> </p>
<p>  İşte böylelikle bir gurup darbeci tereyağından kıl çeker gibi kendi paçalarını kurtarmış, yaptıkları hukuksuzluğu hukuka bağlamıştır. </p>
<p>  <strong>Toparlayacak Olursam&#8230;</strong> </p>
<p>  Genellikle bir yazı dizisinin son ayağı toplamda söylenecekleri ihtiva eder. Ancak <strong>3 Bölüm</strong> boyunca tanıklardan, anılardan, alıntılardan yaşananları parça parça sunup tüm yaşananları kısmen de olsa ortaya koyduktan sonra, her şey ortada dururken ve üstüne bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların dünden miras kaldığının kanıtı gündemden geçerken üstüne bir şeyler yazmak kelime israfı gibi geliyor. </p>
<p>  Bu nedenle yaşananları aktarmaya çalıştığım yazı dizisinin sonucunu okuyanların takdirine bırakıyorum. </p>
<p>  Son olarak bu bölümün, bu çalışmanın sonu ol(ma)dığını, aslını isterseniz bir başlangıç olduğunu belirteyim. İlerleyen zamanlarda &#8216; <strong>Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 12 Mart </strong>&#8216; dönemiyle devam edeceğimin duyurusunda bulunayım. </p>
<p>  <strong>Yeni Anayasa hazırlığında olduğumuz şu günlerde, Aziz Türkiye Halkının ( Türk Milleti yerine Türkiye Halkı özellikle kullanılmıştır ) hak ettiği darbecileri gıyabında dahi olsa yargılayabilecek, demokratik ve vicdanı kapsayan bir Anayasa&#8217;sı olsun!</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-13075" title="kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="190" height="278" /></strong></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.</p>
<p>Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.</p>
<p>Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.</p>
<p>Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em> diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar.</p>
<p>Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.</p>
<p>Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/04/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi-3-ihtilal-sonrasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/04/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi-3-ihtilal-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kozmik İlker&#8217;i Noel Baba mı susturuyor yoksa?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/31/kozmik-ilkeri-noel-baba-mi-susturuyor-yoksa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/31/kozmik-ilkeri-noel-baba-mi-susturuyor-yoksa/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 01:53:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kozmik İlker]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[ilker basbug]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8001</guid>
		<description><![CDATA[Bu gün 31 aralık 2009. Senenin son günü. İlker Başbuğ sessiz. Konuşmuyor. Küstü mü? Oynamıyor mu artık? Ana muhalefet liderliğinden vaz mı geçti? İlker Bey’i susturan Noel Baba mı yoksa? Yeni yılda konuşacak mı İlker Bey? Evet, merak ediyoruz. Nedir bu rezalet? Kozmik ve kozmetik odaların sırrı nedir? Ardı arkası gelmeyen yeniçeri isyanlarının önünü kesmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091231_derin_dusunce_org_ilker_basbug.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7998" title="20091231_derin_dusunce_org_ilker_basbug" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091231_derin_dusunce_org_ilker_basbug-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a>Bu gün 31 aralık 2009. Senenin son günü. İlker Başbuğ sessiz. Konuşmuyor. Küstü mü? Oynamıyor mu artık? Ana muhalefet liderliğinden vaz mı geçti? İlker Bey’i susturan Noel Baba mı yoksa? Yeni yılda konuşacak mı İlker Bey? Evet, merak ediyoruz. Nedir bu rezalet? Kozmik ve kozmetik odaların sırrı nedir? Ardı arkası gelmeyen yeniçeri isyanlarının önünü kesmek sizin göreviniz değil mi sayın genel kurmay başkanı? Boşaltılan ve yakılan köylerin hesabını vermeyecek misiniz? <strong>“Ne mutlu Türk’üm demeyenler düşmanımızdır”</strong> diyerek milleti kendinize düşman ettiniz İlker Bey. Sizin üzerinize vazife miydi Kürtlere, postmodernizme ve Avrupa Birliği’ne çatmak? Siz bizi TV konuşmalarınızla oyalarken kozmik arkadaşlarınız ne haltlar karıştırdı? Şimdi neden susuyorsunuz? Sesim gelmiyor mu? İlker Bey huu!</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13075" title="kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="190" height="278" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMANLA</strong> savaşır.</p>
<p>Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.</p>
<p>Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.</p>
<p>Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar.</p>
<p>Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.</p>
<p>Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/31/kozmik-ilkeri-noel-baba-mi-susturuyor-yoksa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/31/kozmik-ilkeri-noel-baba-mi-susturuyor-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TSK içinde kaç bölücü subay var?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/22/tsk-icinde-kac-bolucu-subay-var/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/22/tsk-icinde-kac-bolucu-subay-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 21:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6540</guid>
		<description><![CDATA[Osman Pamukoğlu&#8217;nun Balçiçek Pamir&#8217;in programında kendi zihniyetini açıkça teşhir edip, beni de alenen tehdit ettiği açıklamalarından sonra Türk bölücülüğü meselesi daha etraflıca konuşulmaya başlandı&#8230; Tehditlerle ilgili gereken açıklamayı haberturk.com&#8216;a yaptım, bu tür laflar benim için sinek vızıltısıdır. O bahsi geçelim&#8230; Mühim olan bu bölücülük meselesidir&#8230; gibi, &#8220;Gürcüler, Lazlar, Çerkesler bir şey istemiyor, bunlar (yani Kürtler) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090923_derin_dusunce_org_tsk_bolucu_pkk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6542" title="20090923_derin_dusunce_org_tsk_bolucu_pkk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090923_derin_dusunce_org_tsk_bolucu_pkk-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a>Osman Pamukoğlu&#8217;nun Balçiçek Pamir&#8217;in programında kendi zihniyetini açıkça teşhir edip, beni de alenen tehdit ettiği açıklamalarından sonra Türk bölücülüğü meselesi daha etraflıca konuşulmaya başlandı&#8230; Tehditlerle ilgili gereken açıklamayı <em>haberturk.com</em>&#8216;a yaptım, bu tür laflar benim için sinek vızıltısıdır. O bahsi geçelim&#8230; Mühim olan bu bölücülük meselesidir&#8230;<em></em> gibi, <em>&#8220;Gürcüler, Lazlar, Çerkesler bir şey istemiyor, bunlar (yani Kürtler) niye istiyor?&#8221;</em> gibi söylemler istisnai bir psikopatolojiyi temsil etse önemli değildi&#8230; Ama maalesef bu söylemlerin Türk toplumunda ciddi karşılığı olduğu kanaatindeyim&#8230; Biz Türklerin içinde maalesef çoğunluk bir nüfusta, bu devletin ve toprakların sahibinin ve efendisinin kendilerinin olduğu kanaati zaten içselleşmiş bir olgudur&#8230; <em>&#8220;Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı herkes Türktür, Türklük üst kimliktir&#8221;</em> gibi söylemler tekrarlanıp dursa da, hakikatte böyle bir algı ne Türk devlet sisteminde vardır ne de biz Türklerin çoğunluğunda&#8230; O sebeple son derece insancıl, vicdanlı ve ahlaklı Türklerin de bazen safça <em>&#8220;Lazlar, Çerkesler, Gürcüler bir şey istemiyor, niye Kürtler istiyor?&#8221;</em> dediğine şahit olursunuz&#8230; Bu söz egemen Türk bilinçaltında şu anlama gelir: <em>&#8220;Lazlar, Çerkezler vs. uslu uslu oturuyor, bir şey demiyorlar asimile olmaya, bu Kürtler niye oyunbozanlık ediyor?&#8221;</em> &#8230; <span id="more-6540"></span>Aslında bu söylem bile diğer etnik kimliklerin mikro milliyetçiliğini kışkırtacak bir söylem&#8230; Çünkü alenen o yurttaşlarımızın da son tahlilde egemen Türk unsuru kadar eşit yurttaş olmadığını ima ediyor bu sözler&#8230; Öte yandan Türkçe dışı anadillere sahip Kürt olmayan yurttaşlarımızda da <em>&#8220;Bizler sustuk, oturduk bu Kürtlere noluyor?&#8221;</em> psikolojisiyle çok koyu bir Türk milliyetçiliğinin izlerine de rastlayabiliyorsunuz&#8230; Derin yapılanma özellikle Doğu Karadeniz bazında farklı etnik kimliklere sahip yurttaşlarımız üzerinde de çok oyunlar oynadı geçtiğimiz süreçte&#8230;</p>
<p>&#8220;Çanakkale&#8217;de, Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Kürtler savaşmadı&#8221;</p>
<p>Hükümetin açılım süreci &#8220;Kürt Açılımı&#8221; sözünden &#8220;Demokratik Açılım&#8221;a döndüyse bunun bir yararı sadece Kürtlere değil tüm farklı kültürel ve dilsel kimliklere karşı yapılan haksızlıkların giderilmesi yönünde olmalıdır&#8230; Evet, sadece Kürt köyleri değil Doğu Karadeniz&#8217;in Laz ve Müslüman-Rum köylerinin de ismi değişmiştir. Güney bölgelerinde Arap kasabalarının da ismi değişmiştir&#8230; Lazca, Çerkesce şarkı söylemesi engellenen, bu yüzden içeri giren, işkence gören insanlar vardır bu ülkenin tarihinde&#8230; Laziko diye Lazlıkla da hiçbir ilgisi olmayan basit bir bulvar tiyatro oyunu sahneye koyduğu için, günlerce sorgulanan ve hakkında dava açılan insanların ülkesi burası&#8230;<strong> Demokratik Açılım denen süreç bu ülke yurttaşlarının doğuştan sahip olduğu kimliklerinden utanmamalarını ve çekinmemelerini sağlayan bir süreç olmalıdır&#8230;</strong> İkide bir söylenen <em>&#8220;Türk sorunu yaratmayalım&#8221; </em>demek <em>&#8220;Türkler, farklı etnik kimliklerin kendini bu kadar rahat ifade etmesinden rahatsızlık duyar ve karşı çıkarlar&#8221;</em> demek ise, bu sorun çıkacak demektir. Bunu bilelim&#8230;<strong> Türklerin çoğunluğuna hâkim olan böyle bir duygu varsa, bu zaten gayrı-ahlaki bir duygudur demektir&#8230; Biz Türkler, bu toprakların efendisi değiliz, eşit yurttaşlarıyız.</strong> Hatta çoğunluk halde, egemen halde olduğumuz için de daha da sorumluyuz. Eğer biz bunu içselleştirmezsek ülkemiz en nihayet bölünecektir&#8230;</p>
<p>Bu bağlamda MEB tarafından başlatılmak istenen girişim de çok hayatidir&#8230; Evet, ayrımcılığa karşı bir dersle başlamalıdır bu ülkenin okulları yeni sezona&#8230; Doğuştan gelen, ailemizden gelen kimliklerimiz bizlerin tercihi değildir. Kimse bu kimliklerinden ötürü suçlanamaz, dışlanamaz. Hiç kimse kendi elinde olmadan, doğuştan sahip olduğu kimliği sebebiyle ne gurur duymalıdır, ne de utanç duymalıdır&#8230; Bu temel bilgiyi çocuklarımızın benimsediği bir Türkiye bölünme tehlikesini tamamen bertaraf edecek bir Türkiye&#8217;dir&#8230; Çok daha zengin ve güçlü hale gelecek bir Türkiye&#8217;dir böyle bir Türkiye&#8230;</p>
<p>Neyse ki, Türk toplumu içinde,özellikle laik Türkler içinde başlayan bu &#8220;bölücülük tehlikesi&#8221; en merkez isimler tarafından da görülmeye başlandı&#8230; Pamukoğlu vesilesiyle Fatih Altaylı&#8217;nın yazdıklarını bu bakımdan çok önemsiyorum&#8230; Altaylı, çarşamba günkü <em>&#8220;Pamukoğlu bölücülük yapıyor&#8221;</em> yazısında çok net bir tavır koydu. Kendisini tebrik ederim&#8230; Hangi fikirde olursak olalım, hangi medya grubunda yazarsak yazalım, şu somut gerçeği görmek zorundayız&#8230; Pamukoğlu&#8217;nun temsil ettiği psikolojinin aktive olma ihtimali bu ülkeyi iç savaşa götürür ve sonuç da kanlı bir bölünme olur&#8230; Öte yandan böyle bir senaryonun dahi ürkütmediği belli sayıda insan da var bu toplumda&#8230;</p>
<p>Bir de şu sorular var&#8230;<strong> TSK içinde Pamukoğlu gibi düşünenler istisna mı? Yoksa Türk subaylarının çoğunluğu Pamukoğlu psikolojisine yakın mı? Kaç general daha Pamukoğlu gibi Türkçü bölücü fikirlere sahip? Kaçı Pamukoğlu&#8217;nun bu sözlerine karşı duruyor? </strong></p>
<p>Cevaplarımız olumsuzsa, yokuş aşağı giden bir ülkedeyiz demektir&#8230; Bunu bilelim&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/22/tsk-icinde-kac-bolucu-subay-var/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/22/tsk-icinde-kac-bolucu-subay-var/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Önleyici Despotizm Doktrini</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/10/onleyici-despotizm-doktrini/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/10/onleyici-despotizm-doktrini/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 11:09:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[ozgurluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6385</guid>
		<description><![CDATA[[2 Eylül 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye&#8217;de hemen her toplumsal meselede ama özellikle de Kürt sorunu ve &#8220;irtica&#8221; tartışmalarında sürekli karşımıza çıkan bir engel var: &#8220;Bugün bunu verirsek, yarın kim bilir ne isterler&#8221; mantığı. Böyle düşünenler, demokratikleşme yolunda yapılan ve yapılacak her türlü &#8220;açılım&#8221;ı, sonu felakete giden bir yolun başlangıcı olarak görüyor. Hak ve özgürlüklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[2 Eylül 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/onleyici-despotizm-doktrini-210770.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Türkiye&#8217;de hemen her toplumsal meselede ama özellikle de Kürt sorunu ve &#8220;irtica&#8221; tartışmalarında sürekli karşımıza çıkan bir engel var: &#8220;Bugün bunu verirsek, yarın kim bilir ne isterler&#8221; mantığı. Böyle düşünenler, demokratikleşme yolunda yapılan ve yapılacak her türlü &#8220;açılım&#8221;ı, sonu felakete giden bir yolun başlangıcı olarak görüyor. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesine karşı çıkıyor, bu gibi &#8220;taviz&#8221;lerin ülkeyi kademeli olarak yıkıma sürükleyeceğini düşünüyorlar.</p>
<p>Bu &#8220;kafa&#8221;ya göre, örneğin, üniversitede başörtüsüne &#8220;geçit verilmemesi&#8221; gerekiyor, çünkü eğer verilirse Türkiye&#8217;yi bir kaç onyıl içinde İran (yahut Malezya) yapacak bir süreç başlamış oluyor. Aynı &#8220;kafa&#8221; Kürt vatandaşların özgürlüklerinin teslim edilmesine de, &#8220;bu iş Kürtçe eğitimi diye başlar, bağımsız Kürt devleti ile son bulur&#8221; diyerek karşı çıkıyor.</p>
<p>Ben, George W. Bush&#8217;un Irak&#8217;ı işgal ederken kullandığı &#8220;önleyici savaş doktrini&#8221;nden ilhamla, bu anlayışa &#8220;önleyici despotizm doktrini&#8221; diyorum. Doktrinin özeti şu: <strong>Toplumdaki farklı kesimlere diledikleri gibi yaşama ve kendilerini ifade etme hakkı vermeyecekseniz</strong>, <span id="more-6385"></span>çünkü bugün bunu verirseniz yarın öbür gün &#8220;şeriatı getirecek&#8221; yahut &#8220;ülkeyi bölecek&#8221; başka taleplerle karşınıza çıkabilirler. &#8220;O tip aşırı talepleri kabul etmeyin tabii, ama makul olanları niye bastırıyorsunuz&#8221; dediğinizde, gelecek cevap belli: &#8220;Olmaz. Bir kez başladı mı bu iş, önü alınmaz.&#8221;</p>
<p>Önleyici despotizm doktrini ile düşünmeye alışmış olanlar, bunun olayları anlamak ve onlara tepki vermek için kullanılabilecek tek doğru yaklaşım olduğundan emin gözüküyorlar. Dolayısıyla en büyük dertleri, kendileri gibi düşünenleri &#8221; uyanık&#8221; tutmak, &#8220;aymazlık&#8221;tan ve &#8220;gaflet&#8221;ten kurtarmak. Bunun için pek sevdikleri &#8220;kaynatılan kurbağa&#8221; örneğini birbirlerine hatırlatıp duruyorlar. Hani var ya, yavaş yavaş ısıtılan suyun içindeki kurbağa piştiğini anlamazmış hikayesi&#8230; Bu ve benzeri bir kaç basit örnek, ve cımbızla seçilmiş bir-iki alıntı, önleyici despotizm doktrinini milyonlarca insana kabul ettirmek için yetiyor da artıyor bile.</p>
<p>Oysa insanlar kurbağa değil. Toplumsal meseleler de böyle ilkel örneklerle anlaşılabilecek kadar basit değil. Önleyici despotizm doktrinini ezberden tekrar edip durmaktansa, şu kritik soruyu sormak lazım: Acaba toplumsal taleplerin bastırılması mı, yoksa karşılanması mı siyasi radikalizmi körükler?</p>
<p>Soruyu şöyle de açabiliriz: Acaba başörtülü bir genç kız, özgürce okula gidebildiği zaman mı laik sistemden nefret eder, yoksa &#8220;laiklik zaptiyeleri&#8221; tarafından üniversite kapısından çevrilince mi? Kürtler, kimliklerini özgürce ifade ettikleri zaman mı &#8220;bağımsız Kürdistan&#8221;ı daha çok ister, yoksa jandarma dipçiği ile &#8220;Türkleşme&#8221;ye zorlandıklarında mı?</p>
<p>Ben her iki meselede de, tarihsel ve toplumsal verileri kullanarak, despotizmin sorunların çözümü değil bilakis menşei olduğunu gösterebilirim. Bu meseleleri inceleyen hemen her aklı başında insan da aynı kanaate varıyor zaten. Ancak bu durum, önleyici despotizm meraklılarını hiç etkilemiyor, çünkü onların zihnine iyice kazınmış olan bir diğer ezber de kendileri gibi düşünmeyen herkesin &#8221; vatan haini&#8221; olduğu. Ya onların despotizmine alkış tutacak, ya da &#8220;iç düşman&#8221; hanesine yazılacaksınız.</p>
<p>Kürt sorunu gibi meseleri tartışırken, bir taraftan da bu gibi zihniyet sorunlarını ele almak lazım. İkincisi aşılmadan ilkinin çözülmesi mümkün gözükmüyor çünkü&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/10/onleyici-despotizm-doktrini/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/10/onleyici-despotizm-doktrini/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bağımsız yargı demokrasiyi tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/08/bagimsiz-yargi-demokrasiyi-tehdit-ediyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/08/08/bagimsiz-yargi-demokrasiyi-tehdit-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 16:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6065</guid>
		<description><![CDATA[Etyen Mahçupyan
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuranlar kuvvetler ayrılığı ilkesinden hiçbir zaman hoşlanmamışlardı. Bu ilkenin farklı sınıf ve zümrelere sahip toplumlar için geçerli olduğunu düşünmüşlerdi. Oysa onlara göre Türkiye toplumu homojen ve kaynaşmış bir ulustu. Daha doğrusu gerçeğin hiç de böyle olmadığını bildikleri için, normatif tanımlamalar getiren otoriter bir rejimin istenen ulusu oluşturacağını öngörmekteydiler. Bu nedenle kuvvetler ayrımını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4548" title="20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3.jpg" alt="" width="230" height="184" /></a><a href="http://www.gazetem.net/etyenmahcupyan.asp" target="_blank">Etyen Mahçupyan</a></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuranlar kuvvetler ayrılığı ilkesinden hiçbir zaman hoşlanmamışlardı. Bu ilkenin farklı sınıf ve zümrelere sahip toplumlar için geçerli olduğunu düşünmüşlerdi. Oysa onlara göre Türkiye toplumu homojen ve kaynaşmış bir ulustu. Daha doğrusu gerçeğin hiç de böyle olmadığını bildikleri için, normatif tanımlamalar getiren otoriter bir rejimin istenen ulusu oluşturacağını öngörmekteydiler. Bu nedenle kuvvetler ayrımını daha baştan reddettiler. Bir anayasa vardı ama tamamen lider kadronun istediği gibi yazılmıştı, seçimler yapılmaktaydı ama sadece lider kadronun seçtiği kişiler aday olabilmekteydi&#8230; Öte yandan zaten tek bir siyasi partinin varlığı yeterli görülmekteydi ve o partinin il başkanları da aynı zamanda bulundukları illerin valileriydi. Diğer bir deyişle ülkeyi yöneten siyasiparti ile bürokrasi tamamen özdeşti. Bu durumda seçimler bazı bürokratların milletvekili olmalarını, ya da liderin çevresindeki insanlara milletvekilliği üzerinden üst bürokrasi yolunun açılmasını ifade ediyordu.<span id="more-6065"></span></p>
<p>Yasama ile yürütme ve idari teşkilat arasındaki bu özdeşleşme yargı alanında da geçerliydi. Sadece yargının yürütmenin uzantısı gibi davranması açısından değil&#8230; İstiklal Mahkemeleri örneğinin gösterdiği üzere, Meclis kendi içinden seçtiği ve hukukçu olmayan bazı insanlara keyfi olarak ‘mahkeme&#8217; yetkisi verebilmekteydi. Böylece kuvvetler ayrılığı denen şey, Türkiye&#8217;de güçlü ve sorgulanamayan bir yürütmenin eylem biçimleri olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Çok partili hayat bu görünümü esas olarak yasama ile yürütme arasındaki ilişki açısından değiştirdi. Yargı ise yürütmenin etkisinden kurtulurken, kendisini değişmeyecek bir ideolojik referansa kilitledi. Bu referans cumhuriyetin kuruluş ilkeleriydi ve toplumsal talep ve tercihlerden tamamen bağımsız addedilmekteydi. Böylece Türkiye&#8217;de yargı ideolojik denetim yapan, toplumla ilgili olarak sahip olduğu normları yasamanın tercihlerine rağmen hayata geçirmeye çalışan bir özneye dönüştü. Bunun işlevsel anlamı yargının aynen bir siyasi parti gibi davranması ve tek parti dönemi zihniyetinin bekçiliğini yapmasıydı.</p>
<p>O nedenle bugün en üst yargı kurumlarında Ergenekon ağının içindeki zanlılarla yakın ilişkide olanların ortaya çıkması kimseyi şaşırtmıyor. Bu yargı mensuplarının doğrudan suça karıştığını söylemek mümkün olmasa da, birçoğunun ideolojik olarak darbeyi desteklediği ve bu yönde kullanılabilecek araçları da yadırgamadığı anlaşılıyor. Nitekim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) içindeki bazı üyeler Ergenekon davasını ve onunla bağlantılı siyasi cinayet davalarını takip eden savcıların yerlerini değiştirme çabalarını gizleme ihtiyacı bile duymuyorlar. Bu kişilerin en popüleri olan, Hapishaneler eski müdürü Ertosun&#8217;un Sabancı cinayetinin aydınlatılmasını engellediğini ve cinayetin arka planını afişe etmek isteyen bir zanlının hapishanede başka mahpuslar tarafından öldürülmesini organize ettiğini de bugünlerde öğrenmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Söz konusu kişi bugün HSYK&#8217;nın yedi üyesinden biri&#8230; Kendisini oraya atayan ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8230; Ama durumu gerçekten kavrayabilmek için bu atamanın mekanizmasına bakmak lazım: HSYK&#8217;nın yedi üyesinden ikisi Adalet Bakanı ve Müsteşarı. Diğer beş üye ise Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilen üçer aday arasından Cumhurbaşkanı&#8217;nca atanıyor. Ne var ki söz konusu adayların seçimi toplu olarak değil tek tek yapılıyor. Yani yüksek yargı kurumları tek tek üç aday seçip Cumhurbaşkanı&#8217;na sunuyorlar. Böylece ideolojik olarak birbirinden hiç farkı olmayan kişilerin aday olması sağlanmış oluyor.</p>
<p>Ancak sistem daha da temelden garanti altına alınmış durumda: HSYK&#8217;nın beş yargıç üyesi Yargıtay ve Danıştay&#8217;ca seçiliyor&#8230; Peki, bu yüksek yargı kurumlarının üyeleri nasıl seçiliyor dersiniz? Onları da HSYK seçiyor! Diğer bir deyişle birbirini seçen iki yargı düzlemi var ve bu sisteme ne yasama ne de yürütme hiçbir biçimde müdahale edemiyor. Nihayet bu tabloyu tamamlayan bir biçimde, anayasa gereği olarak HSYK kararlarına yargı yolu kapatılmış durumda&#8230;</p>
<p>Bu korporatist yargı anlayışı, gerçekte sivil siyasetin hareket alanını ideolojik olarak kısıtlamakla kalmıyor, söz konusu ideolojik koruma altına girebilen savcı ve yargıçları imtiyazlı bir kast haline getiriyor. Bunlar Türkiye&#8217;de rejimi otoriter zemin üzerinde tutuyor, hak ve özgürlükleri sınırlıyor, tasvip etmedikleri fikirlere sahip olan kişi ve partileri siyaset dışına itebiliyorlar.</p>
<p>Yargı bağımsızlığı hesap vermeyen, kendisini ideolojik olarak dokunulmaz kılan bir yargı üretmiş durumda&#8230; Türkiye&#8217;de yargı bağımsızlığı liberal demokrasilerdeki işlevini yapmıyor, çünkü burası hala bir liberal demokrasi değil. Rejimin temelinde bozukluk olduğunda kurumsal bağımsızlık da bir tür feodal gücü ifade etmeye başlıyor. Bağımsız yargının meşruiyeti onun tarafsızlığından gelir&#8230; İnsan hakları duyarlılığı dışında ideoljik açıdan tarafsız olmayan bir yargı, bağımsız olduğunda demokrasi için bir tehlikedir; çünkü bağımsızlığın verdiği imkanı adalet için değil, kurumsal siyaset için kullanır&#8230; Türkiye bu gerçeği ancak şimdi idrak edebiliyor.</p>
<p> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13075" title="kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="190" height="278" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMANLA</strong> savaşır.</p>
<p>Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.</p>
<p>Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.</p>
<p>Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar.</p>
<p>Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.</p>
<p>Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/08/08/bagimsiz-yargi-demokrasiyi-tehdit-ediyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/08/08/bagimsiz-yargi-demokrasiyi-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Orduyu yıpratan kim?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/20/orduyu-yipratan-kim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/20/orduyu-yipratan-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 11:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5786</guid>
		<description><![CDATA[TARAF
1994&#8242;te Şemdinli&#8217;ye bağlı Ormancık Köyü&#8217;nü basan askerler korucuları öldürdü, köylülere zulüm yaptı ve bu korkunç katliamın hesabını adalet önünde hâlâ vermedi. Öte yandan Taraf&#8217;ın 12 korucunun gömüldüğü yerin krokisini yayımlaması üzerine, Şemdinli İçkale Derecik Taburu&#8217;nda ‘hafriyat&#8217; başlatıldığı ihbar edildi
Taraf, 1994&#8242;te Şemdinli Derecik İç Güvenlik Taburu&#8217;nda öldürüldükten sonra tabura gömüldüğü iddia edilen 12 köylünün isimlerine ulaştı. Yakınları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_tsk_parali_askerlik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3635" title="20090225_tsk_parali_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_tsk_parali_askerlik.jpg" alt="" width="170" height="199" /></a><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/37952.htm" target="_blank">TARAF</a></strong></p>
<p><strong>1994&#8242;te Şemdinli&#8217;ye bağlı Ormancık Köyü&#8217;nü basan askerler korucuları öldürdü, köylülere zulüm yaptı ve bu korkunç katliamın hesabını adalet önünde hâlâ vermedi. Öte yandan Taraf&#8217;ın 12 korucunun gömüldüğü yerin krokisini yayımlaması üzerine, Şemdinli İçkale Derecik Taburu&#8217;nda ‘hafriyat&#8217; başlatıldığı ihbar edildi</strong></p>
<p>Taraf, 1994&#8242;te Şemdinli Derecik İç Güvenlik Taburu&#8217;nda öldürüldükten sonra tabura gömüldüğü<span id="more-5786"></span> iddia edilen 12 köylünün isimlerine ulaştı. Yakınları tarafından &#8220;Kayıp&#8221; denilen 12 köylünün isimleri şöyle: Casım Çelik, Yusuf Çelik, Mihraç Çelik, Hurşit Taşkın, Kemal İzci, Abdülaziz İnan, Salih Şengül, Naci Şengül, Sıdık Şengül, Cabbar Selvi, Reşit Selvi ve Hayrettin Öztürk.<br />
Aynı olayda Kerem İnan ile Avşir Seçkin adlı iki kişinin daha öldürüldüğü belirlendi.<br />
<strong><br />
Yolda gözaltına aldılar</strong><br />
Taraf&#8217;a konuşan ‘kayıp&#8217; Hayrettin Öztürk&#8217;ün kardeşi DTP Şemdinli İlçe Başkanı Emrullah Öztürk, 15 yıl geriye giderek o gün yaşananları anlattı: &#8220;23 Temmuz 1994&#8242;te Ormancık köyü yakınlarındaki Sılo yaylasında PKK ile askerler arasında çatışma çıktı. Çatışmadan bir gün sonra Şemdinli&#8217;de aralarında abimin de bulunduğu 10 kişi iki araçla köye hareket etti.<br />
İki araç Sılo yaylası yakınında askerler tarafından durduruldu. Burada abim Hayrettin Öztürk, Casım Çelik, Hurşit Taşkın, Abdulaziz İnan, Sıdık Şengil ve Mirhaç Çelik gözaltına alındı. Diğer dört kişi ise araçları yakılarak serbest bırakıldı. Serbest bırakılan dört kişi köye ulaştıktan bir müddet sonra askerler, köyü bastı, evleri ateşe verdi.&#8221;<br />
<strong><br />
Kadın ve erkekleri ayırdılar</strong><br />
Kayıplardan Yusuf Çelik&#8217;in eşi Emine Çelik ise o günleri hatırladıkça kahrolduğunu söylüyor: &#8220;Köyü birden askerler bastı. Hepimizi evlerimizden çıkardılar. Kadınları ve erkekleri ayırdılar. Bize sürekli bağırıp çağırıp bir şeyler söylüyorlardı. Türkçe bilmediğim için de ne istediklerini anlamıyordum.&#8221;<br />
Çelik, daha sonra hakkında fezleke hazırlanan dönemin Derecik İç Güvenlik Taburu Komutanı Kurmay Yarbay Ali Çamurcu&#8217;nun adını anımsatıyor:<br />
<strong><br />
Ali Yarbay beni dövdü</strong><br />
&#8220;Ali Yarbay dedikleri şahıs karnımdaki çocuğa acımayıp beni acımasızca dövdü ve karnımdaki bebeğimi kaybettim. Daha sonra kadınların toplandığı yere kaçıp onların arasına sığındım. O esnada evlerimiz ateşe verildi. Ahırlarımız içerisindeki hayvanlarla birlikte ateşe verildi, atlar kurşuna dizildi. Sonrasında eşimle birlikte köyden altı kişinin daha alındığını duydum. O günden sonra da eşimden haber alamadım. O vahşet gününü ömrüm boyunca unutmayacağım.&#8221;</p>
<p><strong>Sırtımda hâlâ izi var</strong><br />
15 yıldır babası Cabbar Selvi ve kardeşi Reşit Selvi&#8217;den haber alamayan Ebubekir Selvi de, olay günü köyde olduğunu söylüyor: &#8220;Biz erkekleri kadınlardan ayırarak, ayrı bir yere aldılar. Üzerimizdeki elbiselerimizi çıkarmamamızı istediler. Hepimizi darp etmeye başladılar. Hepimizin nüfus cüzdanları toplanarak ateşe atıldı. Aklınıza gelebilecek her türlü işkenceyi köy meydanında uygulamaya başladılar. Silah sesleri hiç durmuyordu. Kızaran namlu uçlarını sırtımızda soğutuyorlardı. Sırtımda halen o günden kalan izler var.&#8221;</p>
<p><strong>Avşir Seçkin ateşin içine atıldı<br />
</strong>Köylülerden birinin yapılan işkenceleri durdurmak için Yarbay Ali Çamurcu&#8217;ya Kur&#8217;an-ı Kerim uzatarak durmasını istediğini söyleyen Hurşit Taşkın&#8217;ın kardeşi İsmet Taşkın, ama işkencenin devam ettiğini ifade etti: &#8220;Köye yapılan top atışlarından sonra aramızdan alınan yedi kişiden Avşir Seçkin, köy yolunda indirilerek saatlerce süren işkencenin ardından ot yığınlarının içerisine atılarak ateşe verildi. Diğer altısı da ilk alınan altı kişiyle birlikte Derecik Taburu&#8217;na götürüldü. O günden sonra onlardan bir daha haber alamadık.&#8221;</p>
<p><strong>Yedi gün yedi gece yürüdük</strong><br />
Kayıplardan Casım Çelik&#8217;in Eşi Meryem Çelik, o günü şöyle anlatıyor: &#8220;Ben o zaman Şemdinli merkezdeydim, çocuklarım köydeydi. Eşimin alındığını sonradan duydum. Çocuklarımla birlikte bütün köy sakinleri sınırı geçip Irak&#8217;a gitti. Yedi gün yedi gece süren bir yolculuğun ardından Kuzey Irak&#8217;ta bulunan Etruş kampına yerleştiler. Ben aradan beş ay sonra gidip çocuklarıma kavuştum. 1997&#8242;ye kadar gözaltına alınan eşim ve diğer köylülerin aramıza dönmelerini bekledik. Gelmediler. Biz de onların izine ulaşmak için tekrar Türkiye&#8217;ye gelip Şemdinli&#8217;ye yerleştik.&#8221;</p>
<p><strong>Davayı AİHM&#8217;e taşıyan avukat: Kroki doğru, biz de orayı bulmuştuk<br />
</strong>Şemdinli&#8217;de 12 korucunun öldürülmesi olayını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne (AİHM) taşıyan avukat Levent Kanat, Taraf&#8217;ta yayımlanan ve köylülerin gömüldüğü yeri gösteren krokinin doğru olduğunu söyledi.<br />
Kanat şöyle dedi: &#8220;Ailelerin anlatımlarından da biliyorum, kroki doğru. Ancak, orada bölge ‘Başaktepe mezrası&#8217; olarak isimlendirilmiş. Aslında kastedilen yerin ismi ‘Ormancık mezrası. Bu da olayın tanığın askerin hafızasında küçük bir yanılgı olabilir. Krokiyi doğruyu gösteriyor, biz de ailelerle birlikte taburun yerini tespit ettik.&#8221;<br />
<strong><br />
Davanın önünü kapattılar</strong><br />
Olayla ilgili olarak ilk soruşturmayı Şemdinli Başsavcılığı&#8217;nın başlattığını anlatan avukat Kanat şöyle devam etti: &#8220;Başta ölenlerin eşleri ve yakınları ve diğer görgü tanıklarının detaylı ifadeleri alınıyor. Onların ağzından katliam detaylarıyla dosyaya yansıyor. Savcılık, o döneme göre çok da cesur davranıyor ve açıkça suç tanımı da yapıyor: Taammüden öldürme, ziynet eşyalarını çalmak, gebe kadının çocuğunun düşmesine neden olmak.<br />
Bu suç tanımlaması Yarbay Ali Çamur ile Astsubay F. A. ile ilgili yapılıyor. Ardından Şemdinli&#8217;de Ağır Ceza Mahkemesi olmadığı için dosya Hakkâri&#8217;ye gönderiliyor.&#8221;<br />
Hakkâri Adliyesi&#8217;nde de detaylı fezleke hazırlandığını belirten Kanat, fakat o dönemde söz konusunu bu iki rutbelinin yargılanmasına izin verilmediğini söyledi.<br />
<strong><br />
Devlet ‘onlar kayıp&#8217; dedi</strong><br />
İç hukuk yollarının kapanması üzerine dosyayı AİHM&#8217;e taşıdığını belirten Kanat, &#8220;AİHM aşamasında devlet, bu suçu üstlenmedi. Davada ‘Bu olayın bizimle ilgisi yok. Devlet görevlileri yapmamıştır muhtemelen örgüt tarafından işlenmiştir ya da bu kişiler örgüte katılmışlardır&#8217; savunması yaptılar. Tanık beyanlarını sunuyoruz, ‘evini bastı öldürdü&#8217; diye hiçbirine cevap vermedi devlet, onlara kayıptır dedi&#8221; ifadeleriyle dava sürecini anlattı.<br />
Avukat Kanat, AİHM&#8217;in kısa bir süre içerisinde karar vermesini beklediklerini de sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Toplu mezar yerinde kazı başladı<br />
</strong>Derecik İçkale Güvenlik Taburu&#8217;nda 12 köylünün öldürüldükten sonra gömüldüğü yerde kazı yapıldığı iddia edildi. İsminin açıklanmasını istemeyen Şemdinli&#8217;nin Derecik Beldesinde oturan bir vatandaş taburda iki günden beri hafriyat çalışması olduğunu belirterek, &#8220;Helikopter pistinin yakınında bulunan top sahası yanında bir kazıcı ile kazı çalışması yapıyor. Dün sabah saat 10.00&#8242;da taburdan kapalı iki askeri tamper aracı çıktı. Bugün ise öğle saatlerinde yine söz konusu alanda bir hafriyat çalışması yapıldı&#8221; dedi.<br />
Emrullah Öztürk isimli kayıp yakını ise taburda dünden beri hafriyat çalışması yapıldığını belirterek, &#8220;Çalışmayı gören bir vatandaş bizi arayarak bilgi verdi. Biz kayıp yakınları olarak delillerin karartılması endişesi taşıyoruz&#8221; dedi. <br />
Şemdinli Barosu avukatları ise Cumhuriyet Başsavcısı&#8217;na başvurarak olay yerinde bir çalışmanın olduğu ihbarını yaptı. İnsan Hakları Derneği Hakkâri Şube Başkanı İsmail Akbulut ise kendisine bu konuda şifayen yapılan bir başvuru olduğunu belirterek, &#8220;Aileler bizi telefonla arayarak, söz konusu bölgede bir hafriyat çalışması yapıldığını söylediler&#8221; dedi.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/20/orduyu-yipratan-kim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/20/orduyu-yipratan-kim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Atatürkçü/Kemalist mahalle baskısı” veya “Yıpranan TSK değil, benim!”</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 22:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5764</guid>
		<description><![CDATA[[Not: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise burada.]
&#8211;
Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_.jpg"><img class="size-medium wp-image-5771   alignleft" title="20090415_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090415_-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a>[<strong>Not</strong>: Özel yaşamla ilgili bir konu olduğu için yazarın kimliği anonim tutuldu. Yazılarını yayınladığı kişisel sitesi ise <a href="http://kenardan.wordpress.com/" target="_blank">burada.</a>]</p>
<p style="text-align: left;">&#8211;</p>
<p style="text-align: left;">Ben Atatürkçü bir “mahalle”nin çocuğuyum. Hem ailemin, akrabalarımın hem de tanıdıklarımın, arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu bu “mahalle”den insanlar oluşturuyor. Sosyal ortamlarda (evde, barda, kafede, okulda, işyerinde) politik meseleler konuşulmaya başladığında ise inanılmaz bir “mahalle baskısı”na maruz kalıyorum. Daha yeni yaşadığım birkaç örnek:</p>
<p style="text-align: left;">Geçen hafta İzmir’den kalkıp İstanbul’a geldim; amaç aileyi, arkadaşları vesaireyi görmek, onlarla vakit geçirmek. İçmek, eğlenmek vs. Bir nevi “tatil” diyebiliriz. Teyzemi ve lise çağındaki kuzenlerimi görmek için birkaç gün teyzemde geceledim. Bir akşam teyzemin yakın bir arkadaşı eve geldi, oturduk muhabbete başladık. Kendisi 50′li yaşlarının sonunda, bir ilaç şirketi sahibi, CHP üyesi, kardeşi general olan ve İlker Başbuğ’la da aile dostu olan bir insan. <span id="more-5764"></span>Lise son sınıfa geçen kuzenlerden biri, birdenbire ortaya bir laf attı: “Atatürk diktatör müydü?” X bey (bundan sonra “X bey” olarak geçsin), Mustafa Kemal Atatürk’ün tabii ki diktatör olmadığından, kendisi için hiçbir şey yapmadığından, ne yaptıysa ülkeyi kurmak ve ileri götürmek için yaptığından dem vurdu, uzun uzun. Dayanamadım, konuşmaya başladım. Atatürk, kendisi için hiçbir şey yapmamış olsa dahi, bu durumun onun diktatörlüğüne bir halel getirmeyeceğini, sonuçta bir toplumun en tepesindeki insan olduğunu ve sözlerinin adeta bir emirmişçesine kabul gördüğünü anlatmaya çalıştım. “Diktatör” kelimesinin, iyi ya da kötü bir değer yargısıyla değerlendirmeden, gerçek anlamına bakıldığında Atatürk’ün tam anlamıyla bir “diktatör” stereotipi olduğunu söyledim. Bunun üzerine X bey hiddetlendi ve yüksek sesle “Hiç kimse Atatürk’e diktatör diyemez!” deyiverdi. Ben, bu sözü herhangi bir değer yargısında bulunmadan kullandığımı, sözcüğün anlamıyla Atatürk’ün davranışlarının uyuştuğunu belirttiysem de bir işe yaramadı.</p>
<p style="text-align: left;">Bunun ardından tartışma farklı yönlere doğru uzamaya başladı. Azınlıklar meselesine, “irtica” meselesine, Kürt meselesine dayandı. 1915′ten, İstiklâl Mahkemeleri’nden, Dersim Katliamı’ndan, Varlık Vergisi’nden, 6-7 Eylül Olayları’ndan, Diyarbakır Cezaevi’nden söz ettim. X beye göre bunların hepsinin mantıklı açıklamaları vardı ve devletin bu olaylarda takındığı tutum tamamen “gerekli” ve “zorunlu”ydu. Ermeniler bizi arkamızdan vurmuştu, insanlar “şeriat” istedikleri için idam edilmişti, Kürtler isyan edip devlete karşı gelmişti, azınlıklar dış güçlerden destek alarak ülkemizi bölmeye çalışıyordu. Devlet ne yapsaydı? Öldürmeseydi de beslese miydi, bölünse miydi? Bütün bu meselelerle ilgili olarak, bütün bu toplumsal kesimlerle empati kurmaya çalışan, demokratik ve özgürlükçü bir söylem üzerinden laf anlatmaya çalıştım; ama nafileydi. Bir kere devlet “kutsal”dı ve ona karşı geliştirilen hiçbir hareket cezasız kalamazdı. İnsanların çile çekmeleri, ölmeleri, öldürülmeleri önemsizdi. Devletin bekası için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. “Bana devletçi söylemlerle gelmeniz benim için hiçbir anlam ifade etmiyor; çünkü ben anarşist bir düşünce yapısına sahibim, devlet hiç umrumda değil, tek bir insan bile devlet/iktidar/güç yüzünden hayatını kaybetmişse o devletin benim için zerre değeri yoktur” dediğimde ortam iyice gerildi. Teyzemin ve annemin yüzlerinden bu gerilim çok net okunabiliyordu. X bey sükûnetini korumaya çalışsa da ses tonu sertleşmiş ve yükselmiş, hamasi nutuklar atmaya başlamıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Konu darbelere geldi uzandı ve X bey, soğukkanlılıkla, yapılan bütün darbelerin “zorunlu” olarak yapıldığını, o yüzden onların eleştirilmesinin doğru olmadığını söyleyiverdi. Tabii “darbe” sözcüğü yerine “müdahale” ya da “yönetime el koyma” sözlerini kullanmayı yeğliyordu. Üstelik benim babamın da bir Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olduğunu, bu nedenle askeri yıpratmaya çalışanların söylemlerinden uzak kalmam gerektiğini “hatırlattı” bana (sırf babam asker olduğu için neden askerleri savunmam gerektiğini hâlâ anlayabilmiş değilim). X beyin darbe savunuları ise şöyleydi: 1950′lerde Demokrat Parti baskıcı bir yönetim kurmuş olduğu ve Cumhuriyet Halk Partililere zulüm etmekte olduğu için “müdahale” kaçınılmazdı. Üstelik bu “müdahale” ilerici güçler tarafından yapılmıştı, tabii ki desteklenmeliydi. Baskıcı bir rejime karşı çıkmak ve onun baskıcı özelliğini engellemek için muhalefet oluşturmak görevinin orduya değil, siyasal partilere ve sivil toplum örgütlerine düştüğünü anlatmak benim için çok zor değildi; fakat bunu algılamak X bey için çok zordu. Ardından 1980 darbesine atlayıverdi: 12 Eylül 1980′den önce sokaklarda terör esiyordu, ordu akan kanı durdurmak için darbe yapmak zorundaydı. “Peki” dedim, “sokaklarda akan o kanın müsebbibi kimdi?”. X beye göre bu kanın müsebbibi dış güçlerdi. Gençlerimize birbirini kırdırıyorlar, ülkemizi zayıf duruma düşürmek ve bölüp paylaşmak istiyorlardı. Ona devletin beslediği “terörist”leri anımsatmaya çalıştım, gizli iktidar sahiplerinin gerçek iktidarı ellerine almak için pek çok olaya sebep olduğundan söz ettim, 1 Mayıs 1977′de işçilerin üzerine ateş açan Abdullah Çatlı’nın devletin bir görevlisi olduğundan bahsettim; konu birdenbire Abdullah Çatlı üzerinden ilerlemeye başladı. X beye göre Abdullah Çatlı bir “kahraman”dı; çünkü ASALA’yı bitiren adamdı. “Eğer karşımda bir katili savunacak noktaya gelmişseniz, benim sizinle paylaşacak hiçbir şeyim olamaz” dedim. Sinirlendi.</p>
<p style="text-align: left;">Bu konuyla ilgili “gerilimli dakikalar”ın ardından, mesele AKP hükümetine geliverdi. X beye göre AKP hükümetinin ülkeyi halihazırda yönetiyor olması “yasal” değildi. AKP legal bir hükümet yapılanması değildi ve ne yolla olursa olsun devrilmesi gerekiyordu. Kendisini hayretten hayrete düşerek, ağzım açık bir şekilde dinliyordum. 2002 genel seçimlerinde %34, 2007 genel seçimlerinde %47 oy alan bir parti, nasıl olur da legal olmazdı? X beye göre seçmen bilinçsizdi, gerizekalıydı, doğruları göremiyordu; AKP’nin amacı şeriatı getirmekti ve bu yolda demokrasiyi bir araç olarak kullanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de ülkemizi “yeşil kuşağın” bir parçası yapmak istediğinden AKP’yi destekliyordu. Bu basmakalıp düşüncelere hangi argümanla karşı çıkarsam çıkayım başarılı olamayacağımı biliyordum, bu tip sabit fikirlere sahip insanlar “düşünme” yetisini kullanamıyordu artık; X beyin “düşünmesini sağlamak” mümkün değildi. Bana sordu: “Sen AKP’nin legal olduğunu düşünüyor musun?” Cevabım şöyle oldu: “Bu ülke, en azından teoride, demokrasiyle yönetiliyorsa ve ülkenin yarısı bir partiye oy vermişse tabii ki o partinin hükümet etme hakkı vardır ve yasadışı yollarla bu engellenemez. Legal olmayan şey sizin “müdahale” düşüncenizdir.” X bey, bu sefer de AKP’nin aldığı oy oranının aslında %47′den çok çok daha düşük olduğunu, fakat seçim sonuçlarına hile katılarak bu oranın bu değerlere çekildiğini iddia etmeye başladı. Her türlü komplo teorisi tıkır tıkır işliyordu X beyin zihninde.</p>
<p style="text-align: left;">AKP’nin eleştirilmesi gereken çok sayıda icraatı olduğunu, fakat CHP ya da diğer muhalefetin bu icraatları eleştirmek yerine AKP’nin AB müktesebatı yönünde, demokratikleşme yönünde, sivilleşme yönünde (zorunlu olarak da olsa) atmaya çalıştığı her türlü adımı engellemekten başka bir muhalefeti olmadığından bahsettim. CHP’nin, AKP’yi düzgün yönlerden (örneğin; uygulanmakta olan neo-liberal bazı politikalar, işçi-emekçi hakları, sosyal güvenlik vb.) eleştirmek yerine sırtını orduya ve yüksek yargıya dayadığını, ülkenin daha yaşanabilir bir yer haline gelmesi için hiçbir çabası olmadığını söyledim. X bey, CHP hakkındaki bu iddialarımın “doğru olmadığı”ndan başka bir savunma yapamadı ve konuyu AB’ye getirerek “Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi gerçekten alacağını düşünüyor musun?” dedi. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe kabul edip etmeyeceğinin ayrı bir konu, AB müktesebatının Türkiye’de yerleşmesinin ayrı bir konu olduğunu söyledim ve devam ettim: “Bir kere AB içinde Türkiye’nin tam üyeliğine çeşitli sebeplerle karşı çıkan Fransa ve Almanya’nın yanında, Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen İsveç, İngiltere, İtalya gibi pek çok ülke var. AB içinde Türkiye’ye ilişkin bir korku olduğu da doğru; fakat şu anda sırf “onlar bizi kabul etmez” gibi bir gerekçeyle Türkiye’nin yasal yapısının bu halde kalmasını savunmak kadar saçma bir şey olamaz. Türkiye toplumsal ve bireysel özgürlüklerle demokrasiye çok uzak bir hukuka ve hukuk anlayışına sahip, bu özgürlüklerin şu anda dünya üzerinde en yoğun olarak yaşanmasına izin veren AB hukukuna da öyle ya da böyle geçilmesi gerekiyor.”</p>
<p style="text-align: left;">X bey bu hukuka AKP hükümetiyle geçilebileceğine gerçekten inanıp inanmadığımı sorduğunda ise gidişatın o yönde olduğunu ve toplumsal baskılarla bu talebin dile getirilmesi gerektiğini söyledim ve şu anda Türkiye’yi yönetme şansına sahip olan üç parti (AKP, CHP ve MHP) varsa, tabii ki bunların arasından AKP’yi tercih edeceğimden bahsettim. Bunun üzerine teyzem şöyle bir tepki verdi: “Ne yani, sen AKPli misin şimdi, bizim başımızı mı örttüreceksin bu gericilere?”</p>
<p style="text-align: left;">Tepkim şöyle oldu: “Bu ülkede insanların etnik kökenleri yüzünden devlet ya da milliyetçi tosuncuklar tarafından öldürülmelerini istemiyorum. Kültürel kimliklerini özgürce ifade etmek isteyen etnik grupların bu ifade haklarının engellenmesini istemiyorum. Hangi görüşten olursa olsun insanların bireysel, toplumsal ve siyasal özgürlüklerinin yanındayım. Hangi din ya da inanç söz konusu olursa olsun dinsel ve inançsal özgürlüklerden yanayım. Sırf başörtülü diye, genç kızların eğitim hakkının ellerinden alınmasını istemiyorum. Düşünceleri ya da söyledikleri yüzünden insanların hapislerde çürümesini istemiyorum. Sokak ortasında onbinlerce kişinin öldürülmesini istemiyorum. Eğer bütün bunlar senin ya da sizlerin zihniyetinde AKPlilikle bağdaşıyorsa, benim söyleyecek hiçbir şeyim olamaz. Ayrıca herhangi bir insan AKPli de olabilir, bu da bir suç falan değil bildiğim kadarıyla. Bir de şu var ki, benim gibi kendisini “Müslüman” olarak bile tanımlamayan, herhangi bir dine aidiyet hissetmeyen birine kalkıp “şeriatçı” yaftasını yakıştırman da harika.”</p>
<p style="text-align: left;">(Tabii ki teyzem de, X bey de, birazdan bahsedeceğim halam da kendisini “Müslüman” olarak tanımlıyor).</p>
<p style="text-align: left;">Tartışma süresince X bey, arada bir, “Yok, sen böyle düşünüyorsan seninle pek bir şey tartışabileceğimizi sanmıyorum.” deyip durduysa da dayanamıyor ve sürekli yeni bir şeylerden bahsetmeye çalışıyordu. Bunu da bir not olarak ekleyeyim. Kapanış ise şöyle oldu: “Ben şu anda neredeyse 60 yaşındayım. Gençken TİP’i desteklerdim, düşüncelerim de seninkilere yakındı; fakat bazı şeyleri yaşadıkça, gördükçe, anladıkça Atatürk milliyetçiliğinin, ulusalcılığın değerini fark ettim. 10 yıl sonra umarım yeniden bir araya geliriz, eminim ki senin düşüncelerin de benimkiler gibi olacak o zaman.” Benim verdiğim cevap ise şuydu: “Bundan 10 yıl önce, 17-18 yaşlarındayken, tamamen sizin gibi düşünüyordum. Düşünsel ilerlemeyi kimin yaşayıp, kimin yaşamadığını bu örnekle belki daha net anlarsınız.”</p>
<p style="text-align: left;">Saat epey geç olmuştu, el sıkışıldı ve X bey evine gitmek üzere ayrıldı. Ancak hikaye burada bitmiyordu, birkaç gün sonra X bey yeniden geldi. Bu sefer kendisiyle yalnızca el sıkışıp selamlaştım ve tartışmak istemediğim için başka bir odaya geçtim; fakat söylediği bazı şeyleri duyma şansım oldu, onları da aktarayım. X beye göre gençler ve hatta toplumun tamamı psikolojik bir sorun yaşıyordu. O yüzden benim bu gençlerden biri olarak bu şekilde düşünmem normaldi; ama nasıl ki başımız, sırtımız ağrıdığında, öksürdüğümüzde doktora gidiyorsak psikolojik sorunlar yaşadığımızda da psikologlara ya da psikiyatristlere başvurmalıydık. Anneme benim bir psikiyatriste görünme ihtiyacım olduğundan söz etti. Bunun tek sebebi X bey gibi düşünmüyor oluşumdu. Üstelik X bey kendisini hâlâ “solcu” olarak (da) tanımlıyordu.</p>
<p style="text-align: left;">İşte zihniyet bu: Her şeyi Atatürkçüler, ulusalcılar biliyor; onlar gibi düşünmeyen insanlar olayları doğru değerlendiremiyor, hepsi ruh hastası, zaten AKP de bu yüzden iktidarda. Psikiyatrik destek alırsak biz de doğru yolu bulup Atatürkçü ve ulusalcı olacağız. Herhalde bu tablo asıl “hasta”nın kim olduğunu çok net ortaya koyuyordur.</p>
<p style="text-align: left;">Gelelim ikinci “mahalle baskısı” örneğine: Daha bugün babaannemi, kuzenlerimi ve halamı görmek için halamların evine gittim. Kuzenlerden biri koluna “K. Atatürk” imzalı bir dövme yaptırmış, konu buradan açıldı. Halam “bak ne güzel olmuş, sen de yaptırsana” dedi bana. Şaşırdım. “Yahu neden yaptırayım ki?” dedim. “E hepimiz Atatürkçü değil miyiz?” dedi halam. “Yoo ben Atatürkçü falan değilim” dedim. Ondan sonra X beyinkinden biraz daha düşük seviyede (o seviyeden daha düşük nasıl olabilir diye sormayın lütfen) ve “popüler ulusalcılık/Tuncay Özkan ulusalcılığı” ekseninde, hamasi söylemler havada uçuşmaya başladı. Biz bu vatanın ekmeğini yiyorduk, hepimiz Atatürkçü olmalıydık, ordunun yanında olmalıydık, vatanımıza-milletimize sahip çıkmalıydık falan filan. Ülkenin bütün aydınları teker teker “içeri” alınıyordu, AKP de Amerika’nın güdümünde ülkeyi şeriata doğru götürüyordu. Üstelik bu ülkede bir Ermeninin sokak ortasında söylediği şeyler yüzünden öldürülmesinde de hiçbir sorun yoktu. Onlar dış güçlerle bağlantılıydı ve ülkemizde yaşama hakkına sahip değillerdi. Onların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarıyla ilgilenmiyordu bile halam. Irkçı ve şiddet yanlısı olduğunu söylediğimde tabii ki inkâr etti. O ırkçı değil, bir “Atatürk milliyetçisi”ydi. Bu tartışma da yaklaşık 15-20 dakika kadar sürdü; fakat artık bezmiştim ve halamın X bey kadar bile dinlemeye tahammülü yoktu. Konu babaannem sayesinde bir şekilde kapandı ve 2-3 saat sürecek olan “aile saadeti misafirliği” devam etti.</p>
<p style="text-align: left;">Tabii ki ailemden oldukları için ne düşünürlerse düşünsünler bu insanları seviyorum. Kötü niyetlerinin olmadığını da biliyorum. Resmi ideoloji tarafından “çok güzel” bir şekilde yetiştirilmişler, bu noktadan sonra yapılabilecek pek bir şey yok. Fakat onlardan rica ediyorum, lütfen benim yanımda bana böyle hamasi nutuklar atmasınlar. Yıpranıyorum. TSK değil, asıl ben yıpranıyorum ulan!</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/18/%e2%80%9cataturkcukemalist-mahalle-baskisi%e2%80%9d-veya-%e2%80%9cyipranan-tsk-degil-benim%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

