<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Cezaevi</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/cezaevi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Bu Savaşı Çocuklar Üzerinden Kazanamazsınız</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/30/bu-savasi-cocuklar-uzerinden-kazanamazsiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/30/bu-savasi-cocuklar-uzerinden-kazanamazsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 08:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8490</guid>
		<description><![CDATA[Kararlığı ortaya koymak gözü karalılık gerektirir. Öyle bir eylem ya da eylemler bütününe imza atmanız gerekir ki, kaşı taraf bunu gözü karalık olarak alsın ve yılsın. İster farkında olunsun, isterse olunmasın psikolojik olarak en etkili yöntemlerdendir bu.  
  Savaşan iki topluluk varsa, birinin yaptığı eylemlerin hayret etkisinin büyüklüğü karşı tarafın tüm çarpışanlarını yok etmekten daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/cocuk_hapis.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8491" title="cocuk_hapis" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/cocuk_hapis-229x300.jpg" alt="" width="180" height="229" /></a>Kararlığı ortaya koymak gözü karalılık gerektirir. Öyle bir eylem ya da eylemler bütününe imza atmanız gerekir ki, kaşı taraf bunu gözü karalık olarak alsın ve yılsın. İster farkında olunsun, isterse olunmasın psikolojik olarak en etkili yöntemlerdendir bu.  </p>
<p>  Savaşan iki topluluk varsa, birinin yaptığı eylemlerin hayret etkisinin büyüklüğü karşı tarafın tüm çarpışanlarını yok etmekten daha öteye geçmelidir. Mesela modern zamanları alabildiğine yaşadığımız, ötekileştirmenin dahi neredeyse psikolojik bir suç olduğu bu zamanlarda, çarpıştığınız<span id="more-8490"></span> ya da savaş içerisinde olduğunuz topluluğu tümden yok etmeniz veya öldürmeniz sizi kazanan yapmaz, şahit olan herkesin gözünde sadece &#8216; katil ve cani &#8216; olarak belirirsiniz.Oysa ki savaş dediğimiz ortamın mutlaka bir kazananı olması gerekir. Öyle ise hem kazanan olup hem de imajı temiz göstermek, fiilen göze sokarak yapılan yok etme isteği değil, yıldırma yöntemlerini seçmek en kurnazca (!) harekettir. </p>
<p>  Dersim&#8217;i bombalamak - bugün hala yöntem olarak seçen katil olma hevesinde olanları dahi olsa - gibi canice eylemlere bugünlerde imza atamazsınız. Ya da Ergenekon Davası sürerken herhangi bir &#8216; gözaltında kayıp &#8216; gibi hukuksuzluklara da imza atamazsınız. Savaştığınız tarafın en hassas noktalarını bulup, yasaya uygun yöntemler yıldırmayı başarabilirseniz hem savaşın kazananı hem de cani damgası yemeyen (!) tarafı olursunuz. Çünkü zahirde yasaya, hukuka uygun bir yöntem izlemiş olursunuz (!). </p>
<p>  Gelin görün ki ortada ne bir savaş, ne de bir hukuka uygunluk yoksa yaptığınız eylem, en hassas noktalardan usule uygun gerçekleştirmek suretiyle kararlığınız ispat buradan hareketle olmayan şeyler üzerinden, belki onları yok ederekten kendinizi ortaya koyma çabasıdır.Yani <strong>hiç</strong>. </p>
<p>  Her aklı başında insan, Türk - Kürt savaşı gibi ırk temeline, kimlikleştirmeye dayalı, aynı toprağı varlıklarıyla eş zamanlı olarak paylaşmaya başlamış toplulukların arasında geçen savaşın hiç olmaması gerektiği görüşünü savunur. Tarih olarak neredeyse bir asra uzanan bir savaş halen sürüyorsa ve halen aynı topraklar üzerindeyse bu savaşı bitirmemeye niyetli, kendilerini bu savaşa programlamış inatçı kahramanlar (!) vardır. Olmayan savaşın yoktan var eden bir taraf maalesef mevcut. Bilmeleri gerekir ki böyle bir savaş yok, ya da olmamalıydı. </p>
<p>  Sonrasında yoktan savaşın tarafı olanın tükettiği eski yöntemlerin hem sonuç olarak iş görmediği hem de değişen zamanda aynı caniliği devam ettirememesi nedenlerinden kaynaklı olarak ortaya konan psikolojik yıldırma niyetinin zahiri &#8216; kararlılık &#8216; daha somut ifade edecek olursam Terörle Mücadele Kanunu başlığında hukusal zemine oturtulmuş &#8216; çocukları savaştan ayırt etmeme &#8216; yıldırması, 15 yaşındaki ergen bir kız çocuğunun ve onun gibi yüzlercesinin, ve bu çocukların bir kısmının da ifadelerinde <strong>taş atma </strong>eyleminde bulunmadığını, kiminin tuvalet ihtiyacından sonra kullanmak üzere cebinde taş taşıdığını, kiminin olay yerinde dahi olmadığı halde evinden alınıp götürüldüğünü, kiminin sadece başka bir yere gitmek niyetiyle olay yerinden geçtiğini ifade etmesine rağmen ve bu çocukları alacak kadar fazla sayıda bir koğuş olmamasına rağmen bu çocuklara bir tuvalet yapmaktan dahi aciz olan oyun kurucuların aynı çocuklara koğuş yapmalarındaki isteğini gördükten sonra, bu kararlılığa şahit olduktan sonra ülkenin her tarafından <strong>anayasa değişikliğine, sivil anayasaya </strong>ihtiyaç olduğuna dair seslerin ayyuka çıktığı konuyla ilgili olarak bir ilin barosu hariç tüm baroların yeni anayasal değişiklik üzerinde çalıştığı bir dönemde tüm bu seslere kulak tıkayıp, halen yaşları 13-15 arasında değişen, reşit sayılmayan çocukların hiç olmayan bir savaşı ve kararlığı yürütmek niyetiyle sürdürmek hangi vicdana, hangi ahlaka, hangi yasaya sığar ? </p>
<p>  Savaşı bitirmek isteyenler <strong>anayasayı </strong>değiştirir, savaşı biritmek isteyenler en hassas nokta olan <strong>çocuklar </strong>üzerinden kararlılıklarına devam etmezler. <strong>Kürtlerin ve Kürt çocuklarının, Türk </strong>tarafının bu savaşı bitirmeye niyetli olduğunu görmeye ihtiyacı var.15 yaşındaki bir kız çocuğu olan Berivan&#8217;ın aldığı 8 yıllık hapis cezası bu savaşı bitirme hevesinin neresinde Allah aşkına ? </p>
<p>  <strong>İki Dil, Bir Bavul </strong>filmi bu ülkenin gerçeğini ortaya koyuyordu. O filmin Türkçe konuşamayan Kürt çocuğu Zilkif&#8217;in o sırada hep sırtında çanta ile oturan hali, bu ülkenin Kürt çocuklarının kendilerine hissettirildiği gibi &#8216; <strong>yerleşememe </strong>&#8216;, &#8216; <strong>her an gitmeye hazır </strong>&#8216; hali değil midir ?Şimdi yapmanız gereken Zilkif&#8217;e çantasını çıkarttırıp, o sınıfta misafir değil gerçek bir öğrenci olduğunu hissettirmek iken, halen TMK mağduriyeti yaşattığınız bu çocuklara, &#8216; Kürtçe yok diyorum oğlum &#8216; diye bağıran öğretmenler ile bir ağaç diktirip, kendilerinin olmayan bir bayramda ne dediklerini dahi bilmedikleri dizeleri ezberletirken, aynı günlerde başka bir yerde başka bir Kürt çocuğunun kafasına dipçik yerleştirerek hangi eylemi gerçekleştiriyorsunuz acaba ? Kürt çocukları, Kürt Açılımının içinden hiç mi geçmiyor ? Bu kararlılık neyin kararlılığıdır ? </p>
<p>  Bu ülkenin bugüne kadar ki seçilmiş kaderi olan Kürt- Türk savaşı, savaşı bitirmeye kararlı,eğleyici değil çözücü girişimlerle biter ancak. Bunun yolu ise <strong>anayasayı olması gerektiği şekliyle değiştirmek, Terörle Mücadele Kanunu üzerinden çocuk hapsetmemek, Berivan gibi 15 yaşında bir kız çocuğunun durumunu gözardı etmeden psikolojik yıldırma kararlılığından kurtulmak ve somut adımlar atmaktan geçer.</strong> </p>
<p>  Ne kadar adım, o kadar çözüm.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/30/bu-savasi-cocuklar-uzerinden-kazanamazsiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/30/bu-savasi-cocuklar-uzerinden-kazanamazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bingöl Cezaevine kitap gönderiyoruz, siz de katılın!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/19/bingol-cezaevine-kitap-gonderiyoruz-siz-de-katilin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/19/bingol-cezaevine-kitap-gonderiyoruz-siz-de-katilin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 09:53:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[Verme hakkı]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[bingöl cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[cezaevleri okul olsun]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6911</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de güzel insanlar güzel işlere imza atıyor. Ama doğal(!) olarak manşetlerde savaşları, felaketleri, yasakları, zulümleri görüyoruz daha çok. İyi, güzel ve doğru adına yapılan işlerin her biri küçücük ama toplamı kocaman! Bunun için iyiliğin yayılması bazen kötülük kadar hızlı ve şatafatlı bir biçimde olmuyor.
Daha önce Kitap Adresi sitesinin desteğiyle Kayseri Kapalı Cezaevi için bir kitap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091015_derin_dusunce_org_kitap_cezaevi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6912" title="20091015_derin_dusunce_org_kitap_cezaevi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091015_derin_dusunce_org_kitap_cezaevi.jpg" alt="" width="292" height="242" /></a>Türkiye&#8217;de güzel insanlar güzel işlere imza atıyor. Ama doğal(!) olarak manşetlerde savaşları, felaketleri, yasakları, zulümleri görüyoruz daha çok. İyi, güzel ve doğru adına yapılan işlerin her biri küçücük ama toplamı kocaman! Bunun için iyiliğin yayılması bazen kötülük kadar hızlı ve şatafatlı bir biçimde olmuyor.</p>
<p>Daha önce <a href="http://kitapadresi.com/magaza/">Kitap Adresi sitesinin</a> desteğiyle <strong>Kayseri Kapalı Cezaevi</strong> için bir kitap kampanyası başlatmıştık. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/14/cezaevleri-okul-olsun/">Cezaevleri okul olsun!</a> ) Bir çok okurdan da destek gördük.  Yüzlerce kitap ulaştı oradaki mahkumlara. Kayseri&#8217;deki yazar dostumuz <a href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> sayesinde birinci elden haber aldık, takip ettik. Gardiyanlar da mahkumlar kadar sevinmişlerdi. Siz destek veren okurlarımız sadece kütüphaneyi zenginleştirmekle kalmadınız. Bilgi yarışması düzenlenip mahkumlara hediye edildi bu kitapların bir kısmı. (Cezaevleri okul olsun isimli yazıda <strong>&#8220;Kayseri Maceramızı&#8221;</strong> ve bunun arkasındaki fikrî, vicdanî zemini <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/14/cezaevleri-okul-olsun/">buradan</a> okuyabilirsiniz.)</p>
<p>Polisiye filmlerin ve işkence haberlerinin zihinlerde oluşturduğu bir cezaevi mitolojisi var. Korkunç gardiyanlar, isyankâr mahkumlar, kavga, gürültü&#8230; Oysa bütün cezaevleri polisiye filmlerde gördüğümüz gibi kavga-gürültü içinde yerler değil. Cezalarını çekmekte olan insanların dışarıda aileleri var. Onlarla beraber ceza çeken, geçim sıkıntısına, çevrenin önyargılarına göğüs germek zorunda kalan eşler, çocuklar&#8230;</p>
<p>Bugün Bingöl M Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nden bahsetmek istiyorum. Daha önce <a title="Permanent Link to Kürt açılımı devletin değil herkesin meselesi" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/18/kurt-acilimi-devleti-degil-herkesin-meselesi/">Kürt açılımı devletin değil herkesin meselesi</a> gibi yazılarından tanıdığınız Avukat <a href="http://www.fahrialimoglu.av.tr/"><em>Fahri Alimoğlu</em></a><em> </em>sayesinde temasa geçtik eğitim bölümü ile. Bu avukat dostumuz da her şeyden şikayet etmek yerine <span id="more-6911"></span>somut çalışmalar yapmayı seven bir insan. Terör sorunu konusunda bir yasa teklifi hazırlayıp Adalet Bakanlığı&#8217;na sunmuştu meselâ. Bayramdan önce onun sayesinde tanıdığım Bingöl Cezaevi&#8217;nin eğitim sorumlusu Gamze Çiftçi Hanım ile bir telefon görüşmesi yaptım. O kısacık görüşmede dahi ne kadar &#8220;insan&#8221; bir insan var diye düşündüm karşımda. Eğitim bölümünde yapılan işler ve ihtiyaçlar konusunda konuştuk. 460 mahkum vardı. Mevcut kitapların çoğu eskimişti. En çok da roman okunuyordu. Yeni çıkan kitapları sunmak istiyordu Gamze Hanım öğrencilerine. Genç mahkumlar meslek kurslarına hazırlanıyordu. Umutları vardı. Bir şeyler yapmak istiyorlardı bir daha geri dönmemek için.</p>
<p>İnsanları iyi-kötü diye etiketleyen bir adalet sistemi ister istemez adaletsizlik üretiyor. Türkiye&#8217;ye özgü bir sorun değil bu. Endüstriyel toplumlar kusurlu malları imalat hatlarından eledikleri gibi &#8220;kusurlu&#8221; insanları da toplumdan ayırarak &#8220;düzeni&#8221; korumaya çalışıyorlar. Ama olmuyor. Yürümüyor bu fabrika mantığı. Fransız cezaevlerindeki intiharlar, ABD cezaevlerinde artan şiddet bunun ispatı. Üstelik &#8220;içeride&#8221; insan suça daha eğilimli bir hale de gelebiliyor. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/">Kötü insan nasıl üretilir?</a> adlı yazıda anlattığımız gibi cezaevlerinin yapılışları, organizasyonu, &#8220;içerideki&#8221; rol dağılımı insanlar üzerinde büyük baskılar oluşturabiliyor.</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Ey insan, başkalarından gördüğün zulümler, kötülükler, senin kendi kötü huyunun onlardan aksetmesidir, görünmesidir. Senin varlığın, iki yüzlülüğün, zalimliğin, gafletin onlara aksetmiştir.  O sensin, sen kendini yaralıyorsun; lânet ipliğini, kendine, kendin dokuyorsun.&#8221;</em> (Hz. Mevlâna, Mesnevî, Cilt I, beyitler 1318-1320)</p>
<p>Diyorum ki <a href="http://www.derindusunce.org/category/verme-hakki/">verme hakkınızı</a> kullanın Bingöl Cezaevi  Kütüphanesi için. Ne yapabilirsiniz?</p>
<ul>
<li>1) Okuduğunuz ve hâlâ iyi durumda olan kitaplarınızı aşağıdaki adrese gönderebilirsiniz:</li>
</ul>
<p style="padding-left: 90px;"><strong>Bingöl M tipi Kapalı Cezaevi</strong></p>
<p style="padding-left: 90px;"><strong>Eğitim Bölümü</strong></p>
<p style="padding-left: 90px;"><strong>12000 Bingöl</strong></p>
<p> </p>
<ul>
<li>2) <a href="http://kitapadresi.com/magaza/">Kitap Adresi sitesinden</a> yeni kitaplar alıp aynı adrese gönderebilirsiniz.</li>
<li>3) Bu yazıyı tanıdıklarınıza, üye olduğunuz forumlara, mail gruplarına gönderebilirsiniz.</li>
<li>4) <a href="http://www.derindusunce.org/destek/">Destek</a> sayfasından Derin Düşünce&#8217;ye bağış yaparak Bingöl projesine maddi destek sağlayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/19/bingol-cezaevine-kitap-gonderiyoruz-siz-de-katilin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/19/bingol-cezaevine-kitap-gonderiyoruz-siz-de-katilin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taş Atan &#8220;Çocuklar&#8221;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/13/tas-atan-cocuklar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/13/tas-atan-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 22:47:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<category><![CDATA[Diyarbakir]]></category>

		<category><![CDATA[protesto]]></category>

		<category><![CDATA[tas atan cocuklar]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3492</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sevgili Değerli Ablam Necla,
Öncelikle dışarıda benim için nasıl çalıştığını biliyorum ve etkilerini görüyorum, seni çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum. Annem, babam, küçük şeytan ve Nenişi benim yerime öp ama radyoda keşke sadece dört kişinin ismini değil herkesin ismini söyleseydin.
Bu kâğıdı seçmemin sebebi senin kır çiçeklerini sevmen ve (elimde başka kâğıt kalmayışı). Sevgili ablacım benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090214_derindusunce_org_tas_atan_cocuklar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3494" title="20090214_derindusunce_org_tas_atan_cocuklar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090214_derindusunce_org_tas_atan_cocuklar-280x300.jpg" alt="" width="184" height="208" /></a>&#8220;Sevgili Değerli Ablam Necla,<br />
Öncelikle dışarıda benim için nasıl çalıştığını biliyorum ve etkilerini görüyorum, seni çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum. Annem, babam, küçük şeytan ve Nenişi benim yerime öp ama radyoda keşke sadece dört kişinin ismini değil herkesin ismini söyleseydin.<br />
Bu kâğıdı seçmemin sebebi senin kır çiçeklerini sevmen ve (elimde başka kâğıt kalmayışı). Sevgili ablacım benim şansım fazla yok ama benim şansımı hep sizler yarattınız bu yüzden sizler benim uğurlu tavşan ayağımsınız. Bana kartpostal atmayı unutma. Sana çok kızarım. Bu sefer içimde çıkacam diye bir his var. Bir de görüşlerde bana yalan söylemeyin. Çünkü ben dürüstlükten yanayım sadece gerçekleri söyleyin. Ablacım çıkınca seninle beraber bir Eskişehir turu atalım. Unutma sadece Eskişehir değil ben çıkınca bir ay kafa dinleyecem.<br />
Ondan sonra çalışacağım. Tabii çıkabilirsem 23 yıl halen var.<br />
Seni çok çok çok hezdikim (seviyorum). &#8220;</em><br />
 </p>
<p>Onların ismi taş atan çocuklar. Saygıdeğer medyamız bu ismi layık görmüş kendilerine. Böyle kazındılar hafızalara. Taş atan çocuklar. Ne kadar çok şey anlatıyor. Ve ne kadar az şey anlatıyor onlar hakkında.<br />
 <br />
Yukarıda ablasına yazdığı mektubu okuduğunuz Hebun Başbakan Recep Tayip Erdoğan&#8217;ın Temmuz 2008 de Güneydoğu Anadolu&#8217;ya yaptığı seyahati protesto ederken gözaltına alınan yaşları 13 ile <span id="more-3492"></span>18 arasında değişen 50 den fazla tutuklu çocuktan sadece bir tanesi. Diyarbakırlı bir &#8220;çocuk&#8221; . Hani günledir Abdulkadir Aygan&#8217;ın itiraflarında okuduğumuz; ben bizzat 70-80 cinayete tanık oldum, benim dışımda ise JİTEM de yer aldığım günlerde 700-800 civarı faili meçhul cinayet oldu dediği şehir. Hebun 16 yaşında. Tam da Abdulkadir Aygan&#8217;ın  isim isim yer yer tarif ettiği cinayetlerin başladığı yılda doğmuş olmalı. Hebun üç yaşına geldiğinde bu cinayetler hala sürüyordu. Hebun beş yaşına geldiğinde Taraf gazetesinde son günlerde detaylarıyla anlatıldığı üzere Diyarbakır ve çevresindeki illere ait köyler taranıyordu. Hebun sekiz yaşına geldiğinde hala sokaklardan beyaz Toros marka arabalar adam kaçırıp görünmez mezralara kaderlerine götürüyordu. Hebun 13 yaşına geldiğinde Diyarbakır&#8217;da ölen PKK üyelerinin cenazelerine katılan göstericilerle polis arasında çıkan çatışmalarda 5 i çocuk 14 kişi ölmüştü.<br />
 <br />
Hebun üç yaşına geldiğinde çocuklar arasında pokemon salgını vardı belki hatırlarsınız. Evlerimize tıkıştırdığımız yumurcaklar sabahtan akşama o garabet çizgi filimi seyredip üzerimize atlardı pik-kaa-çuuu diyerek. Hebun  sekiz yaşındayken okul yollarında kavga ederdik çocuklarımızla. Bir taso salgını başlamıştı bu sefer; dünyayı bize zindan ederlerdi okula götürürken cips alalım da içlerinden istedikleri tasolar çıksın diye. Hebun 13 yaşlarında olmalı şu kahrolası Japonlar bu sefer beyblade diye bir şey icat ettiler hepimizin hayatını karartmak için. Hani bizim çocuklarımızdaki ipli topaçlara benzerde, kazık mı kazıktır fiyatı. Plastik tepsi gibi bir şeyin içinde oynarlardı sokağa salmaya korktuğumuz, başlarına bir şey gelir diye endişeden eve kapattığımız çocuklarımız. Saatlerce komşu çocuklarla kafamızı şişirirlerdi de modern topaçlarıyla  biz de aman dizimizin dibinden ayrılmasın neme lazım diye bu garip hayat tarzına ister istemez katlanıverirdik. Bir acayip çocukluktur çocuklarımızın yaşadığı çocukluk. Suni vitaminler kadar sahici.<br />
 <br />
Hebun&#8217;un dünyası ise çok uzak bir dünyadır bizlere. Belki bizim çocuklarımız gibi taso, pokemon,  bayblade gibi zırvalarla işi olmamıştır Hebun&#8217;un çocukken. Bizim çocuklarımız da hiç duymamıştır JİTEM, faili meçhul,  &#8221; bu dil yasak!&#8221;, &#8220;panzer ezmiş&#8221; gibi sözleri.<br />
Ya Hebun?<br />
 <br />
Taş atan çocuklar buyurmuş necip Türk basını bu &#8220;çocuklara&#8221;. Hani taş atmışlar polise çeksin cezasını sıpalar der gibi. Zaten 2006 yılında başbakan da bir konuşmasında ister çocuk olsun ister kadın birileri taş atıyorsa cezasını çekmeli demiş.  Kimileri durumdan vazife çıkarmış daha bir cesur doğrultmuş silahını sokak gösterilerinde kimileri de Türk Ceza Kanununu değiştirivermiş alelacele. 15-18 yaş arası &#8220;çocuklar&#8221; ağır cezada yargılansınlar hükmü gelmiş. Böylece 18 yaş altındaki çocuklar hiçbir Avrupa ülkesinde ağır cezada yargılanamazken biz de zaten olmayan çocuk mahkemelerinde değil, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmasına karar verilmiş bu çocukların. Sonra çeksin cezasını bu sıpalar diyen bir başka savcı tam 23 yıla varan cezalara çarptırılması için dava açmış bu &#8220;çocuklar&#8221; hakkında.<br />
 <br />
Mahkemeleri uzadıkça uzarken 5-6 kişilik koğuşlarda 20 kişi kalırmış bu taş atan &#8220;çocuklar&#8221;. Haftada iki saat sıcak su verilirmiş. Zaman yetmiyor diye bir hafta çamaşır yıkarmış, bir hafta kendileri yıkanırlarmış. Hebun ablası Necla&#8217;ya anlatmış bazen 10 cm. lik çivi çıkarmış yemeklerinden. Bazen de kusarlarmış bu taş atan &#8220;çocuklar&#8221; yemekte buldukları bir sıçan kuyruğuna rastlayınca.<br />
 <br />
Çocuklukları çalınmış bu çocukların kimilerine göre. Ama bizimkiler gibi öyle evlerde tıkalı bir yaşam sürüp suni oyunlarla avundukları için değil. Harbiden çalınmış. Gözlerini beyaz Torosların şehirlerden babaları kaçırdığı bir ilde açmışlar. Taranan köylerde başka babaların 18&#8242; lik kızlarının cesedine sarılarak sabahladığı, gün ışıyınca alelacele gömdüğü bir diyarmış<br />
sokaklarında dolaştıkları.  Köylerden adamlar toplanır sonra yanık cesetleri bulunurmuş bir dere kenarında. Çoğu ise bulunmaz fısıltıyla hikayeleri anlatılırmış. O diyarda bazı anaların konuşmaları çok sinirlendirirmiş yetkili ağızları. Türküleri çatal bıçaklarla kovalanırmış vatansever linç gecelerinden. Çocuklar anaların azarlandığını görürmüş okul kapılarında. Türkçe konuş burada be kadın dermiş sert yüzlü adamlar Türkçe konuşmayı bilmeyen analara.  Kimse neden diye soramazmış. Öfkeyle dolarmış çocukların içleri. Üniforma bambaşka bir anlam taşırmış taso oynayan çocuklara ve üniformanın bambaşka bir anlamı varmış taş attığı söylenen  &#8220;çocuklara&#8221;.<br />
 <br />
Bizler iki kere çalmışız çocukluklarını taş atan &#8220;çocukların&#8221;. İlki baskı ve vahşet ikliminin öfke ve şiddet yağmurları getirdiği diyarlarda yaşattığımız zamanlarmış. Sonra bir daha çalmışız çocukluklarını. Gözaltına alındıkları bir günün ardından ağır ceza mahkemelerince yargılandıkları cezaevlerine tıkarak.<br />
 <br />
Hebun ve arkadaşları bu cezayı alırsa onlu yaşlarda girdikleri cezaevinden kocaman insanlar olarak çıkacaklar. Eğitim hakları elinden alınmış, dış dünyaya yabancılaşmış, eski bir sabıkalı olarak iş kapılarının yüzlerine kapandığı bir dünyada tutunmaya çalışacaklar. Belki de sağlıklarını yitirecekler. Kocaman insanların dahi ruh ve beden sağlıklarının dayanmadığı o cezaevinde.<br />
 <br />
Bir de Adana valisi İlhan Atış biz bu çocukların hepsini birer Gül, birer Erdoğan görmek istiyoruz demiş yeşil kartlarını almakla tehdit ettiği konuşmasında. Yüreğime su serpildi doğrusu. Demek ki bizler o yüzden bu çocukları 23 yıla mahkum etmek istiyoruz, eğitim haklarını elinden alıp, sıçan kuyruklu çorbalarla besliyoruz onları. Ben de aptal bir intikam peşindeyiz sanmıştım bir an. Gözden çıkardık, temelli kaybetmek istiyoruz çocuklarımızı sanmıştım. Korkmuştum; Ergenekoncular içerde ama ruhu hala aramızda ortaya çıkacağı anı kolluyor diye.<br />
 <br />
Pardon ben yanlış anlamışım!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/13/tas-atan-cocuklar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/13/tas-atan-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü insan nasıl üretilir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Mar 2007 09:30:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[Erdem]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/</guid>
		<description><![CDATA[

Teşekkür : Yazıyla ilgili fotoğraf, film ve belge sağlayan Stanford üniversitesi
öğretim üyesi Prof. Dr. Philip G. Zimbardo‘ya samimi teşekkürlerimizi sunarız.
Yazıyla ilgili videoları http://www.prisonexp.org/ sitesinden izleyebilirsiniz.    
 
Tutuklamalar başlıyor
Kaliforniya’daki Palo Alto şehrinde sessiz sakin bir ağustos sabahı başlıyordu.
Bir polis arabası aniden bir evin önünde durdu, arabadan inen polisler içeri
girerek üniversitede öğrenci olan bir genci evinden çıkardı, kendisine Ceza
Kanunu’nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="TR"><strong><img id="image67" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/03/spic2.kucukresim.gif" alt="spic2.gif" height="96" /><img id="image76" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/03/spic47.kucukresim.gif" alt="spic47.gif" height="96" /><img id="image71" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/03/spic18.kucukresim.jpg" alt="spic18.jpg" height="96" /><img id="image78" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/03/spic63.kucukresim.gif" alt="spic63.gif" height="96" /><img id="image72" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/03/homepic1.kucukresim.gif" alt="homepic1.gif" height="96" /></strong></span></p>
<p><span lang="TR"><strong><em></em></strong></span></p>
<p>Teşekkür : Yazıyla ilgili fotoğraf, film ve belge sağlayan Stanford üniversitesi<br />
öğretim üyesi Prof. Dr. Philip G. Zimbardo‘ya samimi teşekkürlerimizi sunarız.<br />
Yazıyla ilgili videoları <a href="http://www.prisonexp.org/">http://www.prisonexp.org/</a> sitesinden izleyebilirsiniz.    <br />
 </p>
<p><strong>Tutuklamalar başlıyor</strong></p>
<p>Kaliforniya’daki Palo Alto şehrinde sessiz sakin bir ağustos sabahı başlıyordu.<br />
Bir polis arabası aniden bir evin önünde durdu, arabadan inen polisler içeri<br />
girerek üniversitede öğrenci olan bir genci evinden çıkardı, kendisine Ceza<br />
Kanunu’nun 211inci maddesini ihlâl ettiği ve silahlı soygun suçundan<br />
tutuklandığı bildirildi. Komşularının şaşkın bakışları arasında ellerine<br />
kelepçe takılırken hakları okundu, üzeri arandı ve polis arabasına bindirildi.<br />
Komsular şaşırmakta haklıydılar çünkü Palo Alto Polis şefinin de çok iyi bildiği<br />
gibi o gün tutuklanan birçok üniversite öğrencisi aslında suçsuzdu. Sadece günlük<br />
bir kaç dolar karşılığında bir sosyal psikoloji deneyine katılmayı ve mahkûm rolü<br />
oynamayı kabul etmişlerdi.</p>
<p>Stanford üniversitesi öğretim üyelerinden Philip G. Zimbardo’nun 1971’de yaptığı<br />
ilginç deney bugün hâlâ güncelliğini koruyor ve sadece ABD değil Türkiye de<br />
dâhil bütün ülkeleri ilgilendirecek bulgular sunuyor.</p>
<p><strong>Türkiye çağdaş medeniyet seviyesine yaklaşıyor!</strong></p>
<p>25 Şubat 2007 tarihli Zaman gazetesinin haberine göre Türkiye suç<br />
işleme konusunda da hızla batılı ülkelerin seviyesine yaklaşmakta:<br />
Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre sabıkalı sayısı 8 milyonu,<br />
mahkûm sayısı 68 bini geçti. Emniyet’in rakamları da olayın boyutlarını<br />
gözler önüne seriyor.</p>
<p><span id="more-98"></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Son 10 yılda işlenen suç sayısı üçe katlandı. 1995′te 229 bin suç işlenirken, rakam 2006′da 785 bin 510′u buldu. Suçların yüzde 42’si İstanbul, Ankara ve İzmir’de işleniyor.</span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">İlk suçun işlenmesinin önlenmesi ayrı bir inceleme konusu elbette. Ancak 8 milyon sabıkalı büyük bir rakam. </span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Bu insanlardan hapiste yatanların “içeride” geçirdiği sürede</span><br />
</span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">1) Ailelerine bakamadıklarını,</span><br />
<span lang="TR">2) Anne-babalık ve/veya evlâtlık görevlerini yerine getiremediklerini,</span><br />
<span lang="TR">3) Hapiste geçen süre içinde yeni suçlar ve yöntemler “keşfettiklerini”,</span><br />
<span lang="TR">4) Bir kısmının hapisten çıktıktan sonra da etraflarındaki gençlere kötü örnek olduklarını, </span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">da hesaba katarsak insanları bir kaç ay veya yıl “kapatmanın” ülkemize ne kadar zarar verdiğini daha iyi görebiliriz.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">İnsanları hapse atmak çözüm mü? Kapkaç, silahlı soygun, çocuk pornosu, aile içi şiddet gibi konular biz “iyileri” sadece “kötüler” yakalanıncaya kadar ilgilendiriyor. Biz “iyiler” ile “kötüleri” birbirinden ayıran duvarlar bizi koruyor ve bir sorun olmaktan çıkıyor sanki. Peki, hapis yatan bir insanın zihninde ne gibi değişiklikler meydana geliyor? Toplumu, kendini, devleti algılayışı nasıl değişiyor? </span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Bir kaç yıl hapis yatan bir insan dersini almış, kanunlara saygılı bir vatandaş olarak çıkıyor dışarı pek çoğumuz için. Oysa hapis yatmış insanların suç işleme ihtimalleri yükseliyor istatistiklere göre. Gerek ülkemizde gerekse mahkûmların topluma kazandırılması için birçok proje üreten ABD, Fransa gibi gelişmiş ülkelerde bu gerçek değişmiyor. Neden?<br />
</span><br />
<strong><span lang="TR">Yapay hapishanenin öğrettikleri</span></strong></span><span lang="TR"><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Zimbardo’nun deneyi için Stanford üniversitesi Kampusu’nda kurduğu hapishane bir film dekoru olmaktan çok uzak. Gerçekten hapis hayatı yaşamış eski bir mahkûmu danışman olarak ekibine alan profesör eski mahkûmun tavsiyeleri üzerine deneklerin yaşam yerlerini oldukça tekdüze ve çirkin kılmak için duvarları, kapı ve pencereleri aynı renk levhalarla kaplıyor. Bu aynı zamanda deneklerin gün ışığını ve dışarıdan gelecek sesleri de engellemeyi ve zaman kavramını kaybetmelerini sağlamaya yönelik bir çaba.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Sahte mahkûmların bu deneyi bir oyun gibi algılamalarına engel olmak için gene eski mahkûmun tavsiyeleri doğrultusunda mahkûmların ayaklarına rahat yürünmeyen plaj terlikleri, saçları kesilmiş gibi görünmesi için başlarına kadın çorabı, üzerlerine de bir entari giydiriliyor. Denekler adlarıyla değil kendilerine verilen bir numara ile çağırılıyorlar.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Ordularda veya terör örgütlerinde de rastlayabileceğimiz bu uygulamaların amacı: </span><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR">1. <span lang="TR">Bireyin değerini çiğnemek,</span><br />
2. <span lang="TR">Anonim bir mahkûm (veya er, devrim savaşçısı, &#8230;) kimliği oluşturmak,</span><br />
3. <span lang="TR">Bütün nefsanî ihtiyaçlarını (uyku, yemek, giysi vb) aidiyet ile ikame etmek,</span><br />
4. <span lang="TR">Bireysel sorumluluk duygusunu dolayısıyla vicdanı devreden çıkarmak,</span><br />
5. <span lang="TR">Şiddet dışındaki yöntemlerin (eğitim, şefkat, diyalog, karşılıklı çıkarlara saygı, &#8230;) kullanılmasına engel olmak ve şiddeti kalıcı tek yöntem olarak dayatmak,</span><br />
6. <span lang="TR">Kendi gözünde ve toplum nezdinde önemini azaltarak ölümü veya intihar saldırısı yapmayı daha kolay kabul etmesini sağlamak.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><br />
<strong><span lang="TR">Amerika örneği </span></strong><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Her hangi bir günde ABD hapishanelerinde yatan insan sayısı 2.2 milyon. Bir yıl içinde buradan “geçen” insan sayısı ise bunun çok üzerinde. Hapishanelerde ve bağlı tesislerde çalışan insan sayısı 750 bin. Bunun ülkeye yükü yılda 60 milyar doları aşıyor. Eldeki verilere göre üç yıla kadar eski mahkûmların %67’si yeniden tutuklanacak ve %52’si yeniden hapse mahkûm edilecek.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Devletten mahkûm başına “kira” alan özel hapishane sahiplerinin ve mahkûmları asgarî ücretin çok altında çalıştıran tekstil ve call center firmalarının karşısında ellerini oluşturduğu bu manzara sağduyulu insanları alarma geçirdi. Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu 8 Haziran 2006 tarihinde çok ilginç bir</span><span lang="TR"> <a href="http://www.prisoncommission.org/pdfs/Confronting_Confinement.pdf">rapor</a> </span><span lang="TR"><span lang="TR">sundu. 126 sayfalık bu raporu Türkiye’nin suç-ceza-yeni suç döngüsünden kurtulabilmesini isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim.</span></span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><br />
<span lang="TR">1970’lerde ABD 20inci yüzyılın en büyük “tutuklama projesini” başlattı. 1970-2005 döneminde hapishane mahkûmlarının sayısı %628 arttı (1). Bugün ABD’nin geldiği umutsuz nokta ortada. Elbette suçluları hapse atmanın “dışarıdaki suç oranına olumlu bir etkisi var. Ancak bu etki “pahalı” ve geçici bir tedavi. Şöyle ki:</span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Joel A. Devine, Joseph F. Sheley, ve M. Dwayne Smith’in American Sociological Review (Sayı: 53, Yıl 988, sayfa : 407-420) dergisinde yayınlanan Macroeconomic and Social-Control Policy Influences on Crime Rate Changes,1948-1985 adlı makalelerinde sundukları gibi ülke bazında ve bütün suçlar aynı kefeye konduğunda bile toplam suç oranında %22’lik bir düşüş için hapishane nüfusunun yaklaşık %10 artması gerekiyor. </span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Ancak bu gri tablo detaylara indikçe yani suçlar ayrıştırıldığında iyice siyahlaşıyor : Daha fazla insanın hapse konması sadece soygun, yankesicilik ve motorlu araç hırsızlığında önemli bir düşüş sağlıyor. Tecavüz, cinayet, aile içi şiddet gibi suçlarda ise değişen bir şey yok. </span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Eyalet-şehir bazında yapılan bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar ise daha da endişelendirici : Coğrafî bölgelere göre değişmekle beraber hapse atılan insanların sayısındaki %10’luk bir artış suç oranındaki azalmanın ancak %0.11 ile %4 arasında kaldığını gösteriyor. (2) (3)</span></span></span></span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Dahası bazı bilimadamları hapse atılan insan sayısı ile suç oranı arasında bir ilişki bulamadıkları gibi bazıları da ters bir oran buluyorlar. Yani hapse atılan insan sayısı hâlihazırda yüksek olan eyaletlerde (toplam nüfusun %3ünden fazla) mahkûmiyetler arttıkça toplumdaki suç oranı artıyor. (4)(5)</span></span></span></span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Aslında bu bulgu o kadar da şaşırtıcı değil. Bir kaç yıla yayılan bir zaman diliminde yapılan incelemelerin bu sonuca varmaları normal. Çünkü hapse atılan bir insanın ailesinin geçim sıkıntısına düşmesi, borçlanması, ödeyemediği kiralardan dolayı evden çıkarılması belli bir zaman alıyor. Çocukların (veya eşin) bu zor ortama yenik düşerek suça yönelmeleri de muhtemel sonuçlardan biri. Yukarıda alıntıladığım Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre suçların %40’dan fazlasının İstanbul, Ankara ve İzmir’de yani aile bağlarının en zayıf olduğu büyük şehirlerde işlenmesi elbette rastlantı değil.</span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><br />
</span></span></span></span></span></span></span><span lang="TR"><span lang="TR">Onurları sürekli çiğnenen denek-mahkûmlar kendilerini adeta hadım edilmiş gibi hissetmeye başlıyorlar. Yürüyüşleri görünür şekilde daha kadınsı olmaya başlıyor.</span></span><span lang="TR"><span lang="TR"><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR"><strong><span lang="TR">Aşağılanma düşlerde bile devam ediyor</span></strong><br />
</span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">“Gerçek bir hapishane kurmayı değil hapishanede olma hissi vermeyi amaçladık” diyor Zimbardo. Birçok ülkede artık kullanılmayan ayaklara zincir vurulması yöntemi de bu sebeple planın bir parçası. İç çamaşır kullanmadan giyilen entariler, özgür olmadıklarını uykularında bile hatırlatan zincirler, kendinden veya başka mahkûmlardan söz ederken isim yerine numara kullanma zorunluluğu…</span></span></p>
<p> </p>
<p><span lang="TR"><strong><span lang="TR">“Uygar” Batı &#8220;maneviyat sahibi&#8221; Ortadoğu’ya karşı</span></strong><br />
</span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Hapishanelerde ve karakollarda yapılan insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda ilginç tartışmalara tanık oluyoruz : Bir yandan batılı ülkeler çoğunluğu müslüman olan Ortadoğu ülkelerini demokratik olmamakla suçluyor, insan hakları ihlâllerini de buna bağlıyorlar. Muhafazakâr türk, arap ve iranlı düşünürler ise İslâm’ın değerlerinin Batı’da eksik olduğunu söylüyorlar bize. “Aile yapıları zayıflamış, maddeci insanların saldırganlaşmasından daha normal ne olabilir?” diyorlar.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu’nun raporunda verdiği çarpıcı örnekler var : Kalp ilacı verilmediği için ölen mahkûmlar, hapishane yöneticilerince tecavüze uğrayan ve korunmasız olarak aynı hapishanede bırakılanlar&#8230; Ancak ekonomisi, aile yapısı, gelenekleri ve dini ABD’den farklı olan Türkiye’de de eline yetki verilen insanların benzer şekilde davranmalarının önüne geçilemiyor. Human Rights Watch’in 2005 </span><span lang="TR"><a href="http://hrw.org/turkish/docs/2006/01/18/turkey12375.htm">raporuna</a> </span><span lang="TR"><span lang="TR">göre Ekim 2005&#8242;te, Ordu polis merkezinde, 4 çocuğun işkenceye maruz kaldığı bildirildi. Çocuklar polisin kendilerini soyup dayak attığını, hayalarını sıktığını ve tecavüzle tehdit ettiğini söylediler. Tıbbi raporlar, herhangi bir suçlamaya maruz kalmadan serbest bırakılan çocukların yoğun şekilde morarmalara maruz kaldığını gösteriyordu. </span></span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Şu halde herhangi bir politik gözlük takmadan, sadece insana bakmak, bilimsel yöntemlerle sebep-sonuç ilişkisi aramak gerekmiyor mu?</span></span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><strong><span lang="TR">Gardiyanlar sahte, eziyet gerçek</span><span lang="TR"> </span></strong><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Deney için seçilen öğrencilerin içinden tamamen rastgele yöntemlerle gardiyanlar belirleniyor. Gardiyan deneklere herhangi bir eğitim verilmeksizin, (belli sınırlar içinde) düzeni korumak için gerekeni yapmaları emrediliyor. Zimbardo gardiyanlara üniforma ve mahkûmlarla göz temasını önlemek için güneş gözlüğü giydiriyor. Bu uygulama aynı zamanda gardiyanların aidiyet duygusunu da güçlendirmeye yönelik. Çünkü araştırmanın amacı sadece mahkûmların değil gardiyanların da davranışlarını araştırmak.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Deney başladıktan sonra kısa bir “afallama” dönemi geçiren gardiyanlar kendilerine verilen yetki ve sorumlulukların da dürtüsüyle bir takım kurallar koymaya, bu kurallara uymayan mahkûmlara ise cezalar uygulamaya başlıyorlar.</span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Deneyi tasarlayan bilim adamlarının beklentilerinin çok ötesinde gerçeğe yaklaşan deney aile ziyaretleri, tecrit hücreleri, isyanlar, muhbirler hatta hapisten kaçma girişimleriyle devam ediyor. Hayatlarında hiç suç işlememiş, eğitimli ve orta gelirli ailelerin çocukları tıpkı gerçek hapishanelerde yatan “azılı haydutlar” gibi davranmaya başlıyorlar. İçlerinden bazıları ise depresyon geçiriyor.</span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Baştan 15 gün olarak planlanan deney akıl sağlığı bozulan mahkûmlar ve kontrol edilemeyecek kadar saldırganlaşan gardiyanlar da dikkate alınarak erken bitiriliyor. Çünkü yerleştirilen gizli kameralar sayesinde gardiyanların gece yarısından sonra mahkûmlara “normalin ötesinde” eziyet ettikleri saptanıyor. Daha da ilginci nöbet süresi biten ve artik para almayacak olan gardiyanların gönüllü olarak nöbete kalmak istemeleri.</span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">Fakat en çarpıcı olanı Zimbardo da dâhil bazı bilim adamlarının farkında olmadan deneyin bir parçası haline gelmeleri ve gardiyan veya hapishane müdürü gibi düşünmeye başlamış olmaları. Bütün detayları burada aktarmak imkânsız ancak deneyin <a href="http://www.prisonexp.org/">internet sitesinden</a> daha fazla bilgi edinmek mümkün.<br />
</span><br />
<strong><span lang="TR">Yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye? (*) </span></strong><br />
</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Sonuç olarak hapishaneler masum insanları bile suça teşvik eden bir ortam oluşturuyor. Bu günkünden çok farklı, adeta “devrim” diye nitelendirilebilecek bir değişim gerekiyor cezaevlerine. Bu değişim elbette hukukçuların, sosyolog ve psikologların katılımıyla tarif edilebilir ve uygulanabilir.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><span lang="TR">ABD’nin Türkiye’den 30 yıl önce girdiği ve nasıl geri döneceğini bilemediği yanlış bir yola girmek üzereyiz. Hasta bir toplumun ürettiği şiddeti sadece suçluları hapse atarak tedavi edemeyiz. Çünkü “suçlu” dediğimiz insanlar da aslında suçun artışını teşvik eden bir ortamda öldürdükleri, tecavüz ettikleri kişiler gibi koşulların kurbanı olmaktalar. Elbette kişi bazında vicdanların rahatlatılması, suçluların cezalandırılması ve potansiyel suçluların toplumdan uzaklaştırılması gerekiyor. Ancak sadece bu yapıldığı takdirde Türkiye’mizin gitgide ABD’ye benzemesi kaçınılmaz. </span></span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR"><br />
<span lang="TR">Çünkü Dünya’nın neresinde olursa olsun alışılagelmiş hapishaneler ağır suçları önleyemedikleri gibi artmasına da sebep olabiliyorlar. (Bkz. Kaynakça: 2, 3, 4, 5) İlk suçun işlenmesinin önlenmesi kadar hapishanelerin topluma ve insanlara ne getirdiği ve götürdüğü sorgulanmalı. Son yıllarda güvenlik ve suç işleme eğilimleri üzerine yapılan birçok çalışma insanları hapse atmanın değil onların sorunlarına çare bulmanın suçun önüne geçebileceğini ve bunun maddî yükünün de daha hafif olacağını savunuyor. Bu çalışmaların ortak noktaları ise şunlar :</span> </span></span></p>
<ul type="disc">
<li><span lang="TR">Eğitim</span></li>
<li><span lang="TR">İşsizliğin azaltılması</span></li>
<li><span lang="TR">Ortalama ücretin artması</span></li>
<li><span lang="TR">Kişi başına düşen polis sayısının artması.<br />
</span></li>
</ul>
<p><span lang="TR"><strong>Kul hakkı ve Türkiye</strong> </span></p>
<p><span lang="TR">İnsan hakları ve daha özel olarak mahkûm hakları konusu ne yazık ki uzun bir zaman terör suçlularıyla, açlık grevleriyle, PKK, DEV-SOL vb örgütlerle anıldı. Türkiye’nin sürekli olarak Avrupa tarafından ağır biçimde eleştirildiği bu dosya bizde bir tür kompleks oluşturdu. En aklı başında insanlardan bile “Avrupa önce kendine baksın” tarzında savunmacı söylemler duyuyoruz. </span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Diğer yandan Batı kültürünü benimsemiş “çağdaş” aydınlarımızın bu konuyu çözebileceğinden şüpheliyim. Çünkü batıya hoş görünme kaygısıyla batı referansları kullanarak ürettikleri fikirler halk tarafından benimsenmiyor ve hiç bir zaman da benimsenmeyecek. Üstelik bugüne kadar özellikle Fransa’dan ithal edilen bireysellik ve çatışma kültürü sebebiyle mahkûm haklarının savunulması avukatlarla devlet arasında bir boks maçından öteye gidemiyor çoğunlukla. Global bir stratejileri yok. Taktik olarak açlık grevleri, AİHM başvuruları yapılıyor.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Kanımca kalıcı çözümler bu konunun İslâm’ı yaşama kaygısıyla hareket eden aydınlar tarafından daha iyi sahiplenilmesiyle bulunabilecektir. Çünkü bu konuda en sağlam referans kul hakkıdır. “Mahkûm hakları” konusu her şeyden önce vicdan sahibi insanlarca, sadece birey değil aileler ve toplumun tamamı göz önüne alınarak çözülebilir. </span></span></p>
<p><span lang="TR"><span lang="TR">Zira müslüman bir aydın için “kötü insan” yoktur, nefsine yenik düşmüş insan vardır.</span></span></p>
<p><span lang="TR"><br />
<em>(*) Dostumuz Mustafa Akyol’un çok sevdiğim sözü.</em></span></p>
<p><strong><span lang="TR"><br />
<span lang="TR">Kaynakça</span></span></strong></p>
<p><strong><span lang="TR">ABD suç istatistikleri</span></strong></p>
<ol type="1">
<li><span lang="TR">Bureau of Justice Statistics, Prisoners 1925-1985 (Washington, DC: Bureau of Justice Statistics, 1986). Paige M. Harrison and Allen J. Beck, Prison and Jail Inmates at Midyear 2005 (Washington, DC: Bureau of Justice Statistics, 2006).</span></li>
<li><span lang="TR">Zsolt Besci, “Economics and Crime in the States” Federal Reserve Bank of Atlanta Economic Review First Quarter (1999): 39-56; William Spelman, 2000.</span></li>
<li><span lang="TR">Washington Institute for Public Policy, 2003; Spelman, 2005.</span></li>
<li><span lang="TR">Steven Levitt, “Alternative Strategies for Identifying the Link between Unemployment and Crime” Journal of Quantitative Criminology 17 (2001): 377-390</span></li>
<li><span lang="TR">Raymond V. Liedka, Anne Morrison Piehl, and Bert Useem, 2006.<br />
</span></li>
</ol>
<p><strong><span lang="TR">Zimbardo’nun Stanford Üniversitesindeki çalışması</span></strong><span lang="TR"> </span></p>
<ol type="1">
<li><span lang="TR">Schwartz, J. (May 6, 2004). Simulated prison in &#8216;71 showed a fine line between &#8216;normal&#8217; and &#8216;monster.&#8217; New York Times, p. A20.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G. (2004). A situationist perspective on the psychology of evil: Understanding how good people are transformed into perpetrators (pp. 21-50). In A. G. Miller (Ed.), The social psychology of good and evil. New York: Guilford Press.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G., Maslach, C., &amp; Haney, C. (2000). Reflections on the Stanford Prison Experiment: Genesis, transformations, consequences. In T. Blass (Ed.), Obedience to authority: Current Perspectives on the Milgram paradigm (pp.193-237). Mahwah, N.J.: Erlbaum.</span></li>
<li><span lang="TR">Haney, C., &amp; Zimbardo, P. G. (1998). The past and future of U.S. prison policy: Twenty-five years after the Stanford Prison Experiment. American Psychologist, 53, 709-727.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G. (1994). Transforming California&#8217;s prisons into expensive old age homes for felons: Enormous hidden costs and consequences for California&#8217;s taxpayers. The Center on Juvenile and Criminal Justice, San Francisco, CA.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G. (1979). Testimony of Dr. Philip Zimbardo to U.S. House of Representatives Committee on the Judiciary. In J. J. Bonsignore, et al. (Eds.), Before the law: An introduction to the legal process (pp. 396-399, 2nd ed.). Boston: Houghton Mifflin.</span></li>
<li><span lang="TR">Haney, C., &amp; Zimbardo, P. G. (1976). Social roles and role-playing: Observations from the Stanford prison study. In E. P. Hollander &amp; R. G. Hunt (Eds.), Current perspectives in social psychology (4th ed.) (pp. 266-274). New York: Oxford University Press.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G. (1974). The detention and jailing of juveniles (Hearings before U.S. Senate Committee on the Judiciary Subcommittee to Investigate Juvenile Delinquency, 10, 11, 17, September, 1973) (pp. 141-161). Washington, DC: U.S. Government Printing Office.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G., Haney, C., Banks, W. C., &amp; Jaffe, D. (1973, April 8). The mind is a formidable jailer: A Pirandellian prison. The New York Times Magazine, Section 6, 36, ff.</span></li>
<li><span lang="TR">Haney, C., Banks, W. C., &amp; Zimbardo, P. G. (1973). Interpersonal dynamics in a simulated prison. International Journal of Criminology and Penology, 1, 69-97.</span></li>
<li><span lang="TR">Zimbardo, P. G. (1971). The power and pathology of imprisonment. Congressional Record. (Serial No. 15, October 25, 1971). Hearings before Subcommittee No. 3, of the Committee on the Judiciary, House of Representatives, Ninety-Second Congress, First Session on Corrections, Part II, Prisons, Prison Reform and Prisonerís Rights: California. Washington, DC: U.S. Government Printing Offic<strong>e.</strong></span></li>
</ol>
<p> </p>
<p><span lang="TR"></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Tarih şaşırmaktır</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

