<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Çevre</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/cevre/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Buzlar eridi, yeni ticaret yolları açıldı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/08/04/buzlar-eridi-yeni-ticaret-yollari-acildi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/08/04/buzlar-eridi-yeni-ticaret-yollari-acildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 07:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18214</guid>
		<description><![CDATA[Rusya İklim İzleme Ajansından yapılan açıklamada, Kuzey Kutbu&#8217;nda bu yaz buzların rekor düzeyde erimesi nedeniyle Asya ile Batı ülkeleri arasında yeni ticaret rotasının açıldığı belirtildi. Kuzey Kutbu&#8217;nun 1936 yılından bu yana geçen yıl en sıcak üçüncü yazını yaşadığı ifade edilen açıklamada, buzların yüzde 56 oranında daha fazla eridiği kaydedildi. Açıklamada, &#8221;Ağustos ayından bu yana buzkıran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya İklim İzleme Ajansından yapılan açıklamada, Kuzey Kutbu&#8217;nda bu yaz buzların rekor düzeyde erimesi nedeniyle Asya ile Batı ülkeleri arasında yeni ticaret rotasının açıldığı belirtildi. Kuzey Kutbu&#8217;nun 1936 yılından bu yana geçen yıl en sıcak üçüncü yazını yaşadığı ifade edilen açıklamada, buzların yüzde 56 oranında daha fazla eridiği kaydedildi. Açıklamada, &#8221;Ağustos ayından bu yana buzkıran kullanmadan hemen hemen her rotada ulaşım açık&#8221; denildi. <a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/08/04/buzlar-eridi-ticaret-yollari-acildi.html" target="_blank">KAYNAK</a></p>
<h1><a title="Permanent Link to Küresel ısınma çok iyi bir şeydir" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/"><span style="color: #000000;">Küresel ısınma çok iyi bir şeydir</span></a></h1>
<p class="postinfo">By <a title="Mehmet Yılmaz tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetyilmaz/">Mehmet Yılmaz</a> on Tem 11, 2007 in <a title="Küresel ısınma kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/kuresel-isinma/">Küresel ısınma</a>, <a title="Çevre kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.derindusunce.org/category/cevre/">Çevre</a> | <a title="Yazıyı düzenle" href="http://www.derindusunce.org/wp-admin/post.php?action=edit&amp;post=208">Edit</a></p>
<div class="entry">
<p><a title="ours1.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/ours1.jpg"></a><img style="width: 195px; height: 218px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/kuresel-isinma_bir_image2.jpg" alt="kuresel-isinma_bir_image2.jpg" width="195" height="388" align="right" />Bir suç işlendiği zaman ilk akla gelmesi gereken şey “bu kime yarar?” diye sormak.</p>
<p>Küresel ısınma ve getirdiği felaketler karşısında gelişmiş ülkelerin takındığı tavra baktığımız zaman ikinci sınıf polisiye filmlerin uyanık dulları akla geliyor. Hani hayat sigortasından faydalanmak için kocasını öldürüp de polis gelince karalar bağlayan, yalandan ağlama krizleri geçiren dullar.Küresel ısınma “sayesinde” bazı ülkeler milli zenginliklerini ikiyle çarpacaklar desek herhalde abartmış olmayız.</p>
<p>Kim bu bazıları? En başta Kanada, Rusya ve Danimarka. Ardından da Japonya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri. Yani ne BM’nin Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ne de G10 grubunun ülkeleri küresel ısınmadan şikâyetçi değiller, tam tersine, neredeyse zil takıp oynayacaklar.</p>
<p><img id="image207" style="width: 510px; height: 262px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/iki-dunya-yollar.jpg" alt="iki-dunya-yollar.jpg" width="510" height="262" /></p>
<p>Neden? Yukarıda sunduğumuz haritayı bir elinize alın, küresel ısınma konusunda gelişmiş ülkelerin kopardığı gürültüyü ise diğer elinize. Küresel ısınma “sayesinde” erimeye başlayan buzullar bu güne kadar geçilmez sanılan deniz yollarını ve kara parçalarını ulaşıma açıyor ve bu kuzey yarı kürenin zengin ülkeleri için mükemmel bir haber.</p>
<p><strong>Madenler ve petrol</strong></p>
<p>Öncelikle Kanada ve Rusya, bir ölçüde de ABD ve Danimarka şimdiye kadar -50°’ye varan aşırı soğuklar nedeniyle kullanamadıkları bir kaç milyon kilometre karelik alanı kullanıma açıyorlar. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun, elmas, çinko kaynayan bu bölgenin yeraltı zenginlikleri Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler için son derecede önemli bir gelir kaynağı<span id="more-18214"></span> olacak. Birçok maden için dünya rezervlerinin üçte birinin bu bölgede bulunduğunu söyleyebiliriz. Meselâ Rusya’nın Sibirya’daki kömür, petrol ve doğal gaz yatakları enerji karşılığı olarak <em>dünya rezervlerinin %30’unu</em> teşkil ediyor. (<em>FELDEN Marceau, « la confrontation océanique : Arctique contre Pacifique », la revue maritime, 1992.</em> ) Bu konuda Rusya Bilimler Akademisi üyesi Igor Tomberg’in Doğu Sibirya ve Uzak doğu Rusya’nın geleceğidir” başlıklı makalesi okunabilir. <em>(« La Sibérie orientale et l’Extrême-Orient sont l’avenir de la Russie », Russian News and information agency Novosti, 24 ocak 2006</em>.)</p>
<p>Kanada’nın da Kuzey Kutup dairesine yakın toprakları sayesinde uranyum ihracatında dünya birincisi, doğal gazda ise dünya ikinci olduğunu hatırlayalım. Aynı ülkenin kuzey adalarındaki elmas rezervleri ise dünya rezervlerinin %15’i kadar. Haliyle bu bölgelerin ısınması yeraltı zenginliklerinin işletme maliyetlerini düşürüyor.(<a href="http://www.canada.gc.ca/">http://www.canada.gc.ca/</a>)</p>
<p>Küresel ısınmanın zevkten havalar uçurduğu bir başka ülke de ABD demiştik. Alaska’nın karadaki petrol rezervleri 10.4 milyar varil yani ABD’nin 16 aylık tüketimi kadar. (<em>SAUMURE Eric, « États-Unis et pétrole : l’Alaska et l’Arctique en ligne de mire », La Grande époque, ocak 2006</em>.) işte bunun için eriyen buzların boşaltacağı açık denizde petrol aramak, çıkarmak ve boru hattı döşemek çok daha ucuz olacak.</p>
<p><strong>Strateji</strong></p>
<p>Panama Kanalı ABD deniz kuvvetlerinin ve Amerikan ticaret filosunun yumuşak karnı. Bu kanalın işlemesine mani olabilecek bir deniz kazası veya terörist saldırı hem deniz kuvvetlerinin ikiye bölünmesine hem de iki okyanus arasındaki ticaretin kilitlenmesine yol açabilir. Ayrıca Panama Kanalının genişliği (ya da darlığı) <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Nimitz_class_aircraft_carrier">Nimitz sınıfı</a> uçak gemilerinin bu su yolunu kullanmasına engel. Gene aynı sebeple <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Panamax">panamax</a> denen boyutlardaki ticaret gemileri ile taşımacılık yapmak zorunda ABD ile ticaret yapan ülkeler. Panamax gemiler sadece 4500 konteynır taşırken post-panamax denen gemiler 12 bin konteynır taşıyarak maliyeti düşürebiliyorlar. Aşağıda panamax ile post-panamax’ı karşılaştıran bir tablo sunuyoruz:<br />
<img id="image210" style="width: 455px; height: 284px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/panamax1.jpg" alt="panamax1.jpg" width="455" height="284" /></p>
<p>Malaca ve Süveyş gibi kanalların da buna benzer kısıtlar getirdiğini ve buzların erimesiyle ABD’li stratejistlerin uykularını kaçıran bu kâbusların sona ereceğini kısaca belirtelim.</p>
<p>Asırlardır sıcak denizlere inmek ve büyük ticaret yollarına erişmek için savaşan Rusya da eriyen buzlardan nasibini alacak. Bugüne kadar kışın donmayan çok az limanı bulunan bu ülke birden bire istemediği kadar kıyı kentine kavuşacak. Gerek askerî gerekse ticarî manevra kabiliyetini arttıracak olan Rusya küresel ısınmanın çok sevindirdiği ülkelerden.</p>
<p><strong>Kısalan ticaret yolları</strong></p>
<p>Yukarıdaki haritada gösterdiğimiz gibi Batı Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika limanları birbirlerine yaklaşacak eriyen buzlar “sayesinde”. Ne kadar? 5000 ilâ 15 000 km. Bu ne kadar önemli? 3000-4000 konteynır taşıyabilen bir yük gemisinin günlük maliyetinin 10 bin dolar olduğunu dikkate alırsanız ÇOK ÖNEMLi. <em>En azından kutup ayılarından, balinalardan, foklardan ve hayatı tehlikeye girecek olan bir milyar insandan çok daha önemli (!).</em></p>
<p>Daha ayrıntılı bir fikir edinmek için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Londra">Londra</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamburg">Hamburg</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/New_York">New York</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vancouver">Vancouver</a>, ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yokohama">Yokohama</a> (Tokyo) limanları arasındaki mesafenin kısaltılmasına Kanada geçişinin katkısını gösteren şu tabloya bakılabilir:<br />
<img id="image211" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/distances.jpg" alt="distances.jpg" width="516" height="121" /><br />
Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise Kuzey-Batı geçişi (Kanada) adı verilen yolun bir alternatifinin de Kuzey-Doğu geçişi (Rusya) olduğu. <em>Uydu fotoğraflarının ortaya koyduğu ve denizcilerin de teyid ettiği gibi Rusya kıyılarında erime daha hızlı.</em> Hali hazırda yılın altı ayı buzkıran gemilere ihtiyaç duyulmadan erişilebilecek birçok liman mevcut artık Sibirya’da.</p>
<p><strong>Kesin mi? Ne zaman? Önlenebilir mi?</strong></p>
<p>Bu konudan bahsedilirken 2100’lerden konuşuluyor genellikle. Oysa buzların erimesi çoktan başladı ve gerek hükümetler gerekse taşıma firmaları bu yeni duruma hazırlık yapıyorlar. Örneğin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hudson_Bay">Hudson</a> körfezindeki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Churchill%2C_Manitoba">Churchill limanı</a> eskiden ekimde donmaya başlarken 2004’ten beri kasım ayına kadar trafiğe açık. Limanın ve bölgedeki demiryolunun sahibi olan <a href="http://www.omnitrax.com/">OmniTRAX</a> firması kapasitenin artırılması için 35 milyon dolar yatırım yaptı. Rusya’da ise <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Murmansk">Murmansk</a> limanını büyütmek için petrol şirketleri 5 milyar dolar harcamaya hazırlanıyorlar.</p>
<p><img id="image213" style="width: 480px; height: 242px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/eylul.jpg" alt="eylul.jpg" width="480" height="242" /></p>
<p>Özetle küresel ısınma dündü. Buzların erimesi bugün. Gerçekte alınması gereken önlemlerin çok gerisinde olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kyoto_Protokol%C3%BC">Kyoto protokolünün</a> dahi imzalanmamış olması önümüzdeki 30 yılda çok şeyin değişeceğini haber veriyor. Artık <em>“küresel ısınmanın önüne nasıl geçeriz?” </em>sorusu anlamını yitirdi. Artık çok geç. Çünkü bu doğal felaketin “memnun” edeceği ülkeler ve firmalar dünyanın en güçlüleri iken zarar görecek olanlar da en fakirler ve en zayıflar. Bu aşamada <em>“bizi bekleyen zorluklara nasıl göğüs gereriz?”</em> tarzından sorular sormak daha gerçekçi olacak.</p>
<p><strong>Kaybedenler: Müslümanlar</strong></p>
<p>Geçen şubat ayında Paris’te IPCC’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change) son toplantısı yapıldı. Bu tür toplantıların kim bilir kaçıncısı olan bu sonuncusu da 1400 sayfalık bir rapor yayınladı. IPCC’nin internet sitesinden bu rapora erişmek mümkün : <a href="http://www.ipcc.ch/">http://www.ipcc.ch/</a>.</p>
<p>Hangi ihtimalle nelerin değişeceğini uzun uzadıya anlatan rapora göre yaşadığımız dünya artık eskisi gibi olmayacak. Yağışlar daha seyrek ama daha yoğun olacak meselâ. Denizden uzak bölgelerde olumsuz etkiler daha sert hissedilecek. Tarımın en azından geleneksel yolla yapılan tarımın zorlaşacağı günler bekliyor bizi. Elbette ağırlaşan iklim koşulları, zorlaşan tarımsal üretim ve yükselen yiyecek fiyatları ilk önce fakir ülkeleri ve zengin ülkelerin fakir insanlarını vuracak. Raporu hazırlayan uzmanlar milyonlarca insanın eko-sığınmacı olarak yiyeceğin daha bol olduğu bölgelere akın edeceğini, bunun da etnik ve sosyal gerginlikleri körükleyeceğini öngörüyorlar. Bu koşullarda elbette ki gelişmekte olan ülkelerin zaten doyma noktasında olan altyapıları, polis, sağlık vb teşkilatları çökebilir. Bütün bu çalkantılar en fazla 20-25 yıla yayılacak. Yani ülkelerin uyum sağlamak için çok fazla vakitleri kalmadı. Bu veriler karşısında kırılgan demokrasilerin çökebileceği, bir tür eko-faşizm tehlikesiyle karşı karşıya olacağımızı da söylemek için kristal bir küreye ihtiyacımız yok.</p>
<p>Küresel ısınma nedeniyle kutup ayıları ve foklar ile beraber hayatı tehlike altına girecek olan bir milyar insan var. Bu insanların yaklaşık olarak yarısını müslümanlar oluşturuyor : Meselâ Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya yağışların azalacağı öngörülen bölgeler arasında. Bangladeş gibi ülkelerde ise suların yükselmesinden ve verimsizleşen tarım arazilerinden dolayı kaybedilecek yaşam alanları milyonlarca insanı mülteci durumuna düşürecek.</p>
<p>1970-2004 arasındaki sıcaklık artışını gösteren aşağıdaki haritada 1 ilâ 2 derecelik sıcaklık artışı gözlemlenen bölgeler İslâm Alemi’nin önemli bir kısmını kapsıyor.</p>
<p><img id="image212" style="width: 550px; height: 385px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/temp_change.jpg" alt="temp_change.jpg" width="550" height="385" /></p>
<p>Bunlara ek olarak ticaret yollarının yer değiştirmesiyle bazı Müslüman ülkeler stratejik önemlerini kısmen kaybedebilecekler: Rusları sıcak denizlere bağlayan tek yol olan Karadeniz ve Boğazlar yolu ve benzeri şekilde Mısır’daki Süveyş ve Endonezya’daki Malaca boğazının önemini azalacak. Bu yeni yollar özelikle ekonomisi kanal geçiş ücretine bağlı olan Mısır’ın GSMH’sı için ciddi bir tehdit. Basta Rusya olmak üzere birçok endüstri ülkesinin ekonomilerinin ağırlık merkezi kuzeye kayacak.</p>
<p>.<strong>Dünyanın ısınması yeni bir şey değil</strong></p>
<p>Kyoto protokolü veya IPCC gibi inisiyatifler bizce göz boyamadan öteye gitmiyor. Zira küresel ısınma neredeyse 200 yıldır bilim adamlarınca tartışılan bir konu.</p>
<p>1824’te Fransız matematikçi Fourrier ve 1896’da Nobel ödüllü İsveçli fizikçi Arrhenius hem karbon dioksitin ısınmadaki rolünü hem de insanların buna katkısını ispatladılar. 1956’da Revelle ve Suess okyanusların bu kadar CO2’i yok edemeyeceğini, insanlığın geri dönüsü imkânsız bir jeofizik deney yapmakta olduğunu söylediler. Kaynak olarak :</p>
<blockquote><p>1. Fourier’nin Annales de chimie et de physique’de yayınlanan « Remarques générales sur la température du globe terrestre et des espaces planétaires », (cilt 27-1824, sayfa 136-167)</p>
<p>2. Arrhenius’un The London, Edinburgh and Dublin Philosophical Magazine and Journal of Science’ta yayınlanan « On the Influence of Carbonic Acid in the Air upon the Temperature of the Ground », (seri 5, 1896, sayfa 237-276)</p>
<p>3. Revelle ve Suess’in Tellus’ta yayınlanan « Carbon Dioxide Exchange between the Atmosphere and the Ocean and the Question of an Increase of Atmospheric CO2 during the Past Decades » (cilt 9-1957, sayfa 18-27)</p></blockquote>
<p>Makaleleri okunabilir.</p>
<p><strong>Muhtemel sonuçlar</strong></p>
<p>200 yıldır “geliyorum” diyen bu felaketin en sert darbeyi vuracağı coğrafya İslâm coğrafyası.</p>
<blockquote><p>1. Zenginlerle fakirlerin arasındaki farkların artacağı,<br />
2. Zaten sınırlı olan maddî kaynakların çevre felaketlerini tazmin için kullanılacağı,<br />
3. Eğitim ve sağlık bütçelerinin daha da azalacağı,<br />
4. Açlığın yol açacağı iç göçlerin yeni etnik kavgalara zemin hazırlayacağı<br />
aşikâr.</p></blockquote>
<p>Bu koşullar altında zaten ağır aksak ilerleyen İslâm demokrasileri iç rakiplerini daha da güçlenmiş olarak karşılarında görebilirler. Çevre felaketlerinin oluşturacağı kriz ortamları silahlı güçlerin bir kurtarıcı/tek kurtarıcı olarak görülmesini kolaylaştırabilir. “Ülkemizin içinde bulunduğu zor koşullar altında” diye başlayan, devleti ve orduyu kutsallaştıran söylemler kul hakkının savunulmasını daha güçleştirebilir.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Ne yapMAmalı? Sorusundan başlayacak olursak ABD veya Rusya’ya lanet okumanın, Bush ve Putin kuklası yakmanın kimseye faydası olmayacağını sanırım geçmiş tecrübelerimizden öğrendik.</p>
<p>Müslüman yönetimler asırlardır sadece bilime sırt çevirmekle kalmadılar halklarının eğitim seviyelerini de düşük seviyede tuttular. Müslüman aydınlar ise çevre hassasiyetinin siyasal hayata ciddi olarak giriş yaptığı 60’lı yıllardan beri bu konuya gereken önemi vermediler. ALLAH’ın bize emanet ettiği doğayı savunmayı Peace &amp; Love t-shirt’lü hippilere bıraktılar. Türkiye’de de muhafazakâr olsun olmasın hiç bir siyasî partinin bir çevre politikası yok.</p>
<p>Küresel ısınmayı yaklaşan bir sorun olarak görmeyi, Kyoto gibi göz boyayıcı hareketlerden medet ummayı bir kenara bırakmalıyız. Olmuş bir kazadan sonra nasıl tamir yoları aranırsa biz de zaten ısınmış ve daha da ısınacak bir dünyada ayakta durabilmek için kötünün iyisi somut çözümler aramalıyız.</p>
<p>İslâm ülkeleri küresel ısınmanın tehdit ettiği diğer ülkeleri de (Güney Amerika’nın kuzeyi, Güney Doğu Asya, vb) bir araya getirerek ortak bilim komiteleri kurmalı ve bu komitelerle devlet başkanlarından sıradan vatandaşlara kadar herkesin uygulaması gereken somut önlemler ortaya koymalılar. Bu tür bir bilimsel çalışmadan çıkabilecek muhtemel kararlar ve eylemler şunlar olabilir:</p>
<blockquote><p>1) Soğutma, sulama ve deniz tuzunu arıtma gibi ihtiyaçlardan dolayı enerji gereksinimi artacağı için güneş enerjisi ve nükleer enerji konusunda işbirliği,<br />
2) Deniz suyundan sulama suyu elde etme,<br />
3) Deniz suyuyla tarım,<br />
4) Mülteci kentleri kurma konusunda ilerleme,<br />
5) Kentlerin alt yapısını (içme suyu, kanalizasyon vb) iyileştirme.</p></blockquote>
<p>Daha genel anlamda müslümanlar artık yüzlerini bilime ve teknolojiye çevirmeliler. Gerçek hayata tekabül etmeyen ideolojilerin, aidiyet savaşlarının terk edilmesi için küresel ısınma güzel bir fırsat oluşturabilir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Kitaplar</p>
<p>- Tangredi, Küreselleşme ve deniz gücü (Globalization and maritime power, university Press of the Pacific, Honolulu, Hawaii, 2004)<br />
- Godard ve André, Kutup bölgeleri (Les milieux polaires : Armand Colin, 1999)<br />
- Amiral BESNAULT, Kuzey kutbunun jeostratejisi (Géostratégie de l’Arctique : Economica, 1992)</p>
<p>Makale ve dergiler</p>
<p>- Igor Tomberg’in yazıları – İngilizce ve Rusça (<a href="http://en.rian.ru/">http://en.rian.ru/</a> )<br />
- Eric Luxemburger, Kuzey deniz yolu: Kuzey Buz Denizi’nin ısınmasını beklerken, (« La route maritime du nord : en attendant le réchauffement climatique de l’Océan Arctique », Deniz kuvvetleri Etüd Dergisi sayı 32, ekim 2005)<br />
- BjØrn TORE GODAI, Norveç dış işleri bakanı, « Kuzey Avrupa işbirliği», NATO dergisi Cilt 42, haziran 1994<br />
- Hervé Coutau-Bégarie, Buzlar Savaşı : Millî Savunma Dergisi, Mayıs 1989 (« Arctique : la guerre des glaces »)</p>
<p>Raporlar</p>
<p>- Arctic Climate Impact Assessment, « the press syndicate of the university of<br />
Cambridge”, <a href="http://www.cambridge.org/">http://www.cambridge.org/</a><br />
- Fransız senatosu Ekonomik temsilciliğinin Rusya ve kuzey geçişleri üzerine raporu <a href="http://www.senat.fr/rap/r03-161/r03-16122.html">http://www.senat.fr/rap/r03-161/r03-16122.html</a><br />
- Avrupa Enerjisi temini güvenlik raporu <a href="http://www.senat.fr/rap/r00-218/r00-218.html">http://www.senat.fr/rap/r00-218/r00-218.html</a></p>
<p>Türkçe internet sitelerinin küresel ısınma sayfaları</p>
<p>NTV “Olumlu” etkiler : <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/410450.asp">http://www.ntvmsnbc.com/news/410450.asp</a><br />
“Yeni petrol kaynagi kuzey kutbu mu?” <a href="http://www.katipler.org/forum/printer_friendly_posts.asp?TID=7459">http://www.katipler.org/forum/printer_friendly_posts.asp?TID=7459</a><br />
Yeşiller partisi : <a href="http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_content&amp;task=blogcategory&amp;id=24&amp;Itemid=116">http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_content&amp;task=blogcategory&amp;id=24&amp;Itemid=116</a><br />
TEMA vakfı <a href="http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/KureselIsinma/KureselIsinma.htm">http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/KureselIsinma/KureselIsinma.htm</a><br />
WWF Türkiye<br />
Green Peace Türkiye <a href="http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/iklim-de-i-imi">http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/iklim-de-i-imi</a><br />
CNN Türk <a href="http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/KURESEL_ISINMA/">http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/KURESEL_ISINMA/</a></p>
<p>Zaman Gazetesi<br />
<a href="http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;hn=376&amp;sy=20070225">http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;hn=376&amp;sy=20070225</a></p>
<p>Radikal Gazetesi<br />
<a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220779">http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220779</a></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/08/04/buzlar-eridi-yeni-ticaret-yollari-acildi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/08/04/buzlar-eridi-yeni-ticaret-yollari-acildi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlerleme korkusu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 May 2011 10:29:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Abdestli Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Para]]></category>

		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16037</guid>
		<description><![CDATA[
 &#8221;Çılgın Proje&#8221; vesilesiyle Türk solunda ve bir kısım İslâmcı yazarda mevcut olan ilerleme korkusu yeniden ifade buldu. Birden fazla konuda paralel olarak konuşulması  ilginç olduğu kadar karmaşık bir durum. Kendi penceremden ana eksenleri toparlamakta fayda görüyorum:
En çok sevdiğim şeylerden biri hafta sonu parka ya da kırlık bir yere gidip çimenlere uzanmak, kuşları dinlemek, gökyüzünü seyretmektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/ilerleme_korkusu.jpg"><img class="size-full wp-image-16039 aligncenter" title="ilerleme_korkusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/ilerleme_korkusu.jpg" alt="" width="498" height="363" /></a></p>
<p> &#8221;<a href="http://www.derindusunce.org/2011/05/02/asil-cilgin-proje-osmanliyi-geri-getirmek-mi/">Çılgın Proje</a>&#8221; vesilesiyle Türk solunda ve bir kısım İslâmcı yazarda mevcut olan ilerleme korkusu yeniden ifade buldu. Birden fazla konuda paralel olarak konuşulması  ilginç olduğu kadar karmaşık bir durum. Kendi penceremden ana eksenleri toparlamakta fayda görüyorum:</p>
<p>En çok sevdiğim şeylerden biri hafta sonu parka ya da kırlık bir yere gidip çimenlere uzanmak, kuşları dinlemek, gökyüzünü seyretmektir. Eve yakın bir parka değil de kırlara gitmek istersem robotlaşmış fabrikalarda üretilen arabama binerim, hızlı otoyolları kullanırım, ithal benzin tüketirim. Eve dönünce interneti açarım, dünya ile bağımı koparmam. Ciddi bir hastalığım olunca her türlü tahlilden MR&#8217;a kadar ne varsa hizmetimde olsun isterim. Ağır vergiler ödediğim Fransız devletinden bekliyorum bu sağlık, ulaşım, enerji hizmetlerini. Bütün bu fabrikaların işlemesi için ağaçlar kesildi, kesiliyor. Fransa&#8217;nın elektriği %70 nükleer kaynaklıdır. Zaten olmasaydı kömür ve petrol yakarak asit yağmurlarına, küresel ısınmaya &#8220;katkıda&#8221; bulunacaktık.</p>
<p>Bugünkü yaşama, üretme, tüketme şekli bu. Ne yazık ki dünyadaki her insan aynı imkânlara sahip değil. Dünyayı değil ama kendimizi &#8220;düzeltmek&#8221; için bize muhtaç insanlara yardım etmem gerektiğini düşünüyorum. Buna &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/verme-hakki/">verme hakkı</a>&#8221; diyorum kısaca. Peki yardıma muhtaç insan hiç olmasa? Devletler, hükümetler, rejimler iyilik üretse <a href="http://www.derindusunce.org/2011/05/04/bdp-sivil-itaatsizlikten-sivil-serserilige-dogru/#comment-70976">sanal bir Konfiçyüs&#8217;ün</a> umduğu gibi?<span id="more-16037"></span></p>
<p>Komünizm gibi merkeziyetçi ideolojiler eşitlik vaad ettiler, ağır bürokrasiler kurdular, olmadı. Açlık ve sefalet getirdiler kendi halklarına. 1980&#8242;lerden itibaren Reagan ve Thatcher&#8217;in liderliğinde liberal bir devrim oldu. Komünizmdeki <strong><em>&#8220;torpilin kadar konuş&#8221;</em></strong> sistemi yerine <strong><em>&#8220;paran kadar konuş&#8221;</em></strong> sisteminin, insan bencilliğinin bizi getirdiği yer bugünkü dünyadır. Kabul etmeli miyiz? Hayır. Üzerinde düşünmeli, çareler aramalıyız. Arıyoruz, arıyorlar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/category/marksizm/">Marxizm serisi</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank">İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf">Liberalizmin kara kitabı</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">Bir pozitivizm eleştirisi</a></li>
</ul>
<p>Mucizevî çözümü ararken boş durmayalım o halde:</p>
<ul>
<li>Sosyal devlet? Neden olmasın? Ama ya sosyal yardımlar politik amaçla kullanılırsa?</li>
<li>Vakıflar, dernekler yoluyla dayanışma? Neden olmasın? Ama ya misyonerliğe, cemaatleşmeye, ötekileştirmeye kapı açarsa?</li>
</ul>
<p>Aslında dikkat ederseniz konu dönüp dolaşıp İnsan&#8217;a geliyor. Tek tek kendi kalbinde İyi&#8217;yi Kötü&#8217;den ayırd edebilen, rejim, din, ırk vs ne olursa olsun &#8220;doğru&#8221; hareket edebilen İnsan&#8217;a.</p>
<p><strong>Kuyu kebabı istiyom ama kınalı kuzuya dokanmayın!</strong></p>
<p> &#8221;Bilimsel ve teknolojik ilerleme olsun ama doğa hiç bozulmasın&#8221; şeklindeki arzu biraz sakat görünüyor gözüme. Türkçesi şu olabilir: &#8220;ilerlemenin bütün nimetlerini istiyorum ama sonuçlarından beni sorumlu tutmayın&#8221;. İstanbul, Paris, Londra gibi şehirlerde yaşayanlar sadece teknik değil kültürel imkânlardan da faydalanıyorlar. Dünyanın her yerinden orkestralar, dans, bale gösterileri, resim sergileri geliyor. Ama dikkat ederseniz bu tür kültürel olaylara genelde 5-10 bin kişi katılır. Çok ünlü birileri gelirse ilgi biraz artar. Ama meselâ 10 milyonluk Paris&#8217;te 10 milyon insanın kalkıp bir sergiye gittiği görülmemiştir! Sebebi basit. Barok müzik, Ortaçağ Türk çinileri ya da Kenya tahta oyma sanatı gibi bir temanın meraklısı genellikle bir avuç insandır. Ama aynı &#8220;avuç&#8221; değildir. Böylece büyük şehirde yaşayan insan (vakit ayırabilirse) kendini eğitme imkânı bulur. Kendisiyle aynı konulara ilgi duyan insanlarla bir araya gelir. İmza günü vb yoluyla yazarlarla tanışıp sohbet edebilir. Ama Paris&#8217;teki kültürel hareketliliği Fransa&#8217;nın 50.000 kişilik şehirlerde bulamazsınız.</p>
<p>Türkiye için de geçerlidir bu durum. Nüfusu 100.000&#8242;in üzerinde olan Bandırma&#8217;da çok güzel lokantalar vardır. Peynir vb yöresel ürünler bol ve lezzetlidir. Ama bırakın uluslararası konser, sergiyi bir kitapçı bile bulmakta zorlanırsınız. Tarım kentidir. Biraz balıkçılık. Gübre fabrikası, Banvit vb vardır. Bandırma&#8217;da yaşamayı tercih eden bir insan yakın ilçe ve köylerindeki huzuru, sükûneti tercih etmiştir: Ocaklar, Tatlısu, Erdek&#8230;</p>
<p>Evet&#8230; İlerleme bir bedel ödetir insana. Peki &#8220;Türkiye&#8217;nin her yeri yeşil kalsın&#8221; diyebilir miyiz? Öyle ya, bu da bir strateji. Evlerin yüksekliğini 2 kat ile sınırlasak, şehirlerin en az %50&#8217;sinin yeşil alan olmasını zorunlu tutsak ne olur? Nükleer enerji, baraj ve termik santralleri yasaklasak? Fabrikaları, otoyolları engellesek?</p>
<p>Böylesi &#8220;yeşil bir politika&#8221; zannediyorum yeşiller de dahil kimsenin hoşuna gitmeyecek bir duruma getirir Türkiye&#8217;yi. Meselâ Bulgaristan ve Ermenistan gibi komşulardan elektrik ithal etmek&#8230; Çernobil&#8217;de patlayan santrale benzeyen yeni santrallerin eski komünist ülkelerde inşa edilmesine destek vermiş oluruz. Üstelik de bu santrallerin denetimi, güvenliği konusunda hiç söz sahibi olmadan. Tabi çevreyi kirletMEmek için, kullanacağımız ürünlerin de yurt dışında yapılmasını isteyebiliriz. Öyle ya, otomobil ya da gübre fabrikaları doğayı kirletmiyor mu? Böyle bir &#8220;doğa dostu&#8221; Türkiye&#8217;nin ithal edeceği enerjiyi ve endüstriyel malları nasıl ödeyeceğini bilmiyorum ama diyelim ki Dolmabahçe sarayını el altından sattık.</p>
<p>Türkiye yemyeşil olur belki ama Ermenistan gibi dışarıya göç veren bir ülke haline gelir. Beyin göçü? Belki beyin kalmayacağı için göç etmesi de söz konusu olmayacaktır. Çünkü enerjisini üretmeyen, fabrikasız, alt yapısı köhnemiş bir ülkede üniversite okumanın bir gereği de olmaz. Herkes çoban ve çiftçi. Zaten bu üniversiteleri finanse edecek para da kalmayacaktır.</p>
<p>Fakat hepsinden kötüsü bertaraf ettiğimizi sandığımız çevre sorunları Demokles&#8217;in kılıcı gibi tepemizde durmaya devam edecektir. Çernobil kazasında ve daha yeni Japonya&#8217;daki kazada gördüğümüz gibi küresel kirlilik ulusal sınırlarda durmuyor. Nükleer bir toz bulutunu sınırda durdurup pasaport soramıyorsunuz. Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerin atık sularını döktükleri Karadeniz&#8217;in kirliliği şu an bile bir sorun. Yani ilerlemeye karşı çıkmanın bedelini ödersiniz ama nimetlerinden yine de faydalanamazsınız.</p>
<p>Yeşil politikaların akıllı versiyonlarını üretmek zamanı geldi diye düşünüyorum. İnsan&#8217;ı rafa kaldıran merkeziyetçi anlayışı terk etmek ama diğer yandan Para&#8217;yı, Piyasa&#8217;yı, Nefsanî dürtüleri ilâhlaştır<strong>MA</strong>mak&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/05/ilerleme-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye 500 yıllık enerji bağımsızlığına sahip olabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 22:17:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13568</guid>
		<description><![CDATA[
 
&#8220;&#8230;Türkiye toryum rezervi bakımından Dünyâ&#8217;da ikinci sıradadır. Etkin bir Toryum/Uranyum  çevrimine dayanan  reaktör  tiplerine öncelik  vermek  konusunda kararlı ve sürekli bir devlet politikası sürdürülecek olursa, elektrik üretiminde ülkemiz en az 500 yıllık bir bağımsızlığa sâhip  olabilir. &#8230;&#8221;
TAMAMI: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre&#8217;nin sitesi
  
 
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/toryum_enerji_nukleer.gif"><em><img class="alignright size-full wp-image-13569" title="toryum_enerji_nukleer" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/toryum_enerji_nukleer.gif" alt="" width="190" height="253" /></em></a></em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>&#8220;&#8230;</em><em>Türkiye toryum rezervi bakımından Dünyâ&#8217;da ikinci sıradadır. Etkin bir Toryum/Uranyum  çevrimine dayanan  reaktör  tiplerine öncelik  vermek  konusunda kararlı ve sürekli bir devlet politikası sürdürülecek olursa, elektrik üretiminde ülkemiz en az 500 yıllık bir bağımsızlığa sâhip  olabilir. &#8230;&#8221;</em></p>
<p><strong><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_docman&amp;task=doc_download&amp;gid=28&amp;Itemid=59" target="_blank">TAMAMI: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre&#8217;nin sitesi</a></strong></p>
<p><strong>  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/24/turkiye-500-yillik-enerji-bagimsizligina-sahip-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yasa ne emreder, ne emretmez?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/21/yasa-ne-emreder-ne-emretmez/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/21/yasa-ne-emreder-ne-emretmez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:01:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10933</guid>
		<description><![CDATA[Anonim
Hukukçu değilim. Ama çoğu zaman otoriter devletin bol miktar yasaya sahip olan devlet olduğunu düşünürüm. Ve yasaların modernizmin insan zihnini, hayallerini, yaratıcılığını kısıtlayan yanına hizmet ettiğine. En çarpıcı örneğini imar alanında görülebilir mesela bu vahşetin. Eğer İmar ve İskan izni almak istiyorsanız imar kanunları ve belediye arsanızın yüzde kaçını ne şekilde kullanacağınızdan, evinizin yola göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/gokkafes6.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10934" title="gokkafes6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/gokkafes6.jpg" alt="" width="250" height="280" /></a>Anonim</em></strong></p>
<p>Hukukçu değilim. Ama çoğu zaman otoriter devletin bol miktar yasaya sahip olan devlet olduğunu düşünürüm. Ve yasaların modernizmin insan zihnini, hayallerini, yaratıcılığını kısıtlayan yanına hizmet ettiğine. En çarpıcı örneğini imar alanında görülebilir mesela bu vahşetin. Eğer İmar ve İskan izni almak istiyorsanız imar kanunları ve belediye arsanızın yüzde kaçını ne şekilde kullanacağınızdan, evinizin yola göre konumuna, yatak odasının kapısının nereye açıldığından, tuvaleti nereye yerleştirdiğinize, odaların genişliğinden, sokağa bakan pencerenizin yüksekliğine kadar her şeye karışır.</p>
<p> İmar kanunları ve belediye mevzuatı bir nevi ilgili birimdeki yetkili, mimar ve mühendisin ego tatmin aracı gibidir. Kanun böyle der karşınızdaki insan çıkar işin içinden. Kanun da öyle demektedir gerçekten. Yahu kanun benim tuvaletime yatak odama niye karışmaktadır diyemezsiniz. Kanuna uygun olduktan sonra çirkinmiş, berbatmış her türlü garabet olağan hale gelir. Kimi zaman çürümüşlük sıkça gözlediğimiz kadar yayılmışsa kanun uygulayıcı adamına göre o binada demir yerine eser miktarda tel, beton yerine kabuklu deniz hayvanlarından mürekkep bir tür malzememsi olsa bile durumu görmeye de bilir. Hiç abartısız Haliç kıyısındaki tarihi surlar üzerine apartman bile dikmeniz<span id="more-10933"></span> mümkündür. Haliç kıyısındaki surların üzerine apartman dikebilirsiniz, on binlerce hiçbir statik hesabı olmayan, sessiz sedasız depremde kaderini bekleyen kaçak yapıyı imar ruhsatı ile idare edebilirsiniz ama bugün  İstanbul&#8217;daki sayısız ahşap tarihi binayı restore ve yeniden inşa etmek deveye hendek atlatmaktan daha zordur. Her sene üç beş ahşap köşk, ya bakımsızlıktan çöker ya bir gece vakti bir yangında yok olup gider.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/caprice-thermal-palace.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10935" title="caprice-thermal-palace" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/caprice-thermal-palace-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> Öte yandan kanunlar bir şekilde güçlüden yana uydurulabilir de. Yeter ki devletin makbul vatandaşı olun.. Yaklaşık 15 yıldır ne zaman Kabataş tarafına gitsem  Gümüşsuyu ve Taşkışla gibi tarihi binaların önüne dikilmiş Dolmabahçe&#8217;nin yanı başına bıçak gibi saplanmış  o iğrenç Gökkafesi görür sessizce ağzımı bozarım. İstanbul&#8217;un en büyük en modern gecekondusudur Gökkafes. Oraya dikilmesi için ne kanunlar ne ali cengiz oyunları icat edilmemiştir ki. Belediye&#8217;de çalıştığım dönemlerde Kemerburgaz&#8217;daki, Sarıyer&#8217;deki güzelim orman arazilerinin zenginlere peşkeş çekilmesi için yetkinin  Büyükşehir belediyesinden bir çırpıda alınıp bir tane mimarın, mühendisin bile olmadığı belde belediyelerine verildiğini bugün gördüğümüz o zengin villaların yapıldığı arazilerin yasal bir şekilde yağmalanışını gördüm.</p>
<p> Geçen sene uzun yıllardan sonra gittiğim Altınkum, Fethiye sahillerinin tanınmaz hale geldiğini beton mezarlıklara döndüğünü hayretle izledim. Hepsi yasal bir çirkinliğin meyvesi binlerce apartman. Çocukluğumda gittiğim Didim sahillerini hayatımda gördüğüm en ucube beş yıldızlı otel binaları kaplamıştı. Capris Otel de buna dahil.</p>
<p> Bu ülkede birkaç yıldır bir şey daha gördüm. Deli dolu, meydan okuyan, resmi ideolojiye,  yasalara, teamüllere, geleneklere pervasızca başkaldıran bir insan. Kasabamızın kuşku verici &#8220;yabancısıydı&#8221; o benim gibi itidalli yaşayan insanlar için. Diğerlerinin tedirginlikle izlediği, hayatını bildiği gibi sürdüren bir insan. Ama yıkıcı değil yapıcı bir şekilde:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/nisanyanevleri.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10936" title="nisanyanevleri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/nisanyanevleri-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>  Sevan Nişanyan, onbeş yıl önce yolunun düştüğü eski bir Rum köyüne hayran kalmış, o köyde terk edilmiş köy evlerini aslına uygun bir şekilde restore etmiş ve bazılarını da diğerlerini model alarak  inşa etmeye başlamış. Yetmemiş bir de köyün yakınına Ali Nesin için bir matematik köyü kurmuş. O da yetmemiş bir de dağlarına orijinal halinin tıpkısı bir İyon tapınağı inşa etmekte. Derdi gücü nedir bilinmez bir adam. Amerika&#8217;daki hayatını bırakıp geliyor burada bir köye yerleşiyor ve böyle şeyler yapıyor. Tabi mevzuat hazretleri her aşamada karşısına çıkmış. Olmaz hemşerim yassah demişler. Dinlememiş, inat etmiş. Kavga kıyamet Matematik Köyü&#8217;nü bitirmiş, evleri tamamlamış tapınak da sanırım bitmek üzere. Devlet ise bir türlü durduramadığı bu zata şimdi güzelce ders vermeye karar vermiş görünüyor. 16 davadan 50 yıl hapis cezası istemi ile yargılanırken elleriyle bu şekilde yaptığı 16 bağ evine yıkım kararı çıkartmış. Belki matematik köyü de sırada. Tapınak inşaatı buna henüz dahil değil.  </p>
<p> Maddi getirisi nedir bilmem ama kendisi manen yaptığı işten o kadar mutlu ki binlerce kişilik bir mail grubuna dahi köyünün ayrıntılı adresini verip gelin misafirim olun diye davet edebiliyor. Eh &#8220;çocuklarını&#8221; gösterecek. Çünkü o yaptığı evlere böyle diyor. Onlar benim çocuklarım onları öldürmeye kalkarlarsa bir baba ne yaparsa ben de onu yapacağım.</p>
<p> Yeni Asır gazetesi Nişanyan uslanmıyor başlığı ile haberi muştulamış. Alt başlık yazar Nişanyan devleti ve kanunları hiçe sayıyor. Haberde yıkım kararını alan il encümeni üyesi bilmem kim bey şöyle buyurmuş; Şirinceliler evlerini onarmaya bile imtina ederken (ne büyük başarı, övünülecek şey doğrusu) Nişanyan kanunları (özellikle de encümen beyimizi) hiçe sayıyor devlete meydan okuyormuş. Kaymakamlık derhal yıkımları gerçekleştirip görevini yapmalıymış.  İl encümen üyemiz  devletin 87 yıllık mantığını çok da güzel anlamış aslında. Yok ederek daim kalacaksın!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/254742685_b029d67bf1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10937" title="254742685_b029d67bf1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/254742685_b029d67bf1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>  Ben çıkamadım işin içinden. Şirincelilerin kümes inşasına kadar karışan mevzuat ve bürokratlar mı sorumludur bu saçmalıktan, 15 yıl boyunca kendince orada bir küçük cennet yaratmaya çalıştığı için şimdilik 10 senesi karara bağlanmış 50 sene F tipi istenen <strong>isyankar</strong> yazar mı, yoksa Didim&#8217;den, Fethiye&#8217;ye, Erdek&#8217;ten, Marmaris&#8217;e aklımıza neresi gelirse devasa çirkin beton mezarlıklara çevirmeyi başarmış ortak yasal aklımız mı?  </p>
<p> Yıkın beyler, hatta Türkçe&#8217;ye bir etimoloji sözlüğü dahil bir çok kitap kazandırmış bu adamı bir de 50 sene hapse atın. Türkiye&#8217;nin şeref hanesine bir yıldız daha çakın böylece.</p>
<p> Benim zaten aklım ermiyor yasaların emriyle bunca çirkin bir dünya kurmayı nasıl başardığımıza. Anlayan da beri gelsin.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank">Para Yenir mi?</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/21/yasa-ne-emreder-ne-emretmez/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/21/yasa-ne-emreder-ne-emretmez/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>David Usborne: Derdi Çevre Değil, Para</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/11/david-usborne-derdi-cevre-degil-para/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/11/david-usborne-derdi-cevre-degil-para/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 23:21:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[petrol]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10216</guid>
		<description><![CDATA[
EkoPolitik
Meksika Körfezi&#8217;ndeki felaketin ilk duyulduğu günlerde olaya anında müdahale etmesi nedeniyle BP&#8217;nin aldığı övgüleri hatırlıyorsunuz değil mi? BP hatalı olduğunu kabul etmiş ve hatasını telafi edeceği sözünü vermişti. Fakat sonra, paranın patronu olaya el koydu ve şirket kaypaklaşmaya başladı; herkesin güvenini kaybetti.
Şu anda BP, Körfez&#8217;de yaşanan felaketi gerçekte olduğundan daha önemsiz yansıtmakla suçlanıyor. Bu suçlamanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/petrol_meksika.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10217" title="petrol_meksika" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/petrol_meksika-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4807&amp;pid=18" target="_blank">EkoPolitik</a></strong></p>
<p>Meksika Körfezi&#8217;ndeki felaketin ilk duyulduğu günlerde olaya anında müdahale etmesi nedeniyle BP&#8217;nin aldığı övgüleri hatırlıyorsunuz değil mi? BP hatalı olduğunu kabul etmiş ve hatasını telafi edeceği sözünü vermişti. Fakat sonra, paranın patronu olaya el koydu ve şirket kaypaklaşmaya başladı; herkesin güvenini kaybetti.</p>
<p>Şu anda BP, Körfez&#8217;de yaşanan felaketi gerçekte olduğundan daha önemsiz yansıtmakla suçlanıyor. Bu suçlamanın en büyük sorumlusu olarak da, şirket tepe yöneticisi Tony Hayward gösteriliyor zira kendisi, yaşananların çevreyi &#8220;çok hafif&#8221; oranda etkileyeceğini açıklamıştı geçtiğimiz günlerde. BP&#8217;nin yatırımcılar karşısında piyasa değerini korumak gibi bir sorumluluğu bulunuyor. Ancak Amerikalılar BP&#8217;nin çevirdiği dolabın farkındalar. BP esasen gezegenimiz için kaygılanmıyor. Onun asıl derdi para, borsa değeri, muhtemel para cezaları ve şirketi yönetenlerin koltukları.</p>
<p>On gün önce, BP&#8217;nin patlayan petrol kuyusunu yoğun çamurla tıkamaya çalıştığı <span id="more-10216"></span>kritik günlerde, Tony Hayward ile röportaj yapmak üzere şirketin Houstan merkez ofisine gittim. Ne var ki, Hayward röportaj yapmaktan vazgeçtiği için kendisini göremedik ama BP&#8217;nin halkla ilişkiler çarkını görme imkânımız oldu. 27 Mayıs&#8217;ta öğleye doğru Hayward&#8217;ın sözcüsü Andrew Gowers ve yönetim müdürü Bob Dudley ile bir araya geldik. Bana, yoğun çamurla tıkama çalışmalarının devam ettiğini söylediler. Dudley, &#8220;Yoğun çamurla kapama çalışmaları sürüyor. Çamuru şu anda iki yönde veriyoruz. Kuyunun hem üst kısmına hem de alt kısmına doğru çamur pompalıyoruz. Üst kısma verdiğimiz yoğun çamur miktarını azaltıp, bu yoğun sıvıyı kuyunun alt kısmına doğru pompalamaya devam etmeyi düşünüyoruz.&#8221; diyerek yürütülen çalışmaları açıklamıştı. Sizin de gördüğünüz gibi Dudley, yoğun çamur pompalama çalışmasına ilişkin bu açıklamasında şimdiki zaman kullanıyor&#8230;</p>
<p>Dudley ayrıca, Hayward ve ABD Enerji Bakanı Stephen Chu&#8217;nun aynı binada aynı komuta odasında çalışmaları anbean takip ettiklerini anlattı uzun uzun. Ben görüşme yerinden ayrılmadan az önce de &#8220;Şu anda komuta odasında gelişmeleri saniye saniye izliyorlar&#8221; şeklinde konuştu. Ayrıca Gowers&#8217;la birlikte, fışkıran petrolü geri bastırmak amacıyla başlatılan yoğun çamur pompalama işleminin devam ettiğini gösteren yayınları gösterdi bize.</p>
<p>Orada dinlediklerim ve duyduklarımdan petrol sızıntısının kapatıldığı izlenimine kapılmıştım. Aksi olabileceği aklıma bile gelmemişti. Sahil Savunma Komutanlığı&#8217;ndan Amiral Thad Allen de aynı izlenime kapılmış olmalı ki, hem sabah, hem de öğleden sonra televizyondan yaptığı açıklamada yoğun çamurla yapılan çalışmalarda gelişme sağlandığını ve çalışmaların devam ettiğini belirtmişti. Asıl önemli olan ise piyasaların bu iddiayı yutmuş olması. BP hisseleri New York&#8217;ta yüzde 6,25 değer kazanırken, Londra&#8217;da bir günde yüzde 5,9 artış kaydetti.</p>
<p>Ancak borsalar kapandıktan sonra öğrendik ki, patlayan kuyuya yoğun çamur pompalama işlemi meğerse bir gün önce durdurulmuş. Perşembe günü hiçbir çalışma falan yapılmamış. Konuya ilişkin çıkan haberlere göre çalışma yaklaşık 16 saatlik bir aradan sonra yeniden başlatılmış. Perşembe akşamı Gowers&#8217;ten gelişmelerin zaman dökümünü istedik ama isteğimizi reddetti.</p>
<p>Tüm bunların üzerine, Gowers&#8217;a bir mesaj çekerek, bize söyledikleri ve gösterdikleriyle yoğun çamurlu müdahalenin sürdürüldüğü izlenimini yarattığı için kendisine tepki gösterdim. Bana verdiği cevap,&#8221;Bu derece zor, hassas ve piyasaları etkileme olasılığı yüksek bir olay hakkında ayrıntılı bilgi veremeyiz.&#8221; şeklinde oldu. İşte zurnanın zırt dediği yer de burası, yani piyasa konusu.</p>
<hr /><a href="http://www.independent.co.uk/opinion/commentators/david-usborne-more-concerned-about-cash-than-the-planet-1993267.html"><strong>(The Independent, 07 Haziran 2010, David Usborne: More concerned about cash than the planet)</strong></a><strong> </strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<div>
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Bayrak y</span><span style="color: #000000;">akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/11/david-usborne-derdi-cevre-degil-para/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/11/david-usborne-derdi-cevre-degil-para/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doğaya Ruhunu İade Etmek!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/dogaya-ruhunu-iade-etmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/dogaya-ruhunu-iade-etmek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 14:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9183</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz dünyasının en önemli problemlerinin başında, yaşadığımız çevrenin ve doğanın hızla tahrip edilmesi geliyor. Bir taraftan küresel ısınma ile birlikte dünyanın dengesinin bozulması sonucu yaşananlar; öte taraftan her geçen gün yeni bir &#8220;ihtiyaç&#8221; için yok edilen doğal yaşam, insanı kendi eliyle hazırladığı bir felakete koşar adım götürüyor.
Çevreye verilen geri dönüşü imkânsız tahribatlar, dünyanın her tarafında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/doga_cicek.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9184" title="doga_cicek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/doga_cicek.gif" alt="" width="240" height="320" /></a>Günümüz dünyasının en önemli problemlerinin başında, yaşadığımız çevrenin ve doğanın hızla tahrip edilmesi geliyor. Bir taraftan küresel ısınma ile birlikte dünyanın dengesinin bozulması sonucu yaşananlar; öte taraftan her geçen gün yeni bir &#8220;ihtiyaç&#8221; için yok edilen doğal yaşam, insanı kendi eliyle hazırladığı bir felakete koşar adım götürüyor.</p>
<p>Çevreye verilen geri dönüşü imkânsız tahribatlar, dünyanın her tarafında, bu konuya duyarlı insanların itirazlarını da beraberinde getirdi. Küresel ısınmanın yarattığı sorunları gündeme taşıyan, çevre kirliliği ve doğanın hızla yok edilmesine karşı eylemler düzenleyen çevreci gruplar, <span id="more-9183"></span>insanları bu konularda daha duyarlı olmaya davet edecek girişimler yapıyorlar. Ancak bu grupların kahir çoğunluğunun, sorunu, temelindeki zihniyetle birlikte kavrayabilen, bunu yapabildiği için de ciddi anlamda bir muhalif yapı önerebilen gruplar olduğunu düşünmüyorum. Bu gruplar, daha çok modern zihniyetlerin kendi içlerinden çıkardıkları ve bu zihniyetin diyalektiği içinde olmazsa olmaz görünen zayıf birer denge unsuru olarak işlev görüyorlar. Greenpeace benzeri grupların yaptıkları eylemlerin hemen hepimizde sempatik bir gülümseme dışında herhangi bir etki yaratamaması, o grupların söylemlerinin modernliğe bir alternatif üretememesinin getirdiği bir sonuç bana kalırsa.</p>
<p>Çevre ile ilgili yaşadığımız ve yakın gelecekte çok büyüklerini yaşayacağımızdan kuşkumuz olmayan felaketlerin fikrî arka planını doğru analiz edemeyen her tepki, ana akım yok ediciliği törpülemeye değil, beslemeye zemin hazırlayacaktır. Peki, nedir bu bilmemiz gereken fikrî altyapı?</p>
<p>DOĞAYI KUTSALDAN ARINDIRMANIN SONUÇLARI</p>
<p>Bugün yaşadığımız büyük felaketin düşünsel arka planı, modern zihniyetlerin doğaya ve insana bakışında aranmalıdır bana kalırsa. Aydınlanma sonrası Batı düşüncesinin doğayı, sömürülecek bir nesne haline getirmesi ve çıkarlarımızın karşılanmasını sağlayan bitmeyen bir stok olarak işlev görecek şekilde kurgulaması sorunun kaynağını oluşturmaktadır. Ancak Batı düşüncesinin doğaya bakışının arka planında Hıristiyanlığın doğayı &#8220;ötekileştirmeye&#8221; yaptığı katkıyı da göz ardı etmemeliyiz. Nasıl ki laiklik, Aydınlanma ideolojisinin olduğu kadar, Hıristiyanlığın da bir sonucu ise; doğanın ötekileştirilmesinde, kutsal ile dünyevî arasında kesin bir ayrım çizen Hıristiyanlığın dahli vardır.  Hıristiyanlık dünyevi olanı, doğaya ait olanı kutsal olandan ayırarak, kutsal alanla dünyevi alan arasında birbirine girmemesi gereken kesin çizgiler çizmiştir. Hatta kutsal alana dünyevi olanın girmesi kutsala bir hakaret olarak görülmüş ve lanetlenmiştir.</p>
<p>Aydınlanma düşüncesiyle birlikte, Hıristiyanlık ve kilise, Batı toplumunda eski gücünü kaybetmiş olsa da, kimi zihni altyapıları ile modernliğe de zemin hazırlamıştır. Kutsal olanın, doğal olandan, dünyevi olandan kesin çizgilerle ayrılıp, &#8220;sadece&#8221; kutsal olana yönelen Hıristiyanlığın aksine, &#8220;insanı merkeze alan&#8221; Aydınlanma düşüncesi, Hıristiyanlığın yaptığını tersyüz edip, zaten Hıristiyanlığın katkıda bulunduğu profanlaştırılan doğaya, kutsal olanı tümden hayattan atıp kilise ritüellerine indirgeyerek son darbeyi de vurmuştur.</p>
<p>MUTLAK&#8217;IN TECELLİGÂHI OLARAK HAYAT</p>
<p>Dünyada gördüğümüz tüm varlıkların &#8221;Mutlak&#8221;  olanla sürekli bir ilişki içinde olduğunun, insan olarak bizlerin &#8220;Mutlak&#8221; ile ilişkimiz sonucu, doğadaki canlı cansız her varlıkla bir ilişki içinde olduğumuzun bilindiği bir zihinsel yapıda, ne modern bilimin ve teknolojinin sınırsızca &#8220;ilerlemesi&#8221;, ne de bu &#8220;ilerleme&#8221; sonucu yaşanan büyük felaketler mümkün olamazdı. Zira doğayı kutsalın bir tezahürü, bir başka deyişle Hakk&#8217;ın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği bir yer olarak gören; insanı da Allah&#8217;ın tüm sıfat ve isimlerinin tecelli ettiği &#8220;küçük âlem&#8221; olarak gören bir zihniyetin, &#8220;ilerlemede&#8221; de, bilimde de bağlı olduğu bir ilke söz konusudur. Bu ilke, Hakk&#8217;ın isim ve sıfatlarıyla tecelli ettiği ve bu yüzden de kutsal olan doğanın tahribine de imkân tanımayan bir ilke olarak, sınırsızca &#8220;büyüyen&#8221; ve büyüdükçe de kendi kuyruğunu yediğinin farkında olmayan modern bilim ve teknolojinin gelişim çizgisini takip edecek bir bilim yarat(a)mazdı zaten.</p>
<p>İnsanın ve evrenin kutsaldan arındırılması, önce evrenin, sonra da, onun yazgısıyla paralellik yaşaması mukadder olan insanın yıkımına zemin hazırlayacaktı mecburen. Aklı, araçsallaştırdığı doğayı sömürmek için bir araç haline getiren ve böylece kendisi de araçsallaşan insanın, sömürdüğü doğanın yazgısını paylaşacak olduğunun farkına varmasının imkânsız hale geldiği bir zihinsel süreç yaşamıştır insanlık. Sömürülen doğa, kendisiyle birlikte hayatı da büyük bir yıkımın eşiğine getirmiştir. T. Lindbom&#8217;un &#8220;<em>Başaklar ve Ayrık Otları Modernliğin Sahte Kutsalları</em>&#8221; adlı kitabında söylediği gibi; sömürü kutsala karşı bir küfürdür, çünkü insanın benlik davasının ve kibrinin bir ifadesidir. Tabiatın sömürüsü ve yıkımının sadece maddi kazanım gibi bir motivi vardır ve bu yıkıcı güçler bizatihi insana da yönelebilirler&#8230;</p>
<p>İçinde yaşadığımız dönemde, çevre krizleri hepimizi bir kıyamet beklentisine sokacak kadar ciddi hale geldiyse, bu konuda bir defa daha düşünmenin ve gidilen yolun yol olmadığını fark etmenin zamanıdır. Ancak bu yolun yol olmadığını fark etmek, zihinlerin iğdiş edilme sürecini tersyüz etmekten geçiyor bence. İnsan ile doğayı birbirinden kesin çizgilerle ayıran ve her ikisi ile birlikte yaşadığımız hayatı da kutsallıklarından soyan bir zihniyetin kaçınılmaz sonucudur yaşadıklarımız. O sonuçların mukadder &#8220;son&#8221;unu yaşamak istemiyorsak, bu sonuçları yaratan zihniyetle hesaplaşmamız gerekmektedir. Zira &#8220;bilimini, teknolojisini al; yaşam biçimini alma!&#8221; gibi basit ve içi boş argümanlar değil, hayata ve elbette onunla birlikte her şeye kaybettiği kutsallığı geri iade etmekten başlaması gereken kapsamlı bir zihniyet dönüşümüdür ihtiyacımız olan!</p>
<p>İnsan, Allah&#8217;ın, &#8220;ruhumdan üfledim&#8221; diye şereflendirdiği bir varlık olarak, yaşadığı çevrenin ve evrenin kutsal tabiatını tanımaktan başlamalıdır. Böylece Hüseyin Nasr&#8217;ın dediği gibi doğaya ve diğer varlıklara karşı sorumluluğunu tekrar gözden geçirebilir. Bu, insanın yaşaması gereken bir iç-dönüşümdür. Bu dönüşümü yaşayan insanın &#8220;dışarıda&#8221; olanı kendi kutsallığı içinde kabul etmesi ve saygı duyması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/24/dogaya-ruhunu-iade-etmek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/24/dogaya-ruhunu-iade-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Para yenir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 08:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9023</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar &#8220;vahşi doğadan&#8221; bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9024" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="164" height="243" /></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>&#8220;vahşi doğadan&#8221;</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı&#8230; <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizmin Vahşi Kısır Döngüsü: Baz İstasyonları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/12/kapitalizmin-vahsi-kisir-dongusu-baz-istasyonlari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/12/kapitalizmin-vahsi-kisir-dongusu-baz-istasyonlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 17:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<category><![CDATA[cep telefonlari]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizmin Vahşi Kısır Döngüsü: Baz İstasyonları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3490</guid>
		<description><![CDATA[Çevre ile ilgili problemleri ele alırken, problemi yaratan faktörlerden bağımsız olarak dile getirilecek hiçbir çözüm önerisinin başarısı, konunun can alıcı noktasına dokunamayacağı için sürekli olamayacaktır.
Bugünün çevre ile ilgili en önemli sorunlarından olan elektromanyetik kirlilik de bence bu minvalde incelenmelidir.
Modern düşünce, mutlak bir ilerleme miti üzerine kurulmuş, bu ilerlemenin lokomotif gücünü de bilim ve teknolojiye vermiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre ile ilgili problemleri ele alırken, problemi yaratan faktörlerden bağımsız olarak dile getirilecek hiçbir çözüm önerisinin başarısı, konunun can alıcı noktasına dokunamayacağı için sürekli olamayacaktır.</p>
<p>Bugünün çevre ile ilgili en önemli sorunlarından olan elektromanyetik kirlilik de bence bu minvalde incelenmelidir.</p>
<p>Modern düşünce, mutlak bir ilerleme miti üzerine kurulmuş, bu ilerlemenin lokomotif gücünü de bilim ve teknolojiye vermiştir. Bir taraftan tahakküm altına alınan doğa, diğer taraftan tahakküm altına aldığı doğanın kaderiyle aynı kaderi paylaşan insan, <span id="more-3490"></span>aynı şekilde bozunuma uğramaya başlamıştır. Bu şekilde doğayı bir egemenlik nesnesi haline dönüştüren insan da farkında olmadan bir nesne haline dönmüştür. &#8220;<em>Böylece, insanın doğa üzerindeki egemenliği, hem insanın, hem insanın iç doğasının ve hem de doğanın egemenlik altına alınmasıyla sonuçlanmıştır. Bir bakıma, her iktidar ilişkisinde, iktidarın öznesi, nesnesinin kaderini paylaşmak durumundadır&#8221;(Aydınlanmanın Diyalektiği; Adorno ve Horkheimer)&#8221;</em></p>
<p>İnsanoğlunun doğa üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün en vahşi sonuçlarını, üretim ve tüketimin birbiriyle &#8220;yumurta-tavuk&#8221; ilişkisine sokulduğu ve yatay ilerlemenin kutsandığı kapitalizmin süreçlerinde görmekteyiz. Bu süreçler, bu tip bir maddi ilerlemenin getirdiği manevi çürümeyi, doğal ve insanî bozulmayı görebilecek insanî yeteneğin ve algının da çürümesini beraberinde getirmiştir. Bir taraftan bir takım problemlerden şikayetçi olurken, o problemlerin yaratıldığı bataklığı görmekten aciz bir bakış, sonuçlarını, sağlıkta, gelir paylaşımında ve emperyal ve sömürgeci politikaların dev şirketlerin güdümünde sürdürülmesinde net bir şekilde gösterebilmektedir.</p>
<p>Kapitalizme biât etmenin sonucu olarak tüketim üzerine kurulan toplum biçimi, aslında bu tüketim ürünlerini üretecek bir endüstrinin de kutsanması demektir. Yani kapitalizmde, tüketim kutsanırken, üretim ve bu üretim yöntemlerine dayanan &#8220;mutlak ilerleme&#8221; de kutsanır. Bu anlamda kapitalistlerin, çevrenin ve doğanın bozulması ile ilgili çok fazla kaygı duymamaları normaldir. Bilim ve teknolojik ilerlemenin yanında, üretim de kutsanır. Üretimin, çevre ile ilgili yarattığı problemlerde de, üretim açısından bir bakış söz konusudur. Çevre ancak ikincil plandadır ve üretimin durmaması şartıyla ancak küçük iyileştirmeler söz konusudur. </p>
<p>Modern düşüncenin bir başka çocuğu olan ve bu anlamda tüketim fetişizmine olmasa bile, üretim fetişizmine - ve mutlak ilerleme nosyonuna - kapitalizm kadar bağlı olan sosyalist düşüncenin de, üretim- doğa ilişkisi ve bu ilişkide doğanın aleyhine ilerleyen durumları analiz etmekte sorunlu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu kısır döngünün tüm dünya ölçeğinde bir örneği olarak ele alınması gereken cep telefonları ve baz istasyonları sorunu, aslında kapitalist tüketim-üretim süreçlerinin nasıl yürüdüğünün görülmesi açısından çok önemli bir örnek olacaktır.</p>
<p>Hepimizin bir şekilde kullandığı cep telefonları, baz istasyonu denen istasyonlarla birbirlerine bağlanırlar. Normalde sadece zorunlu iletişim için kullanıldığında makul sayıda ve yerleşim yerlerine uzaklığı açısında sağlık için tolere edilebilecek yerlere konulabilecek olan baz istasyonları, kapitalist tüketim yöntemleri ile artık evlerimizin çatılarına ve sokak aralarına kadar girdi.</p>
<p>Baz istasyonları (2N ve 3N ağları) sadece kapsama alanı açısından değil, aynı anda hizmet vereceği aktif kullanıcı sayısı açısından da belirli limitler içerir. Bu limitler, aynı anda hizmet verilmesi gereken aktif kullanıcı sayısı arttığında zorunlu olarak aşılır ve daha fazla ve sokak aralarına baz istasyonları yapılma gereği duyulur. Bu tüketim süreci ise kapitalist maddi ilerlemenin doymak bilmeyen büyüme isteğinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Sadece iletişim amacıyla kullanılmaya başlanan cep telefonları, kapitalist pazarlama yöntemleri ile çeşitli promosyonların desteğiyle artık zorunlu iletişimin değil, gevezeliğin, gün boyu açık olmanın araçları haline gelmiştir. &#8220;Şu kadar dakika konuş, bu kadar hediye&#8221;, &#8221; şu kadar kişi getir, gün boyu bedava konuş&#8221;, &#8220;şu kadar kişiyle hep bedava konuş&#8221; gibi pazarlama yöntemleriyle ihtiyaç halinden tüketim şehvetinin göstergesi haline gelmiş olan cep telefonları, zorunlu olarak baz istasyonlarının &#8220;aynı anda hizmet vereceği&#8221; abone sayısını yükseltmiş, bu yükselme de sözünü ettiğim teknolojik limitlerden dolayı yeni baz istasyonlarının mantar gibi heryerde türemesine sebep olmuştur.</p>
<p>Kapitalist üretim-tüketim-pazarlama döngüsü adeta bir cendere gibi doğayı, insanı kesin bir ölüme sürüklemeyi bu şekilde becerebiliyor. Bu da kapitalizme ruh veren modern düşüncenin, mutlak ilerlemeyi kutsayan ama insanî, ahlakî bir altyapısı olmamasından kaynaklanıyor bence. Önce bizlere hiç de ihtiyacımız olmayan yeni tüketimler &#8220;üretiliyor&#8221;. Bu tüketimlerin &#8220;olmazsa olmaz&#8221; olduğunun gösterilebilmesi için sosyali bilimler ve reklamcılığın her türlü aracı seferber ediliyor. Bu tüketim kalıplarına ikna edilen insanlar, bu yönde üretimin zorunlu ve olmazsa olmaz olduğu fikrine alıştırılıyor. Bu üretimin sonucunda yaşanan sağlıkla ve doğayla ilgili problemlerin ise &#8220;önüne geçilemez bir zorunluluk&#8221; olduğuna inandırılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Üstelik modern düşüncenin en hantal yapılarından birisi olan &#8220;uzmanlık&#8221; düşüncesiyle, bu sistemi bütüncül bir bakışla analiz edebilecek araçlardan da yoksun kalıyoruz. Baz istasyonu kuran ve tasarlayan bir mühendis, çoğunlukla onun sağlık konusunda getirebileceği zararlardan haberisz oluyor. Çünkü mühendise bu sistemin fiziksel yapısı (elektromanyetik alanlarla ilgili detaylı fizik bilgisi mühendis için çoğunluk gereksiz bir bilgi yükü gibi görünür) ve bu fizik bilgisinin insan ve doğa ile ilişkisi asla bilgi olarak verilmiyor. Böyle olunca baz istasyonu ile ilgili en tepedeki yetkili bir görevlinin, yüksek frekanslı elektromanyetik dalgaların insan sağlığı ile ilgili getirebileceği zararlar ve bu dalgaların fiziksel yapısı hakkında hiçbir şey bilmemesi son derece doğal hale gelebiliyor. Aynı şey, artık sokak aralarına kadar giren dağıtım trafolarının yaydığı düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar için de geçerli. Bu da ayrı bir yazı konusu&#8230;ancak bu iki tür elektromanyetik alanın da çeşitli türlerde hastalıklara ve kanserlere yol açabildiği her geçen gün biraz daha anlaşılabiliyor.</p>
<p>Modern anlayışa alternatif bir yaşam tarzı üretemediğimiz sürece; sonsuz üretim ve tüketim iştahıyla dolu olduğumuz ve bu yüzden de her geçen gün daha fazla enerjiye, &#8220;teknolojiye&#8221; ihtiyâç duyduğumuz bir çılgınlık hâlinde, tek başına bir şeylere karşı olduğumuzu deklare etmenin bir manâ ifade ettiğini düşünmüyorum. Bu karşıtlığın, modern dışı bir yaşam tarzı ve anlayış ile, doğaya ve insana bakıştaki kökten bir devrimle desteklenmesi gerekir ki çözüm yolu da gösterebilelim.</p>
<p><em>&#8220;(Allah&#8217;ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.&#8221;(Rûm Sûresi 41)</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/12/kapitalizmin-vahsi-kisir-dongusu-baz-istasyonlari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/12/kapitalizmin-vahsi-kisir-dongusu-baz-istasyonlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çevreciliğe anti-modern bir bakış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 11:52:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/</guid>
		<description><![CDATA[ 
Çevre ile ilgili tartışmalar ve son nükleer enerji tartışmaları, çevre ve çevrecilik kavramlarına yeni bir bakış getirmemiz gerektiğini ortaya koyması açısından önemli tartışmalar bence.
Modernizmin çevreye ve insana bakışı belirgin problemler yarattı. Bu zihniyetin felsefi temeli olan aydınlanma, özne ile doğayı birbirinden kesin çizgilerle ayırdı. Modern öncesi dönemlerde, doğa ile insan arasındaki ilişki, daha çok insanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081015_derin_dusunce_org_cevre.jpg" alt="20081015_derin_dusunce_org_cevre.jpg" align="right" /> </p>
<p>Çevre ile ilgili tartışmalar ve son nükleer enerji tartışmaları, çevre ve çevrecilik kavramlarına yeni bir bakış getirmemiz gerektiğini ortaya koyması açısından önemli tartışmalar bence.</p>
<p><strong>Modernizmin çevreye ve insana bakışı belirgin problemler yarattı</strong>. Bu zihniyetin felsefi temeli olan aydınlanma, özne ile doğayı birbirinden kesin çizgilerle ayırdı. Modern öncesi dönemlerde, doğa ile insan arasındaki ilişki, daha çok insanın doğa ile barışık bir yaşantı sürmesi sonucunu doğrurken (hatta Doğu öğretilerinde insanı doğaya tâbi kılan bir anlayış söz konusudur), aydınlanma sonrası modern düşünce doğayı insana tabi kıldı. Horkheimer ve Adorno&#8217;nun dediği gibi, doğa ile insanın birbirinden kesin çizgilerle ayrılması, insanın, doğayı dışsal bir öğe olarak algılaması sonucunu doğurarak, doğanın insan için &#8220;şeyleşmesine&#8221; sebep oldu. <strong>Bilim ve teknoloji aracılığıyla doğa üzerine tahakküm kuran insan, doğayı, üzerinde hâkimiyet kurulacak bir nesne olarak görmeye başladı</strong>. Doğa hakkında bilgi edinme niyetimiz bile bu egemenlik anlayışının sürekli hâle gelmesi içindi. İnsanın doğa üzerindeki egemenliği, doğayı bir nesne haline döndürdü. Akıl ise doğayı egemenlik aracı olarak algılamak ve bu manada dönüştürmek için gerekli olan &#8220;araçsal akıl&#8221; hâline dönüştü ve kendisine yabancılaştı. Böylece, aslında ister istemez doğanın yazgısını paylaşan insan, farkında olmadan, <strong>doğayı egemenlik nesnesi hâline dönüştürürken, kendisini de nesne hâline dönüştürüyordu</strong>. <span id="more-1716"></span><em>&#8220;Böylece, insanın doğa üzerindeki egemenliği, hem insanın, hem insanın iç doğasının ve hem de doğanın egemenlik altına alınmasıyla sonuçlanmıştır. Bir bakıma, her iktidar ilişkisinde, iktidarın öznesi, nesnesinin kaderini paylaşmak durumundadır&#8221;(Aydınlanmanın Diyalektiği; Adorno ve Horkheimer)</em></p>
<p>Küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi, çeşitli türlerde atıkların oluşturduğu kirlenme, elektronik kirlenme, denizlerin kirlenmesi, doğal yaşamın ve yaşam süren canlıların yavaş yavaş yok olmaya yüz tutması, insanın, doğa üzerinden kurmaya çalıştığı bu tahakkümün sonuçlarıdır. &#8221; <em>Bir insan intihara kalkışsa, o insanı intihardan kurtarmak isteriz ve bu intihara yol açan sebepleri teşhis etmeye çalışıp, bir anlamda bu ‘hastalık&#8217;ı tedavi etme yoluna gireriz. Yani intihar etmek isteyen insanın bir anlamda psikolojik olarak bir hastalığa sahip olduğunu düşünürüz. Ancak söz konusu olan, doğayı yok etmemiz ve son hızla doğanın - ve elbette kendimizin- intiharı demek olan bir yolda ilerliyor olmamız olunca, bunu bir hastalık olarak değerlendirmeyişimiz mânidardır.&#8221;(<a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/14/dokuz-yuz-katli-insan/" target="_blank">Dokuz Yüz Katlı İnsan, Mustafa Merter</a>) </em>İnsanoğlu bu gidişin temellerindeki hastalıklı hâli teşhis edip tedavi yoluna gitmezse intihar kaçınılmazdır. Bu hastalıklı hâl ise doğayı, egemenliğinin nesnesi hâline getiren modern zihniyet ve bu zihniyetin her türlü türevidir. Bilim ve teknolojiyi de egemenlik ve gücün araçları hâline getiren bu zihniyete göre doğa, insanın egemenlik oyunlarının alanıdır. <em>   </em></p>
<p>Modern çevrecilik hareketlerinde, çevre ile ilgili yapılan eylemlerde göremediğim şey işte bu kapsamlı modern düşünce eleştirisidir. Son nükleer enerji tartışmaları dahil, konunun tarafları, bu konuyu oldukça sathî düzeyde ele alıp, konunun kaynağını oluşturan noktalara temas etmekten oldukça uzak görünüyorlar. Ancak bu problemden hemen hemen her kesim muzdarîp. Modern yaşam biçiminden hiçbir şekilde taviz vermeyip, bu problemlerin felsefi kökenlerine hiç bir şekilde değinmeyip, sathî yollarla doğanın çürümesini engellemek için eylem yapan grupların önerdikleri de çözüm üretmekten ziyade geçici çıkış yolları önermek demek oluyor kanımca.</p>
<p>Kapitalizme biât etmiş grupların, tüketim üzerine kurdukları toplum biçimi, aslında bu tüketim ürünlerini üretecek bir endüstrinin de kutsanması demektir. Yani kapitalizmde, tüketim kutsanırken, üretim ve bu üretim yöntemlerine dayanan mutlak &#8220;ilerleme&#8221; de kutsanır. Bu anlamda kapitalistlerin, çevrenin ve doğanın bozulması ile ilgili çok fazla kaygı duymamaları normaldir. Bilim ve teknolojik ilerlemenin yanında, üretim de kutsanır. Üretimin, çevre ile ilgili yarattığı problemlerde de, üretim açısından bir bakış söz konusudur. Çevre ancak ikincil plandadır ve üretimin durmaması şartıyla ancak küçük iyileştirmeler söz konusudur. </p>
<p>Modern çevrecilerin çoğunun dahil olduğu sol\sosyalist kesimlerin ise sorunun kaynağını anlama konusunda problemleri olduğunu düşünüyorum. Modern düşüncenin bir başka çocuğu olan ve bu anlamda tüketim fetişizmine olmasa bile, üretim fetişizmine - ve mutlak ilerleme nosyonuna - kapitalizm kadar bağlı olan sosyalist düşüncenin de, üretim- doğa ilişkisi ve bu ilişkide doğanın aleyhine ilerleyen durumları analiz etmekte sorunlu olduğunu düşünüyorum. Modern hayat biçiminin alternatifini üretmekten aciz, sadece yüzeysel çevrecilik ile doğayı korumaya çalışan bu grupların da ürettikleri muhalefetin bir çözüm önerdiğini düşünmüyorum.</p>
<p>Modern yaşam biçimine alternatif üretmesi beklenen dindar kesimlerin ise kendilerini ekonomik olarak kapitalizmin içersinde konumlandırdıkları muhakkak. Ancak esas çözümün de yine modern dışı ve dinî kökenli bakışın merkezde olduğu bir bakışla mümkün olabileceğini düşünüyorum. Yaşam biçimi olarak alternatif bir yaşam biçimini üretebilecek olan; kapitalizme, tüketim, üretim ve ilerleme fetişizmlerine karşı başka bir şeyin mümkün olabileceğini ortaya koyabilecek olanın da yine bu tür bir bakış olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Doğaya ,üzerinde tahakküm kurulacak bir nesne olarak değil, içindeki canlı veya cansız varlıklarıyla, her an &#8220;Allah&#8217;ı tesbih eden&#8221; bir varlık olarak bakan; canlılarla (hatta cansız doğa ile&#8230;Hz. Muhamed(s.a.v.) her hafta mutlaka Uhud dağını ziyaret edermiş. Bunun sebebini soranlara ‘Uhud bizi sever, biz de Uhud&#8217;u&#8217; dermiş. Cansız doğayı bile sevginin öznesi hâline koyan bir bakışın öne sürülmesidir bu) ilişkisinde dinî anlayışın köklerinden gelen bir saygının ve sevginin olduğu bir bakışın, doğayı, egemenlik nesnesi hâlinde değil, sevgi ve saygı ilişkisi kurulacak bir özne olarak gördüğünü söylemek gerekir. Ayrıca üretim ve tüketim fetişizmini besleyecek değil, alternatif bir hayat üretebilecek bir bakışı öne sürmesi açısından da önemlidir çevreye &#8220;dindarca&#8221; bakabilmek.</p>
<p><em>&#8220;(Allah&#8217;ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.&#8221;(Rûm Sûresi 41) </em>Bu ayeti çoğu müslüman gibi belki yüzlerce defa üzerinden anlamadan geçmişimdir. Ancak ilk defa anlayarak okuduğumda ürperdiğimi hatırlıyorum. Doğaya olan sevgimizi, saygımızı; canlı ve cansız varlıkları Allah&#8217;ı tesbih eden varlıklar olarak görüp ona göre saygı göstermemiz gereğini unuttuğumuzda geldiğimiz noktayı göstermesi açısından benim için ürpertici oldu bu ayet. Ancak aynı zamanda doğa üzerine, çevre üzerine düşünmemi gerektiren bir anlayışın da milâdı!</p>
<p>Modern anlayışa alternatif bir yaşam tarzı üretemediğimiz sürece; sonsuz üretim ve tüketim iştahıyla dolu olduğumuz ve bu yüzden de her geçen gün daha fazla enerjiye ihtiyâç duyduğumuz bir çılgınlık hâlinde, örneğin, nükleer enerjiye karşıyız demenin tek başına bir manâ ifade ettiğini düşünmüyorum. Bu karşıtlığın, modern dışı bir yaşam tarzı ve anlayış ile, doğaya ve insana bakıştaki kökten bir devrimle desteklenmesi gerekir ki çözüm yolu da gösterebilelim. Yoksa her şey &#8220;yüzeysel&#8221; bir çevrecilik anlayışında takılıp kalacak ve hiçbir çözüm üretilemeyecek.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel ısınma bitti&#8230; İkinci dalga geliyor!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/17/kuresel-isinma-bitti-ikinci-dalga-geliyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/04/17/kuresel-isinma-bitti-ikinci-dalga-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 20:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Küresel ısınma]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/17/kuresel-isinma-bitti-ikinci-dalga-geliyor/</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyin kademeli biçimde değişeceği, yavaş yavaş iyiye veya kötüye gideceği yönünde bir önyargı var insanlarda.
Bölünerek çoğalan ve her gün bir önceki yüzeyin iki misli yer kaplayan bir nilüfer ailesi düşünün. 100 günde bir gölün yarısını kaplamış. Gölün tamamı kapanmadan önce kaç gün var sizce?
Bu bilmeceyi ilk defa okuyanlar çoğunluka 100 gün gerekir diyorlar . [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/04/20080417_ki2.gif" alt="20080417_ki2.gif" align="right" />Her şeyin kademeli biçimde değişeceği, yavaş yavaş iyiye veya kötüye gideceği yönünde bir önyargı var insanlarda.</p>
<p><strong>Bölünerek çoğalan ve her gün bir önceki yüzeyin iki misli yer kaplayan bir nilüfer ailesi düşünün. 100 günde bir gölün yarısını kaplamış. Gölün tamamı kapanmadan önce kaç gün var sizce?</strong></p>
<p>Bu bilmeceyi ilk defa okuyanlar çoğunluka 100 gün gerekir diyorlar . Oysa sadece bir gün var!</p>
<p>Küresel ısınmanın geri dönülemez biçimde hayatımıza zarar vermesi için kaç yıl kaldı sizce? Uzmanlar 2050 veya 2030&#8242;larda işlerin kötü gidebileceğini söylüyorlar. Biz de zannediyoruz ki soluduğumuz hava yavaş yavaş kirlenecek, Kyoto protokolü uygulanacak ve her şey daha iyi olacak!</p>
<p>Aslında küresel ısınma denen felaket oldu ve bitti. Yani çok geç artık. Sera etkisine sahip gazların azaltılması iyi olurdu ama bunu yapmaya kimsenin yanaşmayacağını Zira zengin Kuzey yarı küre ülkelerinin bu işten çok kazançlı çıkacağını <span id="more-952"></span>daha önce &#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;"><a title="Permanent Link to Küresel ısınma çok iyi bir şeydir" href="http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/">Küresel ısınma çok iyi bir şeydir</a></span></strong>&#8221; adlı yazımızda anlatmıştık. Meselenin halledilmesi için atmosfere salınan CO<sub>2</sub> miktarı <strong>ACİL</strong> olarak %40-%60 arasında azaltılmalıydı. Kyoto denen komik protokol ise yıllık %5&#8242;lik bir azaltma öngörüyordu. En çok kirleten ABD ve Çin gibi ülkelerin uzun süre yan çizmesi bir yana imzalayanlar da adam gibi uygulamadı. Uygulayanlar da en çok indirim yapılacak sektörlerde şerh koydular.</p>
<p>Ama şu anki kötü durumun tek sorumlusu Kyoto&#8217;nun başarısızlığı değil. Çünkü bazı hızlandırıcı faktörler devreye girdi ve 30-40 yıl sonrası için beklenen sonuçlar dün gerçekleşti. Nedir onlar? Nasıl çalışırlar?</p>
<p><strong>Hızlandırıcı faktör nasıl çalışır?</strong></p>
<p>Yukarıdaki nilüfer bilmecesini anımsayın. İnsanlar genellikle &#8220;doğrusal&#8221; düşünürler. Yani boy uzaması veya azar azar biriken para gibi. Ama doğada, ekonomide, hemen her alanda doğrusal olmayan süreçler vardır. Meselâ ısıtılan bir su 100 dereceye kadar ısı alır. Onun üzerine çıkmaz. 100°C bir eşik değeridir. Ekonominin ve psikolojinin birbirine karıştığı borsaya bakın. Bir eşik değeri oluşur insanların kafasında. O fiattan itibaren herkes satmaya başlar. Düşen fiatları görenler daha çok satar, fiatlar daha hızlı düşer. Bu son borsa örneğindeki gibi küresel ısınmayı ilgilendiren doğal süreçlerin birçoğu &#8220;exponansiyel&#8221;. Yani ivmeli, hızlanarak artan veya yavaşlayarak azalan etkiler söz konusu.</p>
<p><strong>Buzulların erime hızının artması</strong></p>
<p>Buzulların erimesi bizim nilüfer gibi hızlanarak oldu. Yani her yıl %1 kayıp varmış gibi düşündük ama ısınan buzullar erime sıcaklığına gelmeden kendi ağırlıklarının etkisiyle parçalanmaya başladı. Parçalanan küçük buz dağları büyüklere oranla daha hızlı eridi. Zira hava ve suyla temas eden yüzeyler katlanarak arttı. Nasıl oldu? Evinizde yapabileceğiniz basit bir deney ile açıklayalım: Eşit büyüklükte iki buz parçasını buzluktan çıkarın, birini çekiçle ufalayın, ikisini de güneşe bırakın veya saç kurutma makinasıyla ısıtın.</p>
<p>Tabi gerçekte ufalanan buz dağlarının kırılarak yeniden ufalandığını ve daha küçük parçaların daha da hızlı eridiğini göz önüne alırsanız ısınma sürecinin giderek hızlandığını daha net görürsünüz.</p>
<p><strong>Denizin güneş ışığını daha çok emmesi</strong></p>
<p>Buzullar beyaz renkli. Açık deniz ise lacivert, neredeyse, siyah. Hadise çok basit. Binlerce kilometre kare kaplayan beyaz bir buzulun yerini aynı bıyüklükte lacivert bir deniz alınca o bölgeye gelen güneş ışınlarının dünyamızı ısıtıcı etkisi bir kaç kat artıyor. Bu etkiyi kıta büyüklüğünde olan iki kutuba ve Kanada ile Sibirya&#8217;nın kuzeyine yaydığınız zaman ortaya korkunç bir sonuç çıkıyor.</p>
<p>Çocuklarınız için &#8220;eğlenceli&#8221; bir deney yapmak isterseniz biri siyah diğeri beyaz iki kartonu (veya kumaş parçasını) güneşe bırakın. Meselâ bir saat sonra ikisini de gölgeye alarak bir termometre ile sıcaklıklarını ölçün.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Albedo">Yansıtabilirlik</a> (albedo) denen bu kavramın kısa tarifini ve su ile kar arasındaki önemli farkı Wikipedia&#8217;dan okuyabilirsiniz. Fark 20 kata kadar çıkabiliyor. Québec&#8217;ten (Kanada) 3 ögrenci matematik formüllerini sevenler için daha detaylı açıklamalar içeren <a href="http://www.mrcc.uqam.ca/effet_serre/serre/notions.html">güzel bir site</a> yapmışlar. Ayrıca değişik yansıtma-ısıtma varsayımlarını test edebileceğiniz bir de <a href="http://www.mrcc.uqam.ca/effet_serre/serre/simulateur.html">simülatör</a> mevcut.</p>
<p><strong>Ormanların hızlanarak küçülmesi</strong></p>
<p>Dev soğutucular ve CO<sub>2</sub> emicileri gibi çalışan tropikal ormanlar (Güney Amerika ve Afrika&#8217;nın bir kısmı) küresel ısınma yüzünden tahrip oldular. Yani insanın yaptığı doğrudan tahribat yetmiyormuş gibi küresel ısınma sebebiyle de birçok ağaç öldü. Açılan arazilere daha çok kaktüs tipi bitkiler hakim ve ölen ağaçların soğutucu etkisine sahip değiller. Tabi ne kadar çok ağaç ölürse geri kalanların yaşama şansı o derecede hızlanarak artıyor. Zira küçülen ormanlar daha az soğutuyor ve daha az CO<sub>2</sub> emiyor.</p>
<p><strong>İkinci dalga Küresel ısınma</strong></p>
<p>Dünyayı ısıtmak için insan üzerine düşeni yaptı. Bundan sonrası otomatik olarak çalışacak. Nasıl?</p>
<p>Elimizde patlayacak en az iki tane bomba var: Birincisi metan gazı (CH<sub>4</sub>) ki karbondioksite göre en az 20 kez daha etkili bir sera gazı. En iyimser (Avrupa kaynaklı) tahminlere göre 1400 milyar ton metan gazı Sibirya ve Kanada&#8217;nın kuzeyi gibi bataklık bölgelerde, donmuş toprağın içinde hapsedilmiş vaziyette. Amerikalılar 5000 milyar tondan bahsediyorlar. Bu gazı çıkarıp kullanma imkânı şimdilik yok zira toprağın içinde dağılmış vaziyette. Ama dünya ısındıkça binlerce kilometre uzunluğundaki donmuş bataklıklar artan bir hızda metan yaymaya başlayacaklar.</p>
<p>Toprakta hapsedilmiş metan gazının serbest kalmasına katkısı olacak bir başka hızlandırıcı ise eriyen buzlardan dolayı deniz seviyesinin yükselmesi.</p>
<p>İkinci bombaya gelince&#8230; <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Thermohaline_circulation">Okyanus akıntılarının</a> kesintiye uğraması. Neden? Okyanuslar insanların ürettiği karbondioksitin yaklaşık %30&#8242;unu emiyor. Okyanus yüzeyinden diplere doğru hareket eden akıntılar sayesinde yüzey suları tazeleniyor ve yeniden bu gazı emebilir hale geliyorlar. Bu akıntıları sürekli kılan bir mekanizma var:</p>
<p>Buzullara yaklaşan su soğuyor, yoğunlaşıyor ve haliyle ağırlaşıyor. Bir kısmı donarken tuzunu &#8220;dışarı&#8221; verdiği için sıvı halde kalan su ağırlaşarak dibe dalıyor. Dipteki soğuk ve tuzlu su tropikal bölgelerde yukarı çıkarak ısınıyor ve bu &#8220;pompayı&#8221; besliyor.</p>
<p>Birinci dalga Küresel ısınma ne yapacak?</p>
<ul>
<li>1) &#8220;Yanlış&#8221; yerlere bol miktarda yağacak yağmurlar okyanus akıntılarının tuzluluk oranlarını değiştirecek,</li>
<li>2) Isınan okyanus sularının karbondioksit emme kapasitesi düşecek,</li>
<li>3) Akıntılar kesildiği için yüzey suları CO<sub>2</sub>&#8216;ye doyacak,</li>
<li>4) Atmosferdeki CO<sub>2</sub> miktarı artacağı için dünya daha hızlı ısınacak.</li>
</ul>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bazı okuyuculara irtica gelecek ama ilk adım olarak dua etmeliyiz diye düşünüyorum. Vakit almaz, para gerekmez. Zira işimiz gerçekten ALLAH&#8217;a kaldı. Neden?</p>
<p>Pentagon yeni askerî harcamaları ve yeni saldırganlıkları meşru kılacak raporlar sipariş etmeye başladı bile. Daha önceki bir yazımızda <a href="http://www.derindusunce.org/2007/06/19/dusunce-teroristleri/" target="_blank">&#8220;düşünce teröristi&#8221;</a> adını taktığımız bazı kuruluşlar nükleer savaş &#8220;müjdesi&#8221; veriyorlar <cite><a href="http://www.grist.org/pdf/AbruptClimateChange2003.pdf">Peter Schwartz et Doug Randall tarafından hazırlanan bir raporda</a></cite>. Birleşmiş Milletler <a href="http://www.unep.org/">çevre programı</a> ise &#8220;sadece&#8221; küresel bir iç savaş ısmarlamış bir <a href="http://www.wbgu.de/wbgu_jg2007_engl.pdf">başka raporda</a>. Yani birilerine savaşmak için yeni bahaneler lâzım.</p>
<p>Dua bittikten sonra yapılabilecek başka şeyler var tabi. Önce hükümetlerin, meselâ AKP&#8217;nin (eğer bir darbeye kurban gitmezse) başta komşu ülkeler olmak üzere ikinci dalga küresel ısınmanın vuracağı bütün ülkelerle birleşip araştırma merkezleri kurması gerekiyor. Her bilim dalından sıkı beyinlerin toplanacağı bu merkezlerde ülkeler her yönüyle ikinci dalgaya hazırlanacaklar. Örneğin:</p>
<ul>
<li>1) Gıda üretimindeki düşme ve fiatların yükselmesi,</li>
<li>2) Yaşanmaz hale gelen bölgelerdeki insanlar,</li>
<li>3) Felaketler ve iç göçlerle körüklenecek sosyal, dinî ve etnik gerginlikler,</li>
<li>4) Ortaya çıkacak yeni hastalıklar,</li>
<li>5) Azalan su kaynakları,</li>
</ul>
<p>bu çok disiplinli ekiplerin çözmeleri gereken konuların arasında olacak. <strong><em>&#8220;GAP ile suyun başını biz tuttuk&#8221;</em></strong> gibi akla zarar argümanlar ile milleti tahrik etmek yerine diplomatların da yardımıyla kazan-kazan ilişkilerin kurulması gerekiyor komşularımızla.</p>
<p><strong>Kazanılacak çok şey var</strong></p>
<p>Özellikle Türkiye gibi gelişmesini henüz tamamlamamış ülkelere bilim ve teknolojinin getireceği çok kazanç var:</p>
<ul>
<li>1) Ulaşım ağlarımızın veriminin artırılması gıda fiatlarının yükselmesine engel olabilir,</li>
<li>2) Enerji nakil hatlarında ve bina izolasyonlarında yapılacak iyileştirmeler hem enerji faturasını düşürür hem de enerji üretiminin çevreye getireceği yükü azaltır.</li>
</ul>
<p>Bunun yanında <a href="http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/">&#8220;Nükleer enerji? Evet ama&#8230;&#8221;</a> başlıklı yazımızda açıkladığımız gibi Türkiye&#8217;nin enerji bağımsızlığını elde etmek için bu alanda bilimsel ve teknolojik yatırımlarını arttırmasında büyük fayda var.</p>
<p>Ne yazık ki rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar önümüzdeki on yıllarda ancak yerel ihtiyaçlara o da ancak kısmen cevap verebileceklerdir. Bu konuda ayrıntılı bilgi &#8220;<a title="Permanent Link to Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi?" href="http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/">Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi?</a> &#8220;  adlı makalede ve izleyen yorumlarda bulunabilir.</p>
<p><strong>Demokrasi tehlikede</strong></p>
<p>Unutulmaması gereken bir nokta da şudur: ikinci dalga küresel ısınma gelişmiş ülkeler ile diğerleri arasındaki farkı açacak. Fakat aynı zamanda aynı ülke içinde de zengin ile fakirin arası da açılacak. Açlık ve diğer sorunlar korku, öfke ve &#8220;ötekini&#8221; suçlama duygularını güçlendirecek ki bu faşizmin sevdiği bir ortamdır. Ortadoğu&#8217;da ve Türkiye&#8217;de her türlü totaliter ve militarist söylemin güçleneceği bir atmosfer oluşacaktır muhakkak.</p>
<p>Az önce sözünü ettiğimiz bilimsel araştırma kurumları işte bu ortama da hazırlamalıdır gelişmekte olan ülkeleri. Böyle bir çalışmayı ve araştırma laboratuarlarını kurmak ve işletmek için bir kaç milyar dolar gerekebilir. Bu miktar söz konusu ülkelerin savunma bütçelerinden karşılanabilir. Zira ikinci dalga küresel ısınma bazı ülkelerin rejimlerini hatta egemenliklerini tehdit edeceğe benziyor.</p>
<p>Türkiye bile tek başına 10 milyar dolar savunmaya harcayabildiğine göre 15-20 ülkenin savunma bütçelerinin %10&#8242;u ile çok iyi bir yol alınabilir. Kanaatimizce ikinci dalgayı da durdurmanın imkânı yok. Yapılacak tek şey hazır olmak.</p>
<p>Taş kafamıza nasılsa düşecek. Vermek istediğimiz mesaj şu: Kask giysek iyi olur.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/04/17/kuresel-isinma-bitti-ikinci-dalga-geliyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/04/17/kuresel-isinma-bitti-ikinci-dalga-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2007 00:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[30 dakika içinde yeryüzüne ulaşan toplam güneş enerjisi insanlığın bir yıllık ihtiyacı kadar! (Danish Wind Energy Association) Bu enerjinin önemli bir kısmı rüzgâr ve fotosentez gibi doğa olaylarının oluşumuna yarıyor ama henüz çok fazla kullanmadığımız rüzgâr enerjisinin potansiyeli gene de büyük.
Rüzgâr enerjisinden üretilen elektrik şimdilik dünyadaki toplam üretimin sadece %1 ile %2&#8217;si arasında. Ülkemizdeki ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/img_illustration1.jpg" alt="img_illustration1.jpg" width="254" height="172" align="right" />30 dakika içinde yeryüzüne ulaşan toplam güneş enerjisi insanlığın bir yıllık ihtiyacı kadar! (<em><a href="http://www.windpower.org/en/core.htm" target="_blank">Danish Wind Energy Association</a></em>) Bu enerjinin önemli bir kısmı rüzgâr ve fotosentez gibi doğa olaylarının oluşumuna yarıyor ama henüz çok fazla kullanmadığımız rüzgâr enerjisinin potansiyeli gene de büyük.</p>
<p>Rüzgâr enerjisinden üretilen elektrik şimdilik dünyadaki toplam üretimin sadece %1 ile %2&#8217;si arasında. Ülkemizdeki ilk endüstriyel projelerden biri olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Band%25C4%25B1rma_R%25C3%25BCzgar_Enerjisi_Santrali" target="_blank">Bandırma Rüzgar Enerjisi Santrali </a>de Türkiye&#8217;nin toplam enerji üretimi içinde çok büyük bir yer tutmuyor. Peki rüzgâr potansiyelimizden tam olarak istifade edebilmiş olsak nükleer enerjiden vazgeçebilir miyiz?<span id="more-606"></span></p>
<p><strong>Ucuz mu?</strong></p>
<p>Rüzgâr ile üretilen elektrik aslında oldukça pahalıya geliyor. Rüzgâr türbinleri nükleer santrallere oranla çok daha düzensiz bir elektrik üretimi yaptıkları için esmeyen saatlerde termik veya nükleer santraller gibi düzenli biçimde elektrik üreten sistemlerle desteklenmesi gerekiyor. İşte bu düzensizlik sebebiyle Danimarka&#8217;da yeni rüzgâr türbinlerinin inşasının durdurulması, Hollanda&#8217;da ise sübvansiyonların kesilmesi söz konusu. Hiç bir gelişmiş ülke %20&#8242;nin üzerindeki bir elektrik üretimini rüzgâra bağlamak istemiyor. Zira termik veya nükleer santralleri sürekli &#8220;açıp kapatmak&#8221; teknik olarak mümkün değil. Ayrıca kurulum maliyetine katlanılmış bir santrali tam kapasite ile kullanMAmak da ekonomik kayıplar doğuruyor. Bu kesinti sorunu güneş enerjisinden üretilen elektrik için de geçerli. Rüzgâr türbinleri yıl içinde %16-35, güneş panoları %15, nükleer santraller ise %80 ilâ %95 kapasite ile üretim yapıyor.</p>
<p>Bir başka deyişle bu kesintili üretim sebebiyle kurulu güçten tam olarak istifade etmek mümkün olmuyor. En verimli rüzgâr türbinleri yılda 2000 saat civarında üretim yaparken nükleer ve termik santrallerde bu rakam 8000 saati buluyor. Buna ek olarak rüzgâr türbinleri kuruldukları yılın ilk 3 ilâ 9 ayını kendilerinin üretimi için harcanan enerjiyi &#8220;geri&#8221; üretmekle harcıyorlar.</p>
<p><em>&#8220;Electricity Supply in the </em><a href="http://www.oecd.org/home/0,3305,fr_2649_201185_1_1_1_1_1,00.html"><em>OECD</em></a><em> &#8221; </em>adlı raporun 9 numaralı ekinden alınan aşağıdaki  bilgilere göre rüzgâr elektriği nükleerin 2 veya 3 katı daha pahalı:</p>
<p>Elektrik üretim birim fiatları (US cent/kWh)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="283">
<tbody>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Nükleer</td>
<td width="80" valign="bottom">5.4 - 7.4</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Kömür</td>
<td width="80" valign="bottom">4.7 - 6.1</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Doğal gaz</td>
<td width="80" valign="bottom">4.6 - 6.1</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Karadaki rüzgâr türbini (onshore)</td>
<td width="80" valign="bottom">4.7 - 14.8</td>
</tr>
<tr>
<td width="203" valign="bottom">Denizdeki rüzgâr türbini (offshore)</td>
<td width="80" valign="bottom">8.2 - 20.2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Basit mi ?</strong></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/e_bondues1.jpg" alt="e_bondues1.jpg" align="right" />Rüzgâr türbinleri her türlü rüzgârda çalışmıyor. Saate 10 km&#8217;nin altında sürtünme sebebiyle duran türbinlerin elektrik tüketmemeleri için bağlı bulundukları ağdan kesilmeleri gerekiyor. Saate 100 km&#8217;nin üzerinde ise pervanelerin kırılması söz konusu olduğundan pozisyonları değiştirilerek « rüzgâr almaz » hale getiriliyor ki elektrik üretimi bu halde de duruyor.</p>
<p>Araştırmacılar 200 km&#8217;de bile çalışacak biçimde yeni türbinler üretmeyi amaçlıyorlar ama tek sorun bu değil. Kesintili üretim sorununu dengelemek için rüzgâr ile üretilen elektriğin depolanması gerekiyor. Bildiğimiz akülere benzer kimyasal yöntemlerin kullanılması halinde cıva, kurşun gibi elemanlar yüzünden çevre koruma açısından hiç bir ilginç yönü kalmıyor rüzgâr türbinlerin.</p>
<p>Daha temiz depolama yöntemleri de araştırılıyor elbette. Bunlardan bir tanesi elektroliz yoluyla hidrojen üretmek. Bir diğeri ise hidroelektrik santrallerden istifade ederek düşük seviyede bulunan bir miktar suyu daha yüksek bir noktaya pompalamak. Fransa&#8217;da <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Barrage_de_Grand'Maison">Grand&#8217;Maison barajında</a> uygulanan bu yöntem sayesinde iki nükleer santrale eşdeğer (1800 MW&#8217;lık) bir depolama kapasitesi söz konusu.</p>
<p>Bir Amerikan firması olan <a href="http://www.kitegen.com/index_en.html">Kite Gen Research</a> ise doğrudan türbinin içinde basınçlı hava üretmek yoluyla elektrik üretimindeki düzensizliği gidermeyi amaçlıyor. Eğer amacına ulaşırsa rüzgârsız saatlerde basınçlı hava türbini döndürmeye devam edecek.</p>
<p>Kullanılan depolama yöntemi ne olursa olsun enerji çevrimi sebebiyle zaten düşük olan randımandan daha da büyük kayıplar veriliyor. Bu da rüzgâr enerjisinin birim fiatını iyice yukarılara çekiyor. Ayrıca hidroelektrik depolama coğrafi koşullara sıkı sıkıya bağlı. Düz ovalara kurulmuş büyük şehirler için kullanılması imkânsız. Enerji nakil masraflarını arttırması da cabası.</p>
<p><strong>Güvenlik ve çevre kaygısı</strong></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/accident_image012.jpg" alt="accident_image012.jpg" width="310" height="176" align="right" />Rüzgâr türbinleri sanıldığı kadar güvenli ve çevreci değil. Şiddetli rüzgâr pervanenin yerinden sökülmesine ve etraftaki insanlara, binalara zarar vermesine sebep oluyor. <a href="http://www.tv2regionerne.dk/reg2005/?r=3&amp;Id=225094">Danimarka&#8217;da</a>, Fransa&#8217;da birçok kaza oluyor bu tipte. Artık kimse bu türbinlerin yakınında yaşamak istemiyor. Çevreci dernekler hem kazalar hem de <a href="http://tf1.lci.fr/infos/france/societe/0,,3562774,00-anti-eoliennes-donnent-voix-paris-.html">aşırı ses</a> nedeniyle mücadele veriyorlar bu konuda. Avustralya&#8217;da yapılan bir <a href="http://ventdubocage.net/sante3.htm">etüde göre</a> türbinlerin gürültüsü insanlardaki stresin artmasına sebep oluyor. AB ve ABD&#8217;de meydana gelen kazalar ve şikâyetlerle <a href="http://www.environnementdurable.net/video.htm">ilgili videolar için buraya</a> bakılabilir.</p>
<p>Aslında türbinleri veya nükleer santralleri suçlamak ya da aklamak yersiz. İnsanların ürettiği her sistem risk arz ediyor ve çevreye de zarar vermesi söz konusu olabilir. Bir boya veya kimyasal gübre fabrikası da endüstriyel riskler içeriyor. Uçaklar çevreyi kirletiyor. Ama yoğun tarımdan, uçaklardan veya renkli kıyafetlerden vazgeçmiyoruz.</p>
<p>Mesele bu risklerin ölçülmesi, önlem alınması ve krizlerin yönetilmesi meselesidir.</p>
<p><strong>Toplam potansiyel ve Türkiye</strong></p>
<p>Rüzgâr enerjisinin ulusal enerji politikasında bir ağırlığı olabilmesi için sürekli ve güçlü rüzgârlara ihtiyaç var. Dağlar bu tip rüzgârlara engel oldukları için en verimli türbinlere karada değil ancak denizde rastlıyoruz. Denizde kurulan ve offshore denen türbinlerin kurulma ve işletme maliyetlerinin düşük olması için ise deniz dibinin birden bire derinleşMEmesi, tersine sığ olarak açıklara devam etmesi gerekiyor. Bu tür coğrafî özellikler ise Baltık ve Manş denizlerinde ve Orta Amerika&#8217;nın bazı yerlerinde var.</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/12/turkiye-ruzgar.jpg" alt="turkiye-ruzgar.jpg" /></p>
<p>Stanford üniversitesinden Cristina L. Archer ve Mark Z. Jacobson&#8217;un hazırladıkları <a href="http://www.stanford.edu/group/efmh/winds/global_winds.html" target="_blank">rapora</a> göre offshore potansiyel açısından Türkiye rüzgâr fakiri bir bölgede bulunuyor. Raporun özet kısmında sunulan haritalara göre rüzgâr zengini ülkeler arasında Danimarka, Hollanda, İngiltere ve Fransa var. Bunlardan ilk ikisinin bu konuda en ileri ülkeler arasında olması şaşırtıcı değil. Meselâ Danimarka elektrik ihtiyacının %20&#8217;sini rüzgârdan sağlıyor. Son ikisi ise yatırımların en hızlı ilerlediği iki ülke. Yani çevrecilikten çok fırsatları değerlendirmek söz konusu.</p>
<p>Elektrik işleri etüt idaresi&#8217;nin hazırladığı <a href="http://www.eie.gov.tr/turkce/ruzgar/tr_ruzgar_atlasi_buyuk.jpg">Türkiye rüzgâr haritası</a> offshore dışındaki potansiyel için daha ayrıntılı bilgi veriyor ülkemiz hakkında.</p>
<p>Gene Archer-Jacobson raporuna göre dünyanın teorik rüzgâr potansiyeli 72 TW yani insanlığın enerji ihtiyacının 15 katı. Ama yazarların da itiraf ettikleri gibi bu hesapta üretilen enerjinin nakli, türbin kurulacak alanların erişilebilirliği vb konular dikkate alınmamış. <a href="http://www.ipcc.ch/">IPCC</a>&#8216;nin hazırladığı bir başka rapora göre ise kullanılabilir potansiyel teorik potansiyelin sadece %4&#8242;ü.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Rüzgâr enerjisi yeni yeni gelişmekte olan bir alan. Önümüzdeki 30-40 yıl içinde türbinlerin randımanı ve depolama teknikleri ilerledikçe Türkiye için tamamlayıcı ve temiz bir kaynak olabilir.</p>
<p>Hâlihazırda büyük yerleşim merkezlerinden ve enerji nakil hatlarından uzak yerlerde küçük ve orta boy rüzgâr türbinleri ucuz bir alternatif teşkil ediyor.</p>
<p>Ancak bugünkü teknoloji seviyesinde rüzgâr ile üretilecek elektriğin Türkiye çapında bir fayda sağlaması imkânsız. Rüzgâr enerjisi ile ülke ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan ülkelerin coğrafî avantajlara sahip olduklarını, buna rağmen bu tip üretimi ayrıca devlet sübvansiyonlarıyla destekleyerek ayakta tuttuklarını göz ardı edemeyiz.</p>
<p>Türkiye hem hızla gelişen hem de nüfus artan bir ülke. Kişi başına elektrik tüketimimizin gelecek on yıllarda AB ülkelerini yakalayacağını göz önüne alırsak rüzgârdan üretilen elektriğin ancak yerel ve tamamlayıcı bir rol oynayacağı, asla nükleer enerjinin yerini alamayacağı aşikârdır.</p>
<p>Avrupalıların yaptığı gibi rüzgâr elektriğini sübvanse etmek yerine kaynaklar :</p>
<ul>
<li>1) Randımanı yüksek rüzgâr türbini üretmenin yollarını araştırmak,</li>
<li>2) Türkiye&#8217;deki binaların ısı yalıtımını iyileştirilmek,</li>
<li>3) Nakil hatlarındaki kaçak ve kayıpların önüne geçmek,</li>
</ul>
<p>İçin kullanılabilir.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/12/17/ruzgar-nukleer-enerjinin-yerini-tutabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer Enerji? Evet ama &#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 19:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde zaten çok fazla bulunmayan fosil yakıtlar bütün dünyada tükenmekte. Gelişmiş ülkelerin enerji ihtiyacı öyle bir seviyede ki petrol ve silah kartelleri Irak&#8217;ı insanlarıyla birlikte haritandan silmekten çekinmediler.
Yenilenebilir enerji kaynakları ise şimdilik çok yüksek olan üretim maliyetleri dolayısıyla ancak sübvansiyonlarla, devlet desteği ile ayakta duruyor çoğu yerde.
Bütün veriler nükleer enerjinin Türkiye için bir seçenek değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde zaten çok fazla bulunmayan fosil yakıtlar bütün dünyada tükenmekte. Gelişmiş ülkelerin enerji ihtiyacı öyle bir seviyede ki petrol ve silah kartelleri Irak&#8217;ı insanlarıyla birlikte haritandan silmekten çekinmediler.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kaynakları ise şimdilik çok yüksek olan üretim maliyetleri dolayısıyla ancak sübvansiyonlarla, devlet desteği ile ayakta duruyor çoğu yerde.</p>
<p>Bütün veriler nükleer enerjinin Türkiye için bir seçenek değil mecburiyet olduğunu düşündürüyor. Zira hidroelektrik kapasitemizin büyük kısmını kullandık. Güneş ve rüzgâr gibi kaynaklar ise ancak yerel ihtiyaçlara o da kısmen cevap verebiliyor. Ulusal gelirimizin önemli bir kısmı enerji ithalatına gidiyor. AA&#8217;nın verdiği bir haber göre :</p>
<p>&#8220;<strong>Türkiye 2006 yılında, ham petrol ve petrol ürünlerine toplam 16 milyar dolar ödedi. Toplam enerji ithalatının maliyeti ise 29 milyar doları buldu.</strong>&#8221;</p>
<p>Tabi sürekli yükselen petrol fiatlarına, Ortadoğu&#8217;daki savaşlara, Güney Amerika&#8217;daki seçimlere, Orta Amerika&#8217;daki kasırgalara, Rusya ve İran gibi ülkelere göbekten bağımlı olmak da cabası. Taşıma petrolle dönmüyor bu değirmen!</p>
<p>Ama &#8220;nükleer&#8221; kelimesi çok hoş gelmiyor kulaklara. Çernobil ile Hiroşima karışımı bulanık bir korku var akıllarda. Ya patlarsa? Atıkları ne yapacağız? Hepimiz kanser mi olacağız?</p>
<p>Önce &#8220;petrol tüketimi artıyor, petrol bitecek!&#8221; diye alarm vermekle yetinmeyelim, ne kadar? Ne zaman? Diye soralım. Zira böyle iddiaların ölçülmesi ve tahminlerde bulunulması da gerekir. Pipeline &amp; Gas Journal&#8217;ın Kasım 2007 sayısında yayınlanan &#8220;Global Challenges Face Energy Industry&#8221; adlı makaleye göre dünya enerji arzı tahminleri şöyle (TEP : milyar ton petrol eşdeğeri)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19%"> </td>
<td colspan="2" width="20%">1960</td>
<td colspan="2" width="20%">1980</td>
<td colspan="2" width="20%">2000</td>
<td colspan="2" width="20%">2020</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Kaynak</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
<td width="12%">TEP</td>
<td width="7%">%</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Kömür</td>
<td width="12%">1.250</td>
<td width="7%">36</td>
<td width="12%">1.830</td>
<td width="7%">24</td>
<td width="12%">2.930</td>
<td width="7%">26</td>
<td width="12%">4.650</td>
<td width="7%">30</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Petrol</td>
<td width="12%">1.170</td>
<td width="7%">33</td>
<td width="12%">3.100</td>
<td width="7%">41</td>
<td width="12%">3.415</td>
<td width="7%">31</td>
<td width="12%">3.175</td>
<td width="7%">21</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Doğalgaz</td>
<td width="12%">0.411</td>
<td width="7%">12</td>
<td width="12%">1.301</td>
<td width="7%">17</td>
<td width="12%">1.885</td>
<td width="7%">17</td>
<td width="12%">2.570</td>
<td width="7%">17</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Hidrolik</td>
<td width="12%">0.171</td>
<td width="7%">5</td>
<td width="12%">0.383</td>
<td width="7%">5</td>
<td width="12%">0.650</td>
<td width="7%">6</td>
<td width="12%">1.050</td>
<td width="7%">7</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Nükleer</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">0.156</td>
<td width="7%">2</td>
<td width="12%">0.845</td>
<td width="7%">8</td>
<td width="12%">1.730</td>
<td width="7%">11</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Tic. Olmayan</td>
<td width="12%">0.490</td>
<td width="7%">14</td>
<td width="12%">0.768</td>
<td width="7%">10</td>
<td width="12%">1.095</td>
<td width="7%">10</td>
<td width="12%">1.140</td>
<td width="7%">8</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Yeni enerji</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">-</td>
<td width="7%">-</td>
<td width="12%">0.285</td>
<td width="7%">2</td>
<td width="12%">0.845</td>
<td width="7%">6</td>
</tr>
<tr>
<td width="19%">Toplam</td>
<td width="12%">3.500</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">7.538</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">11.105</td>
<td width="7%">100</td>
<td width="12%">15.115</td>
<td width="7%">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kim korkar &#8220;öcü&#8221; nükleerden?</strong></p>
<p>Nükleer enerjiden korkulmayan ama aynı zamanda çevrenin ve halk sağlığının önemsendiği, eleştiri ve diyalog kanallarının açık olduğu demokratik ülkelere bir bakalım:</p>
<p>IAEA&#8217;na göre Fransa elektrik enerjisi ihtiyacının %78′ini 59 nükleer santralden sağlıyor. Yeni bir tane de inşa halinde. Aslında bu ülkenin durumu istisna değil. Belçika için nükleer elektrik oranı %54, İsveç %48, İsviçre %38, Almanya %32, Japonya %30, ispanya %20, ABD %19, İngiltere %18, Kanada %16&#8230; Bu ülkelerin hemen hepsinde planlanmış ve/veya inşa halinde onlarca yeni nükleer santral de var. Önümüzdeki 20 yıl için planlanmış nükleer santrallerin toplam yatırım maliyeti 100 milyar doları bulacak EDF&#8217;e göre. (Fransız elektrik üretim ve dağıtım şirketi)</p>
<p>Dünyada nükleer enerji kullanan 31 ülkede toplam 439 santral var. Haziran 2006′da 222 yeni projeden 96&#8217;sı bütçelendirilmiş, 33 yeni santralın inşaatı başlamıştı.</p>
<p>Almanya gibi nükleerden &#8220;çıkmaya&#8221; karar vermiş ülkeler bile petrolün varili 30 dolar iken alınmış bu kararın 100 dolar seviyesinde halen geçerli olacağından şüpheliler.</p>
<p>İnsanın şunu diyesi geliyor: Dünyanın en gelişmiş ülkelerini yönetenler vatanlarını, çevreyi, halkın sağlığını bizden daha mı az seviyor?</p>
<p><strong>Çevreciler Nükleer enerji yanlısı olacak!</strong></p>
<p>Fosil yakıtların yoğun kullanımı insanlığın karşı karşıya olduğu <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/">çevre felaketlerinin en büyüğünü</a> başlattı ve sorun bitecek gibi görünmüyor.</p>
<p>Bu karamsar tablo karşısında nükleer elektrik şampiyonu Fransa&#8217;nın OECD ülkeleri arasında en az CO2 kirliliği (enerji üretimi kökenli) üreten ülke olması çevreciler için yeni bir umut teşkil ediyor. Zira küresel ısınma konusundaki suçlamaların düzenli hedefi haline gelen ABD&#8217;de kişi başına 5.36 ton CO2 üretilirken Fransa&#8217;da bu rakam 1.68. Yani bütün gelişmiş ülkeler nükleer elektrikte Fransa ile aynı seviyede olsalardı belki de kürsel ısınma henüz bu boyutlara erişmemiş olacaktı!</p>
<p>Bunun yanında sık sık meydana gelen kazalarda batan tankerler denize tonlarca ham petrolün akmasına ve bölgede doğal hayatın yıllarca felce uğramasına da sebep oluyorlar.</p>
<p>Bu du deniz kazalarına sahne olan bölgelerde balık avı, çiftlik balıkçılığı, turizm, &#8230; bir çok sektör yıllar sürecek gelir kaybına uğruyor. Binlerce insan geçinemez hale geliyor.</p>
<p>Belki de artık çevrecilerin nükleer enerji konusundaki &#8220;uzlaşmaz&#8221; tutumlarını yeniden gözden geçirmelerinin vakti geldi.</p>
<p>Elbette Çernobil kazası hâlâ hafızalarda. Ancak bu konuda kamuoyuna iyi anlatılamayan çok önemli bir kaç nokta var:</p>
<ul>
<li>1) Bu santral Avrupa standartlarında inşa edilmemişti. Sadece işçileri soğuktan koruyacak sıradan bir beton binanın içinde faaliyet gösteriyordu.</li>
<li>2) Kaza anında uygulanacak bir acil durum planı yapılmamıştı.</li>
<li>3) Göstergelerdeki anormal bilgileri yanlış yorumlayan nöbetçi mühendisler gerekenin tersi kararlar aldılar ve hem kazayı büyüttüler hem de hızlandırdılar.</li>
<li>4) Bunun yanında kazanın ilk bilgileri gelmeye başladığında Rus yetkililer halkı korumak yerine olayı örtbas etmeye çalıştılar. şehri boşaltmadılar. Ertesi gün insanlar işe, çocuklar okula gönderildi hiç bir şey olmamış gibi. Bütün bu hatalar kayıp sayısının kat kat artmasına sebep oldu.</li>
</ul>
<p>Oysa Avrupa normlarında nükleer santrallerin kritik bölümlerinin üzerleri bir tür betonarme sığınak ile kapatılıyor. Eğer önlenemeyecek bir yangın veya sızıntı meydana gelirse santral derhal boşaltılarak izole ediliyor. Gene aynı &#8220;sığınak&#8221; terörist saldırılara karşı da önemli bir rol oynuyor. Tasarımı ve inşası gereği bu koyucu beton katman üzerine bir yolcu uçağı düşse bile çatlamayacak güçte.</p>
<p>Ne yazık ki ülkemizde nükleer santral olmamasına rağmen Çernobil kazasına benzer kazalardan korunmuş değiliz. Zira Ukrayna&#8217;da kazaya yol açan tipte başka santraller halen faaliyette. Gene Bulgaristan ve Ermenistan&#8217;da batı standartlarında değil Rus standartlarında inşa edilmiş santraller var. Bunlarda meydana gelebilecek bir kazanın Türkiye&#8217;ye etkisi tıpkı Çernobil&#8217;de olduğu gibi o anki rüzgâr ve yağmur durumuna bağlı olacak.</p>
<p><strong>Gerçek bağımsızlık</strong></p>
<p>Yüzölçümü ve nüfus bakımından Türkiye ile karşılaştırılabilecek büyüklükte olan Fransa enerji bağımsızlığı konusunda da komşularını kıskandırıyor. Rusya&#8217;nın veya Arap ülkelerinin petrol ve doğal gazı diplomatik bir koz olarak bu ülkeye dayatmaları oldukça zor. Meselâ 2006′da Fransa&#8217;nın nükleer elektriği olmasaydı ithal etmek zorunda kalacağı doğal gazın faturası 13,5 milyar dolar = 30 Boğaziçi köprüsü!</p>
<p>Nükleer enerjinin bir başka avantajı da yatırım ve işletme giderlerinin yurtdışında değil yurt içinde yapılması. Tıpkı otomotiv veya inşaat sektörü gibi nükleer enerji de kendi &#8220;yan sanayini&#8221; oluşturuyor ve besliyor ki ithal edilen ve dağıtılan petrole bakarak katma değerler ve nitelikli istihdam açısından aralarında ciddi farklar var.</p>
<p>Türkiye Nükleer Teknoloji Platformu&#8217;nun 29 Mayıs 2007 tarihli bildirisinde belirttiği gibi :</p>
<blockquote dir="ltr"><p><em>&#8220;Nükleer teknoloji gibi çok geniş kapsamlı ileri teknolojilerin ülkeye kazandıracağı pek çok yarar vardır. Bir nükleer santralde yüksek teknoloji gerektiren yaklaşık 22 bin değişik parçanın bulunduğu göz önüne alınırsa, böyle bir teknolojiye sahip olmaya yönelmekle sanayimiz, bilim ve teknoloji kuruluşlarımız pek çok değişik alanda kullanılabilecek bilgi birikimi ve tecrübe kazanacaktır. Bu kapsamda, teknolojik yaşamın her alanında karşımıza çıkan nitelikli ileri malzemelerin üretimi, yeni yapım ve üretim tekniklerinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi, bilimsel, teknik ve teknolojik kapasitenin arttırılması, kalite kontrolünün ve yüksekliğinin sağlanması, sanayide değişik iş kollarının kurulup çalıştırılması, yeni iş alanlarının açılarak istihdamın arttırılması gibi konular sayılabilir. Ayrıca, nükleer teknoloji Türkiye&#8217;nin üst düzeydeki bilimsel ve teknoloji kültürünün gelişmesinde, özellikle teknik eğitimin nicelik ve niteliğinin yükseltilmesinde, dolayısı ile sanayide de itici bir güç olmak ve tetikleyici vazifesi görmek gibi yadsınamaz faydalar da sağlar. Nitekim, Dünya&#8217;daki mevcut konjonktürde, nükleer enerji ve teknolojilerinin, teknoloji planlamalarını akılcı bir şekilde başarabilen gelişmiş ülkelerde toplandığı görülmektedir. Bir Avrupa ülkesi olan İsveç elektrik üretiminin % 40′tan fazlasını nükleer enerjiden karşılamaktadır. Nükleer teknoloji transferini çok başarılı bir şekilde gerçekleştiren ülkelerin başında gelen Güney Kore&#8217;nin, kısmen de bu kazanımlar sayesinde, diğer teknolojik alanlarda elde ettiği başarılı sonuçlar bu tesbitleri doğrular niteliktedir. 1970′lerde çok zor şartlarda kişi başına 229 dolar GSMH ile nükleer teknoloji deneyimine başlayan Güney Kore, bugün kişi başı 22.500 dolar GSMH ile gelişmiş ülkeler arasında yer almaktadır.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Evet ama&#8230;</strong></p>
<p>Buraya kadar nükleer enerjinin Türkiye&#8217;ye getireceği olumlu etkileri aktardık. Gerçekten de ülkemiz bir gün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girecekse bunun yolu nükleer enerjiden geçiyor hiç şüphesiz. Zira :</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Türkiye&#8217;nin tespit edilmiş 10 bin ton uranyum ve 380 bin ton da toryum rezervi vardır. Toryum açısından dünyada ikinci ülkeyiz. Türkiye, yüzeyden ve derinliğine taranırsa bu rezervler daha da artacaktır. Özkaynaklarımızı kullanabileceğimiz &#8220;doğal uranyum-ağırsu&#8221; temelli teknoloji seçilirse toryum da devreye sokulabilir. Toryum rezervimiz, bize en az 400 yıl elektrik enerjisi sağlanmasına aracı olabilir. &#8230; Doğal uranyum-ağırsuya dayalı teknoloji seçilecek olursa doğal uranyumlu nükleer yakıt fabrikası ile ağırsu üretim tesisi de iki yıl içinde kurulabilir. Doğal uranyumdan atom bombası yapmak mümkün olmadığından, uluslararası politika açısından, buna karşı çıkacak kimse de olmaz.&#8221;</em> (Nuriye Akman&#8217;ın Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre ile yaptığı 19.03.2007 tarihli röportaj Zaman Gazetesi)</p></blockquote>
<p>Ancak Türkiye&#8217;nin bu nükleer sıçramayı kazasız-belasız atlatabilmesi için :</p>
<ul>
<li><strong>1) </strong>Hükümetleri ve siyası akımları aşan, 30 yıllık bir bilim politikasına,</li>
<li><strong>2) </strong>Bu politikayı destekleyecek bir bütçeye,</li>
<li><strong>3) </strong>Gerçek anlamda bilim adamı yetiştiren üniversitelere,</li>
<li><strong>4) </strong>Siyaseti bırakıp bilimle uğraşacak bilimsel proje yöneticilerine,</li>
<li><strong>5) </strong>TÜBİTAK, TAEK gibi bilimsel kuruluşlarda ve üniversitelerde bilim ahlâkını yerleştirmeye ihtiyacı var.</li>
</ul>
<p>Üniversitelerimizin bugün <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/">içinde bulunduğu acınacak durumu</a> düzeltmeden nükleer enerjiye geçiş Çernobil gibi olaylara kapı açabilir. Çünkü <a href="http://web.archive.org/web/20071214030350/http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/" target="_blank">güzel ahlak ile donanmamış bilim adamları, mühendisler ve bilim teknisyenleri en azılı mafya babalarından bile daha tehlikelidir</a>.</p>
<p>Buna ek olarak nükleer enerjiyi güvenli bir biçimde kullanabilmek için sadece nükleer fizik dalında değil bütün &#8220;komşu&#8221; disiplinlerde ileri gitmemiz gerekmekte, meselâ:</p>
<ul>
<li><strong>1) </strong>Halk sağlığı,</li>
<li><strong>2) </strong>Nükleer güvenlik,</li>
<li><strong>3) </strong>Risk yönetimi,</li>
<li><strong>4) </strong>Kriz yönetimi,</li>
<li><strong>5) </strong>Nükleer santrallerin inşası,</li>
<li><strong>6) </strong>Reaktörlerin bakımı, onarımı ve hizmetten çıkarılmaları.</li>
</ul>
<p>Bu çerçevede hükümetin nükleer enerji için yaptığı girişim gerekli bir adımdır. Ama tek başına yeterli olmaktan çok uzaktır.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>D</strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/12/12/nukleer-enerji-evet-ama/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vatan Toprağı, Tehlike Seçmeden, Her Türlü Tehlikeden Korunmalıdır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/19/vatan-topragi-tehlike-secmeden-her-turlu-tehlikeden-korunmalidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/11/19/vatan-topragi-tehlike-secmeden-her-turlu-tehlikeden-korunmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 05:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahar Pınar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/19/vatan-topragi-tehlike-secmeden-her-turlu-tehlikeden-korunmalidir/</guid>
		<description><![CDATA[31 Ekim 2007 günü, Milliyet Gazetesi, bir haberi manşetten verdi. Yalnız o günlerden gündem, şehitlerimiz, kaçırılan askerlerimiz, PKK ve Irak’a girip girmeme konuları ile dolu idi. Bu yüzden, manşetten verildiği halde, bu haber, birçok kişinin dikkatini çekmedi belki de. Gündem yine sıcak, yine yoğun… Fakat bu konular da ertelenebilecek gibi değil aslında. Vatanımızın toprak bütünlüğü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/hpim3704.jpg" alt="hpim3704.jpg" width="326" height="248" align="right" />31 Ekim 2007 günü, Milliyet Gazetesi, bir haberi manşetten verdi. Yalnız o günlerden gündem, şehitlerimiz, kaçırılan askerlerimiz, PKK ve Irak’a girip girmeme konuları ile dolu idi. Bu yüzden, manşetten verildiği halde, bu haber, birçok kişinin dikkatini çekmedi belki de. Gündem yine sıcak, yine yoğun… Fakat bu konular da ertelenebilecek gibi değil aslında. Vatanımızın toprak bütünlüğü tabii ki çok önemli bir konu ama topraklarımızın sağlığı da bir o kadar önemli. Bizim olan ama sağlığını, verimliliğini tamamen kaybetmiş bir vatana sahip olmayı hiçbirimiz istemeyiz sanırım. Vatan toprağı sağlıklı olmazsa , üzerinde bitkiler, hayvanlar yaşayamazsa, bizler de yaşayamayız, unutmayın.</p>
<p>Şu dikkatlerden kaçmış olabilecek <a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/10/31/resim/birincisayfa.jpg">haberi</a> hatırlayalım: &#8220;Antalya Belek Ormanları&#8217;nın turizm alanı ilan edilmesinin ardından, 2 yıl içinde, büyük bir doğa katliamı yaşandı; bölgeden 500 bin ağaç kesildi.&#8221; (1)<br />
<span id="more-500"></span></p>
<p>Turizmden bol para kazanma, en zengin turistleri ülkemize çekme hayalleri ile senelerdir yanıp tutuşuyoruz. Bunu tam olarak bir türlü başaramadıysak da, ülkeyi, bu uğurda talan etme yolunda çok yol katetmişiz anlaşılan. Baksanıza “2 yıl içinde 600-700 bin ağaçtan oluşan ormandan 500 bin ağacı”(1) kesmişiz. Hem de öylesine uyanık, öylesine hesapçı ki bazılarımız, &#8220;Halkın tepkisini çekmemek için yolun kenarında birkaç sıra ağaç”(1) bırakılmış. “Asıl kesim ormanın içlerinde&#8221; (1) gerçekleştirilmiş.</p>
<p>“600-700 bin ağaç vardı, bunun 500 binini kestiler.” (1)</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/golf-2.jpg" alt="golf-2.jpg" align="right" />Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz, bölgenin &#8216;turizm bölgesi&#8217; ilan edilmesiyle, katliamın yasal düzeneğinin hazırlandığını öne sürerek şöyle konuşmuş “ &#8220;18 bin dönümde fıstık çamı, 5 bin dönümde okaliptüs ağacı bulunuyordu. 600-700 bin ağaç vardı, bunun 500 binini kestiler. /…/ Bölgede 5 ayrı koruma statüsü var. Buna rağmen Belek Ormanları&#8217;nın bulunduğu alan turizm sahası ilan edildi. &#8216;Muhafaza Ormanı&#8217; en değerli ormanlardan biri demektir. Anayasa&#8217;nın 169. maddesine göre ormanlar amaç dışı kullanılamaz. Turizme tahsis edilmesi zaten Anayasa&#8217;ya uygun değil. O bölgenin kıyıları Caretta caretta üreme alanı. Ayrıca uluslararası kuş göç yollarının üzerinde orman içi ve yakın çevresinde de endemik bitki türü var. Yapılan tahsislerin iptali için birçok dava açıldı. Antalya Barosu&#8217;nun açtığı dava sonunda Anayasa Mahkemesi Mayıs 2007&#8242;de &#8216;orman arazileri turizm amaçlı tahsis edilmemeli&#8217; yönünde karar verdi. Karara rağmen inşaatlar tüm hızıyla devam ediyor.&#8221;(1)</p>
<p>Maalesef, gözlerimle gördüm. İnşaatlar, ormanların kimseye çaktırmadan yok edilme telaşı tüm hızı ile devam ediyor. Kadriye&#8217;de, Belek&#8217;de bir oldu bitti telaşı ile ormanlar içten içten yeniyor. Üstelik de Sayın Gündüz’ün söylediğine gore, açılan davanın, yapılanları Anayasa’ya aykırı bulmasına rağmen!</p>
<p><strong>Golf sahası orman değildir! </strong></p>
<p>Golf sahası dediğiniz alan orman değildir. Golf sahası öyle bir alandır ki, belirlenen aralıklarla ağaç bulunmalı, zemin, insanın gözünü okşayan cinsten, yemyeşil, yumuşak çimen olmalıdır. Ağaç aralıkları da öyle az buz değildir. Ayrıca suni tepecikler oluşturulmalıdır. Kuştan, kelebekten, öyle çok olmamak kaydı ile börtü böcekten başka da canlı bulunmamalıdır alanda. (Onca ağaç kesilince, hayvancıklar nerede yaşasın, beslensin. Görüldüğü üzere sadece bitkilere değil, hayvanlara da yaşam hakkı yok ülkemizde.) Zengin golfseverler oralarda rahat rahat spor yapabilsinler diye. Öyle canlı bir doğa, yaşayan bir orman, ağaçların, hayvanların, toprağın sesini duyabileceğiz bir tabiat hayal etmeyin. Canlılığı alınmış, yeşil renk ağırlıklı, kartpostal görüntüsünde suni bir yer düşünün. Görüntüye bir de şapkalı şık hanımefendileri, özel kıyafetleri ile golfcüleri ekleyin. Kısacası, golf sevgisi ya da getireceği para için yanıp tutuşan ve “Üç-beş ağaç kesiyoruz, aslında biz ormanı koruyoruz.” diyenlere inanmayın. Golf sahası orman değildir. Adı üstünde özel hazırlanmış bir spor sahasıdır.<br />
<strong><br />
Golf sahaları çok miktarda su tüketir! </strong></p>
<p>Dahası da var ne yazık ki: WWF&#8217;nin 2004 Temmuz ayında açıkladığı raporda “/…/ Akdeniz sahillerinde bulunan 200 kadar golf sahasının her birinin, 12 bin kişilik bir yerleşim birimine eşit miktarda su harcadığı” belirtilmişti. Evet, maalesef, golf sahaları, orman yaşamanı engellediği gibi, suları da tüketiyor. &#8220;/…/ 100 hektarlık bir golf sahasının yılda tükettiği su miktarı yaklaşık 1 milyon metreküptür. Ayrıca golf alanlarında kullanılan ilaçlar nedeniyle akarsularda, yeraltı suyunda, denizde kirlenme meydana gelir. Suyun korunması için ormanlar şarttır. &#8221; (1) deniyor Milliyet’in manşetten(4) verilen haberinde. Ormanları da golf sevgisi yiyip bitirdiğine göre, geçmiş olsun. Hem müsrifce su tüketiyor, hem de olan suyu tutamıyoruz. Geçen yaz susuzluk korkusu ile ne yapacağımızı şaşırmıştık, hatırlatırım.<br />
<strong><br />
&#8220;Yurt dışında yeşil yaratılarak golf sahası yapılıyor.” </strong>(2)</p>
<p>Şimdi sanmayın ki zengin düşmanlığı yapıyorum, zenginlerin yaşam alışkanlıklarını, spor yapmalarını engellemek istiyorum. Kimse zengin olmasın, golf oynamasın demiyorum. Tabii ki oynasınlar, istedikleri gibi hobilerini icra etsinler. Ama bu şekilde değil! &#8220;Belek’teki ağaç katliamını 2005 ve 2007 yılları arasında çektiği iki ayrı fotoğrafla ortaya koyduğunu söyleyen Vila-Int Uluslararası Hava Fotoğrafçılığı Şirketi ortağı ve TEMA Antalya Şubesi üyelerinden Timur Kara &#8220;Yurt dışında yeşil yaratılarak golf sahası yapılıyor. Türkiye’de ise yeşil katledilerek golf sahaları açılıyor. www.vila-int.com adresli sitemizde ağaç katliamının çarpıcı fotoğraflarını görmek mümkün&#8221; dedi.” (2) (İlgili fotoğraflar için <a href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&amp;haberID=401976">buraya da</a> bakılabilir. )</p>
<p>Boş arazilare, ormansız yerlere golf sahası yapalım, zengin turistler gelsin, para kazanalim. Jet sosyete nezdinde itibarımız artsın ama ormanları, doğayı bu amaçlar uğruna kurban etmeyelim. Bu amaçla doğayı yok etmeye ne demeli emin değilim. Aç gözlülük, bencillik, dar kafalılık, paragöz olmak, geleceği görememek? Hiç biri yeterli değil.</p>
<p>Türkiye Golf Federasyonu 2006 yılında, yurtdışından ilgili insanların katıldığı Golf ve Çevre Konferansı yapmış. Bu konferansta, golf sahalarının, çevreye, doğaya, hayvanlara zarar vermeden, kültürel mirasın, peyzajın korunarak nasıl inşa edileceği, nasıl işletileceği konusunda konuşmalar yapılmış. Doğa ile barışık, hayvanlara ve bitkilere en az zarar veren golf sahaları örnekleri verilmiş. Kirliliğin, su tüketiminin, doğaya etkilerin nasıl yönetilmesi gerektiği anlatılmış. Bu örneklerin ve anlatılanların, uzun vadeli olabilirliği tartışılabilir ama yine de iyi niyetli bir girişim olarak konferans yapılması iyi bir gelişme. Yalnız konferansa fazla katılım olmamış. Golf işletmecileri de STK lar da fazla itibar etmemiş konferansa. Ve görünen o ki, bu konferansta teorik olarak anlatılanlar gerçek hayata pek yansımamış.<br />
<strong><br />
&#8216;Bölgenin sonu, Side antik kenti gibi olabilir&#8217;</strong> (1)</p>
<p>“Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, kıyılarda yapılaşma adına orman katledenlerden doğanın intikam alacağını belirterek, Side Antik Kenti&#8217;nin kumullar altında kaybolmasını örnek verdi. MÖ 7&#8242;nci yüzyılda kurulduğu tahmin edilen kentin büyük bölümünün bugün kumul altında olduğunu belirten Prof. Dr. Neyişçi&#8217;ye göre, Side&#8217;deki kum istilasının sebebi o tarihlerde Ege&#8217;den gelen Kyme göçmenlerinin denizle iç içe olabilmek için Side Yarımadası&#8217;ndaki fıstıkçamı ormanını kesip açtıkları alana kent kurmalarıydı. Ancak bir süre sonra serbest kalan kumullar Akdeniz rüzgârıyla kenti istila etti. O dönemin en ünlü ticaret merkezi olan Side limanı kum istilasıyla doldu. Kum istilasıyla baş edemeyen ünlü Roma İmparatoru Hadrianus, kumların doldurduğu limanı zorlukla temizletti.” (1)</p>
<p>Eh, böyle umursamazlık, böyle talan sonunda, ölmeden, mezara girmeden ağzımıza, gözümüze kum dolacakmış! Çok değil aslında. Ama bu gerçekleşmeden önlem alırsak, bunu engelleyebiliriz. Vatan toprağını seviyorsak ona sahip çıkmalıyız. Onu sadece bölünme tehlikesinden değil, her türlü tehlikeden, mesela çöl olmaktan da korumalı, kurtarmalıyız.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1. http://www.milliyet.com.tr/2007/10/31/yasam/axyas01.html<br />
2. http://www.haberler.com/belek-ormanlari-golf-sahasi-kurbani-haberi/<br />
3. http://www.milliyet.com/2004/07/17/yasam/axyas02.html<br />
4. http://www.milliyet.com.tr/2007/10/31/resim/birincisayfa.jpg<br />
5. İnşaat resmi http://www.rotahaber.com/haber/20071030/Belek-Ormani-nasil-katlediliyor-.php adresinden alınmıştır.</p>
<p><strong>Not: </strong><em>Milliyet 31 Ekim 2007 tarihli haberinden ve bu yazı yazıldıktan sonra 5 Kasım 2007’de bu konuda <a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/11/05/yasam/ayas.html">yeni bir haber</a> daha verdi. Haberde “Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Şenol Aydemir&#8217;in, golf sahası izni verilen Belek ormanlarında 500 bin değil, 80 bin ağaç kesildiği ve ağaçların ekolojik değerinin bulunmadığını”(*) açıkladığını ama bu açıklamaya çevrecilerin sert tepki gösterdiği söyleniyordu. Haber aynı zamanda Milliyet Gökyüzü muhabiri Murat Öztürk’ün ormanın kesim öncesi ve sonrası çektiği fotoğraflar da yer alıyor. Keşke Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıklaması doğru olsaydı ama söylenenlere ve fotoğraflara göre doğru değil… L 5 Kasım 2007 de çıkan haber: http://www.milliyet.com.tr/2007/11/05/yasam/ayas.html(*) - http://www.milliyet.com.tr/2007/11/05/resim/birincisayfa.jpg </em><em>Ayrıca, 17 Kasım 2007 de Radikal Gazetesi’nde konu ile ilgili bir haber daha çıktı. Haberde Türkiye Golf Federasyonu Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun, Belek&#8217;te golf sahaları uğruna ormanların yok edilmesi ile ilgili haberlerde kullanılan fotoğrafların &#8216;fotoşoplu&#8217; olduğu iddiasına karşılık, Belek&#8217;in 2005 ve 2007&#8242;deki halini karşılaştıran hava fotoğraflarını çeken TEMA gönüllüsü Timur Kara’nın &#8216;Hodri meydan&#8217; dediği belirtilmiştir. Haber “Belek&#8217;te fotoğraf düellosu başladı “ başlığı verilmiş. Haberde belirtildiğine göre, Ağaoğlu, kanıt olarak aynı bölgede kendisinin çektirdiği fotoğrafları dağıtmış. &#8220;İsteyen uçak ya da helikopterle dolaşsın. Belek&#8217;te beş yıldızlı 43 otel ve sekiz golf sahası var. Ağaç kesilen alanlar çimlendiriliyor. Her golf sahası yatırımcısı, periyodik olarak her yıl bin ile 2 bin arasında fidan dikiyor. Şimdi çekilen fotoğraflar iki yıl sonra çekildiğinde Belek&#8217;te çok daha farklı bir görüntü ortaya çıkacak&#8221; demiş. Ama fotoğrafları çeken Kara da şöyle konuşmuş: “Benim çektiğim fotoğraflar 8 - 12 bin fitten çekildi. Ağaoğlu&#8217;nunkilerse 4-5 bin fitten yatay çekilmiş. Açıdan kayanaklanan farktan dolayı kesilen ağaçlar net olarak anlaşılmıyor. Ben de yatay fotoğarafları çektiğimde aynı sonucu aldım. Fotoğrafları avukatlar aracılığıyla bilirkişi onayına sunduk. Fotoğrafta sadece çekilen sekiz fotoğrafı yan yana birleştirmek için fotoşop kullanıldı.&#8221; TEMA Vakfı Genel Müdür Uygar Özesmi ise &#8220;Asıl sorun golf sahalarına tahsis edilen yerlerin yanlış olması. Ayrıca kesilen ağaçların yerine yeni fidanların dikildiği söyleniyor. Dikilen fidanlar, kaybolan ekosistemin yerini dolduramaz. Belek&#8217;e giden birçok insan çıplak gözle dahi katliamı görebilir&#8221; diye konuşmuş. Özesmi haklı, gözle görülebilir bir yokolma var ne yazık ki. Konunun geldiği noktaya bakılırsa vatan toprağımız için endişelenmekte haklıyız. Hatta geç bile kaldık. (İlgili haberin adresi: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=239038 )</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Para Yenir mi?</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="134" height="169" /></span></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>“vahşi doğadan”</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">K</span><span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/11/19/vatan-topragi-tehlike-secmeden-her-turlu-tehlikeden-korunmalidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/11/19/vatan-topragi-tehlike-secmeden-her-turlu-tehlikeden-korunmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel ısınma çok iyi bir şeydir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jul 2007 23:48:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Küresel ısınma]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/</guid>
		<description><![CDATA[Bir suç işlendiği zaman ilk akla gelmesi gereken şey “bu kime yarar?” diye sormak.
Küresel ısınma ve getirdiği felaketler karşısında gelişmiş ülkelerin takındığı tavra baktığımız zaman ikinci sınıf polisiye filmlerin uyanık dulları akla geliyor. Hani hayat sigortasından faydalanmak için kocasını öldürüp de polis gelince karalar bağlayan, yalandan ağlama krizleri geçiren dullar.Küresel ısınma “sayesinde” bazı ülkeler milli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="ours1.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/ours1.jpg"></a><img style="width: 195px; height: 218px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/kuresel-isinma_bir_image2.jpg" alt="kuresel-isinma_bir_image2.jpg" width="195" height="388" align="right" />Bir suç işlendiği zaman ilk akla gelmesi gereken şey “bu kime yarar?” diye sormak.</p>
<p>Küresel ısınma ve getirdiği felaketler karşısında gelişmiş ülkelerin takındığı tavra baktığımız zaman ikinci sınıf polisiye filmlerin uyanık dulları akla geliyor. Hani hayat sigortasından faydalanmak için kocasını öldürüp de polis gelince karalar bağlayan, yalandan ağlama krizleri geçiren dullar.Küresel ısınma “sayesinde” bazı ülkeler milli zenginliklerini ikiyle çarpacaklar desek herhalde abartmış olmayız. <span id="more-208"></span></p>
<p>Kim bu bazıları? En başta Kanada, Rusya ve Danimarka. Ardından da Japonya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri. Yani ne BM’nin Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ne de G10 grubunun ülkeleri küresel ısınmadan şikâyetçi değiller, tam tersine, neredeyse zil takıp oynayacaklar.</p>
<p><img id="image207" style="width: 510px; height: 262px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/iki-dunya-yollar.jpg" alt="iki-dunya-yollar.jpg" width="510" height="262" /></p>
<p>Neden? Yukarıda sunduğumuz haritayı bir elinize alın, küresel ısınma konusunda gelişmiş ülkelerin kopardığı gürültüyü ise diğer elinize. Küresel ısınma “sayesinde” erimeye başlayan buzullar bu güne kadar geçilmez sanılan deniz yollarını ve kara parçalarını ulaşıma açıyor ve bu kuzey yarı kürenin zengin ülkeleri için mükemmel bir haber.</p>
<p><strong>Madenler ve petrol</strong></p>
<p>Öncelikle Kanada ve Rusya, bir ölçüde de ABD ve Danimarka şimdiye kadar -50°’ye varan aşırı soğuklar nedeniyle kullanamadıkları bir kaç milyon kilometre karelik alanı kullanıma açıyorlar. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun, elmas, çinko kaynayan bu bölgenin yeraltı zenginlikleri Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler için son derecede önemli bir gelir kaynağı olacak. Birçok maden için dünya rezervlerinin üçte birinin bu bölgede bulunduğunu söyleyebiliriz. Meselâ Rusya’nın Sibirya’daki kömür, petrol ve doğal gaz yatakları enerji karşılığı olarak <em>dünya rezervlerinin %30’unu</em> teşkil ediyor. (<em>FELDEN Marceau, « la confrontation océanique : Arctique contre Pacifique », la revue maritime, 1992.</em> ) Bu konuda Rusya Bilimler Akademisi üyesi Igor Tomberg’in Doğu Sibirya ve Uzak doğu Rusya’nın geleceğidir” başlıklı makalesi okunabilir. <em>(« La Sibérie orientale et l’Extrême-Orient sont l’avenir de la Russie », Russian News and information agency Novosti, 24 ocak 2006</em>.)</p>
<p>Kanada’nın da Kuzey Kutup dairesine yakın toprakları sayesinde uranyum ihracatında dünya birincisi, doğal gazda ise dünya ikinci olduğunu hatırlayalım. Aynı ülkenin kuzey adalarındaki elmas rezervleri ise dünya rezervlerinin %15’i kadar. Haliyle bu bölgelerin ısınması yeraltı zenginliklerinin işletme maliyetlerini düşürüyor.(<a href="http://www.canada.gc.ca/">http://www.canada.gc.ca/</a>)</p>
<p>Küresel ısınmanın zevkten havalar uçurduğu bir başka ülke de ABD demiştik. Alaska’nın karadaki petrol rezervleri 10.4 milyar varil yani ABD’nin 16 aylık tüketimi kadar. (<em>SAUMURE Eric, « États-Unis et pétrole : l’Alaska et l’Arctique en ligne de mire », La Grande époque, ocak 2006</em>.) işte bunun için eriyen buzların boşaltacağı açık denizde petrol aramak, çıkarmak ve boru hattı döşemek çok daha ucuz olacak.</p>
<p><strong>Strateji</strong></p>
<p>Panama Kanalı ABD deniz kuvvetlerinin ve Amerikan ticaret filosunun yumuşak karnı. Bu kanalın işlemesine mani olabilecek bir deniz kazası veya terörist saldırı hem deniz kuvvetlerinin ikiye bölünmesine hem de iki okyanus arasındaki ticaretin kilitlenmesine yol açabilir. Ayrıca Panama Kanalının genişliği (ya da darlığı) <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Nimitz_class_aircraft_carrier">Nimitz sınıfı</a> uçak gemilerinin bu su yolunu kullanmasına engel. Gene aynı sebeple <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Panamax">panamax</a> denen boyutlardaki ticaret gemileri ile taşımacılık yapmak zorunda ABD ile ticaret yapan ülkeler. Panamax gemiler sadece 4500 konteynır taşırken post-panamax denen gemiler 12 bin konteynır taşıyarak maliyeti düşürebiliyorlar. Aşağıda panamax ile post-panamax’ı karşılaştıran bir tablo sunuyoruz:<br />
<img id="image210" style="width: 455px; height: 284px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/panamax1.jpg" alt="panamax1.jpg" width="455" height="284" /></p>
<p>Malaca ve Süveyş gibi kanalların da buna benzer kısıtlar getirdiğini ve buzların erimesiyle ABD’li stratejistlerin uykularını kaçıran bu kâbusların sona ereceğini kısaca belirtelim.</p>
<p>Asırlardır sıcak denizlere inmek ve büyük ticaret yollarına erişmek için savaşan Rusya da eriyen buzlardan nasibini alacak. Bugüne kadar kışın donmayan çok az limanı bulunan bu ülke birden bire istemediği kadar kıyı kentine kavuşacak. Gerek askerî gerekse ticarî manevra kabiliyetini arttıracak olan Rusya küresel ısınmanın çok sevindirdiği ülkelerden.</p>
<p><strong>Kısalan ticaret yolları</strong></p>
<p>Yukarıdaki haritada gösterdiğimiz gibi Batı Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika limanları birbirlerine yaklaşacak eriyen buzlar “sayesinde”. Ne kadar? 5000 ilâ 15 000 km. Bu ne kadar önemli? 3000-4000 konteynır taşıyabilen bir yük gemisinin günlük maliyetinin 10 bin dolar olduğunu dikkate alırsanız ÇOK ÖNEMLi. <em>En azından kutup ayılarından, balinalardan, foklardan ve hayatı tehlikeye girecek olan bir milyar insandan çok daha önemli (!).</em></p>
<p>Daha ayrıntılı bir fikir edinmek için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Londra">Londra</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamburg">Hamburg</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/New_York">New York</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vancouver">Vancouver</a>, ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yokohama">Yokohama</a> (Tokyo) limanları arasındaki mesafenin kısaltılmasına Kanada geçişinin katkısını gösteren şu tabloya bakılabilir:<br />
<img id="image211" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/distances.jpg" alt="distances.jpg" width="516" height="121" /><br />
Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise Kuzey-Batı geçişi (Kanada) adı verilen yolun bir alternatifinin de Kuzey-Doğu geçişi (Rusya) olduğu. <em>Uydu fotoğraflarının ortaya koyduğu ve denizcilerin de teyid ettiği gibi Rusya kıyılarında erime daha hızlı.</em> Hali hazırda yılın altı ayı buzkıran gemilere ihtiyaç duyulmadan erişilebilecek birçok liman mevcut artık Sibirya’da.</p>
<p><strong>Kesin mi? Ne zaman? Önlenebilir mi?</strong></p>
<p>Bu konudan bahsedilirken 2100’lerden konuşuluyor genellikle. Oysa buzların erimesi çoktan başladı ve gerek hükümetler gerekse taşıma firmaları bu yeni duruma hazırlık yapıyorlar. Örneğin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hudson_Bay">Hudson</a> körfezindeki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Churchill%2C_Manitoba">Churchill limanı</a> eskiden ekimde donmaya başlarken 2004’ten beri kasım ayına kadar trafiğe açık. Limanın ve bölgedeki demiryolunun sahibi olan <a href="http://www.omnitrax.com">OmniTRAX</a> firması kapasitenin artırılması için 35 milyon dolar yatırım yaptı. Rusya’da ise <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Murmansk">Murmansk</a> limanını büyütmek için petrol şirketleri 5 milyar dolar harcamaya hazırlanıyorlar.</p>
<p><img id="image213" style="width: 480px; height: 242px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/eylul.jpg" alt="eylul.jpg" width="480" height="242" /></p>
<p>Özetle küresel ısınma dündü. Buzların erimesi bugün. Gerçekte alınması gereken önlemlerin çok gerisinde olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kyoto_Protokol%C3%BC">Kyoto protokolünün</a> dahi imzalanmamış olması önümüzdeki 30 yılda çok şeyin değişeceğini haber veriyor. Artık <em>“küresel ısınmanın önüne nasıl geçeriz?” </em>sorusu anlamını yitirdi. Artık çok geç. Çünkü bu doğal felaketin “memnun” edeceği ülkeler ve firmalar dünyanın en güçlüleri iken zarar görecek olanlar da en fakirler ve en zayıflar. Bu aşamada <em>“bizi bekleyen zorluklara nasıl göğüs gereriz?”</em> tarzından sorular sormak daha gerçekçi olacak.</p>
<p><strong>Kaybedenler: Müslümanlar</strong></p>
<p>Geçen şubat ayında Paris’te IPCC’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change) son toplantısı yapıldı. Bu tür toplantıların kim bilir kaçıncısı olan bu sonuncusu da 1400 sayfalık bir rapor yayınladı. IPCC’nin internet sitesinden bu rapora erişmek mümkün : <a href="http://www.ipcc.ch/">http://www.ipcc.ch/</a>.</p>
<p>Hangi ihtimalle nelerin değişeceğini uzun uzadıya anlatan rapora göre yaşadığımız dünya artık eskisi gibi olmayacak. Yağışlar daha seyrek ama daha yoğun olacak meselâ. Denizden uzak bölgelerde olumsuz etkiler daha sert hissedilecek. Tarımın en azından geleneksel yolla yapılan tarımın zorlaşacağı günler bekliyor bizi. Elbette ağırlaşan iklim koşulları, zorlaşan tarımsal üretim ve yükselen yiyecek fiyatları ilk önce fakir ülkeleri ve zengin ülkelerin fakir insanlarını vuracak. Raporu hazırlayan uzmanlar milyonlarca insanın eko-sığınmacı olarak yiyeceğin daha bol olduğu bölgelere akın edeceğini, bunun da etnik ve sosyal gerginlikleri körükleyeceğini öngörüyorlar. Bu koşullarda elbette ki gelişmekte olan ülkelerin zaten doyma noktasında olan altyapıları, polis, sağlık vb teşkilatları çökebilir. Bütün bu çalkantılar en fazla 20-25 yıla yayılacak. Yani ülkelerin uyum sağlamak için çok fazla vakitleri kalmadı. Bu veriler karşısında kırılgan demokrasilerin çökebileceği, bir tür eko-faşizm tehlikesiyle karşı karşıya olacağımızı da söylemek için kristal bir küreye ihtiyacımız yok.</p>
<p>Küresel ısınma nedeniyle kutup ayıları ve foklar ile beraber hayatı tehlike altına girecek olan bir milyar insan var. Bu insanların yaklaşık olarak yarısını müslümanlar oluşturuyor : Meselâ Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya yağışların azalacağı öngörülen bölgeler arasında. Bangladeş gibi ülkelerde ise suların yükselmesinden ve verimsizleşen tarım arazilerinden dolayı kaybedilecek yaşam alanları milyonlarca insanı mülteci durumuna düşürecek.</p>
<p>1970-2004 arasındaki sıcaklık artışını gösteren aşağıdaki haritada 1 ilâ 2 derecelik sıcaklık artışı gözlemlenen bölgeler İslâm Alemi’nin önemli bir kısmını kapsıyor.</p>
<p><img id="image212" style="width: 550px; height: 385px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/07/temp_change.jpg" alt="temp_change.jpg" width="550" height="385" /></p>
<p>Bunlara ek olarak ticaret yollarının yer değiştirmesiyle bazı Müslüman ülkeler stratejik önemlerini kısmen kaybedebilecekler: Rusları sıcak denizlere bağlayan tek yol olan Karadeniz ve Boğazlar yolu ve benzeri şekilde Mısır’daki Süveyş ve Endonezya’daki Malaca boğazının önemini azalacak. Bu yeni yollar özelikle ekonomisi kanal geçiş ücretine bağlı olan Mısır’ın GSMH’sı için ciddi bir tehdit. Basta Rusya olmak üzere birçok endüstri ülkesinin ekonomilerinin ağırlık merkezi kuzeye kayacak.</p>
<p>.<strong>Dünyanın ısınması yeni bir şey değil</strong></p>
<p>Kyoto protokolü veya IPCC gibi inisiyatifler bizce göz boyamadan öteye gitmiyor. Zira küresel ısınma neredeyse 200 yıldır bilim adamlarınca tartışılan bir konu.</p>
<p>1824’te Fransız matematikçi Fourrier ve 1896’da Nobel ödüllü İsveçli fizikçi Arrhenius hem karbon dioksitin ısınmadaki rolünü hem de insanların buna katkısını ispatladılar. 1956’da Revelle ve Suess okyanusların bu kadar CO2’i yok edemeyeceğini, insanlığın geri dönüsü imkânsız bir jeofizik deney yapmakta olduğunu söylediler. Kaynak olarak :</p>
<blockquote><p>1. Fourier’nin Annales de chimie et de physique’de yayınlanan « Remarques générales sur la température du globe terrestre et des espaces planétaires », (cilt 27-1824, sayfa 136-167)</p>
<p>2. Arrhenius’un The London, Edinburgh and Dublin Philosophical Magazine and Journal of Science’ta yayınlanan « On the Influence of Carbonic Acid in the Air upon the Temperature of the Ground », (seri 5, 1896, sayfa 237-276)</p>
<p>3. Revelle ve Suess’in Tellus’ta yayınlanan « Carbon Dioxide Exchange between the Atmosphere and the Ocean and the Question of an Increase of Atmospheric CO2 during the Past Decades » (cilt 9-1957, sayfa 18-27)</p></blockquote>
<p>Makaleleri okunabilir.</p>
<p><strong>Muhtemel sonuçlar</strong></p>
<p>200 yıldır “geliyorum” diyen bu felaketin en sert darbeyi vuracağı coğrafya İslâm coğrafyası.</p>
<blockquote><p>1. Zenginlerle fakirlerin arasındaki farkların artacağı,<br />
2. Zaten sınırlı olan maddî kaynakların çevre felaketlerini tazmin için kullanılacağı,<br />
3. Eğitim ve sağlık bütçelerinin daha da azalacağı,<br />
4. Açlığın yol açacağı iç göçlerin yeni etnik kavgalara zemin hazırlayacağı<br />
aşikâr.</p></blockquote>
<p>Bu koşullar altında zaten ağır aksak ilerleyen İslâm demokrasileri iç rakiplerini daha da güçlenmiş olarak karşılarında görebilirler. Çevre felaketlerinin oluşturacağı kriz ortamları silahlı güçlerin bir kurtarıcı/tek kurtarıcı olarak görülmesini kolaylaştırabilir. “Ülkemizin içinde bulunduğu zor koşullar altında” diye başlayan, devleti ve orduyu kutsallaştıran söylemler kul hakkının savunulmasını daha güçleştirebilir.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Ne yapMAmalı? Sorusundan başlayacak olursak ABD veya Rusya’ya lanet okumanın, Bush ve Putin kuklası yakmanın kimseye faydası olmayacağını sanırım geçmiş tecrübelerimizden öğrendik.</p>
<p>Müslüman yönetimler asırlardır sadece bilime sırt çevirmekle kalmadılar halklarının eğitim seviyelerini de düşük seviyede tuttular. Müslüman aydınlar ise çevre hassasiyetinin siyasal hayata ciddi olarak giriş yaptığı 60’lı yıllardan beri bu konuya gereken önemi vermediler. ALLAH’ın bize emanet ettiği doğayı savunmayı Peace &amp; Love t-shirt’lü hippilere bıraktılar. Türkiye’de de muhafazakâr olsun olmasın hiç bir siyasî partinin bir çevre politikası yok.</p>
<p>Küresel ısınmayı yaklaşan bir sorun olarak görmeyi, Kyoto gibi göz boyayıcı hareketlerden medet ummayı bir kenara bırakmalıyız. Olmuş bir kazadan sonra nasıl tamir yoları aranırsa biz de zaten ısınmış ve daha da ısınacak bir dünyada ayakta durabilmek için kötünün iyisi somut çözümler aramalıyız.</p>
<p>İslâm ülkeleri küresel ısınmanın tehdit ettiği diğer ülkeleri de (Güney Amerika’nın kuzeyi, Güney Doğu Asya, vb) bir araya getirerek ortak bilim komiteleri kurmalı ve bu komitelerle devlet başkanlarından sıradan vatandaşlara kadar herkesin uygulaması gereken somut önlemler ortaya koymalılar. Bu tür bir bilimsel çalışmadan çıkabilecek muhtemel kararlar ve eylemler şunlar olabilir:</p>
<blockquote><p>1) Soğutma, sulama ve deniz tuzunu arıtma gibi ihtiyaçlardan dolayı enerji gereksinimi artacağı için güneş enerjisi ve nükleer enerji konusunda işbirliği,<br />
2) Deniz suyundan sulama suyu elde etme,<br />
3) Deniz suyuyla tarım,<br />
4) Mülteci kentleri kurma konusunda ilerleme,<br />
5) Kentlerin alt yapısını (içme suyu, kanalizasyon vb) iyileştirme.</p></blockquote>
<p>Daha genel anlamda müslümanlar artık yüzlerini bilime ve teknolojiye çevirmeliler. Gerçek hayata tekabül etmeyen ideolojilerin, aidiyet savaşlarının terk edilmesi için küresel ısınma güzel bir fırsat oluşturabilir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Kitaplar</p>
<p>- Tangredi, Küreselleşme ve deniz gücü (Globalization and maritime power, university Press of the Pacific, Honolulu, Hawaii, 2004)<br />
- Godard ve André, Kutup bölgeleri (Les milieux polaires : Armand Colin, 1999)<br />
- Amiral BESNAULT, Kuzey kutbunun jeostratejisi (Géostratégie de l’Arctique : Economica, 1992)</p>
<p>Makale ve dergiler</p>
<p>- Igor Tomberg’in yazıları – İngilizce ve Rusça (<a href="http://en.rian.ru/">http://en.rian.ru/</a> )<br />
- Eric Luxemburger, Kuzey deniz yolu: Kuzey Buz Denizi’nin ısınmasını beklerken, (« La route maritime du nord : en attendant le réchauffement climatique de l’Océan Arctique », Deniz kuvvetleri Etüd Dergisi sayı 32, ekim 2005)<br />
- BjØrn TORE GODAI, Norveç dış işleri bakanı, « Kuzey Avrupa işbirliği», NATO dergisi Cilt 42, haziran 1994<br />
- Hervé Coutau-Bégarie, Buzlar Savaşı : Millî Savunma Dergisi, Mayıs 1989 (« Arctique : la guerre des glaces »)</p>
<p>Raporlar</p>
<p>- Arctic Climate Impact Assessment, « the press syndicate of the university of<br />
Cambridge”, <a href="http://www.cambridge.org/">http://www.cambridge.org/</a><br />
- Fransız senatosu Ekonomik temsilciliğinin Rusya ve kuzey geçişleri üzerine raporu <a href="http://www.senat.fr/rap/r03-161/r03-16122.html">http://www.senat.fr/rap/r03-161/r03-16122.html</a><br />
- Avrupa Enerjisi temini güvenlik raporu <a href="http://www.senat.fr/rap/r00-218/r00-218.html">http://www.senat.fr/rap/r00-218/r00-218.html</a></p>
<p>Türkçe internet sitelerinin küresel ısınma sayfaları</p>
<p>NTV “Olumlu” etkiler : <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/410450.asp">http://www.ntvmsnbc.com/news/410450.asp</a><br />
“Yeni petrol kaynagi kuzey kutbu mu?” <a href="http://www.katipler.org/forum/printer_friendly_posts.asp?TID=7459">http://www.katipler.org/forum/printer_friendly_posts.asp?TID=7459</a><br />
Yeşiller partisi : <a href="http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_content&amp;task=blogcategory&amp;id=24&amp;Itemid=116">http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_content&amp;task=blogcategory&amp;id=24&amp;Itemid=116</a><br />
TEMA vakfı <a href="http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/KureselIsinma/KureselIsinma.htm">http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/KureselIsinma/KureselIsinma.htm</a><br />
WWF Türkiye<br />
Green Peace Türkiye <a href="http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/iklim-de-i-imi">http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/iklim-de-i-imi</a><br />
CNN Türk <a href="http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/KURESEL_ISINMA/">http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/KURESEL_ISINMA/</a></p>
<p>Zaman Gazetesi<br />
<a href="http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;hn=376&amp;sy=20070225">http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;hn=376&amp;sy=20070225</a></p>
<p>Radikal Gazetesi<br />
<a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220779">http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220779</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></span></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/07/11/kuresel-isinma-cok-iyi-bir-seydir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Senin Oyun Alanın Mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/01/30/dunya-senin-oyun-alanin-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2007/01/30/dunya-senin-oyun-alanin-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2007 15:48:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/01/30/gecici-yazi/</guid>
		<description><![CDATA[
“Sanayileşme ile inanılmaz boyutlara ulaşan çevre kirliliği sonumuzu hazırlıyor. Bir taraftan fabrikalardan çıkan zararlı atıklar doğal kaynakları kirletirken; dağ gibi yığılan evsel çöpler yaşama alanlarımızı daraltıyor, kaynaklarımız hızla tükeniyor, dünyadaki 600 milyon motorlu taşıttan ‘tüten’ egsoz dumanı iklim değişikliklerine yol açarken CFC’lar ozon tabakasında incelmeye sebep olarak güneşin zararlı etkilerine maruz kalmamıza yol açıyor. ”
Üstteki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="imagelink" title="cevre.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/01/cevre.jpg"><img id="image20" style="width: 189px; height: 153px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/01/cevre.jpg" alt="cevre.jpg" width="189" height="153" /></a></p>
<p>“Sanayileşme ile inanılmaz boyutlara ulaşan çevre kirliliği sonumuzu hazırlıyor. Bir taraftan fabrikalardan çıkan zararlı atıklar doğal kaynakları kirletirken; dağ gibi yığılan evsel çöpler yaşama alanlarımızı daraltıyor, kaynaklarımız hızla tükeniyor, dünyadaki 600 milyon motorlu taşıttan ‘tüten’ egsoz dumanı iklim değişikliklerine yol açarken CFC’lar ozon tabakasında incelmeye sebep olarak güneşin zararlı etkilerine maruz kalmamıza yol açıyor. ”</p>
<p>Üstteki paragrafta yazılanları belki yüzlerce kez okuduk ve dinledik. Ne var ki hep ‘ileride’ (olma ihtimali) olan şeylerden bahsedildiği için ve bu konuda bireysel olarak yapılabileceklerin sınırlı olduğunu düşünmemiz sebebiyle pek oralı olmadık. Ne yapabiliriz ki, arabamızdan feragat edecek değiliz, fabrikanın bacasından çıkan gaz da devletin sorunu, tükettiğimiz suyu, naylonu, kağıdı vs. de bir şekilde tüketmek durumundayız.</p>
<p><span id="more-19"></span></p>
<p>Geldiğimiz durumda ortaya çıkan manzara ise hayli düşündürücü:</p>
<p>Fabrikalardan tehlikeli atık olarak çıkan maddeler için Türkiye’de tek bir atık toplama merkezi bulunuyor. İzaydaş adlı bu atık imha şirketinin yıllık atık yakma kapasitesi 35.000 ton. Sadece Kocaeli’ndeki işletmelerden yılda çıkan atık ise 400.000 ton. İstanbul’u, Ankara’yı ve diğer bütün illeri buna kıyas edin. Daha da ilginç olan şu ki, İzaydaş, sene sonuna doğru yaptığı açıklamayla 2 yıllık stok hacimlerinin kaldığını beyan etti ve 2007 itibarıyla sınırlı sayıda işletme hariç, atık alamayacağını söyledi. Benzer nitelikte ikinci bir tesisin kurulması için 2013 yılını beklememiz gerekecek. Hızla endüstrileşen Türkiye’de bunca atığın ne yapılacağı konusu ise tamamen muamma&#8230; Bazı işletmeler atıklarını çaresizlikten Avrupa’daki çeşitli atık noktalarına ihraç etmeye başladılar. Bir yandan ihracatımızı arttırmak için uğraşırken, dışarıya çöpümüzü göndermek ve bunun için yüksek bedeller ödemek ise geldiğimiz durumun vehametini iyi yansıtıyor.</p>
<p>‘Çöp’ tabir ettiğimiz evsel atıklarda da durum bundan farklı değil. Kişi başına günlük 1-1,3 kg (bu değer kriz zamanında 0,9 kg’dı), yıllık 30 milyon ton çöp üretiyoruz. Bu değer AB ülkelerinde 0.5 kg. Bunun içinde geri dönüşüme giren cam, plastik ve kağıt atıkları da bulunuyor. Bizde ise kaynakta ayırım yapılmadığı için, çöp toplama alanlarında yapılan ayrım da fayda getirmiyor. Büyük çoğunluğu diğer çöplerle kontamine olduğu ve yığının bütününe ulaşmak mümkün olmadığı için geri dönüştürülemiyor. Çöp tenekelerinden toplanan geri dönüştürülebilir atıklar ise devede kulak niteliğinde kalıyor. Sonuç olarak ürettiğimiz çöpler dağ gibi alanlar işgal ediyor, yaşam sahamızı kısıtlıyor, koku ve hastalık yayıyor.</p>
<p>Bireysel olarak ne yapabiliriz?</p>
<p>Evrende inanılmaz bir atık yönetimi göze çarpıyor. Tüm atıklar geri dönüşümde. Bir canlının atığı diğerine rızık oluyor. Yeryüzünde her noktada mükemmel bir temizlik ve düzen göze çarpıyor. “Kuddüs” ismi asumanda sürekli yankılanıyor. Halife olarak yeryüzüne gönderilen insanın görevi de bu düzeni bozmadan, ona ayak uydurmaktan ibaret. Bize bahşedilen nimetleri, nimet olarak görüp tüketme(me)ye memuruz. Bu sorumluluğu hissettiğimiz zaman zaten ne yapmamız gerektiği açıkça ortaya çıkıyor. Arabamızı basınçlı su makinası yerine, bir kova ve fırçayla yıka(t)makla başlayabiliriz mesela. Güzel görünsün diye her gün yıkatmamız şart mı? İki kova suyla yapılabilecek bir yıkamayı yüzlerce kilo tüketerek yapmamız gerekiyor mu?. Yazıcıdan gerekmedikçe çıktı almasak, raporlarımızı, evraklarımızı elektronik ortama taşısak, kağıtları arkalı önlü kullansak, atıkları geri dönüşüm kutularına taşısak zor bir iş yapmış olur muyuz?. Marketlerden aldığımız poşetleri atana kadar mümkün olduğunca çok kullanmaya gayret etsek bu iş bize çok zahmet gerektirir mi? Bazı belediyeler kaynakta atık ayrıştırması uygulamasına geçmeye hazırlanıyor. Evlerimizde artık kağıt, plastik ve evsel atık ayrımı yapmamız istenecek. Umarım başarılı olur. WWF-Türkiye’nin de su kaynaklarının korunması ile ilgili yeni projeleri var. Bu tip projelere destek olmak hepimizin görevi. İzaydaş gibi atık yakma tesislerinin inşası için siyasileri sıkıştırmak, medya ve diğer iletişim kanallarını kullanarak halkı bilinçlendirmeye çalışmak durumundayız.</p>
<p>Bazı Avrupa ülkelerinde portakal kabuğu atıklarının toplanarak reçel yapımında kullanılmasının planlandığını duyuyoruz. Japonlar da karbondioksit kullanarak portakal kabuklarını plastiğe dönüştürmeyi başarmışlar. Böylece hem emisyonu azaltmak, hem de atıkların değerlendirilmesini sağlamak mümkün olacakmış. Allah’ın yarattığı düzene uymak, halife olmak, nimetlerin ‘verildiğini’ ve ‘malımız’ gibi tüketemeyeceğimizi idrak etmek&#8230; Medeniyet iddiasında olan bizlerin hanesinde kaydedeceğimiz bir sıfır puandan başkası yok maalesef. Adidas reklamında slogan haline getirildiği gibi dünyayı oyun alanımız zannediyoruz. Elektriğimizin, suyumuzun, yiyeceğimizin, çöpümüzün parasını ödediğimizde ‘bizim’ haline dönüşmediğini; İlahi faturalarının yaşamımız sona erdiğinde kesileceğini düşünemiyoruz. Sizleri örnek insanın (S) bütün yazıyı özetleyen şu tatlı sözlerini anlamaya çalışmağa davet ediyorum:</p>
<p>Dünya yeşil ve güzeldir ve Allah sizleri ona hizmetçi kılmıştır. Tüm dünya ibadet yeridir, pür ve paktır. Kim ki bir ağaç diker ve meyva verene kadar özenle büyütür, ilgilenirse ödüllendirilir. Bir müslüman ağaç diker veya ekin eker de bundan insanlar, hayvanlar ve kuşlar yerse, bütün bunlar ona sadaka olarak yazılır. (Hadis, Buhari-III, 513)</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="107" height="154" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="108" height="171" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2007/01/30/dunya-senin-oyun-alanin-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2007/01/30/dunya-senin-oyun-alanin-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

