<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Bilim</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/bilim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Ağlatmanın Tehlikeleri (Dr Darcia Narvaez)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 10:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hatice Avcı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20591</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;
Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”
Çocuklara ve ilişkilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20592" title="aglayan_cocuk_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg" alt="" width="234" height="312" /></a></em></strong><strong><em>&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;</em><em></em></strong></p>
<p><em><a href="http://www.psychologytoday.com/blog/moral-landscapes/201112/dangers-crying-it-out" target="_blank">Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”</a></em></p>
<p><em>Çocuklara ve ilişkilerine uzun vadede zarar vermek</em></p>
<p>Bebekleri ağlamaya terk etmek en azından 1880lerden, tıp alanı mikroplar ve enfeksiyon bulaşması konusunda tam bir yaygara içinde olduğundan ve sonuç olarak bebeklere nadiren dokunulması gerektiğine kanaat edildiğinden beri gündemde olan bir düşünce.( Bknz Blum 2002)</p>
<p>20. yüzyılda, psikolojiyi zor bir bilim yapmaya meraklı olan davranışçı John Watson (1928) Amerikan Psikoloji Derneği&#8217;nin (APA) başkanı olarak merhamete karşı cephe aldı. Watson <strong>çok fazla anne sevgisinin tehlikeleri</strong> konusuna dikkat çekerek mekanik davranışçı paradigmayı çocuk yetiştirmeye <span id="more-20591"></span>uyguladı. 20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik! Bilakis bunun aksini gösteren kanıtlar her yerde ve her zaman vuku bulmuştur.</p>
<p>Zamanın devlet destekli bir kitapçığı&#8221; anneliğin bebeği huzur verici bir pozisyonda sakince kucakta tutmak anlamına geldiğini&#8221; ve annenin kolları yorulduğunda çocuğu bırakması gerektiğini&#8221;  ileri sürdü. Çünkü bebek yetişkine hiçbir zaman zahmet vermemeliydi. Altı aydan büyük bebeklere beşikte sessizce oturmaları öğretilmeliydi. Aksi takdirde bebek her zaman izlenme ve anne tarafından eğlendirilmeye ihtiyaç duyabilirdi ki bu ciddi bir zaman kaybı!(Bknz Blum, 2002)</p>
<p>Bu tavırlar size aşina gelmiyor mu? Yakın zamanda bir ebeveyn bana bebeğini uyuması için ağlamaya bırakmak konusunda cesaretlendirildiğini belirtti. Böylece &#8220;hayatını geri alabilecekti&#8221;</p>
<p>Nöroloji bilimiyle atalarımızın hafife aldığı şu düşünceyi doğrulayabiliyoruz: Bebeği ağlamaya bırakmak çocuklara ve onların ilişkisel kapasitelerine uzun vadede ve pek çok yönden zarar verebilecek bir uygulama. Şu anda bebeği ağlamaya terk etmenin onu daha az zeki, daha az sağlıklı, daha az işbirlikçi; daha fazla endişeli ve aynı ya da daha kötü karakter özelliklerini sonraki nesillere aktarabilecek yalıtılmış bir çocuk yapmanın iyi bir yolu olduğunu biliyoruz.</p>
<p>İtibar edilmeyen davranışçı görüş bebeği ebeveynlerin hayatına burnunu sokan biri yetişkinlerin çok fazla zahmet olmadan hayatını yaşayabilmesi için çeşitli yollardan kontrol edilmesi gereken bir saldırı olarak görür. Bu tutum ve cehalet o dönemde büyük ailelerin parçalanmakta olması ve yeni ebeveynlerin bebekleriyle insanlık için doğal olmayan bir şekilde kendi başlarına uğraşmak zorunda olması sebebiyle mazur görülebilir. Biz şimdiye kadar geniş ailelerde çocuk yetiştirdik. Ebeveynler her zaman pek çok yetişkin akrabayla bakımı paylaştı.</p>
<p>İnsan gelişiminden tamamen habersiz bir davranışçı görüşe göre, çocuğa &#8220;bağımsız olması&#8221; öğretilmelidir. Şu anda bebeği bağımsız olmaya zorlamanın onu daha bağımlı yaptığını doğruluyoruz. Bunun yerine bebeğe ihtiyacı olanı vermek daha sonra daha ziyade bağımsızlık sağlıyor. Küçük avcı-toplayıcı grupların antropolojik bulgularına göre ebeveynler bebek ve küçük çocukların her ihtiyacını dikkate alırdı.Yeni yürümeye başlayan çocuk (ve ebeveynleri de) kendilerini çalıların arasına yalnız başlarına girecek kadar özgüvenli hissederdi.  (Bknz <em>Hunter-Gatherer Childhoods</em>, edited by Hewlett &amp; Lamb, 2005).</p>
<p>Bilinçsiz davranışçılar ebeveynleri o zaman ve şimdi bebeğin beslenme ve rahatlatma gibi ihtiyaçlarını istediği zaman karşılamamaya şartlandırmaya teşvik etmiştir. Yetişkinlerin ilişkiden &#8220;sorumlu&#8221; olması gerektiği varsayılmıştır. Bu elbette bir çocuğu pek fazla yardım ve dikkat talep etmemeye cesaretlendirir (depresyona girerek ve kan dolaşımını durdurarak ve hatta ölerek). Ancak bu çocuğu daha çok ihtiyaçlarının giderilmesi için bağırıp çığlık atmayı öğrenmiş, ağlamaklı, mutsuz, saldırgan ve talepkar olmaya itecektir. Derin bir güvensizlik hissi muhtemelen hayatı boyunca onunla olacaktır.</p>
<p><strong>Gerçek şu ki: bebek çok yıpranmadan onun ağlamasını önleyerek onun ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılayan bakıcıların (Çeviri notu: Bakıcı bebeğin bakımın üstlenen anne, baba, büyükanne ya da herhangi başka biri),aksine, daha bağımsız çocuklara sahip olmaları kuvvetle muhtemeldir. </strong>(e.g., Stein &amp; Newcomb, 1994)<strong>. Yatıştırıcı bakım en başından beri en iyisi. Kalıplar oluşunca, onları değiştirmek çok zor.</strong></p>
<p>Fareler memeli beyinlerinin nasıl işlediğini incelemek için sık sık kullanılır ve pek çok etki insan beyniyle benzerdir. Fazla ya da az besleyici annelerle yapılan fare çalışmalarında hayatın geri kalanında endişeyi kontrol eden genlerin çalışması için kritik bir zaman var. Eğer hayatınızın ilk on günü az besleyen anne fareye sahipseniz (bir insanın ilk 6 ayına tekabül eder) bu gen hiçbir zaman işlemez ve fare hayatının geri kalanında endişeyi azaltacak ilaçlar almadıkça yeni durumlara karşı endişelidir. Bu araştırmalar beslenmeden etkilenen yüzlerce gen olduğunu söylüyor. Benzer bir mekanizma (bakıcı davranışının genleri açtığı ya da kapadığı) insan beyninde de bulunuyor (Work of Michael Meaney and colleagues; e. g., Meaney, 2001).</p>
<p><strong>Anne ve çocuğu karşılıklı ikili olarak anlamalıyız. Onlar karşılıklı cevaplarla birbirlerini daha sağlıklı ve mutlu yapan ortak yaşamla oluşan bir birlik. Bu diğer bakıcılara da yayılıyor.</strong></p>
<p><strong>Bugün hala popüler olan ilginç bir inanç yalnız bırakıldıklarında beşiklerinde ya da başka yerlerde izoleyken bebeklerin ağlamasına izin vermek</strong>. Bu bebeği ve beyin gelişimini yanlış anlamaktan kaynaklanıyor.</p>
<ul type="disc">
<li>Bebekler sarılarak büyürler. Bakıcılarından fiziksel olarak ayrıldıklarında vücutları düzensizlik gösterir.</li>
<li>Bebekler jestler yoluyla ve sonunda gerekirse ağlayarak bir ihtiyaçlarına işaret ederler.Tıpkı yetişkinlerin susadığında sıvı şeylere ulaşması gibi, çocuklar da ihtiyaçları olan şeyleri anında aramaya başlarlar. Tıpkı ihtiyaçları karşılandığında yetişkinlerin sakinleşmesi gibi bebekler de sakinleşir.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Bebeklerde ihtiyaçların ihmal edilmesinin ya da bakımsızlık durumlarının uzun vadede pek çok etkisi vardır(Örneğin Bremmer et al, 1998; Blunt Bugental et al., 2003; Dawson et al., 2000; Heim et al 2003).</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Güvenli bağlanma mesela bebek gece uyandığında ve ağladığında duyarlı ebeveynlikle alakalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Bebeği ağlamaya bırakmak bebeğe ve ikiliye (anne ve bebek) gerçekten ne yapar?</strong></p>
<p><strong>Nöronlar ölür. </strong>Bebek çok acı çektiğinde zehirli hormon kortisol salgılanır. O  nöronları öldürür. Beyninin yalnız yüzde yirmi beşi gelişmiş olan 40-42 haftalık bir bebek hızlı bir beyin büyümesi yaşar. Bir yılın sonunda beyin ortalama üç katı kadar büyür (ve ilk yılda baş hacim büyümesi zekanın bir işaretidir, ör: Gale et al., 2006) Aşırı stresli anlarla nöronların bağlantılı olmadığının ya da nöronların ölmediğini kim bilebilir? Böyle düzenli stresli deneyimlerden yıllar sonra nelerin eksildiği açığa çıkabilir? (Bknz ek)</p>
<p><strong>Düzensiz stres tepkisi sadece beyinde stres karşılık sistemi olarak değ</strong>il (Bremmer et al, 1998) vücutta çoklu sistemlerde (örneğin sindirim) işlemeyi etkileyen vagus siniri yoluyla da bir hayat kalıbı olarak geliştirilebilir. Söz gelimi erken yaşlarda  vagus sinirinin çalışmasını yavaşlatmasıyla sonuçlanan uzun süreli sıkıntı, aşırı duyarlı bağırsak sendromundaki bozukluklarla alakalıdır. (Stam et al, 1997).</p>
<p><strong>Öz denetim zayıflıyor. </strong>Bebek kendini nasıl denetleyeceğini öğrenmek için tamamen bakıcılara bağımlı. Duyarlı bakıcılık- bebeğin ihtiyaçlarını o sıkıntıya düşmeden karşılamak- beden ve beyni sakinliğe ayarlıyor. Bir bebek korktuğunda ve bir ana ya da baba onu kucaklayıp rahatlattığında, bebek yatışmak için umut inşa ediyor ki bu da kendini rahatlatma becerisine dönüşüyor. Bebekler yalnız başlarına kendilerini rahatlatmaz. Eğer yalnız başlarına ağlamaya bırakılırlarsa aşırı stresin kucağında  büyümeyi, güvenmeyi, hissetmeyi bırakıp kendilerini kapatmayı öğreniyorlar. (Henry &amp; Wang, 1998).</p>
<p><strong>Güven zayıflıyor. </strong>Erik Erikson&#8217;un işaret ettiği gibi hayatın ilk yılı dünyada, bakıcının ve kendisinin dünyasında güven hissini oluşturmak için hassas bir dönem. Bir bebeğin ihtiyaçları sıkıntısız olarak karşılandığı zaman, çocuk dünyanın güvenilebilecek bir yer olduğunu, ilişkilerin destekleyici olduğunu ve kendisinin ihtiyaçları karşılanan olumlu bir varlık olduğunu öğrenir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanmadığında ya da ihmal edildiğinde çocuk ilişkilere ve dünyaya karşı bir güvensizlik hissi geliştirir ve özgüveni zedelenir. Çocuk bir ömrü, bu boşluğu doldurmak için çabalayarak harcayabilir.</p>
<p><strong>Bakıcı hassasiyeti zarar görebilir. </strong>Bir bebeğin ağlamasını ihmal etmeyi öğrenen bakıcı bebeğin ihtiyaçlarının daha ince sinyallerini de muhtemelen ihmal etmeyi öğrenecektir. Çocuğun acısının gidermek için ikinci tahminden sonra bebeğin ihtiyaçlarını ihmal eden yetişkin çocuğun ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayı öğrenir ve buna alışır. Bakıcı ve bebek arasındaki karşılıklılık yetişkin tarafından bozulur fakat genç bebek tarafından tamir edilemez. Bebek çaresizdir.</p>
<p><strong>Bebeğin ihtiyaçlarına bakıcı duyarlılığı, tamamen olmasa da büyük oranda bebeğin tepkileriyle alakalıdır. </strong>Bizim bulgularımıza göre bakıcı duyarlılığı zekayla, empatiyle, depresyon ve saldırganlıktan uzaklıkla ve sosyal yeterlilikle ilintilidir. Çünkü duyarlılık çok güçlü ve biz diğer anne babalık uygulamalarında ve çocuk tepkileri incelemelerinde onu kontrol etmek zorundayız. Bakıcı duyarlılığının önemi gelişim psikolojisinde yaygın olarak bilinir. Bebeği ağlamaya bırakmak şeklinde tezahür eden duyarsızlık, sözü edilen olumlu sonuçların tam zıttının ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilir.</p>
<p>&#8220;Bebeği ağlamaya bırakmak&#8221; 20. Yüzyılda geniş ailenin çözülmesine bir çözüm olarak ortaya çıkmış görünüyor. Büyükannelerin engin bilgeliği, nasıl iyi çocuk yetiştirileceği konusunda uzmanlık ve deneyimle çocuklu ev halkı arasındaki mesafede kaybolup gitti. Bebekleri mutlu edebilme hikmeti nesiller arasında kayboldu.</p>
<p><em>Fakat ağlamak bebekler için normal değil mi?</em></p>
<p>Hayır. Atalarımıza ait çevrelerde ağlayan bir bebek yırtıcılara leziz lokmaların sinyalini verirdi. Böylece evrilmiş ebeveynlik uygulamalarınız bebek sıkıntısını hafifletti ve acil durumlar haricinde ağlamayı engelledi. Bebekler doğumdan sonra &#8220;dış rahim&#8221; dengi bir ortam beklentisiyle yaratılmışlar (bknz Allan Schore). &#8220;Dış rahim&#8221; nedir? Düzenli olarak kucağa alınmak, talep ettiğinde emzirilmek, ihtiyaçlarının hızlıca karşılanması (bu  konularda sayısız dayanağa sahibim). Bu uygulamaların beyni ve vücut dilini geliştirdiği biliniyor. Bebekler huzursuzluk gösterdiğinde,  hızlıca büyüyen sistemlerinin bir ihtiyacının karşılanmadığının sinyali veriyorlar</p>
<p><strong>Çok fazla bebek ağlaması neyin sinyalini veriyor? </strong>Tecrübesizlik bilgisizlik ve /ya da bebeğin bakıcısının destek olmayışını. Hepimizdeki bilgi eksikliğini gidermek için aşağıda bir bebek ağlamasının neyin işareti olabileceği ile ilgili birtakım makaleler mevcut. Kendimizi bebeklerin neye ihtiyacı olduğu ve bebek ağlamasını azaltan uygulamalar konusunda eğitebiliriz. Mümkün olduğu kadar bunun olmasını engelleyerek birbirimize yardımcı olabiliriz.</p>
<p><strong>Bebeklerin nasıl sakinleştirileceği:</strong> : <a href="http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2</a></p>
<p>&#8220;<strong>Sebepsiz&#8221; yere ağlayan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc</a></p>
<p><strong>&#8220;Karın ağrısı&#8221; olan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc</a></p>
<p><strong>Ebeveynlik İlmi (<a href="http://www.amazon.com/Science-Parenting-Margot-Sunderland/dp/0756618800" target="_blank">Science of Parenting</a></strong>), Margot Sunderland&#8217;ın ucuz, fotoğrafla dolu, okunması kolay kitabı bu konlarda daha fazla detay ve referansa sahip. Ben yeni ebeveynlere vermek için elimde nüshalar bulundururum.</p>
<p><em>Bebeklere ihtiyaç duydukları şeyleri vermek temel bir bebek hakkıdır.</em></p>
<p>EK: Ben depresif  bir anne ve sert bir babalı orta halli bir ailede duygusal olarak destekleyici olmayan bir çevrede-ABD&#8217;de yetişen diğerlerinden farklı olmayarak- büyüdüm.Erken ebeveynliğin beden ve beyin gelişimindeki etkileri konusunda yaptığım geniş okumalardan bakımsızlık işaretleri- zayıf hafıza, hassas bağırsaklar, vagal ton meseleleri ve yüksek sosyal anksiyete- gösterdiğimi yakın zamanda anladım. ABD&#8217;de zayıf fiziksel ve zihinsel sağlık salgını var (ör: UNICEF, 2007; USDHSS, 1999; WHO/WONCA, 2008). Büyüklerin ebveynlik uygulamalarının yokluğu ve zayıf sağlık durumları arasındaki ilişki temas, karşılıklılık, emzirme, ve daha fazlası olarak belgelendi (Narvaez ve diğerleri). Eğer biz güçlü insanlar ve güçlü bir ülke istiyorsak çocukların en uygun gelişimi için ihtiyaç duydukları şeylere dikkat etmek zorundayız.</p>
<p><strong>Referanslar</strong></p>
<p><a href="http://deborahblum.com/Love_at_Goon_Park.html" target="_blank">Blum, D. (2002). <em>Love at Goon Park: Harry Harlow and the Science of Affection</em>.</a> New York: Berkeley Publishing (Penguin).</p>
<p>Blunt Bugental, D. et al. (2003). The hormonal costs of subtle forms of infant maltreatment. <a title="Psychology Today looks at Hormones" href="http://www.psychologytoday.com/basics/hormones"><em>Hormones</em></a><em> and Behaviour</em>, January, 237-244.</p>
<p>Bremmer, J.D. et al. (1998). The effects of <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> on memory and the hippocampus throughout the life cycle: Implications for <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">childhood</a> development and <a title="Psychology Today looks at Aging" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/aging">aging</a>. <em>Developmental Psychology, 10</em>, 871-885.</p>
<p>Dawson, G., et al. (2000). The role of early experience in shaping behavioral and brain development and its implications for social policy. <em>Development and Psychopathology, 12</em>(4), 695-712.</p>
<p>Catharine R. Gale, PhD, Finbar J. O&#8217;Callaghan, PhD, Maria Bredow, MBChB, Christopher N. Martyn, DPhil and the Avon Longitudinal Study of Parents and Children Study <a title="Psychology Today looks at Teamwork" href="http://www.psychologytoday.com/basics/teamwork">Team</a> (October 4, 2006). &#8220;The Influence of Head Growth in Fetal Life, Infancy, and <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">Childhood</a> on Intelligence at the Ages of 4 and 8 Years&#8221;. PEDIATRICS Vol. 118 No. 4 October 2006, pp. 1486-1492. <a title="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" href="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" target="_blank">http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486</a>.</p>
<p>Heim, C. et al. (1997). Persistent changes in corticotrophin-releasing factor systems due to early life stress: Relationship to the pathophysiology of major depression ad <a title="Psychology Today looks at Post-Traumatic Stress Disorder" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/post-traumatic-stress-disorder">post-traumatic stress disorder</a>. <a title="Psychology Today looks at Psychopharmacology" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychopharmacology"><em>Psychopharmacology</em></a><em> Bulletin</em>, 185-192.</p>
<p>Henry, J.P., &amp; Wang, S. (1998). Effects of early stress on adult affiliative behavior, <em>Psychoneuroendocrinology</em> 23( 8), 863-875.</p>
<p>Hewlett, B., &amp; Lamb, M. (2005). Hunter-gatherer childhoods.New York: Aldine.</p>
<p>Meaney, M.J. (2001).  Maternal care, <a title="Psychology Today looks at Genetics" href="http://www.psychologytoday.com/basics/genetics">gene</a> expression, and the transmission of individual differences in <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> reactivity across generations. <em>Annual Review of </em><a title="Psychology Today looks at Neuroscience" href="http://www.psychologytoday.com/basics/neuroscience"><em>Neuroscience</em></a><em>, 24,</em> 1161-1192.</p>
<p>Narvaez, D., Panksepp, J., Schore, A., &amp; Gleason, T. (Eds.) (in press). <em>Evolution, Early Experience and Human Development: From Research to Practice and Policy</em>. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Panksepp, J. (1998). Affective neuroscience. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Schore, A.N. (1997). Early organization of the nonlinear right brain and development of a predisposition to <a title="Psychology Today looks at Psychiatry" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychiatry">psychiatric</a> disorders. <em>Development and Psychopathology</em>, <em>9</em>, 595-631.</p>
<h2> </h2>
<p><strong><em>Ek kaynak için bakınız</em></strong></p>
<p>Schore, A.N. (2000). <a title="Psychology Today looks at Attachment" href="http://www.psychologytoday.com/basics/attachment">Attachment</a> and the regulation of the right brain. <em>Attachment &amp; Human Development, 2</em>, 23-47.</p>
<p>Schore, A.N. (2001). The effects of early relational <a title="Psychology Today looks at Trauma" href="http://www.psychologytoday.com/basics/trauma">trauma</a> on right brain development, affect regulation, and infant mental health. <em>Infant Mental Health Journal</em>, <em>22</em>, 201-269.</p>
<p>Stam, R., et al. (1997). Trauma and the gut: Interactions between stressful experience and intestinal function. <em>Gut</em>.</p>
<p>Stein, J. A., &amp; Newcomb, M. D. (1994). Children&#8217;s internalizing and externalizing behaviors and maternal health problems. <em>Journal of Pediatric Psychology</em>, 19(5), 571-593.</p>
<p>UNICEF (2007). <em>Child poverty in perspective: An overview of child well-being in rich countries, a comprehensive assessment of the lives and well-being of children and adolescents in the economically advanced nation</em>s<em>, Report Card 7</em>. Florence, Italy: United Nations Children&#8217;s Fund Innocenti Research Centre.</p>
<p>U.S. Department of Health and Human Services, <a title="Psychology Today looks at Addiction" href="http://www.psychologytoday.com/basics/addiction">Substance Abuse</a> and Mental Health Services Administration. (1999). <em>Mental health: A report of the Surgeon General</em>. Rockville, MD: Center for Mental Health Services, National Institutes of Health, National Institute of Mental Health.</p>
<p>Watson, J. B. (1928). <em>Psychological Care of Infant and Child</em>. New York: W. W. Norton Company, Inc.</p>
<p>WHO/WONCA (2008). <em>Integrating mental health into primary care: A global perspective.</em> Geneva and London: World Health Organization and World Organization of Family Doctors.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bilim, ideolojik bilimcilik ve pozitivizm üzerine okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/"><span style="color: #0066cc;">Mehmet Bahadır</span></a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Modern Bir Put: Bilim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Epistemoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19798</guid>
		<description><![CDATA[Adam bir gün doktora gitmiş, dert yanmış:
- Doktor bey bana bir şeyler oluyor, iyi değilim.
- Anlatın, neyiniz var?
- Aldığım nefesi verirken kesik kesik çıkıyor ağzımdan, karnım kasılıyor, yüzüm geriliyor, yanaklarım kulaklarıma doğru çıkıyor. Bakın böyle oluyorum: Ha! Ha! Ha!
- Korkacak bir şey yok, tıp dilinde buna &#8220;gülme&#8221; diyoruz!
Evet, pozitivistler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk&#8217;ı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="182" height="265" /></a>Adam bir gün doktora gitmiş, dert yanmış:<br />
- Doktor bey bana bir şeyler oluyor, iyi değilim.<br />
- Anlatın, neyiniz var?<br />
- Aldığım nefesi verirken kesik kesik çıkıyor ağzımdan, karnım kasılıyor, yüzüm geriliyor, yanaklarım kulaklarıma doğru çıkıyor. Bakın böyle oluyorum: Ha! Ha! Ha!<br />
- Korkacak bir şey yok, tıp dilinde buna <strong>&#8220;gülme&#8221;</strong> diyoruz!</p>
<p>Evet, pozitivistler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk&#8217;ı, Korku&#8217;yu, Sevinç&#8217;i hormonal &#8220;fenomenler&#8221; sanıyorlar. Hakikat&#8217;in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna &#8220;pozitivist iman&#8221; diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Semavî dinlere alternatif bir ilahiyat ürettiler:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için Kâinat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır. Dışarıdan bir etki/yardım olmaksızın yarat(-ıl)ma hiçlik/yokluk yerine bir şeyin var olmasının sebebidir, Kâinat&#8217;ın ve bizim NEDEN var olduğumuzun cevabıdır. Kâinat&#8217;ı başlatmak için bir ilk sebep olarak Tanrı&#8217;ya gerek yoktur. [...] Tanrı&#8217;nın yokluğu ispat edilemez ama bilim Tanrı&#8217;yı gereksiz kılar. Dünyamız Fizik Bilimi tarafından yaratılmıştır.&#8221;</em> (The Great Design, Stephen Hawking)</p>
<p>Özetle :</p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Fizik kendi kendini yarattı,</li>
<li>Fizik yaratılmaya muhtaç değildir,</li>
<li>Fizik eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar vardır,</li>
<li>Fizik kimseye muhtaç değildir, her şey Fizik&#8217;e muhtaçtır.</li>
</ul>
<p> İhlâs ve Fatiha surelerindeki ilâhî isimler yerine <strong>&#8220;Fizik&#8221;</strong> kelimesini yazarsanız zaten buna benzer bir şey bulursunuz. Evet&#8230; Biraz İhlâs Suresi, biraz Fatiha derken&#8230; <strong>Bilimin, bilimsel şüphenin ruhuna da el Fatiha!</strong> Filozof değil bir rahip demek lâzım Hawking&#8217;e çünkü artık bilimle, bilimsellikle bir ilgisi yok söylediklerinin, bal gibi bir amentü bu.</p>
<p>Dedik ya pozitivistler <strong>&#8220;Bilimi putlaştırdılar&#8221;</strong> diye. Değerli yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/">Mehmet Bahadır</a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>&#8220;kral çıplak&#8221;</strong> dedi yine&#8230; Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100&#8242;den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/16/dikkat-kitap-modern-bir-put-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sanatçı robot olur mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 May 2011 10:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16434</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
Bir pozitivizm eleştirisi 
Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/EzjkBwZtxp4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz. </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8239" title="derin_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/derin_insan-174x300.jpg" alt="" width="126" height="230" /></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/22/sanatci-robot-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu pazartesi fişlendik halkım, unutma bizi&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/09/bu-pazartesi-fislendik-halkim-unutma-bizi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/09/bu-pazartesi-fislendik-halkim-unutma-bizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 22:52:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16070</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Araştırma Görevlisi Ahmet BAYLAR&#8217;ın eşi Müfide BAYLAR İnşaat Mühendisliği öğrencisi iken Üniversitemizde uygulanan kılık-kıyafet ile ilgili mevzuatlara uymamış, türbanlı derslere girmiş ve bu nedenle bir ay süreyle Üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde Ahmet BAYLAR&#8217;a eşinin kılık-kıyafet ile ilgili mevzuata uyması konusunda yardımcı olması istenmiş, ancak Ahmet BAYLAR eşinin demokratik hakkını kullandığını ve türbanla gelmenin sakıncalarını anlamadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/makbul_vatandas3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-16077" title="makbul_vatandas3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/makbul_vatandas3.jpg" alt="" width="124" height="142" /></a>&#8220;Araştırma Görevlisi Ahmet BAYLAR&#8217;ın eşi Müfide BAYLAR İnşaat Mühendisliği öğrencisi iken Üniversitemizde uygulanan kılık-kıyafet ile ilgili mevzuatlara uymamış, türbanlı derslere girmiş ve bu nedenle bir ay süreyle Üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde Ahmet BAYLAR&#8217;a eşinin kılık-kıyafet ile ilgili mevzuata uyması konusunda yardımcı olması istenmiş, ancak Ahmet BAYLAR eşinin demokratik hakkını kullandığını ve türbanla gelmenin sakıncalarını anlamadığını belirtmiştir. <strong>Bu tür insanların Üniversitede hizmetlerine ihtiyaç olmadığı kanısındayım</strong>.&#8221; <a href="http://www.sivildusunce.com/2011/05/hukum-basortusu-bilimsel-gelismelere-engeldir/" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/09/bu-pazartesi-fislendik-halkim-unutma-bizi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/09/bu-pazartesi-fislendik-halkim-unutma-bizi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman’ın Işığında Hareket Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 21:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14377</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-14379" title="sehir-1-yavas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif" alt="" width="200" height="150" /></a>&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14380" title="sehir-1-cok-cok-hizli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif" alt="" width="200" height="150" /></a> <strong>Sunuş:</strong> Okuyacağınız çeviri Henri Bergson&#8217;un 1888&#8242;de kaleme aldığı doktora tezi <em><strong>Essai sur Les Données Immédiates de la Conscience</strong></em>&#8216;tan alındı. İnsan&#8217;ın şuuru, Zaman&#8217;ı hissedişi ve Hareket kavramı konusundaki bu metinden gerektiği gibi istifade edebilmek için <a href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/">Zaman Nedir?</a> kategorisinde daha önce yayınladığımız &#8220;<a title="Permanent Link to Varlık bir harftir, sen onun anlamısın" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/24/varlik-bir-harftir-sen-onun-anlamisin-zaman-isiginda-ben%e2%80%99lik-meselesi/">Varlık bir harftir, sen onun anlamısın</a>&#8221; isimli makaleyi okumakta büyük fayda var.</p>
<p><strong>Tercüme Notu: </strong>Tercüme yaparken çoğu kez ya şekle ya da mânâya ihanet etmek gerekir. Bir İtalyan deyişinde isabetle söylenildiği gibi <strong>&#8220;tercüme etmek hainliktir&#8221;</strong>. Düşünce yazılarında bu &#8220;ihanet&#8221; daha da büyür. Bergson&#8217;un bu metnini tercüme ederken mânâya sadık kalmak uğruna çok serbest bir çeviri yaptım. Bergson Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülmüş bir matematikçi ve filozoftur. Yazdığı metinlerde felsefî derinliğin yanı sıra kâh romantik aşk şarkılarını kâh gurbet türkülerini hatırlatan bir güzellik, bir tatlı hüzün <span id="more-14377"></span>vardır. Berrak bir Fransızcada yazılmış olmasına rağmen bir çok satırı Türkçeye uyarlamak için yeniden yazmak kaçınılmaz oldu. Ara başlıklar da bana ait. Orijinal metnin çok güzel kelime oyunları, benzetmeler içerdiğini söylemeden geçemeyeceğim. (MY)</p>
<p><strong> </strong><strong>Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktasında ne var? (Henri Bergson)</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14382" title="hareket-zaman-bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg" alt="" width="170" height="257" /></a> Sarkaçlı bir saatin kadranında akrep ve yelkovanı izlediğimde, sarkacın salınımlarına tekabül eden bir harekete bakıyorum. Genel kanının aksine süreyi ölçmüyorum; tekabüliyetleri yani <strong>&#8220;yolların kesişmelerini&#8221;</strong> sayıyorum ki bu ikisi aynı şey değil.</p>
<p> Benim dışımdaki mekânda saat kollarının ve sarkacın sadece tek bir konumu var çünkü geçmiş konumlardan bir iz yok. İçimde şuurumun, nefsimin değişik halleri birbirine karışmakta ve gerçek mânâda yaşanan süreyi oluşturmakta. Ben bu mânâda yaşadığım içindir ki sarkacın şu anki hali ile aynı anda &#8220;geçmiş&#8221; adını verdiğim salınımlarını zihnimde temsil ediyorum.</p>
<p> Gelin bu salınımları düşünmekte olan Ben&#8217;i silelim. Tek bir konum kalır elimizde, süre, yaşam yok olur. Ya da sarkacı ve salınımlarını yok sayalım. Elde kalan Ben&#8217;in öznel yaşantısı kalır ki tekdüze, homojen bir biçimde temsil edilemez, sayılarla, ölçme ile, dış dünya ile ilgisi kalmaz.</p>
<p> Gördüğünüz gibi bizim Ben&#8217;imizde bir süreklilik, bir süre, bir yaşam var. Bu süre parçalardan oluşmuyor, birbirinden kesin sınırlarla ayrılan, ipe dizilmiş boncuklar gibi bağımsız değil.</p>
<p> Ben&#8217;in dışında ise Mekân&#8217;daki cisimler gibi birbirine karışmayan &#8220;anlar&#8221;  var ki bu kutucukların, bölmelerin bir sürekliliği yok. &#8220;Birbirine karışmayan&#8221; diyorum çünkü şimdi var olan salınım bir önceki ile kesinlikle karışmıyor çünkü yenisi varken eskisi yok. &#8220;Süreklilik yok&#8221; diyorum çünkü süreklilik sadece şuurlu biçimde salınımları gözleyen, hafızasına kaydeden biri için vardır. Yani salınımları zihnen birbirine ekleyerek hatırlayan biri için. Bu &#8220;ekleme&#8221; işi ise ancak hayalî bir mekânda yapılabilir. Ne sarkacın salındığı mekân ne de gerçek sürenin hissedildiği şuura ait olmayan, tâlî bir mekân söz konusu. Bölünme, kutulanma olmadan yaşadığımız gerçek süre ile bu kutulanma arasında fizikçilerin &#8220;osmos&#8221; dedikleri türden bir alış-veriş meydana geliyor. Kesafet bakımından daha yoğun olan Madde&#8217;den Mânâ&#8217;ya, Mekân&#8217;dan Zaman&#8217;a &#8220;akıveren&#8221; bir şeyler aklımızı aldatıyor sanki.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg"><img class="size-full wp-image-14384 aligncenter" title="hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg" alt="" width="496" height="101" /></a></p>
<p> Bizim şuurlu yaşantımıza dair duygularımız, sevinç ve üzüntülerimiz aslında birbirine karışarak yaşansa da hissedilmenin en güçlü olduğu ya da başladığı/bittiği anlara tekabül eden salınımları var sarkacın. Bu tekabüliyet sebebiyle gerçek hayatımızın BÖLÜNEMEZ renkleri, çalkantıları arasında da sarkaç salınımları gibi kesin ayrımlar görüyoruz. Sarkacın kesin biçimde bölüp ayırdığı kutucuklar içine hapsediliyor yaşam süremiz. Kelimelerin mânâyı kristalleştirip hapsetmesi gibi saat kolları, takvim yaprakları da gerçek hayatı sabit, objektif simgelere hapsediyor. Zaman&#8217;ı mekânlaştırıyoruz.</p>
<p> Tekdüze, homojen bir iç-Zaman fikri buradan geliyor. İç  dünyamızda ve şuur altımızda birbirine karışarak akan zaman akıntılarını adeta mekândaki cisimler gibi vehmediyoruz. Sarkacın salınımlarından biri oluşurken diğeri kaybolduğundan bu varlık-yokluk süreci kendimizi algılama şeklimizi doğrudan etkiliyor. Gözlerimiz üzerinden şuurumuz da Mekân ile terbiye oluyor ama aynı zamanda şuurumuz tabiatına aykırı bir yönde eğilip bükülüyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14385" title="zaman_muzik_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg" alt="" width="227" height="416" /></a> <strong>H</strong>a<strong>F</strong>ı<strong>Z</strong>amız salınımları MuHaFaZa etmekle kalmıyor, onları organize ediyor, sıralıyor. Kısaca sarkacın salınımlarını &#8220;depolamak&#8221; için 4cü bir boyut ta<strong>S</strong>a<strong>VV</strong>u<strong>R</strong> ediyoruz. Ama bu 4cü boyut Zaman değil Mekân&#8217;a dair. Bu boyut sayesinde aynı yerde oluşmasına rağmen salınımlar sonsuza kadar <strong><em>&#8220;üst üste konabiliyor&#8221;</em></strong>. Mekân&#8217;ın değişik hallerini tekdüze biçimde sıraladığımız için de bu tekdüze, homojen &#8220;zaman&#8221; Hakikî Zaman&#8217;ın yerini alıyor. Oysa sadece sanal bir zaman söz konusu. Faydalı. Ama bu VAR sanılan, SANAL zaman özünde zihinsel bir inşaattan ibaret ve tabiatı gereği Zaman&#8217;a değil Mekân&#8217;a dair.</p>
<p> Sanal ile Gerçek arasındaki ayrımı net bir biçimde yapmaya kalkarsak?</p>
<p> Süresiz, yaşamsız gerçek bir Mekân var. Olaylar Hakikat&#8217;in birer yansıması olarak görünüp kayboluyor bu Mekân içinde. Bu görünüp kaybolmalar şuurumuzun, nefsimizin değişik hallerine tekabül ediyor. Bundan başka gerçek bir süre var. &#8220;Anları&#8221; hem tekdüze değil hem de birbirine geçmiş ama her biri dış dünyanın bir haliyle yaklaşık olarak eşlenebilir. Tekabüliyet derken bunu kasdediyoruz. İşte bu yaklaşık eşleşme dolayısıyla gerçek sürenin, yaşamımızın &#8220;anları&#8221; birbirinden SANAL olarak ayrılıyor.</p>
<p> Bahsettiğimiz bu iki gerçeğin (Mekân ve Yaşam) karşılaştırılması neticesinde sürenin temsilî bir ifadesi doğuyor ki aslında Mekân&#8217;dan elde edilmiş bir temsil bu. Yani bizim Zaman&#8217;a dair algımız Zaman&#8217;ın gerçeğine değil iki gerçeklik arasında kurduğumuz ilişkiye dayanıyor. Bu ilişkiyi Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktası olarak da görebiliriz.</p>
<p> <strong>Hareket Kavramı</strong></p>
<p> Buraya kadar sunduğumuz tahlil yöntemini şimdi Hareket&#8217;e uygulayalım. Hareket görünüşte homojen bir sürenin simgesi gibidir ama tahlil neticesinde benzeri bir ayrışmaya tanık olacağız.</p>
<p> Genellikle Hareket&#8217;in Mekân içinde vuku bulduğunu söyleriz. Homojen hareketin bölünebilir olduğu iddia edildiğinde hareket eden cismin güzergâhı yani mekânı anlaşılır. Yani güzergâh ile söz konusu hareketin kendisi birbirine karıştırılmış ya da bir tutulmuş olur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14386" title="suur_hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg" alt="" width="186" height="274" /></a> Elbette hareketli cismin ilerleyen konumları bir yer kaplar boşlukta. Ama bir konumdan diğerine geçişi yani süreyi gerçekten kaplayandır Hareket&#8217;in kendisi. Bu anlamda Hareket sadece şuurlu bir izleyici için vardır ve Mekân&#8217;a dair değildir. Hareket bir <strong>ŞEY</strong> değil bir süreçtir: Bir noktadan diğerine <strong>GEÇİŞ</strong> olan Hareket zihinsel bir sentez, psişik bir süreçtir ve bu süreç Mekân&#8217;da yer kaplamaz. Mekân&#8217;da sadece cisimler, mekân parçaları bulunabilir. Mekân parçalarından birini hareketli olarak kabul edersek mekânsal anlamda elde edeceğimiz sadece bir konum olacaktır. Eğer şuurumuz konum dışında bir şey algılıyorsa bu peşpeşe gelen konumları hatırladığını ve bir sentez yaptığını gösterir.</p>
<p> Peki şuurumuz bu sentezi nasıl yapıyor? Bunun tek yolu hatırlanan konumları tekdüze, homojen bir ortamda, sanal bir mekânda yeniden birleştirmek olacaktır. Aksi takdirde gözlenen hareketi bir hareket olarak &#8220;görmek&#8221; için yeniden ve yeniden sonsuza kadar sentezler yapmak gerekli. Netice olarak hareketi görmemiz ve anlamamız ancak hafıza ile olur. Nasıl ki bir melodiyi duymak için önceki notaların bellekte tutulması gerekiyorsa aynı biçimde konumların zihnen muhafaza edilmesi gerekir.</p>
<p>İşte bu sebeple Hareket&#8217;in peşpeşe gelen konumlardan ibaret  olduğunu iddia etmek gerçekte Hareket&#8217;ten hareketliliği çekip çıkarmak anlamına gelir. [...] Özetle Hareket kavramına bakarken ayırd edilmesi gereken iki nokta var: Güzergâhın içinde bulunduğu mekân ve bu yolu geçmek için gerçekleştirilen eylem. Peşpeşe gelen konumlar ve bu konumların sentezi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"></a> Bunlardan birincisi <strong>NİCELİK</strong>, homojen bir miktar. İkincisi sadece şuurumuzda gerçeklik bulan bir <strong>NİTELİK</strong>, bir kalite. Bir kez daha &#8220;osmos&#8221; benzeri bir durum ile karşılaşıyoruz. Nitelik-sel bir hareketlilik hissi ile bu hareket sayesinde katedilen,sayısal, nicelik türü, miktar-sal, mekânsal bir yolun temsil edilmesi, simgesel ifadesi. Bu ikisi birbirinin yerini alıyor.</p>
<p> Hareket olgusuna katedilen yolun bölünebilirliğini atfediyoruz ki aslında eylemler değil şeyler, cisimler bölünebilir sadece. Bu şekilde dinamik, eylemsel bir kavram olan hareket ile statik, mekânsal şeyler olan cisim, güzergâh, yol gibi kavramları aynı şekilde düşünmeye zorluyoruz aklımızı. Bu zorlama Tabiat&#8217;a aykırı olduğundan bizi yanılgıya götürüyor.</p>
<p> <a title="Elealı Zeno" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eleal%C4%B1_Zeno">Elealı Zeno</a>&#8216;nun önerdiği Akhilleus<em> </em>ve kaplumbağa paradoksu(!) bu kavram karmaşasının en güzel örneklerinden. Hatırlatmak gerekirse :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yunan kahramanı Akhilleus&#8217;un kaplumbağa ile bir yarış yaptığını hayal edelim. Çok iyi bir koşucu olduğu için Akhilleus kaplumbağa&#8217;nın belirli bir mesafe, örneğin yüz metre, ileriden başlamasına izin verir. Eğer her ikisinin de sabit hızlarda koştuğunu düşünürsek (biri sabit yüksek bir hızda, diğer sabit düşük bir hızda), belirli bir süre sonra Akhilleus yüz metre koştuğunda, kaplumbağanın başladığı yere gelmiş olacaktır; bu süre boyunca kaplumbağa da küçük de olsa belirli bir mesafe ‘koşmuştur&#8217;, örneğin 1 metre. Akhilleus bir süre sonra bu mesafeyi de tamamladığında, o süre zarfında kaplumbağa yine küçük de olsa bir mesafe ilerlemiş olacaktır ve bu böyle devam edecektir. Böylece, Akhilleus ne zaman kaplumbağanın varmış olduğu bir noktaya varsa, daha hâlâ gitmesi gereken bir mesafe kalmış olacaktır. Bu nedenle Zeno Akhilleus&#8217;un kaplumbağayı hiçbir zaman geçemeyeceğini söylemiştir.&#8221; (</em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeno%27nun_paradokslar%C4%B1"><em>Türkçe kaynak</em></a><em>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-14388" title="hareket_zaman_paradoks" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif" alt="" width="266" height="104" /></a></p>
<p> Pratikte kaplumbağayı geçen Akhilleus&#8217;un teoride geri kalması elbette matematik ya da fizik kanunlarının yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Bu tutarsızlığı bir paradoks olarak sunan Elealılar iki şeyi birbiri ile karıştırıyorlar. Mekân ve Eylem. Mekân&#8217;ın parçaları sonsuza kadar bölünebilir, meselâ bir çizgi üzerindeki iki noktanın arası. Oysa Eylem, burada Akhilleus&#8217;un adımları, mekân gibi homojen kabul edip bölmeye kalktığınızda anlamını yitirir. Paradoks gibi görünen bu sorudaki kavramsal hata Akhilleus&#8217;un adımlarını homojen, mekânsal, sonsuza kadar bölünebilir kabul etmek ve bu adımları parçaladıktan sonra kaplumbağa adımlarıyla yeniden sentezlemeye kalkmaktır. Gerçekte bir paradoks yok ama farklı tabiatlara tabi iki gerçekliği aynı potada eritmeye kalkışan insanların içlerine düştükleri bir kavram karmaşası var.</p>
<p> <strong>Hız kavramı</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14387" title="zaman_nedir_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket-222x300.jpg" alt="" width="222" height="300" /></a> Hareketin hızını ölçmek aslında bir tekabüliyeti saptamaktan ibarettir. Hesaplara, formüllere bu hızı dahil etmek demek müstakbel tekabüliyetleri öngörmek için kolay bir yoldur. Bu şekilde Akhilleus&#8217;un ve kaplumbağanın belli bir anda bulunacağı konumları ya da yollarının kesişeceği yerleri hesaplamakla ilgilendiği müddetçe Matematik&#8217;in konuşması meşrudur. Ama iki kesişme arasında olanı, bir eylemi, bir hareketi sentezleme yoluyla yeniden inşa etmeye kalktığında Matematik haddini aşmış olur. Zaten gerçek harekete yaklaşmak istedikçe kesişme sayısını sürekli arttırma ihtiyacı doğması da matematikçiyi uyandırmalıdır bu konuda. Matematikçi sabit şeyleri sentezleyerek eyleme, harekete ulaşamaz. Üstelik bu örneklemeyi sonsuza doğru arttırsanız da bu mümkün değildir. Çünkü Mekân&#8217;ın <strong>SABİT</strong> parçalarıyla Zaman&#8217;ı <strong>DİNAMİZMİNİ</strong> sentezleyemezsiniz. <em>[Parçalayıcı Zekâ kavramı için </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><em>Derin Göz</em></strong></a><em> kitabında <strong>Kuşların Sırrı</strong> isimli bölüme bakılabilir.]</em></p>
<p> Özetle Hareket&#8217;in dahilinde statik olan, homojen, tekdüze, bölünebilir tek bir şey vardır, o da güzergâhtır, yoldur, tabiat itibariyle Mekân&#8217;a dairdir. İşte tam da bu sebeple bilim Hareket&#8217;i konu aldığında öncelikle içindeki en dinamik ögeyi yani Zaman&#8217;ı elemek ister. Zaman kavramı bilim için bir sorundur. [Bkz. <a title="Permanent Link to Fizikçilerin Zaman'ı" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/">Fizikçilerin Zaman'ı </a>]. Bunu anlamak için mekanik ya da astronomide Zaman&#8217;ın &#8220;kullanılışına&#8221; bakmak yeterli.</p>
<p> Mekanik kitapları daha baştan Süre&#8217;yi tarif etMEyeceklerini, sadece sürelerin eşitliği ilkesini temel alacaklarını beyan ederler. Buna göre: <strong><em>&#8220;iki zaman aralığının eşit olması için birbirinin aynı olan iki cismin, aynı koşullar altında ve aynı etkiler karşısında aynı mesafeyi katetmesi gerekir.&#8221;</em></strong></p>
<p>Bir başka deyişle hareketin başladığı anı not edeceğiz yani dış dünyadaki, Mekân&#8217;daki bir değişiklik ile iç dünyamızdaki hareket algısının kesiştiği tekabüliyeti. Sonra aynı şekilde hareketin bitişi olan yeni bir <strong>DIŞ-İÇ</strong> kesişimini. Sonra katedilen yolu ölçeceğiz ki zaten ölçülebilir olan tek şey de budur. Yani Süre ya da Zaman değil Mekanik&#8217;in kapsamında olan, Mekân ve tekabüliyetler, kesişimler.</p>
<p> Bir olayın belirli bir T zamanı sonunda ortaya çıkacağını söylemek şuurumuzun o olay meydana gelene kadar belli bir sayıda tekabüliyete şahid olacak demek.[...] Şöyle düşünelim, Kâinat&#8217;ın bütün hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsalar fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır.</p>
<p> Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-14389 aligncenter" title="hareket_dans_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg" alt="" width="499" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Yanılgı (Taha Akyol)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 13:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14258</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. İSKENDER ÖKSÜZ - Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi 
Akyol&#8217;la ikinci baskısını yapan Bilim ve Yanılgı kitabı hakkında telefonda konuşuyorduk. Eklerine, yeniden yazılan kısımlarına bakarak isterseniz yeni kitabı da diyebilirsiniz. &#8220;Kırk yıldır düşündüklerin&#8221; dedim. O da, &#8220;meth mi ediyorsun, zem mi?&#8221; diye sordu&#8230; Sonra konuşma bir başka mecraya geçti ve sorusunun cevabını alamadı.
Paradigma trenleri 
Aslında kastettiğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/taha-akyol-un-opus-magnum-u-haber-317289.htm" target="_blank"><strong><img class="alignright size-full wp-image-14259" title="bilim-yanilgi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bilim-yanilgi.jpg" alt="" width="143" height="287" />Prof. Dr. İSKENDER ÖKSÜZ -</strong> </a><strong><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/taha-akyol-un-opus-magnum-u-haber-317289.htm" target="_blank">Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi</a> </strong></p>
<p>Akyol&#8217;la ikinci baskısını yapan Bilim ve Yanılgı kitabı hakkında telefonda konuşuyorduk. Eklerine, yeniden yazılan kısımlarına bakarak isterseniz yeni kitabı da diyebilirsiniz. &#8220;Kırk yıldır düşündüklerin&#8221; dedim. O da, &#8220;meth mi ediyorsun, zem mi?&#8221; diye sordu&#8230; Sonra konuşma bir başka mecraya geçti ve sorusunun cevabını alamadı.</p>
<p><strong>Paradigma trenleri </strong></p>
<p>Aslında kastettiğim bir sevgi sözü idi&#8230; Taha Akyol&#8217;un dünyaya bakışı pek değişmedi. Temel değerler milliyetçi ve muhafazakâr. Bunlara dayanarak dünyayı çözümler ama bu bakış bilim gözlüğüyledir. Çözümleme, bilim metoduyladır. Yoksa tanımayanların yazdığı gibi &#8220;bir zamanlar neredeydi, şimdi nerede&#8221; veya &#8220;bir zamanlar milliyetçi ve muhafazakâr iken şimdi çağın modası liberal&#8221; falan değildir. Temel bir değişiklik hissedenler, kendilerine dikkat etsinler; belki kendi yerleri değişmiştir. Sizin vagonunuz hareket halindeyse yanınızdaki trenlerin yürüdüğünü sanabilirsiniz.<span id="more-14258"></span></p>
<p>Bilim ve yanılgı&#8230; Bu başlık altında neler yazabilirsiniz? Bilimin nasıl çalıştığını ve hadi bilim-deccali veya anti-bilim düşüncelerinin nasıl yanıldığını yazabilirsiniz. Hani Karl Popper&#8217;in yaptığı gibi. Veya, Yunan, İslam, Batı medeniyetlerinde bilimin yükselişini ve çöküşünü; veya Türkiye&#8217;nin yakın tarihindeki bilenleri ve yanılanları yazabilirsiniz. Bugüne gelip bizdeki bilim, üniversite ve eğitim konularını inceleyebilirsiniz. Nihayet bugünü, şu anı, elinize sosyoloji ve ekonomi merceklerini alıp inceleyebilirsiniz. Bu saydıklarımın hepsini birden yaparsanız, dört yüz sayfadan iki forma eksik bir cildi Türk düşünce evrenine hediye edersiniz; Taha Akyol bunu yapmış.</p>
<p>Yazarların &#8220;opus magnum&#8221;u denilen, &#8220;en önemli- en büyük eser&#8221;leri vardır. Hani Karl Popper&#8217;in &#8220;Açık Toplum ve Düşmanları&#8221;, Tolstoy&#8217;un &#8220;Harp ve Sulh&#8221;u gibi. &#8220;Bilim ve Yanılgı&#8221; da Akyol&#8217;un opus magnumu olmaya aday. Belki &#8220;Ama Hangi Atatürk?&#8221; buna rakip. Veya bundan sonra yazacağı, henüz proje halindeki kitabı. Sır vereyim: Bilgiye dayanmıyorum ama yazarların ilerde yazacakları bir en büyük kitapları hep vardır.</p>
<p>Bilim ve Yanılgı, Doğu&#8217;nun çöküşü, Batı&#8217;nın yükselişi ve yirmi birinci asırda doğunun yeniden yükselişi söylemi ile başlıyor. Bir önceki devirde, Doğu&#8217;nun Batı&#8217;ya en uzun direnen burcu olan Türkiye, bu yeni dönüşte nerededir? Bu söylem ve bu soru, bütün kitabın fon melodisi gibi. Bazen öne çıkıyor ama duyulmazken de siz onu hissediyorsunuz. Şüphe yok ki iki asırdır Türk aydınının temel meselesi bu sorudur. Bunu açıkça sormak, boğayı boynuzlarından yakalamaktır.</p>
<p>İlk ara başlık, &#8220;Bilimin yükseliş ve düşüşleri&#8221;. Akyol&#8217;un- ve tabiî Türk okuyucusunun- asıl problemi, İslam medeniyetindeki zihniyet. Önce yükselen, insanlığın birikimini alıp onun üstüne kendi katkılarını inşa eden ve ışığıyla geri kalmış Batı&#8217;yı da aydınlatan İslâm medeniyetinin güneşi.  Sonra sönüş. Nihayet, doğuşuna ebelik yaptığı Batı bilimi karşısında mağlubiyet. Niçin, niçin, niçin? Akyol tek sebebe abone değil. Ama yükselişle bilimin de yükseldiği, çöküşle bilimin de çöktüğü görülüyor. Yükselişte dinamik, ticarete ve işe dönük bir toplum yükseliyor; çöküşte bunlar hep birlikte sönüyor. Yükselişte askerî ve siyasî güç artıyor, denizlere hâkim olunuyor. Düşüşte bunlar hep beraber azalıyor. Denizler kaybediliyor. Hangileri sebep, hangileri sonuç? Acaba vakıaları illâ, şu sebeptir, şu sonuç diye sınıflandırmak zorunda mıyız?</p>
<p><strong>Post-modern falcılık</strong></p>
<p>İkinci ara başlık, &#8220;Bilim ve bilmek&#8221;. Bu bölümde Popperlar, Kuhnlar karşınızda. Bilim felsefesine giriyorsunuz. Felsefe ile aranız iyiyse keyifle okuyacaksınız. Yok felsefe size matematikten daha yalçın geliyorsa yine keyifle okuyacaksınız. Sahi, belki Akyol bir &#8220;Kim korkar felsefeden&#8221; kitabı yazmalı.</p>
<p>Sonra, &#8220;Bilim ve ‘bilenler&#8217;&#8221; bölümüne geliyoruz. Bunun alt başlıklarında iki defa post-modern falcı Toffler&#8217;in adını görünce, &#8220;Eyvah&#8221; dedim, &#8220;acaba Akyol&#8217;u da mı kaybettik?&#8221;. Hani şu &#8220;Kültür Şoku&#8221; ile başlayıp &#8220;Üçüncü Dalga&#8221; ile şoklarını sürdüren fütürist Toffler. Fena yanılmışım. Karşıma dört dörtlük bir Toffler tenkidi çıktı. Daha doğrusu Toffler&#8217;e, &#8220;siz şöyle buyurun&#8221; diyen bir yerine oturtma. </p>
<p>ABD&#8217;de bolca rastlanan bir yazar türü vardır. Onların görevi &#8220;şok&#8221; yaratmak ve şu mesajı vermektir: &#8220;Ben yepyeni bir keşif yaptım. Bakın dünya, sizin bildiğiniz dünya değil. Dünya tek ray üzerinde benim belirlediğim yöne gidiyor. Alt-üst olacak. Altta kalmamak için beni okumanız, beni dinlemeniz lâzımdır! &#8221; Bu kazancı, &#8220;en çok satan&#8221; kitaplarında ve daha da önemlisi paralı konferanslarından çıkar. Bunların bilime nisbeti, arabeskin klasik müziğe nisbeti gibidir. Dinleyicileri de genellikle bilim adamları değil, iş hayatından sıkılıp bir az ferahlamak isteyen şirket üst yöneticileridir. Tofflerler (Tom Friedmanlar, Tom Petersler, Troutlar, Godinler) eğlencelidir, güzel beyin egzersizleridir; hani &#8220;düşünce gıdasıdır&#8221;.  Peki, onlarla derdimiz ne? Derdimiz şu ki, bizim eski Marksist yeni Liberaller, eski dinlerinden yenisine geçerken bu tipler sayesinde &#8220;Dünya tek ray üzerinde benim belirlediğim yöne gidiyor&#8221; rahatlıklarını kaybetmediler. Düşünce mekanizması aynı kaldı. Sadece dünyanın &#8220;mutlaka gideceği&#8221; yer değişti. Bunlardan biri bunun için &#8220;bilim değişti&#8221; diyordu. Yani Markist bilim yerine şimdi Toflerist bilim gelmişti. Hele bu değişimi de diyalektik materyalizmle açıklamaya kalkmaları o kadar keyifli ki!</p>
<p>Akyol soruyor, &#8220;‘Her şey&#8217;ci düşünme biçimi ve psikolojisi devam ediyorsa, Marksizm&#8217;den sözüm ona liberalizme ‘dönmüş&#8217; olmak, gerçekten ‘değişim&#8217; midir?!&#8221; Bunların ulus devlet karşıtlığı için de bir sorusu var: &#8220;Peki ama ‘üçüncü dalga&#8217;nın, yani ‘bilgi toplumu&#8217;nun hangi nedensellikleri, hangi determinantları Misak-ı Millî&#8217;yi geride bırakmış ve Türk devletinin temellerini çöpe atmıştır?!&#8221; Her iki alıntıdaki soru-ünlem de Akyol&#8217;undur.</p>
<p>Ben de kendimi liberal hissediyorum. Şu historisist liberalleri gerçeklerinden ayırmak için bir isim bulmak lâzım. &#8220;Pseudo-Liberal&#8221; veya &#8220;Post-Marksist Liberal&#8221; ifadelerini teklif ediyorum. Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Anadolu Kaplanları&#8217;na övgü</strong></p>
<p>&#8220;Bilim ve ‘bilenler&#8217;&#8221; Ali Fuat Başgil, Mehmet Ali Aybar ve Şerif Mardin bölümleriyle bitiyor.</p>
<p>Bilim ürünse üniversite onun fabrikasıdır. Bu yüzden dördüncü bölüm, &#8220;Bilim ve üniversite&#8221;. İşin ciddiyeti belli olmuştur. Biz neredeyiz? İlk 500&#8230; İlk 1000. Yayın sayısı, atıf sayısı&#8230;</p>
<p>Nihayet son bölüme, &#8220;Bilim ve kalkınma&#8221;ya geliyoruz. Aslında bütün kitap bilim ve kalkınma değil miydi? Tabi öyleydi. Öyle olmak zorundaydı da. Bu son bölüm, başlangıç gibi bin küsur yıla değil, bugüne odaklı.  &#8220;Neden buradayız; ya bundan sonrası?&#8221; temalı senfoni, nihayet sonuca gidiyor. Beethoven Dokuz&#8217;un korali gibi. Neş&#8217;eye değil de Anadolu Kaplanları&#8217;na övgü. Parlak bir gelecek mümkün. Ama garanti değil. Tarihin önüne geçilmez tek raylı gidişi bizi ne felakete, ne nurlu ufuklara taşır. Yok öyle tek ray! Nereye gideceksek kendimiz gideceğiz. Hani biz yüzümüzü bir yöne dönmeden Allah bizi o yöne döndürmez ya! Ama bu kendimiz gidişte Anadolu Kaplanları başrolde görünüyor.</p>
<p>iskenderoksuz@gmail.com</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/09/bilim-ve-yanilgi-taha-akyol/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Bilim ve Hukuk çelişir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/yakinda-bilim-ve-hukuk-celisir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/yakinda-bilim-ve-hukuk-celisir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2010 09:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11681</guid>
		<description><![CDATA[
İnsan&#8217;ı mükemmel yapan şey özgür iradesidir. Onu iltifata ve yergiye layık kılan şey budur. (Descartes, Felsefe ilkeleri, Bölüm 1, Madde 37)
Şayet insanların davranışları tıpkı hayvanlar ve bitkiler gibi önceden kestirilebiliyor hatta sosyal/psikolojik mekanizmalarla kesin olarak belirlenebiliyorsa Adalet ve Hukuk gibi kavramların bir anlamı kalır mı?
Öyle ya, mahkemeye çıkardığımız her katil, her tecavüzcü &#8220;annem alkolikti, çocukken babam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/zaman_nedir_ozgur_irade.jpg"><img class="size-full wp-image-11682 aligncenter" title="zaman_nedir_ozgur_irade" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/zaman_nedir_ozgur_irade.jpg" alt="" width="430" height="241" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>İnsan&#8217;ı mükemmel yapan şey özgür iradesidir. Onu iltifata ve yergiye layık kılan şey budur. (Descartes, Felsefe ilkeleri, Bölüm 1, Madde 37)</em></p>
<p>Şayet insanların davranışları<span id="more-11681"></span> tıpkı hayvanlar ve bitkiler gibi önceden kestirilebiliyor hatta sosyal/psikolojik mekanizmalarla kesin olarak belirlenebiliyorsa Adalet ve Hukuk gibi kavramların bir anlamı kalır mı?</p>
<p>Öyle ya, mahkemeye çıkardığımız her katil, her tecavüzcü <strong><em>&#8220;annem alkolikti, çocukken babam beni zincirle döverdi&#8221;</em></strong> gibi determinist, bilimsel bir açıklama sunarsa, istatistikler bu açıklamaları destekliyorsa suçluları ne hakla mahkum edebiliriz? <strong><em>&#8220;Suçlu&#8221;</em></strong> kelimesini kullanmak bile imkânsızlaşır. Çünkü mahkemeler suçlanan kişilerin farklı biçimde davranma imkânları olduğunu var sayarak karar verirler. Bir başka deyişle <strong>aklı başında, özgür ve sorumlu insanlar suçlanabilir</strong>. Bir deliyi, sarhoşu, küçük bir çocuğu, ilaçla bayıltılmış bir kimseyi, hayvanları ve bitkileri suçlayamazsınız.</p>
<p>Burada garip bir yol ayrımına geliyoruz. Bir yanda mahkemeler ve hatta bizim kendi vicdanımız insanları yargılıyor, suçluyor, mahkûm ediyor. &#8220;Kötü insan&#8221; diye kızdığımız birinin o kötülüğü yapmaya MECBUR olduğunu düşünseydik ona ASLA KIZMAYACAKTIK. Demek ki biz bile <strong>hayırsız</strong> akrabalarımızı, <strong>riyakâr</strong> iş arkadaşlarımızı, <strong>kazıkçı</strong> bakkalı vicdan mahkememizde suçlarken peşinen ÖZGÜR kabul ediyoruz. Tıpkı mahkemeler gibi. Diğer yandan&#8230;İnsan&#8217;ı maddî ihtiyaçları ve imkânlarıyla sınırlarsak, <strong>alan-satan, üreten-tüketen</strong> penceresinden bakarsak insan da ANCAK bitkiler ve hayvanlar kadar SERBEST ama ÖZGÜR değil.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/04/yakinda-bilim-ve-hukuk-celisir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/04/yakinda-bilim-ve-hukuk-celisir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Stephen Hawking’in de ‘Tanrı’sı Var</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/stephen-hawking%e2%80%99in-de-%e2%80%98tanri%e2%80%99si-var/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/stephen-hawking%e2%80%99in-de-%e2%80%98tanri%e2%80%99si-var/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 09:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11405</guid>
		<description><![CDATA[[15 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking&#8217;in yeni kitabı bir kaç gün önce piyasaya sürüldü. Kitap henüz çıkmadan meşhur olmuş, çünkü Hawking&#8217;in &#8220;evrenin ortaya çıkması için Tanrı&#8217;ya ihtiyaç yoktur&#8221; tezi medyada yankı bulmuştu. Bu mesaj, bizdeki bazı gazetelere de yansıdı; &#8220;Evreni tanrı yaratmadı&#8221; yahut &#8220;Tanrı&#8217;ya gerek yok&#8221; gibi başlıklar atıldı.
Ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/stephen_hawking_ateizm.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11406" title="stephen_hawking_ateizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/stephen_hawking_ateizm.jpg" alt="" width="252" height="280" /></a>[15 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/stephen-hawking-in-de-tanri-si-var-294163.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking&#8217;in yeni kitabı bir kaç gün önce piyasaya sürüldü. Kitap henüz çıkmadan meşhur olmuş, çünkü Hawking&#8217;in &#8220;evrenin ortaya çıkması için Tanrı&#8217;ya ihtiyaç yoktur&#8221; tezi medyada yankı bulmuştu. Bu mesaj, bizdeki bazı gazetelere de yansıdı; &#8220;Evreni tanrı yaratmadı&#8221; yahut &#8220;Tanrı&#8217;ya gerek yok&#8221; gibi başlıklar atıldı.</p>
<p>Ben de bu konuya hemen değinmek istemiştim, ama &#8220;referandum gündemi&#8221; nedeniyle bugüne kaldı.</p>
<p>Şimdi, meselenin özü şu: İçinde yaşadığımız evrenin nasıl var olduğu, çok eski bir soru. Eski Yunan&#8217;daki materyalistler, bu soruya &#8220;evren zaten hep vardı, bir başlangıcı yoktur&#8221; cevabını vermişlerdi. Buna karşılık İbrahimi dinler, &#8220;evrenin Allah tarafından yoktan yaratıldığını&#8221; söylediler.</p>
<p>Söz konusu &#8220;hep var olan evren&#8221; ile &#8220;yaratılmış evren&#8221; modelleri, 20. yüzyıla dek iki ayrı felsefi görüş olarak kaldı. Ancak 1920&#8242;lerden itibaren bir dizi bilimsel bulgu ile desteklenen Big Bang<span id="more-11405"></span> (Büyük Patlama) teorisi, evrenin bundan 13.7 milyar yıl önce &#8220;başladığını&#8221; ortaya koydu.</p>
<p>Yani Big Bang, ilahi dinlerin öğretegeldiği &#8220;yaratılış&#8221; fikrini destekledi. 1992 yılında teoriyi destekleyen yeni kanıtlar bulan astronom George Smoot, işte bu yüzden &#8220;eğer dindar iseniz, bu Tanrı&#8217;nın yüzüne bakmak gibi bir şey&#8221; demişti. NASA fizikçisi Robert Jastrow ise, &#8220;bilim adamlarının cehalet dağını aştığı, en yüksek tepeye tırmandığı, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştığı&#8221; yorumunu yapmıştı.</p>
<p>Fakat Big Bang&#8217;in böylesi &#8220;Tanrısal&#8221; sonuçlar vermesinden rahatsız olanlar da oldu. (Tanıdık bir mantıkla: &#8220;dincilere malzeme vermeyelim!&#8221;) Bu rahatsızlığı paylaşan bazı bilim adamları da, teoriye &#8220;yaratılış&#8221;a kapı aralamayacak yorumlar getirmeye çalıştılar.</p>
<p>Anlaşılan Stephen Hawking&#8217;in yeni kitabında yaptığı da bu.</p>
<p>Peki nasıl yapmış bunu? Ne demiş?</p>
<p>Putların dönüşü</p>
<p>Bizim basının da yazdığına göre Hawking&#8217;in dediğinin özü şuymuş: &#8220;Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve yaratacaktır.&#8221;</p>
<p>Yani, yerçekimi gibi doğa kanunlarının evrenden önce de var olduğunu ve evrenin bu kanunlar sayesinde ortaya çıktığını savunmuş.</p>
<p>Ancak, dikkat ederseniz burada bir tuhaflık var. Çünkü &#8220;doğa kanunları&#8221;, bilimsel yöntemle, yani &#8220;deney&#8221; ve &#8220;gözlem&#8221; yoluyla bulduğumuz şeyler. Oysa &#8220;evrenin öncesi&#8221;ne dair hiç bir deney ve gözlem şansı yok. Matematiksel hesap şansı dahi yok. Bırakın evrenin öncesini, uzayın &#8220;Planck zamanı&#8221; denen ilk anı bile, her türlü hesap-kitabın dışında.</p>
<p>Dolayısıyla, Stephen Hawking, &#8220;evrenden önce de var olan yerçekimi&#8221;nden söz ederken, &#8220;bilimsel&#8221; bir şeyden söz etmiyor. &#8220;İnandığı&#8221; bir &#8220;metafizik&#8221;ten bahsediyor.</p>
<p>Yani, aslında, &#8220;ben, kendisi yaratılmamış olan, fakat evreni yoktan yaratan, dahası galaksileri, yıldızları ve gezegenleri  ortaya çıkaran bir güce inanıyorum&#8221; demiş oluyor. Sonra da o güce &#8220;yerçekimi&#8221; diyor.</p>
<p>Bir başka deyişle, dindarların &#8220;Allah&#8221; dediği güce Hawking başka bir isim vermiş oluyor sadece.</p>
<p>Yani onun da bir &#8220;Tanrı&#8221;sı var. Ama bu duymayan, görmeyen, bilmeyen bir tanrı&#8230;</p>
<p>Ve sanırım bu ilginç tablo karşısında Robert Jastrow&#8217;un yukarıda aktardığım alıntısını şöyle geliştirmek yerinde olacak:</p>
<p>&#8220;Bilim adamları cehalet dağını aştılar, en yüksek tepeye tırmandılar, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştılar.</p>
<p>Bu durumdan hoşlanmayan bazı bilim adamları ise, o civarda yine binlerce yıldır duran bir başka şeye sığındılar: Duymayan, görmeyen, bilmeyen ama yine de ‘ilah&#8217; kabul edilen maddelere.</p>
<p>Yani putlara&#8230;&#8221;</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/16/stephen-hawking%e2%80%99in-de-%e2%80%98tanri%e2%80%99si-var/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/stephen-hawking%e2%80%99in-de-%e2%80%98tanri%e2%80%99si-var/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epistemolojinin Tanımı ve işlevi[1]</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 21:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Epistemoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11345</guid>
		<description><![CDATA[





Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre2
Matematik yasaları realiteye yollama
yapıldıkları sürece kesin olamazlar.
Ve bunlar kesin oldukları sürece de
realiteye tekābül etmezler.
Albert Einstein (Geometri ve Deney) 

 
 
 
 
Etimolojik anlamıyla &#8220;Epistemoloji&#8221;, Grekçe&#8217;de epistêmê (yâni: bilgi) ve semantik değeri yüksek logos (yâni: inceleme, nutuk, fiil, kelime, ilim anlamlarını haiz olabilen) kelimelerinden oluşmaktadır; buna göre ve en isâbetli olduğunu sandığım kavramıyla &#8220;Bilginin incelenmesi&#8221; anlamındadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<table class="MsoNormalTable" style="mso-cellspacing: 1.5pt; mso-yfti-tbllook: 1184;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes;">
<td style="background-color: transparent; border: #d4d0c8; padding: 0.75pt;" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: right; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji.jpg"></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji_a.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11350" title="epistemoloji_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/epistemoloji_a.jpg" alt="" width="300" height="204" /></a><a href="http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=259&amp;Itemid=57" target="_blank">Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre<strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">2</span></sup></strong></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: right; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;" align="right"><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Matematik yasaları realiteye yollama<br />
yapıldıkları sürece kesin olamazlar.<br />
Ve bunlar kesin oldukları sürece de<br />
realiteye tekābül etmezler.</span></em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><br />
Albert Einstein (<strong>Geometri ve Deney</strong>) </span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Etimolojik anlamıyla &#8220;Epistemoloji&#8221;, Grekçe&#8217;de <em>epistêmê </em>(yâni: <em>bilgi</em>) ve semantik değeri yüksek <em>logos </em>(yâni: <em>inceleme, nutuk, fiil, kelime, ilim</em> anlamlarını haiz olabilen) kelimelerinden oluşmaktadır; buna göre ve en isâbetli olduğunu sandığım kavramıyla &#8220;<em>Bilginin incelenmesi</em>&#8221; anlamındadır. Ancak bu ifâde bilginin nasıl incelenmesi gerektiğine açıklık getirmediğinden Epistemoloji&#8217;nin <strong><em>tanımı</em></strong> ve <strong><em>işlevi</em></strong><em> </em>genellikle hep muğlâk kalmıştır. Çok kimseye göre Epistemoloji &#8220;Bilgi Teorisi&#8221;, yâni &#8220;Gnozeoloji&#8221; ile eşanlamlıdır. Oysa Felsefe&#8217;nin bir dalı olan &#8220;Bilgi Teorisi&#8221; <em>bilginin nasıl oluştuğunu inceler</em>.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Epistemoloji, meselâ:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">André Lalande&#8217;ın meşhur <strong><em>Vocabulaire Technique et Critique de la Philosophie</em></strong>&#8217;sine</span><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><span style="font-size: 8.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">3</span></a> </span></sup></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">göre: &#8220;<em>İlim Felsefesi&#8217;dir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Encyclopædia Britannica</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">&#8216;nın 2000 târihli baskısına göre: &#8220;<em>Beşerî bilginin tabîatının, kökeninin ve sınırlarının incelenmesidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Stanford Encyclopedia of Philosophy</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ye<strong><em> </em></strong>göre: &#8220;<em>Bilginin ve te&#8217;yid edilmiş inancın incelenmesidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Routledge Encyclopedia of Philosophy</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ye göre: <em>Bilginin tabîatı, kaynakları ve sınırlarıyla <span id="more-11345"></span>uğraşan bilim dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Columbia Encyclopedia</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ya göre: <em>Bilginin kaynaklarının, tabîatının ve sınırlarının teorilerine yönelik Felsefe dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Catholic Encyclopedia</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ya göre: <em>Beşerî bilginin değeriyle meşgūl olan bilim dalıdır.</em></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;ne göre: &#8220;<em>Bilimsel bilgiyi konu alan bilim dalıdır</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Le Petit Larousse Illustré</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;nin 2005 târihli baskısına göre: &#8220;<em>İlimlerin târihini, metotlarını ve ilkelerini inceleyen Felsefe dalıdır</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Der Neue Reader&#8217;s Digest Brockhaus</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;a göre: &#8220;<em>Bilginin temellerinin öğretisidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">The Free Encyclopædia (Wikipedia)</span></em></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">&#8216;nın 1) Almanca versiyonuna göre: <em>Bilgi Teorisi&#8217;dir</em>; 2) Fransızca versiyonuna göre: <em>Bilginin ve bilimsel metodolojilerin sorgulanması ile meşgūl olan bilim </em>dalıdır; 3) İngilizce versiyonuna göre: &#8220;<em>Bilginin ve inancın  tabîatını ve amacını inceleyen Batı Felsefesi dalıdır</em>&#8220;; 4) İtalyanca versiyonuna göre: <em>Hangi şartlar altında bilimsel bilgi elde edildiğini ve bu gibi bilgiye ulaşmak için yararlanılan metodları inceleyen Felsefe dalıdır</em>; 5) İspanyolca versiyonuna göre ise: <em>Bilimsel bilginin üretiminin ve geçerliliğinin incelenmesidir</em>.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Sorbonne Paris IV Üniversitesi &#8220;Çağdaş Rasyonel Sistemler&#8221; çalışma grubuna göre: &#8220;<em>İlimlerin felsefesidir</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Gaston Bâchelard&#8217;a (1884-1962) göre: &#8220;<em>İlimlerin kritiğidir</em>&#8220;;</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Raimund Karl Popper&#8217;e (1902-1994) göre: &#8220;<em>İlmî metodun teorisi ya da Mantığı&#8217;dır</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Heinz von Föster&#8217;e (1911-2002) göre: &#8220;<em>Ontoloji Âlem&#8217;in tabîatını, Epistemoloji de bizim Âlem hakkındaki deneyimimizin tabîatını açıklar</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-ansi-language: EN-US;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">         </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Kimilerine göre de: &#8220;<em>Bilgiyi inceleyen Felsefe dalıdır</em>&#8220;; ya da<em> </em>&#8220;<em>Bildiğinizi sandığınızı gerçekten de bilmekte misiniz?</em>&#8221; ve &#8220;<em>Bildiğinizi ne yoldan bilmektesiniz?</em>&#8221; sorularına cevap arayan bir disiplindir; veyâ: &#8220;<em>Bilgi&#8217;nin, Gerçek&#8217;in, Mantık&#8217;ın ve Algılama&#8217;nın incelenmesidir</em>&#8220;; veyâhut da: &#8220;<em>Özellikle çeşitli bilgi edinme yollarının sınırları ya da geçerliliği bağlamında bilgi ya da bilgi edinme teorilerinin incelenmesidir</em>&#8220;.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Bu tanımlar aslında daha da çeşitlidir ama bu kadarı dahî Epistemoloji&#8217;nin tanımında da işlevinde de şimdiye kadar bir fikir birliğinin sağlanamamış olduğuna ve pistemoloji literatürünün şimdiye kadar niçin biribirini tekrarlayan fuzûlî nutuklarla şişirilmiş olduğuna, sanırım, yeterince ışık tutar</span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none; mso-ansi-language: EN-US;">4</span></sup></strong></a></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Ancak, bir ömür boyu Epistemoloji ile uğraşmış ve başta Fizik olmak üzere pekçok sisteme epistemolojik analizler uygulamış biri için <strong><em>Epistemoloji, bir ilmin ya da ilmî görünüşlü bir sistemin</em></strong>:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">1.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Kullandığı kavramların (yâni <em>semantik</em> vechesinin),</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">2.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Metodolojilerinin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">3.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Temelindeki modelin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">4.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Dayandığı varsayımlarının,</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">5.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Diyalektiğinin,</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: Verdana; mso-bidi-font-family: Verdana; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">6.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Etkisi altında kaldığı metafizik doktrinlerin, ve</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt 36pt; text-indent: -18pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Trebuchet MS'; mso-bidi-font-family: 'Trebuchet MS'; mso-fareast-language: FR;"><span style="mso-list: Ignore;">7.<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">     </span></span></span><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Erişmiş olduğu sonuçların</span></strong><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">I) <strong><em>realitesi</em></strong>ni, ve II) bu realitenin <strong><em>geçerlilik sınırları</em></strong>nı: A) teşhis ve tesbit eden, ve B) bunların isâbetliliklerini <strong><em>analiz</em></strong> <strong><em>ve</em></strong> <strong><em>temyiz</em></strong> <strong><em>eden bir ilim dalıdır</em></strong>.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Epistemolojinin bu tanımı, bu konuda özellikle felsefecilerin verdikleri tanımlardan farklı fakat konuya daha sınırlandıcı kesinlik ve açıklık kazandıran, üstelik aslî işlevini de belirleyen bir tanımdır. Epistemoloji, aynı zamanda, analiz ettiği sistemin: kuruntu (vehim), dedikodu, efsâne, spekülâsyon, senaryo ya da teori olup olmadığını da tesbit eder.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">İlmin yanılgıya düşmez olmadığının en iyi kanıtı ilimlerin gelişmesini açıklayan İlimler Târihi&#8217;dir. Matematik ya da Rasyonel Mekanik gibi &#8220;<em>kesin</em>&#8221; denilen ilimleri göz önüne almaz isek, özellikle Tabîat İlimleri&#8217;nin amacı zâten kesin sonuçlara ulaşmak değil aksine, Ernst Mach&#8217;ın (1838-1916) fikirlerinden esinlenen ama Moritz Schlick (1882-1936) tarafından kurulmuş olan &#8220;Viyana Mahfili&#8221;ndenberi: 1) <strong><em>belirsizlikleri</em></strong>, ve 2) <strong><em>metafizik</em> <em>unsurları</em></strong></span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> olabildiğince azaltmaktır. Bu da ancak epistemolojik analizler sâyesinde olabilmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu yönleriyle Epistemoloji, aslında, ilim hakkında uzmanlığa dayanan <strong><em>derin bir tefekkür</em></strong>dür. Bu kapsamda Epistemoloji&#8217;yi, çoğu kere yapıldığı gibi, &#8220;Bilgi Teorisi&#8221; (ya da &#8220;Gnozeoloji&#8221;) ile aslā karıştırmamak gerekir. Bilgi Teorisi, Felsefe&#8217;nin bir alt dalı olup, Epistemoloji&#8217;den farklı olarak <em>bilginin nasıl oluştuğunu araştırır</em>. Bu kapsamda Jean Piaget&#8217;nin (1896-1980) geliştirdiği ve çocuklarda bilginin oluşumunu ve gelişmesini inceleyen &#8220;Genetik Epistemoloji&#8221; de aslında bir &#8220;epistemoloji&#8221; olmayıp yalnızca bir &#8220;gnozeoloji&#8221;dir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu nitelikleriyle Epistemoloji kendisi hakkında da epistemolojik analizler yapabilecek kapasitededir. Epistemoloji&#8217;nin kavramsal ve târihî gelişmesi hakkında analizler yapmak ise epistemologların değil, daha çok, felsefecilerin işidir.</span><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">İlim olduğu iddiasındaki her <strong><em>rasyonel görünümlü düşünce yapısı</em></strong>na epistemolojik bir analiz uygulamak, bunun ilk bakışta fark olunamayan, ne türlü: 1) metafizik, 2) sübjektif, ve hattâ 3) &#8220;mitik&#8221;<a href="javascript:void(0);"><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">5</span></sup></strong></a> unsurlara dayanmakta olduğunun yâni <strong><em>objektiflik</em></strong>, <strong><em>geçerlilik </em></strong>ve bir bakıma da <strong><em>inanılabilirlik</em></strong> durumunun açıklanmasına vesiyle olması bakımından isâbetlidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Bu bağlamda: Biyoloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;den, Teorik Fiziğin Epistemolojisi&#8217;nden, Kozmoloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden, Hukūk&#8217;un Epistemolojisi&#8217;nden, Ekonomi&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden, Hadîs Külliyâtlarının Epistemolojisi&#8217;nden, Psikanaliz&#8217;in Epistemolojisi&#8217;nden, Astroloji&#8217;nin Epistemolojisi&#8217;nden<em> ve ilh..</em> bahsedilebilir. Bu i&#8217;tibârla, bu kapsamda epistemolojik analizlere kalkışmak felsefecilerin işi değildir. Ve bundan ötürü de kendisine yüklenen bu fonksiyonlarla Epistemoloji, Felsefe&#8217;den farklı bir disiplin olarak karşımıza çıkmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Belirli bir rasyonel görünümlü düşünce yapısının epistemolojik analizine kalkışan bir kimsenin: 1) hem <strong><em>felsefî düşünceye</em></strong>, ve 2) hem de <strong><em>epistemolojik analize tâbi&#8217; tutacağı o konuya</em></strong> mutlakā hâkim olması gerekir. Bu ikinci şartı tatmîn etmediği hâlde epistemolojik analiz yapmağa kalkışan bir kimse yalnızca kendi vehimlerini dile getirecektir. Bir konu hakkında epistemolojik analiz yapmağa ehil bir kimse ise epistemolojik analizin metodolojisinden anlaması mümkün olmayanlarca kolaylıkla fakat haksız yere tenkid ve red edilebilirler. Bunun en belirgin örneklerinden biri Hadîs Külliyâtları&#8217;nın epistemolojik analizleridir. Bugüne kadar çoğu İlâhiyat Fakülteleri hocalarının âdetâ Kur&#8217;ân&#8217;a inandıkları gibi îmân ettikleri bâzı hadîslerin bu epistemolojik analizler sonucunda</span><strong><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><a href="javascript:void(0);"><span style="color: #606060; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">6</span></a> </span></sup></strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">sahih olmadıklarının ortaya çıkması haksız ve temelsiz reddiyelere sebeb olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Epistemoloji yalnızca bir analiz aracıdır. Bunun temin ettiği sağlıklı bir analizin sonuçlarına bakarak bir kimse ancak, kendi: 1) psikolojisinin, 2) Âlem telâkkisinin, 3) <strong><em>inanmakta olduğu doktrinlerin</em></strong>, 4) vehimlerinin, ve 5) hayâllerinin etkisi altında bir hükme varabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-ansi-language: EN-US;">Bu konuda biri Kuvantum Mekaniği, diğeri ise Rölâtivite Teorileri ile ilgili olmak üzere iki misâl vermek yeterli olacaktır. Meselâ Kuvantum Mekaniği&#8217;nin &#8220;Kopenhag Yorumu&#8221; ile &#8220;Paris Yorumu&#8221; hakkında ortaya konulmuş olan epistemolojik analizlerden sonra bu iki yorumdan birini <strong><em>Fiziksel Realite</em></strong>&#8216;nin eksiksiz yansıması olarak gören bir kimsenin motivasyonunun temelinde ister istemez bu psikolojik, vehmî ve imânî etkenler olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Kezâ fiziksel uzayın 4-boyutlu olduğunu iddia eden bir kimse de vehmini ve bu konudaki îmânını dile getirmektedir; zîrâ fiziksel uzay yalnızca 3-boyutludur. 4-boyutlu olan uzay ise Rölâtivite Teorileri&#8217;nde &#8220;Kovaryans İlkesi&#8217;nin tercih edilmesine dayanak olan&#8221; matematiksel bir hiyledir. Fizik kānûnlarının bir referans sisteminden diğerine geçerken şeklen değişmez kalması demek olan <strong><em>kovaryans</em></strong> özelliği 3-boyutlu gerçek maddî uzayda değil fakat ancak sanal bir sayı ile t zaman parametresinin  <span style="mso-no-proof: yes;"> </span><em>t</em> şeklindeki çarpımının yeni bir boyut olarak telâkki edildiği (aslā maddî değil, fakat kavramsal olan) bir <strong><em>4-boyuluuzay-zaman kontinuumu</em></strong>&#8216;nda korunmaktadır. Bu <strong><em>4-boyulu</em></strong> <strong><em>uzay-zaman kontinuumu</em></strong> ise fiziksel, ontolojik bir varlık değildir; yalnızca teorik, matematiksel bir yapıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 19.2pt; line-height: normal; text-align: justify; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #000000; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">* * * </span></strong><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: center;" align="center"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"><br style="mso-special-character: line-break;" /></span></strong></p>
<div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"></p>
<hr size="1" /></span></div>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[1]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Sevgili ve çok değerli öğrencim Prof.Dr. Teoman Duralı&#8217;ya 60. doğum yıldönümünde muhabbetlerimle ve hayr dualarımla ithâf edilmiştir. (<strong><em>Umran</em></strong> dergisinin 154 sayılı Haziran 2007 nüshasında  s.54-60 arasında yayınlanmıştır.)<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[2]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü&#8217;nün eski Kürsü Profesörü ve Matematiksel Fizik Anabilim Dalı&#8217;nın eski Başkanı.</span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[3]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Yayıncısı: Presses Universitaires de France, Paris 1947.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[4]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Epistemoloji hakkında şimdiye kadar ileri sürülmüş olan tanım ve beyânların en sıra-dışı olanı herhâlde Doç.Dr. Kutlu Merih&#8217;in (doğ. 1945), &#8220;<strong><em>Epistemolojik Zincirleri Kırmak İçin MERİH</em></strong>&#8221; adını taşıyan,<strong> <a href="http://www.merih.net/merihnet.htm"><span style="color: #606060; text-decoration: none; mso-bidi-font-size: 11.0pt; text-underline: none;">http://www.merih.net/merihnet.htm</span></a></strong> adresindeki internet sitesinde Haziran 2006&#8242;da yer almış olan: &#8220;<em>Osmanlı generali Mustafa Kemal&#8217;i Cumhûriyetin sivil Cumhurbaşkanı olmaya götüren </em>&#8220;<strong><em>liberter postülâlar ve düşünce sistematiği</em></strong><em> </em></span><strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">(EPİSTEMOLOJİ)</span></em></strong><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">&#8220;<em> </em></span></strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">net bir şekilde ortaya konamadığından, Atatürk ile hiç bağdaşmayan veya O&#8217;nun özgürlükçü vizyonu ile tutarlı olmayan olumsuz gelişmeler O&#8217;nun adına uygulamaya konabilmektedir… Atatürk&#8217; ün uzman bir savaşcı, devlet adamı ve entellektüel olması O&#8217;na özgün bir <strong>epistemoloji</strong> kazandırmıştır. Bu <strong>epistemoloji</strong> bireyin sâdece kendi özgürlüğünde değil, bütün toplumun özgürlüğünden sorumlu olması ve gerektiğinde tek başına kalsa dahî bunun gereğini yerine getirmesi aksiyomuna dayanmaktadır. Atatürk bu anlayışını, Gençliğe Hitâbes&#8217;inde  öz ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır</span></em><sup><span style="font-size: 7.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">[2]</span></sup><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">&#8221; şeklindeki iddiasıdır.<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[5]</span></strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Mitik: Grekçe <em>mitos </em>yâni<em> efsâne</em>&#8216;den türetilmiştir. Fizik dahî, hâlâ gerçek gibi addedilmekte olan bir takım mitoslardan kurtulabilmiş değildir.<br />
</span><strong><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt;">[6]</span></strong><em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> Bk.</span></em><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;"> 1) Ankara İlâhiyat Fakültesi hadisçilerinin çalışmaları, 2) Ahmed Yüksel Özemre, &#8220;Hadîslerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış&#8221;<em>,</em> <strong><em>Din, İlim, Medeniyet (Düşünceler)</em></strong>, s. 99-127, Pınar Yayınları, İstanbul, Ocak 2002.</span></p>
</td>
</tr>
<tr style="mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes;">
<td style="background-color: transparent; border: #d4d0c8; padding: 0.75pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.5pt; color: #000000; font-family: &quot;Trebuchet MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: FR;">Son Güncelleme ( Pazartesi, 30 Temmuz 2007 )</span></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="font-size: small; font-family: Calibri;"> </span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/epistemolojinin-tanimi-ve-islevi1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fizikçilerin Zaman&#8217;ı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 15:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11133</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Mümkün olsa, Zaman&#8217;da yolculuk iki farklı Zaman&#8217;ın varlığını zorunlu kılar: &#8220;Üzerinde&#8221; seyahat edilen, dış Zaman ve yolcunun zamanı, iç Zaman&#8230;Fizikçiler için ortak ve evrensel bir zaman kavramı (şimdilik) yok&#8230;&#8220;
Sunuş: Etienne Klein 1958 doğumlu bir Fransız fizikçisi. Ayrıca Bilim Felsefesi üzerine doktora yapmış. Enerji, savunma ve bilgi teknolojileri alanında araştırma yapan CEA adlı kamu kurumunda araştırma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik_1.gif"><img class="size-full wp-image-11137 alignleft" title="zaman_nedir_fizik_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik_1.gif" alt="" width="200" height="200" /></a>&#8220;Mümkün olsa, Zaman&#8217;da yolculuk iki farklı Zaman&#8217;ın varlığını zorunlu kılar: &#8220;Üzerinde&#8221; seyahat edilen, dış Zaman ve yolcunun zamanı, iç Zaman&#8230;Fizikçiler için ortak ve evrensel bir zaman kavramı (şimdilik) yok</strong>&#8230;<strong>&#8220;</strong></em></p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> Etienne Klein</em> <em>1958 doğumlu bir Fransız fizikçisi. Ayrıca Bilim Felsefesi üzerine doktora yapmış. Enerji, savunma ve bilgi teknolojileri alanında araştırma yapan </em><a href="http://www.cea.fr/"><em>CEA</em></a><em> adlı kamu kurumunda araştırma müdürü. Şu an nanoteknoloji, lazerler, Güneş, nötronlar üzerine çalışmalar yapan Madde/Malzeme Bilimleri Laboratuarı </em><a href="http://iramis.cea.fr/spec/Phocea/Vie_des_labos/Ast/ast_groupe.php?id_groupe=748"><em>LARSIM</em></a><em>&#8216;i yönetiyor. </em><a href="http://public.web.cern.ch/public/fr/LHC/LHC-fr.html"><em>CERN&#8217;deki parçacık hızlandırıcının</em></a><em> tasarımına katkıda bulunmuş. Kuantum fiziği ve parçacık fiziği dersleri vermiş. (</em><a href="http://www.arte.tv/fr/Paroles-de-chercheur/1131406.html"><em>Kendisini tanımak için buradan videolar izlenebilir</em></a><em>). Okuyacağınız bu makale Klein&#8217;in üniversite derslerinden ve halka açık konferanslarından derlenmiş notların dilimize çevirisidir.&#8221;Çevirenin  Notu&#8221; mânâsında ç.n. ifadesi koydum ve açıklamalar yaptım. Dilimizde olmayan bazı vurguları ifade etmek için büyük harf ve koyu yazı( <strong>bold</strong>) kullandım.</em></p>
<p><em>Fransızca kullanan okurlarımız Fizik&#8217;te Zaman kavramı üzerine verilmiş şu konferansı da izleyebilirler:</em></p>
<p><em>Bölümler: </em><a href="http://www.dailymotion.com/video/x3onk4_que-savons-nous-du-temps-y-partie-1_tech"><em>1</em></a><em>, </em><a href="http://www.dailymotion.com/video/x3oowl_que-savons-nous-du-temps-y-partie-2_tech"><em>2</em></a><em>, </em><a href="http://www.dailymotion.com/video/x3oq1v_que-savons-nous-du-temps-y-partie-3_tech"><em>3</em></a><em>, </em><a href="http://www.dailymotion.com/video/x3oqnj_que-savons-nous-du-temps-y-partie-4_tech"><em>4</em></a><em>.</em></p>
<p><strong>Fizikçilerin Zaman&#8217;ı </strong><em><strong>(</strong>Etienne Klein, <strong>çeviren:</strong> Mehmet Yılmaz</em><strong>)</strong></p>
<p>Tanıdık görünüşüne rağmen Zaman kavramı bir sürü çelişkinin, fikrî çıkmaz sokağın kaynağıdır ve bu çelişkiler biz Zaman&#8217;ı anlamaya çalıştıkça artar adeta. Aziz Agustinus&#8217;tan beri bilinen ilk açmaz &#8220;zaman&#8221; kelimesinin ifade etmesi geren şey hakkında hiç bir şey söyle<strong>ME</strong>mesidir. İlk bakışta &#8220;zaman&#8221; kelimesi <strong>bilinebilecek bir nesneyi</strong> ve <strong>dumanı üstünde bir tecrübeyi</strong> anlatır. Ama içeriğini kavramak, ihata etmek istediğinizde ellerinizin arasından kayıp gider, sisler içinde kaybolur. Elbette Zaman&#8217;ı tarif etmeye çalışabiliriz:<span id="more-11133"></span></p>
<ol>
<li>Hiç bir şey olmadığı sırada olan/geçen şeydir,</li>
<li>Olayların birbirini takip sürecidir,</li>
<li>Gelmekte olan gelecektir,</li>
<li>Her şeyin bir anda olup bitMEmesi için doğanın icad ettiği bir kolaylıktır.</li>
</ol>
<p>Ama bu tanımlar bile Zaman&#8217;ı içerir veya Zaman&#8217;ın halihazırda var olduğu kabulünden hareketle yapılmıştır. Bu sebeple yukarıdaki tanımların birer metafor olduğunu ve Zaman&#8217;ı bütün olarak tarif edemediklerini de söylemek gerekir.</p>
<p>Kanaatimce bu çaresizlikten bizi kurtarabilecek tek kişi Ludwig Wittgenstein olabilir: (ç.n. mealen)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kelimelerin anlamları bizim dışımızda ve bizden bağımsız bir güç tarafından verilmez ki onların gerçek anlamları üzerine bilimsel araştırmalar yapılabilsin. Bir kelimenin anlamı ona kullanan kişinin verdiği anlamdır&#8221;. </em></p>
<p>Demek ki kelimelerin anlamları onları kullanma şeklimizden başka bir şey değil. Bir kelimenin &#8220;arkasında&#8221; kesin bir gerçeklik olduğundan emin olamayız. Bir kelimenin gerçek anlamını  ya da sakladığı anlamları sorgulamak yersizdir.</p>
<p>İşte bu sebeple fizikçiler Zaman&#8217;ı tam olarak tarif etmeye muktedir ola<strong>MA</strong>dılar ama onu kullanışlı bir kavram yaptılar. Genellikle Zaman üzerine tefekkür ederken konumuzun ne tür bir nesne olduğunu bilmiyoruz. Zaman nasıl bir nesnedir?</p>
<ul>
<li>1) Doğal olarak var olan bir nesne?</li>
<li>2) Doğal süreçlerin bir veçhesi?</li>
<li>3) Kültürel bir nesne?</li>
<li>4) Dilimizde bir isim olduğu için mi bir nesne olduğuna inanıyoruz?</li>
<li>5) Saatler gerçekte neyi gösteriyor?</li>
<li>6) Zaman&#8217;ı &#8220;ölçebildiğimiz&#8221; için midir ki günlük dilde Zaman bir nesne gibi algılanıyor?</li>
<li>7) Zaman algımız ve bu konudaki fikirlerimiz Zaman&#8217;ın Hakikat&#8217;i ile ne kadar örtüşüyor?</li>
<li> <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Fikrî bir nesne olarak Zaman her bir insanın özel olarak inşa ettiği bir algı değil mi?</li>
<li>9) Zaman&#8217;ın Mekân üzerinde bıraktığı izler dışında da bir belirtisi var mı? (Erozyon, düzenli kalp atışı&#8230;)</li>
</ul>
<p>İkinci bir zorluk da diğer nesnelerin aksine Zaman ile aramıza mesafe koymanın imkânsızlığından kaynaklanıyor. Onu ölçebiliyoruz ama gözlemleyemiyoruz çünkü Zaman&#8217;ın etkisi altındayız. Çaresiz bir şekilde Zaman&#8217;ın içindeyiz.</p>
<p>Üçüncü zorluk kaynağı Zaman&#8217;ın 5 duyumuzla algılanabilecek bir &#8220;madde&#8221; olMAması. Brüt haliyle algılanması imkânsız. Aylarca mağaralarda veya askerî sığınaklarda kalan insanlar dış kaynaklı mihenk taşlarından uzakta olunca Zaman algısını kaybettiler. Biyolojik saatleri onlara yetmedi.</p>
<p>Son olarak Zaman&#8217;ın paradoksu hatta yok oluşu var. <strong><em>Geçmiş</em></strong> artık yok, <strong><em>Gelecek</em></strong> henüz gelmedi, <strong><em>Şimdi</em></strong> ise başladığı anda bitmeye, yok olmaya doğru yönelmiş. <strong>YOK</strong>-luğa bu denli yakın duran Zaman&#8217;ın <strong>VAR</strong>-lığını nasıl tasavvur edebiliriz? Wittgenstein&#8217;ın dediği gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;<strong>Şimdi</strong> geçmiş olduğunda nereye gidiyor? Nerede <strong>Geçmiş</strong>? İşte felsefenin en büyük zafiyeti!&#8221;</em>.</p>
<p>Marcel Conche Zaman ve Kader adlı eserinde şöyle diyordu:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Zaman sadece yalanlanmış olarak gösteriyor kendini&#8221;. </em></p>
<p>Ama Zaman&#8217;ın bir hiç olduğunu söylersek bütün insanlık tecrübesini de yalanlamamız icab eder. Böyle bir hipotezin sonuçlarına katlanmaya hazır mıyız? Meselâ takvimler, saatler aracılığıyla Zaman&#8217;ın üzerimizde kurduğu baskıyı yok saymaya kimin gücü yetebilir? Evet, Zaman&#8217;ın <strong>VAR</strong>-lığını tasavvur edemediğimiz gibi <strong>YOK</strong>-luğunu da düşünemeyiz.</p>
<p>Bizce en az iki çeşit zaman vardır: Fizik zaman (saatlerin zamanı) ve öznel zaman (bilinç zamanı). Birincisi, en azından teorik olarak bize bağlı değil, homojen ve kronometre ile ölçülebilir. İkincisi bizim içimizde, bize bağlı ve tekdüze bir biçimde akmıyor. Akışkanlığı o kadar değişken ki geçişi hissedilen süre bile bir kişiden diğerine farklı olabiliyor. Görünen o ki aynı zamanda iki farklı kişi yok. Yapılan anketlere göre hissettiğimiz sürenin uzunluğu yaşanan olayların yoğunluğuna ve insanın yaşına göre değişiyor. Psikolojik zamanımız özünde esnek bir zaman.</p>
<p>Fizik ve psikolojik bu iki zamanın daha basit, ek bir zamanda birleştirilebilmesi imkânsız görünüyor. Dünya zamanıyla nefsin (ç.n. orijinal metinde <strong><em>l&#8217;âme</em></strong> - &#8220;ruh&#8221; olarak da çevirilebilir.) zamanını birbirine endeksleme çabası başarısızlığa mahkûm. Bu mahkumiyet &#8220;<strong><em>Şimdi</em></strong>&#8221; kavramının iki farklı anlamında bile sezilebilir:</p>
<ul>
<li>1) Noktasal bir an,sonsuz bir geçmiş ile sonsuz gelecek arasında, uzunluğu olmayan bir kesme hattı, bir sınır.</li>
<li>2) Yaşayan bir &#8220;<strong><em>Şimdi</em></strong>&#8220;, daha yeni geçmiş bir <strong><em>Geçmiş</em></strong> ve hemen gelmek üzere olan bir <strong><em>Gelecek</em></strong> ile dopdolu, anlamı, belli bir &#8220;kalınlığı&#8221; olan bir <strong><em>Şimdi</em></strong>.</li>
</ul>
<p>Hiç bir hissimiz bize noktasal anların birleşip anlamlı bir Süre&#8217;ye dönüşmesinin simyası hakkında ip ucu vermiyor. Anların geçişini hissetmiyoruz. Bu çatışmayı en güzel anlatan belki de hayatın kısa, aşkların geçici ve ölümün kesin olduğunu söyleyen o ünlü halk şiiri.</p>
<p>Hangi disiplinden olursa olsun bütün bilim adamları zaman ile bir sorun yaşıyorlar. Ben özellikle fizikten bahsetmek istiyorum. Zaman ve Fizik bilimini bağlamak garip görünebilir. Çünkü Fizik Bilimi itiraf etmese de Zaman&#8217;ı devreden çıkarmaya çalışır. Zaman değişkendir, istikrarsız, uçucu&#8230; Oysa Fizik değişimden münezzeh ilişkileri ifade etme peşindedir. Doğa üzerine neredeyse tanrısal bir gözlem noktasına erişme arzusu sebebiyle Fizik Değişmez&#8217;i, Mutlak&#8217;ı arar. Ama uygulamada hep Zaman engeliyle karşılaşır.</p>
<p>Zaman&#8217;ı bir nehrin akışına benzeten yaygın metaforu ele alalım. Akma, takip etme, süre ve geri döndürüleMEZ olma gibi kavramları çağırıştırır. Bu simgeler fizikçilerin temel sorgulamalarının konusudur. Bir akma/akış var mı? Zaman&#8217;ın akışı esnek mi? Klasik fizik bu konuda görelilik ile aynı yanıtı vermez. Süre midir söz konusu olan? Kâinat&#8217;ın tarihi, yapısı ve geleceği ile uğraşan kozmologlar Zaman&#8217;ın bir başlangıcı ve bir sonu olup olmadığını bilmek isterler.</p>
<p>Evet, bir nehir gibi akar zaman geçmişten geleceğe doğru. Ama bu geri çevirilmezlik Zaman&#8217;ın bir karakteri değil onun dünyasallaşmış halidir. (ç.n. <em>Orijinal metinde <strong>&#8220;</strong></em><strong><em>il est la temporalité même du temps</em></strong><strong><em>&#8220;</em></strong><em> Yani zamandan ve mekândan münezzeh bir Mutlak Zaman&#8217;ın dünyevi tecellisidir</em>.) Peki ya Zaman&#8217;ın içinde olan fiziksel olaylar? Geri çevirilebilirler mi? Fizik kanunlarının ters yönde işlemesi meselesi hakkında ne diyebiliriz?</p>
<p>Zaman Fizik&#8217;te<strong><em> </em></strong><strong><em>t</em></strong><strong><em> </em></strong>simgesiyle &#8220;ete bürünür&#8221;. Yani tek boyutludur, tek bir sayı tarihi belirtmek için yeter. Artı veya eksi ile yönü de değiştirilebilir. Fizikteki bu kullanım <strong>TEK BİR ZAMAN OLDUĞUNU</strong> ve <strong>ZAMAN&#8217;IN SÜREKLİLİĞİNİ</strong> peşinen kabul eder. Aslında bu kabul bizim hislerimiz içinde en sağlam olanına dayanır. Olaylar bazen aynı anda meydana gelebilir ama hiç bir zaman bir boşluk yoktur. <strong>Yani Zaman&#8217;ın geçmediği bir zaman yoktur.</strong> Mekân&#8217;ın aksine Zaman&#8217;ın topolojisi çok fakirdir. İki ihtimal var, ya düz bir çizgi ya da bir çember. Bir başka deyişle ya çizgisel, lineer bir zaman ya da bir çevrim, döngüsel zaman.</p>
<p>Döngüsel Zaman modeli bir çok mitolojik anlatıda vardır ama sebep-sonuç ilkesine uymadığı için Fizik Bilimi tarafından terk edilmiştir. Bu ilkeye göre sebeplerin sonuçlardan önce gelmesi zorunludur. Haliyle Zaman sıralı bir yapıya sahip olmalıdır ki bir noktanın diğerine göre önde/arkada olduğunu söyleyebilelim. <strong>Dairesel zaman kavramı ise zihnimizin ihtiyaç duyduğu sebep-sonuç zincirini &#8220;bozar&#8221;. </strong></p>
<p>Zaman&#8217;ı temsil eden parametre açık veya gizli olarak bütün fizik formüllerinde vardır. Bu tabi &#8220;nahoş&#8221; bir durum zira daha önce de söylediğimiz gibi Fizik Bilimi Zaman&#8217;dan kurtulmaya çalışır. Zaman&#8217;dan bağımsız, &#8220;mutlak&#8221; gerçekleri ifade etmek ister. Bu meseleye çare bulmak için &#8220;Tarih&#8221; kavramı üzerinde düşünmek gerekir. Tarih dünyanın Zaman içinde değişime uğradığını varsayar. Oysa Fizikçinin aradığı ve Zaman&#8217;dan bağımsız olan kanunlar değişmezliği peşinen kabul ederler. Peki dünya bir sistem olarak mı görülmelidir yoksa bir tarih/hikâye olarak mı?</p>
<p>Bu bağlamda fizikçiler Yunan felsefesinin iki zıt ekseni arasında bölünmüşlerdir. Bir yanda Parmenides, Varlık&#8217;ın ve Mutlak Değişmezlik&#8217;in düşünürü. Diğer yanda Heraklitos, hareketin, dönüşümün filozofu.</p>
<p>Çağlar boyu süren bu tartışma iki grubu sürekli karşı karşıya getirdi:</p>
<ol>
<li>Newton ve Einstein gibi Fizik&#8217;ten Zaman&#8217;ı tamamen silmek isteyenler,</li>
<li>Geri çevirilmezlik olgusunun Fizik&#8217;in her seviyesinde mevcut olduğuna inanan Fizikçiler.</li>
</ol>
<p><strong>Temel soru şu: Fizik Bilimi ne için vardır? Zaman&#8217;dan bağımsız, Mutlak&#8217;ı tarif etmek için mi vardır yoksa değişimlerin, dönüşümlerin kanunlarını keşfetmek için mi?</strong></p>
<p>Tabi bu noktada şu soruyu da sormak gerek : Her fizik formülünde bir zamana raslamamızın sebebi nedir? Zaman&#8217;ın evrensel oluşu mu yoksa farklı şeylerin bir isim/kavram arkasında toplanması mı? Termodinamik zaman ile mekanik zaman aynı mıdır? Ya kozmolojik zaman?</p>
<p>Geri çevirilmezlik olgusu ışığında bu konuya eğilelim şimdi: Geçmiş bize yazılmış, sabitlenmiş gibi geliyor. Tabi ki hatırlayabiliyoruz ama geçmişi hissedemiyoruz. Gelecek ise bütün arzularımıza rağmen belirsiz. Gerçek ile bir bağı yok, çok sayıda ihtimal var. Günlük hayatta geçmiş ile gelecek arasında bir simetri yok.</p>
<p>Peki ya fiziksel olayların Geri çevirilebilirliği? Onlara göre de geçmiş ve gelecek arasında farklar var mı? Belki sizi şaşırtacak ama &#8220;zamanın oku&#8221; (ç.n. = <em>Zaman&#8217;ın akışı</em>, <strong><em>fr. fleche du temps, ing. arrow of time, timeline</em></strong>) adı verilen bu mesele henüz çözülmedi. Hatta son bilimsel gelişmeler hem soruyu hem de muhtemel cevapları daha da karmaşık bir hale getirdi. Zaman&#8217;ın teorideki yeri sürekli değişiyor.</p>
<p>Başlangıçta fizikçiler Zaman&#8217;ı tıpkı Mekân gibi olayların &#8220;içinde&#8221; olup bittiği doğal bir çerçeve gibi düşünmüştü. Daha sonraları yine Fizik&#8217;in ihtiyaçlarına cevap vermek için bakış açısı tam tersine çevrildi. Özellikle de Einstein&#8217;in rölativite teorisi ve kozmoloji doğurdu bu ihtiyaçları. Bu yeni bakış açısına göre Zaman ve Mekân artık fizikî olayları içeren bir çerçeve ya da onların şekli değildi. Tersine fizikî olaylar onları tanımlıyor ve belirliyordu.</p>
<p>Zaman&#8217;ın ölçülebilen temel fiziksel bir büyüklük olarak görülmesi ilk defa Galileo Galilei ile başladı. Ölçülebilir ve temel fiziksel formülleri birbirine bağlayabilir, sıralayabilirdi. O döneme kadar Zaman daha çok sosyal olayların bir parçasıydı. Sayılarla, formüllerle bu şekilde iç içe geçmesi nispeten yeniydi. Galileo Galilei eğik düzlemler kullanarak cisimlerin düşmesini inceliyordu. Katedilen uzaklık olarak Mekân yerine Zaman kullanıldığı takdirde düşen cisimlerin çok basit bir kurala tabi olduğunu fark etti. Kazanılan hız düşme süresine orantılı olarak artıyordu.Modern dinamik doğmuştu.</p>
<p>Mekanik Zaman&#8217;ın tanımını ilk defa Newton <strong><em>Principia</em></strong> adlı kitabında verdi: Newton&#8217;a göre Zaman homojen bir biçimde akıyordu. Evrensel bir Mutlak idi. Cisimlerin uzay içindeki hareketleri peş peşe gelen anlardaki konumları olarak tarif edildi. Güzergâh (ç.n. = <strong><em>trajectoire</em></strong>) hesaplamalarında Zaman dinamiğin dışında bir parametre olarak görünür. Geçmişten geleceğe doğru akan, homojen, mutlak&#8230; Fakat ne gariptir ki Newton&#8217;un formüllerini kullanarak hem geçmişe hem de geleceğe doğru &#8220;gitmek&#8221; mümkündür. Çünkü Zaman&#8217;ın [formül içindeki] yönünü değiştirseniz dinamiğin temel kanunları bozulmaz.</p>
<p>Bu matematiksel yönteme göre geçmişten geleceğe yönelik her değişim ve dönüşüm tersinin de varlığını peşinen kabul eder. Yani tabiat her yaptığının tam tersini aynı süreç ile yapabilir. Newton&#8217;un üzerinde çalıştığı fizikî olaylar (sürtünme ihmal edilirse) gerçekten de ters çevirilebilir. Newtoncu Zaman ne yaratır ne de yok eder. Sadece olup biten şeylere bir tempo tutar ve güzergâhları işaretler. Vasıfsız, pütürsüz, bütün anların birbirinin aynı olduğu bir zaman.</p>
<p>Kant daha sonraları bu Zaman-Mekân çerçevesiyle çerçeve içindeki olayların ayrıştırılmasından istifade edecektir. Kant&#8217;a göre Zaman-Mekân insan algısına göre a priori şekillerdir ve tecellîlerin anlaşılması imkânını koşullandırır. (<em>ç.n. tecellîler kelimesi fr. <strong>phénomènes</strong>&#8216;in çevirisidir. Bilimsel anlamda &#8220;fizikî olay&#8221; olarak da çevirilebilirdi ama kanaatimizce burada Kant&#8217;ın <strong>Saf Aklın Eleştirisi</strong> adlı eserindeki <strong>fenomen-numen</strong> eksenine referans yapılıyor</em>)</p>
<p>Newtoncu kanunların geri çevirilebilirliği 19cu asırda tam bir skandal olarak değerlendirildi. Özellikle Ludwig Boltzmann, Willard Gibbs, Ernst Zermelo, Joseph Loschmidt, ve daha sonraları Ilya Prigogine. İlk bakışta fiziksel olayların bir film gibi geriye sarılması insana saçma gelmez belki. Ama 19cu yüzyıl başında Sadi Carnot ısının mekanik enerjiye dönüşümünün tek yönlü (Sıcaktan soğuğa doğru) olduğunu ispat etti. 1824&#8242;te yayınlanan <strong>&#8220;Ateşin hareket ettirici gücü üzerine düşünceler&#8221;</strong> (<em>Réflexions sur la puissance motrice du feu</em>) isimli çalışması termodinamiğin ikinci ilkesinin bir taslağını içerir ki son hali 1865&#8242;te Rudolph Clausius tarafından verilmiştir.</p>
<p>Öncelikle her fizikî sistem için entropi adlı bir büyüklüğün varlığını kabul edilir. Entropi sistemin durumu tarafından belirlenir ve &#8220;düzensizlik-dağınıklık&#8221; derecesini temsil eder. Termodinamiğin ikinci ilkesi entropi miktarının etraftan soyutlanmış bir sistemde (fiziksel olaylar neticesinde) sadece artabileceğini söyler.</p>
<p>Meselâ bir küp şekerin ve şekersiz bir kahvenin toplam entropisi şekerli bir kahveninkinden azdır. Şeker mutlaka eriyecektir ve kahve soğusa bile şeker bir daha eski küp şeklini ve beyazlığını bulamayacaktır. Termodinamiğin ikinci ilkesi olayların geri çevrilemez olduğu yönündeki önsezimizi doğrular gibi&#8230;</p>
<p>Ama her zaman olaylara biraz daha yakından bakmak gerekir. Fizik kanunları içinde bazıları &#8220;temel kanunlardır&#8221;. Çünkü bunlar maddenin en temel &#8220;davranışları&#8221; ile ilgilidir, her şeyi açıklarlar. Bu kanunlara mikroskopik denir zira en basit yapı taşlarının, atomların ve moleküllerin kanunlarıdırlar. Önemli bir saptama yapmak gerekirse bu seviyedeki bütün formüller ters çevirilebilir. Bir parçacığın güzergâhı hem geçmişte hem de gelecekte aynı biçimde, sadece zaman değişkenini ters çevirerek hesaplanır.</p>
<p>Ama bu mikroskopik kanunların yanında maddenin davranışını daha genel olarak veren formüller vardır. &#8220;Makroskopik&#8221; denen bu formüller büyüklük olarak bize yakın olan fizikî olayların modelidirler. Ve geri çevrilemezler.Meselâ 1811&#8242;de Joseph Fourier tarafından ifade edilen sıcaklık formülü ters çevrilemez. Sıcaklık tek bir yönde yayılır, sıcaktan soğuğa. Tersi doğru değildir.</p>
<p>Eğer bir hareket veya dönüşüm sadece ve sadece daha küçük hareketlerin birleşmesi ise makroskopik formüller mikroskopik eşitliklerden yola çıkarak hesaplanabilmeli değil mi? Gelin görün ki mikroskopik eşitlikler Zaman&#8217;a göre ters çevirilebilir iken Makroskopik olanlar değil. Zincirin iki ucunu birleştirecek halka ne olabilir?</p>
<p>Entropi denen şeyin varlığını nasıl kabul edebiliriz? Mikroskopik seviyede sistemin evirilişi Zaman&#8217;a göre simetrik iken nasıl oluyor da makroskopik seviyede iken sistemin evirilişi dissimetrik (simetriyi bozucu) bir fonksiyona tabi olabiliyor?</p>
<p>Bu sorgulamayı daha derinlere götürmek isteyen Ludwig Boltzmann Newtoncu mekanik ile termodinamiğin ikinci ilkesi arasında bir bağlantı bulmak istedi. Çok sayıda parçacığın davranışını eksiksiz olarak formüllere dahil etme imkânı olmadığından Boltzmann istatistikten istifade etti ve kesin güzergâh hesaplamalarının yerine ihtimallere yöneldi.</p>
<p>1872&#8242;de gaz moleküllerinin konum ve hızlarının fonksiyonu olarak hesaplanacak matematiksel bir büyüklük ihdas edilebileceğini keşfetti. Çok şaşırtıcı bir keşifti bu zira çarpışan moleküllerin etkisiyle söz konusu büyüklük bir &#8220;denge&#8221; noktasına doğru evriliyordu. Şayet gaz denge halindeyse sabit kalıyordu&#8230; <strong>sanki Zaman geçmiyormuş gibi</strong>. Bir başka deyişle (işaret farkı dikkate alınmazsa) entropiye benzeyen bir büyüklüğü keşfetmisti Ludwig Boltzmann.</p>
<p>Böylece parçacıkların dinamiklerini hesaplamaya yarayan ters çevirilebilir formüller istatistik olarak birleştirildiğinde ters çevirilemez makroskopik eşitliklere varılabiliyordu. Buna bakarak Boltzmann <strong>ters çevirilemezlik</strong> olgusunu zayıf olasılıklı makro-durumdan daha yüksek olasılıklı makro-duruma evirilmenin bir sonucu olarak yorumladı.</p>
<p>İzole bir sistemin entropisinin artması moleküler bazda daha muhtemel durumlara evirilmeyi ifade eder. Termodinamik Zaman&#8217;ın oku (ç.n. = <em>Zaman&#8217;ın akışı</em>) &#8220;düzenli&#8221; halden &#8220;düzensiz&#8221; hale, dağılmaya, bozulmaya gitmekten ibarettir.</p>
<p><strong>Ters çevirilemezlik</strong> adeta mucizevî bir biçimde hesaplamalar neticesinde çıkar ortaya. Ama bu hesaplar <strong>ters çevirilemezlik</strong> olgusunu makroskopik sistemlere özgü istatistik bir gerçeklik olarak yorumlar. Haliyle büyük bir serbestlik söz konusudur. Mikroskopik seviyede fizikî olaylar hâlâ <strong>ters çevirilebilir</strong>. Sonuç olarak gözlenen/saptanan bir durumdur (ç.n. <strong><em>fait</em></strong>, ing. <strong><em>fact</em></strong>) ama bir ilke değildir.</p>
<p>Tabi bu noktaya vardığınızda &#8220;Zaman bir aldanma, bir illüzyondur&#8221; demeye ramak kalmıştır. Albert Einstein dostu Michele Besso&#8217;nun ölümünün ardından ailesine yazdığı mektupta şöyle der: <strong><em>&#8220;Bizim gibi koyu fizikçiler için geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki fark bir illüzyondur&#8230; çok inatçı bir illüzyon olsa bile&#8221; </em></strong><em>(21 Mart 1955). </em>Einstein&#8217;ın zaman konusundaki duruşu elbette hep bu kadar net ve katı olmadı. Belki bu mektupta sadece acılı aileyi teselli etmek istemişti ama yine de <strong>ters çevirilemezlik</strong> olgusunu ortadan kaldırmak umudu içindeydi. Ancak bu şekilde Fizik Zaman&#8217;sız bir geometri olabilirdi.</p>
<p>Diğer yandan kimi fizikçiler <strong>ters çevirilemezlik</strong> olgusunun bizim bilmediğimiz &#8220;ince ayrıntılardan&#8221; veya insanî öznelliğimizden (ç.n. orijinal metinde <strong><em>subjectivité humaine</em></strong>) kaynaklandığını kabullenmek istemediler. Çok temel bir şeyin gözlerden kaçtığını düşündüler. Ilya Prigogine bunlardan biriydi. Fransız matematikçi ve düşünür Henri Bergson&#8217;un <strong><em>&#8220;Zaman bir icattır ya da hiç bir şey değildir&#8221;</em></strong> şeklindeki sözünden fazlasıyla etkilendiğini itiraf ediyordu Prigogine. (Bergson, Evolution créatrice (1916), PUF, 1970, sf. 341) Ona göre makroskopik seviyedeki <strong>ters çevirilemezlik</strong> özünde mikroskopik seviyedeki rastlantısal bir vasfın ifadesiydi. Bir bakış açısı değil doğanın ayrılmaz bir parçasıydı. Prigogine&#8217;e göre:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İstatistiksel tanımlama <strong>ters çevirilemezlik</strong> süreçler ve entropinin artışı gibi sonuçlar doğuruyor ama bu tanımlama bizim cehaletimizle veya kendimizi merkez almamızla beslenmiyor. Dinamik süreçlerin doğasının bir sonucu&#8221; (La Fin des certitudes, 1996, sf. 126.)</em></p>
<p>Böylece Prigogine <strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Zaman&#8217;ın akışı yoktur ama makro seviye bu illüzyon oluşur&#8221;</em></strong> demek yerine <strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Zaman&#8217;ın akışı vardır ama makro seviye bunun YOK olduğu illüzyonu oluşur&#8221;</em></strong> demiş oluyordu. Bu konuda fikirlerin zıtlaşması sürmektedir. Özellikle de klasik fiziğin inşa ettiği o güzel teorilerin ayan beyan taşıdığı ama hiç kâle almadığı <strong>ters çevirilemezlik</strong> olgusu tam bir muammadır. Üstelik klasik fiziğin yalnız olmayışı tartışmaları daha da renklendirmekte ve karıştırmaktadır. Modern fizik veya özel rölativite, genel görelilik, kuantum mekaniği, alanlar teorisi, kozmoloji&#8230; Kısaca birbirini tamamlayan bazen de yalanlayan nice teoriler, kavramlar ve bakış açıları. Şimdi bütün bu manzaraya biraz düzen vermeye çalışalım&#8230; En azından Zaman konusunda.</p>
<p>Öncelikle Einstein Maxwell&#8217;in elektromanyetizmasını mekaniğin rölativite ilkesiyle bağdaştırmaya çalıştı. Çareyi Zaman ve Mekân&#8217;ın yeniden tarif edilmesinde buldu. Bugüne kadar birbirinden ayrı olarak düşünülen Uzay&#8217;ı ve Zaman&#8217;ı birleştirdi, Uzay-Zaman kavramını ihdas etti. Eğer uzayda galileci referansı (ç.n. fr. <strong><em>référentiel galiléen</em></strong>, ing. <strong><em>Inertial frame of reference</em></strong>) değiştirirseniz Zaman kısmen Uzay&#8217;a dönüşür.</p>
<ul>
<li><strong>Felsefî bir sonuç:</strong> Zaman Newtoncu kimliğini kaybeder, Mekân&#8217;ın dışında kalamaz ve dinamiğe bağımlı hale gelir.</li>
<li><strong>Uygulamadaki sonuç:</strong> Saatler uzayda hızla hareket ettiklerinde ritimlerini yavaşlatırlar. Zaman&#8217;ın esnekliğini ölçen bu yavaşlama <strong>muonlar</strong> gibi parçacıklarda düzenli olarak gözlenir. Muonlar ağır elektronlardır. Atmosferin yüksek katmanlarında kozmik ışıma neticesinde oluşur veya yapay olarak parçacık çarpışmalarıyla elde edilir. Yaşam süreleri 2.2 mikro saniyedir.</li>
</ul>
<p>Görelilik teorisinin söylediği ve deneylerin tasdik ettiği bir saptama vardır: Muonların yaşam süresinin gerçekten parçacığın ortaya çıktığı ve yok olduğu anlar arasında geçen zamana tekabül etmesi parçacığın HAREKETSİZ olması halinde mümkündür. Aksi takdirde ne kadar hızlı giderse o kadar uzun yaşar (= uzayda yol alır). Işığın boşluktaki hızına yakın bir süratle yol alırsa ömrü 2.2 mikro saniyeden çok daha uzun olabilir.</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>(ç.n. Aşağıya(1) dipnot olarak rölativite/görelilik kuramı hakkında bir fikir vermesi amacıyla Türkçe </em><em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Genel_g%C3%B6relilik_kuram%C4%B1">Vikipedia</a></em><em>&#8216;dan uzun bir alıntı koydum. Detaylı biçimde bu konuyu anlamak isteyen okurlarımız şu web sayfalarındaki </em><em><a href="http://www.tubitak.gov.tr/"><strong>TÜBİTAK</strong></a></em><em> tarafından hazırlanmış hareketli ve sesli sunumlara erişebilirler </em><em><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html"><strong>Özel Görelilik</strong></a><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html"><strong> - CD-1</strong></a><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html"><strong> </strong></a></em><strong><em>, </em></strong><em><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-2/index.html" target="_blank"><strong>Genel Görelilik -CD-2</strong></a></em><strong><em> </em></strong><em>)</em></p>
<p>Rölativite teorisi Zaman hakkında daha bir çok kavramın değiştirilmesine mecbur eder bizi. Özellikle aynı anda meydana gelme, eşzamanlılık (fr. <strong><em>simultanéité</em></strong>) mutlak olmaktan çıkar. Bir gözlemci için gelecekte olan olaylar bir diğeri için geçmişte ve hatta bir üçüncü için şu an olmakta olabilir.</p>
<p>Bir başka deyişle bana göre olmakta olan olaylar hareket halinde bir gözlemci için henüz olmamış veya geçmişte kalmış olabilir. Artık kelimeler birden fazla anlam ile yükleniyor zira hareket halinde ne kadar gözlemci varsa o kadar temel saat vardır. Bütün saatlerin aynı saati göstermesini sağlayamayız. Bunu yapsak bile bir kaç saniye sonra farklı zamanları göstermeye başlayacaklardır. Her bir gözlemci kendi saati dışındakilerin yavaşladığını düşünecektir. Zaman&#8217;ın ortak bir referansının olmadığı bir nokta burası. Ama sebep-sonuç ilkesi muhafaza ediliyor. Eğer bir gözlemci için A olayı B olayından evvel olduysa (meselâ A&#8217;dan B&#8217;ye ışıklı bir işaret yollandı ise) bütün gözlemciler için bu böyledir. Geçmiş ve Gelecek belli bir mutlakiyeti muhafaza ediyor yine de.</p>
<p>Zaman&#8217;ın referansını değiştirerek Zaman&#8217;ın geçiş ritmini değiştirebiliyoruz ama ters çeviremiyoruz. Bunun için ışık hızından daha yüksek bir hızla hareket etmek gerekir ama görelilik teorisi bunun imkânsız olduğunu söyler. (<strong>Mümkün olsa, Zaman&#8217;da yolculuk iki farklı Zaman&#8217;ın varlığını zorunlu kılar: &#8220;Üzerinde&#8221; seyahat edilen, dış Zaman ve yolcunun zamanı, iç Zaman.</strong>)</p>
<p>Simdi biraz da kütlesel çekimden bahsedelim. Einstein&#8217;ın genel görelilik teorisine göre kütle çekimi uzayın maddî olarak içerdiği şeylerin birbirlerine uyguladıkları bir kuvvet değil. Bu kuvvet Uzay-Zaman&#8217;ın &#8220;geometrik&#8221; bir vasfı.</p>
<p>Bu kuvvetin bu şekilde Uzay-Zaman&#8217;a dahil oluşu onun eğilip bükülmesine sebep oluyor. Bu « Eğri Uzay » bünyesinde Uzay, Zaman ve Madde garip özellikler arz ediyorlar. Einstein&#8217;ın formüllerine göre enerjinin ve kütlenin yoğunluğu Uzay-Zaman&#8217;ı şekillendiriyor ve bu şekillenme uzaydaki cisimlerin dinamiklerini, güzergâhlarını etkiliyor. Bu koşullarda hem gözlemcilerin hızı hem de kütle Zaman&#8217;ın geçiş hızını etkiliyor. Bir başka deyişle Zaman gözlemlenen fiziksel olaylardan etkileniyor.</p>
<p>Kozmologların statik bir Uzay-Zaman görüşünü savunmaları beklenebilir bu noktada ama gerçekte durum tam da tersi. Bugün fizikçilerin neredeyse tamamı parçacıklardan oluşan Evren&#8217;in genişlemesi üzerine kurulu Big Bang modelini destekliyor. Ama Newton&#8217;un zamanı gibi&#8221;evrensel&#8221; olmakla beraber kozmologların zamanı aynı Zaman değil. Yine de her hangi bir ivmeye ya da kütle çekimine tabi olmayan gözlemciler saatlerini ayarlayarak Uzay&#8217;ın evrilme zamanını takip edebilirler. Bu &#8220;evrim zamanı&#8221; kozmologlara göre tıpkı Newtoncu zaman gibi tek yönde akıyor.</p>
<p>Kozmik zamanın başlangıcına gelince&#8230; Tıpkı Kâinat&#8217;ın başlangıcı gibi bir tür &#8220;ilkel uzayın&#8221; toz bulutları arasında kayboluyor. Bir fizikçi için Big Bang modelini kabul etmek fizik kanunlarını kullanarak geçmişe doğru sonsuza kadar gitmenin (ç.n. orijinal metinde  <em>extrapolation</em>) imkânsız olduğunu da kabul etmek demek.</p>
<p>Böyle bir geriye gidiş mutlaka çıkmaz bir sokağa varır çünkü kuantum fiziği ve genel rölativite mutlaka çatışmaya girer. Kısaca ne Kâinat&#8217;ın ne de Zaman&#8217;ın başlangıcı hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Ne zaman başladığını bilmediğimiz gibi nasıl başladığını da bilmiyoruz.</p>
<p>Kâinat&#8217;ın bir tarihi olduğunu biliyoruz. Ama bu bir başlangıcın olduğu anlamına gelir mi? Bu konuyu sorgulamaya başladığımız anda kendi acziyetimizi görüyoruz. Meselâ Zaman&#8217;dan önce başka bir zaman var mıydı? Değişim olmadan bir zaman tahayyül edebilir miyiz? <strong>Değişimden bahsedebilmemiz için bir şeyin değişmesi gerek ve o şey&#8230; Zaten Kâinat!</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>(ç.n. <strong>Etienne Klein</strong>&#8216;ın Kuantum Mekaniği&#8217;nden bahsetmeye başlayacağı bu bölümde arzu eden okurlarımız bir hazırlık olarak determinizmin tarifi[2] ve determinizm-kuantum ilişkisi hakkında kısa bir hatırlatmayı dipnotlardan okuyabilirler[3]) </em></p>
<p>Kuantum Mekaniği&#8217;nden bahsedelim biraz da. Atomun, özellikle de ışığın etkileşimi söz konusu olduğunda klasik fizik yetersiz kalıyor biliyorsunuz. Bu yetersizlik sebebiyle onun yerine konan Kuantum Fiziği tam bir devrim gerçekleştirdi. Öyle ki bugün Kuantum Fiziği&#8217;nden etkilenmeyen fizik dalı kalmadı.</p>
<p>Kuantik bir sistemin durumunu tarif etmek için, meselâ bir parçacık farz edelim, sistemin dalga fonksiyonu denen matematiksel bir kavram kullanılır. Genellikle bu sistemin fiziksel vasıflarından birinin (konumu, enerjisi,&#8230;) alması muhtemel değerlere tekabül eden terimlerin toplamıdır. Bu sistemin bir garipliği vardır: Bir ölçüm yaptığınızda (meselâ enerjisini ölçmek istediğinizde) dalga fonksiyonunda ani bir değişiklik meydana gelir. Dalga fonksiyonunun &#8220;çökmesi&#8221; denen bu olay bazı paradoksların da kaynağıdır. Bu paradokslar çeşitli yorumlara kapı açmıştır ama fizikçilerin çoğunluğunun kabulüne göre rastgele olduğu iddia edilen bir süreçtir bu. Ölçmeden önceki dalga fonksiyonu ancak bir ihtimal hesabı yapılmasını sağlar. Klasik fizikte kullanıldığı gibi determinist hesaplar yapmak imkânsızdır.</p>
<p>Pekâlâ Kuantik fizik açısından Zaman kavramına nasıl bakabiliriz? Basitleştirecek olursak Schrödinger&#8217;in formülüne odaklanabiliriz. Zira ışık hızına kıyasla &#8220;düşük&#8221; hızlarda kalındığı müddetçe geçerliliğini muhafaza eder. Bu formül dalga fonksiyonunun zaman içindeki evrilişini hesaplamaya yarar. <strong>Ters</strong> <strong>çevirilebilir</strong> ve <strong>determinist</strong> bir formüldür bu. Yani ilk bakışta bu formüldeki zamanın newtoncu zaman olduğu söylenebilir. Ama sistem üzerinde bir ölçme operasyonu gerçekleştirilirse teorik olarak hesaplanan ölçümlerden sadece bir tanesi gerçekleşir. Sanki ölçme işlemi <strong>geri çevirilemez</strong> biçimde sistemin üzerinde bir iz bırakmış gibi sistemin matematiksel tarifi ¨değişir. Ama Schrödinger&#8217;in formülü bu değişikliği vermez. Bu saptama kapsamında Zaman&#8217;ın akışı oldukça tuhaf zira <strong>geri çevirilemezliğin</strong> oluşumuna ölçme eylemi dahil olmuştur.</p>
<p>Gördüğünüz gibi Fizik Bilimi&#8217;nin her bir alanı Zaman&#8217;a ayrı bir kavram atfeder. Bir başka deyişle <strong>fizikçiler için ORTAK ve EVRENSEL bir ZAMAN kavramı (şimdilik) yok</strong>. Ortak bir teori de geliştirilemiyor haliyle. Termodinamik, kozmoloji ve Kuantum Fiziğinde gördüğümüz gibi Zaman akışına benzet küçük okçuklar var ama ANA ZAMAN OKU diyebileceğimiz, bütün fizikçilerin kullanabileceği ortak bir Zaman yok.</p>
<p>Öyle sanıyorum ki bu iki farklı düşünme şekli hem birbirine zıt hem de tamamlayıcı. Yani birincisi Tarih&#8217;e, Zaman&#8217;a dayanan ve ikincisi yani sonsuz bir var oluşa, Zaman&#8217;ın yokluğuna dayanan iki şekli kasdediyorum. Bu iki yol bizim Kâinat&#8217;ı anlayış sürecimizde birbirinden ayrılmaz gibi görünüyor.</p>
<p>Değişikliği açıklamak için sabitlere ihtiyacımız ve süreyi tahayyül edebilmemiz de ancak bazı « değişmezler » üzerinden gerçekleşiyor.</p>
<p>Dünya Zaman&#8217;ı ile nefsimizin Zaman&#8217;ı arasındaki bağlantıya gelince&#8230; Madde&#8217;nin Hayat&#8217;a dikildiği hat üzerinde aramak gerek bunu. Fizikçinin matematikleştirilmiş zamanı yaşanan Zaman&#8217;ı anlatmıyor. Tıpkı yaşamakta, hissetmekte olduğumuz Zaman&#8217;ın Fizik teorilerini tatmin etmemesi gibi.</p>
<p>Şemalarla kavramsallaştırırken Hakikî Zaman&#8217;ın bazı vasıflarını gözden kaçırdı mı fizikçiler? En azından Henri Bergson bu fikri savunuyordu. Fizik Bilimi ve genel olarak lisan ile sınırlanan insan zekâsı Zaman&#8217;ı doğru ifade edemiyordu. Akıp giden Zaman&#8217;ı gözlemlemek yerine kimi rastlantıları not etmekle yetiniyoruz. Zaman&#8217;ı homojen bir boyuta indirgiyoruz. Birbirine eşit, bir kolyenin incileri gibi birbirine karışmayan ve peşpeşe gelen anlar&#8230;</p>
<p>Yine Bergson&#8217;a göre böyle yaptığımız için sürenin gerçek doğası gözümüzden kaçıyor. O doğa ki kendini sürekli yeniden yaratıyor, sürekli bir icad, sürekli bir keşif, kesintisiz yeniliklerin doğması. Fizikçilerin tekrar eden yapayalnız tik-takları gerçek Zaman&#8217;ın ve Gerçek Hayat&#8217;ın hamuru, hammaddesi değil.</p>
<p><strong>Çevirinin dipnotları</strong></p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>1° </strong><em>Genel görelilik kuramı, ivmeli devinim ile kütle çekimi açıklamasını özel göreliliğe birleştiren, genelleyen kuramdır. 1916&#8242;da Einstein tarafından ortaya konmuştur. Genel görelilikten önce, Newton&#8217;un kütle çekim kuramı geçerli kabul ediliyordu. Newton&#8217;un formülleri (yatay atış, dikey atış vb) bugün de duyarlılık gerektirmeyen uygulamalarda geçerlidir. Ancak aya roket göndermek gibi duyarlı işlerde Einstein formülleri kullanılmaktadır. Genel olarak Newton mekaniğinde Kuvvet (F), Görelilik kuramında ise Kütle (M) önemli ve önceliklidir. Genel görelilik ile Einstein şunları ortaya çıkartmıştır:</em></p>
<ul style="padding-left: 60px;">
<li><em>Yerçekimi (kütle çekimi) ve ivmeli devinim birbirinden ayırt edilemez (Eşitlik ilkesi) </em></li>
<li><em>Kütle, içinde bulunduğumuz uzay-zaman&#8217;ı eğip bükmektedir. </em></li>
<li><em>Yerçekimi bir kuvvet değildir, uzay-zaman&#8217;ın geometrik eğriliğinden ortaya çıkar. </em></li>
<li><em>Genel görelilik, kendi zamanı için inanılması güç pek çok öngörülerde bulunmuştur; bunlardan en önemlileri:</em></li>
<li><em>Eğer kütle uzay-zamanı geometrik olarak eğiyorsa, Güneşin çok yakınından geçip gelen uzak yıldızların ışıkları eğrilmiş olmalıdır. Bu eğrilik güneş çektiği için dışbükey değil de uzay-zamanın eğriliğine uygun içbükey olmalıdır. </em></li>
<li><em>Çok çok yoğun kütleler uzay-zamanı öylesine bükebilir ki, uzay-zaman kendi üstüne katlanır ve içine çöker, böylesine yoğun bir kütle görülemez çünkü ışık dahi bu uzay-zaman eğriliğinden, çökmesinden kurtulamaz. </em></li>
<li><em>Kütle uzay-zamanı eğiyorsa bu eğilmeden zaman da etkileniyor (göreceli) olmalıdır. Eğilmiş zaman yavaş akmalıdır. </em></li>
<li><em>Hareketli büyük kütleler etraflarındaki bir kısım uzay-zamanı da sürükleyebiliyor olmalıdır. </em></li>
<li><em>Kütle uzay-zamanı eğiyorsa, kütle yakınındaki eğrilikten ilerleyen ışık, uzağındaki düzgün uzay-zamanda ilerleyenden daha uzun yol almalıdır. </em></li>
<li><em>Yüksek kütleli oluşumların ani hareketleri uzay-zamanda ani değişimlere, eğrilik dalgaları oluşmasına neden olabilir. </em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Bu öngörülerin hemen hepsi 1916&#8242;dan günümüze dek gözlenebilmiş, defalarca kez denenmiş ve doğru çıkmıştır:</em></p>
<ul style="padding-left: 60px;">
<li><em>1919&#8242;da ilk kez İngiliz bilimciler güneş yakınından gelen ışığın eğri çizdiğini gözlemlediler. Daha sonraları yapılan bütün gözlemler eğriliğin GG&#8217;nin hesapladığı ile oldukça yakın olduğunu gösterdi. </em></li>
<li><em>Evrende hiç ışık vermeyen ve etrafındaki her şeyi içine çekecek kadar yoğun kütle gösteren oluşumların varlığı tespit edildi. Kara delik adı verildi. </em></li>
<li><em>Kütle yakınında ve uzağında çok hassas atom saatleri ile yapılan deneylerin hepsi kütle yakınında zamanın GG&#8217;nin hesaplarına uygun olarak yavaşladığını gösterdi. </em></li>
<li><em>Geçen yıl açıklandığı üzere çok hassas jiroskoplarla donatılmış LEGOS1 ve LEGOS2 uydularının 11 yıl süren ölçümleri dünyanın etrafındaki uzay-zamanı sürüklediğini ortaya koydu. </em></li>
<li><em>Güneşin ardına geçen Viking uzay araçlarından dünyaya gönderilen sinyallerin, olması gerekenden daha uzun sürede dünyaya ulaştığı, yani uzay-zamanın güneş tarafından eğilmesinden etkilendikleri ortaya çıktı. </em></li>
<li><em>1993&#8242;te Hulse ve Taylor, ikiz yıldızların spiral hareketinden uzay-zaman eğrilik dalgalarının oluşumunu gözleyerek nobel kazandılar. </em></li>
<li><em>Kütle, uzayı olduğu kadar zamanı da bükmektedir. Zamanın bükülmesi kütlenin merkezinde geleceği işaret eder şekildedir. Eğer cisme etkiyen bir kuvvet yoksa, cisim kendi geleceğine doğru ilerlemektedir (düşmektedir).</em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><strong><em>2°</em></strong><em> </em><em>Determinizm evrenin veya olayların ya da bir bilimsel disiplinin alanına giren tüm nesne ve olayların önceden belirlenmiş olduğu, onla­rın öyle olmalarını zorunlu kılan birtakım yasa veya güçlerin etkisiyle meydana geldikleri­ni ileri süren öğretiye verilen addır.Başka bir söyleyişle felsefe bağlamında, ahlâ­kın kapsamına giren seçimler de dahil, bütün olayların Özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilme imkânını kabul etmeyen birta­kım önceden var olan zorunlu nedenler zinci­rinin zorunlu olarak belirlediğini savunan te­oridir. Buna göre insan iradesinin söz konusu zorunlu nedenler zincirine etkisi olmadığın­dan olayların meydana gelişinde nedenlerin gücü bulunmaktadır. Böylece nedensellik ilke­si determinizmde temel İlke olarak kabul edil­mektedir. Çünkü determinizme göre evrende akli bir yapı ve düzen vardır, dolayısıyla belirli nedenlerin veya durumların bilgisine sahip olunduğunda, o nedenlerin veya durumların ortaya çıkartacağı olayların bilgisini elde et­mek mümkündür. [</em><a href="http://www.enfal.de/sosyalbilimler/d/021.htm"><em>KAYNAK</em></a><em>]</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong><em>3°</em></strong><em> Kuantum kuramı determinizmi yerle bir etmiştir.Temelinde belirsizlik yatan bu kuram her şeyin belirli olduğunu savunan Nedensellik ilkesini bir elektronun yörüngeler arası geçişini belirleyen herhangi bir etki olmadığını ve bu geçişlerin tamamen belirsiz,saptanamaz bir şekilde olduğunu öne sürerek yıkar.Bu kurama göre bir elektronun klasik fizikteki hesaplamalarla aynı anda hem hızının hem de konumunun bulunması mümkün değildir.Bu kanıya ışığın yapısı incelenerek varılmıştır.Işığı oluşturan yapı bir parçacık mıdır? Yoksa bir dalga mıdır? Soruları klasik fiziğin açıklanmasında kullanılan dilin ötesinde bir açıklama gerektirdiği için bu kuramı açıklamak yeni bir dilin oluşmasına bağlıdır.Her iki ihtimalin yani ışığın yapısının hem dalga hem de parçacık olması ihtimali klasik fizikte açıklanamayacak bir durumdur.En son iddia edilen görüş ışığın ne parçacık ne de kendi başına bir dalga olduğudur.Kimya derslerinden alışık olduğumuz tüm maddelerin atomlardan oluşması ve bu atomlarında kendi içlerinde elektron,proton,nötron gibi parçalıklardan meydana gelmelerini Kuantum Fiziği&#8217;nin merceğiyle bakarsak ve incelersek atomların parçalanmasının sonunun olmadığını görebiliriz.Bunu klasik fiziğin mercekleriyle baktığımızda anlamak mümkün değildir. [</em><a href="http://www.enfal.de/sosyalbilimler/d/021.htm"><em>KAYNAK</em></a><em>]</em><em></em></p>
<p> </p>
<p><strong>Etienne Klein&#8217;ın Fransızca Refereansları</strong></p>
<ul>
<li>-Cohen-Tannoudji, G., Spiro, M., Matière-Espace-Temps, Poche Gallimard, 1989.</li>
<li>- Prigogine, I. et Stengers, I., La nouvelle alliance (Gallimard) 1979 ; Entre le temps et l&#8217;éternité (Fayard), 1988.</li>
<li>- de Broglie, L., Physique et microphysique (Albin Michel), 1956.</li>
<li>- Hawking, S., Une brève histoire du temps (Flammarion) 1988.</li>
<li>- Le temps et sa flèche, ouvrage collectif édité par Étienne Klein et Michel Spiro, Collection Champs-Flammarion, 1996.</li>
<li>- Bachelard, G. , L&#8217;intuition de l&#8217;instant, Éditions Stock, 1992.</li>
<li>- Desanti, J.T., Réflexions sur le temps, Grasset, 1992.</li>
<li>- Guitton, J., Justification du temps, Quadrige, PUF, 1993.</li>
<li>- Levinas, E., Le temps et l&#8217;autre, Quadrige, PUF, 1991.</li>
<li>- Bergson, H., Durée et simultanéité, PUF.</li>
<li>- Conche, M., Temps et destin, PUF, 1992.</li>
<li>- Grimaldi, N., Ontologie du temps, PUF, 1993.</li>
<li>- Klein, E., Le temps, Flammarion, collection &#8221; Dominos, 1996.</li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Zaman Geriye Gidebilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 10:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11087</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Mekanik Zaman&#8217;ın tanımını ilk defa Newton Principia adlı kitabında verdi: Newton&#8217;a göre Zaman homojen bir biçimde akıyordu. Evrensel bir Mutlak idi. Cisimlerin uzay içindeki hareketleri peş peşe gelen anlardaki konumları olarak tarif edildi. Güzergâh  hesaplamalarında Zaman dinamiğin dışında bir parametre olarak görünür. Geçmişten geleceğe doğru akan, homojen, mutlak&#8230; Fakat ne gariptir ki Newton&#8217;un formüllerini kullanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-11089" title="zaman_nedir_fizik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik.gif" alt="" width="200" height="170" /></a>&#8220;&#8230;Mekanik Zaman&#8217;ın tanımını ilk defa Newton Principia adlı kitabında verdi: Newton&#8217;a göre Zaman homojen bir biçimde akıyordu. Evrensel bir Mutlak idi. Cisimlerin uzay içindeki hareketleri peş peşe gelen anlardaki konumları olarak tarif edildi. Güzergâh  hesaplamalarında Zaman dinamiğin dışında bir parametre olarak görünür. Geçmişten geleceğe doğru akan, homojen, mutlak&#8230; Fakat ne gariptir ki Newton&#8217;un formüllerini kullanarak hem geçmişe hem de geleceğe doğru &#8220;gitmek&#8221; mümkündür. Çünkü Zaman&#8217;ın [formül içindeki] yönünü değiştirseniz dinamiğin temel kanunları bozulmaz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu matematiksel yönteme göre geçmişten geleceğe yönelik her değişim ve dönüşüm tersinin de varlığını peşinen kabul eder. Yani tabiat her yaptığının tam tersini aynı süreç ile yapabilir. Newton&#8217;un üzerinde çalıştığı fizikî olaylar (sürtünme ihmal edilirse) gerçekten de ters çevirilebilir. Newtoncu Zaman ne yaratır ne de yok eder. Sadece olup biten şeylere bir tempo tutar ve güzergâhları işaretler. Vasıfsız, pütürsüz, bütün anların birbirinin aynı olduğu bir zaman.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kant daha sonraları bu Zaman-Mekân çerçevesiyle çerçeve içindeki olayların ayrıştırılmasından istifade edecektir. Kant&#8217;a göre Zaman-Mekân insan algısına göre a priori şekillerdir ve tecellîlerin anlaşılması imkânını koşullandırır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Newtoncu kanunların geri çevirilebilirliği 19cu asırda tam bir skandal olarak değerlendirildi. Özellikle Ludwig Boltzmann, Willard Gibbs, Ernst Zermelo, Joseph Loschmidt, ve daha sonraları Ilya Prigogine. İlk bakışta fiziksel olayların bir film gibi geriye sarılması insana saçma gelmez belki. Ama 19cu yüzyıl başında Sadi Carnot ısının mekanik enerjiye dönüşümünün tek yönlü (Sıcaktan soğuğa doğru) olduğunu ispat etti. 1824&#8242;te yayınlanan <strong>&#8220;Ateşin hareket ettirici gücü üzerine düşünceler&#8221;</strong> (Réflexions sur la puissance motrice du feu) isimli çalışması termodinamiğin ikinci ilkesinin bir taslağını içerir ki son hali 1865&#8242;te Rudolph Clausius tarafından verilmiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11092" title="yaslilik_zaman_nedir_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir_2.jpg" alt="" width="420" height="430" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Fizik&#8217;te Zaman Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11081</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Hiç bir hissimiz bize noktasal anların birleşip anlamlı bir Süre&#8217;ye dönüşmesinin simyası hakkında ip ucu vermiyor. Anların geçişini hissetmiyoruz. [...] Hangi disiplinden olursa olsun bütün bilim adamları zaman ile bir sorun yaşıyorlar. Ben özellikle fizikten bahsetmek istiyorum. Zaman ve Fizik bilimini bağlamak garip görünebilir. Çünkü Fizik Bilimi itiraf etmese de Zaman&#8217;ı devreden çıkarmaya çalışır. Zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_3.gif"><img class="alignright size-full wp-image-11082" title="zaman_nedir_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_3.gif" alt="" width="234" height="116" /></a>&#8220;&#8230;Hiç bir hissimiz bize noktasal anların birleşip anlamlı bir Süre&#8217;ye dönüşmesinin simyası hakkında ip ucu vermiyor. Anların geçişini hissetmiyoruz. [...] Hangi disiplinden olursa olsun bütün bilim adamları zaman ile bir sorun yaşıyorlar. Ben özellikle fizikten bahsetmek istiyorum. Zaman ve Fizik bilimini bağlamak garip görünebilir. Çünkü Fizik Bilimi itiraf etmese de Zaman&#8217;ı devreden çıkarmaya çalışır. Zaman değişkendir, istikrarsız, uçucu&#8230; Oysa Fizik değişimden münezzeh ilişkileri ifade etme peşindedir. Doğa üzerine neredeyse tanrısal bir gözlem noktasına erişme arzusu sebebiyle Fizik Değişmez&#8217;i, Mutlak&#8217;ı arar. Ama uygulamada hep Zaman engeliyle karşılaşır&#8230;.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Görelilik ve Özel Görelilik Teorileri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/25/genel-gorelilik-ve-ozel-gorelilik-teorileri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/25/genel-gorelilik-ve-ozel-gorelilik-teorileri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 18:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11045</guid>
		<description><![CDATA[
TÜBİTAK&#8216;ın Genel Görelilik ve Özel Görelilik teorileri üzerine hazırladığı CD&#8217;ler bu siteye yüklenmiş. Gelecek haftaki Zaman Nedir? tartışmasına daha verimli bir biçimde katılmak ve son derecece öğretici görsellerden istifade etmek isteyenler için :
Özel Görelilik - CD-1 
Genel Görelilik -CD-2
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/tubitak_zaman.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11046" title="tubitak_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/tubitak_zaman.jpg" alt="" width="500" height="140" /></a></p>
<p><a href="http://www.tubitak.gov.tr/"><strong>TÜBİTAK</strong></a>&#8216;ın Genel Görelilik ve Özel Görelilik teorileri üzerine hazırladığı CD&#8217;ler <a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/KUANTUMKURAMISAY.HTM">bu siteye</a> yüklenmiş. Gelecek haftaki <a href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/">Zaman Nedir?</a> tartışmasına daha verimli bir biçimde katılmak ve son derecece öğretici görsellerden istifade etmek isteyenler için :</p>
<p><strong><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html">Özel Görelilik</a><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html"> - CD-1</a><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-1/index.html"> </a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/GorelilikCD-2/index.html" target="_blank">Genel Görelilik -CD-2</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/25/genel-gorelilik-ve-ozel-gorelilik-teorileri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/25/genel-gorelilik-ve-ozel-gorelilik-teorileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Görelilik Teorisi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/24/genel-gorelilik-teorisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/24/genel-gorelilik-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 09:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11029</guid>
		<description><![CDATA[Biliyorsunuz Zaman Nedir? konulu bir yazı dizisine başladık bu yaz. Yakında Genel Görelilik teorisinin felsefî sonuçları ile ilgili bir çeviri yayınlayacağız. Bilgilerini tazelemek isteyenler için Tübitak sitesinde güzel bir belge var, sadece 8 sayfa. Önümüzdeki hafta için hazırlık mahiyetinde okunabilir.


&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse &#8230;
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Calibri; font-size: small;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kucuk_relativite.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-11030" title="kucuk_relativite" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kucuk_relativite.gif" alt="" width="150" height="118" /></a>Biliyorsunuz </span><a href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/"><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Zaman Nedir? konulu bir yazı dizisine</span></a><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"> başladık bu yaz. Yakında Genel Görelilik teorisinin felsefî sonuçları ile ilgili bir çeviri yayınlayacağız. Bilgilerini tazelemek isteyenler için <strong><a href="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/pdf/genelgorelilik.pdf" target="_blank">Tübitak sitesinde güzel bir belge var</a></strong>, sadece 8 sayfa. Önümüzdeki hafta için hazırlık mahiyetinde okunabilir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"></span></p>
<p><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR">&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf">buradan</a> indirebilirsiniz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/24/genel-gorelilik-teorisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/24/genel-gorelilik-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Niçin Müslümanlardan Büyük İsimler Çıkmıyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10591</guid>
		<description><![CDATA[[21 Temmuz 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet&#8217;in İslamofobik yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;Neden Müslümanlar çağa uyumsuz?&#8221; diye bir yazı yazdı. Ve Müslümanlara hitaben şöyle sordu:
&#8220;Aranızdan neden büyük fizikçiler, matematikçiler, kimyacılar, bilim adamları, büyük müzisyenler, ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, filozoflar çıkmıyor? O kendi tekke ve tarikat hesabınıza göre değil, dünya ölçüsüne göre.&#8221;
Bu gerçekten de önemli bir soru. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[21 Temmuz 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor-279434.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hürriyet&#8217;in İslamofobik yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;Neden Müslümanlar çağa uyumsuz?&#8221; diye bir <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15244794.asp?yazarid=72&amp;gid=61">yazı</a> yazdı. Ve Müslümanlara hitaben şöyle sordu:</p>
<p>&#8220;Aranızdan neden büyük fizikçiler, matematikçiler, kimyacılar, bilim adamları, büyük müzisyenler, ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, filozoflar çıkmıyor? O kendi tekke ve tarikat hesabınıza göre değil, dünya ölçüsüne göre.&#8221;</p>
<p>Bu gerçekten de önemli bir soru. Nitekim 19. yüzyıldan bu yana da pek çok Müslüman aydının zihnini meşgul etti.</p>
<p>Ve yine 19. yüzyıldan bu yana, Özdemir İnce gibi &#8220;sorun İslam&#8217;da; bırakın kurtulun!&#8221; diyenler çıktığı gibi, meseleye daha derinlemesine bakanlar<span id="more-10591"></span> da oldu.</p>
<p>Bu isimlerin fark ettiği bir nokta, Müslüman dünyanın söz konusu tutukluğunun yeni bir şey oluşuydu. Çünkü aslında İslam medeniyeti, ilk bin yılında dünyanın en başarılı, dinamik ve yaratıcı uygarlığı olmuştu. Büyük bilim adamları, sanatçılar ve düşünürler, Ortaçağ&#8217;da zaten hemen hep Müslümanlar arasından çıkmıştı.</p>
<p>Amerikalı Yahudi tarihçi Martin Kramer, bu gerçeği teslim eder ve &#8220;eğer 1000 yılında Nobel ödülleri veriliyor olsaydı, hepsini Müslümanlar alırdı&#8221; der.</p>
<p>İslam&#8217;ın böylesine görkemli bir altın çağı olduğuna göre, demek ki bu din &#8220;terakkiye mani&#8221; değildir. Ve demek ki sorun İslam&#8217;da değil, başka bir şeydedir.</p>
<p>Bu &#8220;başka bir şey&#8221;i araştıran Bryan Turner veya Fernand Braudel gibi Batılı tarihçi ve sosyologlar, bizde de Sabri Ülgener veya Erol Güngör gibi düşünürler, meselenin özünde &#8220;ekonomi&#8221;nin yattığını keşfettiler. Gördüler ki, İslam&#8217;ın ilk yüzyıllarındaki görkeminin altında, Kur&#8217;an&#8217;ın getirdiği küresel vizyon kadar, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alan Ortadoğu&#8217;nun dinamizmi yatıyordu.</p>
<p>Ticaret, sadece zenginlik değil aynı zamanda &#8220;sosyal hareketlilik&#8221; ve &#8220;kozmopolitizm&#8221; de yaratıyor, Müslümanların farklı kültürleri tanıyıp onlardan yeni fikirler ve teknikler edinmelerini de sağlıyordu.<br />
<strong>Laikperest kültürden ne çıkıyor?</strong></p>
<p>13. yüzyıldaki korkunç Moğol istilası bu dinamizme ağır bir darbe indirdi. Asıl darbe ise üç asır sonra geldi: Batı&#8217;nın &#8220;coğrafi keşifleri&#8221; nedeniyle dünya ticaret yolları okyanuslara kaydı. Sonuçta Kuzey Avrupa zenginleşip gelişirken, bütün Ortadoğu ve hatta Akdeniz düşüşe geçti.</p>
<p>Son 4-5 yüzyıldır Müslüman dünyaya egemen olan &#8220;zihinsel durgunluğun&#8221; sebebi budur. Zaten sadece bu dünya değil, Uzak Asya&#8217;dan Hıristiyan Latin Amerika&#8217;ya kadar her medeniyet &#8220;geri&#8221; kalmıştır, Batı&#8217;nın &#8220;bireysellik&#8221; üzerinde yükselen dinamizmi karşısında. (Son günlerde Milli Görüş&#8217;te gördüğümüz &#8220;ataerkil itaat kültürü&#8221; yaşadığı sürece de durum düzelmeyecektir.)</p>
<p>Osmanlı aydınları arasında bu gerçeği kavrayanlar vardı. Bunlardan biri olan Sabahattin Bey, &#8220;ilerlememize mani olan şey dinimiz değil, cemiyetimizin yapısıdır&#8221; diyor, çözüm olarak da Anglo-Sakson modeli &#8220;teşebbüs-ü şahsi&#8221;yi savunuyordu.</p>
<p>Fakat ne yazık ki sorunu &#8220;dinimiz&#8221;de gören aklı evveller, meşhur tabirle, &#8220;devleti ele geçirdiler.&#8221; 80 yıldır da devlet üzerinden dinle savaşıp duruyorlar.</p>
<p>Bunu yaparken yarattıkları &#8220;laikperest kültür&#8221;den hiç bir &#8220;terakki&#8221; çıkmadığını ise fark etmiyorlar.</p>
<p>Çünkü, öyle ya, Özdemir İnce&#8217;nin Müslümanlara yönelttiği sorunun bir versiyonu onun gibilere de sorulabilir:</p>
<p>&#8220;Aranızdan neden büyük fizikçiler, matematikçiler, kimyacılar, bilim adamları, büyük müzisyenler, ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, filozoflar çıkmıyor? O ADD ve YARSAV hesabınıza göre değil, dünya ölçüsüne göre.&#8221;</p>
<p>Demek ki neymiş; &#8220;İslam-sonrası dönem&#8221;e geçmekle kimsenin başı göğe ermiyormuş&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/28/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/28/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvuf ve Kuantum fiziği</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/20/tasavvuf-ve-kuantum-fizigi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/20/tasavvuf-ve-kuantum-fizigi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 07:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10581</guid>
		<description><![CDATA[Ibrahim B. Syed, Ph.D, D.Sc.
Uluslar arası İslami Araştırmalar Derneği Bşk
Çeviren: Ekrem Senai
Tasavvuf ve kuantum teorisinin birçok ortak noktası bulunmaktadır. Örneğin, fizikçilerle sufilerin dünya görüşleri birbirine çok yakındır. Mekanistik dünya görüşünün aksine, Sufiler, evrendeki herşeyin birbiriyle ilişkili olduğunu, aynı mutlak gerçeğin farklı cilveleri , tezahürleri olduğunu düşünürler. Gerçeğe erişmek, varlıktaki tekliğin ve karşılıklı ilişkinin farkına varmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/quantum_tasavvuf.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10582" title="quantum_tasavvuf" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/quantum_tasavvuf.gif" alt="" width="170" height="200" /></a>Ibrahim B. Syed, Ph.D, D.Sc.<br />
Uluslar arası İslami Araştırmalar Derneği Bşk</p>
<p><strong><em>Çeviren: <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai</a></em></strong><br />
Tasavvuf ve kuantum teorisinin birçok ortak noktası bulunmaktadır. Örneğin, fizikçilerle sufilerin dünya görüşleri birbirine çok yakındır. Mekanistik dünya görüşünün aksine, Sufiler, evrendeki herşeyin birbiriyle ilişkili olduğunu, aynı mutlak gerçeğin farklı cilveleri , tezahürleri olduğunu düşünürler. Gerçeğe erişmek, varlıktaki tekliğin ve karşılıklı ilişkinin farkına varmak, benliğini aşmak ve kendisini mutlak gerçeklik içinde tanımlamaktır.</p>
<p>Mekanistik bilim oldukça karmaşık bir matematik dille <span id="more-10581"></span>ifade edilir. Buna karşın tasavvufun dili meditasyondur. Sufiler, bu yolla elde edilen bilgilerin ifade edilemeyeceğini söylerler. Sufilerin tecrübe ettiği hakikat, belirsiz ve ayırt edilemeyecek bir hüviyettedir. Aklı bilgi kaynağı olarak görmezler ama onu tecrübelerini analiz etmek ve yorumlamak için bir araç olarak kullanırlar.</p>
<p>Gözlem şekillerinin farklılığı dolayısıyla bilimsel deney ve Sufi tecrübesi arasında bir paralellik kurulması ilk bakışta tuhaf gelebilir. Fizikçiler detaylı takım çalışması ve çok sofistike teknolojik yöntemler kullanırlar; buna karşın sufiler bilgiyi içgözlem yoluyla, araçsız ve aletsiz bir şekilde, zikir (meditasyon) sırrıyla elde ederler. Temel parça fiziğinde bir deneyi tekrarlamak yıllarca süren detaylı bir eğitimi gerektirir; derin Sufi tecrübesi de genellikle deneyimli bir ustanın elinde gerçekleşir ve yıllar sürer. Fizikçilerin teknik aparatları ne derece karmaşıksa Sufi bilincinin derin zikr halinde iken fiziksel ve ruhsal durumu da en az o derece karmaşıktır. Yani bilim adamları ve sufiler, normal bir insanın ulaşamayacağı gerçekleri gözlemlemek için karmaşık metodlar kullanma konusunda ortak bir özelliğe sahiptir.</p>
<p><strong>Zikr</strong></p>
<p>Zikr zihinsel sükunet ile bilinci rasyonaliteden sezgiselliğe kaydırır. Bu sessizlik nefes alıp vermeyi düzenlemek veya Allah, la ilahe ilallah seslerine odaklanmakla başarılır. Dua ve ibadet de aklı devreden çıkaran zikr kapsamında değerlendirilir, zikrin daha statik formları olan sükunet hali ve huzur hislerine yol açar. Bu pratikler bilincin meditatif modunu geliştirir.</p>
<p>Zikrde, zihin tüm düşüncelerden ve kavramlardan boşaltılır ve bu şekilde sezgisel kademeye hazırlanır. Rasyonel zihin susturulduğunda, sezgisel kademede fevkalade bir bilinç düzeyi ortaya çıkarır, kavramsal düşünce filtresi devre dışı kalmış ve sezgisel deneyim ön plana çıkmıştır. Bu meditasyonel durumun ana özelliği çevre ile tek olma bilinç durumudur, bu safhada artık tecezzi, ayrılık sona ermiş, tüm farklılıklar ortadan kalkmıştır.</p>
<p><strong>Hakikatin içten gözlenmesi</strong></p>
<p>Tasavvuf hakikatin doğrudan içten gözlenmesine dayanır; fizik ise bilimsel deneylerle doğal fenomeni gözlemler. Fizikte, modeller ve teoriler tahminidir ve bunlar modern bilimsel araştırmanın temelini teşkil eder. Dolayısıyla Einstein&#8217;ın deyimiyle, matematiğin kurallarına uyduğu sürece, kesin değildir; kesin olduğu sürece de, gerçeğe tekabül etmez. ([Albert Einstein, 1936, "Albert Einstein: The Human Side", Helen Dukas ve Banesh Hoffmann]  ayrıca   &#8220;The Tao of Physics by Fritjof Capra, Bantam New Age Books, New York, 1980, sy. 27. Mantık eşyanın doğasını analiz ettiğinde, absürd veya paradoksla karşılaşmak zorundadır. Bu sufilerce hep böyle olmuştur, bunun bilimde bir problem halini alması ise son dönemlere tekabül eder.</p>
<p>Doğa, bilim adamlarınca makro alem içinde incelenir ve bu alem, 5 duyu ile hissedilir bir dünyadır. Kelimeler, akli kavramlar ve görüntüler hep bu tecrübeye dayanır ve dolayısıyla doğa fenomenini tarif etmek bu duyularla sınırlıdır. Atom ve atom altı dünyasında ise duyularımızın ötesine geçilir, bu yüzden bilgi artık duyulardan temin edilemez. Konuştuğumuz dil, duyularımızın gözlemlediği görüntüler bu alemi tanımlamak için yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Doğanın derinine nüfuz ettikçe, olağan dilin kavramlarını ve algısal görüntüleri daha fazla terk etmek zorundayız. Atomu ve atomsal yapıyı araştırırken, bilim algısal hayal gücümüzün sınırlarını aşar ve dolayısıyla artık mantık ve sağ duyuya mutlak bir kesinlikle dayanamanız mümkün olmaz. Kuantum fizikçileri bilime, eşyanın doğasına ait ilk alametleri kazandırmışlardır. Sufiler gibi, fizikçiler de gerçeğin 5 duyunun dışına çıkan tecrübesi ile uğraşmakta ve bu deneyimin paradoksal yönleriyle karşılaşmaktalar. Gelinen noktada, modern fiziğin model ve görüntüleri Sufilerinkine son derece benzerlik içindedir.  </p>
<p><strong>İletişim problemi</strong></p>
<p>Bilim adamları ortak dilimizin atomik ve atom altı gerçekliği hiçbir şekilde tanımlayamadığını fark ettiler. Fizikte relativitenin ve kuantum mekaniğinin ortaya çıkmasıyla, klasik mantığın ötesine geçilmesi ve kullandığımız dilin bu yeni gerçekliği ifade edemeyeceği ortaya çıktı. Sufiler daima hakikatin dilin sınırlarını aştığını fark etmişler ; akıl ve akli kavramları aşmaktan korkmamışlardır. Sufiler de, fizikçiler gibi dil sıkıntısı yaşamaktadırlar: Her iki grup da bilgilerini paylaşmak istemekte, ama bunu yapmaya kalkıştıklarında mantıksal çelişkiler ve paradokslar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Işığın düalitesi</strong></p>
<p>Kuantum fiziğinde, paradoksal durumların kaynağı genellikle ışığın dual tabiatıyla veya daha genel ifadeyle, elektromanyetik radyasyonla ilgilidir. Işık, dalgalar şeklinde girişim oluşturur. Bu durum iki ışık kaynağı kullanıldığında gözlenir, ışık parlak ve sönük dokular oluşturur. Diğer yandan, elektronmanyetik radyasyon da fotoelektrik etki üretir: kısa dalga boylu ışık (örn, ultraviyole, x-ışınları veya gama ışınları) bazı metallerin yüzeyine çarptığında, yüzeyden elektron düşürebilirler. Bu yüzden, yüzey hareketli parçalardan oluşuyor olmalıdır.</p>
<p>Kuantum teorisinin erken safhalarında, fizikçiler elektromanyetik radyasyonun nasıl olup da hem partiküllerden ( çok küçük bir hacimde sıkışmış cisimlerden) , hem de dalgalardan (uzayda geniş bir alana yayılan) oluştuğu konusunda şaşkınlığa düştüler. Bu durumu ifade etme imkanı yoktu.</p>
<p>Sufizm gerçekliğin paradoksal yönleri ile baş edebilmek için birçok yöntem geliştirdi. Attar, Hafız, Ibn Arabi, Rumi, Bistami, ve diğerlerinin çalışmaları şaşkınlık verici çelişkilerden bahseder. Ayrıca, bunların özlü, güçlü ve son derece şiirsel dilleri okuyucunun mantıksal akıl yürütme alışkanlıklarının ötesine geçer. Heisenberg bir keresinde Bohr&#8217;a sorar: Atom deneylerinde gördüğümüz gibi doğa gerçekten absürd olabilir mi? (Werner Heisenberg. Physics and Philosophy. Harper Torchbooks, New York, Harper and Row, 1958, p.42)</p>
<p>Makroskobik aleme ait olan duyumsal deneyimlerimiz, bize imgeleri ve akli kavramları resmetmek ve bunları dil ile ifade etmemize olanak tanır. Bu dil doğal fenomeni tanımlamak için yeterlidir. Newton&#8217;un evrensel mekanik modeli makroskobik alemi tanımlar. Yirminci yüzyılda, fizikçiler atomun ve atom atı parçacıkların varlığını deney yoluyla doğruladılar. Bu parçalar duyusal algılarımızın ötesinde olduğundan, onlarla ilgili bilgimiz artık doğrudan duyusal deneyimden kaynaklanmıyordu. Dolayısıyla şeylerin esas doğası ile uğraşırken daha önce bahsettiğimiz problemlerle karşılaşmamız kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Modern fizik</strong></p>
<p>Sufiler hakikatı tecrübe etmenin anlık olduğunu ve insanın bilincinin yaşayabileceği en şaşırtıcı olay olduğunu söyler. Bu, 5 duyu ile kavranan alemi alt üst eden bir deneyimdir. Sufiler bunu dibi çıkmış kova olarak tanımlıyorlar.</p>
<p>Fizikçiler de aynı şekilde yirminci yüzyılın ilk kısmında ortaya çıkan atom teorisiyle dünya görüşlerinin temellerinin sarsıldığını hissettiler. Tarif ettikleri kavramlar sufilerin tariflerine benziyordu. Heisenberg şöyle diyecekti:  Modern fizikteki son gelişmeler ancak fiziğin temellerinin hareket etmeye başladığını ve bu hareketin zemini bilimden ayıracak hissi oluşturduğu fark edildikten sonra anlaşılabilir. ( Werner Heisenberg. Fizik ve Felsefe. Harper Torchbooks, Harper and Row, New York. 1958, sy. 167)</p>
<p>Modern fiziğin bulguları mekan, zaman, nesne, sebep ve etki gibi kavramlarda derin değişimleri gerekli kıldı. Bu kavramlar dünyayı deneyimlememiz için çok temel şeyler olduğundan, bunları değiştirmeye çalışan fizikçilerin yaşadıkları tam bir şok haliydi. Bu değişimlerin sonucu olarak ortaya yeni ve tamamen farklı bir dünya görüşü çıktı ve hala formüle edilmesi sürüyor. Kuantum teorisi doğanın birbirine bağımlılığını gösteriyor, dolayısıyla bizi evrenin fiziksel nesnelerin oluşturduğu bir şey değil ama tek bütünün komplike ilişki ağında bulunan birçok parçasından oluşan bir bütün olarak anlatıyor. Aynı sufilerin algıladıkları gibi.</p>
<p><strong>Zaman-mekan</strong></p>
<p>Sufilerin 5 duyunun algıladığı alemin ötesine geçip, üç boyutlu dünyayı aşarak, çok boyutlu bir gerçekliğe eriştiği anlaşılıyor. Relativistik fizik için, kişi dört-boyutlu zaman-mekan gerçeğini görebiliyorsa, bunda paradoksal bir durum yoktur. Sufilerin zaman ve mekan nosyonları relativite teorisinin anlattığına çok yakındır.</p>
<p>Tasavvufta, hakikatın zaman-mekan karakterinin güçlü sezgisi vardır. Sufiler külli bir yok oluş hali tecrübe ederler, öyle ki orada akıl ve beden, nesne ve obje ayrımı yoktur. Tam murakabe halinde, zamansız mekan ve mekansız zaman yoktur, çünkü bunlar birbirine geçmektedir. Fizikçiler mekan-zaman nosyonunu bilimsel deneylere dayandırırlar, Sufiler ise bunu tasavvufa dayandırır.<br />
Modern fiziğin göreceli modelleri ve teorileri Sufizmin dünya görüşünün iki ana elemanını betimler: evrenin tekliği ve asıl olarak dinamik karakteri. Mekan farklı derecelerde bükülmüştür ve zaman evrenin farklı bölgelerinde farklı hızda akar. Üç boyutlu Öklidyen mekan ve zamanın lineer akışı fenomeni fiziksel dünyanın algı tecrübeleriyle sınırlı olduğundan, hakikate ulaşılması için önce bunların terk edilmesi gerekir.</p>
<p>Sufiler tecrübelerini daha yüksek bilinç seviyelerine genişletmekten bahsederler. Ve bu seviyelerin mekan ve zamana ait radikal farklı deneyimleri içerdiğini söylerler. Meditasyonla/murakabe ile üç-boyutlu mekanın ve zamanın ötesine geçtiklerini vvurgularlar. Anların birbirini takip ettiği lineer bir dilimden çok, sonsuz, zamansız ve dinamik bir şimdiki zamanı deneyimlerler. Ruhsal dünya geçmiş, şimdi, gelecek gibi zaman dilimlerinden oluşmaz, çünkü kendilerini mevcut zamanın an&#8217;ı içinde sıkıştırmışlardır ve hakikati bu an içinde tecrübe etmektelerdir.</p>
<p><strong>Kütle-enerji denkliği</strong></p>
<p>Einstein kütle-enerji denkliğini basit bir matematiksel eşitlikle göstermişti: E=mc2. Fizikçiler parçanın kütlesini karşılığı olan enerji birimleriyle ölçerler. Kütlenin enerjinin bir formundan başka bir şey olmadığının keşfiyle parçacık kavramında kökten bir değişiklik gerekli oldu. Çünkü parçacıklar basit maddelerden değil ama enerji kuantaları (demetleri)nden oluşuyordu. Enerji ise hareket ve proseslerle ilişkiliydi, bunun anlamı atom altı parçacıkların aslında dinamik bir doğası bulunduğu ve zaman-mekan olarak dört boyutlu bir varlıkları olduğuydu. Yani hem mekan hem de zaman yönleri bulunmaktaydı: onların mekan yönü onları belirli bir kütleye sahip birer nesne olarak görünmesini sağlıyor, zaman yönleri ise onları eşdeğer enerjideki proses haline getiriyordu.</p>
<p>Atom altı parçacıklar gözlendiğinde, onları birer madde olarak görmüyoruz. Tüm gördüğümüz sürekli birinden diğerine değişen dokular, enerjinin sürekli dansı. Atom altu dünyanın partikülleri sadece çok hızlı hareket açısından değil ama prosesler yönünden de aktif. Maddenin varlığı ve hareketi ayrılamaz, çünkü bunlar sadece aynı zaman-mekan gerçeğinin farklı yönleridir.</p>
<p>Normal olmayan bilinç seviyelerinde, Sufiler makroskobik seviyede zaman ve mekanın birbirine geçtiğinin farkındadır. Dolayısıyla onların makroskobik dünyayı gördükleri şekil fizikçilerin atom altı parçacıkları fikrine çok benzemektedir. Sufiler için, tüm bileşik şeyler geçicidir. Gerçek tüm formların ötesindedir ve tüm tanım ve spesifikasyonları aşar. Dolayısıyla şekilsiz ve boştur. Sufiler dünya fenomeninin zihnin hayali tezahürleri olduğunu düşünürler ve kendi başına bir gerçekliğe sahip olmadığını söylerler.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Modern fiziğin ana teori ve modelleri tutarlı ve Sufizmle son derece uyum içinde bir dünya görüşü oluşturdu. Bu paralelliğin önemi muhakkatır.. Her iki yaklaşım da - fizikte maddenin derinlikleri ve Sufizmde bilincin derinlikleri-günlük yaşamın görünen alışıldık görüntülerinin ardındaki farklı gerçeği keşfettikleri noktada buluşuyorlar. Fizikçiler bilgilerini deneylerden elde ediyorlar, Sufiler ise bilgilerini meditatif iç gözlemle elde ediyorlar. Sufiler içe bakıyor ve farklı bilinç kademelerine ulaşıyorlar. Aslında, Sufilerin kendi bedenini deneyimlemesi alemi deneyimlemenin anahtarı olarak görülüyor.</p>
<p>Bir diğer benzerlik ise iki grup gözlemlerinin de olağan hislerin ulaşamayacağı alanlarda vuku bulması: fizikçiler için atomik ve atom altı dünyalar ; Sufiler içinse 5 duyunun aşıldığı olağan dışı bilinç kademeleri&#8230; Her iki grup için, bu çok boyutlu tecrübe 5 duyu alemini aşmakta ve dolayısıyla günlük kullandığımız lisan ile ifade edilememektedir.</p>
<p>Kuantum fiziği ve Sufizm insan zihninin rasyonel ve sezgisel fakültelerinin birbirini tamamlayan parçaları. Modern fizik dünyayı rasyonel zihnin son derece uzmanlaşması ile deneyimliyor; Sufiler ise sezgisel zihnin son derece uzmanlaşması ile. İkisi de dünyanın tam anlaşılması için gereklidir. Sufizm aşyanın en derin tabiatını anlamak için gereklidir ve bilim de modern yaşam için gereklidir. Bu yüzden Sufi sezgisi ve bilimsel analiz arasında dinamik bir etkileşime ihtiyaç vardır.<br />
<strong>Referanslar:</strong></p>
<p>1. The Dancing Wu-Li Masters by Gary Zukav. 1994.  : An Overview of the New Physics.  Bantam New Age Books. New York.</p>
<p>2. Capra, Fritjof, 2000. The Tao of Physics : An Exploration of the Parallels Between Modern Physics and Eastern Mysticism. Shambhala, Boston</p>
<p>3. Heisenberg, W. 1974. Across the Frontiers. Harper and Row, New York.</p>
<p>4. Heisenberg, W. 1958. The Physicist&#8217;s Conception of Nature. Harcourt, Brace &amp; Company, New York.</p>
<p>5.  Physics and Man. 1970,  Robert Karplus. W. A. Benjamin, Inc.  New York.</p>
<p>6.  Wilber, K editor. 1984. Quantum Questions: Mystical Writings of the World&#8217;s Great Physicists. Shambhala, Boston.</p>
<p>7.Schrodinger, E. 1967. What is Life. Cambridge University Press, Cambridge.</p>
<p>8. Schrodinger, E. 1964. My View of the World. Cambridge University Press, Cambridge.</p>
<p>9. Einstein, A. 1934. Essays in Science. Philosophical Library, New York.</p>
<p>10. Einstein, A.  1950. Out of My Later Years. Philosophical Library, New York.</p>
<p>11. Pir Vilayat Inayat Khan. 1999. Awakening: A Sufi Experience. Tarcher/Putnam, New York.</p>
<p>12.  Carl Ernst. 1997. Shambala Gudie to Sufism, Shamabla Publications, Boston.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/20/tasavvuf-ve-kuantum-fizigi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/20/tasavvuf-ve-kuantum-fizigi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>El-munkizu Min-ad-dalâl (Hz Gazâlî)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/18/el-munkizu-min-ad-dalal-hz-gazali/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/18/el-munkizu-min-ad-dalal-hz-gazali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 23:22:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Hz Gazâlî]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ilim]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10257</guid>
		<description><![CDATA[İskoçyalı düşünür David Hume gibi iflah olmaz bir şüpheci ile Aziz Augustinus gibi, felsefî sorgulamaları için Tanrı&#8217;dan özür dileyen bir din adamı aynı zihinde birleşirse ne olur? Felsefî bir Big Bang?
&#8220;Biz ALLAH rızası için ilim tahsiline başlamadık. Fakat ilim ALLAH rızası için olmaktan başka bir gayeyi kabul etmedi&#8221; (Hz Gazâlî)
Bazı kitaplar vardır, insan onları okurken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/k.gif"><img class="alignright size-full wp-image-10258" title="k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/k.gif" alt="" width="180" height="210" /></a>İskoçyalı düşünür <strong><em>David Hume</em></strong> gibi iflah olmaz bir şüpheci ile <strong><em>Aziz Augustinus</em></strong> gibi, felsefî sorgulamaları için Tanrı&#8217;dan özür dileyen bir din adamı aynı zihinde birleşirse ne olur? Felsefî bir Big Bang?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Biz ALLAH rızası için ilim tahsiline başlamadık. Fakat ilim ALLAH rızası için olmaktan başka bir gayeyi kabul etmedi&#8221;</em> (Hz Gazâlî)</p>
<p>Bazı kitaplar vardır, insan onları okurken aklını a<strong>CZ</strong> bırakan bir mu<strong>C</strong>i<strong>Z</strong>enin kıyısında durduğunu idrak edebilir. Kitabın sayfaları değildir ikiye açılan, Kızıldeniz&#8217;in yarılan sularıdır adeta! Çünkü böylesi kitaplar yazıldıkları asırların, coğrafyaların günlük/yerel gerçeklerini delip geçerler ve Hakikat&#8217;e dair bir şeylere dokunurlar. Adeta yazan âlim zamanda seyahat etmişçesine kitaptan önceki ve sonraki asırlarda da geçerli olan/olacak şeyler anlatır size. Bu âlimlerin kalemiyle yazıldığında <strong>Hakikat</strong> ile <strong>Gerçek</strong> zeytinyağı ve su gibi birbirinden ayrı durur. İnsan düşüncesi tıpkı Sanat gibi güçlü bir matkaba evrilir, belki de olgunlaşır, varoluş sebebine erişir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sanat bu kusurlu ve dengesiz dünyanın yanıltıcı, aldatıcı şekillerinden görünenin içindeki Gerçeklik&#8217;i çekip alır&#8230; O gerçeklik zihnin keşfettiği üstün bir Hakikat ile donanır. Aldatıcı görüntülerin tersine Sanat günlük gerçeklikten daha üstün ve daha gerçek bir Hakikat içerir&#8221;</em> (<strong>Hegel</strong>, <strong><em>Estetik veya sanat felsefesi [aestheticam sive philosophiam artis], 1820-1829</em></strong>)</p>
<p>Bu &#8220;Matkap&#8221; kitaplar insana heyecan, hayret ve ardından idrak kazandırır. Gazâlî Hazretleri&#8217;nin yazdığı <strong><em>El-munkizu Min-ad-dalâl</em></strong> adlı kitaptan bahsetmek istiyorum bu gün.  Büyük âlimin kendini ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattığı, kısmen otobiyografi sayılabilecek bir eser. Ancak bilimsel yöntemden felsefeye, nübüvvetten tasavvufa, aklın sınırlarından toplum fertlerinin ve alimlerin sorumluluklarına kadar<span id="more-10257"></span> bir çok konu tam 12&#8242;den vurmak suretiyle aktarılıyor. Belki 8-10 YTL&#8217;ye alabileceğiniz veya <a href="http://www.ghazali.org/books/mun-turk.pdf">buradan ücretsiz olarak indirebileceğiniz</a> bu kitap nasıl oluyor da 100&#8242;ü bile bulmayan sayfa sayısıyla başarıyor bu işi? Dedik ya, mu<strong>C</strong>i<strong>Z</strong>e kitap diye! Başkalarının binlerce sayfada anlat(a)<strong>MA</strong>dığı şeyler 100 sayfada toparlanmış. Konular ilginizi çekmese bile sırf pedagoji öğrenmek için okumaya değer &#8230;</p>
<p>Fransızların bir sözü var, <strong><em>&#8220;bilgi reçel gibidir, ne kadar az ise o kadar çok yaymak zorundasın&#8221;</em></strong>. Tam tersi de doğru:  İnsan bir konuyu Hz Gazâlî kadar derinlemesine bilince böyle bir kaç sayfa içinde toparlama, &#8220;ışık hızında&#8221; öğretme kabiliyetine de erişiyor. Kendisi için ne kadar dua etsek az.</p>
<p>Kitapta önemli gördüğüm yerleri not etmeye başlamıştım ama neredeyse her sayfasında &#8220;önemli&#8221; bir şeyler bulduğum için uzun alıntılar yapmaya karar verdim. Aslında dediğim gibi incecik bir kitap. Yine de elimden geleni yapayım ve günümüze ışık tuttuğu için önemli bulduğum kısımları konularını belirterek aktarayım. Hem Türkiye&#8217;nin hem de genel olarak <a href="http://www.derindusunce.org/2007/05/19/muslumanlarin-ic-hastaliklari-ve-neo-cahiliyye-devrinin-sonu/">İslâm Alemi&#8217;nin iç hastalıklarına</a> ışık tutan kısımlar şöyle:</p>
<p><strong>Tasavvuf&#8217;a dair</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İyice anladım ki, tesavvuf ehli güzel hâllere sâhib ve kuru sözlerden uzakdırlar. Tesavvufda ilm yoluyla öğrenilmesi mümkin olan şeyleri tahsîl etdim. Benim için, işitmekle ve öğrenmekle elde edilemeyen ancak, tatmakla, yaşamakla, o yolun ehli olmakla kavuşulandan başka bir şey kalmamışdı. Dînî ve aklî ilmleri iyice kavramak için, lâyıkıyla öğrendiğim ilm dalları ve yükseldiğim meslekler, bana, Allahü teâlâya, Peygamberliğe ve âhıret gününe, şübhe götürmez, sağlam bir îmân kazandırmışdı. Îmânın esâsları belli bir delîl ile değil, bilâkis sayısız sebeblerle, karînelerle ve tecribelerle kalbime iyice yerleşmişdi. Şunu iyice anladım ki, âhıretde se&#8217;âdete kavuşmak için, takvâ üzere yaşamak, harâmlardan sakınmak, nefsi hevâ ve hevesinden men&#8217; etmek tek çâredir. Bu işin başı da, bir gurûr ve aldanış yeri olan dünyâdan uzaklaşıp, âhırete bağlanmak, bütün varlığı ile temâmen Allahü teâlâya yönelmek, kalbin dünyâdan alâkasını kesmekdir. Bu ise, ancak, maldan, makâmdan, yüksek gâyelere ulaşmaya engel olan şeylerden uzak durmakla mümkin olur. Sonra, kendi vaziyyetimi tedkîk etdim. Gördüm ki, dünyâ meşgâlelerine dalmışım. Bu meşgâleler beni temâmen sarmış hâldedir. Yapdığım işleri düşündüm. En güzel işim, ders vermek ve talebe yetişdirmekdi.<br />
Bu işde de âhırete pek fâidesi olmayan, mühim olmıyan bir takım ilmlerle meşgûl olduğumu gördüm. Ders vermekdeki niyyetimi araşdırdım. Onun da Allah rızâsı için olmadığını, şân ve şöhret kazanmak, makâm ve mevki&#8217; sâhibi olmak arzûsundan ileri geldiğini anladım. Uçurumun kenârında olduğumu, hâlimi düzeltmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanâ&#8217;at getirdim.&#8221;</em></p>
<p><strong>Müslümanların felsefeye, pozitif bilimlere, İslâm dışı kaynaklara karşı duydukları korku ve içe kapanma hakkında:</strong>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İkinci musîbet, İslâm dîninde samîmî olan kimseler sebebiyle doğmuşdur. Bunlar, felsefecilere âid bütün ilmleri red etmeyi dîne hizmet saydılar. Böylece, onların bütün ilmlerini red edip, câhil olduklarını iddi&#8217;â etdiler. Hattâ onların güneş ve ay tutulması ile alâkalı sözlerini kabûl etmediler.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu iddi&#8217;âların dîne muhâlif olduğunu söylediler. Câhillere yakışan bu iddi&#8217;âları, güneşin ve ayın tutulmasını kesin delîllerle bilen kimse işitince, kendi delîlinde şübheye düşmez. Fekat islâm dîninin kat&#8217;î delîlleri tanımadığını, câhillik üzerine kurulduğunu zan eder ve felsefeye karşı sevgisi artar. İslâmiyyetden yüz çevirir. Bu ilmleri red etmekle, islâmiyyete hizmet yapdıklarını zan edenlerin, din aleyhinde işledikleri cinâyet çok büyükdür. İslâmiyyetde bu ilmler hakkında müsbet ve menfî bir şey bildirilmemişdir. Bu ilmlerde de dînî mes&#8217;elelere dokunacak birşey yokdur.&#8221;</em></p>
<p><strong>Niyet okuma, yaftalama, insanların sözüne veya ameline değil &#8220;ne olduğuna&#8221; bakma</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Hak olan ve bâtıl olan sözleri birbirinden ayırmadan hepsini red etmek, aklı za&#8217;îf olanların âdetidir. Böyle kimseler, hakkı kişi ile tanırlar, kişiyi hak ile değil. Akllı olan kimse, bu husûsda hazret-i Alînin &#8220;radıyallahü anh&#8221; şu sözüne uyar: &#8220;Hakkı kişi ile bilemezsin. Önce hakkı bil, sonra hak ehlini tanırsın.&#8221; O hâlde akllı kimse, önce doğruyu tanır, sonra söylenen söze bakar. O söz hak ise, kabûl eder. O sözü söyleyen, ister bozuk düşünceli, ister doğru düşünceli olsun. Hattâ akllı kimse, doğru olanı sapık düşüncelilerin sözleri arasından alıp, çıkarmaya çalışır. Çünki bilir ki, altının çıkdığı yer toprakdır. Bir sarrafın kendi bilgisine güveni olduğu müddetce, hâlis altını kalp [sahte] paradan ayırmasının hiçbir zararı düşünülemez. Kalpazanla alış-verişde ancak köylü (sarraf olmayan) zarar görür. Sarrafa bir zarar gelmez. Deniz kıyısında dolaşmak, yüzme bilmeyenlere yasaklanır, mahâretli yüzücülere değil.&#8221;</em></p>
<p><strong>Alimlerin hatalarından cahil halkı korumak için yöntemler</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Câhil kimselere şöyle demelidir: Âlim, ilminin âhıretde kendisine şefâ&#8217;atci olacağını kabûl ediyor. Zan ediyor ki, ilmi onu kurtaracakdır. Bu sebeble ilmine güvenip, amellerde gevşek davranıyor. Belki de ilmi aleyhine bir delîl olacakdır. Fekat o lehine olacağına güveniyor. Bu da mümkindir. O, ilmine güveniyor, ameli terk ediyor. Ya sen ey câhil, ona bakıp, ameli terk edersen, ilmin de olmadığına göre, kötü amelin sebebiyle helâk olursun. Sana şefâ&#8217;at edecek bir şeyin de yokdur.&#8221;</em></p>
<p><strong>Nübüvvet&#8217;in Hakikat&#8217;i</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;İnsanda en önce dokunma duyusu yaratılır. Bu duyu ile soğuğu, sıcağı, nemi, kuruyu, yumuşağı, katıyı ve benzerlerini idrâk eder. Bu duyu, renkleri ve sesleri kat&#8217;iyyen anlayamaz. Bunlar, dokunma duyusuna göre yok demekdir. Sonra insanda görme duyusu yaratılır. Bununla da renkleri, şeklleri anlar. Görme duyusuna âid âlem, duyu ile anlaşılabilen âlemlerin en genişidir. Dahâ sonra insanda, işitme duyusu yaratılır. Bununla sesleri, na&#8217;meleri işitir. Nihâyet insanda zevk, tatma duyusu yaratılır. Böylece duyu âleminin idrâk vâsıtaları olan duyu organları temâmlanır. Yedi yaşına yaklaşdığı zemân, temyîz gücü, ya&#8217;nî nesneleri birbirinden ayırma gücü yaratılır. Bu çağ, insan varlığının başka bir duruma girdiği çağdır. İnsan bu çağda, duyu organlarıyla anlaşılamayan şeyleri de anlar. İnsan, dahâ sonra başka bir duruma yükselir. Kendisinde akl yaratılır. İnsan akl ile, lüzûmlu, mümkin ve imkânsız olanları ayırır. Akl, temyîz ve his kuvvetlerinin, duyu organlarının anlayamadığı şeyleri anlar.<br />
Allahü teâlâ ba&#8217;zı seçdiği kullarında, akldan sonra, başka bir kuvvet dahâ yaratır. Bununla, aklın bilemediği, bulamadığı şeyler ve ilerde olacak şeyler anlaşılır. Buna nübüvvet ya&#8217;nî Peygamberlik kuvveti denir. Temyiz kuvveti, akl ile anlaşılan şeyleri anlayamadığı için, bunlara inanmıyor. Akl da, Peygamberlik kuvveti ile anlaşılan şeyleri anlayamadığı için, bunları n var olduklarına inanmıyor, inkâr ediyor. Anlamadığını inkâr etmek, anlamamanın, bilmemenin ifâdesi oluyor. Bunun gibi kör olarak dünyâya gelen kimse, renkleri, şeklleri hiç işitmese bunları bilmez. Varlıklarına inanmaz. Allahü teâlâ, nübüvvet kuvvetinin de bulunduğunu kullarına bildirmek için, bu kuvvetin benzeri olarak, insanlarda rü&#8217;yâyı yaratdı. İnsan ilerde olacak şeyi, açıkca veyâ âlem-i misâldeki şekli ile ba&#8217;zı rü&#8217;yâda görmekdedir.<br />
Rü&#8217;yâyı bilmeyen birine, insan ölü gibi baygın hâle gelip, düşünce ve bütün hisleri gidince, aklın ermediği gayba âid şeyleri görüyor denilse inanmaz. Böyle şeyin olamayacağını isbâta kalkışarak, insan etrafını his kuvvetleri ile anlıyor. Bu kuvvetler bozulursa, birşey idrâk edemiyor. Hele hiç işlemedikleri, fe&#8217;al olmadıkları zemân hiçbir şeyi anlıyamaz der. Böyle bozuk mantık yürütür. Akl ile bilinen şeyleri his kuvvetleri anlıyamadıkları gibi, nübüvvet kuvveti ile bilinen şeyleri akl anlıyamıyor.</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Peygamberlik kuvvetinin bulunduğunda şübhesi olanlar, bunun mümkin olmasında veyâ mümkin ise de, vâki&#8217; olmasında şübhe ediyorlar. Bunun mevcûd ve vâki&#8217; olması, mümkin olduğunu göstermekdedir. Bunun mevcûd olduğunu da, Peygamberlerin aklın ermediği bilgileri haber vermeleri göstermekdedir. Akl ile, hesâb ile, tecribe ile anlaşılamıyan bu bilgiler, ancak Allahü teâlânın ilhâm etmesi ile, ya&#8217;nî Peygamberlik kuvveti ile anlaşılmışdır. Peygamberlik kuvvetinin bundan başka özellikleri de vardır. Bir özelliğin benzeri olan rü&#8217;yâ, insanlarda bulunduğu için, biz de, misâl olarak bunu bildirdik. Başka özellikleri, tesavvuf yolunda çalışanlarda zevk yolu ile hâsıl olur. Peygamberde bulunup, sende bulunmıyan bir özelliği aslâ anlıyamazsın. Anlıyamayınca, onu nasıl tasdîk edebilirsin? Çünki tasdîk, anladıkdan sonra mümkindir. O özellik sende tesavvuf yolunun başlangıcında hâsıl olur. Hâsıl olan bu özelliğin mikdârı nisbetinde bir çeşid zevke kavuşursun. Bu zevke kıyâs ederek, benzeri sende hâsıl olmamış hâlleri tasdîk edersin. İşte tek başına bu özellik, nübüvvete îmân etmen için sana kâfîdir.</em><em>&#8220;</em></p>
<p><strong>Aklın önemi, sınırları, şüphe, ilim ve ilmî yöntem</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Gençliğimin ilk yıllarından beri, hakîkatleri kavramaya çok arzûlu olmam, yaratılışımdan gelen bir âdetimdir. Bu benim elimde değildir. Allahü teâlânın bana ihsân etdiği bir hâldir. Bu sâyede, i&#8217;tikâdda taklîdden kurtuldum. Çocukluğumda örf ve âdete dayanan akîdeden sıyrıldım. Çünki, hıristiyan çocuklarının hıristiyan, yehûdî çocuklarının yehûdî, müslimân çocuklarının da müslimân olduğunu gördüm. [...] Asl yaratılışın hakîkatını ve anneyi, babayı, hocayı taklîd etmekle elde edilen akîdelerin, inançların esâsını araşdırmayı istedim. Bu taklîd ile inanmanın başlangıcı telkîn ile idi. Telkîn ile başlayan bu taklîdleri birbirinden ayırmak için, içime bir arzû düşdü. Hâlbuki bunların hangisinin hak, </em><em>hangisinin bâtıl olduğu husûsunda ihtilâşar vardı. Bunu nasıl yapabilirim diye düşündüm. Dedim ki, benim asl arzûm, işlerin hakîkatini bilmekdir. O hâlde, önce ilmin hakîkatini bilmem lâzımdır. Öyleyse ilmin hakîkati nedir? Nihâyet ilmin hakîkati bana şöyle zâhir oldu. Yakîni sağlayan ilm öyle bir ilmdir ki, onunla bilinen şeyler açıkca anlaşılır. Aslâ şübhe kalmaz.  O ilmde yanlışlık ve hatâ bulunmaz. Kalb böyle bir ihtimâle imkân bulamaz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hatâdan emîn olmak için, ilm öyle kuvvetli olmalıdır ki, birisi bu ilmin bâtıl olduğunu iddi&#8217;â etse, da&#8217;vâsının doğruluğunu isbât için taşı altın, değneği yılan hâline getirse, bu durum o ilme sâhib olan kimseyi aslâ şübheye düşürmez. Ben on sayısının üç sayısından büyük olduğunu bildiğim hâlde, birisi üç sayısı on sayısından büyükdür. Bu sözüme inanman için, değneği yılan hâline getireceğim dese, bunu yapsa, ben de görsem, bu sebeble bilgimde bir şübhe meydâna gelmez. Ancak o kimsenin bu işi nasıl yapdığına şaşarım.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dahâ sonra anladım ki, bu şeklde kesin olarak bilmediğim ilme güvenilmez. Şek ve şübhe bulunan ilm, kesin ilm (ilm-i yakîn) değildir. Sonra bilgilerimi inceledim. Kendimde duyu organlarımla elde etdiğ</em><em>im, delîle muhtâc olmayan açık bilgilerden (on sayısı üç sayısından büyükdür gibi) başka güvenilecek kesin bilgi bulamadım. Ümîdsizliğe düşdüm. Kendi kendime dedim ki: Duyu organlarıyla anlaşılan ve açık olan bilgilerden başka müşkilleri çözecek başka bir vâsıta kalmadı. O hâlde önce bu bilgileri inceleyip, sağlamlık derecelerini anlamalıyım. Böylece duyu organlarına güvenim, açık bilinen bilgilerde yanılmakdan emîn oluşum ve taklîde dayanan eski bilgilerime güvenim gibi midir. Yoksa pek çok kimsenin şübhe götüren ve isbâtı gerekdiren bilgileri gibi midir? Bunların hangisi olduğunu sağlam bir şeklde öğrenmem gerekirdi. Bu sebeble, duyu organlarıyla bilinen ve zarûriyât, ya&#8217;nî açıkca bilinen bilgiler üzerinde gâyet ciddî bir şeklde düşünmeye başladım. Kendimi bu bilgiler husûsunda şübheye düşürmenin mümkin olup, olmayacağını araşdırdım.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Duyu organları ile elde etdiğim bilgiler hakkında şübhelerim artıp, bunlarla da hatâ yapmanın mümkin olduğu kanâ&#8217;atine vardım. Devâmlı artan şübhelerim üzerine, kendi kendime dedim ki: Duyu  organlarının en kuvvetlisi gözdür. Göz, gölgenin durduğuna, hiç hareket etmediğine hükm verir. Hâlbuki bir müddet tecrîbeden sonra, gölgenin hareket etdiği anlaşılır. Gölgenin hareketi fark edilecek şeklde olmayıp, yavaş yavaşdır. Öyle ki, hareketsiz kaldığı hiçbir an yokdur. Yine göz, yıldızları bir altın lira büyüklüğünde görür. Hâlbuki astronomi ve hendese ilmleri ile, o yıldızın, üzerinde yaşadığımız dünyâdan dahâ büyük olduğu anlaşılır. Göz yanıldığı gibi, diğer duyu organları da yanılır. Duyu organlarının kendi bilgilerine göre verdikleri hükmlerin yanlış olduğunu, akl, savunmaya imkân bırakmayacak şeklde gösterir. Bunun üzerine, artık duyu organlarına da güvenim sarsıldı. Son derece açık olan aklî ilmlerden başka bir şeye güvenim kalmadı. On sayısı, üç sayısından büyükdür. Bir şey hem var, hem yok ve bir şey hem hâdis, ya&#8217;nî sonradan var olan, hem de kadîm, başlangıcı olmayan olamaz. Her aklın tereddütsüz kabûl edeceği husûslarda olduğu gibi, aklî ilmlere güvenilir, dedim.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Buna cevâb olarak mahsûsât, ya&#8217;nî duyu organları dedi ki: Aklî ilmlere nasıl güvenebilirsin. Hâlbuki bundan önce duyu organlarına güveniyordun. Akl hâkimi geldi, bizim yanılabileceğimizi söyleyip, bizi yalanladı. Eğer akl olmasaydı, sen devâmlı olarak ve ısrârla bizi tasdîk edecekdin. Şimdi muhtemeldir ki, aklın da ötesinde bir başka hâkim vardır. O ortaya çıkarsa, aklın duyu organlarını yalanladığı gibi, o da aklın yanıldığını söyler. Aklın yanıldığını söyleyecek böyle bir hâkimi bilmemen, onun yok olduğunu göstermez.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu cevâb karşısında nefsim durakladı. Sonra, verdiği şübheyi kuvvetlendirmek için, şöyle dedi: Görmez misin ki, uykuda iken, rü&#8217;yâda ba&#8217;zı şeyleri görüyorsun. Bir takım hâlleri hayâl ediyorsun. Onların hakîkat olduğunu kabûl ediyorsun. Uykuda iken, rü&#8217;yâda gördüklerin hakkında bir şübheye düşmüyorsun. Fekat uyanınca, rü&#8217;yâda inandığın şeylerin hiçbirinin aslı olmadığını anlıyorsun. O hâlde, aklın ile anlayıp, inandığın bilgilerin, sâdece içinde bulunduğun hâl sebebiyle sana doğru gibi gelmiş olmadığını nereden biliyorsun. Mümkindir ki, sende başka hâl meydâna gelir de, rü&#8217;yâda gördüğünü uyanınca kabûl etmediğin gibi, aklınla anladığı n şeylerin de aslı olmayan bir takım hayâller olduğunun farkına varırsın. Yâhud da, sana gelecek olan bu hâl, tesavvuf ehlinin hâli gibi olabilir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Zîrâ, tesavvuf ehli, &#8220;Biz istigrak hâlinde [ma'nevî hâllere dalınca], duyu organlarının te&#8217;sîrinden kurtulup, akl ile anlaşılamıyan hâlleri müşâhede ederiz (görürüz),&#8221; demişlerdir. Belki bu hâl ölüm hâli de olabilir. Zîrâ, Resûlullah &#8220;sallallahü aleyhi ve sellem&#8221;, (İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar) buyurdu. Kesin olarak bellidir ki, dünyâ hayâtı, âhırete nisbetle bir uyku gibidir. İnsan öldüğü zemân, dünyâda göremediği bir takı m şeyler ona zâhir olur.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/18/el-munkizu-min-ad-dalal-hz-gazali/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/18/el-munkizu-min-ad-dalal-hz-gazali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Maymunist imanla nereye kadar?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 16:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10078</guid>
		<description><![CDATA[Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları &#8220;filanca solucanın bölünmesi&#8221; veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde&#8217;ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan&#8217;a, Hayat&#8217;a dair temel kavramlardır. Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>&#8220;filanca solucanın bölünmesi&#8221;</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde&#8217;ye yüklenen Mânâ maskelenir.</p>
<p>Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan&#8217;a, Hayat&#8217;a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa, <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>&#8216;ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal&#8217;in, Ayasofya&#8217;nın, Notre Dame de Paris&#8217;nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler&#8217;i lanetliyoruz ve neden Filistin&#8217;de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki&#8230;</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde&#8217;nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu.</p>
<p>Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p>(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></a> isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/02/dikkat-kitap-maymunist-imanla-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslam dünyası özgüvenini kaybettiği için bilime büyük katkı yapamıyor&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/24/islam-dunyasi-ozguvenini-kaybettigi-icin-bilime-buyuk-katki-yapamiyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/24/islam-dunyasi-ozguvenini-kaybettigi-icin-bilime-buyuk-katki-yapamiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 20:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Cem Özen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9914</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: Kerim Balcı, Şeyma Akkoyunlu 
Zaman&#8217;a konuşan ünlü İranlı düşünür ve akademisyen Seyyid Hüseyin Nasr, İslam üniversitesi denilen üniversitelerin çoğunun İslami olmadıklarını ve bu üniversitelerin Batılı bir dünya görüşü çerçevesinde çalıştıklarını söyledi. Nasr, &#8220;Başarıları Batı bilim geleneğinin başarısıdır.&#8221; dedi. 
 
Nasr&#8217;a göre Müslüman eğitim müesseseleri Batı bilimini herhangi bir içselleştirme gayretine girişmeksizin kopyalamaya devam ettiği sürece Müslüman geleneği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/arabicanatomydrawing1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9917" title="arabicanatomydrawing1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/arabicanatomydrawing1-203x300.jpg" alt="" width="203" height="300" /></a><a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=987464&amp;title=islam-dunyasi-ozguvenini-kaybettigi-icin-bilime-buyuk-katki-yapamiyor&amp;haberSayfa=0" target="_blank">Röportaj: Kerim Balcı, Şeyma Akkoyunlu </a></p>
<p>Zaman&#8217;a konuşan ünlü İranlı düşünür ve akademisyen Seyyid Hüseyin Nasr, İslam üniversitesi denilen üniversitelerin çoğunun İslami olmadıklarını ve bu üniversitelerin Batılı bir dünya görüşü çerçevesinde çalıştıklarını söyledi. Nasr, &#8220;Başarıları Batı bilim geleneğinin başarısıdır.&#8221; dedi. <br />
 <br />
Nasr&#8217;a göre Müslüman eğitim müesseseleri Batı bilimini herhangi bir içselleştirme gayretine girişmeksizin kopyalamaya devam ettiği sürece Müslüman geleneği de tahrip edilmeye devam edecek. Yine de Profesör Nasr, büsbütün ümitsiz değil. İslam ülkelerinde yepyeni bir Müslüman entelektüeller ve bilim adamları kuşağının yetişmekte olduğunu gözlemleyen Nasr, &#8220;Bunlar Derrida, Heidegger, modern astrofizik veya benzer bir konuda yazarken bile Müslüman geleneği perspektifiyle yazmaya çalışıyorlar.&#8221; şeklinde konuşuyor. Profesör Nasr, özellikle Türkiye ve İran&#8217;daki entelektüel üretkenlikten memnun. Bu arada Batı felsefesinin de bir çıkmaz sokağa girmiş olduğunu <span id="more-9914"></span>söylüyor. Seyyid Hüseyin Nasr, Medeniyetler İttifakı çerçevesinde yapılan İstanbul konferanslarının üçüncüsünde konuşmak üzere İstanbul&#8217;a gelmişti. Zaman, gelenekçi sınıfın önde gelen bir temsilcisi olan Nasr&#8217;a İslam geleneği, Doğu ve Batı&#8217;da entelektüel üretkenlik ve bilgiyle bilginin üretildiği sosyo-kültürel ortam arasındaki ilişki konularında sorular sordu.</p>
<p>İslam&#8217;ın Kalbi adlı eserinizin sunuş yazısında bütün çalışmalarınızı &#8220;geleneği korumak&#8221; için yazdığınızı söylüyorsunuz. Sizin için gelenek ne demek? Neden bu kadar önemli bu geleneğin korunması?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/041.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9919" title="041" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/041-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" /></a>Gelenek kelimesi âdetler, huylar ve tarihsel aktarım gibi bir dizi anlamda kullanılır ama benim için gelenek, insanlığa vahiy yoluyla verilen kutsal kaynaklı bir gerçekliktir. Bu öğretinin, bu kutsal direktifin korunması ve uygulanmasıyla bizim geleneğimiz ortaya çıkmıştır. Aynı şey Batı medeniyeti için de geçerlidir. Hıristiyan medeniyeti Hazreti İsa&#8217;nın gelişiyle kurulmuştur. Bu geliş, Hıristiyan geleneğinin başlangıcıdır. Bu gelenek bütün çeşitleriyle kutsal Hıristiyan mimarisi, teolojisi, etiği ve farklı sosyal yapılarını ortaya çıkarmıştır. İslam&#8217;da ise Kur&#8217;an vahyi vardır. Bu da İslam geleneğinin başlangıç noktasıdır ve bundan sanatıyla, sosyal yapısıyla, kanunlarıyla bütün bir İslam medeniyeti doğmuştur. Bu geleneği korumak önemlidir; çünkü Allah&#8217;tan gelmektedir ve gerçek hakikat odur.</p>
<p>Yani tarihselcilerin kutsal metinlerin kültürel bağlamın ürünü olduğu yönündeki tezlerini desteklemiyorsunuz&#8230;</p>
<p>Biz o tezi tümden reddediyoruz. Allah mesajını gönderdiği insanların diliyle konuşmuştur her zaman, ama vahyin sosyolojik açıklaması kabul edilemez. Böylesi bir fikir tamamen gelenek karşıtıdır. 14 asırdır bütün Müslümanlar Kur&#8217;an&#8217;ın Allah&#8217;tan geldiğine ve İslam öncesi Arap toplumunun veya Mekke&#8217;nin bir ürünü olmadığına inanırlar.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/9925_138251341959_110176341959_3156082_3838800_n1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9920" title="9925_138251341959_110176341959_3156082_3838800_n1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/9925_138251341959_110176341959_3156082_3838800_n1-242x300.jpg" alt="" width="242" height="300" /></a>Peki vahyin Kur&#8217;an&#8217;ın Allah&#8217;tan Hazreti Peygamber&#8217;in kalp ve zihnine indirilişi ile bu indirilenin Hazreti Peygamber tarafından anlaşılış keyfiyeti arasında bir ayrım yapıyor musunuz? Bazıları bu ikincisinin tarihsel olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Hayır, Hazreti Peygamber, Allah tarafından seçilmiştir ve hatalara karşı korunmuştur. Cebrail de onu hatalardan alıkoymakla sorumluydu. Peygamber&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ı anlayış keyfiyeti, bizim Kur&#8217;an&#8217;ı doğru anlamamızın garantisidir.</p>
<p>İslam dünyasında eğitim malzemesi anlamında Batı yazımına bağımlılık var. Siz geleneği korumaktan bahsediyorsunuz ama eğer en önemli konularda bile yabancı bir geleneğe bağımlı kalıyorsak bunu nasıl sağlayacağız?</p>
<p>Eğer böyle devam edersek sağlayamayız. Açıkçası bu, zaten iki asırdır büyük oranda yok etmiş olduğumuz medeniyetimizin tümden tahribiyle sonuçlanacaktır. Eğitim, çok ama çok anahtar bir konu. Batılılar İslam dünyasını sömürgeleştirmeye başladıklarında Akdeniz&#8217;de deniz kuvvetlerini kullandılar. Sonra Kuzey Afrika&#8217;da kara kuvvetlerini devreye soktular. Ama her ikisini de İslam dünyasını eğitim yoluyla kontrol altına alma çabası takip etti. Tabii doğa bilimlerinde Müslümanlardan çok daha iyi durumdaydılar ve Müslümanlar bu kontrolü kabullendiler. Kısa zamanda Batı eğitim sistemi İslam dünyasında yaygınlaştı. Evet, Batı bilimlerini öğretmeliydik ama Batılı bir perspektifle değil. Kendi eğitim sistemimizi yeni baştan inşa etmeliydik. Bakın ilahiyat bilimleri bile çoğu yerde Batı&#8217;nın zayıf yöntemlerini takip ediyor. Zayıf yöntemler diyorum, zira Batılı teoloji varlığını devam ettiremeyecek kadar zayıf bir teolojidir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/story_science_and_islam_manuscript1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9921" title="story_science_and_islam_manuscript1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/story_science_and_islam_manuscript1-216x300.jpg" alt="" width="216" height="300" /></a>Üniversite ne kadar evrensel bir kavram? İslami bir üniversiteden bahsedebilir miyiz mesela?</p>
<p>Her türlü bilgi ile o bilginin bilgi olarak kabul edildiği dünya görüşü arasında her zaman bir ilişki olmuştur. Bu konu şüphe götürmez. Modern dönem öncesi bütün medeniyetlerde dünya görüşü din tarafından şekillendirilmişti. Bu, bütün medeniyetler için, Hint, Çin ve İslam medeniyetleri için doğrudur. Batı etkisi dünyada yayılıp durduğundan kendisini dinden bağımsız olarak gören Batılı dünya görüşü de yayıldı. Ama orijininde Hıristiyan dünya görüşünden bağımsız değildi Batı medeniyeti. 17. yüzyılda icat edilen seküler paradigma da hakikatin doğası hakkındaki görüşleri açısından aslında bir yalancı dindi. Muğlak bilgi yoktur. Bilgi her zaman bir dünya görüşü çerçevesinde, hakikatin doğasına hususi bir bakış çerçevesinde var olur. <br />
 <br />
&#8220;İslami bir üniversite olabilir mi?&#8221; demiştik. Böyle bir üniversite var mı yeryüzünde?</p>
<p>1970&#8242;te Mekke&#8217;de ilk Dünya İslam Kongresi düzenlendiğinde bu gündeme gelmiş ve bunu takiben Malezya, Nijerya, Pakistan ve diğer bazı yerlerde İslam üniversiteleri açılmıştı. Bunlara İslam üniversitesi deniyor ama gerçekte İslami değiller. Evet şeriat, Arapça ve İslam tarihi gibi konuları öğretiyorlar ama diğer bilim alanları öğretime entegre edilmiş değil. Başka yerlerde eski medreselerin modernizasyonu yoluna gidildi. Örneğin Ezher Üniversitesi. Buralarda da üniversite İslami olabiliyor ama mesela tıp fakültesi olmuyor. Tıp fakültesinde İslam tıbbı öğretilmiyor. Mimari fakültesinde Müslüman mimarlar yetişmiyor. Bunlar Batı mimarisini Müslüman bir isimle kopyalıyorlar. Mimarın ismi John yerine Ahmed oluyor. Ama yine de bir İslami üniversite mümkündür.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/lunar_eclipse_al_biruni1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9922" title="lunar_eclipse_al_biruni1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/lunar_eclipse_al_biruni1-300x211.jpg" alt="" width="300" height="211" /></a>Bunun için gerekli olan İslami, felsefi dünya görüşü nasıl diriltilecek?</p>
<p>Bütün önemli entelektüel dönüşümlerin çoğunluk değil azınlık tarafından başlatıldığına inanıyorum. Modern bilimsel dünya görüşü ortaya çıktığında, yani Galile döneminde, Avrupa&#8217;da onu anlayan ve kabul eden insan sayısı 20&#8242;den fazla değildi. Dediğim gibi, dönüşüm her zaman azınlık tarafından gerçekleştirilir.</p>
<p>İslam dünyasında bu değişimi sırtlanabilecek entelektüeller yetişiyor mu?</p>
<p>Kesinlikle! Elli yıl önce İslam dünyasında sadece iki tip entelektüel bulunurdu. Birincisi geleneksel ulema, yani Arapça, kelam ve İslam fıkhı konularının büyük alimleriydi. İkincisi ise tamamen Batılılaşmış entelektüellerdi ama Allah, Batı bilimsel düşüncesinde yoktur. Ama elli yıl sonra bugün Türkiye, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan gibi ülkelerde genç entelektüeller ortaya çıktı. Bunlar Derrida veya Heidegger hakkında yazarken bile İslam geleneği perspektifinden konuşmaya çalışıyorlar. Bu, çok çok iyi bir işaret. Elli yıl önce bu yoktu. Bu açıdan gelecek hakkında çok ümitliyim. Bütün hayatımı bu kuşağın yetişmesine adadım ve inşallah bir şeyler olacak.</p>
<p>Ama İslam dünyasında hâlâ daha bir entelektüel kısırlık var. Öyle değil mi?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/otosurahi11.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9923" title="otosurahi11" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/otosurahi11-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a>Ben böyle görmüyorum meseleyi. İşte İran&#8217;da önde gelen bazı bilim adamları fizik ve nükleer bilim alanında bir sürü şeyler başardılar. İslam&#8217;ın Batı bilimine çok da büyük bir katkı sağlayamamış olmasının sebebi kültüreldir. Bilimsel bir problem değil yani. Biz özgüvenimizi, kendi kendimize güvenimizi kaybettik ve sadece Batı&#8217;yı kopya etmeye çalıştık. Mükemmel Türk veya Arap kalp cerrahları var Amerika&#8217;da. Ama bu başarıları kendi medeniyetine mal etme ayrı bir şeydir. Bu da özgüven yokluğundan dolayı olmadı.</p>
<p>Batı&#8217;nın durumu nasıl? Felsefeciler noktasından bakıldığında Batı da bir tür felç geçiriyor gibi&#8230;</p>
<p>Batı bugün çok ama çok ciddi bir entelektüel kriz geçiriyor. İnsanların bunun farkında olmamasının sebebi, teknolojinin ve Batı askerî kudretinin gücü. Tam da Roma İmparatorluğu&#8217;nun son dönemlerini andırıyor. O zaman da Roma lejyonlarları Libya&#8217;yı kontrolleri altında tutabildiği müddetçe yanlış giden bir şey yokmuş gibi görülüyordu. Şimdi çok benzer bir durum yaşanıyor. Batı felsefesi artık bir çıkmaz sokakta. Heidegger bile, &#8220;Batı felsefesi benimle bitmiştir.&#8221; demişti. Bir felsefi kriz var ve onun da yol açtığı dinî bir kriz var. Bunların da dışında bir çevre krizi var ki Batı yaşam tarzını, dünya görüşünü değiştirmediği müddetçe çözülemeyecek bir kriz bu. Bunu da yapmaya hazır değiller. Sürekli kozmetik çözümler üretiyorlar. Meksika Körfezi&#8217;nde yaşananlara bakın. Bu, insanlık tarihinin büyük bir trajedisi. Ama kimse bu konuda konuşmak istemiyor. Evet, Batı büyük bir kriz yaşıyor ve bu aşamada Batı&#8217;yı körü körüne taklit etmeye çalışmak bir intihar olur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/main_science_and_islam_art1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-9925" title="main_science_and_islam_art1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/main_science_and_islam_art1.jpg" alt="" width="460" height="460" /></a></p>
<p>Peki Batı bu duruma nasıl geldi?</p>
<p>Kur&#8217;anî terminolojiyi kullanmak gerekirse Batı&#8217;nın toplumsal liderleri ahiretlerini dünyalarına feda ettiler de ondan oldu bu. Büyük Alman şair Goethe, Faust&#8217;unda bu durumdan bahseder. Faust, güç ve teknolojiye sahip olmak için şeytanla anlaşır ve ruhunu şeytana satar. Aynen onun gibi maddi kazanımlar ve insanın dünyevi refahı için her şey feda edildi. Ama insanın manevi ihtiyaçları da vardır.</p>
<p>Batı demokrasisi için de mana buudu eksik deniyor. Demokrasiyi manevi ihtiyaçlarımızı da karşılayabilecek bir şekilde geliştirmek mümkün mü peki?</p>
<p>Öncelikle demokrasi bir metot, bir değerler sistemi değil. Daha fazla insanın katılımını sağlamaya çalışan bir yönetim metodu. Ama bakın Osmanlı dünyasına. İstanbul&#8217;da çok güçlü sultanlar bulunuyordu ve pek çok insan Osmanlı&#8217;da demokrasi olmadığını iddia etmiştir. Ama köylerde muhtarları kim seçiyordu? Bunlar bütün Anadolu&#8217;yu yönetiyorlardı. Topkapı Sarayı&#8217;ndaki sultan atamıyordu bunları. Yerel halk seçiyordu. Yani o zamanlarda İslam toplumunda ciddi bir iç demokrasi vardı. Buna bakarak daha makro düzeyde bir İslami demokrasi modeli geliştirebiliriz ve bunu yaparken manevi değerlerimizi de kurban etmemiz gerekmez. Ama Müslümanların bunun üzerinde çalışması lazım ve kabul etmeliyiz ki politika alanındaki durumumuz içler acısı.</p>
<p>Son 200 yılda İslam dünyasında idari güç sürekli olarak arttı, azalmadı. Basamak basamak çoğaldı. Sonuç olarak bütün müesseselerimiz yıkıldı. Şimdi dönüp Batı geleneği ile bina edilmiş modelleri kullanmaya çalışıyoruz. Bunlar da her zaman işe yaramıyorlar; çünkü farklı bir medeniyetin ürettiği kurumlar bunlar. Bizim ihtiyacımız olan sadece uyarlama değil, aynı zamanda orijinalite. Demokrasi Batı&#8217;da da ideal bir durumda değil. Batı&#8217;da para bireyden çok daha güçlü. Bunu Amerika&#8217;da görüyoruz. Eğer milyoner değilseniz partinin adayı olmak için başvuruda bile bulunamazsınız.</p>
<p>Son bir soru: Orijinal ve yenilikçi fikirlerin yeşermesi için özgürlük ortamının olması gerektiği söylenir. Türkiye&#8217;deki özgürlük ve demokrasi ortamını bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Öncelikle şu &#8220;yenilikçi fikirler&#8221; meselesine değinmek isterim. &#8220;Doğru&#8221; kelimesine ne oldu? Bu konuda doğruluk nerede? Her yenilikçi fikir iyi fikir değildir. Siyaseten Karl Marx&#8217;ın gayet de yenilikçi olan fikirlerinin aynı zamanda iyi olduklarını söyleyemeyiz. Marx&#8217;ın ölümünden sonraki bir yüzyıl boyunca on binlerce insanın ölümüne sebep oldu bu fikirler. Yani asıl kriter doğruluk olmalı. Her toplumda fikirlerin test edildikleri ve sadece doğru fikirlerin hayatta kalabildiği bir ambiyans olmalıdır. Altın çağında İslam medeniyeti böyle bir ambiyans oluşturabilmişti. Aksi olsaydı o muhteşem filozofları yetiştiremezdi. İnsanlar birbirleriyle Allah&#8217;ın birliği dışında her konuda tartışabiliyorlardı. Tevhid her şeyin üstünde bir şemsiye gibiydi. Onun içinde net bir tartışma özgürlüğü vardı. Ama bunu kaybettik artık. Son asırda modernizmin yükselişiyle birlikte daha da kısıtlayıcı bir durum ortaya çıktı. Özgürlük adına o İslami ambiyans atmosferi tümden yıkıldı. İnsanlar özgürdüler ama sadece Batılı fikirleri ifade etmekte özgürdüler. Yoksa hapse atılıyorlardı.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;deki atmosfer oldukça iyi durumda. İdeal olduğunu söyleyemem ama eğer entelektüel üretkenlik alanında iki ülke sayacaksak bunlar Türkiye ve İran&#8217;dır. Bütün bilimsel gelişmelerin kalbi olan saf felsefe diğer İslam ülkelerinden daha fazla bu iki ülkede üretiliyor. Ben Türkiye ve İran&#8217;ın entelektüel konulara ciddi olarak eğilen kitapları en fazla basan iki ülke olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/24/islam-dunyasi-ozguvenini-kaybettigi-icin-bilime-buyuk-katki-yapamiyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/24/islam-dunyasi-ozguvenini-kaybettigi-icin-bilime-buyuk-katki-yapamiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Bir Put: Bilim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 10:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9681</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Din ve bilim çatışır dahası din ve bilim birbirinin sahasına girmemesi gereken iki ayrı disiplinlerdir ve hatta din bilimin önünde engeldir&#8230;&#8221; gibi pozitivizmi yüksek dozajlı eleştirileri duyar gibiyim. Oysa mesele hiç de öyle değil. Neden mi? Son iki üç asırdır, pazardan domates satın alır gibi fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının aydını, yukarıdaki argümanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/din-bilim-catismasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9683" title="din-bilim-catismasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/din-bilim-catismasi-183x300.jpg" alt="" width="183" height="300" /></a>&#8220;Din ve bilim çatışır dahası din ve bilim birbirinin sahasına girmemesi gereken iki ayrı disiplinlerdir ve hatta din bilimin önünde engeldir&#8230;&#8221; </em>gibi pozitivizmi yüksek dozajlı eleştirileri duyar gibiyim. Oysa mesele hiç de öyle değil. Neden mi? Son iki üç asırdır, pazardan domates satın alır gibi fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının aydını, yukarıdaki argümanları da Batıdan almıştır da ondan. </p>
<p>Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, Ortaçağda kilisenin menfaatlerini elden kaçırmamak için ilmin gelişmesine engel olması, ilim adamlarını aforoz etmesi, yakması, hapsetmesi, kilise ile bilim arasında bir çatışma olduğu fikrini doğurmuştur. Söz konusu anlayış, tabiatı ve tabiatın bilgisini Allah&#8217;tan alıkoyan bir perde gibi görmüş ve bu katı tutum, Reform hareketlerini de beraberinde getirmişti<span id="more-9681"></span>. Böylece kilise ve din anlayışı tekrar sorgulanır olmuştu. Akabinde insanlığı ve dünyayı felakete götüren naturalizm, pozitivizm ve metaryalizm gibi akımların doğmasına vesile olunacaktı.  </p>
<p>Günümüzde ise bu sığ anlayışın devamı niteliğinde bir başka tezahür ortaya çıkmış, özellikle batıda bilim, dinden kopuk ve belli ölçülerde de ona karşı geliştiği için din ve bilim sanki iki ayrı sahalarmış gibi günümüz modern insanına servis yapılmıştır.  </p>
<p>Oysa Bilim (külli) irade ve Kudret&#8217;e dayanan &#8220;İlahi Kanunların&#8221; keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerden başka bir şey değildi. Bilime şu an ki olağanüstü  mevkiini verenler, dini inkar veya kasten göz ardı eden bilim adamlarıyla, onlarla ittifak eden birtakım sermaye ve güç merkezleri olmuştur.      </p>
<p>Bu küçük hatırlatmayla maksadım; İslam coğrafyasına da (Böyle bir coğrafyanın olduğuna şimdiler de pek inanmıyorum) bulaşan ya da ithal edilen bu zararlı akımların ve virüslerin kaynağına işaret etmek ve bizi rahatsız eden sivrisinekler bu bataklıktan geliyor diyebilmektir. Zira yakın tarihimizde de dinde reform hareketleri görülmemiş bir vaka değildir. (Bakınız : <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/06/turkce-ezan-tercume-ibadet-kulturel-bir-sizofreni/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Türkçe Ezan, Tercüme ibadet: Kültürel bir şizofreni</span></a>) </p>
<p>Tahrif edilmiş Hıristiyanlıkla (Vatikanizm) bilim arasında ortaya çıkan bu tarihsel çatışma, İslam ile bilim arasında da varmış gibi gösterilmesi de ayrı bir trajikomik bir hadisedir. </p>
<p>Konumuza dönersek; </p>
<p>Meseleyi iki boyuta indirgemek, İslam-Hiristiyanlık düzleminde ele almak yerine, İslam ve bütün İlahi dinlerin temeli olan Tevhid çerçevesinde konuyu ele almak daha sağlıklı  olacaktır kanaatimce&#8230;  </p>
<p>Bakalım Din ve Bilim birbiriyle çatışıyor muymuş?  </p>
<p>Bilim adamları, kainatın yaşını  5-15 milyar yıl olarak tahmin etmektedir. Kainat bu kadar yıldır hiç bozulmadan, muhteşem bir denge içerisinde sürüp gitmektedir. Oysa gerek kainatın teşekkülü gerekse varlığının mucizevi bir şekilde devam etmesi, olasılık hesaplarına göre mümkün değildir. Aynen aşılanmış bir yumurta ve tek hücre olarak anne karnına düşen insanoğlunun hayat macerasının devam etmesi gibi&#8230; </p>
<p>Zira anne karnındaki cenin, annenin topraktan aldığı besinlerle beslenmeye başlar.  Bu gıdalar zerreler halinde cenine yapı taşları olmaya başlar. Her geçen gün binlerce zerre cenine eklenmeye devam eder ve mükemmel bir insan vücudu ortaya çıkmaya başlar&#8230;Mesela bu esnada insan cenine yapı taşları olarak giden milyarlarca zerreden bir kaçı yanlış bir yere gitse, göze gidecek bir hücre kulağa gitse ya da dişe gidecek bir zerre beyne gitse ortalığı bir kaos alacak, denge ve düzen bozulacaktır. Sahi bu zerreler, yapı taşları tesadüfen mi gidecekleri yerlere gidiyorlar ya da çok mu zekiler? Ya da onları yönlendiren İlahi bir kudret mi vardır? </p>
<p>Daha bitmedi. Aynı gerçek insanın doğumundan sonraki hayatı için de geçerlidir. Zira insan doğduktan sonra da temelde topraktan aldığı gıdalarla beslenmeye devam etmekte, söz konusu yapı taşları yine ilgili organın ilgili hücresine şaşmaz bir düzen içerisinde gitmektedir.  </p>
<p>Bugün 7 yaşındaki oğlum süt dişini döktü. Belli ki süt dişi görevini tamamlamıştı. O küçücük, bembeyaz diş, cismani olarak küçük olsa da ben de büyük bir tefekkür kapısını aralamaya yetmişti. Öyle narin ve mükemmel bir yapısı vardı ki, insan düşünmeden edemiyor ve bütün bu olup bitenleri kuru bir tesadüfe bağlamak ya da oluruna bağlamak ve yahut olanlara duyarsız kalmak, perde arkasındaki Yüce gücü görmemezlikten gelmek sanırım nankörlükte son nokta olmalıydı. Aklı ve iradesi olmayan diş hücreleri, dişimize değil de gözümüze gitseydi elden ne gelirdi demeden kendimi alamadım. Kainatta yaratılan her şeyin bir görevi olmalıydı. Tabi insanın da.  </p>
<p>Bunun  yanında insan aynı topraktan, aynı gıdalarla beslendiği halde simadan karaktere, parmak izinden fıtratına kadar farklı bir alemdi. </p>
<p>Bir diğer mevzu, insanın meydana gelmesinde olduğu gibi hayatının devamı da  aslında adeta mümkün değildir. Zira mikroskobik bir yapı olan hücrelerde herhangi bir arıza olmaması ya da kılcallardan birinin tıkanmaması için hiçbir sebep yoktur. Ve hatta Hz. Ali&#8217;nin ifadesiyle <strong>&#8220;Her yudumda her lokmada -Hatta teneffüs edilen her havada- ölüm vardır&#8221;</strong> </p>
<p>O halde insanın da, kainatın da meydana gelebilmesi ve varlığını devam ettirmesi tam bir mucizedir. Bu mucizenin gerçekleşebilmesi için sonsuz bir ilim sahibi, sonsuz bir kudret sahibini gerektirmektedir. Bu kudret, ilim ve irade tek bir varlıkta toplanmalı ki, bu sistem bütün ahengi ve muhteşem düzeniyle meydana gelebilsin ve yine o Yüce kudretin istediği ana kadar devam edegelsin. </p>
<p>İşte adına &#8220;Allah&#8221; dediğimiz sonsuz ilim, kudret ve irade sahibi, dinin de ilmin de gerçek sahibidir.  </p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle; </p>
<p><strong>&#8220;Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz<a name="0.1_graphic05"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz<a name="0.1_graphic06"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> biliyorsun. Nasıl oluyor ki<a name="0.1_graphic07"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?&#8221; </strong> </p>
<p>Evet böyle bir şey ihtimal dahilinde bulunmuyor. Hiçbir şey sahipsiz değil. Hiç kimse başıboş  değil. Öyle değil mi ?  </p>
<p>Evet bir resim ressamsız da olmaz. Lakin ressamı, resmin içinde arama gayretleri de boşuna. Buna mukabil Yaradan bizlere, varlığına delil olsun diye sayısız işaretler de bırakmış. Bu işaretler ancak, gönül gözüyle, iman dürbünüyle görülürler. Aksi taktirde, kainattaki bu muhteşem ahengi, bu mucizevi hadiseleri, olup bitenlerin asıl failini terk edip işi tesadüflere bırakmaktan ya da materyalist felsefeye sarılmaktan başka seçeneğiniz ve hatta yapacağınız hiç bir şey yoktur.  </p>
<p>Bu doğrultuda insana düşen görev; başını kaldırıp, kendini tanıttırmak isteyen fa&#8217;al ve kudretli bir Zât&#8217;ın hârika işlerine bakmak ve  başıboş olmadığımızın farkına varıp<a name="0.1_graphic08"></a><img src="http://mail.google.com/mail/?name=d33be9805ff33117.jpg&amp;attid=0.1&amp;disp=vahi&amp;view=att&amp;th=128352381ec9c726" alt="Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image." width="1" height="1" /> bu hadiselerin de başıboş olamayacağını idrak ederek Ve yine O&#8217;nun adıyla hadiseleri ve kainatı okumak olmalı değil midir<strong>? Evet kainattaki her hadise, yaşadığımız her anımız, düşünen bir insan için, Allah&#8217;a götüren birer ayet olması gerekmez mi?</strong> Aksi takdirde her türlü bilimi sular seller gibi yutmuş da olsak, <strong>&#8220;Kitap yüklü merkepler&#8221;</strong> ötesine varabilir miyiz sizce?  </p>
<p>Meselenin bir başka boyutunda ise; bilimin, belli bir zümrenin tekeli altına alınmasıyla sermaye ve güç merkezlerine ve hatta ideolojik araçlara hizmet eder hale gelmesi, bakış açılarımızı çarpıtması ve kalın bir duvar olarak önyargılarımızı beslemesi vardır.  </p>
<p>Mesela Nahl Suresi 66 .ayette; </p>
<p><strong>&#8220;Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.&#8221;</strong> buyrulmaktadır. </p>
<p>Dekart&#8217;ın &#8220;Kartezyen Dualizm&#8221;inin düştüğü hataya düşmeden başka bir deyişle, dini bilime mahkum etmeden bu ayete biraz açıklık getirirsek; </p>
<p>Bugün bilim adamları, 1 kg sütün oluşması için, sağmal hayvanın memesine ortalama 10 ton kanın gidip gelmesi ve sirkülasyon yapması gerektiğini vurguluyorlar. Günde 40 kilo süt veren bir sağmal hayvan için, ortalama 400 ton kan sirkülasyon yapıyor demektir. Lakin bu verilerden bahseden bir cami hocasına bilimperestler yada seküler zihniyet hiç şüphesiz burun kıvıracaklardır. Tıpkı &#8220;Sütten denizler, baldan ırmaklar, meşrubattan nehirler&#8221; gibi cenneti anlatan ayetlere burun kıvırdıkları gibi&#8230; </p>
<p><strong>Din ve bilim aynı  gerçeğin iki farklı düzlemdeki ifadesinden bir açıdan da birbirini tamamlayan iki yüzünden ibarettir. Dolayısıyla aralarında en ufak bir çatışma veya çelişki olamaz&#8230;</strong> </p>
<p><strong>Bilim, 108.000 km/saat hızla &#8220;dünya dönüyor&#8221; diyor, din ise; sebepler dairesinde ve hikmetine binaen Yüce Kudret tarafından &#8220;dünya döndürülüyor&#8221; diyor&#8230; Maneviyattan ve vahiyden kopuk bilim olayın failini terk ediyor ve işi tesadüflere bırakıyor&#8230;Aradaki tek fark bu kanaatimce. Ancak sonuçları itibarıyla önemli bir fark!</strong> </p>
<p><strong>Kaldı  ki, din bilhassa İslam taklidi bir imanı değil, araştırmaya ve delile dayalı bir inanmayı esas alır. </strong>Din&#8217;e taklidi bir imanla da girilebilse de, bu pek tasvip edilen bir durum değildir. Bu şekilde ki bir iman yapısı da çok çabuk sarsılabilir ve hatta yıkılabilir yapıdadır. Bu nedenle Kuranı Kerim ısrarla<strong> &#8220;düşünmüyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz, bakıp gözlemlemiyor musunuz&#8221; </strong>şeklinde ikazlar da bulunarak, hayat, tabiat, düşünce, bilim ve akıl arasında derin ve kopmaz bir münasebet kurar. </p>
<p>Bununla birlikte, &#8220;Tabiat&#8221; bilimin çalışma alanıdır. Gözlemlenebilen ve üzerinde deney yapılabilen maddi bir sahadır.<strong> İslam&#8217;da tabiat, Allah&#8217;ın Esma-ül Hüsna&#8217;sının mevcilenme yeridir. Ve tabiat bu özelliği ile Allah&#8217;a ulaştıran nurdan basamaklar diyarıdır. Dolayısıyla tabiat Kur&#8217;an gibi bir kitaptır. Kur&#8217;an ise, onun anlamını, kendisinden nasıl istifade edileceğini açıklayan kutsal bir broşür mesabesindedir. İnsan ise, aynı kitabin üçüncü nüshasıdır.</strong> </p>
<p>Kur&#8217;an,<strong> &#8220;güneşe, aya, yıldıza, yere, göğe, gündüze geceye, zamana, insanın benliğine, incire, zeytine&#8221; </strong>yemin ederek insanı tevhid, ibadet, adalet hedefleri istikametinde bütün bunları araştırmaya sevkeder. Evet Kur&#8217;an&#8217;da geçen bu yeminler, gaflet uykusuna yatmış, tefekkür etmeyen, düşünmeyen, akıl etmeyen insanların başına birer tokmak etkisindedir. </p>
<p>Günümüz tarih bilimlerine baktığınızda, adeta insanoğlu eski Yunan Medeniyetinden önce adeta kara cahillikle ve ilkellikle boğuşuyor olması lazım gelir. Zira, günümüz bilimcilerin bu bakış açısı, tek yönlü ileriye doğru terakki anlayışına göre, insanlık devrini taş devri, yontma taş devri, cilalı taş devri, tunç devri gibi çağlara ayırdı. <strong>Ancak bu çağlara nasıl geçildiğini mesela  ateşin, tekerleğin, yazının ve bunun gibi nice keşiflerin nasıl keşfedildiğini açıklamadı. Oysa bir keşfin oluşabilmesi için başta malzeme, ihtiyaç, akıl yorma ve de en önemlisi bazı ön bilgilerin ve kesinleşmiş temel bilgilerin olması zaruridir. Arşimet ifadesiyle bir destekle dünyalar yerinden oynatılabilirdi ancak o destek olmadan bir adım öteye gidilemezdi.</strong> </p>
<p><strong>Evet, deney ve gözlemine alamadığı hususları bilimsel kabul etmeyen, din ve manevi meseleleri dogmatik sayan, dolayısıyla değersiz bulan ve bunları da büyük ölçüde teori kümelerinden ibaret sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimlere havale eden dahası kendi prensiplerini kutsallaştıran günümüz bilimleri ya da bilimperestleri, mesela ilk gemiyi kimin yaptığını ve nasıl yaptığını, ilk saati kimin neye ve hangi bilgiye dayanarak bulduğunu açıklamak zorundadır. Mesela ilk elbiseyi insanın nasıl ve neyle diktiğini, iğne ve ipliği nasıl keşfettiğini açıklamak zorundadır. Zira ne bilim ne de keşiflerin tarihi 16. yüzyılda başlamıştı ne de insanoğlunun en büyük buluşu, uçak, füze, internet ya da elektronik aletlerdi. Bunlar olmadan da insan yaşayabilirdi. Ancak insan yemeden içmeden ve hatta giymeden yaşayamazdı. Taa baştan beri insana ne yiyip ne içmesi gerektiğini ona kim öğretti veya ilham etmişti acaba? Öyle ya insanoğlu, kendine neyin faydalı neyin zararlı olduğunu keşfedinceye kadar, soy sop, sahibi olması bu denli uzun yaşaması dahi ihtimal dışıdır&#8230;       </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Oku, Yaratan Rabbinin adıyla! O, insanı &#8220;alak&#8221;dan yarattı.  Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. (Alak Suresi 1-7.Ayet)&#8221;</strong></p>
<p>Evet, bilimin açıklayamadığı  veya ısrarla açıklamaktan kaçındığı soruların cevabı burada&#8230;</p>
<p>Bunun yanında ortada henüz okunacak bir kitabın varlığı dahi yokken, <strong>&#8220;Oku&#8221;</strong> emrinin verilmesi oldukça manidar. Demek ki, kitap olmasa da ortada okunacak koca bir kainat ve onun fihristi insan var. Oku emriyle bilimsel çalışmalara herhangi bir sınır getirilmemekte ancak bu okumanın yine Allah&#8217;ın adıyla yapılması istenmektedir. Zira ancak öyle olursa yapılan faaliyetlerin insana yada kainata bir zararı dokunmazdı. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, ortaya çıkacak bilimin neticelerinden insanoğlu kendini emin hissedebilirdi. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, ortaya çıkan neticeler, doğayı kirletmede, insanı öldürmede, insanı yok etmede, haksız hakimiyet kurmada ve yeryüzünde fesat çıkarmada kullanılmazdı. Ancak Allah&#8217;ın adıyla olursa, bilimin neticeleri ancak o zaman, yeryüzünü imarda, bütün insanlığın faydasına ve insanın maddi-manevi terakkisi, huzur ve güveni adına kullanılırdı.    </p>
<p><strong>Bilim kendini dinden soyutladığı müddetçe, belki küçük bir azınlığa MADDİ bir ferah getirse de, yol açtığı inkar, dolayısıyla huzursuzluk, güvensizlik girdapları yanı sıra, görülmemiş sömürü düzenleri, zengin-fakir uçurumu, sonu gelmez savaş ve çatışmalar, bir defada toplu katliamlar (Bakınız Hiroşima, Nagasaki ve dünya savaşları), derin yaralar, gibi pek çok felaketleri de beraberinde getirecektir ve öyle de olmuştur.     </strong> </p>
<p>Sahi, Din ve Bilimin iki ayrı sahaya hitap eden, iki ayrı disiplinler olması gerektiğini, düşünenler hala var mıdır? Ya da din ve bilimin çatıştığı tezinde ısrarcı olanlar? </p>
<p><strong>Sonsöz: </strong> </p>
<p>Bilim (külli) irade ve Kudret&#8217;e dayanan &#8220;İlahi Kanunların&#8221; keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerden başka bir şey değil. Sadece bilim mi, her şeyin hükmünü ve kanununu koyan O&#8217;dur. İstisnasız, biz insanoğlu dahil bütün canlı ya da cansız varlıklar O&#8217;nun emrini yerine getiririz. O&#8217;nun hükmünü ve kanunlarını uygularız. Şöyle ki;  O&#8217;nun gör diye verdiği gözü görmekte, işit diye emrettiği kulağı, O emretti diye tam bir itaatle işitmekte kullanırız. O&#8217;nun dinine dair ileri geri konuşurken bile, O&#8217;nun konuş diye verdiği dil, damak ve gırtlağımızı O&#8217;nun dediği biçimde hiç itirazsız kullanırız.  </p>
<p><strong>İnanan inanmayan istisnasız herkes, O&#8217;nun kurallarına, korkutucu ifadeyle (?) O&#8217;nun şeriatına zaten taraftarız.</strong> </p>
<p><strong>Bilmeyenler için küçük bir hatırlatma; &#8220;Şeriat&#8221;, &#8220;kurallar&#8221; demektir. Sadece dinin kurallarını  değil, yaşamanın kurallarını/şeriatını  da, O belirliyor. Güneş hâlâ  doğudan doğuyor şeriat bunu gerektirdiği için&#8230; Nefesiniz doğdunuz günden beri akciğerlerinizdeki alveoller üzerinden, kalbinizin özel kaslarının istikrarlı ve sessiz çalışması sayesinde kanınızı tazeliyor. Anlayacağınız nefes alıp veren herkes Şeriatçı. Nefes alıp verme esnasında gırtlaktan çıkan &#8220;HUU&#8221; nameleri de işin çabası. </strong> </p>
<p><strong>Din ve bilim aynı  gerçeğin iki farklı düzlemdeki ifadesinden bir açıdan da birbirini tamamlayan iki yüzünden ibarettir dedik. Dolayısıyla aralarında en ufak bir çatışma veya çelişki olamaz&#8230;Çatışma ilim adamının zihninde olur. Onun henüz gerçekleri kavrayamayışından, teorilerden hakikatlere geçemeyişinden veya yanlış bir din anlayışına sapmış olmasındandır. </strong> </p>
<p><strong>İnsanlığa faydadan çok zarar getirmiş, imandan çok inkar hesabına kullanılmış olan günümüz bilim anlayışı, vicdanını ve insanlığını askıya almış robot insanların elinde kaldığı ve Allah adına okunmadığı müddetçe insanlığın, kendi eliyle yontup sonrada taptığı gibi, bu modern puttan daha çok çekeceği var demektir.   </strong> <br />
 </p>
<p><strong>Teşekkür : </strong>Bu makalenin yazımında, Sayın Ali Ünal&#8217;ın &#8220;İslam Bilim İnsan ve Tarih&#8221; adlı eserinden, Sayın Senai Demirci&#8217;nin makalelerinden ve Sayın Mehmet Yılmaz&#8217;ın &#8220;Sanat&#8217;ta Ayrıntı&#8221; yazı dizisinden istifade edilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/04/modern-bir-put-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

