<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Beyin Yıkama</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/beyin-yikama/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>İki Mustafa</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20474</guid>
		<description><![CDATA[Star Gazetesi yazarı Mustafa Akyol &#8220;‘Gençliğe Hitabe&#8217; de kaldırılmalı&#8220; başlıklı bir makale yazdı. Okumadan önce olumlu ve olumsuz birçok tepki okudum, bunca eleştiri nedendir diye düşünürken aslına ulaştım. Akyol , Milli Güvenlik dersinin kaldırılmasının çok hayırlı bir iş olduğunu, Andımız&#8217;ın da kaldırılması gerektiğini, madde madde çok açık, anlaşılır bir biçimde ifade ediyor. Aynı şekilde kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/yasak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20475" title="yasak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/yasak.jpg" alt="" width="180" height="134" /></a>Star Gazetesi yazarı <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol.htm">Mustafa Akyol <em>&#8220;‘Gençliğe Hitabe&#8217; de kaldırılmalı</em>&#8220;</a> başlıklı bir makale yazdı. Okumadan önce olumlu ve olumsuz birçok tepki okudum, bunca eleştiri nedendir diye düşünürken aslına ulaştım. Akyol , Milli Güvenlik dersinin kaldırılmasının çok hayırlı bir iş olduğunu, Andımız&#8217;ın da kaldırılması gerektiğini, madde madde <span id="more-20474"></span>çok açık, anlaşılır bir biçimde ifade ediyor. Aynı şekilde kişilik haklarına müdahale etmeden Gençliğe Hitabe&#8217;nin de kaldırılması gerektiğini anlatıyor.</p>
<p>Olumsuz tepkileri hatırlayınca acaba kaçırdığım bir husus mu oldu düşüncesiyle tekrar okudum ancak bunca abartılı tepki verilecek hiç bir hususa rastlamadım. Dahası ilk aklıma gelen Mustafa Akyol&#8217;un ne kadar haklı olduğuydu zira Gençliğe Hitabe metninde Akyol&#8217;un eleştirdiği kısımların hepsinin can bulduğu insanların, bu tepkilerinin nedenlerinden birinin de Gençliğe Hitabe metninden kaynaklanmakta olduğunu düşündüm.</p>
<p>Bir gençlik düşünün, onlara diledikleri gibi düşünme -buna Atatürkçü düşünme biçimi de dâhil- her türlü yolu seçme hakkı tanıyan bir yazarı haksız, sınırsız ve hatta fikirsizce hakaretlerle eleştirsin ancak bu gençlik, kendisine neredeyse bir seçim hakkı bırakmayan tavsiyeler bütününe &#8220;düşünmeksizin&#8221; biat etsin; vallahi ben bu gençliği anlamıyorum!</p>
<p>Öğrenim hayatım boyunca Milli Eğitim müfredatına biat etmedim, canım ne öğrenmek istiyorsa onu öğrendim, ne okumak istediysem onu okudum. Evde bir takım kitaplardan okuduğum gayrı meşru tarih kitapları çok ilgimi çekerken okulda ezbere, kof kibre ve kendini övmeye dayalı İnkılap Tarihi dersi ilgimi çekmemişti. Gerçek olmayan bir tarihi ezberlemek ve sorulara inanmadığım cevaplar vermek ise daha 13 yaşımdayken onuruma dokunmuştu. 13 yaşımdayken bir gün gazeteci yahut yazar olma hayalleri kurmaya başlamıştım, gerçekleri insanlara anlatacaktım ve yazacaktım. Ancak bu hayalleri kurarken bunların bir gün gerçeğe dönüşeceğine hiç mi hiç inanmamıştım; öyle uzaklardı ki&#8230; Bugün hayallerimin gerçek olduğunu görüyorum, bugün bir şeylerin değiştiğini görüyorum, o hayalleri kurduğum aynı odada gerçekleri sizlere yazıyorum. Bugün Mustafa Akyol da bunu yapıyor, 80 yıldır bir şeylerin hayalini kuran ama hayallerini gerçekleştiremeyen, kendi içindeki potansiyeli çürüten gençlerin sesi oluyor. Bu alkışlanası çaba, bu ifade özgürlüğüne verilen destek bir kısmımızın desteğini alırken, bir kısmımızın tepkisiyle karşılaşıyor. Oysaki Akyol savunduklarını kendisi için değil, bu ülke gençliğinin faydasına olacağı için savunuyor ve dahası onlara aksi bir seçeneği savunma hakkı da sunuyor. Ve birileri &#8220;hayrı çağırıyormuşçasına şerri çağırıyor.&#8221;</p>
<p>  Gençliğe Hitabe gençliğe &#8220;bir ihtimal daha yok&#8221; derken, gençliği sınırlarken, Akyol &#8220;bir ihtimal daha var&#8221; diyor. Gerçekten bir ihtimal daha var; o da konuşabileceğimiz bir Türkiye&#8230; Unutmayalım ki konuşulabildiğimiz bir Türkiye demokrasi ölçeğinde; konuşabildiğimiz bir Atatürk demokrasi ölçeğinde değerlendirilir aksi ise diktatöryel bir durum olarak değerlendirilir. Sahi konuşmaktan niçin bu kadar korkuyoruz?</p>
<p>  Bir kesim Gençliğe Hitabe&#8217;yi kendine şiar edinebilir. Kendisi için bunları &#8220;dokunulmaz&#8221; da kılabilir ancak bunları şiar edinmeyenlere dayatamaz ve bugün bu dayatmaya sessiz kalınamaz.</p>
<p>  Mustafa Kemal Atatürk ile hiç kimseyi kıyaslamadan diyorum ki: Mustafa Kemal Atatürk sizin için çok önemli bir şahsiyet olabilir, onu &#8220;Yurdumuzu düşmanlardan kurtardı&#8221; düşüncesiyle çok sevebilirsiniz ama şunu da kabul edin iki Mustafa&#8217;dan biri olan Mustafa Akyol da &#8220;zihinleri düşmanlardan kurtarıyor&#8221; bırakalım yapsın. Zira zihin düşünmek için vardır, düşünmemek ise zihnin düşmanıdır, düşünmemek insanın kendine yaratılış gayesine aykırı davranmasıdır. Yıllarca &#8220;düşünme, konuşma&#8221; denilen bir ülkede birileri çıkıyor ve &#8220;düşün, konuş&#8221; diyor, bundan daha güzel ne ola ki?</p>
<p>   <strong>Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcut değildir, zaten kan bir asalet belirleyici değildir</strong>. <strong>Muhtaç olduğumuz kudret aklımızda ve vicdanımızda mevcuttur, lütfen tüketmekten çekinmeyelim.</strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/31/iki-mustafa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı kalem&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/21/kirmizi-kalem/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/21/kirmizi-kalem/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2011 13:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Senai Demirci</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19864</guid>
		<description><![CDATA[Yetmişli yıllarda iki idealist sosyalist arkadaştan birine SSCB&#8217;den (o zaman ki adıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) bir davet gelir. Demir perde olduğu için herkesin merak ettiği ama bir türlü gidemediği Moskova&#8217;yı merak eder ikisi de. Günü gelip arkadaşını yolcu eden sosyalist, sıkı sıkı tembihler: &#8220;Aman bana oranın gerçekten hayalimizdeki gibi olup olmadığını hemen yaz! Ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zf.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-17954" title="turk_solu_marx_zf" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zf-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a>Yetmişli yıllarda iki idealist sosyalist arkadaştan birine SSCB&#8217;den (o zaman ki adıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) bir davet gelir. Demir perde olduğu için herkesin merak ettiği ama bir türlü gidemediği Moskova&#8217;yı merak eder ikisi de. Günü gelip arkadaşını yolcu eden sosyalist, sıkı sıkı tembihler: &#8220;Aman bana oranın gerçekten hayalimizdeki gibi olup olmadığını hemen yaz! Ancak ola ki işler sandığımız gibi değildir; mektup burada bir faşistin eline geçebilir. Sen en iyisi hep olumlu şeyler yaz. Gerçekten olumluysa mavi kalemle yaz. Tam tersiyse kırmızı kalemle yaz, ben anlarım&#8221; der.</p>
<p>Çok geçmeden Moskova&#8217;dan beklediği mektubu alır. Heyecanla açar; uzunca bir mektuptur. Daha okumadan bir oh çeker, mektubun her satırı mavi kalemle yazılmıştır. Okumaya başlar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yoldaş, burada insanlar alabildiğine özgür. İşçiler refah içinde. Herkese emeğinin karşılığı hemen veriliyor. Çocuklar mutlu ve neşeli. Kadınlara hak ettikleri nezakette davranılıyor. Erkekler onurlarıyla yaşıyorlar. Ezen de yok ezilen de. Öyle faşistlerin uydurduğu gibi kıtlık falan da yok. Herkes istediğine kolayca ulaşıyor, istediğini istediği kadar alıyor. Görsen nasıl çocukların yüzü gülüyor. Burası tam da ideallerimizdeki bir ülke&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Yoldaş büyük bir huzurla yutarcasına okur satırları&#8230; Keyfine diyecek yoktur ta ki mektubun <span id="more-19864"></span>son satırını okuyuncaya kadar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yoldaş, hani burada bir kıtlık yok, herkes her istediğini buluyor demiştim ya. Bunun küçük bir istisnası var.  Ne yazık ki ısrarla ve günlerce aradığım halde nedense bir tane kırmızı kalem bulamadım.&#8221;</em></p>
<p>Yani&#8230;</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Diyeceğim o ki, o kadar çok diyeceğim var ki, sırf insafsız birilerine çok sevdiğim kardeşlerimin aleyhine malzeme vermekten korktuğum için diyemiyorum.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Diyeceğim o ki, o kadar çok diyeceklerimi emeklerinin zerresinin yok sayılmasına razı olamayacağım kardeşlerimin emeklerini başından beri öğütenlerin hoyratlık değirmenine su olarak akıtılacağından korktuğum için diyemiyorum.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Diyeceğim o ki, diyeceğim bir çok şeyi içlerinde kıl kadar bile hesap olmayan, aşkla şevkle yolunu yürüyen kardeşlerimin hakkını yerim ve yenmesine vesile olurum diye diyemiyorum.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Diyeceğim o ki, diyeceklerimin hepsini insanların imanı için uykusuz kalan, gurbetlerin en uzağında davası için çırpınan kardeşlerimin faziletine yetişecek bir adam olmadığımı bildiğim için diyemiyorum.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Benim kırmızı fontum bu kadar&#8230;</span></strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Komünizm, sosyalizm ve Türk solu üzerine okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin <strong>MAЯҖ</strong></span></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/21/kirmizi-kalem/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/21/kirmizi-kalem/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu dünyadaki en önemli şey nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/15/bu-dunyadaki-en-onemli-sey-nedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/15/bu-dunyadaki-en-onemli-sey-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 07:14:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19401</guid>
		<description><![CDATA[David Greenspan&#8217;ın yönettiği kısa film&#8230; Öğretmeni Uchida&#8217;ya sorar: Bu dünyadaki en önemli şey nedir? Cevabın imparatora hizmet olması gerekirken, Uchida bir çocuğun verebileceği en tatlı cevabı verir: Kırmızı fasulyeli kek  
Bölüm 1

Bölüm 2

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>David Greenspan&#8217;ın yönettiği kısa film&#8230; Öğretmeni Uchida&#8217;ya sorar: Bu dünyadaki en önemli şey nedir? Cevabın imparatora hizmet olması gerekirken, Uchida bir çocuğun verebileceği en tatlı cevabı verir: Kırmızı fasulyeli kek <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>Bölüm 1</strong><br />
<iframe width="200" height="165" src="http://www.youtube.com/embed/H1yIz6hnGpM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Bölüm 2</strong><br />
<iframe width="200" height="165" src="http://www.youtube.com/embed/27Ei8hx3c4w" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/15/bu-dunyadaki-en-onemli-sey-nedir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/15/bu-dunyadaki-en-onemli-sey-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yanılmaz kehanetler: Marxist Propaganda(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jul 2011 18:34:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Hannah Arendt]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18013</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Moskova Metrosu&#8217;nun bütün dünyadaki tek metro olduğunu söylemek yalandır. Tabi Bolşevikler bütün diğer metroları yıkacak güce sahip olmadığı sürece. Bir başka deyişle YANILMAZ KEHANETLER totaliter rejimlerin dünyayı ele geçirme planlarını ele verir. Çünkü totaliter lider  ancak tamamen kontrol altındaki bir dünyada bütün YALAN KEHANETLERİ gerçekleştirebilir, [Gerçeklere hükmedebilir]&#8221; (The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt, 1°)
 Sadece marxistlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm.jpg"><img class="size-medium wp-image-18015  alignleft" title="turk_solu_marxizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm.jpg" alt="" width="166" height="195" /></a>&#8220;&#8230;Moskova Metrosu&#8217;nun bütün dünyadaki tek metro olduğunu söylemek yalandır. Tabi Bolşevikler bütün diğer metroları yıkacak güce sahip olmadığı sürece. Bir başka deyişle <strong>YANILMAZ KEHANETLER</strong> totaliter rejimlerin dünyayı ele geçirme planlarını ele verir. Çünkü totaliter lider  ancak tamamen kontrol altındaki bir dünyada bütün <strong>YALAN KEHANETLERİ</strong> gerçekleştirebilir, [Gerçeklere hükmedebilir]&#8221; </em>(<a href="http://www.amazon.com/Origins-Totalitarianism-Hannah-Arendt/dp/0156701537">The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt</a>, 1°)</p>
<p><em> S</em>adece marxistlere özgü olMAyan, faşist, Kemalist ve İslamcı bütün devrimleri kapsayan bir başka meseledir bu, gelecekten haber vermek, <strong>YANILMAZ KEHANETLERDE BULUNMAK</strong>. Naziler biyolojinin yanılmaz ırk kanunlarına göre tasavvur etmişlerdi &#8220;<em>das tausendjährige Reich</em>&#8221; dedikleri,  1000 yıl sürecek olan hakimiyetlerini. 28 şubat zulmünün Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da 1000 yıllık bir ömür biçmişti o faşist rejime. Marxizm ise <strong><em>&#8220;Tarihin YANILMAZ yasalarına&#8221;</em></strong> dayamıştı sırtını. Komünist Manifesto&#8217;da, Kapital&#8217;de ve komünizmin bütün temel metinlerinde öne çıkan bir öge bu.</p>
<p> Peki teoride insan haysiyetini yücelten marxizmin bu türlü kehanetlere başvurmasının sebebi neydi? Eğer marxizm iyi bir şey ise marxistler neden <strong><em>YANILMAZ KEHANETLER</em></strong> uydurma ihtiyacı hissettiler? Neden marxizmin güzelliklerini(?) olduğu gibi anlatmadılar insanlara? Böylece ortak bir akıl ve gönül birliği ile ilerlenir, Marx&#8217;ın dediği gibi bütün dünya işçileri <strong>KOLAYLIKLA</strong> birleşebilirdi.<img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_sartre_komunizm.jpg" alt="" width="148" height="196" /></p>
<p> Bazı marxistler bunu şöyle savunuyorlar: <strong><em>&#8220;Bir savaş hali söz konusuydu, proletaryaya umut vermek, motive etmek için Marx buna mecburdu&#8221;</em></strong>. Bu savunmayı 1800&#8242;ler için kabul edebiliriz ama 20ci asrın komünistlerinde de değişen bir şey olmadı.</p>
<p> Meselâ Jean Paul Sartre 1954&#8242;te yaptığı Moskova gezisinin ardından Komünist Rusya&#8217;da fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu ve bu ülkenin  hayat standardı bakımından 10 yıl içinde batılı ülkeleri geride bırakacağını söylemişti. Aynı Jean Paul Sartre 1975&#8242;te yaptığı bir mülakatta ise Fransız Komünist Partisi&#8217;ne yardım etmek için <strong>bilerek yalan söylediğini</strong> itiraf etti. Aslında Stalin&#8217;in soykırımları <span id="more-18013"></span>biliniyordu 1950&#8242;lerin Fransa&#8217;sında. Komünist ülkelerde aydınlara yapılan baskı ve işkenceler de biliniyordu. Zaten Sartre komünizme verdiği destek yüzünden Albert Camus gibi aydınlardan ağır eleştiri aldı. Ama 1956&#8242;da özgürlük isteyen macarların Komünist Rusya tarafından tanklarla ezilmesine kadar bu ideolojiyi desteklemekten vaz geçmedi.</p>
<p> Evet, neden marxistler gelecekten haber verir? Neden <strong>YANILMAZ KEHANETLER</strong> sadece marxistlerin değil hemen bütün devrimcilerin vazgeçilmezi olmuştur? Sanırım bu sorunun cevabı Marx&#8217;ın yakın dostlarından birinin şu sözlerinde gizli:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em> &#8221;Tanrı aşkına, bütün önyargıları ve dogmaları yıktıktan sonra halkın beynini yıkama sırası bize mi geldi?&#8221;(Sosyalist Prudhon&#8217;un Karl Marx&#8217;a hitabı, 1864)</em></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18016" title="turk_solu_marxizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_3.jpg" alt="" width="226" height="198" /></a>Bu sözden sonra aralarının fena halde açıldığını tahmin edebilirsiniz. Marx Prudhon&#8217;u komünist hareketten dışlamakla kalmamış, onu aşağılamak için özel bir metin bile kaleme almış. Sanıyorum Marx&#8217;ın bu kadar kızmasının gerçek sebebi Prudhon&#8217;un <strong>SONUNA KADAR</strong> haklı olmasıydı. Bir başka anarşist olan Stirner&#8217;in dediği gibi komünizm hızla bir dogma haline geliyor; Marx&#8217;ın zihinlerden ve kalplerden kovduğu dinî inançların tahtına talip oluyordu. (Bkz. <a title="Permanent Link to " href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%e2%80%9cdin-toplumun-afyonudur%e2%80%9d-karl-marx/">&#8220;Din Toplumun Afyonudur&#8221;</a>)</p>
<p> Ama biz bu yazının kapsamında <strong>BEYİN YIKAMA</strong> boyutuna odaklanalım.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bir dünya yarattım, yalnız ikimiz için</strong></p>
<ul>
<li>- Beni falanca ile aldatıyorsun !</li>
<li>- Sen delirdin mi ?</li>
<li>- &#8230;</li>
<li>- Kıskançlığına tahammül edemiyorum, çıkıp hava alacağım biraz.</li>
<li>- Biliyordum zaten, onun yanına gidiyorsun değil mi?</li>
</ul>
<p>Vehim zindanındaki insan &#8220;dışarıdan&#8221; gelen bilgileri kullanarak kurtaramaz kendisini. Dışarıdan gelen bilgileri kendi vehim sistemine dahil eder, yanıldığını gösteren her yeni bilgi zindanın duvarlarını biraz daha kalınlaştırır. Gerçek olmayanı, aldatmacayı gerçek gibi, gerçek olanı da aldatmaca gibi yaşamaya başladıktan sonra geri dönmek zordur. &#8220;İçerisi&#8221; ile &#8220;dışarısı&#8221; birbirine karışmıştır artık. Neden böyledir?</p>
<p> Çünkü beyin yıkamanın esası <strong>YALAN</strong> <strong>DEĞİLDİR</strong>, Gerçek Dünya&#8217;dan Kurgu Dünya&#8217;ya <strong>KAÇIŞTIR</strong>. Bir bakıma kuralları belli bir oyun gibi düşünebilirsiniz bunu. Meselâ futbol maçına gidersiniz. Takımınızın renklerinde şapka ve bayraklar vardır elinizde. Kısa bir süre için &#8220;Fenerbahçeli&#8221; olup günlük dert ve tasalarınızı evde bırakırsınız. &#8220;Futbol&#8221; denen oyunun kuralları 90 dakikalığına bütün Tabiat kanunlarının yerine geçer. Hakemin düdüğü Yerçekimi kanunu kadar determinist olur. Meselâ &#8220;attığınız&#8221; gole hakem &#8220;ofsayt&#8221; derse çok üzülürsünüz. Dedik ya 90 dakikalığına bilerek, isteyerek &#8220;kaptırırsınız&#8221; kendinizi oyuna. Gerçek hayattan kopamazsanız maçın &#8220;tadı&#8221; olmaz zaten. Meselâ &#8220;attığınız gol&#8221; gerçekte &#8220;top&#8221; denen bir cismin iki direk arasından geçmesidir, fizikî anlamda önemsizdir. Tabi siz eğlenmek, maç heyecanını yaşamak için bu Kurgu Dünya&#8217;ya bilerek girersiniz ve çıkarsınız.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_4.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18019" title="turk_solu_marxizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm_4.jpg" alt="" width="209" height="251" /></a> Ama maça gelen bazı insanlar için stadın içindeki Kurgu Dünya dışarıdaki Gerçek Dünya&#8217;nın yerini alır. Maç sırasında <strong><em>&#8220;ölürüm Fenerbahçe için&#8221;</em></strong> diye şarkılar söyleyenler 90 dakika bitince bıçaklarını çekip &#8220;öteki&#8221; takımın seyircilerini öldürmeye kalkarlar, &#8220;ötekilerin&#8221; formasını yakabilirler. Bu zavallı insanlar için Gerçek Dünya öyle karmaşık ve öyle içinden çıkılmaz bir hal almıştır ki stadın içindeki basit ve tutarlı olan Kurgu Dünya&#8217;da rahat bir nefes alırlar. Ne işsizlik, ne açlık, ne borçlar, ne gelecek korkusu, ne tinerci kardeşi ne evi terk eden annesi&#8230; &#8220;Bizim&#8221; renklerimizi giyenler ve &#8220;ötekiler&#8221; vardır orada. Dost ve düşman bellidir. Bu sebeple dünyanın bir çok yerinde ırkçı hareketlerin ifade alanı olmuştur stadyumlar. Kumar masasından kalkamayan, içki şişesine, bilgisayar oyunlarına yapışan müptela da böyledir. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/" target="_blank">O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?</a>) &#8221;Normal&#8221; bir aktivite ile kurulan &#8220;sapık&#8221; bir ilişki vardır ortada. Kendi içinde tutarlı, basit, öngörülebilir bir dünya özlemi. Bir tür narkoz&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Totaliter propaganda gerçeklerden kurguya kaçış esnasında filiz verir, özgür bir dünya tasavvurundan basit ve öngörülebilir olana doğru. Halk yığınları köklerinden sökülmüş olmanın verdiği korku ve geleceği göre<strong>ME</strong>menin endişesi içindedir. (Bkz. Kökünden sökülme: Bölümler <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/" target="_blank">1</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/21/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir2/" target="_blank">2</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/" target="_blank">3</a>) Hayattaki rastlantılar, öngörülemeyen olaylar tahammül edilmez bir hale gelmiştir. Fakat bütün bunların yanında bir sebep daha vardır ki o da insan zekâsının <strong>TUTARLI</strong>, <strong>AÇIKLANABİLİR</strong> olanı öngörülemez olana tercih etmesidir. <strong>Halkların beyinlerini yıkaTmaya bu kadar gönüllü olması aslında yaşamak zorunda oldukları hayatı reddetmeleridir</strong>.&#8221;</em> (<a href="http://www.amazon.com/Origins-Totalitarianism-Hannah-Arendt/dp/0156701537">The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt</a>, 1°)</p>
<p> Arendt&#8217;in bu açıklamalarını Karl Marx&#8217;ın özellikle Londra&#8217;da iken bizzat yaşadığı koşullarla paralel olarak canlandırın gözünüzün önünde. Yeni doğmuş çocuğuna beşik alacak parayı denkleştiremeyen bir babanın bir kaç ay sonra aynı bebek için tabut parası aradığı bir Londra. Borç para bulamadığı için çocuğunu tabutsuz gömen insanlar sizce yaşadıkları dünyayı kabul edebilir miydi? Basit bir Kurgu Dünya çok daha &#8220;akla uygun&#8221; gelmez miydi? <strong><em>&#8220;Hey dostum, bebeğin ölümü senin suçun değil, suç seni sömüren kralın / burjuvanın / Yahudilerin / Masonların / &#8230;&#8221; </em></strong>Her kapı çaldığında alacaklılar geldi diye yerlerinden sıçrayan bu insanlar belki ekmek kadar ihtiyaç duyuyorlardı basit ve öngörülebilen bir dünya tasavvuruna.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p>1° Bu devasa eserin ilk iki cildinin Türkçeye çevirildiğini gördüm. Üçüncüyü bulamadım. Koyduğum alıntılar üçüncü cilttendir, <strong><em>&#8220;Totalitarian Movement</em></strong>&#8221; isimli bölüm, sayfa 350 ve izleyen sayfalar, (<em>Meridian Books, 7ci baskı, Eylül 1962</em>) Eğer Türkçesini biliyorsanız referansını yorum olarak paylaşmanızı rica ediyorum, Türkçe tercümeler:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5410">Totalitarizmin Kaynakları 1 / Antisemitizm</a></li>
<li><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5411">Totalitarizmin Kaynakları 2 / Emperyalizm</a></li>
</ul>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm1.jpg"><img class="size-full wp-image-18020 aligncenter" title="turk_solu_marxizm1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marxizm1.jpg" alt="" width="441" height="323" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/08/yanilmaz-kehanetler-marxist-propaganda3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aldatılmak güzeldir: Marxist Propaganda(2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/06/kandirilmak-istiyorum-marxist-propaganda2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/06/kandirilmak-istiyorum-marxist-propaganda2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jul 2011 10:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17925</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben bir diktatör değilim, sadece demokrasiyi basitleştirdim&#8221; diyordu Adolf Hitler. Ellerin ve ayakların zincire vurulmasından daha beter olan akılların ve vicdanların zincire vurulmasıdır. Fizikî zulüme direnmenin engellenmesi bir gün aşılabilir. Ama ya insanlar direnme arzularını yitirdilerse? Zincirlendiklerinin farkında değillerse? Hatta o zincirleri canları pahasına savunmaları gerektiği onlara kabul ettirilmişse?
 Komünizm, Marx, Marxizm konulu bu yazı dizisine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/propaganda_komunist_turk_solu.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17926" title="propaganda_komunist_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/propaganda_komunist_turk_solu.jpg" alt="" width="211" height="241" /></a>&#8220;Ben bir diktatör değilim, sadece demokrasiyi basitleştirdim&#8221;</strong> diyordu Adolf Hitler. Ellerin ve ayakların zincire vurulmasından daha beter olan akılların ve vicdanların zincire vurulmasıdır. Fizikî zulüme direnmenin engellenmesi bir gün aşılabilir. Ama ya insanlar <strong>direnme arzularını</strong> yitirdilerse? Zincirlendiklerinin farkında değillerse? Hatta o zincirleri canları pahasına savunmaları gerektiği onlara kabul ettirilmişse?</p>
<p> <a title="Komünizm kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/komunizm/">Komünizm</a>, <a title="Marx kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/marx/">Marx</a>, <a title="Marxizm kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/marksizm/">Marxizm</a> konulu bu yazı dizisine başlarken Karl Marx&#8217;ın kapitalizme isyan ettiğini, (bizce) haklı olarak insanların <a href="http://www.derindusunce.org/category/seylestirme/">şeyleştirilmesine</a> (V<em>erdinglichung / Versachlichung</em>) ve <a href="http://www.derindusunce.org/category/yabancilasma/">yabancılaşmasına</a> (<em>Entfremdung</em>) karşı çıktığını anlatmıştık. Ne var ki Karl Marx kendi vicdanını dinleyerek çıktığı devrimcilik yolunda korkunç bir hata yaptı. <strong>Vicdanının sesini, kalbinde hissettiği insanî değerleri devrim yoluyla politik bir enstrüman haline getirdi</strong>. İnsan topluluklarının en karmaşık veçhelerinden biri bu: İnsanî güzellikler, iyilikler ANCAK yavaş yavaş ve insanî yolla yayılabilir, &#8220;ötekilere&#8221; aktarılabilir. Şayet tersini yaparsanız, yani acele edip de <strong>İYİ, DOĞRU VE GÜZEL OLANI</strong> afişlere, mitinglere ve nutuklara sıkıştırırsanız, &#8220;ötekilere&#8221; devlet eliyle, kanun, yasa ve ceza ile dayatırsanız bundan SADECE zulüm doğar. (Bkz. <a title="Permanent Link to Bir et parçası olarak komünist İnsan'ın kıymeti" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/17/bir-et-parcasi-olarak-komunist-insan%e2%80%99in-kiymeti/">Bir et parçası olarak komünist İnsan&#8217;ın kıymeti</a>) Bu bağlamda <a href="http://www.derindusunce.org/category/fasizm/" target="_blank">faşizm</a>, nazizm, komünizm ve 21ci asrın belâsı olan <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizm</a> aynı çukura açılan kanallar gibidir. Neden böyledir? Açalım:<span id="more-17925"></span></p>
<p> <strong>&#8220;İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir&#8221;</strong> demiştik geçtiğimiz bölümlerde. Teknolojik ve ticarî ilerlemelerin insanları köklerinden kopardığını, İnsan&#8217;ın bu değişimi AKL-etmekten şimdilik aciz olduğunu savunmuştuk. Teknoloji&#8217;nin ve Para&#8217;nın kötülük üretmesi söz konusu değil elbette. Borsadan, finans dünyasından, nükleer enerjiden, elektronikten ve gen biliminden korkan,  bunlarla sağlıklı bir ilişki kuramayan insanların meselesi bu:</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/13/marxizm-fasizm-islamizm1-kirpiler-ve-insanlar/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(1)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/21/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir2/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(2)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(3)" href="http://www.derindusunce.org/2011/06/25/insan%e2%80%99i-devirmek-icin-kokunden-sokmek-gerekir3/">İnsan&#8217;ı devirmek için kökünden sökmek gerekir(3)</a></li>
</ul>
<p> Bu köksüz insanlar ki özgürlüklerini kaybederek devrimlere, soykırımlara, dünya savaşlarına müsait bir hale geldiler. Peki bu KÖKSÜZLEŞME sürecinden KÖLELEŞME&#8217;ye geçiş nasıl oldu? Tek bir kelimeyle cevap verecek olursak : Propaganda!<strong> Bize kelimelerimizi, düşüncelerimizi ve değerlerimizi kaybettiren totaliter propaganda.</strong> Perdenin ucunu kaldırmaya başladık ilk bölümde: <a title="Permanent Link to İşçiler için, işçiye rağmen: Marxist propaganda(1)" href="http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/">İşçiler için, işçiye rağmen: Marxist propaganda(1)</a> Çünkü özgürlüklerini yitiren halklar önce kelimelerini kaybederler. Değer yargıları ve vicdanî ilkeler ferdî olmaktan çıkıp diktatörün elinde bir enstrüman olur. Kişisel yargı silinip norm ve standartlara bağlanır. Meselâ Türk kimliğinin en ağır biçimde yaralandığı dönem 1930&#8242;ların faşist Türkiyesidir. Çünkü bu dönemde NORM-alleşmiştir &#8220;Türklük&#8221; vurgusu. Ve Türk kimliği bayraklar, silahlar ve askerî törenlerle herkes için bir kalıba, AYNI şekle sokulmuştur. Öyle ki oluşan cinnet ortamında insanlar şiir bile yazamaz oldular:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Işık ışık dalga dalga bayrağım</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Senin destanını duydum senin destanını yazacağım</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım</em></strong><em>.&#8221;</em></p>
<p> İnsan olmadan &#8220;Türk&#8221; olmaya kalkışınca ne kuşların yuvasını bozmak, ne Dersim katliamı, ne Varlık vergisi ne de 6-7 Eylül olayları vicdanları rahatsız edemezdi haliyle. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%E2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a>)</p>
<p>Gelecek bölümlerde <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizm</a> ve <a title="Beyin Yıkama kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/beyin-yikama/">Beyin Yıkama</a>, <a title="Psikolojik harp kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.derindusunce.org/category/psikolojik-harp/">Psikolojik harp</a> gibi kavramları biraz daha &#8220;derinlemesine&#8221; açacağız. Şimdilik bir kaç propaganda malzemesi ile okurlarımızı tefekküre davet ediyoruz. Kasıtlı olarak komünist, anti-komünist afişleri farklı malzemelerle karıştırdık. Bütün ideolojilerin &#8220;kelimeleri, akılları ve vicdanları gasp etme&#8221; yöntemlerinin ortak oluşunu vurguladık. Bu yazımızda link verdiğimiz makalelerin ışığında afişler üzerinde düşünürseniz gelecek bölümler için iyi bir hazırlık olacaktır.</p>
<p> Karmaşık ve bazen tahammül edilmesi çok zor olan günlük yaşamın afişlerle nasıl &#8220;kolaylaştığına&#8221; dikkat edin:</p>
<ul>
<li> Günah keçileri kim? Yahudiler? Burjuva? Entelektüeller? Patronlar? Siyasetçiler?</li>
<li>&#8220;Küçücük&#8221; halk neden devasa biçimde resmedilen Mao&#8217;nun, Stalin&#8217;in ve Hitler&#8217;in ayakları altında, tek vücud halinde ne halde?</li>
<li>Ölümsüz, ulu önderlerin vaad ettiği nurlu ufuklar nerede?</li>
<li>Asker, köylü ve işçi hangi liderin benliğinde erimiş, anonim olmuş?</li>
<li>Hangi ahtapotun kolları nereye uzanıyor?</li>
<li>Hangi vampirin ellerinde kan var?</li>
</ul>
<p> Dost ve düşmanın netleştiği, yapılması gerekenin aşikâr olduğu hayal dünyasını, afişlerdeki basit, net, tutarlı açıklamaları 19cu asır işçilerinin gerçek yaşamı ile karşılaştırın zihninizde. İşsizlik ve açık korkusu içinde yaşayan Avrupalı işçilerin gözüyle görün biraz olsun dev işçilerin tek bir yumruk olup minnacık patronları ezdiği bu &#8220;lunaparkı&#8221;. Dini afyon ilân edenlerin afyonlaşan ideolojilerini gözle tetkik edin. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%E2%80%9Cdin-toplumun-afyonudur%E2%80%9D-karl-marx/">&#8220;Din Toplumun Afyonudur&#8221; (Karl Marx)</a> isimli makalemiz)</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-17927  aligncenter" title="_a_turk_solu_marx_s" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/_a_turk_solu_marx_s-175x300.jpg" alt="" width="175" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_a.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17928" title="turk_solu_marx_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_a-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/_turk_solu_marx_00.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17929" title="_turk_solu_marx_00" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/_turk_solu_marx_00-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_b.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17930" title="turk_solu_marx_b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_b-215x300.jpg" alt="" width="215" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_c.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17931" title="turk_solu_marx_c" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_c-300x188.jpg" alt="" width="300" height="188" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_d.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17933" title="turk_solu_marx_d" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_d-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_e.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17934" title="turk_solu_marx_e" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_e.jpg" alt="" width="184" height="250" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_f.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17935" title="turk_solu_marx_f" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_f-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_zzz.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-17990" title="turk_solu_zzz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_zzz.jpg" alt="" width="200" height="252" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_g.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17936" title="turk_solu_marx_g" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_g-185x300.jpg" alt="" width="185" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_i.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17937" title="turk_solu_marx_i" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_i-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_j.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17938" title="turk_solu_marx_j" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_j-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_zzz1.gif"><img class="alignnone size-full wp-image-17991" title="turk_solu_zzz1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_zzz1.gif" alt="" width="251" height="363" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_m.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17939" title="turk_solu_marx_m" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_m-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_n.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17940" title="turk_solu_marx_n" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_n-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_p.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17941" title="turk_solu_marx_p" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_p-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_q.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17942" title="turk_solu_marx_q" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_q-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_r.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17943" title="turk_solu_marx_r" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_r-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_yyy.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-17992" title="turk_solu_yyy" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_yyy.jpg" alt="" width="250" height="190" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_t.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17944" title="turk_solu_marx_t" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_t-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_u.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17945" title="turk_solu_marx_u" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_u.jpg" alt="" width="190" height="265" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_v.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17946" title="turk_solu_marx_v" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_v.jpg" alt="" width="191" height="263" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_y.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17947" title="turk_solu_marx_y" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_y.jpg" alt="" width="185" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_z.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17948" title="turk_solu_marx_z" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_z-178x300.jpg" alt="" width="178" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_za.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17949" title="turk_solu_marx_za" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_za.jpg" alt="" width="254" height="199" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zb.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17950" title="turk_solu_marx_zb" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zb-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zc.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17951" title="turk_solu_marx_zc" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zc-300x211.jpg" alt="" width="300" height="211" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zd.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17952" title="turk_solu_marx_zd" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zd-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_ze.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17953" title="turk_solu_marx_ze" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_ze-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zf.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17954" title="turk_solu_marx_zf" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zf-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zg.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17955" title="turk_solu_marx_zg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zg-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zh.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17956" title="turk_solu_marx_zh" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zh-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zi.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17957" title="turk_solu_marx_zi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zi-209x300.jpg" alt="" width="209" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zj.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17958" title="turk_solu_marx_zj" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_zj-291x300.jpg" alt="" width="291" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/_turk_solu_marx_0.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-17959" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/_turk_solu_marx_0-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong>&#8230;Bu konu ilginiz çektiyse&#8230; </strong></p>
<p><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/06/kandirilmak-istiyorum-marxist-propaganda2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/06/kandirilmak-istiyorum-marxist-propaganda2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İşçiler için, işçiye rağmen: Marxist propaganda(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2011 00:50:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17859</guid>
		<description><![CDATA[ Auschwitz&#8217;teki Nazi çalışma kampının giriş kapısındaki slogan : &#8221; ARBEIT MACHT FREI &#8220;, Türkçesi &#8220;çalışmak özgürleştirir&#8220;. Bu kampta Yahudiler, rejim karşıtları ve savaş esirleri toplanıyordu. Bir milyon civarında insan kampa geldikleri anda doğrudan gaz odalarına gönderildi ya da kurşuna dizildi. Toplam olarak 200 ila 300 bin insan, bilimsel deneyler, gardiyanların şiddeti, hastalık, eksik beslenme öldü.
Nazizm ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17860" title="turk_solu_marx_propaganda" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda.jpg" alt="" /></a> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda.jpg"></a>Auschwitz&#8217;teki Nazi çalışma kampının giriş kapısındaki slogan : <strong>&#8221; ARBEIT MACHT FREI &#8220;</strong>, Türkçesi &#8220;<em>çalışmak</em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda.jpg"></a><em> özgürleştirir</em>&#8220;. Bu kampta Yahudiler, rejim karşıtları ve savaş esirleri toplanıyordu. Bir milyon civarında insan kampa geldikleri anda doğrudan gaz odalarına gönderildi ya da kurşuna dizildi. Toplam olarak 200 ila 300 bin insan, bilimsel deneyler, gardiyanların şiddeti, hastalık, eksik beslenme öldü.</p>
<p>Nazizm ile Marxizm gerek teoride gerekse pratikte büyük benzerlikler arz eder. Bunlardan bir tanesi de totaliter propagandadır. Özellikle &#8220;totaliter&#8221; vasfının altını çizmekte fayda görüyoruz zira bu siyasî partilerin oy toplamak için yaptıklarından oldukça farklı. Totaliter rejimler siyasî rejimlerin aksine halkı siyasetin dışına itecek biçimde propaganda yaparlar. Bu çok özel &#8220;iletişim&#8221; şeklinde insan toplulukları bir koyun sürüsü gibi güdülmek istenir. Siyaseti ve devleti meşru kılan gerçek hizmetin, günlük hayatın yok edildiği bir iletişım dili kullanılır. Mutlaka gelecek olan(!) soyut zaferler hedeflenir meselâ. <strong><em>Üstün(!) Alman ırkının zaferi, proleteryanın aydınlık(?) geleceği..</em></strong>. Bu &#8220;yeni dil&#8221; sayesinde cemiyeti oluşturan fertler adeta metal parçaları gibi eritilerek tek bir &#8220;kitle&#8221; oluşturulur, totaliter perspektifte insanlar hammaddeye dönüştürülür.</p>
<p> Uygulamada ise toplumu savaş veya soykırım sırasında <strong>&#8220;kullanmadan&#8221;</strong> önce inşa edilmesi gereken fikrî ve vicdanî zemindir bu. Daha doğrusu bir inşaat değil İnsan&#8217;ı İnsan yapan Akıl ve Vicdan&#8217;ın imhasıdır hedeflenen:<strong><em> &#8220;Varlığım Türk varlığına armağan olsun!&#8221;</em></strong> diye haykır(TIR)arak çocuklar devlete kurban edilmeye hazır hale getirilir. Bundan sonra o çocukların öldürülmesi ya da katil haline getirilmesi mesele değildir. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/">O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?</a>)  Marx&#8217;tan günümüze kadar uzanan zaman diliminde ortaya çıkmış, marxist fikir geleneğine bağlanmış insanlarda zaman içinde değişen çok. Ama etiketi ne olursa olsun, komünist, sosyalist, maoist, leninist, <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda_2.jpg"></a>stalinist aydınlarda sabit olan bir şey var: Totaliter propaganda. Türkçe&#8217;ye <em>Mutlu Aşk Yoktur</em> adıyla çevrilen şiirinden tanıdığımız Louis Aragon (1897-1982) gibi büyük bir şair <span id="more-17859"></span>bile bir istisna oluşturmuyor ne yazık ki. İnsanlık için hâlâ büyük tehlike arz eden totaliter propagandayı ve bu <strong>yalan makinesini</strong> &#8220;gerekli&#8221; kılan ilmî zemini gelecek bölümlerde inceleyeceğiz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17861" title="turk_solu_marx_propaganda_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_marx_propaganda_2.jpg" alt="" width="163" height="340" /></a>Bu giriş bölümünde tipik bir komünist aydın(?) olan Louis Aragon&#8217;un Komünist Propaganda&#8217;ya katkılarından örnekler vermekle kifayet edelim. Front Rouge (Kızıl Cephe) adlı şiirinde doktor ve mühendislerin kurşuna dizilmesinden görülmemiş bir mutluluk duyan komünist sanatçının(?) İnsan&#8217;ı şeyleştirilmesine, hammaddeleşmesine de dikkat edin:</p>
<p><strong>I) Milyonlarca insanın ağır işler yüzünden öldüğü, işkence gördüğü, açlıktan birbirini yediği sovyet çalışma(?) kampları ve komünist gizli polisi Çeka hakkında:</strong></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>&#8220;Son derecede verimli bir bilimden ve insanın yeniden eğitilmesinden bahsetmek istiyorum. O eğitim ki suçluyu faydalı insana çeviriyor, dünkü toplumun karanlık güçlerle bozduğu adamı yarının insanı yapıyor Tarih&#8217;in yasalarına göre. Beyaz Denizden Baltık Denizine açılan kanalın müthiş tecrübesi göstermiştir ki toplumun alt tabakalarından gelen binlerce kadın ve erkek Çeka polisi tarafından ikna edilebilmiş, yapılacak işler karşısında meselâ bir hırsız başka bir mesleğe geçebilmiştir. Newton&#8217;un başına düşen elma fizik için ne ise bu muazzam tecrübe de tarih önünde yeni bilimin rolü için odur. <strong>İnsanın maymunluktan insanlığa geçtiği döneme benzer bir çağ yaşıyoruz.</strong> Proleterya denen bu yeni sınıfın tarihi bir görevi üstlendiğine tanık oluyoruz: insan&#8217;ın insan tarafından yeniden eğitilmesi.&#8221; </em>(Sosyalist bir gerçekçilik için - Pour un réalisme socialiste, Paris, 1935)</p>
<p><strong>II) 1956&#8242;da Sovyet tanklarının Macaristan&#8217;a girmesi, 25.000 insanı öldürmesi ve 200.000 insanın ülkeden kaçışı hakkında:</strong></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em>&#8220;Macar işçi sınıfı enerji dolu bir hareketle Nagy&#8217;nin hükümete aldığı Hitler ve Vatikan yandaşlarına yolu kapattı ve ülke yönetimine el koydu. Bu proleterya hükümeti iç barışın tesisi için Sovyet ordusunun katkısını istedi. Fransız komünist partisi olarak Macar işçi hükümetini destekliyoruz. Faşist hayvanların, feodallerin ve kilise prenslerinin bitmeyen tarruzlarına karşı Komünist Rusya&#8217;nın işçi ve köylü ordusunun yardıma koşMAması zaten düşünülemezdi.&#8221;</em> (Fransız Komünist Partisi&#8217;nin resmî yayın organı l&#8217;Humanité Gazetesi, 27 octobre 1957)</p>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div class="mceTemp"><strong>III) Kendi yandaşları, komünist parti üyeleri ve kızıl ordu subayları da dahil olmak üzere milyonlarca Rusu (=insanı) öldürten, memurlara kotalar ve idam hedefleri veren Stalin hakkında:</strong></div>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>Teşekkürler Stalin! Teoride ve pratikte onu örnek alan bu insanlar için teşekkürler. Teşekkürler Stalin! Fransa&#8217;nın bağımsızlığının garantisi, barış arzusu ve işçi sınıfının geleceği olan bu insanları yetiştirdiği için teşekkürler! O proleterya ki gökyüzüne yükselmek olan kaderinden hiç bir şey onu vaz geçiremez!&#8221;</em> (Les lettres françaises, Mart 1953)</p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em></p>
<p style="PADDING-LEFT: 30px"><em></em></p>
<p> </p>
<p><div id="attachment_17862" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_stalin.jpg"><img class="size-full wp-image-17862" title="turk_solu_stalin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/turk_solu_stalin.jpg" alt="Stalin için yas ilan eden fransız komünist partisi" width="300" height="415" /></a><p class="wp-caption-text">Stalin için yas ilan eden fransız komünist partisi</p></div></p>
<p> </p>
<p>…Bu mevzu ilginizi çektiyse…</p>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/isci-icin-isciye-ragmen-marxist-propaganda1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Louis Aragon neden yalan söyledi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/yakinda-louis-aragon-neden-yalan-soyledi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/yakinda-louis-aragon-neden-yalan-soyledi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 22:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17854</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/0U8QwBJRZPk" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/01/yakinda-louis-aragon-neden-yalan-soyledi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/01/yakinda-louis-aragon-neden-yalan-soyledi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İşgal mi ediliyoruz ne?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/isgal-mi-ediliyoruz-ne/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/isgal-mi-ediliyoruz-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2011 11:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Paksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17144</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar &#8220;dört bir yanı düşmanlarla çevrili&#8221; bir ülke olduğumuzu hatırlarsınız&#8230; Yunanlılar bizimi azılı düşmanımızdı&#8230; Araplar ise bizi &#8220;arkadan vurmuştu&#8221;&#8230; Kuzeyde Rusya ise &#8220;sıcak denizlere inmek için komünizmi ülkemize sokmaya&#8221; çalışıyordu&#8230;  Kısacası &#8220;Türk&#8217;ün Türk&#8217;ten başka dostu yok&#8221;tu&#8230; Şimdi bakıyoruz ki bu korkuların birçoğu vehimlerden öteye gitmedi&#8230;
Daha önce gördüğüm ancak şu an internette bulamadığım bir resimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091215_derin_dusunce_org_korku_kulturu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7750" title="20091215_derin_dusunce_org_korku_kulturu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091215_derin_dusunce_org_korku_kulturu-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a>Bir zamanlar &#8220;dört bir yanı düşmanlarla çevrili&#8221; bir ülke olduğumuzu hatırlarsınız&#8230; Yunanlılar bizimi azılı düşmanımızdı&#8230; Araplar ise bizi &#8220;arkadan vurmuştu&#8221;&#8230; Kuzeyde Rusya ise &#8220;sıcak denizlere inmek için komünizmi ülkemize sokmaya&#8221; çalışıyordu&#8230;  Kısacası &#8220;Türk&#8217;ün Türk&#8217;ten başka dostu yok&#8221;tu&#8230; Şimdi bakıyoruz ki bu korkuların birçoğu vehimlerden öteye gitmedi&#8230;</p>
<p>Daha önce gördüğüm ancak şu an internette bulamadığım bir resimde Türkiye sınırları bir taraftan bir akrep, bir taraftan sırtlan, diğer bir taraftan ise yılanla kuşatılmıştı. Hepsi aynı anda Türkiye&#8217;ye saldırmak için dört gözle bekliyorlardı&#8230; Bu resme göre, Avrupa ile Asya arasında köprü görevi gören, JEOPOLİTİK yönden çok önemli bir bölgede bulunan topraklarımız &#8220;düşmanlarımızın&#8221; ağzını sulandırıyordu&#8230; İşte bu jeopolitik kavramı bizim korkularımızın ve dünya ile ilişkilerimizin şekillenmesinde önemli bir olgu oldu. &#8220;Jeopolitik konumumuz&#8221; korkularımızı, korkularımız ise kimliğimizi şekillendirmesini sağladı. Jeopolitik kaynaklı bu kimlik ise şu an ki sorunlu ulus-devlet yapımızın önemli bir öğesini teşkil ediyor.</p>
<p>Jeopolitik-kimlik-korku ekseninde gelişen bu olgu Benedict Anderson&#8217;un Türkçe&#8217;ye &#8220;<a href="http://www.idefix.com/kitap/hayali-cemaatler-milliyetciligin-kokenleri-ve-yayilmasi-benedict-anderson/tanim.asp?sid=I6PN0I3DBH1M2O8Q4L4U">hayali cemaatler</a>&#8221; olarak çevrilen &#8220;imagined community&#8221; kavramını akla getiriyor. Anderson&#8217;a göre ulus kavramı doğal bir süreçten ziyade &#8220;özel bir yapımın&#8221; ürünü&#8230; Neticesinde meydana gelen &#8220;uluslar&#8221; ise hayali (imagined)&#8230;</p>
<p>Ancak bu noktada şunu belirtmekte fayda var: Anderson&#8217;un tezinde hayali olan kimlik değil cemaat&#8230; Bir aidiyet duygusu olan cemaat kimliğin meydana getirilmesinde bir temel unsur&#8230; Yani meydana gelen/getirilen cemaat/ulus kimliği meydana getiren bir öğe görevi görmekte&#8230;</p>
<p>Diğer taraftan Anderson&#8217;un &#8220;hayalî cemaatler&#8221;i ‘modernist teoriler&#8217; kategorisinde <span id="more-17144"></span>kabul edilir. Bu teorilere göre ise cemaat/ulus modernitenin gerektirdiği bir sürece aittir ve toplumsal iletişimin bir ürünüdür.</p>
<p>İşte bu toplumsal iletişimin sağlanmasında en basit ancak en tehlikeli yöntem ise &#8220;düşman yaratma&#8221;dır. Kimliğin oluşması, insanların birlikteliği ve kitlelerin harekete geçirilmesi diğer insanlardan farklı olmaktan da öte onlara karşı düşmanlık tohumlarının ekilmesi ile, ne yazık ki, daha da kolaylaşır.</p>
<p>Anderson&#8217;un fikirlerinin teoriden öteye geçemeyeceğini iddia edebiliriz.  Hatta ulus ve milliyetçilik kavramına getirdiği açıklamalar Geertz Clifford, Harold Isaacs, John Armstrong gibi antropologlar tarafından da yoğun bir eleştiriye tabi tutulur. Ancak burada dikkat çeken nokta bireyleri bir araya getiren &#8220;hayali&#8221; olguların ne kadar yapıcı/olumlu ya da yıkıcı/olumsuz olabileceği&#8230; Eğer bu &#8220;hayali&#8221; olan aidiyet duyguları korku, düşman yaratma ve hatta şiddet temelinde bina edilirse bir kimlik inşa edilmiş olabilir. Ancak bunun sağlıklı bir kimlik olmayacağı ortada&#8230;</p>
<p>Aynı zamanda toplumsal psikoloji de bunu teyit eder&#8230; Eric Hoffer &#8220;<a href="http://www.idefix.com/kitap/kesin-inanclilar-erich-hoffer/tanim.asp?sid=KFNHEFGWWK5NR2HDGVMB">Kesin İnançlılar</a>&#8221; isimli eserinde şöyle der:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kitle hareketleri&#8230; ortada nefretleri üzerine çekecek bir düşman olmadan asla genişleyemezler. Bir kitle hareketinin gücü, seçmiş olduğu düşmanın canlılığı ile doğru orantılıdır. Yahudilerin imha edilmesini arzu edip etmediği sorulduğu zaman Hitler şöyle cevap vermişti: ‘Hayır&#8230; İmha edersek onları yeniden yaratmamız gerekecektir. Sadece ismen değil, cismen mevcut bir düşmanımızın bulunması esastır.&#8217;&#8221; </em></p>
<p>Yine aynı eserin başka bir kısmında ise şöyle der:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Genellikle bir şeyi sevdiğimiz zaman, o şeyi bizimle beraber sevecek taraftar aramayız; aksine sevdiğimiz şeyi seveni rakip taraftar olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman, aynı şeyde nefret eden tarafları daima ararız.&#8221; </em></p>
<p>Bu &#8220;hayali&#8221; olguların meydana getirilmesi ve kimliğin inşa edilmesi konusunda akla gele kavram ise toplumsal endoktrinasyon&#8230; Bu konu da başvurduğum isim ise &#8220;<a href="http://www.idefix.com/kitap/endoktrinasyon-ve-turkiyede-toplum-muhendisligi/tanim.asp?sid=T4IIYOPNI6F8KQU47H4J">Endoktirinasyon ve Türkiye&#8217;de Toplum Mühendisliği</a>&#8221; isimli kitabın yazarı Serdar Kaya. Kaya bu eserinin arka kapağında Frank Herbert&#8217;in şu ifadelerine yer verir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret standardını düşürürsün. İstekleri sınırlarsın&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Serdar Kaya&#8217;ya göre ulus-devlet inşasında toplumun &#8220;ulus&#8221; haline getirilmesinde bazı öğretilerin beyinlerine yerleştirilmesi gerekir. Bu öğretileri &#8220;kazanan&#8221; bireyler çevrelerini, dünyayı sadece ve sadece bu öğretiler ile okumaya çalışırlar: </p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Hayatı büyük bir çembere, hayatın içerisindeki farklı fakülteleri (ve onların içerisindeki alt fakülteleri) de büyük çemberin içindeki daha küçük çemberlere benzetmek suretiyle bu durumu açıklamaya çalışmak mümkün. Zira, insan yapısı gereği içinde bulunduğu küçük çembere odaklanarak kendi kişisel gündemini hayatın sayısız küçük fakültelerinden sadece biri ekseninde oluşturma eğilimi de oluyor. Bunun doğal bir sonucu olarak da, bütün o alt birimleri kuşatan çemberleri de, en büyük çember konumunda olan hayatı da, içinde bulunduğu küçük dünyanın sübjektif yargılarıyla anlamdırmaya başladığının farkına varmıyor. Bir başka deyişle, kişi sadece kendisini küçük bir dünyaya hapsetmekle kalmayıp yaşadığı perspektif sorunu nedeniyle kendi küçük dünyası dışındaki (küçük ve büyük) dünyaları göreceli olarak uzak görmeye (ya da hiç görmemeye) başlıyor. Dahası, hayatın kendisini de içerisinde yaşadığı kapsül ile aynı şey olarak algıladığı için, kendisini inşa eden (ve aynı zamanda kendisinin de karşılıklı olarak inşa ettiği) küçük bir parçadan hareketle bütünü tarife kalkışıyor.&#8221;</em></p>
<p>İşte kendi &#8220;kapsül&#8221;ünden dünyayı bu şekilde okumaya çalışan birisi dünyayı sadece Türkiye&#8217;den ibaret olarak görmeye, farklı milletten birisini &#8220;gâvur&#8221; ve düşman olarak algılamaya, iktidara gelenlerin ise her daim &#8220;Amerikan uşağı&#8221; olduğunu düşünmeye başlar.</p>
<p align="center">&#8230;</p>
<p>Bu hazin durumun önemli bir müsebbibi ise haber vermekten ziyade toplum mühendisliğinin tezgâhı işlevi gören ve zamanı geldiğinde savaş kışkırtıcılığı yapan basın-yayın organları&#8230;</p>
<p>Konuyu birbirini tamamlayan ve her daim bizim &#8220;korkulu&#8221; rüyamız olan örneklerle kapatabiliriz&#8230;</p>
<p>İşte Derin Düşünce&#8217;de &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2011/03/29/turk-basini-hukuk%E2%80%99un-ustundedir2-savas-cikarabilir/">Türk basını Hukuk&#8217;un Üstündedir(2): Savaş çıkarabilir!</a>&#8221; başlığı ile Ayla Chignardet&#8217;in de paylaştığı Hürriyet gazetesinin Yunanistan ile aramızda yaşanan Kardak Krizi ile ilgili bir manşeti:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kardak-hurriyet-1996.jpg"><img class="size-full wp-image-15426 aligncenter" title="kardak-hurriyet-1996" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/kardak-hurriyet-1996.jpg" alt="" width="492" height="429" /></a></p>
<p>Hatırlarsanız Yunanistan ile aramızda Kardak kayalıklarının egemenliği ile ilgili kriz çıktığı zaman birkaç &#8220;kahraman&#8221; gazetecimiz kayalıkların Türkiye&#8217;ye ait olduğunu kanıtlamak için Türk bayrağını dikmişlerdi.</p>
<p>İki ülke arasında savaşın eşiğine gelinen bir durumda bir gazeteci ekibinin adaya çıkarak bayrak dikmesi duygularımızı okşayabilir&#8230; Ancak gerçekte bu eylem savaş kışkırtıcılığı ve sorumsuzluk örneğidir&#8230; Ama bunun sadece sorumsuzluk örneği değil, aynı zamanda toplum mühendisliğinin bir parçası da olabileceğini yıllar sonra ortaya çıkan <a href="http://www.bugun.com.tr/haber-detay/90566-tsk-icindeki-ozel-filoya-vur-emri-haberi.aspx">Oraj Hava Harekat Planı</a> bize gösterdi. Bilindiği üzere, bu darbe planına göre kendi savaş uçaklarımız Ege Denizi&#8217;nde düşürülerek Türkiye ile Yunanistan arasında kriz çıkarılması planlanıyordu.</p>
<p> Bu konuyla ilgili bir diğer güzel örnek ise Mehmet YILMAZ&#8217;ın Hürriyet&#8217;in Kardak manşetinin devamında yorum olarak eklediği Ayşe Hür&#8217;ün Taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlanan <strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Hürriyet formülü: Huzuru boz, tiraj</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>al</em></strong><strong><em>&#8220;</em></strong> isimli köşe yazısından:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kıbrıs Meselesi&#8217;nin Hürriyet tarihindeki yeri başkadır. Aslında Hürriyet‘te Kıbrıs&#8217;la ilgili ilk yazı, 13 Ağustos 1948 tarihinde çıkar. &#8220;Kıbrıs Ne Alemde?&#8221; başlıklı yazıda Hürriyet&#8217;in Türkiye dışında yaşayan Türklerle yakından ilgilendiği belirtilerek bu bağlamda bundan böyle &#8220;Yetmiş yıldan beri anavatandan ayrı olan&#8221; Kıbrıs Türkleri&#8217;yle ilgilenileceği müjdelenir. Öyle ki, o sırada yurt dışına kaçmış olan Nazım Hikmet hakkında, &#8220;vatan haini kızıl şair&#8221;, &#8220;kızılların uşağı&#8221; gibi başlıklarla onlarca haber yapan Hürriyet, Nazım Hikmet hakkındaki tek olumlu haberini &#8220;Nazım Hikmet&#8217;in Kıbrıslılara Öğüdü&#8221; başlıklı haberle yapar. Habere göre &#8220;halkı İngiltere aleyhinde ayaklandırmaya teşvik eden Moskova&#8217;ya kaçan Nazım Hikmet Kıbrıs&#8217;taki Türk ve Rum halkına bir mektup göndermiştir.&#8221; Bu mektupta ‘Kıbrıslı Rum ve Türk Kardeşlerim! Aynı güzel adanın insanlarıyız. Adaları İngiliz boyunduruğundan kurtarmak için çalışınız! Hepiniz elele vererek Kıbrıs&#8217;ın sulh ve hürriyete kavuşması uğrunda mücadele ediniz&#8221; denmektedir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hürriyet&#8217;in büyük katkısı</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hürriyet‘in Kıbrıs&#8217;a ilgisinin dozu giderek artar ve Sedat Simavi, 30 Ocak 1950 günü TBMM&#8217;de yaptığı konuşmada &#8220;Türkiye&#8217;nin Kıbrıs meselesi diye bir meselesi yoktur&#8221; diyen Fuad Köprülü hakkında her biri diğerinden sert sekiz makale kaleme alır. 9 Haziran 1953 tarihli &#8220;Bundan Sonra&#8221; başlıklı yazısında Başbakan Menderes&#8217;in Londra&#8217;ya Türk pilotunun idare ettiği özel bir Türk uçağıyla değil, Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın bir hatasından dolayı yabancı bir uçakla gittiğini söyleyerek bugünkü deyimle ‘monşerler&#8217;e çıkışır. 26 Haziran 1953 tarihli &#8220;Oldu da Bitti Maşallah&#8221; başlıklı yazısında, 1952 yılında Yunanistan Başbakanı Papagos&#8217;un Türkiye&#8217;yi ziyaretinin &#8220;yeni bir şey getirmediğini&#8221; ileri sürer. Burada bir parantez açalım: Halbuki ertesi yıl çıkarılacak olan ve halk arasında &#8220;Mareşal Papagos Kanunu&#8221; diye bilinen kanun ile dernek, vakıf ve okul gibi kurumlarda ‘Türk&#8217; ibaresinin kullanılması, Batı Trakyalı öğretmenlerin Türkiye&#8217;de mesleki kurs görmeleri ve Batı Trakyalı öğrencilerin Türkiye&#8217;deki öğretmen okullarında parasız yatılı okutularak &#8220;formasyonlu öğretmenler&#8221; olarak yetiştirilmeleri mümkün olacaktır. Hürriyet&#8217;in büyük katkısıyla iki ülke arasındaki ilişkiler bozuldukça bu haklar birer birer geri alınacaktır. Parantezi kapatıp devam edelim.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kıbrıs&#8217;ın Türklüğü ve on iki adamız&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sedat Simavi, 27 Haziran 1953 tarihli &#8220;İllallah&#8221; başlıklı yazısında ise bir adım daha atar ve &#8220;Fransa&#8217;nın yarım asırdır bizi hasta adam olarak nitelendirdiğini, bizimle alay ettiğini, şimdi ise Türk-Fransız dostluğundan bahseden Köprülü&#8217;nün milletçe o günleri unuttuğumuzu zannettiğini&#8221; söyleyerek ‘milli hassasiyetleri&#8217; biraz daha kaşır. 28 Haziran 1953 tarihli &#8220;Köprülü&#8217;nün Hariciyesi&#8221; başlıklı makalesinde ise Dışişleri&#8217;ndeki aksaklıklardan bahsederek &#8220;Yeniçerilere yapıldığı gibi bizim dışişlerinin köküne kibrit suyu dökelim&#8221; der. Yani bugün Ertuğrul Özkök&#8217;ün, Başbakan Erdoğan&#8217;ı iğnelemek için kullandığı terimle söylersek, Hürriyet gazetesi o günlerde ‘monşerler&#8217; hakkında pek iyi şeyler düşünmemektedir!</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu ve benzeri birkaç makalede kendisine hakaret edildiğini düşünen Fuad Köprülü, Sedat Simavi&#8217;yi mahkemeye verir. Davalar sonuçlanmadan Sedat Simavi, 11 Aralık 1953 tarihinde vefat eder. 12 Aralık tarihli Hürriyet gazetesi, &#8220;Vasiyet&#8221; başlığı altında Sedat Simavi&#8217;nin 22 Mayıs 1953 tarihli başyazısına dikkat çeker. Yazıda &#8220;Ben On iki adamızın ve Kıbrıs&#8217;ın Türklüğü&#8217;nü iddia etmekten asla vazgeçmem (&#8230;) Bu dava, benim çocuklarıma bırakacağım en kıymetli mirasımdır&#8221; yazmaktadır. Hürriyet bu tarihten itibaren Kıbrıs ve Oniki Adalar meselesini hiç gündemden düşürmez.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gazete Kıbrıs davasını, Sedat Simavi&#8217;nin yakın arkadaşı, Hürriyet gazetesinin yazarı Avukat Hikmet Bil vasıtasıyla örgütler. Milli Türk Talebe Birliği adlı muhafazakâr-sağcı öğrenci örgütünün bünyesinde, 30 Ağustos 1954 günü Hürriyet gazetesinin öncülüğünde yapılan bir toplantıda doğan Kıbrıs Türktür Cemiyeti&#8217;nin (KTC) Başkanı Hikmet Bil, İkinci Başkanı o günlerde Yeni Sabah gazetesinde çalışan Orhan Birgit&#8217;dir. (Bugün Cumhuriyet yazarı olan Orhan Birgit daha sonra CHP Genel Sekreterliği yapacaktır.) Cemiyet üyeleri arasında Vatan‘ın başyazarı Ahmet Emin Yalman, Son Posta yazarı Selim Ragıp Emeç ve 1950′li yıllarda Türk Haberler Ajansı ile Dünya ve Cumhuriyet gazetelerinin yöneticisi olarak görev yapan Ali İhsan Göğüş gibi başka gazeteciler de vardır ama en ateşli, en kışkırtıcı yazıları Hürriyet yazarı Hikmet Bil yazar. 6-7 Eylül 1955 günü yaşanacak yüz kızartıcı olayların fitilini ateşleyen Selanik&#8217;te Ata&#8217;nın evine bomba kondu&#8217; haberinin servisini Anadolu Ajansı Atina Muhabiri Cemile Sara Korle yaparken, haberi baskı sayısını 280 bine çıkararak halka servis yapanlar da İstanbul Ekspres gazetesinin yazıişleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu&#8217;dur. Yıllar sonra olayların esas örgütleyicisinin bugünün Özel Harp Dairesi&#8217;nin (ÖHD) atası olan Seferberlik Tetkik Kurulu&#8217;nun (STK) olduğunu, bizzat bir dönem ÖHD Başkanlığı yapmış olan Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ifşa edecektir. Kısacası, Hürriyet gazetesi ve izleyicileri, ‘derin devletin&#8217; örgütlediği bu büyük suçun azmettiricisi olarak ellerinden geleni yapmıştır.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari.jpg" alt="" width="262" height="200" /></p>
<p>Tüm bunları, Ayşe HÜR&#8217;ün söylediği üzere, tiraj endişesine bağlamak bence eksik kalır&#8230; Asıl maksat toplum mühendisliğinin &#8220;amiral gemisi&#8221;nin görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirebilmesi&#8230; &#8220;411 elin kaosa kalktığını&#8221; söyleyen, Ergenekon konusunda üç maymunları oynayan, 28 Şubat&#8217;ta darbe şakşakçıları ile göbek atan bir gazetenin geçmişte de aynı rolü oynaması hiç şaşırılacak bir durum olmasa gerek&#8230;</p>
<p align="center">&#8230;</p>
<p>Lafın kısası, toplumsal endoktirinasyonun bir neticesi olarak, kimliğimiz ve toprağımız üzerinden ağır bir travma yaşıyoruz&#8230;  Bayrak diken gazeteciler, 6-7 Eylül&#8217;de evleri ve dükkânları yağmalayanlar da bu travmanın en net tezahürlerinden&#8230;</p>
<p>Osmanlı&#8217;nın Batı karşısında gerilemesi bu travmanın başlangıcı sayılabilir&#8230; Sonrasında bir imparatorluktan geriye sadece Anadolu&#8217;nun elimizde kalması&#8230; Ardından Anadolu&#8217;da kurulan yeni devletin bağımsızlık ve &#8220;muasır medeniyetler&#8221; seviyesine ulaşma ideali ile demokrasi ve özgürlükler arasında ikilemde kalması&#8230; Her farklı sesin, her farklı düşüncenin ülkeyi &#8220;yıkacağı&#8221;, &#8220;böleceği&#8221; endişesi&#8230; Tüm bunların arka planında aslında işgal edilme, elde kalan son toprakların da kaybedilmesi korkusu olmasın?&#8230;</p>
<p>Toplumsal endoktirinasyon konusunda sabıkası kabarık mezkur gazetenin manşetinde &#8220;Türkiye Türklerindir&#8221; denmesinin sebebi hikmeti de bu bilinçaltının ve korkunun tezahürü olamaz mı?&#8230;</p>
<p>Belki de topraklarımız değil de zihinlerimiz işgal edilmiştir&#8230;</p>
<p>Kim bilir?..</p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çekiyorsa…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="108" height="164" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/13/isgal-mi-ediliyoruz-ne/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/13/isgal-mi-ediliyoruz-ne/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Jean-Paul Sartre neden yalan söyledi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/yakindajean-paul-sartre-neden-yalan-soyledi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/yakindajean-paul-sartre-neden-yalan-soyledi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 15:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Komünizm]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Marxizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17105</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Jean Paul Sartre 1954 senesinde yaptığı Moskova gezisinin ardından Komünist Rusya&#8217;da fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu ve bu ülkenin  hayat standardı bakımından 10 yıl içinde batılı ülkeleri geride bırakacağını söylemişti.
Aynı Jean Paul Sartre 1975&#8242;te yaptığı bir mülakatta ise bilerek yalan söylediğini itiraf etti. Aslında Stalin&#8217;in soykırımları biliniyordu 1950&#8242;lerin Fransa&#8217;sında. Komünist ülkelerde aydınlara yapılan baskı ve işkenceler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230;Jean Paul Sartre 1954 senesinde yaptığı Moskova gezisinin ardından Komünist Rusya&#8217;da fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu ve bu ülkenin  hayat standardı bakımından 10 yıl içinde batılı ülkeleri geride bırakacağını söylemişti.</em></p>
<p><em>Aynı Jean Paul Sartre 1975&#8242;te yaptığı bir mülakatta ise <strong>bilerek yalan söylediğini</strong> itiraf etti. Aslında Stalin&#8217;in soykırımları biliniyordu 1950&#8242;lerin Fransa&#8217;sında. Komünist ülkelerde aydınlara yapılan baskı ve işkenceler de biliniyordu. Zaten Sartre komünizme verdiği destek yüzünden Albert Camus gibi aydınlardan ağır eleştiri aldı. Ama 1956&#8242;da Komünist Rusya özgürlük isteyen macarları tanklarla ezene kadar komünizmi desteklemekten vaz geçmedi Sartre&#8230;&#8221;</em></p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_sartre_komunizm.jpg"><img class="size-full wp-image-17106 aligncenter" title="turk_solu_sartre_komunizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/turk_solu_sartre_komunizm.jpg" alt="" width="357" height="406" /></a></p>
<h3> Önceki bölümler</h3>
<ul>
<li> <a title="Permanent Link to Yeni başlayanlar için " rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/09/yeni-baslayanlar-icin-%e2%80%9cmusluman%e2%80%9d-marx/">Yeni başlayanlar için &#8220;Müslüman&#8221; Marx </a></li>
<li><a title="Permanent Link to İnsan'ın kendine yabancılaşması(1): Kapital'i anlamak" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/24/insan%e2%80%99in-kendine-yabancilasmasi1-kapital%e2%80%99i-anlamak/">İnsan&#8217;ın kendine yabancılaşması(1): Kapital&#8217;i anlamak</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Marx ve İnsan'ın kendine yabancılaşması (2): Makineleşmek" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/25/marx-ve-insan%e2%80%99in-kendine-yabancilasmasi2-makinelesmek/">Marx ve İnsan&#8217;ın kendine yabancılaşması (2): Makineleşmek </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/27/hic-kimsenin-tiranligi-marx-arendt-ve-burokrasi/">Hiç kimsenin Tiranlığı: Marx, Arendt ve Bürokrasi </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Kötülük'ün zıddı İyilik değildir..." rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kotuluk%e2%80%99un-tersi-iyilik-degildir-marx-arendt-ve-%e2%80%9csiradan-kotuluk%e2%80%9d/">Kötülük&#8217;ün zıddı İyilik değildir&#8230;</a></li>
<li><a title="Permanent Link to " rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/04/27/%e2%80%9cdin-toplumun-afyonudur%e2%80%9d-karl-marx/">&#8220;Din Toplumun Afyonudur&#8221; (Karl Marx)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Bir et parçası olarak komünist İnsan'ın kıymeti" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/17/bir-et-parcasi-olarak-komunist-insan%e2%80%99in-kiymeti/">Bir et parçası olarak komünist İnsan&#8217;ın kıymeti </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Sosyalizm İslam'a Uyar mı? (1): Halkı açlıkla terbiye etmek!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/23/sosyalizm-islam%e2%80%99a-uyar-mi-1/">Sosyalizm İslam&#8217;a Uyar mı? (1): Halkı açlıkla terbiye etmek!</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Sosyalizm İslam'a Uyar mı? (2): " rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/26/sosyalizm-islam%e2%80%99a-uyar-mi-2/">Sosyalizm İslam&#8217;a Uyar mı? (2): &#8220;Aşağılık&#8221; halklar ve etnik temizlik </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Marx'ın Sınıfsız Toplumu: Teori ve Pratik" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/28/marx%e2%80%99in-sinifsiz-toplumu-teori-ve-pratik/">Marx&#8217;ın Sınıfsız Toplumu: Teori ve Pratik </a></li>
<li><a title="Permanent Link to Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/28/sosyalizmden-kacan-isci-olur-mu/">Sosyalizmden kaçan işçi olur mu?</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Solcular, sosyalistler, komünistler" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/05/30/solcular-sosyalistler-komunistler/">Solcular, sosyalistler, komünistler </a></li>
</ul>
<p><strong> </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/10/yakindajean-paul-sartre-neden-yalan-soyledi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/10/yakindajean-paul-sartre-neden-yalan-soyledi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kitlenin İktidara İtaatinin Vahim Sonuçları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kitlenin-iktidara-itaatinin-vahim-sonuclari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kitlenin-iktidara-itaatinin-vahim-sonuclari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 07:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15527</guid>
		<description><![CDATA[Elias Canetti&#8216;nin, &#8220;Kitle ve İktidar&#8221; eseri yayımlandığında 1960&#8242;lardı. Canetti, eserine kaynak olacak gözlemleri çok daha erken zamanlarda, 1920&#8242;lerde edinmeye başlamıştı: 1. ve 2. Dünya Savaşları&#8217;nın, yani insan kıyımlarının olduğu dönemler&#8230;
Kitle ve İktidar, üzerinde çok uzun konuşulacak, çok zengin bir eser. Canetti, eserinde kitlenin iktidarla, iktidarın kitleyle olan ilişkisini açıklar. Kabaca ifade edecek olursam; tavandan-iktidardan gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/itaat.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15529" title="itaat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/itaat-195x300.jpg" alt="" width="195" height="300" /></a>Elias Canetti</strong>&#8216;nin, &#8220;<em>Kitle ve İktidar</em>&#8221; eseri yayımlandığında 1960&#8242;lardı. Canetti, eserine kaynak olacak gözlemleri çok daha erken zamanlarda, 1920&#8242;lerde edinmeye başlamıştı: 1. ve 2. Dünya Savaşları&#8217;nın, yani insan kıyımlarının olduğu dönemler&#8230;</p>
<p>Kitle ve İktidar, üzerinde çok uzun konuşulacak, çok zengin bir eser. Canetti, eserinde kitlenin iktidarla, iktidarın kitleyle olan ilişkisini açıklar. Kabaca ifade edecek olursam; tavandan-iktidardan gelen emrin, tabana etkisini ve kısır döngü içerisinde derinleşecek bir itaatin şuur yitimi yaratacağını iddia eder ve kesinlikle doğrudur. Uzun süreli emirler, özgürleşememiş, bireyleşememiş, kendi varlığının dahi bilincine varamamış bir kitle yaratır, kitle büyüdükçe itaat oranı da yükselir.</p>
<p>Benim de dâhil olduğum <strong>Buluşan Kadınlar</strong> grubu, iktidarın (iktidar derken mevcut hükümeti kast etmiyorum) emirlerine, itaat noktasında bir karşı çıkışa start vererek &#8220;<strong>Başörtülü Milletvekili İstiyoruz</strong>&#8221; insiyatifini hayata geçirdi.</p>
<p>Öncesinde yasaklar mevcut olsa dahi <strong>28 Şubat Darbesi&#8217;yle</strong> her alana yayılan başörtüsü yasağı üzerinden tam 14 yıl geçti. Kitlenin seçtiği başörtülü milletvekili Merve Kavakçı&#8217;nın Meclis&#8217;te yuhalanmasının üzerinden ise tam 12 yıl geçti. Başörtülü kadınlar, eğitim, çalışma gibi haklarından mahrum bırakıldı. Sosyal yaşamın içinden, dışına itilmeye çalışıldı.</p>
<p>Tüm bu yaşananlar üzerine, kitlesel girişimlerin çoğu başarısız oldu. Sorunun çözümüne eğilen Ak Parti kapatılma kararıyla yüz yüze geldi. Kitle, iktidarın emri altında itaate devam etti ve bugüne gelinceye kadar sağlıklı ve kökten bir çözüm <span id="more-15527"></span>olmadı.</p>
<p>Bugün, emre itaat eden kitle izleye dursun yahut iktidarı kendi akıllarınca kutsaya dursun artık emre itaat etmeyeceğini ilan eden kitle içinden, bir klik &#8220;<strong>Başörtülü Aday Yoksa Oy Da Yok</strong>&#8221; diyor. Demekle kalmıyor bu haklı çıkışı, olması gerektiği gibi kitleye tebliğ ediyor.</p>
<p>Takip eden dönemde, Bolu&#8217;dan bir haber geliyor; <strong>başörtülü bir doktor, başörtüsüyle çalışmakta ısrar ettiği için görevinden alınıyor.</strong></p>
<p>Takip eden dönemde, Ankara&#8217;dan bir haber geliyor; <strong>üniversite sınavına girmek isteyen başörtülülerin başları zorla açılmak isteniyor.</strong></p>
<p>Takip eden dönemde, bazı çatlak sesler çıkıp; &#8220;<em>Daha zamanı değil, sırası var, ya Ak Parti kapatılırsa? İktidarı zora sokmayın</em>&#8221; diyor. Canetti&#8217;nin deyimiyle, bu emre itaat eden kitle, şuurunu yitirmiş bir şekilde kendi aleyhine olsa dahi, iktidar lehine rol oynuyor. Bazı bazı kraldan çok kralcı oluyor. Kendini öğütüyor. Özgürlüğünü, iktidara kendi eliyle teslim ediyor. Daha acısı, bunu yaparken durumunun vahimliğinden haberi dahi olmuyor. Onu kurtarmaya yönelen, iktidara haklı olarak itaat etmeyen kitlenin elini hışımla itiyor.</p>
<p>Kitlenin, iktidara itaati bunlarla bitmiyor. Bir başka haber GATA&#8217;dan geliyor; &#8220;<em>Erlere kobay muamelesi</em>&#8220;&#8230; Bir internet sitesinin görüntülü haberine göre GATA&#8217;da erlere kobay muamelesi yapılıyor. Erlerin ve ailelerinin, haberleri ve izinleri olmadan üzerlerinde bir takım tıbbi deneyler yapılıyor. Kitle yine izliyor, kitle izlerken iktidar GATA&#8217;daki etiği hiç etmiş doktorları, kitleyle birlikle izliyor ama iş başörtülü doktora gelince kitle izlerken, iktidar emir veriyor ve başörtülü kadın görevinden uzaklaştırılıyor.</p>
<p>Burada iktidar derken sadece seçimle iktidara gelmiş siyasi bir partiyi kast etmiyorum. Türkiye, özelinde uzun yıllar ordunun yönetime müdahalesi sonucu ordusunu da iktidara taşımış bir ülke, şu an hala yürürlükte olan ve derhal tümüyle değiştirilmesi gereken &#8220;<strong>12 Eylül Darbe Anayasası</strong>&#8221; da bunun ispatı.</p>
<p>Kitle ve iktidar arasındaki ilişkinin yarattığı vahim duruma, bir başka açıdan baktığımızda o erlerin ailelerini ve kendilerini görüyoruz. Sadece bu olay mı? Hayır. Daha önce intihar ettiği söylenen erin, intihar etmediği ortaya çıkmadı mı? Erlerin talimdeyken &#8220;<strong>canlı hedef</strong>&#8221; olarak kullanıldığı ortaya çıkmadı mı? Ne yapıldı? Bir er çıktı ve &#8220;<em>Komutanımız hedefi şaşırmaz.</em>&#8221; dedi. Niçin dedi bu evladımız bunu, emre itaati içselleştirdiğinden, belki korktuğundan. Neden korkmasın, bu zulme itiraz etmek, &#8220;<strong>halkı askerlikten soğutmak</strong>&#8221; yasasınca neredeyse ‘suç&#8217; olmuş durumda, bahsi geçen anayasa nedeniyle durum buyken, icraatları nedeniyle, halkı askerlikten soğutan, bariz örnekleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri personeli değil mi?</p>
<p>Niçin itiraz etmiyorsunuz tüm bunlara, niçin itiraz etmiyoruz? Canetti&#8217;nin tezlerinin doğru olmuş olması, düzenin böyle devam edeceği anlamına mı geliyor? Neden iktidarın, muktedir olanın, size hizmetini sağlamıyor da, şuursuzca onlara &#8220;gönüllü&#8221; hizmet ediyorsunuz, ediyoruz?</p>
<p>Neden sakinsiniz bu kadar? Nasıl izleyebiliyorsunuz sessizce? Ben sakin değilim, kitle içindeki emre itaat etmeyen klik de sakin değil. Tüm bu yaşananlardan sonra sakin olmak ne mümkün? Öfke duymak, tepki vermek, sinirlenmek insanidir. Yoksa kitle olarak, iktidara itaat ederken, insani vasıflarınızdan da mı feragat ediyorsunuz, ediyoruz?</p>
<p>Tüm bu yaşananlar karşısında sessizce izlemeyi seçenler, Sebahat Tuncel&#8217;in polis memuruna attığı tokada karşı çok öfkelenebiliyor. Çünkü iktidara hala itaatteler, çünkü emir verene itaat etme aldanışlığı ile iktidarı, kurumları, kendilerini yok etme pahasına kutsuyor ve kolluyorlar. Bunu anlamak mümkün değil; anlamıyorum da zaten&#8230; Ancak, Tuncel -şiddeti tasvip etmesem de- kurumları değil, insanları öncelediği için bu noktada anlaşılmayı hak ediyor. Kendi varlığının bilincinde olduğu için kısmen hak verilmeyi de hak ediyor. Aslında o tokadı, itaate devam eden kitleyi, kendine getirmek için atıyor.</p>
<p>Uzun bir yazıda, birçok konuyu işlemiş olmam, kısa kesemediğimden değil, kitlenin göz yumuşlarını, sessizliğini ve emre itaatini genel çerçeve içerisinde izah etmek istediğimdendir.</p>
<p><strong>Kitle içindeki bireylerin itaatinin nedenleri birbirinden farklı olabilir. Ancak kitlenin iktidara hizmeti değil, iktidarın kitleye hizmeti gereklidir, bunun için de formül bellidir. Benim için caydırıcılığıyla, yaptırımıyla &#8220;Başörtülü Aday Yoksa Oy Da Yok&#8221; demektir. Darısı diyemeyenlerin başına&#8230;</strong></p>
<p>Vesile ile diyemeyen kitleye son bir not: <strong>Siz varın kurumlara, gönüllü hizmet ede durun, şimdi anlayamıyorsunuz ama &#8220;Başörtülü Aday Yoksa Oy Da Yok&#8221; diyenler, kendilerine olduğu gibi size de hizmet ettirmenin yolunu bir şekilde bulacak.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/itaat_2.jpg"><img class="size-full wp-image-15530 aligncenter" title="itaat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/itaat_2.jpg" alt="" width="472" height="311" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kitlenin-iktidara-itaatinin-vahim-sonuclari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/05/kitlenin-iktidara-itaatinin-vahim-sonuclari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(3): İç savaş çıkarabilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2011 08:07:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15451</guid>
		<description><![CDATA[
6 Eylül 1955 akşamı İstanbul Ekspres Gazetesi&#8217;nin &#8220;Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;teki evine bomba atıldı&#8221; şeklinde verdiği yalan haberle milliyetçi gruplar ellerinde taşlar ve sopalarla Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin bulunduğu mahallelere geldiler.
İstanbul&#8217;daki Rum, Ermeni, Yahudi asıllıların ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Gayrimüslim vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090209_derin_dusunce_org_6-7_eylul_olaylari.jpg" alt="" width="346" height="274" /></strong></p>
<p>6 Eylül 1955 akşamı İstanbul Ekspres Gazetesi&#8217;nin &#8220;Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;teki evine bomba atıldı&#8221; şeklinde verdiği yalan haberle milliyetçi gruplar ellerinde taşlar ve sopalarla Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin bulunduğu mahallelere geldiler.</p>
<p><img id="image326" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1007.gif" alt="eylul_1007.gif" width="204" height="125" align="right" />İstanbul&#8217;daki Rum, Ermeni, Yahudi asıllıların ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Gayrimüslim vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardımıyla sağlandı.</p>
<p>Mezarlar tahrip edildi.</p>
<p><img id="image327" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1001.jpg" alt="eylul_1001.jpg" width="206" height="123" align="right" />Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşya tahrip edildiği ve yakıldığı gibi, bazı kiliselerin tamamı ateşe verildi.</p>
<p>Olaylar sırasında ikisi din adamı olmak üzere 13 ile 16 arası Rum ve bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti, 32 Rum da ağır yaralandı.</p>
<p> </p>
<p><img id="image328" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1006.gif" alt="eylul_1006.gif" width="165" height="198" align="right" />Maddi zarar ise 4.348 ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000′in üzerinde evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıktı.</p>
<p>Olaylar sırasında bazıları komşularının dükkânlarına Türk bayrakları asarak yanmaktan kurtarırken kargaşayı fırsat bilen çok sayıda İstanbullu ortaya saçılan malları yağmalamaktan çekinmedi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da sıkıyönetim ilan edildi. Bu olaylar 27 mayıs Darbesi&#8217;ni meşru göstermek için de kullanıldı..</p>
<p> <img id="image330" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1013.jpg" alt="eylul_1013.jpg" width="154" height="111" />  <img id="image332" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1012.jpg" alt="eylul_1012.jpg" width="141" height="109" />  <img id="image331" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/eylul_1010.jpg" alt="eylul_1010.jpg" width="150" height="107" /></p>
<p>Tavsiye okuma:</p>
<p><a title="Permanent Link to Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi(2): Dayatılan Son, İhtilal!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/05/28/devlet-kuranlarin-millet-kurgusu-27-mayis-1960-darbesi2-dayatilan-son-ihtilal/">Devlet Kuranların Millet Kurgusu; 27 Mayıs 1960 Darbesi(2): Dayatılan Son, İhtilal!</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Atatürk'ün evine bombayı MİT attırdı" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/02/09/ataturkun-evine-bombayi-mit-attirdi/">Atatürk&#8217;ün evine bombayı MİT attırdı</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Güz Sancısı ve 6-7 Eylül Olayları" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/02/06/guz-sancisi-ve-6-7-eylul-olaylari/">Güz Sancısı ve 6-7 Eylül Olayları</a></p>
<p> </p>
<p>… Bu konu ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/31/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir2-ic-savas-cikarabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dokunan Yanar!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/25/dokunan-yanar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/25/dokunan-yanar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2011 10:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İzzettin Kasım</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Adaleti]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15350</guid>
		<description><![CDATA[Gazeteci Ahmet Şık&#8217;ın gözaltına alınırken söylediği ‘&#8217;Dokunan yanar&#8221; sözü Ergenekon soruşturmasına muhalif çevrelerin adeta can simidi oldu. Artık ne zaman Ergenekon soruşturmasından dem vurulsa ‘&#8217;Dokunan yanar&#8221; sözüyle ülke tarihinin en önemli soruşturmalarından biri değersizleştirilmeye çalışılıyordu. Bu söz üzerine kitap yazma hürriyeti, dokunan yanar lafının içeriği üzerine kalem oynatmakta fayda var.
 Kitap yazmak her insanın hakkıdır. Bilgisi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2915" title="20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg" alt="" width="235" height="237" /></a>Gazeteci Ahmet Şık&#8217;ın gözaltına alınırken söylediği ‘&#8217;Dokunan yanar&#8221; sözü Ergenekon soruşturmasına muhalif çevrelerin adeta can simidi oldu. Artık ne zaman Ergenekon soruşturmasından dem vurulsa ‘&#8217;Dokunan yanar&#8221; sözüyle ülke tarihinin en önemli soruşturmalarından biri değersizleştirilmeye çalışılıyordu. Bu söz üzerine kitap yazma hürriyeti, dokunan yanar lafının içeriği üzerine kalem oynatmakta fayda var.</p>
<p> Kitap yazmak her insanın hakkıdır. Bilgisi, becerisi ve kalemi yeten her insan bu hakkını kullanabilir. Kitap yazarken başkalarıyla teşrik-i mesai yapmak da bir haktır. Bu noktada insan haklarına saygılı herkes Ahmet Şık&#8217;ın kitap yazma hakkını, kitap yazarken de başkalarıyla işbirliği yapma hakkını sonuna kadar savunmak zorundadır. Ancak; savunduğumuz şey yalnızca kitap yazma hakkıdır, bu hakkı savunmak yazarı ve kitap içeriğini savunmak anlamına gelmez. Ahmet Şık, &#8221;İmamın Ordusu&#8221; isimli bir kitap yazmakta olduğunu, bu kitapla beraber Fethullah Gülen&#8217;in gerçek yüzünü ortaya çıkaracağını <span id="more-15350"></span>ve tutuklanmasının bu yüzden olduğunu savunuyor. Artık neredeyse bir yazın disiplini haline gelen ‘&#8217;Fethullah Gülen&#8217;i her şeyin müsebbibi ‘&#8217; olarak gösterme disiplinine Ahmet Şık&#8217;ın da dahil olduğu böylece ortaya çıktı. Başta değindiğim gibi kitap yazma herkesin hakkıdır ve kimse bu hakkını kullandığı için suçlanamaz. Bir vatandaş çıkıp ‘&#8217;Komünizm gastronominin ideolojisidir&#8221; diyerek külliyat yazabilir, bunu kendince temellendirebilir; çünkü itham ve iftira olmadığı sürece saçmalayarak yazmak da bir haktır. Mısır piramitlerinin Türkiye&#8217;den kaçırıldığını, buna gümrükte çalışan bazı memurların rüşvet almak suretiyle göz yumduklarını iddia eden tarih öğretmenlerine sahip bir ülkenin vatandaşları olarak bu hakkı anlamamız zor olmayacaktır. Oysa ki gerek Hanefi Avcı gerekse Ahmet Şık yazdıkları ve yazmayı düşündükleri kitaplarda Fethullah Gülen&#8217;i devleti ele geçirmekle ve bu yolla devleti şer&#8217;i esaslara göre yönetme amacı gütmekle itham ediyorlardı. İşte kitap yazma hakkı bu noktada bitmektedir. Belgelere dayanmayan duyum ve notlarla bir şahsı itham etmek, o şahsa iftira atmak insan haklarına aykırı olduğu gibi düşünce özgürlüğü kapsamında da değerlendirilemez. Bir insanın Marx&#8217;ı okuyup ‘&#8217;Marx milliyetçiymiş ben bunu şu kitabının şu cümlesinden anladım&#8221; demesi ve bunu bir kitap haline getirmesi özgürlüktür; ancak aynı insanın ‘&#8217;Marx aslında Alman devletini yıkmak istiyormuş, gizli niyeti devleti bölmekmiş&#8221; diyerek kitap yazması özgürlük değildir. Bu noktada biraz da toplumsal hafızayı tazeleyip kimin neye dokunduğu için yandığını hatırlamakta fayda var. Veya da ‘&#8217;Dokunan yanar&#8221; diyenlerin nelere dokunamadıklarını belirtmek gerek.</p>
<p> </p>
<p>  Vedat Aydın: Pkk terörünün zirve yaptığı yıllarda, kontrgerillanın da devlet adına cinayetlerine ara vermeden devam ettiği o zamanlarda ‘&#8217;Kürt sorunu&#8221; lafını telaffuz etti. Bölgede bir çıkar savaşı yaşandığını, halkın iki ateş arasında olduğunu söylüyordu. İnsan Hakları Derneği&#8217;nin Ankara&#8217;da yapılan toplantısında Kürt sorunu konuşulurken konuşmasını Kürtçe yaptığı için tutuklandı. Üzerinden bir ay geçmeden cesedi işkence edilmiş bir halde bulundu. Kimin öldürdüğü belli bir faili meçhul olarak geçti kayıtlara. Güneydoğu&#8217;daki kirli savaşa ve aktörlerine dokunmuştu, yandı.</p>
<p> </p>
<p>  Abdi İpekçi: Sol-Sağ  çatışmalarının en çok alevlendiği zamanlarda sağduyu çağrısı yaptı. Sokaklarda yaşanan şiddetin ve oluşan anarşi ortamının bazı çıkar gruplarının ekmeğine yağ sürdüğünü söyledi. Ülkenin bir darbe ortamına götürülmek istendiğini, artık solun da sağın da aklını başına alması gerektiğine vurgu yaptı. Mehmet Ali Ağca tarafından haince katledildi. Katili Türkiye&#8217;nin en iyi hapishanesinden asker üniformasıyla kaçtı (!), sonra Papa&#8217;ya suikast düzenledi. İpekçi, anarşi ortamını yaratanları, aynı silahla hem sağcıyı hem solcuyu vurduranları görmüş, sorumlu bir aydın olarak halkını uyarmıştı. Derin güçlere ve onların işbirlikçilerine dokunmuştu, yandı.</p>
<p> </p>
<p>  Uğur Mumcu: Tan Haskol&#8217;un &#8221;Kör ölür badem gözlü olur&#8221; yazısında geçen ‘&#8217;İslamcı ideoloji elbette serbest olmalıdır, bunu tartışmıyoruz&#8221; sözüyle anlaşılması gereken bir aydındı. Günümüz Kemalistlerinden en büyük farkı demokrat ve darbe karşıtı olmasıydı. Devlet içindeki kirli ilişkileri işliyordu kitaplarında ve yazılarında. Son çalışması Abdullah Öcalan&#8217;ın devlet bağlantıları üzerineydi. Apo&#8217;yu koruyup kollayan ve Güneydoğu&#8217;daki kardeş kavgasını körükleyenleri görmüştü Mumcu ve bu kirli odakları deşifre etmek üzere bir kitap yazıyordu. Halen bitmeyen kirli savaşa ve kandan beslenen vampirlere dokunmuştu, yandı. Üstelik cinayeti Müslümanlara yıkılarak laik-dindar kavgası körüklenmek istendi.</p>
<p> </p>
<p>  Hrant Dink: Bir Ermeni&#8217;nin de bu topraklara aşkla bağlanabileceğini, bu ülkeyi ben Türk&#8217;üm diyen bir çok kişiden daha fazla sevebileceğini göstermişti yaşantısıyla. Bu ülkenin Hürriyet gazetesinde yazdığı gibi yalnızca Türklere değil herkese ait olduğunu söylüyordu. &#8221;Evet bu topraklarda gözüm var, bu toprakların en derinine gömülmek için&#8221; diyecek kadar vatanseverdi. Yükselen ırkçılığa karşı mücadele bayrağını açmıştı, önce yazılarından laf cımbızlanıp mahkemelerde süründürüldü. Bir general tarafından valiliğe çağrılıp tehdit edildiği hep söylendi, yalanlanmadı da. Tehdit eden general ve Hrant ne zaman ağzını açsa mahkemeye koşan avukat şimdi Ergenekon&#8217;dan tutuklu. Sonunda baş edemedikleri Hrant&#8217;ı sırf Ermeni olduğu için ve ırkçı tezgahları ortaya çıkardığı için haince katlettiler.  (Sezen Aksu&#8217;nun Hrant Dink için yazdığı ‘&#8217;Güvercin&#8221; isimli şarkıyı mutlaka dinleyiniz). O da ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, hoşgörüsüzlüğe dokunmuştu, yandı.</p>
<p> </p>
<p>  Bir de dokunan ama hala hayatta olanlar var. Bu kısım genelde tehdit, şantaj ve mahkeme kapılarında süründürülmek suretiyle yakılmışlardır zaten.</p>
<p> </p>
<p>   Şamil Tayyar: Ergenekon operasyonları sırasında yazdığı kitaplarla gündemi değiştiren gazeteciydi. Hakkında ne kadar dava açıldığını bile hatırlamıyor, en son 500 yıl hapisle yargılanıyordu. Kimse çıkıp basın özgürlüğü diye ortalığı birbirine katmadı. Belgeleri açıkladığı kitapları yüzünden tazminat, hapis davalarıyla uğraşmakta.</p>
<p> </p>
<p>   Rasim Ozan Kütahyalı: İlker Başbuğ&#8217;a memur dediği için hakkında tazminat davaları açıldı. Oysa 657  sayılı kanun ne diyor: &#8221; Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın,  Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler,  bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır. &#8221;. Ayrıca İlker Başbuğ emekli sandığına tabi olduğuna, seçim ile değil atamayla geldiğine ve belli bir kıdem hiyerarşisine tabi olduğuna göre memurdur. Kütahyalı sırf bu gerçeği belirttiği için hakkında bir çok dava açıldı; ordu düşmanı, millet düşmanı denerek açıkça hedef gösterildi.</p>
<p>Maalesef örnekler saymakla bitmiyor. 28 Şubat döneminde genelkurmay karargahındaki brifinglere katılıp generalleri ayakta alkışlayan, &#8221;Ordu göreve&#8221; diyen gazeteci ve yargı mensuplarının bugün yargı bağımsızlığından, basın özgürlüğünden dem vurması ‘&#8217;ne yaman bir çelişkidir&#8221;. Kürtçe albüm yapmak istediğini söyleyen Ahmet Kaya&#8217;yı çatal bıçak yağmuruna tutup, &#8221;Şerefsiz&#8221; diye manşet atan medya bugün ne derece güvenilirdir?Canı sıkıldığında cübbe giyip Anıtkabir&#8217;e koşan, &#8221;Ordu göreve&#8221; diyen rektörler tayfası özgür müdür?Sırf 28 Şubat&#8217;ın dümen suyuna gitmediler diye Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve Mehmet Altan, Şemdin Sakık&#8217;ın olmayan ifadesine dayanarak gazete manşetlerinde ‘&#8217;Pkk&#8217;lı&#8221; diye tanıtılıp manevi tecavüze uğrarken, iftiranın bini bir parayken bugün basın özgürlüğü yürüyüşü yapan İstanbul Barosu neredeydi?&#8221;Dokunan yanar&#8221;cı zevat ‘&#8217;2000 kadroyu da örgütüme verdim, ne yapacaktım MHP&#8217;lilere mi verseydim&#8221; diyen Mehmet Moğultay&#8217;a ve o dönemde örgüte verilen kadroyla işe başlayan 2000 hakime dokunmayı hiç düşünmediler bile. 1999 yılında düzmece bir kasetle Fethullah Gülen&#8217;i bölücülükle itham edenler kasetin fotomontaj olduğu ortaya çıktığında bir özür dileme ihtiyacı bile hissetmediler.</p>
<p>  Konu dönüp dolaşıp ‘&#8217;Zor zamanda ilkeli davranma&#8221; kavramına dayanıyor. Maalesef Türk medyası bu konuda bugüne kadar başarılı bir sınav vermedi ve sicili de pek parlak değil. Öncelikle medyanın kişilere göre değil kurallara göre hareket etmeyi öğrenmesi lazım. Kendi gazetesi aranırken feveran edip başka gazete aranırken göbek atan bir zihniyetle bunun gerçekleşmeyeceği aşikar. Medyada ve zihinlerde bir dönüşüm ve ahlak devrimi hiç olmadığı kadar lazım. İşte Türk medyasının hal-i pür melali.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/25/dokunan-yanar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/25/dokunan-yanar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evet, bu koroya iştirak etmeyeceğiz&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/evet-bu-koroya-istirak-etmeyecegiz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/evet-bu-koroya-istirak-etmeyecegiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 17:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Adaleti]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15144</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon davası soruşturmalarında gazetecilerin tutuklanması, medyada kuvvetli bir rüzgâr estirdi. Basın özgürlüğü adına, herkesin sesini kısmaya yönelik gürültü çıkaran bir koro oluştu. Öyle ki, Türkiye&#8217;de, devlet içindeki hukuk dışı yapıların üzerine gidilmesi için baştan beri yüreğini ortaya koyanlarda bile bir yalpalama var.
 Vesayet varsa medyası vardır. Darbeci varsa, gazetesi, gazetecileri vardır. 28 Şubat sürecinde, general telefonu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-4278" title="20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Ergenekon davası soruşturmalarında gazetecilerin tutuklanması, medyada kuvvetli bir rüzgâr estirdi. Basın özgürlüğü adına, herkesin sesini kısmaya yönelik gürültü çıkaran bir koro oluştu. Öyle ki, Türkiye&#8217;de, devlet içindeki hukuk dışı yapıların üzerine gidilmesi için baştan beri yüreğini ortaya koyanlarda bile bir yalpalama var.</p>
<p> Vesayet varsa medyası vardır. Darbeci varsa, gazetesi, gazetecileri vardır. 28 Şubat sürecinde, general telefonu ile üç gazetenin aynı manşeti atmasını unutalım mı? Bugün, Ergenekon davasını sulandıran, bulandıran, müthiş bir dayanışma sergileyen medya organizasyonu, onun için beni hiç şaşırtmıyor&#8230;</p>
<p>Yargısız infazlardan en çok bizim mahallede yaşayanlar çekti. Çektirenlerin başında da, bugün, &#8220;yargısız infazlara hayır&#8221; korosunun en önde gidenleri var. Suçsuz olduğu halde katil gibi, eşkıya gibi gösterilmek, cüzzamlı muamelesi görmek ne demek, en iyi biz biliyoruz. <a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1104414" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/11/evet-bu-koroya-istirak-etmeyecegiz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/evet-bu-koroya-istirak-etmeyecegiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir ulus yaratmak?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/cumhuriyet-ve-namus/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/cumhuriyet-ve-namus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 09:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15132</guid>
		<description><![CDATA[Samuel Huntington, Medeniyetler Çatışması adlı kitabında medeniyet ithali konusuna da değinir. Kitabın içerisindeki 16 sayfalık bir bölüm, medeniyet ithaline kalkışan siyasi liderlerin başarısızlığa mahkum olduklarını vurgular. Huntington&#8217;ın, Türkiye&#8217;yi merkeze alan analizinden sonra söyledikleri epey çarpıcıdır:
&#8220;Eğer Batılı olmayan toplumlar modernleşmek istiyorlarsa, bunu Batılılar gibi değil, tıpkı Japonya gibi, kendi yöntemleriyle, kendi gelenek, kurum ve değerlerini kullanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/ulus-devlet_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15133" title="ulus-devlet_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/ulus-devlet_2.jpg" alt="" width="217" height="174" /></a>Samuel Huntington, <em>Medeniyetler Çatışması</em> adlı kitabında medeniyet ithali konusuna da değinir. Kitabın içerisindeki 16 sayfalık bir bölüm, medeniyet ithaline kalkışan siyasi liderlerin başarısızlığa mahkum olduklarını vurgular. Huntington&#8217;ın, Türkiye&#8217;yi merkeze alan analizinden sonra söyledikleri epey çarpıcıdır:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Eğer Batılı olmayan toplumlar modernleşmek istiyorlarsa, bunu Batılılar gibi değil, tıpkı Japonya gibi, kendi yöntemleriyle, kendi gelenek, kurum ve değerlerini kullanarak ve geliştirerek başarmak zorundalar. / Toplumlarının kültürlerini temelden yeniden şekillendirebileceklerini düşünebilecek denli kibirle dolu siyasi liderlerin başarısızlığa uğrayacak olmaları mukadderdir. Böyle liderler, Batı kültürünün kimi öğelerini tanıtabilseler bile, mevcut kültürün temel öğelerini ortadan kaldırmaya ya da sonsuza dek bastırmaya güç yetiremezler </em>[...]&#8220;</p></blockquote>
<p>Huntington’a göre, Türkiye kültürel bir şizofreni ile maluldür ve bu şizofreninin sorumlusu (Deli Petro’ya benzettiği) Mustafa Kemal’dir. Devlet eliyle gerçekleştirilen ve ciddi bir travmaya neden olan medeniyet dayatması sonucunda, toplum, kültürel anlamda iki arada bir derede kalmıştır. <a href="http://derinsular.com/cumhuriyet-ve-namus/#more-20207" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/11/cumhuriyet-ve-namus/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/11/cumhuriyet-ve-namus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye küresel güç olabilir mi? Ya da Osmanlı neden çöktü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2011 08:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15024</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: İki farklı soruya tek bir cevap. Daha dün yazılmış gibi taptaze bir cevap.  Özlem Yağız sayesinde yayına girdik. Tekrar tekrar okunmalı. (MY)
CEMİL MERİÇ&#8217;İN &#8220;UMRANDAN UYGARLIĞA&#8221; KİTABINDAN
İstikbalimizin emniyeti için Avrupa devletler muvaze­nesinin mâbihil (kendisiyle) hayatı bizim muhafaza-i istikbalimiz olduğunu dermeyan ediyorsunuz. Benim şanlı ve saadetli gördüğüm istikbal bu değildir, beyim.. Vaktiy­le kılıcımıza baş eğdirdiğimiz kimselerin sâye-i lutfunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/turkiye_super_guc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15028" title="turkiye_super_guc" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/turkiye_super_guc.jpg" alt="" width="237" height="180" /></a>Sunuş:</strong> İki farklı soruya tek bir cevap. Daha dün yazılmış gibi taptaze bir cevap.  </em><a title="Özlem Yağız tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/ozlemyagiz/"><em>Özlem Yağız</em></a><em> sayesinde yayına girdik. Tekrar tekrar okunmalı. (MY)</em></p>
<p><strong>CEMİL MERİÇ&#8217;İN &#8220;UMRANDAN UYGARLIĞA&#8221; KİTABINDAN</strong></p>
<p>İstikbalimizin emniyeti için Avrupa devletler muvaze­nesinin mâbihil (kendisiyle) hayatı bizim muhafaza-i istikbalimiz olduğunu dermeyan ediyorsunuz. Benim şanlı ve saadetli gördüğüm istikbal bu değildir, beyim.. Vaktiy­le kılıcımıza baş eğdirdiğimiz kimselerin sâye-i lutfunda yaşayıp gideceksek, yani saadet-i âtiyemiz bundan ibaret kalacaksa ben o saadeti istemem.<br />
Çünkü maksa­dım Avrupa devletler muvazenesini muhafaza değildir; Osmanlılık şânını muhafaza etmek ve.,<br />
vaktiyle birinci François&#8217;nın yazmış olduğu gibi istirhamnameler yazıl­dığını (belki hayatım yetmeyeceği cihetle) hiç olmazsa mezarımın içinde seyredip orada müftehir olmaktır. Ya böyle olsun, ya hiç olmasın! (<em>Ahmed Midhat, &#8220;Nâmık Kemâl&#8217;e cevap&#8221;, Bedir gazetesi, 1872</em>)</p>
<h2> Ali Paşa&#8217;nın vasiyetnam​esi</h2>
<p><strong>La Bruyère, </strong><strong>Richelieu</strong>‘nün siyasî vasiyetnamesini göklere çı­karır. Bu kadar erkekçe, bu kadar sağlam düşünen bir adam elbette ki başarıdan başarıya koşacaktı, der&#8230; O çapta biri ya hiç yazmaz, ya da böyle yazar. Voltaire&#8217;e göre bir bayağılıklar sergisidir vasiyetname. Richelieu&#8217;nün kaleminden çıktığı çok şüphelidir. Büyük Frederik de, Voltaire gibi düşünür: &#8220;En parlak zekâların ka­rardığı oluyor: Richelieu Vasiyetnameyi yazıyor, Newton Vahiy Kitabı&#8217;nı.&#8221; Sainte-Beuve, Vasiyetnamenin hayranıdır; üslubunu, yer yer Shakespeare&#8217;le, Schiller&#8217;le karşılaştırır. Eser, dev­let adamının el kitabıdır, Kardinal&#8217;in bütün siyasî tecrübe­sini özetler.</p>
<p>Bir başka araştırıcı, Leon Noel için Vasiyetname <strong>&#8220;aklın, tecrübenin, realizmin şaheseri&#8230; Fransız politika sanatının zirvesi ve bir bakıma mecellesi&#8221;</strong>dir.</p>
<p><strong>Vasiyetname bir filozofun değil, bir hareket adamının ese­ri.</strong> Yazar, hikmet-i hükümete ahlâk cübbesi giydirir. Aris­tokrasiye, derebeylik artıklarına, din savaşlarına<span id="more-15024"></span> düşman­dır. Halka âşık olduğu da söylenemez:</p>
<p><strong>&#8220;Avamın okuyup yaz­masına ne lüzum var? Eğitim Fransa&#8217;yı boşboğazlarla dol­durur. Hiçbir işe yaramaz bunlar, aileleri felakete sürük­ler, halkın huzurunu bozarlar. Kitap avamın kafasında şüp­heler yaratır&#8221;</strong>. Başka bir yerde:</p>
<p><strong>&#8220;Bütün politikacılar bilir ki, der, halk refaha kavuşunca zaptedilmez olur. Katıra benzer avam, yük altında uysaldır, fazla dinlenince azar&#8221;</strong>.<a href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Büyük Richelieu&#8217;nün 1687′de yayımlanmış olan ölümsüz Vasiyet­namesi böyle hikmetlerle dolu.</p>
<p>Âli Paşa&#8217;yı düşünüyorum; Genç Osmanlılar&#8217;ın vur abalıya&#8217;sı Âli Paşa&#8217;yı. Abdülaziz Han&#8217;ın vezir-i âzami, Richelieu&#8217;den çok daha talihsiz, ama çok daha dürüst, çok daha insan. O büyük devlet adamı, yüzyıl önce (7 Eylül 1871) bütün siyasî hayatını kırk sayfada özetlemiş, padişah-ı cihan&#8217;a, ölümün­den sonra izlenmesi gereken yolu göstermişti.</p>
<p> </p>
<p>Vasiyetname, <strong>&#8220;Karşılaştığımız güçlükleri anlatmayaca­ğım&#8221;</strong> diye başlıyor,</p>
<p>&#8220;Onbeş uzun yıl mücadele ettik. Düş­manlarımız zorluydular. Ayakta durmak, bölünmemek, par­çalanmamak lâzımdı. Üstelik kalkınacaktık da. Hatalarımız olmuştur, ama imparatorluk aşağı yukarı hasar görmemiş durumda. Fuat ve ben iktidara geldiğimiz zaman Devlet-i Aliyye uçurumun kenarındaydı.</p>
<p>Waterloo&#8217;da sona eren kanlı devreyi uzun barış yılları ta­kip etti. Milletler teşkilâtlandı, kuvvetlendi; ihtirasları geliş­ti. Nüfuzlarını arttırmak, sanayilerine pazar bulmak için ya silaha sarılacak yahut da diplomatik konferanslara başvura­caklardı. Bütün bu barışçı veya savaşçı iştihalar karşısında hemen hemen bakir, âdeta işlenmemiş, aşağı yukarı meçhul kalmış bir ülke olan Türkiye, Eldorado&#8217;dan farksızdı. <strong>‘Teb&#8217;a-i şahane&#8217;</strong>, komşularının fikrî ve maddî ilerlemelerine kıyas­la geri kalmıştı.</p>
<p><strong>Ülkemize göz dikenler anlaşmazlık içindeydiler.</strong> Bazıla­rı topraklarımızı ele geçirmek istiyordu, bazıları bizi sömürerek sanayi ve ticaretlerini geliştirmek. Birinciler gizli niye­tini şairane sözlerle maskeliyorlardı: acı çeken insanlığı ra­hata kavuşturacak, din kardeşlerini kurtaracak, ezilen ka­vimlerin zincirlerini kıracaklardı. Bu kutsal emeller uğrun­da ülkemize gireceklerdi. İkinciler, olmaz! Diyorlardı, olmaz ve olmamalıdır! Osmanlı ülkesinin bütünlüğü Avrupa&#8217;nın dengesi için şarttır. Aynı ikiyüzlülük. İzleyeceğimiz politika meydandaydı. Bazı devletlerin saldırı gücüne karşı ötekile­rin müdafaa gücünü kullanacaktık.</p>
<p>Bu arada tebaamızın bir kısmı uyuşukluktan kurtuluyordu. Âdetlerde değişiklikler oluyor, yeni ihtiyaçlar çıkıyordu sah­neye. Ama ithal edilen bir medeniyetti bu, ağır ve kaçınıl­maz bir olgunlaşmanın meyvesi değildi. Böyle olduğu için, Avrupa&#8217;nın faziletlerinden çok rezaletlerini aldık&#8230;</p>
<p>&#8230; Elimizdeki imkânlar çok sınırlıydı. Memurlarımız umumiyetle ehliyetsizdi. Askerimiz vardı, ama ordumuz yoktu; memlekette yol olmadığından memurların suiisti­mallerinden, tahrikçilerin fesatlarından zamanında haber­dar olamıyorduk. İdare tarzımız kararsız ve düzensizdi. Ka­nun ve nizamlardan mahrumduk; her memur kendi başına bırakılmıştı; mesuliyetten kaçıyor, aylak yaşıyordu.</p>
<p>Önce dış münasebetlerimizi düzene koymak zorunday­dık. Hayat hakkımızı tanıtmak, Avrupa Konseyine girmek istiyorduk; başardık bunu. Sınırlarımızı tespit ederken ba­zı fedakârlıklara katlanmak gerekti. Bunlar zahirî tavizler­di: Belgrad Kalesi gibi. Fiilî durumları kanunîleştirdik, o ka­dar. Aksini yapıp binlerce insanın kanını mı dökmeliydik? Bu arada Avrupa milletleri neler kaybetmediler. Biz, askerle dövüşmedik, diplomasi yolunu seçtik, diplomatik notaları­mızla başarı kazandık.</p>
<p>Dış meseleleri hal yoluna koyarken iç meseleleri de ihmal edemezdik. Ana davamız halkın arzularını tanımak, ihtiyaç­larını sezmek, fikrî gelişmesini izlemekti. Nankör bir dâvâ. <strong>Avrupa bizi bir tuzağa itiyordu; Avrupa, bazı ütopyacılar ve birtakım kısa görüşlü diplomatlar. Bunlara göre, hiçbir ha­zırlıkta bulunmadan hemen Avrupa örf ve âdetlerini mem­lekete sokmak ve Avrupaî bir hükümet kurmak lâzımdı. </strong>Bu taleplerden yerinde bulduklarımızı uyguluyorduk, ama iyice ölçüp biçtikten sonra; sarsıntıları önleyerek; önce yurt men­faatlerini düşünüyorduk. Avrupa&#8217;nın her istediğini yapar gi­bi görünüyorduk. Bu teklifler umumiyetle caziptiler, ama bizim için değil, kendileri için. Bunların hepsini kabul etsek mahvolurduk; ama bunu Avrupa&#8217;ya anlatmak güçtü ve ihti­yatsızlık olurdu.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p>Ülkenin kalkınması Batı ile olan münasebetlerimize bağlı. Eyaletlerdeki kargaşalıkların kökü dışarda. En büyük dert­lerimizden biri de kapitülasyonlar. Bu bağları gevşetmenin tek yolu Avrupa devletleriyle anlaşmalar yapmaktır. Yaban­cı devletlerle temaslarımızın onda dokuzu iç meselelerimiz­le ilgili.</p>
<p>Yepyeni bir teşkilât kurduk. İltimasla mücadele ettik. An­lattık ki, memurlar herhangi bir ferdin, herhangi bir zümre­nin değil, memleketin emrindedir. Yalnız ehliyetsizliği sabit memurlara yol verdik. Çalışanların istikballerinden emin ol­maları gerekti. Nizamnamelerimizin hepsi uygulanmadıysa bu bizim hatamız değildir&#8230; Maaşlar kifayetsiz. Herkes en yüksek makama kadar yükselebilmektedir.</p>
<p>Bizim de kusurlarımız olmuştur. Aydınlatılmağa ihtiyacı­mız vardı. Öğütlere daima kulak verdik. Bizden farklı düşü­nenlere saygı gösterdik. Tenkitlerde iki şey aradık: terbiye ve samimiyet. <strong>Âdettir, biz öldükten sonra aleyhimizde bulu­nacaklar.</strong> <strong>Sağlığımızda da bazı hayalperestlerin saldırılarına uğradık. Birinciler, biz hayatta iken kusurlarımızı söyleme­ğe, fikirlerini belirtmeğe cesaret edemediler, ikincileri ise iş­başına getirmekten korktuk, tecrübesiz ve ataktılar.</strong></p>
<p>Ülkenin birçok bölgelerinde Müslümanlarla Hıristiyan­lar arasında kargaşalıklar çıktı. Bunları yatıştırmak geçici bir tedbirdi. Mesele fethedenlerle fethedilenler arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmaktı. Adem-i merkeziyet, gerçek­leştirilmesi düşünülen bir tedbir. Ülkeyi vilayetlere ayırdık.</p>
<p>Devlet şurasını, adalet divanını, istinaf mahkemesini kur­duk. Galatasaray sultanisi, rasathane de bizim eserimizdir&#8230; idarenin her kolu için müfettişlikler ihdas etmek istiyorduk. Vergilerin matrahını değiştirmek gerekiyordu. Yeni kanun­lar sayesinde mülkiyetin intikali kolaylaştırıldı. Payitahtla vilayetleri birbirine bağlamağa çalıştık. Birçok imtiyaz kal­dırıldı. Ticarî anlaşmalar yeniden gözden geçirildi. Gümrük resimleri arttırıldı (maalesef istediğimiz kadar değil). Hükü­met mamul ve hammaddelerimizin ihracını kolaylaştırmalı ve yabancı malların yurda girmesini mümkün olduğu kadar önlemelidir. Biz bu yolu açtık.</p>
<p>&#8230; Şiddetli hücumlara mâruzduk, kendimizi nasıl koru­yacaktık? Sözle. Haklarımızı nasıl kabul ettirecektik? Dip­lomatik delillerle. Meselâ <strong>&#8220;Avrupa muvazenesinin </strong>(dengesinin)<strong> devamı Devlet-i Aliyye&#8217;nin yaşamasına bağlıdır&#8221; </strong>diyecektik, itiraf edelim ki çürük bir temeldi bu; bugün için olmasa bile ya­rın için çürük. Avrupa muvazenesi bizim zararımıza bozula­bilir. Avrupa ile aramızda daha sağlam bağlar yaratmalıydık. Onun maddî menfaatleriyle bizimkiler aynı olmalıydı. An­cak o zaman imparatorluğun tamamiyet-i mülkiyesi bir ger­çek olabilirdi. Türkiye aleyhindeki birçok teşebbüsler Avru­pa sayesinde önlendi. (Rusya&#8217;yı kastediyor).</p>
<p>Demiryolları gibi büyük yatırımları kendimiz yapamıyorduk. Yerli sermayeye başvurmak da tehlikeliydi; hemen ne­tice almak isteyen, büyük kârlara alışmış bir sermayeydi bu. Yabancı şirketlere başvurduk&#8221;.</p>
<p>Sonra Paşa, yerini alacaklara neler yapılması gerektiğini anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Hiçbir beşerî güç, milliyetler prensibi ve sosyalizmin or­taya çıkardığı olayların gelişmesine engel olamaz.<a href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Coğrafî durum bakımından kaderimiz Avrupa&#8217;nınkine bağlı. Avru­pa son yıllarda bütün servet kaynaklarını silâhlanma uğrun­da seferber etti. Türkiye ile sınaî ve ticarî münasebetleri es­kisinden farklı. Yirmi yıldan beri durumumuz oldukça dü­zeldi. Bizi sömürmenin o kadar kolay olmadığını anladılar. Avrupa&#8217;nın saygısını kazandık. Avrupa Konseyinde hatırı sayılır bir yerimiz var. Sözde mağdur teb&#8217;amız olan Hıristiyanlara karşı Avrupa&#8217;nın merhametini kışkırtmak geçerli olmaktan çıktı. Düşmanlarımız onları yalancı vaidlerle ayak­landırmıyor artık. Bizimle menfaat birliği yapmak istiyorlar. Ama bu iyi niyetin devam etmesi için gerekli ıslahatı yapmak zorundayız. Ülkemiz için en büyük felaket yerimize ehliyet­siz bir sadrâzamın geçmesi, eserimizi yanlış anlaması ve ta­kip ettiğimiz yolu terk etmesi.<a href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Haşmetmeap, sadaret makamını sık sık yeni ellere tevdi etmeyin. Gelecek zâtın belli bir programı olmalı ve onu uy­gulamalı. Mes&#8217;uliyetlerin hudutlandırılması lâzım. Halk zât-ı şahanenizle ve sadrâzamla temas kurabilmeli. Yoksa mem­leketin durumunu kavrayamazsınız. Ecdad-ı izamınız tebdil-i kıyafet ederek teb&#8217;anın arasına karışırlardı&#8230; <strong>İnfirad (tek-ferdi) po­litikasından kaçınınız.</strong> Bilinmeyen bir düşman, bilinen on düşmandan daha tehlikelidir. Komşularımızda neler olup bittiğini dikkatle izlemelisiniz. Teb&#8217;anız komşu ülkelerdeki halkların yaşayışını kıskanmamalı.</p>
<p>Uzak memleketlerle münasebetiniz ticarî ve sınaî müna­sebetlerdir. Bizi güç duruma sokmak işlerine gelmez. On­ların öğütlerine kulak vermeli, hattâ yardımlarını istemeli­yiz. Kendi çıkarlarını düşünürken bizimkilerini de düşüne­ceklerdir.</p>
<p>&#8230; Bazı müesseseler kurduk, bazı tedbirler aldık; bunlar, masrafı muciptir bahanesiyle yıkılmamalı.</p>
<p><strong>Çeşitli teb&#8217;alar arasında ırk ve menfaat ayrılıkları var. Bu er geç bizden ayıracak onları.</strong> Devlet, eğitim aracılığıyla men­faatleri birleştirmeğe, ülkenin parçalanmasını önlemeğe ça­lışmalıdır. İnsanlar refah ve emniyet peşindedirler, vatan bu iki ihtiyacın sağlandığı yerdir.</p>
<p>&#8230; Çeşitli cemaatlerin elde ettiği imtiyazlar, görevler ara­sındaki farklılıktan gelmektedir. Büyük bir mahzur. Müslü­man teb&#8217;anın başlıca işi devlet hizmetidir, öteki teb&#8217;alar pa­ra kazanmakla meşgul. Bu sayede üstün durumdadırlar. <strong>Üs­telik savaşta ölen de yalnız Müslümanlar, bu yüzden Müslü­man ahalinin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Böyle giderse azınlık haline geleceğiz.</strong></p>
<p>Tarih, mağlupların imtisal ettiği fâ­tihlerin hikâyeleriyle dolu. <strong>On yıl kışlalarda ömür tükettik­ten sonra köyüne dönen bir erkek ne işe yarar?</strong></p>
<p><strong>Müslüman­lar da Hıristiyanlar gibi ziraatle, san&#8217;atla, ticaretle uğraşma­lı.</strong></p>
<p><strong>Tek devamlı sermaye emektir. </strong></p>
<p><strong>Kurtuluş çalışmakla müm­kündür.</strong> Müslümanlar, Hıristiyanların inhisarındaki (tekel) mes­leklere el atmalı, Hıristiyanlar da nüfusları nisbetinde devle­te asker, subay, memur vermelidirler.</p>
<p>&#8230; Her iktidara geçen, kendinden önce yapılanları boz­makla işe başlıyor. Maiyetindeki memurları değiştiriyor. Yükselebilen ancak dalkavuklar. Herkes devletin sırtından refah elde etmek peşinde. Emeğin hakkını vermek, memur­ları oradan oraya nakletmemek, halk nazarındaki itibarları­nı yükseltmek lâzım&#8230; <strong>Ehliyetli memurlar kullanmak sure­tiyle memur sayısını bugünkünün dörtte birine indirebiliriz.</strong></p>
<p><strong>Bütün ağırlık köylünün sırtında. Vergi servetle mütenasip olmalı.</strong></p>
<p><strong>Cibayet (Vergi-gelir) sistemi sakat. </strong></p>
<p><strong>Memleketin kadastrosu yapıl­malı, istatistiğe önem verilmelidir.</strong> Bunları başlattık, fakat is­tediğimiz neticeyi alamadık: maaşlar kifayetsiz, ehliyetli in­san az. Demirbaş defteri, yevmiye defteri, kasa defteri olma­yan tüccara benziyoruz.</p>
<p>Mülkiyet hürriyete kavuşmalı, açık ve aydınlık kanunlarla düzenlenmeli. Mülkiyet rejimi sermayedarı ürkütüyor; faiz haddi yüzde yirmiden yüzde elliye kadar çıkmaktadır. Kre­di bulmak imkânsız.</p>
<p>Avrupalı göçmenler Amerika&#8217;ya, Avustralya&#8217;ya gidecekle­rine bize gelsinler. Memleketimizde boş arazi uçsuz bucak­sız. Alman veya İsviçreli göçmenler Amerika&#8217;da nasıl Ame­rikalı olup çıkıyorlarsa, bizde de Osmanlı olup çıkarlar. Av­rupalı birçok memurlarımız bizden çok Osmanlı değil mi?</p>
<p>Köylüyü toprağa bağlamak lâzım, toprağımız geniş ve bere­ketli. <strong>Köylüyü tefeciden kurtarmalı, a&#8217;şarı kaldırmalıyız. Zi­raat bankaları kurulmalı&#8221;.</strong></p>
<p>Âli Paşa devlet çiftliklerinin aleyhindedir. Bu çiftlikleri idare edecek olanlar: &#8220;İşi ucundan tutacaklardır, öteki mü­esseselerimize benzeyecektir bu çiftlikler. Devlet fabrikala­rından da vazgeçiniz, bunlar çok masraflı ve faydasız, özel teşebbüsü boğmaktadırlar. Oysa yalnız ötel teşebbüs güçle­nip gelişebilir, devlet fabrikaları özel şirketlere devredilmeli­dir. Hükümet sadece hissedar olmalıdır bu fabrikalara.</p>
<p>Taşraya genel komiserler göndermelisiniz; dürüst, tecrü­beli, bilgili komiserler. Memleketin halini onlar inceleyip hükümete arz etmelidirler. Eyalet İstanbul&#8217;a ehliyetli temsil­ciler yollayamaz.</p>
<p>&#8230; Zırhlılarınız boğaz içinde nazlı nazlı dolaşıyor. Ya­bancı tersanelerde imal ettirilen bu gemiler ticaret filoları­nın yerini almakta, onların gelişmesine engel olmaktadır. Avrupa&#8217;nın durumu başka, onun sömürgeleri var. Savunu­lacak uzak menfaatleri söz konusu. Bazı devletler de ma­den sanayilerini geliştirmek için zırhlı yapıyorlar. Savaş­ta asker taşıyacak gemiler ticaret gemileridir. Bize küçük ve sür&#8217;atli gemiler lâzım. Devamlı ve büyük bir ordu da lüzum­suz. Stratejik noktalarda istihkâmlar kurmak daha faydalı&#8221;.</p>
<p>Âli Paşa&#8217;nın bizim için en dikkate değer taraflarından biri de basın hürriyetine verdiği önemdir. Kendisini dinleyelim:</p>
<p><strong>&#8220;Basın hürriyeti ancak hatalarını düzeltmek istemeyen hükümetler için bir tehlikedir. Sizin hükümetiniz yurdun iyiliğinden başka bir şey düşünmüyor, o halde böyle bir hür­riyet onun için bir nimettir.</strong> Bir milletin düşüncesini bas­kı altında tutmak, onu birtakım gizli yollar aramağa zorlar, eninde sonunda bulur bu yolları. Hürriyetsizlik her türlü fe­sadı kolaylaştırır. Devletin güveni tehlikeye girer, zora baş­vurmak gerekir. Basın hürriyeti kötülükle savaşmak ve faydalı olmak isteyen her hükümetin tabii müttefikidir. Bugün­kü idarede basın, Osmanlılar arasında zayıf bir bağ kura­biliyor. Amme menfaati, bilhassa taşrada meçhul; tek kay­gı: özel çıkar. Basına ve genel olarak her nevi yayma geniş bir hürriyet verilmeli ki, Osmanlıları birbirine bağlayan bağ kuvvetlensin. Basın siyasî mes&#8217;elelerle uğraşacak, hüküme­tin yaptıklarını değerlendirecek ve ülkenin ihtiyaçlarını be­lirtecek, ihdasını istediğimiz genel komiserlerin işini ko­laylaştıracaktır. Basın, millet meclisi kuruluncaya kadar bu meclisin yerini tutacaktır. Memleketi tanımayanlar boyu­na millet meclisinden söz ediyorlar. Devlet işlerini tartışa­cak, denetleyecekmiş bu meclis. Eyâletlerden, hattâ payitaht ahâlisinden kurulacak böyle bir topluluk çok geçmeden acı­nacak bir acz içine düşer. Acele etmemeliyiz.<a href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Yapılacak ilk iş, basını bütün engellerden kurtarmak ve tam bir hürriye­te kavuşturmaktır.</p>
<p>Hükümet de büyük bir gazete kurmalıdır. Bu gazete yerli ve yabancı basının makalelerine cevap vermelidir. Hüküme­tin ve yurdun gerçek menfaatlerini müdafaa etmelidir. Ka­nunları, nizamnameleri, buyrukları yayımlayacak, halka hü­kümetin aldığı tedbirleri izah edecek, gerekçelerini anlata­caktır bu büyük gazete; kötü niyetleri zararsız hale getire­cektir. Gazetenin yöneticileri hiçbir dalkavukluğa tenezzül etmeyecektir. <strong>Halk müdaheneden </strong>(dalkavukluk)<strong> iğrenir. </strong>Ona göre müdahene en acı hakikatten daha çirkindir. Bu gazetenin şiarı ha­kikat ve samimiyet olacaktır&#8221;.<a href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p>Paşa&#8217;nın sözleri burada bitiyor. Vasiyetname Türkiye&#8217;de yayınlanmış mı?</p>
<p><strong>Bilen yok.</strong> Mehmed Galip, Âli ve Fuat Paşaların vasiyetnamelerinden söz etmekte, fakat bunların ne zaman, hangi dilde yazıldıklarını kaydetmemektedir <strong>(Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası, 1329,</strong><em> </em><strong>s.</strong><em> </em><strong>70</strong><em>). </em>Tanzimat&#8217;ın yü­züncü yıldönümü münasebetiyle yayımlanan <strong>Tanzimat </strong>ad­lı kitabın 892′nci sahifesinde Vasiyetnamenin adına rastlı­yoruz: Walter Wright, Âli Paşa&#8217;nın bir nevi siyasî vasiyetna­me bıraktığını, bunun da Türkçe olarak yayımlandığını söy­lerken, Birge böyle bir eserin basılmamış olduğunu ileri sü­rüyor.<a href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Ben vasiyetnamenin iki nüshasını gördüm, her ikisi de Fransızca. Birinci nüsha yazma: Edebiyat Fakültesi kitaplı­ğına <strong>Fransız Sefaretinden gelmiş. Schneider&#8217;in bir önsözünü muhtevi ve onun tarafından kaleme alınmış.</strong> <strong>Bu arada Yıl­dız evrakı arasında rastladığımız bir vesikadan Schneider&#8217;in Bianchi&#8217;nin kayınbiraderi olduğunu ve Âli Paşa&#8217;nın kâtip­liğinden ayrıldıktan sonra Rus casusluğu yaptığını öğreni­yoruz. </strong>Bu yazma nüshanın başında şu bilgiler var:</p>
<p>&#8220;&#8230; VA­SİYETNAME YA ABDÜLAZİZ&#8217;E TAKDİM EDİLECEKTİ, YA MATBUATA. PAŞA&#8217;NIN ÖLÜMÜNDEN AZ SONRA SCHNEIDER EFENDİ ZAMANIN HÜKÜMETİNDEN VESİKAYI NEŞRETMEMEK EMRİNİ ALDI. BUNUN­LA BERABER 1671 ARALIK&#8217;INDA YANİ PAŞA&#8217;NIN ÖLÜMÜNDEN ÜÇ AY SONRA SCHNEIDER EFENDİ TARAFINDAN BAZI RİCAL-İ DEVLETE VASİ­YETNAMEDEN BİRÇOK NÜSHALAR TEVDİ EDİLDİ. İKTİDARDAKİ RİCAL VESİKAYI BÜYÜK BİR İHTİMAMLA SAKLADILAR. SCHNEIDER EFENDİ DE TEHDİTLERDEN KORKARAK İZİNİ KAYBETTİ. HALBUKİ RİCAL OKU­SA NE BÜYÜK DERSLER BULACAKTI BU VESİKADA; DEVLET-İ ALİYYE NE BÜYÜK GAİLELERDEN KURTULACAKTI. BİRKAÇ AY ÖNCE VESİKA­NIN ENZAR-I UMUMİYEYE VAZ&#8217;I BİZZAT PADİŞAH TARAFINDAN YA­SAK EDİLDİ. BUGÜN, YANİ YAZILIŞINDAN 24 YIL SONRA VASİYETNA­MENİN BÜYÜK EHEMMİYETİ HER TEHLİKEYİ GÖZE ALARAK NEŞRİNİ GEREKTİRİYOR&#8221;.</p>
<p>İkinci nüshada önsöz yok. Fransızca Revue de Paris tara­fından 1910′da ayrı baskı olarak yayımlanmış. Kırk sayfalık bir risale. Metinler aynı. Bütün bir çağa ışık serpen bu çok değerli vesikanın mevsukiyetinden şüphe etmek için hiçbir ciddî sebep yok.<a href="#_ftn8">[8]</a><sup> </sup>sh: 32-44</p>
<p> </p>
<h3>Kaynakça</h3>
<p><strong>Cemil MERİÇ hzl: Mahmut Ali MERİÇ</strong> Umrandan Uygarlığa [Kitap]. - İstanbul : İletişim, 2010.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> Sainte-Beuve, C.A. Causeries du Lumài (Pazartesi Sohbetleri), cilt 7, 3. baskı. Garnier, Paris 1853, ss. 224-265.</p>
<p><a href="#_ftnref2"><strong></strong><strong>[2]</strong></a><strong> </strong>Paşa&#8217;nın ölümünden dört yıl önce bir Fransız ziyaretçisiyle yaptığı konuşmayı hatırlıyorum:</p>
<p>&#8220;Fransa da, İngiltere de seçkin temsilciler yolluyor buraya. Seç­kin ama mütehakkim. Ellerindeki bütün kuvveti düşüncelerinin emrine ve­riyorlar. Ama Paris&#8217;in veya Londra&#8217;nın düşüncesi Istanbul&#8217;dakilerle uyuşamı­yor. Elçileri aydınlatmaya çalışıyoruz, ama boşuna. Ne yapabiliriz? Zaman ka­zanmak zorundayız. Siz buna sözünde durmamak diyorsunuz, biz felaketten kaçmak. Kapitülasyonlar elimizi bağlamış; elçiler memlekete bizden daha faz<strong> </strong>la hâkim. Banka açmalıymışız, Fransız mektebi, Fransız lisesi kurmalıymışız. Ne işimize yarayacak bütün bu müesseseler? Yabancılara mülkiyet hakkı tanı-malıymışız. İngiltere&#8217;den daha liberal olmamız isteniyor.. Bunları kabul etmek, Türkiye&#8217;yi parçalamak demek. Tereddüt gösterince suiniyet sahibisiniz diyor­lar. İntihar etmek istemiyoruz, o kadar. Türkiye değişmeli, âmenna&#8230; Ama bu değişiklik kendi eserimiz olmalı, ağır ağır gerçekleşmeli. Yürümeliyiz, kabul. Acele etmeliyiz, doğru. Ama süratin de bir hududu var. Kazanları patlatmamalıyız&#8221; (Challemel-Lacour, Revue des Deux Mondes, no. 73, 1867).<strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> (Emirnâme-i Sami&#8217;nin tarihi: 25 Temmuz 1871, Âli Paşa&#8217;nın ölümü 18 Ey­lül 1871)</p>
<p>Tanzimat aydınlarının özellikle Cevdet Paşa&#8217;nın ve Yeni Osmanlıların sos­yalizmle ilgili görüşleri için bkz. Cemil Meriç, Mağaradakilar: &#8220;Avrupa&#8217;daki Hayalet&#8221;, Ötüken yayınlan, 2. baskı, 1980, s. 256 vd.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Paşa&#8217;ya tevcih edilen en haklı tenkit bir hayr-ül-halef yetiştirmemiş olmasıdır.</p>
<p><a href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Âli Paşa da Fuat Paşa gibi millet meclisi için hazırlıklı olmadığımıza kanidir. Millet Meclisi konusunda Hayrettin Paşa ile Ali Süavi&#8217;nin görüşleri için bkz. &#8220;En Emin Yol&#8221;, s. 48-49 ve dipnotu 5, s. 325-326.</p>
<p><a href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a><sup> </sup>Aali Pacha, Testament Politique. Extrait de la Revue de Paris, Nos des 1 er avril et 1 er mai 1910 (Âli Paşa, Siyasî Vasiyetname, Revue de Paris&#8217;in 1 Nisan ve 1 Mayıs 1910 tarihli sayılarından ayrı basım), Coulomniers 1910.</p>
<p><a href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a><sup> </sup>Tanzimat I, Yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, Maarif Vekâleti, İstanbul Ma­arif Matbaası 1940, 1026 sayfa.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> AKARLI, Engin., Belgelerle Tanzimat, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 1978.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/04/resim-ekle-turkiye-kuresel-guc-olabilir-mi-ya-da-osmanli-neden-coktu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şefkat Tepesi’nin Turkish Kovboyları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 09:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14822</guid>
		<description><![CDATA[Son üç yıldır televizyon ile olan bağlarımı hemen hemen tamamıyla kopardım. En son Kuzey Irak&#8217;a yapılacak bir operasyon gündemdeyken çok seyredilen kanalların bir tanesinde akşam haberlerinde bir operasyon görüntüsü verdiklerini hatırlıyorum. Benim için televizyon ile iplerin koptuğu gece o geceydi. Görüntülerde bir grup PKK lıyı takip eden asker operasyona girişiyor, biraz daha uzaktan ise kameraman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe_1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14824" title="sefkat_tepe_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe_1.jpg" alt="" width="258" height="195" /></a>Son üç yıldır televizyon ile olan bağlarımı hemen hemen tamamıyla kopardım. En son Kuzey Irak&#8217;a yapılacak bir operasyon gündemdeyken çok seyredilen kanalların bir tanesinde akşam haberlerinde bir operasyon görüntüsü verdiklerini hatırlıyorum. Benim için televizyon ile iplerin koptuğu gece o geceydi. Görüntülerde bir grup PKK lıyı takip eden asker operasyona girişiyor, biraz daha uzaktan ise kameraman ve muhabir operasyonu nefes nefese takip ederek &#8220;sunuyordu.&#8221; Sanırım on beş dakika bu kovalamaca ile geçti. Muhabir sanki safariye çıkmış bir avcıymış ta kaçanlar av hayvanıymış gibi &#8220;şu anda ileride gördüğünüz kayaların arkasına saklandılar, Mehmetçik şuraya konuşlandı, böyle siper aldı, şimdi ateşe başladılar, burada çok çetin bir kovalamaca yaşanıyor, hiç şansları yok, kıstırıldılar&#8221; gibi çirkin, ahlaksız ve insanlıktan uzak bir heyecan haliyle dakika dakika sunmaya devam etti. Fona haber bültenlerine hazırlanırken heyecanlı mı heyecanlı hani ucuz Hollywood filmlerinde sıkça rastlanan türden bir müzik konulmuştu. Beş on dakika mı daha fazla mı bilemiyorum sürdü bu &#8220;av macerası&#8221;. Ve nihai sahne iki gerillanın yerde yatan cesetleri ile bitti. Av sona ermiş, zafer kazanılmıştı. Spiker mutlu, Mehmetçik mutlu, kameraman arkadaş mutlu. Eh o ekranın arkasında aynı zevk ve heyecanla bu görüntüleri seyrettiği tahmin edilen seyirci de mutlu olmalıydı elbette.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg"><img class="size-full wp-image-14825 aligncenter" title="sefkat_tepe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg" alt="" width="497" height="375" /></a></p>
<p>Haberlerin bir tür showa dönüştürülmesi ve beyin yıkama amaçlı bu kadar alçakça kullanılması benim için artık sabır taşının son çatlama noktasıydı. O günden sonra haberleri dahi daha çok yazılı basından ve mümkün olduğunca &#8220;çıplak&#8221; takip etmeye başladım.</p>
<p>Ara ara internet ortamında kimi diziler hakkında çıkan tartışmalara seyretmediğim için müdahil olmasam da bazı dizilerin çok tartışıldığını, insanlarda neredeyse infial uyandırdığını biliyorum. Tek Türkiye dizisi bunlardan biriydi. Dün misafir gittiğim bir evde ise STV&#8217;nin bir başka dizisine şahit oldum. Adı Şefkat Tepe. Adına bakarak diziyi duygusal, bizleri Yeşilçam filmlerinin buğulu gözlü artistleri <span id="more-14822"></span>gibi kirpiklerini titrete titrete şefkate, hüngür şaldır ağlamaya davet eden bir şey sanmayın.  Bu diziye adını veren <strong>Şefkat Tepe</strong> lafzı tıpkı bir arkadaşımın hatırlattığı gibi 2000 yılında 25 kişinin hayatını kaybettiği <strong>Hayata Dönüş Operasyonu</strong> adlandırması gibi bir şey.  Yani neyi örtmek kapatmak istiyorsanız onun adını veriyorsunuz yaptığınız &#8220;şeye&#8221;. Ya da daha veciz bir ifade ile ortalık yere pisleyen bir çocuğun annesine bak anne sana cici yaptım demesi gibi bir şefkat hikayesi bu.</p>
<p>Çok düşünmeye gerek yok. Bizler son 20 yıldır kimlere &#8220;şefkat&#8221; gösteriyorsak dizide de tabiî ki onlara şefkat gösteriyoruz. Yani Kürtlere. A hemen ama onlar gerillaaa demeye kalkmayın. Gerillalar da Kürt olabilir zaman zaman değil mi? Gerçi bu bizim senaristlerimiz ve kimi devlet erkanı için zor zenaattir. Onlar genelde çok iyi eğitim görmüş MOSSAD ve CİA ajanları olan liderleri tarafından kandırılmış, çoğunlukla kendini Kürt sanan Ermeni &#8220;evlilik dışı çocuklardır&#8221;. İnanmıyorsanız geçen gün televizyona çıkmış JİTEM&#8217;i ben kurdum diyen emekli paşaya sorun. O öyle dedi. PKK&#8217;lı bir imam varmış. Sonra vurulmuş. Paşamız aç oğlum şeyini şu adamın, ne imamı dünya alem görsün demiş. Açmışlar bi de bakmışlar aaa o da ne. İmamın sünneti yok. Yaaa&#8230; Ha bu ikide bir ölü gerillaların şeyine temaşa etme merakı buradan geliyor. O günlerden kalma bir devlet hizmeti. Bunu da Avrupalı dostlarımıza yanlış anlattı bir takım zevat.</p>
<p>Neyse efendim hemen bir takım sapkın entelektüel ruh hallerine bürünmeyelim. Önce dizide olumlu şeyleri görelim. Bir kere Tek Türkiye dizisinde durmadan eleştiri alan Kürt (Kendini Kürt sanan Ermeni yavrusu) gerillaların, gerçek dışı  ancak Türkiye&#8217;nin müstesna ruh sağlığı kliniklerinde böyle bir doğulu şivesine rastlanır denilen şive problemi çözülmüş. Bütün gerillalar inanılmaz muntazamlıkta bir Gaziantep Sofrası, Ali Haydar Usta tarzı Kürt şivesi ile konuşuyor. Şener Şen&#8217;i İkinci Bahar Dizisini iyi takip etmiş olmalılar, ben de ustanın ellerinden öperim.  Sonra, benim üniversitede biraz hoppaca tabir edilen bir kız arkadaşım vardı. Nerede şöyle eli yüzü düzgün bir aile evladı görse peşine takılır hatta almadığı derslere girerek ona eşlik ederdi. Bu diziyi görse kesinlikle şefkat tepeye çıkmaya kalkardı eminim. Çünkü bütün Türk (onlar kendini Türk zanneden bir şeyler değil öz be öz Ural Altay Türkü yani safkan Aryan ırkı) askerler kumral, mavi gözlü, 1.90 boylarında ve 2011 sonbahar kış kreasyonundan çıkıp gelmiş gibi sinek kaydı traşlı ve biraz metroseksüeller. Bazen sert adamı oynarken ağızlarını yana fazla çarpıtınca görüntü tuhaflaşıyor ama olsun. Sustukları zaman siz deyin Kenan Mirzalıoğlu ben diyeyim Tom Cruise falan. Sakın burada gerillalar, esmer kısa boylu ve genelde gözlerini pörtleterek konuşan, dizi boyunca cırk cırk diye bir takım otları gevişleyen ve oldukça karikatürize tipler, gene Kürtlere ayırımcılık yapılıyor, bak çirkin gösterilmiş falan demeyin. Bir kere o gerillaların kandırıp dağa çıkardığı iki kız bir birinden güzel. Doğal olarak biri mavi gözlü.  Diğerini pek anlayamadım. Ama iyi kalpliyse sonuçta o da öyle çıkacaktır. Hoş onlardan biri de daha sonra Türk komutanın küçükken kandırılıp kaçırılmış kardeşi çıkıyor ama önemli değil; onca yıl kendini Kürt sanan insanlar arasında yaşamış. Dolayısı ile o da kendini Kürt sanan ama zinhar Kürt olmayan ortaya karışık bir şeyler olmalı.</p>
<p>Şimdi gelelim diziye ismini veren şefkatle kucaklanan tepenin hikayesine. Bizim Turkish Kovboylar af edersiniz tabur dizi boyunca o tepeyi bombalıyor, yakıyor yıkıyor, takır takır gerilla tarıyor. Bööyle bir mağaraya dalıyor, orada gerilla Ali Haydar şivesiyle &#8220;a asker&#8221; diyor, &#8220;bizim&#8221; askerimiz anında dönüp &#8220;yaaa asker&#8221; deyip bir şarjör kurşunu boca ediyor. Zaten ot çiğnerken çok çirkin gözüküyor bu adamlar. Bazen gerçek hayatta olmaz ama dizi icabı &#8220;bizim&#8221; askerler rehin alınıyor. O zaman bütün mavi yeşil gözlü tabur erkanı bir ağızdan komutanlarına yalvarmaya başlıyor. &#8220;Komutanım ne olur çarpışalım, ölelim, şehit olalım. Ölüm bize en güzel hediyedir, bizi bundan mahrum etme&#8221; diye. Bi ara gerillalardan biri bir askeri vuracak gibi oluyor birden asker nıhahaha diye kahkahalar atmaya başlıyor. &#8220;Ölüm bana hediyedur da!&#8221; ( Buradaki orjinalliğe dikkatinizi çekerim; kendisi bir Laz Türk&#8217;ü oluyor bu askerin, kimlikse kimlik, çoğulculuksa çoğulculuk) Tabi bir şeyler oluyor öldürülemiyor. Bütün dizi boyunca Türk askerleri ölmek için yalvardıkları halde bir şeyler olup öldürülemedikleri için çok neşeliler. Arada bir Şefkat Tepe&#8217;si havadan bombalanırken birbirlerine espriler yapıyorlar, eğitimde gülüşüp bilek güreşi tutuştukları güzel günleri falan hatırlıyorlar. Bu arada bizim güzel, kandırılmış, kendini Kürt sanan kızımız olgunlaşma enstitüsü defilelerinden ödünç alınmış fıstık yeşili bir bindallının içerisinde dizi boyunca durmadan bir sağa bir sola koşuyor ve küçük kardeşini arıyor. O komutana aşık komutan da onu aşık. Gerilla lideri olan Erol Taş kılıklı adam da iyi kalpli kandırılmış gerilla kıza aşık. Neyse dağıtmayalım. Diğer kızımız hasta  o mağarada sürekli titriyor can çekişiyor. Ağabeyi gelip kendini bulduğu zaman da acısından olsa gerek ona çemkiriyor. O sahne güzeldi.</p>
<p>Yine askerciklerin o korkunç görüntülü ağzında ot çiğneyen (muhtemelen dişlerini de fırçalamamış) gerillaları avladıkları sahneler ile birbirine naif şakalar yaptıkları sahnelerden birinin ortasında ilk defa bir Türk askeri yaralanıyor! Takriben bir on onbeş dakika yerde yaralı sürünürken bizler ah Memedim Memedim şarkısını, Orta Anadolu tipi yanık bozlak havalarını dinliyor  ve hüzünlenmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Bu arada vurulan 20-30 kadar gerilla yüreğimize su serpiyor Allahtan.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Gerisi ne diye sormayın zira ben araya reklam girince başka işe dalıp unutmuşum. Yazık oldu ama muhtemelen dizinin devamı vardır. Ve muhtemelen bir bilmem kaç yıl bize seyrettireceklerdir. Tek Türkiye, Şefkat Tepesi olmadı Hayat Öpücüğü Operasyonu, Sizi Seviyoruz Kampı falan diye de gider.</p>
<p>Ne kadar ironiktir ki yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları bir nevi böcekleştirip, kötü kalpli bir takım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş &#8220;dindar&#8221; bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine şeyleştirip insan hüviyetinden çıkararak yapılmış dizilere konu ediyor.  Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalı ki rayting durumları sağlam. Üstelik aynı televizyonun sahibi olan nur cemaati halen belki bu ülkenin Silahlı Kuvvetleri tarafından en büyük tehlike olarak görülen, hani derler ya bir gün keserin sapı dönerse onlara özel Şefkat Tepelerini esirgemeyecekleri insanlar.</p>
<p>Kimse teröristtir gerilladır, ideolojik olarak şudur budur bir takım bahaneler ileri sürmesin. Yakın bir zamanda PKK konusunda tartıştığım bir genç aynen şunu söyledi. &#8220;Abla sen ne diyorsun. Derik küçücük nüfuslu bir yer. 500 faili meçhul yaşanmış. Bu gençler dağa çıkmasın da ne yapsın!&#8221; Dondum kaldım. Ne diyebilirim ki. Zulme uğrayan herkes silaha sarılmıyor elbette, tek çıkar yol bu da değil. Ama gerçekten kaçımız eğer 90&#8242;lı yıllarda köyü basılan, babası fail-i meçhul olan ya da çoluğu çocuğu öldürülen o insanlardan biri olsaydım dahi böyle bir yola asla sapmazdım diyebilir?</p>
<p>Bu nasıl bir kibir halidir ki &#8220;Türk&#8221; ordusu 90&#8242;lı yıllarda köylere girmiş, yakmış, yıkmış, bugün bir buçuk milyonla ifade edilen insanı yalın ayak, aç bilaç şehirlerin varoşlarına sürmüş. 17 bin fail-i meçhul yaşanmış ve bizler hala meseleyi dağa çıkmış kötü kalpli, geviş getirir gibi ot çiğneyip, inek şaban gibi  konuşan, ebleh insanlarla savaşıyoruz düzeyinde algılayıp yetmezmiş gibi yıllardır bu propaganda ile birbirimizi uyutuyoruz.</p>
<p>Acaba Amerika tarafından bombalanan Bağdat&#8217;ta yakınları kucaklarında ölen kaç Arap bir gün bunun bedelini Amerikalılara ödetmeyi düşünmemiştir. Ama Araplara nahak bulduğumuz, yapıldığında tüm isyan duygularımızın ayaklandığı, bayağılaştırma ve böcekleştirme tarzı görsel operasyonları bu topraklarda yaşanan çok acı bir tarihin kucağımıza bıraktığı bir sonuç nedeniyle  Kürtlere helal görebiliyoruz.</p>
<p>Eğer gerçekten akıl ve vicdan duygumuzu yitirmediysek, gelen asker cenazelerine bakarken üzülüp ağladığımız kadar biraz Youtube&#8217; daki dağa çıkan gencecik insanların haline bakar onların da bir zamanlar birilerinin özenle yetiştirdikleri çocuklar olduğunu düşünebilir ve onları oraya süren nefret ya da intikam duygusundaki kendi payımızı da görebiliriz.</p>
<p>Bir gün STV&#8217;nin senaristleri Esenler Otogarı&#8217;nın oralardan geçerken camları silmeye çalışan, o trafikte, gecenin o vaktinde, arabaların arasında dolaşan çocukların Kürt görüntülerine baktıklarında, bu insanların köyü yakılırken ben ne yapıyordum, belki de bunlar her şeye rağmen kapağı buraya attıkları için şanslı olanlar, memleketlerinde kalsalar onlara kucak açan bu otoban değil dağlar olacaktı diye düşünürlerse, oturup yaptıkları o dizileri bir de benim gözümden görebilirler.</p>
<p>Umarım miğdeleri kaldırır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hizbullah kimin eseri?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 12:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[hizbullah]]></category>

		<category><![CDATA[polis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14657</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.
Türkiyenin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına &#8220;bilgi kirliliği&#8221; denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14659" title="psikolojik_harp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/psikolojik_harp.jpg" alt="" width="256" height="317" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.</p>
<p>Türkiyenin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına &#8220;bilgi kirliliği&#8221; denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer çok önemli. Yaklaşık on gündür Hizbullah hakkında yazmak istiyorum. Dikkatli okurlara mahçup olmamak adına araştırmak, öğrenmek gibi zorunluluklarım olduğu bilinciyle kitaplar, internet ortamı, Görgü tanıkları arasında gidip gelmeme rağmen hala tatmin olmuş değilim.</p>
<p>Silvanlı bir BDP sempatizanı dostumun anlattıklarına göre PKK ile mücadelede Devletin kullanıp bir kenarı attığı bir oyuncakken, Hizbullah&#8217;ın kendi sitesindeki ifadesinde PKK&#8217;nın üzerine gelmesi sonucu meşru müdafa hakkını kullanan bir örgüt kimliği çıkıyor karşıma. İşin derinine indiğiniz zamansa yine karşınıza olmadığı iddia edilen Jitem çıkmakta. 92 yılının Mit Müsteşarı Teoman Koman&#8217;a göre, Kendini PKK&#8217;dan korumak isteyen inançlı bölge halkı. Faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli komisyonun başkanı Mehmet Elkatmış&#8217;a göreyse bizzat devlet tarafından yetiştirilip, kollanan ve ucu askere ve emniyete dayandığı için araştırılması ve sonuç alınması çok güç <span id="more-14657"></span>bir örgüt.</p>
<p>Kaleydeskop örneğini yazının başında vermemin sebebi de buydu işte. Ortada bir tek örgüt olmasına rağmen herkesin Hizbullahı kendine&#8230;</p>
<p>Zamanında bölgede bulunmam hasebiyle dikkatimi çeken bir konu vardı; Şırnak ve Hakkari kırsalında silahların hüküm sürmesine rağmen Silvan-Batman hattının parmak ısırtan sukuneti. Ortamı bilenler bana hak verecektir şüphesiz, Şırnak- Hakkari hattında bırakın ilçe merkezlerini hemen her köyün başında en az Tabur seviyesinde birlik bulunurken Batman&#8217;ın göz kamaştırıcı sessizliği bu yöreyi <em>&#8220;olağan şüpheliler&#8221;</em> listesinde ilk sıraya yükseltiyordu. Devlet katındaki hakim görüşün &#8220;düşmanımın düşmanı dostumdur&#8221; olduğu aşikar. Baksanıza Mehmet Eymür, Işık Evleri, Fethullah Gülen, Yeşil başta olmak üzere her konuda sözü olan Hanefi Avcı bile Kendisine Hizbullah sorulduğunda sadece tek cümle kurabiliyor: <em>&#8220;gardaş, o dönemde devlet PKK muhalifi her harekete yakın oldu&#8221;.</em></p>
<p>         Hizbullahı olağan şüpheli yapan en önemli etkense, Hüseyin Velioğlu&#8217;nun öldürülmesiyle ortaya çıkan mezar evler, domuz bağı gibi ritüeller olmuştu. Dağda gezen militanın ayakkabı numarasını bilen bir Devletin yirmi yıllık bir örgüt hakkında bu derece cahil olması sizce de garip değil mi? Beykozdaki çatışmaya kadar PKK&#8217;ya karşı yüzlerce eyleme karışmış olan bir örgütün hiçbir soruşturmaya tabi tutulmaması bile şüphe çekmeye yeter de artar bile. Gariptir, 1982 yılında kurulan örgüt hakkında üç sene sonra başında Hanefi Avcı&#8217;nın olduğu Siyasi Şube&#8217;ye <em>‘kimdir, ne yapar, ne yer, ne içer&#8217;</em> diye soruluyor ve alınan cevap ilginç. 23 Ocak 1985 tarihinde verilen cevap şu şekilde: <em>&#8220;Hizbullah örgütünün legal ve illegal herhangi bir faaliyeti tespit edilememiştir&#8221;.</em></p>
<p>         Türkiye 2000 yılında Hizbullah ve mezar evleriyle tanıştığında çok şaşırmıştı. Oysa ki Hizbullah o sıralarda 18. Yaşını doldurmuş koskoca bir örgüttü. Fakat hiçbir örgüte nasip olmayacak bir artısı vardı; çok iyi korunuyordu. 1992 yılına gelindiğinde yılda bir iki faili meçhul cinayetin işlendiği şehirlerde rakamlar katlanmaya başlamıştı. Sadece Diyarbakır&#8217;da o yıl işlenen faili meçhul cinayet sayısı 132 dir.</p>
<p>         Gelişmeler dizginlenemez duruma gelince Jandarma Genel Komutanlığı Diyarbakır Emniyetine bir yazı göndererek  tekrar bilgi  ister. Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er&#8217;de cevabi yazısında, &#8220;örgütün çok hareketli olduğu&#8221; konusunda dem vurduktan sonra vere vere on kişinin adını verir. Oysa aynı tarihlerde, tam olarak 8 Nisan 1992&#8242;de Silvan&#8217;da iki PKK&#8217;lı ve bir Hizbullahçı aynı gün öldürülünce sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Daha da garibi, Diyarbakır&#8217;ın, Şırnak&#8217;ın, Silvan&#8217;ın, Batman&#8217;ın girilemeyen mahalleleri, kurtarılmış bölgeleri mevcuttur ve bu durum kimseyi rahatsız etmemektedir. Hanefi Avcı&#8217;nın İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptığı 84-92 yılları arasında bölgede yaşanan olağanüstülük bununla da sınırlı değildi. Bu dönem zarfında Hizbullah&#8217;a yönelik hiçbir operasyon yapılmamıştır. <em>&#8220;Görmezden gelmek&#8221;</em> deyiminin tam olarak anlamını bulduğu o yıllarda Örgüt içinde yaşanan kanlı bölünme dahi herkesi diken üstünde olmaya zorlarken, Diyarbakır Emniyetinin ilgisini çekmemiştir. Çünkü kendilerinin de belirttiği gibi, tüm bu olanlardan on kişi sorumluydu(!)</p>
<p>         Örgütün yaptığı eylemlerin ayyuka çıktığı o yıllarda Hüseyin Velioğlu&#8217;da oturmak için Polis Lojmanlarının yanındaki daireyi tutmuştu! Aynı teşkilat tarafından Beykoz&#8217;da öldürülmesine daha sekiz sene vardı.</p>
<p>         Hanefi Avcı İstanbul&#8217;a tayin olunca beklenmeyen bir gelişme olur. Devamlı halefi olan Adem Demir, mutad üzre o koltuğa oturur ve 10 Ağustos 92&#8242;de bir Hizbullahçıyı yakalar. Yer gösterme esnasında tamamen tesadüfi bir şekilde Örgütün arşivi ele geçer. Arşivde yönetim şemasının yanında önemli bir bilgi daha vardır: 138 kişilik PKK&#8217;lı infaz listesi ve bu kişilere ait biyografik bilgiler. Adem Demir tereddüt bile etmeden arşivi yok etmesi için TEM&#8217;de görevli Selim Sakallı&#8217;ya emir verir. Selim Sakallı denileni yapar ancak infaz Listesinin olduğu disketi de kopyalamayı da ihmal etmez. Söz konusu disket 97 yılında Adem Demir&#8217;in bölgeden ayrılmasıyla ortaya çıkar çıkmasına ama 138 kişi için artık çok geçtir.</p>
<p>         Sonraki yıllar adının içindeki &#8220;Allah&#8221; lafzına rağmen Devletin hiçbir sıkıntı duymadan Hizbullah&#8217;la kol kola gezdiği yıllardır. Bin yıl sürmesi beklenen 28 Şubat&#8217;ın taze bahar dalları gibi olduğu günlerdirve sıradan bir tiyatro gösterisi için Sincan&#8217;da tank yürüten Ordu, Çevik Bir&#8217;e, Şener Eruygur&#8217;a rağmen garip bir şekilde Hizbullah&#8217;tan rahatsız olmamaktadır. İlişkiler ağı o derece grift bir hal almıştır ki Şırnak&#8217;ta 7 Ocak 2001 de yapılan bir hizbullah operasyonunda 4 Biksi, 43 kaleşnikof, 13 RPG, 4 Lav, 3 tabanca ele geçirilmiş ve yapılan incelemeler sonucunda bu silahların Jandarma envanterine kayıtlı olduğu tespit edilerek teslim edilmiş.</p>
<p>         Jandarma&#8217;da &#8220;pardon&#8221; deyip silahlarını alır. Çünkü PKK eylemsizlik sürecine girmiş, Hizbullah&#8217;a ihtiyaç kalmadığı gibi Gaffar Okkan suikastının ihalesi de üzerinde kalmış, en nihayetinde de Beykoz&#8217;da fişi çekilmek suretiyle defteri dürülmüştür. Yani yorgan gitmiş kavga bitmiştir&#8230;</p>
<p>         Ben Mehmet Baransu&#8217;nun kitabından yararlanarak yazdım bu yazıyı. Buna sebeb de yazdıklarının yanına belge koymasıydı. Benim kaleydeskopumda Hizbullah gerçeği böyle görünüyor.</p>
<p>         Dedim ya, herkesin kaleydeskopu kendisine&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/02/hizbullah-kimin-eseri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar yalan söyler mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 17:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14361</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
İşten eve döndüğümde kızımı kapıda beni bekler buldum. Heyecanla: &#8220;Baba, proje ödevim için bana yardım etmelisin çünkü internette yeterli bilgi yok&#8221; dedi. &#8220;Hay hay&#8221; dercesine başımı sallayıp konuyu sordum: &#8220;Atatürk ve iletişim&#8221; cevabını alınca internette neden yeterli bilgi bulunmadığını daha iyi anladım. Kızımın takip ettiği yola bir itirazım yok. İletişim Fakültesi mezunu bir babaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/resmi-tarih.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14362" title="resmi-tarih" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/resmi-tarih.jpg" alt="" width="183" height="185" /></a></p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>İşten eve döndüğümde kızımı kapıda beni bekler buldum. Heyecanla: &#8220;Baba, proje ödevim için bana yardım etmelisin çünkü internette yeterli bilgi yok&#8221; dedi. &#8220;Hay hay&#8221; dercesine başımı sallayıp konuyu sordum: &#8220;Atatürk ve iletişim&#8221; cevabını alınca internette neden yeterli bilgi bulunmadığını daha iyi anladım. Kızımın takip ettiği yola bir itirazım yok. İletişim Fakültesi mezunu bir babaya sahipsen, iletişimle ilgili bir ödev de varsa elbette ki bu yol takip edilmeliydi.</p>
<p>Fakat kazın ayağının öyle olmadığını öğrenmek ikimiz için de çok uzun sürmedi. Dakikalar ilerledikçe kızıma öğretilenlerle, benim bildiklerim arasında uzaktan yakından bir alaka olmadığını fark ettim. Kızım benden bir şey öğrenemedi ama ben kızıma okulda yalan söylediklerine iman ettim. Kötü bir geceydi benim için; gecenin sonunda internetten bulduğumuz birkaç kırık dökük bilgiyi kağıda aktardık <span id="more-14361"></span>ve ödevi tamamlamış olduk.</p>
<p>Buradan sonrası kızım için: &#8220;<em>Kızım, sana yalan söylemedim ama sana yalan söylenmesine de müsamaha ettiğim için özür dilerim. Gerçekleri yazmak için de öğrenmek için de bu ülke şartlarında daha çok küçüksün.&#8221;Yalan&#8221; üzerine kurulan bir eğitim sisteminin çok fazla zararları varsa da iki olumlu tarafı olduğunu sen de zamanı gelince öğreneceksin; birincisi ve en önemlisi kainatta birden fazla tanrıya hiç ihtiyaç olmadığı fikridir. Zaman ilerledikçe bugün sana tanrı veya yarı tanrı olarak öğretilenlerin senin, benim gibi insan olduğunu öğreneceksin. Hatta bunun geyiğini bile yapacaksın günü geldiğinde: &#8220;Çok fazla tanrının yararı olsaydı Hindistan&#8217;a olurdu&#8221; gibi. Sizin jargonlarınıza, diskurlarınıza yaşım itibarıyla epey uzak olmam hasebiyle aklıma bu örnek geldi. Daha iyisini bulmak sana kalmış.Birincisi kadar olmasa da bu sistemin ikinci iyi tarafı da şu ki, yaklaşık yirmi senede öğrendiğin deli saçmalarını unutman ve yerine yenilerini koyman uzun sürmüyor.Araştırırsan, gerçeğin peşine düşersen, azmedersen, kelle koyarsan on senede gözlerinin mavisi kadar billur bir imbikten geçmiş tertemiz bir bilinçle hayatı karşılamaya hazırlanırsın. Muhtaç olduğun kudret de babandan sana kalacak olan bin küsur kitaptan müteşekkil kütüphanedir. Bunları seninle konuşabilseydik şayet muhtemelen bana gözlerini dikip: &#8220;tamam da baba, neden onca yılı yalanla geçiriyoruz?&#8221; diye sorardın. Bu hal muhtemelen sadece bize özgü olduğu için bunun net bir cevabı da yok kızım. Eş dost duymasın ama sana tavsiyem şu olur: Fincancı katırlarını ürkütmekten korkma. Bununla beraber şairin belletmeye çalıştığı &#8220;zulmün önünde eğil, hakkın önünde eğil/ Taçlar bile dünyada eğilen başlarındır&#8221; diskurunda sadece işin &#8220;hak&#8221; tarafını al o kadar.</em></p>
<p><em>         Yine de üzerime farz olan babalık görevimi korsan olarak da olsa yerine getireceğim. Kapsamlı olmasa bile istersen &#8220;Atatürk Dönemi ve İletişim&#8221; konusunu bir başka açıdan inceleyelim.</em></p>
<p>         İletişimden kastımız yüz yüze iletişim değil de toplumsal iletişimse kitle iletişim araçlarından bahsetmemek olmaz. Bugünün dünyasında sıradan olarak gördüğümüz kitle iletişim araçlarından radyo, televizyon, interneti Cumhuriyet döneminde doğal olarak göremiyoruz.</p>
<p>         Çağın en önemli iletişim aracı, yazılı basın olarak da adlandıracağımız gazete ve dergilerin revaçta olduğu yıllardır o yıllar. Yine de çok büyük sorun vardır ortada. Şöyle ki, iletişimin sağlanması için gerekli olan özgür ortamdan Cumhuriyet Döneminin nasibini almadığını rahatlıkla ifade edebiliriz. İsterseniz biraz açalım; Nişanyan&#8217;ın &#8220;Yanlış Cumhuriyet&#8221; adlı kitabında belirttiğine göre, 1860 ve 1870 yıllarında emekleme dönemini geçiren basın 1908&#8242;den itibaren olağanüstü bir ivme göstermiştir. Rakamlarla desteklemek gerekirse; Koloğlu&#8217;nun &#8220;Türkiye&#8217;de Basın&#8221; adlı eserinde belirtildiğine göre, 1908-1914 arasında sadece İstanbul&#8217;da yayınlanan gazete ve dergi sayısı 798 dir (yazıyla, yedi yüz doksan sekiz). Taşra basını da buna yakın rakamlardır. Basında sansür 1909&#8242;da kaldırılmıştır.</p>
<p>         Buna mukabil, Cumhuriyet rejiminin 1922-1925 arası aldığı önlemler sayesinde İstanbul&#8217;da Türkçe yayınlanan dört, Ankara&#8217;da bir gazete kalacak ve bu gazeteler de resmi törenler dışındaki konulara pek itibar etmeyeceklerdir. Bunun sonucunda da Halk bu gazetelere ilgi göstermeyerek tirajlarını 19 binlere kadar düşürecektir.</p>
<p>         Dönem için bir çeşit iletişim aracı sayabileceğimiz derneklerin de durumu pek farklı değildir. Öyle ki, Ceberutluğundan dem vurulan Osmanlıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo kıyas kabul etmez bir hal alır. Örneğin sadece İstanbul&#8217;da ve sadece kadın haklarına yönelik kurulan dernek sayısı değişik araştırmacılara göre 23 veya 29 arasındadır. İşçi örgütleri, sosyalist, liberal, ırkçı, İslamcı vb. fikir kulüplerini saymaksa hemen hemen imkansızdır. Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda ise devlet partisi dışında hiçbir siyasi parti ve derneğin yaşamasına müsaade edilmemiştir. 1924&#8242;de kurulan muhalefet partisi de kanlı bir şekilde kapatılmış, en son da 1931&#8242;de Türk Ocakları Derneği feshedilmiş ve memleket sathında CHP dışında siyasi nitelikli bir örgüt kalmamıştır&#8230;</p>
<p>         <em>Yani kızım, &#8220;bülbüllere emir var, lisan öğren vakvak&#8217; tan/ Bahset tarih balığın tırmandığı kavaktan&#8221;&#8230;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/14/babalar-yalan-soyler-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Söyleşi: Serdar Kaya - Toplum Mühendisliği</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/soylesi-serdar-kaya-toplum-muhendisligi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/soylesi-serdar-kaya-toplum-muhendisligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 10:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14010</guid>
		<description><![CDATA[


Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/afis_serdar_kaya.png"></a></div>
<div><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/afis_serdar_kaya.png"></a></div>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/afis_serdar_kaya.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-14011" title="afis_serdar_kaya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/afis_serdar_kaya-212x300.png" alt="" width="212" height="300" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/afis_serdar_kaya.png"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/18/soylesi-serdar-kaya-toplum-muhendisligi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/18/soylesi-serdar-kaya-toplum-muhendisligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Tarih Şaşırmaktır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 09:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13447</guid>
		<description><![CDATA[Polisiye filmlerde suçlular parmak izlerini silerler.  Böylece polisin ve savcıların &#8220;tarihi okuması&#8221; engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine &#8220;resmî bir yanılgı&#8221; yerleştirilir.
Devletler de resmî tarih yazdıkları zaman daha önce yazılmış olanlar gayrı resmî, hatta yasa dışı olur. Parmak izi silmek gibidir devlet eliyle tarih yazmak &#8230; Bir düşünün: Padişahların bütün yazışmalarını, Saray&#8217;ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><img class="size-full wp-image-13449 alignleft" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="200" height="290" /></a>Polisiye filmlerde suçlular parmak izlerini silerler.  Böylece polisin ve savcıların <strong><em>&#8220;tarihi okuması&#8221;</em></strong> engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine <strong><em>&#8220;resmî bir yanılgı&#8221;</em></strong> yerleştirilir.</p>
<p>Devletler de <em><strong>resmî tarih</strong></em> yazdıkları zaman daha önce yazılmış olanlar gayrı resmî, hatta yasa dışı olur. Parmak izi silmek gibidir <strong><em>devlet eliyle tarih yazmak &#8230;</em></strong> Bir düşünün: Padişahların bütün yazışmalarını, Saray&#8217;ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp yakmak, Osmanlı&#8217;dan ve Selçuklu&#8217;dan kalma bütün çeşmeleri, camileri, han ve hamamları yıkmaktansa &#8220;sadece&#8221; <strong>resmî bir tarih</strong> yazıyorsunuz ve bir çırpıda bin yıllık hakikî tarihiniz çöpe. Yeni kuşakların geçmişi anlama şanslarını ortadan kaldırıyorsunuz.</p>
<p> <em><strong>Hele bir de &#8221;oradan geçerken&#8221;</strong></em> <em><strong>lisanı devirip</strong></em> <em><strong>alfabeyi değiştirdiyseniz</strong></em>, temizlik tamam!</p>
<p>Biz de kendi yaşadığımız topraklara yeni gelmiş sığınmacılar gibi etrafa bakıyoruz. <strong><em>&#8220;Devlet nedir? Millet nedir? Osmanlı mıyız yoksa Türk mü?&#8221;</em></strong> diye sorguluyoruz kendimizi, tarihimizi. Çünkü boş beyaz bir kâğıttan başlamaya mahkûm edildik. <strong><em>Resmî tarih ve dil devrimi ile dilimiz ve kültürümüz devirildi, bizler de altında kaldık</em></strong>.  Tarihimizi bilmediğimiz için bugünü anlamıyoruz. Yarın ise bir korku filmi gibi. Cahillikten her yerde komplo teorileri görüyoruz. Adeta ıssız bir adaya düşmüş yabancılar gibi gölgemizden bile korkuyoruz, komşu ülkelerden, iç ve dış düşmanlardan hatta birbirimizden bile&#8230;</p>
<p>Sitemizin Laiklik, Tarih ve Osmanlı dosyalarına katkısıyla yakından tanıdığınız <strong>Mehmet Bahadır</strong> <a title="Permanent Link to Republic of Turkey (Hindi Cumhuriyeti)" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/14/republic-of-turkey-hindi-cumhuriyeti/">Republic of Turkey - Hindi Cumhuriyeti</a> isimli yazısında şöyle özetliyordu bu durumu:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Aslında, küçük ve mutlu azgın bir azınlığın amentüsü haline gelmiş dogmatik bir zihniyetti karşımdaki. Sorgulanamazdı, zira devletin temel kurumlarını sorgulamaya ya da dünyadaki benzerleri ile mukayese etmeye başladığınız zaman, malum zihniyet hemen bir savunma ve saldırma pozisyonu alıyordu. <strong>&#8220;Kutsalıma dokundurmam&#8221;</strong> refleksi ile hareket ediyor ve hatta sizi, yobaz olarak yaftalayıp dışlayabiliyor ve sonuçta kendine sürekli iç düşmanlar üretebiliyordu.  Geçen onca sancılı ve acılı yıllar ve hatta tecrübelerimiz &#8220;Cumhuriyet Kazanımları&#8221; hakkında bize yeterince bilgi veriyordu zaten.&#8221; </em></p>
<p>Evet&#8230; Tarih şaşırmaktır. Atatürk&#8217;e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan&#8217;a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>&#8220;Asker millet&#8221;</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz.</p>
<p>Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/17/dikkat-kitap-tarih-sasirmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

