<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Bedensel engelli insanlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/bedensel-engelli-insanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Rang-e khoda/ The Color of Paradise/ Mecid Mecidi / 1999</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/rang-e-khoda-the-color-of-paradise-mecid-mecidi-1999/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/rang-e-khoda-the-color-of-paradise-mecid-mecidi-1999/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2011 14:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bedensel engelli insanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15703</guid>
		<description><![CDATA[  &#8221;Bismillahirrahmanirrahim
Ey Gören fakat Görünmeyen!
Yalnız Seni ister yalnız Seni zikrederim!&#8221;
cümleleri ile başlar Mecid Mecidi&#8217;nin yönetmenliğini yaptığı 1999 İran yapımı olan Cennetin Rengi filmi. Zâhirde, karısı vefat ettiği için yeniden evlenmek isteyen ve gözleri görmeyen oğlunu yük, eksik, fazlalık kabul ederek hayatının dışına çıkarmak isteyen ‘baba&#8217;yı; bâtında, dünya kendisinden uzaklaştırılan ve yaratılmış olan her şeyin maddi yönünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/color_of_paradise.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15704" title="color_of_paradise" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/color_of_paradise.jpg" alt="" width="264" height="214" /></a><em> &#8221;Bismillahirrahmanirrahim</em></p>
<p><em>Ey Gören fakat Görünmeyen!</em></p>
<p><em>Yalnız Seni ister yalnız Seni zikrederim!&#8221;</em></p>
<p>cümleleri ile başlar Mecid Mecidi&#8217;nin yönetmenliğini yaptığı 1999 İran yapımı olan Cennetin Rengi filmi. Zâhirde, karısı vefat ettiği için yeniden evlenmek isteyen ve gözleri görmeyen oğlunu yük, eksik, fazlalık kabul ederek hayatının dışına çıkarmak isteyen ‘baba&#8217;yı; bâtında, dünya kendisinden uzaklaştırılan ve yaratılmış olan her şeyin maddi yönünde onun melekûtunu, melekûtta Rabbi bulma/görme ümidiyle ‘arayan oğul&#8217;u anlatır Cennetin Rengi.</p>
<p> Biri evleneceği kadının derdindedir, diğeri harf harf kelimelerin; biri dünyanın, diğeri Rab&#8217;bin; biri isyandadır yaşadıklarını kendine zull addederek, acelecidir, diğeri teslimiyettedir yaşadıklarının kendisini bir yere/Rab&#8217;be ulaştıracağının ümidiyle, sabırlıdır&#8230;</p>
<p> Film ilk sahneden itibaren &#8220;ellerin&#8221; filmidir: dokunan, gören, hisseden, bulmaya çalışan, arayan, konuşan, tanımaya ve öğrenmeye çalışan, okuyan, tebessüm eden ve ağlayan&#8230; çocuk ellerin. Ve hissedersiniz ki en başından, o eller, mutlaka sonda karşınıza çıkacak ve size hikâyesini anlatacaktır/okutacaktır. Bu elleri hüzünle, ilgiyle, merakla takip edersiniz her karede artık, yazmaktan çok &#8220;oku&#8221;yan ellerin, ne okuduğunu merak ederek.</p>
<p>Gözleri görmeyen Muhammed&#8217;in elleriyle aradığının kim olduğunu öğrendiğinizde, onun çocuk yüreğinin damla damla ellerine döküldüğünü gördüğünüzde, yüreğiniz kırık bir ayna gibi kırk parçaya ayrıldığında, gören gözlerinize ama okuyamayan ellerinize baktığınızda, ağlarsınız, Muhammed&#8217;e değil, kendinize&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"> &#8221;<em>Kimse beni sevmiyor. Ninem bile! Kör olduğum için herkes benden kaçıyor. Eğer görebilseydim diğer çocuklarla birlikte köy okuluna devam edebilirdim, ama dünyanın ta öbür ucundaki körler okuluna gitmek zorundayım. Öğretmenimiz, Allah&#8217;ın bizleri diğer kullarından daha çok sevdiğini söylüyor, ama ben de diyorum ki, madem öyle, bizi kör yaratmazdı ki böylece O&#8217;nu görebilelim. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Öğretmenimiz dedi ki: ‘Allah görünmezdir. O her yerdedir. O&#8217;nu hissedebilirsin. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>O&#8217;nu parmağının ucunu kullanarak görebilirsin.&#8217;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Allah&#8217;ı bulana kadar ellerimle her yere dokunacağım ve bulduğumda da, kalbimin bütün sırları dâhil, her şeyi anlatacağım.&#8221; </em></strong></p>
<p>Allah&#8217;a kavuşmak ve O&#8217;na kalbindeki bütün sırları anlatmak&#8230; Muhammed&#8217;in temiz yüreğinin dokunduğu her şeyi okumaya çalıştığını gördüğünüzde, okuduklarını anlamak istediğinizde, sesleri duymaya çalışırken ne duyduğunu duymak için kulaklarınızı kabarttığınızda ve içine dert olanlar gözyaşlarıyla dile geldiğinde<span id="more-15703"></span>, sizin gözyaşlarınız da akar ve bir ses fısıldar içinizden:</p>
<p> &#8221;Benim de kalbimin sırları var anlatmak istediğim, ben de O&#8217;nu görmek istiyorum, ben de aramalıyım harf harf, kelime kelime O&#8217;nu her şeyde, her yerde&#8230; Aramalıyım ve bulmalıyım ki ben de anlatabileyim kalbimin sırlarını, kimselere anlatamadığım sırlarımı&#8230;&#8221;</p>
<p>Mecidi&#8217;nin filmlerinde ‘umut&#8217; mutlaka vardır. Evet, hüzün, hayal kırıklığı, acı&#8230; hatta hayatın beklenmedik, olumsuz yönleri de vardır ama asla kara değildir filmleri, umut mutlaka yüzünü gösterir bir yerden, sızar küçük bir tebessümle, bakışla, sözle ya da hareketle. Ölümü anlatırken dahi asla duygu sömürüsü yapmaz yönetmen ve kamerasını karakterin üzerine yönelterek insan&#8217;ı tahlil eder. Tip olarak yaklaşmaz işlediği kahramana. Filmlerinde insan her yönüyle, zaafıyla ve güzel tarafıyla işlenir.</p>
<p> Filmlerini özellikle baba-oğul ilişkileri üzerine kurgular yönetmen.  Cennetin Rengi&#8217;nde baba karakteri zaaflarıyla, ikilemleriyle, hayata ve Tanrı&#8217;ya bakışındaki isyanla ön plana çıkarken; oğul, kendisine verilmeyen yüzünden değil, bu eksiklik yüzünden insanlar tarafından ötelenmesi/dışlanması yüzünden üzülen ama güçlü bir kişilikte karşımıza çıkar. Onun derdi körlük değildir; derdi, körlüğü yüzünden diğerleri tarafından dışlanması, sevilmediğine inanması, yapabileceklerinin yapılamayacağına inanıldığı için elinden alınması&#8217;dır. Baba karakterinde insanoğlunun zayıflıklarını, şükürsüzlüğünü, tahammülsüzlüğünü&#8230;; Muhammed ile de gözleri öte aleme açık ruhların hayata nasıl baktığını görürsünüz, filmdeki bu karakterler kurgu da olsa, onların içimizden biri olduğunu fark ederek. Anne, verici, evi toparlayıcı, merhametli, fedakâr, tevekkül sahibi, dili dualı&#8230; olarak karşımıza çıkar. Elinde olan her şeyi evladına verir ve dilinde de son duası oğludur. Hele de ölmeden önceki gece, ellerinden oğlunun ellerine uzattığı tüm mal varlığına baktığınızda, içiniz burkulur bir kez daha. Annedir işte, anne, kaç yaşınıza gelirseniz gelin, size dünyasını tereddüt etmeden sunan anne&#8230; Ve o an, bir şeyi daha anlarsınız:</p>
<p>Eller, dünyaya açılan eller, duaya açılan eller, alan eller, veren eller&#8230; <strong>Ellerdir, kalbin gözü, gözbebeği.</strong> Oradan ulaşır dünya ya da öteler insanın yüreğine, orada başlar seçim, oradadır hakikatin başlangıcı, onlarda gizlidir insanın ruhu&#8230; Ellerinize iyi bakın, neyi alıp neyi verdiğine, kime açılıp kime kapandığına, neyi görüp neye kör kaldığına, dokunduğuna ve dokunamadığına&#8230;</p>
<p> Babayı izlerken, onun zaaflarını, isteklerini, aslında ona kızmazsınız ilk başta ama zaaflarına kibrin eklendiğini gördüğünüzde, kibriyle mahvettiği şeyleri, sorgulamaya başlarsınız kendinizi, insanı. İnsan zaaflarıyla bütündür, ama zaafa kibir eşlik ettiğinde, insan kendisine verilen tamlığı/sağlığı/nimeti kendi hakkı olarak algıladığında, verilmeyene isyan eder. İsyanın sebebi acizlik değildir burada, kibirdir. Bu yüzden eksik, hatalı bildiğini hayatından çıkarmak ister, onu görmek istemez, onu yük kabul eder. Oysa kendisine verilenin alınacağını bir türlü fark edemez. Sadece kendi hayatına, isteklerine, taleplerine odaklanmıştır, olmayacakları fikrini aklına bile getirmek istemez. Ancak, hayat öyle her istediğini sunmaz insanın önüne, bazen tam önüne kadar gelmişken alır onu ellerinden. Bir şeyin size verilmesi hakkınız olmadığı gibi alınması da hakkınız değildir. Bir şey verilir, alınır, eksik bırakılır, tamamlanır&#8230; Veren ve alan kim? Sahibi kim bunların? Eğer sahip olarak kendinizi zannederseniz, sizden alınanlar yüzünden isyan çizgisine gelir ve imtihanı kaybedersiniz. Senin mi ki alınınca isyan ediyorsun ey insan, der bize yönetmen bu filmle ve bize kendi bakışını sunar. Elinde olanı kaybetmeden kıymetini bil, der. Ellerinden alınınca yapabileceğin hiçbir şey kalmaz çünkü. Ve yol gösterir: Aradığın O&#8217;ysa, eksik zannettiğin aslında seni O&#8217;na kavuşturan basamak olur, yol olur. Yeter ki oku, O&#8217;nu okumak için oku. Gözlerin, ellerin, yüreğinle&#8230; O&#8217;nu oku.</p>
<p>Şunu bir kez daha vurgulamalıyım ki, Mecidi, baba ve oğul ilişkisini çok iyi gözlemlemiş ve bunu da özellikle yalın anlatımıyla çok iyi aktarmış bir yönetmen. Şimdilik sadece iki filmini izlediğim için kadın ve kız çocuklarının sadece figür/tip olarak kalmasını -bu filminde anne tipi ile Doğu&#8217;daki anne algısını, Serçelerin Şarkısı&#8217;nda pasif anne&#8217;yi ve eve ait bir tablo olmaktan öte gidemeyen kız çocuklarını, ki bu filmde de öyle, ve bunun yönetmenin zayıf noktası olduğu düşüncemi genellemeyeceğim. Bunun için tüm filmlerini izledikten sonra genel bir yorumda bulunabileceğim. Kamera çekiminde ise, uzaktan yakına -üst-uzaktan yakına- ve kahramana yaklaşan kamera ilgi çekici. Çünkü Serçelerin Şarkısı&#8217;nda yakından üst-uzağa giden kamera ile devinim/çaba verilmişti. Şimdi tam tersini yapmış yönetmen, bununla da dıştan içe yönelişi çok güzel verebilmiş.</p>
<p>Mecidi, insanı tüm yalınlığıyla, hayatı içindeki her renkle aktarmasını çok iyi beceren bir yönetmen. Hele filmin sonunda o ellerin -ki filmin başından beri ellerin öyküsüdür film- size anlattıklarını dinlersiniz&#8230;</p>
<p>Ellerin size en sonda anlattığı ise, bir duanın kabulüdür. Bir çocuğun tertemiz duasının kabulü&#8230; Yuvasına kavuşan yavru kuştur Muhammed ve görmeye çalıştığı dinlemektedir onu. Kavuşmalarda da gözyaşı vardır, evet, kavuşmalarda da gözyaşı vardır&#8230; bu yüzden son sahnede ağlayışınız Muhammed&#8217;e değildir, onun kavuşmasınadır ve sizin henüz kavuşamamış oluşunuza&#8230; onun kavuşmasına bakıp, gözleriniz şunları fısıldar damlalarla:</p>
<p>Muhammed şimdi kalbinin hangi sırrını söylüyor acaba? Hangisini?</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-15706 aligncenter" title="color_of_paradise2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/color_of_paradise2.jpg" alt="" width="494" height="339" /></p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/color_of_paradise2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/14/rang-e-khoda-the-color-of-paradise-mecid-mecidi-1999/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/14/rang-e-khoda-the-color-of-paradise-mecid-mecidi-1999/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Beden ve ruhun ağrı kardeşliği: Frida</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 09:03:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bedensel engelli insanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15594</guid>
		<description><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu
İstanbul&#8217;dan Frida Kahlo sergisi geçti. Sergilenen resimler İkinci Dünya Savaşı sırasında Meksika&#8217;ya kaçan, orada tanışıp evlenmiş bir çiftin, Rus asıllı Natasha ve Jaccques Gelman&#8217;ın  özel koleksiyonundan. Pazar günü evden çıkmamaya çalışsam da içgüdüsel bir atılışla vardım Pera Müzesine. Bedeni harap olmuş Frida&#8217;nın ruhundan gelen eserleri bu diyardan geçip gitmeden görmek istedim. Hep kendini anlattı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_frida_kahlo_self_portrait1.jpg"><strong><em><img class="alignright size-full wp-image-15596" title="w_frida_kahlo_self_portrait1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_frida_kahlo_self_portrait1.jpg" alt="" width="250" height="325" /></em></strong></a><strong><em>Yıldız Ramazanoğlu</em></strong></p>
<p>İstanbul&#8217;dan Frida Kahlo sergisi geçti. Sergilenen resimler İkinci Dünya Savaşı sırasında Meksika&#8217;ya kaçan, orada tanışıp evlenmiş bir çiftin, Rus asıllı Natasha ve Jaccques Gelman&#8217;ın  özel koleksiyonundan. Pazar günü evden çıkmamaya çalışsam da içgüdüsel bir atılışla vardım Pera Müzesine. Bedeni harap olmuş Frida&#8217;nın ruhundan gelen eserleri bu diyardan geçip gitmeden görmek istedim. Hep kendini anlattı, toplumsal meseleleri resminin konusu yapmadı denir onun için, bazen de hayatındaki tuhaflıkların ilişkilerin esas onu ünlü yapan şey olduğu, resminin önemli olmadığı söylenir.</p>
<p>1907′de doğan Kızılderili kız, Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon Frida&#8217;nın, 1932′de yaptığı karakalem resim, Güneş Pencereden İçeri Sızıyor, onun tam olarak neye yöneleceğinin açık işareti. Resimde sayısız binaların içinden birine doğru gelen, kenarları ışınlarla parıldayan güneş tek bir pencerenin üzerine kelebek gibi konmuş.</p>
<p>Daha yedi yaşındayken çocuk felci geçirip tek ayağı bu yüzden kısa kalan ressam derin bir ilginin nereden gelip onu iyileştireceğini, ruhunu yatıştıracağını düşünmüş belli ki. Talihsizliği bununla da kalmamış ve ondokuz yaşında eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması yüzünden birçok kişinin öldüğü kazadan ağır bir omurilik sakatlanmasıyla<span id="more-15594"></span> kurtulabilmiş. Kazadan sonra hayatı korseler içinde, hastane odalarında, doktorlar arasında geçen gencecik bir kızdan sözediyoruz. Ailesinin acılardan kurtulması için resim yapmasını teşvikiyle başlar her şey.</p>
<p>Yatağının tavanına yerleştirilen aynaya bakarak otoportrelerini tuvale aktarır. Evliliği, politik duruşu, eylemci yanı, anarşistlerle başlayıp sosyalist ve komünistlerle süren düşünsel hayatı hep öne geçti ama sonuçta Picasso, Breton, Kandinsky gibi ressamlardan övgüler almış bir ressam ve en çok resmiyle konuşulmayı hak ediyor. Bir insanın kendine dönüşünün, kendisi üzerinden insan yüzüne ve bedenin ayrılmaz ve ayrılık kabul etmez bir parçası olan ruha yönelişinin göstergesi resimler. Frida&#8217;nın Hayatı ve Ölümü adlı belgeselde yakın arkadaşı Karen&#8217;in dediği gibi başka şeyler de çizmek istiyordu ama hayatı bedeni ve kişiliği çok fazlaydı, ancak onlara yönelebilirdi kısıtlı şartlarda.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gunlukten-bir-sayfa.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15599" title="gunlukten-bir-sayfa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gunlukten-bir-sayfa.jpg" alt="" width="411" height="504" /></a>Omurgalarından 23 kez ameliyat olmuş, sonunda sağ bacağı kesilmiş biri o. Olup bitenin manasını anlamaya, yüzündeki yansımaları görmeye çalışmış ve insanlık tecrübesinde &#8220;kendini bilmeyenin hiçbir şeyi bilemeyeceğinden&#8221; yola çıkmış. Bedenin başına gelen şey, onun istek ve arzularının yoksunluklarının hayat içindeki karşılıklarının çözümlenmesi, kısaca bedenin hayatımızdaki yeri bence en temel mesele. Bedenin ruha bakışlarını, ruhun bedende açtığı çizikleri, iç içe oluşturdukları karmaşayı en iyi o bilebilirdi. İki kaşının arasından bir kuşun çıktığı tablo mesela son derece sarsıcı. Picasso&#8217;nun &#8220;biz böyle yüz çizmeyi bilmiyoruz&#8221; dediği şey bu. Resimlerinde kendi bedeninin başına geleni anlatmaya özen gösterdi. Bedenin içindeki ruhu olabildiğince gördü.  Hayatının büyük bölümünü altında yaşadığı, başının üzerinde duran ayna&#8221;gündüzlerimin ve gecelerimin celladı&#8221; dediği bir nesneydi. Papağanlar maymunlar besleyen Frida&#8217;nın 1943′te yaptığı Maymunlu Otoportre&#8217;nin önünde dururken bakışlarındaki güçlü kişilik,  varolmanın onuru görülüyor başını çevrelemiş siyah maymunların arasında. Maymunların da her şeyi algılayan ve farkında olan yüzlerinin dikkat çekici olduğunu söylemek gerek. </p>
<p>Zamanın ünlü duvar ressamı Diego Rivera ile evliliği ilginçtir. Arkadaşları fille güvercinin bir araya gelmesi demişlerdi Frida&#8217;nın küçücük bedeni yüzünden. İncecik küçük bir kız olarak kendisinden yirmi yaş büyük, kocaman, yıkanmak bilmeyen bir adamda ne bulmuştu. İyi bir yürekti ondaki ve anne olmak için böyle bir adam gerekliydi ona göre.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15598" title="gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/gune_-pencereden-iceri-siziyor-1932.jpg" alt="" width="212" height="327" /></a>İki kez düşük yapar sonra Frida ve anne olamayacağını öğrenir bütün acılarının üstüne. Bu çok sarsıcı. Anne olmak için yaratılmış bir bedenin bunu veremeyecek olmasının bilgisi, ruhun bedenden ayrı olarak annelik duygusunu yaşatacak gücünün olmaması, bedenle ruh arasındaki yarılmayı da bitişikliğin ve iç içeliğin kuşku götürmezliğini de ele verir.</p>
<p>Bazı gerçeküstü formları kullanmasının sürrealist olmasına yorulmasını reddetti Frida, çünkü olabildiğince gerçekçiydi, sadece gerçeğin daha güçlü ve berrak bir şekilde anlaşılmasıydı istediği şey, bunun için kullanıyordu kimi metafizik öğeleri.</p>
<p>Bir kan gölünün ortasında yatan kadını tasvir ettiği 1932′de yaptığı Düşük adlı resim candan can gelişiyle ve gelemeyişiyle yüzleşmenin ürpertici resmi. Tuhuano Olarak Otoportre(1942) ve Saçangülü Otoportre&#8217;de(1941) karşı karşıya kaldığı yaralayıcı gerçeklikler şelalesi karşısında, beyninden saniyede on binlerce fikir geçen ama hepsini ve her şeyi kontrol altına almayı başarmış güçlü bir kadının yüzü var. Ancak biraz daha derinleşince kırılganlık sızıyor dışa doğru. Onu hepimiz inanılmaz renkli ve görkemli kıyafetleriyle biliriz. Kimselere benzemeyen bir giyim tarzı vardı. Abartılı küpeler, saça iliştirilen çiçekler, zamanının tamamen dışında bir saç biçimi, taftalar ve kabarık etekler. Bunlar biraz aksak olan ayağını gizlemek içinse, en çok da içindeki fırtınaları üzüntüleri saklayıp kendine ve çevreye sevinç saçmak içindi. Böyle renkli ve karmaşık giyimine karşılık konuşunca çok sade ve yalın konuşur, eleştiri yapacaksa bunun işe yarayacağından emin olmadan söze girişmez, en ince ve dolaylı yolu seçerdi bunun için. Dostları David ve Karen Cromiem&#8217;in anlatımıyla hazırlanan Frida Yaşamı ve Ölümü adlı belgeselde en çok dikkat çeken karelerden biri Diego&#8217;nun cenazesini omuzladığı andaki yüz ifadesiydi. Sanki canı ve ruhu çekilip gitmişti içinden.</p>
<p> Hayatı boyunca çocuklara özel ilgi gösteren Frida, son zamanlarında artık görmek bile istemiyordu çocukları. Yüzleri iskelet maskeleri takılı çocuklar çizmeye başlamıştı. Hamilelik onu mutluluktan uçurmuştu ama iki kez düşük yaparak anneliği yere çakılmış bir kadındı sonuçta. Evini farklı acayip objelerle doldurmuştu. Her yandan ilham verecek bir obje taşıyordu dostları. Evinin bahçesi de dahil tam bir sanat eviydi yaşadığı yer. Arkadaşlarından tek istediği yurt dışına gittiklerinde ucuz da olsa ona farklı acayip bir obje getirmeleriydi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15597" title="w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/w_evreni-kucakliyorum-a_k-toprak-ben-diego-senyor-xolot-1949.jpg" alt="" width="373" height="327" /></a>Düşüncelerimle Diego (1943) portresi onu ne kadar aklında ve beyninde taşıdığını ifade etse de, 1949′da yaptığı Evreni Kucaklıyorum, Aşk, Toprak(Meksika), Ben, Diego, Senyor Xolot adlı eserde, artık acıların zirvesinde olduğu bir zamanda Diego&#8217;yu da acısının içinden nasıl yeniden şekillendirmek istediğini anlayabiliyoruz. Bütün yaşam parçalarından bir bütünlüğe ulaşma, artık hayatı tamamen çözme arzusu. Bedendeki ağrının ruhun da ağrısı olmasının hakikatiyle bir yumak olup gelen ağrıları bilincinde incelikle ayırma sonra delice harmanlama istenci. Trajedisinden neşeli bir üretkenlik çıkarma, hareketsiz bedenine inat hareketin kendisi olma, hareketi ruhunun içine alma mertebesi. İç içe geçmiş yaşamların ve dünyaların resmedildiği Carme(sadja) resimlerinden sonra gelen dinginlikle son nefesini verirken tuvale aktardığı resim bir natürmorttu bu yüzden: Yaşasın Yaşam. </p>
<p>Beni en çok etkileyen ise bir Günlük Sayfası ve 25 Ağustos 1943′de yazdığı(yaptığı mı demeli) yazı, imge ve çizgilerin iç içe geçtiği bir ressama yakışır Mektup oldu. </p>
<p>Sergiden çıkarken Frida&#8217;nın asla onaylamayacağım bazı yaşam parçaları silindi kafamdan, fakat tek bir bireyin kendi içindeki çoğulluğunu düşünüyordum. Öte yandan herkesin kusurlarına dikkat kesilirken, paramparça olmuş ruhların ve bedenlerin parçalarından bir bütünlük oluşturma çabalarının sahnesi olan modern zamanlarda, büyük ve yüce şeylerle ilgilenirken, daha büyük olanı, benliğimizi kaçırdığımızı, bu meselenin bencillik ayağında takılıp kaldığımızı anlıyordum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/07/beden-ve-ruhun-agri-kardesligi-frida/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bedensel engelli insanlar ve insanlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/09/14/bedensel-engelli-insanlar-ve-insanlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/09/14/bedensel-engelli-insanlar-ve-insanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:57:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bedensel engelli insanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Verme hakkı]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/09/14/bedensel-engelli-insanlar-ve-insanlar/</guid>
		<description><![CDATA[ Yardım kuruluşları hakkındaki yolsuzlukların güvenimizi sarstığı şu günlerde sanıyorum ihtiyaç sahiplerinin bize, bizim de onlara daha fazla ihtiyacımız var. Fazla söze gerek yok&#8230; Bu güzel çocuğun yüzündeki gülümseme çok şey anlatıyor.
Derneklere güveni olmayanlar elbette etraflarında biraz soruşturarak gönül rahatlığıyla verebilecekleri insanlar bulabilirler.
Biz sadece şu kısacık hayatı doyasıya yaşamak için karşılıksız vermek gerektiğini söyleyenlerdeniz.
İlanı gerçek boyutunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler.jpg" alt="20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler.jpg" align="left" /> Yardım kuruluşları hakkındaki yolsuzlukların güvenimizi sarstığı şu günlerde sanıyorum ihtiyaç sahiplerinin bize, bizim de onlara daha fazla ihtiyacımız var. Fazla söze gerek yok&#8230; Bu güzel çocuğun yüzündeki gülümseme çok şey anlatıyor.</p>
<p>Derneklere güveni olmayanlar elbette etraflarında biraz soruşturarak gönül rahatlığıyla verebilecekleri insanlar bulabilirler.</p>
<p>Biz sadece şu kısacık hayatı doyasıya yaşamak için karşılıksız vermek gerektiğini söyleyenlerdeniz.</p>
<p>İlanı gerçek boyutunda görmek için üzerine tıklayın. Siteye <a href="http://www.bedd.org.tr/" target="_blank">buradan </a>erişebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.bedd.org.tr/">www.bedd.org.tr/</a></p>
<p>Muhabbetle</p>
<p><a title="20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler_afis.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler_afis.jpg"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler_afis.jpg" alt="20080814_derin_dusunce_org_bedensel_engelliler_afis.jpg" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/09/14/bedensel-engelli-insanlar-ve-insanlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/09/14/bedensel-engelli-insanlar-ve-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

