<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; BBP</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/bbp/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Irkçıya kızılmaz, acınır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/24/irkciya-kizilmaz-acinir-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/24/irkciya-kizilmaz-acinir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 21:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7869</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş : 
Geçen yıl eylül ayında girmiştik bu yazıyı. Şu günlerde CHP&#8217;nin kurmayları &#8220;Dersim&#8217;de Alevî Kürtlerin anasını ağlattık, ne iyi ettik&#8221; diyerek ırkçı amigoluk yapıyor, muhtemel bir felakete çanak tutuyor. Diğer yandan taş atan &#8220;sarışın&#8221; kadınlar ve araba yakan &#8220;esmer&#8221;  gençler saldırganlığın  milleti olmadığını tekrar tekrar ispat ediyorlar sokaklarda. Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği iki başlı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/00381.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7871" title="00381" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/00381.gif" alt="" width="210" height="283" /></a>Sunuş :</strong> </p>
<p><em>Geçen yıl eylül ayında girmiştik bu yazıyı. Şu günlerde CHP&#8217;nin kurmayları <strong>&#8220;Dersim&#8217;de Alevî Kürtlerin anasını ağlattık, ne iyi ettik&#8221; </strong>diyerek ırkçı amigoluk yapıyor, muhtemel bir felakete çanak tutuyor. Diğer yandan taş atan &#8220;sarışın&#8221; kadınlar ve araba yakan &#8220;esmer&#8221;  gençler saldırganlığın  milleti olmadığını tekrar tekrar ispat ediyorlar sokaklarda. </em><em><a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">Türk milliyetçiliği </a>ile Kürt milliyetçiliği iki başlı bir yılan gibi&#8230;</em></p>
<p><em>Boyalı basının <strong>« Vur ! Vur ! »</strong> çığlıkları arasında devam eden etnik şiddete ışık tutması  umuduyla bu yazıyı yeniden yayınlıyoruz.</em></p>
<p><em> (MY)</em></p>
<h2>Irkçıya kızılmaz, acınır!</h2>
<p>Irkçılık bir düşünce değildir, saygı değil acıma ve şefkat gerektirir. Yaralı bir hayvanın saldırganlığı gibi bir refleks halidir. Yanan bir binanın 10cu katından kendini aşağıya atan insan <strong><em>&#8220;bu benim kararımdı, düşmeseydim inecektim&#8221;</em></strong> diyemez.</p>
<p>Kürtlere devlet eliyle yapılan haksızlıkları dile getirdiğimiz yazıların altına yorum bırakan bazı okuyucular <span id="more-7869"></span>düşünce olduğunu sandıkları bu panik halini dile getirdiler:</p>
<ul>
<li>1) Ama &#8220;onlar&#8221; da kaçak elektrik kullanıyor,</li>
<li>2) Kürtler &#8220;bizim&#8221; gibi uygarlık kuramadılar,</li>
<li>3) Vs.</li>
</ul>
<p>Oysa bu zavallı çocuklar övünüp durdukları &#8221;şanlı&#8221; tarihimizin sadece &#8220;şanlı&#8221; kısımlarını öğrendiler. Daha doğrusu tarih dersi adı altında beyinleri yıkandı okullarda. Meselâ &#8220;kahraman&#8221; Türk ordusunun aslında devşirilmiş Hıristiyan çocuklardan oluştuğunu bilmezler. Osmanlı padişahlarının büyük bir kısmının annesinin Türk ol<strong>MA</strong>dığını da. Ermeni asıllı Koca Sinan&#8217;sız tasavvur edemeyeceğimiz Osmanlı mimarisi ile gurur duyarlar da onun <a href="http://www.derindusunce.org/2007/10/07/mimar-sinanâin-kayip-kafatasi/">mezarının açılıp kafatasının ölçüldüğünü</a> bilmezler. Türk Musikisi&#8217;nin yazılı notaya geçişinde Yahudi ve Ermeni bestekârların oynadığı rolden haberleri yoktur. Selçukluların da en büyük veziri, büyük reformcu <strong>Ebu Ali el-Hasan et-Tusi Nizamülmülk</strong> (<strong>خواجه نظام‌الملک طوسی</strong>) Türk değildir, hatta ihtimal Kürttür. Tıpkı Sokulluların Sırp kökenli bir aileden gelmesi gibi bütün &#8220;yabancı&#8221; kökenler aslında Türklerin dış ögeleri kolayca bünyelerine katabilen esnek devlet yapıları kurabildiğinin ıspatı değil midir? Türklerin kurdukları devletlerin kültür zenginliğine açık oldukları asırlarda ilerlemeleri, <strong><span style="text-decoration: underline;">Türk milliyetçiliğinin güçlendiği 1900′lerde ise rezil ve sefil olmaları</span></strong> da aklı olanlar için büyük işarettir.</p>
<h1>Irkçının ruh hâli</h1>
<p>Dedik ya ırkçılık siyasî bir duruş, bir düşünce ve değerler manzumesi değildir. Bir ruh hâlidir. Kıskandığı kardeşlerini pencereden taşlayan çocuk gibidir ırkçı. Bilgiden yola çıkılarak varılmış bir tercihi ve siyasî projesi yoktur. Akıl ve mantıkla yapacağınız izahlara omuz silkecektir her seferinde. <em>&#8220;Bana ne! Bana ne!&#8221;.</em> Kulaklarını kapatıp annesinin nasihatlerini duymamamak için avazı çıktığı kadar bağırır: <em>&#8220;istemiyoruuuum!&#8221;</em> Aklın sesini bastırır nefsinin sesiyle.</p>
<p>Irkçı ne istediğini değil ne isteMEdiğini bilendir. Kürtler elektrik hırsızı(!), ermeniler vatan haini(!), yahudiler komplocudur(!). Irkçı baktığı her yerde iç düşman görür. Neyi yıkması gerektiğini bilir. Ama neyi inşa edeceğıni bilemez.</p>
<p>Hiç bir Kürtün, Ermeninin bulunmadığı yerlerde ırkçı uzun saçlılara, küpelilere saldırır. Olmadı Fenerbahçe/Glatasaray için ölür ve öldürür. Gittiği çay bahçesinde herkes onun kız kardeşine bakıyormuş gibi gelir, kavga çıkartır.</p>
<p>Onun için maçlarda &#8220;mezar taşımda Trabzonum yazacak&#8221; diye şarkı söyler. Kanı sarı-kırmızı akar ya da sarı lacivert. Herkes Beşiktaşlı olunca uymaz ona. Çarşı grubu olur. Ya da gruba girmez, öteki olur.</p>
<h1>Irkçı nerede durur?</h1>
<p>İnsan kendisiyle, geçmişiyle ve toplumla böyle sağlıksız bir ilişki kurarsa bu &#8220;kaynama noktasında&#8221; kalması imkânsızdır. Irkçı her geçen gün daha da ırkçı olmak isteyecektir. Asimilasyonu, köy boşaltmayı, işkenceyi hatta toplu imhayı, soykırımı gitgide benimseyecektir. Hatta ırkçı arkadaşlarını yeterince &#8220;sert&#8221; bulmayacak, onları liboşlukla, hümanistlikle suçlayacaktır. En vatansever kendisidir. Onun kadar kimse vatanını sevemez!</p>
<p>Irkçı aşırı yüksek hızla viraja giren bir araba gibidir. Yavaşlamadığı takdirde ya ölerek ya da öldürerek çıkacaktır o virajdan.</p>
<p>Bu keskin viraj 3 aşamalıdır:</p>
<ul>
<li>1) Kendine yalan söyleme (kanı ve soyuyla gurur duyma görüntüsündedir),</li>
<li>2) Kendini korkutma (öteki nefreti görüntüsündedir),</li>
<li>3) Eylem (vatan kurtarma görüntüsündedir).</li>
</ul>
<p>Hırant Dink&#8217;i öldüren zavallının ruh hâlini analiz ettiğimiz <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/">&#8220;O gün bebek nasıl katil oldu?&#8221;</a> adlı yazımız bu konuda düşünmek isteyen okuyucularımıza fayda sağlayabilir.</p>
<h1>Irkçı tedavi olur mu?</h1>
<p>Genellikle olmaz. İçindeki saldırgalığı boşaltabileceği bir yer bulana kadar kazan kaynamaya devam edecektir. Ya katil olup hapse düşecek ya bir kavgada öldürülecektir. Onun bir sınıra ihtiyacı vardır. Bu sınırı şuralarda bulabilir:</p>
<ul>
<li>a) Polis ve adalet sistemi,</li>
<li>b) Kendisinden daha iyi kavga eden bir &#8220;öteki&#8221;,</li>
<li>c) Bedeninin biyolojik sınırları (Alkol veya uyuşturucu koması gibi)</li>
</ul>
<p>Irkçı eğer torpilli ise yani zengin, nüfuz sahibi bir ailenin çocuğu ise kanunî sınırlar ilk etapta önünden kaldırılır. Kırıp döktüğü sümen altı edilir. Aslında bu onun sınır arayışını daha da kamçılayacaktır. Meselâ kendisiyle cinsel ilişkiyi reddeden sevgilisine tecavüz edebilir. Ateşli bir silah edinebilir. Ya da saldırganlığın hedefi olarak kendini alır. İntihar edecek kadar delirmediyse hayatını mahvedecek bir seri karar alır ve uygular:</p>
<ul>
<li>1) Okulu bırakır,</li>
<li>2) Çok sık iş değiştirir.</li>
</ul>
<p>Ağzında hep aynı laf vardır:<strong><em> &#8220;Gidecem buralardan&#8221;.</em></strong> O hep bir gün gidecektir. Yeni sınırlara&#8230;</p>
<p>Irkçılık denen hastalığın tedavisi aslında zor ama mümkündür. Yaşamını o ana kadar anlamlandıran bağların zayıflaması ve fakat aynı süreçte yeni insanlarla yeni bağların  kurulması gerekir. Bu en iyi koşullarda 4-5 yıl sürer. Bu koşullar nelerdir?</p>
<ul>
<li>Onu ırkçılığa iten ortamdan uzaklaşması: Evlenme, iş sebebiyle şehir değiştirmesi,</li>
<li>Irkçılığı körükleyen Hürriyet, Türk Solu gibi yayınlardan uzak durması,</li>
<li>Eşinden anlayış ve şefkat görmesi, çocuklarının okuldaki başarısı,</li>
<li>Yaptığı yeni işi sevmesi, bulunduğu ortamda sevilmesi, birey olarak saygı görmesi,</li>
<li>Psikolojik destek alarak geçmişiyle barışması. (Alkolik bir baba, işsizlik, sefalet, üvey anne&#8230; Geçmişinde yaralar bırakmış olan her neyse onları olduğu gibi kabul etmeye başlamak için) </li>
</ul>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/24/irkciya-kizilmaz-acinir-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/24/irkciya-kizilmaz-acinir-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hiç Kimse Vatan Haini Değildir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/20/hic-kimse-vatan-haini-degildir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/20/hic-kimse-vatan-haini-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 23:46:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset Üslubu]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<category><![CDATA[vatan haini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7828</guid>
		<description><![CDATA[[16 Aralık 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
CHP lideri Baykal, demokratik açılım sebebiyle hükümeti &#8220;ihanet&#8221;le suçladı ve suçlamaya devam ediyor. MHP lideri Bahçeli zaten epeydir aynı telden çalıyor. Buna karşılık hükümet saflarından da &#8220;asıl hain sizsiniz&#8221; gibi cevaplar duyuluyor.
Bu &#8220;siyaset dili&#8221; yeni bir şey de değil. Türkiye on yıllardır birbirini &#8220;vatan haini&#8221; ilan eden adamlarla dolu.
Hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091219_derin_dusunce_org_vatan_haini_akp_mhp.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-7829" title="20091219_derin_dusunce_org_vatan_haini_akp_mhp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091219_derin_dusunce_org_vatan_haini_akp_mhp.gif" alt="" width="135" height="111" /></a>[16 Aralık 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/hic-kimse-vatan-haini-degildir-232058.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>CHP lideri Baykal, demokratik açılım sebebiyle hükümeti &#8220;ihanet&#8221;le suçladı ve suçlamaya devam ediyor. MHP lideri Bahçeli zaten epeydir aynı telden çalıyor. Buna karşılık hükümet saflarından da &#8220;asıl hain sizsiniz&#8221; gibi cevaplar duyuluyor.</p>
<p>Bu &#8220;siyaset dili&#8221; yeni bir şey de değil. Türkiye on yıllardır birbirini &#8220;vatan haini&#8221; ilan eden adamlarla dolu.</p>
<p>Hem de bu ağır suçlama, en mütevazi &#8220;açılımlar&#8221; karşısında bile ortaya çıkabiliyor. TOBB başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu geçenlerde bu konuda samimi bir öz eleştiride bulundu. <span id="more-7828"></span>Sırf ekonomiyi dışa açma politikası nedeniyle merhum Turgut Özal&#8217;ı ilk başta &#8220;vatan haini&#8221; sandığını anlatarak şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Bir adam geldi. Dedi ki, &#8216;dünyaya açılın, ticaret yapın.&#8217; Başta, &#8216;bu adam vatan haini midir, nedir?&#8217; dedik. Elimizde bir Murat 124 marka araba üretimi vardı. Onu mu dışarıya satacaktık&#8230; Ne diyordu bu adam. Ama rahmetli (Özal) bizden daha iyi düşünüyormuş. Dışa açılmayla beraber öyle bir gelişme kaydettik ki, bugün Avrupa&#8217;da satılan her 3 televizyondan biri Türk malı..&#8221;</p>
<p>Dikkat edelim: Kapalı ekonomi içinde yetişmiş zihinlerin dışa açılmaktan korkması biraz anlaşılır bir şey. Fakat Hisarcıklıoğlu sadece dışa açılmaktan korkmamış, bu siyaseti savunan Özal&#8217;ın &#8220;vatan haini&#8221; olduğundan şüphelenmiş!</p>
<p>İşte, sorunun özü burada. Türkiye&#8217;deki yaygın siyasi zihniyet, farklı düşünenlerin o düşüncelerde samimi olabileceğini kabul edemiyor. Çoğu insan, kendisine belletilen ideolojinin mutlak doğruluğuna iman ettiği için, farklı düşünenlerin en iyi ihtimalle &#8220;aldatılmış&#8221;, daha yüksek ihtimalle de &#8220;satılmış&#8221; olduğunu düşünüyor.<br />
<strong>‘Dahili ve harici bedhahlar&#8217;</strong></p>
<p>Bu siyasi zihniyeti nereden edindiğimiz sorusuna gelince, sanırım diğer pek çok &#8220;Cumhuriyet kazanımı&#8221; gibi bunu da en başta sevgili Atamız&#8217;a borçluyuz. Rahmetli, mâlum, iktidarını serbest seçimlere girerek değil siyasi rakiplerini tasfiye ederek kurmuştu. Bu tasfiye sırasında da söz konusu rakipleri, örneğin muhafazakar/liberal çizgideki Terakkiperver Fırka yöneticilerini &#8220;en hain dimağlar&#8221; olmakla suçladı. Dahası, &#8220;dahili ve harici bedhahlar&#8221;, &#8220;gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanlar&#8221; gibi kavramlar üretti ki, bunlar geçtiğimiz yetmiş yıl boyunca tüm Cumhuriyet çocuklarının beynine özenle kazındı.</p>
<p>Bugün de &#8220;vatana ihanet&#8221; söyleminin, hemen her kesimde görülse de, en çok Kemalistlerce kullanılması bir tesadüf olmasa gerek.</p>
<p>Gerçekte ise bence hemen hiç kimse &#8220;vatan haini&#8221; değildir. Öyle tipler belki binde bir çıkar, ama insanların ezici çoğunluğu nasıl ailesini, mahallesini, köyünü seviyorsa ülkesini de sever. Tabii bir durumdur bu. (Onun için aslında bence &#8220;vatanseverlik&#8221; öyle çok yüksek bir meziyet de sayılmaz.)</p>
<p>Türkiye&#8217;deki farklı siyasi çizgilerin hiç biri de &#8220;vatan haini&#8221; değildir. Sadece vatanın selametini farklı yerlerde görmektedirler. Bu açıdan ben bana en uzak siyasi figürlerin, hatta Ergenekoncuların ve darbecilerin dahi vatanseverliğinden kuşku duymuyorum.</p>
<p>O şahsiyetlerin sorunu, kanımca, resmi ideolojiden ve &#8220;devletin yüksek menfaatleri&#8221;nden başka bir siyasi değere sahip olmamaları. Adaleti, hürriyeti, insan haklarını ve &#8220;mazlumların ahı&#8221;nı ya pek umursamıyor, ya da kolaylıkla feda edilebilir görüyorlar. Bu yüzden de vatanseverliklerinden pek bir hayır gelmiyor.</p>
<p>Keşke bu bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;ihanet&#8221; saçmalığını aşabilsek de, bu &#8220;değerler&#8221; meselesini biraz konuşabilsek&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/20/hic-kimse-vatan-haini-degildir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/20/hic-kimse-vatan-haini-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş ve Barış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/02/savas-ve-baris/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/02/savas-ve-baris/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 11:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Taner Renda]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7073</guid>
		<description><![CDATA[
Taner Renda
1978 yılıydı sanırım. türkiye işçi partisi gaziosmanpaşa ilçemizde ulusal sorun ile ilgili partili ve partisiz devrimci arkadaşlara verdiğim seminerin sonunda salonun arka taraflarında oturan iki kişi , benimle aynı düşüncede olmadıklarını ve ulusal sorunun çözümüne benim kadar barışçı bakmadıklarını belirttiler. ben kendilerinin her hangi bir örgüte bağlı olup olmadığını sorduğumda, aldığım cevap beni bir hali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080719_derin_dusunce_org_kamplasma.jpg" alt="" width="224" height="146" /></p>
<p><strong><em>Taner Renda</em></strong></p>
<p>1978 yılıydı sanırım. türkiye işçi partisi gaziosmanpaşa ilçemizde ulusal sorun ile ilgili partili ve partisiz devrimci arkadaşlara verdiğim seminerin sonunda salonun arka taraflarında oturan iki kişi , benimle aynı düşüncede olmadıklarını ve ulusal sorunun çözümüne benim kadar barışçı bakmadıklarını belirttiler. ben kendilerinin her hangi bir örgüte bağlı olup olmadığını sorduğumda, aldığım cevap beni bir hali şaşırtmıştı: bizler APOCUYUZ. ben böyle bir örgüt ismi duymadığımı söyleyince de: BUNDAN SONRA ÇOK DUYACAKSINIZ  demişti. gerçekten daha sonraki yıllarda bu ismi diğer  kürt sorununa barışçı ve doğru yaklaşan kürt örgütlerini yok eden örgütün ismi olarak duymuştum.  DDKD , DHKD ve diğer kürt örgütlerini birer birer acımazsızca yok eden bu örgütün devlete yaptığı hizmet sanırım daha sonra bir biçimde ödüllendirilmiştir<span id="more-7073"></span> (uyuşturucu kaçakçılığının geçiş ve dağıtım hakkını vererek mesela).</p>
<p>Bence kürt sorununun bu kadar kan ve vahşete boğulmasına ve hala içinden çıkılmaz bir boyuta gelmesinde, devletin rolü olduğu kadar, pkk&#8217;nın 80 sonrası var olan diğer kürt örgütlerini devletin de işine gelecek biçimde &#8220;çözmesi&#8221;nde de aramak gerekir. ayrıca, dünya silah tekellerinin bölgesel savaşları çıkararak veya var olan anlaşmazlıkları uzlaşmaz yöntemlerle sürdürülmesini sağlamaya çalışması da  bir diğer önemli etkendir. türk silahlı kuvvetlerinin ülke içindeki konumunu her daim güçlü tutmaya ve daha fazla silah alımı yaparak silah tekelleriyle daha fazla içli dışlı olmaya teşne olması da işin bir başka boyutu. Ve de doğudaki feodal kalıntıların hala güç merkezi olarak; gerek uluslar arası, gerek  işbaşındaki hükümetlerin kendi varlıklarını oralarda da sürdürebilmesi ve yerel feodal güçlerin sermaye hareketlerini batıya taşımasına karşın, işgüçlerini feodal yapıda tutmaları sonucu insanlar üzerinde tartışmasız etkili kalmaları da bu sürecin çıkmazları arasındadır.</p>
<p>Yakın geçmişe kadar var olan &#8220;kürt sorununu&#8221; ; ne uluslararası konum, ne iktidardaki hükümetler, ne de bölgenin güç sahibi kürt  aşiretleri çözme yönünde adım atılması taraftarıydılar. Ta ki, yeni enerji dengeleri oluşturulması gündeme gelene kadar. Bu andan itibaren yukarıda andığımız her üç kesim de çözüm konusunda büyük bir istek duymaya başladılar.</p>
<p>Peki , bu sorunu çözmek isteyen gerek merkezi hükümet, gerekse de diğer meclisteki partilerden çözümden bahsederken kürtlerin ana dillerini rahatça konuşabilmelerinin ötesine geçtiğini hatırlayanımız var mı?  Peki, bölge ağalarının ellerindeki binlerce dönüm toprağa karşın, milyonlarca topraksız  veya az topraklı insanlardan bahsedenleri var mı? Bölge kadınlarının kaderi haline getirilen insanlık dışı uygulamaların değiştirilmesini söyleyen var mı ? ve de en önemlisi; b u kan ve vahşet ortamının doğmasına neden olup, &#8220;şehit yakınları&#8221; ve &#8221; terörist yakınları&#8221; diye ölen ve öldürülenleri ikiye bölenlerin kimler olduğunun konuşulduğunu hiç duyduk mu?</p>
<p>Eğer sorunun doğru yönde çözümü  isteniyorsa; herkesin eteğindeki taşlar ortaya dökülmeli. Hiç  kimsenin elleri diğerinden daha temiz değil. Olan sadece ve sadece ülkemiz insanlarından binlercesinin silinmesi güç acılar yaşamasına, telafisi olmayan kayıplar vermesine, ülke kaynaklarından yüz milyarlarca doların iş ve aş yerine, silah tüccarlarına ve ülke içindeki işbirlikçilerinin cebine akmasına ve sorunumuzun insani ve barışçıl biçimde çözülmesi yerine , içinden çıkılması güç bir pozisyon almasına yol açmıştır.</p>
<p>Akp, chp, mhp,dtp ve pkk  bu sorunu kendileri için çözmek istiyor. Çözümün ve barışın dilini konuşacak olanlar , bu sorunu yaşayanlar olacaktır. Bizlerin bu sorunu çözmek konusundaki isteğimizin içtenliği, gücü, azmi ve kararlılığı, sonucu belirleyecektir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/02/savas-ve-baris/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/02/savas-ve-baris/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de muhalefet ve sol</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/18/turkiyede-muhalefet-ve-sol/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/09/18/turkiyede-muhalefet-ve-sol/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 12:34:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Abdestli Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Muhalefet]]></category>

		<category><![CDATA[SP]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'de muhalefet ve sol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6524</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin, bir taraftan demokratik açılımlara ve reformlara destek verirken, öte yandan mevcut iktidarların, yeniden ürettiği veya kendilerinin ortaya çıkardığı yeni problemlerin teşhisini yapıp onlara çözüm yolları üretecek bir muhalefete ihtiyacı vardır. Bu muhalefetin sol içerisinden nasıl yapılanacağıyla ilgili, sevgili dostum Dilaver Demirağ&#8217;ın 28.08.2009 tarihinde Taraf&#8217;ta yazdığı yazı, bu açıdan tartışılmaya değer bir yazıdır.
Türkiye solu, ÖDP [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090918_derin_dusunce_org_sol_muhalefet.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6525" title="20090918_derin_dusunce_org_sol_muhalefet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090918_derin_dusunce_org_sol_muhalefet-219x300.jpg" alt="" width="219" height="300" /></a>Türkiye&#8217;nin, bir taraftan demokratik açılımlara ve reformlara destek verirken, öte yandan mevcut iktidarların, yeniden ürettiği veya kendilerinin ortaya çıkardığı yeni problemlerin teşhisini yapıp onlara çözüm yolları üretecek bir muhalefete ihtiyacı vardır. Bu muhalefetin sol içerisinden nasıl yapılanacağıyla ilgili, sevgili dostum Dilaver Demirağ&#8217;ın 28.08.2009 tarihinde Taraf&#8217;ta yazdığı yazı, bu açıdan tartışılmaya değer bir yazıdır.<br />
Türkiye solu, ÖDP macerasında veya önceki sol deneyimlerde görüldüğü gibi hep bir kriz noktasına gelip CHP&#8217;leşiyor. Demirağ&#8217;ın yazısında belirttiği gibi, ÖDP sonrası oluşturulan yeni bir sol platform olan ÖSP (Özgürlükçü Sol Platform) muhalefet dinamikleri üzerine daha bir ince eleyip sık dokuyan bir tutum sergiliyor. Ancak Demirağ gibi ben de, bu yeni sol hareketin Türkiye&#8217;de ciddi ve hakkaniyetli bir muhalif yapı oluşturabileceği konusunda çok umutlu değilim.<br />
Nasıl bir sol muhalefet demeden önce, nasıl bir muhalefete ihtiyacımız vardır sorusunu düşünmezsek sanırım dönüp dolaşacağımız yerler hepimizin ait olduğu kürkçü dükkânları olacaktır. Peki, nasıl şeylerdir bizlerin kürkçü dükkânları? Türkiye&#8217;de, başlangıçta muhalif akımlar olarak yola çıkan akımların, iktidar olduktan kısa süre sonra döndükleri yerdir bu kürkçü dükkânları! İslamî bir muhalefet içinden Özal dönemindekine benzeyen liberal-muhafazakâr kırması oluşumların çıkması gibi, sol içinden de mütemadiyen CHP çıkar bizim ülkemizde. <span id="more-6524"></span>Neden hep bu noktaya düşülüyor? Neden ülkemizdeki bütün muhalif akımlar kendilerini totaliterliğin çeşitli türlerine dönüşmüş buluyorlar?<br />
 Öncelikle asıl sorunun modernleştirmeci zihniyetlerin düştüğü çukurlarda olduğunu görmek gerekir. Moderniteye belirli bir mesafe alamayan, yeni bir duruş belirleyemeyen muhalif akımların bir kısmı laylaylom bir pişkinlikle sağ-liberal-muhafazakârlık kesişimi bir yerlere düşerken; diğer bir kısmı tepeden dönüştürmeci, her şeyi ben bilirimci Kemalist-totaliter CHP zihniyetine benzeyiveriyor. Dolayısıyla bu dönüşümlerin doğası ve süreci doğru analiz edilemezse, bu tür dönüşümlerin ila nihai olması mukadderdir.<br />
Türkiye&#8217;de, adına ister sol diyelim, isterse başka bir şekilde adlandıralım muhalif bir oluşuma şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu oluşum, demokrasi ve özgürlükler konusunda tavizsiz bir duruş sergilerken, modern-liberal yapıların birçok açıdan ezdiği kesimlerin sorunları için çözümler üretebilecek bir oluşum olabilmeli. Bu da iktidar yapıları ile mevcut modernleştirmeci zihniyetlerin ortaklığını görünür kılmaktan geçiyor.<br />
AK Parti&#8217;yi düşünelim. Bir taraftan belirli bazı demokratik açılımlar ve reformlar yaparken, diğer taraftan özellikle yerel yönetimlerde hepimizin şahit olduğu adam kayırma ve talan siyasetine nasıl imkân verebiliyor bu parti? Bir taraftan, devlet, insan için vardır derken; diğer taraftan, insanı devletin yaptığı tasarrufların altında ezmenin nasıl bir açıklaması olabilir? Bana kalırsa bunun birincil sebebi, AK Partinin de aynen diğer partiler gibi modernleştirmeci zihniyetlerin düştüğü çukurdan nasiplenmesidir. Bu zihniyetlerin en önemli göstergesi &#8220;ilerleme&#8221; adı altında her türlü tasarrufa onay vermeleridir. Böyle olunca, hizmet ve ilerleme adı altında iş gördüğünü düşündüğünüz, özellikle yerel yönetimlerin, belirli bir süre sonra bu hizmet ve ilerleme tasarrufları altında ezdiği insanları, ya da bu tasarrufların rantını yiyen bir akbaba sürüsünü görmezden gelmeye başlarsınız. Zira modernleştirmeci zihniyetler aynı zamanda seçici bir körlüğe de sahiplerdir. Tek bir insanın dahi değerini korumanın hayati önemini vurgulamak yerine; birçok insanın, bir hizmet ya da ilerleme tasarrufu adına kurban edilmesi kaçınılmaz olur. Zira bir mit haline gelen hizmet, ilerleme ve modernleşme, o mitten nemalanan bir yarasa sürüsünü de üstüne çeker.<br />
Türkiye&#8217;de muhalefet adına ortaya bir şeyler koymak iddiasında olanların her şeyden önce bu modern zihniyetle yüzleşmesi gereklidir. İster soldan, ister sağdan, isterse de İslamî camiadan muhalif bir yapı oluşturacak olanlar her şeyden önce modern tutsaklığın, köleliğin kodlarını çözmek zorundalar bence. Neden her tür muhalefet, ya, Müslümanlığı pişkin bir liberallikle, adam kayırmakla ve fütursuzca büyümekle uyuşturmaya çalışan Özalcı bir yapıya, ya da CHP zihniyetine dönüşüyor? Bunun sebeplerinin anlaşılması bu yapının bozuma uğratılması için hayati bir önem arz ediyor bence.<br />
Sol veya &#8220;İslamî&#8221; bir muhalefet kurulacaksa veya Demirağ&#8217;ın yazısında önemsediği bir ortak muhalif çatı kurulacaksa, bunun her şeyden önce modernizm eleştirisine birincil önem veren bir ortak paydada buluşması gerektiğini düşünüyorum. Bu yapı, liberal-demokratik sistemlerin laiklik veya demokrasi ile ilgili ezberlerini tekrarlamak yerine, yeni bir tip demokratik yapının zorunluluğuna vurgu yapmalıdır. Bu demokratik yapı, herkesin her türlü düşüncesi ve inancıyla hayat hakkı bulduğu bir temel üzerinden kurulmalı, her tarafa çekilmeye müsait olan liberal-laik bir kurgu yerine&#8230; Liberal ya da sosyalist ahlakçılık yerine ahlakî bir toplum kurgusuna ancak bu şekilde zemin hazırlanabilir. Ancak bu şekilde tepeden dayatma değil, diyalog ve ikna süreçleriyle yürüyen bir toplum ve devlet mekanizması mümkün olabilir.<br />
Bu muhalif yapının ikinci önemli özelliği ise ilerleme, üretim mitlerine liberal-kapitalist hatta sosyalist sistemlerin ortaya çıkardığından farklı bir açılım üretebilmesi olmalıdır. Ancak bu şekilde sistemin ürettiği &#8220;insan atıkları&#8221; tekrar hayata döndürülebilir. Ancak bu şekilde yok olmaya yüz tutan doğanın ve insanın kurtarılabilmesi için, sorunu bizzat yaratan zihniyetin kıta sahanlığına düşmeden bir çözüm üretilebilir.<br />
En önemsediğim nokta ise çoğu muhalif yapının yaptığının tam tersini yapmak olmalıdır. Modern muhalefetler çoğunlukla, sistemle ilgili sorunu olmayan insanların sisteme yönelik eleştirilerinin oluşturduğu yapılar olarak kolaylıkla bertaraf edilebiliyorlar. Yani &#8220;içeriden&#8221; kaynaklanmayan bir &#8220;dışsal&#8221; değişim isteği söz konusu bu yapılarda, ama örneklik değil!<br />
Benim önemsediğim şey ise her şeyden önce kendi hayatıyla böyle bir muhalefetin ve alternatifin olabilirliğini gösteren ve bu yüzden de içten dışa doğru genişleyen bir yapıdır. Sanırım bu, Demirağ&#8217;ın bir bilgeden alıntıladığı şu cümle ile özetlenebilir: &#8220;Bugün bir pire filin karnını tekmeliyor, yarın o filin bağırsakları dökülecek&#8221;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/09/18/turkiyede-muhalefet-ve-sol/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/09/18/turkiyede-muhalefet-ve-sol/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İdil Biret, Osmanlı Sarayı ve Batı Sanatı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/14/idil-biret-osmanli-sarayi-ve-bati-sanati/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/14/idil-biret-osmanli-sarayi-ve-bati-sanati/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 08:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[idil biret]]></category>

		<category><![CDATA[klasik muzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5700</guid>
		<description><![CDATA[ Şebnem Ersin
Geçen günlerde bir arkadaşımla beraber sabahtan taşı toprağı tarih olan Tarihi Yarımada&#8217;ya gittik. Osman Hamdi Bey Yokuşu&#8217;nu tırmanıp, Arkeoloji Müzesi&#8217;nden geçip, Topkapı Sarayı&#8217;na vardık. Bütün gün tabana kuvvet gezdikten sonra, Sultanahmet&#8217;e açılan kapı ve Topkapı Sarayı arasında, Aya İrini&#8217;nin de olduğu avluda çimlere uzanmışken, üzerlerinde, yiyecekler ve içecekler olan standları farkettik. Şarap standı da açılmıştı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090714_derin_dusunce_org_idil_biret.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5703" title="20090714_derin_dusunce_org_idil_biret" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090714_derin_dusunce_org_idil_biret.jpg" alt="" width="210" height="288" /></a> <strong>Şebnem Ersin</strong></p>
<p>Geçen günlerde bir arkadaşımla beraber sabahtan taşı toprağı tarih olan Tarihi Yarımada&#8217;ya gittik. Osman Hamdi Bey Yokuşu&#8217;nu tırmanıp, Arkeoloji Müzesi&#8217;nden geçip, Topkapı Sarayı&#8217;na vardık. Bütün gün tabana kuvvet gezdikten sonra, Sultanahmet&#8217;e açılan kapı ve Topkapı Sarayı arasında, Aya İrini&#8217;nin de olduğu avluda çimlere uzanmışken, üzerlerinde, yiyecekler ve içecekler olan standları farkettik. Şarap standı da açılmıştı. Sonra açıkhavada sandalyeleri dizmeye başladılar. Merak edip ne olduğunu sorduk, akşam konser olacağı cevabını verdiler. Hummalı bir çalışmaya girişilmişti, kimi piyanoyu kontrol ediyor, kimi düzenlemeleri yapıyor, kimi de yemekleri yerleştiriyordu. Üzerinde Kaşıkçı Elması&#8217;ndan oluşturulmuş nota tasarımı olan İdil Biret Konseri afişleri asılmıştı. Ertesi gün gazetede konser alanında arbede çıktığını okudum. Klasik müzik alerjisine içki alerjisi de eklenince festival alanı açık hedef haline gelmişti. Alperenler, &#8220;elinde şarap şisesiyle kutsal alanda  dolaşanlar&#8221;a karşı protesto eylemini sürdürürken, Avrupa Kültür Başkenti İstanbul&#8217;da Biret, arka kapılardan çıkarılıyordu. <span id="more-5700"></span></p>
<p>Bir önceki gün Vakit Gazetesi&#8217;ndeki &#8220;Mukaddes Avluda Şarap Küstahlığı&#8221;  başlıklı haberi Ertuğrul Günay&#8217;a göre &#8220;ilkel&#8221;bir saldırıya neden olmuştu. Padişahların da sarayda şarap içtiği ve konser yapılan alanın kutsal alan falan olmadığı (Topkapı Sarayı&#8217;nın Kutsal Emanetlerden epey uzak dış avlusu olduğu) gerçeğini bir kenara bırakarsak, diğer bir eğilim de Osmanlı&#8217;yı, klasik müzik de dahil olmak üzere Batı Sanatından ayrıştırırak değerlendirmede ortaya çıkıyor.  </p>
<p>Topkapı Sarayı içinde gezerken en ilgimi çeken kısımlardan biri Padişah Portrelerinin olduğu oda olmuştur. Fatih&#8217;in Rönesans devrinin usta isimlerinden Gentile Bellini&#8217;ye yaptırdığı portresi, dönemi için enterasan bir belgedir. Nihayetinde Fatih&#8217;in devraldığı, Doğu Roma İmparatorluğu idi ve Fatih&#8217;te kendini bir Roma imparatoruyla eş muzafferlikte görüyordu. Daha sonraları saray ressamlığı geleneğinin gelişmesi ile, yurtdışından gelen pek çok sanatçı Osmanlı saraylarında görev yaptı. Bu yabancı sanatçılar, padişah portlerinden, &#8220;Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;a Girişi&#8221; gibi tarihsel temalara kadar bir çok eser bıraktılar. Hatta Osman Hamdi Bey&#8217;in de hocası olan Gerome&#8217;un Sultan Abdülaziz için yaptığı resmin konusu ilginçtir<em>:&#8221;Alcibide&#8217;yi Aspasie&#8217;nin evinde aramaya</em> <em>gelen Sokrat&#8221;.</em> Sanayi-i Nefise Mektebi&#8217;nin açılması ve saray harcamalarında Meşrutiyet sonrası kısıntıya gidilmesi ile yerli sanatçılar etkinlik kazandı ve saray bu genç ressamların çalışmalarını satın alarak, destekledi.  </p>
<p>18.yüzyılda Fransız ve Osmanlı  saray çevreleri arasındaki diplomatik yakınlaşma ve bunun her iki ülkenin sanat yaşantında doğurduğu sonuçlar, iki ülke arasında kültürel açıdan görece bir parallelliğin kurulmasına olanak vermektedir. Gerçekten de 18.yüzyıl, Osmanlı sanatında ilk kez dünyevi zevklerin ve mutluluğun sanata yansıdığı, dinsel sanattan çok dindışı sanatın egemen olduğu bir dönemdir. Neoklasik tarzda inşa edilen askeri yapıların dışında, 18.yüzyıl İstanbul&#8217;una Barok ve Rokoko üslupları egemen olmuştur.  III.Ahmet Çeşmesi bile Avrupai üslupların ne derece geçerli olduğunun göstergesidir.  </p>
<p>Topkapı Sarayı içindeki son dönem yapıları ve süslemelerine bakarsanız, yoğun bir Avrupalılaşma etkisi görürsünüz. Ama bu, padişahların gene de Topkapı Sarayı&#8217;nı eski ve köhne görüp, yeni saraylar inşa ettirmekten alıkoyamadı. Ahşap sahil sarayları yerine, olabildiğince batılı görünen Dolmabahçe Sarayı gibi yeni saraylar yaptırıldı. 19.yüzyılda II.Mahmud döneminde, babası ile birlikte İstanbul&#8217;a gelen Miss Pardoe, Dolmabahçe Sarayı&#8217;nı beğenmemiş, kaba olduğunu belirterek eleştirmiştir. Pardoe&#8217;nin Boğaz&#8217;da gördüğü en güzel yapı, beyaz ve sarı süslemeleri ile bir peri masalından çıkmış gibi görünen Beylerbeyi&#8217;ndeki eski ahşap sahil sarayıydı. Bu yeni sarayların iç mekanlarında dönemin oryantalist sanatından etkilenmiş Avrupalı sarayların süslemeleri örnek alındı, eşyalar Fransa&#8217;dan, İngiltere&#8217;den getirildi. Neyin Doğulu, neyin Batılı olduğu ise bu dönemde karmaşık bir hal almıştı. Öyle ki, sarayında Osmanlı havası estirmek isteyen bir Alman prensi, Thomas Allom gibi gravür sanatçılarının İstanbul&#8217;da yaptığı iç mekan çizimlerini örnek alırken, bu mekanların Batılı tarzda yapıldığını gözden kaçırıyordu.  </p>
<p>Topkapı Sarayı&#8217;nda klasik müzik konseri basıladursun, Yıldız Sarayı içindeki konser salonu, Abdülhamid ve ailesini nice konserde ağırladı. Samuel Cox, &#8220;A Diplomat in Turkey&#8221;(1887) ismiyle basıma verdiği anılarda, &#8220;Yıldız Sarayı&#8217;nda verilen ziyafetlerde şarap içilirken yan odada Sultan&#8217;ın orkestrası&#8221;nın çaldığından bahseder.  Nitekim Ertuğrul Günay&#8217;da Topkapı protestosunu eleştirirken, Yıldız Sarayı içindeki operalara ve Abdülhamid&#8217;in opera sevgisine değinmiş, protestocuları &#8220;Osmanlı&#8217;yı bilmemek&#8221;le suçlamıştır.  </p>
<p>Aynı zamanda ressam olan Sultan Abdülmecid&#8217;in, saraydaki değişimler hakkında belge niteliğindeki eserlerinden ikisi &#8220;Haremde Goethe&#8221; ve &#8220;Haremde Beethoven&#8221; isimli tablolardır. Bu resimler, Halife&#8217;nin Bağlarbaşı&#8217;ndaki köşkünde yapılmıştır. Şair Nigar Hanım bu köşke sık sık gitmektedir ve 8.11.1917 tarihli güncesine şöyle yazmıştır:</p>
<p><em>&#8220;Her gece, prensin kıymetli tabloları arasında piyano, çift keman, çifte alto, iki viyolenselden ibaret musiki heyetini dinleyerek-ki sanaatkarlar, Prens ve Refikası ve nöbetle altı kalfadan müteşekkildir-ruhani bir coşkunluk içinde vakit geçirdim&#8221;. </em> </p>
<p><em>&#8220;</em>Harem&#8217;de Beethoven&#8221; adlı tabloda da buna çok benzer bir ortam canlandırılmıştır. Abdülmecid, en sevdiği besteci olan Beethoven&#8217;ın bir eserini dinlemektedir. Kemanı çalan kişi, ilk eşi olan Şehsuvar Kadınefendi, piyano çalan asıl adı Ofelya olan Hatça Kadın, resmin solunda ayakta duran iki genç kadından öndeki Abdülmecid&#8217;in diğer eşi, Mehisti Kadınefendi&#8217;dir. Bu tablo, resmin içinde yer alan Batı kültürüne özgü heykel, büst ve manzara resmi  ve Batı müziği enstrümanlarının varlığı ile saraylıların yaşam, beğeni ve tercihlerini ortaya koyan önemli bir belgedir.  </p>
<h2><strong>Topkapı  Sarayı Avlusunun Katmanları </strong></h2>
<p> </p>
<p>Atina&#8217;da hergün onlarca turistin ziyaret ettiği Akropol&#8217;ün, İstanbul&#8217;daki karşılığı Sarayburnu&#8217;nun ucundaki Akropol alanıdır. İstanbul henüz Konstantinopolis değil Byzantion iken, burası Hristiyanlık öncesi pagan tanrıların tapınaklarının olduğu en kutsal alandı. Bugün Gülhane Parkı olarak kullanılan alan, imparatorluk bahçeleri içinde kalıyordu. Parkın içinde Gotlar Sütunu da dahil olmak üzere bir çok antik dönemden kalma eser görebilirsiniz. Kademe kademe yükselen bu alanın, Arkeoloji Müzesi ve Topkapı Sarayı&#8217;da dahil olmak üzere ilk katmanını pagan dönemler oluşturur. Üstüne Roma katmanları eklenir. Topkapı Sarayı&#8217;nın altı silme Bizans kalıntıları ile doludur. </p>
<p>Bu kalıntılar sadece toprağın altında da değildir üstelik. Osmanlı&#8217;nın Klasik Dönem Mimarisi, Bizans geçmişinden, özellikle de Ayasofya&#8217;dan çok etkilenmiştir. (Hristiyan dönem mimarisi ise elbette pagan dönemden etkilenmiştir. Hatta Ayasofya&#8217;nın yapımında pagan tapınaklardan devşirme malzemeler kullanıldığı söylenir.) Özellikle yarım kubbelerin düzenlenişi, Osmanlı mimarlarına esin kaynağı olmuştur. Avrupalı gezginler için, Moresk mimarisi ve süslemeleri, Roma dönemi haşmetini muhafaza eden ama bir o kadar da mütavazi görünen klasik Osmanlı Mimarisi&#8217;nden daha çekiciydi. Osmanlı son dönemlerinde Oryantalist üsluplara kayarken rotasını Avrupalı doğu beğenisine çevirecektir. Bunun anlamı, Batılı oryantalist gözlerin görmek istediği ama kendine ait olmayan (Orient-Express&#8217;in son durağı olan Sirkeci Garı gibi) bir Doğu imgesi geliştirecektir.  </p>
<p>Topkapı Sarayı&#8217;nın balkonlarından biri, tarzların ve kültürlerinin birleşmesinin en güzel örneğidir. Tepede İslam sanatının örneklerinden olan mukarnaslar altında yükselen İyon başlıklı sütunlar arasından Boğaz&#8217;a bakarsınız. Bu eklektip üslupta, Doğu ve Batı çoktan birbirine karışmış ve birbirinin üstünde yükselmiştir.</p>
<p>Bahsedilen &#8220;Mukaddes avlu&#8221; ve çevresi, böyle bir kültürel içiçe geçme sürecinde varlığını kazanmıştır.  Fatih&#8217;in mirasçısı olduğu söyleyen kesimlerin, bunu içine sindirememesi, Osmanlı hoşgörüsünden ne kadar uzak oldukları gerçeğinde belli oluyor.  </p>
<p>Kaynakça </p>
<p>-Oryantalistlerin İstanbul&#8217;u, Semra Germener, Zeynep İnankur</p>
<p>-İstanbul&#8217;un Tarihsel Topografyası, Müller-Wiener</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/14/idil-biret-osmanli-sarayi-ve-bati-sanati/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/14/idil-biret-osmanli-sarayi-ve-bati-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir gece ansızın gelebiliriz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/12/bir-gece-ansizin-gelebiliriz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/12/bir-gece-ansizin-gelebiliriz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 10:58:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5276</guid>
		<description><![CDATA[

TARAF
Alperen Ocakları, DTP milletvekilleri ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’na tehditkâr mesaj gönderdi: Misak-ı Milli’yi unutmayın, her an gelebiliriz. Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı’nca DTP’nin bütün vekillerinin yanı sıra Osman Baydemir’e de gönderilen haritada, Türkiye’nin sınırları Rodos’u, Erbil’i, Kerkük’ü, Nahçıvan’ı kapsıyor. Taraf’a konuşan Alperen Ocakları İl Başkanı Soğman, “Misak-ı Milli sınırları atalarımızın kanıyla çizildi. DTP’liler de kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4253" title="20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen-219x300.jpg" alt="" width="219" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/35441.htm" target="_blank">TARAF</a></p>
<p>Alperen Ocakları, DTP milletvekilleri ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’na tehditkâr mesaj gönderdi: Misak-ı Milli’yi unutmayın, her an gelebiliriz. Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı’nca DTP’nin bütün vekillerinin yanı sıra Osman Baydemir’e de gönderilen haritada, Türkiye’nin sınırları Rodos’u, Erbil’i, Kerkük’ü, Nahçıvan’ı kapsıyor. Taraf’a konuşan Alperen Ocakları İl Başkanı Soğman, “Misak-ı Milli sınırları atalarımızın kanıyla çizildi. DTP’liler de kendi sınırlarını çiziyor. Çizerlerse, bir gece ansızın gelinebilir” dedi. Soğman, amaçlarının “tehdit değil tepki” olduğunu söyledi: <strong>‘Su uyur düşmaz uyumaz’</strong> sözünden hareketle, biz de uyumadığımızı gösterdik.</p>
<p>Daha önce Hrant Dink suikastı ve Sakarya&#8217;daki Kürtlere yönelik linç girişiminde de adları kamuoyu gündemine taşınan ve liderlerinden biri bir süre önce gazetemiz yazarı Rasim Ozan Kütahyalı&#8217;ya saldıran Alperenler&#8217;in yeni icraatı DTP milletvekillerine tehdit mesajı <span id="more-5276"></span>oldu.<br />
Alperenlerin, Meclis&#8217;te DTP Grup Başkanlığı&#8217;na, vekillerin odalarına ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir&#8217;e gönderdiği, Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı imzasını taşıyan haritada, mevcut milli sınırların yanında Irak&#8217;ın, Kerkük, Erbil, Musul, Azerbaycan&#8217;ın &#8220;Nahcivan Özerk Bölgesi,&#8221; Gürcistan&#8217;ın Batum, Bulgaristan&#8217;ın Varna ve Kırcaali, Yunanistan&#8217;ın Selanik kenti ile Rodos adası, Kıbrıs&#8217;ın ise tamamı Türkiye haritası içerisinde gösteriliyor. Ermenistan ise tamamen haritadan çıkarılıyor. Türk Bayrağı ve Atatürk&#8217;ün asker üniformalı bir resminin de bulunduğu haritanın üzerindeki, &#8220;Bir Gece Ansızın Gelebiliriz&#8230;&#8221; yazısının, altında, &#8220;Misak-ı Millî sınırlarını unutmayacağız, unutturmayacağız&#8221; ifadesi de yer alıyor.<br />
<strong><br />
Bu ilk eylemleri değil</strong><br />
Alperenler, daha önce de DTP Genel Merkezi&#8217;nin önünde eylem ve saldırı girişimi yapmış, partililerin düzenlediği &#8220;Anadil kampanyası&#8221; sırasında da partiye bayrak ve Türkçe sözlük ve bir tehdit mektubu göndermişlerdi. Sakarya&#8217;da  geçtiğimiz yıl bir düğün salonunda DTP&#8217;lilere yönelik linç girişiminde Alperenlerin adı geçmişti.</p>
<p><strong>Alperen Başkanı: Su uyur&#8230;</strong><br />
Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanı Yaşar Bekir Soğman, söz konusu haritayı DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve milletvekilleri ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir&#8217;e gönderdiklerini doğrulayarak, &#8220;Geçenlerde Ahmet Türk ile beraber  Baydemir, yerleşim yerlerinin isimlerini değiştirdiler. ‘bizim sınırlarımız&#8217; diye sınırları çizdiler. Gönderdiğimiz harita, Misak-ı Millî haritası, TBMM&#8217;nin ilk kabul ettiği haritadır. Aslında sınırlarımız olan haritayı onlara gönderdik. Bu kalemle değiştirilen bir harita değil. Atalarımızın şehit kanlarıyla çizdikleri bir harita. Biz tepkimizi dile getirdik&#8221; dedi.<br />
Soğman, haritanın üzerinde yer alan &#8220;Bir gece ansızın gelebiliriz sözü  tehdit mi&#8221; sorusu üzerine ise, &#8220;Tehdit değil. Her gün böyle çizerlerse, bir noktaya gelinirse bir gece ansızın gelinebilir. Biz bunu ‘su uyur düşman uyumaz&#8217; sözünden hareketle, uyumadığımızı söylemek için gönderdik, tehdit olarak değil&#8221; dedi.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/12/bir-gece-ansizin-gelebiliriz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/12/bir-gece-ansizin-gelebiliriz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar VI</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 13:47:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4713</guid>
		<description><![CDATA[AB&#8217;de yetki paylaşımı
Bilindiği üzere Avrupa Birliği&#8217;nin geleceği ile ilgili sıkı bir tartışma var. Tartışma iki temel eksende yürütülüyor. İşlevselciler AB içinde &#8220;Avrupalıları&#8221; temsil eden kurumların güçlendirilmesini isterler, &#8220;intergovernmentalistler&#8221; (hükümetler arasıcılar) hükümetler arası karar alma kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini söylerler. Böyle söyleyince pek bir şey anlaşılmıyor. Kurumları anlatmalı.
 Avrupa Birliği&#8217;nin kendi organları komisyon ve parlamentodur. AB Komisyonu aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><em><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></em></a><strong>AB&#8217;de yetki paylaşımı</strong></p>
<p>Bilindiği üzere Avrupa Birliği&#8217;nin geleceği ile ilgili sıkı bir tartışma var. Tartışma iki temel eksende yürütülüyor. İşlevselciler AB içinde &#8220;Avrupalıları&#8221; temsil eden kurumların güçlendirilmesini isterler, &#8220;intergovernmentalistler&#8221; (hükümetler arasıcılar) hükümetler arası karar alma kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini söylerler. Böyle söyleyince pek bir şey anlaşılmıyor. Kurumları anlatmalı.</p>
<p> Avrupa Birliği&#8217;nin kendi organları komisyon ve parlamentodur. AB Komisyonu aslında Avrupa Birliği&#8217;nin bakanlar kuruludur. Her komisyoner AB anlaşmaları çerçevesinde belirlenmiş bir ortak alandan sorumludur. Bu alanların tamamını AB Komisyonu&#8217;nun<span id="more-4713"></span> web sitesinden görebilirsiniz. Avrupa Parlamentosu da Avrupa Birliği&#8217;nin yasama organıdır. Ancak tahmin edileceği üzere yasama yapabilecek konusu yoktur, tavsiye kararları almakla yetinir. Bunun yanı sıra aynı parlamenter sistemlerde olduğu gibi Avrupa Parlamentosu da AB Komisyonu&#8217;nun uygulamalarını denetler.</p>
<p> AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu birçok AB metninde vurgulandığı üzere &#8220;Avrupalı&#8221; adına çalışır. Oysa ortada şimdilik bir Avrupalı kimliği yok. Şu anda AB üyesi ülkelerin vatandaşları öncelikle kendilerini Alman, Fransız, İspanyol vs. hissediyorlar. Böyle olunca AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu bir devlette olduğundan çok daha kısıtlı yetkilere sahip. Komisyon karar alamıyor, sadece alınan kararları uyguluyor, parlamento yasama yapamıyor.</p>
<p> AB&#8217;nin yasama organı AB Konseyi&#8217;dir. AB Konseyi AB&#8217;ye üye ülkelerin hükümetlerinin her birinin belirledikleri temsilcilerden oluşur. Anlaşmalar AB Konseyi&#8217;nin çalışmaları neticesinde her ülkenin hükümet ya da devlet başkanının imzasıyla yürürlüğe girer.</p>
<p> AB içindeki tartışmada bir yanda AB Konseyi&#8217;nin yasama yetkisini elinde bulundurması gerektiğini dile getirenler diğer yanda AB Komisyonu&#8217;nun ve Avrupa Parlamentosu&#8217;nun güçlendirilmesini savunanlar var. AB Konseyi yasama yetkisini elinde tuttukça AB bir devlet olamaz, hükümetler arası iş birliği teşkilatı olarak kalır. Avrupa Federasyonu&#8217;nun gerçekleştirilebilmesi için öncelikle Avrupa Parlamentosu gerçek bir parlamentonun yetkilerine kavuşmalı. Bu mümkün mü?</p>
<p> Almanya Federasyonu ile AB&#8217;yi karşılaştıralım. Almanya&#8217;yı bir araya getiren ve federasyonu kuran Otto Von Bismarck&#8217;tı. AB projesine başından bu yana öncülük edenler ise Almanya ve Fransa. Bismarck merkezi yönetimi güçlendirmek için federasyonu kurmuştu. Oysa Almanya ve Fransa liderleri hükümetlerin yetkilerini AB organlarına devretme gayreti içinde olurlarsa bu durumdan kendileri de zararlı çıkacaklar. Almanya Başbakanı&#8217;nın ve Fransa Cumhurbaşkanı&#8217;nın yetkileri de Avrupa Komisyonu&#8217;na ve Avrupa Parlamentosu&#8217;na aktarılmış olacak. Bu nedenle Avrupa Federasyonu&#8217;nun arkasında bir &#8220;liderlik&#8221; yok. Dolayısıyla Avrupalı ulusunu yaratmaya yönelik bilinçli politikalar uygulanması da zor görünüyor. Buna rağmen Avrupa Parlamentosu&#8217;nun kurulduğu 70&#8242;li yıllardan beri bir Avrupalı kimliğinin yaratılmasına yönelik çabalar gözlemleniyor.</p>
<p> Başkanı Pietro Adonnino&#8217;nun adını alan Adonnino Komitesi 1985 yılında AB Konseyi tarafından bir Avrupalı kimliği oluşturmaya katkı sunacak öneriler geliştirmesi amacıyla görevlendirildi. Bu komite iki tane rapor yayımladı. Yayımlanan raporlarda ortaya konan öneriler AB tarafından peyderpey uygulandı. Önerilerden bazıları Avrupa marşı, AB bayrağı ve öğrenci değişim programlarıydı.</p>
<p> Avrupa Birliği&#8217;nin bilinçli ortak kimlik çalışmalarından birisi de &#8220;audiovisual&#8221; politikasıdır. Sözcüğü Türkçe&#8217;ye doğru düzgün tercüme edemediğim için kısaca sinema politikası diyelim. Hollywood&#8217;un Amerikalı yaratma üzerindeki etkisini fark eden Avrupa Birliği Konseyi de 1990 yılında Avrupa sinemasını desteklemeye yönelik bir politika geliştirdi. MEDIA Programı 1991-1995, 1996-2000, 2001-2005, 2007-2013 dönemlerinde sürekli tazelenerek, AB bütçesinden artan bütçeler aldı. Bu bütçeler Avrupa filmlerine harcandı.</p>
<p> <em>AB&#8217;de liderlik motivasyonunun yokluğu.</em> Liderlik motivasyonunun olmaması nedeniyle son dönemde Avrupalı kimliği oluşturmaya yönelik çalışmalar hız kesti. Mesela AB&#8217;nin sinema programı önceleri daha çok Avrupalı kimliğini ön plana çıkaran projelere verilirken, son revize edilen anlaşmalarda böyle bir şart aranmaz oldu. Öte yandan program bütçeleri ne kadar artırılırsa artırılsın yeterli düzeyde değil. 2007&#8242;den 2013&#8242;e kadar oluşturulan bütçe 1 milyar Euro civarında.</p>
<p> Son yıllarda Avrupa Birliği&#8217;nde Avrupalılık bir alerji haline geldi. Avrupa Komisyonu&#8217;nun bazı yetkileri hükümetler arası organlara ya da Avrupa Merkez Bankası gibi hiçbir temsiliyet iddiası bulunmayan teknokrat organlara devredildi (Tömmel, 2006, s. 35). En son Avrupa Anayasası girişimi de bazı üye ülkeler ve vatandaşları tarafından Avrupa Devleti&#8217;ni hatırlattığı için soğuk karşılandı. Bilindiği üzere Hollanda ve Fransa anayasayı referandumda reddettiler. Elbette reddin arkasına birçok başka gerekçe olabilir. Ama bunların çoğu kimlikle ilintili. Hollandalılar ve Fransızlar kendilerini Avrupalı olarak görmedikleri için diğerleri uğruna sıkıntı çekmek zahmetine katlanmak niyetinde değiller. Batı Almanya&#8217;nın birleşmeden bu yana doğuya yaklaşık 1 triyon Dolar yatırım yaptığı söylenir. Neden yaptı bu kadar yatırımı? Fransızlar ve Hollandalılar ülke kaynaklarının bir kısmının birliğe yeni katılan ekonomisi zayıf ülkelere aktarılmasını neden istemedilerse Almanlar da aynı gerekçeyle doğu Almanya&#8217;yı kalkındırdılar.</p>
<p> Almanya&#8217;nın birleşmesi ile AB&#8217;nin devletleşmesi arasında bir benzerlik kurduk; ama bir de farklılığın üzerinde durmak gerek. Almanya&#8217;nın birleşmesinde doğu Almanya yönetim organları batıya katılmıştı. Birleşme anlaşması batı Almanya hükümetinin, meclisinin aldığı kararlar doğuda da geçerli olacak anlamına geliyordu. Bu batı Almanya&#8217;nın doğuyu topraklarına katması gibi bir şeydir. Bu nedenle batı doğuya epey para harcadı. Oysa Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu, üye ülkelerin yönetimlerinden bağımsız. İşte bu nedenle AB&#8217;de geçmişte ortaya çıkan bilinçli bir Avrupalı kimliği yaratma yönündeki girişimler son zamanlarda kurucu liderlerden Fransa&#8217;da bile sıcak karşılanmıyor.</p>
<p> <em>Avrupalılık doğal uluslaşmanın bir sonucu olarak gelişebilir mi? </em>AB&#8217;nin yasama organı AB Konseyi bundan sonra Avrupalılık kimliğini yaratmaya yönelik adımlar atmasa bile Avrupalılık &#8220;doğal uluslaşma&#8221;nın bir sonucu olarak gelişebilir mi? Böylece zamanla Avrupalıların çıkarlarını temsil eden AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu&#8217;nun arkasında bir gün gerçekten Avrupalılar olabilir mi?</p>
<p> AB&#8217;de doğal uluslaşma mümkün değildir, çünkü AB&#8217;deki ülkelerin büyük bölümü ekonomilerini büyük ölçüde modernleştirmişler. AB&#8217;ye üye ülkeler arasında malların, hizmetlerin, iş gücünün ve sermayenin dolaşımı büyük ölçüde serbest olmasına rağmen göç sıfırdan sanayileşen bir coğrafyada olduğu gibi olmaz. Bununla birlikte yine de nüfusun etkileşimi artıyor.</p>
<p> AB gençlik programları ve öğrenci değişim programlarının hedefi AB üyesi ülkelerin gençlerini AB ekonomisine maksimum katkı sunacakları şekilde yetiştirmek. Ekonominin sınırları ülkelerden neredeyse bir kıtaya taştığında eğitim açısından da yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Gençler ileri de bir başka ülkede çalışmak için şimdiden dil öğrenmeliler. O ülkeye gidip bir çevre edinmeliler. O ülke kültürünü tanımalılar. Bu tür motivasyonlarla özellikle Avrupalı gençler arasında hızlı bir etkileşim başladı.</p>
<p> Doğal uluslaşmayı anlatırken eğitimde gençlerin etkileşiminin üzerinde durmuştuk. Aynı durumu AB örneğinde de gözlemliyoruz. Başka ne demiştik? Ulaşım ve iletişim araçlarındaki gelişme de etkileşimi artırır demiştik. Tabii, AB de şimdiye kadar ulaşım ve iletişim gelişmişti, ama sınırların ortadan kalkması ve iş gücü dolaşımının serbestleşmesi üye ülke vatandaşlarının bu araçları sadece kendi ülkelerinde değil bütün Avrupa&#8217;da kullanmalarına yol açan bir motivasyon teşkil etti.</p>
<p> AB üyesi ülkeler Avrupalı kimliğine soğuk bakmaya başladılar, ama gençlik değişim programlarını kısıtlamadılar. Çünkü AB&#8217;nin oluşumundaki öncelikli motivasyon olan &#8220;ekonomik iş birliği&#8221; burada da karşımıza çıkıyor. Ekonomik entegrasyon bütün AB ülkelerine kazandırıyor. Çünkü modern ekonomi ölçek ekonomisiyle verimli çalışabilir. Ölçek ekonomisi ancak bol hammaddenin, iş gücünün ve büyük pazarların olduğu bir ülkede gerçekleştirilebilir. Almanya ürettiği otomobili sadece 80 milyonluk ülkesinde satarsa fabrikası tam kapasite ile çalışamaz, sabit maliyetlerini çıkaramaz, ama 400 küsur milyonluk Avrupa&#8217;da satarsa her türlü maliyetini çıkarabilir. ABD&#8217;nin birçok önemli markası dünyaya açılmadan önce iç pazar sayesinde güçlendi, daha sonra yurt dışında güçlü bir finansal yapılarıyla yüksek pazarlama masraflarından kaçınmadılar.</p>
<p> Avrupa&#8217;daki nüfus etkileşimi büyük ölçüde gençler hatta eğitimli üniversite öğrencileri arasında oluyor. Bu durumda bütün AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının gelecekte kendilerini Avrupalı hissetmeleri çok mümkün görünmüyor. Avrupa&#8217;daki birçok ülke modernleşmesini AB projesinden önce tamamladığı için bugün AB&#8217;de büyük göçler beklemek çok akıllıca olmaz. Nüfus hareketi daha çok eğitimli kesimde olacak. Çünkü uzmanlaşma modern ekonomide önemli bir olgudur. Çok nitelikli uzmanlar az bulunduğu için coğrafyanın ihtiyaç duyulan yerinde istihdam edilirler.</p>
<p> AB&#8217;ye üye ülkelerin eğitimli nüfusları birbirleriyle sıkı bir etkileşim halindeler. Bu etkileşim ileride ortak değerlerin ve ortak bir yaşam biçiminin gelişmesine yol açabilir. Ancak bu bütün Avrupalıların kimliği değil, elit bir kimlik olacak gibi görünüyor.</p>
<p> Doğal uluslaşma benim analizime göre Avrupalıyı yaratacak güçte değil, çünkü AB ülkeleri şimdiye kadar büyük ölçüde modernleşmişler. Bu nedenle de bir Avrupa Federasyonu&#8217;nun doğal yollardan kurulması bu saatten sonra oldukça zor görünüyor. Diğer yandan bir liderlik motivasyonu da olmadığı için biliçli kimlik oluşturmaya yönelik bir AB politikası da ufukta görünmüyor.</p>
<p> <em>AB-Türkiye karşılaştırması. </em><strong>AB&#8217;yi incelediğimizde Türkiye&#8217;nin avantajı daha açık bir şekilde göze çarpıyor. Türkiye&#8217;nin ortak kimlik geliştirme yönündeki en önemli avantajı ekonomisinin henüz yarı yarıya modernleşmiş olması. Bu açıdan Türkiye bugün kimlik ayrışması yaşayan gelişmiş ülkelerden farklı bir pozisyondadır. Doğal uluslaşmanın ortak kimliği güçlendirme yönündeki etkisi Türkiye&#8217;de devam ediyor. </strong></p>
<p> Ekonomisi modernleşen bir ülkede farklı duyarlılıklar arasında ortak bir kimlik oluşur. Bu kimlik oluştukça devletin merkezi organlarının meşruiyeti artar ve böylece egemenlik erklerinin merkezde toplanması meşruiyet açısından bir sorun teşkil etmez.</p>
<p> Son seçimler de gösterdi ki Türkiye&#8217;de ortak kimlik son zamanlarda Batıcı, Kürtçü ve Türkçü kimliklerin gölgesinde kalıyor. Bu yapay bir trend, çünkü Türkiye aynı zamanda modernleşiyor.</p>
<p> Kürtçü ve Türkçü kimlikler doğal modernleşme ile birlikte ortak kimliğe daha fazla entegre olacak. Batıcı kimliğin yükselmesi büyük ölçüde CHP&#8217;nin yapay politikalarına ve bu kimliğe sahip olanların fanus hayatı yaşamalarından kaynaklanıyor. Bu açıdan ekonominin modernleşmesi tek başına Batıcı kimliğin ortak kimliğe yakınlaşmasını sağlayamaz. Bu nedenle Batıcı kimlik diğerlerine kıyasla çok daha uzun ömürlü olabilir, ama yapay olduğu için de CHP&#8217;nin siyasi zemin değiştirmesiyle birlikte bir anda yok olması da mümkündür.</p>
<p> Türkiye&#8217;de ben şu anda bir federasyon gerekliliği görmüyorum. Ancak üniter yapıyı isteyen MHP ve CHP kimlikçi siyasetlerine devam ederlerse sonunda federasyon zorunlu hale gelebilir. Türkiye&#8217;yi şu anda üniter yapı üzerinde tutan AK Parti&#8217;nin ekonomi siyasetidir, o da bugün ekonomi nedeniyle zor durumda. CHP ve MHP umuyorum ki son dönemde geliştirdikleri ekonomi üsluplarını bundan sonra da devam ettirirler. Hiç olmazsa bu ekonomik krizin de Türkiye&#8217;ye böyle bir faydası dokunur.</p>
<p> Ben mecbur kalındığında federasyonun birçok faydasının olacağını ortaya koymakla beraber yine de federasyonun Türkiye için son çözüm olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü İzmir&#8217;de İslamcı var, Konya&#8217;da Batıcı var, Diyarbakır&#8217;da Türkçü var. <strong>İnsanları kendi hayat tarzlarını yaşamaları için belli bölgelerde yaşamaya hapsetmek yerine herkese demokratik hakkını veren ortak bir siyasi zeminde birleşmek daha akıllıca görünüyor.</strong> Ancak &#8220;ötekileştirme&#8221;nin güçlü olduğu bir ortamda demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değil. DTP bu nedenle Kürtlerin haklarını elde etmesine faydalı değil, aksine zararlıdır.  </p>
<p> Daha demokratik bir ülkede ayrışmadan yaşamak için ekonomik modernleşmenin tüm hızıyla sürmesi şart. Ancak bu şekilde ekonomi kimlik siyasetini bastırabilir. Ancak bu şekilde AK Parti dışında başka kitle partileri siyaset podyumuna çıkabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/24/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-vi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar V</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 18:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[SP]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[uniter devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4711</guid>
		<description><![CDATA[Federasyonda ek kontrol mekanizmaları
Bir federasyon kurulduğunda merkez ile federe devletçikler arasında yetki bölüşümü nasıl olacak? 1949 Alman Temel Yasası&#8217;na bakacak olursak federe devletçikler ile federal devlet arasındaki yetki bölüşümü beş esasa göre yapılmış. Yetkilerin bir kısmını sadece merkezi yapı, bir kısmını sadece bölgesel yönetimler kullanıyor. Bazı yetkilerin yasal düzenlemesini merkez yapıyor, uygulama bölgelere bırakılıyor, bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a>Federasyonda ek kontrol mekanizmaları</strong></p>
<p>Bir federasyon kurulduğunda merkez ile federe devletçikler arasında yetki bölüşümü nasıl olacak? 1949 Alman Temel Yasası&#8217;na bakacak olursak federe devletçikler ile federal devlet arasındaki yetki bölüşümü beş esasa göre yapılmış. Yetkilerin bir kısmını sadece merkezi yapı, bir kısmını sadece bölgesel yönetimler kullanıyor. Bazı yetkilerin yasal düzenlemesini merkez yapıyor, uygulama bölgelere bırakılıyor, bazı yetkiler merkez ve bölgeler tarafından ortaklaşa kullanılıyor, bazı yetkiler ise bölgelere ait olmakla beraber sınırları merkezi yasama tarafından çizilir.</p>
<p> Almanya&#8217;da Temel Yasa&#8217;nın 71. ve 73. maddelerine göre bölgesel yönetimler eğitim, iç güvenlik ve kültürel konularda tek yetkili. Yine aynı maddelerde ulaşım, para politikası, dış güvenlik ve dış politika alanları merkezin tekeline bırakılmış. Bunların dışında saymadığımız birkaç konunun da dışındaki bütün alanlarda bölgesel ve merkezi yönetimler ortaklaşa çalışıyorlar. Türkiye&#8217;de yetki bölüşümü daha farklı olabilir. <span id="more-4711"></span>Ama tabii federasyon kurup bütün yetkileri merkeze vermekten söz etmiyoruz. Mesela eğitim ve iç güvenliği sadece bölgesel yönetime terk etmek yerine ortak alan olarak tayin etmek mümkündür.</p>
<p> Türkiye&#8217;de kimlikçi siyaset hakim duruma gelirse federasyon her kimliğin yaşam tarzını garanti altında hissetmesini sağlar. Çünkü artık çoğu merkezi politika bölgesel yönetimle eş güdüm halinde yürütülmek zorunda kalacaktır. Hiçbir bölgesel yönetim de bölgedeki hakim yaşam tarzına aykırı bir merkezi kararı uygulamayacağı için merkez bölgesel duyarlılıkları daha fazla göz önünde tutmak zorunda kalır.</p>
<p> Federasyon kimlikçi siyasetin kendisini de ortadan kaldıracaktır. Çünkü bir bölgede o kimliği paylaşmayan partiler bulunamayacak. AK Parti gibi bir kitle partisinin olmadığı bir Türkiye&#8217;de İzmir MHP ve CHP, Erzurum MHP ve SP, Diyarbakır DTP ve SP arasında bir yarışa sahne olacak. İzmir&#8217;de MHP ve CHP arasında laiklik kavgası, Erzurum&#8217;da MHP ve SP arasında milliyetçilik kavgası, Diyarbakır&#8217;da DTP ile SP arasında Kürt hakları üzerine bir kavga yaşanmayacağı için bölgesel seçimlerde kimlik konuşulamayacak. Federasyonda federe devletçikler gündemde büyük bir yer tutacağı için de kimlikçi siyaset giderek zayıflar. Partiler temel siyasetlerini halkın gerçek sorunları üzerine kurmak zorunda kalırlar.</p>
<p> Federasyon sadece yatay düzlemde merkez ile bölge arasında bir denge kurmaz; dikeyde de yasama içinde bir kontrol sistemi kurar. Almanya örneğinde olduğu gibi bölgesel duyarlılıkların ağırlığını koyabileceği bir Federal Konsey kurulur. Halk Meclisi&#8217;nde halk temsil edilirken, Federal Konsey&#8217;de bölgeler temsil edildiği için her bölge eşit sayıda temsilciye sahip olur. Bir bölgenin temsilcileri bir yasayı veto ederse o yasa çıkarılamaz. Halk Meclisi&#8217;nden çıkacak bütün kararlar Federal Konsey&#8217;in onayına tabi olacağı için bölgesel kimliklerin hazzetmediği yasalar çıkarılamaz.</p>
<p> <strong>Batıcı kimliğin zaman zaman çok güçlenmesi Türkiye&#8217;de Federal Konsey&#8217;e olan ihtiyacı gün yüzüne çıkarıyor. Böyle bir yapı olmadığı için Anayasa Mahkemesi Batıcı kimlik adına bir veto mercii gibi davranmaya başlıyor. Oysa Anayasa Mahkemesi&#8217;ni demokratik bir sistemde bir kontrol kurumu olarak düşünmek hukuku siyasetin içine çeker ve hukuka güveni zayıflatır. </strong></p>
<p> Cumhurbaşkanlığı seçimi esnasında bir Federal Konsey olsaydı, Anayasa Mahkemesi Batıcı duyarlılık adına hukuk dışı davranmak zorunda kalmayacaktı. Türban düzenlemesi esnasında bir Federal Konsey olsaydı yine benzer durum yaşanmayacaktı.</p>
<p> &#8221;Laiklik duyarlılığı olan&#8221; vatandaşlarımız Federal Konsey fikrini epey sevmiş olabilirler. Ama şimdi aynı konseyde aynı yetkilerin Kürt haklarına duyarlı olanlar için de geçerli olacağını söylediğimde pek hoşlarına gitmeyebilir. Öyleyse herkes kimlik bazında siyasi davranış göstermeyi bir kenara bıraksın, ekonomiye baksın.</p>
<p> Yatay ve dikey düzlemde geliştirilecek federatif çözümler ile kimlikçi siyasetin hızı kesilebilir. Tabii, tekrar tekrar ifade ediyorum, böyle bir senaryo Türkiye&#8217;nin tek kitle partisi olan AK Parti iktidarda olduğu sürece gerekli olmaz. Ancak AK Parti doğal ya da doğal olmayan yollardan iktidarı kaybederse hele bir bölgesel parti tek başına iktidar olursa sistemik bir sıkıntı ortaya çıkar. AK Parti olmasa bile Türkiye&#8217;de AK Parti&#8217;den sonra en fazla milletvekili olan CHP ve MHP bölgesel siyaset yapmayı bırakırlarsa bu tür çözümlere yine ihtiyaç duyulmayacaktır. Aksi takdirde CHP ile SP, MHP ile DTP arasında cereyan edecek kutuplaşmayı tasavvur edebiliyor musunuz? AK Parti yokluğunda şu anki siyasette tamamen kutuplaşma ve ötekileştirme hakim olur.</p>
<p> <em>Federasyon bölünmeye yol açar mı? </em>Federasyonun kimlikçi siyaseti zayıflatacağını söylüyorum, ama dünyada aksi yönde örnekler var. Benim aklıma hemen İspanya geliyor. Son İspanya Anayasası&#8217;nda ülke eyaletlere bölündü, ama özellikle Katalanlar ve Basklar hala memnun değil görünüyor.</p>
<p> Karşı bir örnek olarak görülen İspanya ile Türkiye arasında ciddi benzerlikler var. İkisinde de neredeyse ülkede yaşayan herkes ortak bir dil konuşabiliyor; ancak bu ortak dilin yanı sıra mahalli düzeyde konuşulan başka diller var. İkisinin başında da etnik terör örgütleri var.</p>
<p> İspanya&#8217;da <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%25C4%25B0spanya">nüfusun %10</a>&#8216;u Katalanca da konuşabiliyor. Katalanca dışında Galiçyaca %6 konuşuluyor. Bu iki dilin dışındaki diller unutulmuş gibi görünüyor. Bu açıdan Türkiye ile yine bir benzerlik var. Türkiye&#8217;de de Kürtçe dışında konuşulan ikinci bir dil göze çarpmıyor. Ama İspanya&#8217;da ayrılıkçı ETA Katalan değil Bask bağımsızlığı adına eylem yapıyor. Demek ki dil bağımsızlık hareketlerinde tek başına etkili değil.</p>
<p> Türkiye&#8217;deki kimliklerden Türkçülük ve Kürtçülük milliyetçi bazda İslamcılık ve Batıcılık ise kültürel bazda kendisini gösteriyor. Bu açıdan Türkiye ile İspanya arasında bir fark var.</p>
<p> &#8221;1978 Anayasası&#8217;nda İspanya eyaletlere ayrıldığı, bölgesel kimliklere her türlü haklar verildiği halde neden ETA hala varlığını sürdürüyor?&#8221; Ben diyorum ki federatif bir yapı kimlikçi siyaseti zayıflatır, oysa İspanya&#8217;da ETA hala devam ediyor. Neden böyle?</p>
<p> Öncelikle bir meseleyi açıklığa kavuşturmak lazım. Ben şimdiye kadar hep siyasetten bahsettim. DTP&#8217;nin ve diğer kimlikçi partilerin etkinliklerinin nasıl kırılabileceğini irdeledim. Terör örgütleri yasal siyasal zeminin dışındadır. Terör örgütleri en başta devletin uyguladığı yanlış politikalardan ortaya çıkarlar, ancak ortaya çıkmalarıyla birlikte siyasetin dışına çıkarlar. Bir terörist örgüt kimlikçi siyaset zayıfladığında onu canlandıracak aksiyonlara girişebilir, ancak buna rağmen kimlikçi siyaset zayıflasa yine de varlığını sürdürebilir. Çünkü terörist örgütler bir kere kurumsallaştıktan sonra kendilerince meşrulaştırdıkları zemini bir süre sonra unutabilirler. Bu yüzden soruyu şu şekilde değiştirmek daha doğru olur: &#8220;İspanya&#8217;da kimlik hassasiyetleri neden hala devam ediyor?&#8221;</p>
<p> Sorunun cevabını verirken Türkiye ile İspanya arasındaki bir benzerliğin daha farkına varacağız. Terörün çıkış noktası yanlış siyasetten kaynaklandığı, sorunun kaynağını gösterdiği için de oraya odaklanacağız. İspanya&#8217;da ayrılıkçı Bask hareketi ilk defa ne zaman terörize oldu? <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Spain">1958 yılında</a>, faşist General Fransisco Franko yönetimi zamanında. Bu size bir şeyi hatırlatıyor sanırım. Türkiye&#8217;de de PKK nefret tohumlarını 12 Eylül darbesi yönetimi zamanında attı. Ne tesadüf değil mi?</p>
<p> <strong>Faşizm üst satırlarda da belirttiğim gibi teknolojisi çok güçlü bir devlet tarafından uygulanırsa ortak bir kimliği oluşturmakta başarılı olabilir. Ama Türkiye ve İspanya&#8217;nın darbe yönetimleri bu ideolojiyi uygulamaya kalkarlarsa çok feci bir sonuçla karşılaşılır: terör.</strong> Öyleyse bir konuda anlaşmamız gerekiyor: &#8220;İspanya&#8217;da da Türkiye&#8217;de de ayrılıkçı terörü doğuran antidemokratik yönetimlerdir.&#8221;</p>
<p> Federasyon antidemokratik yönetimlerin açtığı yarayı onarmaya çalışır; ancak her zaman başarılı olamayabilir. Başarı açılan yaranın derinliğine bağlı. General Franco İspanya&#8217;yı 1939&#8242;dan 1975 yılına kadar yönetti. Türkiye bu açıdan daha şanslı. 20. yüzyılda Türkiye büyük ölçüde demokrasi ile yönetildi. 1980 darbesi sonucunda kurulan yönetim de birkaç yıl içinde yerini demokratik hükümete bıraktı. Bununla birlikte demokrasi içinde bile 90&#8242;lı yıllarda derin devlet tarafından işlenen cinayetler meseleyi daha çok kimlik sorunu haline getirdi.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin İspanya&#8217;ya göre bir avantajı var. Türkiye henüz modernleşmesini büyük ölçüde tamamlamadı. Kürtler özellikle modern üretime entegre oldukları batıda kötü maziyi unutabiliyor, oylarını ekonomi bazında verebiliyorlar. Bu yüzden başından beri belirttiğim üzere Türkiye&#8217;de partiler sömürmedikten sonra hiçbir kimlik siyaseti federasyonu gerektirecek bir düzeye çıkmaz. DTP kimlikçi siyasette ısrarcı olsa bile MHP ve CHP birer kitle partisi konumuna gelebilirlerse DTP de zayıflar. Ama bir gün siyasetteki bütün partiler bölgeselleşirse de federasyondan başka bir çözüm yolu kalmaz.</p>
<p> Federasyon ortak kimlik oluşturmak için bir yöntem değildir, kimlikçi siyasetin zararlarından ülkeyi en iyi koruyacak demokratik sistemdir; ancak geçmişte yapılan feci hatalar bu sistemin de kimlikçi siyaset karşısında yenilmesine neden olabilir. Federatif bir sistemin amacı her kimliğin kendi yaşam tarzını yaşayabileceği konusunda kendini güven içinde hissetmesidir.</p>
<p> <em>Doğal uluslaşma. </em>Federasyon ortak bir kimlik oluşturmaya yaramıyorsa devlet meşruiyetini nasıl elde edebilir? Ben her zamanki gibi bu sorunun cevabını alt yapıda yani ekonomide arayacağım. Bismarck döneminde kurulan Federal Almanya&#8217;da Alman kimliği nasıl oluşmuş, oradan hareketle sorumuzun cevabını alacağız.</p>
<p> Otto Von Bismarck döneminde Almanlar bir araya gelirken diğer yandan da ülke modern üretime geçiyordu. Sanayileşme çok hızlı devam ediyordu. Modern üretim yapan bir ekonomi sadece şirket bazında değil, ülke bazında ölçek ekonomisine ihtiyaç duyar. Yani ülkede ne kadar çok hammadde, iş gücü ve tüketici olursa ekonomi o kadar verimli çalışır. Hammadde ve iş gücü bol olduğunda ucuz olacak, maliyetler düşecektir. İş gücü bol olduğunda aynı zamanda iş gücünü çeşitlendirmek de kolaylaşacağından uzmanlaşmaya yoğun ihtiyaç olan modern üretimde gereksinen eleman ihtiyacı hızlı ve yerinde karşılanır. Bu da üretimin aksama olmaksızın yapılmasını sağlar.</p>
<p> Ölçek ekonomisi ulaşım ve iletişimi geliştirir. Böylece iş gücü ve hammadde üretimin yoğunlaştığı yere daha hızlı ulaşabilir, şirketler geniş sahalarda çok daha iyi organize olabilir. Unutulmamalıdır ki ölçek ekonomisi aynı zamanda büyük pazara ihtiyaç duyar. Ürünün geniş sahalara ulaşabilmesi için iletişim ve ulaşım imkanlarının çok gelişmesi gerekir.</p>
<p> Şimdi ben bunları neden anlattım? Çünkü gelişen ulaşım ve iletişim farklı kimlikteki insanların birbirleriyle kaynaşmalarını sağlar.</p>
<p> Modern üretimin bir ürünü olan şehirler de kimliklerin karışması ve kaynaşması açısından çok önemli bir rol oynarlar. Şehirde kapı komşunuz, yan bantta çalışan işçi başka bir kimlikten olabilir. Oysa kimliklerin aynı olduğu bir köyle bu türden bir etkileşim mümkün değildir.</p>
<p> Kimlikler arasındaki etkileşim şehir yaşamında birçok kurumda görülür. Okul bunların içinde önemlidir. Devlet ortak bir kimliği dayatmasa bile okulda çok farklı kültürel arka planlardan gelen öğrenciler bir araya gelirler ve bir gün içinde saatlerce etkileşim halinde olurlar. Bu etkileşim yıllar içinde arkadaşlıklara, hatta evliliklere dönüşür.</p>
<p> Etkileşim eğitim döneminin ardından da devam eder. Bambaşka kültürlere sahip insanlar fabrikada, büroda, bürokraside birlikte çalışırlar. Kapitalist sistemdeki rollerine paralel olarak çalışma yaşamında ortak çıkarlar oluşur. Bir süre sonra kimlikten kaynaklanan değerler arka planda kalır, üretim ilişkilerinden kaynaklanan &#8220;cüzdan çıkarları&#8221; ön plana geçer. Ortak çıkarlar yeni sınıfsal ortak değerler yaratır, insanları birbirine daha fazla yaklaştırır.</p>
<p> Modern üretim bölgeler arasında ciddi nüfus transferlerine yol açar. Normal şartlarda devlet zoruyla insanları bir yerden bir yere taşırken büyük öfkelere yol açarsınız, ama kişi daha iyi bir yaşam için kendi isteğiyle çok uzak bir şehre göç edebilir. Bütün yukarıda saydığım etkileşimlerin temelinde bu göç olgusunun olduğunu söylesem yanlış olmaz. Şehre göç eden, modern üretime entegre olan nüfus bir yandan cüzdanının derdine düşer, diğer yandan diğer kimliklerle etkileşime geçerek onlarla yeni ortak değerler, ortak yaşama biçimleri oluşturur. Bu tabi ki, bir anda olmaz. Göç eden bir kişinin tam bir şehirli olması üçüncü nesile nasip olur.</p>
<p> Fark ettiyseniz, anlattığım süreçlerin hiçbirinin içinde doğrudan devletin bir etkisi yok. Ortak bir kimlik ekonominin modernleşmesi esnasında kendiliğinden gelişiyor. İşte ortak kimliğin bu şekilde gelişmesine &#8220;doğal uluslaşma&#8221; adını veriyorum.</p>
<p> Türkiye&#8217;de büyük şehirlere göç eden, sanayide, hizmetler sektöründe çalışan Kürtlerin neden DTP&#8217;ye oy vermedikleri sanırım şimdi çok iyi anlaşılmıştır. Bu olgu aynı zamanda modernleşmenin ortak kimlik oluşturma süreçlerindeki etkisini ortaya koymak açısından da önemli bir kanıttır.</p>
<p> Almanya modern üretime geçti ve böylece kimlikler arasındaki yoğun etkileşim zaman içinde kişilerin ortak bir yaşayış biçimi geliştirmelerini ve bir Alman kimliği yaratmalarını sağladı. Bunun sonucunda da Almanya uluslaştı. Bugün Almanya&#8217;da üniter bir sistem kurulsa Almanlar kimlik kaygısıyla böyle bir sisteme karşı çıkmazlar.</p>
<p> Türkiye bölgesel partilerin tekeline kalırsa federatif bir sisteme gidilerek önce kimlikçi tansiyon azaltılabilir, ardından da ekonominin modernleştirilmesine tam gaz devam edilir. Ne zaman ki bütün Kürtler modern ekonomiye entegre olurlar, o zaman onlar da kendilerini bu sistemin bir parçası olarak hissederler. O zaman ortak kimliğin adı Türklük olmuş, Türkiyelilik olmuş, hiç fark etmez.</p>
<p> Dikkat edilirse Batıcı kimlik ile ilgili bir analiz yapmıyorum. Çünkü Batıcı Türkiye&#8217;de hali hazırda modern ekonomiye entegre. Batıcılığın radikalleşmesi Deniz Baykal&#8217;ın tezgahı. Şimdi bu tespitim daha iyi anlaşılıyor, sanırım. Ancak Batıcı kimlik de modernleşme sürecinde zayıflar. Çünkü şu anda Batıcı modern hayatta kendi düzeyinde bir Kürtçü, İslamcı ve Türkçü ile pek karşılaşmıyor. Türkiye&#8217;de yakın zamana kadar laik hassasiyeti ile bilinen insanlar genel olarak zengin kesimi oluştururdu, diğer kesimler de onun işçisi olurdu. Diğer kimliklerin de üst düzey noktalara gelmesiyle toplumsal kaynaşma her düzeyde olacak. Hatta şimdiden bu, okullarda gerçekleşiyor. Türkiye&#8217;de okullaşma arttığı için bütün kimliklerin çocukları okullarda kaynaşmaya başladılar bile. Ama bu kaynaşmanın içinde yine en çok Batıcının çocuğu soyutlanıyor. Daha çok zengin kesimi oluşturan Batıcılar çocuklarını özel okullara gönderdikleri için Batıcının çocuğu bir de vakıf üniversitesine gittiyse iş yaşamına başlayana kadar diğer kimliklerle tanışamıyor.</p>
<p> Türkiye&#8217;deki önemli sorunlardan birisi ideolojik temelde kurulan özel okullar. Sadece İslami duyarlılıkla kurulan okulları kastetmiyorum. Diğer taraftaki okullar da Batıcı bir duyarlılık taşıyorlar. Türkiye&#8217;de Batıcı özel okullar İslamcılardan önce kurulduğu için Batıcı kesim İslami duyarlılığa sahip okulları eleştirmeden önce biraz düşünmelidir. Tevhid-i Tedrisat&#8217;ın ruhuna aykırı bu ayrışma uzun vadede Batıcı kimliğin kaynaşmasının önünde bir engeldir.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Kürtçülük en önemli kimlik sorunu olarak düşünülebilir; ancak ülke modernleştikçe bu kimlik modern üretimde kendisine bir yer buldukça ortak bir kimlik altında kendisini emin hissedecek gibi görünüyor. Bence daha yapay olan Batıcılık uzun vadede daha kalıcı olabilir. Çünkü bu kimliğe sahip olan insanların cüzdanlarıyla ilgili bir sorunları yok. Sorun bir yanda CHP&#8217;nin kaşıması diğer yanda ise Batıcıların ülkenin geri kalanından kopuk bir hayat yaşamalarından kaynaklanıyor. Bağdat Caddesi&#8217;nde, Nişantaşı&#8217;da, Karşıyaka&#8217;da, Çankaya&#8217;da kurdukları fanuslarda hayatlarını sürdürüyorlar. Ama ben yine de iyimserim. Bu yapay fanuslar mutlaka kırılacak. Modern üretimin etkileri sonuçta bir şekilde Batıcının çocuğunu diğer çocuklarla etkileşime sokacak. Etkileşim okulda olmazsa en nihayetinde çalışma hayatında olacak. O zaman birbirlerini tanıyan insanlar birbirlerinden daha az korkacaklar.</p>
<p> &#8221;Doğal ortak kimlik oluşumu&#8221; süreçlerini irdeledik. Devlet bilinçli bir ortak kimlik politikası izlemese bile modernleşmenin kendisi uluslaşmayı destekler. Ulus-devlet modern ekonominin bir sonucudur.</p>
<p> Türk Devleti&#8217;nin bugün zor kullanarak bir kimlik oluşturamayacağını açıklamıştık. Doğrusu bugün böyle bir çabanın olduğunu da söyleyemeyiz. Devletin bugün ortak kimlik oluşturmak için yapabileceği en doğru şey ekonomik modernizmi hızlandırmak ve nüfusun etkileşimini engelleyecek kurumların ortaya çıkmasına engel olmaktır. Özellikle özel okullarda her dört kimlikten çocuğun olmasına özen gösterilmelidir. Bunu gerçekleştirmek için vakıf üniversitelerinde olduğu gibi özel ilk ve orta öğretim kurumlarında da burslu kontenjanlar açılabilir. Elbette birçok başka çözüm önerisi de söz konusu olabilir.</p>
<p> AK Parti&#8217;nin izlediği ekonomi siyaseti başarısız olursa ve diğer partiler kimlikçi politikalarına devam ederse zorunlu hale gelecek olan federasyonun Türkiye&#8217;de nasıl bir zemine oturabileceğini açıkladık. Diğer yandan doğal uluslaşmanın nasıl bir süreç sonunda ortaya çıktığını ortaya koyduk. Dünyada bir doğal uluslaşma projesi var. Bu proje üzerinden şu ana kadar açıklamaya çalıştığım kavramları uygulamalı olarak son bir kez somuta indirgemek istiyorum. Türkiye&#8217;nin avantajlarını bir kez daha vurgulayalım.</p>
<p> <em>Avrupa Federasyonu projesi. </em>Avrupa Federasyonu projesi &#8220;doğal uluslaşma&#8221;nın motivasyonları kullanılarak yapılandırılmış dünyanın en önemli siyasi oluşumlarından birisi. Hep bir örneği olmadığı söylenmekle beraber aslında ABD AB&#8217;den çok önce doğal uluslaşmayı başardı. &#8220;Amerikalı&#8221;yı yaratmak için ABD&#8217;de modern ekonominin bütün araçları seferber edildi.</p>
<p> Şöyle bir tespit yapılabilir: &#8220;Bir oluşumun doğal olması için devlet müdehalesi olmamalı. Oysa hem ABD hem de AB ortak kimliğin oluşumu için çalışmalar yapıyorlar.&#8221; Evet, tam doğal uluslaşma devletin hiçbir şekilde müdahale etmediğidir. Ancak devlet modern üretimi destekleyerek, onu zor kullanmadan kullanarak ortak kimliğin oluşumuna katkıda bulunuyorsa bunu da &#8220;doğal uluslaşma&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Çünkü bu durumda da ortak kimliği yaratan yine modern üretimdir. Devlet modern üretimin etkisini artıracak mekanizmalar geliştirmiştir.</p>
<p> </p>
<p> <strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/18/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-v/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar IV</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 May 2009 22:18:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[uniter devlet yapisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4709</guid>
		<description><![CDATA[ Devlet zor kullanarak meşruiyet kazanabilir mi?
Başından beri Türkiye&#8217;nin demokratik kurallar çerçevesinde hareket ettiğini düşünerek seçim sonuçlarını analiz ettim. Türkiye&#8217;de kime sorsanız demokrasi taraftarıdır; ancak hassas meseleleri konuşmaya başladığınızda kutsalların demokrasiye tercih edildiğini görürsünüz. Şöyle bir mentalite çoğumuzda vardır: &#8220;Bu sorun demokrasi ile çözülmezse zorla çözülür.&#8221; Şu satıra kadar da aklına benzer bir düşünce gelmiş olanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a> <strong>Devlet zor kullanarak meşruiyet kazanabilir mi?</strong></p>
<p>Başından beri Türkiye&#8217;nin demokratik kurallar çerçevesinde hareket ettiğini düşünerek seçim sonuçlarını analiz ettim. Türkiye&#8217;de kime sorsanız demokrasi taraftarıdır; ancak hassas meseleleri konuşmaya başladığınızda kutsalların demokrasiye tercih edildiğini görürsünüz. Şöyle bir mentalite çoğumuzda vardır: &#8220;Bu sorun demokrasi ile çözülmezse zorla çözülür.&#8221; Şu satıra kadar da aklına benzer bir düşünce gelmiş olanlar olabilir. Türkiye&#8217;de böyle bir kimlik ayrışması varsa ve bu kimlikler güzellikle olmuyorsa zorla bir üst kimlik altında birleştirilirler mi?</p>
<p> Yazının bu kısmında demokrasiyi bir kenara bırakalım ve şu sorunun cevabını arayalım: &#8220;Acaba devlet zor kullanarak bütün kimlikleri bir üst kimlik altında birleştirebilir mi?&#8221; Birleştirebilirse Türkiye&#8217;de demokrasiyi feda ederek üniter yapıyı devam ettirme düşüncesindekiler <span id="more-4709"></span>haklı çıkarlar.</p>
<p> Sorumuzun cevabını verebilmek için en başa dönüp devletin tanımını bir kez daha gözden geçireceğiz. &#8220;Devlet zor kullanma meşruiyetine sahip tek örgüttür.&#8221; Bu tanım içinde iki tane birbirine karşıt kilit sözcük var: &#8220;zor&#8221; ve &#8220;meşruiyet&#8221;. Devlet meşruiyetini nasıl elde edebilir? Zor kullanarak meşruiyet de elde edilebilir mi?</p>
<p> Ulus-devlette vatandaşın üzerine devletin biçtiği kimliği kabul etmesi devleti meşru kılıyor. Yani Türkiye&#8217;de yaşayan insanlar kendilerini Türk hissederlerse Türk Devleti&#8217;nin kendileri adına hareket ettiğini, kendi çıkarlarını koruduklarını düşünüyorlar. Kendilerini devlet ile özdeşleştirebiliyorlar. Yazının başında devletin tanımı ile başlayıp birden kimliklere geçmemi anlamlı bulmayanlar sanırım şimdi rahatladılar. &#8220;Meşruiyet&#8221; ile &#8220;kimlik&#8221; arasında böyle bir bağlantı var.</p>
<p> Bir önceki paragrafta sorduğum soruyu yazının çerçevesine oturtalım: &#8220;Devlet zor kullanarak vatandaşına bir kimlik biçebilir mi?&#8221; Bu soruyu birçok düşünür farklı şekillerde yanıtlamış.</p>
<p> Sorumuz siyaset düşünürleri tarafından irade ve zor kullanma ekseninde tartışılmış. Düşünürlerden bazılarının fikirlerine burada yer vereceğim.</p>
<p> Thomas Hobbes meşruiyetin hem zor kullanarak hem de rızayı kazanarak elde etmenin mümkün olduğunu savlıyor:</p>
<p> Bu egemenlik iki yoldan elde edilir. Birincisi; bir kimsenin, kabul etmezlerse onları yok etmek kudretiyle, çocuklarını veya onların çocuklarını kendi yönetimine boyun eğdirmesinde veya düşmanlarını savaş yoluyla kendi iradesine tabi kılması ve ancak bu şartla hayatlarını bağışlamasında olduğu gibi, doğal zor iledir. İkincisi ise, bir kişiye veya bir kurula, onun kendilerini başkalarına karşı koruyacağı inancıyla, tabi olmak için insanların gönüllü olarak kendi aralarında anlaşmalarıdır. Bu ikincisi, siyasal devlet veya <em>sözleşme ile kurulmuş </em>bir devlet olarak; birincisi ise <em>edinilmiş </em>devlet olarak adlandırılabilir (Hobbes, 2005, ss. 230-231).</p>
<p> &#8221;Toplum Sözleşmesi&#8221;ni ortaya atan Jean Jacques Rousseau elbette zorla meşruiyet elde etmenin mümkün olmayacağını iddia edecek. Rousseau bununla da kalmıyor, meşruiyet elde edemeyen egemen gücün egemenliğini uzun süre devam ettiremeyeceğini de argümente ediyor:</p>
<p> En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep egemen kalacak kadar güçlü değildir (Rousseau, 2005, s. 352).</p>
<p> David Hume Rousseau&#8217;nun tam karşısında kalan görüşler ortaya atmış. Ona göre egemenliğin toplumun rızasını elde etme yoluyla meşruiyet kazanması daha doğrudur, ancak gerçekler bunun tarih boyunca böyle olmadığını ortaya koyar:</p>
<p> Bütün yönetimlerin, insan işlerindeki zorunlulukların gerektirdiği kadar, halk rızasına dayandıklarını ya da dayanmaları gerektiğini söylemek boştur. &#8230; Fetih ya da gasp, yani açıkçası zor [cebir], eski yönetimleri yıkarak, dünyada kurulmuş hemen hemen bütün yönetimlerin kökenini oluşturur (Hume, 2005, s. 432).</p>
<p> Benim buradaki niyetim, uygun düştüğü durumlarda halk rızasını yönetimin adil bir temeli olmaktan çıkarmak değildir. Bu hiç kuşkusuz, temellerin en iyisi ve en kutsalıdır. Tek söylediğim, bunun herhangi bir derecede nadiren olduğu ve hemen hiçbir zaman tam kapsamıyla oluşmadığıdır (Hume, 2005, s. 432).</p>
<p> Karl Marx iradenin üretim ilişkilerinden etkilendiğini, meşruiyet zemininin bu etkide aranması gerektiğini söylüyor. Halkın egemene rıza gösterip göstermemesinde üretim ilişkilerinin belirleyici olduğunu savlıyor. Marx egemenin ortaya çıkmasını bile üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak değerlendiriyorsa elbette irade de üretim ilişkilerinden nasibini alacak:</p>
<p> Tarihte &#8220;zor&#8221;u hukukun temeli sayanlar, &#8220;irade&#8221;yi hukukun temeli sayanlarla tam karşıt olmuşlardır&#8230; Hobbes&#8217;un yaptığı gibi, zor, hukukun temeli olarak alınırsa, hukuk ve yasama kararları, Devlet erkinin dayandığı <em>öteki</em> koşulların yalnızca bir belirtisi ya da anlatımı olurlar. Bireylerin sırf &#8220;irade&#8221;lerine dayanmadığı besbelli olan maddi yaşamları, üretim tarzları, karşılıklı olarak birbirini etkileyen ilişki biçimleri devletin temelidir. Bu maddi yaşam, işbölümüyle özel mülkiyetin zorunlu olmaya devam ettiği her aşamada, bireylerin <em>irade&#8217;</em>sinden tamamıyla bağımsızdır. Bu gerçek koşulları devlet erki yaratmaz; doğrusu, onu yaratan erk bu koşullardır (Marx, 2005, ss. 134-135).  </p>
<p> Benim yaklaşımım ağırlıklı olarak Marx&#8217;tan faydalanmakla birlikte yukarıda fikirlerine yer verdiğim düşünürlerin tamamından bir şeyler aşırıyor.</p>
<p> Egemenin gücü ile iradenin gücü zaman içinde değişebilir. Egemenin gücü iradeye baskın olduğunda Hume&#8217;un belirttiği gibi zorla meşruiyet kazanılabilir ki bu durum yer yüzünde çok kereler yaşanmıştır. İradenin egemen karşısında güçlü olduğu dönemlerde ise Rousseau haklı çıkar. Peki egemen ile irade arasındaki güç dengesini değiştiren faktör nedir? İşte o noktada da Marx&#8217;ın tezini kullanmamız gerek. Üretim ilişkilerindeki değişiklikler kimi zaman egemeni, kimi zaman halkın iradesini ön plana çıkarır.</p>
<p> <em>Devlet teknolojiyi tekelleştirebildiği ölçüde zorla ortak kimlik yaratabilir</em>. <strong>Modern dönemde üretim ilişkilerini belirleyen ana faktör teknolojidir.</strong> İrade ile zor kullanma arasındaki denge son yüzyılda teknolojinin kontrol edilebilirliğine bağlı olarak değişti. Bu nedenle son paragraftaki tespiti şu şekilde değiştirerek yolumuza devam edebiliriz: <strong>&#8220;Egemenin teknolojiyi kontrol edebilmesine göre kimi zaman halkın iradesi, kimi zaman zor ön olana çıkıyor.&#8221;</strong></p>
<p> Ben kimliğin zor kullanılarak yaratılabileceğini düşünüyorum. Ancak devletin bunu gerçekleştirmek için vatandaşının üzerinde yeterli gücü olması gerekir. Modern dönemde devlet teknolojiyi &#8220;tekelleştirebildiği&#8221; ölçüde güçlü olmuştur. &#8220;Tekelleştirilmiş teknoloji&#8221; devletin vatandaşını mutlak kontrol altına almasını sağlar ki böyle bir kontrolün olduğu rejimlere totaliter sıfatını ekleriz.</p>
<p> Dünya&#8217;da teknolojinin devlet tarafından kullanıldığı dönemde bilindiği üzere &#8220;faşizm&#8221; yaygın bir ideolojiydi. Bu dönemde modern eğitim, ulaşım ve iletişim imkanları kimlik yaratmak için çok etkin kullanıldı.</p>
<p> Eğitim aracılığıyla çocuklara ortak nefretler ve gururlar kazandırıldı. Bu da en çok tarih dersleri kullanılarak yapıldı.</p>
<p> Ulaşım imkanları kullanılarak devlet ülkenin her yerinde çok etkin örgütlendi. Propaganda bu sayede çok etkin yapıldı. Hitler ilk defa uçağı kullanarak bir gün içinde iki farklı şehirde mitingler düzenlemişti. Kahverengi gömleklilerin (SA) bütün Almanya&#8217;da çok sıkı örgütlenebilmelerinin temelinde de gelişmiş ulaşım ve iletişim imkanları yatar. Diğer yandan ulaşım devlet kontrolünde olduğu için muhalefet rahatlıkla bastırılabildi. Bu dönemde özellikle demiryolu ulaşımı çok yoğun olduğu için ve demiryolları üzerinde devletin kontrolü olduğu için kimin nereye seyahat edebileceğini kontrol etmek kolaydı.</p>
<p> Kimlik yaratmada en önemli toplumsal teknoloji araçları ise iletişim alanında ortaya çıktı. Devletin iletişim araçları üzerinde tekelinin olduğu dönemde muhalefet partilerini susturmak çok kolaydır. Muhalefetin tezleri radyoda dile getirilmez, muhalefetin yurt genelindeki örgütleriyle telgraf görüşmeleri yapmasının önüne geçilir. Böylece muhalefet örgütlenemez. Öte yandan iktidar bütün gün radyoda propagandasını yapabilir. Her türlü haberi çarpıtarak yayınlatabilir.</p>
<p> Hitler ve Mussolini teknolojiyi kullanarak ülkelerinde totaliter rejimler kurdular. Bu rejimler teknoloji gücü sayesinde Alman ve İtalyan bilincini geliştirdi. Bu süreç 1. ve 2. Dünya Savaşları arasında yaşandı.</p>
<p> Dikkat ederseniz 2. dünya savaşı sonrası dönemde bir ülkeler topluluğu teknolojiyi tekelleştirmeye devam etti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nden söz ediyorum. Çok farklı uluslardan oluşan bu topluluk tekel teknoloji gücü sayesinde 60 yıldan fazla bir sene insanları Komünist kimlik altında birleştirebildi.</p>
<p> <em>Türkiye&#8217;de teknolojinin devlet tekelinde olduğu dönemde kimlik çalışmaları. </em>Türkiye Devleti kuruluşundan Özal dönemine kadar teknolojiyi nispeten tekelleştirdi. Bu dönemde devlet eliyle kimlik oluşturma yönünde çalışmalar da olmuştur. Devlet özellikle &#8220;Türk&#8221; kimliğini bir ölçüde oturttu.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Türkçülük ilk kez 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı ve başlarda entelektüel düzeyde kaldı. Türkçülüğün ortaya çıkmasının arkasında imparatorluğun kurucusu olan bu toplumun uzun süre çok uluslu imparatorluğu ortak bir &#8220;Osmanlı&#8221; kimliği altında toplama çabaları yatmaktaydı. Eğer Osmanlı ABD gibi modern üretim yapan bir ülke olsaydı, Osmanlı kimliğinin de Amerikalı kimliği gibi başarılı olmaması için hiçbir neden yoktu.</p>
<p> Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye&#8217;de bir Türk ulusu yoktu. Bu aslında Türklere özgü bir durum da değildir. İtalya&#8217;nın kucusu da şuna benzer bir söz söyler: &#8220;İtalya&#8217;yı kurduk, sıra İtalyan ulusunu yaratmaya geldi.&#8221;</p>
<p> Cumhuriyetin kurulmasının ardından devlet, elindeki tekel teknoloji ile Türklük bilincini yarattı. Tabii, faşist Almanya kadar başarılı olunamadı. Çünkü Türk Devleti ekonomisini yeterince modernleştirememişti. Bu yüzden eldeki teknolojik imkanlar da o ölçüde zayıftı. Ülkenin bir başından diğer başına gitmek 2 günü buluyordu. Radyonun, hele televizyonun her eve ulaşması epey zaman aldı.</p>
<p> Cumhuriyet ikinci olarak da Batıcı kimliği ülkeye hakim kılmak istedi. Bu çok iddialı bir projeydi. Türk insanı hayatın her safhasında bir batılı gibi hareket etmeye zorlandı. Kılık kıyafetinden, diline, sofrasına, müzik, edebiyat zevkine bir Batıcı kimliği tanımlandı.</p>
<p> Özal dönemine kadar devletin teknoloji üzerinde bir tekeli olduğunu söyledik ama bu tam da böyle değildir. Dünya&#8217;da faşizm iflas ettikten sonra İsmet İnönü batılı safta yerini almak için ülkeyi demokratikleştirmek zorunda kaldı. 1945&#8242;ten sonra devletin kimlik çalışmaları da eski hızını kesti. Özellikle halkın büyük tepkisini alan Batıcı kimlik çalışmaları 1945 sonrası dönemde yavaşladı, iyi de oldu. Çünkü ülke insanının tamamını Batıcı kimlik altında birleştirmek imkansız görünüyordu. Ama Batıcılık projesinin bir de kötü sonucu oldu. Proje devlete en yakın olan memur ve burjuva sınıfı üzerinde başarı sağlamıştı. Memur ve devlet burjuvası sonraki dönemlerde ülkenin geri kalanının Batıcı olmamasını kendilerine karşı bir tehdit olarak algıladılar. Tehdit algısı beraberinde zamanla muhafazakarı ötekileştirmeyi getirdi ve böylece nur topu gibi bir Batıcı kimliğimiz oldu.</p>
<p> &#8221;Türk&#8221; kimliği çalışmaları 1945 sonrası dönemde zaman zaman artarak zaman zaman azalarak devam etti. Milliyetçilik fikri halkın genelinde kabul gördü. Türkiye&#8217;de milliyetçilik ile dinin bir kavga içinde olmamaları Türk kimliğinin &#8220;tutmasında&#8221; büyük etkiye sahiptir.</p>
<p> Ortada bir Güneydoğu meselesi var. Buradaki mesele kabaca Türk kimliğinin tutmamadır. Türk Devleti kuruluşundan 1945 yılına kadar olan dönemde modern üretim yapan bir ülke olsaydı, kanımca bugün bir &#8220;Kürt sorunu&#8221; yaşamazdık. Devlet elindeki büyük teknoloji tekelini kullanarak &#8220;Kürt&#8221;ü de Türk&#8217;e dönüştürebilirdi.</p>
<p> Şu son cümlem zor kullanarak kimlik yaratmayı haklı gördüğüm hissiyatına yol açmasın. Ben olması gerekeni değil ne olduğunu ve ne olabileceğini anlatıyorum. Elbette ben de zor kullanarak kimlik yaratmayı doğru bulmuyorum, ama ne yazık ki gerçekler ile doğrular birbirinden farklı olabiliyor. Ben bu yazıda doğruları değil, gerçekleri ele almaya çalışıyorum.</p>
<p> Bugüne gelirsek, Türkiye&#8217;de devlet teknolojiyi tekelleştirebilir mi? Bu soruyu sorarken demokrasiyi çoktan feda ettiğimizin farkındayız. Biz acaba demokrasisiz bir yöntemle üniter devleti elde tutmak mümkün mü onu araştırıyoruz.</p>
<p> Bence Türk Devleti teknolojiyi tekelleştiremez. Çünkü bugün teknoloji tekelleştirilemeyecek kadar dallanıp budaklandı. Bu yönde çabalar sarf eden İran&#8217;da, Suriye&#8217;de insanlar devlet televizyonu izlemiyorlar, uydudan dilini bilmedikleri Türk televizyonlarını takip ediyorlar. Şaşırtıcıdır, bir kısmı izleye izleye Türkçe&#8217;yi söküyor. Internet vasıtasıyla insanlar devletin engel olamadığı bilgilere ulaşabiliyorlar. Yine internet vasıtasıyla devlet aleyhine örgütlenmeler gerçekleştirebiliyorlar. Otomobilin yaygınlaşmasıyla birlikte bütün dünyada kişinin bir yerden bir yere hareketi üzerindeki devlet kontrolü azaldı. Böyle bir kontrolü gerçekleştirmenin tek yolu kontrol noktaları oluşturmak ki bu da çok zorlama bir yöntem.</p>
<p> Günümüzde devlet zora başvurduğunda teknoloji halkın iradesinin tepkisini örgütleyebilmesine olanak tanıyor. Muhalefet internet vasıtasıyla haberleşebilir, şahsi vasıtasını kullanarak bir araya gelebilir, yine interneti kullanarak dünyaya sesini duyurabilir. Bunun yanı sıra uluslararası af örgütü gibi örgütler muhalefete kısıtlayıcı tedbirleri dünyaya duyurarak zor kullanan devleti zor durumda bırakıyorlar. </p>
<p> Teknoloji geliştikçe kontrol edilemez bir hal aldı. Bugün onu kontrol etmekte ısrar eden ülkeler çoğunlukla başarılı olamıyorlar. Bu konuda en başarılı ülke Çin gibi görünüyor. Çin Devleti elindeki çok büyük maddi güç sayesinde Doğu Türkistan&#8217;daki Uygurlara ve Tibetlilere baskı uygulayabiliyor ve dünyadan sınırlı tepki görüyor. Düşünebiliyor musunuz, Doğu Türkistan&#8217;da ramazan ayında oruç tutmak yasak, gençlerin camilere girmesi yasak. Oruç tutan Uygurlara okullarda zorla yemek yediriliyor.</p>
<p> Çin yaparken Türkiye neden yapamaz? Çünkü Türkiye ile Çin arasında ciddi bir güç farkı var. Türkiye Çin gibi teknoloji üzerinde kontrol kuramaz. Türkiye kimlik yaratmak için bir zor kullanma çabasına girdiğinde uluslararası toplumun yoğun baskısına maruz kalır. Birçok ülke çok büyük dış ticaret hacimleri, 1 trilyon dolara yakın dolar rezervi nedeniyle Çin&#8217;i gözden çıkaramazken Türkiye için farklı bir politika izleyebilir. Darbe dönemlerinde AB&#8217;nin ve AB öncesi yapıların Türkiye&#8217;den uzaklaşması iddiamın en önemli kanıtıdır.</p>
<p> Türk Devleti bundan sonra zor kullanarak meşruiyet kazanamaz. Nedenini açıklayan argümanlarım yazıda kalmıyor. Kabaca 2000 yılına kadar ki dönemde &#8220;Kürt&#8221;ü zorla &#8220;Türk&#8221;e dönüştürme çabaları iflas etti. Bunu PKK&#8217;dan bağımsız söylüyorum. Yani PKK bugün tamamıyla ortadan kalksa da devletin kimlik projesi başarısızdır. Kürtçü parti DTP bölgede bu kadar ağırlıklı olduğu sürece sorunun bir kimlik sorunu olduğu gerçeği değişmeyecektir.</p>
<p> Kürt kimliği ile ilgili ne söylüyorsam aynı şeyler Batıcı için de geçerlidir. Bu saatten sonra artık Batıcıyı ortak kültüre entegre etmek gibi bilinçli politikalar geçersizdir. Ancak ben bu kimliğin sorun olmaktan çok daha kolay çıkarılabileceğini düşünüyorum. Çünkü Batıcının büyük ölçüde parasal bir sorunu yok. Bu kesim modern ekonomiye tamamıyla entegre olmuş. CHP Batıcı kimlik üzerinden siyaset yapmayı bıraksa Batıcı endişeler kısa sürede azalır.</p>
<p> Sanırım şimdi sorumuzun cevabını aldık. Türkiye açısından kimlik sorunlarına antidemokratik bir çözüm getirme imkanı yoktur. Bu nedenle demokratik siyasal sistemler içinde bir çözüm bulmak zorundayız.</p>
<p> CHP Batıcı kimliği üzerinden, MHP Türkçü kimliği üzerinden siyaset yapmayı bırakmazlarsa? DTP&#8217;den bu yönde bir umudum zaten yok. Ama CHP ve MHP bir gelişme gösterirlerse, hem Batıcı vurgusu ortadan kalkar, böylece hiç olmazsa bir kimlik sorunu çözülmüş olur, hem MHP DTP kutuplaşması ortadan kalkar, böylece DTP&#8217;nin siyasi zemini zayıflar, hem de kimlik genel olarak gündemden düşeceği için siyaset doğru zemine oturur. Peki ya CHP ve MHP tam gaz kimlikçi siyasete devam ederlerse? Bu global krizi iyi yönetemeyen AK Parti de siyaset sahnesinden silinirse? Temel siyaseti kimlik üzerine olmayan tek parti de ortadan kalkar ve yerini MHP ve SP alırsa? O zaman Türkiye&#8217;de demokratik sistemler içinde federasyon zorunlu hale gelir.</p>
<p> Bana göre daha az tercih edilir seçeneği betimlemeden önce bir noktaya açıklık getirelim. Ben AK Parti&#8217;nin bu krizi bir fırsata dönüştemese de krizden çok büyük bir zarar göreceği kanaatinde değilim. Hatta Türkiye&#8217;de AK Parti&#8217;nin uyguladığı siyasetin galip olacağını düşünüyorum. Ancak diğer ihtimali de düşünerek bir federasyon tartışması yapmak AK Parti&#8217;nin Türk Demokrasisi içindeki yerini anlamak açısından faydalı olabilir. Üniter yapıyı savunan MHP ve CHP&#8217;nin ülkeyi nasıl federasyona götürdüklerini anlamamızı da sağlayabilir.</p>
<p> <em>Federasyon. </em>Federasyonun arkasındaki mantığı göstermenin en iyi yolu uzun süreçler sonucunda doğal olarak bir federasyon kurmuş ve başarılı olmuş bir ülkenin geçirdiği aşamaları takip etmek gibi geliyor bana. ABD ve Almanya aklıma hemen gelen iki ülke. Daha önce Almanya Federalizm&#8217;i üzerine çalıştığım için bu ülke üzerinden gideceğim.</p>
<p> Alman Federasyonu I. Wilhelm zamanında kuruldu. Alman Ulusal Birliği&#8217;nin ve Alman Federasyonu&#8217;nun kurulmasında I. Wilhelm&#8217;in Başbakanı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Otto_von_Bismarck">Otto Von Bismarck</a>&#8216;ın büyük rolü vardır. Bismarck &#8220;Realpolitik&#8221;, &#8220;gerçekçi politika&#8221; düşüncesinin ve sosyal devlet ilkesinin ilk uygulayıcısıdır. Çok fazla örnek alınacak yönü olan bu liderin biz burada federasyonu nasıl kurduğuna odaklanacağız.</p>
<p> Bismarck Alman sanayisini hızla büyütecek ekonomi politikaları izledi. Sanayiden elde ettiği vergi gelirleriyle merkezi orduyu güçlendirdi. Askeri gücü sayesinde sırasıyla Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaşarak bu ülkelerdeki Alman topluluklarını Prusya&#8217;ya kazandırdı.</p>
<p> Bismarck savaşlar boyunca bilinçli olarak Alman bölgelerini ele geçirdi. Böylece kuracağı modern ekonomiye dayanan devlet meşruiyetini Alman kimliği üzerinden sağlayabilecekti.</p>
<p> Bismarck bütün Almanları bir araya topladıktan sonra bir federasyon kurdu. Bunun ardında kabaca iki neden vardır. <em>1) </em>Yıllarca başka devletler altında yaşamış Almanlar birbirlerini anlamakta dahi zorlanıyorlardı. <em>2) </em>Yeni katılan bölgelerin eskiden kalma siyasi oluşumları vardı. Almanya üniter bir yapı üzerinde kurulsaydı bu bölgesel siyasi oluşumlar kendi bölgesel kimliklerini geliştirmek için siyaseti kutuplaştırma yoluna gideceklerdi.</p>
<p> Bismarck Almanya&#8217;da zorlama bir üniter sistem kurmaya kalksaydı sizce Alman kimliği daha hızlı mı pekişirdi? Ben hiç sanmıyorum. Hangi bölgesel parti hükümette olursa diğer bölgeler bu durumdan memnun olmayacaktı. Hiçbir iktidar her bölgenin rızasını alamayacağı için siyasetteki kutuplaşma kimlik ayrışmasını yol açacaktı.</p>
<p> Bismarck ne yaptı? Merkezi yetkileri bölgesel yönetimlerle bölüştü. Merkezde de iki meclisli bir denge kurdu. &#8220;Reichstag&#8221;, Halk Meclisi&#8217;nde ülkenin her yerinden halkın seçtiği kişiler bir araya geliyordu. &#8220;Bundesrat&#8221; Federal Konsey&#8217;de federe devletçiklerin belirlediği temsilciler bulunuyordu. Halk Meclisi&#8217;nden çıkan kararlar Federal Konsey tarafından onaylanmadıkça geçerlilik kazanmıyordu.</p>
<p> Bismarck Alman Federasyonu&#8217;nu kurduğunda sizce hangi meclis daha yetkiliydi? Tabi ki Federal Konsey. Zamanla ne olmuş olabilir? Bugün Halk Meclisi çok daha yetkili bir hale geldi.</p>
<p> Halk Meclisi Almanları temsil eder. Alman kimliği güçlendikçe de on yıllar içerisinde yetkileri hep arttı.</p>
<p> II. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 1949 yılında müttefikler &#8220;Grundgesetz&#8221; Alman Temel Yasası&#8217;nı yazdılar ve Almanların eline verdiler. Geçici olarak hazırlandığı için adı anayasa olmayan bu anayasa bugün de Almanya&#8217;da işlerliğini sürdürmektedir. Müttefikler Hitler dönemindeki gibi bir merkezi güçten çekindikleri için Almanya&#8217;yı yine federalizm üzerine oturttular. Aslına bakılırsa Almanya bugün üniter bir yapı ile yönetilecek olsa &#8220;kimlik&#8221; açısından hiçbir sorun olmaz. Artık bu ülke uluslaşma sürecini tamamlamıştır.</p>
<p> Türkiye uluslaşma sürecini tamamlayamamış bir ülke olduğu için kimlikçi siyaset kazanırsa federasyona gitmek zorundadır. Çünkü bölgesel siyasi oluşumlara merkezi bir güç vermek uluslaşmaya katkı sunmaz, zarar verir. Bismarck bölgesel siyasi oluşumların çok güçlü olduğu ilk dönemde bütün gücü kendinde toplamaya kalksaydı, bölgesel yapılar bu işten nem kapar, kendi bölgelerine özgü kimlikler yaratmak yoluna giderler, böylece farklı farklı Alman bilinçleri ortaya çıkardı. Bu sefer de Alman kimliğini kurmak hepten imkansız hale gelirdi. Onun için yarın bir gün AK Parti siyaset sahnesinden çekilir ve ilk defa Türkiye&#8217;de bir kitle partisi yerini alamazsa, siyaset sahnesi şu anda bölgesel siyaset izleyen CHP, MHP, DTP ve SP&#8217;ye kalırsa Türkiye için en uygun çözüm federasyon olur.</p>
<p> Bir vurguyu yapmadan bir sonraki satıra geçmeyeceğim. Ben üniter yapının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kimlikçi siyasetin terk edilmesi gerektiğini söylüyorum. Ve terk edilmezse geleceğimiz noktayı ortaya koyuyorum. Yazdıklarımdan beni lütfen federasyoncu diye mimlemeyiniz. Onun yerine kimlikçi siyasete prim vermeyiniz. Sırf dini değerlere sahip çıkıyor diye, Kürt haklarını savunuyor diye, milliyetçi diye, &#8220;Cumhuriyetin kazanımlarına&#8221; sahip çıkıyor diye bir partiyi desteklemeyiniz.</p>
<p> Siyaset sahnesinden AK Parti&#8217;yi çıkaralım ve federasyonu tasarlayalım. AK Parti oyları mevcut siyasi zeminde MHP ve SP arasında bölünür. Bu durumda kıyı şeridinde Batıcı duyarlılığın kendini yakın hissettiği MHP ve CHP oy alır. Orta ve Doğu Anadolu&#8217;da İslamcılıkla bir sorunu olmayan SP ve MHP desteklenir. Güneydoğu Anadolu&#8217;da Kürtçülükle bir sorun yaşamayan SP ve DTP desteklenir. Federasyon bu üç ana federe devletçik temelinde kurgulanabilir.</p>
<p> Bu tür bir federasyonda federe devletçiklere birçok merkezi yetki verilerek kimliklerin yaşam tarzları güvence altına alınır. Çünkü her bölgede bir kimlik hakim olduğu için o bölge yönetimi de o kimlik tarafından belirlendiği için yasal düzenlemeler bölge hassasiyetlerine uygun olmak zorundadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für   </em></p>
<p><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em></p>
<p><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em></em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-iv/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimlikçi siyaset Türkiye&#8217;de federasyonu zorunlu kılar II</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 10:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Federasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[kimlik siyaseti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4701</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti neden İslamcı bir parti değildir?
Şimdi bazıları AK Parti&#8217;nin de Saadet Partisi geleneğinden gelen İslamcılık siyaseti izlediğini savunabilir. Ama seçim sonuçları bu iddiayı çürütüyor. Geçmişte Saadet Partisi İzmir&#8217;de, Antalya&#8217;da varlık gösteremezken AK parti nasıl oluyor da bu illerde ikinci parti oluyor? &#8220;İslamcı&#8221; kimliği üzerinden siyaset yapan bir partinin sahil şeridinden %10&#8242;un altında oy alması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler.gif"><em><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4610" title="20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090505_derin_dusunce_org_federasyon_kurtler-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></em></a><strong>AK Parti neden İslamcı bir parti değildir?</strong></p>
<p>Şimdi bazıları AK Parti&#8217;nin de Saadet Partisi geleneğinden gelen İslamcılık siyaseti izlediğini savunabilir. Ama seçim sonuçları bu iddiayı çürütüyor. Geçmişte Saadet Partisi İzmir&#8217;de, Antalya&#8217;da varlık gösteremezken AK parti nasıl oluyor da bu illerde ikinci parti oluyor? &#8220;İslamcı&#8221; kimliği üzerinden siyaset yapan bir partinin sahil şeridinden %10&#8242;un altında oy alması gerekir.<span id="more-4701"></span></p>
<p> CHP iç kesimlerde %10&#8242;un altında düşerken AK Parti hiçbir yerde düşmüyor.</p>
<p> Ne CHP ne de MHP Güneydoğu&#8217;da yokken AK Parti bu bölgede ya birinci ya da ikinci parti.</p>
<p> AK Parti Kürtçülük, Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük siyaseti güdülerek oy kazanılan yerlerin tamamında ya birinci ya da ikinci partiyse bunun nedenini çok iyi analiz etmek gerekir.</p>
<p> <strong>AK Parti&#8217;nin Türkiye&#8217;nin her ilinden %10&#8242;un üzerinde oy alabilmesinin nedeni Başbakanın da belirttiği gibi kimlik üzerinden siyaset yapmamasıdır.</strong> Peki ne üzerinden siyaset yapıyor? Kısaca &#8220;ekonomi&#8221; diyebiliriz. CHP Batıcı kimliğini AK Parti ile verdiği mücadele sayesinde pekiştiriyorsa nasıl oluyor da AK Parti&#8217;nin temel politikası ekonomi ekseninde kalmaya devam edebiliyor? Bunun basit bir cevabı var: İktidar partisi olan AK Parti 2008 yılına kadar ekonomide başarılı oldu. %7&#8242;ye yakın ortalama yıllık büyüme tutturulabildi. Türkiye&#8217;de açlık sınırının altındaki insan sayısı AK Parti döneminde 3 milyondan 1 milyonun altına düştü. Bu nedenle türban konusundaki yapay kutuplaşma AK Parti&#8217;yi marjinalize edemedi; 2007&#8242;de AK Parti %47&#8242;ye ulaşabildi.</p>
<p> 2008&#8242;e kadar AK Parti&#8217;nin temel siyasetinin iş ve aş olduğu lafta kalmadı, vatandaş tarafından somut olarak hissedildi. Bunun yanı sıra AK Parti en kutuplaşmış ortamda bile ekonomi konuşmaktan geri durmadı.</p>
<p> AK Parti 2007&#8242;de kutuplaşma sonucu İslamcı bir parti olarak algılansaydı %47&#8242;ye ulaşamazdı. Türkiye&#8217;de %47 hiçbir kimlik siyaseti çerçevesinde bir araya gelemez. Hiçbir ötekileştirme ile Türkiye&#8217;de bu oranı tutturamazsınız. Geçmişte de tek başına iktidar olan partilerin siyasetlerine baktığınızda hep ekonomi motivasyonunu gözlemleriz. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi bir kimliği vurgulayarak siyaset yapmadılar. AK Parti de aynı kulvarda siyaset yaparak başarılı oldu.</p>
<p> 2007 ile 2009  arasındaki temel fark ekonomidir. 2009 seçimlerinde AK Parti&#8217;nin oy oranının azalmasını Başbakanın dışlayıcı üslubuna bağlayanlar yanılıyorlar. 2007 seçimlerinde çok daha kutuplaşmış bir ortam vardı. Ancak o ortam yapaydı. Medya ve yüksek yargı tarafından yaratılmıştı. Oysa 2009&#8242;da kimlikçi partilerin oylarının artmasını sağlayacak doğal bir gelişme oldu.</p>
<p> 2009&#8242;da Batıcı, Türkçü ve Kürtçü oyların artması ekonominin kötüye gitmesinden kaynaklanır. Ekonomi iyiye gittikçe hiçbir yapay kutuplaştırma çabası vatandaşın oyunun AK Parti&#8217;ye gitmesine engel olamaz. 2007&#8242;deki %47 bu iddiamın en önemli kanıtıdır. O seçimlerde birçok Batıcı seçmen oyunu AK Parti&#8217;ye verdi. Yoksa 2009&#8242;da MHP de oyunu arttırmışken CHP&#8217;ye oylar AK Parti&#8217;den başka nereden kaymış olabilir?  </p>
<p> Cumhurbaşkanlığı krizinin 2007 seçimlerine etkisi abartıldı. 27 Nisan muhtırasının seçimler üzerinde büyük bir etkisi yoktur. 2007&#8242;de halk AK Parti&#8217;ye haksızlık yapıldı diye oy vermedi. Öyle olsaydı 28 Şubat&#8217;tan sonra da Refah Partisi&#8217;nin patlama yapması beklenirdi. Türk halkı mazlumun yanında olsaydı Davos&#8217;ta Filistinlilere yapılan haksızlığı dünyaya haykıran Erdoğan&#8217;ın oyları 2009&#8242;da yükselirdi. Ama öyle olmadı. Çünkü duygular gelip geçicidir, cüzdan kalıcıdır.</p>
<p> Kimlik motivasyonu tek başına bir anlam ifade etmez, daima arkasında küçülen bir pasta olması gerekir. Kimlikçi siyasetin dünyadaki en önemli uygulayıcısı Adolf Hitler 1. Dünya Savaşı&#8217;nın hemen ardından başlamıştı ırkçı fikirlerini yaymaya. Ancak yıldızı 1929 buhranından sonra parladı. 1929&#8242;a kadar Hitler&#8217;in partisi hiçbir varlık gösterememişken krizin ardından 5 yıl içinde Almanya&#8217;nın tek partisi konumuna gelmişti. Hitler bile kötü giden bir ekonomi olmadan başarıya ulaşamayacaktı. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Siyaset ne kadar kutuplaşırsa kutuplaşsın Türkiye&#8217;de kimlikçi partiler ekonomi kötüleşmedikçe prim yapamaz.</p>
<p> Hitler ile ilgili dikkati çeken ikinci bir anekdot ise Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi&#8217;nin serbest seçimlerde aldığı en yüksek oyun %40&#8242;lara ulaşamamasıdır. Çünkü az önce de belirttiğim gibi hiçbir kimlikçi parti %50&#8242;lere yaklaşamaz. Demokratik bir ülkede korku siyaseti ile halkın yarısını etki altına almak Hitler gibi bir nefret dehasının bile başarabileceği bir iş değildir.</p>
<p> Türkiye&#8217;de Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve son olarak AK Parti nasıl oldu da bu kadar yüksek oy oranlarına ulaşabildiler? Ekonomi günümüzde neden siyasi davranış üzerinde çok etkili? Bu soruların cevabını vermek için dünyada modernleşmenin beraberinde getirdiği siyaset anlayışını irdelemek gerekiyor.</p>
<p> <em>Ekonomik modernleşme partilere ulusal olma şansı verir.</em> Ekonomik modernleşme <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/06/cagdas-uygarlik-seviyesinin-uzeri-bolum-7/">daha önceki yazılarımda</a> da değindiğim gibi <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/31/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustu-bolum-4/">köylüyü işçi</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/28/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustune-cikmak-bolum-3/">ağayı burjuva</a> yapar. İşçi de, burjuva da devlet ile yoğun bir ilişkidedir. Burjuva devletten maliyetlerini düşürecek politikalar uygulamasını ister. Daha az sigorta kesintisi yapılsın, daha az vergi alınsın, enerji fiyatları düşürülsün, ulaşım alt yapısı güçlendirilsin gibi. İşçi devletten daha iyi çalışma koşulları ister. Asgari ücret yükseltilsin, çalışma saatleri azaltılsın, çalışma güvencesi artsın gibi. 29 Mart seçimleri öncesinde bu durumu somut olarak gözlemledik. Sanayici krize önlem alınmasını, işçi işten çıkarmaların engellenmesini istedi.</p>
<p> Türkiye&#8217;nin bir ulus-devlet olduğunu çok sık duyarız. Aslında ulus-devletin bir başka adı da modern devlettir. <strong>Modern üretim ilişkilerinin kurulmadığı bir ülkede ulus-devlet yukarıdan kurulsa bile özellikle demokratik düzende Türkiye&#8217;de olduğu gibi çok sorunlar yaşar. Çünkü demokrasi düzeni içinde ulus-devlet ulusal partilere bir başka deyişle modern partilere ihtiyaç duyar.</strong> Modern parti az önce bahsettiğim gibi ekonomi çerçevesinde politikalar üreten partidir.</p>
<p> <strong>Bir parti modern olduğu ölçüde ulusal olabilir. Çünkü dil, din, ırk, bölge ayırt etmeksizin bütün bir ulusu ilgilendiren yegane siyaset alanı ekonomidir.</strong> Ekonominin siyaset içinde yer alabilmesi için devletin uyguladığı ekonomi politikalarının vatandaşı derinden etkilemesi gerekir. Bu feodal ekonomik yapıda mümkün olamaz. Çünkü toprak ağası köyünü dış dünyaya kapattığında hiçbir sıkıntısı çekmeksizin yaşayabilir. Ancak modern üretim sonucunda köylü işçiye, ağa burjuvaya dönüştüğünde her şey değişiverir. Türkiye bugün ekonomisini tam olmasa da en azından yarı yarıya modernleştirmiştir. Bu nedenle bir parti her bölgeden oy almak istiyorsa öncelikle ekonomi politikalarını ön plana çıkarmalıdır.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/16/kapitalizm-sosyal-adalet-getirir/">Ekonominin modernleşmesi</a> bir partinin her bölgeden oy almasını sağlarken sınıfsal düzlemde bir ayrışmaya da yol açtı. Biraz tarihe göz atarak bu ayrışmayı analiz edelim.</p>
<p> <em>Ekonominin modernleşmesi sınıfsal ayrıma yol açtı. </em>Dünyada modernleşmenin ilk dönemlerinde ekonomi politikaları arasında çok ciddi bir uçurum vardı. İşçi sınıfı ilk etapta seçme ve seçilme hakkını elde etmek için mücadele veriyordu. İngiltere gibi ekonomisi ilk modernleşen ülkelerde, bu sınıf meclise girdikten sonra işçilerin çalışma koşullarını iyileştirici, fakiri kollayan politikalar izlenmesi için çaba gösterdi. Diğer yanda burjuva sınıfının çıkarlarını kollayan partiler devletin üretim maliyetlerini düşürücü önlemler alması gerektiğini, gelişmenin bu şekilde başarılabileceğini savunuyorlardı. İşte sol ve sağ temel olarak böyle ortaya çıkmış oldu.</p>
<p> Sol ve sağ politikalar arasındaki farklılıklar 20. yüzyılda genel oy ilkesinin benimsenmeye başlamasıyla birlikte gitgide azaldı. Artık hiçbir sağ parti toplum içinde çoğunluğu oluşturan işçinin oyunu elde etmeden iktidar olamazdı. Nitekim İngiltere&#8217;deki liberal parti yanlış hatırlamıyorsam 1917 seçimlerinden sonra bir daha iktidar olamadı. Böylece sağ git gide sosyal politikalar üretmek zorunda kaldı. Diğer yandan son dönemde yükselen Asya ülkeleri karşısında gelişmiş Avrupa ülkeleri rekabet edememeye başlayınca tekrar liberal politikalar ağırlık kazanmaya başladı. Böyle bir durumda mesela Almanya&#8217;nın sosyal demokrat lideri Gerhard Schröder sosyal politikaları sınırlayan tedbirler almak zorunda kaldı. Hatta sosyal güvenlik kanununu değiştirmekte geç kalması ona epey pahalıya mal oldu.</p>
<p> <em>Modern partinin en ileri tipi: kitle partisi.</em> Sağ, sol ayrımı azaldıkça partiler birbirlerinden oy çalmaya başladılar. Artık bir sağ parti, işçi oylarına göz dikebiliyor, sol bir parti de burjuvanın desteğini alabiliyordu. İşte &#8220;kitle partisi&#8221; dediğimiz parti tipi böyle bir sürecin sonucunda ortaya çıktı. Kitle partisi toplumun her kesiminden oy alabilen partidir, modern parti tipinin en ileri örneğidir. Kitle partileri üniter yapıdaki bir ulus-devlet için olmazsa olmazdır, çünkü dil, din, ırk, mezhep, bölge ayırt etmesizin halkın her kesimine hitap edebilirler.</p>
<p> <strong>Ekonominin modernleşme süreçlerinin sonunda ortaya çıkan kitle partileri ulusal parti olmanın da en son mertebesidir.</strong> Bir parti kitle partisi konumuna geldiğinde artık ülkedeki herkesten oy alabilecek duruma gelmiş demektir.</p>
<p> Yukarıda anlattıklarımız çerçevesinde kitle partisi olmanın iki şartı var: <em>1)</em> Ekonomi partinin temel politikalarını oluşturmalı. <em>2)</em> Ekonomi politikaları içinde hem sağ hem sol unsurlar bulunmalı.</p>
<p> 1980 yılına kadar Türkiye&#8217;de sağ, sol kavramları çerçevesinde siyaset yapıldı. Aslında bu tarz bir siyaset de yapaydı. Çünkü Türkiye&#8217;de hiçbir zaman işçi batıdaki gibi sömürülmedi. Ama Türk siyaseti ABD, SSCB rekabetinden etkilenerek bir sağ, sol ayrışmasına gitti. Bu nedenle 1980&#8242;e kadar bir partinin bugünkü anlamıyla tam bir kitle partisi olması çok da mümkün değildi.</p>
<p> Çoklarının söylediği gibi bugün Türkiye&#8217;de sol olmamasının nedeni 1980 askeri darbesi değil, dünyada sağ, sol diye bir şeyin kalmaması. Az önce anlattığım süreçte Sovyetlerin de sona ermesiyle birlikte sağ ve sol partilerin ekonomi politikaları birbirine iyice yaklaştı.</p>
<p> Türkiye&#8217;de de sağ sol siyasetinin bitmesi ekonominin öneminin azalması anlamına gelmiyor. Aksine ülke modernleştikçe ekonomi siyasal davranış üzerinde daha etkin olur.</p>
<p> &#8221;Sağ, sol kalmadıysa bir parti nasıl olacak da farklı bir ekonomi politikası ortaya koyabilecek?&#8221; Her mikro sorun için ayrı proje üreterek. Partiler artık sağ, sol beleşçiliğine sığınamaz. Her sorunu ayrı ayrı irdelemeleri ve çözümler sunmaları gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun İstanbul için geliştirdiği bir projeden örnek verelim. Kılıçdaroğlu açlık sınırı altındaki ailelere maaş bağlanması gerektiğini açıkladı. Bu konuda kendisini epey eleştirmişliğim vardır. Ancak bu bile bir mikro proje örneğidir. Siz daha önce Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin bu tür projelere vurgu yaptığını duydunuz mu? Yapsaydı AK Parti gibi bir kitle partisi konumuna gelebilirdi.</p>
<p> Bugün Türkiye&#8217;de kitle partileri için çok uygun bir iklim var. Köy nüfusu gitgide azaldı, şehir nüfusu arttı. Şehirde yaşayan insan devletin ekonomi politikalarından çok daha fazla etkilendiği için partilerin ekonomi konusunda anlatacaklarını da çok dikkatli dinler.</p>
<p> Anlattığım üzere günümüzde sağ, sol ayrımı eskisi kadar yoğun değildir; ancak buna mukabil ekonominin kişi üzerindeki etkisi de eskisine oranla çok daha fazladır. Merkez Bankası&#8217;nın alacağı faiz kararı, Maliye Bakanlığı&#8217;nın ÖTV&#8217;yi indirmesi, petrol üzerindeki vergi, enerji fiyatları diye uzun bir liste yapabiliriz, vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen.</p>
<p> 29 Mart seçimlerini bir düşünsenize. İşsizlik %13&#8242;lere çıkmış, sanayi üretimi %25 daralmış, ekonomi %6 daralmış. Bütün bu rakamlar vatandaşın hayatında bir gerçekliğin karşılığı. Nitekim kaç seçimdir ilk defa meydanlarda muhalefet lideri kimlik üzerinden siyaset yapmayı bırakıp bolca ekonomi konuştu. İşte doğru olan bu ve kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. Aksi takdirde kimlik üzerinden siyaset yapmaya alışagelmiş MHP, CHP, SP, DTP ülke modernleştikçe erimeye mahkumlar.</p>
<p> <strong>CHP artık solun %30 civarındaki potansiyeline sıkışmak zorunda değil. Ekonomiye vurgu yaparak, kimlik siyasetini bir kenara bırakarak Cumhuriyet Halk Partisi de AK Parti gibi %50&#8242;ye yaklaşabilir, hatta bu oranı geçebilir. </strong></p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu&#8217;nun farkına vardığı bu yeni siyasi zemini bundan 8 sene önce çok iyi anladı. AK Parti&#8217;nin kitle partisi olabilmesinin ardında iki temel siyaseti vardır. 1) İslamcı kimlik vurgusunun yerini ekonomi vurgusunun alması. 2) Aynı anda hem sağ hem sol politikalar geliştirilmesi. AK Parti bir yandan küresel sermayeyi çeker, özelleştirmeler yapar, yabancıya toprak satar, diğer yandan geliri olmayan yaşlılara aylık bağlar, fakire kömür, yiyecek yardımı yapar.</p>
<p> <em>AK Parti en modern partidir.</em> Bu noktada kurduğumuz teorik alt yapıdan hareketle partiler arasında &#8220;modernlik&#8221; sıralaması yapabiliriz. <strong>Modern üretim ilişkileri üzerine siyaset yapan parti modern partidir.</strong> Modern üretim ilişkileri üzerine siyaset yapan parti her bölgeden oy alabileceği için ulusallaşabilecektir. Bölgesel kimlikler üzerine siyaset yapan partileri ise feodal olarak tanımlasak hata etmiş olmayız.</p>
<p> AK Parti bugün Türkiye&#8217;nin en modern hatta tek modern partisidir. Çağdaş ülkelerdeki parti tipine Türkiye&#8217;de en fazla yaklaşan parti de günümüz itibariyle AK Parti&#8217;dir. <strong>Almanya&#8217;da, İngiltere&#8217;de, Fransa&#8217;da ve gelişmiş ülkelerin bir çoğunda büyük partiler kitle partileri iken ne yazık ki Türkiye&#8217;de sadece AK Parti bu mertebede değerlendirilebilir.</strong> Kitle partilerinin gelişmiş ülkelerde karşımıza çıkmaları bir tesadüf değil. Modern üretim ilişkileri gelişmiş ülkelerde güçlü olduğu için oralarda ekonomi siyaseti kimlik siyasetine baskın olabiliyor.</p>
<p> <strong>Türkiye&#8217;de en modern seçmen de AK Parti seçmenidir. Çünkü bu seçmen oyunu modern üretim ilişkilerinin sonucu olan modern ekonomi bazında vermektedir. </strong></p>
<p> <em>Kimliklerin siyasal davranışları arasında modernlik sıralaması.</em> Şu kuracağım cümle bir çoğumuzu şaşırtacak: <strong>&#8220;Türkiye&#8217;de siyasal davranışı en modern kimlik İslamcılıktır.&#8221; </strong>Çünkü AK Parti oyları içinde eskiden kimlik siyasetine göre oy veren en önemli unsur İslamcılar. Eski İslamcı seçmen bugün ekonomi hassasiyetini kimlik hassasiyeti üzerinde tutuyor. Önceliklerdeki bu değişiklik Türkiye&#8217;deki İslamcı ideolojinin modernleşme yönündeki istekliliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle batı normlarında çağdaş bir ülke olabilme yolunda en fazla ilerlemeyi önümüzdeki dönemde de eski İslamcılardan görürsek hiç şaşmayın. Bu kesim batılılaşma taraftarı değildir; ancak modern üretimin sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan çağdaş standartlar batıda var diye de karşı çıkmaz.</p>
<p> Son kullandığım cümle Saadet Partisi ile AK Parti arasındaki farkı ortaya koymak açısından önemli. AK Parti&#8217;ye oy veren İslamcı seçmen modernizmi önemsediği için batıya açık. Dikkat ederseniz, kültürünü batılılaştırma taraftarı demiyorum, batıya açık diyorum.</p>
<p> Batı gibi Türkiye de modernleştikçe aynı değişimleri yaşayacak. Saadet Partisi ise geçmişten bu yana Batıcı kimliği ötekileştirerek varlığını sürdürdüğü için ekonominin modernleşmesi konusunda AK Parti kadar ilerici bir yol takip edemez. SP politikalarındaki İslamcı kimlik bir şekilde kendisini anti emperyalist tanımlamak zorundadır, bir şekilde milli ekonomi taraftarı olmak zorundadır. Halbuki Türkiye&#8217;de ekonomiyi dışa kapalı olarak modernleştirmek ise çok zordur.  </p>
<p> <strong>Saadet Partisi modernleşme ile kimliği arasında kaldığı zaman fakirlik pahasına İslamcılığı tercih eder. AK Parti ise dini, ırkı, mezhebi olmadığı için her şartta modernleşmeyi seçer. Bir başka deyişle AK Parti&#8217;nin dini imanı paradır. İşte bu nedenle AK Parti Saadet Partisi&#8217;ne göre çok daha büyük kitlelere ulaşmayı başarmıştır. </strong></p>
<p> Eski İslamcı seçmen bugün AK Parti&#8217;ye oy veriyorsa en azından şimdilik oy vermede kıstas aldığı öncelik değişmiştir. AK Parti İslamcı seçmen kimliğini yeniden hatırlamasın diye bu kesimi modern ekonomiye kazandırmak adına büyük bir çaba harcıyor. Aslında sadece İslamcı seçmen için değil, bütün diğer kimlikler için aynı çabayı harcıyor. Başbakan Antalya&#8217;ya neden bu kadar yatırım yaptı? Çünkü Antalya&#8217;da Batıcı seçmenden oy almadan Büyükşehir Belediyesi&#8217;ni kazanamayacağını biliyordu. Batıcılık hassasiyetini ekonomi ile azaltmak istedi; ancak görünen o ki başarılı olamadı. Çünkü küresel krizin Türkiye&#8217;deki etkisi bu ilde Batıcı kimliği hortlattı.</p>
<p> <strong>AK Parti temel siyasetini ekonomi üzerinden yaptığı için AK Parti&#8217;nin temel amacı ülke ekonomisini modernleştirmektir, bir başka deyişle &#8220;çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır.&#8221;</strong> Çünkü ekonomisi modernleşen Türkiye&#8217;de daha çok insan kimlik yerine ekonomiyi önemseyecek ve daha çok oy AK Parti&#8217;ye kayacaktır. Sayın Başbakanın her fırsatta Atatürk&#8217;ün gösterdiği hedefi vurgulaması bu çerçevede bakıldığında bir tesadüf değildir.  </p>
<p> <strong>AK Parti&#8217;den sonra modernlik iddiasında ona en fazla yakınlaşabilen ise Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;dir.</strong> MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli doğrusu izlediği politikalarla partisini kimlikçi siyasetten uzak tutmak için büyük çaba sarf ediyor. Bugün MHP de pekala CHP&#8217;nin Batıcılığı sömürdüğü gibi hatta çok daha fazla Türkçülüğü sömürebilir. Devlet Bey istese her şehit cenazesini bir şova dönüştürebilir ve bu durumdan da çok oy elde eder. Ancak sorumlu bir siyasetçi olarak böyle bir siyaset izlemiyor. Ancak ben buna rağmen MHP&#8217;yi çok sert eleştirdim. Çünkü MHP&#8217;nin siyasi konumlandırması o kadar güçlü ki, Genel Başkan&#8217;ın izlediği politika MHP&#8217;liyi çok da etkilemiyor. Türk seçmenin nezdinde MHP&#8217;nin temel politikaları hala Türkçüdür. Sayın Bahçeli&#8217;nin çabaları MHP&#8217;yi Güneydoğu sınırlarına kadar ulusallaştırabiliyor; ancak MHP&#8217;nin kuruluş nedeni ne yazık ki partiyi Güneydoğu&#8217;da yok ediyor.</p>
<p> Sayın Bahçeli&#8217;nin kitle partisi olma yönündeki çabaları boşa değil. Çünkü Türkiye&#8217;de İslamcılardan sonra en modern kimlik Türçülüktür. Dikkat ederseniz, AK Parti oyları içinde İslamcı oylardan sonra en büyük yer tutan ikinci kısım Türkçü oylardır. Sayın Erdoğan Türkçü oyları kolayca elde edebileceğinin farkında olduğu için seçim stratejilerini hep MHP oyları üzerine kuruyor. Ekonomide başarılı olduğu ölçüde de stratejisi başarılı oluyor.</p>
<p> <strong>Kaynaklar (Bütün yazı dizisi için)</strong></p>
<p> <em>Calhoun, C. (2001). The Virtues of Inconsistency: Identity and Plurality in the </em></p>
<p><em>Conceptualization of Europe. In L.E. Cederman, (Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Cederman, L.E. (2001). Political Boundries and Identity Trade-Offs. In L.E. Cederman, </em></p>
<p><em>(Eds.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Fitzgerald K. T. (1992).  Media, ethnicity and identity. In P. Scannell, P. Schlesinger, C. </em></p>
<p><em>Sparks (Hrsg.), Culture and Power: A Media, Culture &amp; Society Reader. London, Newbury Park und New Delhi: Sage Publications. </em></p>
<p><em> </em><em>Habermas, J. (1998). Die politische Konstellation: Politische Essays. Frankurt: Suhrkamp </em></p>
<p><em>Verlag.</em></p>
<p><em> </em><em>Hartmann, Jürgen (Hg.) (1997): Handbuch der deutschen Bundesländer. Frankurt / Main; Newyork: Campus Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Hesse, Johaim Jens; Eltwein; Thomas (2004). Das Regierungssystem der Bundesrepublik Deutschland. Berlin: De Gruyter Recht und Politik. </em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Hobbes</em><em>, </em><em>T</em><em>. (200</em><em>5</em><em>). </em><em>Leviathan&#8217;dan Seçme Parçalar </em><em>(</em><em>S. Lim</em><em>, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>209-</em><em>251). İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları.</em></p>
<p><em> </em><em>Hume, </em><em>D. (200</em><em>5). </em><em>Özgün Sözleşme Üstüne&#8217;den Seçme Parçalar (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yeni Çağ (ss. </em><em>425-</em><em>444). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Kopstein Jeffrey; Lichbach Mark (2000). Comparative Politics: Interests, identities and institutions in a changing global order. Cambridge: Cambridge University Press 2000 </em></p>
<p><em> </em><em>Marx</em><em>, </em><em>K.</em><em> (200</em><em>5</em><em>).  </em><em>Kapital III. VA III/2, s.664/n.26. (</em><em>M. Tunçay, Çev.)</em><em>. Tunçay (Ed.), </em><em>Batı&#8217;da Siyasal Düşünceler Tarihi, Seçilmiş Yazılar, Yakın Çağ (ss. </em><em>134-</em><em>136). </em><em>İstanbul: </em><em>Bilgi Üniversitesi Yayınları</em><em>.</em></p>
<p><em> </em><em>Morley, D., Robins, K. (1995): Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapes and </em></p>
<p><em>Cultural Boundaries. London and New York: Routledge.  </em></p>
<p><em> </em><em>Mytelka, L. K. (2000). Knowledge and Structural Power in the International Political </em></p>
<p><em>Economy. In T. C. Lawton, V. Rosenau, &amp; C. Amy (Hrsg.), Strange Power: Shaping the Parameters of International Relations and International Political Economy. Aldershot Hants, England: Ashgate publishing.</em></p>
<p><em> </em><em>Shore, C. (2000). Building Europe: The Cultural Politics of European Integration. London: </em></p>
<p><em>Routledge (Taylor and Francis Group).</em></p>
<p><em> </em><em>Sontheimer, Kurt (1989). Grundzüge des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co  Verlag. </em></p>
<p><em>Sontheimer, Kurt; H. Röhring Hans (1977): Handbuch des politischen Systems der Bundesrepublik Deutschland. München Zürich: R. Piper &amp; Co. Verlag. </em></p>
<p><em> </em><em>Pätzold, N. (2005). Die Audiovisuelle Politik der EU: Eine Untersuchung des MEDIA-Programms unter Berücksichtigung ausgewählter Mitgliedsstaaten. Master-Studienarbeit, Bereichsbibliothek Sozialwissenschaften der Osnabrück-Universtät.</em></p>
<p><em> </em><em>Panebianco, S. (2004). European Citizenship and European Identity: From Treaty Provisions </em></p>
<p><em>to Public Opinion Attitides. In E. Maxon-Brown. Hunts (UK) and Burlington (USA): Ashgate Publishing Ltd. </em></p>
<p><em> </em><em>Rudzio, Wolfgang (1996). Das politische System der Bundesrepublik Deutschland.  Augsburg: Leske + Budrich. </em></p>
<p><em> </em><em>Theiler, T. (2001). Why the European Union Failed to Europeanize its Audiovisual Policy. In </em></p>
<p><em>L.E. Cederman, (Hrsg.), Constructing Europe&#8217;s Identity: the external dimension. Colorado (USA): Lynee Renner Publishers, Inc.</em></p>
<p><em> </em><em>Tömmel, I. (2006). Das Politische System der EU. Münschen: Oldenburg Verlag.</em></p>
<p><em>Europäische Gemeinschaften (2004): Eine Darstellung für die Bürger: Eine Verfassung für  </em><em>Europa.</em></p>
<p><em> </em><em>Von Beyme, Klaus (1996). Das Politische System der Bundesrepublik Deutschland. München: R. Piper Gmbh &amp; Co. Kg. </em></p>
<p><em> </em><em>90/685/EWG: Beschluss des Rates vom 21. Dezember 1990 über die Durchführung eines </em></p>
<p><em>Aktionsprogramms zur Förderung der Entwicklung der europäischen audiovisuellen Industrie (MEDIA) (1991-1995).</em></p>
<p><em> </em><em>(95/563/EG): BESCHLUSS DES RATES vom 10. Juli 1995 über ein Programm zur Förderung der Projektentwicklung und des Vertriebs europäischer audiovisueller Werke (MEDIA II - Projektentwicklung und Vertrieb) (1996-2000). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995D0563:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>2000/821/EG: Beschluss des Rates vom 20. Dezember 2000 zur Durchführung eines Programms zur Förderung von Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit hinsichtlich europäischer audiovisueller Werke (MEDIA Plus - Entwicklung, Vertrieb und Öffentlichkeitsarbeit) (2001-2005). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32000D0821R(01):DE:HTML</a>, 29.05.2006.</em></p>
<p><em> </em><em>KOM/2004/470 endg: Vorschlag für einen Beschluss des europäischen Parlamentes und des Rates vom 14. Juli 2004 zur Umsetzung eines Förderprogramms für den europäischen audiovisuellen Sektor (MEDIA 2007). <a href="http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML">http://europa.eu.int/eur-lex/lex/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:52004PC0470:DE:HTML</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em>Europäische Audivisuelle Informationsstelle (11.2003): European Films on European </em></p>
<p><em>Television (Meeting of the experts on the reform of the instruments to encourage the European audiovisual industry). Taormina. <a href="http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de">http://www.obs.coe.int/online_publication/expert/taormina_films_tv.pdf.de</a>, 29.05.2006</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.ena.lu/mce.cfm">http://www.ena.lu/mce.cfm</a>: European Nevigator, Report from the ad hoc Committee on a </em><em>People&#8217;s Europe. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001">http://eur-lex.europa.eu/de/treaties/dat/11992M/htm/11992M.html#0001000001</a>: Vertrag über   die Europäische Union, Amtsblatt Nr. C 191 vom 29. Juli 1992. (Aufruf am 01.05.2006)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt">http://www.datenschutz-berlin.de/recht/de/gg/index.htm#inhalt</a> (GRUNDGESETZ (GG)<br />
für die Bundesrepublik Deutschland) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://www.landtag.nrw.de/portal/WWW/GB_III/III.2/Land_und_Landtag/index.jsp (Landtag von Nordrhein-Westfalen) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10">http://www.fes.de/fulltext/bueros/london/00538004.htm#E10E10</a> (Friedrich Ebert Stiftung: Digitale Bibliothek) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em> </em><em><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland">http://de.wikipedia.org/wiki/Bundesrepublik_Deutschland</a>   (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p><em>http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Germany_Laender_Map.png (Bild:Germany Laender Map.png) (Aufruf am 07.12.2005)</em></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/10/kimlikci-siyaset-turkiyede-federasyonu-zorunlu-kilar-ii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alperenlik söze karşı yumruk mudur?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/18/alperenlik-soze-karsi-yumruk-mudur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/18/alperenlik-soze-karsi-yumruk-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2009 17:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<category><![CDATA[Alperenlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4351</guid>
		<description><![CDATA[[15 Nisan 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Rasim Ozan, Kanal 7 televizyonundaki &#8220;İskele Sancak&#8221; programına konuk olarak katılmış. Konu, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümüne sebep olan helikopter kazası imiş. Rasim Ozan, söz arasında, merhum Yazıcıoğlu&#8217;nun geçmişteki trajik Kahramanmaraş Olayları ile ilişkili olduğuna dair de bir şeyler söylemiş. Bu işe sinirlenen Alperen Ocakları İstanbul Şube Başkanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4353" title="20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090418_derin_dusunce_org_soz_ve_siddet.jpg" alt="" width="203" height="280" /></a>[15 Nisan 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/alperenlik-bu-mudur-181928.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Rasim Ozan, Kanal 7 televizyonundaki &#8220;İskele Sancak&#8221; programına konuk olarak katılmış. Konu, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümüne sebep olan helikopter kazası imiş. Rasim Ozan, söz arasında, merhum Yazıcıoğlu&#8217;nun geçmişteki trajik Kahramanmaraş Olayları ile ilişkili olduğuna dair de bir şeyler söylemiş. Bu işe sinirlenen Alperen Ocakları İstanbul Şube Başkanı Mustafa Kayatuzu soluğu televizyonda almış. Program çıkışında Rasim Ozan daha önceden tanıdığı Kayatuzu&#8217;yu görünce &#8220;merhaba&#8221; diye elini uzatmış. Karşılığında yüzüne yumruklar inmiş&#8230;<span id="more-4351"></span></p>
<p>Peki Alperen Ocakları başkanı neden bu kadar öfkelenmiş?</p>
<p>Rasim Ozan&#8217;ın merhum Yazıcıoğlu hakkında söylediği bazı şeyler hoşuna gitmemiş. &#8220;Şahıs reyting amaçlı konuşuyordu&#8221; diye de açıklama getirmiş.</p>
<p>Olayı öğrenince Rasim Ozan&#8217;ı &#8220;geçmiş olsun&#8221; demek için aradım. Sakin ve rahattı. Sadece olayın bu şekilde gelişmiş olmasına şaşırmış durumdaydı. Mustafa Kayatuzu&#8217;nu daha önce de tanıdığını, hatta CNNTürk&#8217;te yayınlanan ve danışmanlığını yaptığı Reha Muhtar ile Çok Farklı programına çağrılmasını sağladığını anlattı. &#8220;Büyük Birlikçilerin görüşü de mutlaka dinlenmeli, onlara da söz hakkı verilmeli&#8221; diye ısrar ettiğini söyledi. Bunun karşısında tek bir eleştirel söz üzerine &#8220;yumruk&#8221;la karşılaşmak, elbette çok tuhaf&#8230;</p>
<p>Bu tuhaflık üzerine Büyük Birlik Partisi yetkilileri ve camiasının yüzleşmesi gereken problemler var.</p>
<p>İlk problem, &#8220;söze karşı yumruk&#8221; anlayışında. Bunun ilk örneğini de bu olayda görüyor değiliz. Kendilerini &#8220;Türk milliyetçisi&#8221; olarak tanımlayan siyasi çevrelerde şiddet eğiliminin varlığını bu ülkedeki herkes bilir. İşin trajikomik tarafı, bu şiddet eğiliminin bazen &#8220;şiddet eleştirisi&#8221; üzerine ortaya çıkmasıdır. Bu örnekte olduğunu gibi: Rasim Ozan Kahramanmaraş Olayları&#8217;na atıfta bulunarak BBP geleneğinin şiddet konusunda özeleştiriye ihtiyaç duyduğunu söylemiş. Cevap: Yumruk!</p>
<p>Yani ortada, &#8220;bize nasıl şiddet yanlısı dersin, şimdi dağıtırım suratını&#8221; diyerek kendi kendini tekzip eden bir anlayış var.</p>
<p>Gerek Mustafa Kayatuzu&#8217;nun gerekse tüm BBP camiasının merhum liderleri için taşıdıkları hissiyatı anlıyorum. Yazıcıoğlu&#8217;na büyük saygı duyduğumu ve vefatına üzüldüğümü ben de belirttim. Ama hiç bir hissiyat böyle bir eylemi meşru kılamaz.</p>
<p>İkinci problem, BBP&#8217;nin olay karşısındaki pasif tavrı. Gerçi BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu, Kütahyalı&#8217;yı telefonla arayarak, olaydan üzüntüyü duyduğunu bildirmiş. Bu da iyi bir adım, ama yetersiz. Yapılması gereken hem bu konuda resmi bir &#8220;özür&#8221; yayınlamak hem de Kayatuzu&#8217;nu görevden almaktır.</p>
<p>Eğer bu yapılmaz ise, BBP&#8217;nin bu eylemi gerçekte aslında pek de o kadar kınamadığı, hatta camiadaki pek çok kişinin &#8220;helal olsun bizim başkana&#8221; diye düşündüğü fikri yaygınlaşacaktır.</p>
<p>Peki ama bu tablo merhum Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun misyonuna yakışır mı? Alperenlik bu mudur?</p>
<p>Büyük Birlik hareketinin &#8220;ülkücülük&#8221; yerine kendisine şiar olarak seçtiği &#8220;alperenlik,&#8221; malum, İslami kimliği öne çıkan bir kavram. Anadolu&#8217;nun Müslümanlaşmasında önemli rol oynamış &#8220;derviş gazileri&#8221; ifade ediyor. Yani özünde tasavvuf var. Yani özünde sabır, sükunet ve &#8220;efendilik&#8221; var.</p>
<p>Büyük Birlik hilalinin içinde çıkan &#8220;gül&#8221; sembolü de bunu ifade ediyor olmalı.</p>
<p>O yüzden de Büyük Birlik, &#8220;yumruk&#8221;la bir an önce hesaplaşmalı, bunu sahiplenmediği tüm topluma göstermeli.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/18/alperenlik-soze-karsi-yumruk-mudur/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/18/alperenlik-soze-karsi-yumruk-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Saldırı vesilesiyle Barış Projesi&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 13:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[maras olaylari]]></category>

		<category><![CDATA[rasim ozan kutahyali]]></category>

		<category><![CDATA[saldiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4311</guid>
		<description><![CDATA[Hiç kendimizi kandırmayalım&#8230;.
Bana düzenlenen saldırının zihinsel artalanını kazıdığınızda karşımıza bu ülkede ısrarla yoksaymak istediğimiz Alevi meselesi çıkmaktadır&#8230;
O programda o kadar konuşulan konu varken, çok da fazla konusu geçmeyen “Maraş” olgusu geniş kitlelerde kanı beyine sıçratabilmektedir&#8230; Bu kan sıçrayışı hem Alevi kesimler için hem de ülkücü-milliyetçi camia bazında geçerlidir&#8230;
Evet, bu ülke Alevi katliamları olgusunu zihninden silemiyor&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/08/cay-simit1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-243" title="cay-simit1.jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/08/cay-simit1.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a>Hiç kendimizi kandırmayalım&#8230;.</p>
<p>Bana düzenlenen saldırının zihinsel artalanını kazıdığınızda karşımıza bu ülkede ısrarla yoksaymak istediğimiz Alevi meselesi çıkmaktadır&#8230;</p>
<p>O programda o kadar konuşulan konu varken, çok da fazla konusu geçmeyen “Maraş” olgusu geniş kitlelerde kanı beyine sıçratabilmektedir&#8230; Bu kan sıçrayışı hem Alevi kesimler için hem de ülkücü-milliyetçi camia bazında geçerlidir&#8230;</p>
<p>Evet, bu ülke Alevi katliamları olgusunu zihninden silemiyor&#8230; Sildiğini zannettikçe bu mesele daha da kangren haline gelerek nüksediyor&#8230; Bu mesele etrafında dürüst bir yüzleşme yaşayamazsak, <span id="more-4311"></span>Alevilerin ortak taleplerini gideren siyasal formüller üretemezsek bu kangren daha da feci bir hal alabilir&#8230;</p>
<p>O programda söyledim&#8230; Yine söylüyorum&#8230; Türkiye Alevi toplumunun çok çok büyük çoğunluğu, özellikle 80 öncesinin Alevi katliamları konusunda ülkücü hareketi de suç ortağı olarak görmektedir&#8230; Ülkücü hareketi ve dönemin MHP’sini faillerden biri olarak görmektedir&#8230; Alevi toplumunun algısı bu yöndedir&#8230; Bunun böyle olduğunu gözleri kör olmayan herkes bilmektedir&#8230; Saldırı sonrası beni arayan Yalçın Topçu da bu “algı” meselesinin böyle olduğunun bilincinde bir siyaset adamıdır. Benle konuşmasında da bunu teyit etmiştir&#8230;</p>
<p>Varsayalım ülkücü-milliyetçi hareketin mensuplarının bu katliamlar (Maraş, Çorum, Malatya) etrafında söylediklerinin hepsi doğrudur&#8230; Bütün kışkırtmaları ve operasyonları yabancı servis ajanları yaptırmıştır&#8230; Katliamın başlangıcı niteliğindeki hadise olan <em>Güneş Ne Zaman Doğacak</em> filminin oynadığı sinemaya bomba atılması tertibini bir CIA ajanı kotarmıştır&#8230; Alevilerin oturduğu evleri MOSSAD işaretletmiştir&#8230; Cuma namazındaki kitleyi de Rus ajanları galeyana getirmiştir&#8230;</p>
<p>Fakat sonuç yine aynıdır&#8230; Bu provokasyonlardan sonra Maraş’ta akıl almaz bir iç savaş yaşanmıştır&#8230; Bakkal, komşusu olan manavı katletmiştir&#8230; Kasap, komşusu olan terziyi katletmiştir&#8230; Şehrin Alevi ahalisine yönelik bir kıyım yaşanmıştır. Sağ kalanlar da şehirden göç etmek zorunda kalmıştır. Kentsel bazda Maraş’ın Alevi ahalisinden zerre iz kalmamıştır&#8230; Sonuç olarak bu olay Türkiye’nin dört bir tarafında yaşayan tüm Alevilerde çok derin bir travma yaratmıştır&#8230; Aslına bakılırsa genel olarak Sünni toplum, özel olarak da ülkücü hareket de o feci kıyımın travmasını atlatamamıştır&#8230;</p>
<p>Yaşanılan travmalar yok sayılarak, inkâr edilerek geçmiyor&#8230; Bu ülkücü hareket açısından da böyle&#8230; Bu ülkenin tüm toplumsal kesimleri travmalarıyla yüzleşerek kendi kendilerini tedavi edebilirler&#8230; Yaralarını gerçek anlamda öyle kapatabilirler&#8230; Yoksa konuşamayan, iletişimsiz birliktelik halinde yaşayan patlamaya hazır bir toplum haline geliriz&#8230;</p>
<p>Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatından beri biz tam anlamıyla bunu yaşıyorduk aslında&#8230; Ben yaşadığım bu saldırıya rağmen “İşte faşist saldırganlar” tipi jargonu asla benimsemedim, benimsemeyeceğim&#8230; O dil “iletişimsiz birliktelik” dünyasının yavan dilidir&#8230; “Bölücü vatan hainleri” tipi jargon da bu yavanlığın ters versiyonu&#8230;</p>
<p>Yazcıoğlu’nun ölmeden önce üzerinde çalıştığı Büyük Barış Projesi’nden bahsediliyor&#8230; BBP camiası ve Alperenler, genel başkanlarının yolundan gitmek istiyorsa bu Barış Projesi’nin başlangıç durağı Aleviler olmalıdır&#8230;</p>
<p>“Aleviler de bizim kardeşimiz” sloganlarının gerçeğe dönmesi genel olarak ülkücü/milliyetçi hareketin öncelikli adımları atmasıyla mümkün olur&#8230; Önayak olunabilecek çok somut adımlar var&#8230; Tunceli’de açılan üniversiteye “Pir Sultan Abdal Üniversitesi”, Nevşehir’de açılan üniversiteye “Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” adı verilmesini ülkücü hareket önermeli&#8230; Alevilerin büyük çoğunluğunun ortak talebi olan Madımak otelinin bir “İnsanlık Müzesi” haline getirilmesi teklifini önce ülkücü hareket sahiplenmeli&#8230; Cemevlerinin hukuken ibadethane statüsüne getirilmesi gerektiğini öncelikle Alperenler ve ülkücüler belirtmeli&#8230; İşte atılacak kardeşlik adımları bunlardır&#8230;</p>
<p>Karşılıklı yaşanan travmaları dindirebilecek olan adımlar bunlardır&#8230; Şu an “Maraş” lafı edilir edilmez rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve ülkücü camianın suçlanacağı korkusuyla teyakkuza geçiliyor&#8230; Çünkü milyonlarca Alevinin bu meseleyi nasıl algıladığını içinden biliyor ülkücü/milliyetçi camianın mensupları&#8230; Geçmişten kalan bu algıyı kırmak her şeyden önce bugünün Alevilerinin taleplerine sahip çıkmaktan geçer&#8230; Kendini ülkücü/milliyetçi olarak tanımlayan tüm kardeşlerime seslenmek istiyorum&#8230;</p>
<p>Gelin “Maraş” sebebiyle bana karşı yapılmış bu saldırı olayını, bu şer olayı hayırlı bir vesileye çevirelim&#8230; Deprem gibi şer bir olayın Türk-Yunan dostluğu sürecinin başlangıcı olması gibi olsun bu olay da&#8230; Bana saldıran arkadaşla dahi yanyana gelmeye, kolkola girmeye hazırım&#8230; BBP, kaybettiği Muhsin Başkanının arzuladığı Büyük Barış Projesi’ni Alevilerin taleplerine tavizsiz bir dille sahip çıkarak başlatmalı&#8230; Alevi toplumunun her türlü iyi niyete aynı şekilde karşılık vereceğini biliyorum&#8230; Türkiye toplumu sahih iyi niyet karşısında algı kapılarını hemen açabilen bir toplumdur&#8230; Sünnisiyle, Alevisiyle, Türküyle, Kürdüyle, dindar’ıyla, laik’iyle&#8230; Bana inanın böyle bir toplumuz biz&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kuduz Tehlikesi!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/dikkat-kuduz-tehlikesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/dikkat-kuduz-tehlikesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2009 20:33:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[alperen]]></category>

		<category><![CDATA[dayak]]></category>

		<category><![CDATA[rasim ozan kutahyali]]></category>

		<category><![CDATA[saldiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4252</guid>
		<description><![CDATA[
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4253" title="20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen.jpg" alt="" width="281" height="384" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090411_derin_dusunce_org_kutahyali_alperen.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/11/dikkat-kuduz-tehlikesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/dikkat-kuduz-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kütahyalı&#8217;ya saldırı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/kutahyaliya-saldiri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/kutahyaliya-saldiri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2009 17:31:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[alperen]]></category>

		<category><![CDATA[Kütahyalı'ya saldırı]]></category>

		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4249</guid>
		<description><![CDATA[ (ZAMAN) Kanal 7&#8242;de yayınlanan &#8220;İskele Sancak&#8221; programını basan Alperen Ocakları üyeleri, Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun kemiklerini sızladı.
Alperenleri provokasyonlardan uzak tutmak için son dönemde yoğun çaba sarfeden Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ardından ilk büyük provokasyon gerçekleşti.
Kanal 7&#8242;de Erhan Çelik&#8217;in sunduğu İskele Sancak programında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun akıllarda soru işareti bırakan helikopter kazası ile hayata veda etmesi masaya yatırıldı.
Programa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081025_derin_dusunce_org_rasim_ozan.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1896" title="20081025_derin_dusunce_org_rasim_ozan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081025_derin_dusunce_org_rasim_ozan.jpg" alt="" width="212" height="283" /></a> (<a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=836424&amp;title=taraf-yazari-kutahyaliyi-hastanelik-ettiler" target="_blank">ZAMAN</a>) Kanal 7&#8242;de yayınlanan &#8220;İskele Sancak&#8221; programını basan Alperen Ocakları üyeleri, Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun kemiklerini sızladı.</p>
<p>Alperenleri provokasyonlardan uzak tutmak için son dönemde yoğun çaba sarfeden Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun ardından ilk büyük provokasyon gerçekleşti.</p>
<p>Kanal 7&#8242;de Erhan Çelik&#8217;in sunduğu İskele Sancak programında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu&#8217;nun akıllarda soru işareti bırakan helikopter kazası ile hayata veda etmesi masaya yatırıldı.</p>
<p>Programa eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, BBP lideri Yazıcıoğlu&#8217;nun avukatı Kemal Yavuz, Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Deşifre programı Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Önel katıldı.</p>
<p>Program gayet sakin bir şekilde sona erdikten sonra Rasim Ozan Kütahyalı&#8217;nın Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP hakkındaki sözlerine sinirlendiği sanılan İstanbul Alperenler Ocağı başkanı Mustafa Kayatuzu soluğu Eyüp&#8217;teki Kanal 7 binasında aldı.</p>
<p>Kanal 7 binasının üçüncü katındaki tuvalete gitmek üzere olan Rasim Ozan Kütahyalı, Alperenler Ocağı Başkanı Kayatuzu&#8217;nun yüzüne inen yumruklarıyla bir anda neye uğradığını şaşırdı. Kütahyalı olay yerinde düşerek bayıldı.</p>
<p>Kayatuzu&#8217;nun dayak olayından sonra telefon açarak,&#8221;Gelmenize gerek yok ben gereğini yaptım&#8221; diyerek Kanal 7 binasından ayrıldığı ileri sürüldü.</p>
<p>Saldırının ardından özel bir hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan Kütahyalı yanında avukatı Ergin Cinmen ve programın sunucusu Erhan Çelik olduğu Eyüp Merkez Karakolu&#8217;nda ifade verdi.</p>
<p>BBP YÖNETİMİ ANINDA MÜDAHALE ETTİ</p>
<p>Taraf Yazarı Kütahyalı, darp ve tehditle susturma suçlarından suç duyurusunda bulunurken zanlının aranmasına başlandı.</p>
<p>Büyük Birlik Partisi ise olaya büyük tepki gösterdi. BBP Genel Sekreteri Yalcin Topcu, Taraf Yazarı Kütahyalı&#8217;yı arayarak &#8220;size yapılan bu saldırı bize yapılmıştır&#8221; dedi.</p>
<p>Bu arada Kütahyalıyı darp eden şahsın Alperen Ocakları&#8217;ndaki görevine son verildi.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/11/kutahyaliya-saldiri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/11/kutahyaliya-saldiri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenici</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 13:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>

		<category><![CDATA[Hristofobi]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[irkçi]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4042</guid>
		<description><![CDATA[Hafta içi İstanbul&#8217;un köklü okullarından birine, Pertevniyal Lisesi&#8217;ne davetliydim. Lise öğrencileriyle harika bir sohbet toplantısı gerçekleştirdik&#8230; Aslında bundan birkaç hafta önce için sözleşmiştik. Fakat bazı hocalar benim gelmeme itiraz etmişler, okul yönetimine baskı yapmışlar. Anladığım kadarıyla o sebeple bu gecikme olmuş&#8230;
İtirazcı hocalardan birinin benle ilgili tanımlaması çok hoşuma gitti&#8230; Bu kişi direkt içini dökmüş ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4097" title="20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090324_derin_dusunce_org_milliyetcilik.jpg" alt="" width="196" height="174" /></a>Hafta içi İstanbul&#8217;un köklü okullarından birine, Pertevniyal Lisesi&#8217;ne davetliydim. Lise öğrencileriyle harika bir sohbet toplantısı gerçekleştirdik&#8230; Aslında bundan birkaç hafta önce için sözleşmiştik. Fakat bazı hocalar benim gelmeme itiraz etmişler, okul yönetimine baskı yapmışlar. Anladığım kadarıyla o sebeple bu gecikme olmuş&#8230;</p>
<p>İtirazcı hocalardan birinin benle ilgili tanımlaması çok hoşuma gitti&#8230; Bu kişi direkt içini dökmüş ve bana dair &#8220;<strong><em>Bu yazar Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenicidir,okulumuza gelmesin!</em>&#8221; <span id="more-4042"></span>demiş&#8230; Bu dahiyane tanımlamaya bayıldım. Türkiye&#8217;de egemen devlet zihniyetini bu kadar net deşifre eden bir tanımlama olamazdı herhalde&#8230; Egemen devlet bakışının aydınları biraz daha sofistike olmak gerektiğini düşündükleri için böyle açık açık tekmili birden bilinçaltlarını yansıtan tanımlamalar yap(a)mıyorlar. Eyyam yapıp, lafı döndürüyorlar&#8230; Bu öğretmen bey bütün içtenliğiyle, dürüstçe bir tanımlama yapmış&#8230;</strong><strong> Biliyorsunuz kâğıt üzerinde Jandarma kuvvetleri İçişleri Bakanlığı&#8217;na bağlıdır. Oysa bu ülkenin bir Jandarma başçavuşu bile bulunduğu ilçenin kaymakamını takmaz&#8230; Jandarma karşısında bu ülkenin her kaymakamı ancak <em>Yalova kaymakamı</em> hükmündedir</strong>&#8230; Geçtiğimiz aylarda bir Jandarma korgeneralinin bile içişleri bakanına muhtıra verebildiğini gazetemizin manşetinden okumuştunuz&#8230; Korgeneral, tehditvari bir üslupla bakana ayar veriyordu o resmî yazıda&#8230;<strong> AKP sultasından bahsedilen bir ortamdayız ya sürekli, acaba bu korgeneralle ilgili en ufak bir işlem yapabildi mi bu hükümet? Bir memur en üst amirine ayar verebiliyor, o hükümet buna boyun eğebiliyor, sonra da bu hükümetin yarattığı korku ortamından bahsedilebiliyor!!</strong> Bu son örnek hâlâ kimin kimden korktuğunu net bir şekilde gösteriyor aslında&#8230; Hâlâ Türkiye&#8217;nin çarpık devlet düzeni değişebilmiş değil&#8230;</p>
<p>Geçenlerde <em>NTV&#8217;</em>nin seçim otobüsünde de üç üniversiteli &#8220;çağdaş&#8221; genç bütün içtenlikleriyle bir askerî darbe talep ettiler&#8230; Birçok insan <em>NTV&#8217;</em>ye tepki gösterdi, direkt bu ifadeleri yayınladığı için&#8230; Ben öyle düşünmüyorum. Ben tam aksine o programı &#8220;gerçekleri açığa çıkaran&#8221; işlevinden ötürü kutluyorum&#8230; Benim de hemşerim olan &#8220;<em>İnşallah Deniz Feneri&#8217;nden para aldıkları ortaya çıkar da AKP&#8217;yi de kapatırlar. Yeter artık, tek çare askeriyenin gelmesi, başka yol yok</em>&#8221; diyen üniversite öğrencisi patolojik ve istisnai bir vaka değil maalesef&#8230; Bu konuşmaları işitince içinden &#8220;<em>Helal olsun valla bu gence</em>&#8221; diye geçiren çok sayıda gazeteci ve akademisyen var bu ülkede. Özel konuşmalarında bu üniversite öğrencilerinden bir farkları yok zaten&#8230; O öğrenciler gibi bodoslama konuşmuyorlarsa &#8220;siyaseten doğruluk&#8221; kriterinin bu topraklara birazcık da olsa uğramış olmasındandır&#8230; Gerçi kaos ortamı arttıkça bu kriter de kalmaz bizim ülkemizde, herkes bu öğrenciler gibi &#8220;dürüst&#8221; olmaya başlar&#8230;</p>
<p>Hurşit Tolon&#8217;un sistematik olarak internete düşen ses kayıtlarında da bu &#8220;dürüstlük&#8221;ü açıkça görmek mümkün&#8230; Türkiye&#8217;nin gerçek düzenini bilenler için hiç şaşırtıcı değil elbette bu sözler&#8230; Generalleri bir yana bırakalım askerin kendi dışındaki devlet birimlerine bakışı en aşağı kademelere kadar böyledir zaten&#8230;</p>
<p>Muasır medeniyet seviyesine ulaşmış bir ülkede bu anayasal had bilmezlik derhal cezalandırılırdı&#8230; Had bilmez memurun görevi o an bittiği gibi, ardından da hukuki süreç başlardı&#8230; Birileri &#8220;<em>Biz böyle gördük, böyle yaptık, böyle yaşadık!</em>&#8221; diye haykırabilir ama burası doğru düzgün bir devlet olacaksa bu işler böyle olacak! Anayasal haddini aşan memurlar derhal açığa alınacak! <strong>Başka bir devlet görevlisine &#8220;<em>Bunu yapmazsan senin bacaklarını kırarım</em>&#8221; diyenler, gazetecileri arayıp &#8220;<em>Makatına süngü bağlarım, cepheleri gezdiririm</em>&#8221; diyenler derhal yargılanacak! Bu ülkenin genç kuşakları artık böyle görecek ve böyle yaşayacak! Çağdaş uygarlık düzeyinde yaşayan ülkelerin yurttaşları böyle görüp, böyle yaşıyor çünkü!</strong></p>
<p>Bu toplumun iradesiyle başa gelen hükümet de ancak bu kararlı adımları atabilirse gerçek anlamda iktidar olabilir&#8230; Bilinmeli ki seçimle gelen hükümetleri iktidar yapmama lobisinin temsilcileri Eylül 2009 için yeni planlar yapmaktadır&#8230; AKP, bu oyunu bozabilmelidir&#8230; Seçim sonrası AB sürecinde tam anlamıyla gaza basılmalıdır&#8230; Özellikle gayrımüslimler ve Aleviler konusunda bu hükümetten ezber bozan devrim niteliğinde icraatlar gelmelidir&#8230; Kürt meselesinde DTP ile aynı masaya oturmalıdır başbakan hemen seçimlerden sonra&#8230;</p>
<p>O öğretmen haklı aslında&#8230;<strong> Kürtçü, Alevici, Fethullahçı, Ermenici tabiri çok isabetli&#8230; Kürtlerin, Alevilerin, Sünni-dindarların ve gayrımüslimlerin haklarına ve özgürlüklerine hiçbir ayrım yapmaksızın sonuna kadar sahip çıkabilmeli bu ülkenin her yurttaşı&#8230;</strong> Bu dört temel kesimin erdem ittifakını kurabilmesini sağlamalıyız artık bu ülkede&#8230; Egemen sistemin <em>zenciyi zenciye kırdırtma</em> taktiklerine gelmemeliyiz artık&#8230; AK Parti bu oyunu bozabilirse tarih yazar bozamazsa da tarih bu partiyi tasfiye eder&#8230; 2009 seçimleri son fırsattır&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/31/kurtcu-alevici-fethullahci-ermenici/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gazeteci içeri, insanlık dışarı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 23:07:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4053</guid>
		<description><![CDATA[[... Ölen parti başkanının yeğeni ile röportaj yap şimdi de muhabir bozuntusu. Ama hemen verme acı haberi. Biraz konuşsun sonra tek tesellimiz hala hayatta olması derken yeğen mikrofona pat diye maalesef şimdi haber aldım ölmüş dayınız de. Genç adam ağlasın, sen kamerayı suratına zumla. Görüyorsunuz yıkıldı yeğeni, burada insanların hali çok kötü falan diye zirvala dur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090328_derin_dusunce_org_muhsin_yazicioglu_bbp.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4055" title="20090328_derin_dusunce_org_muhsin_yazicioglu_bbp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090328_derin_dusunce_org_muhsin_yazicioglu_bbp.jpg" alt="" width="235" height="183" /></a>[... Ölen parti başkanının yeğeni ile röportaj yap şimdi de muhabir bozuntusu. Ama hemen verme acı haberi. Biraz konuşsun sonra tek tesellimiz hala hayatta olması derken yeğen mikrofona pat diye maalesef şimdi haber aldım ölmüş dayınız de. Genç adam ağlasın, sen kamerayı suratına zumla. Görüyorsunuz yıkıldı yeğeni, burada insanların hali çok kötü falan diye zirvala dur bir yandan. İnsanlar canlı yayında yakını ölen biri nasıl kahredilir onu görsün...]</em></strong></p>
<p><span id="more-4053"></span></p>
<p>Ahhh ölüyom der esas oğlan, felaketim olacak bu aşk. Kavuşamazsam ince hastalık, kesin  beni bekleyen.  Ana valla bir daha evlenmem billa bir daha evlenmem. Yeminle torun tosun yüzü göremezsin. Bir de komşu Necla Teyzeleri vardır aşk filmlerinin:<br />
 <br />
- Valla oğul kız güzel ama aldanma, fena halde fingirdek, gizli sıtmanın teki, bak söylemedi deme. Kaç yıllık teyzenim senin hiç kötülüğünü ister miyim?. Ne canlar yaktı sen bilmezsin onu. Gel seni helal süt emmiş bir kız ile evlendirelim.<br />
 <br />
 Aptal aşık aşkından vazgeçer mi, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüş bir kere. İlla yiyecek. Necla Teyze evden kovulur, fettan kızla evlenilir, kız önce anayı def eder, sonra oğlanı sefahate alıştırır.  Esas oğlan hapse, yufka yürekli ana dilenmeye, esas kız yeni kocaya, helal süt emmiş kız Sarayburnu&#8217;ndan serin sulara.<br />
 <br />
-Ne ağlıyorsun hanım kendi etti kendi buldu,<br />
 <br />
- Fettan karı, gebersin inşşallah!<br />
 <br />
- Sen geberme emi. Frigofriktir, patlamış mısırdır ocağıma incir ağacı diktiniz gene. Nene gerek senin açık hava sineması bu mevsimde. Cumhuriyet balosu imiş, bando takımı imiş dertleri mi bitiyor sıpaların. Neymiş giyecekler simli kırmızı soytarı kıyafetlerini, iki düttürüp valinin önünden geçerken davul sopasının ucunu valinin alnının ortasına doğru tutup dik dik bakacaklar. Vali de el sallayacak. Hindi gibi kabaracak devlet erkanı. Soytarı kıyafetleri dolaba, biz bu ay da &#8220;bana mesai yaz, bana mesai yaz&#8221; diye suratsız şefin peşine.   Çocuk ta işedi üstüme zaten!<br />
 <br />
Kaderin böylesi. Kocandan yediğin onca zılgıta mı yanarsın, gecenin bu saatinde sidikli çamaşırları mıncıkladığına mı? Halbuki az önce ne güzeldi. Tarabya&#8217;daki otelin önünden genç kız hülyalı gözlerle denize bakıyor, Zeki Müren ellerini kavuşturmuş daha da hülyalı gözlerle kızın sol omzunun üstünden iyi sıhhatte olsunlara bakıyordu. Yok böyle olmayacak, Nefise aldı, Zehra aldı, Firdevs bile aldı. Yürüyüşleri değişti kadınların. Gazetedeki ilanda kocası ile mutlu gülümseyen sarışın pileli etekli kadına benzemeye başladılar. Ne güzel ilandaki resim. Kadın gülümsüyor, kocası koltuğunda gazete okurken gülümsüyor, oğlan masada hem ders çalışıyor hem de gülümsüyor. Baş köşede televizyon. Televizyon geliyor hepsi gülümsüyor. Medeniyet tabi.  Karar verdim bize de gelecek. Önce televizyon gelecek sonra Falkonetti, Pamela, Sue Ellen, kocam için Pele sonra oğlana He Man, Voltran, küçük kıza Georgia gelecek. Stüdyo Pazar gelecek sonra, Sssshwepes bira bu kapağın altındadır gelecek, hem bak ramazan da ramazan programları gelecek, on yüz bin baloncuk bile gelecek. Yalan Rüzgarı gelecek; altının ikili permütasyonu halinde  iki kardeş bir baba değiş Allah değiş tutkulu aşklar gelecek. Hele o isaura ile başlayan Brezilya dizileri bir gelecek pir gelecek. Cırtlak BBG kızları, kırmızı noktalı ailenize sapık mı lazım programları, hepsi bir örnek sarışın Mehmet Ali kurbanları gelecek.  Ah ne ciddi ne ciddi, bir avukat bir kendisi çıkanlardan daha zırdeli psikiyatrist bir de onlardan daha hınzır deli sunucunun sağa sola şarlayarak sunduğu kadın programları gelecek. Seda Sayan&#8217;ın poposu gelecek sonra, her şarkıda arkasını dönüp bir sağa bir sola. O popo bir elma krom çayı içip küçülecek sonra bir bakmışsın geri büyüyecek. Yıllar ve yıllarca nasıl küçüldü nasıl büyüdü öyküsü anlatılacak. Her sabah zamanında almazsak  kimbilir neler olur düşünmek bile istemediğimiz antibiyotikler gibi her sabah Seda şöyle bir dönecek popo  sallanacak ha sallanacak. Ön sıra tombulları hem iç geçirecek hem gerdan kıracak hem alkışları ile Seda&#8217;nın poposunun ömrüne ömür katacak. Sonra en zayıf halka gibi kültür fışkırtan programlar gelecek. Elinde kırbaç kabus kadınlar ciyak ciyak bağırıp bilgi yarışmaları ile didecekler beynimizi. Dur bitmedi reality showlar da gelecek, kamera eşliğinde basılan özel hayatlar, habire habire aman ne kadar mutlu mutlu Laila dan çıkarken hihihihi diye kaçışan tiki girller, boylar geleceeek, gelecek. Hocam mandık olarak diyerek başlayan, pastırma kokan çiş muhabbetinden kürt meselesine her şeyin masaya yatırıldığı spor programları, a bir de habire habire içinden kıl çıkan yemeklerin yapıldığı, yemeğin şirret elinden çıkanı makbuldur programları ve bu hafta iyi aşağılamazsan hatırım kalır yarışma programları da gelecek.<br />
 <br />
Çin Seddi yıkıldı bir kere tüm Ye&#8217;cüc Me&#8217;cücler içeri.  En güzeli ne gelecek biliyor musun canım yavrularım, size özel duygusuzluklar, gargamel kılıklı muhabirler, ankıromenler gelecek. Bohçacı kadın gibi durmadan bağıracak cinler padişahı &#8220;acı var mı acııı&#8221;<br />
 <br />
Var var. Varsa göster o zaman. Sınır ötesi operasyonları safari avına gidilen bir neşe içerisinde anlat bizlere muhabir bozuntusu. Fonda mutlaka heyecanlı bir müzik de olmalı.<br />
 <br />
 Ölüyoruz milletçe başkalarının acılarını seyretmek için. Ben ölüme aşığım ya, ben ölüme aşık olmasam sen ölüme aşık olmasan nasıl çıkar çıkması gerekenler çıkmak için Ergenekon deldikleri yerlere.<br />
 <br />
Ölüyoruz acı görmek için.  Hadi düşen uçaklara koşan vefat etmiş insanların yakınlarının burnuna sok mikrofonları, kameraları bebeklerinin üzerine zumla. Anneyi sıkıştır, kovala, ölen kocanız mıydı, başınız sağolsun bu çocuğun babası mıydı yani. Oh! pardon vah vah, kadın kaçsın sen kovala. Kovala kovala bak kadın ağlıyor. Ne iyi, ne ala!<br />
 <br />
Bugün de helikopter düşmüş şansımıza. Ölen parti başkanının yeğeni ile röportaj yap şimdi de muhabir bozuntusu. Ama hemen verme acı haberi. Biraz konuşsun sonra tek tesellimiz hala hayatta olması derken yeğen mikrofona pat diye maalesef şimdi haber aldım ölmüş dayınız de. Genç adam ağlasın, sen kamerayı suratına zumla. Görüyorsunuz yıkıldı yeğeni, burada insanların hali çok kötü falan diye zirvala dur bir yandan. İnsanlar canlı yayında yakını ölen biri nasıl kahredilir onu görsün.<br />
 <br />
Sıkıldınız mı çocuklar bu kanaldan, öbürünü açalım. Hay Allah orada da helikopter kazası varmış meğer. Ankıran men en titrettiği sesi ile hüzünlü bir de müzik koymuş, eğer arama kurtarma çalışmaları zamanında sonuç vermesi idi bu beceriksizlikler olmasa idi şimdi iki çocuk babası muhabir arkadaş ve üç çocuk babası Erhan bey hayatta olacaktı. Bu çocuklar yetim kalmayacaktı diye anırmakta. En titrek sesle anırılmalı böyle durumlarda ki vefat edenlerin yakınlarının şöyle iyice bir içi yansın.<br />
Kahrolsun dursunlar. Maksat her ne ise o olsun.<br />
 <br />
Hasılı evime televizyon girecek,  salonumda bir puşt zulası olmalı, olacak. Ceyar gelecek, ankıran men gelecek, mecüc çıkacak. Mecüc çıkacak, yecüc girecek. Aralarda Seda&#8217;nın poposu sallanacak. Yecüc çıkacak muhabir acılı eş kovalayacak.  Fonda aynı iğrenç ses bağıracak. Acı var mı acııı!! Acı bitecek Seda&#8217;nın poposu sallanacak. Fotoğraftaki pileli etekli kadın, koltuktaki gözlüklü kocası, masada ders çalışan oğlan sararmış resimlerde hep gülecek. Bando mızıka takımları ile başlayacağız yürüyüşe bir ufak Anadolu ilinden, devlet erkanı selam verecek sopayı uzattığımda onlara. Akşam babam frigofrik alacak açık hava sinemasında. Sabaha karşı Muhammed Ali Clay&#8217;in dünya şampiyonası maçı var, iyi ki almışız şu televizyonu.  Rengarenk izliyorum nice zamandır tüm bu güzellikleri.  Hoş geldiniz tüm yecüc mecücler. Hoş geldiniz. Buyurun, buyurun içeri.<br />
 <br />
Siz içeri, insanlık dışarı.</p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel seçimlerde ne olacak?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/09/yerel-secimlerde-ne-olacak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/12/09/yerel-secimlerde-ne-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 22:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Yerel seçimler]]></category>

		<category><![CDATA[Yerel seçimlerde ne olacak?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2496</guid>
		<description><![CDATA[ Seçimler yaklaşırken açılım savaşlarına tanık oluyoruz. Daha önceleri Alevî açılımıyla dikkat çeken AKP bu kez milliyetçi, militarist ve devletçi ufuklara yelken açıyor. Uzaklaşan demokrasi vapuruna bineceğinden emin olmayan yolcu gibi, bir ayağı uzaklaşan vapurun küpeştesinde, diğeri iskelede. CHP ise müslüman ufuklara çarşaf açarak yılın en komik açılımını yaptı.
DTP açılacak bir yer bulamayınca kapanışa yöneldi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri5.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri.jpg"><img class="size-medium wp-image-2498 alignright" title="20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri.jpg" alt="" width="168" height="164" /></a> Seçimler yaklaşırken açılım savaşlarına tanık oluyoruz. Daha önceleri Alevî açılımıyla dikkat çeken AKP bu kez milliyetçi, militarist ve devletçi ufuklara yelken açıyor. Uzaklaşan demokrasi vapuruna bineceğinden emin olmayan yolcu gibi, bir ayağı uzaklaşan vapurun küpeştesinde, diğeri iskelede. CHP ise müslüman ufuklara çarşaf açarak yılın en komik açılımını yaptı.</p>
<p>DTP açılacak bir yer bulamayınca kapanışa yöneldi ve kendini kapattırarak <strong><em>&#8220;mağdur ve mazlum zavallı bir Kürt partisi&#8221;</em></strong> olabilmek için <span id="more-2496"></span>PKK&#8217;ya doğru açıldı! <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/28/acele-kurt-kani-araniyor/">Acele Kürt kanı aranıyor</a></span> adlı makalemizde bu ucuz oyunu eleştirmiştik. Bugün hâlâ baş rol oyuncusu Kürtlere figüran muamelesi yapıyor Kürtlerin CHP&#8217;si.</p>
<p> Peki şimdi ne olacak? Sandıktan ne çıkacak? Bu yazımızda resmî yerel seçim tahminlerimizi sebepleriyle açıklıyoruz. Siz de kendi tahminlerinizi yorum olarak eklerseniz mart ayında en isabetli tahminleri kimin yaptığını buradan takip edebiliriz.<!--more--></p>
<p> Şimdi gelelim seçmen analizine: Açılımlar, yolsuzluk iddiaları, Deniz Feneri, Ergenekon, AKP rüzgârı&#8230; Bütün bunlar nasıl etkileyecek seçmeni ve seçimleri?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri2.jpg"><img class="size-medium wp-image-2499 alignright" title="20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri2.jpg" alt="" width="173" height="225" /></a> Önce MHP ve BBP.</p>
<p> Recep Tayyip Erdoğan ne zaman Bahçeli ile kürsüden kürsüye, manşetten manşete atışsa, Dünya şampiyonu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Garri_Kasparov">Kasparov</a>&#8216;u çoban matıyla yenmeye çalışan bir acemi geliyor gözümün önüne! Neden?</p>
<p> Kendi gücünü, imkânlarını farkında olmadan AKP&#8217;nin lehine kullanan MHP en son &#8220;ya sev ya terk et&#8221; hadisesinde kendisine oy verenleri bile yeterince tanımadığını gösterdi (mealen):</p>
<p><strong>Başbakan:</strong> &#8220;Bu ülkenin kanunlarına uymayan/beğenmeyen başka yere gitsin&#8221;</p>
<p><strong>Basın:</strong> &#8220;Aa! ‘Ya sev ya terk et&#8217; dedi başbakan! Ne ayıp bişi!&#8221; (&#8221;Türkiye Türklerindir&#8221; sloganlı Hürriyet ayıp değil tabi)</p>
<p><strong>Başbakan:</strong>  &#8221;Valla billa öyle bir şey demedim, o laf MHP&#8217;nin sloganıdır&#8221;</p>
<p><strong>MHP:</strong> &#8220;Hayır ‘Ya sev ya terk et&#8217; bizim sloganımız değildir.&#8221;</p>
<p> MHP ve BBP sempatizanı, ülkücü, alperen ocağı vb grupların neredeyse besmelesi olmuş bir slogan cami önüne terk edilen gayrı meşru bebek durumuna düştü. Tuzağa düşen Bahçeli&#8217;nin ilk vukuatı değil bu tabi. Bir tane daha aktaralım, seçime etkisi bakımından oldukça ilginç:</p>
<p> Başbakan&#8217;ın son Güneydoğu gezisine çıkmasından kısa bir süre önceydi. MHP / BBP oylarını ve kadrosunu devşirmekte olan AKP gitgide milliyetçi ve devletçi nutuklarla dikkati çekiyordu. Kürtlere özel bir mesaj verilmesi gerekiyordu: <strong><em>&#8220;Aslında biz o kadar milliyetçi-devletçi değiliz, geçici olarak yapıyoruz bunu&#8221;.</em></strong> Ama nasıl olacak? Sabah &#8220;tek bayrak, tek vatan&#8221; diye haykırıp öğleden sonra TSK&#8217;nın terörle mücadele sırasında yaptığı hatalardan bahsedilmez ki. Kürtçenin yasaklanmasının PKK&#8217;ya yaradığı anlatılmaz ki! Kafası karışıverir seçmenin.</p>
<p> İşte tam bu sırada imdada Bahçeli yetişti. Bir MYK toplantısında elindeki bir raporu sallıyordu. Erdoğan&#8217;ın Başbakan olmadan çok önce Necmettin Erbakan döneminde hazırladığı bir rapordu bu. CIA ajanları pardon MHP&#8217;nin gizli servisi bu raporu ne büyük zorluklarla(!) ele geçirmişlerdi. Bahçeli köşesini kıvırdığı sayfaları hırsla çeviriyor, altı çizilmiş satırları kendine has kızgın tonuyla okuyordu (mealen) <em>&#8220;Başbakan diyor ki:</em></p>
<ul>
<li>- <em>Kemalist ideoloji vatandaşları tektipleştirmek ister,</em></li>
<li>- <em>Kürt kimliğini bir tehdit olarak görür,</em></li>
<li>- <em>Bölge halkı ne teröre ne de bölücülüğe meyilli değildir, Müslüman hissiyatı Kürt kimliğinin önündedir,</em></li>
<li>- <em>Kültürel haklarına saygı gösterilse ve ekonomi güçlense bölücü örgüt zayıflar,</em></li>
<li>- <em>Güvenlik güçleri denetlenmeli, hukuk üstün kılınmalıdır&#8230;&#8221;</em></li>
</ul>
<p> Hani Erdoğan bu satırları kırmızı kalemle çizse de <strong><em>&#8220;Devlet Bey Kardeşim, durumlar malum, şunları bir zahmet kürsüden okur musun?&#8221; </em></strong>deseydi bu kadar olurdu! Bana kalırsa bu operasyonu Erdoğan bizzat planlamış olabilir. Düşünün: MHP liderinin ağzından Kürtlere partiniz adına demokrasi mesajları yolluyorsunuz! Şaka gibi. Ama gerçek. İlahi Erdoğan!</p>
<p> Tayyip Erdoğan&#8217;ın sık sık yenilediği bir sözü vardır: <strong><em>&#8220;Sizler son kullanma tarihi geçmiş liderlersiniz&#8221;</em></strong> . Doğru söze ne buyurulur? Bahçeli&#8217;nin MHP kalesine attığı goller tabi ki AKP&#8217;nin işine yarayacak.</p>
<p> BBP&#8217;ye gelince. Bu parti ne şimdi ne de ileride ana muhalefete oynayacak güçte değil. Maddi destek bulmadan, orjinal fikirler, projeler ortaya atmadan, gerekli örgütlenmeyi sağlamadan, biraz CHP, MHP biraz da AKP gibi yapmakla bu iş olmuyor. Ama liderlerinin etrafında toplanan BBP&#8217;nin ekibi çok dinamik. MHP&#8217;nin hantallığı yok onlarda. Bu sebeple kendileri yerel seçimlerde büyük bir başarı kazanmasalar bile MHP&#8217;nin oylarını bölerek AKP&#8217;ye hizmet etmiş olacaklar.</p>
<p> <strong>Müslüman ufuklara çarşaf açan CHP</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/11/28/karikatur3.jpg" alt="" width="319" height="215" />Deniz Baykal&#8217;ın bir AKP casusu olma ihtimali var mi? Abdullah Öcalan&#8217;ın vatansever(!) ve askersever(!) güçlerle işbirliği yapması nasıl mümkün ise Baykal&#8217;ın da gizli bir AKP&#8217;li olması öyle mümkün. Kendini solcu/aydın/modern sanan 1930 model Türk solu hiç bir zaman Baykal döneminde olduğu kadar rezil olmamıştı.</p>
<p> Başörtülü kadınların oylarının CHP&#8217;ye gitmeyeceği elbette aşikâr. Ama çarşaflı kadınlara Atatürk rozeti takan Baykal bir sürü Kemalist seçmeni CHP&#8217;den kaçıracak doğal olarak. Diğer alaturka sol (=nasyonal sosyalist) partiler ile de ayak oyunları, adam çalma gibi çekişmeleri sürdürüyor CHP. Böyle giderse bazı yerlerde toplam &#8220;sol&#8221; oyların AKP oylarını geçtiğine ama belediyeyi yine de AKP&#8217;nin aldığına tanık olacak.</p>
<p> DSP 22 temmuz&#8217;da CHP&#8217;ye ödünç verdiği oyları geri alarak sürpriz yapabilir. Zira 2 + 2 dört etmemişti hatırlanacağı gibi. Soldaki bu zoraki birleşme tepki doğurmuş, anti-Baykal seçmenler sandığa gitmemiş ya da boş oy kullanmıştı. Bu sefer tam tersi olabilir. DSP sanıldığından çok daha fazla oy toplayabilir. Zira kendi tabanı yanında çarşaf operasyonundan dolayı CHP&#8217;den kopacak anti-Baykalcılar bu partiye oy verebilirler.</p>
<p> <strong>AKP&#8217;nin sorunları ve fırsatları</strong></p>
<p>Deniz Feneri ve diğer yolsuzluk davalarının seçimlere hiç bir etkisi olmayacağını düsünüyoruz. Neden? Bu yolsuzluk iddiaları anti-AKP cephesini memnun etti, bu kesin. Ama AKP&#8217;ye oy vermiş ve yine vermeyi düşünen kesim ne düşündü?</p>
<ul>
<li>1) Benim partim/partilim böyle şey yapmaz, komplodur bu söylentiler!</li>
<li>2) CHP / MHP rüşvet yemedi mi sanki?</li>
<li>3) O mevkiye gelsem ben de aynı şeyi yapardım.</li>
</ul>
<p> Türkiye seçmeni bizce rüşvete karşı değil. Sürdürülebilir bir yolsuzluktan yana. Yani:</p>
<p> <em>&#8220;Bal tutanlar parmaklarını yalasınlar, hatta bir kaç kaşık da yesinler. Ama bize de bıraksınlar. Çarkların dönmesine engel olacak kadar &#8220;aşırı&#8221; yemesinler.&#8221;</em></p>
<p> Bu şekliyle oldukça gerçekçi bir yolsuzluk modeli çıkıyor karşımıza. Politik ve dinî görüşü ne olursa olsun herkes bir şekilde &#8220;yırtmak&#8221; istiyor. Bugünkü refah seviyelerini arttırmanın ancak AKP ile mümkün olduğunu görüyorlar. 22 temmuzdan önce CHP&#8217;li işadamı/esnaf bir çok dostum itiraf ediyordu, &#8220;AKP&#8217;ye oy vermeyeceğim ama onların kazanmasını istiyorum&#8221;.</p>
<p> Tabi hâlâ AKP&#8217;nin islamcılıkla seçim kazandığını sananlar burada anlatmak istediğimizi anlamayacaklardır. Bu partiye oy verenlerin hemen hepsi tamamen kendi çıkarlarını kollayan sıradan vatandaşlar oysa. MHP ve CHP&#8217;nin neden AKP&#8217;ye direnemediklerini anlamak için biraz vakit ayırıp <a href="http://ucuncudalgageliyor.blogspot.com/2007/05/iii-dalga.html">Üçüncü Dalga kavramı</a> hakkında bilgi edinilmesini tavsiye ediyoruz. Bu güzel sitenin yazarı Murat Karun&#8217;un deyimiyle <em>&#8220;1ci dalga ile mücadele ettiklerini sanıyorlar ama karşılarında 3cü dalga var.&#8221;</em></p>
<p> <strong>Ergenekon</strong></p>
<p><img id="cizgiyorum-resim" class="alignright" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/12/07/cizgiyorum.jpg" border="0" alt="" width="264" height="375" />Bu dava ilk açıldığı günlerdeki olumlu etkisini kaybetti bir parça. Çok önemli bilgiler peşpeşe gün ışığına çıkmaya devam ediyor ama basının ve halkın ilgisizliği, AKP&#8217;nin siyasî irade ile gerekli soruşturmaları açmakta gecikmesi de söz konusu. Neticede kaybeden Türkiye olacak. Zira bu kadar cinayetin, bombanın, çetenin ortaya çıkması ve cezasız kalması bu yöntemlere yeni bir meşruluk kazandıracak.<em> &#8220;Zaten kimse bunların üzerine gidemez, gitse de ceza veremez, verse de uygulayamaz&#8230;&#8221;</em> gibi kaderci bir önyargı yerleşebilir. Bu ise Ergenekon davası açılmadan önceki durumdan daha da kötü olur ülkemiz için. Bu koşullarda Ergenekon davasının AKP&#8217;ye daha fazla oy kazandırma ihtimali zayıf.</p>
<p> <strong>AKP Rüzgârı</strong></p>
<p>Tamamen pragmatik sebeplerle AKP diğer partilerden kadro devşiriyor bu seçimlerde. Önce hatırlatalım, Türkiye&#8217;deki siyasetçileri birer dava/ilke adamı olarak görmek yanlış olur. Genellikle bu insanlar sizden bizden daha ilkeli değiller. Filan ilçede tanınan, sevilen, yıllardır ANAP ya da MHP çatısı altında siyaset yapan bir adam önünün tıkandığını hissettiği anda AKP&#8217;ye geçebilir.</p>
<p> Buna ek olarak AKP&#8217;ye genel seçimlerde asla oy vermeyecek insanlar iktidarla kavgalı bir belediye istemedikleri için bu partiyi seçeceklerdir. AKP&#8217;nin iktidarda olmanın verdiği bütün imkânları en iyi biçimde değerlendireceğini de hesaba katarsak güçlü bir AKP rüzgârı ile karşılaşacağız.</p>
<p> Bu rüzgârın etkisini arttıracak bir etken daha var: Bahçeli&#8217;nin, Baykal&#8217;ın ve diğer muhalefet parti kurmaylarının operasyonel siyasetten fazla çakmaması. Broşür basmaktan ev toplantılarına, meydanlardan kulislere kadar seçime etkisi olabilecek herkese ve herşeye yakın markaj yapma kapasitesi bulunan tek parti AKPdir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri4.jpg"><img class="size-medium wp-image-2500 alignright" title="20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri4.jpg" alt="" width="225" height="225" /></a> Başbakan&#8217;ın bütün otoriterliğine ve karizmasına rağmen en yassı emir-komuta zinciri de AKP&#8217;dedir. Bu ne anlama gelir? Parti içi demokrasi konusundan bahsetmiyoruz. Bir seçim kazanma makinesi olarak etkinlikten ve manevra kabiliyetinden bahsediyoruz. Zeminde meydana gelebilecek en ufak bir yenilikten veya sorundan liderin haberdar edilme hızı AKP&#8217;de çok yüksek. Aynı şekilde liderin stratejik kararlarının operasyonel eyleme dönüşmesi ve uygulanması anlamında AKP diğer partilerden çok önde. Bu iki teknik özellik AKP&#8217;nin seçim öncesi dönemlerde eşgüdüm içinde hareket etmesini sağlıyor. Diğer partilerde ise eşgüdüm eksikliğinden dolayı çok enerji kaybedildiğine tanık oluyoruz.</p>
<p> Seçim kazanmak eski model siyasetçilerin gözünde <em>&#8220;halkla el ele vatan kurtarmak&#8221;</em> veya <em>&#8220;komünizme/emperyalizme ya da şeriata karşı direnmek&#8221;</em> iken Erdoğan&#8217;ın gözünde çok daha teknik, operasyonel bir şey söz konusu. Lenin ve Troçki&#8217;nin biyografisini okumuş olanlar bu iki liderin 1917 Ekim devrimine bakışları arasındaki farkları referans olarak kullanabilirler. Troçki&#8217;nin sıklıkla yinelediği bir sözü vardır: <em>&#8220;Darbe teknik bir iştir, teoriyle değil mühendis ve teknisyenlerle yapılır&#8221;</em>. Eğer Lenin-Troçki örneğinde olduğu gibi diğer liderler ve Erdoğan aynı ekipte olsalardı onlara şöyle seslenebilirdi: <em>&#8220;Arkadaşlar, bırakın bu şeriatçılığı, Atatürk ilkelerini filan. Bize onların oyları lâzım. Oy toplamak ise ideolojik değil teknik bir iştir!&#8221;</em></p>
<p> Operasyonel siyasetteki bu zayıflık DTP, DSP ve CHP&#8217;yi daha sert vuracak. Çünkü BBP ve MHP&#8217;li piyadeler karınca zihniyetiyle komutanlarının zayıflığını bir yere kadar bireysel özveriyle tazmin edecekler. Yemeden, içmeden, uyumadan çalışacaklar. Ama çok daha bireysel zihin yapılı olan DTP, DSP ve CHP piyadeleri bu performansı gösteremeyecekler. Özellikle 22 Temmuz&#8217;dan sonra  &#8220;Bilseydik tatile giderdik&#8221; diyerek iç dünyalarını eleveren CHP&#8217;li  insancıklar 8 gol yiyeceğini bilerek sahaya çıkan futbolcular gibi oynayacaklar. DTP değil ama DSP ve CHPli seçmen de iktidar söz konusu olmadığı için sandığa gitmeyecek. DSP ve CHP&#8217;lilerin seçime göstereceği ilgisizlik diğer partilere ama en çok AKP&#8217;ye yarayacak.</p>
<p> <strong>Güneydoğu&#8217;da ne olur?</strong></p>
<p>Burada iki ihtimal görüyoruz. 22 temmuzdaki tablonun devam etmesi. Yani AKP&#8217;nin aldığı yerleri elinde tutması ama çok istediği Diyarbakır, Tunceli gibi yerlerin belediyelerini DTP&#8217;den alamamış olması. Bu en güçlü senaryo. Tersi yani DTP&#8217;nin yeni belediyeler kazanması imkânsız görünüyor. Ancak AKP bir sürpriz yapabilir. Güneydoğu&#8217;nun dinamikleri başka yerlere benzemiyor. Bölge halkı DTP&#8217;nin Kemalist çizgide geliştirdiği yobaz laik Kürt-Ulus devletini istemiyor. Böyle bir modelde ne Zazalar, ne Soraniler ne Hristiyan Araplar ne de diğerleri kendilerine yer bulamayacaklar.</p>
<p> Bu ba¨glamda DTP&#8217;nin temsil ettiği Kürt kimliği bizim yazılarımızda saygı duyulması için çağrı yaptığımız Kürt kimliği değil. Zaten yerel seçimler büyük kimlik algïlarï ve ideolojiler üzerinden de¨gil günlük çïkarlar zemininde olacak. Kürt seçmen tïpkï Türk seçmen gibi ekme¨gini, kirasïnï, okulunu, hastahanesini ve tabi can güvenli¨gini dü¨sünerek oy kullanacak. AKP&#8217;nin adaylarïnïn kalitesi bu ikinci senaryoyu güçlendirebilir. Böyle bir durumda Güneydo¨gu&#8217;daki belediyelerin %100&#8242;ü AKP&#8217;li olabilir.</p>
<p> <strong>AKP&#8217;nin demokrasiye kapanımları</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri3.jpg"><img class="size-medium wp-image-2501 alignright" title="20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri3-224x300.jpg" alt="" width="178" height="221" /></a>AKP&#8217;nin son anti-demokratik açılımları, kadrolardaki oynamalar vb AKP sempatizanı demokratları, liberalleri ürküttü. Bu kesin. Ama Erdoğan hesap-kitap işlerini herkesten daha iyi biliyor. Demokrat, liberal, AB yanlısı vb kesim sesi çok çıkan bir kesim. Ama sandıkta herkesin bir oyu var. Kaybetiği demokratik oyların kat kat fazlası AKP&#8217;ye milliyetçi, devletçi oylar olarak gelecektir. Bu bakımdan taktik olarak doğru davrandılar.</p>
<p> Bu taktiğin Türkiye için kısa vadeli bir faydası olabilir. Bugüne kadar AKP&#8217;yi yıpratmak için terör ve şehit edebiyatı fazlasıyla kullanıldı. Kürtlerin meşru haklarını savunduğunda AKP&#8217;ye <strong><em>&#8220;teröristlere taviz veriyorsunuz&#8221;</em></strong> denildi. AKP&#8217;nin milliyetçi, militarist, devletle kavgasız bir çizgide olması/gözükmesi terörün bir seçim aygıtı olarak kullanılmasına engel olabilir. Yani her şehit haberi geldiğinde TSK komutanlarıyla omuz omuza Türk bayrağına sarılı tabutların etrafına toplanan, <strong><em>&#8220;ordumuzu yıpratmayın&#8221;</em></strong> diyen bir AKP&#8217;ye karşı terörün etkisi ister istemez azalacaktır. Hatta ters bile tepebilir. Eğer askeri ve/veya sivil hedeflere PKK adına önemli saldırılar yapılırsa AKP&#8217;li olmayan seçmen bile <strong><em>&#8220;birlik beraberlik ruhu içinde&#8221;</em></strong> AKP&#8217;ye yönelecektir. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Savaş, terör, doğal felaketler vb seçmeni iktidar partisine doğru iter.</p>
<p> Yaklaşan seçim açısından doğru olan bu taktik stratejik olarak ne konumda?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri5.jpg"><img class="size-medium wp-image-2503 alignright" title="20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri5.jpg" alt="" width="230" height="296" /></a> Bu seçimlerde elde edecekleri yüksek skorların da etkisiyle AKP&#8217;lilerin büyük bir kibire kapılmaları ihtimal dahilinde. Ayrıca demokrat kadroları azar azar değiştirip yerlerine oturtulan devletçi isimler seçimden sonra koltuklarını eski sahipleri kadar kolaylıkla bırakacaklar mı? Sanmıyoruz. Demokrasiden totalitarizme geçmek kolaydır. Ama tersi zordur. İdeolojik rengi ne olursa olsun(kemalist, milliyetçi, islamcı) bu tip açılımlar aslında bir kapanıştır. AKP taktik olarak girdi bu çıkmaz sokağa. Zamanında U dönüş yapamazsa ne olur? AKP&#8217;nin sonu olur. AKP tıpkı ANAP gibi yozlaşır, küçülür ve dağılır. Çünkü rakiplerinin beceriksizliği üzerine siyasî strateji yapılmaz.</p>
<p> Unutmayalım ki Osmanlı&#8217;da çöküş en parlak devrin padişahı olan Kanuni&#8217;den sonra başlamıştır. Ampuller de telleri koparken yani son nefeslerini vermeden önce nihai büyük bir parlaklık yayarlar.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081206_derin_dusunce_yerel_secim_tahminleri.jpg"></a>Seçim tahminlerimiz:</p>
<ol>
<li>AKP: %60</li>
<li>MHP: %14</li>
<li>CHP: %11</li>
<li>DTP: %4</li>
<li>DSP: Büyük sürpriz</li>
<li>BBP: Büyük sürpriz</li>
</ol>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/12/09/yerel-secimlerde-ne-olacak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/12/09/yerel-secimlerde-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

