<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Askerlik</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/askerlik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dikkat Kitap: Zorunlu Askerlik Gerekli mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/15/dikkat-kitap-zorunlu-askerlik-gerekli-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/01/15/dikkat-kitap-zorunlu-askerlik-gerekli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 17:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8275</guid>
		<description><![CDATA[Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri &#8220;aman dokunmayın, böyle çok iyi&#8221; derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8274" title="zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/zorunlu_askerlik.bmp" alt="" /></a>Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri &#8220;aman dokunmayın, böyle çok iyi&#8221; derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye&#8217;nin vatandaşlarına soruluyor. <strong>Zorunlu askerlik gerekli mi?</strong> Bir yıllık kolektif çalışmanınürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı.</em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a>.</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/01/15/dikkat-kitap-zorunlu-askerlik-gerekli-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/01/15/dikkat-kitap-zorunlu-askerlik-gerekli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu ülkede askere gidilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/31/bu-ulkede-askere-gidilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/08/31/bu-ulkede-askere-gidilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 10:31:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Bu ülkede askere gidilir mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6306</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de en büyük din sömürüsü, en büyük din bezirgânlığı şehitlik makamı ve şehitler edebiyatı üzerinden yapılıyor&#8230; Bu vatanın gepegenç dört evladı vicdan kanatan, insanlıkdışı bir &#8220;askerî ceza&#8221; vesilesiyle canlarını kaybetti&#8230; Ders olsun diye pimi çekilmiş bir bombayı bir askerin eline vermek, onu 45 dakika süründürmek ve bu rezalet sonunda üç arkadaşıyla birlikte ölmesini sümenaltı etmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090825_derin_dusunce_org_askerlik.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6307" title="20090825_derin_dusunce_org_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090825_derin_dusunce_org_askerlik-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Türkiye&#8217;de en büyük din sömürüsü, en büyük din bezirgânlığı şehitlik makamı ve şehitler edebiyatı üzerinden yapılıyor&#8230; Bu vatanın gepegenç dört evladı vicdan kanatan, insanlıkdışı bir &#8220;askerî ceza&#8221; vesilesiyle canlarını kaybetti&#8230; Ders olsun diye pimi çekilmiş bir bombayı bir askerin eline vermek, onu 45 dakika süründürmek ve bu rezalet sonunda üç arkadaşıyla birlikte ölmesini sümenaltı etmeye çalışmak&#8230; Böyle bir onursuzluğa imza atabilmek, üstüne de pişkin pişkin bu katledilen çocukların ailelerine <em>&#8220;Oğlunuz vatan için şehit oldu, mekânları cennettir&#8221;</em> demek&#8230; İnsanın çıldırası geliyor&#8230; <span id="more-6306"></span></p>
<p>Defalarca yazdım yine yazıyorum&#8230;<strong> Türk ordusunun, Türk devletinin <em>şehitlik</em> tabiri üzerinden yaptığı şey ahlaksızca bir din istismarıdır&#8230;</strong> Türk devletinin şehadet kavramını kullanması laiklik ilkesine temelden aykırıdır&#8230; Laik bir devlette dince kutsal sayılan kavramlar ve değerler kullanılamaz&#8230; Bu resmen devletin, vatandaşlarının dinî duygularını sömürmesi demektir&#8230;<strong> Kutsal din duygularının dünyevi işlere alet edilmesi denen şeyin en hası bugün laik Türk devleti ve ordusu tarafından yapılmaktadır&#8230;</strong> Ve artık buna bir son verilmelidir&#8230; Türk medyasının vicdanlı organları da devletin yurttaşlarının dinî duygularını sömürmesine artık alet olmamalıdır&#8230; Gazetemiz <em>Taraf</em> da bundan böyle vefat eden askerlerimizle ilgili <em>&#8220;Şehit oldular&#8221;</em> tabirini asla kullanmamalıdır diye düşünüyorum&#8230; Bu feci olay artık böyle bir ilke kararının kesin olarak benimsenmesine vesile olmalıdır&#8230; Gerçekten vicdanlı, gerçekten demokrat ve gerçekten laik tüm yazarlara da buradan çağrıda bulunuyorum&#8230; Türk devlet zihniyetinin yurttaşlarımızın kutsal dinî duygularını ahlaksızca sömürmesine ARTIK DUR DİYELİM&#8230; Bu sömürüye, bu bezirgânlığa ortak olmayalım!</p>
<p>Dört gepegenç insanın, Er Öztürk, Er Yaman, Er Bulut ve Er Altın&#8217;ın psikopatça bir ceza sonucu ölmeleri de şehitlik kavramının sömürülmesi aracılığıyla kapatılmak istendi&#8230; Türkiye halkının kırsal kökenli dindar çoğunluğunun yani Derin Anadolu&#8217;nun genç evlatları 25 yıldır bu kirli, bu karanlık savaşta hep İslami duyguları sömürülerek ölüme gönderildi&#8230;<strong> Laiklik gerekçesiyle darbe yapan Türk ordusu, subay alımlarında namaz kılan adayları &#8220;laiklik&#8221; gerekçesiyle içine almayan Türk ordusu, erleri askere çağırırken ve savaşmaya motive ederken her zaman sonuna kadar laiklik ilkesini çiğnedi&#8230;</strong> <em></em> diyen kişiler ordudan kovuldu!! Ama erleri orduya çağırırken <em>&#8220;Burası Peygamber ocağıdır, siz de gerekirse bu vatan için şehit olup, cennete gidecek mehmetçiklerimizsiniz&#8221;</em> dendi&#8230; Sadece şehitlik değil mehmetçik tabiri bile tümüyle İslami/manevi duygularla örülü bir kavramdır Derin Anadolu&#8217;nun yüreğinde&#8230; Mehmetçik tabiri Derin Anadolu&#8217;da Hz. Muhammed&#8217;i akla getirir&#8230; Oğullarını askere &#8220;Küçük Muhammed&#8221; olarak, &#8220;Küçük Peygamber&#8221; olarak yani Mehmetçik olarak gönderir bu ülkenin halkının büyük çoğunluğu&#8230; O manevi duygular sebebiyle düğün zurnayla gönderir oğlunu askere&#8230; Sanki bir dinî ibadet gibidir oğlanı askere göndermek Derin Anadolu&#8217;nun dünyasında&#8230; Bu ülkenin halkının çoğunluğu için çok sevdikleri oğullarını hacca göndermek ile askere göndermek arasında fark yoktur çoğu zaman&#8230; Oğlanları öldürülecek olsa da <em>şehadet</em> makamına ulaşacaktır, mekânı cennet olacaktır&#8230; O sebeple, bu kirli iç savaş patlamadan önce uzun süre dindar Kürt halkı da oğullarını gönül rahatlığıyla askere gönderiyordu bu ülkede&#8230; Aynı ortak İslami/manevi duygular sebebiyle&#8230;.</p>
<p>&#8220;Burası Peygamber Ocağı, ben de bir Türk subayı olarak beş vakit namaz kılmak istiyorum&#8221;</p>
<p>Ne kadar acı, ne kadar trajik ki bu safiyane manevi duyguların istismarı üzerinden ne vatan evlatları bu dört er gibi sebepsiz yere can verdi&#8230; Eğitim zayiatı gerekçesiyle kaç asker öldü? Kaç defa yaralı askerler yardım beklerken telsizden <em>&#8220;Analar çok mehmetçik doğurur ama Skorsky doğuramaz, helikopteri riske atamayız!&#8221;</em> diye cevap geldi&#8230; Çünkü ne gerekçeyle, ne ihmaller ne hatalar ne suiistimaller sebebiyle bu ülkenin gençleri ölürse ölsün bu durumu sorgulamıyordu Derin Anadolu&#8230; Tam aksine <em>&#8220;Oğlum şehit oldu, mekânı cennet oldu&#8221;</em> diye seviniyordu belki de&#8230; At izinin, it izine karıştığı bu kirli ve karanlık savaşı da sorgulamıyordu&#8230;<strong> Kendi iç yapısında birazcık dindar subayları bile barındırmayan, derhal kovan Türk Genelkurmay zihniyeti tam gaz din sömürüsüne devam ediyordu &#8220;şehit aileleri&#8221;yle temastayken&#8230;</strong> Oğullarını kaybetmiş bu insanların acıları üzerinden, daha fazla din istismarı yaparak daha fazla kan akmasını kışkırtıyordu kimi generaller, subaylar ve politikacılar&#8230;<strong></strong></p>
<p>Böyle utanç tablosunun olduğu bir ülkede askere gidilir mi? Böyle bir ortamda askerlik &#8220;vatan görevi&#8221; sayılabilir mi?</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/08/31/bu-ulkede-askere-gidilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/08/31/bu-ulkede-askere-gidilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Orduyu Zayıflatmanın Faydaları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/02/orduyu-zayiflatmanin-faydalari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/02/orduyu-zayiflatmanin-faydalari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 15:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5530</guid>
		<description><![CDATA[Daha evvel de yazmıştım. Ailemin yazlığı büyük bir askerî dinlenme tesisinin hemen yanında. Dolayısıyla komşularımızın ciddi bir kısmı emekli generaller ve albaylardan oluşuyor. İlkokul zamanlarımda tanımadığımız yazlık sakinleri içinde de &#8220;sivil&#8221; olanları hemen anlardık. Yazlık çevremizde asker olan ile olmayan amcaları ayırt edebileceğimiz çok net bir kriter vardı çünkü. Şortunun altına muhakkak çorap ve makosen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090702_derin_dusunce_org_ordu_reform.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5533" title="20090702_derin_dusunce_org_ordu_reform" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090702_derin_dusunce_org_ordu_reform-176x300.jpg" alt="" width="176" height="300" /></a>Daha evvel de yazmıştım. Ailemin yazlığı büyük bir askerî dinlenme tesisinin hemen yanında. Dolayısıyla komşularımızın ciddi bir kısmı emekli generaller ve albaylardan oluşuyor. İlkokul zamanlarımda tanımadığımız yazlık sakinleri içinde de &#8220;sivil&#8221; olanları hemen anlardık. Yazlık çevremizde asker olan ile olmayan amcaları ayırt edebileceğimiz çok net bir kriter vardı çünkü. Şortunun altına muhakkak çorap ve makosen ayakkabı giyerdi subay amcalar. Şortun altında çorap varsa, tamam derdik&#8230;</p>
<p>Benim babam da Kıbrıs gazisi olduğu için küçüklüğümde çok sık bu askerî tesislere giderdik&#8230; Bu askerî tatil kampı her sene daha güzel bir hale gelirdi. Her sene yeni tesisler yapılırdı. Üstelik o kadar enflasyonist ortama rağmen fiyatlar neredeyse hiç artmazdı. Babam ve annem sürekli sivillerin böyle organizasyon yapamayacaklarını <span id="more-5530"></span>söylerlerdi, diğer devlet kamplarındaki işgüzarlıklardan bahsederlerdi. Ne yense, ne içilse çok az bir para ödenerek çıkılırdı o tesislerden, her gün bir sinema filmi hem de ücretsiz oynardı. Orada kendimi çok zengin hissederdim, hiç param bitmezdi&#8230; O sebeple asker amcaları ve askerî kamp ortamını çok severdim. <em>&#8220;Ordumuz tek düzgün şey bu ülkede&#8221;</em> der dururdum&#8230;</p>
<p>Yaşım büyüdükçe bu kampa gidiş gelişlerimde bir şey aklıma takılır olmuştu&#8230; Çok bariz biçimde generaller, subaylar ve astsubaylar birbirinden ayrı dünyaların insanları gibi bölünüyordu. Astsubayların plajına samandan şemsiyeler konmuştu, astsubay lokantalarında sandalyeler plastikti. Astsubay bölgesinde top oynanacak sahalar bile daha kalitesizdi&#8230; Komşumuz olan bir generale bunu ilk ifade edip, sorguladığımda değişik bir cevap almıştım. Bana kendisinin de bu bariz sınıf ayrımından rahatsız olduğunu söylemişti. Fakat subay/astsubay herkese aynı koşullar sunulduğunda da subaylar rahatsız oluyordu. En iyisi astsubay tatil kamplarının ayrı olması falan demişti bana. O zaman bu aşağılamayı hissetmezler, kendi aralarında daha mutlu olurlar demişti&#8230; TSK sistemini ilk sorgulamam böyle başlamıştı&#8230;</p>
<p>Yaz ayları birçok muvazzaf asker için her açıdan sıcak geçerdi&#8230; Bizim komşuların çoğu emekliydi ama muvazzaf olanlar da vardı. Dahası muvazzaflarla sürekli bağlantıdaydı birçok paşa. Askerî terfi sürecini aralarında epey espriye de dönüştürürlerdi&#8230; Terfi bekleyen bir tuğgeneral <em>&#8220;ya tüm ya güm&#8221;</em> olurdu ağustos sonunda. Apoletine ikinci yıldızı takıp tümgeneral olanlar ise terfi zamanı geldiğinde <em>&#8220;ya kor ya mor&#8221;</em> olmak üzere tetikte beklerdi&#8230; Güm olup ya da mor olup emekliye ayrılmanın tüm askerlerde bir boşluk hissi yarattığını aralarında konuşurlardı&#8230; O sebeple yaz aylarında özellikle de ağustos aylarında askerler arası sürekli heyecanla bu terfi merfi işleri konuşulurdu&#8230;</p>
<p>Lisenin son yıllarına girerken ben artık isim isim kimi generalleri sormaya başlamıştım komşu emekli paşalara. Tam 28 Şubat süreci zamanlarıydı. Bir yandan askerin sistem içindeki nüfuzunun çok arttığı zamanlardı. O nüfuz ve güç artışıyla birlikte terfiler meselelerinin daha vahşileştiği bir zamandı&#8230; Personelci komutanlar mı, özel harpçiler mi yükselecek, harekâtçılar mı, lojistikçiler mi hâkim olacak, kim kimi tutacak, ne ayak oyunları dönecek hep konuşulurdu&#8230; Personel birimlerini yöneterek yükselen generaller çok konuşulurdu o dönem&#8230; Doğan Güreş, İ. Hakkı Karadayı, Hurşit Tolon, Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök böyle generallerdi mesela&#8230; Gerçi son yıllarda özel harpçi generaller ağırlık kazanmaya başladı&#8230; Kemal Yamak, Aydın İlter, Fevzi Türkeri ve 6-7 Eylül felaketini &#8220;<em>Muhteşem Örgütlenme&#8221;</em> olarak öven Sabri Yirmibeşoğlu öyle askerlerden&#8230; Başbuğ sonrası Genelkurmay Başkanı olması beklenen Işık Koşaner&#8217;in de özel harpçi olduğunu hatırlatalım&#8230; Tipik özel harpçi karakterinin <em>&#8220;Her meseleyi çivi gibi görüp, çekiç gibi çakma&#8221;</em> modelinde olduğu ise hemen her subayın dilinde olan bir olgudur&#8230;</p>
<p>Şu zamanlar TSK&#8217;nın konumunun çok sorgulandığı günlerdeyiz&#8230; Askerlerin de sivil yargı sürecinden geçeceğine dair çok önemli bir yasa çıktı. Genelkurmay&#8217;ın kesinkes bir sivil hükümetim emrinde, hesap veren, denetlenen bir kurum olması idealine en çok yaklaştığımız günlerdeyiz&#8230; Bu elbette bir yönüyle TSK içinde bir travma yaratıyor&#8230; Fakat bir yandan da şu ana kadar konuştuğum tüm üst düzey subaylar ordunun kendi personeline karşı da şeffaflaşması gerektiğini ısrarla söylediler.<strong> Çünkü TSK kendi içinde de şeffaf değil, hangi saiklarla YAŞ kararlarında terfi kararları çıkıyor belli değil&#8230; YAŞ kararları şeffaf alınmayınca, ister istemez askerlik mesleğinin dışında nepotik bağlarla terfi alma alışkanlığı orduda kurumlaşıyor&#8230; Parlak askerî kariyer değil, şu grubun, bu ekibin adamı olma kriteri baskın çıkıyor&#8230; Geçen yazılarda değindiğimiz TSK&#8217;nın kurumsal zekâsını gerileten şeylerin başında da bu şeffaf olmama durumu geliyor zaten&#8230;</strong></p>
<p>Bu ülkede çok ciddi TSK reformu gerekiyor. Bir tepeden tırnağa yenilenme gerekiyor&#8230; Bu reform en başta yeni kuşak subaylar için çok yararlı olacak&#8230; Ve bu reform en nihayet olacak bu ülkede&#8230;</p>
<p>Şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir TSK isteyenler, TSK&#8217;nın dünya çapında bir ordu olmasını isteyenlerdir aynı zamanda&#8230; Buna direnenlerse TSK&#8217;yı adım adım Patagonya ordusu seviyesine indirmek isteyenlerdir&#8230; TSK&#8217;nın başı olan Başbuğ bu ikinci grupta yer almamalı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/02/orduyu-zayiflatmanin-faydalari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/02/orduyu-zayiflatmanin-faydalari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğ’a “siyasi” ve “akademik” bir cevap</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/basbug%e2%80%99a-%e2%80%9csiyasi%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cakademik%e2%80%9d-bir-cevap/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/basbug%e2%80%99a-%e2%80%9csiyasi%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cakademik%e2%80%9d-bir-cevap/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 21:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alıntı Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[ilker basbug]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4314</guid>
		<description><![CDATA[Yasemin ÇONGAR/Taraf
Orgeneral Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı, ama dokuz kanaldan canlı yayınına izin vermekle bütün Türkiye’ye seslenmeyi hedeflediği iki saatlik konuşmasını, esas olarak “sivil-asker ilişkileri” konusundaki “akademik” tezi üzerinden eleştirmek istiyorum.
Bu eleştiriyi, aşağıda “Neden Huntington değil” başlıklı beşinci maddede bulacaksınız.
Ama önce nispeten yumuşak tonuna, içerdiği “demokrasi” kelimelerine ve geçmişteki konuşmalarına kıyasla “tehditkâr olmayan” bir üslup taşımasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090415_derin_dusunce_org_ilker_basbug.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4316" title="20090415_derin_dusunce_org_ilker_basbug" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090415_derin_dusunce_org_ilker_basbug-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a><a href="http://www.taraf.com.tr/makale/5038.htm" target="_blank">Yasemin ÇONGAR/Taraf</a></p>
<p>Orgeneral Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı, ama dokuz kanaldan canlı yayınına izin vermekle bütün Türkiye’ye seslenmeyi hedeflediği iki saatlik konuşmasını, esas olarak “sivil-asker ilişkileri” konusundaki “akademik” tezi üzerinden eleştirmek istiyorum.</p>
<p>Bu eleştiriyi, aşağıda “Neden Huntington değil” başlıklı beşinci maddede bulacaksınız.</p>
<p>Ama önce nispeten yumuşak tonuna, içerdiği “demokrasi” kelimelerine ve geçmişteki konuşmalarına kıyasla “tehditkâr olmayan” bir üslup taşımasına rağmen, Başbuğ’un konuşmasını neden esas itibariyle olumsuz bulduğumu dört “siyasi” başlıkta kısaca anlatmaya çalışayım.   <strong></strong></p>
<p>1) NEDEN “DEMOKRATİK” DEĞİL</p>
<p>Lafı dolandırmaya gerek yok: Başbuğ’un dünkü konuşması, asker-sivil ilişkilerini demokratik bir çerçevede yürüten herhangi bir ülkede yapılması imkânsız bir konuşmadır. <span id="more-4314"></span></p>
<p>Demokrasi, üzerinde üniforma, omzunda yıldızlar, emrinde yüz binlerce asker ve tonlarca ağır silah olan bir subayın, askerliğin çok net çizilmiş sınırları dışındaki hiçbir konuda kamuoyuna yönelik konuşmalar yapmasına izin verilmeyen bir rejimin adıdır.</p>
<p>Bir demokraside, genelkurmay başkanı çıkıp Anayasa’nın nasıl değiştirilip nasıl değiştirilemeyeceği, muhtemel bir “af” düzenlemesinin sınırlarının nasıl çizileceği, vatandaşlık tanımının ve sorumluluklarının nasıl anlaşılması gerektiği ya da dinin toplumsal hayattaki yerinin ne olması gerektiği konusunda görüş açıklayamaz.</p>
<p>Buna imkân veren bir düzen, demokrasi değil, olsa olsa “askerî vesayet rejimi”dir.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un, kendisini dinlemeye bazı demokrat yazarları davet etmiş olması da, demokrasiye sahip çıkan cümleleri de, “terörist” dediği insanların “insan” olduğunu teslim etmesi de, Mustafa Kemal’in “Türkiye halkı” ifadesini tekrarlaması da olumlu ama bu temel gerçeği değiştirmeyen ayrıntılardır.</p>
<p>Başbuğ’un konuşması “demokrat” bir konuşma değil, olsa olsa “ılımlı” bir vesayet konuşmasıdır.   <strong></strong></p>
<p>2) NEDEN “ÇAĞDAŞ” DEĞİL</p>
<p>Başbuğ’un çağdaşlık ve çağdaş uygarlık kavramlarını çok sevdiğinden kuşkum yok.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı, muhtemelen yaptığı konuşmanın da “çağdaş” olduğunu, “çağdaş” mesajlar verdiğini düşünüyor.</p>
<p>Ancak siyasi tezlerine ve toplumsal algısına sadece “modernite”yi referans alan bir konuşmanın 2009 yılında artık “çağdaş” sayılabilmesi mümkün değil.</p>
<p>Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Koşaner’in geçen yıl görevi devralırken yaptığı konuşmadan anladığım kadarıyla, “postmodern” kavramını düşman ilan etmiş olan askeriyemize, bugün artık postmodern bile değil, post-postmodern bir dünyada yaşadığımızı hatırlatmak gerekiyor.</p>
<p>Modernite, onaltıncı yüzyıldan yirminci yüzyılın başına kadar uzanan ve bugün en az yetmiş yıl geride kalmış bir siyasi-felsefi-entelektüel dünyayı tanımlar.</p>
<p>Modernitenin, başta “ulus-devlet” yapısı olmak üzere, Başbuğ’un konuşmasında ısrarla savunduğu birçok entelektüel ve siyasi tezahürü, bugün artık “çağdışı” olmuştur ya da olma yolundadır.</p>
<p>Avrupa Birliği gibi, egemenliğin devrine ve ulus-devlet işleyişinin büyük ölçüde son bulmasına yönelik bir kurumun tam üyesi olmak için çalışan bir ülkenin genelkurmay başkanının çıkıp ulus-devleti her vatandaşın savunması gerektiğini söylemesi, çağından da, çağının ürünü olan Avrupa Birliği’nden de ne denli uzak düştüğünün hüzünlü bir kanıtı olabilir ancak.   <strong></strong></p>
<p>3) NEDEN “BİLİMSEL” DEĞİL</p>
<p>Bir konuşmanın, bir metnin “bilimsel” olup olmadığı, bilim adamlarından alıntılar içerip içermediğiyle belirlenmez.</p>
<p>Bilimselliğin ölçütü yöntemdir.</p>
<p>Bu bakışla, Başbuğ’un konuşması, içerdiği bütün o Weber, Montesquieu alıntılarına rağmen, dün onu dinleyen gazetecilerden bir bölümünün mikrofonlara söylediğinin aksine hiç de “bilimsel” değildi.</p>
<p>Çeşitli konularda tarihî ve siyasi analizler yapıp tezler ortaya koyan Genelkurmay Başkanı, Türkiye’nin bugününü ve geçmişini bilimsellikten uzak bir bakışla irdeledi.</p>
<p>Aynı zamanda bir iktisat profesörü olan yazar Mehmet Altan’ın konuşmanın ardından söylediği gibi, Başbuğ’un, Kürt meselesinden dindarlık meselesine, her türlü konuyu sadece siyasi bir bakışla, belirleyici nitelikteki sosyo-ekonomik olguları hiç ama hiç görmeden anlayıp açıklaması bilimsel bakış açısından ne denli uzak olduğunu gösterdi.</p>
<p>Nitekim, “Atatürkçü Düşünce Sistemi” adı verdiği Kemalizm’i, “Ne yapılacağını anlatan bir ideoloji değildir. Akla ve bilime dayanarak nasıl karar verileceğini gösteren bir dünya görüşüdür” diye tanımlaması Başbuğ’un çağdaşlık kadar bilimle ilişkisinin sınırlarını da çizdi.   <strong></strong></p>
<p>4) NEDEN “TUTARLI” DEĞİL</p>
<p>Avrupa Birliği yolundaki bir ülkenin ilelebet “ulus-devlet” kalacağı hayalini içermesinden Türk ordusunun bu topraklardaki uygulamalarını, ABD ordusunun Irak ve Afganistan işgali sırasındaki uygulamalarıyla kıyaslamasına kadar, Başbuğ’un konuşmasında birçok mantıksal tutarsızlık vardı.</p>
<p>Generalin, Kürt meselesini 1984’te ortaya çıkmış gibi göstermesini ise konuşmasının tarihsel tutarsızlıklarına örnek verebiliriz.</p>
<p>Ya da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ayrımcı bir kadro politikasına sahip olmadığını söyleyen ve gayrımüslimlerin de milletvekili olabilmesi gereğinden dem vuran Genelkurmay Başkanı’na, “Niye o zaman Rum, Ermeni generaliniz yok? Niye o zaman dindar subayları tasfiye ediyorsunuz?” deyip sözleriyle uygulamaları arasındaki tutarsızlığa işaret edebiliriz.</p>
<p>Ama bence Başbuğ’un en büyük tutarsızlığı, bir yandan Samuel Huntington’ın sivil-asker ilişkileri yaklaşımını benimsediğini söylerken, bir yandan da bu yaklaşıma taban tabana aykırı davranması, askerin söz hakkını askerî konularla sınırlayan Huntington’a ihanet etmesiydi.   <strong></strong></p>
<p>5) NEDEN “HUNTINGTON” DEĞİL</p>
<p>Öte yandan, Başbuğ’un demokratlıkla ve çağdaşlıkla uyuşmayan ana mesajlarından biri de Huntington’ın tezini sahiplenmesiydi.</p>
<p>Zira Huntington’ın bundan yarım asır önce yayımladığı <em>Asker ve Devlet</em> kitabı, sivil-asker ilişkileri üzerine çalışanlar için bir klasik olsa bile, bugün artık demokratik teoride benimsenmeyen temel yaklaşımlar içeriyor.<br />
Huntington, bu kitapta, sivil-asker ilişkilerinin özünde bir çelişki barındırdığını reddeder. Sıkıntıyı, sivillerin askerleri denetleme yöntemlerinin yetersizliğinde görür. Bunu gidermek için de “objektif kontrol” dediği mekanizmayı önerir.</p>
<p>Mekanizmanın, Huntington’ın kafasındaki ideale uygun işlemesi, ordunun azamî profesyonelliğini gerektirir. Huntington’a göre, profesyonelliğin ölçütü, “sivillere tâbi” olmayı kabullenmektir. Ordu üzerindeki “objektif kontrolün” başarısını ise, sınırları iyi çizilmiş bir “işbölümü” garantiler.</p>
<p>Basitleştirirsek, sivil sivilliğini, asker askerliğini bilir.</p>
<p>Asker, sivilden gelen emirlere her zaman uyar, ama sivil de askere, askerî konularda özerklik sağlar; mesela, bir askerî harekâtın kaç askerle yapılacağı konusunda, askere emir vermez.</p>
<p>Başbuğ, dünkü konuşmasının başında işte <em>Asker ve Devlet</em>’teki bu temel tezlere sahip çıktı.</p>
<p>Oysa bu tezler, elli yılda birçok teorisyen tarafından delik deşik edildi.</p>
<p>Gene Lyons’ın 1960’larda Huntington’a karşı geliştirdiği “Ordu, tam anlamıyla profesyonel davranamayacak kadar siyasileşmiş, siviller ise, sonucu stratejik olan askerî kararları alabilecek kadar profesyonelleşmiştir” kabulü bugün demokratik ülkelerde revaçta.</p>
<p>Lyons’ın kabulünün temelinde, Huntington’ın önerdiği türden bir “özerkliğin” orduya asla tanınamayacağı, zira bunun, sivil iradeyi zayıflatacağı görüşü var.</p>
<p>Nitekim, “askerin tavsiyesini almak” ile “askeri, kendi alanında özerk bırakmak” arasındaki fark çok büyük ve Huntington’ın tersine, demokratik teori, bunlardan birincisinin “gerekli ve yeterli,” ikincisinin “sakıncalı” olduğunu savunuyor.</p>
<p>Ama öyle anlıyorum ki, Lyons’ın günümüz NATO ordularınca benimsenen bu demokratik yaklaşımı Başbuğ’a hitap etmiyor.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı, Huntington’ın Batı’da artık sadece bir “klasik” olarak değer taşıyan ve sivil-asker ilişkilerinde belirleyici olma özelliğini çoktan yitiren tezlerini yeğliyor.</p>
<p>Yazık, çok yazık.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/15/basbug%e2%80%99a-%e2%80%9csiyasi%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cakademik%e2%80%9d-bir-cevap/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/basbug%e2%80%99a-%e2%80%9csiyasi%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cakademik%e2%80%9d-bir-cevap/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Askerlik, erkeklik ve şiddet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/14/askerlik-erkeklik-ve-siddet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/14/askerlik-erkeklik-ve-siddet/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 09:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurhayat Kızılkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Erkek]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[erkeklik ve şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4272</guid>
		<description><![CDATA[Ükemizde şiddet olayları denince ilk akla gelen PKK; &#8220;derin devlet&#8221;in faili meçhulleri, darbe girişimleri, yer altı örgütlenmeleri gibi konularda erkeklik konusu ele alınmadığı sürece bunlara dair söylenenler epeyce eksik kalacaktır. Şiddet biçimlerinin öğretildiği bütün legal veya illegal yapılarda öğretilen şeylerin erkeklikle ilişkisi kurulur ve erkeklik insanlıktan daha değerli bir hale getirilir ki başarılı olunsun yani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/j0284140.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-4274" title="j0284140" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/j0284140.gif" alt="" width="89" height="112" /></a>Ükemizde şiddet olayları denince ilk akla gelen PKK; &#8220;derin devlet&#8221;in faili meçhulleri, darbe girişimleri, yer altı örgütlenmeleri gibi konularda erkeklik konusu ele alınmadığı sürece bunlara dair söylenenler epeyce eksik kalacaktır. Şiddet biçimlerinin öğretildiği bütün legal veya illegal yapılarda öğretilen şeylerin erkeklikle ilişkisi kurulur ve erkeklik insanlıktan daha değerli bir hale getirilir ki başarılı olunsun yani &#8220;başarılı&#8221; bir şekilde şiddet gösterilsin, emir geldiğinde, erkekliği kaybetmektense emire uyulsun.</p>
<p align="justify">Ülkemizde askerlik dönemi &#8220;delikanlıların&#8221; yetişkin birer &#8220;erkek&#8221; olması için bir geçiş dönemi gibidir ve sünnetten sonra<span id="more-4272"></span> erkek olmanın basamaklarından biri olarak kabul edilir. Hangi sinifa dahil olursa olsun, ister çoban olsun ister holding sahibi tüm erkekler bizzat kendi tecrübelerinden bilir ki, yasli-tecrubeli asker yüzyillardir kuşaktan kuşağa aktarılan metodlarla kendine tabi bir insan-makina yapmak için önce dünyayı kışlanın dışında ve içinde kalanlar diye ikiye böler. Sonra bu genç erkeklerin beynini boşaltır ve yeniden doldurur yani endoktrine eder. Ordudaki mevcut hiyerarşinin bir dişlisi olması için acemi ere verilen &#8220;eğitim&#8221;lerin tamamı fiziksel ve davranışsal farklılıkları törpülemek üzerinedir. Bu süreç içinde delikanlının o ana kadar inşa ettiği erkeklik darmadağın edilir, haddi bildirilir ve kimin güçlü olduğu gösterilir.Bu yüzden bu çoğunlukla travmatik dönem sonrası bir cok erkek askerlige &#8220;geldi geçti&#8221; diye bakıp birçok kısmı sansürleyerek etrafına anlatır. Bu anlatımlarda genellikle kutsallık mertebesindeki subaylara pek toz kondurulmak istenmez ama daha insan mertebesine yakın olan onbaşı, çavuş, astsubaylardan şikayetçi olunur; örneğin &#8220;kompleksleri yüzünden&#8221; ona &#8220;takmışlardır&#8221;. &#8220;Askerlik anısı&#8221; muhabbetlerinde işte bu sansürsüz kısımlar erkekliğin bir parçası olarak övünçle paylaşılır diğer kısımlar hatırlanmak bile istenmez&#8230;Çünkü çocukluktan itibaren maruz kalınan erkeklik söylemi erkeklere zayıflıklarını sadece kadınlardan değil özellikle erkeklerden sürekli saklaması gerektiğini öğretmiştir. O yüzden paylaşılmasında sakınca olmayan kısımlar anlatılır. Ama işte asıl susulan kısımlardır travmaları yaratan ve kimselere anlatılamayan. Peki değil bir sene, şu kadar ay, tüm hayatını böyle geçirmiş erkekler hangi travmalardan geçiyor? Başka türlü bir yaşam mümkün mü yoksa hayat hep öyle mi onların gözünde: düşmanlar, iç düşmanlar, işbirlikçiler, &#8220;savunma&#8221;, iç güvenlik, dış güvenlik&#8230; Elinde silah olunca (çivi için çekiç değil maalesef) onu doğrultacak bir yer bulmak zorunda mı? Peki askerlikten yola çıkarak diğer militer yapılar hakkında ne söyleyebiliriz? başka türlü bir varolma biçimi var mı?</p>
<p align="justify">Askerlik sonrası sivil hayata uyum güçlüğü çeken örneğin sabah erken içtima saatinde uyanma gibi zor terk edilen alışkanlıkları yaşayan erkekleri düşünürsek uzun yıllar legal veya illegal militer yapılar içinde bulunan erkeklerin halet-i ruhiyesini anlayabiliriz. Erkek özellikle ergen olmaktan yetişkin erkekliğe adım attığı erkek grubunun etkilerini, aynı askerlik gibi, uzun bir süre davranışlarından atamaz ve erkeklik pratiklerini bu grupların etkisiyle uygular. Bu gruplara girmeden önce de yaşadığı toplumda da duygularını ne kadar dizginleyebilirse, içindeki sevgiyi, şefkati ne kadar yokedebilirse o kadar &#8220;erkek olacağı&#8221; şeklindeki genel erkeklik söylemine maruz kalmıştır.&#8221;Katı&#8221; olmanın ulaşılması gereken bir (erkeklik)mertebe(si) olarak algılandığı bir kültür içinde yetişmiştir. Bütün bunların üstüne girdiği bu gruplardaki sertlik onu daha da sertleştirir ve böylelikle belki de en yüksek mertebelerden birine ulaşır. Oralarda yaşadıkları onu toy bir erkek olmaktan çıkarmış ve &#8220;gerçek bir erkek&#8221; olarak bir hikaye sahibi kılmıştır. Orada şiddet görse de &#8220;dövüşkenliğin&#8221; erkeklik alameti sayıldığı, şiddet gösteren erkekliğin yüceltildiği bir kültürde o şiddet ona &#8220;bir erkek olarak&#8221; güç karşısında itaati, sakınmayı ve tahammülü öğretmiştir. Erkek grupları arasındaki çekişmeler ve çatışmalar rakip ya da düşman olsa da karşılıklı saygıyı pekiştiren bir rol oynar. İşte bu yüzden şiddetin bulunduğu gruplarda veya bölgelerde uzun müddet bulunan erkekler uzun süre kopuk kaldıkları reel hayata geri dönmekte zorluk çekerler. Şiddet dolu ortamlarda güçlü olana, itaat edilene karşı geliştirilen korku o ortamdan ayrılınsa bile devam eder. &#8220;Her şeye rağmen&#8221; askerliği özleyen erkeklerin durumuna benzer şekilde başka bir yaşam şekli bilmeyecek halde yıllarca şiddet dolu militer ortamlarda bulunan erkekler ayrıldıklarında &#8220;sudan çıkmış balığa&#8221; dönerler ve bu yeni hayatlarında, yaşamlarını nasıl sürdürecekleri konusunda yardıma ihtiyaç duyarlar. Erkek erkeğe, dayanışarak, bir çeşit erkek kardeşliği ile sürdürdükleri eski hayat, bütün şiddetine rağmen gözlerinde değer kazanır. Evde oturursa kadınsılaşacağı tehlikesine karşı kendini kahvehanelere atan erkeklere benzer bir duyguyla, militer ortamlardan sonra girdikleri bu &#8220;normal&#8221; hayat onlara pek erkeksi gözükmeyebilir. Ayrıca, yeni girdikleri bu sivil toplumsal iktidar mekanizmalarının altında ne yapacaklarını şaşırırlar ve bu belirsizlik bir güvence yokluğu yaratır ve eski yaşamdaki iktidar ilişkilerine dönme arzusu duyabilirler. Onun için bu gibi gruplarda bulunan kişiler &#8220;normal&#8221; hayata dönseler bile bir müddet sonra gene eski yaşamlarına dönerek hem de bazen aynı ortamda ama eski grubunun tam karşıtında bulunan bir gruba dahil olarak herkesi şaşırtırlar. Örneğin 12 Eylül öncesinde genç erkeklerin bir müddet sonra karşıt gruba geçtiği vakalar, PKK saflarında iken itirafçı olanlar bilinmektedir. Çünkü dönmek istedikleri yer aslında  o grup değildir, kendisini var edebildiği tek yaşam biçimidir. Belki de o yüzdendir ki Ergenekon kapsamında tutuklanan bir sanık, Susurluk davasından suçlu bulunmuş ve az bir ceza ile &#8220;yırtmışken&#8221; kendisine gelen tek bir telefonla &#8220;yeni bir departman için 300 adam bulma işine&#8221; canla başla sarılmıştır ve bizler düşünürüz &#8220;neden bu adamlar deniz kenarında bir yer alıp, biraz kafamı dinleyeyim demez?&#8221; </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/14/askerlik-erkeklik-ve-siddet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/14/askerlik-erkeklik-ve-siddet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Askerlik Anketimize Katılın&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/23/askerlik-anketimize-katilin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/23/askerlik-anketimize-katilin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2009 23:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[En çok okunan yazılar]]></category>

		<category><![CDATA[Sitede Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[parali askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3978</guid>
		<description><![CDATA[Sitemizde şubat ayından beri tartışıyoruz nasıl bir ordu istediğimizi. Türk Ordusu özelleştirilebilir mi? Diye sormuştuk ilk önce. Geçen hafta da Zorunlu Askerlik Kalkarsa ne olur dedik. Her okuyucu kendi tecrübesini ve bakış açısını bizimle paylaştı. İki yazıya gelen toplam yorum daha şimdiden 200 civarında. Sağ kolonda bir anket yapıyoruz, Zorunlu Askerlik Gerkli midir ? diye soruyoruz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sitemizde şubat ayından beri tartışıyoruz nasıl bir ordu istediğimizi. <a title="Permanent Link to Türk Ordusu özelleştirilebilir mi?" href="http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/">Türk Ordusu özelleştirilebilir mi?</a> Diye sormuştuk ilk önce. Geçen hafta da <a title="Permanent Link to Zorunlu Askerlik Kalkarsa" href="http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/">Zorunlu Askerlik Kalkarsa </a>ne olur dedik. Her okuyucu kendi tecrübesini ve bakış açısını bizimle paylaştı. İki yazıya gelen toplam yorum daha şimdiden 200 civarında. Sağ kolonda bir anket yapıyoruz, Zorunlu Askerlik Gerkli midir ? diye soruyoruz. Katılım sürdükçe bu anket açık kalacak. Sonra sonuçlarını duyuracağız ve birlikte yeniden tartışacağız. Siz de fikrinizi belirtin, oylamaya ve tartışmalara katılın.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/23/askerlik-anketimize-katilin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/23/askerlik-anketimize-katilin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zorunlu Askerlik Kalkarsa</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 11:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[milli savunma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3920</guid>
		<description><![CDATA[Zorunlu askerliğin kaldırılmasından yanayım. Çünkü Türkiye&#8217;nin %100 profesyonel bir ordu ile çok daha iyi savunulabileceğini düşünüyorum. Üstelik profesyonel bir ordunun çok daha ucuza geleceğinden ve darbe-muhtıra dönemini de kapanacağından eminim. Neden?
 Paralı askerlik konusunu tartışmaya açtığımızda öğretmen Umut Bey şöyle diyordu:
 &#8220;Dershane sahibi bir ögretmenim&#8230;günde ortalama 12-13 saat çalısarak buralara geldim&#8230;bana babamdan sadece borc kaldı&#8230; su anda 14 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090319_derin_dusunce_org_zorunlu_askerlik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3922" title="20090319_derin_dusunce_org_zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090319_derin_dusunce_org_zorunlu_askerlik.jpg" alt="" width="181" height="125" /></a>Zorunlu askerliğin kaldırılmasından yanayım. Çünkü Türkiye&#8217;nin %100 profesyonel bir ordu ile çok daha iyi savunulabileceğini düşünüyorum. Üstelik profesyonel bir ordunun çok daha ucuza geleceğinden ve <strong>darbe-muhtıra dönemini de kapanacağından</strong> eminim. Neden?</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/">Paralı askerlik konusunu tartışmaya açtığımızda</a> öğretmen <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/#comment-26192">Umut Bey şöyle diyordu</a>:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Dershane sahibi bir ögretmenim&#8230;günde ortalama 12-13 saat çalısarak buralara geldim&#8230;bana babamdan sadece borc kaldı&#8230; </em><em>su anda 14 ogretmene maas veriyorum&#8230;vergimi duzenli olarak yatırıyorum&#8230;butun ogretmenlerimin SSKlarını primlerini aksatmadan yatırıyorum&#8230;devletim benden para kazanıyor&#8230; </em><em>dershanecilik sektoru oyle bir sektor ki birakın 3-4 ayı 1 ay uzak kalırsanız butun cevrenizden olursunuz&#8230;eger isleri gucleri bırakır askere gidersem dersane mi kapatmak zorundayım&#8230;bu devlet bu krizde hic mi calısan insanları dusunemiyor?? </em><em> <span id="more-3920"></span></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>su anda 33 yasına geldim bu bedelli cıkmadıgı durumda gercekten cok zor gunler beni bekliyor&#8230;üstelik evliyim ve 1 oğplum var.artık psikolojim bozuldu bunları her gun dusunmek beni yasadıgım vatanımdan sogutmaya basladı&#8230;bundan 10 yıl once boyle bir vatana sahip oldugum icin gurur duyan bir bireydim&#8230;.artık&#8221;</em></p>
<p> 600 bin genç insanı silah altına almak, onlara üniforma, yiyecek, giyecek sağlamak büyük bir masraf. Ama bundan çok daha pahalıya patlıyan bu kadar insanın eğitim ya da iş hayatının aksaması.</p>
<p> Bırakın 18 ayı, 7-8 ay gibi bir sürede bir insan kendisi veya ülkesi için ne yapabilir?</p>
<ul>
<li>1) Bir yabancı dili çok iyi derecede öğrenebilir,</li>
<li>2) Muhasebe, bilgisayar programlama gibi meslekî bilgi edinebilir,</li>
<li>3) Yüzlerce insana okuma-yazma öğretebilir,</li>
<li>4) Binlerce ağaç dikebilir.</li>
</ul>
<p> Bizim ülkemizde ise 600 bin insan her yıl ellerinde tüfekle dağlarda koşuyor: &#8220;Yaylalar yaylalar..&#8221;. Buradaki tutarsızlığın, iş gücü kaybının altını çizdiğimiz için geçen sefer bizi <strong>&#8220;vatan haini - ordu düşmanı&#8221;</strong> olmakla itham edenler oldu, neyse ki az sayıdaydïlar. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/">Türk ordusu özelleştirilebilir mi?</a> makalesine yorum yazan bir çok okurumuz ülke savunmasının yeniden düşünülmesi gerektiğini söylediler. Türkiye&#8217;nin daha iyi savunulmasını istemek, potansiyel düşmanlarımızı caydırmak, müttefiklerimize daha fazla güven vermek herhalde vatanseverlikle daha fazla bağdaşır.</p>
<p> <strong>Nasıl bir orduya ihtiyaç var?</strong></p>
<p> 600 bin asker ile oluşturulacak bir &#8220;etten duvar&#8221; akıllı bir strateji değil. Artık değil. Soyu 1800&#8242;lerde tükenmiş endüstriyel bir topyekün savaşa hazırlanmanın kimseye faydası yok. Endüstri devrimi biteli asırlar oldu. Savaşlar artık bölgesel değil küresel. Yani Türkiye&#8217;yi tehdit edebilecek bir unsur Kandil dağında bulunabileceği gibi Güney Afrika&#8217;da da olabilir. Silahların ve gözetleme sistemlerinin menzilleri onbinlerce kilometre ile ölçülüyor. Süper güçler çoktan beri stratejilerini <strong>kıtalararası operasyonlar</strong> yapabilen savaş araçları üzerine oturttular. Daha 1980&#8242;lerde İngiltere&#8217;den kalkan bir F-111&#8242;in Akdeniz&#8217;i geçip Libya&#8217;yı vurduktan sonra yine üssüne geri döndüğüne tanık olduk. Nükleer enerji ile işleyen, yakıt ikmali yapmadan aylarca <strong>denizde kalabilen denizaltılar</strong>, uçak gemileri yine onyıllardır okyanuslarda. Kıtalar arası füzeler hem menzilleri hem de tahrip güçleri itibariyle yine ulusal savunma kavramını yok eden unsurlar.</p>
<p> <strong>Artık bir ülkenin kara sınırlarının korunmasının hiç bir anlamı yok</strong>. Küresel bazda Türkiye&#8217;nin çıkarlarını savunamadığımız takdirde şehit-gazi edebiyatıyla ancak kendi vatandaşlarımızı avutabiliriz.</p>
<p> Diğer yandan askerî operasyonları ekonomik ambargolardan, medya savaşlarından, propaganda ve beyin yıkama operasyonlarından ayrı düşünmek de imkânsız hale geldi.</p>
<p> Bu koşullarda:</p>
<ul>
<li>1) &#8220;Cerrahî&#8221; operasyonlar yapabilecek,</li>
<li>2) Diplomatlarımızla, gizli istihbaratımızla eşgüdüm içinde hareket edebilecek,</li>
<li>3) Finans, kitle iletişim, bilgi-işlem uzmanları çalıştıran, </li>
</ul>
<p>bir orduya ihtiyacımız var. Belki 50-60 bin kişilik vurucu bir güç.</p>
<p> Manevra kabiliyeti yüksek, dünyanın her yerinde operasyon yapabilecek, görünmeden ve kayıp vermeden üssüne geri dönebilecek, yüksek teknolojiyle barışık bir güç. Kendi basın büroları, haber ajanslarıyla dezenformasyon savaşlarında geride kalmayacak bir güç.</p>
<p> Elbette bu kadar &#8220;akıllı-uzman&#8221; bir ordunun mensuplarının zorunlu hizmet kapsamında orduya dahil edilmesi düşünülemez. <strong>Nasıl zorla beyin cerrahı ya da pazarlama müdürü olunmuyorsa zorla asker de olunamaz</strong>. Gelecekteki askerlerimizin hem gerekli yeteneklere sahip hem de iyi maaş alan profesyoneller olması gerektiği aşikâr.</p>
<p> <strong>Darbe-Muhtıra dönemi bitebilir!</strong></p>
<p> Türkiye&#8217;de ciddî bir sorunumuz var. Bir meslek grubu olan askerler bazen kendilerini &#8220;ülkenin hakikî sahibi&#8221; zannediyorlar. Yani doktorlar, öğretmenler ya da çiftçilerden daha önemli olduklarını vehmediyorlar. Bunun neticesinde akıllarına estiğinde meslekî bilgilerini ve aletlerini kendi halklarına karşı kullanıyor, hükümet deviriyorlar.</p>
<p> Peki biz bu sorunun üstesinden niçin gelemiyoruz? Neden doktorlarımız herkesi virüs bulaştırmakla tehdit etmiyor veya oduncularımız baltalarıyla bizi kesmiyor da askerler tanklarıyla hükümet deviriyorlar?</p>
<p> Darbe zihniyetinin en önemli kaynaklarından biri zorunlu askerlik sistemi. Çünkü Türk milletine hizmet etmesi gereken bütün kurumlar sivil otoriteye hesap verirken ordu bunun dışında kalmış. Çünkü <strong>ordu nerede başlıyor, nerede bitiyor belli değil.</strong> Askerî okul mezunu, tecrübeli, yüksek rütbeli bir subaydan tutun da acemi ere kadar yüzbinlerc insan ordu mensubu. Böyle olunca oğlu askerde olan bir aile kendini &#8220;camiadan&#8221; zannediyor, orduyu daha güçlü kılabilecek bir eleştiriden kaçınıyor.</p>
<p> İslâm&#8217;da şehitlik ve cihad, Osmanlı&#8217;da ordunun ve Yeniçeri isyanlarının yeri, Türk millî kimliğinin inşası, Kemalizmin ulus-devlet projesi gibi tarihsel ve dinî eksenlerde de ele alınabilir bu konu.</p>
<p>Ama bugün karşı karşıya olduğumuz bir gerçek var ki Türkiye&#8217;nin vatandaşları ile ordusu sağlıklı bir iliski içinde değil. <strong>Yani kendi askerlerimiz ile hizmet veren-hizmet alan biçiminde bir ilişki kurabilmiş değiliz</strong>:</p>
<ul>
<li>1) Ordu bizi hizaya getirmek istiyor,</li>
<li>2) Postmodernizme karşı olduğunu beyan edip felsefi bir duruş sergiliyor,</li>
<li>3) AB veya ABD konusunda dış ploitika yapıyor,</li>
<li>4) Kadınların başörtüsüne karşı çıkıyor,</li>
<li>5) Gazilik ve şehitlik payesi dağıtırken namaz kılanlardan laiklik adına rahatsız oluyor,</li>
<li>6) Askerî mahkemelerde sivilleri yargılıyor,</li>
<li>7) Vs.</li>
</ul>
<p>Özetle yurt savunması dışında bir çok konuda ordu mensupları faaliyet gösteriyorlar. Bütün bunlar yani &#8220;göz bebeğimiz, etle tırnak, ayrılmaz bütün&#8230;&#8221; söylemleri darbeleri ve muhtıraları mümkün kılan zihniyetin arka planını oluşturuyor.</p>
<p> Bu sebeple zorunlu askerliğin kalkması askerlerimizi tıpkı doktorlarımız, itfayecilerimiz veya çiftçilerimiz gibi &#8220;normal&#8221; bir duruma getirecek. Görevini iyi yapan askerler ödüllendirilecek, hata yapanlar da kolayca cezalandırılacaktır.</p>
<p> Böyle bir Türkiye&#8217;de ordunun saygınlığının daha da artacağından eminiz. Ordu mensuplarına yönelik haksız eleştiriler kendiliğinden silinip gideceğinden askerlerimiz yurt savunması gibi önemli bir görevi daha da iyi yapabileceklerdir.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p style="text-align: right;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Z</span><span style="color: #0000ff;">orunlu Askerlik Gerekli mi?</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><em><img class="alignleft" title="zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/zorunlu_askerlik.bmp" alt="" width="125" height="181" /></em></a>Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. <strong>Zorunlu askerlik gerekli mi?</strong> Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. <em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a>. </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Ordusu özelleştirilebilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 17:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<category><![CDATA[Şehitlik]]></category>

		<category><![CDATA[parali askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[turk ordusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3633</guid>
		<description><![CDATA[Bugünlerde &#8220;paralı askerlik&#8221; yine gündemde. 17 Ağustos depreminden sonra olduğu gibi &#8220;şu kriz ortamında&#8221; askerî harcamalar için TSK&#8217;ya maddî bir destek sağlanması söz konusu. Hem de 7,5 milyar. Neredeyse TSK&#8217;nın yıllık bütçesi kadar. Ertelemiş olanlar, kaçaklar vs hesaba katılınca bu kadar ediyormuş!
 Peygamber ocağı(!), şehitlik, gazilik gibi kavramlardan ayrı düşünemediğimiz bir konu ordu. Laiklik, terörle mücadele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_tsk_parali_askerlik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3635" title="20090225_tsk_parali_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090225_tsk_parali_askerlik.jpg" alt="" width="170" height="199" /></a>Bugünlerde &#8220;paralı askerlik&#8221; yine gündemde. 17 Ağustos depreminden sonra olduğu gibi <strong>&#8220;şu kriz ortamında&#8221;</strong> askerî harcamalar için TSK&#8217;ya maddî bir destek sağlanması söz konusu. Hem de 7,5 milyar. Neredeyse TSK&#8217;nın yıllık bütçesi kadar. Ertelemiş olanlar, kaçaklar vs hesaba katılınca bu kadar ediyormuş!</p>
<p> Peygamber ocağı(!), şehitlik, gazilik gibi kavramlardan ayrı düşünemediğimiz bir konu ordu. Laiklik, terörle mücadele ve darbeler ordumuzu siyasî bir aktör(!) olarak zihinlere kazımış vaziyette. Diğer yandan yurt savunması hassas bir konu. Şan, şeref için savaşan bir ordunun yerine <strong>&#8220;para için&#8221;</strong> savaşan profesyonellerin konabilmesi ancak bir zihniyet devrimi ile gerçek olabilir.</p>
<p> Oysa <strong>İlker Başbuğ</strong> daha Kara Kuvvetleri komutanı iken <span id="more-3633"></span>bu yönde işaretler vermiş meselâ 6 komando tugayının tamamen profesyonel askerlerden oluşacağını, yani yedek subay ve er-erbaşın kısa süre sonra komando olamayacağını açıklamıştı. Başbuğ&#8217;un o zaman yaptığı açıklamalara göre buralarda görev verilmeyecek olan yedek subaylar sadece iç güvenlik birliklerinde görev alacaklardı.</p>
<p> <strong>Sorunlar ve çözümler</strong></p>
<p>Bugün Türk ordusu kendi vatandaşlarını gerekirse zorla yakalayıp askerlik yaptıran bir kurum. 600 bin civarındaki askeriyle dünyanın en kalabalık ordularından biri. Ama Türkiye dışında askerî üsleri bulunmadığı için manevra kabiliyeti oldukça kısıtlı. Teknik olarak da büyük ölçüde ithal silahlara sırtını dayamış olan ordumuz ne yazık ki hâlâ 1900&#8242;lerden kalma &#8220;etten duvar&#8221; zihniyetiyle yüzbinlerce asker besliyor.</p>
<p> Oysa dünya değişti, değışiyor. Uzun menzilli füzeler ve uydu gözetleme sistemleri savaşı da ticaret gibi küreselleştirdi. Türkiye&#8217;ye yönelik bir tehdidi ortadan kaldırmak için sınırlarımızdan çok uzak noktalarda &#8220;askerî&#8221; mücadele vermek gerekebilecek. Meselâ Türkiye&#8217;nin enerji güvenliğini muhafaza etmek için Orta Asya&#8217;da veya Süveyş kanalı&#8217;nda gözetleme ve savunma imkânlarına ihtiyacı var.</p>
<p> Modern zamanların yaygın tehdidi olan uluslararası terör konusunda da &#8220;etten duvar&#8221; ile fazla bir şey yapılamayacağını 40 bin insan öldükten sonra anlamış bulunuyoruz. (<a href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a>)</p>
<p> Özetle 25-30 yaşında, üniversiteden ya da iş hayatından koparılmış, aklı evinde, çocuklarında kalmış, muslukçu ya da doktordan devşirme 600 bin &#8220;asker&#8221; ile 21ci yüzyılın tehditlerine cevap vermek mümkün görünmüyor.</p>
<p> <strong>Nasıl bir ordu istiyoruz?</strong></p>
<p>Kendini 19cuyüzyıldan kalma fosil ideolojilerin, ulus-devletlerin koruyucusu sanan silahlı bir topluluğa &#8220;ordumuz&#8221; demek hiç hoş değil. Hele bu silahlı güç kendi görevini kendisi tarif etmeye kalkıyor, basından, iş dünyasından suç ortakları devşirip korku yoluyla kendi ülkesi üzerine tahakküm kurmaya kalkıyorsa! (<a href="http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/">Onun adı asker, canı neler ister?</a>)</p>
<p> Modernleşme sürecini tamamladıktan sonra umud ediyoruz ki Türk ordusunun genel görünümü bir kışladan çok özel bir şirkete benzesin. Bütçesi, harcamaları, stratejik hedefleri oylarımızla seçilmiş sivil siyasetçilerin denetimi altında olsun.</p>
<p> Umud ediyoruz ki TSK sınırlarımızı gözlediği gibi uluslararası bankalardaki işlemleri, vergi cennetlerini, <a href="http://www.blackwaterworldwide.com/">Black Water </a>gibi &#8220;özel savunma&#8221; şirketlerini gözaltında tutsun.</p>
<p> İstihbarat, diplomasi ve yüksek teknoloji alanlarında üstün nitelikli insanlara ihtiyaç duyacak olan böyle bir orduyu alışık olmadığı türden bir zorluk bekliyor:</p>
<p>TSK insan kaynakları piyasasında ister istemez özel şirketler ile rekabet halinde olacak.</p>
<p> Bugüne kadar &#8220;bedava&#8221; olarak bünyesine kattığı vasıfsız er &#8220;mehmetçik&#8221; yerini yavaş yavaş mühendis, bankacı Mehmet Bey&#8217;lere bırakacak. Şehit babasına madalya takılan törenlerin yerini komutanların kayıplar hakkında hesap verdiği mahkemeler  alacak.</p>
<p> &#8221;Vatan, millet Sakarya&#8221; nutukları unutulurken motivasyona dayalı yıl sonu primleri hesaplanacak. TSK&#8217;nın başarısı sınırdan içeri giren terörist sayısı gibi göstergeler ile ölçülebilecek. Görevini yapamayan genel kurmay başkanları tıpkı zarar eden şirket patronları gibi değiştirilebilecek.</p>
<p> Yoksa çok şey mi istiyoruz?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/25/turk-ordusu-ozellestirilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>En kısa Anadolu tarihi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/10/en-kisa-anadolu-tarihi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/10/en-kisa-anadolu-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 14:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler ve Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/10/en-kisa-anadolu-tarihi/</guid>
		<description><![CDATA[Etyen Mahçupyan yazılabilecek en kısa Anadolu tarihinin yazmış bugün. Bir bölümünü alalım:
Orta Asya’nın Türkik kavimleri 11. yüzyılda yaklaşık 400 bin kişi ile Anadolu’ya geldiklerinde, bu topraklarda 5-6 milyon insan yaşamaktaydı. Anadolu bu göçmenlere daha önce de başkalarına davrandığı gibi davrandı&#8230; Onlara bağrını açtı, içine aldı ve kültürel olarak asimile etti. Bu yeni göçmenlerle o toprağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20080909_derin_dusunce_org_anadolu.jpg" alt="20080909_derin_dusunce_org_anadolu.jpg" />Etyen Mahçupyan yazılabilecek en kısa Anadolu tarihinin yazmış bugün. Bir bölümünü alalım:</p>
<blockquote><p>Orta Asya’nın Türkik kavimleri 11. yüzyılda yaklaşık 400 bin kişi ile Anadolu’ya geldiklerinde, bu topraklarda 5-6 milyon insan yaşamaktaydı. Anadolu bu göçmenlere daha önce de başkalarına davrandığı gibi davrandı&#8230; Onlara bağrını açtı, içine aldı ve kültürel olarak asimile etti. Bu yeni göçmenlerle o toprağı sahiplenenler arasında siyasi çatışmalar yaşansa da, kültürel benzeşme belirleyici oldu. O kadar ki, karşılıklı din değiştirmeler sonucunda, kimin yönettiğinden bağımsız olarak çok kültürlü, kozmopolit bir medeniyetin arandığı bir döneme girildi ve Osmanlı İmparatorluğu bu harmanlanmayı taşıyabilen bir siyasi şemsiye <span id="more-1689"></span>olarak ortaya çıktı.</p></blockquote>
<blockquote><p>O dönemde Anadolu’ya gelen göçmenleri inanç açısından yalnız bırakmayan bir kavim daha vardı. Güneydoğu’da yoğunlaşmış olan Kürtler İslamiyet’in Şafi mezhebinin takipçileriydi ve sayı olarak da gelen göçmenlerden fazlaydılar. Onlar da söz konusu göçmenleri reddeden bir tavır göstermediler&#8230; Osmanlı Beyliği başka birçok göçmen Türkik beylikle savaştı; ama 19. yüzyılın başlarına gelinceye dek Kürtleri bir kimlik olarak karşısına almadı. Aynı şekilde Kürt beylikleri ve aşiretleri de yüzyıllar boyunca anlaşmayı ve paylaşmayı esas aldılar. Buna karşılık da yine yüzyıllar boyunca kendi cemaatsel özgürlüklerine sahip çıktılar, dillerini konuştular, şarkılarını söylediler, binlerce yıldır oturmakta oldukları bu topraklara kendi seslerini, duygularını, hayallerini nakşettiler&#8230;</p></blockquote>
<blockquote><p>İttihat ve Terakki’nin etnik temelli milliyetçiliğinden türetilmiş ‘milliliği’ sahiplenen Türkiye Cumhuriyeti, akıl almaz bir aymazlıkla bu tarihi yok saydı&#8230; Kendilerini göçmen olarak buralara gelmiş olan kavimlerin ardılı sayanlar, Anadolu’nun kadim topluluklarını ortadan kaldırmayı, buralardan sürmeyi içlerine sindirebildiler. Bulgarlar, Rumlar, Süryaniler ve Ermeniler olabildiğince buharlaştırıldı. Kürtlerin ise Müslüman oldukları için asimile olacakları, yani Türkleşecekleri varsayıldı&#8230;</p></blockquote>
<blockquote><p>Böylece roller değişti&#8230; Sanki Türkler Anadolu’nun kadim ve doğal sahibi olan kimliğin sahipleriymiş, Kürtler ise hasbelkader bu topraklara düşmüş göçmenlermiş gibi davranıldı. Sanki Türkiye bu insanları barındırmakla bir lütufta bulunuyor, karşılığında da onların kimliklerini terk etmelerini bekliyordu&#8230; Bu beklentinin ne denli gerçekdışı olduğunu anlamak için ise Cumhuriyet’in ilanından sonra bir yıl yetti&#8230;</p></blockquote>
<p><a target="_blank" href="http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=9">Devamı burada</a>, mutlaka okuyun.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/10/en-kisa-anadolu-tarihi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/10/en-kisa-anadolu-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ASKERE GİTMEYECEĞİM!!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/09/askere-gitmeyecegim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/09/askere-gitmeyecegim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 22:39:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Askerlik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/09/askere-gitmeyecegim/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Cumartesi gününden beri halkın içindeyim&#8230;Aktütün&#8217;de verilen 17 şehitte bir PKK başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla. Asker kanadından yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.Hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde.Bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık&#8230;&#8221; 
&#8220;Adamlar gazetelere haber vere vere geliyorlar nerdeyse ve siz gafil avlanıyorsunuz&#8230; 
Er Ramazan baskından bir gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Cumartesi gününden beri halkın içindeyim&#8230;Aktütün&#8217;de verilen 17 şehitte bir PKK başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla. Asker kanadından yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.Hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde.Bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık&#8230;&#8221; </p>
<p>&#8220;Adamlar gazetelere haber vere vere geliyorlar nerdeyse ve siz gafil avlanıyorsunuz&#8230; <br />
Er Ramazan baskından bir gün evvel, Cuma günü evine telefon açıp veda ediyor&#8230; &#8220;PKK&#8217;lılar bizi bu hafta içinde üç kez bastılar, ben artık zor dönerim anne&#8230;&#8221; Ve dördüncü baskında, er Ramazan şehit&#8230;  <br />
<strong>Er</strong> <strong>Ramazan</strong> <strong>biliyor</strong> <strong>da,</strong> <strong>onun</strong> <strong>üzerindeki</strong> <strong>tek</strong> <strong>yıldızlıdan</strong> <strong>başlayıp,</strong> <strong>silsile-i</strong> <strong>meratip</strong> <strong>bol</strong> <strong>yıldızlıya</strong> <strong>bir</strong> <strong>yığın</strong> <strong>komutan</strong> <strong>nasıl</strong> <strong>bilmiyor</strong> <strong>acaba? &#8220;</strong> </p>
<p>&#8220;PKK ile savaşın başladığı 30 yıl içinde 40 bilmem kaç kez baskına uğramış, son şehitler hariç, 28 gencimiz keklik gibi avlanmasına sebep olmuş bir karakol Aktütün. Karakol mu, elimizle kurduğumuz tuzak mı yoksa? Koskoca orduda, bu durumu değerlendirecek, önlem düşünecek bir kurmay çıkmaz mı?&#8221; </p>
<p>Yukarıdaki satırları &#8220;TSK karşıtı&#8221; diye damgalanmış,menfur ve münafık bir liberal yazar yazmadı&#8230;Bu satırlar babası da bir kurmay asker olan,her zaman Kemalist ve milliyetçi bir çizgide olduğunu ifade etmiş bir yazar tarafından yazıldı&#8230;Bu sorular onun tarafından soruldu&#8230;Bu yazar Hıncal Uluç&#8230; <span id="more-1678"></span></p>
<p>Hıncal Uluç,siyasal kimliği itibariyle laik kesim içinde temsil kabiliyeti yüksek bir isim&#8230;Uluç&#8217;un onyıllardır bitmeyen,aksine artarak devam eden popülerliğinin temelinde bu var&#8230;Laik kesimde ideolojik ve keskin Batı-karşıtı bir ulusalcı-Kemalist çizgi hala marjinal&#8230;Çoğunluk <em>Popüler Kemalizm</em> diyebileceğimiz,Kemalizmin tüm temel unsurlarına yürekten bağlı ama aynı zamanda Batı ile bütünleşik kalmak isteyen,gri-beyaz bir ideolojik zemine sahip&#8230;Hıncal Uluç bu çizginin en net temsilcisi&#8230;Uluç,laik kesimin çoğunluğunun paylaştığı hisleri ifade eden bir isim,yani bu soruları sadece Uluç sormuyor&#8230;Genelkurmay bilmeli ki bu sorgulamalar TSK&#8217;nın kendi toplumsal temeli olarak gördüğü Kemalist kesimin büyük çoğunluğunda yapılıyor artık&#8230; </p>
<p><strong>Bu savaşa inanç kalmadı</strong> </p>
<p>Daha evvel de kendini Kemalist ve milliyetçi olarak adlandıran kesimlerin Güneydoğu&#8217;da süren savaşa inançlarının kalmadığını belirtmiştim&#8230;O sebeple bu ülkenin laik-şehirli ortasınıfı, oğullarının askerliğini rahat bir yerde yapması ve mümkünse yasal yollardan dolanarak bedelli olarak yapması veya yapmaması için elinden ne gelirse yapıyor&#8230; </p>
<p>En popüler taktikler şöyle&#8230;Bir şekilde kapağı yurtdışına atmak en az 3 yıl orada çalışmak yada bir yolunu bulup çalışıyor gözükmek ve o yolla askerliği bedelli olarak 21 gün yapmak&#8230; </p>
<p>Yaşanmış bir hastalık yada ameliyat varsa,onu abartmak,askeri hastanelerde ilgili tanıdıklara &#8220;çürük raporu&#8221; çıkartmak için kulis yapmak&#8230; </p>
<p>En olmadı,askerliği normal yasal süre içinde yapmak,fakat &#8220;rahat&#8221; bir yerde yapılmasını sağlamak&#8230;Bunu sağlamak için de makam sahibi emekli yada muvazzaf paşalara ulaşmak,oğlanın rahatı için ricacı olmak&#8230; </p>
<p>Bu üç yöntemden biri bir şekilde tutar ve bu ülkenin laik orta ve üst sınıflarının çocukları askerliğini genelde &#8220;rahat&#8221; yapar&#8230;Kimliği ne olursa olsun belli bir maddi gelirin üstünde olan ailelerin çocukları da bu işten &#8220;yırtmayı&#8221; genelde becerir&#8230; </p>
<p>Her zaman olduğu gibi olan yine garibanlara olur,onlar yırtamazlar,istemeseler de o çukur karakollara giderler&#8230;Uluç&#8217;un anlattığı Er Ramazan gibi &#8220;Artık zor dönerim anne&#8230;&#8221; derler ve göz göre göre canlarını yitirirler&#8230; </p>
<p><strong>Sivil itaatsizliğe çağrı</strong> </p>
<p>Bu riyakarlık,bu ahlaksızlık benim canıma tak etti artık!&#8230; </p>
<p>Ben askerliğini henüz yapmamış biriyim&#8230;Daha evvel de düşünüyordum ama dün yeniden uzun uzun düşündüm ve kendi adıma bir karar verdim,buradan da ilan ediyorum&#8230;Bu çözümsüz savaş sürdükçe ASKERE GİTMEYECEĞİM!! Böyle bir sivil itaatsizliği bu ülkenin gençleri olarak bizler yapmadıkça da bu savaşın bitirileceğine de inanmıyorum! Bu fikrimin anti-militarizm yada vicdani red ile de ilgisi yok&#8230;Bu bir meşruiyet meselesi&#8230; </p>
<p>TSK,bugün büyük bir meşruiyet krizi içindedir&#8230;Kendine Kemalist ve milliyetçi diyenler nazarında bile bu böyle bugün&#8230;O sebeple yasal yollardan askerden kaçmak için ellerinden geleni yapıyorlar&#8230; </p>
<p>Böyle bir yola tenezzül etmek bence ölen o yoksul ve köylü yurttaşlarımızın katline ortak olmaktır&#8230;Birileri rahat yerlerde askercilik oynarken,birileri güvenliksiz ölüm çukurlarında katledilmeyi bekleyecek öyle mi?  </p>
<p>Bu haksızlığa hiçbir vicdan dayanamaz&#8230;<strong>O sebeple askere gitmeyeceğim,bu devlete itaat etmeyeceğim</strong>&#8230;İsterlerse hapse atsınlar&#8230;Bu savaş kirli bir savaş,ordumuz ise kendi evlatlarına değer vermiyor&#8230;Böyle inanıyor ve bunu söylüyorum&#8230; </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/09/askere-gitmeyecegim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/09/askere-gitmeyecegim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

