<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Anayasa Mahkemesi</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/anayasa-mahkemesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Neye &#8220;evet&#8221;, Niye &#8220;hayır&#8221; ?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/03/neye-evet-niye-hayir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/03/neye-evet-niye-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10732</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal
Ön yargı ve nefret sarmalında bir referandum
&#8220;Bir kişiden, ulustan ya da inançtan nefret etmeden, çok az kişi mutlu olabilir&#8221; (Bertrand Russel)
 Ne güzel söylemiş 17. Yüzyıl Fransız şair ve drama yazarı Jean-François Regnard, &#8220;Sebepsiz yere severiz; sebepsiz yere nefret ederiz&#8221; diye. İnsanoğlu, yapısı ve doğası itibariyle, sevmediği bir kişinin iyi yanlarını görmekten; sevdiği kişinin de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt; TEXT-ALIGN: left"><span style="font-size: 12pt; color: #000000; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-themecolor: text1; mso-bidi-font-weight: bold;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/anayasa_referandum.jpg"><img class="size-medium wp-image-10734 alignleft" title="anayasa_referandum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/anayasa_referandum.jpg" alt="" width="188" height="244" /></a>Okan Kemal</em></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt; TEXT-ALIGN: left"><span style="font-size: 12pt; color: #000000; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-themecolor: text1; mso-bidi-font-weight: bold;"><strong>Ön yargı ve nefret sarmalında bir referandum</strong></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: left"><strong><em>&#8220;Bir kişiden, ulustan ya da inançtan nefret etmeden, çok az kişi mutlu olabilir&#8221;</em></strong> (Bertrand Russel)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: left"><strong> </strong>Ne güzel söylemiş 17. Yüzyıl Fransız şair ve drama yazarı Jean-François Regnard, &#8220;Sebepsiz yere severiz; sebepsiz yere nefret ederiz&#8221; diye. İnsanoğlu, yapısı ve doğası itibariyle, sevmediği bir kişinin iyi yanlarını görmekten; sevdiği kişinin de kötü yanlarını görmekten kaçınır. Kim ne derse desin; her ne kadar &#8220;akıl&#8221; sahibi tek yaratık dahi olsa, insana rehberlik eden &#8220;önyargı&#8221;dır. Çok azımız önyargılardan sıyrılıp &#8220;aklı selim&#8221; tabir edilen davranış içinde bulunuruz. Önyargıları ise nefret besler. Hayattaki yerimizi ve dünya görüşümüzü nefret üzerine bina ederiz. Zira, bir şeyden nefret ettiğimiz vakit; kendimizi nefret ettiğimiz şeyin karşısına yerleştirir ve hayatı bu noktadan algılamaya başlarız. Dolayısıyla, neyi neden sevdiğimizi veya bir şeyden neden nefret ettiğimizi çok sorgulamayız; hislerimiz ve tavırlarımız siyah ya da beyaz şeklinde net ve kesindir. Bu türden bir nefret algılaması, son dönemde gündemimizde yer eden, 12 Eylül tarihinde yapılacak &#8220;Anayasa&#8217;da Değişiklik Yapılmasına Dair Referandum&#8217;&#8221;a da yansımış<span id="more-10732"></span> görülmektedir. Aslında, referandum tarzı Evet ya da Hayırcı ayrışmalar, özellikle bizim gibi -oldum olası- kutuplaşmadan muzdarip toplumlarda bu türden nefret duygularını iyiden iyiye körüklemektedir. Hele bir de  referandumda oylanan, Anayasa gibi teknik olan ve çok sayıda maddeden oluşan bir konuysa, kafalar iyice karışmakta ve insanlar neye oy verdiklerini bilmeden sandıklara gitmektedirler.</p>
<p> Referandum ya da daha basit tabiriyle halk oylaması, birçok ülkede bugüne kadar başvurulmuş bir yol olup, daha ziyade yeni bir Anayasa yapıldığında ya da Bağımsızlık Kararı vb. kamuoyunu ilgilendiren ve çoğunluğun desteği olmadan karar verilmesi zor durumlarda gündeme gelmektedir. İsviçre gibi doğrudan demokrasiyle yönetilen ülkelerde sıklıkla kullanılan referandum, özellikle yerel konularda belirleyici nitelik taşımaktadır: geçtiğimiz yıl yapılan yeni minare yapılmasının yasaklanmasına dair referandum kararında olduğu gibi. Bizim gibi temsili (parlamenter) demokrasinin geçerli olduğu ülkelerde referandum, genelde Anayasa oylaması gibi hususlarda gündeme gelmektedir. Esas itibariyle bizim gibi ülkelerde beklenen, meclisin mutabakat sağlaması ve referandumun çok nadiren uygulanmasıdır. Nitekim, bugüne kadar ülkemizde 5 defa referandum yoluna gidildiği görülmektedir. Bunlardan ilki 1961 Anayasası&#8217;dır. Nispeten daha demokratik bir Anayasa olan 1961 Anayasası&#8217;na oy verirken de vatandaşların çoğu neye oy verdiğini bilmemekteydi. Nitekim, halkın %60&#8242;dan fazlasının onay verdiği ve bugünkü hukuki ve askeri vesayet sisteminin temellerini teşkil eden bu Anayasa&#8217;da 1971 Muhtırası sonrasında bu sefer halka sorulmadan Anayasayla getirilen özgürlükler fazla ve lüks bulunarak, değişiklikler yapıldı. Bir sonraki referandum meşhur ve silah gölgesinde yapılan 1982 Anayasası&#8217;nın oylandığı referandumdu. Bu referandumda da halk muhtemelen neye oy verdiğini bilmeden hareket ediyordu ve &#8220;HAYIR&#8221; demek yürek istiyordu. Türkiye üçüncü referanduma, bu sefer daha net ve tek bir sebep için gitti. 1987 yılında, 12 Eylül 1980 öncesi siyasilerin yeniden siyasete dönüp dönmemesi oylanmıştı. Ardından 1988 yılında yerel seçimlerin erkene alınıp alınmaması oylandı. Halk, dönemin Başbakanı Özal&#8217;a tepkisini bu referandumla ortaya koyarak %65&#8242;le referandumda &#8220;Hayır&#8221; dedi.  Son referandumsa, halkın düşük katılımla kabul ettiği 2007 yılında gerçekleşen Cumhurbaşkanını halkın seçmesine dair değişikliğin oylandığı referandumdu. Şimdi de, yeniden neye oy verdiğimizi bilmeden Anayasa&#8217;da yapılan değişiklikleri oylamak için 12 Eylül&#8217;de referanduma gidiyoruz. 12 Eylül 2010 Referandumu, biz her ne kadar neye oy verdiğimizi pek bilmesek ve inceleme gereği duymasak da, aslında siyaseten ve demokrasi açısından bize çok şey söylüyor; ve dikkatle ve derinlemesine bakacak olursak, mevcut siyasi zeminin ne kadar samimiyetsiz ve kaygan olduğunu gözler önüne seriyor. </p>
<p> İlk olarak, bu referandum, iktidar partisi AKP&#8217;nin 2007 seçimleri sonrası aldığı büyük destekten sonra başlattığı Sivil Anayasa hazırlama çabalarını rafa kaldırıp; mevcut Anayasa&#8217;ya makyaj yaparak, işin kolayına kaçtığını gösteriyor. Zira, mevcut Anayasa, ruhen 12 Eylül zihniyetini hala taşımakla beraber, daha önce bir çok maddesi değişmiş olan bir anayasa. Bu noktada dikkat çeken ikinci bir husus, daha önce (1995 ve 2001&#8242;de olduğu gibi) Anayasa&#8217;da değişiklik yapılırken milletvekillerinin uzlaşı sağlamış olmaları ve bu konunun referanduma kalmamış olması. Bu hususta, gerek AKP gerekse ana muhalefet CHP ve CHP ile aynı kulvarda koşan MHP&#8217;nin ve yanlarına aldıkları BDP&#8217;nin, uzlaşma konusunda sınıfta kalmış olmaları, yukarıda yaptığımız tespiti destekliyor. Bu üç partinin, özellikle de muhalefet partilerinin takındığı tavır, net ve tutarlı değil. AKP, CHP&#8217;nin başlarda yaptığı &#8220;Üç maddeyi referanduma sunalım. Diğerlerini uzlaşarak geçirelim&#8221; teklifini ciddiye almadı. Bu teklifi ciddiye alsaydı; bugün belki daha bilinçli bir şekilde sandık başına gidecektik. Belki her bir madde ayrı ayrı oylanabilecekti. Sonuçta &#8220;Hayır&#8221; bile çıksa, getirilen birçok özgürlükçü ve sivil madde 12 Eylül 2010 tarihinden çok önce yürürlüğe girmiş olacaktı. Ne yazık ki AKP uzlaşmaya yanaşmayınca, bu şans kaçırıldı. Ancak, madalyonunun muhalefet yüzüne baktığımızda da garip bir tutarsızlık görülmekte. Zira; eğer CHP sadece 3 maddeye karşıysa, o zaman Meclis&#8217;teki oylama esnasında diğer Maddelere &#8220;Evet&#8221; diyerek, her ne kadar AKP, uzlaşmaya yanaşmasa da neticede 12 Eylül oylamasını sadece 3 maddenin oylanmasına dönüştürebilirdi. Ancak, Türkiye&#8217;nin &#8220;Sosyal-Demokrat&#8221; partisi CHP, memurlara toplu sözleşme hakkı getiren ve birçok sosyal düzenlemenin yapıldığı maddeleri bile reddetti. 12 Eylül&#8217;den çok çekmiş olan ülkücü camianın partisi MHP ise, ne kamuoyunun ne de seçmen kitlesinin anlayamadığı bir şekilde,  devletin ve rejimin partisi olan CHP&#8217;nin katarına katıldı. Yıllardır öncülü birçok partinin kapatılan BDP&#8217;nin siyasi parti kapatmayı güçleştiren maddeyi reddederek referanduma bile kalmasını önlemesi, ironik ve manasız başka bir muhalefet adımı olarak zihinlere kazındı. Velhasıl kelam, tüm Meclis sınıfta kalınca, iş halka düştü. Peki, biz 12 Eylül&#8217;de neye Evet ya da Hayır diyeceğimizi biliyor muyuz? Evet diyeceğim diyenlere bir sorun. Çoğu, &#8220;Tayyip Bey&#8217;i desteklemek lazım. O bir şey getiriyorsa doğrudur&#8221; diyecektir. Hayır diyenlere sorun ,. Çoğu &#8220;Bu Referandumla AKP&#8217;ye büyük bir darbe indirebiliriz. Belki erken seçime bile gidebilirler. Bu sayede AKP&#8217;den kurtulabiliriz&#8221; diyeceklerdir. Anlaşılan, halkın çoğunluğunun durumu da Meclistekilerden pek farklı değildir. Bu şekilde yapılacak bir oylamadan sağlıklı bir sonuç alınması mümkün müdür? Yapılan sondajlarda Hayır oylarının biraz önde gittiği görülmektedir. Ancak ibre Evet&#8217;ten yana da dönebilir. Büyük ihtimalle, bu oylama Evet ve Hayır arasında %5&#8242;ten fazla bir farkın olmayacağı bir oylama olacaktır. Dolayısıyla, Evet ya da Hayır&#8217;ın gelebileceği maksimum nokta %55&#8242;tir. Bu açıdan bakacak olursak ve meseleyi bir Anayasa oylamasından ziyade AKP&#8217;ye destek sağlama veya haddini bildirme şeklinde alırsak; bakın ne tür sonuçlar çıkıyor. Evet&#8217;in %55; Hayır&#8217;ın % 45 olduğunu düşünelim. Bu durumda AKP, oylarını %50&#8242;nin çok üzerine çıkarmıştır. Bir sonraki seçimlerde çok daha güçlü bir şekilde iktidara gelecektir. Halk, AKP&#8217;ye desteğini sürdürmektedir. CHP ve MHP bir sonraki seçimde büyük bir yenilgiye uğrayacaklardır. Hayır&#8217;ın %55; Evet&#8217;in % 45 olduğunu düşünelim. Referandumdan Hayır çıkmıştır. Anayasa paketi reddedilmiştir. Anayasamız şimdiki haliyle devam etmektedir. Peki, halk AKP&#8217;ye ve Tayyip Erdoğan&#8217;a büyük bir şamar mı indirmiştir? Referandum reddedildiği için bir yerde bu soruya evet şeklinde cevap verilebilir. Ancak Evet oyları %45 olduğuna göre ve Evet demekle AKP&#8217;ye destek verildiği algılandığından; AKP, bir sonraki seçimde %45 civarı bir oy alacaktır. Yani, aşağı yukarı 2007&#8242;deki seviyesindedir. Yeniden tek başına iktidardır bu sonuca göre.</p>
<p> Referandum sonucunun rakamsal olarak mevcut iktidara destek şeklinde algılanamayacağına en güzel örnek 1987 ve 1988 referandumlarıdır. 1987&#8242;de çok az bir farkla halk Evet demiş ve Özal&#8217;ın Hayır&#8217;cı kampanyasını reddetmiştir. Özal&#8217;ın kampanyasının aldığı oy %49.9&#8242;dur. Buna karşılık, referandumdan 2 ay sonra yapılan genel seçimlerde Özal&#8217;ın aldığı oy %36&#8242;dır. Peki, bu durumda, %13-14&#8242;lük oy nereye gitmiştir? 1988 yılında halk %65 oyla Özal&#8217;a bir yerde reaksiyonunu göstermiştir. Özal&#8217;ın kampanyası 1988&#8242;de %35 oy almıştır. Ancak 5 ay sonraki Mart 1989 Yerel Seçimlerinde Özal&#8217;ın aldığı oy %21&#8242;dir. Peki, Özal&#8217;ın bu kadar kısa süre içinde %14&#8242;lük oyuna ne olmuştur? Dolayısıyla, 12 Eylül Referandumundan çıkacak sonucu AKP&#8217;nin genel seçimlerdeki oyu şeklinde değerlendirmek, sonuç ister Evet çıksın ister Hayır; son derece yanlış olacaktır. Zaten, bu referandumu AKP&#8217;nin ve Başbakanın oylaması şeklinde algılamak baştan yanlıştır. Oyladığımız nedir biliyor musunuz? Kısaca aşağıda listeleyelim; sonra Anayasa&#8217;ya Evet ya da Hayır demenin AKP ile ne ilgisi olduğunu siz değerlendirin: </p>
<ul>
<li>1- Yapılan düzenlemeyle, Anayasa&#8217;nın 10. Maddesi&#8217;nde yer alan &#8220;<em>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür</em>&#8220;. hükmünün hemen ardına &#8220;<strong>Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz&#8221; </strong>hükmü getirilerek, kadın-erkek eşitliği pekiştirilmektedir; </li>
<li>2- 20. Madde&#8217;ye, &#8220;<strong>Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir</strong><em>&#8221; </em>hükmü eklenerek, kişisel verilerin korunması sağlanmaktadır<em>. </em> </li>
<li>3- 23. Madde, &#8220;<em>Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir</em>&#8221; şeklindeyken; &#8220;<strong>Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir </strong>denilerek, hâkim kararına bağlanmaktadır.  </li>
<li>4- &#8220;<em>Ailenin korunması</em>&#8221; şeklindeki 41. Madde başlığı &#8220;<strong>Ailenin ve Çocukların Korunması</strong>&#8221; şeklinde değiştirilerek; &#8220;<strong>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır</strong>.&#8221; şeklinde ekleme yapılarak, çocuk hakları düzenlenmektedir.  </li>
<li>5- 51. Madde&#8217;nin <em>&#8220;</em><em>Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz&#8221; </em>şeklindeki fıkrası kaldırılarak, sendikal üyelikle ilgili bir sınırlamaya son verilmektedir. </li>
<li>6<strong>-      </strong>53. Maddeyle sosyal bir hak verilmekte ve &#8220;<strong>Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir&#8221;</strong> ifadesi getirilerek; memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmaktadır.<strong> </strong></li>
<li>7- 12 Eylül rejiminin, mantığının ve ruhunun buram buram hissedildiği 54. Madde&#8217;deki şu kısıtlayıcı hükümler kaldırılmaktadır:</li>
</ul>
<p style="padding-left: 90px;"><em>&#8220;Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur.</em></p>
<p style="padding-left: 90px;"><em>Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.&#8221;</em></p>
<ul>
<li>8- 74üncü Madde&#8217;de yapılan değişiklikle; &#8220;<strong>Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler&#8221;</strong> hükümlerinin eklenmesiyle Ombudsmanlık müessesesi oluşturulmaktadır. </li>
<li>9- 84. Madde&#8217;de yer alan ve milletvekilliğinin kalkmasıyla ilişkili &#8220;<em>Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar&#8221; </em>hükmü kaldırılarak, milletvekilliğinin sona erişine dair kısıtlama kalkmaktadır. </li>
<li>10- Daha önce <em>&#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır&#8221;</em>. şeklindeki 94. Madde hükmü &#8220;<strong>İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmiştir.  </li>
<li>11- En önemli sivil değişiklikler, 125. Madde&#8217;de yapılmaktadır. 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, <em>&#8220;</em><em>Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır&#8221;</em> hükmünün ardına <strong>&#8220;Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz&#8221;</strong> ifadeleri eklenerek, YAŞ kararlarına karşı hukuki itiraz yolu açılmaktadır.  </li>
<li>12- 128 Madde&#8217;de yer alan &#8220;<em>Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir&#8221;</em> hükmünün yanına &#8220;<strong>Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır&#8221;</strong> ibaresi eklenerek, toplu sözleşme hükümleri teminat altına alınmaktadır.</li>
<li>13- 129uncu Madde&#8217;de yapılan değişiklikle, Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz ifadesi, <strong>&#8220;Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmektedir.  </li>
<li>14- 145. Madde&#8217;de yapılan düzenlemeyle, &#8220;<em>Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler</em>.&#8221; şeklindeki ibare, &#8220;<strong>Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her halde adliye mahkemelerinde görülür&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmektedir. Madde&#8217;ye, &#8220;<strong>Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz</strong>&#8221; hükmü ilave edilerek, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmalarına sınırlama getirilmiştir. Ayrıca, 148. Madde&#8217;de yapılan değişiklikle, <strong>&#8220;Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler</strong><strong> &#8220;</strong> ibaresi eklenmiş; aynı Madde kapsamında Yüce Divan&#8217;la ilgili düzenleme yapılarak, <strong>&#8220;Sivillerin yanı sıra, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.&#8221; </strong>şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir. Sivilleşme açısından bu ekleme önemlidir.  </li>
<li>15- Ayrıca, <strong>&#8220;Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.&#8221; </strong>şeklinde bir hüküm ilave edilerek, vatandaşın bireysel başvuru hakkı tanınmıştır. </li>
<li>16- Anayasa Mahkemesi Başkanı&#8217;nın yaptığı açıklama çerçevesinde, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin reddettiği ve referandumda yer almayacak hükümler ise;</li>
</ul>
<p><em>146. Maddesinde yapılan değişikliğin 4. fıkrasında Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay, Yükseköğretim Kurulu ve Baro Başkanlarının Anayasa Mahkemesi&#8217;ne gönderecekleri üyeler için yapacakları seçimlerde, her üyenin bu seçimlerde kullanacağı oyda, her üyenin ancak bir aday için oy kullanabileceğine ilişkin hükümde; &#8220;Her üyenin ancak bir aday için oy kullanabileceğine ilişkin&#8217;, ibaresi iptal edilmiştir. Anayasa&#8217;nın 159. maddesine yapılan düzenlemenin 3. fıkrasında yer alan ‘Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;na atayacağı üyelerin iktisat ve siyasal bilim dallarıyla, üst kademe yöneticilerinden olacağına ilişkin ibarede; iktisat ve siyasal bilim dalları&#8221; ibaresiyle; &#8220;üst kademe yöneticileri&#8221; ibareleri iptal edilmiştir. </em>Danıştay, Yargıtay, Adalet Akademisi ile adli ve idari yargı hâkim ve savcılarının Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;na üye seçiminde ancak bir aday için oy kullanabileceklerine ilişkin ibare de reddedilen hükümler arasında yer almıştır. </p>
<p>Anayasa&#8217;da yapılması öngörülen ve referandumda oylanacak olan değişiklikler,  yukarıda da görüldüğü gibi genel itibariyle demokratik ve sivil girişimlerdir. Ancak, özellikle bazı hukukçular arasında bu yolla yargının siyasallaştırılacağına dair endişeler vardır. Bu kişiler, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kısmi iptallerinden memnun kalmamışlardır. Bu endişelerin kimileri, yerinde endişeler olabilir. Hiçbir şekilde bir hukuk devletinde yargının siyasallaşması söz konusu olamaz. Ancak, Türkiye&#8217;de gözden kaçan iki şey vardır. Bunlardan ilki, bu ülkede yasama-yargı-yürütme üçlüsünün net çizgilerle ayrılmamış olması; diğeri de yargının kendisini yasama ve yürütmeden üstün görmesi ve bu alanlara da sirayet etmiş olmasıdır. Yani, Türkiye&#8217;de, yargının siyasallaşması ne kadar yanlışsa; siyasetin yargılaşması da o kadar yanlıştır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kısmi iptalleri her ne kadar kimseyi memnun etmemişse de; Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Emine Tarhan yaptığı açıklamada &#8220;<em>Anayasa Mahkemesi bazı garabetleri iptal ett</em>i&#8221; diyerek, bu kararı bir şekilde onaylamıştır. Peki, Mahkeme, yargının siyasallaşmasını düşündürecek ya da bazı partilileri vb. yargıda çeşitli yerlere atamayı mümkün kılacak bazı garabetleri de iptal ettiğine göre; neden Anayasa Değişikliği Paketinin demokratik ve sosyal yenilikleri dikkate alınmamakta ve hala HAYIR&#8217;da ısrar edilmektedir? </p>
<p>Yukarıda, kısaca özetlemeye çalıştığımız Değişiklik Paketi, daha derinlemesine incelenmeli; çeşitli hukukçulara danışılmalı, ama mutlaka getirilen düzenlemeler dikkatle okunmalı ve demokrasi ve memleketin çıkarları doğrultusunda karar verilmelidir. Neye Evet veya Hayır; niye Evet veya Hayır dediğini bilerek sandığa gidilmelidir. Tabii, bu söylediğim herhalde ideal olanıdır. Büyük ihtimalle, çoğumuz yine körlemesine gideceğiz sandığın başına. Bu değişiklikleri kısmen ya da tamamen okuyarak, &#8220;Evet çoğu madde demokratik gibi; ama bazılarını tasvip etmiyorum. O yüzden HAYIR diyeceğim&#8221; diyenlerinizi duyar gibiyim.  Tabii ki haklısınız. Ancak bu, bardağın dolu tarafı var, ama yine de boş demek değil mi bir yerde? Aynı mantıkla, bazı maddeleri onaylamıyorum, ancak çoğu, demokratik ve sosyal haklar getiriyor o yüzden EVET diyeceğim de diyebilirsiniz. Yani, &#8220;Evet, bardak komple dolu değil, boşluklar var; ama yine de dolu&#8221; demek olur bu. Ben de şahsen böyle düşünenlerdenim. Meseleyi AKP&#8217;ye ya da Erdoğan&#8217;a Evet ya Hayır&#8217;a indirgemeden; bu değişikliklerle süper demokratik bir memleket olmayacağız, ama mevcut halimizden daha demokrat ve sivil olacağız şeklinde düşünerek ve aslında yepyeni sivil bir Anayasaya ihtiyacımız olduğu gerçeğini unutmadan hareket ediyorum. Referandumu amacından saptırmadan değerlendirmek gerektiği düşüncesindeyim. Peki siz, akıl sahipleri! Bu hususlar değerlendirilerek verilecek bir EVET&#8217;in aklı selimi; AKP&#8217;ye haddini bildirme zihniyetiyle verilen önyargıcı bir HAYIR&#8217;ın ise nefreti temsil ettiğini görmüyor musunuz?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/03/neye-evet-niye-hayir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/03/neye-evet-niye-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Laikperest Yargının Hizmetçisi Olarak MHP</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/29/laikperest-yarginin-hizmetcisi-olarak-mhp/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/29/laikperest-yarginin-hizmetcisi-olarak-mhp/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 15:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Ülkücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10693</guid>
		<description><![CDATA[[26 Temmuz 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
12 Eylül günü düzenlenecek Anayasa değişikliği referandumunda ben de her aklı başında insan gibi &#8220;evet&#8221; oyu vereceğim.
Bunun en büyük sebebi ise ne zaten pek kimsenin itiraz etmediği &#8220;kadın ve çocuk hakları&#8221; gibi konulardaki iyileştirmeler, ne de son günlerde gündeme oturan &#8220;12 Eylülcüleri yargılama&#8221; niyeti. Bunlar da iyi şeyler, ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/bozkurt1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10696" title="bozkurt1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/bozkurt1.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a>[26 Temmuz 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/laikperest-yarginin-isbirlikcisi-olarak-mhp-280766.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>12 Eylül günü düzenlenecek Anayasa değişikliği referandumunda ben de her aklı başında insan gibi &#8220;evet&#8221; oyu vereceğim.</p>
<p>Bunun en büyük sebebi ise ne zaten pek kimsenin itiraz etmediği &#8220;kadın ve çocuk hakları&#8221; gibi konulardaki iyileştirmeler, ne de son günlerde gündeme oturan &#8220;12 Eylülcüleri yargılama&#8221; niyeti. Bunlar da iyi şeyler, ama benim &#8220;evet&#8221;imin en büyük sebebi<span id="more-10693"></span>, paketin &#8220;yargı kurumu&#8221;na getireceği değişiklik olacak.</p>
<p>Mâlum koro, baştan beridir, bu değişikliğin &#8220;Akepe&#8217;nin yargıyı ele geçirmesi&#8221; anlamına geldiğini söyleyip duruyor. Oysa buna inanmak için ya aptal, ya kara cahil, ya da kör-kütük fanatik olmak lazım.</p>
<p>Çünkü okuma-yazması olan herkes görebilir ki, yapılan değişikliğin sonucu &#8220;yargının hükümetin egemenliğine girmesi&#8221; olmayacak. Hal-i hazırda zaten dar bir ideolojik kadronun egemenliğindeki yüksek yargının, daha &#8220;geniş tabanlı&#8221; ve &#8220;çoğulcu&#8221; hale gelmesi olacak.</p>
<p>Yani, zaten birilerince &#8220;ele geçirilmiş&#8221; olan bir devlet gücü, daha &#8220;demokratik&#8221;, daha &#8220;toplumu yansıtır&#8221; hale gelecek.</p>
<p>Peki kim bu birileri?</p>
<p>Tabii ki laikperestler.</p>
<p>Bu kavramı &#8220;laik devlete taraftar olanlar&#8221; anlamında kullanmıyorum. (Laik devlete ben de taraftarım.) &#8220;Yalnızca devleti ilgilendiren laiklik ilkesini çarpıtarak topluma ve hatta bireylere de empoze edenler&#8221; anlamında kullanıyorum.</p>
<p>&#8220;Laik yaşam biçimi&#8221; ya da &#8220;laik kıyafet&#8221; diye zırvalar icad edip, bunu vatandaşlara dayatanları kastediyorum.</p>
<p>Laik bir devlette tümüyle serbest olması gereken tarikat ve dini cemaatleri, ancak komünist diktatörlüklerde görülür biçimde yasaklayıp ezenlerden söz ediyorum.</p>
<p>Bu &#8220;laikperest ideoloji&#8221;, siyasi düzlemde CHP ve İşçi Partisi tarafından temsil edilmektedir ki, bunda bir sorun yoktur. Ama bu partilerin ortak ideolojisinin &#8220;resmi ideoloji&#8221; olması çok vahimdir. Yüksek yargı da, ne yazık ki, bazı istisnalar hariç, bugüne dek bu vehameti temsil etmiştir.</p>
<p>27 Mayısçı haydutların kurduğu bu ideolojik yargı sisteminin yarım asır sonra demokratikleşiyor olması ise, büyük olaydır.</p>
<p>CHP&#8217;nin ve İşçi Partisi&#8217;nin bu değişikliğe yana-yakıla &#8220;hayır&#8221; demesi de çok anlaşılırdır.</p>
<p>Benim anlamadığım, MHP&#8217;nin niçin bu laikperest koroya katıldığıdır.<br />
<strong>MHP&#8217;yi ‘sağ&#8217; bilirdik&#8230;</strong></p>
<p>Evet, ben MHP&#8217;yi &#8220;sağ&#8221; bir parti olarak bilirdim.</p>
<p>&#8220;Sağ&#8221;ın bu ülkedeki birinci anlamı da, &#8220;halkın inancını aşağılayanlardan yana olmamak, aksine onlara karşı olmak&#8221;tır.</p>
<p>Bu duruşun turnusol kağıdı, 27 Mayıs&#8217;tır. O karanlık devirde Ankara&#8217;daki zalimlerin değil, Yassıada&#8217;daki mazlumların yanında olmaktır. Onlara, &#8220;sizi içeri tıkan kuvvet böyle istiyor&#8221; diyen &#8220;yüksek yargıç&#8221;ların yanında olmak hiç değildir.</p>
<p>O devirde o &#8220;sağ&#8221; tavrı gösterecek adamın da bu devirde 28 Şubatçılara, 27 Nisancılara, &#8220;367&#8243;cilere ve başörtü yasakçılarına destek çıkması düşünülemez.</p>
<p>Bu, ancak, &#8220;Menderes&#8217;i Yassıada&#8217;ya tıkan kuvvet bugün de bizi işbirlikçisi yaptı&#8221; demek anlamına gelir.</p>
<p>MHP yönetiminin bugünkü tavrının özeti de bence budur.</p>
<p>Neyse, biliyorum ki, en azından MHP&#8217;nin kadrolarında ve tabanında bu &#8220;laikperest sapma&#8221;yı kendine yedirmeyecek nice vicdanlı insan var.</p>
<p>Ve 12 Eylül günü onlardan vicdanlı bir &#8220;evet&#8221; bekliyorum.</p>
<p><strong>NOT</strong>: MHP yönetimine son günlerde tek bir noktada katıldığımı belirtmem lazım: Astıkları pankartların bazı illerde valiler tarafından indirilmesine duydukları tepki. Bu iş, &#8220;vali işgüzarlığı&#8221; ile oluyorsa çok yanlış, &#8220;hükümet talimatı&#8221; ile oluyorsa çok vahimdir. MHP&#8217;nin her dediği yanlış olsa da (ki şu aralar bence öyle), bunları serbestçe ifade hakkı tartışılamaz. Dolayısıyla hükümet bu &#8220;pankart indirtme&#8221;ye hemen dur demeli.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/29/laikperest-yarginin-hizmetcisi-olarak-mhp/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/29/laikperest-yarginin-hizmetcisi-olarak-mhp/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ANKET: 12 Eylülde Anayasa değişikliğine ne diyeceksiniz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/anket-12-eylulde-anayasa-degisikligine-ne-diyeceksiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/anket-12-eylulde-anayasa-degisikligine-ne-diyeceksiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 16:22:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10639</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül&#8217;deki referandum yaklaşıyor. Okurlarımız arasında yaptığımız ankete katılın. Sağ kolonda anket bölümünde oy kullanabilirsiniz.
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül&#8217;deki referandum yaklaşıyor. Okurlarımız arasında yaptığımız ankete katılın. Sağ kolonda anket bölümünde oy kullanabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/21/anket-12-eylulde-anayasa-degisikligine-ne-diyeceksiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/anket-12-eylulde-anayasa-degisikligine-ne-diyeceksiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Duyuru: Tan Haskol ile iMedya-TV&#8217;de Anayasa Tartışması</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/duyuru-tan-haskol-ile-imedya-tvde-anayasa-tartismasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/duyuru-tan-haskol-ile-imedya-tvde-anayasa-tartismasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 10:35:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10608</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=4766" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-10609" title="tan_haskol_anayasa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/tan_haskol_anayasa.jpg" alt="" width="315" height="213" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/21/duyuru-tan-haskol-ile-imedya-tvde-anayasa-tartismasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/21/duyuru-tan-haskol-ile-imedya-tvde-anayasa-tartismasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İktidarın Sınırlandırılması ve Anayasal Demokrasi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/19/iktidarin-sinirlandirilmasi-ve-anayasal-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/19/iktidarin-sinirlandirilmasi-ve-anayasal-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 20:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10574</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Coşkun Can AKTAN
&#8220;Bütün insanlarda bir tehlike mevcuttur. Özgür bir devlet için tek kural şu olmalıdır: Güce sahip olan herkes halkın özgürlüğü için bir tehlikedir.&#8221;1
(John Adams)
&#8220;Güç sözkonusu olduğunda, insanlara fazla güvenme ve onları anayasanın zincirlerine bağla&#8221;2
(Thomas Jefferson)
Demokrasinin en klasik tanımını Abraham Lincoln yapmıştır: &#8220;Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi.&#8221; Ancak, Lincoln tarafından ifade edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/dikkat_fasist.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10576" title="dikkat_fasist" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/dikkat_fasist.jpg" alt="" width="192" height="200" /></a><a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=965" target="_blank">Prof. Dr. Coşkun Can AKTAN</a></p>
<p><em>&#8220;Bütün insanlarda bir tehlike mevcuttur. Özgür bir devlet için tek kural şu olmalıdır: Güce sahip olan herkes halkın özgürlüğü için bir tehlikedir.&#8221;</em><sup><em>1</em><br />
</sup>(John Adams)</p>
<p><em>&#8220;Güç sözkonusu olduğunda, insanlara fazla güvenme ve onları anayasanın zincirlerine bağla&#8221;</em><sup>2<br />
</sup>(Thomas Jefferson)</p>
<p>Demokrasinin en klasik tanımını Abraham Lincoln yapmıştır: &#8220;Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi.&#8221; Ancak, Lincoln tarafından ifade edilen &#8220;gerçek demokrasi&#8221; yüzyıllar boyunca insanlığın hep &#8220;ideali&#8221; olmuş, gerçek yaşamda ise bir &#8220;fantasma&#8221; olmanın ötesine geçememiştir. Büyük Fransız filozoflarından Jean-Jacques Rousseau&#8217;nun dediği gibi &#8220;gerçek demokrasi sadece bir idealdir.&#8221; Demokrasi uygulamada halk için, halkı yönetenlerin despotizminden başka bir şey <span id="more-10574"></span>olmamıştır.</p>
<p>Günümüzde &#8220;temsili demokrasi&#8221; olarak ifade ettiğimiz siyasal sistemi &#8220;gerçek demokrasi&#8221; olarak görmek trajik bir yanılgıdır. Temsili demokrasi anlayışında seçimden galip çıkan temsilciler kendilerini halkın hür iradesi ile seçilmiş vekiller olarak görmektedirler. Siyasal iktidarın meşruiyyeti, seçim ve oylama mekanizmasına bağlanmıştır. Bu meşruiyyet inancı, siyasal iktidarların sahip oldukları güç ve yetkilerin de sınırlanmasının doğru olmadığı düşüncesini yaygınlaştırmıştır. Öyle ki, bugün seçimi kazanan her parti kendisini halkın &#8220;hür irade&#8221;sinin temsilcileri olarak görmektedir.</p>
<p>Asla unutulmaması gereken; hiç bir siyasal iktidarın halkın hür iradesini yansıtamayacağıdır. Seçimi kazanmış olsa da hiç bir iktidara sınırsız yetkileri içeren bir &#8220;yönetim vekaletnamesi&#8221; verilemez. Aşağıda sıralayacağımız nedenlerden ötürü iktidarın sınırlandırılması demokrasi için vazgeçilmez bir şarttır:</p>
<p><strong>* Siyasal İlgisizlik: </strong>Seçim ve oylama mekanizmasının varlığı demokrasi için gerekli, ama yeterli bir şart değildir. Gerçek demokrasi için halkın tümüyle siyasete ilgili olması gerekir. Siyasal katılım eksikliği ya da siyasal ilgisizlik halkın &#8220;tüm&#8221; iradesini sandığa yansıtmaz. Ayrıca depolitizasyon politikası da seçmenleri siyasal katılımdan uzaklaştırabilir.</p>
<p><strong>* Siyasal Bilgisizlik: </strong>Seçmenlerin bir kısmı siyasete ilgisiz iken, bir kısmı da bilgisizdirler. Okuma yazma oranının düşük olduğu bir &#8220;cahil&#8221; toplumda seçim sonuçlarını halkın &#8220;gerçek&#8221; iradesi olarak görmek ve kabul etmek ne ölçüde doğrudur? Eksik enformasyona, taraflı enformasyona (propaganda ve medyanın yönlendirmesi ile ) ve aşırı enformasyona sahip seçmenler sonuçta gerçek tercihlerini ortaya koyamazlar. Özetle, siyasal manipülasyon metotları kullanılarak seçmene gerçek enformasyon sunulmamakta, bu da seçmenlerin bilgisizliğini artırmaktadır.</p>
<p><strong>* Siyasal Miyopluk: </strong>Sadece kendi önünü gören seçmenlerin var olduğu bir toplumda halkın doğru tercihlerde bulunduğunu söylemek gerçekçi değildir.</p>
<p><strong>* Siyasal Unutkanlık (Amnesia): </strong>Seçim ve oylama mekanizması bir iktidarın gücünü kötüye kullanma eğilimini ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Politikacı, seçmenin miyop olduğu kadar unutkan olduğunu da çok iyi bilir ve ona göre davranır. Seçim yaklaştıkça kendisi de miyoplaşan politikacı para musluklarını açar ve böylece seçmen, daha önce kendisine &#8220;kaşıkla verip, sapıyla çıkaran&#8221; politikacının yaptıklarını unutur (!). Özetle, sadece siyasal unutkanlık bile tek başına iktidarın ekonomik alandaki güç ve yetkilerini sınırlamak için yeterli bir gerekçedir.</p>
<p><strong>* Çoğunluk Despotizmi: </strong>Seçim sonunda en fazla oy alarak iktidar koltuğuna oturanlar halkın değil, olsa olsa çoğunluğun çıkarlarını temsil eden kimselerdir. Çoğunluk kuralına dayalı bir yönetimi (Çoğunlukçu Demokrasi/Majoritarianizm) gerçek demokrasi olarak değil &#8220;çoğunluk despotizmi&#8221; olarak görmek gerekir. Çoğunlukçu demokrasi, köklerini Rousseau&#8217;nun &#8220;genel irade&#8221; görüşünden almaktadır. Oysa, &#8220;genel irade&#8221;, halk iradesi demek değildir.</p>
<p><strong>* Plütokrasi: </strong>Bugün adına demokrasi dediğimiz siyasal sistemde gerçek yönetici sınıfın, hem ekonomiyi, hem de devleti denetim altında tutan plütokratlar olduğu görüşü de iktidarın meşruiyyetine bir gölgedir. Plütokrasi, (etimolojik kökeni eski Yunanca ploutos (zenginler) +cratos (iktidar) kelimelerine dayalıdır.) bugün için parasal gücü elinde tutan çıkar ve baskı gruplarının egemenliğini ifade etmektedir. Çıkar lobileri ile oluşturulmuş bir parlamentonun kapısında yazılı; &#8220;egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir&#8221; sözünün gerçeği ne kadar yansıttığının üzerinde düşünülmesi gerekir.</p>
<p><strong>* Lider Diktası: </strong>Bugün adına demokrasi dediğimiz yönetimde lider sultası ya da lider diktası egemenliğin gerçekten halkın elinde olmadığının bir diğer açık kanıtıdır. Halk, vekillerini kendisi seçmemektedir; parti başkanlarının önceden seçtikleri kimseler arasında halk seçim yapmak hakkına sahiptir. Böylesine bir demokrasi anlayışı despotizmden başka nedir ki?</p>
<p><strong>* Elitizm ve Oligarşinin Tunç Yasası: </strong>Pareto, Mosca ve Michels gibi teorisyenlerin ifade ettikleri gibi çağdaş demokrasilerde parti kadroları belirli &#8220;elit&#8221; kesimlerin elinde toplanmıştır. Michels Yasası&#8217;na göre partilerde başta genel başkanlar olmak üzere sınırlı bir kesim parti üzerinde hegemonyaya sahiptir. Tunç kadar katı ve sert olan bu oligarşik yapı, demokrasinin parti içerisinde dahi var olmadığını göstermektedir.</p>
<p><strong>* Bağımlı Yargı: </strong>Kuvvetler ayrılığı ilkesi de demokrasi için gerekli, ancak yeterli bir koşul değildir. Bugün çağdaş demokrasilerde gerçek anlamda bir kuvvetler ayrılığından söz etmek mümkün değildir. Yargı, iktidara bağımlıdır ve &#8220;bağımsız yargı&#8221; işlerlikten yoksundur. Bu nedenle, hiç bir iktidarın eylem ve davranışları sadece yargıya ve göstermelik denetimlere teslim edilemez.</p>
<p><strong>* Yozlaşmaya Eğilimli Siyasal Güç: </strong>Tüm yukarıda saydığımız nedenler bugün temsili demokrasilerde iktidarların güç ve yetkilerini niçin sınırlamamız gerektiğini yeterince ortaya koyuyor düşüncesindeyim. Demokrasi cahillerinin yukarıda saydıklarımızın yanısıra tarihten öğrenmeleri gereken en önemli ders şudur: Sınırsız iktidar, yozlaşmaya eğilimlidir. Sınırsız demokrasi, despotizm demektir.</p>
<p>Tarih; otorite ve güç delisi zalim yöneticilerin, despot kralların halka yaptığı baskı ve eziyetlerle dopdoludur. &#8220;Temsilsiz vergileme olmaz&#8221; sözü despot kralların vergileme yetkilerinin sınırlandırılması için verilen mücadeleler neticesinde kazanılabilmiştir. Vergileme yetkisi kralların elinden alınabilmiştir, ama bu kez bugün olduğu gibi parlamentodaki sözümona halkın vekillerinin keyfiyetine terk edilmiştir!&#8230; 18. yüzyılda halk &#8220;temsilsiz vergileme olmaz&#8221; diye haykırıyordu. Bugün ise &#8220;temsilsiz ve sınırsız vergileme olmaz&#8221; demeli ve bunun için mücadele etmeliyiz.</p>
<p>Ciddi bir dejenerasyon ve deformasyon içinde olan demokrasi bugün için halk egemenliğini ifade etmekten çok uzaklaşmıştır. Demokrasiyi yeniden inşaa etmek için mücadele etmeden önce demokrasiyi yeniden tanımlamalıyız. Gerçek demokrasi idealine daha fazla ulaşabilmek için &#8220;anayasal demokrasi&#8221; nin gerekli olduğuna inanmalıyız. Anayasal demokrasi, iktidarı anayasa ve anayasacılığın teknikleri ile sınırlamayı amaçlamaktadır. Öncelikle, &#8220;iktidarları niçin sınırlamamız gerekir?&#8221; sorusunu kendi kendimize soralım. İktidarların güç ve yetkilerinin sınırsızca ve sorumsuzca kullanılmasının doğru olmadığına inandıktan sonra, iktidarları sınırlayacak araçlar ya da yöntemleri bulmak her zaman mümkündür.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1. &#8220;There is danger from all men. The only maxim of a free government ought to be to trust no man living with power to endanger the public liberty.&#8221; Notes for an Oration in Braintree Massachussetts (Spring 1772) bkz: <a href="http://johnadamsweb.com/adamsquotes.html">http://johnadamsweb.com/adamsquotes.html</a></p>
<p>2. &#8220;In questions of power, then, let no more be said of confidence in man, but bind him down with the chains of the Constitution.&#8221; Draft of the Kentucky Resolutions : October - 1798 bkz: <a href="http://www.yale.edu/lawweb/avalon/jeffken.htm">http://www.yale.edu/lawweb/avalon/jeffken.htm</a></p>
<p><strong>Öz</strong></p>
<p>En basit bir biçimde &#8220;Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi&#8221; olarak tarif edilen demokrasi, yüzyıllar boyunca insanlığın ideali olmasına rağmen gerçek yaşamda bir &#8220;fantasma&#8221; olmanın ötesine geçememiştir. Bu yazıda, bu durumun nedenler üzerinde durulmakta, gerçek demokrasiyi yeniden inşa etmek için demokrasinin yeniden tanımlanması gereğine işaret edilmekte ve çözüm olarak &#8220;anayasal demokrasi&#8221;nin önemine değinilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/19/iktidarin-sinirlandirilmasi-ve-anayasal-demokrasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/19/iktidarin-sinirlandirilmasi-ve-anayasal-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AYM, Türk Kanı ve Kudüs’te Namaz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/aym-turk-kani-ve-kudus%e2%80%99te-namaz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/aym-turk-kani-ve-kudus%e2%80%99te-namaz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 17:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[ilker basbug]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10534</guid>
		<description><![CDATA[[14 Temmuz 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
&#8220;Yıllık iznimin bir bölümünde&#8221; olduğum için geçen hafta yazamadım. O arada da epey &#8220;gelişme&#8221; yaşandı. Kısa kısa değineyim.
Önce Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararı&#8230; Bu, bir açıdan, &#8220;meclis üzerindeki yargı vesayetini&#8221; sürdüren yanlış bir karar oldu. AYM, geçmişte daha vahim örneklerini gösterdiği bir geleneği sürdürerek yetkisini aştı ve meclise ait olan &#8220;anayasayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/09/20080903_derin_dusunce_org_ergenekon.jpg" alt="" width="288" height="216" />[14 Temmuz 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/aym-turk-kani-ve-kudus-te-namaz-277586.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>&#8220;Yıllık iznimin bir bölümünde&#8221; olduğum için geçen hafta yazamadım. O arada da epey &#8220;gelişme&#8221; yaşandı. Kısa kısa değineyim.</p>
<p>Önce Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararı&#8230; Bu, bir açıdan, &#8220;meclis üzerindeki yargı vesayetini&#8221; sürdüren yanlış bir karar oldu. AYM, geçmişte daha vahim örneklerini gösterdiği bir geleneği sürdürerek yetkisini aştı ve meclise ait olan &#8220;anayasayı değiştirme&#8221; hakkına müdahale etti.</p>
<p>Ancak, hakkını da yemeyelim, mahkemenin yaptığı müdahale çok &#8220;sınırlı&#8221; ve &#8220;mütevazi&#8221; kaldı. Bu açıdan bakıldığında, kararı olumlu bulmak, en azından &#8220;ehven-i şer&#8221; saymak mümkündür.</p>
<p>Dahası karar, yüksek yargı kurumlarının &#8220;geniş tabanlı&#8221; hale getirilmesinin &#8220;kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali&#8221; olduğu yönündeki Kemalist tezi de tekzip etmiştir. AYM&#8217;nin bile hukuken sakıncalı bulmadığı <span id="more-10534"></span>bir reform paketini &#8220;Akepe totaliterizmine giden yol&#8221; diye yaftalama çiğliği, artık iyice anlamsızlaşmıştır.<br />
<strong>&#8216;Damarlarda akan asil kan&#8217;</strong></p>
<p>Geçen haftanın bir diğer manşeti Genel Kurmay Başkanı&#8217;nın televizyondan yaptığı tatsız açıklamalardı. Diğer bazı generallere göre daha sağduyulu olduğunu bildiğimiz Başbuğ, orduyu eleştirenleri (bazen gerçekten insafsızca davransalar da) &#8220;Türk kanı taşımayanlar&#8221; diye tanımlamakla açıkçası büyük bir çam devirdi. &#8220;Kastının ne olduğu&#8221; tartışılabilir, ama bu lafın çıplak olarak alındığında ırkçı bir zihniyete tekabül ettiği açıktır.</p>
<p>Zaten ülkemizdeki &#8220;Türk sorunu&#8221; tam da burada düğümlenmektedir. Bir taraftan etnik köken ayırmaksızın her vatandaşın &#8220;Türk&#8221; olduğu söylenmekte, ama diğer taraftan da kimin &#8220;öz Türk&#8221; kimin &#8220;öteki&#8221; olduğuna dair düpedüz ırkçı değerlendirmeler resmi ağızlardan dışarı kaçmaktadır.</p>
<p>Bu da kanımca Tek Parti dönemiyle henüz hesaplaşamamış olmamızla yakından ilgilidir. O dönemde resmi destek gören &#8220;kafatasçı&#8221; ve &#8220;kancı&#8221; söylemler, hem devlet hem toplum katında hâlâ kutsallaştırılmaktadır. (Bkz: &#8220;Türk gençliğinin damarlarında akan asil kan&#8221; hikayesi.)</p>
<p>General Başbuğ&#8217;un yakındığı &#8220;asimetrik psikolojik harekât&#8221;a dair ise kendisine ve kurumuna naçiz bir tavsiyem olacak: Ordunun siyasete müdahale etme ve belirli toplumsal kesimleri &#8220;iç düşman&#8221; sayma geleneğini terk ettiğini ikna edici şekilde göstersinler, o zaman sanırım bu dert de biter. Çünkü onların &#8220;psikolojik harekât&#8221; diye algıladığı eleştiri ve tepkiler, bazen bence de fanatizme kaçsa da, nihayetinde ordunun darbe ve vesayet geleneğini hedef alıyor. &#8220;Normal&#8221; bir ordu oldukları gün, onlar da rahat edecek başkaları da.<br />
<strong>Türk usûlü İslamofobi</strong></p>
<p>Gelelim üçüncü meselemize, yani Dışişleri Bakanı&#8217;nın &#8220;bir gün Doğu Kudüs&#8217;te namaz kılacağız&#8221; sözüne&#8230; Buna tepki gösteren yorumcular, ya Mescid-i Aksa&#8217;nın da bulunduğu Doğu Kudüs&#8217;ün uluslararası hukuka göre &#8220;Filistin toprağı&#8221; olduğunu ve ABD&#8217;nin dahi desteklediği &#8220;iki devletli çözüm&#8221;e göre Filistin&#8217;e bir şekilde iade edileceğini bilmiyorlar&#8230;</p>
<p>Ya da &#8220;namaz kılan Türk Dışişleri Bakanı&#8221; fikri onları bir şekilde rahatsız ediyor.</p>
<p>Eğer ikinci şık geçerli ise kendilerine sormak isterim: Acaba İsrail yönetiminin ülkeyi ziyaret eden pek çok devlet adamını Kudüs&#8217;teki Ağlama Duvarı&#8217;na götürmesinden, onların da Yahudi dininin icapları gereği başlarına &#8220;kippa&#8221; (takke) takıp dua etmesinden de rahatsız oluyorlar mı?</p>
<p>Yoksa Yahudi-Hıristiyan ritüelleri daha kabul edilebilir de, sıra İslam&#8217;a gelince mi laiklik damarı nüksediyor?</p>
<p>Eğer böyle &#8220;İslamofobik&#8221; takıntılarınız yoksa, Davutoğlu&#8217;nun &#8220;Kudüs&#8217;te namaz&#8221; niyetinde sorun görmemeniz gerekir.</p>
<p>Ben, kendi adıma, &#8220;şimdiden Allah kabul etsin&#8221; diyorum.</p>
<p><strong>NOT</strong>: Saadet Partisi&#8217;ndeki &#8220;vesayet&#8221;i bitiren Numan Kurtulmuş&#8217;u da gönülden tebrik ederim. SP, onun sayesinde zaten iyi bir yola girmişti; eminim bundan sonra daha da iyi olacak.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/15/aym-turk-kani-ve-kudus%e2%80%99te-namaz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/15/aym-turk-kani-ve-kudus%e2%80%99te-namaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Kurabilirsiniz, Millet Kurgulayamazsınız!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 05:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasalar]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10295</guid>
		<description><![CDATA[Devlet, genellikle hareket unsurlarına göre tanımlanır. Buna göre devlet; ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.
   Türk tarihinde &#8216; devlet &#8216; en önemli organizmadır. Osmanlı ve hatta daha önceki dönemler dahil olmak üzere, bu &#8216; devlet &#8216; gerekliliğine olan inanç; iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/baykalbydiva.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10298" title="baykalbydiva" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/baykalbydiva.gif" alt="" width="281" height="290" /></a>Devlet, </strong>genellikle hareket unsurlarına göre tanımlanır. Buna göre devlet; ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.</p>
<p>   Türk tarihinde &#8216; devlet &#8216; en önemli organizmadır. Osmanlı ve hatta daha önceki dönemler dahil olmak üzere, bu &#8216; devlet &#8216; gerekliliğine olan inanç; <strong>iki Türk bir araya gelse devlet kurar </strong>sözüne kaynak olmuştur. Yine zorunlu bir gelenek olan devlet ve devletin bekâsı her türlü kavramın önünde durmuştur. Bu nedenle <strong>devlet başadır, kuzgun leşe.</strong> </p>
<p>  Bireycilik, toplum ( ortak ) yaşam için neredeyse modern etkiler ile bir faciaya gidilen yolu açabilme yetisine sahip olsa dahi devlet - millet(ler) ilişkisinde yani burada kullandığım anlamıyla, devletin sınırlarını çizmesi ve bireyin haklarını <span id="more-10295"></span>gözetmesi açısında bir gerekliliktir.  </p>
<p>  Devletin varlığının gerekli argümanları; <strong>toprak, insan, egemenlik ve hukuktur. </strong>Türk devlet anlayışı tarihinde toprak, egemenlik çok daha geniş bir alanı kapsadığı için ve devleti oluşturan parçaların arasında, aslında ismi geçmemesi gereken, bir bütün olan devletin geçiyor olması sonucu ortaya devletin varlığı için gerekli parçalar; <strong>devlet, toprak, egemenlik olarak gelişmiştir. Bunun sonucunda ise birey haklarının alanı kısıtlanmıştır.</strong> </p>
<p>  Devlet - Millet ( vatandaş ) ilişkisinde en önemli faktör anayasadır. Anayasa devletin yönetim biçimini tanımlar. Devletin temel kanunudur. Vatandaşların temel hak ve görevlerini bildirir. Ayrıca anayasa ile kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır. </p>
<p>  Anayasaları anlamlarının ifade ettikleri üzere, bir devletin dışa ait duruşunu sağladığı gibi içe bakışını da içinde barındırır. Biz de, anayasa tartışmalarının gündemde olduğu bugünlerde Türkiye Cumhuriyeti tarihinden başlayarak anayasalarımıza kısaca bakalım. Bakalım ki, anayasalarımız ortak kabule uygun bir anlamda işlevsel bir yol mu tutmuş yoksa bir gurubun tekelinde, bir milletin kurgusunda bir kader mi çizmiş bunu görelim. Bugüne kadar görmemiş olsak dahi, Anayasa Mahkemesine(?) rağmen anayasa değişikliği ihtimali olan şu günlerde görelim. </p>
<p><strong>  1921 Anayasası</strong> </p>
<p>  1918 Mondros Mütarekesinden sonra 1. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerinin ülkeyi işgal etmesi sonucu, işgale karşı direniş başlayınca Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a çıkışı ardından Amasya Tamimi yayımlandı ve Erzurum ve Sivas kongreleri yapıldı. 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul&#8217;un işgali edilmesi üzerine son Osmanlı Meclis-i Mebusanı bir toplantı yaparak çalışmalarına ara verme kararı aldı, işte bu karardan sonra Mustafa Kemal meclisi Ankara&#8217;ya toplantıya çağırır. <strong>Salahiyeti fevkaladeyi haiz bir meclis</strong> deyimiyle kast edilen şey, kurulacak meclisin bir &#8216; <strong>kurucu meclis</strong> &#8216; olacağıdır. İşte bu meclisin 23 Nisan 1920&#8242;de kurulmasından yaklaşık olarak 9 ay sonra 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yani 1921 Anayasası kabul edilmiştir. </p>
<p>  1921 Anayasasının 1. maddesi; &#8216; <strong>Hakimiyet bilakaydü şart milletindir</strong> &#8216; ifadesini ihtiva eder. Peki, öyle midir? </p>
<p><strong>  1924 Anayasası</strong> </p>
<p>  1921 Anayasası aslında bir anayasa olarak değil Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olarak anılır. Bu anayasaya bir giriş olması açısından bu başlıkta mevcut. </p>
<p>  1924 Anayasası, 1921 Anayasasını yürürlükten kaldıran (madde 104) bir anayasadır. Anayasanın üstünlüğü ilkesi açıkça 103. Madde ile ilan edilmiştir. Bu dönemde henüz bir Anayasa Mahkemesi yoktur. Yargıtay ve Danıştay da bu yetkiyi kendilerinde görememiştir. </p>
<p>  Mesela 68. Madde; &#8221; Her Türk hür doğar, hür yaşar &#8221; ifadesini ihtiva eder. <strong>Bu maddeye göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı dahi olsanız hür doğup, hür yaşama şansınız eğer başka bir ırka, millete dahil iseniz mümkün değildir. Bunu bu maddeye bakarak değil, 1924&#8242;lerden 2010 yılına geldiğimiz şu günlerde Türkiye tarihine bakarak söylüyorum.</strong> </p>
<p><strong>1961 Anayasası</strong> </p>
<p>  Darbeler tarihimizin -ideolojik nedenlerden dolayı- pek rağbet görmeyen 1960 Darbesi, ordu içinde birbirinden habersiz cuntaların oluşumuyla, deyim yerindeyse; resmen çetecilik usulü ile yapılan bir darbedir. Bu darbe ile hem milletin seçtiği başbakan asılmış, hem de iradenin milletin olduğunu söyleyen bir anayasal düzenin ülkesinde milletin elinden egemenlik alınmıştır. </p>
<p>  1960 Darbesinden sonra tek niyeti darbe yapmak olan paşaların darbe hevesi ile sonunu düşünemediği bu darbeden sonra alelacele profesörleri toplayıp; <strong>&#8216; bir anayasa yapın &#8216; direktifi vermesinden sonra, profesörlerden bazılarının; &#8216; nasıl bir anayasa istersiniz paşam? &#8216; diyerek sormasıyla oluşmuş bir anayasa olan 1961 Anayasasının bir başka yönü de darbecileri koruyan yasalar ile süslenmiş olmasıdır.</strong> </p>
<p><strong>  1982 Anayasası</strong> </p>
<p><strong>  </strong>1980 Darbesinin hemen ardından üniformalılarca form verilen, kabulünde millete sadece şeklen fırsat verilen bir anayasa olan bu darbe anayasası halen yürürlükte olması sebebiyle sırtımızdaki kamburun nedenlerinin de başını çeker. </p>
<p>  Yaklaşık olarak 34 kez değişikliğe uğramış ancak halen sorunlarımıza çözüm olamamış, demokratikleşme sürecinde en büyük engellerimizden biri olan anayasa; &#8216;<strong>değiştirilmesi dahi teklif edilemez </strong>&#8216; maddelerine de ev sahipliği yapmasıyla ünlüdür. İçerisinde değişikliği kabul etmeyen ana maddeleri ile ve halen sorunlarımıza çözümsüzlüğü ile tıkanıklığa neden olan bir anayasanın derhal tümüyle değiştirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>  Ne yapalım?</strong> </p>
<p>  Konuya anayasa tarihimiz diye girdik ancak gelişme bize neredeyse darbeler tarihimiz ile anayasalar tarihimizin eş zamanlı ilerlediğini gösterdi. Darbeler anti-demokratik ve sivil vatandaşı hiçe sayan olumsuz gelişmeler olduğundan, sivilleşmenin sivrildiği bir toplumda, darbelerin oluşturduğu anayasalar iş göremez. </p>
<p>  Devletin kapsayan, milletin-milletlerin kapsanan olduğu bir durumda bu gerçeğe yön veren anayasanın; &#8216;<strong>devlet var ise millet var olduğu içindir</strong>&#8216; şiarınca yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle, hem dış politikada, hem de iç politikada maddi ve manevi olarak boynumuzu büken bu anayasanın değiştirilmesi gerekmektedir. Temel hak ve hürriyetleri kapsayan, her türlü hukuksuzluğa karşı milletini-milletlerini koruma altına alan, farklı din, mezhep ve ırkları da temel hak ve hürriyetler başlığında gözeten bir anayasa ile değiştirilmesi zorunludur. <strong>Anayasanın bu hali ile devamlılığının teklif edilmesi dahi söz konusu değildir.</strong> </p>
<p><strong>  </strong>Tüm bunları yapmak elbet kolay değildir, zira hukuka bağlı (!) olarak gelişen tek mantık ideolojisi, anayasayı olduğu gibi Anayasa Mahkemesini de etkilemiştir. Bu konuda gerekli önerileri veren hukukçuların görüşleri dikkate alınmalıdır. Tek mantık ideolojisinin siyasetini güdenlerin iptal davaları dikkate alınmamalıdır. Zira bu ne bu ülkeyi ne de bu ülke de yaşayanları - kim seçmiş olursa olsun- 11+4 kişilik bir kurum ya da sürekli olarak siyaset dışında bırakılanlar yönetemez. Bu ironik bir şekilde hem anayasaya aykırıdır hem de bu ülke insanlarının layık olduğu değere aykırıdır. </p>
<p>  Kurumların &#8216;<strong>yıpranması tehlikesi</strong>&#8216; susturmaya gerekçe olamaz. <strong>İş göremez, sorun çözemez hale gelmiş kurumlar zaten yıpranmıştır, bu kurumları iyileştirmek ve ehlileştirmek ancak kurumların hizmet ettiği insanların eliyle mümkündür. Devlet kurabilirsiniz ancak millet kuramazsınız, tüm bunları kurgulayamazsınız. Bir milletin ya da milletlerin kaderi kişilerin elindedir, kurumların değil. Kurumlar sadece hizmet vermekle yükümlü oluşumlardır. Bunu hatırlatmak yine bireylerin, ülke vatandaşlarının görevidir. Dikkate almakta kurumların görevi olmalıdır. </strong>Unutmayalım ki<strong>, hakimiyet bilakaydü şart milletindir!</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/24/devlet-kurabilirsiniz-millet-kurgulayamazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Of&#8217;lu haklı galiba</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/oflu-hakli-galiba/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/oflu-hakli-galiba/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 17:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9955</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Bu Meclis Anayasa değişikliği yapamaz mı?
Yapar, hem de bal gibi yapar. İstediği ülkeye savaş açma yetkisi verdiğiniz bir meclis, pek de suya sabuna dokunmadan da olsa anayasa değişikliğini yapar ve sen de seyredersin. Peki, bir ülkeye savaş açtık diyelim, bu savaşı yönetecek Başkomutan kim olabilir sizce? 
Kim olacak, elbette ki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül. Yasaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>İbrahim Becer</strong></em></p>
<p>Bu Meclis Anayasa değişikliği yapamaz mı?</p>
<p>Yapar, hem de bal gibi yapar. İstediği ülkeye savaş açma yetkisi verdiğiniz bir meclis, pek de suya sabuna dokunmadan da olsa anayasa değişikliğini yapar ve sen de seyredersin. Peki, bir ülkeye savaş açtık diyelim, bu savaşı yönetecek Başkomutan kim olabilir sizce? <span id="more-9955"></span></p>
<p>Kim olacak, elbette ki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül. Yasaların kendilerine verdiği yetkiye dayanarak savaş da açar, Başbakanı da atar, Uluslar arası antlaşmaları da onaylar ve sen yine hariçten gazel okuduğunla kalırsın. O yüzden hiç kimse bu iki kurum hakkında konuşurken neyi yapıp, neyi yapamayacağı konusunda papatya falları açmasın, daha da ötesi saçmalamasın. İstersen savaş açabileceksin ama Anayasanın birkaç maddesini değiştiremeyeceksin. Gerekçe ne?</p>
<p>Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olması falan filan bir sürü zırva. Tezadın büyüklüğüne bakar mısınız lütfen: Laiklik karşıtı eylemlerin odağısın ama Başbakansın, Cumhurbaşkanısın ve Türkiye&#8217;de her iki kişiden biri sana oy veriyor. Cumhurbaşkanlığı Makamını işe dâhil etmemin sebebi, seçim aşamasında yapılan rezillikleri hatırlamanız içindir. ‘411 el kaosa kalktı&#8217; manşetini atmıştı Hürriyet Gazetesi ve onun şu anki müstafi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök.</p>
<p>Oysa ki Cumhurbaşkanı seçilme kriterini belirlemek ne onun haddine düşerdi, ne 367 saçmalığının mucitlerine ne de kerameti kendinden menkul, kifayetsiz muhteris taraftar taifesine. Kanunda açıkça belirtilmişti zaten; kırk yaşını dolduran, yüksek öğrenim görmüş, milletvekili seçilebilme kriterlerine sahip her Türk vatandaşına bu makam anasının ak sütü gibi helaldir. Yani bazı fikir kabızlarının sandığı gibi, Türkiye&#8217;de kendi halinde, işinde gücünde Kayserili bir tornacının oğlu olmak, bu Ülkeye Cumhurbaşkanı olmaya engel değildir.</p>
<p>Demokrasinin de iyi tarafı budur zaten. Halkın teveccühüne mazhar olabilirsen ne mutlu sana. Aksi halde çamura yatmayacaksın, sudan sebepler yaratmayacaksın. Hazmedeceksin Arkadaşım, hazmedeceksin&#8230; Yasaları bilmemek de mazeret sayılmaz, bu da ‘Kara Kaplı&#8217; da altı çizilmiş bir maddedir. Tevatürler, ayık kafayla gündüz gözünde görülen rüyalar, her türlü halüsinasyon, dar alanda kısa paslaşmalar, zırlak politikalar hesaba dahil değildir. Dünya kültür mirasına bıraktığı en büyük eser ‘367&#8242; olan ve UNESCO tarafından korunulası, değerli Türk büyüğü Sabih Kanadoğlu ne buyurmuşlar: <em>&#8220;Anayasa değişiklikleri ciddi ve samimi bir iktidar ihtiyacı gerektirir. Değişiklik daha çağdaş, demokrat ve millete yeni ufuklar açacak şekilde olmalıdır. Öncelikle uzlaşma gereklidir&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Dikkat ettim bir tane bile objektif kriter yok. &#8220;Ciddi, samimi, daha çağdaş, yeni ufuklar&#8230;&#8221;bunların hepsi sübjektif öğelerdir ve hukukta yeri olmadığını da zatı alileri benden çok daha iyi bilir. Çünkü bunları ölçemezsiniz. Karşınızdaki adam tek bir soru sorar, kalırsınız: &#8220;Neye göre?&#8221;</p>
<p>Eğer ki kemale ermiş o yaşa, o bilgiye, o tecrübeye rağmen bu beyanda ısrarlı tavrını sürdürürse, ben gibi sade vatandaşa düşen Anıtlar Yüksek Kurulunu göreve davet etmek olur. Anıtlar Yüksek Kurulu gelmeli, ölçüp biçmeli ve Sayın Sabih Kanadoğlu&#8217;nu merkez almak kaydıyla en az bir milyon kilometre kare çapında araziyi birinci derece sit alanı ilan etmeli. Korkum Sayın Kanadoğlu&#8217;nun nevi şahsına münhasır fikirleri değil; korkum ondan özenip de bu fikirleri dallandırıp budaklandıranların onun etrafında oluşturdukları ‘gecekondu&#8217; fikirleridir. Hiçbir temele dayanmayan bu gecekondu fikirlerin ve sahiplerinin normal şartlar altında ciddiye alınmaması gerekirken tapular dağıtıldığını ne çabuk unuttunuz bu ülkede (bkz. 367).</p>
<p>Fıkrayı bilirsiniz; Bayburtlu camide dua ediyor: &#8220;Allah&#8217;ım kollarıma güç ver, bacaklarıma derman ver, bana akıl ver&#8230;&#8221; diye. Yanında da Oflu oturuyor ve dinliyor bir müddet. En sonunda dayanamıyor ve Bayburtluya dönerek: &#8220;Hiç işi gücü yok Seninle uğraşacak; yapar yenisini&#8221;.</p>
<p>Dünya standartlarını yakalamak konusunda iddianız var ve elinizde dermanı olmayan bir statüko varsa Ofluya kulak vermek zorundasınız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/01/oflu-hakli-galiba/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/oflu-hakli-galiba/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>PANEL: Yargısal Düğüm</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/23/panel-yargisal-dugum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/23/panel-yargisal-dugum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 10:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurhayat Kızılkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9548</guid>
		<description><![CDATA[Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasa Reformuna İlişkin Değerlendirme ve Öneriler
Basın Toplantısı ve Panel
 
İstanbul, 06 Mayıs 2010, Perşembe, 10.00-13.00
Bankalar Caddesi, Minerva Han,
No.2, Giriş Katı Salonu
Karaköy - İstanbul                        
 
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı Türkiye&#8217;de yargıya dair güncel konuları ve yargı reformu çalışmalarını inceleyen siyasa raporları hazırlamaktadır. Bu serinin ilk yayını Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasa Reformuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090912_derin_dusunce_org_turk_solu_ucuncu_yol.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6469" title="20090912_derin_dusunce_org_turk_solu_ucuncu_yol" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090912_derin_dusunce_org_turk_solu_ucuncu_yol-300x248.jpg" alt="" width="300" height="248" /></a>Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasa Reformuna İlişkin Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>
<p>Basın Toplantısı ve Panel<br />
 <br />
<strong>İstanbul, 06 Mayıs 2010, Perşembe, 10.00-13.00<br />
Bankalar Caddesi, Minerva Han,<br />
No.2, Giriş Katı Salonu<br />
Karaköy - İstanbul</strong>                        <br />
 <br />
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı Türkiye&#8217;de yargıya dair güncel konuları ve yargı reformu çalışmalarını inceleyen siyasa raporları hazırlamaktadır. Bu serinin ilk yayını Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasa Reformuna İlişkin Değerlendirme ve Öneriler adlı rapor 6 Mayıs 2010 Perşembe günü basına ve kamuoyuna tanıtılacaktır. İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nden Serap Yazıcı&#8217;nın editörlüğünde hazırlanan rapor, Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden Ozan Erözden, Bilkent Üniversitesi&#8217;nden Ergun Özbudun, emekli askeri hâkim Ümit Kardaş ve Serap Yazıcı&#8217;nın makalelerinden oluşmaktadır.<br />
 <br />
Rapor, Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulan &#8220;Yargı Reformu Stratejisi&#8221; kapsamında yapılması planlanan anayasa değişikliklerini; <span id="more-9548"></span>hukuk devleti ilkesi, tarafsızlık, anayasanın yeniden yapılandırılması, kamu denetçiliği, HSYK ve askeri yargı konuları ekseninde ele almaktadır. Ayrıca, hükümet tarafından hazırlanan anayasa değişiklik paketi de rapora sonradan eklenen bir bölümde değerlendirilmiştir. Bu bölümde özellikle hukuk devletinin güçlendirilmesi, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin ve HSYK&#8217;nın yeniden yapılandırılması gibi konular ele alınmıştır.<br />
 <br />
Basın Toplantısı TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker&#8217;in yapacağı açılış konuşmasıyla başlayacaktır. Ardından oturum başkanlığını TESEV Demokratikleşme Programı Direktörü Etyen Mahçupyan&#8217;ın üstleneceği bir panel gerçekleştirilecektir. Panelde, rapor yazarları çalışmada yer alan reform önerilerini tartışmaya açarak, son dönemde yaşanan gelişmeler ışığında hem yargı reformu stratejisine hem de anayasa değişiklik paketine ilişkin değerlendirmelerde bulunacaklardır.<br />
 <br />
 <br />
Program:<br />
 <br />
10.00- 10.30   Kayıt ve Çay-Kahve İkramı   <br />
 <br />
10.30-10.45    Açılış Konuşması:        Can Paker, TESEV Yönetim Kurulu Başkanı<br />
 <br />
10.45 - 12.00  Panel<br />
 <br />
Oturum Başkanı:        Etyen Mahçupyan, TESEV Demokratikleşme Programı<br />
 <br />
Konuşmacılar:            </p>
<p>Serap Yazıcı, Bilgi Üniversitesi<br />
Ergun Özbudun, Bilkent Üniversitesi<br />
Ozan Erözden, Yıldız Teknik Üniversitesi<br />
Ümit Kardaş, Eski Askeri Hâkim<br />
 <br />
12.00 - 13.00 Soru-Cevap<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bilgi ve LCV için: Esra Bakkalbaşıoğlu, +90-212-292 8903 (131), <a href="mailto:esra.bakkalbasi@tesev.org.tr">esra.bakkalbasi@tesev.org.tr</a><br />
 <br />
Not: Toplantımız halka ve basına açıktır, ancak toplantıya katılım için mutlaka LCV yapılması gerekmektedir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Araştırmanın gerçekleştirilmesine ve toplantımıza katkılarından ötürü Chrest Vakfı&#8217;na, Açık Toplum Vakfı&#8217;na ve TESEV Yüksek Danışma Kurulu&#8217;na teşekkür ederiz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/23/panel-yargisal-dugum/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/23/panel-yargisal-dugum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay Yerçekimi Yasasını İptal Etti</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/26/yargitay-yercekimi-yasasini-iptal-etti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/26/yargitay-yercekimi-yasasini-iptal-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 11:40:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9213</guid>
		<description><![CDATA[
 
 Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker Atatürk ilke ve inkılaplarıyla uyuşmadığı gerekçesiyle yerçekimi yasasını iptal ettiklerini açıkladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül &#8220;Yargıtay üstüne vazife olmayan işlerle vakit kaybediyor&#8221; diyerek bir kınama mesajı yayınladı. Genel Kurmay başkanı İlker Başbuğ ise bu karardan memnunuz, &#8220;Kandil Dağı&#8217;ndaki PKK mevzilerini vurmak için artık savaş uçağına ihtiyacımız kalmadı&#8221; dedi. Devletin zirvesindeki çekişme halen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anayasa_mahkemesi.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9214" title="anayasa_mahkemesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anayasa_mahkemesi.gif" alt="" width="240" height="320" /></a></p>
<p> </p>
<p> Yargıtay Başkanı <strong>Hasan Gerçeker</strong> Atatürk ilke ve inkılaplarıyla uyuşmadığı gerekçesiyle yerçekimi yasasını iptal ettiklerini açıkladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül &#8220;Yargıtay üstüne vazife olmayan işlerle vakit kaybediyor&#8221; diyerek bir kınama mesajı yayınladı. Genel Kurmay başkanı İlker Başbuğ ise bu karardan memnunuz, &#8220;Kandil Dağı&#8217;ndaki PKK mevzilerini vurmak için artık savaş uçağına ihtiyacımız kalmadı&#8221; dedi. Devletin zirvesindeki çekişme halen sürüyor. Newton yorum yapmadı.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/26/yargitay-yercekimi-yasasini-iptal-etti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/26/yargitay-yercekimi-yasasini-iptal-etti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu da size dert olsun!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/bu-da-size-dert-olsun/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/bu-da-size-dert-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 22:10:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Danistay]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8644</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/19260_1310700481312_1044626589_935068_6961069_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8643" title="19260_1310700481312_1044626589_935068_6961069_n" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/19260_1310700481312_1044626589_935068_6961069_n.jpg" alt="" width="516" height="399" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/19260_1310700481312_1044626589_935068_6961069_n.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/11/bu-da-size-dert-olsun/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/bu-da-size-dert-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çöl Büyüyor; Vay Haline Çöllere Gebe Olanın!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/col-buyuyor-vay-haline-collere-gebe-olanin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/col-buyuyor-vay-haline-collere-gebe-olanin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 21:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7687</guid>
		<description><![CDATA[Nietzsche &#8220;Böyle Buyurdu Zerdüşt&#8221;ün dördüncü  bölümünde kocaman bir çığlıkla, insanlığın eşiğinde bulunduğu felaketi haber veriyordu: &#8220;Çöl Büyüyor: Vay haline çöllere gebe olanın!&#8221;
Nietzsche&#8217;nin alegorik ve çok-anlamlandırmaya açık dilinden cesaret alarak ve cümleyi kullanıldığı bağlamdan biraz koparmayı göze alarak, sözleri, günümüz Türkiye&#8217;sine uyarlamak ve özellikle Kürt sorunu ve demokratik açılım bağlamında ele almak istiyorum.
Son haftalarda PKK&#8217;nın eylemlerindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091213_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7688" title="20091213_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091213_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Nietzsche &#8220;Böyle Buyurdu Zerdüşt&#8221;ün dördüncü  bölümünde kocaman bir çığlıkla, insanlığın eşiğinde bulunduğu felaketi haber veriyordu: &#8220;<em>Çöl Büyüyor: Vay haline çöllere gebe olanın!</em>&#8221;</p>
<p>Nietzsche&#8217;nin alegorik ve çok-anlamlandırmaya açık dilinden cesaret alarak ve cümleyi kullanıldığı bağlamdan biraz koparmayı göze alarak, sözleri, günümüz Türkiye&#8217;sine uyarlamak ve özellikle Kürt sorunu ve demokratik açılım bağlamında ele almak istiyorum.</p>
<p>Son haftalarda PKK&#8217;nın eylemlerindeki ve sokak gösterilerindeki artışlar; DTP&#8217;nin azımsanmayacak büyüklükteki bir grubunun, bu gösterilere adeta çanak tutan ve şiddet gösterilerini durdurmaya yönelik bir şeyler yapmaya gönüllü olmayan duruşu; CHP ve MHP&#8217;nin bildik kavgacı tutumları ve AKP&#8217;nin içindeki  &#8220;Ermenistan sınırına dayandılar&#8221; anlayışındaki bir grup &#8220;çöllere gebe olma halinin&#8221; dışavurumu olarak dikkat çekiyor. Tokat&#8217;ta askerlere kurulan pusu sonucu yedi askerin öldürülmesi bütün bu kör dövüşünün son noktası oldu ve DTP, Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.</p>
<p>Nietzsche &#8220;Çöl büyüyor&#8221; diyerek, bizleri çöle gebe olanlara karşı uyarmıştı. &#8220;Çöle gebe olmak&#8221; ve &#8220;çöl doğurmak&#8221; bütün bu olan bitenin sonucunda Türkiye <span id="more-7687"></span>için ne anlama gelebilir diye düşünmeliyiz. Çölleşme, Heideggeryen bir açıklamayla, yıkımdan, harabe haline gelme halinden çok daha tehlikeli bir durumdur. Yıkım sonucunda, tekrar kurulmanın, eski haline dönmenin imkânları yok olmaz. Bu anlamda, geri dönüşü mümkün olan bir yoldur yıkım. Ama &#8220;çöl olmak hali&#8221; eski hale dönüşün imkânsız olmasının ve bir daha hiçbir şeyin orada yetişemeyecek olması halinin bir metaforu olarak düşünülebilir.</p>
<p>Geriye dönüşü  imkânsız bu uçurum halinin dışavurumu olan çölleşmeye direnmek, her şeyden önce insan ve siyaset üzerine adaletli bir şekilde düşünmekle olur. Türkiye siyasi ortamında çölleşmeye direnmek yerine çölü büyütmek için uğraşanların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Ama çöl büyüyor ve her geçen gün geri dönülemez olanın dehşeti biraz daha gözümüze sokuluyor. Çölün büyümesinden sorumlu olanlar, bir farkındalık problemi mi yaşıyorlar, yoksa aslında tüm istedikleri çölün büyümesi ve tüm hayatın çölleşmesi midir bu insanların? &#8220;Öteki&#8221; için hayatı çölleştirmenin, aslında kendimiz için de bir çöl yaratmak olduğunun farkında olmayan gruplar mıdır; yoksa çölleşmenin farkında olan, ama kendileri birer çöl bedevisi olduğu için çölleşmenin işlerine geldiği gruplar mıdır söz konusu olan?</p>
<p>Demokratik açılımla ilgili, hükümetin bir bölümünün ve bir takım demokrat entelektüellerin bütün çabalarına karşın gelinen noktanın bize umut verebilmesi mümkün görünmüyor. Zira tek siyaset biçimi &#8220;büyüyen çölde&#8221; bedevilik ve eşkiyalık yapmak olan gruplar için çölün büyümesi söz sahibi oldukları alanın büyümesi demek aynı zamanda.</p>
<p>CHP ve MHP ile AKP&#8217;nin milliyetçi kanadının çölleşmeden medet umduklarını  görmek pek zor değil. AKP&#8217;nin Başbakan dâhil büyük bir grubu demokratik açılımı desteklerken, bir bölümünün açılıma taş koymak için elinden geleni yapıyor olması başka türlü açıklanamaz herhalde. CHP ile MHP&#8217;nin tüm siyasetlerinin değişik tiplerdeki çölleşmelerin üzerinde yer kapma savaşımından ibaret olduğunu söylemek abartı olmaz sanıyorum. Çatışmanın, çözümsüzlüğün, kargaşanın, siyasetteki yerlerini güçlendirdiği iki siyasi hareket söz konusu çünkü&#8230; Verimli alanlardan, herkesin insanca yaşaması için çıkar sağlanması yolunda herhangi bir siyasi projesi olmayan siyasi hareketler olarak her iki siyasi hareket de, bütün geleceklerini çölün büyümesine bağlamış görünüyorlar. Çölleşmeyi hızlandıracak hiçbir eylem ve söylemden kaçınmamaları da bu yüzden herhalde! Çölleşme, medeniyet yerine şiddete dayalı bir düzenin hâkim olması demek aynı zamanda. Geri dönüşü olmayan bir şiddet sarmalının hegemonyasına girme hali&#8230; Bu şiddet sarmalının militarist-devlet kanadını temsil ediyor görünen bu iki siyasi hareketin, çölün büyümesine engel olabilecek eylem ve söylemlerde bulunmak yerine, çölün büyümesi için var gücüyle çalışması, bu iki siyasi hareketi de Nietzsche&#8217;nin tabiriyle &#8220;çöllere gebe&#8221; siyasi hareketler olarak tanımlayabileceğimizi gösteriyor.</p>
<p>Ancak çölü büyütmek isteyenler tek kanatta yer almıyorlar maalesef. Tek kanatta yer alsalardı şayet, bir kanat çölü büyütmek için uğraşırken, öte taraf buna engel olup yok olmayı  engelleyebilirdi. DTP&#8217;nin büyük bir kısmının ve zımnî  olarak bu grubun temsil ediyor göründüğü PKK&#8217;nın da çölleşmeye katkısı yadsınamaz. Görünürde iki ayrı uçta yer alan bu siyasi hareketlerin, aynı amaç için çabalıyor olması manidar görünüyor. Zira DTP&#8217;nin de, çölün içinde bulunma halinin getirdiği &#8220;bedevileşme&#8221; siyasetinin bir versiyonu olma hali dışında başka bir siyasi yönünün olmadığının net olarak göründüğü olaylar yaşandı son haftalarda. Görüldü ki, DTP de, en az MHP ve CHP kadar çölün tekinsizliği içinde konformist kavgacılığı ve çözümsüzlük isteğini temsil ediyor. Öcalan&#8217;ın hücresinin büyüklüğü için çıkarılan bunca olayın bundan başka bir açıklaması görünmüyor bence. Ortada, birbirini beslediği için çölü büyüten, ama görünürde birbiriyle kavga eden siyasi hareketler var. Çöllere gebe siyasi hareketler!</p>
<p>İnsanî ve siyasi çölleşmeyi bu derece arzulayanların dışında, belirli bir tutarlılık gösteremeyen AKP siyasetini ve her daim, çölün tekinsizliği içinde rakipsiz gücü temsil eden bir takım sivil ve askeri kurumları bunlara eklersek, çölleşmenin ne derece vahim boyutlarda olduğu daha net ortaya çıkar.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin DTP&#8217;yi kapatma kararı, birazcık da olsun yeşerme umudu olan hayallerimizi hepten çöle döndüren son darbe olması  dolayısıyla büyük önemdedir. Bu son darbe, çöllere gebe olanların hepsinin birden doğum yapmasını sağlayacak ve korkarım geleceğimizin hepten yitmesine neden olacaktır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/12/col-buyuyor-vay-haline-collere-gebe-olanin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/col-buyuyor-vay-haline-collere-gebe-olanin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapatın Türkiye&#8217;nin önünü!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/kapatin-turkiyenin-onunu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/kapatin-turkiyenin-onunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 00:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7684</guid>
		<description><![CDATA[Erhan Kanışlı 
Nihayet 2 yıldır süren DTP&#8217;nin kapatılıp kapatılmayacağı sorusu cevabını buldu. Bu cevaptan hoşnut olanların çoğunluğu şüphesiz milliyetçi duygularının tesiriyle düşünenlerimiz. Fakat demokrasiyi, toplumun refahını tartışacaksak ve bu bağlamda herkes için geçerli kurallar koyacaksak, birazcık ben-öteki ayrımını doğurmaya meyilli duygularımızı dizginlememiz gerekecek. 
Öncelikle sormak istediğim birkaç soru var;  
DTP&#8217;nin kapatılması  neyi çözer?  
DTP&#8217;nin kapatılması, şikâyetçi olduğumuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091212_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa_mahkemesi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7685" title="20091212_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa_mahkemesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091212_derin_dusunce_org_dtp_kapatma_anayasa_mahkemesi.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a>Erhan Kanışlı </em></strong></p>
<p>Nihayet 2 yıldır süren DTP&#8217;nin kapatılıp kapatılmayacağı sorusu cevabını buldu. Bu cevaptan hoşnut olanların çoğunluğu şüphesiz milliyetçi duygularının tesiriyle düşünenlerimiz. Fakat demokrasiyi, toplumun refahını tartışacaksak ve bu bağlamda herkes için geçerli kurallar koyacaksak, birazcık ben-öteki ayrımını doğurmaya meyilli duygularımızı dizginlememiz gerekecek. </p>
<p>Öncelikle sormak istediğim birkaç soru var;  </p>
<p>DTP&#8217;nin kapatılması  neyi çözer?  </p>
<p>DTP&#8217;nin kapatılması, şikâyetçi olduğumuz PKK&#8217;yı ve Öcalan&#8217;ı durdurur mu?  </p>
<p><strong>Kürt vatandaşların siyasete katılmalarını engellemek yahut mevcut temsiliyetlerine mâni olmak, Anayasanın değiştirilemez nitelikte maddeleriyle korunan &#8220;demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti&#8221; ilkelerine ne kadar uygundur?</strong> <span id="more-7684"></span></p>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı  Haşim Kılıç, yaptığı açıklamada, &#8220;demokrasi, onun önündeki sorunları çözmekle sağlanır&#8221; kâbilinden bir şeyler söyledi. Fakat bir yandan aktüel bir Kürt-Türk çatışma zemini varken ve eş zamanlı olarak çözmeye niyet edilmişken, böyle bir kararın sonuçlarının demokrasiden yana olamayacağı çok açık. Ortada toplumun büyük çoğunluğunun kabul ettiği bir &#8220;Kürt realitesi&#8221; var (kart-kurt diyenler Tengri&#8217;leriyle meşgul olduklarından bu konuya hevesleri pek yok). Ayrıca yıllardır işletilen &#8220;Omerta&#8221; yasasının demokrasi lehine aşılması söz konusu. Kürtlere şehir ve ilçe isimlerini vermekten, ana dillerinde eğitim alma haklarının varlığından, tarihin acımasız gerçeklerinin onlar üzerinde bıraktığı &#8220;sinmişlik&#8221;lerden bahsedebiliyoruz artık. Diğer taraftan, pluralist anlayışın gereği olarak, eşitsizlikleri gidermek adına yürütülmeye çalışılan &#8220;açılım&#8221; süreci ve bunu birçok zorluğa rağmen sürdürmeye çalışan, hâki rengin süregelmiş sultasına boyun eğmek istemeyen, cesur bir iktidar partisi var. </p>
<p>Demokrasinin, anayasa hukukçuları tarafından şiâr edinmiş, basit olduğu kadar önemli bir kuralı vardır; &#8220;iktidar her zaman oy kaybettirir, muhalefet de her zaman oy kazandırır.&#8221; (bizde yasa ters işliyor gibi. Tabii mevcut duruma bakarak CHP&#8217;nin, hakîki muhalefet olmadığı da ileri sürülebilir). AKP ise, iktidarın doğal şartlarda kendisine kaybettireceği oyların bilincinde olduğu gibi, daha fazla oy kaybetme olasılığını göze alarak 25 yıldır süren savaşı bitirmek için uğraşıyor. Ve ne yazık ki, AKP&#8217;nin yanında kimsenin olmayışı, yalnızlığın verdiği sıkıntıyı hissettirmekte. Bu da uğraşın boşunalığını düşündürebiliyor kimi zaman. İktidarın sert yamaçlarında, etrafındaki fırtınalara karşı yalnız bir iktidar partisinin, etrafında danışacağı ve fikir alabileceği başka bir partinin olmaması da, karar alma süreçlerinin gereksiz uzamasına neden olabiliyor. Diğer taraftan, kendi tabanından kaybetme riskiyle, darbe planlarıyla, yargı tehditleriyle ve diğer bilumum kafesleme ihtirâslarıyla da sıkıştırılmış vaziyetteyken, açılım konusunda verimli münazaralar yapabileceği DTP ise, Abdullah Öcalan&#8217;ın ve PKK&#8217;nın baskınlığından dolayı kişiliksiz, ikiye bölünmüş bir hava veriyor şu sıralar. İşte böyle netameli bir ortamda, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin verdiği bu karar, zaten başına buyruk fiiliyatlarda bulunabilen PKK&#8217;nın önünü kesmeyeceği gibi, zaten böyle bir amacı olmayan Mahkeme&#8217;nin kararlarına duyulan güveni de sarsar. Keza yargı, son zamanlarda, Türban kararı, ardından AKP&#8217;ye yüklü para cezası ve şu sıralar da telefon dinlemeleri iddiasıyla açılmaya hazırlanan dava nedeniyle kendisinden beklenmeyen derecede siyasi sorumluluklar üstlendi. Bu sonuncusunun altından nasıl kalkacağı ise merak konusu. Daha da kötüsü, bu karar, mecliste ülkenin azımsanmayacak çoğunluğunu temsil edecek bir partinin bulunamayacak olması nedeniyle, o çoğunluğun kendileriyle ilgili açılım sürecine katılamaması tehlikesini doğuracak. </p>
<p>Açılımın bitmesi için ezelden teşne olan CHP ve MHP ise, kendi doğalarına uygun olarak yorumlarda bulunmuşlar; &#8220;karara saygılıyız, karar doğrudur&#8221; gibi lâf-ü güzâf etmişler. Açılım olmasın demenin &#8220;insanlarımız savaşsın&#8221; demek olduğunu kolaylıkla anlayabildiğimiz gibi, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın, &#8220;bunların parlamentoda temsil edilmesi gereksiz ve tehlikeli, gitsinler dağa çıksınlar, sine-i millete dönsünler ve ne oluyorsa olsun&#8221; anlamına geldiğini de açıkça görebiliriz. </p>
<p>Geçelim söz konusu kararın dayandığı konuya ve hukuki sebeplere; </p>
<p>- Konu; DTP&#8217;nin, silahlı terör örgütü PKK&#8217;ya destek olduğu ve bu şiddeti kendi parti programları ve eylemleriyle desteklediği, ayrıca eylemlerinin devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmezliğine aykırılığı nedeniyle T.C. Anayasasının m.68/4 ve m.69/6, Siyasi Partiler Kanunu&#8217;nun m.101 ve m.103/3 uyarınca kapatılması. </p>
<p>- Şimdi söz konusu maddelere ve hükme, tarafsızlığı zedeleyecek ön yargılardan ve Anayasa Mahkemesi&#8217;nin daha önce, mevcut siyasal ortamın paralize olmasına yol açtığı emsal kararlarının garâbetinden sıyrılarak bir göz atalım: </p>
<p><strong>T.C. Anayasası, Madde 68/4.</strong> &#8220;Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.&#8221; </p>
<p><strong>T.C. Anayasası, Madde 69/6.</strong> &#8220;Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. (Ek cümle: 3.10.2001-4709/25 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.&#8221; </p>
<p><strong>Siyasi Partiler Kanunu, Madde 101.</strong> &#8220;(Değişik: 4445 - 12.8.1999) Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;</p>
<p align="justify">   a) Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,</p>
<p align="justify">   b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü  fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,</p>
<p align="justify">   c) Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası  kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması,</p>
<p align="justify">   Hallerinde verilir.</p>
<p align="justify">   <strong>(Ek fıkra: 4748 - 26.3.2002 / m.4-a)</strong> Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.</p>
<p align="justify">   <strong>Siyasi Partiler Kanunu, Madde 103/3. &#8220;(Ek fıkra: 4748 - 26.3.2002 / m.4 c)</strong> Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.&#8221; </p>
<p>Bu maddeler çerçevesinde dikkat etmemiz gereken nokta, <strong>&#8220;odak&#8221;</strong> kavramı. Zira DTP bu nedenle kapatıldı.</p>
<p>Şu soruları rahatlıkla sorabiliriz şimdi;</p>
<p>PKK&#8217;nın açılıma zarar veren terör eylemlerini üstlenmeyen, &#8220;şehitler, bizim de evlatlarımızdır&#8221; diyen,  PKK&#8217;nın siyasi kanadı olmadığını üstüne basarak vurgulayan, parti içinde aykırı fikirler olsa da parti genel başkanı vasıtasıyla, savaşın bitmesi için her türlü diyaloga açık olduklarını belirten bir siyasi partinin, Anayasa&#8217;nın yaptığı odak tanımına ve ilgili maddelere göre kapatılması yerinde midir? </p>
<p>Ve, barıştan yana olan milyonlarca Kürdü de temsil eden DTP&#8217;nin, PKK&#8217;nın vahşet dolu, umarsız ve korku yaratan eylemlerini, söz konusu maddede belirtildiği üzere,  &#8220;kendi üyelerince yoğun bir şekilde işlediği ve bu durumun o partinin kongre ve genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TBMM&#8217;deki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu filleri doğrudan doğruya organlarınca kararlılık içinde işlediği&#8221; sonucunu çıkarmak hukukun mazur gördüğü sınırlar içinde sayılabilir mi? Yoksa siyasi ortamın gereklerine sığınılıp işin içinden çıkılabilir mi? </p>
<p>Kaldı ki, farz-ı muhal Anayasa Mahkemesinin DTP hakkındaki iddiası gerçek olsa bile;</p>
<p><strong>Siyasi Partiler Kanunu, m.103/3.</strong> &#8220;Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.&#8221; hükmü varken ve yine hemen hemen aynı içerikteki,</p>
<p><strong>T.C. Anayasası, m. 69/7,</strong> &#8220;(Ek: 3.10.2001-4709/25 md.) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.&#8221; hükmünde de görüldüğü gibi alternatif bir yaptırım öngörülmüşken, şeytanın karışma olasılığını yükselten acelecilikte çıkarsamalar yaparak, söz konusu karara varmanın, mevcut siyasi düğümleri çözmeye katkısı var mıdır?</p>
<p>Ayrıca &#8220;Yargı&#8221;nın vicdanı rahat mıdır?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/12/kapatin-turkiyenin-onunu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/12/kapatin-turkiyenin-onunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatta en hakiki mürşit faşizmdir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/11/hayatta-en-hakiki-mursit-fasizmdir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/11/hayatta-en-hakiki-mursit-fasizmdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 21:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[DTP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7676</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091212_derin_dusunce_org_anayasamahkemesi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-7677" title="20091212_derin_dusunce_org_anayasamahkemesi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091212_derin_dusunce_org_anayasamahkemesi.jpg" alt="" width="456" height="411" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/11/hayatta-en-hakiki-mursit-fasizmdir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/11/hayatta-en-hakiki-mursit-fasizmdir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gül, Kürt hamlesiyle çizgiyi aştı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/11/gul-kurt-hamlesiyle-cizgiyi-asti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/11/gul-kurt-hamlesiyle-cizgiyi-asti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 11:51:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[abdullah gül]]></category>

		<category><![CDATA[kurt hamlesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5665</guid>
		<description><![CDATA[Neşe Düzel (TARAF)
&#8220;E-muhtıra, 367 kararı, kendilerinden olmayan birinin cumhurbaşkanlığını engellemek içindi. Olmadı. Gül&#8217;ü düşürmek için B Planı başlatıldı. Kapatma davası, Sincan bu planın parçalarıdır.&#8221;
&#8220;Gül, bürokratlar devletinin çizgilerini sadece yaşam tarzıyla değil, Ermeni ve Kürt hamleleriyle de aştı. Şimdi onu, yargı eliyle Köşk&#8217;ten indirmeye çalışıyorlar.&#8221;
&#8220;AK Parti sivil bir anayasa yapmayacak. Mevcut anayasada sadece çok sınırlı değişiklik yapacak. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090710_derin_dusunce_org_abdullah_gul.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5666" title="20090710_derin_dusunce_org_abdullah_gul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090710_derin_dusunce_org_abdullah_gul.jpg" alt="" width="170" height="262" /></a><a href="http://www.taraf.com.tr/makale/5701.htm" target="_blank">Neşe Düzel (TARAF)</a></p>
<p>&#8220;E-muhtıra, 367 kararı, kendilerinden olmayan birinin cumhurbaşkanlığını engellemek içindi. Olmadı. Gül&#8217;ü düşürmek için B Planı başlatıldı. Kapatma davası, Sincan bu planın parçalarıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Gül, bürokratlar devletinin çizgilerini sadece yaşam tarzıyla değil, Ermeni ve Kürt hamleleriyle de aştı. Şimdi onu, yargı eliyle Köşk&#8217;ten indirmeye çalışıyorlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;AK Parti sivil bir anayasa yapmayacak. Mevcut anayasada sadece çok sınırlı değişiklik yapacak. Parti kapatmayı üçleştirerek kendini güvenceye alacak.&#8221;<span id="more-5665"></span><br />
<strong></strong><em><br />
Türkiye Avrupa Birliği&#8217;ne tam üyelikte müzakere sürecine girmiş bir ülke. Yani tam üyelikte son aşamaya gelmiş bir ülke. Başta hukuk olmak üzere her alanda kendisini Avrupa&#8217;yla uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Ama ne var ki zaman geçtikçe Avrupa hukukuna daha yakınlaşacağına gittikçe uzaklaşıyor. Türkiye&#8217;de hukuk iyice eğilip bükülerek daha da ideolojik hale geliyor, yargı giderek siyasallaşıyor. Son olarak bir yargıç, Sincan Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün sahtecilikten yargılanmasına karar verdi. Ve bunun üzerine Türkiye&#8217;nin gündemine yine hukuk oturdu. Hukukçularımızın hukuk anlayışı tartışılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı hakkında böyle bir karar verilebilir mi, verilemez mi? Bu karar hukuka uygun mu, değil mi? Hukukçularımız aslında ne yapmak istiyor? Hukuk bir ülkede kaos yaratmak için de kullanılabilir mi? Hukuk dünyamız demokrasiden ve adaletten yana mı? Bu kadar hatalı mahkeme kararlarıyla Türkiye&#8217;nin AB üyesi olması nasıl mümkün olacak? Bütün bunları, Dicle Üniversitesi öğretim üyesi anayasa hukukçusu Prof. Fazıl Hüsnü Erdem&#8217;e sorduk. 2007&#8242;de Prof. Ergun Özbudun başkanlığında oluşturulan sivil anayasa ekibinde yer alan Prof. Erdem, Dicle Üniversitesi&#8217;nin son rektörlük seçiminde en fazla ikinci oyu aldı. Birinci gelen adayın iki dönem rektörlük yapan kişinin eşi olması nedeniyle YÖK tarafından elenmesi üzerine, Erdem&#8217;in rektör olması bekleniyordu ama Cumhurbaşkanı Gül, üçüncüyü rektör olarak atadı. </em></p>
<p>NEDEN: FAZIL HÜSNÜ ERDEM</p>
<p>* * * <strong></strong></p>
<p>NEŞE DÜZEL: Türkiye&#8217;de hukuk iyice içinden çıkılmaz bir hale geldi. Son olarak Sincan&#8217;da bir yargıç, emekli bir Yargıtay üyesinin başvurusu üzerine, Cumhurbaşkanı&#8217;nın sahtecilikten yargılanması gerektiğine karar verdi. Bizim anayasamıza ve yasalarımıza göre cumhurbaşkanı nasıl yargılanır?</p>
<p>Prof. FAZIL HÜSNÜ ERDEM: Bütün parlamenter sistemlerde devlet başkanları, görevleriyle ilgili işledikleri suçlarda sorumsuzdurlar. Kişisel suçlarında ise sorumludurlar. Bütün parlamenter sistemlerde devlet ya da cumhurbaşkanları aynen milletvekilleri gibi dokunulmazlığa sahiptirler. Onlar gibi ancak görev süreleri bittikten sonra yargılanabilirler. Bizde problem bu kadar basit bir kuralda çıkıyor. Çünkü 1982 Anayasası cumhurbaşkanının kişisel suçlarıyla ilgili bir düzenlemeye yer vermiyor. Cumhurbaşkanının sadece göreviyle ilgili ‘vatana ihanet&#8217; ten dolayı suçlanabileceğini söylüyor. <strong></strong></p>
<p>Diğer anayasalarımızda da böyle miydi bu düzenleme? </p>
<p>1961 Anayasası da böyleydi. 1924 Anayasası&#8217;nda ise cumhurbaşkanlarının kişisel suçlarıyla ilgili bir düzenleme vardı. Bu anayasa, cumhurbaşkanının kişisel suçlarıyla ilgili sorumluluğunun, ‘milletvekili dokunulmazlığı&#8217; çerçevesinde işleyeceğini belirtiyordu ve &#8220;Cumhurbaşkanı ancak görev süresi bittikten sonra kişisel suçlarından ötürü yargılanabilir&#8221; diyordu. Şimdi bizim, 1924 Anayasası&#8217;ndaki bu hükmü bir anayasal gelenek olarak kabul etmemiz ve bugünkü durumu o geleneğin devamı çerçevesinde yorumlamamız gerekir. Kaldı ki, bugün yürürlükteki sisteme göre, cumhurbaşkanlığında çalışan bir devlet memurunun yargılanması için bile cumhurbaşkanından izin alınması gerekiyor. <strong></strong></p>
<p>Bundan neyi anlamalıyım?</p>
<p>Cumhurbaşkanlığında çalışan bir memurun bile dokunulmazlığı var ama cumhurbaşkanının yok. Üniversite hocaları dahil bütün devlet memurlarına tanınan bu dokunulmazlığı şimdi kalkıp cumhurbaşkanından esirgemek düpedüz abesle iştigaldir. <strong></strong></p>
<p>Peki, Sincan Mahkemesi&#8217;nin kararı kanuna aykırı mı sizce?</p>
<p>Kanuna aykırı değil karar kesinlikle yanlış. Çünkü yargıç tamamen biçime bakıyor, tamamen ‘yasacı&#8217; davranıyor. Anayasa metninde bir düzenleme var mı, yok mu sadece ona bakıyor. Yargıç, tercihini ve yorumunu özgürlükten yana yapmıyor. Dolayısıyla Sincan Mahkemesi&#8217;nin kararı zorlama bir yorum. Üstelik bugünkü siyasi konjonktürde böyle bir kararın verilmesi de çok manidar. <strong></strong></p>
<p>Bu karar hangi açıdan manidar sizce? </p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, zaten yaşam tarzıyla bürokratik elitleri rahatsız ediyordu. Son dönemde ise Türkiye&#8217;deki devlet iktidarının yani bürokratik elitlerin kırmızıçizgilerini daha da ihlal eden bir tutum geliştirdi. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinde bir inisiyatif üstlendi. Kürt meselesinde demokratik açılım yapma çabası içine girdi. Dolayısıyla devlet iktidar bloğunda rahatsızlık yarattı. Daha önce Gül&#8217;ün cumhurbaşkanı seçilmesini önlemeye çalışanlar, şimdi, onu Çankaya&#8217;dan indirmeye yönelik gayret içindeler. Sincan Mahkemesi&#8217;nin kararı da bu gayretin bir parçası işte.<strong></strong></p>
<p>Sincan Mahkemesi Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün sahtecilikten yargılanması gerektiğine karar verdi. Nasıl bir süreç işleyecek şimdi?</p>
<p>Sincan Mahkemesi&#8217;nin verdiği karar kesin bir hükümdür. Yani uygulanabilir bir karardır. Bu yüzden şu yola başvurulacak. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ya da Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün avukatları bu kararın kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay&#8217;a götürülmesi için Adalet Bakanlığı&#8217;ndan talepte bulunacaklar. Adalet Bakanlığı bu talebi Yargıtay&#8217;a bildirdiği takdirde Gül&#8217;ün yargılanıp yargılanamayacağına artık Yargıtay nihai kararı verecek. Eğer bu yola başvurulmazsa, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Gül hakkında soruşturma açacak ve Cumhurbaşkanı&#8217;nı yargılama süreci başlayacak. Bir diğer yol da tabii Anayasa&#8217;nın 105. maddesini değiştirmek ve bu maddeye ‘cumhurbaşkanının tıpkı parlamenterler gibi bir dokunulmazlığa sahip olduğu&#8217;na ilişkin bir hüküm koymaktır. <strong></strong></p>
<p>Böyle bir anayasa değişikliği yapmak sizce mümkün mü? </p>
<p>Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki ekipte ben de vardım. Biz AK Parti&#8217;ye bir sivil anayasa taslağı hazırlamıştık. Gerçi genel hukuk ve anayasa mantığı, cumhurbaşkanlarının kişisel suçlarından ötürü yargılanmamasını gerektiriyor ama&#8230; Biz, Sincan Mahkemesi&#8217;nin kararında olduğu gibi, kötü niyetli yorumların önünü kesebilmek için cumhurbaşkanının tıpkı parlamenterler gibi bir dokunulmazlığa sahip olduğu ‘hükmünü&#8217; anayasaya koymuştuk. Çünkü biz, sivil bir cumhurbaşkanına yönelik bu tür girişimlerin olabileceği ihtimalini dikkate almıştık. Bu tehlikeyi görmüştük. Ama AKP sivil anayasa taslağını rafa kaldırdı. Sivil anayasa hazırlamaktan vazgeçmekle de görüyorsunuz, başına neler neler geldi. Hakkında kapatılma davası açıldı. Aslında burada işin özünde şu var&#8230; <strong></strong></p>
<p>Ne var? </p>
<p>Bakın&#8230; 1982 Anayasası, bu ülkede ikili bir iktidar yapısı öngörüyor. Bu iktidar yapısının bir kanadında seçilmiş parlamentodan ve hükümetten oluşan ‘siyasi iktidar&#8217; var. Diğer tarafında ise devletçi seçkinlerden oluşan bir ‘devlet iktidarı&#8217; var. Yani bir tarafta ‘siyasi partiler devleti&#8217; var, diğer tarafta ‘bürokratlar devleti&#8217; var. Anlayacağınız, 1982 Anayasası, Cumhurbaşkanlığı makamı, Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organları, üniversiteler ve YÖK&#8217;ten oluşan bir ‘devlet iktidarı bloğu&#8217; kurgulamış. Yani demokratik siyaset bu organlar eliyle ‘vesayet&#8217; altına alınmış, denetlenmiş ve sınırlanmış. Bu devlet iktidarının ana kumanda merkezi olarak da cumhurbaşkanlığı makamı tasarlanmış. <strong></strong></p>
<p>Abdullah Gül gibi birinin Çankaya&#8217;ya oturmasıyla bu ikili iktidar sistemi bitti mi artık Türkiye&#8217;de? </p>
<p>Bitmedi ama bu ikili iktidar şeması çok büyük zarar gördü. Çünkü devlet iktidarını oluşturacak olan organların üyelerini ve başkanlarını cumhurbaşkanlığı makamı seçiyor. Vesayet ideolojisini benimsemeyen sivil birinin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması demek, bu iktidar şemasının bozulması demektir. Zaten yaşanan rahatsızlık da bundan ötürü! Oysa gelişmiş demokratik ülkelerde siyasi iktidar ve devlet ayrışması yoktur. O ülkelerde iki ayrı iktidar(!) yoktur. Orada hükümetler devleti yönetirler. Hükümetler, kendi programlarını uygulamak üzere devlet iktidarını, devlet yetkisini kullanırlar. <strong></strong></p>
<p>Sizin devlet iktidarının organları arasında saydığınız Cumhurbaşkanlığı makamında da, YÖK Başkanlığı&#8217;nda da devlet elitinden uzak isimler oturuyor bugün. Nasıl oluyor da hâlâ bu ikili iktidar yapısı sürüyor ve ‘devlet iktidarı&#8217; gücünü koruyor? </p>
<p>İkili iktidar şeması sürüyor çünkü ‘Yargı&#8217; değişmiyor. Yargı aynen eskisi gibi devam ediyor. Devlet iktidarı adına demokratik siyaseti denetleme, gözetleme ve sınırlama fonksiyonunu eskiden MGK, YÖK, üniversiteler hepsi birden yaparlarken bugün bu görevi Yargı yapıyor. Zaten cumhurbaşkanlığı seçiminin bu ülkede her zaman kriz yaratmasının nedeni de, bu makamın vesayet ideolojisi açısından taşıdığı önemdir.</p>
<p>Bürokratik elit, daima kendisinden birinin cumhurbaşkanı olmasını istiyor. Nitekim yakın dönemde yaşanan siyasi krizlerin hepsi Çankaya yüzünden çıktı. 27 Nisan&#8217;daki e-muhtıra, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin hukuku ve anayasayı çiğneyen 367 kararı hep kendilerinden olmayan sivil birinin cumhurbaşkanlığını engellemek içindi. Ama, engellenemedi. Engellenemeyince de Gül&#8217;ü Çankaya&#8217;dan indirmek için bir B planı başlatıldı ve başka arayışlar içine girildi. Bu arayışlardan biri de AK Parti&#8217;nin kapatılma davasıydı. <strong></strong></p>
<p>Gül&#8217;ün cumhurbaşkanlığıyla nasıl bir ilgisi vardı kapatılma davasının? </p>
<p>Bir taşla iki kuş vurulmak istendi. Yargıtay Başsavcısı, yazdığı iddianamede, partinin kapatılmasına sebebiyet veren siyasiler arasında Gül&#8217;ün de ismini de sayarak onu siyasi yasaklılar içine soktu. Böylece Cumhurbaşkanı&#8217;nın konumunu sorgulanır hale getirmek istedi. Ama AK Parti&#8217;yi kapatma davasından istenilen sonuç çıkmayınca, bu sefer Gül&#8217;e ait dosyalar raflardan indirilmeye başlandı. Söylemek istediğim şu&#8230; Bizde esas sorun bu vesayetçi sistemdir. Bu vesayetçi ideoloji, yani ‘ikili iktidar sistemi&#8217;, hukuku araçsallaştırıyor ve siyasallaştırıyor. Vesayetçi sistem bitirilmedikçe, hukukun siyasallaştırılmasına biz son veremeyiz. <strong></strong></p>
<p>Bu durumda, bizde yargı tarafsız değil mi?</p>
<p>Türkiye&#8217;de tuhaf bir durum var. Vesayet sistemini ve ideolojisini benimsemiş kimi çevreler, hukukçular ve yüksek yargı mensupları sürekli yargının bağımsız olmadığından dem vuruyorlar. Hiç bir zaman yargının tarafsızlığından söz etmiyorlar. Oysa Türkiye&#8217;de yargı fazlasıyla bağımsız. <strong></strong></p>
<p>Anlamadım&#8230;</p>
<p>Bakın&#8230; Yargı, yargılama faaliyetini yaparken bağımsız olmalıdır! Ama yargıyla ilgili kurumların oluşumunda mutlak bağımsızlıktan söz etmek doğru değildir. Bizde istenen, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüksek yargı kurumlarının mensuplarını, o kurumların kendilerinin seçmesidir. Şimdi bunlar kendi üyelerinin seçiminin, Cumhurbaşkanı&#8217;nın onayına sunmadan yapmak istiyorlar. Yani mutlak bir bağımsızlık talep ediyorlar. Bu çok sakıncalıdır. <strong></strong></p>
<p>Neden sakıncalıdır? </p>
<p>Çünkü yargının toplumla ilişkisinin ve hesap verirliliğinin sağlanması gerekir. Bunun yolu da, yargı üyelerinin bir kısmının parlamento tarafından seçilmesidir. Biz, hazırladığımız sivil anayasa taslağında bunu önermiştik. Sürekli yargının bağımsızlığından dem vurup da yargının tarafsızlığından hiç konuşmayan çevrelerin istediği bağımsızlık, yargının toplumdan, dünyadaki gelişmelerden ve çağdaş hukuktan bağımsız hareket edebilmesidir. Oysa hukuk, toplumsal bir olgudur ve toplumla iç içe olması gerekir. Hukuk, toplumsal olanı sürekli dikkate almak zorundadır. Aksi takdirde o ülkenin hukuku donmuş kurallar bütünü haline gelir ve hukuku da ve yargısı da çağdışı olur. <strong></strong></p>
<p>Yargının fazlasıyla bağımsız olduğunu söylediniz. Bizde yargı tarafsız mı peki? </p>
<p>Yargının ana kütlesi, özellikle de yüksek yargı kurumları resmî ideolojinin ve vesayetçi sistemin tercihleri doğrultusunda hareket ediyorlar. Zaten bizde temel sorun, yargının tarafsızlığını sağlayamama sorunudur. Yargının tarafsız olabilmesi için anayasanın ideolojik tercihlerden arındırılması gerekiyor. <strong></strong></p>
<p>Yargının tarafsız olmasını anayasa mı engelliyor? </p>
<p>Evet. 1982 Anayasası, yargının tarafsız olmasını engelliyor. Eğer siz anayasanıza bir ideolojik tercih koyarsanız, yargı dahil bütün anayasal kurumlarınız bu ideolojik tercihten yana tavır alırlar. Nitekim alıyorlar veya almak durumunda bırakılıyorlar. Çünkü anayasa ve yasalara bir ideolojik tercih konulduğu andan itibaren, devlet organları durumdan vazife çıkarıyorlar. Bu yüzden zaten Türkiye&#8217;de yepyeni bir anayasa yapmak gerekiyor. Anayasa değişiklikleri yaparak vesayetçi sistemin yarattığı sorunlar çözülemez.<strong></strong></p>
<p>1982 Anayasası&#8217;nın ideolojik tercihi nedir? Bu ideoloji hangi maddelerde dile getiriliyor? </p>
<p>Bu ideolojik tercih, ‘Atatürkçülük&#8217;, ‘Atatürkçü düşünce sistemi&#8217; ve ‘Kemalizm&#8217; olarak adlandırılan ve Anayasa&#8217;da da Atatürk ilke ve inkılâpları şeklinde ifade edilen kavramda kendisini buluyor. Bu ideolojik tercih, Anayasa&#8217;nın başlangıç kısmında, ikinci maddesinde, dolaylı olarak dördüncü maddesinde, 42, 130, 175. maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Bir de gençliği düzenleyen maddede yer alıyor bu resmî ideoloji. Mesela Atatürk milliyetçiliği Anayasa&#8217;da soyut bir kavram olarak kullanılsa da, Anayasa Mahkemesi ve diğer yargı kurumları, bu soyut milliyetçiliği, farklılığı reddeden, dışlayıcı ve ötekileştirici bir mantıkla yorumluyor. Atatürk milliyetçiliğini, türdeş toplum tasarımının bir parçası olarak değerlendiriyor. Nitekim Kürt meselesinin çözülememesi&#8230; <strong></strong></p>
<p>Anayasa&#8217;dan mı kaynaklanıyor?</p>
<p>Evet. Kürt meselesinin çözülememesi, Anayasa&#8217;dan da kaynaklanıyor. Kürt meselesini çözmeye yönelik kurulan siyasi partiler, Anayasa gerekçe gösterilerek Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak isteniyor. Bu yargı kararları alınırken, hep Anayasa&#8217;daki Atatürk milliyetçiliğine ve &#8220;devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü&#8221; ilkelerine gönderme yapılıyor. Türban davalarında da böyle oluyor. Türkiye&#8217;de bütün demokratik açılımlar, bu maddelere gönderme yapılarak engelleniyor. Zaten bilinen bir şeydir. Bir devletin anayasasının ideolojisinin olması ve yargının bir dünya görüşünden yana davranması, hukuk devletini, demokrasiyi ve özgürlükleri zedeler. Demokrasi de, hukuk devleti de o ideolojiyle sınırlı birer sözde demokrasi ve sözde hukuk devleti olur. Her an herkesin başına her şey gelebilir. Bizde yaşanan da bu değil mi? <strong></strong></p>
<p>Çarpıcı bir örnek vereyim. Danıştay baskınıyla ilgili dosya Ergenekon davasının dosyasıyla birleştiği halde&#8230; Danıştay Beşinci Daire Başkanı, Danıştay baskınının ‘türban için&#8217; yapıldığını ileri süren bir konuşma yaptı. Danıştay yargıcı nasıl böyle konuşuyor?</p>
<p>Bizde yargının ne kadar siyasallaşmış olduğunu ortaya koyuyor bu. <strong></strong></p>
<p>Ergenekon&#8217;un toplumun çeşitli kesimleriyle ilişkisi olduğu giderek daha da ortaya çıkıyor. Ergenekon, hukuk sisteminin içine de uzanmış olabilir mi?</p>
<p>Basından takip ettiğimiz kadarıyla bu örgüt toplumun her tarafına yayılmış. Siyasetçiler içerisinde de, emniyet, askeriye ve yargı içerisinde de muhakkak ki bir kolu vardır. Zaten yargıçlar, 28 Şubat&#8217;tan itibaren resmî ideolojinin kıskacı altına alınmaya çalışıldılar. Türkiye&#8217;de sürdürülmeye çalışılan ‘ikili iktidar&#8217; sisteminde, yargı, siyasi iktidara karşı devlet iktidarını kullanan bir aygıt olarak düşünülüyor ama&#8230; Yargının bu kurgunun dışına çıkması ihtimali de hesaba katılıyor. Bu yüzden hâkim ve savcılar, zinde güçler ve bürokratik elitler tarafından sürekli kontrol altında tutuluyorlar. 28 Şubat&#8217;ta yargıya brifing verilmesinin sebebi, onlara asli vazifelerini hatırlatmaktı. Onlara, ‘Siz bu ideoloji yüklü olan laik cumhuriyeti korumak ve kollamakla yükümlüsünüz&#8217; demekti. <strong></strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de hukuk kirlendi mi?</p>
<p>Türkiye&#8217;de hukuk hiçbir zaman evrensel hukuka uygun olarak işlemedi. Bugün hukukun çok fazla konuşuluyor olmasının sebebi, kırılma noktasında olmamızdır. Bugün bu ülkede bütün iktidar mücadelesi hukuk üzerinden yürütülüyor. Bu da hukuku araçsallaştırıyor, siyasallaştırıyor, kirletiyor. Ama bugün biz, dış dinamiklerin de etkisiyle bir şans yakaladık. <strong></strong></p>
<p>Bu şans nedir?</p>
<p>Bu ülkede hem AB&#8217;ye tam üyelik için müzakereler yürütülüyor. Hem de Ergenekon terör örgütü ekseninde derin devletin tasfiye edilmesi iradesi gösteriliyor. Anlayacağınız kritik bir eşikteyiz! Ya bu vesayetçi antidemokratik sistem çökecek ve hukukun üstünlüğüne dayalı, çoğulcu, özgürlükçü demokratik bir sisteme geçeceğiz&#8230; Ya da mevcut sistem daha da otoriterleşecek, sertleşecek. Çünkü dünyayla bütünleşmek isteyen bu toplum, mevcut baskılarla zapturapt altına alınamaz. Bu toplum ancak daha sert ve baskıcı bir sistemle denetlenebilir. Zaten bir emekli komutanın ve gazeteci Mustafa Balbay&#8217;ın darbe günlüklerinde de görüyoruz ki, 1982 Anayasası&#8217;nın kurduğu rejimden daha otoriter ve baskıcı bir rejimin kurulması düşünülmüş. <strong></strong></p>
<p>Hukukçularımıza dönersek&#8230; Hukuki kararların büyük bölümü insanların adalet duygusunu tatmin etmiyor. Hukukçularımız, hukuka uymak zorunda hissetmiyorlar mı kendilerini?</p>
<p>Bizdeki yasalarda problem var ama, asıl zihniyet çok önemli. Çünkü her hukuk metni yoruma muhtaçtır ve bunu yorumlayacak olan da yargı makamıdır. Bir yargıç, hukuku çağın gereklerine, özgürlükler ve vatandaş lehine yorumlama zihniyetine sahipse kararlarında evrensel hukuka uyum sağlar. Bizde bunun tam tersi yapılıyor. Yasalar, vatandaşın hak ve özgürlükleri lehine yorumlanmıyor. Devletin çıkarı gözetiliyor. Bu zihniyet problemi sadece hukukçularda yok. Siyasilerde de var. Onlarda da otoriter ve devletçi bir damar var. Bakın&#8230; AK Parti 301. maddeyi kaldırmadı. Terörle Mücadele Kanunu&#8217;nda değişiklik yaptı. 15-18 yaş arası çocukların bile özel yetkili ağırceza mahkemelerinde yargılanmaları kabul edildi. <strong></strong></p>
<p>Yargıçlarımız en çok hangi konularda Avrupa hukukuyla ters düşüyor? </p>
<p>En fazla ifade ve örgütlenme özgürlüğü konularında Avrupa hukukuyla ters düşüyorlar. Bu alanda Türkiye aleyhine verilmiş sayısız karar var. Halbuki ifade özgürlüğü kavşak özgürlüktür. İfade özgürlüğü olmadan örgütlenemezsiniz, toplantı, gösteri, yürüyüş yapamazsınız. Bu en temel özgürlük konusunda bu kadar problemli kararlar veren Türk yargısının Avrupa hukukuna uyum sağlayabilmesi çok güç gözüküyor. <strong></strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan Anayasa&#8217;nın değiştirileceğini açıkladı. Siz AKP&#8217;ye sivil anayasa taslağı hazırlayan ekipteydiniz. AKP&#8217;nin sivil bir anayasa çıkaracağını düşünüyor musunuz? </p>
<p>Bugünkü siyasal konjonktürde bu çok mümkün gözükmüyor. Kişisel tahminim, 2011 genel seçimleri öncesinde yeni bir anayasa girişiminde bulunulmayacak. Çünkü kapatma davasında verilen hükümle AK Parti&#8217;nin gücü zayıflatıldı. AK Parti, özellikle siyasi partilerin kapatılmasını güçleştirmek, Türkiye milletvekilliği, ombudsmanlık gibi konularda çok sınırlı bir anayasa değişikliği yaparak önce kendisini güvence altına almayı düşünüyor. Bu, mevcut anayasada rötuş yapmaktır. Sivil anayasa yapmak değildir. Oysa Sincan Mahkemesi kararı da dahil bütün yaşananlar artık yepyeni bir anayasa yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü bu anayasanın kendisi kriz ve sorun üretiyor. <strong></strong></p>
<p>Kriz üretmek isteyen bu anayasayla istediği krizi üretebiliri mi? </p>
<p>Kesinlikle üretebilir. Parti kapatmak isteyen kapatabilir. Cumhurbaşkanını yargılamak isteyen yargılayabilir. Bu anayasada bir maddeyi değiştiriyorsunuz ve sorunu aştığınızı sanıyorsunuz, bir bakıyorsunuz aynı kriz başka bir maddeye dayanılarak üretiliyor. AK Parti, türban eksenli bir anayasa değişikliği yapmakla ve sivil anayasayı rafa kaldırmakla kendi ayağına kendisi kurşun sıktı.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/11/gul-kurt-hamlesiyle-cizgiyi-asti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/11/gul-kurt-hamlesiyle-cizgiyi-asti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BASIN AÇIKLAMASINA DAVET</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/04/basin-aciklamasina-davet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/04/basin-aciklamasina-davet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 10:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[5 Haziran 2008 günü Anayasa Mahkemesi "Anayasada türban değişikliği"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5125</guid>
		<description><![CDATA[ Tarih: 5 Haziran 2009 Cuma, Yer: Anayasa Mahkemesi önü, Ankara, Saat: 12.00
 5 Haziran 2008&#8242;de Ne Oldu?
 Bundan tam bir yıl önce, 5 Haziran 2008 günü Anayasa Mahkemesi &#8220;Anayasada türban değişikliği&#8221; olarak bilinen iki yasa degisikligini iptal etti.
 Değişikliği iptal edilen maddelerde başörtüsü kelimesi dahi geçmiyordu. Başörtülü vatandaşların da tüm vatandaşlar gibi devlet karsısında eşit muamele görmesini sağlayacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090416_derin_dusunce_org_ilker_basbug_darbe.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4319" title="20090416_derin_dusunce_org_ilker_basbug_darbe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090416_derin_dusunce_org_ilker_basbug_darbe.jpg" alt="" width="265" height="178" /></a> <strong>Tarih</strong>: 5 Haziran 2009 Cuma, <strong>Yer</strong>: Anayasa Mahkemesi önü, Ankara, <strong>Saat</strong>: 12.00</p>
<p> <strong>5 Haziran 2008&#8242;de Ne Oldu?</strong></p>
<p> Bundan tam bir yıl önce, 5 Haziran 2008 günü Anayasa Mahkemesi <strong>&#8220;Anayasada türban değişikliği&#8221; </strong>olarak bilinen iki yasa degisikligini iptal etti.<span id="more-5125"></span></p>
<p> Değişikliği iptal edilen maddelerde başörtüsü kelimesi dahi geçmiyordu. Başörtülü vatandaşların da tüm vatandaşlar gibi devlet karsısında eşit muamele görmesini sağlayacak degisiklik laikliğe aykırı bulunarak iptal edildi. Anayasa Mahkemesi laikliği kendince yorumladı.</p>
<p> <strong>Anayasa mahkemesi yetkisini de aşarak TBMM&#8217;nin kendi iradesi ile yeni ve sivil bir anayasa yapmasının önüne dikilmiş oldu</strong>. Yeni bir anayasa gerekiyorsa onu da darbeciler yapar zihniyeti tazelendi. Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerinden biri olan <strong>&#8220;hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir&#8221;</strong> ilkesinin kâğıt üzerinde dahi işlemediği ortaya kondu.</p>
<p> 5 Haziran 2009 Cuma günü, anayasa mahkemesinin anayasa değişikliği iptali kararı verdiği günün birinci yıldönümünde Ankara&#8217;da Anayasa Mahkemesi önünde tam bir yıl önce meclisin iradesine ket vurup, başörtüsü ayrımcılığını çözümsüzlüğe iten kararla ilgili açıklama yapmak üzere buluşacağız.</p>
<p> &#8221;Benim de iradem yok sayıldı&#8221;, &#8220;atanmışlar seçilmişlere had bildirmesin&#8221; diyen herkesi 5 Haziran 2009&#8242;da saat 12:00&#8242;de Anayasa Mahkemesi önüne bekliyoruz.</p>
<p> İrtibat:</p>
<p>02125290456/ 05462432728 (AKDER İstanbul)</p>
<p>05433490506 (Mazlumder Anakara Şubesi)</p>
<p> Anayasa Mahkemesi Adres: Ahlatlibel Mahallesi Incek Yolu Serpmeleri No:4</p>
<p>06890 Çankaya - Ankara</p>
<p> Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/04/basin-aciklamasina-davet/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/04/basin-aciklamasina-davet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil Anayasa için imza kampanyası</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/05/sivil-anayasa-icin-imza-kampanyasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/05/sivil-anayasa-icin-imza-kampanyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 20:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[sivil anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4622</guid>
		<description><![CDATA[
Sayın TBMM Başkanlığına, 
Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, sıkıyönetim koşullarının devam ettiği bir ortamda, toplumun restorasyonunu hedefleyen fakat toplumsal talepleri hiçe sayan adeta bir askeri planlama müktesebatıyla tanıştı: 1982 Anayasası.
Türkiye&#8217;nin geçmişte yaşadığı çatışma ortamı yanında, soğuk savaş koşullarının da bir sonucu olarak  1982 Anayasası, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, güvenlik merkezli bir anlayışla yapıldı.
Türkiye, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="aligncenter" src="http://sivilanayasa.mazlumder.org/sivil.gif" alt="" width="450" height="100" /></strong></p>
<p><strong>Sayın TBMM Başkanlığına, </strong></p>
<p>Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, sıkıyönetim koşullarının<span id="more-4622"></span> devam ettiği bir ortamda, toplumun restorasyonunu hedefleyen fakat toplumsal talepleri hiçe sayan adeta bir askeri planlama müktesebatıyla tanıştı: 1982 Anayasası.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin geçmişte yaşadığı çatışma ortamı yanında, soğuk savaş koşullarının da bir sonucu olarak  1982 Anayasası, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, güvenlik merkezli bir anlayışla yapıldı.</p>
<p>Türkiye, ne yazık ki 30 yıla yakın bir süredir, ulusal ve uluslar arası kamuoyunda, adeta konsensüs halinde ağır eleştirilerin odağında yer alan askeri darbe ürünü &#8220;anakronik&#8221; 1982 Anayasası ile yönetilmektedir. </p>
<p>Yürürlüğe girdiği tarihten bu yana yapılan onlarca değişikliğe rağmen 1982 anayasası, toplumsal değişim ve talepleri karşılayamamaktadır. Ülkemizdeki  sorunların  giderilmesi  için yapılan  kısmi  değişiklikler  çözüm  olmamakta ve  bilhassa  temel  hak  ve  özgürlüklerle ilgili düzenlemeler yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Kalıcı, gerçekçi  bir çözüm ve sonuç   için  soğuk savaş koşullarının bakiyesi &#8220;güvenlik&#8221; odaklı bir egemenlik anlayışına değil ; eşit ve özgür yurttaş kuramını içselleştiren, her türden ayrımcılığı mutlak surette reddeden, toplumsal değişimi ve talebi karşılayan, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı ve eşitlikçi bir anlayışa dayanan yeni bir anayasanın yapımı  zorunlu hale gelmiştir. Malum olduğu üzere, yeni, sivil bir anayasanın yapımı için tek yetkili nihai merci ise TBMM&#8217;dir.</p>
<p>Bu gerekçelerle, tüm toplumsal kesimlerin talep ve görüşlerini asıl hareket noktası kabul eden, şeffaf, katılıma açık anlayış ve usullerle hazırlanmış bir anayasa metninin TBMM tarafından yasalaştırılmasını talep ediyorum.</p>
<p> Aksi yöntemlerle veya kısmi değişikliklerle yapımı gerçekleşecek  bir anayasanın ise Türkiye&#8217;nin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün olmayacağı gibi toplumsal meşruiyetinin de tartışılır olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Tüm bu düşüncelerle, geleceğin özgür ve demokratik Türkiye&#8217;sini inşa edecek yeni, sivil bir Anayasa yapımında sunacağınız tarihsel öneme sahip destek ve katkılarınız için teşekkür ediyorum.</p>
<p align="left">MAZLUMDER Genel Merkezi</p>
<p align="left"><strong>Destek olmak, <span style="text-decoration: underline;">imza atmak</span> için site adresi</strong></p>
<p align="left"><a href="http://sivilanayasa.mazlumder.org/">http://sivilanayasa.mazlumder.org/</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/05/sivil-anayasa-icin-imza-kampanyasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/05/sivil-anayasa-icin-imza-kampanyasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hukukun üstünlüğü mü yoksa &#8220;üstünlerin&#8221; hukuku mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/02/hukukun-ustunlugu-mu-yoksa-ustunlerin-hukuku-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/02/hukukun-ustunlugu-mu-yoksa-ustunlerin-hukuku-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 May 2009 16:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Hukukun üstünlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4546</guid>
		<description><![CDATA[Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. En kestirme tanımı, bireylerin ve devletin yani kamu görevlilerinin yasalar önünde &#8220;eşit&#8221; olmasıdır. Dahası, yasama ve yürütme erkleriyle yönetimin, bağımsız yargı organları tarafından hukuka bağlı kalınarak denetlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır. 
Bununla birlikte, modern dünyanın çağdaş değer olarak sunduğu kavramlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4548" title="20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090501_derindusunce_org_hukukun_ustunlugu_3.jpg" alt="" width="248" height="198" /></a>Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. En kestirme tanımı, bireylerin ve devletin yani kamu görevlilerinin yasalar önünde &#8220;eşit&#8221; olmasıdır. Dahası, yasama ve yürütme erkleriyle yönetimin, bağımsız yargı organları tarafından hukuka bağlı kalınarak denetlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır.<strong> </strong></p>
<p>Bununla birlikte, modern dünyanın çağdaş değer olarak sunduğu kavramlardan biridir Hukukun Üstünlüğü. Ülkemizde bu alanda da kavram karışıklığı yaşanmakla birlikte, bu konuya iki noktadan itirazım var. <span id="more-4546"></span></p>
<p>Birincisi  hukuk ve hukuk üstünlüğü anlayışının, günümüz çağın belirleyici özelliği olduğu kanaatinde değilim. Çünkü tarihin derinliklerinde günümüz adalet anlayışından çok daha güzel örneklere rastlamamız mümkündür.</p>
<p>İkincisi modern dünyada ve ülkemizde hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku anlayışının egemen olduğuna inanıyorum&#8230;</p>
<p>Tarihin tozlu sayfalarını karıştıranlar; sahabe ve halife sıfatına sahip  Hz. Ali&#8217;nin, Kadı Şurayh önünde  bir gayrimüslimle aynı safta, yan yana durarak yargılandığı gerçeğini bulabilirler. Mahkemeye şahit olarak oğlunu gösteren Hz. Ali&#8217;nin, bu şahidi yakınlık sebebiyle mahkemece kabul edilmediğini ve Hz.Alinin mahkemeyi delil yetersizliğinden dolayı, kaybettiğini de hayretle okuyabilirler.</p>
<p>Bu adaleti gören gayrimüslimin pişman olup, gerçeği itiraf ettiğini ve müslüman olduğunu dipnot olarak ekleyelim.</p>
<p>Bu olay basit bir olay gibi algılanabilir ancak günümüze uyarlarsak;</p>
<p>Bu durum; Cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, genelkurmay başkanıyla, anayasa mahkemesi başkanıyla, YÖK başkanıyla &#8220;Hasso&#8221;ların, &#8220;Memo&#8221;ların, &#8220;Manukyan&#8221;ların,  kanun önünde eşit sayılması ve yan yana durarak yargılanabilmesi gibi anlamlara gelir ki, ben böyle bir tabloya henüz şahitlik etmedim. Maalesef modern dünya böyle bir tabloyu insanlığa henüz armağan edemedi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/03/17/mana-boyutlu-olgun-demokrasi/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Mana boyutlu, olgun demokrasi</span></a>yi yaşayabilirsek, bu tabloları da yaşayabiliriz hiç şüphesiz. Mana boyutlu demokrasi olmadan hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlıklı işleyeceğini ve muhtevasının değişmeden kendini koruyabileceğini düşünmüyorum.</p>
<p>İtiraz edenler için, bunu anlamanın en iyi yolu, ülkemizde yaşandığı iddia edilen, hukukun üstünlüğü kavramını sorgulamaları gerekecektir;</p>
<p>Mesela,</p>
<ul>
<li>Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük, yargı organının ve atanmış elit kişilerin millet adına karar verme üstünlüğü müdür?</li>
<li> 411 milletvekilinin onay verdiği ve halkının en az %70&#8242;nin hüsnü kabul gördüğü bir kararın, sadece oligarşik düzen istemiyor diye, yetkisi olmadığı halde esastan denetleyerek reddedilmesi midir hukukun üstünlüğü ?</li>
<li> &#8220;<em>Eğer Meclis, seçimler 20 yılda bir yapılır</em>&#8221; diye anayasa değişikliği yaparsa buna da mı seyirci kalacağız?&#8217; diyen zihniyete, boynun kıldan ince hale gelmesi midir hukukun üstünlüğü ?</li>
<li> Hukukun üstünlüğünden kasıt; devletin, milletten ve onu temsil eden meclisten  daha akıllı ve daha zeki olduğu mudur? Buradan hareketle, söz konusu akılsızların, devlet kurumları tarafından sürekli güdülmesi ve adam edilmesi gerektiği sonucu da ortaya çıkar mı?</li>
<li> Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük; ak saçlı emekli yargı komutanı ve aynı zamanda akıl hocası, 367&#8242;nin mucidi Sabih Kanadoğlu&#8217;nun üstünlüğü gibi bir şey midir?</li>
<li> Devletin hukuka bağlılığı nasıl bir düğümledir? Adnan Menderes&#8217;in boynundaki yağlı ilmekli bir urgan ile olabilir mi?</li>
<li> Bağımsız yargı kavramı, aslında yargının aristokratik bir sınıf olduğu ve almış olduğu şaşmaz, yanılmaz ve sorgulanamaz kararlarıyla bir ilahi bir güç olduğu manasında mıdır?</li>
<li> Temel hak ve özgürlükler ile anlatılmak istenen, yargının bize lütfettiği haklar silsilesi midir yoksa her bireyin doğuştan elde ettiği haklar mıdır?</li>
<li> Toplumların olmazsa olmazı temel hak ve özgürlükler nelerdir? Mesela her bireyin öğrenim hakkı, temel haklar arasında yer alabilir mi? Başı örtülü bir bayan öcü muamelesi görmeyip, öğrenim hakkını kullanabilir mi? Yoksa bunun için İran&#8217;a mı gitmesi gerekir?</li>
<li> Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukukun sınırları aşan bir özgürlüğe sahip olduğu manasında mıdır?</li>
<li> Hukukun, güreşte güçlü olan pehlivanın altındakine üstünlüğü gibi yenilmez ve tuş edilemez bir üstünlüğü mü vardır? Vs&#8230;vs&#8230;</li>
</ul>
<p>Evet, Türkiye&#8217;nin müzmin hastalıklarından kurtulmak istiyorsa, öncelikle kavram karışıklığından kurtulması gerekiyor. Çünkü, bize şaşmaz tek doğru olarak dayatılan hastalıklı zihin yapısı bu kargaşadan beslenmektedir.</p>
<p>Mesela öyle bir anayasamız vardır ki; her okuyan farklı şekilde algılayıp, farklı şekilde yorumlayabilir. İşin acı tarafı ise anayasayı yorumlama yetkisi; seçilmişlerin değil, Kemalist düzeni özümsemiş ve bu özellikleri sebebiyle milletten daha akıllı olma şerefine nail olmuş, atanmışların yani millete karşı hiçbir sorumluluk taşımayan ve millete hesap vermeyen elitlerin elindedir.</p>
<p>Galiba, reformlarıyla birlikte yeni anayasanın ve kavramları yeniden tanımlamanın tam zamanı&#8230;</p>
<p><strong>Devam Yazısı </strong></p>
<p>Demokrasi Yokuşunun En büyük Yokuşu : E R G E N E K O N</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/02/hukukun-ustunlugu-mu-yoksa-ustunlerin-hukuku-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/02/hukukun-ustunlugu-mu-yoksa-ustunlerin-hukuku-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Mahkemesi meşru mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/26/anayasa-mahkemesi-mesru-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/26/anayasa-mahkemesi-mesru-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 22:01:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Cem Özen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[hasim kiliç]]></category>

		<category><![CDATA[meşru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4473</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Erdoğan / STAR GAZETE
Anayasa Mahkemesi Başkanı sayın Haşim Kılıç Mahkeme&#8217;nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmanın bir yerinde mealen şöyle diyor: Anayasa Mahkemeleri, halk iradesi sonucu ortaya çıkan yasama ve yürütme organlarını sınırlandırmak amacıyla kurulmuşlardır ve meşrulukları da temel hak ve özgürlükleri korumak amacıyla çoğunluğun iktidarını sınırlandırma işlevinden kaynaklanır. 
Bu ifade, anayasa mahkemelerinin meşruluğuna ilişkin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-erdogan/anayasa-mahkemesi-mesru-mu-184107.htm" target="_blank">Mustafa Erdoğan / STAR GAZETE</a></p>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı sayın Haşim Kılıç Mahkeme&#8217;nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmanın bir yerinde mealen şöyle diyor: Anayasa Mahkemeleri, halk iradesi sonucu ortaya çıkan yasama ve yürütme organlarını sınırlandırmak amacıyla kurulmuşlardır ve meşrulukları da temel hak ve özgürlükleri korumak amacıyla çoğunluğun iktidarını sınırlandırma işlevinden kaynaklanır. <span id="more-4473"></span></p>
<p>Bu ifade, anayasa mahkemelerinin meşruluğuna ilişkin olarak literatürde hakim olan görüşe uygundur. Bu görüşe göre, ‘çoğunluk-karşıtı&#8217; veya -Alexander Bickel&#8217;in deyimiyle- demokraside bir ‘sapma&#8217; niteliğindeki bir kurum olan anayasa yargısının demokratik bir sistemde varlığını meşrulaştıran temel neden, insan haklarını çoğunluk iktidarlarının baskıcı eğilimleri karşısında korumaktır.</p>
<p>Gerçi, son yıllarda siyaset ve anayasa literatüründe anayasa yargısının hür ve demokratik toplumun gerekleriyle bağdaşmadığını ileri süren güçlü bir akım vardır. Meselá, epey bir süredir anayasa yargısının meşruluğunu sorgulayan siyaset ve hukuk teorisyeni Jeremy Waldron <em>The Yale Law Journal</em>&#8216;da 2006 yılında yayımlanan uzun makalesinde bu kurum lehine ileri sürülen kanıtların hiçbirinin -onun çoğunluk diktatörlüğüne karşı bir güvence olduğu iddiası dahil- ikna edici olmadığını ayrıntılı bir şekilde göstermiştir. Ama şimdilik meselenin bu yanını bir yana bırakıp sayın Kılıç&#8217;ın ifadesinden çıkan temel bir sonucu Türkiye bağlamında ele almak istiyorum.</p>
<p>Şimdi, anayasa mahkemelerini meşrulaştıran temel neden, onların temel hakları koruyacak şekilde seçilmiş kurumları sınırlandırmaları ise, o zaman bu işlevi yerine getirmeyen bir anayasa mahkemesinin meşru olmadığını da kabul etmek gerekir. Gerçekten de öyle olmalıdır. Çünkü, bu kurumlar kamu işlerinin demokratik mekanizmalar yoluyla karara bağlanması ilkesinden açık birer sapma niteliğindedirler. Öyleyse, bu ‘sapma&#8217;yı haklı gösteren neden ortadan kalkınca, söz konusu kurumların da artık var olmaması gerekir.</p>
<p>Peki, Türk Anayasa Mahkemesi&#8217;nin eğiliminin gerçekten de kişilerin temel haklarını korumak olduğu söylenebilir mi?.. Bu mahkemenin içtihadıyla ilgili yirmi yılı aşkın bir sürelik gözlemlerim bu soruya olumlu cevap vermeyi benim için maalesef imkánsız kılıyor. Tam aksine, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin genel eğilimi, cüz&#8217;i bazı istisnalar dışında, devletin otoriter yapısını insan hakları karşısında tahkim etmek yönünde olmuştur. Mahkeme&#8217;nin ‘milliyetçilik&#8217; ve ‘láiklik&#8217;le bağlantılı konularda verdiği ve siyasi partilerin kapatılmasıyla sonuçlanan kararlar bu yargımı doğrulayan tipik kanıtlardır. Bu kararlar aynı zamanda Türk Anayasa Mahkemesi&#8217;nin sadece sivil haklar için değil siyasi haklar veya demokratik katılım hakları bakımından da sakıncalı bir şekilde işlediğini göstermektedir.</p>
<p>Esasen, Türkiye&#8217;de Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kurulmasının amacı tam da budur. Bu kurum, devlet seçkinlerinin bir karar-alma mekanizması olarak demokratik yöntemlere duydukları güvensizliğin sonucu olarak ve devlet odaklı milliyetçi-láikçi statükonun değişmezliğini garanti etmek amacıyla kurulmuştur. Bu bakımdan, anayasal bir kurum olarak Milli Güvenlik Kurulu&#8217;nun kurulmasıyla Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kurulması arasında temel saik bakımından bir fark yoktur. Nitekim, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin genel çizgisi de, kuruluş amacına uygun olarak, demokratik siyaseti insan hakları lehine değil, ‘bürokratik yönetim&#8217; ve ‘hikmeti- hükümet&#8217; lehine sınırlamak olmuştur.</p>
<p>Bu şu demektir: Sayın Kılıç başında bulunduğu mahkemenin varlığını meşrulaştırmak isterken, tam da bu kurumun altını oyacak bir akıl yürütme biçimi kullanmıştır. Ama ben kendisine katılıyorum: Mevcut işleyişiyle Anayasa Mahkemesi siyasi meşruluğunu yitirmiştir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/26/anayasa-mahkemesi-mesru-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/26/anayasa-mahkemesi-mesru-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dur de! Dur de! Darbelere Dur de!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/03/dur-de-dur-de-darbelere-dur-de/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/03/dur-de-dur-de-darbelere-dur-de/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2009 15:05:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurhayat Kızılkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Dur de! Dur de! Darbelere Dur de!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3701</guid>
		<description><![CDATA[Darbeye karşı 70 milyon adım Koalisyonu kurulması aşamasında katıldığım toplantılarda gördüğüm en çarpıcı şey geniş bir yelpazede ülkemizdeki neredeyse her düşünceyi kapsayan değişik gruplardan, STK&#8217;lardan ve partilerden gelip Koalisyon toplantılarına katılan kişilerin aslında bu ülkeyi ne kadar çok sevdiğiydi. Bunu toplantılar sırasında değil de daha sonra fark ettim.( Bu arada STK derken gerçek STKlardan söz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090303_derin_dusunce_org_darbelere_dur_de.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090303_derin_dusunce_org_darbelere_dur_de.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3702" title="20090303_derin_dusunce_org_darbelere_dur_de" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090303_derin_dusunce_org_darbelere_dur_de-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Darbeye karşı 70 milyon adım Koalisyonu kurulması aşamasında katıldığım toplantılarda gördüğüm en çarpıcı şey geniş bir yelpazede ülkemizdeki neredeyse her düşünceyi kapsayan değişik gruplardan, STK&#8217;lardan ve partilerden gelip Koalisyon toplantılarına katılan kişilerin aslında bu ülkeyi ne kadar çok sevdiğiydi. Bunu toplantılar sırasında değil de daha sonra fark ettim.( Bu arada STK derken gerçek STKlardan söz ediyorum. Gerçek bir sorunun arkasında canla başla senelerdir duranlardan.. Çakma STKlardan yani &#8220;STK lazımsa onu da biz yaparız&#8221;cılardan sakınınız&#8230;) Belli ki herkes ülkeyi seviyordu da belki herkesin ülkeyi seviş tarzı farklıydı&#8230;<span id="more-3701"></span>Toplantılar boyunca süreç içinde, herkes diğerinin de bu ülkeyi sevdiğini böylece anladı ama kendi tarzında sevmesini beklemenin hata olabileceğini de&#8230;Neyse&#8230;Süreç boyunca çok şükür kimsede böyle bir beklenti kalmadı ve herkes herkesi olduğu gibi kabul etti. Hep duyduğu ama görmediği falanca grup işte buydu ve mitinge katılan &#8220;onların otobüsünden&#8221; inmiş insanlar da insandı nihayetinde işte&#8230;</p>
<p align="justify">Ama şu anda onların filanca konuda şu veya bu şekilde düşünmesi değil de herkesi bir araya getiren amaç çok daha yakıp kavurucu idi&#8230;.Neydi bu böyle senelerdir&#8230; ne seneleri? onyıllardır başımızın üstünde sallanan demoklesin kılıcı gibi duran darbe tehtidleri? Neydi 27 Nisan 2007 e-muhtıradan beri yaşadıklarımız? Neydi 5 Haziran 2008&#8242;de Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan yasayı iptali ile başlayan seçmen iradesini yok sayan yargı darbesi&#8230; İnsanların canına tak etmişti.</p>
<p align="justify">Solcuların canına tak etmişti. Dindarların canına tak etmişti. &#8220;Hrant Dink&#8217;in arkadaşları&#8221;nın canına tak etmişti. Çevrecilerin, yeşillerin canına tak etmişti.. Emek Hareketinden aktivistlerin, feministlerin, Lamda&#8217;cıların canına tak etmişti&#8230; Yok yoktu herkesi temsilen biri vardı&#8230;. Ezcümle favori darbesi olmayanların canına tak etmişti.  12 Eylül&#8217;de ilk gencliğini hatta ergenliğini yaşayan 40&#8242;lı yaşlarındaki sol gruplardan aktivistler hangi mahallenin kime ait olduğundan bahisle gülümseyerek hatıralarını anlatıyorlar, &#8220;faşistler&#8221; akıllarına gelince odalarda duramıyorlardı. Camialarındaki darbe hakkındaki derin yarılmaya esef ediyorlar, uzun zamandır kimlerle beraber neyin mücadelesini vermiş olduklarını sorguluyorlardı..Falanca zamanda olmuş bir olay için o zaman ne düşünüyorlardı şimdi nasıl işin aslında bir bit yeniği olduğunu taa o zaman da  düşündüklerini ama anlayamadıklarını hatırlıyorlardı&#8230;Derinliklerden hatıralar yüzeye çıkıp geliyor ve ipuçları birleşince pek de hoş olmayan sonuçlar çıkıyordu&#8230;Arkadaşlarına güvenleri sarsılmış derin bir gerçeklik kriz yaşıyorlardı. Filanca kişi nasıl olur da onlar gibi görmezlerdi bu olayları? Yoksa bu kadar yıldır beraber oldukları bu insanlar &#8230;.</p>
<p align="justify">Dindarlar kendi aralarında filancaların falancalardan farkını anlatıyorlardı mesela Akıncılar adlı grubun diğerlerinden farkını ben başka nerede birinci ağızdan duyabilirdim. Mesela milliyetçilerle İslamcıların &#8220;Allahuekber&#8221; lerinin farkını ve kac defa ve nasıl ve kimler soylediğinde ne anlama geldiğini nereden öğrenebilirdim.</p>
<p align="justify">Ha bunları öğrendim de boyum mu uzadı? Hayır ama televizyonların &#8220;özgür&#8221; haberlerine mahkum kalmadan memleketimi daha iyi tanımış oldum..Memleketteki kendinden başka grupları duymuş ama görmemiş, dokunmamış bihaber yaşayan insanlardan farklılaştığımı gördüm&#8230;</p>
<p align="justify">Gruplardaki insanlar için de öyle oldu. Mitingde yanıbaşında yürüdüğü sakallının sakalının kendisine benzemediğinin gayet farkındaydı ama her ikisi de ellerinde beyaz eldivenler, pembe üzerine beyaz ile &#8220;Darbeye karşı ses çıkar&#8221; dövizleriyle birlikte yürüdüler&#8230;.Bu arada peki miting düzenleme know-how&#8217;ından bihaber bendeniz yuvarlak dövizlere &#8220;lolipop&#8221; dendiğini nereden bilecektim? Nereden bilecektim Eminönü&#8217;nden uçurtma sopası alınır, matbaaya yuvarlak dövizler bastırılır, arkadaşlarla buluşulur, bir gece öncesinde, elde mobilyacıların kullandığı zımba ile dövizler lolipoplara çakılır. Kaç kişi gelir? 500 tane lolipop yeter mi acaba? Nereden bilecektim İstiklal&#8217;de hangi brandacının bilgisayarlı makinesinden şipşak kocaman branda bastırılır üzerinde &#8220;Darbeye karşı 70 milyon adım&#8221; yazan&#8230;tecrübelilerin konuşmalarından nereden bilecektim brandanın eni &#8220;çok geniş olmaz arkasında yürüyenlerin yüzü görünmüyor o zaman&#8221;&#8230;</p>
<p align="justify">Kaç kişi gelecek acaba? Kimler gelecek acaba? Mitinge gelecekleri görmek, onlara &#8220;Paranoyak olamayız değil mi biz? Siz de benim gördüğümü görüyor musunuz?&#8221; diye sormak için sabırsızlanıyordum&#8230;Yüzlerce mail gönderdim arkadaşlarıma, e-gruplara, tüm medyaya&#8230;Darbe istediğini açık açık yazmış yazarlara bile&#8230;Binbir kabalikta mailler ile sanal lince ugradigim ve aforoz edildiğim e-gruplara bile mitinge davet maili gonderdim&#8230;Mitingden bir akşam evvel üşenmeyip ikinci bir kez yolladım&#8230;Telefonlar açtım İzmir&#8217;lere Ankara&#8217;lara &#8220;kızlar gelin bak bu çok önemli bir miting&#8221; demek için&#8230;Dünya kadar telefon faturası geldi&#8230;.</p>
<p align="justify">21 Haziran geldi belli ki akşamüstü bile olsa çok sıcak bir gün olacak&#8230;Beyaz pantolon beyaz tişörtümü ütüledim. Terden ütü mütü kalmayacak ama olsun. Miting öncesinde 3-4 saat erken gittim ve adıyla müsemma  İstiklal Caddesinde broşür dağıtmaya başladık genç arkadaşlarla.. Bir yandan da düşünüyorum &#8220;gençliğinde böyle işlerle ilgilenmez &#8220;hava kararmadan evde olacağım&#8221; düsturuyla hareket edersen olacağı budur işte&#8230;memleketin haline bak&#8230; bak bu yaşta neler yapmak zorunda kalıyorsun.&#8221;</p>
<p align="justify">Kimi esnaf belli dindar kesimden bir yandan döner kesiyor bir yandan &#8220;haa haberim oldu benim bundan geleceğim inşallah dedi&#8221; aldı koydu broşürü bir kenara&#8230;Kimi esnaf nefretle ve esefle baktı bana. Sokaklara yayılmış masalarda oturup nargile içen, tavla oynayan müşteriler broşürlere bir göz attılar, bir kenara koydular&#8230;Kimi &#8220;ben aldım&#8221; dedi az önce bizim arkadaşlar bu sokaktaymış demek ki&#8230;başka sokağa gitmeli&#8230;Bir tanesinde koyduğum broşürleri Kürt garson çocuklar sinirle geldi buruşturdu attı. Arkasından göbekli patron göründü, benimle entellektüellik yarışına giriyor.. E hadi gir bakalım&#8230;Cafe&#8217;n var ya bu ülke de senin zaten&#8230;Hele İstiklal&#8217;desin ya ülkenin başka bir yerine gitmene gerek yok, ülke senden sorulur&#8230;Mesleğimi sordu, hangi okul mezunuyum onu sordu, İngilizce imtihanı filan yaptı&#8230;..En sonunda iflah olmayacağıma kanaat getirdi azad etti beni sağolsun.</p>
<p align="justify">Kimi açtı ağzını yumdu gözünü..ne &#8220;bölücülüğüm&#8221;mü kalmadı, ne &#8220;aslında iyi bir insana benzediğim&#8221; ama &#8221; beynimin yıkanmış olduğu&#8221; ne &#8220;Sorosçu olduğum&#8221; ne &#8220;satın alınmış olduğum&#8221;, merkez medya sandığımız basın sağolsun kimin beyni yıkanmış ortadaydı&#8230;Gezdikçe hem üzüldüm hem sevindim&#8230;</p>
<p align="justify">Bir ara caddenin başına meydana yakın bir yerde saat 13 sularında broşür dağıtırken, gölgeye sığınmış etrafa bakan yaşlı bir çifte de broşür uzattım. Kürt bir yaşlı amca ile utangaç karısı&#8230; onlar bana bakıp &#8220;biz bu yürüyüş için geldik&#8221; dediler, çok şaşırdım..İkitelli&#8217;den gelmişlerdi..Bugün olacağını duymuşlardı ama saatini bilmiyorlardı, erken gelmişlerdi ki kaçırmasınlar&#8230;Adam Çağrı&#8217;da istendiği gibi beyaz gömlek giymişti. Ama karısının &#8220;beyaz pardesüsü yoktu&#8221; o da &#8220;açık renk pardesü&#8221; giymişti&#8230;Ben de &#8220;olsun dedim ne önemi var&#8221;. Hayatlarında ilk defa Taksim&#8217;e ve İstiklal Caddesine geliyorlardı. Ağzım açık kalmıştı..Torunlarından duymuştu amca yürüyüşü&#8230;Internetten okumuş torunu gelmemişti ama kendisi bunu çok gerekli buluyordu&#8230;Bizi tebrik etti&#8230;&#8221;bir yerde oturun çay için o vakte kadar, yoksa başınıza güneş geçecek&#8221; dedim. Ayrıldık&#8230;Amcayla karısı beni kendime getirmişti&#8230;O zaman yapılan işin nereye kime ulaştığını anladım&#8230;O şaşkınlık ve heyecanla soramadım tabii sizden &#8220;kayıp&#8221; var mı diye? Aklıma gelmemiş..Gerçi herkesin illa bir kaybı olacak diye birşey yok tabii olmasın da zaten&#8230; ama öte yandan hepimizin öyle veya böyle bir kaybı var&#8230;Neyse bu konu bu yazıda içine girilemeyecek kadar uzun bir mesele..</p>
<p align="justify">Miting saati yaklaştıkça katılım sayısının az olacağına dair için için üzülmeye başlamıştım&#8230;Elimdeki bir kaç tomar broşürden son tomarla birlikte miting yeri Tünel&#8217;e doğru yürüdüm yolda dağıtılan broşürlerimizin sokaklarda temizlikçilere iş çıkarmaktan başka bir işe yaramadığını gördüm&#8230;&#8221;Sayın sevgili birlikte hiç yürüyüşe katılmış mıydınız?&#8221;, &#8220;birlikte ilk yürüyüşünüze katılın&#8221; diye yanaştığım &#8220;sevgililer&#8221; hariç kalanlar ürküyor, ya almıyor, güzellik merkezi reklamı sananlar oluyor, alanlar şöyle bir bakıp buruşturup yere atıyordu..İki yaşlıca iyi giyimli erkek alıp okuduktan sonra geri dönüp bana kızgın bir şekilde haddimi bildirdiler. Küçük çaplı bir şok yaşadıkları belliydi..Herhalde bu gibi şeyleri düzenleyenleri kafalarında başka türlü kurgulamış olmalılar..</p>
<p align="justify">Bütün bu 3-4 saat içinde yaşadıklarım bana o an algılayamayacağım kadar sert etkilerde bulunuyor ama devam ediyordum. Hayatımda ilk kez bir mitingin düzenleme komitesindeydim, haddini bilmenin erdemlerini duya duya büyütülmüş biri olarak haddi aşan olaylardan dolayı bir miting düzenliyor ve iyi geçsin diye elimden geleni yapıyordum&#8230; Tünel&#8217;e yaklaştıkça olmasını umduğum kalabalık görünmüyordu. İyice yaklaştım gene yoktu, uzakta toplanmış 100-200 kişi. Beyazlar giymiş çoğu. Ne güzel&#8230;</p>
<p align="justify">Ayakta durdum meydan tarafından gelenlere elimde kalan broşürleri verip, görevimi layıkıyla tamamlayıp gruba katılacağım. Bizimkiler ellerinde megafon, brandamız, lolipopların bulunduğu büyük torbayı taşıyaraktan bana selam verip arkadaki kalabalığa katıldılar..Lolipopları ve beyaz eldivenleri dağıtmaya başladılar. İyi ki beyaz eldivenimi akşamdan ayırmışım. Eldiven az çünkü pahalıya mal oluyor..paramız da yok zaten..Yürüyüşün başlamasına 10 dakika kalmış artık bundan daha fazla kişi gelmez herhalde&#8230;</p>
<p align="justify">Birden hızlı hızlı yürüyen beyazlar giymiş erkek grupları gelmeye başladı..Bir iki üç beş on kişi. Oh sayımız artacak galiba&#8230;Nereden çıktınız siz mitinge son dakikada gelinir mi? Kimi delikanlı kimi yaşlı başlı amcalar&#8230;Acele acele gelen genç bir adam Pendik&#8217;ten geliyormuş, &#8220;az daha kaçırıyorduk iyi duyuru yapmamışsınız&#8221; diye azarladı.. Ben de kendimi savunuyorum &#8220;yok valla ben her yere mail attım&#8221;&#8230;.Restore edilen bir binadan üstü başı boya içinde bir boyacı çıktı, &#8220;abla şimdi değil mi yürüyüş? gördüm seni öğlen broşür dağıtıyordun&#8230; şimdi elimi yüzümü yıkayıp geliyorum&#8221; dedi&#8230;Şaşkınlıktan ve mutluluktan ağzım açık ne diyeceğimi şaşırdım&#8230;&#8221;Tabi gelin gelin bekliyoruz sizi de&#8221;&#8230;..Kadın Hareketinden tanıdığım bir kaç arkadaş&#8230;Bir kaç aile elele çocuklarıyla&#8230;sırtına çocuğunu almış babalar..Babayı tebrik ettim &#8220;ailenizle beraber gelmişsiniz ne güzel&#8221; dedim&#8230;Aileleri gösterip karısını getirmeyen erkeklere sitem ettim. &#8220;Daha kalabalık olurduk niye karınızı getirmediniz&#8221; dedim. &#8220;Haklısınız&#8221; dediler. &#8220;Bir daha ki sefere&#8221;, &#8220;aman bir dahaki sefer&#8217;e gerek kalmasın, da bir daha ki sefer olmasın&#8221;, &#8220;inşallah&#8221;&#8230;Borşürlerimden aldılar. &#8220;Zaten katılacaksınız broşürlerimden almayın&#8221; dedim içimden. &#8220;onlar mitingden haberi olmayanlara haber vermek için&#8221;..Hoşlarına gittiği belliydi. Katılacakları şeyden bir anıları olsun istediler&#8230;</p>
<p align="justify">Broşürler bitti kalabalığa doğru yürüdüm. Aman Allahım kalabalık artmış&#8230;Ne oldu bu taraftan bu kadar kişi gelmedi.. galiba arkadan birileri geliyor, kim bunlar hangi grup? Bir önemi var mı hangi grup? TRT&#8217;nin oraya park etmiş otobüslerden insanlar gelmeye başlamıştı. Allahım çok şükür&#8230;Şenol en önde, tüm süreç boyunca koşturup durduğumuz arkadaşlar Arife, Turgay, Gülsüm, İlker herkes heyecanlı herkes meşgul..Branda gerildi lolipoplar dağıtıldı&#8230;Megafon evvelki gösterilerden açık kalıp pili bitmiş olmasın sakın? Tünel&#8217;den meydana yürüyeceğiz. Etrafta tanıdık yüzler; yazarlar, akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar, yaşlı başlı insanlar, morlar içinde feministler, başörtülü kadınlar..her türlü çevreden insanlar..Bildirimizi okuyacak Lale Mansur öbür meydanda kalmış, olsun başkası okur. Adalet Ağaoğlu yaşlılık yüzünden bu tarafa yavaş yavaş gelebiliyormuş&#8230;Etraftan insanlar yaklaşıp sormaya başladı &#8220;ne toplantısı bu?&#8221;, turistler bile soruyor &#8220;neyi protesto ediyorsunuz?&#8221; Binbir çeşit insan yanyanayız&#8230;Bir tarafında beyaz bir el, diğer tarafında &#8220;darbeye karşı ses çıkar&#8221; yazan pembe lolipoplarımız havada, &#8220;darbeye karşı ses çıkarmak&#8221; için plastik düdüklerimiz boyunlarda, ellerimizde beyaz eldivenler yürümeye başladık 3- 4 bin kişi olduk galiba?! Hayır daha fazlayız!! İnanamıyorum !! Elim ayağım titriyor&#8230;Etraftan halk katılmaya başladı inanamıyorum!! Ağlamak istiyorum&#8230;Kim düzenliyor diye sorup yanaşan kadınlar, ara sokaklardan çıkıp gelen gruplar&#8230;ve hep beraber yürüyerek bağırıyoruz en kuvvetli sesimizle &#8220;DUR DE !! DUR DE !! DARBELERE DUR DE !!&#8230;..DUR DE !! DUR DE !! DARBELERE DUR DE !!&#8221;, &#8220;ÖZ ÖZ ÖZGÜRLÜK !!, ÖZ ÖZ ÖZGÜRLÜK!!&#8221;. </p>
<p align="justify"> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/03/dur-de-dur-de-darbelere-dur-de/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/03/dur-de-dur-de-darbelere-dur-de/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

