<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Anayasa Değişikliği</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/anayasa-degisikligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Yine AKP, yine AKP, ya sonra?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/yine-akp-yine-akp-ya-sonra/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/yine-akp-yine-akp-ya-sonra/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 11:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14982</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal
12 Haziran günü yine seçim var. Henüz resmen karar alınmadı; önümüzdeki günlerde alınır. Ama bu tarih muhtemelen değişmez. Zira okulların kapanmasından sonraki Pazar&#8217;a denk geliyor. İnsanlar tatile çıkmadan oylarını kullanabilecekler böylelikle; 2007 Temmuz&#8217;undaki sıkıntılar yaşanmayacak. 
Seçim yapılıyor yapılmasına da hemen hiçbir yerde bir heyecan emaresi ya da coşku yok. Sonuç dünden belli zira. 8 yılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Okan Kemal</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081115_derindusunce_org_akplilere_seslenis.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2231" title="20081115_derindusunce_org_akplilere_seslenis" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081115_derindusunce_org_akplilere_seslenis-251x300.jpg" alt="" width="164" height="178" /></a>12 Haziran günü yine seçim var. Henüz resmen karar alınmadı; önümüzdeki günlerde alınır. Ama bu tarih muhtemelen değişmez. Zira okulların kapanmasından sonraki Pazar&#8217;a denk geliyor. İnsanlar tatile çıkmadan oylarını kullanabilecekler böylelikle; 2007 Temmuz&#8217;undaki sıkıntılar yaşanmayacak. </p>
<p>Seçim yapılıyor yapılmasına da hemen hiçbir yerde bir heyecan emaresi ya da coşku yok. Sonuç dünden belli zira. 8 yılı aşkın süredir başımızda bulunan <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg" target="_blank">Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)</a> çok büyük ihtimalle ve olağanüstü bir şey olmadığı sürece yeniden tek başına iktidar olacak. Burada önemli olan AKP&#8217;nin alacağı oydan ziyade kaç milletvekili çıkaracağı. Daha doğrusu tek başına yeni bir anayasa oluşturacak güce sahip olabilecek mi? Esas sorulması lazım gelen soru bu.  AKP&#8217;nin tek başına anayasa yapacak güce gelmesi<span id="more-14982"></span> biraz da -son zamanlarda yapılan anketlerde durumu sallantıda görülen- Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;nin (MHP) performansına bağlı. MHP&#8217;de bir seçmen kayması olduğu söyleniyor. Buna göre MHP seçmeninin bir bölümü AKP&#8217;ye bir bölümü ise CHP&#8217;ye ya da başka partilere kaymış. Bu açıdan bakıldığında MHP&#8217;nin %9 ila 12 arasında bir oy alacağı anlaşılıyor. Tabii, %9&#8242;da kalırsa işte o zaman AKP&#8217;nin tek başına anayasa yapacak çoğunluğa ulaşması kolaylaşıyor. Bu durumda,  barajı aşacak diğer parti olan Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin (CHP) de milletvekili sayısı artıyor. Dolayısıyla 2011 seçimlerinin kilit partisi MHP olacak. CHP, Kılıçdaroğlu ile çok büyük bir sıçrama yapmış gibi görünmüyor. Ancak, Baykal&#8217;dan dolayı CHP&#8217;ye oy vermekten kaçınmış bazı kimselerin de eklenmesiyle CHP&#8217;nin %27&#8242;yi zorlaması muhtemel. CHP, % 24 ila 27 arasında görünüyor. Öte yandan, normalde %7&#8242;ye yaklaşan oyu olan Barış ve Demokrasi Partisi&#8217;nin (BDP), bağımsız adaylarla seçime gireceği için, alacağı oylar %4 ila 5 seviyesinde görülüyor. Geriye kalan siyasi partilerse %0.1 ila %2 arasında oy alacağa benziyorlar. Bu çerçevede, geriye kalan oylar bazında değerlendirildiğinde, AKP&#8217;nin oyları %46 ila %51 arasında olacak gibi. Ama, başta da belirttiğimiz gibi önemli olan alınan oydan ziyade çıkaracağınız milletvekili sayısı. </p>
<p> </p>
<p>Her halükarda AKP&#8217;nin yeniden tek başına iktidar olacağı çok açık. Yeni bir anayasa yapmak için gerekli sayıyı ya az farkla alacaklar ya da az farkla ıskalayacaklar. Yani anlayacağınız yeni bir 4 yıllık AKP iktidarı bekliyor bizi. Peki, kimilerine göre siyaseten ve iktisaden &#8220;istikrarlı&#8221; olarak değerlendirebilecek olan bu tek partili durum, sağlıklı bir demokrasiye ve çoğulculuğa mı tekabül etmektedir? Bence &#8220;Hayır&#8221;. <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg">AKP</a>&#8216;nin sürekli oylarını artırması; Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bugüne kadar yapılan seçimlerde en büyük başarıyı elde etmesi (hatta Demokrat Parti&#8217;yi bile geride bırakması), halkın tercihinin yansıması ve toplumun çeşitli kesimlerinin taleplerinin iktidara taşınması şeklinde görülebilir. Ancak, tek başına-açık ara farkla ve alternatifsiz götürülen bir devlet yönetimi, yapılan yanlışların görülmediği; hatada ısrar edildiği ve sonunda duvara toslayan bir yapıyı da karşımıza çıkarabilir. Nitekim, AKP&#8217;nin bugünkü konumu ve Haziran sonrası ortaya çıkacak siyasi ortam, tam da bu söylediğimizi yansıtmaktadır. AKP, adeta sahada tek kale maç yapan; dolayısıyla kaybedeceği pek bir şey olmadığı için topla istediği gibi oynayan; topu istediği zaman kaleye, istediği zaman dışarı atan; kendi kendine antrenman yapan bir futbol takımını andırmaktadır. Hal böyle olunca, AKP sahanın tek hâkimi olarak istediğini açık tribüne; istediğini kale arkasına; istediğini ise şeref tribününe oturtmakta; oyunun kurallarını değiştirebilmekte; maçı 2 dakika erken ya da geç bitirebilmekte; dilediğine sarı kart, dilediğine ise kırmızı kart gösterebilmekte; hatta dilediğine 3 ya da 5 maç ceza verebilmekte, hatta futbol oynamaktan men edebilmektedir. Yani, AKP, sahada aynı zamanda hem kendi başına oynayan bir futbol takımı; hem bir hakem; hem de Futbol Federasyonu gibidir. Ortaya çıkan bu tekli yapı, kuşkusuz sadece AKP&#8217;den kaynaklanan bir durum değildir. AKP&#8217;nin karşısında muhalefet yapamayan ve alternatif siyaset üretemeyen, bunun yerine statükoya sarılarak ayakta kalmaya çalışan CHP-MHP ikilisi, AKP&#8217;nin sahada tek başına kalmasının asıl müsebbibidir. Durum böyle olunca da, AKP, oylarını artırarak güçlenmekte; Avrupa Birliği-Demokrasi-Özgürlükler gibi konulara istediği zaman hız verip, istediği zaman bunları sürüncemede bırakmakta ve ortaya bir nevi halkın oyuyla seçilen zorunlu &#8220;Monokrat&#8221; bir yapı çıkmaktadır. Alternatifsiz olduğunu bilen bir iktidar gitgide yozlaşır; yozlaştığını da göremez. Hatta, bu iktidara destek verenler de o iktidarla beraber yozlaşırlar ve yozlaştıklarını anlamadan başkalaşırlar. Peki, gelişmiş Liberal Batı Demokrasilerinde mevcut durum nasıldır; buralarda da alternatifsiz tek parti yönetimleri mi vardır; yoksa iktidarda olanlar, hata yaptıkları vakit kendilerinin yerini alacak alternatif bir muhalefet korkusuyla adımlarını daha bir dikkatli mi atmaktadırlar?</p>
<p> </p>
<p>Gelin, Avrupa&#8217;dan başlayalım turumuza. AB&#8217;nin en büyük ülkesi olan Almanya&#8217;da öteden beri, diğer birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi (bizde olmayan ya da sakil duran) sağlıklı ve oturmuş bir Merkez Sağ-Merkez Sol yapılanması vardır. Kendisini yenilemeyen Sağ ya da Sol, iktidardan gitmekte; iktidara gelenlerse hata yaptıklarında sonucun kendileri aleyhine ağır olacağını bilmektedirler. Almanya&#8217;da yapılan son seçimlerde Hıristiyan Demokrat Birlik-Hıristiyan Sosyal Birliği (Merkez Sağ) % 33.8 oy almış; buna karşılık, daha önce iktidarda olan ve son seçimlerde oy kaybeden Sosyal Demokrat Parti %23 oy almıştır. Aradaki fark %10&#8242;dur ancak Merkez Sağ birlik hata yaptığında yerini dolduracak olan bir Sosyal Demokrat muhalefet vardır. Nitekim Sosyal Demokratlar bir önceki seçime göre %11 civarı oy kaybetmiştir. Yani bir alternatif riski her zaman olmuştur. Ayrıca, iktidarı paylaştığı Liberal Hür Demokrat Parti&#8217;nin son seçimlerde oylarını %14.6&#8242;ya çıkardığı düşünülürse, alttan başka bir alternatifin daha geldiği görülmektedir. AB&#8217;nin diğer lokomotifi Fransa&#8217;ya geçtiğimizde Halk Hareketi Birliği adlı Merkez Sağ partinin %39.54; Sosyalist Parti&#8217;ninse %24.73 olduğunu görürüz. Ancak, Fransa&#8217;da ittifaklarla seçime girildiği dikkate alındığında, Merkez Sağ partilerin ittifakı toplamda %45.58; Sol partilerin ittifakı ise toplamda %35.56 oy almışlardır. Yani arada %10 fark vardır ve zamanla kapanmayacak bir fark değildir. Geçtiğimiz yıl 1997&#8242;den bu yana süren İşçi Partisi iktidarının el değiştirdiği Britanya&#8217;da Muhafazakar Parti, %36.1; İşçi Partisi ise %29.0 oy almışlardır. Aradaki fark sadece %7&#8242;dir. Bu iki partinin ardından bir de %23 oyuyla Liberal Demokratlar gelmektedir ki; Britanya pek alternatifsiz görünmemektedir. İtalya&#8217;da adı skandallarla eşdeğer Berlusconi&#8217;nin ittifakı %46.81 oy almışken (kendi partisi %37.39 oy almıştır);  Sol ittifak %37.54 oy almıştır. Arada yine %10&#8242;luk fark olsa da Berlusconi&#8217;nin Özgür Halk Partisi ile solun en büyük partisi Demokrat Parti arasında sadece %6&#8242;lık fark vardır. İspanya&#8217;da ise iktidardaki İşçi Partisi&#8217;nin oyu %43.87; muhalefetteki Merkez-Sağ Halk Partisi&#8217;nin oyu ise %39.94&#8242;tür. Yani, arada %4&#8242;e ulaşmayan bir fark vardır. Portekiz&#8217;de de durum farklı değildir. Sosyalist Parti&#8217;nin oyu %36.56 iken; Merkez-Sağ Sosyal Demokrat Parti&#8217;nin oyu %29.11&#8242;dir.  Biraz kuzeye çıktığımızda, İsveç&#8217;te ise tam bir başa başlık söz konusudur.  Solcu Sosyal Demokrat-Yeşiller ittifakının oyu geçen yılki seçimlerde %30.66 iken (112 milletvekili); sağdaki Ilımlı Parti-İttifak Partisi birlikteliğinin oyları % 30.06&#8242;dır (107 milletvekili). Parti başkanlarının çoğunun kadın olduğu Norveç&#8217;te, İşçi Partisi %35.4; Merkez-Sağcı İlerici Parti (Başkanı kadın) %22.1; Muhafazakar Parti (başkanı kadın) ise %17.2 oy almışlardır.  Hollanda&#8217;da ise güçlü bir siyasi tablo bulunmamakta; hatta bir bölünmüşlük göze çarpmaktadır. Özgürlük ve Demokrasi Partisi, %20.4; İşçi Partisi %19.6; Özgürlük Partisi %15.5; Hıristiyan Demokratlar ise %13.7 oy almışlardır. Hollanda&#8217;dakine benzer bir dağınıklık, Avusturya, Belçika ve İsviçre&#8217;de de söz konusudur.  </p>
<p>Yapılan son ankette her iki kişiden birinin seçim istediği komşumuz Yunanistan&#8217;da, 2009 seçimlerine göre, Merkez-Sol PASOK, %36.64;  Merkez-Sağ Yeni Demokrasi ise % 32.29 oy almışlardır. Yaşanan ekonomik kriz ve aradaki farkın azlığı; mevcut iktidarı korkutmakta ve PASOK alternatifsiz görünmemektedir. AB&#8217;ye yakın zaman önce üye olan Romanya&#8217;da da bir alternatifsizlik söz konusu değildir. Demokrat Liberal Parti, %32.44; Sosyal Demokrat+ Muhafazakâr İttifakı, %31.15 oy almışlardır. Ufak bir Baltık ülkesi olan Estonya&#8217;da Liberal Estonya Reform Partisi %27.8; Merkez Partisi % 26.1; Vatanseverler ve Cumhuriyetçiler Birliği ise %17.9 oy almışlardır. Özellikle Reform Partisi&#8217;nin kısa sürede oyunu %10 oranında artırdığı düşünülecek olursa; Estonya&#8217;da da iktidar çok alternatifsiz değildir. Öte yandan Polonya&#8217;da Merkez Sağ Sivil Platform %41.51; Milliyetçi-Muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi ise %32.11 oy almışlardır. Eski bir komünist ülke olan Polonya&#8217;da Solcuların oyu ise %13.15&#8242;tir. Dolayısıyla Merkez-Sağın alternatifi yine Sağ&#8217;dır. Ancak alternatifsizlik söz konusu değildir. Yine eski Doğu Bloğu ülkelerinden Çek Cumhuriyeti&#8217;nde Sosyal Demokrat Parti, %22.08; Sivil Demokrat Parti, %20.22; Muhafazakâr-Liberal TOP 09 Birliği %16.70 olup; eski komünist ülkede Komünist Parti&#8217;nin oyu ise %11.27&#8242;dir. Bir miktar dağınıklık olsa da; farklı alternatifler geliştirilebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Avrupa dışında da benzer örnekler göze çarpmaktadır. Örneğin köklü bir demokrasiye sahip Hindistan&#8217;da öteden beri sürekli, bir şekilde iktidarda olan, Hindistan&#8217;ın en büyük partisi Kongre Partisi, Birleşik İlerici İttifak ile birlikte %35.4 oy almışken; sağcı Janata Partisi-Ulusal Demokrat İttifakı ise %33.3 oy almışlardır. Aradaki oy farkı yalnızca %2&#8242;dir. Liberal Demokrat Parti&#8217;nin uzun yıllar iktidarda kaldığı ve yine köklü bir demokratik geleneğe sahip Japonya&#8217;da ise Merkez-Sol Demokrat Parti, %38.9; Merkez-Sağ Liberal Demokrat Parti ise %33.38 oy almışlardır. Liberallerin uzun yıllar süren iktidarı artık kaybolmuştur; ancak Liberaller bir yanda da ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. Güney Kore&#8217;de ise Büyük Ulusal Parti %37.48; Birleşik Demokrat Parti ise %25.17 oy almışlardır. Arada kapanmayacak kadar büyük bir uçurum yoktur. Avustralya&#8217;da da benzer durum devam etmektedir. Muhafazakâr Avustralya Liberal Partisi, son seçimlerde % 30.46 oy alıp, iktidarı %37.99 oy alan İşçi Partisi&#8217;ne devretmiştir. Şu an muhalefettedir; ancak bir iktidar alternatifidir. Peronist geleneğe sahip, darbeler ülkesi Arjantin&#8217;de Solcu Peronistlerin oluşturduğu partiler %30.80 oy almışken; Radikal ve sol partilerden oluşan Sivil ve Sosyal Mutabakat, %28.94 oy almıştır. Buna karşılık sağcı Peronistler ise %17.70 oy almışlardır.  Japonya&#8217;daki Liberal Demokrat Parti gibi uzun yıllar iktidarda kalan Meksika&#8217;nın Kurumsal Devrimci Partisi, yaptığı ittifakla ancak %28.18 oy almış; buna karşılık Sol koalisyon (Herkesin İyiliği İçin Birlik) %28.99; Merkez-Sağ Ulusal Hareket Partisi ise, %33.41 oy almıştır. Meksika, üç temel hareket bazında ilerlemektedir ve iktidar, alternatifsiz değildir.  </p>
<p> </p>
<p>Genel itibariyle, dünyadaki köklü demokrasilerin ve yeni demokrasilerin 2011 itibariyle panoraması yukarıdaki gibidir. Liberal Demokrasiyi özümsemiş ülkelerde bir parti halkın %40&#8242;ından fazlasının oyunu alsa da, onu takip eden parti genel olarak %30&#8242;un üstünde oy almakta ve aradaki fark en fazla %10 civarında seyretmekte ve siyasi manzara zamanla tersine dönebilmektedir. Hatta, Almanya ve Britanya&#8217;da Liberallerin yaptığı gibi üçüncü bir alternatif de ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında, Merkez Sağ ya da Sol bir parti (ya da ittifak) %5 civarı (ya da daha az) bir oyla iktidardayken yine Merkez Sağ ya da Sol şeklinde güçlü bir muhalefet bulunmaktadır. Kimi ülkelerde ise, Türkiye&#8217;de 1995-1999 seçimlerinde olduğu gibi,  oyu en yüksek parti, %20 civarında seyretmekte ve partilerin oyları birbirine yakınlık arz etmekte; alternatif bol olduğu gibi bir yandan da bir kargaşa söz konusu olmaktadır. Buna karşın, Türkiye&#8217;dekine benzer bir açık ara iktidarı ve alternatifsizlik, son dönemlerde Macaristan&#8217;da ortaya çıkmıştır. Macar Sivil Birliği <em>Fidesz</em>, Nisan 2010&#8242;daki son seçimlerde %52.73 oy almıştır. En yakın rakibi Macar Sosyalist Partisi ise %19.3&#8242;te kalmıştır. Bir diğer muhalefet ise &#8220;Daha İyi bir Macaristan&#8221; hareketi olup, bu hareketin oyu, %16.67&#8242;dir. Macaristan&#8217;ın Sosyalist sistemle yönetildiği yıllarda kurulan ve özgürlükçü bir çizgi çizen <em>Fidesz</em> zamanla Muhafazakâr bir hale gelmiş, toplumu da Muhafazakârlaştırma sürecine girmiştir. Macaristan da Türkiye gibi şu an güçlü bir muhalefet çıkaramamaktadır. Ancak, zamanla dengelerin bu ülkede de ne şekilde değişeceğini bilemeyiz. Yukarıda saydığımız tüm bu ülkelerin, ister gelişmiş Kapitalist Batı ülkeleri olsunlar isterse sonradan Demokrasiye geçmiş ya da dönmüş ülkeler olsunlar; Türkiye&#8217;den temel farkları, zamanla güçlü bir Merkez Sağ ve Sol oluşturabilmiş olmalarıdır. Nitekim, iktidar alternatifi olmak da bu ideolojik gelenek üzerinde şekillenmektedir. Türkiye ise, farklı bir yol takip etmiştir. Batı&#8217;daki gibi bir Sağ ve Sol bizde aslında hiçbir zaman olmamıştır. Bizde Cumhuriyetle hızlanan Modernleşme ve Modernleşmenin ideolojisi olarak (Sağ ve Solu içeren üst bir ideoloji şeklinde) Kemalizm, yukarıdan dayatılmış; Sağ ve Sol adıyla Kemalizm&#8217;in Sağ ve Sol&#8217;u olan hareketler çıkmış; Kemalizm&#8217;in dışarı ittiği (daha ziyade dindar) kesimler ise zamanla güçlenerek,  siyasetin bittiği noktada AKP olarak tek başlarına iktidarı teslim almışlardır. Bugünkü siyasi tabloda bir tarafta bir zamanların bu merkez dışı güçlerinin (artık merkezde yer alan) desteklediği &#8220;Mukaddesatçı-Muhafazakâr&#8221; AKP; diğer yanda ise AKP&#8217;ye karşı bir alternatif teşkil etmeyen; kendisini yenileyemeyen ve olduğu yerde saymaya devam eden &#8220;Tutucu&#8221; CHP ve onun bir türevi olan MHP vardır. Yani AKP &#8220;Muhafazakârdır&#8221;; CHP ise &#8220;Tutucudur&#8221; diyebiliriz. Türkiye, alternatifini yaratamamıştır. AKP, tek başına kalmış; rakipleriyle arasındaki farkı açarak ilerlemeye devam etmektedir. Türkiye&#8217;de siyaset alternatifsizleşmiş ve tekleşmiştir. Bu da sağlıklı ve sürdürülebilir bir demokrasiyi gitgide zora sokmaktadır. Haziran 2011 seçimleri, siyasetteki bu tekleşmenin daha da derinleştiği bir seçim olacaktır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/02/yine-akp-yine-akp-ya-sonra/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/yine-akp-yine-akp-ya-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Davetlisiniz: Demokratik Anayasa Arayışları, Bekir Berat Özipek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/davetlisiniz-demokratik-anayasa-arayislari-bekir-berat-ozipek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/davetlisiniz-demokratik-anayasa-arayislari-bekir-berat-ozipek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 13:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13925</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Enstitü bünyesinde gerçekleştirilen &#8220;2010-2011 Pazar Seminerleri&#8221;nin 4. sünün konuğu Bekir Berat Özipek. İsanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi olan Özipek, demokratik anayasa hakkında görüşlerini bizlerle paylaşacak. Ülkenin gündemini uzunca süredir meşgul eden anayasa tartışmalarına demokratik zaviyeden bakışı konuşacağız.
Demokrat ve özgürlükçü görüşleriyle bilinen Özipek, dünyada bu tip tartışmaların nasıl işlediği, demokratik anayasadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Risale-i Nur Enstitü bünyesinde gerçekleştirilen &#8220;2010-2011 Pazar Seminerleri&#8221;nin 4. sünün konuğu Bekir Berat Özipek. İsanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi olan Özipek, demokratik anayasa hakkında görüşlerini bizlerle paylaşacak. Ülkenin gündemini uzunca süredir meşgul eden anayasa tartışmalarına demokratik <span id="more-13925"></span>zaviyeden bakışı konuşacağız.</p>
<p>Demokrat ve özgürlükçü görüşleriyle bilinen Özipek, dünyada bu tip tartışmaların nasıl işlediği, demokratik anayasadan ne anlaşılması gerektiği ve TC Anayasalarının neden demokrat olmadığı konularında fikir ve birikimlerini paylaşacak. Ortak değerlerimiz etrafında buluşabilmek, fikirlerimizi paylaşabilmek adına davetlisiniz.</p>
<p><strong>Pazar Seminerleri</strong><br />
Semineri veren: <strong>Bekir Berat Özipek</strong><br />
Konu: <strong>Demokratik Anayasa Arayışları</strong><br />
Yer: <strong>Vefa, Cemal Yener Tosyalı Cad. No: 117, Süleymaniye, İstanbul<br />
</strong>Tarih:<strong> 19 Aralık Pazar, </strong>Saat:<strong> 14.00 </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/15/davetlisiniz-demokratik-anayasa-arayislari-bekir-berat-ozipek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/davetlisiniz-demokratik-anayasa-arayislari-bekir-berat-ozipek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 8 - Eğitim konusuna devam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/14/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna-devam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/14/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 20:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13885</guid>
		<description><![CDATA[Agos‘ta çıktı.
MADDE:  Kamu okulları, Yerel Yönetim tarafından kurulur ve yönetilir.
 
Maksat ne? Kamu eğitimini merkezi sistemin ölü sıkletinden kurtaralım. Okul üst yönetimini, hizmet alan ailelerle daha yakın diyaloğa girebileceği bir boya indirelim. Ayrıca yerel koşullara göre az veya çok farklılaşan eğitim modellerinin ortaya çıkmasını teşvik edelim ki çeşit olsun, rekabet olsun, yeni fikirlere ve denemelere kapı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.agos.com.tr/"><em>Agos</em></a><em>‘ta çıktı.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081124_derin_dusunce_org_milli_egitim3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2381" title="20081124_derin_dusunce_org_milli_egitim3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081124_derin_dusunce_org_milli_egitim3.jpg" alt="" width="263" height="189" /></a></em></p>
<p>MADDE:  Kamu okulları, Yerel Yönetim tarafından kurulur ve yönetilir.<br />
 <br />
Maksat ne? Kamu eğitimini merkezi sistemin ölü sıkletinden kurtaralım. Okul üst yönetimini, hizmet alan ailelerle daha yakın diyaloğa girebileceği bir boya indirelim. Ayrıca yerel koşullara göre az veya çok farklılaşan eğitim modellerinin ortaya çıkmasını teşvik edelim ki çeşit olsun, rekabet olsun, yeni fikirlere ve denemelere kapı aralansın.<span id="more-13885"></span><br />
 <br />
Yüzde doksanı köylü olan bir memlekette eski düzen, diyelim ki bir yere kadar normaldi. Birtakım Çağdaş Yaşam şeycileri yabancı kitaplardan yarım yamalak da olsa okudukları bilgileri cahil halka öğretmeyi ödev bildiler; vatan aşkıyla yollara düştüler. Zaten memleketin hakiki eliti onların okullarına gitmiyordu, Robert Kolejle, Sen Jozefle idare ediyordu.<br />
 <br />
Ama devir artık o devir değil. Memleketin en ücra köşesine internet gitti. Sonra solcusu, sağcısı,  tarikatçisi, cemaatçisi, Kürtçüsü, Zazacısı &#8220;senin öğrettiğin bilginin doğru olduğu ne malum&#8221; diye soru sormayı öğrendi.  Eğer bu devirde halâ kamu eğitimi diye bir şey olacaksa, mecbursun, &#8220;birader sen de söyle bakalım, bir orta nokta bulur muyuz?&#8221; diye sormak ve cevabını dinlemek zorundasın.<br />
 <br />
Ankara&#8217;ya ses zor gider. İster istemez o işi milletin birbirini daha kolay işiteceği bir ortamda, yerelde yapacaksın.<br />
 <br />
MADDE: Okul işlerinin idaresi için her Yerel Yönetim bünyesinde tüzel kişiliğe sahip Okul Meclisi kurulur. Yerel Yönetim biriminde en az bir yıl ikamet eden herkes Okul Meclisine seçilebilir ve seçimde oy kullanabilir.<br />
 <br />
Okul Meclisini on-onbeş kişilik bir heyet gibi düşünmek lazım. Okul açmaya, kapatmaya, nakletmeye, büyütmeye, bölmeye, ek bölüm açmaya bunlar karar verir. Okul müdürünü, pazarlık ve sözleşme usulüyle, bunlar görevlendirir. Öğretmen maaşlarını bunlar öder. Parayı bunlar bulur. Anadilde eğitim filan işlerini de bunlara havale etseniz memleketi ciddi bir dertten kurtarmış olursunuz.<br />
 <br />
ABD&#8217;yi seversin, sevmezsin, ayrı konu. Ama gerçekten hayran olunacak bir tek şeyini söyle derseniz ben bu Okul Meclislerini söylerim. Adına School Board deniyor. Göz yaşartıcı içtenlik ve olgunlukta bir demokrasi yuvası oluyorlar. Devlet başkanını halk seçmesin deyin, Amerikan demokrasisine bir şey olmaz. Ama School Board&#8217;lar kalksın deyin, vallahi çürür ülke.<br />
*<br />
Yukarki maddede &#8220;herkes&#8221; tabiri bilmem dikkatinizi çekti mi? Çağ değişiyor, memleketin hemen her yerinde çoluk çocuk yerleşip iş yapan yabancılar var. Birçoğunun çocuğu yerel okullara gidiyor, normal Türk eğitimi alıyor. Çocuğunun gideceği okullarda anababanın söz hakkı olması gerekmez mi? Holanda&#8217;da yerel seçimlerde ora vatandaşı olmayan Türkler oy kullanabiliyor, onlar burada neden kullanmasın?<br />
 <br />
Bana kalsa oy hakkıyla da yetinmem, Meclise girebilsin derim. Ne kadar çok çeşit insan, o kadar çok fikir.<br />
 <br />
MADDE: Okul bütçesi yerel vergilerden ve okul harçlarından karşılanır. Merkezi yönetim eğitim kalitesini yükseltmek ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla Okul Meclislerine fon aktarabilir. Ancak aktarılan fonun tutarı, Okul Meclisinin kendi gelirinden fazla olamaz.<br />
 <br />
Bir kere vergi de olacak, harç da.<br />
 <br />
Sonuçta eğitim masraflı iş; iyi eğitim daha da masraflı. &#8220;Bana ne, DEVLET ödesin&#8221; desen, o zaman o devlet istese çocuğuna andımızı da okutur, hazrol rahat eğitimi de yaptırır, bir şey diyemezsin. Üstelik devlet o parayı havadan yaratmayacağına göre bir şekilde senden alır gene. Öyle yapacağına direkt öde. Bizim ilçemize dünyanın en iyi bilgisayar hocalarını getirteceğiz de iki misli öde. Ödediğine karşılık da karşında hani ne oldu bizim paralar diye hesap sorabileceğin bir merci bulunsun.<br />
 <br />
Vatandaş fakirdir, bedavaya alışıktır diye hiç düşünmeyin. Hazırlık dersanelerine giden onca para kimden geliyor sanıyorsunuz? Rasyonel bir sınav sistemi getir, dersaneleri iptal et, al sana para.<br />
 <br />
Sonra, özel eğitimi teşvik edeceksek eğer, kamu ile özel arasındaki maliyet makasını bir şekilde kapatmak zorundayız. Yoksa o iş hayal olarak kalır.<br />
 <br />
*<br />
Eğitimi hepten paralı yapalım (yani, bütçeyi sadece öğrenci harçlarından karşılayalım) desek gene olmaz. Toplumda HERKESİN iyi eğitimde çıkarı var, yalnız o an çocuğu okula giden ailelerin değil. Benim çocuğumun eğitimine sen katkıda bulunacaksın, ben de seninkine bulunacağım ki yarın öbür gün aletim bozulsa memlekette tamir edecek adam (veya kadın) bulunsun, kitap yazıp beni aydınlatacak birileri çıksın, zır cahil adamlar Bülent Ecevit gibi başbakan olup hayatımı karartmasın.<br />
 <br />
O halde: okul masrafının bir kısmını öğrenci harçlarından karşılayacaksan, bir kısmını da pamuk eller cebe deyip herkesten vergi olarak tahsil edeceksin. Oran olarak bire bir bana makul gelir, ama ince hesabı bilemem, belki yanılıyorum.<br />
Kaldı ki harç alınacak demek, her öğrenci aynı harcı ödeyecek demek değil. Zengin veliler varsa gider dil dökersin, yoksulun harcını da onlara ödetirsin. Milli Eğitim bürokrasisi bunu zor yapar; ama demokratik oyla seçilmiş okul meclisi mucizeler yaratabilir.<br />
 <br />
*<br />
Merkezi hükümet yerel okul idaresine mutlaka fon aktaracaktır. En azından bölgelerarası eşitsizliği dengelemek için kapıyı açık bırakmak gerekir. Ayrıca başarılı okulları teşvik etmek, batmış belediyelerde eğitimin devamını sağlamak vs. için formül lazımdır. Bunda da bence yine matching funds mantığıyla bir üst limit koymak en doğrusudur. Yoksa kapıdan kovduğumuz merkezi sistem bacadan geri girer. Yerel yönetim okul parası toplama işini kaytarır, Ankara&#8217;dan medet umar. Davul yerelin elinde kalır, ama tokmak Ankara&#8217;ya geçer.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64</strong><strong>′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/14/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna-devam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/14/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna-devam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 7 - Eğitim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/anayasa-sohbetleri-7-egitim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/anayasa-sohbetleri-7-egitim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Dec 2010 08:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13680</guid>
		<description><![CDATA[ 3 Aralık 2010 tarihli Agos&#8216;ta çıktı.
Silahlı Kuvvetler malum. Yargının da bu memlekette neye hizmet ettiği iyi kötü anlaşıldı, o konuda da epey fikir üretilmeye başlandı. Ama cehennemin üçüncü atlısından henüz gereği gibi söz eden pek yok.  Okullardaki Atatürk köşeleri kaldırılmadan - onların temsil ettiği iktidar hiyerarşisi sorgulanmadan - güzel ülkemizde demokrasi ihtimali var mıdır dersiniz? Sen istediğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em> 3 Aralık 2010 tarihli <a href="http://www.agos.com.tr/">Agos</a>&#8216;ta çıktı.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4278" title="20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090414_derin_dusunce_org_milli_egitim.jpg" alt="" width="171" height="134" /></a></em></p>
<p>Silahlı Kuvvetler malum. Yargının da bu memlekette neye hizmet ettiği iyi kötü anlaşıldı, o konuda da epey fikir üretilmeye başlandı. Ama cehennemin üçüncü atlısından henüz gereği gibi söz eden pek yok.  Okullardaki Atatürk köşeleri kaldırılmadan<span id="more-13680"></span> - onların temsil ettiği iktidar hiyerarşisi sorgulanmadan - güzel ülkemizde demokrasi ihtimali var mıdır dersiniz? Sen istediğin kadar generalleri gemle, yüksek yargı kadrolarını düzelt. Kesilen kafasının yerine yenisi çıkan ejderhalar gibi, eğitim sistemi aynısını gene üretmeyecek midir? </p>
<p> *</p>
<p>Post-Kemalist çağın eğitim felsefesinde gözden kaçırmamak gereken temel ilke şu: <strong>Hakikat tek ve mutlak değildir.</strong> Sen hakikatin tek olduğunu düşünebilirsin. Ben hakikatin tek olduğunu düşünebilirim. Ama memlekette senden benden başka her çeşit insan var. 1400 sene önce yazılmış bir kitabın tek ve mutlak hakikat olduğunu düşünenler var. Kürt ulusunu yeniden inşa etmeyi hayatın tek anlamlı hedefi sayanlar var. Doğuştan solcu Dersimliler var. Amerika&#8217;da son moda neyse hakikat odur diyenler var. Varoğlu var.</p>
<p> Bunların hepsinin eşit ve tam vatandaşlar olduğu fikrini içimize sindireceksek eğer, &#8220;senin fikrin sayılmaz, uzat kafanı tornadan geçirelim&#8221; deme lüksümüz de yok demektir. Saygı göstereceğiz. Peki birader, sen de doğru bildiğini okut diyeceğiz. Hatta biraz daha ufukluysak, belki ondan da bir şeyler öğrenebiliriz diye kulak kabartacağız.</p>
<p> Öyleyse isteyen istediği okulu kursun, istediğini okutsun, Eğitim Bakanlığını da kapat gitsin diyebiliyor muyuz? </p>
<p> Heyhat, diyemiyoruz. Zira:</p>
<p><strong>MADDE: Her çocuğun eğitim ve öğrenim hakkı vardır. Devlet her çocuğun yeterli eğitim alması için gereken tedbirleri alır.</strong></p>
<p><strong> </strong> Şimdiki anayasa &#8220;Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz&#8221; diyor. Doğrusu o değil bence. Yetişkinler için eğitim hakkından söz etmek, hak kavramının içini boşaltmaktır. Hak deyince, mahkemeye gidip çatır çatır koparabileceğin bir şey olması gerekir. &#8220;Hak devletin vatandaşa verir gibi yaptığı bir şeydir; isterse geri alır,&#8221; mantığıyla yazılan 12 Eylül anayasasının öyle bir derdi olmadığından, salla gitsin, yazmışlar.</p>
<p> Burada konu öncelikle çocuğu ebeveyne karşı korumaktır. Ana baba &#8220;ben çocuğumu okutmayacağım, kime ne&#8221; diyemez. Çünkü ana babanın hakları varsa çocuğun da hakları vardır. O hakları, mecburiyet halinde, devlet korur.</p>
<p>Bu da demektir ki devletin,  a) eğitim nedir ne değildir, hangi koşullarda çocuğun eğitim hakkı ihlal edilmiş olur, karar vermek, ve b) her çocuğun iyi kötü eğitim alabileceği bir altyapının oluşmasını teşvik etmek görevleri vardır. Şu aşamada başka çaresi görünmediği için, okul da kuracak ve işletecektir.</p>
<p> İsteyen istediği okulu kursun, peki. Ama ŞU okulun, anayasada yazdığı manada &#8220;eğitim ve öğrenim alma&#8221; hakkını karşıladığına kim karar verecek? Misal, Hayat Mektebi kurdular, &#8220;patronun ayak işlerinde 12 saat çalışma kursu&#8221; açtılar. Ya da &#8220;parayı ver yaylan, diploma kolay&#8221; dediler. Bunların üstünü kim çizecek?</p>
<p> Hem bir standart koyacak, hem de bu yetkisini kötüye kullanıp &#8220;Tek ve mutlak hakikat vardır, 70 sene önce vefat etmiş bir emekli generalin ağzından çıkanlardır&#8221; gibi saçma teorilere kapılmayacak bir mekanizma lazım. Zor iş.</p>
<p> *</p>
<p>Ne yapacağız? a) Kamu okullarını yerel yönetime devredeceğiz, b) Özel okulları teşvik edeceğiz, denetimini de ayrı bir heyete veya bağımsız denetim kuruluşlarına vereceğiz, c) Öğretmenlik mesleğini özgürleştireceğiz. En az üç hafta daha bu konudan kurtulamayız sanırım.</p>
<p> <strong>MADDE: Kamu Okulları Bakanlığı, kamu okullarında uygulanacak eğitim ve öğrenim standartlarını belirler. Okul bitirme sınavlarını tasarlar ve uygular.</strong></p>
<p><strong> </strong>Bugün adına Milli Eğitim Bakanlığı denilen ucubenin Sultan Mahmut zamanındaki ilk adı Mekâtib-i Umumiye Nezareti idi, Kamu Okulları Bakanlığı yani: pratik, yalansız, düz bir isim. Bütün eğitimin değil, sadece kamu bütçesinden beslenen okulların bakanlığı.</p>
<p> Birkaç yüz kişilik ekip bence rahat rahat yeter. Belki bakanlığa da gerek yoktur, kurum olur, müdürlük olur, şura olur, ne bileyim.</p>
<p> Elindeki esas silah bitirme sınavlarıdır. Bugünkü ÖSYS sınavını lise bitirme sınavı yaparsın; o sınavı geçmeden kimse liseden mezun olmuş sayılmaz. Fransızların bakaloryasında, İngilizlerin A ve O-Level&#8217;larında ana fikir aynı. Zaten ÖSYS&#8217;yi üniversite giriş sınavı saymak abestir. Verilen sınavın üniversite başarı ihtimaliyle alakası yok, lise derslerini öğrenip öğrenmediğini ölçüyor sadece.</p>
<p> Sınav standardını koyduktan sonra ayrıca detaylı müfredat ilan etmene bile gerek yok aslında. Okullar ister istemez kendini sınava göre ayarlayacaktır. Sınav kazandıran okul = iyi okul. Teftişle müfettişle uğraşmasan bile, memlekette öyle yakıcı bir diploma hırsı var ki, öğrenci velileri standarttan sapan okula haddini bildirir zaten.</p>
<p> Yeter ki bir had bildirme mekanizması olsun.</p>
<p><em>(Devamı var)</em></p>
<p><strong>&#8220;Türkiye&#8217;nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos&#8217;a abone olmak için +90 212 296 23 64</strong><strong>′u arayın.&#8221;</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/04/anayasa-sohbetleri-7-egitim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/04/anayasa-sohbetleri-7-egitim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 6 - Eşitlik</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/03/anayasa-sohbetleri-6-esitlik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/03/anayasa-sohbetleri-6-esitlik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Dec 2010 16:29:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13677</guid>
		<description><![CDATA[Agos&#8216;un 26 Kasım 2010 sayısında çıktı. 
MADDE: Tüm vatandaşlar yasa önünde eşittir. Kamu görevlileri vatandaşlar arasında din ve mezhep, dil ve lehçe, ırk, etnik kimlik, sosyal sınıf, felsefi görüş ve yaşam tarzı nedeniyle ayrım yapamaz ve ayrım yapmayı savunamaz. 
 Çözmeye çalıştığımız problem şudur:
 Senin ders kitapların, resmi propaganda broşürlerin, valilik web sitelerin, turistik tabelaların, Atatürk Bilmemne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.agos.com.tr/">Agos</a>&#8216;un 26 Kasım 2010 sayısında çıktı. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nisanyan-esitlik.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13678" title="nisanyan-esitlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nisanyan-esitlik.jpg" alt="" width="199" height="212" /></a></em></p>
<p><strong>MADDE: Tüm vatandaşlar yasa önünde eşittir. Kamu görevlileri vatandaşlar arasında din ve mezhep, dil ve lehçe, ırk, etnik kimlik, sosyal sınıf, felsefi görüş ve yaşam tarzı nedeniyle ayrım yapamaz ve ayrım yapmayı savunamaz. </strong></p>
<p><strong> </strong>Çözmeye çalıştığımız problem şudur:</p>
<p> Senin ders kitapların, resmi propaganda broşürlerin, valilik web sitelerin, turistik tabelaların, Atatürk Bilmemne Kurumu neşriyatın, 19 Mayıs nutukların, askerî beyin yıkama programların, adli yıl açılış törenlerin, devlet onaylı cami vaazların Türk ve/veya Müslüman olmayanlara karşı baştan sona iftira ve sövgüyle dolu olacak. Sonra pişkin pişkin gülüp &#8220;aa olur mu, bizde herkes yasalar önünde eşittir, din ırk milliyet yüzünden katiyen ayrım yapılmaz&#8221; diye yavşayacaksın.</p>
<p>Bunu nasıl önleyeceğiz? Mesele bu. Yoksa herkes eşittir, ayrım gayrım yasaktır diye anayasaya yazmak kolay. Anayasasına bunu yazmayan devlet <span id="more-13677"></span>yok ki dünyada?</p>
<p> Maddenin sonundaki &#8220;ayrım yapmayı savunamaz&#8221; sözü bundan ötürü eklendi. Pratikte işe yarar mı, tartışılır. Ama birinci cumhurbaşkanının 1925&#8242;ten sonra ağzından çıkan hemen hemen her söz bu maddenin ışığında anayasa suçu haline geliyor, sırf onun hınzırlığı için eklemeye değer.</p>
<p> *</p>
<p>Hakiki dünyada ne yapılabilir? Kolay soru değil. Sonuçta ırkçılığı ve ayrımcılığı ikinci doğası haline getirmiş bir devlet yapılanmasını ıslah etmekten söz ediyoruz. O kültürle yetişmiş milyonlarca devlet görevlisini üç günde düzeltemezsin, istediğin kadar kanun çıkar, yasakla, asmakla kesmekle tehdit et, fayda etmez. Direnirler. Yolunu bulup baypas ederler. Boyun eğseler de içlerinden söverler.</p>
<p> Genel ilke: İnsanları inanmadıkları yasaklarla terbiye edemezsin. Asker takımı bunu anlamaz, ama &#8220;sivil anayasa&#8221; diyorsan hareket noktan bu olmalı.</p>
<p> Sanıyorum işi en az bir-iki kuşağa yayılacak bir eğitim ve uyarı süreci olarak düşünmek lazım. Benim düşünebildiğim en makul öneri şu. Ayrımcılıkla mücadele edecek bağımsız bir kurul oluşturursun. <strong>Toplumsal Barış Komisyonu</strong> gibi bir ad verirsin. Başına belki İsak Alaton gibi birini getirirsin. Birkaç gözüpek kamu yöneticisi, Kaboğlu ve Baskın Oran kalibresinde birkaç hoca eklersin. İHD ve TESEV&#8217;den, Mazlum-Der&#8217;den, Diyarbakır Barosundan destek alırsın.  Bunların işi, resen veya şikâyet üzerine, kamu sektöründeki ayrımcı söylem örneklerini arayıp bulmak ve düzeltme önermek olur. Ceza yetkileri olmaz tabii, ama ekstrem örneklerde dava açabilir veya savcıları harekete geçirebilirler.</p>
<p> Beş-on yıl içinde bayağı ciddi netice almaya başlarlar diye tahmin ediyorum.</p>
<p> Anayasadaki &#8220;ayrım yapmayı savunamaz&#8221; fıkrası böyle bir heyet için hukuki dayanak teşkil eder, o açıdan faydalıdır.</p>
<p> *</p>
<p>Dikkat buyurunuz: Ayrım yapma ve ayrımı övme yasağı SADECE kamu görevlileri için konmuş. Sivil vatandaşa yasak getirilmemiş. Bu konuda bence net olmak lazım. Vatandaşın canı isterse ırkçı, ayrımcı, şoven olma özgürlüğü vardır. Devletin yoktur. Basit.</p>
<p> Nedenlerini daha sonra uzunca konuşuruz. Şimdilik kısa söyleyelim.</p>
<p> Bir kere Devlet toplumsal barışı sağlamak, kişi hak ve özgürlüklerini korumak için kurulmuş bir teşkilattır. Yani bir kuruluş amacı vardır ve ayrımcılık o amaca fayda değil zarar verir. Oysa vatandaşın kamu çıkarını düşünmek mecburiyeti yoktur. Düşünse pek güzel, ama düşünmese de kendi bileceği iş, bir şey yapamazsın. Zorlamaya kalksan özgürlük kalmaz, herkesin milli davaya piyade yazıldığı Ondokuzmayıs rejimlerine kapı açılır.</p>
<p> İki: Devlet fazla güçlüdür, o yüzden tehlikelidir. Devlet Lazları, eşcinselleri veya başörtülü kızları ezmeye kalktı mı karşısında durmak zordur. Oysa sivil vatandaşın eti ne, budu ne? Devleti kendi hırslarına alet edemediği müddetçe ciddi bir sorun çıkmaz. Çıksa da kontrol altına almanın bin türlü yolu var.</p>
<p> Sivil halka siyasi doğruculuk mecburiyeti getiren her türlü yasağı ben kaygıyla karşılıyorum. Batı ülkelerinde son yıllarda bu tür eğilimlerin artışını &#8220;soft&#8221; totalitarizme doğru tehlikeli bir gidiş olarak görüyorum. Eğer toplumda ırkçılık varsa, ırkçıların ifade ve örgütlenme özgürlüğü de olacak: yeter ki adam dövmesinler, cinayet işlemesinler.</p>
<p> Adam çalıştığı işyerinde veya oturduğu apartmanda zenci veya eşcinsel veya başörtülü kadın veya gâvur görmek istemeyebilir, keyfi bilir. Bundan dolayı ciddi boyutta bir sosyal haksızlık doğuyorsa - mesela bu yüzden eşcinseller veya başörtülüler sokakta kalıyorsa, iş bulamıyorsa, gettolara mahkûm oluyorsa - çaresine bakarsın. Ama BENİM dilediğim ortamda yaşama özgürlüğüm, ONUN dilediği ortamda yaşama özgürlüğünden büyük değil ki?</p>
<p><strong>&#8220;Türkiye&#8217;nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos&#8217;a abone olmak için +90 212 296 23 64</strong><strong>′</strong><strong>u arayın.</strong><strong>&#8220;</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/03/anayasa-sohbetleri-6-esitlik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/03/anayasa-sohbetleri-6-esitlik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 5:Yerel Yönetime devam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/04/anayasa-sohbetleri-5yerel-yonetime-devam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/04/anayasa-sohbetleri-5yerel-yonetime-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2010 14:27:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13102</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Küçük Neden Güzeldir
 Yerel yönetimi güçlendirmek neden iyidir? Teorik sözleri bir yana bırakıp bu ülkenin tarihinden bir örnekle anlatmaya çalışayım. Olayı daha önce bu yönden düşündüğünüzü hiç sanmıyorum. (Ankara&#8217;nın Doğusundaki Türkiye kitabımda kısaca yazmıştım gerçi, kısmen tekrar.)
Hikâye şöyle.
Beylikler devri
Anadolu&#8217;nun Bizans tarafından yönetilen bölümünde medeniyet sanki 6. yüzyıl ortalarında sona erer. 550&#8242;leri izleyen 600 küsur yıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p><strong>Küçük Neden Güzeldir</strong></p>
<p><strong> </strong>Yerel yönetimi güçlendirmek neden iyidir? Teorik sözleri bir yana bırakıp bu ülkenin tarihinden bir örnekle anlatmaya çalışayım. Olayı daha önce bu yönden düşündüğünüzü hiç sanmıyorum. (<em>Ankara&#8217;nın Doğusundaki Türkiye</em> kitabımda <span id="more-13102"></span>kısaca yazmıştım gerçi, kısmen tekrar.)</p>
<p>Hikâye şöyle.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Beylikler devri</span></p>
<p>Anadolu&#8217;nun Bizans tarafından yönetilen bölümünde medeniyet sanki 6. yüzyıl ortalarında sona erer. 550&#8242;leri izleyen 600 küsur yıl boyunca başkent İstanbul dışında dişe gelir tek bir eser görülmez. Sanki bu yüzyıllar hiç yoktur. Denizli&#8217;ye, Manisa&#8217;ya, Adana&#8217;ya, Tokat&#8217;a bakın: antik döneme ait bir dizi etkileyici kalıntı, sonra uzun bir sessizlik.</p>
<p>Türklerin gelişinden üç-dört kuşak sonra müthiş bir imar patlaması başlar. Anadolu&#8217;da bugün varolan kent ve kasabaların hemen hepsi o dönemde kurulmuş veya yeniden şekillenmiştir. 1100&#8242;lerin sonundan başlayıp 1500&#8242;lerin başına dek hepsi cami, han, hamam, medrese, kervansaray, tekke, saray, şifahane ve imaret ile donatılır. Bunlar gerek sayı, gerek kütle, gerek işçilik bakımından son derece şaşırtıcı eserlerdir. Konya&#8217;yı, Sivas&#8217;ı geçin, Divriği&#8217;ye, Bitlis&#8217;e, Niksar&#8217;a, Eski Malatya&#8217;ya, Kastamonu&#8217;nun Kasaba&#8217;sına, Harput&#8217;a, Ahlat&#8217;a, Tercan&#8217;a, Eğridir&#8217;e, Sivrihisar&#8217;a, Milas&#8217;a, Selçuk&#8217;a bakın. Hepsinde göz kamaştırıcı işler yapılmış.</p>
<p>Şişineceklerdir: &#8220;Türkler Anadolu&#8217;ya medeniyet getirdi.&#8221; Yok efendim, öyle değil. Madem getirecek medeniyetleri vardı, neden Orta Asya&#8217;da bunun izi görülmedi? Madem getirdiler, neden 1071&#8242;den sonra yüz yıl belli etmediler?</p>
<p>Doğrusunu söyleyelim: Türk <em>beylikleri</em> Anadolu&#8217;ya medeniyet getirdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yüz tane başkent</span></p>
<p>Malazgirt&#8217;ten sonra Türkler buraya gelip o eşsiz devlet kurma yetenekleriyle bir Devlet kurmadılar, hayır. Bizans düzenini yıktılar. Yerine sabah akşam birbiriyle didişen, çeteden az hallice birkaç yüz tane beylik kurdular. Konya Selçukluları da bildiğiniz anlamda Devlet değildi, her şehirde ayrı kardeşin, her diyarda ayrı vezirin hüküm sürdüğü bir tuhaf yamalı bohçaydı. &#8220;Federasyon&#8221; demek fazla iyimser olur sanırım. Daha çok, bir tür organize anarşi durumu.</p>
<p>Merkezi devletin ölü sıkletinden kurtulan Anadolu, Türk beylikleri devrinde muazzam bir canlanmaya tanık oldu. Eskiden imparatorluk memurlarına ve kilisesine giden - ya da nasıl olsa onlara gidecek diye atıl bırakılan - kaynaklarla sayısız mini-devletin başkenti finanse edildi. Her başkentte mimarlar, sanatkârlar, şairler, fakihler, alimler, dervişler doyuruldu. Lüks tüketim malları ticareti patladı.</p>
<p>İnanır mısınız, 1200&#8242;lerde lüks parfüm, lüks ziynet eşyası, pahalı kumaş deyince Avrupalının aklına Anadolu limanları gelirdi.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun o kadar çabuk Türkleşmesindeki asıl etkeni belki burada aramak lazım: kılıç değil, fırsat.</p>
<p>Osmanlı Devleti 16. yüzyılda egemenliğini pekiştirip Bizans&#8217;ın yoluna girince işler gene tersine döndü. Memleket Devlet gördü. 1550&#8242;leri izleyen 300 yıl boyunca Anadolu&#8217;nun İstanbul&#8217;dan yönetilen kısımlarında gene taş üstüne konmuş bir taş görünmüyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Tezi kanıtlayan istisna</span></p>
<p>Anadolu&#8217;nun Bizans tarafından yönetilen kısmında hayat yoktu dedik. Ya diğer kısmında?</p>
<p>Türklerden önceki yüzyıllarda bu memlekette büyük imar faaliyeti gösteren <em>tek</em> bölge vardır, o da Van&#8217;dan Artvin&#8217;e uzanan kuzeydoğu sınır ülkesidir. Arap egemenliğinin doğuda çözülmeye başladığı devirde burada bir dizi Ermeni ve Gürcü devletçiği türemiştir. Bizans&#8217;ın askeri gücüne teslim oldukları 11. yüzyıl ortalarına dek, boylarından beklenmeyecek eserler ortaya koyarlar. Sırf Van gölü çevresinde kimine göre 100, kimine göre 300 tane heybetli manastır sayabiliyoruz, hepsi bu devirden. Artvin&#8217;in kervan geçmez köylerinde, her biri büyük metropollere yakışır heyula boyutlu kiliseler var, aynı devirden. Kars&#8217;ın hangi köyüne gitseniz yine aynı durum. Bunları yapanlar, en muktediri bugünkü Van vilayeti büyüklüğünde olan, her yirmi yılda bir amip gibi bölünen birtakım mikro-devletlerdir.</p>
<p>880 ile 1040 arası o bölgede onca anıtsal kilise, manastır, saray, kale yapılırken neden Bizans egemenliğindeki Anadolu&#8217;da bir tane yok? Soru bu.</p>
<p>&#8220;Ermenilerde var o haslet&#8221; deseniz, 880 yılı öncesinde neden yokmuş, 1040&#8242;tan sonra neden olmamış diye sorarlar.</p>
<p>*</p>
<p>Yerel yönetimi güçlendirelim derken kastettiğimiz budur işte. Mantığı sonuna kadar götürürsek merkezi devleti toptan lağvedelim dememiz gerekir. Ama ona cesaret edemeyiz; etsek de kimseyi inandıramayız. O yüzden yerel yönetim reformuyla yetineceğiz, mecbur.</p>
<p> </p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/04/anayasa-sohbetleri-5yerel-yonetime-devam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/04/anayasa-sohbetleri-5yerel-yonetime-devam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 4:Yerel Yönetim</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/11/01/anayasa-sohbetleri-4yerel-yonetim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/11/01/anayasa-sohbetleri-4yerel-yonetim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 10:19:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13100</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Yerel Yönetim
Federal sistem Türkiye&#8217;de olmaz, onu bir kere geçiniz. Federasyon yapmak için federe birimlerin şöyle üçyüz beşyüz senelik bir geçmişi, bağımsız kimliği, geleneği vs. olması lazım. Federe birim varlığını ve meşruiyetini merkezi yönetimden almaz; kendi başına zaten varolan bir organizmadır. Ezelden gelen yetkilerinin bir kısmını kendi rızasıyla merkeze devreder. Var mı Türkiye&#8217;de böyle bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091230_derin_dusunce_org_kurtler_pkk_irkcilik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7988" title="20091230_derin_dusunce_org_kurtler_pkk_irkcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091230_derin_dusunce_org_kurtler_pkk_irkcilik.jpg" alt="" width="258" height="194" /></a>Yerel Yönetim</strong></p>
<p>Federal sistem Türkiye&#8217;de olmaz, onu bir kere geçiniz. Federasyon yapmak için federe birimlerin şöyle üçyüz beşyüz senelik bir geçmişi, bağımsız kimliği, geleneği vs. olması lazım. Federe birim varlığını ve meşruiyetini merkezi yönetimden almaz; kendi başına zaten varolan bir organizmadır. Ezelden gelen yetkilerinin bir kısmını kendi rızasıyla merkeze devreder. Var mı Türkiye&#8217;de böyle bir şey?</p>
<p>Birbuçuk porsiyon sistemi de iyi sonuç vermez kanımca. De ki Kürtlere özerk yönetim hakkı verdin, İskoçya parlamentosu gibi Diyarbakır&#8217;da meclis kurdun. Bir kere Türk kamuoyu böyle bir çözümü hazmetmez, kavga çıkar. İkincisi, öbür şehirler isyan eder neden bizim böyle bir hakkımız yok diye. Sonra ister istemez Diyarbakır&#8217;da zamanla başka havalar çalınmaya <span id="more-13100"></span>başlar, memleketin tadı kaçar.</p>
<p>İktidarı merkezden yerele yaymak istiyorsak başka bir formül bulmalı. Buyurun, bir deneme.</p>
<p><strong>MADDE: Nüfusu onbinden büyük olan yerleşimlerde Yerel Yönetim kurulur. Coğrafi olarak bitişik olan yerleşimler, halk oylaması sonucu birleşerek Yerel Yönetim kurabilirler. </strong></p>
<p>Memleketin yüzünü tanınmayacak şekilde - olumlu yönde - değiştirecek bir adımdır.</p>
<p>Özetle ne yapıyor? Yerleşim birimi (kasaba, şehir, köy) ile belediye (idari teşkilat) arasındaki organik bağı koparıyor. Vatandaşın dilediği boyda, serbestçe yerel yönetim birimi oluşturmasına imkân tanıyor. Asgari onbini mesela diye dedim. Yirmibin de olur, hatta ellibin belki daha iyidir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin güncel trendlerine uygun üstelik. On senedir memleketin her yanında böyle sentetik belediyeler kurulmakta, bilmem farkında mısınız. Antalya&#8217;da Evren ile Seki birleşti, Evrenseki oldu. Bodrum&#8217;da Gölköy&#8217;le Türkbükü birleşti, Göltürkbükü oldu. Adana&#8217;da, Samsun&#8217;da, Konya&#8217;da bir sürü Ataşehirler, Esenyurtlar, Birlikkentler bu yöntemle kuruldu.</p>
<p>Bence prensip olarak üst limit koymamak lazım: canları isterse on milyonluk metropoller yaratsınlar. Yahut bütün Kürdistan&#8217;ı tek belediye yapsınlar. Her ihtimale karşı siyasi anlamda sakıncalı birimlerin ortaya çıkmasını önlemek için belki şu kayıt konabilir:</p>
<p><strong>MADDE: Yeni yerel yönetimler Meclis&#8217;in onayıyla kurulur.</strong></p>
<p>Yani halkoyu yetmez, meclis&#8217;in de evet demesi lazım. Daha önemlisi şu:</p>
<p><strong>MADDE: Bir yerel yönetim biriminde yaşayanlar, yeni yerel yönetim kurmak şartıyla ayrılabilirler.</strong></p>
<p>Tercümesi: Bitişik sahada onbin kişi toplan, oylama yap, Meclisi ikna et, ayrıl. Bu silah elinde olduktan sonra sıkıysa yerel yönetim keyfî vergi salsın, zabıta terörü kursun. Yahut çöpleri toplamaktan aciz Hacı Ağa&#8217;yı hayat boyu belediye başkanı seçsin.</p>
<p><strong>MADDE: Eğitim, ulaşım, sağlık ve imar hizmetlerinde birincil sorumluluk yerel yönetime aittir. Yerel yönetim ayrıca yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu hizmetlerini üstlenebilir.</strong></p>
<p>Ulaşım, sağlık, imar kolay. Eğitime de geleceğiz. Okulları yerel yönetime bağlayıp, merkezi yönetime sadece standartları belirleme işini bırakacağız.</p>
<p>Esas hadise ikinci cümlede. Belediyenin üstlenebileceği devlet fonksiyonlarının sınırını iyice esnek tut diyor. Kendine güveniyorsa girişsin, güvenmiyorsa ya da canı istemiyorsa girişmesin. Vatandaşın da tercih hakkı olsun: az vergi az devlet, çok vergi çok devlet.</p>
<p>Belki daha radikal gidip, &#8220;yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu fonksiyonlarını ÜSTLENEBİLİR&#8221; yerine &#8220;&#8230; ÜSTLENİR&#8221; demek lazım, emin olamadım.</p>
<p>Ortaya çıkabilecek dengesizlikleri merkezi yönetim sosyal destek politikalarıyla bir ölçüde giderecektir mutlaka. Fakir belediyelere devletin bir miktar koltuk çıkmasına kimse itiraz etmez herhalde. Yeter ki işin ölçüsü kaçmasın, belediyeler devlet çiftliğine dönüşmesin.</p>
<p>Peki: yerel yönetim ordu kuramasın, para basamasın. Yabancı ülkelere elçi göndersin mi? Göndersin tabii. Devir değişti, Paris&#8217;in, New York&#8217;un birçok ülkede resmi temsilcisi var. İstanbul da şu Kültür Başkenti işi yüzünden yabancı ülkelere heyetler gönderdi, bürolar açtı.</p>
<p>Polis teşkilatı kursun mu? Olabilir, emin değilim. Alt düzey mahkeme kursun mu? Kesin şart. Güneydoğu&#8217;da herhangi bir savcıya veya hakime sorun bakalım, ahali kendi yerel duyarlıklarına yabancı olan mahkemeleri nasıl boykot ediyor.</p>
<p>Üniversite kursun mu? Mükemmel olur. Tapu idaresi kursun mu? Merkezin belli ölçüde denetimi yasayla sağlandıktan sonra, neden olmasın?</p>
<p><strong>MADDE: Yerel Yönetimin yetkileri, halk oyuyla kabul edilen koşul ve kurallara bağlanabilir. Halk oyuna sunulacak kurallar yasaya aykırı olamaz.</strong></p>
<p>ABD&#8217;de <em>citizens&#8217; initiative </em>dedikleri şey bunun bir çeşididir. Kaliforniya&#8217;da 1978&#8242;de halk oyuna sunulup emlak vergilerine %1 sınırı koyan Proposition 13 ilk örneğiydi. Bir çeşit yerel anayasa hukuku oluşturmanın ön adımıdır. Misal, falan köyü, filan kasabasıyla birleşip belediye kurmadan önce belediye başkanlığının dönüşümlü olmasını şart koşabilir. Ya da belediye meclisinde en az şu kadar üyeyle temsil edileceğiz diye dayatabilir.  Yahut ne bileyim, yeni liseyi X alanında kurarsak hastaneyi de Y alanında kurma şartı getirebilir.</p>
<p>Arada enteresan fikirler de doğabilir. Mesela federal yapıda belediyeler icat edilebilir. Evren ile Seki birleşip Evrenseki olurken diyebilirler ki biz aslında eski kimliklerimizi büsbütün kaybetmek istemiyoruz. Ayrı ayrı yerel meclisler kurup sadece bazı yetkileri ortak belediyeye devredeceğiz.</p>
<p>Yasayla sınırlamak gerekir ki işler zıvanadan çıkmasın, &#8220;Hacı Ağa ömür boyu belediye başkanı olacak&#8221; ya da &#8220;beş vakit namaz kılmayanlar belediye memuru olamaz&#8221; gibi öneriler gelmesin.</p>
<p>Müthiş bir reform olur kanımca. Yerel koşullara göre farklı nitelikte yerel yönetimlerin kurulmasına olanak tanır. Yönetimde yeni fikirlerin, değişik modellerin denenmesini sağlar. Rahmetli Mao&#8217;nun deyimiyle bin çiçek açar, bin fikir çatışır. Komşu belediyenin modeli güzel sonuç veriyorsa sen de benimsersin. Olmadı isyan bayrağını açıp o beldeye katılırsın.</p>
<p>*</p>
<p>İl ve ilçe yönetimini de unutmayalım. Sayın valimiz yeni sistemde ne iş yapacak?</p>
<p><strong>MADDE: Valiler Başkan tarafından atanır ve il düzeyinde Başkanı temsil eder. Kaymakamlar Başkan&#8217;ın onayıyla Vali tarafından atanır ve ilçe düzeyinde valiyi temsil eder.</strong></p>
<p><strong>MADDE: Vali ve kaymakamlar, merkezi yönetime bağlı kamu kurum ve görevlileri arasında eşgüdümü sağlamakla görevlidir. Acil haller dışında doğrudan idari görev üstlenmezler; kamu kurum ve görevlilerine doğrudan emir veremezler.</strong></p>
<p>Şaşırttım sizi, değil mi? Ama düşünürseniz en sağlıklı çözüm herhalde budur.</p>
<p>İstisnaları bilemem, ama bana öyle geliyor ki vali ve kaymakamlar halen Türk idari mekanizmasının en çürük halkasıdır. Kâğıt üzerinde yetkileri sonsuzdur, ama pratikte herhangi bir ciddi işe yaramazlar. Ekonomik alana müdahaleleri cehaletle karışık göz boyamadan ibarettir; genellikle fiyaskoyla sonuçlanır. Güvenlik alanına müdahaleleri polisi sinir eder. Hemen her ilde vali ile belediye başkanı kavgalıdır.</p>
<p>Öyleyse valileri halk seçsin? O da gerçekçi değil. Bürokratik yapının mantığına aykırıdır. Geleneğe aykırıdır. Üstelik paralel bir yetki alanı yaratıp yerel yönetimi çıkmaza sokmaktan başka sonuç vermez.</p>
<p>O halde gelin, Britanya&#8217;daki <em>lords lieutenant </em>gibi bir formül düşünelim. Direkt idari yetkileri olmasın. Dolayısıyla emir değil ikna ve uzlaşı yoluyla iş görmek zorunda olsunlar. Ama Başkan tarafından atanıp doğrudan Başkan&#8217;a karşı sorumlu olsunlar ki, gerekirse Ankara vasıtasıyla pazu gösterebilsinler. Kamuya uzun süre hizmeti dokunmuş, olgun, efendilikleriyle göz dolduran bürokratlar için ideal bir park yeri olur. Bayramlarda ve ulusal günlerde törenleri yine onlar yönetir.</p>
<p>Başkan ne diye sormayın şimdi, sırası gelecek.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bölgesel yönetim?</span></p>
<p>Yazının buraya kadar olan kısmını bu işlerden anlayan bir arkadaşım okudu, &#8220;bölgesel&#8221; yönetimi gözardı etmemi eleştirdi. Avrupa Birliği&#8217;nin 1975&#8242;ten beri yürürlükte olan Bölgesel Politikasını hatırlattı, Türkiye&#8217;nin istese de istemese de buna ayak uydurmak zorunda kalacağını savundu. Meğer Devlet İstatistik Enstitüsü bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmış, &#8220;Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı&#8221; veto yemiş ama 2006 tarihli &#8216;Kalkınma Ajansları Hakkında Kanun&#8217; da bu yönde ciddi bir adımmış.<strong></strong></p>
<p>&#8220;Kim sever ellibin nüfuslu yerel yönetimi?&#8221; diye kibarlaştırabileceğim bir soruyla mevzu özetlendi.</p>
<p>Vallahi çok iyi bildiğim konular değil, ama bana öyle gelir ki bölgesel yapılanma bizim burada bürokratik yapıyı bir nebze rasyonelleştirmek dışında çok büyük bir amaca hizmet etmez. Bir şekilde oluşturulacak &#8220;Kürdistan&#8221; bölgesel yönetimi de, isterse 17 veya 26 bölgeden biri olsun, memlekete baş ağrısından başka şey getirmez, üzgünüm.</p>
<p>Küçük başla. Küçüklere büyüme şansı ver. Bekle. Daha iyi bir formül sanki.</p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/11/01/anayasa-sohbetleri-4yerel-yonetim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/11/01/anayasa-sohbetleri-4yerel-yonetim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 3: Din konusuna devam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 10:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13096</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.
Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?
İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6087" title="20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg" alt="" width="299" height="192" /></a>Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.</p>
<p>Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?</p>
<p>İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep mi yazdıracağız?</p>
<p>Üç, mesela Aleviler ayrı din veya mezhep olarak tanınacaksa bunu kimin temsil ettiğine nasıl karar vereceğiz? Üçe beşe bölünseler ne yapacağız?</p>
<p>Endişe etmeyiniz, hepsinin cevabı hazır. Sıradan gidelim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Mantıksız ama gerçek</span></p>
<p>Diyanetin akla, mantığa aykırı bir kurum olduğunu <span id="more-13096"></span>biliyorum. Herkes biliyor. Hem dinle devlet ayrıdır, resmi din yoktur de. Hem de BİR dinin BİR altkolunun BİR mezhebine ait hizmetleri, genel bütçeden finanse edilen, 80.000 kişi istihdam eden bir devlet dairesine gördür - üstelik diğer herkesi dışlayarak.  Mantıken böyle şey olmaz, olmaması gerekir.</p>
<p>Ama heyhat, hayat her zaman mantığa göre işlemiyor. Devletlerin tarihi, geleneği, yerleşik düzeni, alışkanlıkları var. Hoşumuza gitsin gitmesin, bu devlet  900 yıldan beri Türk ve Sünni-Müslüman unsurun egemen olduğu bir devlet olmuş. Laikim, demokratım falan filan diye cilve yapsa da işin gerçeği bu.</p>
<p>İmkân mertebesinde bu gerçeği kurala düzene bağlayabiliriz, ikna edebiliriz, dengeleyebiliriz, yumuşatabiliriz. Ama temel olguyu değiştiremeyiz. Değiştirmeye kalksak maraz çıkar. Bunu bilmeden anayasacılığa soyunmayacağız.</p>
<p>Diyanet lağvedilebilir mi? Hayır edilemez.</p>
<p>Sebep 1: Halen Diyanet bünyesinde olan 80 bin camiyi, 80 küsur bin imam ve hizmetliyi ne yapacağız? &#8220;Bana ne Müslümanlar düşünsün&#8221; desek hangi Müslümanlar? Hangi kurum, hangi örgüt? Yılda 2,5 milyar yeni liralık bütçeyi bu vatandaşlar nereden karşılayacaklar? O para uğruna insanların cadde ortasında birbirini vurmasını nasıl önleyeceğiz?</p>
<p>Sebep 2:  Memleketin aşağı yukarı %70&#8242;lik kısmının kendini öksüz ve satılmış hissetmesine yol açacak bir uygulamayı neye dayanarak savunacağız?</p>
<p>Öteki din ve mezhepleri Diyanet&#8217;te temsil etme fikri de bana saçma geliyor. Kurumsal kültür diye bir şey var. Sünni-Hanefi mezhebinin ezici bir şekilde egemen olduğu bir yapıda gariban papaz ne yapacak? Beş on tane Alevi ne yapacak? Çayocağının yerini bile bulmakta zorlanırlar kanımca.</p>
<p>Ayrıca maksat dinleri mezhepleri harman edip bulamaç bir &#8220;Cumhuriyet dini&#8221; oluşturmak değil ki? Çeşitli dinlerin özgürce, birbirini ezmeden yaşamalarına imkân vermek.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sembolik bir adım</span></p>
<p>Bu aşamada belki çok basit, çok ucuz bir değişiklikle işe başlanabilir. Kurumun adı değiştirilir. Mesela <em>İslamî Din Hizmetleri Başkanlığı</em>, yahut <em>İslamî Diyanet Kurumu </em>gibi bir isim bulunur. Sembolik bir adımdır. Tüm toplumu değil, sadece BİR zümreyi ilgilendiren bir yapı olduğu böylece tescil edilmiş olur. Devletle arasına BİRAZ mesafe girer. Problem kökten çözülmez, ama bir adım atılmış olur.</p>
<p>Bunun tamamlayıcısı geçen hafta gördüğümüz Anayasa maddesidir:</p>
<p><strong>MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. </strong></p>
<p>Bu demektir ki mesela Aleviler için ayrı bir (veya birkaç) kurum olacak ve devletin din bütçesinin yüzde 13 yahut 18, her neyse, bir kısmı onlara tahsis edilecek.</p>
<p>Oldu diyelim. Peki tam rakamın kaç olduğunu kim belirleyecek? Sonra o parayı KİME verecekler? Alevilerin papası, halifesi, başdedesi gibi biri yok ki al bu senin hakkın deyip işi bitirsinler. Sonra Caferi Şiiler için ayrı bütçe mi olacak yoksa onlar da Alevi mi sayılacak? Biri kalkıp Şafiiler veya Nakşibendiler için ayrı bütçe isteriz dese ona ne cevap verilecek?</p>
<p>Bunlar ister istemez politik kararlardır ve nihai yetkiyi bakanlar kuruluna bırakmak en doğrusudur sanırım.</p>
<p>Uzmanlık ve ustalık gerektiren bir konu olduğu için belki ara kademede bir <em>Din İşleri Yüksek Kurulu </em>oluşturmak faydalıdır. Diyelim ki 15-20 veya 30 kişilik bir heyet olur. Bellibaşlı dini akımlardan birer temsilci, birkaç kuvvetli fikir adamı, mutlaka bir tane gayrımüslim, birkaç dindışı hatta din-karşıtı isim atanır. Dinî kurum ve örgütlenmelerin devlet katındaki muhatabı olurlar.</p>
<p>Alevilerin nüfus payı mı hesaplanacak? Plebisite gerek yok, Yüksek Kurul ortalığı fazla kızıştırmadan, gerekirse sosyologlara, kamuoyu araştırma kuruluşlarına vesaireye de danışıp rakama karar verir, biter. Alevilere kurum mu lazım? Çeşitli Alevi fikir önderleriyle görüşüp devletin nasıl bir yapıyı muhatap kabul edeceğini belirler, konu çözülür.</p>
<p>Şu an gündemde yok belki, ama yarın Sünni İslam toplumu içinde de birtakım çoğulculuk talepleri ortaya çıkarsa, çözümü Diyanet İşlerinden beklemek manasız olur. Hakem rolü oynayabilecek, yetkili, az çok tarafsız bir kurumun varolması daha iyi değil mi?</p>
<p>*</p>
<p>Bu konular senin üstüne vazife mi diye sorarsanız, değildir belki. Ama Anayasa nasıl yapılır diye insan düşünmeye bir kez başlayınca bulaşılmadık konu kalmıyor geriye.</p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 2: Din</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/16/anayasa-sohbetleri-2-din/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/16/anayasa-sohbetleri-2-din/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 18:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=12758</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Ne anlam ifade ettiği artık belli olmayan &#8220;laiklik&#8221; kelimesine bence Anayasada yer verilmemelidir. &#8220;Ay şekerim bu Müslümanlar da çok oluyor artık&#8221; dışında bir anlamı kalmış mıdır bu terimin? Sanmıyorum. Öyleyse at. Taze bir şey söyle. Mesela:
MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_din_ozgurlugu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7000" title="20091025_derin_dusunce_org_din_ozgurlugu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_din_ozgurlugu-264x300.jpg" alt="" width="264" height="300" /></a>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p>Ne anlam ifade ettiği artık belli olmayan &#8220;laiklik&#8221; kelimesine bence Anayasada yer verilmemelidir. &#8220;Ay şekerim bu Müslümanlar da çok oluyor artık&#8221; dışında bir anlamı kalmış mıdır bu terimin? Sanmıyorum. Öyleyse at. Taze bir şey söyle. Mesela:</p>
<p><strong>MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve ibadeti kısıtlanamaz. Bu din ve mezheplerin mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz.</strong></p>
<p>İşin özü birinci cümlededir. Devlet, bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz, o kadar. Müslümanlığa da tanıyamaz. Devlet görevlisi kalkıp &#8220;elhamdülillah hepimiz Müslümanız&#8221; diyemez; diyememesi gerekir. Çünkü &#8220;hepimiz&#8221; Müslüman değiliz. Ben değilim mesela. Benim bu memleketteki hakkım Müslümanınkinden az veya fazla değildir.</p>
<p>Devlet ceketini üstünde taşımadıktan sonra git istediğin dini savun, istediğini tebliğ istediğini irşad et, kendi bileceğin iş. Bana söz düşmez. Devlete de düşmez.</p>
<p>Din ve mezheplerin yalnız ibadetini değil, <strong>ifadesini</strong> de <span id="more-12758"></span>kısıtlayamazsın. &#8220;İbadetini serbestçe yapmana izin veriyoruz daha ne, sus otur,&#8221; ikiyüzlülüğünü aşmanın zamanı gelmiştir. Dinine inanıyorsan bunu - edep dairesinde - anlatıp savunma hakkın olması gerekir. Protestan da olsan. Hatta Müslüman bile olsan.</p>
<p>İnsanları dinî inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlayamazsın. Misal, papazın sakalını kestiremezsin. Müslümanların geleneği eğer başını örtmeyi gerektiriyorsa yasak edemezsin. Yahudi de isterse şabat günü bölük eğitimine çıkmasın, kime ne zararı var?</p>
<p>&#8220;İnanç ve geleneğin&#8221; ne olduğuna zor durumlarda mahkeme karar verir, mesele biter. Bunda da içtihadı mümkün olduğunca geniş tutmak gerekir. Vatandaş muska taşımayı veya kadın eli sıkmamayı dinin gereği sayıyor olabilir. Aynı görüşü paylaşan yeterli sayıda insan varsa veya muteber birkaç hoca bunu savunmuşsa &#8220;Peki&#8221; deyip geçeceksin. Onların inanıyor olması başkalarını bağlamaz. &#8220;Aykırı davranmaya zorlanamaz&#8221; demek &#8220;herkes buna uymak zorundadır&#8221; demek değildir. Alakası yok.</p>
<p>Dinsizlik hakkından da burada söz etmeli mi? Sanmıyorum, hayır. Gereksiz yere ortamı kaşır, başka şeye yaramaz. Zaten yazıldığı haliyle madde yeterli özgürlük alanı bırakıyor.</p>
<p>*</p>
<p>İkinci cümlede ince bir ayrım var, dikkat edin. &#8220;Toplumca tanınan din veya mezhepler&#8221; demiş. Osmanlı hukukunda &#8220;maruf edyan ve mezahib&#8221; diye geçer, Cumhuriyet döneminde terkedilen bir kavramdır. Alman hukukunda da<em> öffentlich-rechtlich anerkannten Religionen</em> var, &#8220;kamu hukukunca tanınan dinler&#8221; anlamında, o da bunun gibi, tam olmasa da.</p>
<p>Bu ayrımı yapmak lazım, yoksa iş çığrından çıkar. Satanizm de sonuçta dindir. Kaliforniya&#8217;da The Church of Monday Night Football diye bir din var, gayet ciddi. Ayrıca peygamberlik ve tanrılık ilan etmek ruhsata tabi değil; Kuran&#8217;ın &#8220;son peygamber&#8221; iddiası da sadece Müslümanları bağlar.</p>
<p>Bence yeni dinler olsun; sakıncası yok. Ama toplumda derin tarihi kökleri olan dinlerle aynı statüde değerlendirilmeleri uygun olmaz. &#8220;Maruf&#8221; dinlerin inanç ve geleneklerinin, binlerce senelik süreçte toplum tarafından iyi kötü test edilip onaylanmış olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla hürmet göstermek gerekir. Yeni çıkanlar hele genel hukuk çerçevesinde meramlarını anlatmayı denesinler, yeter.</p>
<p><strong>MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. </strong></p>
<p>Hayır, devlet, dinî kurum ve hizmetlerden elini büsbütün çekemez, unutun onu. Burası Fransa değil, devletin karşısında devlet kadar örgütlü ve güçlü bir Katolik Kilisesi yok ki işi ona devredip piyasadan çekilesin. Fransız laiklerini Türkçeye tercüme etmekle iş bitmiyor.</p>
<p>Dini toplum hayatından silme işini koca Stalin becerememiş, bırak senin yarım gönüllü Tek Partini. O maceraya bir daha girmeyeceksen eğer, özellikle İslam dinine ait hizmetleri kim nasıl örgütleyecek, bir çare bulmak zorundasın.</p>
<p>Bugünkü yapısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı &#8220;Devlet bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz&#8221; ilkesine aykırıdır, nokta. Ama lağv da edemezsin, onca cami var, imam var, onlar ne olacak? İster istemez devletin BİRAZ dışına itip, devletin değil &#8220;Müslümanların&#8221; diyanet işleri kurumudur demek zorundasın. Vurgu değişsin, şimdilik yeter. Yok biz bunu istemeyiz, tanımayız diyen Aleviler varsa, ister istemez onların da eşdeğer bir kurum oluşturmasına izin verip onu da tanımak zorundasın.</p>
<p>Nazar boncuğu niyetine Ermenilere, Süryanilere, Yahudilere nüfuslarıyla orantılı birer bahşiş dağıtsan o garipler de sevinir. Devletin kendi devletleri DE olduğuna inanırlar. Doksan senelik sahte laikliğin gerçek laikliğe doğru bir ufak adım atar.</p>
<p><strong>MADDE: Kamu okullarında yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine seçmeli din dersi verilir. Din dersi öğretmenleri, mensup oldukları din veya mezhebin kurum veya cemaatlerinin onayıyla seçilir. </strong></p>
<p>Gerçek anlamda dinlerüstü bir &#8220;din kültürü&#8221; dersi verebilecek hoca sayısı bu memlekette bir elin parmaklarını geçmez, onun için hayal kurmaya gerek yok. Din dersi deyince ibadet ve itikat anlatılacak.</p>
<p>Bana sorarsanız din dersi hepten ilga edilmeli derim. Ama toplumun büyük kesimi için bu eğitimin en az öbür eğitim kadar önemli olduğunu kabul etmek lazım. Öyle olunca da devlet illa bu işe sırtını dönmeli, yokmuş gibi davranmalı demenin mantığını göremiyorum. Bırakın öğrensinler, bırakın öğretsinler.</p>
<p>Dinî öğretinin içeriğini devletin belirlemesi uygun olmaz, o yüzden bırakın her din ve mezhep kendi hoca­la­rını seçsin veya en azından onaylasın, kendi dininin nasıl öğretileceğine karar versin. Dersi evde yahut der­gâhta değil okul binasında verirsen en azından ne olup bittiğini izleme şansın olur, bir denetim payın kalır.</p>
<p>Din dersi istemeyen çocuklar o saatte top oynar, mutlu olur. Cemaatler de büsbütün akılsız değillerse müşteri çekmek için hoca kalitesini artırmak zorunda kalırlar.</p>
<p>*</p>
<p>&#8220;Kurum veya cemaat onaylar&#8221; demiş. Bakın bunun sonucu ne olur.</p>
<p>Müslümanlarda böyle bir kurum yok. İster istemez hocaları seçmek için cemaat bir şekilde istişare etmek, kendi içinde pazarlığa girmek zorunda kalacaktır. Bundan kurumlaşma doğar, iyi bir şeydir.</p>
<p>Hıristiyanlarda kilise var. Çocukların eğitimi gibi yakıcı bir konuda ister istemez kilise, cemaatle daha yakın diyaloğa girmek, toplumsal taleplere duyarlı olmak zorunda kalacaktır. Bundan demokratikleşme doğar, iyi bir şeydir.</p>
<p>Diyelim ki cemaat içindeki Falancılarla Filancılar hoca meselesinde anlaşamadı, inatlaştı, o zaman ne olacak? Mevzii bir anlaşmazlıksa bir şey olmaz, bir türlü çözülür. Ama sistematik bir anlaşmazlıksa ne olacağı bellidir. Bir süre sonra taraflar ayrı birer cemaat olarak resmen tanınıp ayrı hoca seçmek isteyeceklerdir. Bundan çoğulculuk doğar, ÇOK iyi bir şeydir.</p>
<p>Amerikan Yahudilerinde öyle oldu, 20. yüzyıl başında Reform, Konservatif ve Ortodoks diye üçe bölündüler. Hiç fena olmadı bana sorarsanız. Yahudilik fakirleşmedi, zenginleşti.</p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/16/anayasa-sohbetleri-2-din/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/16/anayasa-sohbetleri-2-din/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 1: Dil</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/05/anayasa-sohbetleri-1-dil/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/05/anayasa-sohbetleri-1-dil/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Oct 2010 09:56:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11698</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
MADDE: Ulusal Dil Türkçedir. Yeterli düzeyde Türkçe bilmeyen kimse orta öğrenim diploması alamaz. 
MADDE: Herhangi bir dilin yazılı ve sözlü kullanımı ile bu dilde yayın yapma ve eğitim verme özgürlüğü kısıtlanamaz. 
Bundan beş on yıl öncesine dek sanırım işin ideali bu iki maddeden ibaretti. Basit, net. Bir kere, bütünleştirici bir dilin olması lazım ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/zaman_nedir_kimlik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11550" title="zaman_nedir_kimlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/zaman_nedir_kimlik.jpg" alt="" width="270" height="210" /></a>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank">Agos'ta yayınlandı</a>]</p>
<p><strong>MADDE: Ulusal Dil Türkçedir. Yeterli düzeyde Türkçe bilmeyen kimse orta öğrenim diploması alamaz. </strong></p>
<p><strong>MADDE: Herhangi bir dilin yazılı ve sözlü kullanımı ile bu dilde yayın yapma ve eğitim verme özgürlüğü kısıtlanamaz. </strong></p>
<p>Bundan beş on yıl öncesine dek sanırım işin ideali bu iki maddeden ibaretti. Basit, net. Bir kere, bütünleştirici bir dilin olması lazım ki kanunların, tüzüklerin, sözleşmelerin bir standardı olsun. Sonra memleketin bir ucunda doğan insan öbür ucunda kolayca iş tutabilsin, eşit koşullarda kamu hizmetine girebilsin, hastalandığında doktora derdini anlatabilsin. Tabii kimseyi zorlayamazsın, zorlayamaman gerekir. Öğrenmek istemiyorsa öğrenmez, &#8220;sana ne&#8221; der geçer. Kırk senedir Kanada&#8217;da oturduğu halde kırk kelime İngilizce bilmeyen Çinliler var; pekala güzel insanlar. Aç da kalmıyorlar. Ama eğitim gerektiren bir meslek veya sanat icra edecekse Türkçe bilmesi iyidir, faydalıdır, hatta pratikte zorunludur. Dolayısıyla doğru dürüst Türkçe öğrenmeden lise diploması alamaması gerekir.</p>
<p>İkinci madde öyle temel bir ilke ki, aslında Anayasaya yazılması bile ayıptır. Dilediği dili konuşmak, dilediği dilde yazmak ve çocuklarını dilediği dilde eğitmek, Devletin anayasayla, manayasayla ihsan ettiği bir şey değildir; insanın insan olmasından ileri gelen bir haktır. Ha bunu Anayasaya yazmışsın, ha insanların yemek yemesi yahut işemesi yasaklanamaz yazmışsın, arada pek fark yok.<span id="more-11698"></span></p>
<p>Ama bu memleketin evveliyatı gözönüne alındığında, belki anlamayan olur diye açıkça bir kere daha yazmanın zararı olmaz diyelim.</p>
<p>Klasik özgürlükçü bakış açısından işin özü bu kadardır. Başka söze gerek yoktur.</p>
<p>Ama günümüz koşullarında artık bunun yeterli olacağını hiç sanmıyorum. Atı alan, bırak Üsküdar&#8217;ı, Fırat&#8217;ı geçmiştir. Devletin kurucu unsurunun bir değil iki olduğunu iddia edenler vardır; memleket sathının beşte biri gibi bir alanda net siyasi üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Onları yok sayarak yola devam edersen, yarın öbür gün hiç sevimli olmayan durumlarla karşılaşma ihtimalin olur. O yüzden:</p>
<p><strong>MADDE: Kürtçe Bölgesel Dildir. Yerel yönetim birimlerinde halk oylamasıyla belirlenen yerel diller, yasayla Yerel Dil ilan edilebilir.</strong></p>
<p>&#8220;Oha&#8221; dediğinizi duyar gibiyim. Demeyin. Alışacaksınız.</p>
<p>Kürtçenin adını anmadan sadece ikinci cümledeki &#8220;yerel dil&#8221; uygulamasıyla problem çözülebilir mi? Hiç sanmıyorum. Bugün geldiğimiz noktada Kürtçeyi adıyla sanıyla anmadan herkesin sevip bağrına basacağı bir Anayasa yapma imkânı kalmamıştır. Kaldı ki, 10 ila 20 milyonun dili olan Kürtçe ile, en kabadayısı yüzbin kişilik enklav&#8217;ları ilgilendiren Arapçayı, Lazcayı, Çerkezceyi vesaireyi aynı kefeye koymak doğru olmaz.</p>
<p>Üstelik laf aramızda kalsın, burada yapılan bölgesel/yerel dil ayrımı, mesela Bingöl&#8217;de Zazaların yahut Siirt&#8217;te Arapların bölgesel dil Kürtçeye karşı ayakta durabilmelerine de bir nebze yardımcı olabilir.</p>
<p>&#8220;Yerel yönetim birimi&#8221; dediğim şey belediyedir. Ama bugünkünden daha boylu poslu, daha etkin bir tür belediye. Ona da sıra gelecek, sabır buyurunuz.</p>
<p>Nasıl olacak bu bölgesel ve yerel dil?</p>
<p><strong>MADDE: Kamu hizmetleri, talep üzerine, Türkçenin yanısıra Bölgesel ve Yerel Dilde verilir. Kamu kurumları, Bölgesel veya Yerel Dili bilen yeterli sayıda personel ve tercüman istihdam etmekle mükelleftir.</strong></p>
<p>Yani vatandaş Diyarbakır&#8217;da hastanede, postanede, tapu dairesinde, karakolda, mahkemede &#8220;ben Kürtçe isterim&#8221; derse karşısında Kürtçe konuşan (ve yazan) memur bulacak; o şimdilik yoksa tercümanla işini halledecek. Ama Türkçe isterse o da olacak, yoksa yarın öbür gün tam tersi sıkıntılar doğar, hoş olmaz.</p>
<p>Merak etmeyin, hiç olmayacak iş değil. İsviçre&#8217;de, Kanada&#8217;da, İspanya&#8217;da, Hindistan&#8217;da, Güney Afrika Cumhuriyetinde pekala işliyor. Bizim İngiltere zannettiğimiz Wales ülkesinde 80&#8242;lerin sonunda her köye İngilizce ve Welsh&#8217;çe ayrı ayrı ilkokul kurmayı mecbur ettiler, üç-beş sene içinde sistem tıkır tıkır işlemeye başladı. İskoçya&#8217;ya önceki sene gittim, en büyük dertleri neydi biliyor musunuz? Ada vapurlarında iskele anonsu ÖNCE İngilizce mi, yerel Gaelik dilinde mi yapılacak, o.</p>
<p>Eğitim konusu daha zor. Bu maddeyi yazarken tereddüde düştüm, on defa yazıp bozdum. Ama en doğrusu galiba şöyle.</p>
<p><strong>MADDE: Tüm kamu okulları, yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine Kürtçe seçmeli dil dersi vermek zorundadır. Kürt Dili Bölgesinde ilk ve orta öğretimde Kürtçe dil dersi zorunludur. </strong></p>
<p>İlk cümle bütün Türkiye&#8217;yi ilgilendiriyor. Batıda yaşayan bir sürü Kürt var. Ayrıca Kürt nüfusu hakim olduğu halde belki &#8220;Bölge&#8221;ye katılmayacak, Haymana gibi, Refahiye gibi, Kilis gibi yerler olabilir. Daha da ayrıca, Kürt filan olmadığı halde, memleketin o köşesine Fransız kalmayayım, yarın gidip orada iş tutarım belki deyip çocuklarına Kürtçe öğretmek isteyen olabilir. Bir okul bölgesinde bunların sayısı mesela yirmi kişiden fazlaysa dilekçe verirler, çocukları için seçmeli dil dersi açılır. Kolay.</p>
<p>İkinci cümle daha zor. Kürtçenin bölgesel dil olduğu alanda Kürt dili öğrenmek seçmeli mi olacak, mecburi mi olacak? Mecburiyse sadece resmi okullarda mı olacak, özel okullarda da olacak mı? Temel dersler Kürtçe mi verilecek Türkçe mi? Kararı yerel yönetime mi bırakmalı acaba?</p>
<p>Bana sorarsanız ben bölgedeki tüm okullarda dil dersi zorunlu olsun derim. O memlekette yaşayacaksan zaten dili bilmen gerekecektir. Yok, babanın memuriyeti yüzünden oradaysan ve gelecek sene Sinop&#8217;a döneceksen gene de dil öğrenmende zarar yoktur, fayda vardır. Bir dil bir insan, iki dil iki insan diye boşuna dememişler.</p>
<p>Temel eğitim dili yerel yönetimin kararına bırakılabilir. Fiziği kimyayı bence Türkçe görsünler. Hatta varsa hoca İngilizce görsünler, daha iyi.</p>
<p><strong>MADDE: Silahlı Kuvvetler, Bölgesel ve Yerel Dilde hizmet kuralından muaftır.</strong></p>
<p>Zorunlu bir taviz. Tartışmaya gerek yok. Tarihin her döneminde de aşağı yukarı böyle olmuş. Roma İmparatorluğunda bile kırk türlü dil konuşulurmuş, ama ordu dili Latince.</p>
<p><strong> &#8221;Türkiye&#8217;nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos&#8217;a abone olmak için +90 212 296 23 64&#8242;u arayın.&#8221;</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/05/anayasa-sohbetleri-1-dil/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/05/anayasa-sohbetleri-1-dil/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçüler Referandumdan Ne Öğrendi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/ataturkculer-referandumdan-ne-ogrendi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/ataturkculer-referandumdan-ne-ogrendi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 20:01:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11500</guid>
		<description><![CDATA[Referandum sonuçlarının ardından, &#8220;hayır&#8221; cephesinde yer alan kişiler ve konumlar çevresinde gezindim bir süre, kendiliğinden. Yaşanılan mağlubiyetin muhasebesiyle ilgili bir cümle olsun duyabilirim, diyordum. Bir mağazada genç bir adam Kürtlerin nasıl da tıynet olarak (Bir Cihan Aktaş yazısı, gözden kaçmasın)
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Referandum sonuçlarının ardından, &#8220;hayır&#8221; cephesinde yer alan kişiler ve konumlar çevresinde gezindim bir süre, kendiliğinden. Yaşanılan mağlubiyetin muhasebesiyle ilgili bir cümle olsun duyabilirim, diyordum. Bir mağazada genç bir adam Kürtlerin nasıl da tıynet olarak (Bir <a class="lnk16" title="Cihan Aktaş" href="http://www.derindusunce.org/cihan-aktas/">Cihan Aktaş</a> yazısı, gözden kaçmasın)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/21/ataturkculer-referandumdan-ne-ogrendi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/ataturkculer-referandumdan-ne-ogrendi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şimdi seçim olsa ne olur?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/simdi-secim-olsa-ne-olur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/simdi-secim-olsa-ne-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 22:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11490</guid>
		<description><![CDATA[Bugün seçim olsa yüzde 42- 43&#8242;ün üzerinde bir oyla Ak Parti kazanır ve iktidar olur. Yüzde 26-28 oyla CHP ikinci olur. MHP de yüzde 11-12&#8242;nin altında kalır. MHP baraj altı da olabilir. BDP de 6-7 oy alır. (Neşe Düzel&#8216;in röportajı, gözden kaçmasın: TAMAMI)
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün seçim olsa yüzde 42- 43&#8242;ün üzerinde bir oyla Ak Parti kazanır ve iktidar olur. Yüzde 26-28 oyla CHP ikinci olur. MHP de yüzde 11-12&#8242;nin altında kalır. MHP baraj altı da olabilir. BDP de 6-7 oy alır. (<a title="Neşe Düzel" href="http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/">Neşe Düzel</a>&#8216;in röportajı, gözden kaçmasın: <strong><a href="http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-tarhan-erdem-ak-partisi-nin-oyu-yuzde-46-47.htm" target="_blank">TAMAMI</a></strong>)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/21/simdi-secim-olsa-ne-olur/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/21/simdi-secim-olsa-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Üçüncü darbe haziranda mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/ucuncu-darbe-haziranda-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/ucuncu-darbe-haziranda-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 11:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11400</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal
&#8220;İlk aşk, ilk aşktır; ilk evlilik ilk evliliktir; hayal kırıklığı ise hayal kırıklığı&#8221;   
Maximillian Schell (İsviçreli Aktör)  
Referandum sonuçları, başta CHP ve MHP olmak üzere irili ufaklı tüm muhalefet üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Referandumdan bir hafta önce sanatçıların katıldığı bir programda esip gürleyen ve kendinden ve Hayırcılardan çok emin görülen Bedri Baykam&#8217;ın yüzü, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/cumhuriyet_mitingi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11401" title="cumhuriyet_mitingi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/cumhuriyet_mitingi-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Okan Kemal</strong></em></p>
<p><em>&#8220;İlk aşk, ilk aşktır; ilk evlilik ilk evliliktir; hayal kırıklığı ise hayal kırıklığı&#8221;  </em><em> <br />
</em><strong>Maximillian Schell (İsviçreli Aktör) <a href="http://www.brainyquote.com/quotes/quotes/m/maximilian308583.html"></a> </strong></p>
<p>Referandum sonuçları, başta CHP ve MHP olmak üzere irili ufaklı tüm muhalefet üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Referandumdan bir hafta önce sanatçıların katıldığı bir programda esip gürleyen ve kendinden ve Hayırcılardan çok emin görülen Bedri Baykam&#8217;ın yüzü, Referandum akşamı kireç gibiydi. Herkes, gizleyemediği bir şok içindeydi. Bu sonucu, iktidar bile beklemiyordu. Oran, %55&#8242;in üzerine çıkmaz diyorduk; halk yine sürpriz yaptı; sonuç, bu ülkede sivil demokrasi isteyenleri ümitlendirdi; statükocuları ise fena üzdü. </p>
<p>Referandum, aslında son yıllarda<span id="more-11400"></span> statükonun yaşadığı ikinci büyük darbe. İlk darbe 2007 Temmuz&#8217;unda AKP %47 oy aldığında gelmişti. Statüko, düzenlediği Cumhuriyet mitingleri, askerin verdiği elektronik muhtıra ve tüm ülkede yaşattığını sandığı fırtına ile AKP&#8217;yi al aşağı ederek kafasındaki CHP-MHP koalisyonunu kurduracaktı. Çok ümit veriyordu Yahoomap&#8217;ta milyonlarca insanın bir araya geldiği öne sürülen Cumhuriyet mitingleri. Statüko umutlanmıştı; ülkeyi ABD&#8217;ye AB&#8217;ye peşkeş çeken; gerici-liboş tayfası gidiyordu ve yerine ulusalcı-vatansever bir iktidar geliyordu. Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin başlattığı &#8220;Tehlikenin farkında mısınız?&#8221; uyarıları sonuç vermişe benziyordu. Yüzleri gülüyordu statükonun. Ta ki 27 Temmuz akşamı sonuçlar açıklanana kadar. 2002&#8242;de %34 oyla iktidar olan AKP, bir anda oylarını %47&#8242;ye çıkarmıştı. Statüko, şaşkınlığını halkın çoğunun akılsız ve geri zekâlı olduğu şeklinde bir savunma mekanizmasıyla gizlemeye çalıştı. Kendi kafasındaki ulusalcı koalisyon kurmayan halk geri zekâlı oluyordu. Oysaki seçimden önce, ulusalcılara göre halkımız uyanmıştı; aydınlanmıştı ve AKP&#8217;ye yol verecekti. Statüko, büyük bir şok geçirdi.</p>
<p> 2009 Yerel Seçimleri statükoyu bir nebze ümitlendirdi. AKP, ödünç aldığı oyların hakkını vermeyince, %39&#8242;a geriledi. Statüko, orta ve uzun vadede bu gidişatın devam edeceği serabına kapıldı; bir de öteden beri sevilmeyen Baykal (sanki CHP&#8217;nin düşük oy almasının tek sebebi Baykalmış gibi), milletvekili yaptığı sekreteriyle mercimeği fırına verirken; CHP liderliğine, bulduğu dosyalarla yedi düveli dize getiren Gandi Kemal getirilince, statükonun ümitleri vites artırdı. 12 Eylül Referandumu, Kılıçdaroğlu gazıyla AKP&#8217;ye ve Tayyip Erdoğan&#8217;a darbe indirmek ve &#8220;Recep Bey&#8217;in burnunu sürtmek ya da ayağını kaydırmak&#8221; için bulunmaz fırsattı. Az farkla da olsa Hayır çıkarsa, muhalefet, iktidarı seçime zorlayacak ve statükonun rüyalarını süsleyen CHP-MHP koalisyonu için düğmeye basılmış olacaktı. 27 Mayıs&#8217;tan bu yana devam eden asker-yargı bürokrasisinin Yargıtay&#8217;daki bazı temsilcileri, CHP-MHP koalisyonunun nurlu yolunu açmak için Öcalan&#8217;ı kullanma gibi bir yöntemi düşünecek kadar düştüler. Kemal Bey, yurdu karış karış dolaştı. CHP&#8217;nin yoluna giren ve seçmeniyle zıtlaşan Devlet Bey, bir iki cılız mitingle yetindi. CHP&#8217;de anlaşılan Kemal Bey dışında kimse de pek bir çaba göstermedi. Ancak sonuçta CHP&#8217;yi Kemal Bey bile kurtaramadı. Statükonun akademisyenleri, hukukçuları, sanatçıları vb.  televizyonlarda fink attı. Hayır denmesi yönünde halk ikna edilmeye çalışıldı. Statüko 2007&#8242;den sonra bir kez daha ümitlendi. Bu fırsat bir daha ele geçmezdi. Anayasa değişikliğinin içeriği de çok önemli değildi. Önemli olan Recep Bey&#8217;e ve AKP&#8217;sine ders vermekti. Ama statüko 2007&#8242;den sonra bir kez daha duvara tosladı. Ancak, bu darbeyi statükoya AKP seçmeninden ziyade, sivil demokrasi isteyen insanlar indirdi. Zira, sadece AKP seçmeni Evet demiş olsa, sonuç büyük ihtimalle hayır olur; o vakit hakikaten Recep Bey&#8217;in burnu sürtülmüş olurdu. Ancak, burada unutulmaması gereken, AKP dışı seçmenin Evet&#8217;i Recep Bey&#8217;e verilmiş bir Evet değil; AKP&#8217;den bir iktidar olarak bundan sonra yeni bir Anayasa olmak üzere çok şey bekleyenlerin Evet&#8217;i.</p>
<p> Türkiye, bundan sonra seçim sathı mahalline giriyor. Seçimin Mayıs ya da Haziran&#8217;da yapılması büyük ihtimal. Muhalefetin %42&#8242;yi paylaşamadığı bir ortamda; %58&#8242;in bundan sonra ne şekilde hareket edeceği merak konusu. Bu oylardan %40&#8242;ının AKP seçmeni oyu olduğunu düşünürsek; geriye kalan %18&#8242;in ne şekilde dağılacağı merak konusu. Bu %18 içinde SP&#8217;nin, BBP&#8217;nin, MHP&#8217;nin, STK&#8217;ların ve diğer siyasi hareketleri destekleyen ya da desteklemeyen demokrat insanların oyu var. %42 ise, CHP&#8217;nin Gandi Kemal ile pek bir sıçrama yapamadığını; MHP&#8217;nin baraja doğru gittiğini gösteriyor. Yani, Statükocular sevinmesin; CHP-MHP koalisyonu başka bahara kalacak gibi. AKP, bundan sonraki süreçte %18&#8242;lik havuzdan oy alma gayreti içinde olacak. Sözünü tutmalı ve daha fazla demokrasi için ciddi girişimlerde bulunmalı. Bu şekilde hareket ederse, 2011 Haziran&#8217;ında, belki bu grup içinden %3-5 daha oy alarak, 2007&#8242;dekine benzer bir sonuç yaratabilir. Perşembenin gelişi Çarşambadan belli gibi. Çok büyük bir siyasi ya da ekonomik değişiklik olmazsa, 2011&#8242;de de AKP tek başına iktidar görünüyor. Bu sonuç, aynı zamanda büyük bir sorumluluğu omuzlarına yükleyecek ve Tayyip Erdoğan sonrası 2015&#8242;te ayakta kalıp kalamamasını belirleyecek AKP&#8217;nin. Türkiye, 2011&#8242;de, 2002 ile 2007 karması bir sonuca doğru gidiyor. MHP, bu gidişle barajı aşamayıp, %8&#8242;lik kemik oyuna dönerse, 2002&#8242;de olduğu gibi iki partili (AKP-CHP) ve 2007&#8242;de olduğu gibi 20-25 kişilik bağımsızlar (sonradan BDP) şeklinde bir sonuç, kimseyi şaşırtmamalıdır. AKP, 2011&#8242;de böyle bir sonuç çıkarsa neredeyse Anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa bile kavuşabilir. Bak, statüko şimdiden uyarıyorum; yeniden ayağı yere basmayan; havada uçuşan ümitlere kapılmayın; düzenlediğiniz mitingler ve kampanyalarınızın halkın genelinde bir yankı uyandırdığı gibi bir seraba kapılmayın; politikalarınızı ve aklınızı bugünden tezi yok değiştirin; bu kafayla bir yere varamayacağınızı görmeniz için bir darbe daha yemeyi beklemeyin. Aynı saflıkla hareket ettiğiniz sürece, 2007&#8242;de ve Referandum&#8217;da ne olduysa 2011&#8242;de de o olur. Uzun lafın kısası; benden söylemesi: 2011&#8242;de üçüncü bir şoka hazır olun&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/16/ucuncu-darbe-haziranda-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/ucuncu-darbe-haziranda-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Referanduma &#8220;Hayır&#8221; diyenler, rahat uyuyabiliyor musunuz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/referanduma-hayir-diyenler-rahat-uyuyabiliyor-musunuz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/referanduma-hayir-diyenler-rahat-uyuyabiliyor-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 23:54:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İşkence]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11384</guid>
		<description><![CDATA[
12 Eylül referandumunda HAYIR diyen insanlar&#8230; Rahat uyuyabiliyor musunuz diye merak ettim de&#8230;
Evinde bebeğiniz veya yatalak hastanız varsa iyi bilirsiniz: İnsan dışkısı sadece bir kaç saat içinde deriyi tahriş eder. Daha uzun temas etmesi halinde cilt üzerinde yaralar açılır.
12 Eylül 1980&#8242;de ülkemiz, cennet(?) vatanımız kendi ordusu tarafından işgal edildiğinde bir çoktutuklu, solcu, sağcı, ülkücü, İslâmcı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/12-eylul.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11385" title="12-eylul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/12-eylul-121x300.jpg" alt="" width="121" height="300" /></a>12 Eylül referandumunda <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/03/ya-hayir-cikarsa-cui-bono/" target="_blank">HAYIR </a>diyen insanlar&#8230; Rahat uyuyabiliyor musunuz diye merak ettim de&#8230;</p>
<p>Evinde bebeğiniz veya yatalak hastanız varsa iyi bilirsiniz: İnsan dışkısı sadece bir kaç saat içinde deriyi tahriş eder. Daha uzun temas etmesi halinde cilt üzerinde yaralar açılır.</p>
<p>12 Eylül 1980&#8242;de ülkemiz, cennet(?) vatanımız <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/07/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi1/">kendi ordusu tarafından işgal edildiğinde </a>bir çok<strong>tutuklu</strong>, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/07/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi2mehmet-nazim-ozturk/" target="_blank">solcu</a>, sağcı, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/08/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi3osman-yurt/" target="_blank">ülkücü</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/08/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi4mehmet-sahin/" target="_blank">İslâmcı</a>, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/" target="_blank">Alevî </a>, <strong>insan dışkısı ile dolu çukurlarda günlerce bekletildi</strong>. Yumruk büyüklüğünde yaralar açıldı derilerinde. Dikkat ederseniz &#8220;tutuklu&#8221; kelimesini koyu yazdım. Çünkü doğru dürüst delil toplanmadan tutuklandı binlerce insan. Tipten kaybettiği için, bazen de sadece üzerinde kimliği olmadığı için insanlar tutuklandı. &#8220;Kürt&#8221; veya&#8221;özgürlük, barış&#8221; gibi sakıncalı(!) kelimeleri gazeteye yazdığı için tutuklananlar vardı. Yıllarca mahkeme görmeden hapiste kaldı bu insanlar. İşkence altında itiraflar(!) imzalatıldı o insanlara. Akrabalarını, komşularını ihbar(!) etmeye zorlandılar. Cinsel organlara elektrik verilmesi, vücuda cop ve şişe sokulması, aile fertleri önünde tecavüz etme gibi <strong>&#8220;sorgu yöntemleri&#8221;</strong> yaygındı o yıllarda. Evet&#8230; Kenan Evren ve saz arkadaşlarından bahsediyorum.</p>
<p>Bu üniformalı eşkıyalar daha sonra kendilerini koruyacak bir anayasa yaptılar. Ve bu anayasa güvencesinde <strong>Kürtlere insan dışkısı yedirdiler.</strong> Böyle bir dışkı sevgisi ve merakı var &#8220;en güvenilir kurum&#8221; denilen o yerde.</p>
<p>Bu işkenceler altında can veren insanlar oldu. &#8220;Camdan düştü&#8221; dediler. &#8220;Kayboldu&#8221; dediler. &#8220;Sorguya dayanamadı kalp krizi geçirdi&#8230; intihar etti&#8230;&#8221;. Böyle kendi kendisini(!) sırtından vurarak intihar edenler oldu 12 askerî darbesinden sonra.</p>
<p> Tutuklandıktan sonra evine dönmeyen çok oldu. Dönenler ise <span id="more-11384"></span>hem fiziken hem de ruhen sakat bırakılmıştı. Tamamen deliren vardı. En ufak bir gürültüde yataktan fırlayanlar, sürekli takip edildiği korkusuyla işe gidemeyen, karı-koca hayatı yaşayamayan, tahsilini yarım bırakan&#8230; ve gerçekten intihar edenler oldu. İşkence altında masum arkadaşlarını suçlamak zorunda bırakılmışlardı. Vicdan azabına, o manevî işkenceye dayanamayıp öldürdüler kendilerini.</p>
<p>Bu işkenceleri yapanlar ve yaptıranlar ise görevlerine devam ettiler. Bazen terfi ettiler. Başka işlere atıldılar. Darbe dönemi bitti ama işkence ve genel olarak karakolda, cezaevinde, sorguda eziyet bitmedi. Neden bitsin ki? Devlet hesap sormadıktan sonra?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-11394" title="iskence" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence.jpg" alt="" width="255" height="275" /></a>Bugün lanet okuyorsunuz belki Irak&#8217;ta işkence yapan Amerikan askerlerine. Peki ya Filistinlilere eziyet eden İsrailliler hakkında ne düşünüyorsunuz? 12 Eylül darbesinden sonra bizim ordumuzun işkence uzmanları işte o rollere büründüler. Bizim halkımıza aynı şeyleri yaptılar.</p>
<p>Yine darbecilerin yaptığı anayasa güvencesi altında OHAL (Olağan üstü hal) uygulaması başladı. Bununla Kürtler üzerine büyük baskı uygulandı. Sıradan Kürtler devlet eliyle eziyete uğrayarak adeta zorla PKK&#8217;nın kucağına itildi. Bunların da hesabı sorulmadı. Siz Mersin&#8217;de, İzmir&#8217;de veya Manisa&#8217;da yaşarken <strong><em>&#8220;Bu Kürtler de nereden çıktı? Huzurumuz kaçtı&#8221;</em></strong> diye söyleniyorsunuz ama Güney Doğu Anadolu&#8217;da ekonomik dokuyu paramparça eden, köyleri yakan, o insanları evsiz, işsiz bırakan, göçe zorlayan yine bizim ordumuz oldu.</p>
<p><strong>Siz referandumun konusu olan maddelere ek olarak işte bütün bunları durduracak bir yeni anayasa sürecine &#8220;Hayır&#8221; dediniz. Mutlu musunuz? Rahat uyuyabiliyor musunuz?</strong></p>
<p>12 Eylül referandumu sonuçlarını değerlendirirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan <em>&#8220;<strong>Hayır diyenler de kazandı&#8221;</strong></em> dedi ama aslında siz biraz kaybettiniz yine de. Bu işkenceciler ve üniformalı eşkıyalar yargılandığı zaman öyle bir pislik çıkacak ki <em><strong>&#8220;o gün ben hayır demiştim&#8221;</strong></em> demeye utanacaksınız. Yalan söylemek zorunda kalacaksınız. Yüzünüz kızaracak. (Şerefli, vicdan sahibi ve onurlu insanlar olduğunuzu varsayarak yazıyorum bunları)</p>
<p>İtibarınızı yalan söyleyerek kurtaracaksınız ama yüzünüz yalan söyleyen insanların kararmış ifadesini alacak. Mimikleriniz, titreyen sesiniz size ihanet edecek. İçin için bileceksiniz ki yalan söylüyorsunuz. Bu işkencelerin hesabının sorulduğu günlerde o pislik herifleri savunmuş olmaktan dolayı utanç duyacaksınız. Bu yüzden kaybettiniz diyorum size.</p>
<p><strong>Partizanlık yapmanın sırası mıydı? AKP&#8217;ye kıllık olsun diye yapılacak şey miydi?</strong> Değer miydi <strong>Kılıçdaroğlu</strong> gibi bir adamın peşinden gitmeye? Ya da <strong>Bahçeli?</strong> Kendi davalarına bile sürekli ihanet eden bu adamlardan daha iyisine layık değil misiniz sizler?</p>
<p>Eğer bu yazıyı okurken asgârî bir pişmanlık duyabildiyseniz, biraz mideniz bulandıysa, bu gece biraz uykunuz kaçacaksa ne mutlu size. Ne mutlu bana. Ne mutlu <strong>&#8220;&#8230; evet ama önce insanım&#8221;</strong> diyene!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/torture-chamber-7338951.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11392" title="torture-chamber-7338951" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/torture-chamber-7338951.jpg" alt="" width="320" height="223" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11396" title="iskence2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence3.jpg"><img class="size-full wp-image-11397 alignleft" title="iskence3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/iskence3.jpg" alt="" width="300" height="401" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/16/referanduma-hayir-diyenler-rahat-uyuyabiliyor-musunuz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/16/referanduma-hayir-diyenler-rahat-uyuyabiliyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mağlup ‘Hayır’cılara İyi Niyetli Tavsiyeler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/maglup-%e2%80%98hayir%e2%80%99cilara-iyi-niyetli-tavsiyeler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/maglup-%e2%80%98hayir%e2%80%99cilara-iyi-niyetli-tavsiyeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 10:11:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11371</guid>
		<description><![CDATA[[13 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Ben bu satırları yazarken referandum sonucu henüz kesinleşmemiş, ama çok güçlü bir &#8220;evet&#8221; çıkacağı belli olmuştu.
Mührünü &#8220;evet&#8221;e basan milyonlardan biri olarak bu sonuca seviniyorum elbette. Sandıktan onay alan anayasa değişikliklerinin ülkeye faydalı olacağı inancındayım ve bunu görmeyi bekliyorum.
Ancak önümüzdeki dönemde Türkiye&#8217;yi etkileyecek tek siyasi dinamik &#8220;evet&#8221;in sonuçları değil. &#8220;Hayır&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090208_derin_dusunce_org_kemalist_kadin.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/referandum_hayir.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-11373" title="referandum_hayir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/referandum_hayir.gif" alt="" width="220" height="188" /></a>[13 Eylül 2010 tarihli <a href="http://stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/maglup-hayir-cilara-iyi-niyetli-tavsiyeler-293463.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</h4>
<p>Ben bu satırları yazarken referandum sonucu henüz kesinleşmemiş, ama çok güçlü bir &#8220;evet&#8221; çıkacağı belli olmuştu.</p>
<p>Mührünü &#8220;evet&#8221;e basan milyonlardan biri olarak bu sonuca seviniyorum elbette. Sandıktan onay alan anayasa değişikliklerinin ülkeye faydalı olacağı inancındayım ve bunu görmeyi bekliyorum.</p>
<p>Ancak önümüzdeki dönemde Türkiye&#8217;yi etkileyecek tek siyasi dinamik &#8220;evet&#8221;in sonuçları değil. &#8220;Hayır&#8221; cephesinin, özellikle de bu cephenin omurgasını oluşturan &#8220;CHP tabanı&#8221;nın içine gireceği psikoloji de önemli.</p>
<p> Kendini &#8220;laik&#8221;, &#8220;çağdaş&#8221;, &#8220;Atatürkçü&#8221; gibi kavramlarla tanımlayan bu kitle, mâlum, toplumun geleneksel &#8220;seçkin&#8221;lerinden oluşuyor. Ancak AK Parti iktidara geldiğinden beri ülkeyi hızla kaybettiğini ve &#8220;Cumhuriyet&#8217;in kazanımları&#8221;nın eridiğini düşünüyor.</p>
<p>(Aslında azıcık düşünseler, kendilerine &#8220;kazanım&#8221; getiren sistemin başka vatandaşlara aşağılanma, baskı ve zulüm getirdiğini anlayacaklar. Ve o &#8220;ikinci sınıf vatandaşlar&#8221;ın, &#8220;vatan haini&#8221; veya &#8220;Atatürk düşmanı&#8221; oldukları için değil, insan oldukları için değişim istediğini <span id="more-11371"></span>fark edecekler. Ama nerde o empati.)</p>
<p>Korkarım &#8220;Cumhuriyet&#8217;in yargı kalesinin de düşmesi&#8221;, bu kitleyi daha da karamsarlaştıracak. AK Parti&#8217;nin aşırı derecede güçlendiğini düşüp paniğe kapılacaklar. Belki de Fazıl Say, &#8220;bu kez tam mahvolduk, her şey bitti&#8221; diye demeçler verecek Avrupa gazetelerine.</p>
<p>Durum böyle, çünkü söz konusu Kemalist Türkler, &#8220;Cumhuriyet&#8221;in has vatandaşları olmaya ve onun tarafından kayırılmaya alışık. Örneğin;</p>
<p>- Yüksek Yargı&#8217;nın, sadece &#8220;başı açık&#8221; kadınların haklarını korumasını, &#8220;başı kapalı&#8221; olanları ise (diğerlerinin kaygıları ve hatta göz zevki uğruna) acımasızca ezmesini,</p>
<p>- Aynı Yüksek Yargı&#8217;nın &#8220;imam-hatipli&#8221;lere haksızlık yaparak &#8220;laik eğitimli&#8221;lere iltimas geçmesini,</p>
<p>- Veya herkesin vergisiyle ve &#8220;vatan borcu&#8221;yla beslenen Ordu&#8217;nun, sadece kendi ideolojilerine &#8220;bekçilik&#8221; yapmasını, doğal, normal, &#8220;olması gereken&#8221; bir şey sanıyorlar.</p>
<p>Ama bu deniz artık tükendiğine göre, &#8220;yenilenme&#8221; şart. Bunun da tek bir yolu var: Otoriter &#8220;Cumhuriyet&#8221;in arkasında sipere yatmaktansa, &#8220;demokrasi&#8221;ye dahil olup onun içinde yarışmak.</p>
<p>&#8220;Tamam, yapalım da nasıl yapalım&#8221; diye soracak olan iyi niyetli Kemalistler varsa, kendilerine bir kaç tavsiyede bulunayım:</p>
<p>- Önce, her panik atağınızda &#8220;kurtar bizi Atam!&#8221; diye Anıtkabir&#8217;e koşmayı bırakın. Atatürk öldü. Sizi duyamaz.</p>
<p>- Sonra 1930&#8242;lardan çıkıp bugüne gelmeye çalışın. Son 70 yıldır &#8220;muasır medeniyet&#8221;in fikir dünyasında neler olmuş, bir bakın. İngilizce diye ecnebi bir dil var, son dönemde çok tuttu, onu söker de biraz kitap-gazete karıştırsanız mutlaka faydası olur.</p>
<p>- Sizin &#8220;yaşam biçimi&#8221;ne bayıldığınız, ama zihniyetinden bihaber olduğunuz Batı&#8217;nın &#8220;düşünce kuruluşu&#8221; diye bir icadı var. Siz de öyle bir şeyler kurun da &#8220;Türkiye&#8217;deki hemen her seçimi neden merkez sağ kazanır&#8221; sorusuna &#8220;çünkü halk cahil şekerim&#8221;den başka ne cevap verilebilir, bir araştırın.</p>
<p>- Bu &#8220;referandum hezimeti&#8221;nden sonra CHP&#8217;ye yeni lider arar mısınız, bilmem. Ama Kemal Kılıçdaroğlu ile devam edecekseniz, lütfen kendisine yardımcı olun da &#8220;sorunları nasıl çözdüğümüzü iktidara gelince görürsünüz&#8221; gibi insan zekasını alaya alır şeyler söylemesin. &#8220;Ekonomi&#8221;den anladığı da &#8220;havuzlu villa&#8221; edebiyatının ötesine geçebilsin.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;nin aydınlık insanları&#8221; böyle bir hamle yapabilirlerse, hem kendilerine hem ülkeye büyük iyilik etmiş olurlar.</p>
<p>AK Parti&#8217;yi indiremeseler bile, sıkıştırır, dengeler ve daha sorumlu kılarlar.</p>
<p>Öylesi bir demokratik muhalefet de fazlasıyla lazım zaten.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/14/maglup-%e2%80%98hayir%e2%80%99cilara-iyi-niyetli-tavsiyeler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/maglup-%e2%80%98hayir%e2%80%99cilara-iyi-niyetli-tavsiyeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Amerikanca konuşmuyoruz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/biz-amerikanca-konusmuyoruz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/biz-amerikanca-konusmuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 22:23:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11367</guid>
		<description><![CDATA[M. Zübeyir Koçulu
Gerçek Hayat Dergisi
Dış Haberler Editörü
Güzel bir eylül sabahında, kentin lambalarının gün ağardığı için anlamını yitirmeye başladığı sırada ulaştı İstanbul&#8217;a. Bu on iki eylül sabahında nereden çıktıysa, radyoda Renato Carosone&#8217;nin, ‘we no speak americano&#8217; adıyla yeniden düzenlenen parçası, ‘tu vuo fa l americano&#8217; çalıyordu. &#8220;Biz Amerikanca konuşmuyoruz&#8221; cümlesinin, kentin bütün sokaklarında aynı anda söylendiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/automn1.jpg" alt="" width="293" height="258" /><strong><em>M. Zübeyir Koçulu</em></strong><br />
Gerçek Hayat Dergisi<br />
Dış Haberler Editörü</p>
<p>Güzel bir eylül sabahında, kentin lambalarının gün ağardığı için anlamını yitirmeye başladığı sırada ulaştı İstanbul&#8217;a. Bu on iki eylül sabahında nereden çıktıysa, radyoda Renato Carosone&#8217;nin, ‘we no speak americano&#8217; adıyla yeniden düzenlenen parçası, ‘tu vuo fa l americano&#8217; çalıyordu. &#8220;Biz Amerikanca konuşmuyoruz&#8221; cümlesinin, kentin bütün sokaklarında aynı anda söylendiğini sandı bir an. Derin düşüncelere daldı sonra. Kent adı verilen geniş meydanlarda görünmez kafesler içine hapsedilen tutsaklar geldi aklına. Cisneros&#8217;un ‘Mango Caddesi&#8217;ndeki Ev&#8217; kitabında anlattığı, oğlu tarafından Amerika&#8217;ya gitmek zorunda bırakılan, yerleştirildiği evden bir daha hiç dışarı çıkmayan ve tek kelime de olsa, İngilizce konuşmayı reddeden Meksikalı Esperenza&#8217;yı bile düşündü. &#8220;İnsanın kendisi gibi konuşamaması ne acı&#8221; diye mırıldandı.<span id="more-11367"></span><br />
Bu on iki eylül gününde, tamamen bir yolcunun gittiği yol ile hesaplaşmasının bir sonucu olarak, kendisi gibi konuşmaya karar verdi. Bu günün, önceki günlerden; mesela son otuz yıldır tanık olduğu eylüllerden farklı olması gerektiğini hissediyordu. Tanklar, resmigeçitler, apoletler, sağda solda açılmış ve kentin tutsakları için hazırlanmış ölüm kuyuları geçti gözünün önünden. Paletlerle ve dipçik diliyle konuşanlara karşı büyük bir öfke belirdi içinde. Alnındaki damarlar sertleşirken, &#8220;Biz Amerikanca konuşmuyoruz&#8221; diye fısıldadı. Aslına bakarsan onlar bu dili hiçbir zaman konuşmamışlardı. Ancak bu on iki eylül gününde, otuz yıldır &#8220;Amerikanca&#8221; konuşan apoletli adamların konuşmasına izin vermemeliydi.<br />
Kentin diğer yakasına vardığında, akşam Amerika&#8217;yla oynanacak basketbol maçını nerede izleyeceğini düşündü. Turnuvada hiç maç kaybetmeyen ‘rüya takım&#8217;a karşı oynanacak final maçında, iyi mücadele etmenin ve akıllıca oynamanın işe yarayacağına inanmak istiyordu. Alt tarafı bir maçtı ama önemsiz oyunlardan büyük umutlar devşirmeyi önemli buluyordu. Ve en önemlisi, spiker &#8220;topu drayv ederken rakibin savunmasını nasıl penetre etmemiz gerektiğini, zon savunmasının hangi yollarla aşılacağını&#8221; anlatırken bile, &#8220;bu turnuvada Amerika&#8217;yı yenecek tek takım bizdik&#8221; diyen oyuncunun Amerikanca konuşmadığını çok iyi biliyordu. Bu güzel on iki eylül gününde, kendi dilini keşfedip, o dilin havzasına kelimeler toplayan bütün ‘as oyuncuları&#8217; selamlarken, eylüle, marta, şubata ve nisana tanklar, resmigeçitler, apoletler takanlara Carosone&#8217;den söylüyordu: &#8220;Biz Amerikanca konuşmuyoruz!&#8221;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/14/biz-amerikanca-konusmuyoruz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/14/biz-amerikanca-konusmuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu pazartesi Vicdan: 1, Korku: 0</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/12/vicdan-1-korku-0-ne-olacak-simdi-chp-mhp-bdp-ve-pkk-ortakligi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/12/vicdan-1-korku-0-ne-olacak-simdi-chp-mhp-bdp-ve-pkk-ortakligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Sep 2010 16:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11358</guid>
		<description><![CDATA[
Büyük görmek için haritaya tıklayınız.

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/referandum.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11359" title="referandum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/referandum.jpg" alt="" width="507" height="352" /></a></p>
<h1>Büyük görmek için haritaya tıklayınız.</h1>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/referandum.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/12/vicdan-1-korku-0-ne-olacak-simdi-chp-mhp-bdp-ve-pkk-ortakligi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/12/vicdan-1-korku-0-ne-olacak-simdi-chp-mhp-bdp-ve-pkk-ortakligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>15 yaşında işkence gördüm 12 Eylül&#8217;de!&#8230; Cafer Solgun ile Ülkenin Toprağından Acı Sökmek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 22:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11337</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj dahi olsa, kendimce yaptığım her çalışmanın başına, kısa bir paragraf girmeye çalışırım. Ya da sonuna bir cümle eklerim, kendimce toparlamaya çalışırım. Ancak &#8216; 12 Eylül Darbesi &#8216; başlığında, Cafer Solgun ile yaptığım röportaj özelinde, öyle &#8216; acılar &#8216; okudum ki, ne giriş yapacak kelimem, ne de sonuç çıkacak kuvvetim kalmadı. Ne diyeyim; saçlarına yıldız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10385" title="cafersolgun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg" alt="" width="150" height="130" /></a>Röportaj dahi olsa, kendimce yaptığım her çalışmanın başına, kısa bir paragraf girmeye çalışırım. Ya da sonuna bir cümle eklerim, kendimce toparlamaya çalışırım. Ancak &#8216; 12 Eylül Darbesi &#8216; başlığında, Cafer Solgun ile yaptığım röportaj özelinde, öyle &#8216; acılar &#8216; okudum ki, ne giriş yapacak kelimem, ne de sonuç çıkacak kuvvetim kalmadı. Ne diyeyim; saçlarına yıldız düşmüş anneler gibiyim, gibiyiz&#8230; Artık bitsin!<br />
 <br />
C.B: Cafer bey, sizi zaten daha önce yaptığımız çalışma nedeniyle tanıyoruz. Ancak hafızaların tazelenmesi açısından, bize kendinizden bahseder misiniz? 12 Eylül dönemi ve bugüne dair kendinizi tanıtabilir misiniz?<br />
C.S: Dersimliyim. Aleviyim. Bazı çevreler solcu olmayı neredeyse ulusalcı, devletçi, statükocu olmakla eşdeğer hale getirdiler uzun zamandır; ama eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet değerlerini savunmak, ölçüsü ve ölçütü özgürlük olmak manasında solcuyum. Öğrenim hayatım liseli bir genç iken &#8220;içeriye&#8221; atılmam sebebiyle yarım kaldı. İlk olarak, Ülkücülerin işlediği bir cinayeti protesto etmek için okulumuzda (Çağlayan Lisesi) düzenlenen boykota katıldığım için tutuklandım<span id="more-11337"></span>. 1978 yılıydı, 15 yaşındaydım ve İstanbul 2. Şube (İstanbul Sirekeci&#8217;deki Sansaryan Han&#8217;da idi) ile 1. Şube&#8217;de (Gayrettepe&#8217;de idi) bir hafta süreyle işkence gördüm. Bu yaşadığım ilk işkence tecrübesiydi; ama maalesef sonuncusu olmadı&#8230; Türkiye&#8217;nin yakın siyasi tarihinin önemli dönemlerini &#8220;içeride&#8221; karşıladım. Toplam 17.5 yıl hapis kaldım. Bunun 7.5 yılı, 12 Eylül cuntası dönemini içermektedir. Bu 7.5 yılım 1980 Mart, 1987 Ağustos yılları arasında İstanbul Davutpaşa Sıkıyönetim Cezaevi ile sonradan açılan Metris Sıkıyönetim Cezaevi&#8217;nde, daha sonra açılan Sağmalcılar Özel Tip (Hücre Tipi) Cezaevi&#8217;nde ve sonradan tekrar Metris&#8217;te geçti. Çıktıktan sonra 12 Eylül faşizminin yaratmak, şekillendirmek istediği toplum modelini kabullenemediğim ve elbette değerlerimi koruduğum için mücadeleme devam ettim. O dönem henüz 12 Eylül&#8217;ün etkileri devam ettiğinden yeni yeni başlayan sosyalist yayınlar içerisinde en etkilisi olan Yeni Çözüm dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptım. Yasal, demokratik alanda gençliğin örgütlenmesi ve mücadelesi içerisinde yer aldım. Daha sonra, gelişen Kürt hareketi ile ilişkili olduğum iddiasıyla 1993 yılında tekrar tutuklandım. Sürgünler nedeniyle çok sayıda cezaevinde kaldım. 2002 Kasım ayında tahliye oldum. Gazetecilik yaptım. Öyküler ve araştırma kitaplarım yayınlandı. Sivil toplum alanında Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesine yönelik etkinlikler ile Kürt sorunu ve Dersim ile ilgili sivil inisiyatifler içerisinde yer aldım. 2007 yılında arkadaşlarımla birlikte Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği (Yüzleşme Derneği) adında bir dernek kurduk ve halen çalışmalarını sürdürmektedir.<br />
C.B: 12 Eylül dönemini o zamanlar nasıl okuyordunuz, ideolojiniz, fikirleriniz daha çok hangi tarafa yakındı?<br />
C.S: Solcu bir genç idim. Dolayısıyla 12 Eylül darbesini faşist bir cunta olarak anladım. Öyleydi de. Fakat tabii ki darbenin etki ve sonuçlarını doğru anlayacak, tahlil edecek derinlikli bir bilincim yoktu; bu, zamanla oluştu. Darbeyi devrimci mücadelenin gelişiminin önünü kesmek için egemen güçlerin başvurduğu bir &#8220;çare&#8221; olarak görmüş ve direnme kararı almıştık. Ama direnişimiz, darbecilerin dayatmaları nedeniyle tamamen bir insanlık onurunu ve inançlarını, değerlerini koruma anlamı ifade ediyordu. Bugünden geçmişe baktığımda, kuşkusuz günümüzdeki kadar derinlikli olmasa da 12 Eylül algımızın ve ona karşı direnme kararlılığımızın, temelde doğru olduğunu düşünüyorum. Zamanla anladığım en önemli gerçek ise, 12 Eylül öncesi yaşanan kanlı karmaşanın &#8220;öngörülen&#8221;, planlanan bir süreç olduğudur. Bununla bağlantılı olarak, bütün topluma karşı bir &#8220;şekillendirme&#8221; amacı taşıyordu. Nitekim 12 Eylül, daha önce gerçekleşen darbeler içerisinde kendi anlayışını en çok kurumlaştıran darbedir. Yeni bir anayasa getirmiştir. Üniversitelerin başına YÖK&#8217;ü getirmiştir. Yargıyı yeniden düzenlemiştir; HSYK bir 12 Eylül kurumudur. Çalışma yaşamını düzenleyen yeni uygulamalar getirmiştir. Din derslerini &#8220;zorunlu&#8221; hale getirmiştir vb. Yani söz konusu olan sadece &#8220;devrimci mücadeleyi&#8221; engellemek, tasfiye etmek değil; bir bütün olarak ülkeyi ve toplumu Kemalist bir mantıkla yeniden kurgulamaktı.<br />
C.B: Bugüne geldiğimizde siyasi düşüncelerinizde herhangi bir değişiklik oldu mu?<br />
C.S: Gerek 12 Eylül&#8217;ü algılama biçimimde, gerekse de siyasi anlayış ve düşüncelerimde özde bir değişiklik yok; ama bir &#8220;olgunlaşma&#8221; olduğu da kesindir. Ama &#8220;olgunlaştım&#8221; derken kastımın &#8220;değişmedim&#8221; demek olmadığını özellikle vurgulamak isterim. Bence olgunlaşmış olmak, en önemli değişimdir&#8230;<br />
C.B: O günden bugüne zihinsel değişimler yaşadık, bunu neye bağlıyorsunuz? Ya da değişim olduysa bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: Hayat, en büyük öğretmendir. Kuşkusuz bunun için hayat karşısında &#8220;öğrenci&#8221; olmasını bilmek gerekir. Türkiye yakın tarihinde çok sarsıcı süreçler yaşadı. Bunlardan biri olarak 12 Eylül, sadece siyasi tarihimiz açısından değil, kişisel tarihlerimiz açısından da adeta bir &#8220;milat&#8221; anlamı taşıyor. 12 Eylül&#8217;de yaşanan zulmün sonrasını hatırlayın: Önce bir Turgut Özal ve ANAP dönemi yaşadık. Bu dönemin olumlu ve olumsuz yönleriyle çok önemli olduğunu ve özellikle de &#8220;zihniyet değişimi&#8221; anlamında objektif olarak çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Ekonomik bağlamda Türkiye&#8217;nin uluslar arası sermayeye hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü bağlarla eklemlenmesi, politik düzlemde de kaçınılmaz etkiler yarattı. Devamında Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılmasıyla sembolize edilen sosyalist blokun yıkılması var. Onun da sonrasında dünyadaki çok sayıda ulusal ve toplumsal temelli sorunun uzlaşma ve anlaşmalarla nihayetlenmesi var. Aynı dönem, herkesin anlayış ve algısı, yüklediği anlam farklı olmakla beraber genel olarak &#8220;demokrasi&#8221; kavramının önem kazanması gündeme geldi. Türkiye&#8217;de de Kürt sorunu artık gizlenemez boyutlarda gelişti. Beraberinde Kemalist inkarcılık, ister istemez çözüldü. Vesayetçi anlayışın kendisini sürdürmesi için &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; önceliklerini güncellemesi gerekti. Öyle de yapıldı. Kemalist aydın cinayetleri, &#8220;irtica geldi-geliyor&#8221; psikolojisi ve bunun üzerine &#8220;bin yıl sürecek&#8221; denilen &#8220;post modern&#8221; 28 Şubat süreci gelişti&#8230; Kaba hatlarıyla özetlediğim bu süreçlerin zihniyetlerimizi değiştirmemesi, olgunlaştırmaması düşünülemezdi elbette. Bu değişim ve olgunlaşma biraz ağır gerçekleşti; ama büyük ölçüde gerçekleşti&#8230; Örneğin darbelere karşı olmak günümüzde artık toplumsal bir tavır veya refleks haline geldi. Farklı siyasi veya ideolojik düşüncelerin, farklı inanç ve etnik, kültürel kimliklerin demokratik bir çerçeve içerisinde bir arada olabileceği görüldü. Kemalist dayatmalar ve bunun en doğrudan süreçleri olan darbelerin demokrasi ve bir arada yaşama kültürümüze zarar verdiği bir toplumsal duyarlılık, hatta bir bilinç haline geldi. Kuşkusuz bütün bu gelişmeler deyim yerindeyse zıddını da doğurdu veya netleştirdi. 3-4 sene önce 27 Mayıs da dahil bütün darbelere karşı olmak gerektiğini yazdığımda, bu, bilerek ya da bilmeyerek &#8220;iyi darbe-kötü darbe&#8221; ayrımı yapan solda şaşkınlık ve tepkiyle karşılanmıştı. Bugün daha ileri bir noktadayız.<br />
C.B: O günlere dönmek istiyorum, bize 12 eylül öncesi ve sonrası Türkiye&#8217;de mevcut siyasi ve sosyal şartlardan bahsedebilir misiniz?<br />
C.S: 12 Eylül öncesinin en büyük özelliği, toplumun neredeyse tamamını etkisi altına alan bir sağ-sol kamplaşmasının yaşanmasıydı. Bu kutuplaşma durumu devletin güvenlik birimlerini içine alacak boyutlarda yaygınlaşmıştı. ABD ve SSCB&#8217;nin başını çektiği uluslar arası düzlemde de bir kamplaşma vardı. Bunun sonucu olarak ABD faşist cunta rejimlerini destekliyordu. Türkiye&#8217;de de devletin temel politikası ABD&#8217;nin &#8220;komünizme karşı olmak&#8221; konseptiyle uyumluydu. 1979 yılında İran&#8217;da gerçekleşen devrim, Ortadoğu&#8217;da ABD&#8217;nin uydusu Türkiye&#8217;nin önemini daha da artırdı. Türkiye&#8217;nin göremediğimiz özgünlüğü, kendisini ülkenin ve devletin sahibi olarak konumlandırmış olanlar açısından, yaşanan kanlı karmaşanın &#8220;uygun&#8221; bir ortam oluşturmuş olmasıydı. (Nitekim darbeci paşalardan biri, 3. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel, sonraki yıllarda &#8220;aslında biz darbeyi 1979 Temmuz&#8217;unda yapacaktık, ama şartların biraz daha olgunlaşmasını bekledik&#8221; diyecekti&#8230;) Ülkücü, milliyetçi çevreler &#8220;komünizme karşı mücadele&#8221; adı altında devlet tarafından silahlandırılmış, seferber edilmişti. Devrimci güçler ise, &#8220;yaklaşan devrim&#8221; için mücadele ediyordu. İnsanların öldüğü bu kanlı karmaşa ortamını derinleştirmek için 1 Mayıs (1977), Maraş (1978), Çorum (1980) gibi kitlesel katliamlar düzenlemekten de geri durulmadı. O karmaşa ortamında neler olup bittiğini ve Türkiye&#8217;nin nereye gittiğini kimsenin gördüğünü söyleyemem&#8230; Neler olup bittiğini ve sağ-sol kamplaşmasının taraflarının hangi derin senaryolara hizmet ettiğini görmek için 12 Eylül darbesinin yaşanması gerekti maalesef&#8230; Sonrasında sol dağıldı, hala bile açık ve net bir dille telaffuz edilemeyen ağır bir yenilgiye uğradı, tasfiye edildi. 1980&#8242;lerin sonlarında başlayan toparlanma çabaları da, bu bilinçten yoksun olduğu için 1990&#8242;lı yılların ikinci yarısına gelmeden etkisiz kılındı. 1990&#8242;lı yıllardan itibaren ise artık gündemimizde 12 Eylül faşizmine karşı direniş içerisinde kitleselleşmiş bir Kürt sorunu ve PKK olgusu vardı&#8230;<br />
C.B:  Bugünden 12 Eylül&#8217;e baktığımızda yorumlamalarınız değişti mi?<br />
C.S: Yukarıda da değindiğim gibi, değişmekten ziyade görüşlerimin olgunlaşmasından, derinleşmesinden bahsedebiliriz. 12 Eylül zihniyetini daha net bir şekilde tahlil edecek bilinç ve deneyime sahip olmaktır söz konusu olan. Yoksa 12 Eylül&#8217;ün bir faşizm olduğu noktasında o zamanki algım ile bugünkü anlayışım farklı değil.<br />
C.B: Biraz çekinerek soracağım, malum bazı yaşadıklarımız geçmiştedir ancak ağırlıkları geleceğe yansımıştır. Siz o dönem yargılandınız mı, tutuklandınız mı? Bu süreci paylaşabilir misiniz?<br />
C.S: Tabii ki. Çok şükür geçmişimde utanç duyacağım hiçbir şey yok, neden paylaşmayayım ya da siz neden çekinerek sorasınız? Kişi olarak &#8220;çocuksu&#8221; hatalarım olmuştur elbette; ama &#8220;bilerek&#8221; herhangi bir hatam olmadığı gibi, duygularım, duyarlılıklarım kişiliğimi oluşturan temel taşlardır hala. Benim de içinde olduğum binlerce kişinin işkence görmesi, tutuklanması, haksız yargılamalara tabi tutulması&#8230; olsa olsa darbecilerin utancı olabilir; ama onlarda da bu duygu yoktur&#8230; Devrimci Sol adlı örgütün üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandım. Devrimci Sol-Dev-Genç ana davasının &#8220;sanıklarından&#8221; biri olarak 146/1 maddeden yargılandım. İroniye bakar mısınız: Bu memleketin solcuları &#8220;anayasayı ilga etmek&#8221; suçlamasıyla idam istemiyle yargılandılar, bazılarımız idam da edildi; ama o anayasayı hep darbeciler &#8220;ilga&#8221; etti. Çiğnedi. Kafasına göre değiştirdi. Bu arada ilginç bir şey daha söyleyeyim: Hala sanığım! Söz konusu dava 1982 yılında açıldı ve halen devam ediyor! Şu anda Yargıtay aşamasında&#8230; İstanbul&#8217;da kurulan 2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi&#8217;nde yargılandım, arkadaşlarımla birlikte&#8230; Ama bu yargılamanın adil olmadığını söylememe gerek var mı? Yargılamalar işkence altında alınan ifadelerle yapıldı. Sıkıyönetim savcısı olan subaylar ve yargıçlar da bu işkenceci işleyişin birer parçasıydı. Mahkeme salonlarında dayak yediğimiz, saldırıya uğradığımız çok olmuştur. Bunlardan bir tanesinde, 6 Kasım 1982&#8242;de yapılan anayasa referandumu ve cuntanın şefi Kenan Evren&#8217;i cumhurbaşkanı yapma oylamasında, mahkemede &#8220;cunta anayasasına hayır!&#8221; dediğimiz için saldırıya uğradık&#8230; 12 Eylül hukuku, neresinden baksanız tipik bir faşizm idi&#8230;<br />
C.B: Çok özür dileyerek soruyorum, işkence desem&#8230;<br />
C.S: Emniyette çok ağır işkenceler gördüm. İlk defa işkence gördüğümde 15 yaşındaydım. İkincisinde (1980) de 18 yaşından küçüktüm. Yaşımı belirtmemin nedeni, işkencecilerde hiçbir vicdan, izan kırıntısı dahi bulunmadığının anlaşılması içindir. Falaka, askı, elektrik, tazyikli soğuk suya tutma, &#8220;denizaltı&#8221; dedikleri işkence (askıda iken yüzüme pamuklu bir bez koyup suya tuttular. Boğuluyorsun, ciğerlerin patlayacak gibi oluyor. Sonradan bunun CIA&#8217;nin bir işkence yöntemi olduğunu öğrendim.), kaba dayak gibi çok sayıda işkence yöntemine maruz kaldım. İnsanların işkence altındaki bağrışlarını dinlettiler. Bu işkenceler 12 Eylül döneminde cezaevlerinde de başka yöntemlerle devam etti. Dayatılan kurallara (İstiklal Marşı okuma, askerlere &#8220;komutanım&#8221; diye hitap etme, Atatürk eğitimine katılma vb.) uymayınca kaba dayak ve falaka başta olmak üzere saatlerce süren işkence seansları oluyordu. Dayatılan şey sadece &#8220;kurallara&#8221; uymak da değildi; amaçlanan &#8220;nedamet&#8221; getirmek, yani &#8220;itirafçı&#8221; olmaktı&#8230; O dönemin TRT programlarını hatırlayanlar bilir: Çeşitli cezaevlerinden sağcı veya solcu tutuklular &#8220;Atatürk&#8217;ün ne kadar büyük adam olduğunu şimdi anladım&#8221; türü açıklamalar yapmak üzere ekrana çıkartılırdı. Yine &#8220;şükür&#8221; diyeceğim; çok işkence gördüm, toplamı yüzlerce günü bulan açlık direnişlerine katıldım, ama bu tür utançla anacağım bir &#8220;hatıram&#8221; yok&#8230;<br />
C.B: 12 Eylül sonrası malum birden kargaşa ve şiddet ortamı duruldu, neredeyse darbe ile sona erdi, bunu nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: &#8220;Amacın hasıl olması&#8221; olarak yorumluyorum&#8230; Kuşkusuz başka birçok neden de sayılabilir. Örneğin dönemin devrimci örgütleri kendi durumlarını çok &#8220;abartılı&#8221; değerlendiriyorlardı. 12 Eylül öncesi kitlesel kabarışın sağlıklı, istikrarlı bir kabarış olmadığını görememişlerdi. Ufukta bizi bekleyen bir &#8220;devrim&#8221; yoktu. Örgütsel yapılar sanılanın aksine son derece güçsüz idi, vb.<br />
C.B: Peki, darbe döneminden sonra hayatınız hem içsel olarak hem de sosyal olarak normale döndü mü?<br />
C.S: Hayatımın değişik dönemlerinde kendi hayatım adına vicdani muhasebeler yaptım. Kişilik ve düşüncelerimin acılarla olgunlaştığını söyleyebilirim. İşkencecilerim de dahil kimseye karşı kin, nefret, düşmanlık duyguları içerisinde değilim. Yüzleşme ve hesaplaşmanın ülkemizin geleceği adına olması gerektiğine inanıyor, bunun için uğraş veriyorum. Ama bütün bunlar kişisel olarak &#8220;normal&#8221; olduğumu söylemek için yeterli mi? Emin değilim&#8230; Bazen hepimizin psikolojisini sakatladıklarını düşünüyorum. En azından kendi adıma söyleyebilirim bunu. Çok duygusal ve hassas bir yapım olması, bu hikaye ile doğrudan bağlantılı mesela.<br />
C.B:  Sizce darbe nedir? Şartlara göre gereklidir, diyebilir misiniz?<br />
C.S: Tabii ki öyle bir düşüncem yok. Kemalist zihniyeti bilince çıkaramadığım dönemlerde ben de içerisinde olduğum sol yapılara hakim olan anlayış nedeniyle örneğin 27 Mayıs darbesi için &#8220;o farklı&#8221; gibi şeyler düşünüyordum. Ama bunu aşalı çok oldu. Darbelerin her türü ülkemizin kendi dinamikleri ile, kendi mecrasında ileriye doğru yürümesine yapılan müdahalelerdir ve &#8220;iyisi-kötüsü&#8221; yoktur. Zaten söylemleri şöyle ya da böyle olsa da tümü de aynı zihniyetten beslenerek yapılmıştır. Aralarında olduğu varsayılan farklar sadece konjonktüreldir; yani dönemin ihtiyaçlarına göre Kemalist zihniyet ve vesayetin hakimiyetini korumaktan başkaca bir amaçları olmamıştır.<br />
C.B: Bugün malum Ergenekon yapılanmasına dair itiraflara şahit oluyoruz, halen süren bir dava var, 12 Eylül ve Ergenekon ya da derin devlet siyaseti arasında bağlantı kuruyor musunuz? Ya da 12 Eylül&#8217;ün mimari sizce kimlerdi?<br />
C.S: Zihniyet olarak hiçbir farkı yok. 12 Eylül&#8217;ün deşifre olmasından, artık savunulamaz hale gelmesinden dolayı 12 Eylül darbesine karşı olduğunu söyleyip de 28 Şubat&#8217;tan yana olmak ya da Ergenekon soruşturmasına &#8220;öyle bir şey yok, AKP muhalefeti tasfiye ediyor&#8221; türü tepkiler vermek, İlkersiz, tutarsız tutumlardır. Farkında olarak ya da olmayarak asıl realiteyi görmekten kaçınmaktır. 12 Eylül&#8217;ün öncesi de sonrası da dahil olmak üzere bütün darbelerin, darbe girişimlerinin, planlamalarının, organizasyonlarının mimarı ve sorumlusu, kendisini Türkiye&#8217;nin etnik, dini, kültürel gerçeklerini &#8220;yok&#8221; etmekle mükellef gören anlayış ve bu anlayışın örgütlü kadrolarıdır&#8230;<br />
C.B: Türkiye malum militer bir yapıya sahip, hatta birçoğumuz için &#8216; her Türk asker doğar &#8216;. Darbe yıllarını yaşamış biri olarak, TSK algınız nedir?<br />
C.S: Bir önceki soruya cevabımda tarif ettiğimi sanıyorum. Bir başka ifadeyle de belirtilebilir: Türkiye&#8217;de TSK, herhangi bir ordu değildir. Kendisini &#8220;kurucu güç&#8221; olarak görmektedir. Dolayısıyla &#8220;kurduğu&#8221; rejimi &#8220;korumak-kollamak&#8221; misyonu ile kendisini donatmıştır. Böyle olduğu için de, herhangi bir ülkenin ordusundan farklı olarak adeta bir iç savaş ordusudur. Zira kendisine &#8220;düşman&#8221;, &#8220;tehdit&#8221; veya &#8220;tehlike&#8221; olarak bellediği bütün dinamikler, aslında Türkiye&#8217;nin gerçekleridir&#8230;<br />
C.B: Biraz da gündeme dönmek istiyorum. Önümüzde bir Referandum süreci var, özel değilse Referandum oyunuz nedir ve oyunuzun gerekçeleri nelerdir?<br />
C.S: Daha önce de 12 Eylül Anayasası çeşitli maddeleri itibarıyla değiştirildi. Ancak ilk defa bu anayasanın özüne &#8220;dokunan&#8221; bazı değişiklikler yapılmak isteniyor. Benim istemim ve beklentim, 12 Eylül anayasasının &#8220;değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez&#8221; denilen maddeleri de dahil tümüyle değiştirilmesi, Türkiye&#8217;de yaşayan herkesin farklılıklarıyla varlığını güvence altına alan bir anayasa yapılmasıdır. Mevcut 26 maddelik değişiklik paketi, Kürt sorunu ve Alevilerin istemlerini görmezden gelmek ile malul olduğu ve bahsettiğim nitelikte olmadığı için son derece yetersizdir. Ancak bizi &#8220;bir adım ileri&#8221; götürecek mahiyettedir. 13 Eylül günü yeni, sivil ve demokratik anayasa istemimizi her zamankinden daha canlı bir şekilde gündeme getirmemiz şartıyla, &#8220;evet&#8221; oyu vereceğim. (Bu arada ilk defa sandığa bu vesileyle gideceğimi de belirtmiş olayım.) Sonucun &#8220;evet&#8221; çıkması yeni anayasa talebimizi gündemleştirmemiz yönünde daha olumlu bir ortam sağlayacaktır. Referandumda &#8220;boykot&#8221; tavrını anlayışla karşılamak gerektiğini düşünüyorum; Kürtler ve Aleviler açısından. (Ama Alevi örgütlerinin tutumu da malum; 12 Eylül&#8217;ün en çok gadrine uğramış bir toplum olmakla 12 Eylül anayasasını, mevcut statükoyu korumak birbiriyle hiçbir şekilde bağdaştırılacak tutumlar değildir.) Ancak statükocular dışındaki insanlarımız açısından &#8220;hayır&#8221; demenin asla doğru bir tercih olmadığına inanıyorum. 12 Eylül anayasasını savunma durumuna düşmenin, 12 Eylülcüleri yargı önüne çıkarmayı engellemenin &#8220;hayırlı&#8221; bir iş olmadığına inanıyorum.<br />
C.B: Toparlayacak olursak 12 Eylül darbe yıllarını yaşadıklarınızdan yola çıkarak nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: 12 Eylül darbesinin herkes adına çok ciddi ve öğretici bir &#8220;yüzleşme&#8221; konusu olduğuna inanıyorum. Türkiye toplumunun da 12 Eylül ve darbeler ile yüzleşmesi gerekiyor. Darbecilerin kendilerini &#8220;başarılı&#8221; addetmelerine neden olan, biraz da &#8220;biziz&#8221; çünkü&#8230; Günümüzde ortaya çıkan duyarlılığın kalıcı bir bilince dönüşmesi, geleceğimize daha güvenle bakmamızın en büyük umut kaynağıdır&#8230; Kişi olarak acılı süreçler yaşamış olmamın bir &#8220;bedeli&#8221; olacaksa eğer, isterim ki bu &#8220;bedel&#8221;, herkes adına daha demokratik, özgür bir Türkiye olsun ve bizler, bugünkünden daha farklı sorunlar için uğraş verelim&#8230; Mesela Dersim&#8217;e bu sene neden az turist geldiğini tartışalım&#8230; Ya da İstanbul&#8217;daki ulaşım sorunu neden hala çözülmedi diye eleştirelim belediyeyi&#8230; Veyahut da gayrısafi milli hasıladaki düşüş nedeniyle hükümetin ekonomiden sorumlu bakanını istifaya davet edelim&#8230; &#8220;Normal&#8221; dertleri olan barış içerisinde huzurlu bir Türkiye&#8217;de yaşayacaksak, kişi olarak yaşadığımız bütün acıların unutulmasından yana hiçbir şikayetim olmaz. Çocuklarımızın bizim anılarımızı dinlemekten sıkılmalarına da alışırım. Bir hakkım, katkım olmuşsa böyle bir cennet Türkiye&#8217;ye, &#8220;helal&#8221; ederim&#8230; Öbür türlü vicdan sahibi her insan gibi ben de rahat ve huzurlu bir uyku bile uyuyamayacağım&#8230; Biraz duygusal bir kelam etmiş olacağım, ama, yaşıyorsam, bunun içindir&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül referandumundan sonra Türk solu ne olacak?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/12-eylul-referandumundan-sonra-turk-solu-ne-olacak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/12-eylul-referandumundan-sonra-turk-solu-ne-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 14:06:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11296</guid>
		<description><![CDATA[
 Ozan Yardımoğlu
 12 Eylül 2010&#8242;da referandum sonucunun &#8221;Evet&#8221; çıkma olasılığı Türkiye solunun kurtuluş sinyalini her geçen gün biraz daha güçlendiriyor.  Ulusun askeri ve sivil bir vesayet sisteminin altında bulunduğunu ortaya koyanlar ne yazık ki Türkiye solunun da bu vesayete tutsak edilişine vurguda bulunmuyorlar.
  Sağlıklı bir demokrasiden bahsedebilmek için şüphesiz bireyciliğin salt liberal parlamenter demokrasi taraftarları ile savunulması, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/turk_solu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11297" title="turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/turk_solu.jpg" alt="" width="197" height="228" /></a></strong></em></p>
<p><em><strong> Ozan Yardımoğlu</strong></em></p>
<p> 12 Eylül 2010&#8242;da referandum sonucunun &#8221;Evet&#8221; çıkma olasılığı Türkiye solunun kurtuluş sinyalini her geçen gün biraz daha güçlendiriyor.  Ulusun askeri ve sivil bir vesayet sisteminin altında bulunduğunu ortaya koyanlar ne yazık ki Türkiye solunun da bu vesayete tutsak edilişine vurguda bulunmuyorlar.</p>
<p>  Sağlıklı bir demokrasiden bahsedebilmek için şüphesiz bireyciliğin salt liberal parlamenter demokrasi taraftarları ile savunulması, Türkiye demokrasisini yıllardır tek ayaklı bir kötürüm durumuna getirmiştir.  Sağ ve sol ayaklarından sol ayağını yıllar önce kaybetmiş ve CHP denilen protez bir ayakla demokrasi yürüyüşünü sürdürmeye çalışan Türkiye&#8217;nin <span id="more-11296"></span>neden çok fazla ileriye gidemediğini ve koşamadığını anlamak için fikirsel dinamizmin ve düşünsel dengenin tek taraflı olmadığı gerçeğini kavramak gerekli.Tek ayaklı sakat bir demokrasinin çok fazla uzağa gitmesini beklemenin hayal olduğunu görmenin vakti belki de 12 Eylül 2010 tarihinin tarihsel şansına tekabül ediyor.</p>
<p> İttihat ve Terakki ile başlayan,resmi tarih tezleriyle Ordu-Millet klişesine sığdırılmaya çalışılan demokrasimizin sol ayağına ilk kurşun vesayetin tetikçisi &#8220;Yahya Kahya&#8221; tarafından 28 Ocak 1921 gecesi 14 arkadaşı ile birlikte Trabzon açıklarında Mustafa Suphi&#8217;nin öldürülmesi ile birlikte sıkılıyor.  Daha sonra Türk-Sovyet ilişkilerinin gerginleştiği 4 Aralık 1945 yılında zaten tek parti iktidarını sürdüren bugünkü vesayet sol bir yayın olan ve tarihte &#8221;Tan Olayı&#8221; olarak geçen hadise ile Tan Gazetesi&#8217;ni yağmalatıyor yayınlarına son veriyor.   Gazetenin daha sonra nasıl bir hale getirildiği ve günümüzde Tan Gazetesi denilince sol bir yayın organı değil de pornografik bir yayının akla geldiğini özellikle bizim bir üst jenerasyonumuz oldukça yakından hatırlayacaktır.</p>
<p>27 Mayıs 1960 Darbesiyle iktidarını geri alan bugünkü kollektif resmi irade &#8220;12 Mart 1971 Muhtırası&#8221; ile sakat demokrasimize ince ayar çekerken asli mekanı olan Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ni Bülent Ecevit dönemiyle birlikte kaybetme olasılığına karşı da gereken mesajı veriyor ve demokrasimizin sol ayağına protez takmaya gerek duymadığı o günlerde sol, sakat ayağı kökünden kesmenin yoluna adım adım ilerliyordu.  Öncelikle  21 Temmuz 1971&#8242;de 15 milletvekiliyle TBMM&#8217;ye giren ilk sol parti olan Türkiye İşçi Partisi&#8217;nin (TİP) siyasal yaşamına son veriyor ardından 6 Mayıs 1972 tarihinde ise Deniz Gezmiş ve arkadaşları Adnan Menderes gibi düşüncelerinden dolayı anayasal düzeni ortadan kaldırma suçlamasıyla kanuni hakim güvencesinin olmadığı o günlerde askeri mahkemelerde idam ediliyordu. </p>
<p> Binlerce genç işkencecilerin elindeyken 12 Eylül 1980 günü kendisinin provası niteliğindeki bu süreci kenardan sessizce izliyor ve sırasını bekliyordu.  7 TİP&#8217;li gencin yaşamına kollketif resmi iradenin karanlık güçlerince 8 Ekim 1978 günü son veriliyordu ve 24 Aralık 1978 günü Maraş&#8217;tan feryatlar yükseliyordu.  Demokrasimiz, vicdanımız, insanlığımız hergeçen gün acı çeke çeke mezara gömülüyordu bu kollektif resmi irade tarafından. </p>
<p> Uluslararası Strateji uzmanları soğuk savaştan,iki kutuplu dünyadan bahsediyordu ama ölen insanların çok da değeri yoktu bu büyük hesaplar arasında.  Demokrasinin sol ayağını kesmeye kalkışmakla yetinemeyen &#8221;Vesayet&#8221; 12 Eylül 1980 günü demokrasimizi tekerlekli sandalyeye mahkum ettiğini TRT ekranlarından bizlerle paylaşıyordu.  Belki de mezara gömdüğünü düşünüyordu, demokrasimizi bir daha hiç dirilemeyeceğini zannediyordu demokrasimizin.  Artık Türkiye solu da yoktu, demokrasimiz de, sendikalarımızda, sivil toplum örgütlerimizde.  &#8221;Vesayet&#8221; demokrasimizi belki öldürememişti ama tekerlekli sandalyeye mahkum kılmıştı.  Sağ ayağını kesememişti ya da kesmemişti belki ama sol ayağına testeresinin dişlilerini geçirmişti bile.   Artık sıra protez bacağı takmaya gelmişti sakat demokrasimizin sol ayağına.  Ama kolay olmayacaktı  .SODEP ile başlayan süreç SHP ile devam etmiş testerenin dişlilerine direnebildiği kadar direnmeye çalışıyordu Türkiye Solu 12 Eylül zindanlarından elinde arta kalanlarla.  &#8221;Vesayet&#8221; kararlıydı protez ayak takılacaktı ve en önemlisi artık protez sol ayaklı demokrasimizin yürüdüğüne inandırılacaktık. 18 Şubat 1995 günü Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi CHP çatısı altında birleşecek TİP gibi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının yok edildiği dönemin sessizliğinde Türkiye Demokrasisinin sol ayağına protez takma işlemi başarıyla gerçekleşecekti.</p>
<p> Protezin sevimli yüzü Baykal aynı zamanda vesayet rejiminin de sevilen siması da olacaktı.  28 Şubat 1997 ile Vesayet ‘&#8217;Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kollamak ve korumak&#8221; görevini çağdaş bir hizmet olarak biz yurttaşlarına sunarken yokedilen solun yerine takılan protez ayağı &#8221;Sol&#8221; siyaset olarak benimsemeye çoktan başlamıştı kitleler.  Siyaset Bilimi derslerinde &#8221;Sol ne değildir&#8221; in örneği olarak müfredata alnması gereken  Cumhuriyet Halk Partisi &#8221;Vesayet&#8221;in Yargı,YÖK-Asker gibi düzlemlerinden sivil düzlemini Atatürkçü düşünce Derneği(ADD) gibi sivil toplum kuruluşlarıyla meydana getiririyordu ve &#8221;Sol&#8221; olarak algılanan bu yapılar &#8221;Evrensel Sol&#8221; değerlerini hala kaybetmeyenler tarafından solun Ankara Karşıyaka Mezarlığı&#8217;na gömüldüğü sanısını uyandırıyordu. </p>
<p> Bireysel hak ve özgürlükler, insan hakları, demokrasi, küreselleşme, AB uyum süreci gibi kavramlar uykusunu kaçırmaya başlıyordu yavaş yavaş vesayetin.  Uykusuz geceler Adalet ve Kalkınma Partisi dönemiyle birlikte doruklara ulaşıyor ve 12 Eylül 2010 günü 30 yıl öncesini bizlere yeniden hatırlatıyordu.  Askeri ve yargısal alanlarda tutunma çabasıyla başbaşa bırakılmış &#8221;Vesayet&#8221; son sivil dalı olan Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nde de gerçekleşebilecek bir dönüşümün endişesini taşımaya başlıyordu &#8221;Hayır da Hayır vardır&#8221; gibi vasat bir pop parçaya konu olacak cinseten sloganlarıyla. </p>
<p> Solun bizlere ne olduğunu hatırlatmak isteyen 0,1lik oy oranları alan partileri duymayan kulaklara solun ne olduğunu anımsatabilecek dudaklar konuşmaya başlıyordu CHP içerisinde de.  Vesayetin sevilen siması Antalya&#8217;ya uğurlanıyor ve vesayetin kurnaz zekası dümene geçiyordu genel sekreterlik tanımını bırakmadan.  Solun ne olduğunu unutturan, evrensel sol değerleri yıllardır susturan, sol olduğu iddiasıyla solun üzerine döktüğü toprağa her yıl anma törenlerinde karanfil atan Vesayetin CHP&#8217;si artık sarsılıyordu.  Milliyetçiliği, elitizmi evrensel sol değerler olarak sunan, emekten, özgürlükten, halktan, sosyal politikalardan bahsetmeyen, halkların kendi kaderini tayin hakkını yok sayan, insanı değil Türkçülüğü kitlelere sol zannetiren vesayet rejimi 12.Eylül.2010 ile birlikte belki de artık tatsız, acı, yorgun anılarımıza karışacak.</p>
<p> Hukuki ve askeri gücünü kaybeden vesayetçilerin kimisi mahkemelere kimisi sahillerdeki villarına seyahat edecek.  &#8220;Vesayet 12.Eylül.2010 sonrası artık CHP&#8217;ye ve sol kitlelere hükmedemeyecek&#8221;. 1923 doğumlu vesayetin CHP&#8217;si belki gerçekten sol-sosyal demokrat bir parti olamasa da sol eğilimli kitleler vesayetten kurtuluşun farkını solun ne anlama geldiğini yeniden hatırlayarak farkedecekler.  12.Eylül.2010&#8242;nun etkisi daha şimdiden 35.madddeyi değiştirelim, türbana özgürlük getirelim söylemleriyle CHP&#8217;yi sarmış durumda.  12.Eylül günü veda edeceğimiz aslında sol olmayan bir sol üzerindeki yokedilecek olan aslında solun vesayetidir.  O nedenle pek de bahsedilmese de Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin sivil iktidarının güçlenişini gündeme taşıyanların biraz da Türkiye solunun vesayetten kurtuluş günü olacağından bahsetmelerinde yarar vardır. 12.Eylül.2010 günü protezsiz sağlıklı bir Türkiye solunun yeniden ayağa kalkabilmesi ve koşabilen bir Türkiye&#8217;nin ulaşabileceği demokratik standartlar açısından tarihsel önem taşımaktadır.  Gerçek evrensel sosyal demokrat değerleri özümsemiş bir sol siyasi hareketle demokrasimizdeki bu büyük eksiğin tamamlanması dileğiyle&#8230;</p>
<p><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/10/12-eylul-referandumundan-sonra-turk-solu-ne-olacak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/12-eylul-referandumundan-sonra-turk-solu-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldönümünde, Röportajlarla, Referandum Gölgesinde 12 Eylül Darbesi(5):Sonuç</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/09/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi5sonuc/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/09/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi5sonuc/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 09:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11269</guid>
		<description><![CDATA[Derin Düşünce sitesi için hazırladığım ‘ Türkiye Darbeler Tarihi ‘ yazı dizisinin özel başlığını bilinçli olarak, ‘ Devlet Kuranların, Millet Kurgusu ‘ olarak seçmiştim. Temelleri itibariyle devletin kurulmasında askerlerin rolü etkendir ancak, milleti kurgulamamaları gerektiğini ıskalamışlardır. Bir devlet kurabilirsiniz belki ama o devletin topraklarında yaşayan yurttaşları kurgulayamazsınız. İşte bu darbeler, bu kurgulamaların sonucudur. Doğal, kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/iskence_ergenekon.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10862" title="iskence_ergenekon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/iskence_ergenekon.gif" alt="" width="264" height="182" /></a>Derin Düşünce sitesi için hazırladığım ‘ Türkiye Darbeler Tarihi ‘ yazı dizisinin özel başlığını bilinçli olarak, ‘ Devlet Kuranların, Millet Kurgusu ‘ olarak seçmiştim. Temelleri itibariyle devletin kurulmasında askerlerin rolü etkendir ancak, milleti kurgulamamaları gerektiğini ıskalamışlardır. Bir devlet kurabilirsiniz belki ama o devletin topraklarında yaşayan yurttaşları kurgulayamazsınız. İşte bu darbeler, bu kurgulamaların sonucudur. Doğal, kendi halinde, olması gerektiği gibi bir zeminde şiddet ve düşmanlık mümkün değildir. Şiddet, kan, düşmanlık, ölüm, bölünme gibi olumsuzluklar hep bu sentetik kurguların sonucudur. Bugün bahsettiğimiz ‘ özgürlük ‘ sorunumuz aslında hep bu hesapçı kurgulamaların etkilerinin sonucudur.</p>
<p>  Tarihin üzerinden geçen zamanla orantılı olarak yazılması kolaydır. Filmlere konu olabilir, belki bir şarkının sözlerine, bir şiire. Bir kalem yazabilir tüm bunları. Ancak fazlası vardır; o zamanı yaşayanlar. Daha da fazlası vardır; yaşayanların yakınları.</p>
<p>  Yaşamak, yazmaktan çok daha zordur. Bir annenin yan odada uyuduğu evler vardır, çocuğunuzla koyun koyuna uyuduğunuz, eşinize sokulduğunuz, üstü açılmış mı diyerek usulca kapısını araladığınız odalarda, şevkatinizin baktığı kardeşler&#8230; Düşler vardır o evlerde, ışığın süzüldüğü her köşeye sinen, huzurlu düşler. Kabuslar vardır, sarıldığınız her nefesin sahibi olduğu kabuslar, vardır. Siz huzuru o evlere davet ededurun, sarıldığınız her canın kendini soluğunuzda saklı olduğu zamanlardan, huzurundan çok uzakta, bir ranza altında ayaklarını ve ellerini saklarken anımsadığı, tavaf ederken elektirik morarmış etlerini, çenesinden sızan kanın sıcaklığıyla yıllar sonra dahi canı gırtlağına dayanmış halde o kabuslardan uyandığı zamanlar da vardır. Ağlamaya başladığı ama hiç anlatmaya başlamadığı, herkesin sustuğu zamanlar vardır&#8230;</p>
<p><strong>  Zamanlar vardı. Artık yok, olmamalı. Bir dönemin suçlarının asıl faillerini görmeye bu kadar yaklaştığımız zamanlarda, bu acıların geçmişte kalması, darbenin ve darbe niyetlerinin devam etmemesi temennisiyle&#8230;</strong></p>
<p><em> Bu çalışma sırasında fikir alış verişinde bulunduğum sevgili Hüseyin Kılınç beye ve Mehmet Yaşar Duru beye teşekkürlerimle.</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/09/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi5sonuc/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/09/yildonumunde-roportajlarla-referandum-golgesinde-12-eylul-darbesi5sonuc/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

