<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Alevilik</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/alevilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 08:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10384</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş 
 Bundan hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, Qua Vadis Ümmet başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde bir koruma-kollama hissi doğuracağını ve bunun tarihsel kökenini işlemiştim. 
 Dinin özüne ait bilgiden (?) mahrum insanların koruma-kollama hevesi içerisinde dine büyük zararlar verdiğini düşünürüm. Bunun nedeni din içerisinden kaynaklanmaz ancak dinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10385" title="cafersolgun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg" alt="" width="150" height="130" /></a>Sunuş </strong></p>
<p><strong> </strong><em>Bundan hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, <a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/" target="_blank">Qua Vadis Ümmet </a>başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde bir koruma-kollama hissi doğuracağını ve bunun tarihsel kökenini işlemiştim. </em></p>
<p><em> Dinin özüne ait bilgiden (?) mahrum insanların koruma-kollama hevesi içerisinde dine büyük zararlar verdiğini düşünürüm. Bunun nedeni din içerisinden kaynaklanmaz ancak dinin formu ile oynanması sonucu ortaya çıkar. </em></p>
<p><em> Bir başka sorun da dini laikleştirme isteği sonucu ortaya çıkar. İzlenimlerim sonucu en büyük zararın bu olduğunu düşünürüm. Zira dinin hükmen varlığını duruma göre kısmen kısırlaştırma ve bunu totaliter bir şekilde olumlama sonu gelemeyecek bir yozlaşmanın başlangıcıdır, dini kendi yorumladığından farklı yorumlayanlara ise zulümdür. Bunun sonucu ise din adına büyük bir dezenformasyondur. </em></p>
<p><em> Girizgahta genellediğim bu konuyu özele indirmek isterim; </em></p>
<p><em>Son dönem mevcut etkenler nedeniyle arap saçına dönmüş olan Demokratik Açılım&#8217;ın bir ayağı olan Alevi Meselesi aslında bahsettiğim iki yönlü sapmanın etken olduğu bir sorundur. Temel olarak laik algıların form vermek için siyaseten sert dokunduğu Aleviler&#8217;e, temel sorun olan totaliter laiklik baskısı sonucu oluşan toplumsal baskıda dokunmuştur. </em></p>
<p><em> Aleviliğin hem dini boyutu hem de siyasi boyutu mevcuttur. Ancak Aleviliğin bir sorun olmasının temel nedeni yani dini ve sosyal olarak sorun olmasının nedeni bence bahsettiğim totaliter laiklik ya da daha açığı &#8216; tek din, tek millet, tek mezhep &#8216; arzusudur. </em></p>
<p><em> Alevilerin çoğunluklu olarak yaşadığı bir bölgede yaşayan Sünni bir arkadaşım oradaki komşularından ve onların iyi olmalarından bahsederken dilinde bir olumlama yapıyor ancak zihnindeki olumsuzluktan kurtulamıyor; &#8220;Bizim Alevi komşularımız var, çok iyi insanlar. Aleviler ama namuslular. Allah için hiçbir kötülüklerini görmedik ama işte pek gelip gitmeyiz, birbirimizin yemeklerini yemiyoruz işte biliyorsun&#8230;&#8221;  <br />
</em></p>
<p><em> Bir başka Sünni arkadaşım soruyor; &#8220;Alevi bir komşumuz var, sık sık yemek getirir ama dökeriz, dinen yeme(me)miz gerekiyor değil mi?&#8221;  <br />
</em></p>
<p><em> Başta da belirttiğim gibi Alevilik konusunun hem bir inanç olmasından kaynaklı hem de siyasi olarak üzerinde oynanmasından dolayı iki yönlü bir sorundur. Meselenin hem dini yönünü, hem tarihsel kökenini hem de siyasi olayları konuşmak üzere Yüzleşme Derneği&#8217;nin kurucu başkanı, gazeteci-yazar Cafer Solgun ile bir söyleşi yaptık. Büyük acılarımızdan bir acı olan Madımak Olayının yıl dönümünde&#8230;</em></p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Cafer bey sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>C. S. : Dersimliyim. Uzun yıllar &#8220;siyasi&#8221; nedenlerle hapiste kaldım; 12 Eylül cuntası yıllarında ve 90&#8242;lı yıllarda. PEN Hapishanedeki Yazarlar Komitesi üyesiyim. Cihangir&#8217;de Bir Ev ve Gitmek-Kırılma Öyküleri adında öykü kitaplarım ve bir de Duvarlara İnat adlı bir karikatür albümüm var. Önceki yıl Alevilerin Kemalizm&#8217;le İmtihanı adında bir araştırma kitabım yayınlandı. Çeşitli medya kuruluşlarında çalıştım. Memleketim Dersim&#8217;le ilgili çalışmalar yapan sivil girişimlerin yanı sıra yayınlarla da ilgiliyim. Halen Dersim Hayat adlı bir aylık gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyorum. Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği&#8217;nin kurucu başkanlığını yaptım. Kişisel hikayemin, Dersimli, yani Kızılbaş-Alevi ve Kürt, solcu herhangi bir insanımızın hayat hikayesinden farklı olduğunu sanmıyorum. İşkence, eziyet, hapis, ayrımcılık vb. Mesele yaşadıklarını bir deneyim ve muhasebe konusu haline getirebilmek ve elbette &#8220;her gün yeni bir gündür&#8221; umudunu yaşamının temel düsturlarından biri olarak içselleştirebilmektir. Bu da hayat karşısında kendini bir öğrenci konumunda tutmayı gerektirir. 47 yaşındayım, ama hiçbir konuda kendimi &#8220;olmuş&#8221; görmüyorum; öğreniyorum&#8230; Şairin dediğince &#8220;yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var&#8221;; ve o da eşitlik, özgürlük ve adalet değerleri için hiç kimseye karşı yüreğini ve vicdanını kin, düşmanlık, önyargı gibi basit güdülerle kirletmeden yaşamaktır. Buna gayret eden herhangi bir Türkiyeli ve dünyalı insanım&#8230;  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bize biraz Yüzleşme Derneğinden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>C. S. : Kısa adı Yüzleşme Derneği olan Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği&#8217;ni 2007 yılında kurduk. Kurucuları arasında gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum ve insan hakları aktivistleri var. Amacımız aynı yönetim ve egemenlik zihniyetinden ve onun uygulamalarından, politikalarından muzdarip olmasına rağmen, asla kendilerine ait olmayan<span id="more-10384"></span> önyargılar nedeniyle birbirinin uzağında duran toplumsal kesimleri, grupları kendileriyle ve birbirleriyle yüzleştirmeye imkan sağlayabilmek, Türkiye&#8217;nin demokrasi ve yüzleşme sorunlarıyla ilgili birlikte etkinlikler yapabilmekti. Türkiye&#8217;nin bu kültüre ihtiyacı var. Zira uzun yıllar içerisinde birbirimizin sorunlarının aslında birbirinden çok da &#8220;farklı&#8221; olmadığını unutturdular bize. Önyargılarla sakatlandık. Bu önyargıların etkisi nedeniyle de sorunlarımızın aynı kaynaktan beslendiğini görmemiz engellendi. Derneğimizin bileşimi içerisinde kendisini dindar olarak tanımlayan arkadaşlarımız da var, Alevi veya solcu, liberal olarak tanımlayan arkadaşlarımız da. Ülkemizin içerisinden geçtiği sancılı demokratikleşme sürecinin temel ihtiyacının geçmişle yüzleşme olduğu inancını ifadelendirmek istedik. Bu doğrultuda etkinliklerimiz oldu. Kendi güç ve imkanlarımızdan başka hiçbir yere dayanmadık. Bu, sivil, bağımsız ve demokratik bir oluşum olarak ortaya çıkmanın gereği idi tabii. Ancak açıkçası bu durumun &#8220;yan tesirleri&#8221; de olmadı değil; burada uzun uzun dillendirmek istemediğim ekonomik güçlüklerimiz oldu mesela. Biraz da bunun etkisiyle bir süredir fazla sesi-soluğu duyulmuyor derneğimizin. Ama birkaç ay sonra derneğimizin genel kurulu var. İçinde bulunduğumuz bu &#8220;durgunluk&#8221; dönemini geride bırakmak, Yüzleşme Derneği&#8217;ni yeniden faaliyetleriyle gündeme getirmek istiyoruz.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Aleviliğin birçok tanımı var mesela Alevi Dedelerinin tanımı; &#8216;Alevilik İslam&#8217;dır. Hak- Muhammed-Ali yolunun Kırklar Meclisinde olgunlaştığı ve 12 İmamla devam eden İmam Cafer-i Saddık&#8217;ın akıl ölçüsünü rehber edinen Horasan Erenlerinin hizmetiyle Anadolu&#8217;ya gelen inananların adıdır &#8216; diyor. Bunun yanı sıra Abbasi Dönemi dini tebliğin, siyasi yöntemlerin etkisi sonucu oluşmuş bir mezhep olduğu da söyleniyor. Siz bir Alevilik tanımı yapacak olsanız, nasıl tanımlardınız?</strong></p>
<p>C. S. : Öncelikle sizin bu soruyu sormanıza da neden olan bir &#8220;tuhaflığa&#8221; dikkat çekmek istiyorum. Aleviler yüz yıllardır bu topraklarda yaşıyorlar. Ama pek az kimse Alevilerin inançları ile ilgili doğru ve sağlıklı bir bilgiye sahip. Başka din ve inançlar kadar bile Alevilik bilinmiyor, tanınmıyor. &#8220;Bilinenler&#8221; ise genellikle iğrenç yalanlar, yanlışlar ve önyargılardan ibaret. Bu, sadece sokaktaki insan açısından değil; ülkemizi yönetenler açısından da geçerli olan bir gerçek. Bu ülkede Diyanet yöneticiliği yapmış olan pek çok kimse Alevilik ve Alevilerle ilgili mevcut önyargıları dillendiren görüşler savundular yıllarca. Zahmet edip hiç değilse Alevilerin de vergileriyle ödenen maaşlarının, üzerinde oturdukları devasa bütçelerin sorumluluğu hatırına Alevileri ve Aleviliği tanımaya bile çalışmadılar; üstüne üstlük &#8220;sapkın mezhep&#8221;, &#8220;cemevleri cümbüş evleridir&#8221; gibi alçakça görüşler dillendirdiler. 30-40 yıl Diyanet bünyesinde yöneticilik ve başkanlık yapmış bir muhterem, katıldığı bir Alevi çalıştayında Alevileri hiç bilmediğini, tanımadığını ifade ve itiraf etmişti. Kulaklarıma inanamamıştım. Düşünebiliyor musunuz, Diyanet İşleri Başkanı&#8217;sınız veya bir Diyanet yetkilisi, yöneticisi veya görevlisisiniz, yani göreviniz bu topraklardaki inananlara sözüm ona hizmet etmek; ama Alevilik nedir, Aleviler kimdir bilmiyorsunuz! Aleviler bu tip Diyanetçilere giden vergilerini onlara haram etmesinler de ne yapsınlar?</p>
<p> Siyasilerin durumu daha da vahim. Alevileri bir &#8220;oy deposu&#8221; gördüler. Seçimden seçime hatırladılar. Duygu ve düşünceleriyle, umutlarıyla oynadılar. Ama Aleviler için hiçbir şey yapmadılar. 12 Eylül cuntası öncesi, cunta şartlarının olgunlaşması için kirli ve kanlı faaliyetler içerisinde olan ve bu kapsamda Alevi katliamlarında da rol oynayan bir parti bile, son yıllarda &#8220;Aleviler asıl Türk&#8217;tür&#8221; türü söylemlerle ve vitrinine birkaç &#8220;Alevi&#8221; şahsiyet koyarak Alevi oylarına göz kırpmaya başladı. Ellerindeki suçsuz günahsız Alevi kanlarının açıklamasını dahi yapmaya gerek görmeden&#8230; Bu partiler içerisinde kuşkusuz en &#8220;önde&#8221; olanı, CHP&#8217;dir. Alevilerin oylarını yıllardır kendisine &#8220;mecbur&#8221; ve &#8220;mahkum&#8221; gören bu parti, gerçekten de Alevilerden ciddi şekilde oy almıştır. Ama Alevilerin özünde inanç ve ibadetlerini özgürce yaşamak isteğinden ibaret olan talepleri için bugüne değin kıllarını dahi kıpırdatmadılar. Tek yaptıkları &#8220;bize oy vermezseniz irtica gelir, şeriat gelir ve hepinizi keser&#8221; şeklinde onları korkutmak oldu. Alevilerin CHP&#8217;ye oy vermelerinin temelinde bu korku vardır. Malum; bu, &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; öncelikleriyle uyumlu olarak aslında bütün topluma yaymak, mal etmek istenilen bir korkudur. Bu korkunun Alevi toplumunda karşılık bulması ise, Alevilerin yakın tarihlerine değin yaşadıkları katliamlarla ilgilidir tabii ki. Aslında Aleviler CHP&#8217;den, onun temsil ettiği rejimden de büyük korku duymaktadırlar. Bu konuları Alevilerin Kemalizm&#8217;le İmtihanı adlı kitabımda etraflı şekilde ele aldım ve durumun bir &#8220;Stockholm Sendromu&#8221;nu andırdığını ortaya koydum. Ama konuya girmişken şunu da eklemiş olayım; yapay &#8220;şeriat, irtica&#8221; korkusu son yıllarda Aleviler tarafından sorgulanmaya başlamıştır. Yaşadıkları katliamların asli faillerini görmüş ve tanımışlardır. Ne tür senaryolarda &#8220;figüran&#8221; olarak kullanılmak istendiklerini anlamaya başlamışlardır. Tam da bu noktada ve seçimlere, eğer zamanında yapılırsa bir yıl varken, CHP&#8217;de bilinen Deniz Baykal operasyonu gerçekleştirilmiş ve CHP&#8217;nin başına şu ana değin Kürt ve Alevi olduğunu dahi belirtmekten kaçınan bir &#8220;Dersimli&#8221; politikacı getirilmiş, bazı çevreler tarafından &#8220;Kılıçdaroğlu geliyor&#8221; rüzgarı estirilmeye başlamıştır. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP zihniyetini dönüştürebilecek mi? Kürt ve Alevi sorunlarında partisinin statükocu politikalarından farklı bir çizgi geliştirebilecek mi? Daha bu ve benzer benim açımdan yanıtları belli olan soruların yanıtları bile ortaya çıkmadan CHP ile ilişkilerini sorgulayan Alevilerde yeniden CHP&#8217;ye geri dönüş emareleri baş gösterdi. Neresinden bakılsa, ilginç bir dönemden geçtiğimiz kesin&#8230;  </p>
<p> Aleviliğin tanımlanması konusunda Alevilerin son derece anlaşılır bir hassasiyetleri var. Uzun yıllar sonra günışığına çıkmış olmaktan, diğer bir deyişle uzun yıllar &#8220;yasaklı&#8221; olmaktan, inancını yüksek sesle söyleyememekten ileri gelen bir hassasiyet bu. Kendilerinin ve inançlarının başkaları tarafından, özellikle de Sünni yurttaşlar, Diyanet ve devlet tarafından tanımlanmasını istemiyorlar. Bu arada yıllar sonra günışığına çıkmış olmak birbirinden oldukça farklı Alevilik tanımlarını da beraberinde getirdi. Son yıllarda Alevileri şu veya bu yönde tanımlama kaygısıyla yazılmış çok sayıda kitap yayınlandı. Bunların büyük çoğunluğunun bilimsel araştırmaya dayalı bir değer ifade edip etmedikleri oldukça tartışılır. Zaten bazıları hem Aleviliği tanımlıyor, tarif ediyor ve hem de Alevilerin kendilerini nasıl değerlendirdiklerine dahi dönüp bakma gereği duymuyor; ama &#8220;Aleviler şudur&#8221; veya &#8220;şu değildir&#8221; kesinliğinde cümleler kurmaktan da geri durmuyor. Bu bana çok ilginç geliyor. Ancak bunun bir &#8220;süreç&#8221; olduğunu düşünüyorum; her şey kendi anlamına kavuşacaktır kısa zamanda. Yeter ki ülkemizin yaşadığı sancılı &#8220;normalleşme&#8221; süreci devam edebilsin.</p>
<p> Kendimi teolojik konularda yeterli görmüyorum. Bu nedenle en azından henüz &#8220;araştırıyorum, öğreniyorum, yeniden keşfediyorum&#8221; diyebileceğim bu aşamada. Ancak şu kadarını belirtmeliyim ki, Anadolu&#8217;da bir tane Alevilik yok. Mesela Dersim Aleviliği oldukça özgündür. Alevilerin yaşadıkları coğrafyanın özellikleri, başka inanç ve mezhepler, kültürler, onların inançlarını etkilemiştir. Özünde aynı değerlere sahip olunmasına rağmen ortaya çıkan farklılıklar bununla ilgilidir. Bu durum hiç kimse açısından bir &#8220;korku&#8221; veya &#8220;kaygı&#8221; nedeni olarak görülmemelidir. Önyargılardan arındıkça, birbirimizi inancıyla birlikte benimsedikçe, birbirimizin varlığı üzerinde egemenlik kurmaya kalkışmadıkça ve nihayet birbirimizin varlığını birlikte &#8220;biz&#8221; olabilmenin gereği ve gerekçesi olarak gördükçe, inanıyorum ki, aslında aynı değerlere, aynı duaları ederek bağlı olduğumuzu da kavrayacak, birbirimizi daha iyi tanıyacak, bilecek, seveceğiz&#8230;  </p>
<p> Alevilerin namaz kılmak, hacca gitmek gibi İslamiyet&#8217;in bazı gereklerini yerine getirmekten imtina ettikleri bilinen bir durum. Bu, İslam tarihindeki bilinen ayrışmada Hz. Ali ve Ehl-i Beyt&#8217;ten yana tutum almalarıyla ilgilidir. Alevilerin, genel olarak &#8220;mazlum ve mağdurdan yana&#8221; olmayı bir ahlaki prensip olarak benimsediklerini de bu kapsamda anlamak ve hatırlamak gerekir. Bununla beraber kendilerini &#8220;Müslüman&#8221; ve &#8220;İslam&#8221; kabul etmektedirler. Kur&#8217;an&#8217;ı &#8220;kutsal kitap&#8221; olarak kabul etmekte, Hz. Muhammed&#8217;i de &#8220;Allah&#8217;ın peygamberi&#8221; olarak benimsemektedirler. Cennet ve cehennem kavramlarına inanırlar. Diğer peygamber ve kutsal kitaplara da saygı duyarlar. 72 milleti eşit görür, herhangi bir bağnaz, ayrımcı görüşe prim vermezler.</p>
<p> Alevilikte iyilik ve kötülüğün insanda bulunduğuna inanılır. İnsan kendini kötülüklerden, kötü istek ve arzulardan arındırdığı ölçüde Tanrı nezdinde kendisini &#8220;makbul&#8221; kılar, Tanrı&#8217;ya yakın olur ve insan-ı kamil mertebesine ulaşır. Aleviler ibadetin şekli usullerinden çok özüne önem ve değer verir. Bu nedenle en büyük ibadetin kötülüklerden kaçınmak olduğuna ve insanlara iyilik yapmak olduğuna inanır. Doğa ve diğer canlılarla da barışık olmaya özen gösterilir.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : </strong><strong>Elbette tuhaf bir soru olduğunun farkındayım, zaten bu tuhaflığın sonucu olan &#8216; içsel kırılmaların &#8216; bölünmesini yaşıyoruz. Bu durumun kabul edilemez yanları var; aynı toplumda yaşadığınız insanlara dair tek bir bilginin sahibi olamamak, bundan daha vahim olanı bahsi geçen vatandaşlarınızı onların tanımı ile değil, kendi tanımlarınız ile adlandırmak. Sahi t</strong><strong>arihsel olarak Aleviler bu topraklarda ne kadar zamandır yaşıyor?</strong></p>
<p>C. S. : Alevilerin bu topraklardaki tarihi bu toprakların halklarının tarihi kadar eskidir. Bir inanç sistemi ve yaşam öğretisi olarak Türk, Kürt, Arap etnik kökene sahip Aleviler vardır. İran&#8217;da bulunan Ehl-i Hak inancı da Aleviliğe oldukça yakındır. Zaman içerisinde etki ve etkinliğini yitirmiş birçok İslami mezhep de Alevilikle ilişkilendirilmektedir. Balkanlarda da Bektaşi tarikatına bağlanmış insanlarımız vardır. Dolayısıyla Alevilerin tarihini bu toprakların ve bu topraklardaki halkların, etnik ve kültürel yapıların tarihlerinden ayrı olarak göremeyiz.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Böyle bir soru sormak zorunda kaldığım için gerçekten üzgünüm. Alevilerin bu topraklardaki rolü nedir daha açık soracak olursam bu ülkenin vatandaşı, bu toprakların insanları olarak yaşadıklarını kısaca özetleyecek olsak ne söylerdiniz?</strong></p>
<p>C. S. : Alevilerin bu topraklarda &#8220;Alevi&#8221; olmalarından kaynaklanan &#8220;özgün&#8221; bir rolleri varsa eğer, o da, özünde iktidar, egemenlik ve siyaset bulunan nedenlerle büyük acılar yaşamış olmalarıdır. Alevi meselesi bir eşitsizlik ve ayrımcılık meselesidir. Bir başka ifadeyle söylenecek olursa Alevi meselesi bir inanç ve ibadet özgürlüğü meselesidir. Fakat böylesine ciddi bir ayrımcılığa maruz kalmış olmalarına, üzerlerinde oynanan oyunlara ve yer yer bu nedenle deyim yerindeyse tanınmaz hale getirilmiş olmalarına rağmen, kendilerini hiçbir zaman &#8220;azınlık&#8221; görmemişler, ülkemizin kaderinden ayrı bir kaderleri olmamış, &#8220;farklı&#8221; bir gelecek düşlememişlerdir. Örneğin AB raporlarında &#8220;dini azınlık&#8221; olarak değerlendirilmelerine ilk tepki gösterenler Aleviler olmuşlardır. Yani toplumsal dokumuzun bir parçasıdırlar. Acıda, tasada, sevinçte, kederde &#8220;bir ve bütün&#8221; olmaklığımızın bir unsurudurlar&#8230;  </p>
<p> Ülkemiz etnik, dini ve kültürel bakımdan zengin ve çeşitli bir bileşime sahiptir. Bu zenginliği gerçek bir &#8220;birlik ve bütünlük&#8221; anlayışı içerisinde güç ve güven kaynağı olarak görmeyip, &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; konusu olarak ele almak, &#8220;bizlere&#8221; dayatılan bir anlayıştır. Bu dayatma ve nafile mühendislik çabası, Türkiye&#8217;yi &#8220;tekçi&#8221; bir anlayışla yeniden kurgulamak isterken günümüze değin devam eden sorunların da temelini atmıştır. Herkesin Türk, Sünni ve Kemalist olması gerektiği varsayım ve dayatması, bu toprakların tarihiyle, kültürüyle, doğası ve dokusuyla bağdaşamazdı ve nitekim de bağdaşmamıştır.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Peki Dersim desem, Maraş, Madımak desem?</strong></p>
<p>C. S. : Dersim&#8217;in öncesi de var ve o da Koçgiri&#8217;dir. Koçgiri 1921 ve Dersim 1937-38, Cumhuriyet tarihinin ilk ve maalesef son olmayan Kürt-Alevi katliamlarıdır. Tekçi bir anlayışla kurgulanan ulus-devletin Dersim&#8217;i ve Dersimlileri &#8220;çıbanbaşı&#8221; görmelerinden kaynaklanmıştır. Etnik yapıları ve inançları nedeniyle &#8220;yok&#8221; olmaları gerektiğine karar verilmiştir. Resmi tarihin ezberlettiği şekilde Dersim&#8217;de bir &#8220;isyan&#8221; da söz konusu değildir. Dersim 38 katliamı, Genelkurmay tarafından &#8220;Dersim Tedip ve Tenkil Harekatı&#8221; olarak adlandırılmıştır.</p>
<p> 1920&#8242;li yılların sonuna gelindiğinde, 1924 Anayasası ile birlikte artık &#8220;yok&#8221; olduklarına karar verilen Kürt ayaklanmaları bastırılmıştı. Zaten yerel ayaklanmalar olmaları, örgütsüzlükleri ve kendi içlerindeki aşiret çelişki ve çatışmaları nedeniyle başarı şansı bulunmayan ayaklanmalardı. Ayaklanmalar bastırıldıktan sonra sıra çaresizce &#8220;kaderini&#8221; bekleyen Dersim&#8217;e geldi. Dersim &#8220;asi ve eşkıya&#8221; idi. &#8220;Kürt&#8221; idi. &#8220;Alevi&#8221; idi. O dönemde hazırlanan Dersim raporlarında ve Mustafa Kemal&#8217;in konuşmalarında &#8220;çıbanbaşı&#8221; olarak tarif edilmişti. Dersim&#8217;i bir &#8220;koloni&#8221; gibi ele almak ve &#8220;yok etmek&#8221; gerekirdi. Önce adı &#8220;Tunç Eli&#8221; yapıldı, Korgeneral Abdullah Alpdoğan &#8220;sömürge valisi&#8221; yetkileriyle bölgeye atandı, ardından yollar ve karakollar inşa edildi. Sonrası insanlık tarihinin gördüğü en vahşi katliamlardan birinin hikayesidir&#8230;  </p>
<p> 12 Eylül öncesinde &#8220;darbe şartlarını olgunlaştırmak&#8221; için gerçekleştirilen katliamlar ve katliam provaları ise Dersim 38&#8242;den farklıdır. Dersim 38, yeni kurulan TC devletinin Türkiye toplumunu kendi anlayışına göre yeniden &#8220;kurgulamak&#8221; isteğinin kanlı bir sonucudur. Maraş katliamı (1978), Çorum katliamı (1980) 12 Eylül darbesini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan kanlı kargaşa ortamı senaryosunun sonuçlarıdır. 1993&#8242;teki Sivas Madımak katliamının &#8220;özgünlüğü&#8221; ise, olayın hemen sonrasındaki gelişmelerin seyrine bakılarak rahatlıkla anlaşılabilir. Aleviler gelişen Kürt hareketinden uzak tutulmak isteniyordu. Bunun için zaten yüreklerine yer etmiş olan korkuyu canlandırmak gerekiyordu. Bunun yanı sıra toplumda yaratılmak istenen &#8220;laik-anti laik&#8221; kutuplaşmasında Alevilerin &#8220;laik&#8221; kutbun &#8220;kitlesi&#8221; olmasına karar verilmişti. Madımak katliamından sonra Gazi Mahallesi&#8217;nde sahnelenen provokasyon da aynı amaçları realize etmek için tezgahlanmıştı. Bir adım sonrasında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan &#8220;Milli Güvenlik Siyaset Belgesi&#8221;nde &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; önceliklerinin güncellendiğini ve &#8220;irtica tehlikesinin&#8221; birinci sıraya yükseltildiğini ve peşi sıra &#8220;28 Şubat süreci&#8221; denilen müdahalenin gerçekleştirildiğini biliyoruz.</p>
<p> Ergenekon soruşturmaları esnasında bazı Alevi kanaat önderlerine yönelik suikast planlarının açığa çıktığını da hatırlayalım. &#8220;Derin&#8221; güçler ne zaman toplumda &#8220;kaos ve kargaşa ortamı&#8221; yaratmak isteseler, akıllarına ilk gelen senaryo Alevi-Sünni çatışması çıkartmak olmaktadır. Bu kirli amaçlarını gerçekleştirememişlerdir. Çünkü geçmişte çıkartılamayan Alevi-Sünni çatışmasını, bütün bu gerçeklerin açığa çıktığı günümüz koşullarında hiç çıkartamayacaklar, başaramayacaklardır. Adına &#8220;Alevi açılımı&#8221; denilen sürecin bence en önemli anlam ve sonucu da bu olacaktı. Alevilerin eşitlik, eşit yurttaşlık istemlerinin karşılanması ve bir bütün olarak normalleşme, bu tip kanlı ve kirli tezgah ve senaryoların akamete uğratılmasının en büyük teminatı olacaktır.</p>
<p><strong>C. B. :</strong><strong> Çok üzülerek soracağım bir soru daha; büyük acımız ve utancımız Madımak Oteli Olayının Aleviler üzerindeki etkisi ne olmuştur? Bugünlere geldiğimizde, bu Olayın yıldönümünde üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen herhangi bir gelişme oldu mu? Yoksa Madımak kurgusal bir biçimde hem Sünni kesimi hem de Alevi kesimi birbirlerinden iyice koparmak amaçlı planlandığı gibi yaşandı ve öylece kaldı mı?</strong></p>
<p>C. S. : Madımak katliamı, &#8220;derin&#8221; ve amaçlarını en fazla gerçekleştirmiş olaylardan biridir. Bu olay (1993) ve sonrasındaki Gazi Mahallesi provokasyonu (1995), Alevilere yeni bir &#8220;rol&#8221; atfedilmesini sağlamıştır. Alevilerin &#8220;irtica tehdit ve tehlikesi&#8221; konseptine &#8220;figüran&#8221; olmaları istenmiş ve açıkçası bu belli bir ölçüde başarılmıştır da. Öte yandan Alevilerin yüreğine yine korku salınmıştır. Aslında Aleviler başından beri bu olayların &#8220;derin devlet&#8221; bağlantılı olarak gerçekleştirildiğini sezgisel olarak biliyorlardı. Bunu bilmeleri de isteniyordu zaten. Amaçlanan, &#8220;derin devletten&#8221; korktukları&#8221; ölçüde, onun kendilerine atfettiği rolü oynamaktan başkaca &#8220;yaşamak&#8221; şans ve seçeneklerinin olmadığı mesajını vermekti. Nitekim Alevi toplumu içinde adeta birer misyoner gibi Alevileri &#8220;rejimin muhafızı&#8221; olma rolüne yönelten kişi ve çevrelerin de etkisiyle, uzun süre bu &#8220;rol&#8221; gündemde kaldı. Darbe çığırtkanlığı yapılan Cumhuriyet Mitingleri bu sürecin son noktasıydı. Fakat artık daha önce de değindiğim gibi Alevileri bu oyuna kitlesel olarak dahil etmek eskisi kadar kolay değildir, olmayacaktır. Ayrıca vurgulamak isterim ki, bu oyunu bozmak hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
<p> Bu noktada Alevilerin Madımak Oteli&#8217;nin bir &#8220;vicdan&#8221;, &#8220;kardeşlik&#8221; veya &#8220;yüzleşme&#8221; müzesi olarak düzenlenmesi talebi, büyük bir anlam ifade ediyor. &#8220;Müze&#8221; işin şekli yönüdür. Bir anıt da yapılabilir. Önemli olan ona yüklediğimiz anlamdır. Orasının bir müze olması, Alevi-Sünni kardeşliğinin bir abidesi olabilir, Alevileri Sünnileri birbirlerine düşürmek isteyenlere verilen güçlü bir cevap olabilir. Karşılıklı güvenin tesis edilmesinde sembolik değeri yüksek bir anlam taşıyor yani.</p>
<p> Madımak konusunda, meselenin aslı artık iyi biliniyor. Aziz Nesin&#8217;in Pir Sultan etkinlikleri nedeniyle Sivas&#8217;a gelmesi bir &#8220;tahrik&#8221; unsuru olarak bazı çevreler tarafından kullanıldı. Bu bahane Aziz Nesin olmasaydı, bir başka şekilde &#8220;icat&#8221; edilirdi. Şehirde günlerce öncesinden bildiriler dağıtıldı. İnsanlar galeyana getirilmek istendi. O bildirileri kimlerin yazdığı, basıp dağıttığı yargılama sürecinde açığa çıkarılmayan hususlardan sadece bir tanesidir. Sonuçta &#8220;din elden gidiyor&#8221; yaygarasıyla galeyana getirilen insanlar Madımak Oteli önünde toplandı. Madımak&#8217;ı ateşe verenler de açığa çıkarılabilmiş değildir. Güvenlik güçlerinin tutumu, özellikle önlem alması için olay yerine intikal ettirilen askeri birliğin tutumu, oldukça manidardır: Yangını sadece izlemişler, hatta olay esnasında geri çekilmişlerdir. İktidarda DYP-SHP koalisyonu vardı. Başbakan Tansu Çiller, yardımcısı da Erdal İnönü idi. Dönemin sorumluları konuşsa, daha &#8220;ilginç&#8221; detayların ortaya çıkacağı kesindir.</p>
<p> Benim arzum, Madımak katliamının aydınlığa kavuşturulması ve Alevilerin eşit yurttaşlık istemleri konusunda Sünni canlarımızın da artık ses vermesi, bu taleplere sahiplik etmesidir. Aynı şekilde örneğin başörtüsü konusunda da Aleviler net bir tutum içinde olmalıdırlar.</p>
<p> Bu, mümkündür. Gereklidir. Çünkü aynı ayrımcılık üreten zihniyetin mağdurlarıyız&#8230;</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bir Alevi hanımın kısa bir anlatımını okumuştum, orada şöyle diyordu; &#8221; bize bacı tanımaz diyorlar, en çok buna üzülüyorum. &#8221; Bu okuduğumda beni çok rahatsız etmişti. Bir insana, bir yeküne tümden pervasızca ahlaksızlık isnadında, iftirasında bulunabilmenin temelinde nasıl bir toptancı düşmanlık yatar? Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>C. S. : Yukarıda da belirttim. Aleviler ve Sünniler arasında yaratılmak istenen çelişki ve hatta &#8220;düşmanlığın&#8221; temelinde iktidar, egemenlik ilişkileri ve bu kavramlarla bağlantılı siyaset vardır. Her iki toplum arasında yaratılan sorunların ve güvensizliğin sorumlusu Aleviler olmadığı gibi, Sünni canlarımız da değildir.</p>
<p> Malum; bu süreç, Yavuz Sultan Selim&#8217;in bir Alevi-Kızılbaş devleti olan Safavilerin yenilgisiyle sonuçlanan 1514&#8242;teki Çaldıran Savaşı ile başlayan bir süreçtir. Bu savaşın öncesinde Sünni Kürt beyliklerin desteğini alan Yavuz Sultan Selim, böylece, Kürtler açısından da etki ve sonuçları günümüze değin uzanan bir mezhep çatışması ve parçalanmanın önünü açmıştır. Dahası, Halifeliğin Mısır&#8217;dan İstanbul&#8217;a getirilmesiyle, Osmanlı İmparatorluğu dini siyaset açısından da bir tercihte bulunmuş ve Alevilerin büyük acılar yaşadıkları bir sürece girilmiştir. Şeyhülislamlar tarafından Aleviler için en hafif deyişle hakaretler içeren fetvalar verilmiştir. Günümüze kadar gelen Aleviler hakkındaki iğrenç yalanların, önyargı ve güvensiz yaklaşımların temelinde bu vardır. Çok sayıda Alevi bu yıllar boyunca Sünni olmuştur. Hacı Bektaşi Veli&#8217;nin ardından Bektaşilik, daha çok kentlerde ve egemen çoğunlukla uzlaşarak bir tarikat olarak örgütlenmiş, tasfiye edilene kadar da Yeniçeri Ocağı&#8217;nda etkili olmuştur. Dağlık, kırsal bölgelerde yaşayan Aleviler inançlarını koruyabilmişlerdir. Bu halleriyle, yani bir varlık-yokluk mücadelesi içersindeyken, Sünni çoğunlukla ilişkileri sınırlı düzeyde kalmış ve haklarında yaygınlaştırılan yalan ve yanlış şayiaları boşa çıkartabilmeleri de mümkün olamamıştır.</p>
<p> Cumhuriyet dönemlerinde de farklı bir durum söz konusu olmamıştır. Aleviler hakkındaki şayiaların sürüp gitmesi, &#8220;böl-parçala-yönet&#8221; (bunu &#8220;böl-parçala-gerektiğinde öne çıkar, kullan, darbe yap&#8221; şeklinde de ifade edebiliriz) anlayışının temel argümanlarından biri olarak kullanılmıştır. Aleviler &#8220;şeriatçılar sizi kesecek&#8221; diye korkutulurken, Sünni kardeşlerimizde de Aleviler hakkındaki taşıdıkları önyargı ve güvensizliklerin canlı kalmasına gayret edilmiştir.</p>
<p> Bahsettiğiniz örnek, Aleviler hakkındaki önyargıların yalan ve yanlışların etkilerinin tipik örneklerinden biri oluyor. Alevi inancında insanlara temiz, dürüst, iyi ve ahlaklı olmaları öğütlenir. Dürüst ve ahlaklı olmak, iyilik yapmak, mütevazılık, Tanrı&#8217;ya karşı ödevlerini yerine getirmenin gerekleridir. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabımda, Aleviliğin temiz, dürüst ve ahlaklı olmaya vurgu yapan bu özelliklerini şöyle ifade eder:</p>
<p><em>&#8220;Her yerde, her zaman ve her mekanda Allah&#8217;</em><em>ı</em><em>, Allah&#8217;</em><em>ı</em><em>n kudretini ve kuvvetini kalbinde taşımak, iyi düşüncelerle kalbini daima temiz tutmak, her şeyden evvel doğru olmak, en büyük günah olan yalanı söylememek, katiyen borçlanmamak her Dersimli için dini ve ahlaki ödevlerdir.&#8221;</em>  </p>
<p> Şunu da kısaca belirtmiş olayım, bir yandan Kemalist asimilasyon ve katliamların yol açtığı korku, bir yandan 1960&#8242;lı yıllardan itibaren Alevi toplumunda etkin oldukları görülen sol hareketlerin objektif olarak asimilasyon ve bozulmaya hizmet eden anlayış ve pratikleri, günümüzde Aleviliği oldukça zayıf düşüren başlıca etkenler olmuşlardır. Genç kuşakların Alevilikten uzaklaştıkları, neye inanacaklarını bilemedikleri bir dönemden geçiyoruz. Daha çok kapalı ve kırsal kesimde kendisini uygulama kudreti olan Aleviliğin kentsel dönüşüm sürecinde yüz yüze kaldığı sorunları da eklemek gerekir. Ama Alevi toplumundaki bu bozulma durumu hiç kimse için &#8220;iyi&#8221; bir şey değildir. Zamanla kendi doğrultusunda bu sorunların aşılacağına inanıyorum; gayretimiz de bu yönde olmalı.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Siz benim takip edebildiğim kadarıyla ortak bir yaşamı içinize olması gerektiği gibi sindirebilmiş birisisiniz, Alevi çevrelerden hiç tepki aldığınız oluyor mu?</strong></p>
<p>C.S. : Evet, Alevilerin Kemalizm&#8217;le hastalıklı ilişkisini sorguluyor olmam belirli çevrelerde &#8220;tepki&#8221; yarattı. Tepkinin ötesinde küfür ve hakaret içerikli mesajlar yazanlar oldu. Bunlardan bazıları tepkilerini &#8220;tehdit&#8221; olarak da belli ettiler. Bunun yanı sıra Dersim 38 ile ilgili gerçekleri dile getiriyor oluşuma da değişik şekillerde tepki gösterenler oldu. CHP&#8217;li Onur Öymen&#8217;in meclis kürsüsünde sarf ettiği &#8220;Dersim 38&#8242;de &#8216;analar ağlamasın&#8217; denildi mi?&#8221; şeklindeki sözlerine yönelik yazdığım yazılar ve yaptığım konuşmalardan rahatsızlık duyanlar oldu. Bunlardan en hafifi, &#8220;geçmişi niye karıştırıyorsun&#8221; şeklinde idi. Fakat daha çok olumlu tepkiler aldım. İnsanlarımız, kendileri için bir korku nedeni olan duygu ve düşüncelerinin yüksek sesle dile getirilmesinden duydukları hoşnutluğu değişik biçimlerde ilettiler bana. Benim için önemli ve değerli olan da buydu. Küfürler, hakaretler, tehditler ise bana sadece ve sadece doğru yolda olduğumu düşündürdü. Akıl ve vicdanımdan, gördüğümü, inandığımı, düşündüğümü dile getirmekten başkaca esas aldığım bir kaygım yok.</p>
<p> Bu arada Sünni kardeşlerimizden de olumlu tepkiler aldım, alıyorum. Bu benim için çok değerli bir şey. İnsanlarımızın birbirlerini daha doğru bir şekilde tanımalarına, anlamalarına ve sorunlarına kaynaklık eden zihniyetin aynı olduğunu görmelerine bir parça da olsa vesile olmak, benim için en büyük mutluluk kaynağıdır.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Alevi Açılımı başlığında gözlemleriniz nelerdir, herhangi bir gelişme mevcut mu, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>C. S. : Bugüne kadar ilk defa devlet Alevileri resmen ve alenen dinledi. Bu, başlı başına tarihi bir anlam ve değer ifade ediyor. Alevi çalıştayları bu nedenle büyük umut ve beklenti yarattı. Bu adımı &#8220;ılımlı İslamcı&#8221; olduğu iddia edilen bir hükümetin atmış olması da başlı başına önemli idi.</p>
<p> Alevi kurumlarının bazıları, ilk çalıştayın ardından katkıda bulunmaktan, süreci etkilemeye çalışmaktan çok sahip oldukları önyargı ve güvensizliği ön planda tutan yaklaşımlar gösterdiler. Başka bazı Alevi kurumları da devletin sadece kendilerini dinlemesinden yana bir tutum içerisinde oldular. Alevi toplumunun kendi bünyesindeki sorunlar veya sorunlu yaklaşımlar bir yana, asıl sorun, siyasi iktidarın bu süreci ilerleten bir tutum sergilememesi. Tıpkı Kürt açılımında olduğu gibi Alevi açılımını da deyim yerindeyse ortada bıraktı. Attığı ilk adımın gerisini getirmeye irade gösteremedi. Madımak Oteli&#8217;nin kamulaştırılması ve bir müze veya anıt olarak düzenlenmesi gibi hemen yerine getirilmesi mümkün olan talepleri bile zamana yaydı, tavsattı. Madımak Oteli nihayet kamulaştırıldı geçtiğimiz günlerde; gerekli ödenek ilgili bakanlığa verildi. Ama bu sefer de &#8220;Sivaslılar müze istemiyor&#8221; gibi bir kaygı dillendirilmeye başlandı. Sonuç itibarıyla &#8220;açılım&#8221; bir başka bahara kaldı gibi görünüyor. Yine de konunun gündeme gelmesi, tartışılması ve Alevi istemlerinin Alevilerden dinlenmesi olumlu oldu ve bundan sonra yeniden başa sarmak olasılığı olduğunu düşünmüyorum. Nasıl ki Kürt sorununda bir daha &#8220;kart-kurt-Kürt&#8221; inkarcılığı yaşanmayacaksa, Alevi meselesinde de ne yapılması, hangi adımların atılması gerektiği konusu &#8220;bilinmiyormuş&#8221; gibi davranılamayacaktır. Gelinen noktadan ileriye gidilecektir&#8230;  </p>
<p> Son anayasa değişikliği tasarısı bu konuda adım atmak için son derece uygun bir zemin idi. Değerlendirilemedi. Eksiklerine rağmen bu değişiklik tasarısı olumludur, fakat anayasa değişikliği talep eden kesimlerin, Kürtlerin ve Alevilerin istemlerini de dikkate alan bir tutum içinde olunması, onun demokratik yönünü daha da güçlendirecekti.</p>
<p> Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla Alevilerin &#8220;ibadethane&#8221; kabul ettikleri cemevlerinin yasal statüsünün tanınması, &#8220;dünyanın sonu&#8221; olmayacak; sadece fiilen zaten varolan bir durumun teyit edilmesi olacaktır.</p>
<p> Bir 12 Eylül uygulaması olan &#8220;zorunlu din dersi&#8221; uygulaması için de bu söylediğim geçerli.</p>
<p> Bir diğer istemimiz de bir resmi ideoloji kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kaldırılması, devletin insanlarımızın din, iman ve vicdanlarına &#8220;komuta&#8221; etmekten vazgeçmesidir. Çokça bunun &#8220;kolay&#8221; olmadığı, hatta mümkün olmadığı belirtiliyor. Ancak &#8220;Türkiye laiktir laik kalacak&#8221; demagojilerinin kendisini ele verdiği nokta burasıdır. Aynı şekilde Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılık da en yalın haliyle bu noktada yaşanmaktadır. Basit bir denklemdir: Devletin vatandaştan topladığı vergiler onlara &#8220;hizmet&#8221; olarak geri döner. Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın Sünni kardeşlerimize &#8220;hizmet&#8221; edip etmediği de tartışılır, ama Alevilere &#8220;hizmet&#8221; etmediği kesindir&#8230; Devletin insanlarımızın inançlarıyla, ibadetleriyle ilgili yegane sorumluluğu, hepsine eşit mesafede durmaktan ve inançlarını özgürce yaşamalarına yasal güvence sağlamaktan ibaret olmalıdır. Diyanet var iken olan şey ise, tipik bir ayrımcılıktan başkaca bir şey değildir. &#8220;Zor&#8221; olabilir; ama bu, bizim doğru olanı, olması gerekeni dile getirmememize, bilinç ve vicdanlarımıza sınır koymamıza gerekçe olmamalı.</p>
<p> Yakın tarihimizdeki katliam dosyalarını da artık yeniden açmanın zamanı gelmiştir. Devlet ve toplum olarak bu gerçeklerle yüzleşmemiz zorunludur. Bu, toplumsal iç barışın da en büyük güvencesi olacaktır. Maraş katliamı, Çorum katliamı, tıpkı 1 Mayıs 1977 katliamı gibi, &#8220;derin devlet&#8221; oluşumlarının Alevi-Sünni çatışması çıkartmak, ülkemizi kanlı bir kaos ortamına sürüklemek için sahneye koydukları oyunlardır. &#8220;Derin&#8221; güçlerin egemen ve ayrıcalıklı konumlarını, &#8220;koruma-kollama&#8221; misyonlarını gündemde tutmak için ne denli pervasız olabileceklerinin örnekleridir. Bunları &#8220;biliyor&#8221; olmak yetmez; hepimiz adına bir &#8220;toplumsal bilinç ve hafıza&#8221; konusu haline getirmemiz gerekli. Nitekim bir süre önce bu tip olayların meclis tarafından araştırılması yönünde bir önerge gündeme geldi. Olumluydu. Dilerim gerisini getirmek ve meclisin bu dosyaları yeniden açmasını sağlamak noktasında gerekli irade gösterilir.</p>
<p> Dikkat çekmek istediğim bir başka husus da, Alevi meselesinin bir takım yasal düzenlemeler yapmanın ötesinde, bir &#8220;toplumsal barış&#8221; projesi olarak ele alınması gereğidir. Alevi meselesi Kürt sorunundan da daha &#8220;ağır&#8221; bir meseledir. Çözümü, konunun bir &#8220;süreç&#8221; olarak ve mutlaka toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Karşılıklı güvensizlikler, tedirginlikler, önyargılar aşılabildiği ölçüdedir ki hiçbir zaman hiçbir &#8220;derin&#8221; ve &#8220;karanlık&#8221; güç, Alevi-Sünni çatışması yaratmaya tevessül edemeyecektir.</p>
<p> Ergenekon dava ve soruşturmasının ortaya koyduğu gerçekler bu konuda belirli bir yol alınmasını, bir bilinç ve duyarlılığın ortaya çıkmasını da sağladı. Ama devamını getirmek önemli.</p>
<p> Sonuç itibarıyla hükümetin Alevi açılımının henüz kendisinden başka bir somut sonucu yok. Fakat mesele bir kez Türkiye&#8217;nin gündemine girmiştir ve bu yolda ilerlenecektir. Benim istem ve beklentim, daha fazla geç kalmadan, kaygı ve korkuları değil, görev ve sorumluluklarımızı esas alarak yol almaya cesaret etmemiz gerektiği yönündedir.</p>
<p><strong>C. B. :</strong><strong> Geçtiğimiz günler de &#8216; Abant Platformu &#8216; gerçekleşti, </strong><strong>siz de katılımcıydınız. P</strong><strong>latform başlığı içerisinde &#8216; Alevi Sorunu &#8216; ile ilgili görüşmeler, gelişmeler konuşuldu mu? İzlenimleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>C. S. : Abant Platformu&#8217;na ilk defa &#8220;müzakereci&#8221; olarak davet edildim. Konu, &#8220;vesayet ve demokrasi&#8221; idi. Bu iki kavram birbirini reddeden kavramlar. Ama aynı zamanda ülkemizin de gerçeği. Bir başka ifadeyle demokrasimizin niçin sağlıklı ve işleyen bir demokrasi olmadığının, olamadığının da açıklamasını ortaya koyuyor.</p>
<p> Oturumlarda konu enine boyuna tartışıldı ve &#8220;vesayet&#8221;in değişik konularda, ne şekilde tezahür ettiği üzerinde duruldu. Bunlardan en can alıcı olanları bence Kürt, Alevi ve başörtüsü sorunları idi. Daha çok izlemeyi, dinlemeyi tercih etmekle beraber tabii ki ben de gündemdeki konulara ilişkin görüş ve değerlendirmelerimi paylaşmaya çalıştım.</p>
<p> Sonuç bildirgesi, ülkemizin sağlıklı ve işleyen bir demokratik yapılanmasının köşe taşlarına işaret eden mahiyetteydi. Önemliydi. Ama kuşkusuz daha da önemli olan, bunun için demokratik, meşru çerçeve içerisinde daha fazla mücadele etmek.</p>
<p> İzlenim olarak kısaca şunu söyleyebilirim: Farklı düşüncelere sahip entelektüel isimlerin yan yana gelmesi bile platformu başlı başına önemsemek gereken bir zemin haline getiriyor. Ne var ki, sorunu ortaya koymada ne denli aynı veya benzer görüşler ortaya konulabiliyorsa, &#8220;nedenler&#8221;in üzerinde durma konusunda yeterince &#8220;istekli&#8221; olunamadığını gördüm. Oysa bu sorunların hiçbiri durup dururken ortaya çıkmadı. Nedenleri irdelemek bizi yüzleşme pratiklerine sevk ediyor. Ortaya çıkan bilinç ve duyarlılığın sağlam ve sağlıklı temellere oturabilmesi için, bundan kaçınmamak gerekir.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunuzu biliyorum, biraz kitaptan bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>C. S. : Dersim&#8217;i, Dersim 38&#8242;i yazıyorum. Tamamlama aşamasındayım. Sanıyorum önümüzdeki Eylül veya Ekim ayı içerisinde yayımlanmış, piyasaya çıkmış olacak. Bu kitabı hazırlarken, aklımda Dersim gerçekliğini bilmeyen veya resmi ideolojinin, resmi tarihin bellettiği şekilde &#8220;bilen&#8221; insanlara hitap etmek gereği vardı. Sadece 38 katliamını değil; Dersim&#8217;in tarihini, etnik yapısını, dilini, folklorik yapısını, efsanelerini ve tabii ki inancını da yazdım. Açıkçası oldukça zorlandığım bir çalışma oldu. Özellikle 38&#8242;i yazarken çok tıkandım. Yazar ve araştırmacı olmak, ele aldığı konu karşısında &#8220;objektif&#8221; olmayı gerektirir belki; ama ben bu acılı tarihin çocuklarından biriyim. Annelerin fistanlarının altında gizleyerek veya üzerlerine kurşun ve bombalar yağdırılırken göğüslerine bastırarak yaşattığı &#8220;katliam artığı&#8221; çocuklardan biri yani&#8230; Dolayısıyla duygularımı yansıtmadığımı iddia edecek değilim. Kitabın satırlarına gözyaşlarım karıştı&#8230; Derli toplu ve sorunu neden-sonuç ilişkisi içerisinde anlaşılır kılan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Tabii kitaba asıl değerini verecek olan, okuyucu olacak.</p>
<p> Alevilerin resmi ideoloji ile ilişkisini sorgulayan bir başka çalışmam daha var. Onu da bu yılın sonlarına doğru tamamlayabilmeyi ümit ediyorum.</p>
<p> Aynı şekilde mahpusluk süreçlerimi yazıyorum. &#8220;Anı&#8221; şeklinde değil de, daha çok Türkiye&#8217;nin yakın tarihine &#8220;içeriden&#8221;, mahpushanelerden tanıklığını ifade etmek kaygısıyla. Üç ciltlik bir çalışma olarak planladım. İlkini bitirdim. Birinci cilt, Türkiye&#8217;nin nasıl adım adım 12 Eylül darbesine sürüklendiğinin, bir solcu gencin tanıklığıyla belgesi oldu. Sadece kişisel hikayem olması bakımından değil, 12 Eylül ve sonrasındaki kuşağın yakın tarihini yeterince bilmemesi nedeniyle önemsediğim bir çalışma.</p>
<p> Bu arada edebiyatı ihmal ettim. Dağınık öykülerim, yüzleşme hikayelerim var. Kendimi ve zihnimi toparlayabilirsem öykü yazmayı da sürdürmek istiyorum.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Yaptığınız çalışmalar adına tebrik ederim</strong><strong>, - doğrusu çok imrendim-</strong><strong> kitabınızla ilgili çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. </strong></p>
<p><strong>Yaşananlar adına üzüntü ve utanç, diyalogumuz ve içerikte gösterdiğiniz samimiyet dili adına huzur duydum. </strong><strong>Sanırım sizin de bir ara söylediğiniz gibi &#8221; <em>Yüzleşmeden sorunlar çözülmüyor </em>&#8221;.</strong></p>
<p>C. S. : Ben teşekkür ederim. Evet; yüzleşmeden hiçbir şey &#8220;<em>geçmiş</em>&#8221; olmuyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Yeni bir Alevî site kapılarını açıyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 22:09:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8706</guid>
		<description><![CDATA[Alevi kardeşlerimizle konuşup tartışmak için güzel bir platform. Kendilerine &#8220;yolunuz açık olsun&#8221; diyoruz. İşte kendi kalemlerinden tanıtım metinleri:
http://www.liberalevi.com/
Bizler özelde Alevilik inancının yaşanmasının ve aktarılmasının önündeki engellerin kaldırılması için çalışan, özde din ve vicdan özgürlüğünü savunan bir platform kurmak amacıyla yola çıktık. Aleviliğin sorunlarına parmak basarken, ülkemizdeki din ve vicdan özgürlüğü sorunlarına karşı özgürlükçü insanları bir araya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi kardeşlerimizle konuşup tartışmak için güzel bir platform. Kendilerine &#8220;yolunuz açık olsun&#8221; diyoruz. İşte kendi kalemlerinden tanıtım metinleri:</p>
<p><a href="http://www.liberalevi.com/">http://www.liberalevi.com/</a></p>
<p>Bizler özelde <strong>Alevilik inancının yaşanmasının ve aktarılmasının önündeki engellerin kaldırılması için çalışan</strong>, özde din ve vicdan özgürlüğünü savunan bir platform kurmak amacıyla yola çıktık. Aleviliğin sorunlarına parmak basarken, ülkemizdeki din ve vicdan özgürlüğü sorunlarına karşı özgürlükçü insanları bir araya getirebilmek ve hoşgörü <span id="more-8706"></span>/ müsamaha düsturunu geliştirmek istiyoruz.</p>
<p>                Derdimiz Aleviliği tanımlamak değil, tüm inançların önündeki engellerin kaldırılmasında karınca kararınca bir katkım<strong>ızın</strong> olması. <strong>Bizler demokrasiye, bireyin temel hak ve özgürlüklerine sonuna kadar bağlı, kişinin tercih hakkına saygılı, </strong>&#8220;sadece kendine Müslüman olma&#8221;yı kabul etmeyenlerdeniz. Nerede bir mazlum feryat etse kendi özümüzden bir eksiklik hissedenlerdeniz. Biz sofi süreklerinin her birini hak bilir birini diğerinden ayırmayız. Bilgimizce kendi inancımızı yaşamak, yaşatmak ve aktarmak konusunda gayret edenlerdeniz.</p>
<p> </p>
<p align="center"><strong>Meydanda oturan canlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Aynı soydan aynı kanlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Kalksın kötü çirkin yanlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Bu meydanda bu divanda</strong></p>
<p align="center"> </p>
<p>                Aleviliğimizi soya, ırka vb. her hangi bir kalıba bağlayıp sınırlandırmayız. Bizim kapımız &#8220;Allah bir, Muhammed, Ali&#8221; diyen, yol ve erkânını sürmeye çalışan, yaşayan ve yaşatan ve tüm inançlara saygı duyan her cana açıktır. Demeyenlerle inancımız üzere bir ortaklığımız yoktur. Ancak onlara da bizden yana bir zulmün ulaşmasını istemeyiz. <strong>Gerek kendi içimizdeki farklılıkları ve gerekse dışarıdaki farklılıkları bir </strong>zenginlik olarak kabul ederiz.</p>
<p>                Mevlana&#8217;nın buyurduğu gibi &#8220;Kâbe birdir, Ona giden yol bindir&#8221;. İnananlar için kabul gören her yol bizim için makbuldür. Zor ve cebr kullanılmadıkça, başkalarının yaşam alanını daraltmadıkça her inanç bizim için saygı değerdir.</p>
<p>                Liberalevi özelde Aleviliğin, özde din ve vicdan özgürlüğünün tavizsiz savunucu olacaktır. Sadece kendi özgürlüğünü değil; kendinden olmayanların da özgürlüğünü tavizsiz savunmak sitenin var oluş amacıdır. Tüm Alevi dostlarını ve özgürlük dostlarını sitemize davet ediyoruz.</p>
<p>                Fikirlerin özgürce savunulduğu ve tüm inançlara saygı duyulduğu bir dünya için hep birlikte el ele.</p>
<p>                Gerçeğe Hü, Mümine Ya Ali.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alevilik açılımını  düşünmek ya da sırrı faş eylemek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/alevilik-acilimini-dusunmek-ya-da-sirri-fas-eylemek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/alevilik-acilimini-dusunmek-ya-da-sirri-fas-eylemek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 11:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8650</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan Akkır
Netameli bir siyasal sürecin içerisindeyiz. Sürekli ıskaladığımız ve kangren olmaya yüz tutmuş birçok sorunun baskısı altındayız. Bir taraftan toplumsal kutuplaşma derinleşirken diğer taraftan siyasi riskler çoğalıyor; dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla sürükleniyoruz. Zaman geçtikçe çözüm biraz daha zora giriyor. Acil çözüm bekleyen sorunlarımızın başında Kürt sorunu, Alevilik sorunu, sivil anayasa, askeri vesayet vb. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/alevilik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8651" title="alevilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/alevilik-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a>Ramazan Akkır</em></strong></p>
<p>Netameli bir siyasal sürecin içerisindeyiz. Sürekli ıskaladığımız ve kangren olmaya yüz tutmuş birçok sorunun baskısı altındayız. Bir taraftan toplumsal kutuplaşma derinleşirken diğer taraftan siyasi riskler çoğalıyor; dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla sürükleniyoruz. Zaman geçtikçe çözüm biraz daha zora giriyor. Acil çözüm bekleyen sorunlarımızın başında Kürt sorunu, Alevilik sorunu, sivil anayasa, askeri vesayet vb. geliyor. </p>
<p align="justify">Alevilik, &#8220;Kaldır gitsin senlik benlik hatalar / benliğe yok dedi güzel atalar / kesilen kurbanlar, yenilen lokmalar / Hasan ile Hüseyin aşkına&#8221; diyen; ancak siyasal sistem tarafından görmezden gelinen, ötekileştirilen<span id="more-8650"></span>, oldukça senkretik dinsel bir gelenek&#8230; Siyasal olarak ise, 1950&#8242;li yıllara kadar kırsal kesimde yaşayan, siyasal hayata katılmayan; 70&#8242;li yıllar boyunca dışlanmanın ve şifahi kültürün verdiği bir ruhla sosyalizme savrulan; 80&#8242;lerde ise İran İslam Devrimi&#8217;nin de etkisiyle yükselen radikal İslamcılığa karşı panzehir ve laik siyasetin müttefiki; 90&#8242;lı yıllardan itibaren kendi kimliğini fark eden ancak demokrat, hümanist eksene doğru savrulan siyasi bir topluluk&#8230;  </p>
<p align="justify">Böylesine karmaşık ve farklı güzergahta yol alan Alevilerin sorunları nasıl çözümlenebilir? Ak Parti tarafından organize edilen Alevilik Çalıştayları, kanayan bu yaraya merhem olabilir mi? Toplumsal kutuplaşmanın oldukça yoğunlaştığı bir dönemde, toplumun farklı kesimleri senlik-benlik kavgasını aşarak bu çok boyutlu sorun ile başa çıkabilecek mi? Ya da tüm bunların da ötesinde, içimizdeki ötekiyi anlayıp kendi sosyo-kültürel tarihimiz ile yüzleşerek &#8220;sağlıklı bir toplum&#8221;a doğru evirilebilecek miyiz? Farklı kimliklerin ve değer sistemlerinin hayat bulduğu bu mümbit coğrafya, bu inanç sahiplerinin vatanı olabilecek mi?   </p>
<p align="justify">Uzun zamandan beri siyasi tablonun dışında bırakılan Alevilerin sorunlarını çözmek amacıyla Ak Parti tarafından Alevi açılımı hayata geçirildi. Ve bu süreçte Alevi&#8217;sinden Sünni&#8217;sine, basın mensubundan yazarına ve sivil toplumun birçok temsilcisine kadar, toplumun pek çok kesimi ile bu &#8220;tarihsel yük&#8221; tartışıldı, tartışılmaya devam ediyor. Peki, gelinen noktadan ümitvar olmalı mıyız; yoksa bu tarihsel yükü omuzlarımızda taşımaya devam mı edeceğiz?  </p>
<p align="justify">İlk olarak, tarihe mal olmuş Alevilik gibi kökeninde Osmanlı-Safevi iktidar mücadelesinin olduğu bir sorunu Alevilik Çalıştaylarıyla &#8220;mutlak&#8221; anlamda bir anda çözmek veya çözüm beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmez. Çünkü tarihsel ve toplumsal kaynaklı sorunlara bir anda çözüm bulmak mümkün değildir. Bu tür sorunları, ancak çözüm iradesini sürekli canlı tutarak, -zamana yaymanın rehavetine de kapılmamak kaydıyla- süreç içerisinde çözümleyebiliriz. Bu açılım ile beraber, ötekileştirilen Aleviler siyasal sistem tarafından &#8220;makul dinsel inanç ya da kimlik&#8221; olarak kabul görmeye, meşrulaşmaya başladılar. Sözgelimi TRT&#8217;de Alevilik inancına daha fazla yer verilmeye başlandı. Ardından yine bu sürecin ürünü olarak, siyasi aktörler muharrem törenlerine katılarak toplumsal kutuplaşmayı önleme imkanına sahip adımlar attılar.  </p>
<p align="justify">Alevilik sorunun çözümlenebilmesi için cumhuriyetin din politikasını yeniden tartışmalıyız: Cumhuriyetin kurucu miti ve din politikasını belirleyen ana ilke laikliktir. Ve cumhuriyetin kurucu aktörleri, Müslümanlığı/İslam&#8217;ı terk edip başka bir dini benimsemek gibi, bir kararları yoktur. Aksine İslam&#8217;ı yeni düzenin ve modernliğin ruhuna uygun olarak yeniden kurgulamak ve inşa etmek niyetindeydiler. Islah edilmiş, kontrol edilebilir makul bir İslam&#8230; Özetle kurucu iktidarın ve seçkinlerin din algısını, &#8220;dinin tekil yorumunu tekel altında tutmak&#8221; biçiminde tanımlayabiliriz. Tekke ve Zaviyeler Kanunun kabulünden itibaren cumhuriyet idaresi, herhangi bir mezhep, tarikat ya da cemaati meşru görmüş veya özel muamele yapmış değildir. Siyasal sistemin resmi mezhebi konumunda olan Sünniliğin de herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Şeriyye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılarak yerine kurulan Diyanet İşleri Reisliği&#8217;nin Sünnilik ile irtibatlı görülmesinin temel sebebi; kontrol edilmesi, dönüştürülmesi ve baskı altına alınması gereken yorumun Sünnilik olmasındandır. Bu bağlamda Alevilerin sorunlarını Diyanet kapsamında ya da Diyanet&#8217;in şemsiyesi altında çözümlenmesini beklemek gerçekçi değildir; hatta sorunu içinden çıkılmaz hale de getirebilir. Ayrıca bu tür bir çözüm, şifahi geleneğe sahip olan Aleviliğin, kendi otantik kimliğini kaybederek &#8220;devlet odaklı bir Aleviliğe&#8221; dönüşme riskini de içinde barındırır. Bu bağlamda hem Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217;nu yeniden düşünmeye hem de laikliği daha liberal bir forma dönüştürmeye ihtiyaç vardır. </p>
<p align="justify">Alevilik gibi içinden çıkılması oldukça zor bir meselede ikinci açmaz, cemevlerinin yasal bir statüye kavuşturulup-kavuşturulmaması sorunudur. Bilindiği üzere, cemevleri köyden kente göçün bir ürünü olarak, 1970&#8242;li yıllardan itibaren toplumsal yapıda görünmeye başlamıştır. Alevi açılımının başarılı olabilmesi için, cemevlerinin yasal bir statüye kavuşturulması noktasında siyasi bir iradenin ortaya çıkması zorunludur. Ayrıca din ve vicdan hürriyeti söylemini merkeze alan laik felsefede tüm dini kurum ve anlayışlar saygıyı hak eder ve fiili olarak saygın bir konumdadır. Ancak bu gerilimli süreçte, cami ile cemevlerini karşı karşıya getirmek tehlikesinden kaçınılmalıdır.  </p>
<p align="justify">Alevilik meselesinde bir diğer açmaz da, din derslerinin zorunluluğu meselesidir. Din dersleri, 1982 anayasası ile zorunlu hale gelmiştir. Bu karar ile siyasal sistem, ıslah edilmiş dinden destek alarak kendini rehabilite etmeyi amaçlamıştır. Burada çok fazla uzatmadan sözü, 12 Eylül 1980 darbesinin mimarı olan Kenan Evren&#8217;e bırakıyorum: &#8220;Dini Eğitim çocuklara aileleri tarafından verilemez. Aslında aile bu eğitimi vermeye çalışsa bile yanlış, eksik veya kendi bakış açısından öğretebilir, dolayısıyla bu uygunsuzdur&#8230; Şimdi bunu Anayasa hükmü haline getirdik. Artık din, çocuklarımıza devlet tarafından, devlet okullarında öğretilecektir.&#8221; Darbe Anayasanın uygulamasını ve darbeci bir zihniyetin ürünü olan zorunlu din ders uygulamasını savunmak, ıslah edilmiş bir dini savunmak anlamına gelmez mi? Ayrıca AİHM ve Danıştay&#8217;ın da zorunlu din dersine yönelik eleştirilerini göz önünde bulundurarak, zorunlu din dersi uygulamasını yeni bir forma kavuşturmak gerekmektedir. Din dersleri, modern dünyanın ve toplumun ruhuna uygun olarak, daha çoğulcu ve daha eleştirel bir forma neden dönüştürülmesin?  </p>
<p align="justify">Peki, böylesine toplumsal boyutlara sahip bir sorunun çözümünde siyasete düşen nedir? Evet, Alevilik gibi tarihsel-toplumsal boyutu oldukça fazla olan bir sorun, sadece siyaset ile çözümlenemez&#8230; Ancak burada siyasete düşen görev, toplumsal kutuplaşmayı önleyici, önyargıları aşabilecek ve toplumsal bir konsensüse yeniden inşa edebilecek siyasi bir dil kurgulamak ve bu siyasi dili sürekli canlı tutmaktır. Özellikle modernliğin etkisiyle değerler dünyasında yaşanan farklılaşmanın ve eski ile yeniyi karşı karşıya getiren kutuplaşmaların keskinleşmeye başladığı bir dönemde siyasi irade tarafından ortaya konan böylesi bir tavır oldukça anlamlı olsa gerek. Ayrıca, Türkiye gibi, jakoben dönüşümün esas olduğu bir toplumda, siyasi aktörlerin çözüm iradesi göstererek, arafta kalmış bir inancı topluma taşıması, aynı zamanda, en temel sorunumuz olan ayrımcılığı da azaltma imkanı verir bizlere. Bu süreçte, Osmanlı döneminden cumhuriyetin ellili yıllarına kadar toplum-dışı kalmış olan Aleviliğin sorunlarının çözümlenebilmesi için, ezberleri bozmak, korkuların üzerine doğru gitmek ve önyargının çelik duvarını aşmak gibi toplumsal zihniyeti sarsıcı adımların atılması gerekmektedir. </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/11/alevilik-acilimini-dusunmek-ya-da-sirri-fas-eylemek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/11/alevilik-acilimini-dusunmek-ya-da-sirri-fas-eylemek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alevileri suçlamak kolay</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/alevileri-suclamak-kolay/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/alevileri-suclamak-kolay/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 23:19:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7361</guid>
		<description><![CDATA[Hilâl Kaplan (Taraf)
CHP&#8217;li Onur Öymen&#8217;in faşist zihniyetin sıradanlığını ifşa ettiği Dersim Katliamı&#8217;nı öven açıklamasından sonra Aleviler haklı olarak tepki gösterdiler. Alevilerin CHP (ben CHP diyeyim, siz Kemalizm anlayın) ile zımni ittifakını sürdürmelerine şaşıran, karşı çıkan, hatta Alevi CHP&#8217;liler için &#8220;onursuzdur&#8221; diyenler bile oldu. Bu noktada Alevilerin CHP ile olan bağını &#8220;karşılıksız aşk&#8221; ya da &#8220;Stockholm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2319" title="20081118_derin_dusunce_org_alevilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg" alt="" width="166" height="158" /></a>Hilâl Kaplan (<a href="http://taraf.com.tr/makale/8555.htm" target="_blank">Taraf</a>)</p>
<p>CHP&#8217;li Onur Öymen&#8217;in faşist zihniyetin sıradanlığını ifşa ettiği Dersim Katliamı&#8217;nı öven açıklamasından sonra Aleviler haklı olarak tepki gösterdiler. Alevilerin CHP (ben CHP diyeyim, siz Kemalizm anlayın) ile zımni ittifakını sürdürmelerine şaşıran, karşı çıkan, hatta Alevi CHP&#8217;liler için &#8220;onursuzdur&#8221; diyenler bile oldu. Bu noktada Alevilerin CHP ile olan bağını &#8220;karşılıksız aşk&#8221; ya da &#8220;Stockholm sendromu&#8221; olarak adlandırmak<span id="more-7361"></span> bana çok doğru gelmiyor. Sosyal bilimler formasyonunun bana kazandırdığı bir şey varsa o da özcülük karşıtlığıdır. Alevilerin özünde böyle bir &#8220;karşılıksız aşk/ sevgi&#8221; temayülü olmadığına göre CHP ile ilişkilerinin vahametini teslim ederek bunun nedenleri üzerine düşünmek zorundayız.</p>
<p>Cumhuriyet kurulduğundan beri en çok zulmedilen toplumsal gruplardan birini şüphesiz Aleviler oluşturuyor. O yüzden bu nedenlerin üzerine düşünmek kaçınılmaz olarak Maraş Katliamı&#8217;nı, Çorum Katliamı&#8217;nı, Sivas Katliamı&#8217;nı düşünmeyi de beraberinde getiriyor. Sünni kesimlerde bu katliamların çoğunlukla &#8220;halk içi ve halka ait&#8221; meseleler olmadığı, derin devletin ve/veya dış güçlerin kışkırtması ile meydana geldikleri zannı hâkim. Bu zannı bir tür <em>wishful thinking</em>, yani olmasını istediğinizin gerçekte olanın yerini aldığı bir düşünme biçimi olarak okumak mümkün. Ancak gerçekte olan bu değil.</p>
<p>Toplumda her daim bir Alevi-Sünni karşıtlığı mevcuttu ve ister dış güçler ister derin devlet yapılanmaları olsun toplumda zaten mevcut olan bu karşıtlık potansiyelinin kendisini ‘gerçekleştirmesini&#8217; sağlamaktan daha fazlasını yapmadılar. Çorum&#8217;da ve Maraş&#8217;ta birbirini tanıyan insanlar birbirlerini hatta ağzı emzikli bebekleri bile öldürdüler. Bu noktada topu sadece dış güçler-derin devlet ikilisine atıp, &#8220;organize işler bunlar&#8221; deyip geçmek mümkün mü gerçekten?</p>
<p>Bazıları da bu katliamların yalnızca Alevilerin değil Sünnilerin toplumsal hafızasında da bir yara olarak yerini almış olduğunu söylüyor. Öyleyse neden bu katliamların yıldönümünde sadece Aleviler anmalar düzenliyor? Öyleyse neden hatırı sayılır bir nüfusu Alevi olan Çorum&#8217;da geçen yıl Hitit Festivali, Sivas ve Çorum Katliamlarının yıldönümlerine denk gelen tarihlerde yapıldı? Eğer toplumsal hafızalarımızdaki yaralar ortaksa bu tarihlerin Sünniler için de bir şeyler ifade etmesi gerekmez mi?</p>
<p>Bu katliamlar içinde en yakın olanı Sivas olduğu için ona özel bir önem atfetmek gerektiği kanaatindeyim. Sivas&#8217;ta yine derin devlet eliyle kışkırtılan olaylarda Madımak ateşe verilmeden ve 35 insanın canına kıyılmadan önce otelin etrafındaki insan sayısı Valilik raporuna göre 15.000 kişiydi. Çığlıklar atan, tekbir getiren, sloganlar atan 15.000 kişi, 35 kişinin öldürülüşüne şahitlik etti. Bu yüzden Sivas Katliamı, Alevilerin toplumsal hafızasında yoğun bir korku ve nefretle beraber anılan bir olaydır.</p>
<p>Korku ve nefret gibi güçlü duygularla anılan Sivas Katliamı&#8217;nı, Sünnilerin Başbağlar Katliamı&#8217;ndan ayrı kınayamayışı ise, Alevilerin Sünnilere karşı güvensizliğini katmerleştiren nedenlerden birisidir. Sivas Katliamı&#8217;ndan üç gün sonra Erzincan Başbağlar&#8217;da 33 kişinin, kadın-çocuk demeden PKK tarafından öldürüldüğü bu melun katliam elbette kınanmalıdır. Ancak iddia edildiği üzere PKK&#8217;nın misilleme amacıyla yaptığı bu katliamın dinamikleri Sivas Katliamı ile bir tutulabilir mi? PKK&#8217;lıların köy basıp katliam yapması, 35 kişinin 15.000 kişinin alkışları arasında öldürülmesi ile aynı kefeye konulabilir mi? Bu tavır -çok vulgarize bir biçimde söylemek gerekirse- Alevilere &#8220;sizden 33, bizden 33; idare ediverin&#8221; mesajı vermekten öteye geçebilir mi?</p>
<p>Alevilerin &#8220;Sivas&#8217;ta Yakanlar AKP&#8217;yi Kuranlar&#8221; sloganını hep çok hakkaniyetsiz bulmuşumdur. Ancak AKP&#8217;nin 2 Temmuz 1993&#8242;te gerçekleşen Sivas Katliamı&#8217;nın yıldönümlerinde sessiz kalması ve bu katliamı ısrarla Başbağlar Katliamı ile beraber ele alması Alevilerin incinmişliğini haklılaştıran noktaların başında geliyor. AKP&#8217;yi bu kadar kötücül bir yerden okuyan Aleviler içinse AKP karşıtlığı diğer her şeye üstün geldiğinden bir tarafgirlikten çok korku ve nefretle karışık bir karşı çıkma refleksiyle CHP&#8217;ye yöneldiklerini düşünüyorum.</p>
<p>Bu yılki 2 Temmuz&#8217;un nasıl da sessiz sedasız geçtiğini ve o sessizliğin altında ezilişimi iyi hatırlıyorum. O yüzden Alevileri suçlamadan önce toplumsal hafızalarının köşe taşlarını oluşturan katliamları hatırlamak ve iyi anlamak gerektiğine inanıyorum.</p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/19/alevileri-suclamak-kolay/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/alevileri-suclamak-kolay/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Alevîleri hâlâ bir oy deposu mu sanıyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/10/02/chp-alevileri-hala-bir-oy-deposu-mu-saniyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/10/02/chp-alevileri-hala-bir-oy-deposu-mu-saniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 22:01:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6692</guid>
		<description><![CDATA[Alevi meselesi, Kürt meselesi gibi silahlı bir aşamada olmadığı için çok fazla konuşulmuyor. Bu arada aynı şekilde başörtüsü meselesi de son dönemde hiç ama hiç konuşulmuyor&#8230; Mesele halledilir de artık konuşmazsınız ama hâlâ başörtülü yurttaşlarımız okullara giremiyorlar, hâlâ başörtülü fotoğrafla ehliyet bile alamıyorlar&#8230; Aynı şekilde Alevi meselesinde de hâlâ tek bir somut adım atılmadı. Cemevlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/fl222ajc1.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-6693" title="fl222ajc1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/fl222ajc1.gif" alt="" width="280" height="280" /></a>Alevi meselesi, Kürt meselesi gibi silahlı bir aşamada olmadığı için çok fazla konuşulmuyor. Bu arada aynı şekilde başörtüsü meselesi de son dönemde hiç ama hiç konuşulmuyor&#8230; Mesele halledilir de artık konuşmazsınız ama hâlâ başörtülü yurttaşlarımız okullara giremiyorlar, hâlâ başörtülü fotoğrafla ehliyet bile alamıyorlar&#8230; Aynı şekilde Alevi meselesinde de hâlâ tek bir somut adım atılmadı. Cemevlerinin elektrik ve su paraları meselesinin halledilmesi anlık bir iş. Ama bu sembolik adım bile atılmıyor&#8230; <span id="more-6692"></span>Alevi meselesine tam anlamıyla vâkıf özgürlükçü-demokrat bir akademisyen olan Necdet Subaşı&#8217;nın bu çalıştayların başında olması çok olumlu. Öte yandan bu çalıştaylar süreci, kişisel hayatında Sünni kimliği hiç olmadığı, hatta Sünni-dindar kimliği küçümsediği halde, konu Alevilik olduğunda Sünni-merkezli bir savunmaya geçen çok sayıda kişiyi deşifre ediyor. Türk devlet zihniyeti de Hilâl Kaplan&#8217;ın mükemmel formüle ettiği gibi Alevi&#8217;ye karşı Sünni, Sünni-dindara karşı laikçi bir yapı arz ediyor. Bu kişiler de bu yapının &#8220;aydın&#8221;ları zaten&#8230; Bu tip çok sayıda kişi bu süreci baltalamaya çalışıyor. Şu an için ortalığı karıştırmaya gerek yok ama Alevi meselesinin halledilmesi noktasında bu tür gizli kapaklı, ahlakdışı engeller sürerse, bu isimleri de tek tek yazarım&#8230;</p>
<p>Öte yandan Alevi toplumunun Kemalizme çok angaje olduğu noktasından hareketle Alevilere karşı soğuk bir bakış açısına sahip birçok yazar var&#8230; Genel görüntü olarak Türk-Alevilerin öyle olduğu doğru&#8230; Fakat şunu da gözden kaçırmamak lazım. Hiçbir Alevinin, devletin esas sahibi olarak kendisini gören LAST (Laik yaşam tarzına sahip Sünni-Türk) Kemalist sınıfı gibi tuzu kuru değildir. Cumhuriyet tarihine de LAST Kemalistleri gibi bakmaz.<strong> En ama en Kemalist Alevinin bile &#8220;Dersim 1938&#8243; dendi mi yüreği sızlar. Türkiye Aleviliğinin hafızasında ciddi yer kaplayan bir olaydır bu. En Kemalist Aleviler için bile Seyit Rıza figürü, içten içe her zaman saygı ve sevgi uyandıran bir figürdür.</strong> LAST Kemalist hafızasında ise &#8220;çapulcu bir haydut&#8221;tur Dersimli Seyit Rıza&#8230; Bizim gazetede Ayşe Hür 1937-38 yıllarında Dersim&#8217;de neler olduğunu tüm çıplaklığıyla yazmıştı&#8230; Dönemin tek parti diktatörlüğü Dersim&#8217;in Alevi-Kürt halkına görülmedik bir zulüm yaptı. Vicdansızca ve merhametsizce bir zulümdü bu&#8230;</p>
<p>İşte bu zulüm sonrası ailelerinden zorla koparılan, saçları sıfır numara tıraş edilip Türkiye&#8217;nin dört bir yanına &#8220;besleme&#8221; olarak gönderilen kızlara dair Sevilay Yükselir çok isabetli bir haber-söyleşi yaptı <em>Sabah</em> gazetesinde&#8230; Zalim ve alçakça muamele gören bu Alevi kızlarının belgeselini yapan Nezahat Gündoğan&#8217;la konuştu. Tüm okurlarıma o söyleşiyi okumalarını tavsiye ediyorum.<em> Sabah</em> gibi merkez bir kitle gazetesinin bu söyleşiyi manşetten vermesi de çok takdire şayan bir hareket. Tüm <em>Sabah</em> yöneticilerini kutluyorum&#8230; Alevi kimliğini hiçbir zaman saklamamış, bunu her zaman deklare etmiş ama bunun rantını da yemeye hiçbir zaman kalkmamış bir gazeteci olan Sevilay Yükselir&#8217;den de okurları böyle haberler, söyleşiler, yazılar bekliyor&#8230; İki paralık, bayağı mevzularla ve kişilerle ilgilenmesini değil&#8230;<strong></strong>. Biri hâlâ yaşayan biri de yakın zamanda vefat etmiş, üstdüzey yönetici konumunda olan ünlü iki Dersim kökenli Alevi gazeteci var mesela. Ama bu gazeteciler ömürleri boyu bunu gizlediler, gizlemek zorunda kaldılar. Sadece çok yakınlarına anlattılar bu durumu&#8230; Yönetici konumunun dışında da böyle çok sayıda gazeteci var merkez medyada&#8230;<strong> İslâmi yaşam tarzından nefret eden, bu bağlamda Alevileri kurtarıcı gören LAST Kemalistlerinin yeri geldiğinde Alevi kimliğine karşı nasıl dışlayıcı olabileceklerini biliyorlar çünkü bu insanlar&#8230; </strong><strong></strong></p>
<p>Günümüz Türk merkez medyasında kendi Alevi kimliğini saklama ihtiyacı hisseden bir dolu gazeteci var. Bu durum bile bu ülkenin çok derin bir Alevi meselesi olduğunu bize gösteriyor</p>
<p>Şamil Tayyar kararı</p>
<p>Bu arada ifade özgürlüğü bağlamında skandal bir karara da geçen hafta şahit olduk. <em>Star</em> gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar&#8217;a temyiz yolu kapalı olarak 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi&#8230; Daha evvel Atilla Yayla&#8217;ya da yapıldığı türden bir &#8220;beş yıl bu konuda konuşmama&#8221; cezasıyla bu hapis ertelendi. Eğer suç tekerrür ederse Tayyar hapse girecek&#8230; Bu saçma sapan yargı zihniyetine göre Tayyar, beş yıl boyunca Ergenekon konusunda yazamayacak. Yayla da Kemalizm hakkında yazamayacak&#8230; Eğer yazar da yine bir &#8220;yanlış&#8221; yaparlarsa içeri girecekler&#8230;<strong> İddianamede olan, herkesin okumasına açık bir şeyi yazdı diye bir gazeteciye nasıl ceza verilir? Ahmet Kekeç&#8217;in dediği gibi iddianameyi yayınlamanın kendisi suç haline getirilsin o zaman&#8230; Toplumun istifadesine açık bir metinden alıntı yapmak nasıl suç olur ey Türk hâkimleri ve savcıları?</strong></p>
<p>Bir de &#8220;Avrupa&#8217;dan hâkim ve savcı ithal edilmeli&#8221; diye yazınca bana kızan bir sürü mail gönderiyorsunuz&#8230; Yargıya dair manzara ortada&#8230; Ne söylenebilir Allah aşkına?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/10/02/chp-alevileri-hala-bir-oy-deposu-mu-saniyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/10/02/chp-alevileri-hala-bir-oy-deposu-mu-saniyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yargı içi Alevi yapılanması mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/28/yargi-ici-alevi-yapilanmasi-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/28/yargi-ici-alevi-yapilanmasi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 22:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[yargi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5875</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde HSYK krizi vesilesiyle &#8220;Yargı içindeki Alevi kadrolaşması&#8221; meselesi daha çok dile getirilir oldu&#8230; Bu iddialara göre yüksek yargıdaki kararlar &#8220;mezhepsel&#8221; kaygılarla alınıyormuş. Yargıdaki &#8220;Alevi cuntası&#8221; bu Ergenekon işlerini karıştırıyormuş. Başka bir liberal kalem Emre Aköz de bu iddialara destek veren şeyler yazdı&#8230; Benim dayım da emekli yargıç. Biraz bu işleri içeriden bilirim. Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2340" title="20081120_derin_dusunce_org_hz_ali" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Son günlerde HSYK krizi vesilesiyle &#8220;Yargı içindeki Alevi kadrolaşması&#8221; meselesi daha çok dile getirilir oldu&#8230; Bu iddialara göre yüksek yargıdaki kararlar &#8220;mezhepsel&#8221; kaygılarla alınıyormuş. Yargıdaki &#8220;Alevi cuntası&#8221; bu Ergenekon işlerini karıştırıyormuş. Başka bir liberal kalem Emre Aköz de bu iddialara destek veren şeyler yazdı&#8230; Benim dayım da emekli yargıç. Biraz bu işleri içeriden bilirim. Evet, yargı içinde köken olarak Alevilerin belli bir ağırlığı vardır. Emniyet içinde de <span id="more-5875"></span>dindarların ağırlığı olduğu gibi. Fakat şunu unutmayalım ki bir Alevi yurttaş tepe yerlere gelebilmek için kimliğini saklamak zorundadır. O yüksek yargıç ve savcıların da hemen hepsi Alevi kimliklerini saklarlar. Sorulduğunda inkâr ederler&#8230; Türk yargısı içinden çıkan skandal kararlar Aköz&#8217;ün de inandığı gibi &#8220;mezhepsel&#8221; kaygılardan değil bildik otoriter-faşizan sistem gereği alınır. Daha evvel de belirttim Abdurrahman Yalçınkaya bir Kürt. Fecaat niteliğinde işlere imza attığı adım adım ortaya çıkan Ali Suat Ertosun&#8217;a &#8220;şeref madalyası&#8221; verdirten Cemil Çiçek de dindar bir isim. HSYK&#8217;daki şu üye de Alevi olabilir. Fakat artık bunlar &#8220;devlet adamı&#8221; olmuşlardır. Kimlikleri &#8220;devletleşmiştir&#8221;&#8230; Bu işler kişi değil sistem meselesidir&#8230;<strong></strong> Cemevleri ve din dersleri meselesinde, diğer Alevi katliamları davalarında hiçbir zaman adaletli kararlar çıkmadı. Bilakis bu kararlara bakınca Alevi yurttaşlar Türk yargısının Alevi-karşıtı olduğunu bile düşünebilirler. Hiç de haksız olmazlar&#8230;</p>
<p>Üstelik Alevi yargı mensupları &#8220;mezhepsel&#8221; kaygıyla karar alıyordu da niye bir tane bile Alevi haklarının genişletilmesi yönünde yargı kararı ya da içtihadı yok? Tam aksi yönde Sünni-egemen kararları var Türk yargısının. Dindarlara gelince laikçi, Alevilere gelince Sünnici bir yargı mantığı var bu ülkede.</p>
<p> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13075" title="kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="190" height="278" /></a>Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMANLA</strong> savaşır.</p>
<p>Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.</p>
<p>Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.</p>
<p>Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar.</p>
<p>Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.</p>
<p>Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/28/yargi-ici-alevi-yapilanmasi-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/28/yargi-ici-alevi-yapilanmasi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Gazetesi ayıp mı etti?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 16:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Derin Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[kizilbaslar]]></category>

		<category><![CDATA[Madımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5575</guid>
		<description><![CDATA[Şu an Genelkurmay&#8217;ın temel stratejisi Gülen hareketini yalnızlaştırmak, izole etmek ve bu yolla hareketin belini kırmak üzerine. Genelkurmay&#8217;ın temel meselesi AKP hükümeti değil şu an. Tam aksine Genelkurmay&#8217;dan AKP&#8217;ye sürekli ve sistematik olarak şu yönde mesajlar gidiyor&#8230; &#8220;Gelin biz sizle uzlaşmaya hazırız. Ülkeyi de güzel güzel yönetin. Fakat şu cemaatin arkasında durmayın. Bu cemaat sizi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090705_derin_dusunce_org_zaman.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-5576" title="20090705_derin_dusunce_org_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090705_derin_dusunce_org_zaman.gif" alt="" width="232" height="41" /></a>Şu an Genelkurmay&#8217;ın temel stratejisi Gülen hareketini yalnızlaştırmak, izole etmek ve bu yolla hareketin belini kırmak üzerine. Genelkurmay&#8217;ın temel meselesi AKP hükümeti değil şu an. Tam aksine Genelkurmay&#8217;dan AKP&#8217;ye sürekli ve sistematik olarak şu yönde<span id="more-5575"></span> mesajlar gidiyor<em>&#8230; &#8220;Gelin biz sizle uzlaşmaya hazırız. Ülkeyi de güzel güzel yönetin. Fakat şu cemaatin arkasında durmayın. Bu cemaat sizi de yakacak. Sizi onlar ateşe itiyorlar. Gelin bu cemaatin gücünü birlikte frenleyelim&#8230;&#8221;</em></p>
<p>AKP iradesi içinde Cemil Çiçek tipi zihniyetler hâkim gelse, Genelkurmay&#8217;ın bu teklifi onaylansa Gülen hareketine yönelik izolasyon ve eliminasyon harekâtına başlanacak&#8230; Genelkurmay&#8217;ın Gülen hareketini iğdiş etme operasyonu tam gaz devreye girecek&#8230; Devlet içinde esas çatışma şu an bu mesele etrafında dönüyor&#8230; Nedense bu durum, bu açıklıkta kimse tarafından ifade edilmiyor ama vaziyetin bu olduğunu her akıl sahibi görüyor&#8230;</p>
<p>Egemen militar zihniyetin Gülen hareketi mensuplarına yönelik bu düşmanca tavrına her vicdanlı insanın karşı çıkması gerektiğini, Genelkurmay&#8217;ın bu politikasının gayrı meşru ve gayrı ahlaki olduğunu defalarca yazdım. Fakat öte yandan üzülerek görüyorum ki Gülen hareketine bağlı yayın organları kimi meselelerde hâlâ kendilerine düşman olan egemen zihniyetin dilini kullanabiliyor&#8230; 2 Temmuz katliamının yıldönümünde <em>&#8220;Madımak otelinde meydana gelen yangında ölen 37 kişi&#8221;</em> gibi, -sanki yangın sigorta kazasından çıkmış gibi- bir dille haber yapılabiliyor&#8230; Dahası bu haberin tamamı Alevi yurttaşlarımızı üzecek ve rahatsız edecek bir dille yazılmış&#8230;<strong> Başta Ekrem Dumanlı olmak üzere tüm <em>Zaman</em> yönetimine sesleniyorum&#8230; Lütfen bu konularda şu devlet dilini benimsemeyin! 2 Temmuz 1993&#8242;te Sivas&#8217;ta lalettayin bir yangın çıkmadı. Madımak oteli, içindeki insanlarla beraber yakıldı! O otel yakılırken orada binlerce insan sevinçle içerideki insanların yanarak ölmesini izlediler! &#8220;Sivas olayları&#8221; denmesi de ahlaki değildir. Yaşanan bir katliamdır. Bu durumun bu şekilde ifade edilmesi tüm Alevilerin talebidir&#8230;</strong> Evet, istisnasız tüm Aleviler bu katliamın bir Türk derin yapılanması organizasyonu olduğunu biliyor. Tüm Aleviler <em>&#8220;Bizi orda devlet yaktırdı&#8221;</em> diye inanıyor. Diğer tüm Alevi katliamlarının da böyle olduğunun bilincindeler. Fakat bu katliamlarda hemencecik provoke olan Sünni kitlelerdeki Alevifobi olgusunun da farkında Aleviler. Zaten onları katlettiren devlet zihniyeti de habire Alevileri dindarlara karşı kışkırtıyor. Bu katliam tertiplerinin amacı zaten dindarlarla Aleviler arasında sürekli bir nefret ortamını yaratmak&#8230;<em> Zaman</em>&#8216;ın 2 Temmuz haberi tam bu derin operasyonun istediği şekilde kotarılmış.<em> Zaman</em> gazetesi bu dille haberler yapsın istiyor Türk militar zihniyeti&#8230; Ki, amaçladığı izolasyon ve iğdiş operasyonunu daha rahat yapabilsin&#8230; Hem ahlaken hem siyaseten bu dil bir fecaattir. Alevilere karşı da ayıptır&#8230; Gülen hareketi içindeki, benim de bizzat tanıdığım gerçek demokratların da benden farklı düşündüğünü hiç sanmıyorum&#8230;</p>
<p>Tabii bir de Gülen hareketindeki ya da başka bazı yayınlardaki bu tip tutarsızlıkları bahane göstererek kendi eyyamcı ve amorf kişiliklerini kamufle etmeye çalışan yorumcular da var Türk medyasında&#8230; Ruşen Çakır, bu konuda şampiyonluğu üstleniyor. Kendi tavırsızlığını, likitliğini ve zorunlu diplomatlığını, başkalarındaki demokratlık açıklarını bularak tatmin etme derdinde Çakır. Bence samimiyetsizlik problemi, geçmişten gelen bazı ideolojik önyargıları yıkamamaktan daha ciddi bir sorundur. Onu da bu vesileyle belirtelim&#8230;<strong>  </strong></p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/07/06/zaman-gazetesi-ayip-etti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ey cemaat, Alevileri nasıl bilirsiniz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/18/ey-cemaat-alevileri-nasil-bilirsiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/18/ey-cemaat-alevileri-nasil-bilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 00:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[alevi acilimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5359</guid>
		<description><![CDATA[Neslihan Akbulut (Ses Online)
Son birkaç yılda hükümet kademelerinin toplumun Alevi kesimine yönelik açılımları, etkinlikleri, Alevi iftarı gibi adımlar ve Alevi dernek, cemaat ve bireylerin var olan duruma verdiği yanıtlar sayesinde toplumun diğer kesimlerinin de bir Alevi realitesinden haberi olmaya başladı. Öncesinde yok muydu? Vardı elbette, herkesin kendince bir Alevi tanımı vardı. İçinden geçilen süreçte bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2319" title="20081118_derin_dusunce_org_alevilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg" alt="" width="166" height="158" /></a><a href="http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Neslihan%20Akbulut&amp;KartNo=53609" target="_blank">Neslihan Akbulut (Ses Online)</a></p>
<p>Son birkaç yılda hükümet kademelerinin toplumun Alevi kesimine yönelik açılımları, etkinlikleri, Alevi iftarı gibi adımlar ve Alevi dernek, cemaat ve bireylerin var olan duruma verdiği yanıtlar sayesinde toplumun diğer kesimlerinin de bir Alevi realitesinden haberi olmaya başladı. Öncesinde yok muydu? Vardı elbette, herkesin kendince bir Alevi tanımı vardı. İçinden geçilen süreçte bu tanımlar daha bir netleşti diyebiliriz belki. Artık &#8220;Alevi nedir/ kimdir?&#8221; diye sormanın yanında &#8220;Aleviler ne yapar, nasıl yaşar?&#8221; gibi bir soruya verdiğimiz cevaplarla da yüzleşmemiz gerekmekte. Günlerdir hatta haftalardır zihnimde yankılanan soru başlıkta yer alıyor. Bunu bana düşündüren ise bir cem evi cemaatinden yaşlı bir teyze oldu. Birkaç hafta önce Liberal Düşünce Derneğinin Alevi Sorunu üzerine organize ettiği bir tartışma toplantısına katılma şansım oldu. Toplantı mekânı ise bir cem evi idi.<span id="more-5359"></span> Gerek hükümetten gerekse sivil toplum alanından ve Alevi cemaatleri içinden katılan temsilciler sayesinde renkli bir tartışma geçti denebilir. Fakat benim gün boyunca süren oturumlardan edindiğim izlenim daha çok konuşmamız ve daha çok dinlememiz gerektiği yönündeydi. Belki de bizler, Alevi olmayanlar çok daha fazla dinlemeliydik, daha fazla duymaya gayret göstermeliydik. Bu nedenle toplantıya katılımım &#8220;daha çok dinleme&#8221; kısmına dâhildi. Toplantı aralarında ise cem evinin bahçesinde ağırlandık.</p>
<p>Sanırım o cem evi ve avlusundaki cemaatten çoğu ihtiyar kişiler ilk defa cemaatin dışından bu kadar karışık ve çok insanı o bahçede gördüler. Programdaki aralardan birinde avludaki yaşlı bir kadın sandalyesini alıp yanıma geldi. Sohbet önce ev hanımı, çocuk-torun sahibi ortalama bir yaşlı kadının bahsedeceği konulara uğradı. Kızından, kızının boşandığı kocasının kötü huylarından, kira sorunundan, torunun okuldaki durumundan bahsetti uzunca. Nezaketen dinleyip, birkaç kelimeyle karşılık vermemin ardından tam izin isteyip başlamakta olan sonraki oturuma dönecekken yaşlı kadın birden kolumdan tuttu. Hala çok net hatırladığım bir soru sordu: &#8220;Kızım, bizim hakkımızda ne diyorlar?&#8221;</p>
<p>Önce anlamadım, sonra anladım, daha sonra da anlamazlıktan geldim. Bütün bu iç karmaşası iki saniye sürdü. Ardından ağzımdan yuvarlak laflar çıktı: ‘Bilmem, ne diyorlar?&#8217; Sorduğu soruya yanıt değil soruyla mukabele etmem üzerine kendi sorusunu cevapladı: &#8220;Bize ana, bacı tanımaz diyorlarmış.&#8221; Karşımda kendi halinde bir kadının dillendirdiği o ağır iftirayı yumuşatmaya çalışarak, ‘yok teyzecim öyle demiyorlar artık, hem bu söylentilerin iftira olduğunu bugünün gençleri daha iyi biliyor,&#8217; deyiverdim. O ise benim bile inanarak söylemediğim itirazımı duymazdan gelerek art arda savunmalarını, komşularıyla yaşadıklarını, çocuklarının hikâyelerini sıraladı. Her iki cümlesinden birinde ise &#8220;böyle şeyi insan olan ağzına almaz, insana yakıştırmaz&#8221; diyordu. Toplantılar boyunca farklı farklı temsiliyeti olan kişilerin soğuk akademik teorileri, politik söylemleri, ilahiyat görüşleri, hükümet politikaları böylesi yürekten gelen duru ve net bir yakarış ile bir anda sıyrılıp akabiliyor. Sorun öylece çıplak kalıyor ortada. Şimdi o teyzenin istediğini yaparak, yeniden, daha yüksek sesle sorabilirim: Ey cemaat, Alevileri nasıl bilirsiniz?</p>
<p>Bu ülkenin yüzleşeceği kanlı canlı, cerahat dolu derin yaralardan biri çok kesin ki Alevi yarasıdır. Her ırkçı linç girişiminde başvurulan birkaç yöntemden biri olarak Aleviler de iğrençleştirilme yöntemi ile dışlandılar, yok sayıldılar, örselendiler. Bugün resmi kanalların çabaları bu yarayı sarmaya niyet edip çalışsa bile ya başaracak ya bu defa da belli kalıp yargılara bulanıp başarısız olacak. Peki, hükümet nezdinde devlet Alevi açılımlarından alnının akıyla çıkmış olsa dahi sorun bitecek mi?</p>
<p>Türkiye toplumun yakın tarihinde yaşanan pek çok katliamı, dışlanmayı, baskıyı, ezilmişliği ya toptan reddedip görmezden gelerek ya da yapılanları bugün hayatta olmayan dedelerin, ninelerin üzerine atarak kendine tarihte bembeyaz sayfalar açma eğilimi içine giriyor insan çoğu zaman. Bu iki yöntem de sınırlı konforlar sağlıyor aslında. Birincisinde yalancının mumu yatsıya kadar yanar misali gerçek tüm yalınlığı ile bastırdığımız yerden daha bir kuvvetli fışkırıyor, açığa çıkıyor. İkincisinde ise suçu ölülere atıyoruz zira ölüler itiraz edemez diye düşünüyoruz ama psikanalizin en temel ilkesinden birini hep göz ardı ediyoruz: usulünce gömülmeyen ölüler geri döner&#8230; Dönüyor nihayetinde de. Tarih kendini aklayanların yalanlarını faş etmek istercesine tekerrürden ibaret oluyor.</p>
<p>Yüzleşmeyi yüzleştirmek ile karıştırınca en naif kalemler bile &#8220;aman canım, Sivas&#8217;ta, Çorum&#8217;da, Maraş&#8217;ta, orada burada devletin içindeki birkaç haylaz bir şeyler yapıvermiş, devlet yüzleşsin işte. Bizim şimdi bu olanlarla ne alakamız var?&#8221; diyebilir. Hatta daha da ileri gidip &#8220;ben olayların yaşandığı şehirlere dahi uğramadım&#8221; diyenler çıkabilir. Ancak toplumu iyileştirmek adına sağlıklı bir yüzleşmeden bahsedeceksek bu sorunu devlete, hükümete havale etmekten çıkarıp toplumun kendisi ile yüzleşmesine vesile kılmaktan başka çaremiz yok. Kendini Alevilerin yaşadıklarının dışında tutmak isteyenler de belki o teyzenin kendisini anlatmaya çalışırken yaşadığı utanç ve hüznü tahayyül etmeye çalışabilirler. O utançta gerçekten hiç mi payımız yok? Malum iftiranın dilden dile yayılmasında ön-ayak olmadıysak, iftirayı deşifre edecek ne yapabildik sessizce seyretmekten başka? Aynen katliamları canlı yayında, sessizce ya da slogan eşliğinde seyreden o zevat gibi&#8230;</p>
<p>Tekrar sormak istiyorum: Ey cemaat, Alevileri nasıl bilirsiniz?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/18/ey-cemaat-alevileri-nasil-bilirsiniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/18/ey-cemaat-alevileri-nasil-bilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Saldırı vesilesiyle Barış Projesi&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 13:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[BBP]]></category>

		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[maras olaylari]]></category>

		<category><![CDATA[rasim ozan kutahyali]]></category>

		<category><![CDATA[saldiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4311</guid>
		<description><![CDATA[Hiç kendimizi kandırmayalım&#8230;.
Bana düzenlenen saldırının zihinsel artalanını kazıdığınızda karşımıza bu ülkede ısrarla yoksaymak istediğimiz Alevi meselesi çıkmaktadır&#8230;
O programda o kadar konuşulan konu varken, çok da fazla konusu geçmeyen “Maraş” olgusu geniş kitlelerde kanı beyine sıçratabilmektedir&#8230; Bu kan sıçrayışı hem Alevi kesimler için hem de ülkücü-milliyetçi camia bazında geçerlidir&#8230;
Evet, bu ülke Alevi katliamları olgusunu zihninden silemiyor&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/08/cay-simit1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-243" title="cay-simit1.jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/08/cay-simit1.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a>Hiç kendimizi kandırmayalım&#8230;.</p>
<p>Bana düzenlenen saldırının zihinsel artalanını kazıdığınızda karşımıza bu ülkede ısrarla yoksaymak istediğimiz Alevi meselesi çıkmaktadır&#8230;</p>
<p>O programda o kadar konuşulan konu varken, çok da fazla konusu geçmeyen “Maraş” olgusu geniş kitlelerde kanı beyine sıçratabilmektedir&#8230; Bu kan sıçrayışı hem Alevi kesimler için hem de ülkücü-milliyetçi camia bazında geçerlidir&#8230;</p>
<p>Evet, bu ülke Alevi katliamları olgusunu zihninden silemiyor&#8230; Sildiğini zannettikçe bu mesele daha da kangren haline gelerek nüksediyor&#8230; Bu mesele etrafında dürüst bir yüzleşme yaşayamazsak, <span id="more-4311"></span>Alevilerin ortak taleplerini gideren siyasal formüller üretemezsek bu kangren daha da feci bir hal alabilir&#8230;</p>
<p>O programda söyledim&#8230; Yine söylüyorum&#8230; Türkiye Alevi toplumunun çok çok büyük çoğunluğu, özellikle 80 öncesinin Alevi katliamları konusunda ülkücü hareketi de suç ortağı olarak görmektedir&#8230; Ülkücü hareketi ve dönemin MHP’sini faillerden biri olarak görmektedir&#8230; Alevi toplumunun algısı bu yöndedir&#8230; Bunun böyle olduğunu gözleri kör olmayan herkes bilmektedir&#8230; Saldırı sonrası beni arayan Yalçın Topçu da bu “algı” meselesinin böyle olduğunun bilincinde bir siyaset adamıdır. Benle konuşmasında da bunu teyit etmiştir&#8230;</p>
<p>Varsayalım ülkücü-milliyetçi hareketin mensuplarının bu katliamlar (Maraş, Çorum, Malatya) etrafında söylediklerinin hepsi doğrudur&#8230; Bütün kışkırtmaları ve operasyonları yabancı servis ajanları yaptırmıştır&#8230; Katliamın başlangıcı niteliğindeki hadise olan <em>Güneş Ne Zaman Doğacak</em> filminin oynadığı sinemaya bomba atılması tertibini bir CIA ajanı kotarmıştır&#8230; Alevilerin oturduğu evleri MOSSAD işaretletmiştir&#8230; Cuma namazındaki kitleyi de Rus ajanları galeyana getirmiştir&#8230;</p>
<p>Fakat sonuç yine aynıdır&#8230; Bu provokasyonlardan sonra Maraş’ta akıl almaz bir iç savaş yaşanmıştır&#8230; Bakkal, komşusu olan manavı katletmiştir&#8230; Kasap, komşusu olan terziyi katletmiştir&#8230; Şehrin Alevi ahalisine yönelik bir kıyım yaşanmıştır. Sağ kalanlar da şehirden göç etmek zorunda kalmıştır. Kentsel bazda Maraş’ın Alevi ahalisinden zerre iz kalmamıştır&#8230; Sonuç olarak bu olay Türkiye’nin dört bir tarafında yaşayan tüm Alevilerde çok derin bir travma yaratmıştır&#8230; Aslına bakılırsa genel olarak Sünni toplum, özel olarak da ülkücü hareket de o feci kıyımın travmasını atlatamamıştır&#8230;</p>
<p>Yaşanılan travmalar yok sayılarak, inkâr edilerek geçmiyor&#8230; Bu ülkücü hareket açısından da böyle&#8230; Bu ülkenin tüm toplumsal kesimleri travmalarıyla yüzleşerek kendi kendilerini tedavi edebilirler&#8230; Yaralarını gerçek anlamda öyle kapatabilirler&#8230; Yoksa konuşamayan, iletişimsiz birliktelik halinde yaşayan patlamaya hazır bir toplum haline geliriz&#8230;</p>
<p>Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatından beri biz tam anlamıyla bunu yaşıyorduk aslında&#8230; Ben yaşadığım bu saldırıya rağmen “İşte faşist saldırganlar” tipi jargonu asla benimsemedim, benimsemeyeceğim&#8230; O dil “iletişimsiz birliktelik” dünyasının yavan dilidir&#8230; “Bölücü vatan hainleri” tipi jargon da bu yavanlığın ters versiyonu&#8230;</p>
<p>Yazcıoğlu’nun ölmeden önce üzerinde çalıştığı Büyük Barış Projesi’nden bahsediliyor&#8230; BBP camiası ve Alperenler, genel başkanlarının yolundan gitmek istiyorsa bu Barış Projesi’nin başlangıç durağı Aleviler olmalıdır&#8230;</p>
<p>“Aleviler de bizim kardeşimiz” sloganlarının gerçeğe dönmesi genel olarak ülkücü/milliyetçi hareketin öncelikli adımları atmasıyla mümkün olur&#8230; Önayak olunabilecek çok somut adımlar var&#8230; Tunceli’de açılan üniversiteye “Pir Sultan Abdal Üniversitesi”, Nevşehir’de açılan üniversiteye “Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” adı verilmesini ülkücü hareket önermeli&#8230; Alevilerin büyük çoğunluğunun ortak talebi olan Madımak otelinin bir “İnsanlık Müzesi” haline getirilmesi teklifini önce ülkücü hareket sahiplenmeli&#8230; Cemevlerinin hukuken ibadethane statüsüne getirilmesi gerektiğini öncelikle Alperenler ve ülkücüler belirtmeli&#8230; İşte atılacak kardeşlik adımları bunlardır&#8230;</p>
<p>Karşılıklı yaşanan travmaları dindirebilecek olan adımlar bunlardır&#8230; Şu an “Maraş” lafı edilir edilmez rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve ülkücü camianın suçlanacağı korkusuyla teyakkuza geçiliyor&#8230; Çünkü milyonlarca Alevinin bu meseleyi nasıl algıladığını içinden biliyor ülkücü/milliyetçi camianın mensupları&#8230; Geçmişten kalan bu algıyı kırmak her şeyden önce bugünün Alevilerinin taleplerine sahip çıkmaktan geçer&#8230; Kendini ülkücü/milliyetçi olarak tanımlayan tüm kardeşlerime seslenmek istiyorum&#8230;</p>
<p>Gelin “Maraş” sebebiyle bana karşı yapılmış bu saldırı olayını, bu şer olayı hayırlı bir vesileye çevirelim&#8230; Deprem gibi şer bir olayın Türk-Yunan dostluğu sürecinin başlangıcı olması gibi olsun bu olay da&#8230; Bana saldıran arkadaşla dahi yanyana gelmeye, kolkola girmeye hazırım&#8230; BBP, kaybettiği Muhsin Başkanının arzuladığı Büyük Barış Projesi’ni Alevilerin taleplerine tavizsiz bir dille sahip çıkarak başlatmalı&#8230; Alevi toplumunun her türlü iyi niyete aynı şekilde karşılık vereceğini biliyorum&#8230; Türkiye toplumu sahih iyi niyet karşısında algı kapılarını hemen açabilen bir toplumdur&#8230; Sünnisiyle, Alevisiyle, Türküyle, Kürdüyle, dindar’ıyla, laik’iyle&#8230; Bana inanın böyle bir toplumuz biz&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/04/15/saldiri-vesilesiyle-baris-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>30. yılında Maraş Alevi kıyımı&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/22/30-yilinda-maras-alevi-kiyimi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/12/22/30-yilinda-maras-alevi-kiyimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 10:27:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[30. yılında Maraş Alevi kıyımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2723</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetimizin tarihinde çok sayıda dehşet verici olay var&#8230; Fakat şahsen düşündüğümde, beni en çok dehşete düşüreni Maraş Alevi kıyımı olayıdır&#8230; Bu feci katliamın 30. yılındayız. Bu katliam da birçok benzeri gibi yapanların/ yaptıranların yanına kâr kalan bir utanç vesikası olarak geçti tarihimize&#8230;
Bu devlet,1923-27 döneminde tek parti diktatörlüğünü kurmak için apaçık bir terör devleti politikası uyguladı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyetimizin tarihinde çok sayıda dehşet verici olay var&#8230; Fakat şahsen düşündüğümde, beni en çok dehşete düşüreni Maraş Alevi kıyımı olayıdır&#8230; Bu feci katliamın 30. yılındayız. Bu katliam da birçok benzeri gibi yapanların/ yaptıranların yanına kâr kalan bir utanç vesikası olarak geçti tarihimize&#8230;</p>
<p>Bu devlet,1923-27 döneminde tek parti diktatörlüğünü kurmak için apaçık bir terör devleti politikası <span id="more-2723"></span>uyguladı. Sonrasında da İslami kesimlere, Kürtlere, Alevilere, gayrimüslimlere yönelik yıldırma ve sindirme politikaları devam etti&#8230; Çok partili dönemden sonra da temel devlet paradigması hiçbir zaman değişmedi, değişemedi&#8230; Gelen sağ hükümetler zaten bir yanıyla Kemalist mantığı taşıyorlardı, hep taşıdılar (Özellikle Alevilik/ Kızılbaşlık noktasında DP sonrası tüm sağ partilerin tarihi bir utanç tarihidir). Gelen hükümetler Kemalizmin hassasiyetlerini paylaşmadıkları yerde de o hükümetlere haddi bildiriliyordu. Ancak göreli ve geçici yumuşama yaşanıyor, sonra yeri geldiğinde devletin demir yumruğu toplumsal kesimlerin suratında yeniden patlıyordu&#8230;</p>
<p>Türk devleti, kendini yani büyük harfle Devlet aygıtını fırın, bu devletin yurttaşlarını da odun olarak gören bir zihniyete sahip. Bunu hep söylüyoruz&#8230; O odunlar (insanlar) fırın (devlet) için kurban edilecek ki, fırın her zaman yanmayı sürdürebilsin&#8230; Böyle sapkın, hastalıklı bakışı var devlet zihniyetinin bu topraklarda&#8230;</p>
<p>Maraş Alevi kıyımı da bir yönüyle bu devlet mantığının inilebilecek en aşağılık noktaya kadar indiği tezgâhlarının başlıcasıdır&#8230; 1915&#8242;te Ermeni yurttaşlarını etnik temizliğe tâbi tutmaktan çekinmeyen İttihatçı devlet zihniyeti 1978&#8242;de de Alevi yurttaşlarına aynı zulmü reva gördü Maraş&#8217;ta&#8230; Bir istikrarsızlık ortamı yaratmak için yapılan provokasyonların ötesinde bir olaydır Maraş katliamı.<strong> Bir iç savaş ortamının yaratılması yanında, şehri Alevilerden arındırmak ve temizlemek amacı bu hadiseyi detaylı inceleyen bir vicdan sahibi için çok nettir&#8230; Onun için bu olayın adını koyalım. Yaşananlar Maraş coğrafyası bazında bir Alevi kıyımıdır&#8230;</strong> &#8220;Maraş olayları&#8221; deyip, buradaki katliam ve kıyım unsurlarından bahsetmemeyi vicdansız bir tavır olarak görüyorum&#8230; Bu vahim hatayı İslami medya organları sürekli tekrarlıyor&#8230; Öncü İslami kalemlerin de bu vicdansız tavra itiraz etmeleri bir ahlaki zorunluluktur bence&#8230; <strong></strong></p>
<p>Ne olmuştu?</p>
<p>19 Aralık 1978&#8242;de ülkücülerin rağbet ettiği bir sinemaya Türk derin yapılanması bomba attırır. Bunun üstüne &#8220;Aleviler-solcular bombaladı&#8221; diye görevli bir provokatör fitili ateşler&#8230; Hemen ertesi gün bir Alevi mahallesindeki kahvehaneye ve ülkücü bir kişinin evine bomba atılır. Öbür gün iki solcu öğretmen kurşunlanır. İkisi de ölür. Zamanın Cumhuriyet savcısının uyarılarına rağmen şehrin hastanesinin başhekimi cenazeleri bekleyen kalabalığa tam cuma namazı öncesi tabutları teslim ettirir. O zamana kadar cesetleri bekletir. Öğretmenlerin cenazelerini taşıyan çoğunluğu Alevilerden oluşan kortej, tam cuma namazı çıkışında yürümeye başlar. O sırada &#8220;görevlendirilen&#8221; Maraş müftüsü de Sünni toplumu kışkırtan açıklamalar yapar.</p>
<p>Günler öncesinden su sayaçları değiştirilecek gibi bahanelerle Alevilerin nerelerde yaşadığı kontrol edilmiş ve evleri işaretlenmiştir. Gözü dönmüş kitlenin nerelere saldıracağı önceden tespit edilmiştir&#8230;</p>
<p>Cuma namazında Kara İmam diye anılan Bağlarbaşı İmamı &#8220;Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır&#8221; diye insanları tahrik eder. Profesyonel provokatörler tarafından &#8220;Aleviler camii bombalayacak&#8221; ajitasyonlarıyla bileylenmiş kalabalık için dışarıda pankartlar, sopalar, ateşli silahlar, kesici aletler, her şey hazırdır. Onlarca profesyonel katil milli piyango görevlisi kılığıyla o gün Maraş&#8217;tadır&#8230; Alevi kortejle özellikle karşı karşıya getirilen kalabalık, profesyonel provokatörlerin de kışkırtmasıyla korteje saldırır&#8230; İşte bu infial anından sonra büyük kıyım başlar&#8230;</p>
<p>Milli piyango bayii kılığında şehre gelen profesyonel katiller belli merkezlerde toplanmışlar ve oradan saldıracakları mahallelere dağılmışlardır&#8230; Bu gözüdönmüş atmosferin dışında kalmak isteyen Sünni yurttaşlar da o günler içinde sistematik olarak yalanlarla bu katliamın içine çekilmek istenmiş ve bu da başarılmıştır&#8230; Zaten ortada bir toplumsal çatışma fay hattı yoksa, hiçbir provokasyon başarılı olamaz&#8230;</p>
<p>Netice tam beş gün süren bir kıyımdır&#8230; O süreçten sonra da katliamdan kurtulabilen Maraşlı Alevilerin nerdeyse tamamı şehirden göç etmek zorunda kalmıştır&#8230; Azımsanmayacak bir kısmı haklı olarak bu devletten nefret ederek yurtdışına iltica etmiştir&#8230; Sonuç: Maraş, Alevilerden temizlenmiş ve arındırılmıştır&#8230; 1915 ruhu bu devletin bağrında hep yaşadı&#8230; Peki, bundan sonra da yaşayacak mı? Buna hep birlikte karar vereceğiz&#8230;<strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/12/22/30-yilinda-maras-alevi-kiyimi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/12/22/30-yilinda-maras-alevi-kiyimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Madımak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 18:09:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[kizilbaslar]]></category>

		<category><![CDATA[Madımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490</guid>
		<description><![CDATA[Geceyarısı amaçsızca kanallar arası seyahat ederken, Ülke TV&#8217;de Meksika Sınırı adlı programının eski bölümlerinden birisinin tekrarına denk geldim. Selahattin Yusuf, Madımak katliamındaki provokasyon şüphelerinden sözedince, Tarık Tufan araya girdi ve -mealen- “ama orada sonuçta sloganlar atan bir kalabalık vardı ve içeride insanlar yanıyordu” dedi.
Bu basite indirgenmiş gözlem gibi görünen sözler aslında birçok temel meselemize olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geceyarısı amaçsızca kanallar arası seyahat ederken, Ülke TV&#8217;de Meksika Sınırı adlı programının eski bölümlerinden birisinin tekrarına denk geldim. Selahattin Yusuf, Madımak katliamındaki provokasyon şüphelerinden sözedince, Tarık Tufan araya girdi ve -mealen- “ama orada sonuçta sloganlar atan bir kalabalık vardı ve içeride insanlar yanıyordu” dedi.</p>
<p>Bu basite indirgenmiş gözlem gibi görünen sözler aslında birçok temel meselemize olan çarpık bakışımızı açığa çıkartıyor.</p>
<p>Evet, Madımak olaylarında provokasyon olduğu çok çok büyük ihtimal. Ama bu, provokasyonla da olsa nihayetinde orada insanların öfkeyle toplanarak acı bir katliam yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor. Demek ki bu kadar kolay dolduruşa gelen, cana kıymaya hazır altyapısı olan insanlar var toplumumuzda.<span id="more-2490"></span></p>
<p>Maraş, Çorum, 6-7 Eylül olayları da aynı değil mi?</p>
<p>Bu olaylardaki provokasyonlar, derin devlet tezgahları açığa çıkartıldı. Dünyanın her yerinde/ülkesinde iç ve dış siyasetteki hesaplar için kullanmak üzere enstrümanlar arayan odaklar vardır. Eğer elimizde sürekli ateşlenmeye hazır fitillerle geziyorsak suçun -ya da ihmalin diyelim- önemli bir kısmının bizde olduğunu inkar edemeyiz.</p>
<p>Bunlar geçmişte kaldı diye düşünenler olabilir. Ama maalesef bu gerçekçi bir düşünce değil. Daha geçenlerde şehirlerimizden birisinde, bir belgesel çekiminde kaleye haçlı bayrağı asıldı diye ortalık karışmıştı hatırlanacağı gibi. Öfkeli kalabalığın attığı sloganlar gelişmiş bir ülkede ancak mizah programında parodi olabilirdi, ama burada gerçekti maalesef.</p>
<p>Yığınların aklı olmaz deyip geçemeyiz. Bu sözün doğruluk payı çoktur, hele ki endoktrine edilmiş zihinlerden mürekkep yığınlar söz konusu ise.</p>
<p>Bunun nedenine eğilerek çözüm bulmak yerine provokasyondan girip iç ve dış düşmanlardan çıkmak, sorunlarımızın üstünü örtmekten ya da ayıplarımız için sahte bahaneler üretmekten başka bir işe yaramıyor.</p>
<p>Temel meseleye eğilip bu altyapıyı sorgulamalı, özeleştiri yapmalıyız. Ama yapmıyoruz. Sahte bahanelerle üstünü örtüyoruz sadece, okumuş cahillerimiz başta olmak üzere en iyi yaptığımız şey bu.</p>
<p>Bahanelerimizin sahteliği; ayıplarımızı, utançlarımızı çok da fazla ayıp olarak görmediğimize, handiyse <em>suçüstü yakalanma nedeniyle</em> ucundan tutarak kabullendiğimize dair ipuçları veren bazı eylemlerimizden de ortaya çıkıyor.</p>
<p>Aynı programda Srebrenitsa soykırımı anmalarında Sırpların tepki/coşku göstermek amacıyla o bölgeye gelerek bir kutlama havası ile mangal partileri yaptıkları, bir yanda Boşnaklar acı içinde, katledilenlere dualar ederken, biraz ötede dumanların ve et kokularının çıktığı da konuşuldu.</p>
<p>Tüyler ürpertici bir vahşet; insanî hasletlerden soyutlanmışlık..</p>
<p>Bugün Madımak&#8217;ta o facianın yaşandığı otelin altında et bir lokantası var. Bu lokanta tamamen spontane ve hiçbir kasıt içermeyen bir süreçle, faciadan önce [de] orada mevcut bulunuyor da olsa, (ki gerçekten de öyledir, lokantanın sahibi bunu <a href=" http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=710469">anlatmaya çalışmaktan</a> heba oldu) sonuçta orada toplumsal fay hatlarımızdan birinin eseri olan bir kırılma yaşandı, insanlar öldü. İnsanların acılarının yaşandığı bir yerde et lokantasının olması hiç hoş olmadığı gibi, sözkonusu maktüllerin yakınlarının ve fikirdaşlarının nezdinde, oradaki lokantanın adeta bir nazire için açıldığı yönünde yaygın bir kanı var. Bu da çok tehlikeli bir kutuplaşmaya yolaçıyor aradaki uçurumları daha da derinleştiriyor.</p>
<p>Özeleştiri kültürümüzün gelişmesi, toplumsal barışın sağlanması ancak ayıplarımızı kabullenmek ve bunlardan gerçekten utanç duymakla mümkün olabilecek bir şey. Madımak buna iyi bir başlangıç olabilir.</p>
<p>Orasının -elbette mülk sahibinin mağduriyeti giderilmek suretiyle- bir taziye evine ya da bir müzeye dönüşmesi için ise en başta muhafazakârların gayret göstermesi gerek.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>CHP’de açılım ve Muhammed Hatemi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/23/chp%e2%80%99de-acilim-ve-muhammed-hatemi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/23/chp%e2%80%99de-acilim-ve-muhammed-hatemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2008 14:22:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP’de açılım ve Muhammed Hatemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2364</guid>
		<description><![CDATA[CHP Türkiye&#8217;yi bilmeyen standart Batılı siyaset bilimcinin kavrayamayacağı bir seçmen ittifakına sahip&#8230; Bir yandan büyük şehirlerin merkezinde konforlu biçimde yaşayan üst ve orta sınıfların büyük çoğunluğunun oyunu alıyor. Bir yandan da Anadolu&#8217;nun yoksullukla cebelleşen kimi ücra kasabalarından ve şehirlerin kimi varoş mahallelerinden neredeyse tulum çıkarıyor&#8230;
Tahmin edildiği gibi bu kasaba ve mahalleler büyük oranda Alevi-Türk yerleşim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Türkiye&#8217;yi bilmeyen standart Batılı siyaset bilimcinin kavrayamayacağı bir seçmen ittifakına sahip&#8230; Bir yandan büyük şehirlerin merkezinde konforlu biçimde yaşayan üst ve orta sınıfların büyük çoğunluğunun oyunu alıyor. Bir yandan da Anadolu&#8217;nun yoksullukla cebelleşen kimi ücra kasabalarından ve şehirlerin kimi varoş mahallelerinden neredeyse tulum çıkarıyor&#8230;</p>
<p>Tahmin edildiği gibi bu kasaba ve mahalleler büyük oranda <span id="more-2364"></span>Alevi-Türk yerleşim bölgeleri. Bu bölgelerde CHP&#8217;nin egemenliği sürüyor. CHP&#8217;nin büyükşehir parti teşkilatlarında da ağırlık Anadolu&#8217;nun bu Alevi kasabalarından, köylerinden şehirlere göç eden ortasınıflaşma sürecinde olan Alevi-Türk aktörlerden oluşuyor. CHP&#8217;ye örgüt dinamizmini veren genelde bu Alevi kadrolardır.</p>
<p>CHP örgütlerinde konformist yerleşik ortasınıflardan olan LAST (Laik yaşam tarzına sahip Sünni Türk) Kemalistler genelde laf üretir ve sürekli şikayet ederlerken, toplumun farklı kesimlerinin teveccühünü nasıl kazanabiliriz sorusunun peşinden koşan, bu yönde gayret sarfedenler Anadolu&#8217;nun bağrından kopmuş, şivesi hâlâ Anadolu kokan, genelde Alevi olan bu yeni-ortasınıf aktörlerdir&#8230; Benim ailemin büyük çoğunluğu CHP&#8217;li. Özellikle ailenin kadınları asla değişmez CHP&#8217;lidirler. Tabii arkadaş çevreleri de öyledir. CHP içi durumları bu manada biraz içeriden gözlemleme imkânına küçükten beri sahibim&#8230;</p>
<p>Son dönemde ismi öne çıkan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin de tam tarif ettiğim, CHP&#8217;nin hitap ettiği kitle skalasını genişletme çabasını merkeze alarak siyaset yapan, Anadolu&#8217;nun bağrından kopup İstanbul&#8217;a gelmiş, pragmatik ve dinamik yeni-ortasınıf bir aktör&#8230; Her kesime ulaşmak, her kesimle konuşmak, her kesimin gönlünü kazanmak, partiye daha fazla rey kazandırmak temel amacı&#8230;</p>
<p>&#8220;Bu amaç zaten her parti mensubunun doğal kaygısı değil midir&#8221; diye sorulabilir. Eğer sözkonusu CHP ise bundan emin olmak mümkün değil. Zaten CHP örgütü içinde bunun sıkıntısını en çok çeken de Gürsel Tekin&#8217;in temsil ettiği tipte reformist politik aktörlerdir&#8230;</p>
<p>CHP&#8217;nin kuruluş temellerinden gelen bir teolojik genetiği var. O genetiği aşarak CHP&#8217;yi büyütmeye çalışmak bizatihi parti içinden büyük direniş görüyor. CHP&#8217;nin geleneksel entelijensiyası ve bürokrasisi parti içindeki bu dinamik yeni-ortasınıf aktörlerin önünü kesiyor&#8230; Sağ partilerin ise böyle bir katı genetikleri olduğunu söylemek mümkün değil. O sebeple bu dinamizmi sağ partiler kuşatabiliyor ve oya tahvil edebiliyor&#8230;</p>
<p>Son dönemdeki &#8220;türban açılımı&#8221; denen şeyin kadük kalma ihtimalinin yüksek oluşu CHP&#8217;nin bu genetiği sebebiyledir. CHP kimi Türkiye yurttaşlarını varolan kimlikleriyle kabul edip, onları kazanabilecek bir parti değil. CHP o yurttaşların kültürel kimliklerini ve görünürlüklerini dönüştürmeden içine hazmedebilecek bir yapı arzetmiyor. Somut sosyal ve ekonomik talepleri ne olursa olsun, o yurttaşlar &#8220;aydınlanma&#8221; yaşamadan, kimlikleri dönüşmeden CHP&#8217;li olamazlar&#8230; CHP&#8217;nin geleneksel bürokrasisi ve entelijensiyası bu noktada bir tür sahte-pozitivist mollalar konseyi işlevindedir&#8230; O mollalar onaylamadan o türbanlı yurttaşlar vaftiz edilemez&#8230; Bu teolojik yapının peygamberi Mustafa Kemal, kutsal metinleri de başta <em>Nutuk</em> olmak üzere, tüm söylev ve demeçlerdir&#8230; Önce bu Kemalist teoloji içinden o yurttaşların kimliğine meşruiyet kazandıracak bir reformist tefsir gerekmektedir&#8230; Doğu Anadolu bölgesindeki birçok Alevi-Türk köyünde yöresel giysinin bugün &#8220;kara çarşaf&#8221; denilen kıyafet tipi olduğunu, bu köylerinde büyük oranda CHP&#8217;ye verdiği ne kadar söylense boş&#8230; Zaten CHP bürokrasisinin gözünde Alevilerin ancak araçsal bir değeri var. Aleviler de inançlarını ve kimliklerini terkedip bu LAST teolojisine asimile olduğu oranda has CHP&#8217;li olabilirler. Sağ partilerin Sünni-egemen bağnazlığı olmasaydı muhtemelen o Alevi yurttaşlar da CHP&#8217;li olmazlardı&#8230;</p>
<p>Bu teolojik genetikle Bülent Ecevit de uğraşamadı yüzde 42&#8242;lere getirdiği partisini 12 Eylül bahanesiyle sevinçle bıraktı. O bahaneyle CHP teolojisinden kurtulduğu günlerde Ecevit&#8217;in çok mutlu olduğu günlüklerinden anlaşılıyor. Deniz Baykal da bilenlerin bildiği gerçek fikirleri itibariyle CHP fıkhına göre caiz bir adam sayılmaz. CHP lideri olarak kutsal ayetler ve hadislere bağlı politika yaptığı oranda meşru bir pozisyonu var.</p>
<p>CHP&#8217;nin içinde samimiyetle özgürlükçü bir açılım yapmak isteyen isimlerinin durumu İranlı din adamı ve politikacı Muhammed Hatemi&#8217;ye benziyor. Onlar da Hatemi gibi önce mollalar konseyini aşmak zorunda&#8230; Yani Gürsel Tekin gibi CHP&#8217;li aktörler, tıpkı Hatemi gibi önce reformist din-adamı ardından siyaset-adamı olmak zorundalar&#8230;<strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/23/chp%e2%80%99de-acilim-ve-muhammed-hatemi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/23/chp%e2%80%99de-acilim-ve-muhammed-hatemi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Alevidir ama iyi insandır&#8221;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/20/alevidir-ama-iyi-insandir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/20/alevidir-ama-iyi-insandir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 14:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Caferiler]]></category>

		<category><![CDATA[Nusayriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2338</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de yaygın bir söylem vardır. Bu söyleme göre, milletimiz barış ve kardeşlik duyguları içinde yüzyıllardır yaşayan bir toplumdur. Fakat ülkemizi bölmek isteyen dış mihraklar aramıza sürekli nifak sokmaktadır&#8230;
Başka bir ülkeye nifak sokmak isteyen mihraklar hep var olacaktır. Düzgün bir devlet, nifak sokulabilecek toplumsal zemini kurutabilen bir devlettir. Ortada zemin yoksa hiç kimse hiçbir şeyi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-2340 alignright" title="20081120_derin_dusunce_org_hz_ali" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Türkiye&#8217;de yaygın bir söylem vardır. Bu söyleme göre, milletimiz barış ve kardeşlik duyguları içinde yüzyıllardır yaşayan bir toplumdur. Fakat ülkemizi bölmek isteyen dış mihraklar aramıza sürekli nifak sokmaktadır&#8230;</p>
<p>Başka bir ülkeye nifak sokmak isteyen mihraklar hep var olacaktır. Düzgün bir devlet, nifak sokulabilecek toplumsal zemini kurutabilen bir devlettir. Ortada zemin yoksa hiç kimse hiçbir şeyi de kışkırtamaz&#8230;<span id="more-2338"></span></p>
<p>Bu toplum kışkırtılmaya hazır birçok zeminiyle birlikte bir saatli bomba gibi yaşıyor şu an. Bu toplumun kendi devleti bizzat taraf tutan ve toplumsal kesimleri birbirine kışkırtan bir devlet&#8230; Toplum olarak ise her şeyden evvel hepimiz kendimizi kandırıyoruz&#8230; Alevilik meselesi özelinde, yüzyıllardır kardeş gibi yaşadığımız falan yok! Hangi siyasi görüşten olursak olalım önce bu realiteyi kabul etmek durumundayız&#8230;<strong></strong></p>
<p>Nusayriler ve Caferiler</p>
<p>Sadece Kızılbaşlık (Anadolu Aleviliği) bağlamında değil, Nusayrilik (Arap Aleviliği) ve Caferilik gibi gayri-Sünni diğer dinsel gruplara karşı da bu ülkenin bir önyargısı olduğunu önce dürüstçe kabul edelim&#8230; Geçen yazı belirttim,<strong> Türkiye&#8217;nin güney bölgelerinde Nusayri yurttaşlarla Sünni çoğunluk arasında sevgi dolu bir kardeşlik ortamının olduğunu söylemek mümkün değil</strong>. Nusayriler çok küçük bir nüfus teşkil ettiği için siyasi sistem bakımından ihmal edilebilir durumdalar. O sebeple yaşadıkları ayrımcılıklar gündeme gelmiyor.<em> Fellah</em> sözcüğü o bölgelerde aşağılama ve dışlama içeren bir ifade. Adana ve benzeri güney şehirlerinde Nusayri gettolarının varlığını herkes bilir. Bu süreçte Nusayrilerde de içe kapanarak kendini koruma dürtüsü oluşmuştur. Sünniler de o mahallelere girerken amiyane tabirle biraz tırsarlar.</p>
<p>Toplum içinde olduğu kadar laik olduğunu iddia eden Türk devletinde de Sünni-egemen bir mantık hükümran durumda. Bu mantık, devletin bilinçaltına işlemiş&#8230; Mesela tam kadrolu bir devlet gazetecisi olan Cüneyt Arcayürek geçenlerde televizyonda Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt&#8217;ten bahsederken &#8220;Osman Paksüt&#8217;ün babasını da tanırdım. Caferidir bunlar ama iyi ailedirler&#8221; deyiverdi&#8230; Arcayürek&#8217;in bu sözleri genel devlet bilinçaltını yansıtan temsil kabiliyeti yüksek bir örnek. Zaten bizim Sünni toplumda da &#8220;Alevidir ama iyi insandır&#8221; gibi akla ziyan sözler epey yaygındır. Devlet katında da &#8220;Caferi ama iyi çocuk&#8221; Paksüt gibilere üst makamlar hep açık olmuştur. Paksüt eğer devlet zihniyetine mesafeli özgürlükçü bir adam olsaydı, o zaman &#8220;Caferi&#8221; olduğu kendine ve topluma sık sık hatırlatılırdı. Benzer durum &#8220;Kürt ama iyi çocuk&#8221; Abdurrahman Yalçınkayalar, &#8220;Dindar ama iyi çocuk&#8221; Cemil Çiçekler için de geçerli&#8230; &#8220;İyi çocuk&#8221; olursanız devletimizin kapıları size açık&#8230;</p>
<p>Cemevlerinin resmen ibadethane olmasını, Madımak&#8217;ın müze olmasını, din işlerinin cemaatlere bırakılmasını isteyen Alevilerse devletin gözünde &#8220;yaramaz çocuk&#8221;lar&#8230; Öyle talepler geldi mi Sünni-dindarlar içindeki &#8220;iyi çocuklar&#8221;ına doğru dönüyor devlet. Onların başını okşuyor ve AKP içindeki &#8220;iyi çocuk&#8221;lar birden bu zındık talepler karşısında devletin yanına geçiyor&#8230;<strong></strong></p>
<p>Kızılbaşlık ve Yahudilik</p>
<p>Öte yandan toplumsal bağlamda Alevilik meselesinin bir mezhep ve inanç farklılığı olmaktan ziyade etnik bağlamda ele alınması gereken bir mahiyet arzettiğini düşünüyorum&#8230; Kızılbaşlık dışarıdan dahil olunabilen bir inanç kimliği ya da tarikat değil. Herhangi biri isterse Bektaşi tarikatına intisap edebilir, diğer tarikatlar ya da inançlara da. Fakat arzu edip de Kızılbaşlığa/Aleviliğe intisap edemez.<strong> Kızılbaşlık soydan gelen bir olgudur, verili bir kimlik aidiyetidir</strong>&#8230; Bu manada Kızılbaşlık kimliği Yahudi kimliğiyle çok benzer bir konuma sahip. Bugün tıpkı Yahudilik meselesi gibi Alevilik meselesi de direkt inanç bağlamında alınamaz. Antisemitik histerilerden ateist Yahudiler de payını nasıl alıyorsa, ülkemizdeki Alevifobi histerisinden de hiçbir inancı olmamasına rağmen birçok Kızılbaş payını almaktadır. O sebeple bugün Alevi uyanışının aktörleri içinde ateist ve agnostik çok sayıda da isim ve dernek var. Bunların olması da yadırganamaz. Bu insanlara ve derneklere &#8220;Siz Alevi değilsiniz&#8221; denilemez&#8230;</p>
<p>Öte yandan işin inanç kısmına bakarsak Türkiye Sünnileri de ehl-i beyt soyuna, özellikle Hz. Ali&#8217;ye derin bir sevgi ile bağlıdırlar. Günlük hayatında Kızılbaş kelimesini aşağılayıcı bir dille anan birçok Sünni, ehl-i beyt hikâyelerini dinlerken samimiyetle hıçkırıklar içinde ağlar. Hacı Bektaş da aynı şekilde Türkiye Sünnilerinin büyük çoğunluğu nazarında evliya mertebesinde bir dinî figürdür. Muaviye ve soyunu hayırla yâdeden Türkiye Sünnisi bu toplumda yok denecek kadar azdır&#8230; Dolayısıyla Alevilik/Kızılbaşlık meselesini inanç ayrılığı bağlamından çok verili bir aidiyet bağlamında, bir etnik (ya da etno-dinsel) mesele olarak konuşmak gerçekçi olan yaklaşımdır diye düşünüyorum&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/20/alevidir-ama-iyi-insandir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/20/alevidir-ama-iyi-insandir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alevîlere Dersim&#8217;den Bakarken</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/18/alevilere-dersimden-bakarken/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/18/alevilere-dersimden-bakarken/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 16:13:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[alevi]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[tunceli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2318</guid>
		<description><![CDATA[Alevî yürüyüşünde dile getirilenleri ve Alevîlerin sorunlarını anlamak, herşeyden önce tekil hikâyelere odaklanmak, yaşanmışlıkları hatırlamak ve bu acılarla acılanmaktan geçiyor bence. 
Yıllar önce Alain Resnais&#8217;in &#8220;Gece ve Sis (Night and Fog)&#8221; adlı bir belgeselini izlemiştim. İlk izlediğimden yıllar sonra, dostlarla beraberce düşünelim ve günümüzün problemleri eşliğinde tekrar tartışalım diye, bu filmi, o zamanlarda çalıştığım şirkette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg"><img class="size-full wp-image-2319 alignright" title="20081118_derin_dusunce_org_alevilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg" alt="" width="166" height="158" /></a>Alevî yürüyüşünde dile getirilenleri ve Alevîlerin sorunlarını anlamak, herşeyden önce tekil hikâyelere odaklanmak, yaşanmışlıkları hatırlamak ve bu acılarla acılanmaktan geçiyor bence. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Yıllar önce Alain Resnais&#8217;in &#8220;Gece ve Sis (Night and Fog)&#8221; adlı bir belgeselini izlemiştim. İlk izlediğimden yıllar sonra, dostlarla beraberce düşünelim ve günümüzün problemleri eşliğinde tekrar tartışalım diye, bu filmi, o zamanlarda çalıştığım şirkette yaptığımız film gösterimine almıştık. <span id="more-2318"></span>Nazilerin yaptığı Yahudi katliamının ,Auschwitz kampı baz alınarak anlatıldığı bu belgesel,yüreklerimizde bir şeyleri koparmıştı. Film bittiğinde salondaki bir avuç insandan, en ağlamaz diyeceğimizin bile gözleri şişmişti ağlamaktan. Filmi gösterme amacımız tek başına Yahudi katliamını anlatmak değildi aslında. İnsan denen bu varlığın bazı zamanlarda ne kadar acımasız, ne kadar vahşi olabildiğini, sistemli vahşetleri ne kadar soğukkanlılıkla yapabileceğini görmekti; görmek ve bunların bir daha olmaması için tek tek ferd olarak neler yapılabileceğini düşünmekti asıl niyetimiz. İlk olarak bir başkası için ağlayabilmekten başlayacaktık. O gün o salonda olan bir avuç insan, işe ağlamakla başlamıştı. Ancak bunun sonuç vermesi için göz yaşlarımızı hiç kurutmamamız gerekiyordu. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Son Alevî yürüyüşünü, Alevilerin sorunlarını anlamak, onlarda oluşmuş olan travmaları anlayabilmek bağlamında tekrar değerlendirmek amacıyla bir belgeselden hareket etmek en doğrusu olacak. Bu belgesel “Dersim 38” belgeseli. Eğer, niyetimiz “ötekini” anlamak ise, öncelikle ötekine ağlamakla başlamak gerek bence. Bu belgesel, tarihte bıraktığımız, tarihin tozlu sayfalarına gömdüğümüz, ne Alevilerin, ne Sünnilerin, ne Kürtlerin ne de devletin hatırlamak istemediği büyük bir travmaya işaret ediyor. Bu travmaları çözemezsek, bu travmaları yaşayanları anlamak için herhangi bir çaba sarf etmezsek, yürüyüş konusunda “karşı” yazılarda olduğu gibi, hiçbir şekilde anlayamadığımız insanları, yok sayma yoluna düşmemiz işten bile değildir. Bizleri hiç anlayamadıklarını düşündüğümüz insanları(Sünnî dindarlar, Alevîleri böyle tanımlıyorlar çoğunlukla) anlamak için hiç çaba sarf etmiyor olmamız da sorunu alevlendirmekten başka bir şey yaratmayacaktır bence. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Alevî yürüyüşünü, belediye seçimlerine hazırlık olarak değerlendirmek; ya da “çoğu Alevî dernek ya da grup katılmadı” diyerek küçümsemeye çalışmak, o yürüyüşte olan insanların sorunlarını yok saymamıza yol açıyor doğal olarak. Herşeyden önce, dinlemek, anlamak ve ağlamaktan geçmiyor mu “öteki” ile bağ kurmanın yolu? Bu tür yok saymalar veya küçümsemeye çalışmalar, ilişki kurmaya çalıştığımız insanlarla aramızdaki uçurumları büyütmekten başka ne işe yarar? Yok saydıkça, bize de yok sayılmaktan başka bir yolun kalmadığını görmüyor muyuz? </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Anlamak, ötekinin acılarına ağlamaktan geçiyor bence. Maalesef hepimiz göz yaşlarımızı zaman zaman kurutup birer vahşiye dönebiliyoruz. Aklımızın , ya da toplumsal aklı temsil eden devletin ( ya da toplumsal millî, dinî, ideolojik &#8216;akıllarımızın&#8217;) haklandırdığı bir konu üzerine vahşet yapmaktan geri durmuyoruz . Halbuki yıllar önce Heidegger&#8217;in dediği gibi :&#8221; Düşünme, ancak yüzyıllardır yüceltilen aklın , düşünmenin en inatçı düşmanı olduğunu anladığımız noktada başlar…&#8221;. Yani yaptığımız zulümleri haklandıran akıl değil; Leyla İpekçi’nin çokça vurguladığı gibi, düşünen, akleden bir kalbin düşüncesidir tüm ihtiyacımız olan.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Çayan Demirel’in “Dersim 38” adlı belgeseli, Dersim&#8217;de (bugünkü Tunceli) 1938 de yapılan katliâmla ilgili bir belgesel. Bu konuda bazı yazılar ve birkaç da kitap okumuştum. Konuya yabancı değildim aslında; ancak kişisel hikayelerden anlatılan her hikaye , gözlerinde acı gördüğünüz her insan yüreği , yüreği olan insanın yüreğini bir kez daha dağlamaya yetiyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Devletler  – ama özellikle modern ulus devletler - bu devletin yaratılma sürecinde, bir sürü katliâm yapmışlardır, bunlar üç aşağı beş yukarı bilinen şeyler. Ancak aynı modern devletler, tarih anlayışlarını da bu katliâmları ve zulümleri unutturmak veya haklandırmak üzerine kurmuşlardır.  Bazı devletler bu tarihleriyle yüzleşirler, bazıları ise yüzleşemezler. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bize öğretilen resmî tarihlerde devletin yaptığı yanlışların, katliâmların yerlerine pek rastlamayız. Dersim katliâmı ise iki kere sakıncalı ilan edilmiş (hem Kürt hem Alevî) bir gruba karşı yapıldığı için iki defa unutulmuş bir katliâm. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Belgeselin hemen başında anlatacaklarının başına açabileceği dertlerden korkan bir amcanın gözlerine uzun süre filmi ileri geri alarak baktım. Bu korkuyu birisine yaşatmaya hangi kutsal devletin, hangi değerin hakkı var? Hele ki çenesi titreyerek acısını anlatmaya çalışan Dünya Ana’nın &#8220;Kimsesiz kaldım, kimsem yok; derdime yanak yok. Rica ederim halk halka ağlasın. Biz de halkız biz de kardeşiz. &#8221; derkenki hâli gerçekten can yakıcıydı. Halk halka ağlasın diyordu, ama halk halka ağlayabiliyor muyduk? Kendimize aynı vatanın insanları diyebiliyorsak halk halka ağlamak gerekmiyor muydu? Biz de halkız, biz de kardeşiz diyordu Dünya Ana; ama 1938 Türkiyesi&#8217;nde &#8221; bizim milletimiz soykırım&#8221; yapmaz diye Ermenilere yapılanlarla yüzleşmeyi asla kabul etmeyen biz bu ülkenin insanları, &#8220;biz de halkız, biz de kardeşiz&#8221; diyen o insanları soğukkanlılıkla öldürebiliyorduk. Öldürebiliyorduk diyorum, çünkü her cinayette, her katliâmda, bu katliamlara, cinayetlere sessiz kalanların payı vardır. Bu tür işkencelerin, cinayetlerin günümüzde de devam ettiğini sanırım hepimiz kabul ederiz. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Dersim katliâmı, 1935’ten itibaren başlamış çok sistemli bir politikanın, 1938’de bir katliâma dönüştürüldüğü bir zirve noktası aslında. Neyin zirve noktası? Acının, zulmün, yangının zirve noktası. Peki Sünnîsi Alevîsi, Kürdü Türkü bu olayı biliyor muyuz? Biliyorsak kalbimiz vicdanımız kabul edebiliyor mu? Dersim&#8217;de çoluk çocuk katliâmdan 1 yıl önce &#8220;ayaklanma&#8221; lideri diye asılanların, asıldıktan sonra yakılıp küllerinin bilinmeyen bir yerlere savrulduğunu biliyor muyuz? Biliyorsak, bunu hangi inançla, hangi kutsal değerle, hangi vicdanla bağdaştıracağız? &#8220;Varsa bir cezası&#8221; çektirdikten sonra insanların ölüsünden bile hınç almak nasıl bir devlet histerisinin sonucu? Bunları düşünme zamanıdır hepimiz için. Ermeni soykırımı olmamıştır diye sağcısı, solcusu, islamcısı, lâiki, kemalisti, milliyetçisi bağıran bir halkın; belki &#8220;benim halkım böyle bir şey yapmaz&#8221; diye yaklaşıp, böyle vahşiliği asla yapamayacaklarını söylemeleri olumlu görülebilir. Ama bir de &#8220;gerçeklerin üstünü örtmek&#8221; var ki, işte bununla yüzleşilmezse, bu tür olaylar tekrar edebiliyor. Çünkü hafızası olmayan toplumların, sağlıklı bir gelecekleri de olmuyor. Bugün Kürt sorununda yaşananlar da aynı tip devlet histerisinin sonucu bence. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">&#8220;Atatürk milliyetçiliği ırk milliyetçiliği değildir…&#8221; diyenlerin, 1930 sonrası devlet politikalarının zorbalığından ve zulmünden haberi olduğundan kuşkuluyum. Atatürk&#8217;ün Adalet Bakanının, kan olarak Türk olmayanların bu ülkede işi olmadığını, bu ülkenin aslî unsurunun kan olarak Türk olanlar olduğunu ve bunu kabul etmeyenlerin bu kanda boğulacağını söylediği bir ülkeden bahsediyorum.  Benzer şeylerin “ ya sev ya terk et” sözleriyle parti başkanlarınca, “ beğenmeyen çeksin gitsin” gibi sözlerle Başbakanlarca, “tehciri haklandıran” bakanlarca tekrarlandığı bir ülkede benzer olayların tekrarlanabileceği de aşikâr. Hafızasız toplumlar kolay kolay doğru yolu bulamazlar. Ermeni katliâmı yapmadık, Kürtlere kötü bir şey yapmadık, Alevîlere kötü bir şey yapmadık, Sünnî dindarlara kötü bir şey yapmadık, şuna yapmadık buna yapmadık diye bağıran kardeşlerime tarihe bir daha bakmalarını ama &#8220;büyük söylemlerle&#8221; değil, küçük hikâyelerin kalplerine nüfuz etmesine izin vererek bakmalarını rica ediyorum. Dünya Ana’nın hikâtesi gibi hikâyelere…CHP’nin temsil ettiği Kemalist ideolojiyi, denize düşüldüğünde yılana sarılınan bir şey olarak gören Alevî kardeşlerime de içinde boğulunan denizin Kemalist ideolojinin bizzat kendisi olup olamayacağını tekrar bir düşünmelerini salık veriyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Belgeselde, yaşlı bir amca, katliâmdan sonra ev boyunda ceset yığınlarından bahsederken, artık dolma noktasına gelmiş olan gözyaşlarını tutamıyordu, benimkiler de beraber&#8230; Diyordu ki &#8221; sarışın bebek yaşlarında bir çocuk vardı, onun cesedini de ceset yığının en tepesine koymuşlardı, rüzgar estikçe saçları rüzgarda dalgalanıyordu&#8221;. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derin_dusunce_org_alevilik.jpg"></a>Auschwitz&#8217;den sonra şiir yazılamaz&#8221; diyen Adorno&#8217;ya, ya da Nazilerin zulmünden sonra &#8220;kötülüğün sıradanlığından&#8221; bahseden Hanna Arendt&#8217;e dayanarak, Dersim&#8217;lerle yüzleşmeden bu ülkede temiz kalınır mı diyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Alevî yürüyüşünü, böyle bir toplumsal travmanın dışavurumu olarak değerlendiriyorum. Uzun yılların travmasının, acısının, korkusunun dışavurumu olarak! Yürüyenlerin demokrat olup olmadığı, benim gibi düşünenlerin hakkını savunup savunmadığı, “öteki”ne yönelik haksızlıklara karşı çıkıp çıkmadığı, bu noktada beni ilgilendirmiyor. Çünkü, hakkâniyet, karşı taraftan aynı hakkâniyeti beklemekle gerçekleşebilecek bir şey değil; tam tersi, karşı taraf sizin hakkınızda ne düşünürse düşünsün, hakkın, adaletin yanında olmak demektir. Bu anlamda Alevîlerin isteklerinin değerlendirilmesini bu ülkenin büyük problemlerinin hâlli için elzem görüyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">İsteklerin tartışılması ve “diğeri”ne baskı ve haksızlık olmayacak her türlü isteğin yerine getirilmesi birinci öncelik olmalıdır. Bu bağlamda Alevî köylerine cami yapılmaması, Alevî çocuklarına zorunlu din dersi verilmemesi, cemevlerinin yasal bir statüye kavuşturulması son derece makul isteklerdir bence. Bu konularda herşeyden önce kendileri de haksızlığa uğrayan dindarların ön ayak olması gerekir bence. Diyalog ve gönül ilişkisi ancak böyle gelişir. Yoksa ötekinin derdini, acılarını anlamak için çaba sarf etmeden, ötekini dinlemeden bir diyalog ya da ilişki gerçekleşemez. Bu yüzden hangi kesim olursa olsun, karşı taraftan adım beklemek yerine ilk adımı kendisi atmalıdır. Sünnîler için Alevîlerin bir kısmı, kendilerinin haklarını kısıtlamak isteyenlerin yanında olarak değerlendirilebilir. Alevîler için de Sünnîler aynı şekilde. O zaman, öncelikle herkesin, ötekinin hakkı için mücadele ettiği, ötekinin acısı için ağlayabildiği bir vicdan iklimi yaratabilmeliyiz bence. Dersim belgeseli gibi belgeseller işte bu yüzden önemli. Şimdiye kadar, travmalarını, acılarını, korkularını anlamaya yanaşmadığımız insanların korkularının kaynağını anlamak ve onlara tertemiz bir vicdan eli uzatabilmek için!</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">“Kimsesiz kaldım, kimsem yok; derdime yanak yok. Rica ederim halk halka ağlasın. Biz de halkız biz de kardeşiz. &#8221; diyordu Dünya Ana. Anlamanın yolu ağlayabilmekten geçiyor bence de. Halk olmanın yolu da yok saymaktan değil, başkasının acısıyla acılanmaktan!</span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/18/alevilere-dersimden-bakarken/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/18/alevilere-dersimden-bakarken/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sivas’ta Ergenekon mu gizlendi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/09/02/sivas%e2%80%99ta-ergenekon-mu-gizlendi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/09/02/sivas%e2%80%99ta-ergenekon-mu-gizlendi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 22:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/09/02/sivas%e2%80%99ta-ergenekon-mu-gizlendi/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Otelden sağ kurtulanlardanım. 35 kişinin yakıldığı olayın haftasında savcı Demiral, ‘Olayda örgüt yok&#8217; hükmünü verdi. Sakladı örgütü. O örgüt Ergenekon mu, araştırılsın.&#8221;
&#8220;Alevilik inancında reenkarnasyon vardır. İnsan ölmez, başka bir canlının görünümünde yeniden dünyaya gelir. Aleviler, ‘Hz. Ali, Mustafa Kemal Atütürk olarak zuhur etti&#8217; diye inanırlar.&#8221;
&#8220;Aleviler CHP&#8217;yi hâlâ destekliyorlar ama CHP&#8217;yle ilişkileri defolu. Aleviler&#8217;in kullanıldığı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img align="right" width="355" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080627_derin_dusunce_org_madimak_sivas.jpg" alt="20080627_derin_dusunce_org_madimak_sivas.jpg" height="327" style="width: 316px; height: 316px" />&#8220;Otelden sağ kurtulanlardanım. 35 kişinin yakıldığı olayın haftasında savcı Demiral, ‘Olayda örgüt yok&#8217; hükmünü verdi. Sakladı örgütü. O örgüt Ergenekon mu, araştırılsın.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Alevilik inancında reenkarnasyon vardır. İnsan ölmez, başka bir canlının görünümünde yeniden dünyaya gelir. Aleviler, ‘Hz. Ali, Mustafa Kemal Atütürk olarak zuhur etti&#8217; diye inanırlar.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Aleviler CHP&#8217;yi hâlâ destekliyorlar ama CHP&#8217;yle ilişkileri defolu. Aleviler&#8217;in kullanıldığı bir ilişki bu. CHP tek başına iktidar olsa da, bu Sünni devlet ve Sünnileştirme politikası devam eder.&#8221; <span id="more-1463"></span>(<a target="_blank" href="http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=7">Röportaj: Neşe Düzel</a>)</strong></p>
<p><strong>NEDEN? ALİ BALKIZ</strong><br />
<em>Türkiye&#8217;de her din, her ırk, her mezhep kendine ait bir derdi yaşıyor. Neredeyse bütün bu grupların devletle bir sorunu var. Türban sorunuyla Sünniler yaralanıyor, cemevlerine resmiyet tanınmamasıyla ve okullarda zorunlu din derslerinde çocuklara sadece Sünniliğin öğretilmesiyle Aleviler yaralanıyor. Anadilde eğitim hakkına sahip olamamakla Kürtler yaralanıyor, geçmişten söz edilmesinin yasaklanmasıyla ve acılarının paylaşılmamasıyla Ermeniler yaralanıyor. kısacası devletin &#8220;resmî vatandaş&#8221; formatına uymayan herkesin sorunu var bu sistemle. Ama bu sorunlu gruplar biraraya gelip, meseleyi ortak şekilde &#8220;demokrasiyle&#8221; çözecek bir yol bulamıyorlar. Bu hafta Aleviler&#8217;in sorunlarına değindik. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız bize Aleviliğin kimlik sorununu ve Aleviler&#8217;in dertlerini, isteklerini anlattı. Orhan Kemal ve Haldun Taner ödülleri dahil öykü dalında pekçok ödülün sahibi olan Ali Balkız&#8217;ın yayınlanmış onüç öykü kitabı var.</em></p>
<p>***<br />
<strong>NEŞE DÜZEL: Geçenlerde sizin, devletin Sünni olduğunu söylediğiniz bir açıklamanızı okudum. Devletin Sünni olması tam olarak ne anlama geliyor?</strong><br />
ALİ BALKIZ: Türkiye Cumhuriyeti devleti ‘sosyal, laik, demokratik hukuk devleti&#8217; olarak tanımlanıyor ama Cumhuriyet&#8217;in kuruluşundan beri yaşanan bu değil. Gerçi Cumhuriyet laikleşme yolunda çok önemli adımlar attı. Anayasa&#8217;dan ‘dini İslam&#8217;dır&#8217; sözcüğünü çıkardı. Okullarda din derslerini kaldırdı, on altı yıl boyunca Türkiye&#8217;de din eğitimi verilmedi ama Diyanet İşleri diye de bir yapı kuruldu. Eğer din işlerini görmek için devletin içinde böyle bir kurum varsa, o ülkede laiklik zedelenir. Aleviler ilk kurulduğunda da Diyanet&#8217;e alınmadı. Zaten Aleviler Diyanet&#8217;in varlığının farkında bile değillerdi.<br />
<strong>Niye bilmiyorlardı?</strong><br />
Çünkü Aleviler o tarihte köylerdeydi. İbadetlerini köylerinde korka çekine yapıyorlardı. Jandarmanın gelemeyeceği, karın yolları kapattığı kış aylarında Aleviliklerini daha rahat yaşıyorlardı. Ama kente göçle, Aleviler&#8217;in inanç ve kültür örgütlenmesi dağıldı. Aleviliğin geleneksel yapısını kente taşıyamadılar. Çünkü kentlerde hem Sünniler&#8217;le birarada Sünni bir ortamda yaşamaya başladılar. Hem de devletin asimilasyon politikalarına maruz kaldılar. Tek kimlikli, tek inançlı yurttaşlar topluluğu yaratmayı hedefleyen devlet, okullarda zorunlu din dersleri aracılığıyla Alevi çocuklarını o gün bugündür Sünnileştirmeye çalışıyor. Çok sayıda Alevi örgütü böyle bir ortamda doğdu işte!<br />
<strong>Ben, &#8220;Devletin Sünni olması tam olarak ne anlama geliyor&#8221; diye sormuştum size. </strong><br />
Bu ülkede Sünni yurttaşlar daha muteberdir, daha saygındır. Sünni inancı inançların en güzelidir, hürmeti, parayı ve mevkii en çok hak edendir. Devlet kadrolarında en üst makamlara, müsteşarlığa, generalliğe Sünniler getirilir. Zaten bu yüzden Aleviler kente göç ettiklerinde Aleviliklerini gizlediler. Çok eskiden de Alevi çocukları kasabaya okumaya gittiklerinde köylerinin adını gizlerlerdi. Soranlara, komşu Sünni köylerin adını verirlerdi. Çünkü Alevi oldukları anlaşıldığında itilip kakılıyor, hakarete uğruyorlardı.<br />
<strong>Hâlâ böyle mi?</strong><br />
Böyle değil ama&#8230; Devlet hâlâ Aleviliği tanımıyor ve bu ülkede Sünniler&#8217;den başka yurttaşların yaşadığını kabul etmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye&#8217;nin en çok bütçeye sahip en büyük holdinglerinden biri. Alevi, Sünni herkesin vergisini kullanan yüz bin personelli bu yapı sadece Sünniler&#8217;e hizmet ediyor. Türkiye&#8217;de 20 milyon civarında Alevi var ama devletin yasalarında Alevinin ve cemevinin adı hiç yok. Devlette binlerce imam kadrosu var ama Alevilerin dinî inançlarını gören dedeleri için devlette tek bir kadro yok.<br />
<strong>Devlette dede kadrosu istiyor musunuz?</strong><br />
Biz, Federasyon olarak Diyanet&#8217;in kalkmasından yanayız. Biz sadece Aleviler&#8217;in ibadethanesi olan cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasını istiyoruz. Bu ülkede cami ne kadar gerekliyse ve ne işlev görüyorsa, cemevi de gerekli ve benzer bir işlev görüyor. Ama devlet Alevi köylerine camiler yapıyor ve imamlar tayin ediyor. Özellikle Kenan Evren&#8217;in başlattığı bu politika hala sürüyor. Bakın&#8230; Aleviler namaz kılmaz. Aleviler cem yaparlar. Bunu da kendi ibadethanelerinde yaparlar. Camiye gidip cem yapmazlar.<br />
<strong>Aleviler&#8217;in camiye gittikleri haberleri çıkıyor gazetelerde. Bu haberler doğru değil mi?</strong><br />
Bazı Aleviler camiye gidiyor olabilir. Özünü kaybettikçe, asimile oldukça, Sünnileştikçe o çağrıya uyanlar olabilir. Tayin işi, ticari ilişki, kooperatiften kredi, gübre ihtiyacının giderilmesi anlamında ‘rüşvet&#8217;tir bunlar. Aleviler&#8217;in bin yıllık tarihinde camide ibadet etme geleneği yok. Alevi cemevinde ibadet eder. Aleviler&#8217;in camiye gitme alışkanlıkları kent olgusuyla başladı. Giderek hızlanıyor bu süreç.<br />
<strong>Siz, devletin Sünni olmasından yakınıyorsunuz. Kürtler de, devletin Türk olmasından yakınıyor. Bu durum, Aleviler&#8217;le Kürtler arasında bir dayanışma  sağlıyor mu?</strong><br />
Aleviler ezilmenin ne demek olduğunu bilir. Kürtler&#8217;in de kimi demokratik, meşru ve yasal taleplerini haklı bulurlar, yeri geldikçe desteklerler. Ama Kürt sorunun şiddet yoluyla çözülmeyeceğine inanırlar. Türkiye demokrasiyle yönetilse ve Batılı anlamda laik olsa, bu ülkede ne Kürt sorunu ne de Alevi sorunu olur.<br />
<strong>Siz devletten yakınıyorsunuz ama çok garip bir durum var. Aleviler, Kemalist devleti desteklemekle, Kemalist olmakla, darbecilere yeterince karşı çıkmamakla suçlanıyorlar genellikle. Kemalizm, askerin sivil siyaset üzerindeki vesayetini kabul eden ve CHP&#8217;nin altı okuyla özetlenen bir ideolojidir. Kemalizm bir nevi darbelerin ideolojisidir. Sizin hem Sünni hem Kemalist olan devletle ilgili  düşünceniz ne?</strong><br />
Aleviler Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü büyük kurtarıcı olarak görürler. Alevilik inancında reenkarnasyon vardır. İnsan ölmez, başka bir canlının görünümünde yeniden dünyaya gelir. Aleviler, ‘Hazreti Ali, Mustafa Kemal Atatürk olarak zuhur etti, geldi&#8217; diye inanırlar. ‘Bizi ancak böyle biri bu zulümden kurtarabilir&#8217; derler. Aleviler Atatürk&#8217;ü mitleştirmişlerdir.<br />
<strong>Ben Sünni ve Kemalist devlet hakkında ne düşündüğünüzü sormuştum. Cevabınız nedir?</strong><br />
Cumhuriyet büyük bir projedir. Atatürk, Sünni bir devlet yaratmak istemedi. Laik bir devlet yaratmak istedi ve demokrasiyi hedefledi. Ama laik devlet de, demokrasi de oluşmadı. Bu ülkede imam hatipleri ve ilahiyat fakültelerini ilk CHP açtı. Okullara zorunlu din dersini de ilk o koydu. Demokrasinin olmadığı yerde devlet gücünü kullanan birileri hep vardır. Türkiye&#8217;de buna en yatkın olanlar da askerler ve sivil bürokratlardır. Bunlar, halkı küçük görürler, seçmenin oyunu ve aklını önemsemezler. Halka çarıklı çoban muamelesi yaparlar. Kendilerini elit-okumuş aydın kabul ederler. Kendi çocukları için özel okullar açarlar. Halkı bilerek, isteyerek cahil bırakırlar, okutmazlar. Çünkü iktidarı paylaşmak istemezler. Bakın&#8230; Türkiye&#8217;de devlet önce öğretmen okullarını bozdu. Öğretmeni bozunca, gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten. Geldi de&#8230;<br />
<strong>Aleviler&#8217;in çoğunluğu Kemalist midir?</strong><br />
En sağcısı bile Kemalisttir. Atatürk&#8217;ü severler. Onları, Atatürk yurttaş konumuna getirdi. Büyük bir istibdattan kurtardı, Aleviler&#8217;i adam yerine koydu.<br />
<strong>Aleviler genellikle CHP&#8217;yi desteklerler. CHP ise en devletçi parti. Ergenekon&#8217;u  da savunuyor. Aleviler hâlâ CHP&#8217;yi destekliyor mu?</strong><br />
 Hâlâ destekliyorlar ama CHP&#8217;yle ilişkileri de defolu bir ilişki. Karşılıklı saygıya dayalı olmaktan çok Aleviler&#8217;in kullanıldığı bir ilişki bu. Aleviler CHP&#8217;de beklentilerini karşılayamıyorlar, orada yeterince temsil edilmiyorlar ama CHP dışında da kendilerine bir seçenek bulamıyorlar. Çünkü hem özlemleri hem de sınıfsal kökenleri bakımından Aleviler&#8217;in yüzde 99&#8242;u solcudur. CHP de kendisini sol olarak tanımlayan bir parti&#8230;<br />
<strong>CHP solcu bir parti mi sizce?</strong><br />
Parti programında solcu olduğunu söylüyor ama pratikte solcu değil. Cemevi açılışına geliyor, partide aşure dağıtıyor ama yarın iktidar olsa ve AKP&#8217;deki çoğunluğa sahip olsa, Aleviler&#8217;in cem ve kültür evleri yasallaşır mı, okullarda zorunlu din dersleri kalkar mı, Diyanet İşleri kaldırılır mı ya da Aleviler&#8217;e açılır mı, Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilir mi, Aleviler devlette genel müdür, müsteşar ve general olur mu? Alevi kimliği muteber hale gelir mi? Bu CHP&#8217;yle bunlar olmaz. Bu kadroyla, bu yönetimle Sünni devlet ve politikaları devam eder.<br />
<strong>Ergenekon hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong><br />
Ergenekon çok karışık, anlaşılması çok güç&#8230; Yumak öyle sarılmış ki, anlaşılmaz hale gelmiş. Öyle çok şey bir araya gelmiş ki&#8230; İçinde Atatürkçüler var. Kemalistler, ulusalcılar var. Askerler var. Sünniler var. Aleviler var. Politikacılar var. Emekli askerler var. Mafya var. Kaçakçılar var. Bunların hepsi nasıl bir Türkiye düşlemişler acaba? Anlaşılması çok zor. Hablemitoğlu cinayeti ile Danıştay cinayetinin katili aynı olabilir mi? Bu iki cinayet aynı düşüncenin ürünü ve aynı örgütün işi olabilir mi? Cumhuriyet&#8217;in başyazarı İlhan Selçuk&#8217;la Sedat Peker aynı odada nasıl biraya gelirler? Siz emekli askerlerle, siyasetçilerle mafyacıları biraraya koyabiliyor musunuz? Ben koyamıyorum. Benim düşüncem bunları biraraya getiremiyor.<br />
<strong>Peki, sizce Türkiye&#8217;de kontrgerilla var mı?</strong><br />
Ben, üniversite yıllarında,  bulduğu her duvara ‘Kontrgerilla Dağıtılsın&#8217; diye yazan 68 gençliğindanim. Kontrgerillanın içinde askerler, emniyetçiler, bürokratlar, kiralık katiller, mafyacılar vardı. Bu yapı hiç bir zaman bitirilmedi. Politikacılar belki bu yapıyı kullanıyorlardı, belki de organik bağları vardı. Kontrgerilla hala devam ediyor. Adı bugün, Ergenekon olmuş. Ergenekon yoktur, demiyorum. Bu kadar renk nasıl biraraya gelir ve aynı ülküde birleşir aklım almıyor diyorum.<br />
<strong>Bağışlayın beni ama&#8230; Yakın tarihinde dört darbe yaşamış, dört darbenin alt yapısı da toplumda kaos yaratılarak hazırlamış bir ülkede, darbeyle iktidara gelme planına ve Türkiye&#8217;yi dışa kapatarak koyu bir otoriter sistem kurma hedefine niye aklınızın ermediğine de benim aklım ermiyor.</strong><br />
 Türkiye&#8217;de derin devlet hep oldu. İdeolojik saldırılarla, psikolojik ve ekonomik yöntemlerle, medya gücüyle bu derin yapı kaos ortamı yarattı, cinayetler işledi ve yurttaşları darbe şartlarına hazırladı. Bütün bunlar, özellikle ABD&#8217;de eğitilmişsubaylar ve sivil bürokratlar aracılığıyla yapıldı. Aleviler Ergenekon&#8217;un aydınlanmasını istiyor. İçinde kim varsa görelim. Ama AKP bu temizliği yapamaz ve yapmayacak! AKP, Ergenekon davası sürecinden kendi işine yarayacak verileri çıkartacak. AKP, CHP ve diğer muhalif partilerle ilgili verilerin peşinde.<br />
<strong>Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?</strong><br />
Ahlaklarını biliyoruz. Türkiye&#8217;de siyasetin nasıl işlediğini biliyoruz. Susurluk çözülemez miydi? Tansu Çiller&#8217;le Mesut Yılmaz&#8217;ı niye çözmediler? Maraş olaylarını MİT yapmış, kontrgerilla yapmış. O tarihte Ecevit niye çözmedi Maraş&#8217;ı? Gazi olaylarında 22 insan göz göre göre katledildi? Bu davayı Trabzon&#8217;a götüren hangi güçtü? Gazi niye çözülmedi?<br />
<strong>Şimdi Ergenekon iddianamesinde, Gazi olaylarıyla Ergenekon örgütü arasında bir bağ olduğu ileri sürülüyor. Siz böyle bir ilişkiden hiç şüphelenmiyor musunuz?</strong><br />
Madımak Oteli&#8217;ni kim yaktı? Ergenekon Davası&#8217;yla bu da ortaya çıkar mı acaba? Ben otelden sağ kurtulanlardanım. Sivas Davası&#8217;nda yargılananları biz otelin önünde gördük. Onlar kesinlikle suçluydu. Ama ya öbürleri? Bunları oraya sevk eden, bunca hazırlığı yapanlar kimdi? Kapının önünde şeriatçılar gözüküyordu. Peki, onların arkasındaki kimdi?<br />
<strong>Sizce kimdi?</strong><br />
Hizbullah mıydı, kontrgerilla mıydı, İslamcı militanlar mıydı, İran&#8217;dan ya da ABD&#8217;den gelenler miydi? Türkiye&#8217;de üretilmiş olanlar mıydı? 37 kişinin öldüğü, 35 kişinin yanarak can verdiği olayın üzerinden bir hafta geçmeden dönemin Cumuhuriyet Başsavcısı Nusret Demiral hükmünü verdi. &#8220;Olayda örgüt yok, tahrik var&#8221; dedi. Sakladı örgütü. O örgütün adı Ergenekon muydu? Bilmiyorum. Araştırılsın. Bizim Ergenekon soruşturmasıyla ilgili tek istediğimiz siyasi müdahalede bulunulmasın. Siyasiler bu işin avukatı ya da savcısı olmasın.<br />
<strong>Alevilerin de Ergenekon&#8217;da adlarının geçtiğini söylemiştiniz. Nasıl geçti?</strong><br />
Ergenekoncuların Bosna&#8217;daki bir cemevinde toplantı yaptıkları, bir Alevi işadamıyla irtibat kurarak Ergenekon&#8217;un Alevi kanadını yaratmaya çalıştıklarının bulgularının olduğunu okuduk basından.<br />
<strong>Böyle bir şey mümkün değil mi?</strong><br />
Mümkün tabii. Çok mümkün. Aleviden Ergenekoncu çıkmaz, Susurlukçu çıkmaz demiyorum ben. Sünniden ne kadar çıkarsa Aleviden de o kadar çıkar.<br />
<strong>Aleviler niye Ergenekon&#8217;a karşı çıkmadılar?</strong><br />
 İlk başta hükümete yakın gazetelere bazı bilgiler sızdı. Bu bilgilere herkes gibi biz de şüpheyle baktık. Ama iddianame açığa çıktıkça ürperiyor insan.<br />
<strong>AKP&#8217;nin Ergenekon&#8217;a karşı olması, Aleviler&#8217;in Ergenekon&#8217;u desteklemesine yol açar mı?</strong><br />
Ne münasebet. AKP Ergenekon&#8217;a karşı diye Ergenekon&#8217;dan yana olmak mümkün değil. Biz gerçeği istiyoruz.<br />
<strong>Ordunun siyasette olmasına ne diyorsunuz?</strong><br />
Ordunun böyle bir hastalığı var. Ordu hangi partinin seçim kazanacağını, hangi parti başkanının başbakan olacağını, hatta bazı bakanların kimler olacağını merak eder ve edebildiği kadar da müdahale eder. Bazen de tankları yürütür. Tankların yürümesinden en büyük zararı solcular ve Aleviler görür. Ordu kışlada, din de camide ve cemevinde kalmalı.<br />
<strong>AB&#8217;ye üyeliği destekliyor mu Aleviler?</strong><br />
Destekliyorlar. Aleviler, Avrupa Birliği&#8217;nin özgürlük, demokrasi ve laiklik kriterlerini benimsiyor. Zaten Atatürk&#8217;ün de muasır medeniyet diye hedef gösterdiği bugünkü AB&#8217;dir. Kemalizm budur.<br />
<strong>AB üyeliği Aleviler&#8217;in sorunlarını çözer mi?</strong><br />
Kesinlikle çözer. Zaten Aleviler&#8217;in çoğunluğu da AB&#8217;yi destekliyor. Çünkü AB&#8217;nin vaatleri, Cumhuriyet&#8217;in başlangıçta bize sunduğu vaatlerle eşdeğer. AB, ‘devlet olarak ülkende kim Alevi, kim Sünni merak etmeyeceksin. Bir dinî anlayışın ritüellerini yurttaşlarına zorla öğretmeyeceksin&#8217; diyor. Sorun böyle çözülmeli. Eğer din kültürü hakkında bilgi vermek istiyorsan, Aleviliği de öğreteceksin. Ve bunu, Aleviler nasıl istiyorsa öyle öğreteceksin. Alevilik kısmını Aleviler yazacak ve okullarda din dersleri seçmeli olacak. Her öğretim yılı başında veli okul yönetimine gidecek ve ‘benim çocuğum din dersi almak istiyor&#8217; diyecek. İsteyenler gidip din dersi almak istediğini bildirecek. İstemeyenler gidip bildirmeyecek. İkisinin arasında çok büyük fark var. Ama AKP bunları yapmak bir tarafa&#8230;<br />
<strong>AKP ne yapıyor?</strong><br />
Müfredatı Aleviler açısından daha olumsuz hale getirdi. Aleviler&#8217;in piri olan Hacı Bektaşı Veli&#8217;yi bile ders kitaplarında hacca gönderdi. Onu hacca gönderdiğinizde, siz, Alevi çocuğuna sen de hacca git diyorsunuz ki, bu Aleviliği tahrif etmek demektir. AKP, okullarda Aleviliği okutuyorum diyerek, Aleviliği değiştiriyor. Başka bir Alevilik sunuyor.<br />
<strong>Bildiğim kadarıyla sizin federasyonunuz Aleviliğin İslam&#8217;ın dışında olduğu görüşünü savunuyor. Siz tam olarak ne diyorsunuz?</strong><br />
Aleviler arasında ‘biz kimiz&#8217; tartışması yoğun bir şekilde yaşanıyor. Ne olduğumuza karar vermek, hem ihtiyaçlarımızı, hem gideceğimiz yolu, hem de devletten istediklerimizi tanımlayacak. Akademisyenler, araştırmacı yazarlar, Aleviliğin İslam&#8217;ın içinde olup olmadığını tartışıyorlar. Bize göre, Aleviliğin tanrı anlayışına, tarihine, kurumlarına, ibadetine bakıldığında, ona İslam elbisesi giydirmek kolay değil. Alevilik bir yaşam biçimi, bir kültür, bir yol, bir felsefe, doğayı ve toplumu kendince bir yorumlamadır. İslamiyet&#8217;ten etkilenmiştir, İslam&#8217;ın motifleri, ritüelleri, formları vardır ama ‘Alevilik İslam&#8217;ın içindedir&#8217; demek o kadar kolay değildir.<br />
<strong>Kemalist, Sünni ve Türk olan devlet, Aleviler&#8217;in sorunlarını çözerse, siz bu yapının değişmesini gene ister misiniz? Yoksa Kemalist devlet anlayışının devamından yana mısınız?</strong><br />
Sizin tanımladığınız devlet, Aleviler&#8217;in sorunlarını çözmez. Çözseydi, 80 yılda çözerdi. Ama bugünkü AKP&#8217;nin Aleviler&#8217;in sorunlarını çözeceğine dair ipuçları bulunduğunu sezinliyorum ben. Yeni Şafak‘ta Fehmi Koru, Zaman‘da Ekrem Dumanlı, bu sorunu çöz diye AKP&#8217;ye çağrıda bulunan üst üste yazılar yazdılar. Aleviler&#8217;in sorunlarını çözmek o kadar kolay ki&#8230; İmar Kanunu, ‘İbadethanelere yer ayrılır&#8217; diyor ve parantez içinde cami, havra, kilise diye belirtiyor. Buna cemevini de eklersiniz. Zorunlu din dersiyle ilgili anayasa değişikliği paketini devreye sokarsınız. Din dersini seçmeli yaparsınız.<br />
<strong>Devlet, Aleviler&#8217;in hakkını vermiyor ama türban yasağıyla Sünniler&#8217;i de kızdırıyor. Devletin bu tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz? Türban yasağını destekliyor musunuz?</strong><br />
Türban dinî duygulardan çok, bir siyasi simgeyi dayattığı için problem bu noktaya geldi. Üniversitelerde, devlet dairelerinde türban yasak olmalı.<br />
<strong>Sizce, Aleviler, Kürtler, İslamcılar, muhafazakârlar, solcular için ayrı çözümler mi bulmak gerek? Yoksa ortak bir demokrasi programı herkesin sorununu çözer mi?</strong><br />
 Çözer elbette. Türkiye&#8217;nin ihtiyacı olan da ‘ortak&#8217; bir demokrasi programıdır. Atatürk yaşıyor olsaydı, altı okun içinde demokrasi olacaktı. Ama koşullar oluşmamıştı, toplum demokrasiye hazır değildi&#8230; Şimdi toplum demokrasiye hazır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/09/02/sivas%e2%80%99ta-ergenekon-mu-gizlendi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/09/02/sivas%e2%80%99ta-ergenekon-mu-gizlendi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aleviler, Türk solu ve Ergenekon</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/aleviler-turk-solu-ve-ergenekon/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/aleviler-turk-solu-ve-ergenekon/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 23:55:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[kizilbas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/19/aleviler-turk-solu-ve-ergenekon/</guid>
		<description><![CDATA[ Not: Bugün Taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlanacak yazının eksiksiz hali
Haftaiçi açıklanan Ergenekon terör örgütü iddianamesinde Gazi mahallesi katliamının da bulunduğu belirtildi.12 Mart 1995 tarihinde vuku bulan Gazi katliamı,2 gün süren olaylara da neden olmuştu.Bu hadisede Alevi toplumunun toplandığı kahvelerden biri taranmış,çok sayıda insan katledilmişti.Öte yandan zenciyi zenciye kırdırtmak politikasıyla Alevi gençlerinin Gazi mahallesi etrafındaki Sünni yurttaşların evlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080719_derin_dusunce_org_polis_panzer.jpg" alt="20080719_derin_dusunce_org_polis_panzer.jpg" align="left" /> Not: Bugün Taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlanacak yazının eksiksiz hali</em></p>
<p>Haftaiçi açıklanan Ergenekon terör örgütü iddianamesinde Gazi mahallesi katliamının da bulunduğu belirtildi.12 Mart 1995 tarihinde vuku bulan Gazi katliamı,2 gün süren olaylara da neden olmuştu.Bu hadisede Alevi toplumunun toplandığı kahvelerden biri taranmış,çok sayıda insan katledilmişti.Öte yandan zenciyi zenciye kırdırtmak politikasıyla Alevi gençlerinin Gazi mahallesi etrafındaki Sünni yurttaşların evlerine ve işyerlerine saldırmasını <span id="more-1338"></span>ve bir toplumsal çatışma çıkmasını dört gözle bekleyenler umduğunu bulamamıştı.Alevi toplumu için Gazi katliamı benzer nitelikteki beşinci katliamdı (Maraş,Çorum,Malatya,Sivas)ve zaman içinde Aleviler hangi kuvvetin hangi zihniyetle kendilerine yöneldiğini çok iyi içselleştirmişlerdi.O sebeple,kahve taranması olduğu andan itibaren bu iç bilgi ve sezgiyle Alevi toplumu tepkilerini devlet gücünü temsil eden güvenlik kuvvetlerine yani doğrudan devlet zihniyetine yönelttiler.Gazi olayları diye anılan o 3 gün içinde yaşananlar da güvenlik güçleriyle Alevi-Kızılbaş gençleri arasındaydı.Bu arada belirtmek gerekir ki Gazi olaylarında yaşananların Kürt ve PKK bağlamında yaşandığına ilişkin bir dezenformasyon toplumda son derece yaygın.Böyle bir yanlış bilgi var.Bu konuyla biraz da olsa ilgilenen herkesin de bildiği gibi o mahalle çoğunluk olarak Türk Alevilerinin yaşadığı bir mahalledir. </p>
<p><strong>90lardaki arkaplan</strong> </p>
<p>Gazi katliamında hesaplanan tezgah,bu alçakça katliam sonucu Alevi gençlerinin misilleme olarak Sünni ev ve işyerlerine saldırması,ardından Sünni kesimden karşı-misilleme gelmesi ve İstanbul gibi bir metropol merkezinde adım adım genişleyen bir iç çatışmanın çıkmasıydı.Böyle bir çatışma ortamıyla destabilizasyon yaratılacak ve sonrasında da olağanüstü önlemlerin alınması kamuoyunca meşru görülecekti.Ayrıca laik-İslamcı gerginliği de,Alevi-Sünni hattı üzerinden daha da alevlenecekti.Yükselen İslami harekete karşı Alevileri bu sözde laik kampın öncü gücü yapmak amaçlı bu zihniyet Madımak katliamında tam olarak istediği sonucu almıştı.1993 konjonktüründe farklı kesimlerden gelenlerin ortak vicdani noktalarda buluşabilmesi gibi bir ortam hem toplumsal bazda hem de aydınlar bazında yaşanıyordu&#8230;1993 senesi,bu ülkenin cumhurbaşkanının Kemalizme çok ciddi eleştiriler yöneltildiği bir panelin oturum başkanı olabildiği,bu eleştirilerin her kesim bazında doğallaştığı,Kürt meselesi,din politikaları,federal bir idari modele geçiş,70. yaşına basan cumhuriyetin yapısının dönüşümü gibi bağlamlarda her tür önerinin hiç sansürlenmeden rahatça konuşulabildiği bir sene olarak başlamış ve tam tersi istikamette statükonun kendini çok güçlendirdiği,herkesin fikirlerini söylemekten çekindiği,ortak zeminlerde biraraya gelen farklı toplumsal kesimlerin birbirinden iyice uzaklaşmak zorunda kaldığı,yeniden 80 öncesi benzeri kamplaşmaların alevlendiği bir sene olarak bitmişti.İşte bugünlerde tasfiye olma korkusunda olan Ergenekon zihniyeti,o yıl kendi pozisyonu itibariyle çok başarılı olmuş,Taraf&#8217;ın hergün manşetlerinde bir başka boyutunu açıkladığı iğrenç ve ahlaksız yöntemleriyle bir kaos ortamını yaratabilmiş,yenilik ve değişim arzusundaki geniş toplumsal kesimleri korkutarak sindirebilmiş ve o süreçte sistemin adım adım militerleşmesini mümkün kılabilmişti&#8230;Diğer yandan 28 Şubat 97 harekatınının zemini de 93 yılından itibaren operasyonel olarak oluşturulmaya başlanmıştır.Dönemin DYP-SHP hükümeti ve özellikle başbakan Çiller ise bu adım adım militerleşen ortamının yaratılmasını engellemek bir yana fiilen buna çanak tutmuştur.Özal&#8217;ın ölümü sonrası dönemde Çiller&#8217;in hükümetleri askeri bürokrasinin tüm siyasal sistemi adım adım vesayet altına almasını desteklemiş ve sonra kendi yarattığı ortamın 28 Şubat darbesiyle de kurbanı olmuştur.Yeniden Türk siyasi hayatına döneceği konuşulan Çiller bu dönemden ders alarak ve derin bir özeleştiri yaparak mı dönecek,yoksa Mesut Yılmaz benzeri sistemin AKP&#8217;ye yüklenmesi karşısında devletle uyumlu sağ iktidar alternatifi mi olmak isteyecek göreceğiz. </p>
<p>Gerçekten de 1993-96 dönemi, hukuksuz ve ahlaksız uygulamaların yargısız infazların,cinayetlerin,bombaların sürekli ve olağan hale geldiği tam anlamıyla bir Ergenekon devletinin hayata geçtiği dönemdir.Bu sürekli hale gelmiş cinayetler ve provakasyonlar silsilesi Susurluk skandalı sonrası durulmuş ve tam o konjonktürde toplumun Susurluk&#8217;a yönelmiş haklı öfkesi Refahyol hükümetine yönelik tepki yönünde dönüştürülerek bu mesele de örtbas edilmiştir.Ardından da 28 Şubat ara rejimi gelmiştir.Hukukun üstünlüğünün değil üstünlerinin hukuku anlayışının sistemleşmesi döngüsü böyle bir fiili askeri müdahale rejimiyle tamamlanmıştır. Yani Türk devlet zihniyeti 90&#8242;larda temel tüm hedeflerine ulaşmıştır diyebiliriz.Burada bir tek istisna olarak Sivas ve Gazi katliamlarıyla bu toplumun çatışma potansiyeli anlamında en zayıf noktası olan Alevi-Sünni bağlamını zikredebiliriz.Türkiye Alevi toplumu 90lar ortamında Reha Çamuroğlu&#8217;nun tabiriyle;Bin yıllık acılı Alevi geleneğinden gelen toplumsal kamplaşmanın muhtemel sonuçları konusunda emsalsiz bir deneyim birikimiyle bilgece davranmasını bilmiş,acıyı bal eyleyerek destabilizasyon senaryolarının gönüllü aktörü olmama iradelerini göstermiştir.Bugün Ergenekon denilen Türk derin yapılanmasının zihniyetinin Kürt milliyetçisi versiyonunu örnekleyen,Erkan Şen ve İdris Kardaş gibi genç kuşak Kürt aydınlarının tabiriyle &#8220;Kürt Kemalizmi&#8221; zihniyetine sahip PKK hareketi de Madımak katliamı sonrası ortamı fırsat bilmiş,Marksist-Leninist TİKKO ile ortak biçimde Sivas&#8217;a misilleme amaçlı Başbağlar katliamını gerçekleştirerek Alevileri kendi saflarına çekme çabasına girişmiştir.Ancak Aleviler bu konuda da sağduyulu davranarak bu oyuna da gelmemişler ve bu olay sonrası net &#8220;Sivas&#8217;ın intikamı&#8221; gibi sunulmak istenen bu alçak katliamı tüm Alevi örgütleri şiddetle net bir dille kınamışlardır.Fakat laik-İslamcı kutuplaştırma stratejisinde Alevilerin üzerinde devlet zihniyetinin operasyonel bir başarı gösterdiği de ortadadır.Bu başarı da bu bahsettiğim derin provakasyonlar kadar,İslami kesimin aktörlerinin 90lar konjonktüründe bu yaşananlara ısrarla duyarsız kalmasının,Madımak&#8217;ta insanların diri diri yakılması hadisesini bile katliam değil de &#8220;Sivas olayları&#8221; diye anmak gibi ahlaki bir yanlış içinde olmalarının da payı büyük.2000lerde İslami kesimde bu konuda da bir değişim var,birçok akil ve vicdanlı insan Alevilerle Sünni dindarların devlet gözündeki konumu bakımından kaderlerinin ortak olduğunu artık görüyor,ortak bir vicdani zemin arayışı içindeler fakat bu sefer de Alevi aydınlarının ve kurumlarının istisnalar hariç rijid bir tavır içinde olabildiğini görüyoruz.Kürt meselesinde artık bu toplum gerçekten bir vicdan ittifakı noktasına yaklaştı.İslami kesim hatta milliyetçi kesim içinden Kürt meselesinde en devlet diliyle konuşan gruplar ve kişiler bile artık sivil,özgürlükçü ve demokrat bir çözüm zemininde ittifak edebiliyorlar.Abant platformunun Kürt sorununu konuştuğu toplantı sonrası açıklanan sonuç metni şu an yakaladığımız olumlu seviyeyi göstermesi açısından güzel bir örnekti.Abant&#8217;ın sonuç metni öyle hem devlete selam çakalım hem de demokrat gibi duralım tonunda olmayan net öneriler sunan açık,içten ve vicdan merkezli bir metindi.15 sene evvel bambaşka konumlarda olan aydınların bile net ve cesur duruşları,yaşadıları bu ahlaki dönüşüm Türkiye adına umut vericiydi.Alevi meselesinde bu ittifak noktasından maalesef uzağız.Bu uzaklık nasıl aşılabilir,bunu başka yazılarda da işleyeceğim ama şimdi Ergenekon bağlamına döneyim&#8230; </p>
<p><strong>Türk solunun Ergenekonu  </strong> </p>
<p>Bu terör çetesi kendine Ergenekon adını takmış diye biz de öyle diyoruz ama başka zamanlarda da başka isimler almış,kendini farklı adlandırmış bir yapılanma bu.Bu yapılanma zaman içinde hangi aktörlerle çalışmıştır,ne yönde,kime karşı,nasıl eylemler gerçekleştirmiştir,bunu zamanla hem hukuki soruşturma bağlamında hem de işin sonuna kadar gitmekten çekinmeyecek titiz gazetecilik araştırmalarıyla umarım öğrenebiliriz.Kamuoyunda kimin nerde,ne zaman,ne yaptığı konusunun belirsizliği ve dellilendirilemeyeceği öne sürülerek suyu bulandırmaya çalışan çok sayıda kişi ve kurum var.Maalesef bu yönde davrananlara kendine özgürlükçü-sol diyen kimi kesimler de dahiller.Saçmasapan obsesyonları ve ideolojik körlükleri sebebiyle bu olayı iki tarafın kapışması gibi görmekten ne çekiniyor ne de utanıyorlar.Ergenekon sürecini hafifsetebilecek tavırların içindeler.Ben tabii buna şaşırmış değilim.<strong>Aynı aktörlerin 27 Nisan muhtırası sonrası göçmelerine,&#8221;Ne şeriat,ne darbe&#8221; gibi kaypak tavırlar içine girmelerine de şaşırmamıştım.Türk solunun özündeki zihinsel ve vicdani problemlere bu sütunlarda 68 tartışmaları vesilesiyle de epey işaret ettim.Hele ki bu Ergenekon yapılanması,Chavez gibi sol/sosyalist niteliği belirgin bir darbe girişimi yapma amacında olsaydı bu destabilizasyon planları &#8220;emekçi halktan yana sosyalist bir rejim&#8221; için olsaydı,bu &#8220;ne Ergenekon ne AKP&#8221; gibi kamuflaj laflarını da duymazdık,böyle kutsal bir amaç için her türlü şeyin yapılabilmesini meşru görecek Ergenekon yandaşı özgürlükçü-sol&#8217;u o zaman net biçimde görürdük,buna kimsenin kuşkusu olmasın</strong>.Ayrıca Halil Berktay Türk solunun da ötesinde evrensel seviyede örnekleyerek sol/sosyalist pozisyonun temelinden kaynaklanan sakatlıkları Taraf&#8217;daki sütununda sistematik olarak tasvir ediyor.O yazılar da dikkatle okunmalı.İşte o problemler ve sakatlıklar böyle kriz anlarında daha da berraklaşıyor ve Türk solu istisnalar haricinde her zaman olduğu gibi yine egemen zihniyete hizmet etmek işlevini görüyor.Geçmişte çok ciddi acılar çekmiş bir insan malzemesinin,o acıları mümkün kılan zihniyete halen ve halen hizmet eden tavırlar içinde olması hem çok trajik ve üzücü,hem de çok aptalca ve ahmakça.Ama neyse ki bu konu özelinde geçmişten ders çıkarabilmiş bir Türk sosyalisti şu an meclisde milletvekili.Ufuk Uras son dönem performansıyla bu ülkenin basiret ve sağduyu sahibi tüm insanlarının sevgisini kazanıyor.Hem Ergenekon soruşturması hem de darbe günlükleriyle açığa çıkan iddialar bağlamında çok samimi bir çaba veriyor.Uras zamanında &#8220;Ne Refahyol,ne hazırol&#8221; gibi yanlış bir sloganı benimsemiş ve Susurluk&#8217;un örtbas edilmesi yönündeki iradenin tam da arzuladığı bir şekilde davranmıştı.Bugün birçok fikirdaşıyla aynı hataya düşmemesi gerçekten takdir edilesi bir durum.<strong>Bu araştırma talebinin AKP tarafından zerre destek görmemesi de ayrı bir problem.İşte AKP bu türden birçok siyasi dirayet hatalarını yapabilen bir parti fakat bu dirayet hatalarıyla kendince belirledikleri milli menfatler uğruna ülkenin geleceğini karartacak planları yapan silahlı bir çete zihniyetini aynı kefeye koymak affedilebilir bir tutum değil.Neyse ki Ufuk Uras bu körlükte ve ideolojik saplanmışlıkta değil,o açıdan hakkını teslim etmek gerekir.</strong> </p>
<p><strong>Zihniyet meselesi</strong> </p>
<p>Dahası fiili örgüt isimleri,yönetim şemaları,kimin kimi vurduğu,kime vurdurduğu,yakalanan bombaları falan bir yana koyalım.Bu somut bulgular özelinde konuşma zemini konuyu saptırmak isteyen birçok insanın eline koz veriyor.&#8221;O mu yaptı,bu mu yaptı somut delil var mı,Ergenekon ismi efsane mi gerçek mi,daha iddianame belli değil&#8221; lafları edilirken özsel boyut gözlerden kaçırılıyor&#8230;Soru şudur:Bu ülkede &#8220;milli menfaatler&#8221; gereği, &#8220;devletin bekası&#8221; gereği yada şu yada bu sebeple devletin kendi içindeki derin bir yapılanma aracılığıyla gerektiğinde hukukdışına çıkan eylemler yapabilmesini meşru görüyormuyuz? Örnek bir olay olarak Behçet Cantürk cinayeti meselesinde soru zaten Türk derin yapılanmasının bu cinayeti işleyip işlemediği değildir.Hangi görüşte olursa olsun bu konuyu biraz bilen herkesin kafasında bu sorunun cevabı nettir.Mesele bu infazın meşru görülüp görülmemesi meselesidir.Dürüst bir şekilde itiraf edersek bir sürü insan,kesim,grup bunu halen meşru görüyor.Bu yapılmasaydı bazı şeyler durdurulamayacaktı,ülke bölünecekti diyor,Cantürk bir uyuşturucu tüccarıydı ve hukuk yoluyla engellenemiyordu diyor,bunlar yapılmak zorundaydı diyor&#8230;Ben böyle diyenlere de direkt yüklenilmemesi gerektiği kanaatindeyim.Çünkü böyle bir &#8220;siyaseten doğru&#8221; ortamı yaratınca insanlar riyaya yöneliyor.O riya da işte yukarıda bahsettiğim somut bulgular üzerinden daha sürecin başında olmamızın da göreli avantajıyla onları suyu bulandırmak yoluna  itiyor.Dürüstçe ve içten konuşalım,kimse öncül olarak kimseyi kınamasın herşey saklanmadan açıkça söylensin ve diyalog olacaksa öyle başlasın.<strong>Olay temelde bir zihniyet meselesidir.Ergenekon ismi de önemli değildir.Mesele birtakım kutsal kabul edilen hedefler,davalar uğruna somut kanıyla canıyla insanların feda edilip edilemeyeceği meselesidir.Hiçbir şart ve koşulda edilemez diyebilen bu toplumda kaç insan vardır? Ergenekon denilen bu yapılanmaya karşı çıkarken bile kafasındaki kutsal uğruna Ergenekon benzeri yöntemlere onay verecek kaç muhalif vardır bu ülkede? </strong> </p>
<p>Ortada bir Türk devlet zihniyeti var.İster ergenekon deyin ister başka şey,bu zihniyet kendi kontrolünde bir derin yapılanmaya ideolojik yapısı gereği ihtiyaç duyan bir zihniyet.Dolayısıyla Türk derin yapılanması,Türk devlet zihniyetinin yeraltı örgütlenmesi boyutunda tezahüründen başka birşey değildir.Bu yapılanma konjontür gereği her fikir ve gruptan adamı da bünyesine katar,istifade eder sonra da yeri gelirse infaz eder,bunu da bu zamana kadar &#8220;başarılı&#8221; şekilde yaptığı açık.Aslında bu zihniyet bugüne kadar başarısını kendine sözde muhalf olan grupların en az kendi kadar insansız ve ahlaksız bir bakışaçısına sahip olması nedeniyle sürdürdü&#8230;Başarısını sürdürüp sürdüremeyeceği de onun karşısında yer alanların alternatif Ergenekon zihniyetinde olmayıp,gerçek anlamıyla bir insanlık ve vicdan zemininde olup olmamalarına bağlı&#8230; </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/19/aleviler-turk-solu-ve-ergenekon/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/aleviler-turk-solu-ve-ergenekon/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Madımak,Alevifobia ve Bataklık</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/13/kizilbas-alevi-madimak-alevifobia-ve-bataklik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/13/kizilbas-alevi-madimak-alevifobia-ve-bataklik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 19:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[alevi kimligi]]></category>

		<category><![CDATA[Alevifobia]]></category>

		<category><![CDATA[Madımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/13/madimakalevifobia-ve-bataklik/</guid>
		<description><![CDATA[  Madımak katliamı bağlamında Alevi meselesini irdelediğim yazılarda en çok rahatsız olunan şey altını çizmek istediğim Alevifobia histerisi oldu&#8230;Bu ülkenin Sünni toplumunun hepsinde değil ama ciddi kısmında,değişik derecelerde de olsa bir Alevifobia histerisi olduğuna inanmayan(yada inanmak istemeyen) buna itiraz eden epey okur mektubu aldım&#8230;Bir yönüyle &#8220;inanmak istememe&#8221; duygusu,inkar etme arzusu asil bir hissiyattır.Bu toprakların yüzyıllar,binyıllar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080714_derin_dusunce_alevi_kizilbas.jpg" alt="20080714_derin_dusunce_alevi_kizilbas.jpg" align="right" />  Madımak katliamı bağlamında Alevi meselesini irdelediğim yazılarda en çok rahatsız olunan şey altını çizmek istediğim Alevifobia histerisi oldu&#8230;<strong>Bu ülkenin Sünni toplumunun hepsinde değil ama ciddi kısmında,değişik derecelerde de olsa bir Alevifobia histerisi olduğu</strong>na inanmayan(yada inanmak istemeyen) buna itiraz eden epey okur mektubu aldım&#8230;Bir yönüyle &#8220;inanmak istememe&#8221; duygusu,inkar etme arzusu asil bir hissiyattır.Bu toprakların yüzyıllar,binyıllar içinde ürettiği bir bilgelik varsa,işte tam da o kadim bilgeliğin temsilcisi olan merhum Hrant Dink,1915 meselesi bağlamında <span id="more-1261"></span>bunu söylerdi hep&#8230;Bir katliamın yada genel olarak insanlıkdışı,ahlakdışı ve vicdansız bir davranışın &#8220;biz&#8221;ler tarafından yapıldığına,yapılabileceğine inanmak istememek,bunu gururuna yedirememek,önyargılı bir nefret duygusuna sahip olunduğunu kendi içinden geldiği kesime konduramamak&#8230;Gerçekten de bu bir yönüyle çok insani bir eğilim,neticesi kendini kandırmak bile olsa masum ve ahlaki saflıkta bir durum&#8230; </p>
<p>Her geçen gün 1915 ve benzeri bağlamlarda &#8220;Evet yaptık ama haklıydık,yapmamız gerekirdi,onlar da bunu hak ettiler,zaten onlar da şunu şunu yaptılar&#8221; benzeri alçakça meşrulaştırmaların arttığı bir Türkiye olmaya doğru gidiyoruz.Ulusalcılık denen zehirli sarmaşık bu toprakların bünyesini sarmaya devam ediyor.Özellikle LAST(Laik yaşam tarzına sahip Sünni Türk) orta sınıfı ciddi bir manevi&amp;zihinsel kriz içinde.Bu kriz sürekli olabilecek bir hastalık noktasına doğru adım adım evriliyor.Bu krizin etkilerini bir süre daha yaşayacağız gibi görünüyor.Bu kriz kalıcı bir hastalık olup yerleşik hale gelecek mi? Ne kadar yeni kuşaklarla birlikte eleştirel duruş ve iç sorgulama artarak LAST kimliği kendini yeniden &#8220;egemen&#8221; değil eşit bir kimlik olarak inşa edebilecek?&#8230;Bu ihtimallerden hangisi galip gelecek? LAST içinden çıkmış aydınların-daha ziyade nüfuz sahibi aydınların- bu hastalığa doğru evrilmekte olan durumu yetkinlikle teşhis edip sürekli ve etkileyici bir dille ifade etmesi ikinci güzel ihtimalin galip gelebilmesi için çok önemli&#8230;Gelecek açık bir süreç ve şüphesiz bizlerin normatif çabalarıyla şekillenecek.Ne yapılırsa yapılsın kaçınılmaz olarak gidilecek <em>yer burası olur,şurası olur</em> diye bir şey yok&#8230;Bu determinist ve saçmasapan bir inanç.İnsanın olduğu yerde hiçbir şey kaçınılmaz değildir&#8230; </p>
<p>Konuya dönelim;İnsanlıkdışı bir davranışa,tavra,önyargıya ilişkin &#8220;Yaptık haklıydık,gene yaparız&#8221; yada &#8220;Evet,böyleyiz ve öyle olması gereklidir,öyle olmalıdır&#8221; tipi barbarca eğilimlerin arttığı bir ülke de inkar eğilimi,inanmama istemi,reddetme arzusu dahası kendine yalan söyleme durumu bile çok soyluca diye inanıyorum&#8230;O bakımdan bu hissiyatta olanlara gerçekten saygım var.Fakat bir şeyleri total düşünüp,total olarak suçlamak yada aklamak zaten makul bir duruş değil&#8230;Bugün varolduğu noktasında hiç kimsenin şüphesi bulunmayan Holocaust vahşetine dair bile &#8220;Almanlar Yahudileri kesmiştir&#8221; gibi bir cümle kurmak isabetli değildir,ahlaki de değildir&#8230;&#8221;Şunlar,bunlara şunu yapmıştır&#8221; tipindeki her önerme için bu geçerli aslında.Bu kaba önermeler her zaman olayın özünü anlama noktasında bizlerin gözüne perde indirmek işlevini görebilirler sadece&#8230;<strong>Holocaust&#8217;u var kılan bir zihniyet vardır.O zihniyet bir şeylerin olmasını mümkün kılmış,o zemini yaratmış ve o zemin üzerinden adım adım pervasızlaşan bir vahşet yaşanmıştır&#8230;Madımak katliamı bağlamında da mesele budur.Mesele o imkan,o zemin daha doğru tabirle o bataklıktır&#8230;</strong>O bataklığın yarattığı sineklerdir o vahşeti gerçekleştiren,hayata geçiren&#8230;Sineklerin uzaklaştırılması göreli ve geçici bir ferahlama yaratabilir,geçmişte olanları unutup,bir daha o sinekler geri gelmeyecek diye düşünüp kendimizi kandırabiliriz&#8230;Sonrasında bataklık yeniden pislik atmosferi yaratarak yeni sinekler yaratır,o sinekler yine unutulmak istenen günleri geri getirir,belki bu yeni sinekler eski sineklerle akraba bile olmadıklarını,kendilerinin bambaşka bir haşerat türü olduğunu iddia edecektir&#8230;Bunlar hep zahiridir,aslolan o haşeratın sürekli üreyeceği ortamın kendini sürekli var kılabilmesi ve değişik başlıklar altında yeniden felaketlerin tekrarlanabilmesidir&#8230;&#8221;Şu sinekler,şu çiçekleri kuruttu&#8221; diye sert bir edayla,müntekim bir dille söylemek ahlaki bir tavır gibi gözükebilir ama bu kaba ve radikal tavır esasen çiçekleri sürekli kurutacak atmosferin var kalmasına hizmet etmek işlevi görmekten başka işe yaramaz,yaramıyor&#8230;İşte merhum Hrant Dink bunun çok farkında bir bilgelikte insandı,laf dönüp dolaşıp Hrant&#8217;a geliyor çünkü işte bu bataklık Hrant&#8217;ı da katletti.<em>Basit sinekler değil,esas bu bataklık Hrant&#8217;ın katilidir</em>&#8230;Bu anlattığım analojik çerçeve aslında şu an yaşadığımız tüm ama tüm ahlaki sorunları kapsıyor desem yanlış olmaz&#8230;<em>Bu sayfalarda çokça yazılan,tartışılan Denizler ve Türk 68i mevzusunda da esas mesele budur</em>,Alevifobia meselesinde de budur&#8230;Zahiri isimler,kesimler,gruplar,şunlar bunlar değil  zihniyetler&#8230;Şu renkte,şu cinste bu cinste sinekler değil,tüm o sinekleri var kılan bataklık&#8230;O bataklığı hep birlikte,insan olmaklığımızdan hareketle yok edebilmek yada elimizden geldiğince kurutabilmek,boyutunu küçültebilmek&#8230;Mesele bu&#8230; <br />
 </p>
<p><strong>Bir etnik mesele olarak Alevilik/Kızılbaşlık</strong> </p>
<p>Alevifobia konusunda altını keskin şekilde çizmemiz gereken noktalar var.Bu konu Alevilik inancı,hatta daha yaygın da deyişle Alevi-Bektaşi inancı bağlamında alınıyor.Bu inancın kökenlerine gidiliyor,herkes Alevilik konusuna gelince bir anda kültürel antropolog oluyor(zaten Kürtçe mevzu bahis olursa da biz de herkes bir anda filolog olur,başörtüsü konusunda da teolog olur,hatta o da yetmez fakih olur) Alevilik İslam dairesi içinde midir,şu mudur bu mudur derken buradaki temel sosyal&amp;siyasal mesele gölgeleniyor&#8230;<strong>Bu ülkede içeriğini nasıl tanımlarsa tanımlasın kendini Alevi/Kızılbaş diye adlandıran yurttaşlarımız vardır.Mesele bu insanların taleplerinin İslam teolojisi açısından meşruiyetini tartışmak değil,gerçek laik bir devlet gibi bu talepleri yerine getirmektir.Gerçek laik devlet yurttaşlarının inancını tartışmaz,o inanç bağlamındaki haklarını ve özgürlüklerini teminat altına alır</strong>.En Kemalist Alevi bile &#8220;Türkiye laiktir,laik kalacak&#8221; palavrasına kanmaz o sebeple,tüm Alevi toplantılarında tekrarlanan bir slogan var &#8220;Türkiye laik değildir,laik olacak&#8221; diye.Yalnız Alevilerin değil tüm demokratların temel sloganı olmalı bu haklı ve yerinde söz.<em>Mevzunun başka bir tarafında dönersek aslında Alevi bile modern dönemde uydurulmuş bir kelime</em>.<em>Alevilik kavramı Yahudilere Musevi,Çingenelere de Roman denmesi gibi bir nevzuhur olgu aslında.Bu yurttaşlarımıza hem karşıtları pejoratif/olumsuzlayıcı anlamda,hem kendileri tanımlayıcı anlamda Kızılbaş derlerdi</em>&#8230;Evet,adını koyalım,bu toplumun Kızılbaşları vardır.Kızılbaşlık sonradan edinilecek,benimsenecek bir kimlik değildir.O bağlamda tercih ederek her insanın girebildiği Bektaşilik gibi asla değildir.İtikadi yol bağlamında Alevi-Bektaşi yolundan bahsedilebilir,nerdeyse tüm Alevi aydınlar da bu itikat yolu bağlamını hep bu şekilde zikreder ama bu toplumda bir sosyal mesele olarak Alevifobia konusunun itikat ile doğrudan ilgisi yoktur&#8230;Bir verili kimlik olarak,sonradan edinilmeyecek,doğuştan kazanılan,<em>soydan gelen nesebi bir olgu olarak Kızılbaşlık/Alevilik burada öncelikle bahsetmemiz gereken kimliktir</em>.Alevifobia histerisinin muhatabı bu etnik/verili kimliktir&#8230;<em>Belirtmeliyiz ki ciddi şekilde Alevifobia histerisine sahip yurttaşlarımız da çoğunlukla en içten inanışlarıyla aynı zamanda Hacı Bektaş&#8217;ı ulu bir zat olarak görürler</em>,Hasan ve Hüseyin&#8217;in katlini lanetlerler,Muaviye ve Yezid figüründen nefret ederler,Ehlibeyt hikayelerini tüm samimiyetleriyle gözleri yaşlanarak dinlerler ama bir yandan Kızılbaşlar diye pejoratif vurguyla,dışlayıcı bir duyguyla bu kimliğe sahip insanları anarlar,türlü hurafeleri zikrederler,çocuklarına da öyle öğretirler&#8230;Bu topraklarda birçok yörede yaşanan şey budur.O Kızılbaş/Alevi yurttaşın neye inandığı,neyi yaptığı yapmadığı değildir mesele,bizzat Kızılbaş olmasıdır.Bir verili cemaat kimliği olarak oradan gelmesidir.<em>Bu yönüyle Alevilik meselesi Yahudilik benzeri bir meseledir</em>.İnanç kimliği ile etnik/verili kimlik örtüşmüştür.Bu bir etno-dinsel cemaat kimliğidir.Tekrarlıyorum başkalarının benimseyerek girecekleri bir inanç ve dahil olacakları bir cemaat değildir.Soydan gelen,nesepten gelen bir kimliktir.Tekinsizlik ve güvensizlikten başlayıp sevgisizlik hatta nefrete kadar uzanan duygu da bizzat bu verili/etnik kimliğe yöneliktir.İnanca dairmiş gibi olan semboller bu Alevifobia özelinde bizi kandırmamalıdır.Üstelik toplumumuzda dediğim gibi çatışmaya hazır duran taraflar dinsel/ideolojik bağlamda son derece yakın zeminlerde de bulunabilmektedirler.Yaygın Sünni düşüncesi de bazı Alevilerin tasavvur etmek istedikleri gibi değildir.Ehlibeyt sevgisi ve Ehlibeyt soyunun zulüm bağlamında yaşadığı anlatılan hikayeler ailesinden ciddi Alevifobia içeren hikayeler/hurafeler devralmış bir Sünni yurttaşı samimiyetle de ağlatabilir,ağlatır.<em>Alevi yurttaşlarımız da bilmeli ki Alevifobia bağlamında özsel nokta felsefe ve dinsel algılama farkı değildir.Öz mesele</em> verili kimliklere dayalı ayrışmış,temas kurmamış ve kurmadıkça da kafasında hayali imgeler yaratmış iki toplum meselesidir&#8230;Modernleşme kentsel mekanda zorunlu olarak temas getiriyor,karşılaşma getiriyor,bu sebeple modernleşme ve modernite bıçağın iki yüzü gibidir.Liberal-demokrat bir zihniyetle tanımaya,tanışmaya,birbirini anlama ve karşılıklı beslenmeye yönelik normatif çabaların eksik olduğu bir modernleşme/modernite deneyimi menfaat ve iktidar rekabeti ortamında ateşle barutun teması anlamına gelebilir ve toplumsal kesimlerin çatışabilmesi ,daha doğrusu egemen olanın ötekine zulmedebilmesini mümkün kılabilir(muhtemelen de öyle olur)&#8230;Ayrı yerleşim birimlerinde birbirlerine dair hayali imgeler yaratan kesimler iktidar rekabetine dayalı modern arena ortamında birikmiş nefretlerini kusabilirler,<em>bu modernleşme sürecinde birçok toplumda yaşanmıştır,sonu katliamlara varan sonuçlar üretebilmiştir</em>&#8230;Alevilik ve Alevifobia meselesine devam edeceğiz&#8230;                          </p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/13/kizilbas-alevi-madimak-alevifobia-ve-bataklik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/13/kizilbas-alevi-madimak-alevifobia-ve-bataklik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon Failleri, Madımak Katilleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 12:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[madimak katliami]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftaiçi bir yandan Madımak katliamının 15.yılı anılırken bir yandan da cumhuriyet tarihinin belki de en önemli davasında çok kritik gelişmeler yaşandı.Ergenekon soruşturmasında yaşananlar &#8220;sonuna kadar&#8221; gidilebileceği yönündeki umutları tazeledi.Fakat 1 Temmuz sabahından itibaren bu olumlu süreç başlarken,hemen arkasından gelen 2 Temmuz da,Madımak katliamının anılması yine büyük oranda egemen zihniyetin arzuladığı yönde gerçekleşti.Geçen hafta aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080704_derin_dudunce_org_madimak2.jpg" alt="20080704_derin_dudunce_org_madimak2.jpg" align="right" />Geçtiğimiz haftaiçi bir yandan Madımak katliamının 15.yılı anılırken bir yandan da cumhuriyet tarihinin belki de en önemli davasında çok kritik gelişmeler yaşandı.Ergenekon soruşturmasında yaşananlar &#8220;sonuna kadar&#8221; gidilebileceği yönündeki umutları tazeledi.Fakat 1 Temmuz sabahından itibaren bu olumlu süreç başlarken,hemen arkasından gelen 2 Temmuz da,Madımak katliamının anılması yine büyük oranda egemen zihniyetin arzuladığı yönde gerçekleşti.Geçen hafta aslında çok da ümitvar ol(a)madan &#8220;Madımak&#8217;ı devletin diliyle anmayalım&#8221; diye çağrı yapmıştım.Kara gün 2 Temmuz&#8217;un 15.yılı,istisnai değerli konuşmalar dışında,yine devlet diliyle anıldı,yine 35 insanımızın diri diri yakıldığı bu kara gün,bir gün önce gözaltına alınanların zihniyetiyle,Ergenekon çetesinin egemen söylemiyle anıldı&#8230;Neredeyse bazı kimseler Madımak katliamıyla,çete soruşturması gereği gözaltına alınanları aynı &#8220;haksızlık&#8221; ekseninde andı.Buna bizzat şahit oldum.Katliamı sözde anmaya gelmiş bu ya ahmak ya alçak zihniyet öyle bir kurgu kuruyor ki;Ortada &#8220;gerici-şeriatçı&#8221; bir yapı var,bu gerici yapı Madımak&#8217;ı yakıyor,Alevileri katlediyor,Ergenekon çetesi bağlamında gözaltına almaları yapan da aynı yapı.Sudan bahanelerle &#8220;vatansever&#8221; insanlar gözaltına alınıyor.Dün Madımak&#8217;ı yakanlar bugün de &#8220;Ergenekon tertibi&#8221;ni yapıyor&#8230;Utanmadan bunları bangır bangır söyleyerek katliamı sözde anmaya gelenler vardı orda.Böyle sapkınca ve alçakça sözler duydum ve açıkçası midem bulandı&#8230;Türkiye Alevi toplumu bunları haketmiyor,Aleviler bu acının,bu katliamın bu derece istismar edilmesine daha fazla dayanamazlar,dayanamalılar&#8230;<span id="more-1226"></span><strong>Bu katliamın anılmasını bile ahlaksızca dünya görüşleri için payanda yapmaya kalkan zihniyet bizzat o insanların yanmasına seyirci kalan,dahası böyle bir katliamın olmasını kışkırtan,güç temerküz etmek için toplumsal çatışmanın şiddetlenmesini işlevsel bulan zihniyettir</strong>&#8230;Bu zihniyettir ki bu toplumun gerçek anlamda kara deliği olan Alevifobia histerisinden zihni ve kalbi sakatlanmış kitleleri kışkırtmış,yönlendirmiş ve gözü dönmüş kitle bu kıyımı yaparken de seyretmiştir&#8230;</p>
<p>Aslında Kemalist söylemden en etkilenmiş,en damardan Kemalist cümleleri sarf edebilen Aleviler bile sezgisel olarak kendini araç olarak kullanmak isteyen bu zihniyetin farkında.Ben bunu hep gözlemliyorum.Bu ülkenin sahici özgürlükçü-demokratları bu noktayı iyi bilmelidir.Tüm Aleviler,hiçbir şekilde yaşananlara müdahale etmeyen devletin güvenlik güçlerini iyi biliyorlar&#8230;   O kıyımcı kitlenin bazı köktendinci sloganlarını hatırladıkları kadar &#8220;En büyük asker bizim asker&#8221; diye insanlar yanarken dakikalarca bağırıldığını da hatırlıyorlar,bunları bizzat anlatan,aktaran onlar&#8230;2 Temmuz katliamı olurken,insanlar alenen herkesin gözü önünde diri diri yanarken,bölge askeri yetkilisinin ısrarla asker göndermek istemediğini,gönderilen askerlerin hiçbirşey yapmadan o kitle etrafında bekletildiğini,askerlerin başındaki komutanın gözü dönmüş kitleyle gayet yakın diyalog içine girdiğini ve kıyımcı kitlenin de buna karşılık yukarıda zikrettiğim &#8220;En büyük asker bizim asker&#8221; diye bağırdığı gerçeği Kemalist söylemden en etkilenmiş Alevinin bile çakılı biçimde zihninde duruyor,sonrasında ilgili askeri yetkililerin &#8220;görevi ihmal&#8221;den dahi ceza almadığını da biliyorlar&#8230;Aynı şekilde yargılanma sürecinde özellikle ilk 5 yıl içinde yaşanan pespayelikler akıllarından çıkmıyor.Hem güvenlik hem yargı mensuplarının nerdeyse yakılan insanları &#8220;halkı galeyana tahrik ve teşvik&#8221; gerekçesiyle suçlayan tavırları akıllarından çıkmıyor.Kıyımcıların mahkemedeki ifadelerinde nasıl dağılmak üzereyken Madımak oteline doğru üniformalı kişilerce yönlendirildiklerini anlatmaları,birilerinden garanti almışcasına özgüvenli tavırları ve buna yönelik güvenlik mensuplarının kabullenici suskunluğu akıllarından çıkmıyor&#8230;Zaten o günü yaşayanlar yalın biçimde yaşadıklarını,sadece yaşadıklarını aktardıkça,Alevileri kendi ulusalcı/devletçi iğrenç ideolojileri için araç olarak kullanan o dilin dışında sahici bir dille,gerçek resimle karşı karşıya kalıyorsunuz&#8230;Öte yandan hem katledilmiş insanlarımızın yakınlarının hem de genel olarak bu ülkenin Alevilerinin sadece devletten değil toplumdan da yana dertleri var.Merhum Hasret Gültekin&#8217;in eşi bu bağlamda herkesin yüreğine dokunan ve özü çok doğru bir konuşma yaptı.Alevilerin toplumdan yana ifade ettikleri dertlerin çok haklı bir zemine dayandığını geçen hafta da belirttim.Bu ülkede 24 yıldır fiilen silahların konuştuğu bir mesele olmasına rağmen,Kürt meselesi bağlamında derinlerden gelen bir toplumsal nefret olduğunu söyleyemeyiz.Bu toplumda dedesinden,büyükdedesinden Kürtlere yönelik kategorik düşmanlığı ve bir tip ırkçılığı devralmış bir tane bile aile bulamazsınız.Zaten silahların konuşmasına rağmen,bir dolu haksızlıklara rağmen Türklerle Kürtler arası halk bazında fiili çatışmalar yaşanmamasının sebebi de budur.Herşeye,her türlü kışkırtmaya rağmen bu toplum o mesele ekseninde karşılıklı sağduyuyu korumasını-şu ana kadar- bilmiştir.Şu andan sonrası için hiçbirşey garanti değildir,çünkü eski Türkiye yerinde durmuyor,onu da belirteyim.Fakat Kürt meselesi etrafında atalardan devralınan bir etnik nefret olmadığı çok açık.Alevi meselesi bağlamında ise benzer birşey söylemek apaçık kendini kandırmaktır,bunu söylemek tamamen riya olur&#8230;<strong>Bu ülkede ciddi bir nüfus atalarından,dedelerinden türlü sözlerle Alevilere karşı sevgisizlik ve güvensizlik dolu önyargıları zihinsel miras olarak devralmıştır.Modernleşme/kentleşme hercümerci içinde bu olumsuz miras daha da keskinleşmiştir.Bu önyargıların &#8220;yönetmek için istikrarsızlığı diri tut&#8221; mantığının aygıtlarınca sistematik olarak beslendiği de çok açıktır ama olmayan bir nefret yaratılmış değil,olan bir zemin çatışmaya ve kitlesel kıyımlara kadar gidebilecek noktaya evrilmiştir</strong>.Israrla altını çiziyorum ki Türkiye Sünni toplumunun hepsinde değil ama ciddi bir kısmında derecesi değişmekle beraber bir Alevifobia histerisi vardır.Bu toplumda böyle bir potansiyel vardır.&#8221;Halkımızın hiçbir sorunu yoktur,yüzyıllardır Alevisi Sünnisi barış içinde kardeşçe kaynaşmış halde birlikte yaşıyorlardı,bunlar dışarıdan gelen nifaklar&#8221; söylemi Alevilik bağlamında büsbütün yalandır.<strong>Modernleşme travmasını yaşamadığımız yıllarda da halkımız birbirlerinden tecrit edilmiş halde,temas kurmadan ayrı köylerde yaşıyordu.Köyler arası akıl almaz ayrımcılık ve kategorik olarak dışlayıcılık içeren hikayelerin ve hurafelerin dolaştığını biliyoruz.Bunları inkar etmek ileride yaşayabileceğimiz başka çatışmaların ve kıyımların önünü açmaktan başka işlev göremez</strong>.Bugün de bu Alevifobia kaynaklı toplumsal kara delikler Sivas şehri özelinde de bitmiş değil.Toplumun nabzını tuttuğunuzda bunu görebiliyorsunuz.2 Temmuz anmalarına Sivas valisi gelerek çok doğru ve ahlaklı birşey söyledi.&#8221;Utanç vesikası olarak duran et lokantasının talepsizlikten otomatikman kapanması gerekir.Fakat insanlar buraya gitmeye devam ediyor&#8221; dedi vali.Sivas&#8217;ın kalan az sayıdaki Alevi toplumu 2 Temmuz haftalarında lokantaya özellikle rağbetin arttığı yönünde gözlemlerini ifade ediyorlar.Bu doğruysa korkunç birşey.Hissettiğim kadarıyla gayet Sünni dindar bir kimliğe sahip olan vali bey de vicdani bir ortak zeminde bu katliamı anabilmek noktasında birşeyler yapmak istiyor ama anladığım kadarıyla hiç toplumsal destek görmüyormuş.Bu sebeple de sitemkar bir havası vardı valinin.<strong>Gerçekten İslami düşünce sahibi belli başlı kanaat önderlerine bu noktada ciddi bir ahlaki sorumluluk düşmektedir.Bu kişilerin önde gelenlerinden biri olan Hayrettin Karaman hocanın,maalesef şu an yaptığı gibi &#8220;Bu mevzuyu anmayalım,unutalım&#8221; demesi çok çok yanlış bir tutum.Tam aksine Hayrettin hocanın hekesin saygı duyduğu muteber bir alim olarak geniş Sünni kitlelerin bu konuda kendini sorgulamasını teşvik etmesi gerekir.İnsani ve İslami olan tavır da budur.</strong>Elbette işin Alevi toplumu kısmında da Kemalizme ve Marksizm-Leninizme zihinlerini rehin ederek Aleviliği araçsallaştıran çok sayıda Alevi aydını ve kurumu var.Devletin egemen söyleminin Aleviler bazında operasyonel bir başarı kazandığı çok açık.Genco Erkal ve Fazıl Say gibi isimlerin Madımak&#8217;ı anmaları tam bu ulusalcı/devletçi tezgah mantığına uyuyor,Aleviler için en büyük tehlike Erkal ve Say zihniyetinde isimlerdir.Ama toplum olumlu yönde de değişiyor ve yeni kuşakta bu gerçeği gören ve kendi mağduriyetinden hareketle Türk devlet zihniyetinin mağdur ettiği tüm kesimleri kapsayabilen bir erdem zemininde hareket eden sivil toplum kuruluşları ve aydınlar her kesimde sayıca artıyor.Geçenlerde tam anlamıyla özgürlükçü-demokrat sivil anayasa çağrısında bulunan Alevi dernekleri ve aydınları buna örnektir.Alevi aydınları öncülüğünde kurulan <em>Yüzleşme Derneği</em> gibi &#8220;Unutalım,anmayalım&#8221; çizgisinin tam karşısında &#8220;Anarak ve yüzleşerek hepimiz için insanlık ve ahlak dersleri çıkaralım&#8221; diyen yüzakı niteliğinde kurumlar var.Murat Aksoy,Cafer Solgun,İlhan Döğüş gibi yeni kuşak Alevi aydınlar tavizsiz özgürlükçü-demokrat bir çizgideyken bir yandan kendi içinden geldikleri toplumun da iç çelişkilerini,problemlerini,gelgitlerini de cesurca eleştiriyor.İslami kanatta da Türk devlet zihniyetinin &#8220;Kürt&#8217;e karşı Türk,Gayrimüslime karşı İslami,Aleviye karşı Sünni,Sünniye karşı da Laikçi&#8221; politikasını yetkinlikle tespit eden ve buna karşı herkesin özgürlüklerini aynı ahlaki inançla savunan Havva Yılmaz,Hilal Kaplan,Neslihan Akbulut,Süeyb Öğüt gibi yeni kuşak müslüman aydınlar hizla artıyor.Yine Sadık Yalsızuçanlar bu bağlamda çok değerli bir isim.Toplumumuz ve ülkemiz adına yarına daha fazla umutla bakmamızı sağlayanlar &#8220;Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır&#8221; sözünün gereğini sonuna kadar yerine getirebilen,içinden geldiği kesime bakarken sert,kendi gibi olmayan başkalarına bakarken de olabildiğince yumuşak olabilen,bu bilge duruşu gösterebilen insanlarımızdır.Ülkemizde böyle insanlar,böyle sivil oluşumlar şükür ki artıyor.Daha da artacaktır diye umuyorum.</p>
<p>Eskiden kalma alışkanlıklarını sürdüren,kendine haksızlık yapıldığında feveran edip ötekilerin mağduriyetinde devlet tarafında saf tutan,başkalarının hak taleplerine karşı devlet diliyle konuşan ikiyüzlü aydınları ve kurumları bu ülke,her kesimiyle artık tasfiye edebilmeli.Bu ahlaksız ve ahmakça zihniyetin Alevi olanı yada İslami olanı yok.Sağcısı solcusu,Türk&#8217;ü Kürt&#8217;ü yok bu kafanın.Bu kafa ahmakça bir kafadır.Bu kafa bugün Ergenekon dediğimiz geçmişte Gladio ve Kontrgerilla gibi adlarla karşımıza çıkan,adı değişse de özü aynı kolektivist,aynı insansız bakışta sabit olan zihniyete hizmet etmekten başka işlev görmez.Unutmayalım Ergenekon zihniyeti her zaman böyle &#8220;içeriden&#8221; adamları,kendine yandaş zencileri yanına destek almak zorundadır.Öbür türlü yaşayamayacağını,ayakta kalamayacağını bu zihniyet çok iyi bilir.Maalesef Ergenekon zihniyeti(ki bu esasen Türk devlet zihniyetidir) bu 85 yıl boyunca bu ahmaklığa sahip zencileri bulmakta hiç zorlanmamıştır.Hala da buluyor,Ergenekon bahçesinde bir kenarda bile olsa &#8220;çiçek&#8221; olmak hevesiyle yananlar hala var.Darbe planlarıyla devrilmek istenen AK Parti ve en başta Tayyip Erdoğan bunu iyi görmelidir.AKP içinde de Alevilerin talepleri sözkonusu olduğunda bir anda şahin kesilenlerin yine Ergenekon bahçesinde &#8220;çiçek&#8221; olmak isteyenlerle aynı kişiler oluşu tesadüf değildir.</p>
<p><strong>Madımak katilleri ile Ergenekon failleri aynı zihniyete sahiptir.Bunlar birbirlerinin varlık zeminini besleyen,birbirlerinin vahşet ateşine karşılıklı odun atarak bizlerin insanlık ve ahlak ateşimizi söndürmek isteyen zihniyetlerdir.Bunlar kendi iktidarlarını sağlama almak için,&#8221;Devlet adına&#8221; &#8220;Vatan adına&#8221; &#8220;Atatürk adına&#8221; &#8220;İslam adına&#8221; gibi yalan gerekçelerle insan hayatını hiçe sayabilecek bir zihniyet yapısına sahiptirler.Dış boyaları değişebilir ama özleri aynıdır.Bu zihniyet tasfiye edilmedikçe daha çok katliamlar,kıyımlar yaşarız</strong>&#8230;Daha çok Maraş&#8217;lar,Çorum&#8217;lar,Sivas&#8217;la yaşanır,bu katliamlar kanla beslenen Ergenekon zihniyetinin ayakta kalabilmesi için gereklidir&#8230;Bu zihniyeti ancak bir ahlak ve erdem ittifakıyla hep birlikte çökertebiliriz yada yine o zihniyet bu ülkeyi toptan çökertir&#8230;İşte tam da bu bağlamda şu an ülke olarak çok önemli bir kavşaktayız&#8230;</p>
<p>Aynı konuda: <a title="Permanent Link to Madımak’ı devletin diliyle anmayalım!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Madımak’ı devletin diliyle anmayalım! »</strong></span></a> </p>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Madımak&#8217;ı devletin diliyle anmayalım!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 23:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim-Felsefe-Din]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[madimak katliami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/</guid>
		<description><![CDATA[2 Temmuz yaklaşıyor&#8230;Bundan 15 yıl önce 2 Temmuz günü Cumhuriyet tarihinin en karanlık,en utanç verici günlerinden biri yaşandı.Sivas&#8217;ın Madımak otelinde 37 kişi yakılarak,dumanlar arasında boğularak katledildi.Bu katliamın 15.yılında 5 büyük Alevi örgütü ve yine birçok sivil toplum girişimi geniş bir katılımla orada olacak,bu katliamı unutmamak ve unutturmamak için orada olacaklar.Ben de 2 Temmuz günü bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="width: 316px; height: 316px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/06/20080627_derin_dusunce_org_madimak_sivas.jpg" alt="20080627_derin_dusunce_org_madimak_sivas.jpg" width="355" height="327" align="right" />2 Temmuz yaklaşıyor&#8230;Bundan 15 yıl önce 2 Temmuz günü Cumhuriyet tarihinin en karanlık,en utanç verici günlerinden biri yaşandı.Sivas&#8217;ın Madımak otelinde 37 kişi yakılarak,dumanlar arasında boğularak katledildi.Bu katliamın 15.yılında 5 büyük Alevi örgütü ve yine birçok sivil toplum girişimi geniş bir katılımla orada olacak,bu katliamı unutmamak ve unutturmamak için orada olacaklar.Ben de 2 Temmuz günü bir aksilik olmazsa orada olacağım.<strong>Ben de bu utanç verici katliamı toplum olarak unutmamıza,bu kıyım olmamış gibi yapıp yaşamaya devam etmemize tüm kalbimle itiraz ediyorum!</strong><span id="more-1202"></span><strong>Bu ahlaksızca bir unutma arzusu çünkü&#8230;</strong>Dahası bu katliamın olduğu o günden itibaren &#8220;üzülmek&#8221; ve &#8220;acı duymak&#8221; gibi en yalın hislerin bile bu olay etrafında Türk devlet aktörlerince  yeterince ifade edilmediğini düşünüyorum.Dönemin özellikle sağ kanattaki politikacılarının hemen hepsi -iktidardaki,muhalefetteki ve Çankaya&#8217;daki dahil-insanlıktan nasibini bir zerre almamış açıklamalar yaptılar,yapabildiler.Türkiye Alevi toplumu kendi geleneksel bilgeliklerine uygun olarak geniş kesimleriyle bu konuda son derece mütevekkil,sabırlı ve sağduyu davrandı<strong>.Başka bir ülkede böyle bir katliamın ardından devlet yönetiminde olanlar bu kadar aymaz ve umursamaz davransa,siyasi partiler üzüntü ve özür yönünde dahi açıklama yapmasalar,hiçbirşey yaşanmamış gibi davransalar karşı-misilleme saldırılarla iş çığrından çıkabilirdi.</strong>Oysa Aleviler,ölülerini gömdüler ve matemlerini içlerinde yaşadılar büyük bir bilgelikle.Aslına bakılırsa Alevi toplumunun da çoğu esas itibariyle bu olayı hatırlayıp(ve Maraş,Çorum gibi benzer katliamları hatırlayıp) yeniden üzülmek istemiyor,hatırlayınca bu toplumun Sünnilerinin ciddi kısmında kökleri derinde olan Alevifobya ile karşılaşacaklarını biliyorlar çünkü.Fakat üstünü ört,ört bu nereye kadar gidecek?!&#8230;78&#8242;de Maraş da patladı,devamında Çorum geldi,93&#8242;de Sivas da patladı,95&#8242;de Gazi mahallesi olayında patlamanın eşiğinden döndü.Uzun bir süredir Alevi meselesi diğer gündemdeki meselelere kıyasla gerilerde kalıyor.Alevilik etrafında konuşulursa da Alevilerin hayata geçirilmesi fazlasıyla gecikmiş-hepsi de çok haklı olan-hukuksal taleplerinden bahsediliyor.Fakat Cemevlerine ücretsiz su ve elektrik verilmesi gibi basit bir idari tasarrufun bile bir türlü yapılamadığı bir ülke burası.<strong>Türk devlet zihniyeti de,o zihniyetin her tür gayrimeşru yöntemi kullanarak devirmek ve yoketmek istediği AKP hükümeti de bu konuya bakışta yekvücut haline gelebiliyor.AKP bu konuda kendini yoketmek isteyen gücün yedeğine girebiliyor</strong>.Başbakan Erdoğan iki gün önce,kendi Alevi milletvekillerinin verdiği soru önergesine tam devlet jargonuyla bir yanıt verdi.Aleviliği devlet zihniyetinin diliyle dışardan tanımlamaya kalktı.Sünni-dindarlığın her türlü tezahürünü irtica görüp mücadele etmek için hukuk falan tanımayan Yargı kurumları da,irticaya karşı müttefikimiz diye sırtlarını sıvazladıkları Alevi toplumunun sıra haklarına ve tanınma talebine gelince köktenci bir bağnazlıkla Aleviliği kendi tanımlamaya kalkıyor&#8230;<strong>Bu ülkede Alevilik mevzu bahis olunca,Tayyip Erdoğan Kemalist,Yaşar Büyükanıt ise bir anda İslamcı oluveriyor,aralarında fark kalmıyor</strong>&#8230;Bu ülkenin trajik düzeni de böyle sürüp gidiyor işte&#8230;</p>
<p><strong>Devlet zihniyetinin kullandığı Sivas</strong></p>
<p>Neyse biz yeniden Sivas&#8217;a dönelim,evet Sivas anılmalı,Sivas unutulmamalı ve unutturulmamalı&#8230;Ama tıpkı Denizler ve Türk 68&#8242;i meselesinde olması gerektiği gibi bugün için,yaşadığımız bu konjonktür için insanlık dersleri çıkarılarak anılmalı,bir daha böyle trajedilerin yaşanmaması amacıyla anılmalı&#8230;Bu vahşi katliamın olmasına göz göre göre seyirci kalan,hatta böyle bir katliamın olmasını kışkırtan Türk devlet zihniyetinin özünü anlama dersi olmalı bu ülkenin tüm ahlak ve vicdan sahibi insanları için Sivas&#8230;2 Temmuz katliamı maalesef şu ana kadar Alevilerin diri diri yakılmasına seyirci kalan Türk devlet zihniyetinin tam da arzuladığı yönde bir dil ve söylemle anıldı&#8230;Katledilen Alevi aydınlar,statükonun egemenliğini sürdürebilmek için tezgahlamak istediği yeni çatışmanın(laik-islami)tetikleyici fişeği olarak kullanılmak istendi.Yakılan insanlarımız Türk devlet zihniyetinin zenciyi zenciye kırdırtarak gücünü sağlamlaştırma politikasının aracı ve payandası haline getirildiler.Bu operasyon da büyük ölçüde başarılı oldu maalesef.Böyle bir katliam,orada yakılan insanları bu ülkenin makbul yurttaşı görmeyen ahlaksız bir zihniyet tarafından kendi güç konsolidasyonu için kullanılabildi,tüm toplum olarak bizler de buna göz yumduk,gerçekten çok üzücü ve utanç verici bir durum bu&#8230;</p>
<p><strong>Alevifobya bu ülkede büyük sorundur</strong></p>
<p>Evet,yukarıda da değindiğim gibi Alevilik meselesi,özü itibariyle toplumsal bir mesele&#8230;Şu an Kürt meselesi ve laiklik meselesi bu ülkenin gündeminde çok daha fazla konuşulan mevzular,fakat bu iki mesele de özü itibariyla siyasal nitelikte meselelerdir.Türk devlet zihniyeti özellikle son 5 yıldır psikolojik harp taktiklerinin her türünü uygulayarak bu iki meseleyi de toplumsal yarılma hattı haline getirmek için az gayret sarfetmiyor ama bu toplum şükür henüz o aşamaya gelmedi.Kürt meselesinde tehlike sinyalleri çalmıyor değil ama en azından Türkler ve Kürtler arası tarihsel anlamda derinlere dayanan bir etnik nefret yok,bu son derece &#8220;modern&#8221; bir durum,ama artık böyle birşey yok değil,bu Kürt meselesinin toplumsallaşması ihtimaline dair de ileride yazacağım&#8230;<strong>Alevi meselesine döndüğümüz zaman ise itiraf etmek zorundayız ki,toplumumuz için bu mesele kökü derinlere dayanan bir toplumsal ayrışma hattını ifade eden bir meseledir,hatta adını koyalım bu bir </strong><strong>Alevifobya</strong><strong> sorunudur</strong>&#8230; Bu toplumda egemen Sünni çoğunluğun ciddi bir bölümünde kökleri derin bir Alevifobya histerisi vardır&#8230;Ve bana göre Türkiye&#8217;nin en ama en önemli toplumsal nitelikli meselesi de budur.Ne Kürt meselesi ne başka birşey toplumsal anlamda bu problemin içinde barındırdığı tehlike potansiyeliyle kıyaslanamaz&#8230;Bugün laik yaşam tarzına sahip olan,aile kökenleri Sünni olan birçok insanda da biraz eşelerseniz bu Alevifobyayı görebiliyorsunuz.Nitekim makbul vatandaş tipi LAST(Laik yaşam tarzına sahip Sünni Türk)olan,kurucu temelleri bu kimlik ekseninde atılmış,bu LAST kimliğin egemen olması üzerinden inşa edilmiş bir devlet zihniyetine sahibiz.Sabah akşam laiklik obsesyonu içinde dört dönen Sünni kökenli egemenler için başörtülü bir kadın da,kimliğinin tanınması talebinde olan bir Alevi yurttaşımız da aynı şekilde makbul değildir&#8230;Ancak belli konjonktürlerde bazen Sünni-dindarlar bazen de Aleviler bu devlet zihniyeti için geçici müttefik olabilir.Bu ittifak zamanı geldiğinde iptal edilir ve Alevilere de Sünni dindarlara da gerektiği vakit devlet tarafından hadleri bildirilir,hatta bu bildirilecek had bizzat zenci kabul edilen bu kesimleri birbirilerine karşı tetikçi olarak kullanmak suretiyle yaptırılabilir,egemen zihniyet zaiyat da vermeden amacına ulaşır,gücünü artırarak yoluna devam eder&#8230;<strong>Türk devlet zihniyetinin özü budur,bu zihniyet devletin bekasını bu sayede sürdürebileceği gibi insansız,vicdansız ve ahlaksız bir bakışaçısında sahiptir&#8230;</strong>Sivas katliamında da bu zihniyet tekrarlanmıştır&#8230;Yakın zamanda Malatya katliamında da bu zihniyet tekrarlanmıştır,Şemdinli de bu zihniyet tekrarlanmıştır.Hrant katledilirken de,Denizler asılırken de,Menderesler asılırken de,80 öncesi hergün her kanatta insanlar katledilirken de aynı zihniyet tekrarlanmıştır&#8230;</p>
<p><strong>Yananlar ikinci kez katlediliyor</strong></p>
<p><strong>Sivas katliamını anarken bu zihniyetin amacına hizmet ederek,tam o zihniyetin istediği gibi &#8220;şeriat isteyenlere karşı laik cumhuriyet rejimini savunmak&#8221; ekseninde bu katliamı anmak,o yakılan insanları bir daha yakmak,bir daha katletmek demektir</strong>&#8230;Açık söylüyorum,iyiniyetli bile olunsa gaflet yada körlük sebebiyle bu vahşi katliama ortaklık etmek demektir böyle bir yaklaşım&#8230;Dahası olayın özünü de saptırmaktır,ve açıkça olayın &#8220;Alevilik&#8221; boyutunu örtbas etmektir,bu anlamıyla Alevi kimliğine yönelik de bir ihanettir&#8230;Genco Erkal&#8217;ın &#8220;Sivas 93&#8243; adlı piyesi Alevileri devlet zihniyetinin vasıtası haline getiren bu çarpık ve ahlakdışı yaklaşımı net biçimde örneklemektedir,bu katliamı anan birçok kitap da aynısını arlanmazca hala yapabilmektedir&#8230;O insanlar &#8220;laik cumhuriyet yandaşı&#8221; oldukları için değil,Alevi olduğu için yakıldılar&#8230;O gözüdönmüş kalabalık Pir Sultan Abdal&#8217;ı  &#8220;laik cumhuriyetin savunucusu&#8221; olarak gördüklerinden mi Pir Sultan&#8217;ın heykeli yakıldı?Pir Sultan bir Alevi inanç önderiydi,bir Alevi ozanıydı,o sebeple o heykel yıkıldı,Sivas sokaklarında sürüklendi sonra da yakıldı.Burada direkt Aleviliği hedef alan toplumsal bir nefret ve bu nefretin açığa çıktığı bir cinnet hali var.Aynı şey 1978&#8242;in Maraş&#8217;ında da yaşanmıştı.Kürt meselesi bağlamında yaşadığımız,güvenlik güçleriyle toplumun karşı karşıya olduğu,çatıştığı durumdan farklı ve çok daha korkunç birşey hem Maraş da hem Sivas da yaşanan.Maraş da komşunun komşuyu,esnafın karşı sokaktaki esnafı boğazlamaya girişmesi gibi bir dehşet yaşandı bu ülkede.Sivas da bundan da korkunç bir durum vardı.Evet her iki katliamda da açık bir provokasyon olduğunu biliyoruz,Sivas da kitle dağılmak üzereyken bile,o kitlenin dağılmasını önleyip sistemli biçimde Madımak oteline yönlendiren kişilerin olduğunu tüm tanıklar söylüyor.O hiç yakalanamayan yada yakalanırsa da hep delil yetersizliğinden çıkan kişiler Maraşta da vardı.Fakat burada benim özellikle önemsediğim şey ortada bir küçük provakasyonla iç savaş çıkartılabilecek bir zeminin var olmasıdır.Esas toplumsal meselemiz,esas insanlık meselemiz,ahlak meselemiz budur.Bu zemin oldukça sürekli tasvir etmeye çalıştığım o devlet zihniyeti kendini takviye edecek kaynakları bulacaktır&#8230;<strong>Özellikle İslami endişe sahibi aydınlar,İslami kanaat önderleri bu ülkenin Sünni-dindarlarının ciddi bölümünün bir derecede Alevifobya histerisine sahip olduğu gerçeğini kabul ederek,bu mesele üzerinde ısrarla durmak zorundadır.Bu ahlak,vicdan ve insanlığın da bir gereğidir</strong>&#8230;Bilmeliyiz ki bu ülkede başörtülü oluşu sebebiyle hastane kapısında ölüme terkedilen Medine Bircan&#8217;larla,Madımak&#8217;ta Alevi olduğu için yakılan Hasret Gültekin&#8217;lerin,Bidon kafalılar denilip üniversite önlerinde aşağılanan,okula sokulmayan dindarlarla,mum söndü oynayanlar diye alay edilen Alevilerin kaderi aynı noktada buluşmaktadır&#8230;Kızılbaş ve Sıkmabaş diye aşağılama amaçlı sözlerle anılıp,küçümsenen insanların kaderi aynıdır,aynı devlet zihniyeti tarafından aşağılanmaktadırlar,aynı devlet zihniyeti tarafından bu iki kimliğe sahip insanlarımız da makbul yurttaş sayılmamaktadır&#8230;Geçtiğimiz 85 yıl içinde yeri gelince bu zihniyet bu kimliklere sahip yurttaşlarımızı yanına çekmiş,işini gördürmüş,sonra da yoluna devam etmiştir&#8230;<strong>2 Temmuz 93 katliamını da bu hakikatler ışığında kim olursak olalım,nerden gelirsek gelelim insanlık ortak paydasında anmalıyız,orda yananları ve tüm Alevi yurttaşlarımızı zenci olarak kabul eden egemen zihniyetin diliyle ve söylemiyle 2 Temmuz katliamını anmak ben de mide bulantısı yaratıyor&#8230;</strong>Tüm Alevi bilgelerinin ve insanlık birikimimizin bütün bilgelerinin bizlere öğrettiği adaletin,hakkaniyetin,ahlakın,erdemin diliyle analım 2 Temmuz&#8217;u&#8230;Başkasına yapılan haksızlığın derecesini hesap etmeden,&#8221;Bize yapılan şu kadardı,size yapılan bu kadardı&#8221; demeden,zulüm görene &#8220;Siz aslında şöylesiniz,fakat şimdi şundan şöyle davranıyosunuz&#8221; gibi sözler sarfetmeden,kime hangi derece yapılırsa yapılsın &#8220;Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır&#8221; deme erdemini göstererek Sünnisiyle Alevisiyle bir insanlık dersi haline getirerek beraber anabilsek Sivas&#8217;ı,bu duygularla buluşabilsek keşke Madımak&#8217;ın önünde,bu 2 Temmuz&#8230;Bu ülkede bu çok mu zor gerçekten?</p>
<p>Aynı konuda : <a title="Permanent Link to Ergenekon Failleri, Madımak Katilleri" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/07/04/ergenekon-failleri-madimak-katilleri/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Ergenekon Failleri, Madımak Katilleri »</strong></span></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/06/28/madimaki-devletin-diliyle-anmayalim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

