<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Aleviler</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/aleviler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Cemevlerine yönelik yıkım kararı!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 19:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21219</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; CHP&#8217;li Avcılar Belediyesi&#8217;nin hafta sonu ilçedeki bir cemevinin duvar ve kapılarını yıkarak kullanılamaz hale getirmesi ise bardağı taşırdı. Yaşanan bu olay üzerine Alevi vatandaşlar, yıkımı önlemek için gece gündüz nöbet tutmaya başladı. CHP&#8217;li belediyenin ayrıca yıkımda duvarlarda asılı Hacı Bektaş-ı Veli, Hazreti Ali, 12 İmam posterleri ve Türk Bayrağı yerlere atıp tahrip etmesi de kamuoyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; CHP&#8217;li Avcılar Belediyesi&#8217;nin hafta sonu ilçedeki bir cemevinin duvar ve kapılarını yıkarak kullanılamaz hale getirmesi ise bardağı taşırdı. Yaşanan bu olay üzerine Alevi vatandaşlar, yıkımı önlemek için gece gündüz nöbet tutmaya başladı. CHP&#8217;li belediyenin ayrıca yıkımda duvarlarda asılı Hacı Bektaş-ı Veli, Hazreti Ali, 12 İmam posterleri ve Türk Bayrağı yerlere atıp tahrip etmesi de kamuoyu tarafından tepki gördü. Alevi vatandaşlar sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflarda,&#8221;Bunu AKP&#8217;liler yapsa kıyameti koparırdık&#8221; diye yazdılar &#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.timeturk.com/tr/2012/03/28/chp-li-vekil-chp-li-belediyeleri-bombaladi.html" target="_blank">TAMAMI</a> </p></blockquote>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank">Dikkat Kitap: Alaturka Laiklik</a></span></strong></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-11226" title="kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor?</p>
<p><strong><em>“Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır”</em></strong> diye ezberletildi bize okullarda. Çağdaş, uygar, gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkmak için gerekliydi. <strong><em>“Sakın ha sakınçocuklar!”</em></strong> derdi ögretmenimiz, <strong><em>“laiklik dinsizlik demek değildir”</em></strong>.</p>
<p>Fransızlar Vatikan’ın baskısından kurtulmak için icad ettiler laikliği. T.C. usulü Alaturka laiklik ise babasının ceketini giymiş bir çocuktaki gibi iğreti duruyor üzerimizde. Eline sopayı geçiren “laiklik adına” patlatıyor “ötekine”. Zenciyi zenciye kırdırmaktan başka bir işe yaramadı bu güne kadar: Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, 28 şubat…</p>
<p>Elinizdeki bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/28/cemevlerine-yonelik-yikim-karari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Halk nasıl kışkırtılır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/halk-nasil-kiskirtilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/halk-nasil-kiskirtilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 20:41:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21104</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;halk hangi araçlarla kışkırtılır? Eğer Sünni kesimi, Alevilere saldırtmak istiyorlarsa, &#8220;Aleviler cami yaktı&#8220;, filan gibi söylentileri devreye sokuyorlar. Hedef Kürtlerse, bu kez de &#8220;Kürtler, Türk bayrağını yaktı&#8221; diyorlar. Bugünlerde, &#8220;Kürt işçiler PKK bayrağı astı&#8221; diye kışkırtıyorlar. Yeter mi? Yetmez. Sünni halka kötü şeyler yaptırabilmek için başka araçlar gerekir. O zaman kim devreye giriyor? JİTEM ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignright" src="https://encrypted-tbn1.google.com/images?q=tbn:ANd9GcTynAX9a6PeeNznke-QL1t8cuzlPIOl64bcCVaVNXH5cKQWRyn0QQ" alt="" width="251" height="201" />&#8220;halk hangi araçlarla kışkırtılır? Eğer Sünni kesimi, Alevilere saldırtmak istiyorlarsa, &#8220;<strong>Aleviler cami yaktı</strong>&#8220;, filan gibi söylentileri devreye sokuyorlar. Hedef Kürtlerse, bu kez de &#8220;<strong>Kürtler, Türk bayrağını yaktı</strong>&#8221; diyorlar. Bugünlerde, &#8220;<strong>Kürt işçiler PKK bayrağı astı</strong>&#8221; diye kışkırtıyorlar. Yeter mi? Yetmez. Sünni halka kötü şeyler yaptırabilmek için başka araçlar gerekir. O zaman kim devreye giriyor? <strong>JİTEM </strong>ve <strong>Özel Kuvvetler</strong>&#8230; Toplanan halk dağılmaya başladığında, slogan ve taş atarak olayları körüklemeyi biliyor bu ekipler. Biliyorlar çünkü bunun eğitimini alıyorlar. &#8220;</em> <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2012/03/16/aleviler-neden-sivasi-yaptiranlari-gormek-istemez" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/16/halk-nasil-kiskirtilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/16/halk-nasil-kiskirtilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih, Kahramanları Asanlar Tarafından Yazılır(dı)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/04/tarih-kahramanlari-asanlar-tarafindan-yazilirdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/04/tarih-kahramanlari-asanlar-tarafindan-yazilirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 10:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19643</guid>
		<description><![CDATA[Yusuf Ekinci
Ülkemizde bir mesele kamuoyuna düşmeyegörsün. Gazetelerde, internet sitelerinde, sosyal medyada, siyasette, TV haberlerinde aynı mesele hiç olmadığı kadar konuşulur, yazılır, çizilir ve ardından sanki böyle bir şey hiç konuşulmamış gibi unutulmaya yüz tutar. Başörtüsü meselesinde, Kürt meselesinde, darbeler meselesinde ve son olarak Dersim meselesinde şahit olduğumuz gibi bir mesele kamuoyu takipçileri o meseleden bıkıncaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/10/attention_manipulation1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-386" title="attention_manipulation1.jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/10/attention_manipulation1.jpg" alt="" width="204" height="255" /></a>Yusuf Ekinci</strong></em></p>
<p>Ülkemizde bir mesele kamuoyuna düşmeyegörsün. Gazetelerde, internet sitelerinde, sosyal medyada, siyasette, TV haberlerinde aynı mesele hiç olmadığı kadar konuşulur, yazılır, çizilir ve ardından sanki böyle bir şey hiç konuşulmamış gibi unutulmaya yüz tutar. Başörtüsü meselesinde, Kürt meselesinde, darbeler meselesinde ve son olarak Dersim meselesinde şahit olduğumuz gibi bir mesele kamuoyu takipçileri o meseleden bıkıncaya kadar kamuoyunu meşgul eder fakat yine çözüme kavuşturulmadan yüzüstü bırakılır. Dersim meselesi de çözümsüz bırakılarak unutulur mu bilmiyorum. Fakat yakın döneme kadar ‘formel tarih&#8217; retoriğini aşacak düzeyde geçmişle yüzleşme adına girişilen çabaları, bu güne kadar konuşulması bile tabu sayılan konuların konuşulmasını mümkün kıldığı ve algılarda müspet manada bir dönüşüme sebebiyet verdiği için bir gelişme olarak görmek gerekir.</p>
<p>Son günlerde Dersim meselesi hiç olmadığı kadar konuşulmaya başlandı. CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün&#8217;ün bir gazeteye verdiği mülakatın ve ardından Başbakan&#8217;ın Devlet adına özür dilemesi gibi siyasi tarihimizde hiç alışık olmadığımız şekilde <span id="more-19643"></span>geçmişe dönük devlet hatalarıyla yüzleşme pratiğinin etkisiyle Dersim Meselesi ilk defa bu boyutta kamuoyunu meşgul etmeye başladı.</p>
<p>İşkence ve asimilasyonların kavurduğu bu esmer coğrafya insanının on yıllardır haykırıp da kimselere duyuramadığı bu katliam gerçeğini, katliamdan birinci dereceden sorumlu olan partinin bugünkü Dersimli bir milletvekilinin bir demecinden ve Başbakan&#8217;ın özründen sonra tüm kamuoyunca konuşulmaya başladığına şahit oluyoruz bu günlerde.</p>
<p>Kim bilebilirdi ki CHP&#8217;nin altı okunu kalbine yiyen Dersim Alevilerinin oyları vesilesiyle seçilen Hüseyin Aygün&#8217;ün (resmi tarih tarafından tabiri caizse tarihin çöplüğüne gönderilerek kırk kilitli kırk kapıyla üzeri örtülen Dersim Meselesi ile ilgili) konuşmasının, CHP de deprem etkisi yaratabileceğini&#8230;</p>
<p>Belki feraset sahibi birileri böyle bir öngörüde bulunmuştur, haklarını yemeyelim.</p>
<p>Fakat öngörülemez olan ve ironik olan şudur ki katliamın kamuoyunda tartışılmasını sağlayan demeci veren kişi, katliamı gerçekleştiren CHP&#8217;nin ailesi katliam mağduru olan bugünkü bir milletvekili.</p>
<p>Birçok liberal/solcu/demokrat/İslamcı, 12 eylül seçimlerinde Dersimlileri, CHP&#8217;ye oy vermeleri üzerine &#8220;celladına aşık olmakla&#8221; nitelendirmişti. Görünen o ki Dersimliler hayırlı bir iş yapmış. Seçtikleri milletvekili BDP&#8217;den ya da başka bir sol partiden olsaydı dahi yaşamış oldukları katliam kamuoyunda bu derece şiddetli tartışılmazdı. Zira bu mesele bu kesim tarafından on yıllardır dile getiriliyor fakat kamuoyuna mal edilemiyordu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ceket ve Şapka Cumhuriyeti</strong></p>
<p>Son tartışmaların kaynağı olan demecin etkisi de gösteriyor ki bizim Cumhuriyet, artık zamanın ruhunu taşıyamayacak derecede sembollerle süslenmiş içi boş bir Cumhuriyettir. Sembollerle süslenmiştir çünkü çağdaşlaşmayan halkını yeri geldiğinde kanun uygulansın diye mezarından çıkarıp asan, yeri geldiğinde ise çağdaş kıyafetlerle süsleyerek idam sehpalarında asan bir Cumhuriyet&#8217;tir bizimkisi.</p>
<p>Şapka takmadı diye İstiklal Mahkemeleri&#8217;nce yargılanan sanığın, idam edilmeden önce eceliyle ölmesi üzerine, ‘gereği düşünüldü&#8217; heyetinin ‘mezarından çıkarılıp tekrar asılmasına&#8217; yollu bir karar verebildiğini biliyoruz.</p>
<p>Sembollerle süslenmiş çağdaş Cumhuriyet, asıl manasını ortaya seren benzer pratikleri muhtelif zamanlarda muhtelif yerlerde de sergilemişti.</p>
<p>Dersim katliamının sembol ismi Seyit Rıza&#8217;nın idam ediliş şekli Cumhuriyet&#8217;in sembolik düzeyde kalan çağdaşlaşmasına güzel bir örnek teşkil etmektedir:</p>
<p>Katliam ve işgalin ardından Seyit Rıza yakalanmış ve kafasındaki sarık çıkarılarak yerine fötr şapka takılmıştı. Ceket giydirilmiş ve medenileştirilmişti!</p>
<p>Şapka ve ceket Cumhuriyeti, Necip Fazıl&#8217;ın değimiyle &#8216;Cesetleri değil, manaları idam eden tarihin&#8217; sahibi Cumhuriyet, ceketle ve fötr şapkayla ‘medenileştirdiği&#8217; Seyit Rıza&#8217;yı asarak, bizlere rejimin pratiklerinin asıl ehemmiyetini hatırlatan şifreyi yüksek sesle bir kez daha haykırmıştı:</p>
<p>‘Biz Çağdaşlaşmak istemeyen gericileri çağdaşlaştırır öyle asarız.&#8217;</p>
<p> </p>
<p><strong>Kahramanları Asanların Tarihi ‘Tarih&#8217; Olurken</strong></p>
<p>Her zaman ‘çıbanbaşı&#8217; olarak muamele görmüş olan Dersim, bir ameliye ile ‘kökünden kazındı&#8217; ve on binlerce insanın ölmesi, binlercesinin ise sürgüne gönderilmesiyle sona eren bir manevra olarak tarihe geçti. Resmi değil tabii, reel tarihe.</p>
<p>İmparatorluk kalıntısı bir toprak parçası üzerine ve önceki imparatorluktan kalan tüm siyasi ve kültürel bağlara sünger çekmiş bir sistem üzerine bina edilmiş olan modern-ulus devletin içerisinde modernleştirme ve tek tipleştirme uğruna yüz binlerce insan bu şekilde katledilmiş ve yine yüz binlercesi bu şekilde asli bağlarından koparılmak suretiyle sürgünlere tabi tutularak asimile edilmiştir.</p>
<p>Uğruna insanların katledildiği, hayatların karartıldığı, ocakların söndürüldüğü ulus-devlet yaratma sürecinde, resmi tarih aracılığıyla her ne kadar geçmişin kanlı sayfaları süngerlenmeye çalışılsa da gerçekleri öğrenmek için bir ‘tık&#8217;ın bile yeterli olduğu bu bilgi çağında, geçmişte nelerin yaşanmış olduğu konusunu merak eden halklardan artık hiçbir şey saklanamamaktadır. Yeri gelir bir ‘tıkla&#8217; olur bu, yeri gelir bir demeçle.</p>
<p>Artık şeffaflık, sert esen bir fırtına gibi önüne geleni içine katarak ilerliyor ve devlet merkezli ulus-devlet anlayışını bertaraf eden bu pratikle birlikte toplumu ya da bireyi merkeze alan sistemlerin vücut bulması kaçınılmazlığını dayatıyor.</p>
<p>Artık ‘hayali cemaat&#8217;ler yaratan ulus-devletlerin son kullanma tarihi geçiyor ve globalleşmeyi vazeden bilgi çağı vicdanlara çekilen sınırları yerle bir ediyor.</p>
<p>İnsanlar artık sorgulamaya başlıyor. Gerçeklerin hiç de kendilerine anlatıldığı gibi olmadığını öğrenen insanlar artık sorular sormaya başlıyor:</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Tarih Kitapları&#8217;nda, bu ve hakkında mürekkeplerin yetiştirilemeyeceği kadar yazı yazılabilecek bir konu olan Dersim Katliamı&#8217;ndan neden bahsedilmez?</p>
<p>Neden toplam nüfusu 100 bin olan Dersim&#8217;in ölen 70 bin insanından, 70 bin hikayeden, Seyit Rıza&#8217;nın asılması olayından bahsedilmez?</p>
<p>Neden Dersimlilerin idam sehpalarında &#8220;Evlad-ı Kerbelayık, ayıptır, zulümdür cinayettir&#8230;&#8221; deyip kendilerini asmak zorunda kaldıklardan, annelerinin entarileri altına saklanarak, üzerlerine kurşun ve bombalar yağdırılırken göğüslere bastırılarak yaşatılmış çocuklardan, süngülerle karnı deşilen hamile kadınlardan, çocukların kan akan Munzur deresinde cesetler altından ezildiklerinden bahsedilmez?</p>
<p>1915&#8242;lerden, 6-7 Eylül&#8217;lerden, tüm mallarına el konulup ceplerinde en fazla 20 dolar bırakılan Rumlar&#8217;ın sürgün edilmesinden, ölüm sebebi şapka takmamak modern olmamak olanlardan, tek çare olarak isyana yönlendirilen Kürtlerden, Fail-i Meçhullerden 27 Mayıslardan, 12 Eylüllerden, Diyarbakır cezaevinden&#8230; neden bahsedilmez?</p>
<p>Sonra, tüm bu soruları art arda dizen insanlar, bunlara verilebilecek tek bir cevabın olduğuna ve bu cevabın da, resmi tarihlerin özünü faş eden bir cümlede, Cesur Yürek filminin giriş kısmında benzer sorulara verilen cevapta gizli olduğuna kanaat getirirler:</p>
<p>&#8220;Çünkü tarih, kahramanları asanlar tarafından yazılır.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/04/tarih-kahramanlari-asanlar-tarafindan-yazilirdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/04/tarih-kahramanlari-asanlar-tarafindan-yazilirdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Helalleşin, helalleşin&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/30/helallesin-helallesin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/30/helallesin-helallesin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 10:02:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19618</guid>
		<description><![CDATA[CHP siyasi bir partiden fazlası, bir gelenek olarak Türkiye&#8217;nin iskeletini (ayakta tutma manasında değil, şekil veren bir iskelet) oluşturan bir oluşumdur. Bu iskeletten memnun olmayan sessiz çoğunluklar yani Dindarlar, Kürtler, Ermeniler ve hatta Aleviler olarak teker teker azınlık sayılsak dahi kesinlikle hakları gasp edilmiş çoğunluklarız.
Dersim&#8217;de CHP&#8217;nin kurucusu Atatürk&#8217;ün emriyle katledilen canlardan sonra CHP&#8217;nin başında Kemal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/affetmek.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19619" title="affetmek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/affetmek.jpg" alt="" width="200" height="287" /></a>CHP siyasi bir partiden fazlası, bir gelenek olarak Türkiye&#8217;nin iskeletini (ayakta tutma manasında değil, şekil veren bir iskelet) oluşturan bir oluşumdur. Bu iskeletten memnun olmayan sessiz çoğunluklar yani Dindarlar, Kürtler, Ermeniler ve hatta Aleviler olarak teker teker azınlık sayılsak dahi kesinlikle hakları gasp edilmiş çoğunluklarız.</p>
<p>Dersim&#8217;de CHP&#8217;nin kurucusu Atatürk&#8217;ün emriyle katledilen canlardan sonra CHP&#8217;nin başında Kemal Kılıçdaroğlu gibi Alevi kökenli birinin olması gerçeği karşısında &#8220;CHP&#8217;den rahatsızlık duyan Aleviler&#8221; cümleme takılmış olabilirsiniz, takılmayın emin olun en çok rahatsız olan Alevilerdir. Bunun yanı sıra sevgili ağbim Cafer Solgun&#8217;un &#8220;Alevilerin Kemalizim&#8217;le İmtihanı&#8221; kitabında belirttiği üzere Aleviler arasında oluşan Stockholm Sendromu yahut Baskın Oran&#8217;ın bahsettiği üzere psikolojideki Kaçış Psikolojisi gerçekleri de mevcuttur. Ancak toplumsal bir sonucun tek bir adı olamaz buna bağlı olarak Alevilerin verdiği psikolojik tepkiler olabileceği gibi CHP&#8217;yi eleştirmek gibi reel gerçekler <span id="more-19618"></span>de mevcuttur.</p>
<p>  Şu durumda toplumsal sonuçlara dikkat kesildikten sonra Stockholm Sendromu, Kaçış Psikolojisi tespitleri yapabiliriz ancak orada nokta koyamayız. Zira mağdur edilmiş insanların durumlarına salt isim koymak çözüm değildir, sadece dikkat çekiştir. Bunun yanında Dersim Olaylarında yaşananlar adına bir &#8220;yüzleşme, bir özür&#8221; boynumuzun borcudur.</p>
<p>  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Devlet adına Alevilerden özür diledi. Bu kimilerine göre siyasi kaygı, kimilerine göre ise bir gereklilik sonucu ortaya çıkan bir sonuçtu. Bunun üzerine, Türkiye&#8217;de Devlet kıyımı çok olduğundan &#8220;Ermenilerden de özür dileyecek misiniz? 6-7 Eylül Olaylarıyla yüzleşecek misiniz? İstiklâl Mahkemeleri tutanakları da sorgulanacak mı?&#8221; soruları ortaya çıktı.</p>
<p>  Özellikle 1990&#8242;dan evvel doğanlar ilköğretim ve lise hayatlarında müfredata, sisteme bağlı olarak ve resmi ideolojiye bağlı olarak &#8220;Türkiye&#8217;nin en güzel ülke, Dünya&#8217;daki tüm ülkelerin kendisinden korktuğu, kendisini kıskandığı ülke ve Türklerin en akıllı, en misafirperver, en yardımsever, en çalışkan millet&#8221; olduğuna inandırılarak yetiştirildi. Oysa Avrupa&#8217;dan gelen gurbetçi aileler, en büyük aşkımız televizyon bizde bir çeşit &#8220;çarpışma&#8221; yarattı ve aslında bunun böyle olmadığını fark ettik. Bizden eğitim, maddiyat, kültür, nezaket, medeniyet noktasında daha ileri olan toplumların çoğu kez umurunda bile değildik, millet aya gitmişti ve biz hala darbelerin olduğu, insanların sobadan zehirlendiği, faili meçhul cinayetlerin olduğu, yerlerde tükürüklerin olduğu bir coğrafya olarak kalmıştık. Buna bağlı geliştirdiğimiz kompleks bir tür güvensizlik yarattı ve kendimizi sevmeyen, sadece görüntüde kendiyle fazlasıyla övünen aslında ciddi güven problemi yaşayan bir toplum olduk. Ve bunu huy haline getirdik. Bundan kaynaklı olarak &#8220;yüzleşmek, özür dilemek, hatamızı kabul etmek&#8221; gibi aslında erdem olan davranışlar bizim için yüz kızartıcı kabul edildi. Nasıl olurdu, biz yapmış olamazdık!</p>
<p>  Bu ülkeye kırgınım, bu ülke canımı çok yaktı ancak bu ülkeyi çok seviyorum, buraya aitim, hepinizden bir parçayım yahut hepiniz birer parçamsınız, tüm yazdıklarım ağır gelebilir, niyetim gocundurmak değil, niyetim olumsuz şeyleri önünüze yığmak da değil&#8230;</p>
<p>  Alınmayın ve gocunmayın, lütfen bir kez sağ tarafınızla dinleyin; biz tahammülsüz bir toplumuz, biz ne kendimizde, ne karşımızda hatayı affedemeyen bir toplumuz. Biz trafikte korna ile küfreden, sonra arkamızdaki araçta hasta mı var, ağlayan bir bebek mi var diye düşünmeden, aracımızı yol ortasında bırakıp, bize korna çalan aracın sahibi dövmeye çıkan bir toplumuz; yalansa yalan deyin.</p>
<p>  Bizim için özür ağırdır. Özür dilememiz gerektiğinde, dilimiz özre varmaz. Hele hele Müslüman bir coğrafya olarak yıllarca zulmü altında kaldığımız laik sistem bizi alttan alta öyle oydu ki, dini bir öncelik olan &#8220;helalleşmeyi&#8221; dahi unuttuk. Müslüman çoğunluğun altında kaldığı totaliter laik sistem bize bir güzel ahlak örneği olan &#8220;helalleşmeyi&#8221; unutturdu. Aynı sistemin eğitim-öğretim yönü ise &#8220;özür dileyecek, hatamızı kabul edecek&#8221; bir erdemli hal, bir kendine güven bırakmadı.</p>
<p>  Özür dilemek size ağır gelebilir, nefsinize dokunabilir. Ancak bir yol vardır, bir yöntem vardır onunla hem kendinizi, hem nefsinizi iyileştirirsiniz; helalleşmek.</p>
<p>  &#8220;<em>Bana her türlü günah ile gel affederim ancak kul hakkı ile gelme, onun affı sahibindedir.</em>&#8221; diyor Allah.</p>
<p>  Cennete gitmek isteyen Müslümanlar, arınmak isteyen biz günahkâr kullar, Rasulullah efendimize komşu olmak isteyenler, Allah biz bunlara varabilelim diye bunlarla birlikte bunlar için sebep yarattı, o sebeplerden biri helalleşmek.</p>
<p>  Özür, kuru, kof, dünyalı, gel-geç, pek yabancı bir kavram ama helalleşmek öyle mi? O peşine düşülen bir eylem, o oldukça canlı, onda pişmanlık var. Helalleşin; Ermenilerle, Kürtlerle, Alevilerle ve dahi zulmettiğiniz dindarlarla, başörtülü kadınlarla, helalleşin.</p>
<p>  Toplumun çok büyük yaraları var daha fazlasına ihtiyacımız yok, karşılıklı birbirimizle helalleşmekten, karşılıklı affetmekten başka seçeneğimiz de.</p>
<p>  Toplum &#8220;özgürlük, özgürlük, özgürlük&#8221; diye bağıran bir toplum, kaybettiğinin özgürlük olduğunu sanıyor, oysa biz hiç özgür olmadık, özgürlüğü kaybetmedik. Ancak biz hikmet ve erdem sahibiydik, Allah bizi öyle yarattı; hikmet ve erdem Müslümanın yitik malıdır, biz onu kaybettik, kazanmak için; helalleşin, helalleşin&#8230; Unutmayın sonunda yek kulun rızası yok Allah&#8217;ın da rızası var.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Biraz okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="115" height="162" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="111" height="171" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/30/helallesin-helallesin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/30/helallesin-helallesin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim Katliamını Atatürk Yaptı!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/20/dersim-katliamini-ataturk-yapti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/20/dersim-katliamini-ataturk-yapti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:37:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19465</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Dersim Katliamı’yla ilgili çok sayıda araştırması ve makalesi bulunan Prof. Dr. Baskın Oran, olayların içyüzünü Taraf’a anlattı: Oran, şunları söyledi: “Dersim’de isyan falan yoktu. Bunu diyenler tarihle pek fazla ilgilenmeyenlerdir. Devlet o yıllarda tam olarak hâkimdir duruma. Devletin asıl amacı hâkim olmak değil fethetmektir. Örneğin, o dönem demiryolu yatırımının yüzde 60’ı Ankara’nın doğusuna yapılmıştır. Neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><img class="alignright" src="http://www.timeturk.com/resim/tr/2011/11/20/devletin-zirvesi-dersim-de.jpg" alt="" width="193" height="150" />&#8220;Dersim Katliamı’yla ilgili çok sayıda araştırması ve makalesi bulunan Prof. Dr. Baskın Oran, olayların içyüzünü Taraf’a anlattı: Oran, şunları söyledi: “Dersim’de isyan falan yoktu. Bunu diyenler tarihle pek fazla ilgilenmeyenlerdir. Devlet o yıllarda tam olarak hâkimdir duruma. Devletin asıl amacı hâkim olmak değil fethetmektir. Örneğin, o dönem demiryolu yatırımının yüzde 60’ı Ankara’nın doğusuna yapılmıştır. Neden peki?&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/haber/dersim-katliamini-ataturk-yapti.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/20/dersim-katliamini-ataturk-yapti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/20/dersim-katliamini-ataturk-yapti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Alevîlerden Özür Dilemelidir.</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/15/ak-parti-genel-baskan-yardimcisi-sayin-huseyin-celik-alevilerden-ozur-dilemelidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/15/ak-parti-genel-baskan-yardimcisi-sayin-huseyin-celik-alevilerden-ozur-dilemelidir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 22:28:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Berivan K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18725</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Çelik, Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;na sesleniyor: &#8220;Niçin savunuyorsunuz Suriye&#8217;deki Baas&#8217;çı rejimi? Açıkçası aklıma başka kötü şeyler de geliyor. Suriye&#8217;deki Baas&#8217;çı rejim, yüzde 15&#8242;lik kitleye dayanıyor. Acaba Sayın Kılıçdaroğlu, mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye&#8217;ye bu manada sahip çıkıyor?&#8221; Bu ifadeler, maksadı aşan ifadelerdir. TAMAMI
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.yonradyo.com.tr/asset/pimg/posts/886077b7c86f387aeddfbfe104358241.jpg" alt="" width="137" height="121" />Sayın Çelik, Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;na sesleniyor: &#8220;Niçin savunuyorsunuz Suriye&#8217;deki Baas&#8217;çı rejimi? Açıkçası aklıma başka kötü şeyler de geliyor. Suriye&#8217;deki Baas&#8217;çı rejim, yüzde 15&#8242;lik kitleye dayanıyor. Acaba Sayın Kılıçdaroğlu, mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye&#8217;ye bu manada sahip çıkıyor?&#8221; Bu ifadeler, maksadı aşan ifadelerdir. <a href="http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1179533&amp;title=chp-baas-aleviler-ve-sunniler" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/15/ak-parti-genel-baskan-yardimcisi-sayin-huseyin-celik-alevilerden-ozur-dilemelidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/15/ak-parti-genel-baskan-yardimcisi-sayin-huseyin-celik-alevilerden-ozur-dilemelidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bırakınız Sivas’ı Ansınlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 22:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17909</guid>
		<description><![CDATA[[4 Temmuz 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bu cumartesi çok lüzumsuz bir gerilim yaşandı Sivas&#8217;ta. 18 yıl öncesinin korkunç olaylarını anmak isteyen sivil gruplar, Madımak mekanına yürüyüp orada basın açıklaması yapmak istediler. Ama polis, otelin olduğu sokağa barikat kurmuştu. Barikatı aşmak isteyenler, polis mukavemetiyle karşılaştı; bildiğiniz &#8220;biber gazı&#8221; manzaraları yaşandı.
Aslında böyle olacağı belliydi. Sivas Valisi, olaydan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-7365" title="20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp-300x199.jpg" alt="" width="249" height="178" /></a>[4 Temmuz 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/birakiniz-sivas-i-ansinlar-haber-363996.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Bu cumartesi çok lüzumsuz bir gerilim yaşandı Sivas&#8217;ta. 18 yıl öncesinin korkunç olaylarını anmak isteyen sivil gruplar, Madımak mekanına yürüyüp orada basın açıklaması yapmak istediler. Ama polis, otelin olduğu sokağa barikat kurmuştu. Barikatı aşmak isteyenler, polis mukavemetiyle karşılaştı; bildiğiniz &#8220;biber gazı&#8221; manzaraları yaşandı.</p>
<p>Aslında böyle olacağı belliydi. Sivas Valisi, olaydan birkaç gün önce kameraların önüne çıkıp şöyle demişti,:</p>
<p>&#8220;Madımak olaylarının yıldönümünde anma etkinliği yapacak grubun toplu halde otel önüne gelmelerine ve burada basın açıklaması yapılmasına izin verilmeyecek.&#8221;</p>
<p>Peki niye böyle tensip buyurmuştu Vali Bey? <span id="more-17909"></span>Belli değildi&#8230;</p>
<p>Ne zararı vardı &#8220;otel önünde açıklama&#8221; yapmanın? O da belli değildi&#8230;</p>
<p>Provokatörler ve özgürlükler</p>
<p>Eminim kurcalasak bir takım &#8220;gerekçeler&#8221; çıkacaktır ortaya. Otel önünde toplanacaklar arasında &#8220;provokatörler&#8221; olmasından endişe edildiği söylenebilir, mesela, muhtemelen.</p>
<p>Oysa, özgür bir toplumda insanların ifade özgürlüğü böyle müphem gerekçelerle kısıtlanamaz. &#8220;Provokatör&#8221; dediğiniz adam bir suç işliyorsa, gider yakalarsınız. Yaptığı sadece bağırıp-çağırmaksa, karışmazsınız; en doğal hakkıdır.</p>
<p>Hem sonra &#8220;provokasyon&#8221;un en büyüğü, çoğu kez, tam da Sivas&#8217;ta yapıldığı gibi göstericilerin önünü kesmektir. Eğer böyle bir engel olmasa, muhtemelen hiç bir arbede yaşanmayacak, açıklamalarını yapıp dağılacaktı göstericiler.</p>
<p>Aynı &#8220;sorunsal&#8221;ı Taksim meydanında da yaşamadık mı onyıllar boyunca? &#8220;Aralarında provokatörler var&#8221; diye Taksim&#8217;e sokulmayan göstericiler, asıl bu &#8220;yassak kardeşim&#8221; tavrı karşısında provoke oldular. Sonra, AK Parti zamanında, bu saçma &#8220;Taksim yasağı&#8221; kalktı ve &#8220;Taksim sorunu&#8221; da bitiverdi.</p>
<p>Böyle nice yasağın tarihe karıştığı &#8220;Yeni Türkiye&#8221;ye, Sivas valiliğinin sergilediği bu &#8220;eski zihniyet&#8221; yakışmamıştır. Hükümet konuya el atmalı, Madımak anma törenlerinin gelecek yıllarda serbestçe yapılmasını sağlamalıdır.</p>
<p>Aleviler ve Sünniler</p>
<p>Madımak meselesinin bir başka boyutu ise, bu olayın Türkiye&#8217;deki Alevi-Sünni ikilemi açısından taşıdığı anlam.</p>
<p>Önce kendi bakış açımı belirteyim: 18 yıl önce o meş&#8217;um otelde yanarak can veren insanların çoğuyla çok farklı dünya görüşlerine sahiptim. Ama bu, maruz kaldıkları korkunç saldırıyı lanetlememe de, acılarını paylaşanları anlamama da engel değil.</p>
<p>Bu noktada, sadece, bu olayı ananlar arasında önde gelen Alevi gruplara bir hatırlatma yapmak isterim: Bu olayı bir &#8220;Sünni karşıtı propagandamalzemesi&#8221;ne dönüştürmek isteyenlere fırsat vermemeliler. Sivas&#8217;ı &#8220;ilerici aydınlar&#8221;a karşı bir &#8220;gerici saldırı&#8221; gibi resmetme, yani Türkiye&#8217;nin laikçi şablonlarına oturtma yanlışına da düşmemeliler.</p>
<p>Öte yandan, Sünni kesimin de Sivas konusunda daha açık sözlü ve daha öz eleştirel olması gerek.</p>
<p>Bu kesimdeki dar bir grubun, &#8220;ama o adamlar da hak etti, çünkü İslam&#8217;a dil uzattılar&#8221; diye düşündüklerini biliyorum. Oysa, &#8220;İslam&#8217;a dil uzatma&#8221;yı bir cinayet sebebi saymak, bu devirde İslam&#8217;a yapılacak en büyük kötülüklerden biri olsa gerek.</p>
<p>Sünni kesimdeki daha yaygın pozisyon ise, olayın arkasında &#8220;derin güçler&#8221; bulmak ve buradan hareketle &#8220;bizim bu işle hiç alakamız yok&#8221; imasında bulunmak. Yani, bir tür, &#8220;bize Müslümanlar adam öldürdü dedirtemezsiniz&#8221; tutumu.</p>
<p>Oysa, olayda ne kadar &#8220;provokatör&#8221; bulursak bulalım, kolayca &#8220;provoke olup&#8221; suç işleyen kitlelerin sorumluluğu ortadan kalkmıyor.</p>
<p>Yani, Hilal Kaplan&#8217;ın Yeni Şafak&#8217;taki köşesinde dediği gibi, &#8220;Sivas katliamını bir tür ‘Sünni düşmanlığı&#8217;na payanda yapmak ne kadar yanlışsa, bu katliamı ‘organize işler bunlar&#8217; deyip geçiştirmek de o kadar eksik&#8221; kalıyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/05/birakiniz-sivas%e2%80%99i-ansinlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cemevleri ibadethanedir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2011 10:41:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15423</guid>
		<description><![CDATA[
Hilâl Kaplan
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan bir kapatma davası var. Hâlen sürmekte olan bu davanın son duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Özdemir, mahkemeye sunduğu esas hakkındaki görüşünde şu cümlelere yer vermiş:
&#8220;Cemevi, Alevi Bektaşiliğinde yoktur. 1990&#8242;lardan sonra dini evangelizm (sömürgeci misyonerlik) ve protestanlık olarak değiştirmek amacı ile yürütülen olumsuz gelişmelerdir. Aleviler ve Bektaşiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/hilalkaplan16488200163bf3aayb.jpg" alt="" width="80" height="90" /></p>
<p><em><strong><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=28.03.2011&amp;y=HilalKaplan" target="_blank">Hilâl Kaplan</a></strong></em></p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açılan bir kapatma davası var. Hâlen sürmekte olan bu davanın son duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Özdemir, mahkemeye sunduğu esas hakkındaki görüşünde şu cümlelere yer vermiş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Cemevi, Alevi Bektaşiliğinde yoktur. 1990&#8242;lardan sonra dini evangelizm (sömürgeci misyonerlik) ve protestanlık olarak değiştirmek amacı ile yürütülen olumsuz gelişmelerdir. Aleviler ve Bektaşiler buna itibar etmemişlerdir. Özet olarak Alevilik bir din değildir. Cemevi de bir ibadethane değildir, toplantının adıdır. Bu konu kültür hizmetidir, öyle değerlendirilmelidir. Bu tür yaklaşıma iyi niyetle bakmak saflık olur. Bu davada ve konuda kamu yararı yoktur. Aksine kamuoyunu kaos ortamına sürükleme çabası ve amacı görülmektedir. Tarihte bu tür tahriklerin toplumu büyük acılara sürüklediği görülmüştür.&#8221;</em></p>
<p>&#8220;Ağzına sağlık&#8221; diyen okurlarımızı duyar gibiyim. Eğer aynı düşünceleri değil ama aynı duyguları paylaşanlar birbirini anlamaya daha yakınsa, bakalım hayali bir cumhuriyet başsavcısının ağzından yazdıklarımı okuduğunuzda ne hissedeceksiniz:</p>
<p>&#8220;Türban, İslâm dininde yoktur. 1980&#8242;lerden sonra İran kaynaklı İslâmcı akımları ülkede hâkim kılmak amacı ile yürütülen olumsuz bir gelişmedir. Anadolu Müslümanları buna itibar <a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=28.03.2011&amp;y=HilalKaplan" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/29/cemevleri-ibadethanedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Sohbetleri 3: Din konusuna devam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 10:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevan Nişanyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13096</guid>
		<description><![CDATA[[Agos'ta yayınlandı]
Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.
Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?
İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.agos.com.tr/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Agos'ta yayınlandı</span></a>]</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-6087" title="20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090811_derin_dusunce_org_islam_korkusu_islamofobi.jpg" alt="" width="299" height="192" /></a>Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.</p>
<p>Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?</p>
<p>İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kimliğine gene din ve mezhep mi yazdıracağız?</p>
<p>Üç, mesela Aleviler ayrı din veya mezhep olarak tanınacaksa bunu kimin temsil ettiğine nasıl karar vereceğiz? Üçe beşe bölünseler ne yapacağız?</p>
<p>Endişe etmeyiniz, hepsinin cevabı hazır. Sıradan gidelim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Mantıksız ama gerçek</span></p>
<p>Diyanetin akla, mantığa aykırı bir kurum olduğunu <span id="more-13096"></span>biliyorum. Herkes biliyor. Hem dinle devlet ayrıdır, resmi din yoktur de. Hem de BİR dinin BİR altkolunun BİR mezhebine ait hizmetleri, genel bütçeden finanse edilen, 80.000 kişi istihdam eden bir devlet dairesine gördür - üstelik diğer herkesi dışlayarak.  Mantıken böyle şey olmaz, olmaması gerekir.</p>
<p>Ama heyhat, hayat her zaman mantığa göre işlemiyor. Devletlerin tarihi, geleneği, yerleşik düzeni, alışkanlıkları var. Hoşumuza gitsin gitmesin, bu devlet  900 yıldan beri Türk ve Sünni-Müslüman unsurun egemen olduğu bir devlet olmuş. Laikim, demokratım falan filan diye cilve yapsa da işin gerçeği bu.</p>
<p>İmkân mertebesinde bu gerçeği kurala düzene bağlayabiliriz, ikna edebiliriz, dengeleyebiliriz, yumuşatabiliriz. Ama temel olguyu değiştiremeyiz. Değiştirmeye kalksak maraz çıkar. Bunu bilmeden anayasacılığa soyunmayacağız.</p>
<p>Diyanet lağvedilebilir mi? Hayır edilemez.</p>
<p>Sebep 1: Halen Diyanet bünyesinde olan 80 bin camiyi, 80 küsur bin imam ve hizmetliyi ne yapacağız? &#8220;Bana ne Müslümanlar düşünsün&#8221; desek hangi Müslümanlar? Hangi kurum, hangi örgüt? Yılda 2,5 milyar yeni liralık bütçeyi bu vatandaşlar nereden karşılayacaklar? O para uğruna insanların cadde ortasında birbirini vurmasını nasıl önleyeceğiz?</p>
<p>Sebep 2:  Memleketin aşağı yukarı %70&#8242;lik kısmının kendini öksüz ve satılmış hissetmesine yol açacak bir uygulamayı neye dayanarak savunacağız?</p>
<p>Öteki din ve mezhepleri Diyanet&#8217;te temsil etme fikri de bana saçma geliyor. Kurumsal kültür diye bir şey var. Sünni-Hanefi mezhebinin ezici bir şekilde egemen olduğu bir yapıda gariban papaz ne yapacak? Beş on tane Alevi ne yapacak? Çayocağının yerini bile bulmakta zorlanırlar kanımca.</p>
<p>Ayrıca maksat dinleri mezhepleri harman edip bulamaç bir &#8220;Cumhuriyet dini&#8221; oluşturmak değil ki? Çeşitli dinlerin özgürce, birbirini ezmeden yaşamalarına imkân vermek.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sembolik bir adım</span></p>
<p>Bu aşamada belki çok basit, çok ucuz bir değişiklikle işe başlanabilir. Kurumun adı değiştirilir. Mesela <em>İslamî Din Hizmetleri Başkanlığı</em>, yahut <em>İslamî Diyanet Kurumu </em>gibi bir isim bulunur. Sembolik bir adımdır. Tüm toplumu değil, sadece BİR zümreyi ilgilendiren bir yapı olduğu böylece tescil edilmiş olur. Devletle arasına BİRAZ mesafe girer. Problem kökten çözülmez, ama bir adım atılmış olur.</p>
<p>Bunun tamamlayıcısı geçen hafta gördüğümüz Anayasa maddesidir:</p>
<p><strong>MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. </strong></p>
<p>Bu demektir ki mesela Aleviler için ayrı bir (veya birkaç) kurum olacak ve devletin din bütçesinin yüzde 13 yahut 18, her neyse, bir kısmı onlara tahsis edilecek.</p>
<p>Oldu diyelim. Peki tam rakamın kaç olduğunu kim belirleyecek? Sonra o parayı KİME verecekler? Alevilerin papası, halifesi, başdedesi gibi biri yok ki al bu senin hakkın deyip işi bitirsinler. Sonra Caferi Şiiler için ayrı bütçe mi olacak yoksa onlar da Alevi mi sayılacak? Biri kalkıp Şafiiler veya Nakşibendiler için ayrı bütçe isteriz dese ona ne cevap verilecek?</p>
<p>Bunlar ister istemez politik kararlardır ve nihai yetkiyi bakanlar kuruluna bırakmak en doğrusudur sanırım.</p>
<p>Uzmanlık ve ustalık gerektiren bir konu olduğu için belki ara kademede bir <em>Din İşleri Yüksek Kurulu </em>oluşturmak faydalıdır. Diyelim ki 15-20 veya 30 kişilik bir heyet olur. Bellibaşlı dini akımlardan birer temsilci, birkaç kuvvetli fikir adamı, mutlaka bir tane gayrımüslim, birkaç dindışı hatta din-karşıtı isim atanır. Dinî kurum ve örgütlenmelerin devlet katındaki muhatabı olurlar.</p>
<p>Alevilerin nüfus payı mı hesaplanacak? Plebisite gerek yok, Yüksek Kurul ortalığı fazla kızıştırmadan, gerekirse sosyologlara, kamuoyu araştırma kuruluşlarına vesaireye de danışıp rakama karar verir, biter. Alevilere kurum mu lazım? Çeşitli Alevi fikir önderleriyle görüşüp devletin nasıl bir yapıyı muhatap kabul edeceğini belirler, konu çözülür.</p>
<p>Şu an gündemde yok belki, ama yarın Sünni İslam toplumu içinde de birtakım çoğulculuk talepleri ortaya çıkarsa, çözümü Diyanet İşlerinden beklemek manasız olur. Hakem rolü oynayabilecek, yetkili, az çok tarafsız bir kurumun varolması daha iyi değil mi?</p>
<p>*</p>
<p>Bu konular senin üstüne vazife mi diye sorarsanız, değildir belki. Ama Anayasa nasıl yapılır diye insan düşünmeye bir kez başlayınca bulaşılmadık konu kalmıyor geriye.</p>
<p><strong> ”Türkiye’nin en iyi haftalık gazetelerinden biri olan Agos’a abone olmak için +90 212 296 23 64′u arayın.”</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/30/anayasa-sohbetleri-3-din-konusuna-devam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>15 yaşında işkence gördüm 12 Eylül&#8217;de!&#8230; Cafer Solgun ile Ülkenin Toprağından Acı Sökmek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 22:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11337</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj dahi olsa, kendimce yaptığım her çalışmanın başına, kısa bir paragraf girmeye çalışırım. Ya da sonuna bir cümle eklerim, kendimce toparlamaya çalışırım. Ancak &#8216; 12 Eylül Darbesi &#8216; başlığında, Cafer Solgun ile yaptığım röportaj özelinde, öyle &#8216; acılar &#8216; okudum ki, ne giriş yapacak kelimem, ne de sonuç çıkacak kuvvetim kalmadı. Ne diyeyim; saçlarına yıldız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10385" title="cafersolgun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg" alt="" width="150" height="130" /></a>Röportaj dahi olsa, kendimce yaptığım her çalışmanın başına, kısa bir paragraf girmeye çalışırım. Ya da sonuna bir cümle eklerim, kendimce toparlamaya çalışırım. Ancak &#8216; 12 Eylül Darbesi &#8216; başlığında, Cafer Solgun ile yaptığım röportaj özelinde, öyle &#8216; acılar &#8216; okudum ki, ne giriş yapacak kelimem, ne de sonuç çıkacak kuvvetim kalmadı. Ne diyeyim; saçlarına yıldız düşmüş anneler gibiyim, gibiyiz&#8230; Artık bitsin!<br />
 <br />
C.B: Cafer bey, sizi zaten daha önce yaptığımız çalışma nedeniyle tanıyoruz. Ancak hafızaların tazelenmesi açısından, bize kendinizden bahseder misiniz? 12 Eylül dönemi ve bugüne dair kendinizi tanıtabilir misiniz?<br />
C.S: Dersimliyim. Aleviyim. Bazı çevreler solcu olmayı neredeyse ulusalcı, devletçi, statükocu olmakla eşdeğer hale getirdiler uzun zamandır; ama eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet değerlerini savunmak, ölçüsü ve ölçütü özgürlük olmak manasında solcuyum. Öğrenim hayatım liseli bir genç iken &#8220;içeriye&#8221; atılmam sebebiyle yarım kaldı. İlk olarak, Ülkücülerin işlediği bir cinayeti protesto etmek için okulumuzda (Çağlayan Lisesi) düzenlenen boykota katıldığım için tutuklandım<span id="more-11337"></span>. 1978 yılıydı, 15 yaşındaydım ve İstanbul 2. Şube (İstanbul Sirekeci&#8217;deki Sansaryan Han&#8217;da idi) ile 1. Şube&#8217;de (Gayrettepe&#8217;de idi) bir hafta süreyle işkence gördüm. Bu yaşadığım ilk işkence tecrübesiydi; ama maalesef sonuncusu olmadı&#8230; Türkiye&#8217;nin yakın siyasi tarihinin önemli dönemlerini &#8220;içeride&#8221; karşıladım. Toplam 17.5 yıl hapis kaldım. Bunun 7.5 yılı, 12 Eylül cuntası dönemini içermektedir. Bu 7.5 yılım 1980 Mart, 1987 Ağustos yılları arasında İstanbul Davutpaşa Sıkıyönetim Cezaevi ile sonradan açılan Metris Sıkıyönetim Cezaevi&#8217;nde, daha sonra açılan Sağmalcılar Özel Tip (Hücre Tipi) Cezaevi&#8217;nde ve sonradan tekrar Metris&#8217;te geçti. Çıktıktan sonra 12 Eylül faşizminin yaratmak, şekillendirmek istediği toplum modelini kabullenemediğim ve elbette değerlerimi koruduğum için mücadeleme devam ettim. O dönem henüz 12 Eylül&#8217;ün etkileri devam ettiğinden yeni yeni başlayan sosyalist yayınlar içerisinde en etkilisi olan Yeni Çözüm dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptım. Yasal, demokratik alanda gençliğin örgütlenmesi ve mücadelesi içerisinde yer aldım. Daha sonra, gelişen Kürt hareketi ile ilişkili olduğum iddiasıyla 1993 yılında tekrar tutuklandım. Sürgünler nedeniyle çok sayıda cezaevinde kaldım. 2002 Kasım ayında tahliye oldum. Gazetecilik yaptım. Öyküler ve araştırma kitaplarım yayınlandı. Sivil toplum alanında Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesine yönelik etkinlikler ile Kürt sorunu ve Dersim ile ilgili sivil inisiyatifler içerisinde yer aldım. 2007 yılında arkadaşlarımla birlikte Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği (Yüzleşme Derneği) adında bir dernek kurduk ve halen çalışmalarını sürdürmektedir.<br />
C.B: 12 Eylül dönemini o zamanlar nasıl okuyordunuz, ideolojiniz, fikirleriniz daha çok hangi tarafa yakındı?<br />
C.S: Solcu bir genç idim. Dolayısıyla 12 Eylül darbesini faşist bir cunta olarak anladım. Öyleydi de. Fakat tabii ki darbenin etki ve sonuçlarını doğru anlayacak, tahlil edecek derinlikli bir bilincim yoktu; bu, zamanla oluştu. Darbeyi devrimci mücadelenin gelişiminin önünü kesmek için egemen güçlerin başvurduğu bir &#8220;çare&#8221; olarak görmüş ve direnme kararı almıştık. Ama direnişimiz, darbecilerin dayatmaları nedeniyle tamamen bir insanlık onurunu ve inançlarını, değerlerini koruma anlamı ifade ediyordu. Bugünden geçmişe baktığımda, kuşkusuz günümüzdeki kadar derinlikli olmasa da 12 Eylül algımızın ve ona karşı direnme kararlılığımızın, temelde doğru olduğunu düşünüyorum. Zamanla anladığım en önemli gerçek ise, 12 Eylül öncesi yaşanan kanlı karmaşanın &#8220;öngörülen&#8221;, planlanan bir süreç olduğudur. Bununla bağlantılı olarak, bütün topluma karşı bir &#8220;şekillendirme&#8221; amacı taşıyordu. Nitekim 12 Eylül, daha önce gerçekleşen darbeler içerisinde kendi anlayışını en çok kurumlaştıran darbedir. Yeni bir anayasa getirmiştir. Üniversitelerin başına YÖK&#8217;ü getirmiştir. Yargıyı yeniden düzenlemiştir; HSYK bir 12 Eylül kurumudur. Çalışma yaşamını düzenleyen yeni uygulamalar getirmiştir. Din derslerini &#8220;zorunlu&#8221; hale getirmiştir vb. Yani söz konusu olan sadece &#8220;devrimci mücadeleyi&#8221; engellemek, tasfiye etmek değil; bir bütün olarak ülkeyi ve toplumu Kemalist bir mantıkla yeniden kurgulamaktı.<br />
C.B: Bugüne geldiğimizde siyasi düşüncelerinizde herhangi bir değişiklik oldu mu?<br />
C.S: Gerek 12 Eylül&#8217;ü algılama biçimimde, gerekse de siyasi anlayış ve düşüncelerimde özde bir değişiklik yok; ama bir &#8220;olgunlaşma&#8221; olduğu da kesindir. Ama &#8220;olgunlaştım&#8221; derken kastımın &#8220;değişmedim&#8221; demek olmadığını özellikle vurgulamak isterim. Bence olgunlaşmış olmak, en önemli değişimdir&#8230;<br />
C.B: O günden bugüne zihinsel değişimler yaşadık, bunu neye bağlıyorsunuz? Ya da değişim olduysa bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: Hayat, en büyük öğretmendir. Kuşkusuz bunun için hayat karşısında &#8220;öğrenci&#8221; olmasını bilmek gerekir. Türkiye yakın tarihinde çok sarsıcı süreçler yaşadı. Bunlardan biri olarak 12 Eylül, sadece siyasi tarihimiz açısından değil, kişisel tarihlerimiz açısından da adeta bir &#8220;milat&#8221; anlamı taşıyor. 12 Eylül&#8217;de yaşanan zulmün sonrasını hatırlayın: Önce bir Turgut Özal ve ANAP dönemi yaşadık. Bu dönemin olumlu ve olumsuz yönleriyle çok önemli olduğunu ve özellikle de &#8220;zihniyet değişimi&#8221; anlamında objektif olarak çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Ekonomik bağlamda Türkiye&#8217;nin uluslar arası sermayeye hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü bağlarla eklemlenmesi, politik düzlemde de kaçınılmaz etkiler yarattı. Devamında Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılmasıyla sembolize edilen sosyalist blokun yıkılması var. Onun da sonrasında dünyadaki çok sayıda ulusal ve toplumsal temelli sorunun uzlaşma ve anlaşmalarla nihayetlenmesi var. Aynı dönem, herkesin anlayış ve algısı, yüklediği anlam farklı olmakla beraber genel olarak &#8220;demokrasi&#8221; kavramının önem kazanması gündeme geldi. Türkiye&#8217;de de Kürt sorunu artık gizlenemez boyutlarda gelişti. Beraberinde Kemalist inkarcılık, ister istemez çözüldü. Vesayetçi anlayışın kendisini sürdürmesi için &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; önceliklerini güncellemesi gerekti. Öyle de yapıldı. Kemalist aydın cinayetleri, &#8220;irtica geldi-geliyor&#8221; psikolojisi ve bunun üzerine &#8220;bin yıl sürecek&#8221; denilen &#8220;post modern&#8221; 28 Şubat süreci gelişti&#8230; Kaba hatlarıyla özetlediğim bu süreçlerin zihniyetlerimizi değiştirmemesi, olgunlaştırmaması düşünülemezdi elbette. Bu değişim ve olgunlaşma biraz ağır gerçekleşti; ama büyük ölçüde gerçekleşti&#8230; Örneğin darbelere karşı olmak günümüzde artık toplumsal bir tavır veya refleks haline geldi. Farklı siyasi veya ideolojik düşüncelerin, farklı inanç ve etnik, kültürel kimliklerin demokratik bir çerçeve içerisinde bir arada olabileceği görüldü. Kemalist dayatmalar ve bunun en doğrudan süreçleri olan darbelerin demokrasi ve bir arada yaşama kültürümüze zarar verdiği bir toplumsal duyarlılık, hatta bir bilinç haline geldi. Kuşkusuz bütün bu gelişmeler deyim yerindeyse zıddını da doğurdu veya netleştirdi. 3-4 sene önce 27 Mayıs da dahil bütün darbelere karşı olmak gerektiğini yazdığımda, bu, bilerek ya da bilmeyerek &#8220;iyi darbe-kötü darbe&#8221; ayrımı yapan solda şaşkınlık ve tepkiyle karşılanmıştı. Bugün daha ileri bir noktadayız.<br />
C.B: O günlere dönmek istiyorum, bize 12 eylül öncesi ve sonrası Türkiye&#8217;de mevcut siyasi ve sosyal şartlardan bahsedebilir misiniz?<br />
C.S: 12 Eylül öncesinin en büyük özelliği, toplumun neredeyse tamamını etkisi altına alan bir sağ-sol kamplaşmasının yaşanmasıydı. Bu kutuplaşma durumu devletin güvenlik birimlerini içine alacak boyutlarda yaygınlaşmıştı. ABD ve SSCB&#8217;nin başını çektiği uluslar arası düzlemde de bir kamplaşma vardı. Bunun sonucu olarak ABD faşist cunta rejimlerini destekliyordu. Türkiye&#8217;de de devletin temel politikası ABD&#8217;nin &#8220;komünizme karşı olmak&#8221; konseptiyle uyumluydu. 1979 yılında İran&#8217;da gerçekleşen devrim, Ortadoğu&#8217;da ABD&#8217;nin uydusu Türkiye&#8217;nin önemini daha da artırdı. Türkiye&#8217;nin göremediğimiz özgünlüğü, kendisini ülkenin ve devletin sahibi olarak konumlandırmış olanlar açısından, yaşanan kanlı karmaşanın &#8220;uygun&#8221; bir ortam oluşturmuş olmasıydı. (Nitekim darbeci paşalardan biri, 3. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel, sonraki yıllarda &#8220;aslında biz darbeyi 1979 Temmuz&#8217;unda yapacaktık, ama şartların biraz daha olgunlaşmasını bekledik&#8221; diyecekti&#8230;) Ülkücü, milliyetçi çevreler &#8220;komünizme karşı mücadele&#8221; adı altında devlet tarafından silahlandırılmış, seferber edilmişti. Devrimci güçler ise, &#8220;yaklaşan devrim&#8221; için mücadele ediyordu. İnsanların öldüğü bu kanlı karmaşa ortamını derinleştirmek için 1 Mayıs (1977), Maraş (1978), Çorum (1980) gibi kitlesel katliamlar düzenlemekten de geri durulmadı. O karmaşa ortamında neler olup bittiğini ve Türkiye&#8217;nin nereye gittiğini kimsenin gördüğünü söyleyemem&#8230; Neler olup bittiğini ve sağ-sol kamplaşmasının taraflarının hangi derin senaryolara hizmet ettiğini görmek için 12 Eylül darbesinin yaşanması gerekti maalesef&#8230; Sonrasında sol dağıldı, hala bile açık ve net bir dille telaffuz edilemeyen ağır bir yenilgiye uğradı, tasfiye edildi. 1980&#8242;lerin sonlarında başlayan toparlanma çabaları da, bu bilinçten yoksun olduğu için 1990&#8242;lı yılların ikinci yarısına gelmeden etkisiz kılındı. 1990&#8242;lı yıllardan itibaren ise artık gündemimizde 12 Eylül faşizmine karşı direniş içerisinde kitleselleşmiş bir Kürt sorunu ve PKK olgusu vardı&#8230;<br />
C.B:  Bugünden 12 Eylül&#8217;e baktığımızda yorumlamalarınız değişti mi?<br />
C.S: Yukarıda da değindiğim gibi, değişmekten ziyade görüşlerimin olgunlaşmasından, derinleşmesinden bahsedebiliriz. 12 Eylül zihniyetini daha net bir şekilde tahlil edecek bilinç ve deneyime sahip olmaktır söz konusu olan. Yoksa 12 Eylül&#8217;ün bir faşizm olduğu noktasında o zamanki algım ile bugünkü anlayışım farklı değil.<br />
C.B: Biraz çekinerek soracağım, malum bazı yaşadıklarımız geçmiştedir ancak ağırlıkları geleceğe yansımıştır. Siz o dönem yargılandınız mı, tutuklandınız mı? Bu süreci paylaşabilir misiniz?<br />
C.S: Tabii ki. Çok şükür geçmişimde utanç duyacağım hiçbir şey yok, neden paylaşmayayım ya da siz neden çekinerek sorasınız? Kişi olarak &#8220;çocuksu&#8221; hatalarım olmuştur elbette; ama &#8220;bilerek&#8221; herhangi bir hatam olmadığı gibi, duygularım, duyarlılıklarım kişiliğimi oluşturan temel taşlardır hala. Benim de içinde olduğum binlerce kişinin işkence görmesi, tutuklanması, haksız yargılamalara tabi tutulması&#8230; olsa olsa darbecilerin utancı olabilir; ama onlarda da bu duygu yoktur&#8230; Devrimci Sol adlı örgütün üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandım. Devrimci Sol-Dev-Genç ana davasının &#8220;sanıklarından&#8221; biri olarak 146/1 maddeden yargılandım. İroniye bakar mısınız: Bu memleketin solcuları &#8220;anayasayı ilga etmek&#8221; suçlamasıyla idam istemiyle yargılandılar, bazılarımız idam da edildi; ama o anayasayı hep darbeciler &#8220;ilga&#8221; etti. Çiğnedi. Kafasına göre değiştirdi. Bu arada ilginç bir şey daha söyleyeyim: Hala sanığım! Söz konusu dava 1982 yılında açıldı ve halen devam ediyor! Şu anda Yargıtay aşamasında&#8230; İstanbul&#8217;da kurulan 2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi&#8217;nde yargılandım, arkadaşlarımla birlikte&#8230; Ama bu yargılamanın adil olmadığını söylememe gerek var mı? Yargılamalar işkence altında alınan ifadelerle yapıldı. Sıkıyönetim savcısı olan subaylar ve yargıçlar da bu işkenceci işleyişin birer parçasıydı. Mahkeme salonlarında dayak yediğimiz, saldırıya uğradığımız çok olmuştur. Bunlardan bir tanesinde, 6 Kasım 1982&#8242;de yapılan anayasa referandumu ve cuntanın şefi Kenan Evren&#8217;i cumhurbaşkanı yapma oylamasında, mahkemede &#8220;cunta anayasasına hayır!&#8221; dediğimiz için saldırıya uğradık&#8230; 12 Eylül hukuku, neresinden baksanız tipik bir faşizm idi&#8230;<br />
C.B: Çok özür dileyerek soruyorum, işkence desem&#8230;<br />
C.S: Emniyette çok ağır işkenceler gördüm. İlk defa işkence gördüğümde 15 yaşındaydım. İkincisinde (1980) de 18 yaşından küçüktüm. Yaşımı belirtmemin nedeni, işkencecilerde hiçbir vicdan, izan kırıntısı dahi bulunmadığının anlaşılması içindir. Falaka, askı, elektrik, tazyikli soğuk suya tutma, &#8220;denizaltı&#8221; dedikleri işkence (askıda iken yüzüme pamuklu bir bez koyup suya tuttular. Boğuluyorsun, ciğerlerin patlayacak gibi oluyor. Sonradan bunun CIA&#8217;nin bir işkence yöntemi olduğunu öğrendim.), kaba dayak gibi çok sayıda işkence yöntemine maruz kaldım. İnsanların işkence altındaki bağrışlarını dinlettiler. Bu işkenceler 12 Eylül döneminde cezaevlerinde de başka yöntemlerle devam etti. Dayatılan kurallara (İstiklal Marşı okuma, askerlere &#8220;komutanım&#8221; diye hitap etme, Atatürk eğitimine katılma vb.) uymayınca kaba dayak ve falaka başta olmak üzere saatlerce süren işkence seansları oluyordu. Dayatılan şey sadece &#8220;kurallara&#8221; uymak da değildi; amaçlanan &#8220;nedamet&#8221; getirmek, yani &#8220;itirafçı&#8221; olmaktı&#8230; O dönemin TRT programlarını hatırlayanlar bilir: Çeşitli cezaevlerinden sağcı veya solcu tutuklular &#8220;Atatürk&#8217;ün ne kadar büyük adam olduğunu şimdi anladım&#8221; türü açıklamalar yapmak üzere ekrana çıkartılırdı. Yine &#8220;şükür&#8221; diyeceğim; çok işkence gördüm, toplamı yüzlerce günü bulan açlık direnişlerine katıldım, ama bu tür utançla anacağım bir &#8220;hatıram&#8221; yok&#8230;<br />
C.B: 12 Eylül sonrası malum birden kargaşa ve şiddet ortamı duruldu, neredeyse darbe ile sona erdi, bunu nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: &#8220;Amacın hasıl olması&#8221; olarak yorumluyorum&#8230; Kuşkusuz başka birçok neden de sayılabilir. Örneğin dönemin devrimci örgütleri kendi durumlarını çok &#8220;abartılı&#8221; değerlendiriyorlardı. 12 Eylül öncesi kitlesel kabarışın sağlıklı, istikrarlı bir kabarış olmadığını görememişlerdi. Ufukta bizi bekleyen bir &#8220;devrim&#8221; yoktu. Örgütsel yapılar sanılanın aksine son derece güçsüz idi, vb.<br />
C.B: Peki, darbe döneminden sonra hayatınız hem içsel olarak hem de sosyal olarak normale döndü mü?<br />
C.S: Hayatımın değişik dönemlerinde kendi hayatım adına vicdani muhasebeler yaptım. Kişilik ve düşüncelerimin acılarla olgunlaştığını söyleyebilirim. İşkencecilerim de dahil kimseye karşı kin, nefret, düşmanlık duyguları içerisinde değilim. Yüzleşme ve hesaplaşmanın ülkemizin geleceği adına olması gerektiğine inanıyor, bunun için uğraş veriyorum. Ama bütün bunlar kişisel olarak &#8220;normal&#8221; olduğumu söylemek için yeterli mi? Emin değilim&#8230; Bazen hepimizin psikolojisini sakatladıklarını düşünüyorum. En azından kendi adıma söyleyebilirim bunu. Çok duygusal ve hassas bir yapım olması, bu hikaye ile doğrudan bağlantılı mesela.<br />
C.B:  Sizce darbe nedir? Şartlara göre gereklidir, diyebilir misiniz?<br />
C.S: Tabii ki öyle bir düşüncem yok. Kemalist zihniyeti bilince çıkaramadığım dönemlerde ben de içerisinde olduğum sol yapılara hakim olan anlayış nedeniyle örneğin 27 Mayıs darbesi için &#8220;o farklı&#8221; gibi şeyler düşünüyordum. Ama bunu aşalı çok oldu. Darbelerin her türü ülkemizin kendi dinamikleri ile, kendi mecrasında ileriye doğru yürümesine yapılan müdahalelerdir ve &#8220;iyisi-kötüsü&#8221; yoktur. Zaten söylemleri şöyle ya da böyle olsa da tümü de aynı zihniyetten beslenerek yapılmıştır. Aralarında olduğu varsayılan farklar sadece konjonktüreldir; yani dönemin ihtiyaçlarına göre Kemalist zihniyet ve vesayetin hakimiyetini korumaktan başkaca bir amaçları olmamıştır.<br />
C.B: Bugün malum Ergenekon yapılanmasına dair itiraflara şahit oluyoruz, halen süren bir dava var, 12 Eylül ve Ergenekon ya da derin devlet siyaseti arasında bağlantı kuruyor musunuz? Ya da 12 Eylül&#8217;ün mimari sizce kimlerdi?<br />
C.S: Zihniyet olarak hiçbir farkı yok. 12 Eylül&#8217;ün deşifre olmasından, artık savunulamaz hale gelmesinden dolayı 12 Eylül darbesine karşı olduğunu söyleyip de 28 Şubat&#8217;tan yana olmak ya da Ergenekon soruşturmasına &#8220;öyle bir şey yok, AKP muhalefeti tasfiye ediyor&#8221; türü tepkiler vermek, İlkersiz, tutarsız tutumlardır. Farkında olarak ya da olmayarak asıl realiteyi görmekten kaçınmaktır. 12 Eylül&#8217;ün öncesi de sonrası da dahil olmak üzere bütün darbelerin, darbe girişimlerinin, planlamalarının, organizasyonlarının mimarı ve sorumlusu, kendisini Türkiye&#8217;nin etnik, dini, kültürel gerçeklerini &#8220;yok&#8221; etmekle mükellef gören anlayış ve bu anlayışın örgütlü kadrolarıdır&#8230;<br />
C.B: Türkiye malum militer bir yapıya sahip, hatta birçoğumuz için &#8216; her Türk asker doğar &#8216;. Darbe yıllarını yaşamış biri olarak, TSK algınız nedir?<br />
C.S: Bir önceki soruya cevabımda tarif ettiğimi sanıyorum. Bir başka ifadeyle de belirtilebilir: Türkiye&#8217;de TSK, herhangi bir ordu değildir. Kendisini &#8220;kurucu güç&#8221; olarak görmektedir. Dolayısıyla &#8220;kurduğu&#8221; rejimi &#8220;korumak-kollamak&#8221; misyonu ile kendisini donatmıştır. Böyle olduğu için de, herhangi bir ülkenin ordusundan farklı olarak adeta bir iç savaş ordusudur. Zira kendisine &#8220;düşman&#8221;, &#8220;tehdit&#8221; veya &#8220;tehlike&#8221; olarak bellediği bütün dinamikler, aslında Türkiye&#8217;nin gerçekleridir&#8230;<br />
C.B: Biraz da gündeme dönmek istiyorum. Önümüzde bir Referandum süreci var, özel değilse Referandum oyunuz nedir ve oyunuzun gerekçeleri nelerdir?<br />
C.S: Daha önce de 12 Eylül Anayasası çeşitli maddeleri itibarıyla değiştirildi. Ancak ilk defa bu anayasanın özüne &#8220;dokunan&#8221; bazı değişiklikler yapılmak isteniyor. Benim istemim ve beklentim, 12 Eylül anayasasının &#8220;değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez&#8221; denilen maddeleri de dahil tümüyle değiştirilmesi, Türkiye&#8217;de yaşayan herkesin farklılıklarıyla varlığını güvence altına alan bir anayasa yapılmasıdır. Mevcut 26 maddelik değişiklik paketi, Kürt sorunu ve Alevilerin istemlerini görmezden gelmek ile malul olduğu ve bahsettiğim nitelikte olmadığı için son derece yetersizdir. Ancak bizi &#8220;bir adım ileri&#8221; götürecek mahiyettedir. 13 Eylül günü yeni, sivil ve demokratik anayasa istemimizi her zamankinden daha canlı bir şekilde gündeme getirmemiz şartıyla, &#8220;evet&#8221; oyu vereceğim. (Bu arada ilk defa sandığa bu vesileyle gideceğimi de belirtmiş olayım.) Sonucun &#8220;evet&#8221; çıkması yeni anayasa talebimizi gündemleştirmemiz yönünde daha olumlu bir ortam sağlayacaktır. Referandumda &#8220;boykot&#8221; tavrını anlayışla karşılamak gerektiğini düşünüyorum; Kürtler ve Aleviler açısından. (Ama Alevi örgütlerinin tutumu da malum; 12 Eylül&#8217;ün en çok gadrine uğramış bir toplum olmakla 12 Eylül anayasasını, mevcut statükoyu korumak birbiriyle hiçbir şekilde bağdaştırılacak tutumlar değildir.) Ancak statükocular dışındaki insanlarımız açısından &#8220;hayır&#8221; demenin asla doğru bir tercih olmadığına inanıyorum. 12 Eylül anayasasını savunma durumuna düşmenin, 12 Eylülcüleri yargı önüne çıkarmayı engellemenin &#8220;hayırlı&#8221; bir iş olmadığına inanıyorum.<br />
C.B: Toparlayacak olursak 12 Eylül darbe yıllarını yaşadıklarınızdan yola çıkarak nasıl yorumluyorsunuz?<br />
C.S: 12 Eylül darbesinin herkes adına çok ciddi ve öğretici bir &#8220;yüzleşme&#8221; konusu olduğuna inanıyorum. Türkiye toplumunun da 12 Eylül ve darbeler ile yüzleşmesi gerekiyor. Darbecilerin kendilerini &#8220;başarılı&#8221; addetmelerine neden olan, biraz da &#8220;biziz&#8221; çünkü&#8230; Günümüzde ortaya çıkan duyarlılığın kalıcı bir bilince dönüşmesi, geleceğimize daha güvenle bakmamızın en büyük umut kaynağıdır&#8230; Kişi olarak acılı süreçler yaşamış olmamın bir &#8220;bedeli&#8221; olacaksa eğer, isterim ki bu &#8220;bedel&#8221;, herkes adına daha demokratik, özgür bir Türkiye olsun ve bizler, bugünkünden daha farklı sorunlar için uğraş verelim&#8230; Mesela Dersim&#8217;e bu sene neden az turist geldiğini tartışalım&#8230; Ya da İstanbul&#8217;daki ulaşım sorunu neden hala çözülmedi diye eleştirelim belediyeyi&#8230; Veyahut da gayrısafi milli hasıladaki düşüş nedeniyle hükümetin ekonomiden sorumlu bakanını istifaya davet edelim&#8230; &#8220;Normal&#8221; dertleri olan barış içerisinde huzurlu bir Türkiye&#8217;de yaşayacaksak, kişi olarak yaşadığımız bütün acıların unutulmasından yana hiçbir şikayetim olmaz. Çocuklarımızın bizim anılarımızı dinlemekten sıkılmalarına da alışırım. Bir hakkım, katkım olmuşsa böyle bir cennet Türkiye&#8217;ye, &#8220;helal&#8221; ederim&#8230; Öbür türlü vicdan sahibi her insan gibi ben de rahat ve huzurlu bir uyku bile uyuyamayacağım&#8230; Biraz duygusal bir kelam etmiş olacağım, ama, yaşıyorsam, bunun içindir&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/11/15-yasinda-iskence-gordum-12-eylulde-cafer-solgun-ile-ulkenin-topragindan-aci-sokmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim Katliamı: Büyük Hesaplaşma</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/dersim-katliami-buyuk-hesaplasma/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/dersim-katliami-buyuk-hesaplasma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 09:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[katliam]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11290</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Hani Şair der ya:
&#8220;Demagog iyi bilen nasıl avlanır gafil/ hakikati bayıltıp ırzına geçen sefil&#8221;. Demagog, yani demagoji yapan, lafı eğip büken ve gerçekleri kendine uygun dizayn eden, amiyane tabiriyle ‘laf ebesi&#8217; diyebileceğimiz tiplerden bahsediyorum.
Kum gibi demagog kaynayan ülkemde Osman Pamukoğlu namında bir yiğidin güneş gibi doğması beni dumura uğrattı. Geçmişin tozlu raflarında fikirleri recmedilmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ataturk-dersim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11291" title="ataturk-dersim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ataturk-dersim-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Hani Şair der ya:</p>
<p><em>&#8220;Demagog iyi bilen nasıl avlanır gafil/ hakikati bayıltıp ırzına geçen sefil&#8221;.</em> Demagog, yani demagoji yapan, lafı eğip büken ve gerçekleri kendine uygun dizayn eden, amiyane tabiriyle ‘laf ebesi&#8217; diyebileceğimiz tiplerden bahsediyorum.</p>
<p>Kum gibi demagog kaynayan ülkemde Osman Pamukoğlu namında bir yiğidin güneş gibi doğması beni dumura uğrattı. Geçmişin tozlu raflarında fikirleri recmedilmiş Rıza Nur&#8217;dan, Şevki Yılmaz&#8217;dan, Hasan Mezarcı&#8217;dan beklerdim de ne yalan söyleyeyim bu çıkışı Osman Pamukoğlu Paşadan beklemezdim.</p>
<p>Buyurun Paşama kulak kabartalım: <em>&#8220; </em><em>Hiç uzatmanın gereği yok. Dersim birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk&#8217;tü. O kadar Atatürk&#8217;tür ki Trabzon&#8217;da Atatürk&#8217;ün kaldığı bir ev var. O evde Atatürk bu Dersim isyanında Karadeniz bölgesindeydi, bizzat haritaya kırmızı ve mavi, kendisi <span id="more-11290"></span>işaretlemiştir. Bizim kuvvetlerimiz ve isyancıların kuvvetleri diye. Kendi el yazısı ve farklı askeri şekiller çizmiş, oklar çizmiş ve harekâtın nasıl yapılacağını ve ortadan kaldırılacağını bizzat kendisi eli ile yazmış ve şekillendirmiştir. Harita Trabzon&#8217;dadır. Hatta doğuda görevliyken, isyanlarda bulunan çok yaşlı bir Kürt vatandaş ile sohbet ettim. O isyanları bana anlattı. Söylediği söz, ‘Mustafa Kemal Paşa başımıza taş yağdırdı&#8217;. İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk&#8217;te öyle bastırdı. Bundan sonra olacaksa yine aynı şekilde bastırılacaktır&#8221;</em>.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/dersim.jpg"></a>O netameli yılların birçok kurum ve karakterine aşina olduğumu belirteyim. Üç Aliler Divanı da denilen İstiklal Mahkemelerinden tutun da bu mahkemenin en büyük kurbanlarından İskilipli Atıf&#8217;a, oradan İlk diyanet işleri başkanı Osman Nuri Çerman&#8217;a ve onun uygulamalarına kadar bir sürü doküman bu fakir tarafından hatmedilmiştir.</p>
<p>Çünkü intisap ettiğim zümre bu acıların bir daha yaşanmaması için kendi Yazarlarına bu ateşi her daim kor halinde tutturuyordu, bunun bilincindeydim. Sadık Albayrak denince &#8220;şeriat yolunda yürüyenler ve sürünenler, Devrimin çakıl taşları&#8221;, Hasan Hüseyin Ceylan denince &#8220;Cumhuriyet dönemi din devlet ilişkileri&#8221;, Abdurrahman Dilipak denince &#8220;Türkiye nasıl Laikleştirildi&#8221; kitaplarının akla geldiği yıllardı doksanlı yıllar.</p>
<p><em>&#8220;Hayır, ben daha entelektüel bir bakış açısı arıyorum&#8221;</em> diyene ise Ali Bulaç ve onun ‘Nuh&#8217;un gemisine binmek&#8217;, ‘çağdaş kavramlar ve düzenler&#8217; adlı kitaplarının tavsiye edildiği yıllardan bahsediyorum. İslami kesim o yıllarla ilgili zengin bir arşive sahiptir. Son birkaç sene içindeki kendilerine planlanan teşebbüsleri görünce ki buna e- muhtıralar ve 28 Şubatlar da dâhil uyanık olmanın ne kadar elzem olduğunu bir kez daha müşahede ediyoruz.</p>
<p>Yahya Kemal&#8217;in dediği gibi yani; <em>&#8220;insana çarmıhta haz verir iman!&#8221;</em></p>
<p>Sadece bize özgü bir durum değildir bu. İtalyanlar Libya&#8217;yı kasıp kavurmasa Ömer Muhtar&#8217;ın değil filmi esamesi mi okunurdu. Şeyh Şamil ve Ruslar, Almanlar ve Yahudiler, Romalılar ve Hıristiyanlar, İlk Müslümanlar ve müşrikler&#8230; Örnekleri çoğaltabilirsiniz de bu örnekler bile meramımızı anlatmaya yeter de artar bile.</p>
<p>Hayatlarının bir döneminde çok ağır bir travmaya uğramış fikir ve inanç toplulukları, bir şekilde kitle iletişim araçları vasıtasıyla bu olayın müsebbiplerinin peşine düşmüşlerdir. İtiraf etmek gerekir ki Yahudiler bu konuda açık ara öndedir. Sinema sektörünü ellerinde tutan yönetmenler aracılığıyla Almanların kendilerine yaptıklarını fitil fitil burunlarından getirdiklerini sinemaya biraz ilgisi olan herkes bilir.</p>
<p>Bundan birkaç yıl önce &#8220;cennetin krallığı&#8221; adında bir film izlemiştim. Başrollerinde Orlando Bloom, Liam Nesson gibi oyuncuların başrollerini paylaştıkları filmde Haçlı Seferleri konu edinilmişti. Haçlıları yerin dibine batıran, buna karşın Selahaddin Eyyübi&#8217;yi yücelten bu film bende derin bir şaşkınlık bırakmıştı. Öyle ya, düğün değil bayram değilken bir Müslüman Komutan neden Hollywood tarafından takdis edilsindi?</p>
<p>Amin Maalouf&#8217;un konu hakkında güzel bir çalışması var: &#8220;Arapların gözünden haçlı seferleri&#8221;. Kitabı okudum ama aradığım cevabı bulamamıştım. Zeki bir arkadaşım yardım etti de bu müşkülden kurtuldum. Dostum bana; <em>&#8220;Selahaddin Haçlıları Kudüs&#8217;ten kovarak Yahudilerin önünü açmıştır. Bu filmi de Selahaddin&#8217;e sarkıtılan bir selam olarak gör&#8221;</em> deyince aklımın başına geldiğini hatırlıyorum.</p>
<p>Yahudi zekâsını duymuştum ama vefasıyla tanışmak bu filme nasiboldu.</p>
<p>Şimdi yine zeki bir dosta ihtiyacım var; O harita gerçekse, Osman Pamukoğlu&#8217;nun dedikleri doğruysa, Dersim namıyla maruf bölgede binlerce insan kılıçtan geçirildiyse, bir o kadarı sürgüne tabi tutulduysa, Seyit Rıza gerçek bir karakterse Alevilerden neden çıt çıkmıyor?</p>
<p>&#8220;güçleri sadece Güner Ümit&#8217;e yetiyor&#8221; tamlaması Alevileri anlatmaya yetmez. Hele dünün bağımsız, bugünün CHP&#8217;li milletvekili Kamer Genç&#8217;in geçende kurduğu cümleden sonra hiç yetmez. 12 Eylüldeki referandumu kastederek ne demişti hatırlayalım<em>: &#8220;Yargıyı eskiden </em><strong><em>Dedeler</em></strong><em> yönetirdi artık İmamlara yönettirmek istiyorlar&#8221;. </em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/dersim-isyani-hkk.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11294" title="dersim-isyani-hkk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/dersim-isyani-hkk.jpg" alt="" width="272" height="185" /></a>Demek ki o kadar da güçsüz bir kitle değil Aleviler.</p>
<p>Buna rağmen gücünü CHP&#8217;nin emrine amade ettiği müddetçe bir sonuç alamayacak bir kitle Aleviler. Çünkü CHP okuma özürlüdür, daha da kötüsü okuduğunu anlama özürlüdür. &#8220;Okuma&#8221; derken Toplumun beklentilerini kastediyorum ama diğer anlamıyla da gerçekten okuma özürlüdür.</p>
<p>&#8220;Bunu da nereden çıkarıyorsun?&#8221; demeyin. Geçende Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun Osmaniye&#8217;deki mitinginde sarf ettiği bir cümle bu fikrimi pekiştirdi. Şöyle diyor Sayın Hatip: <em>&#8220;Orhan Kemallerin, Yaşar Kemallerin ‘bereketli toprakları üzerinde&#8217; devrim gerçekleştireceğiz&#8230;&#8221;</em> babında bir cümleydi.</p>
<p>&#8220;Bereketli Topraklar Üzerinde&#8221; namıyla maruf romanı ben de okudum ama o romanda Çukurova&#8217;nın topraklarının bereketinden bahsedilmiyor. Sivas&#8217;ın bir köyünden kalkıp Çukurova&#8217;ya çalışmaya gelen üç gencin dramı konu edilmektedir o romanda.</p>
<p>Bir drama zirai açıdan bakan bir çift gözden bahsediyorum.</p>
<p>Sizin Okutman yetmiş senedir yanlış okuyor olmasın Canlar!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/dersim.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11293" title="dersim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/dersim.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></span></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/10/dersim-katliami-buyuk-hesaplasma/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/10/dersim-katliami-buyuk-hesaplasma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Birbirimize emanet olmak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/03/birbirimize-emanet-olmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/03/birbirimize-emanet-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 14:10:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10403</guid>
		<description><![CDATA[Erkan Göloğlu
Herkesin, hayatta kalmasını bir tesadüfe borçlu olduğu anlar var mıdır, bilemiyorum. Bir duygudan değil, somut bir durumdan söz ediyorum.
Yetişemediğin uçağın düşmesi gibi. Bombanın patladığı bir otobüs durağını üç dakika önce terk etmeniz, silahların konuştuğu otoparktan az önce çıkmanız gibi.
17 yıl önce Sivas&#8217;ta olamamam, bir şans mıydı, kötü, berbat bir şanssızlık mı? Her şey, hatta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=1005923&amp;Yazar=ERKAN%20GOLOĞLU&amp;Date=03.07.2010&amp;CategoryID=96" target="_blank">Erkan Göloğlu<br />
</a></em></strong>Herkesin, hayatta kalmasını bir tesadüfe borçlu olduğu anlar var mıdır, bilemiyorum. Bir duygudan değil, somut bir durumdan söz ediyorum.<br />
Yetişemediğin uçağın düşmesi gibi. Bombanın patladığı bir otobüs durağını üç dakika önce terk etmeniz, silahların konuştuğu otoparktan az önce çıkmanız gibi.<span id="more-10403"></span><br />
17 yıl önce Sivas&#8217;ta olamamam, bir şans mıydı, kötü, berbat bir şanssızlık mı? Her şey, hatta kalacağım otel bile hazırdı. Rıfat ağbiyle birlikte, iki gün bir gecemizi orda geçirip, etkinlikleri izleyip dönecektik. Kızım Bedriye&#8217;nin hastalığı engel olunca, Rıfat ağbi gitti. Bir ‘aksilik&#8217;<br />
olmuştu, Madımak Otel&#8217;de yer kalmamıştı.<br />
Başka bir otelde kaldı ve yanmadan döndü.<br />
2 Temmuz 1993&#8242;te ben 34 yaşındaydım, o 36 yaşında. Her 2 Temmuz, ikimizin arasında derin bir suskunlukla geçti. Hatta mümkünse o gün birbirimizle görüşmemeyi seçtiğimizi giderek anladım. Her gün birbiriyle görüşmese bile mutlaka telefonlaşan iki arkadaş, fark ettim ki o gün birbirinden uzak duruyor.<br />
Adım gibi biliyordum, o da 2 Temmuz yürüyüşünün içindeydi benim gibi. Ama içgüdüsel olarak kortejde ve toplanma alanında, birbirimizle karşılaşmayacağımız noktalarda oluyorduk. Hayır, bunu da onunla hiç konuşmadım. Zaten 2 Temmuz üzerine aramızda hiçbir şey konuşmadık.<br />
Aşılması güç bir öfkeydi beni suskunluğa iten. Bir başkasını hatta çoğumuzu bağırıp çağırmayı kışkırtan öfke, beni ağır bir sessizliğe çekmişti. O sessizlik içinde ‘suçlu&#8217; bulduklarımdan biri de bendim. Beni hayatta bırakan şans, ağır, taşıması zor bir yük gibi inmişti omuzlarıma. Ben orda olsaydım herşeyin başta türlü olacağına ilişkin düşüncelerimde ne kadar saflık bulursam bulayım, kendimi yatıştırmam kolay olmadı.<br />
Sonra bir sürü kelimeler aldım elime. ‘İrtica&#8217; bunlardan biriydi, ‘şeriat&#8217; öbürü, ‘gericilik&#8217;, ‘yobazlık&#8217;, ‘zulüm&#8217; gibi bir sürü birbirine benzer kelimelerin arasında gidip geldim.<br />
Ankara&#8217;da Sivas davası başladığında, geniş salonda zar zor bir koltuğa sıkışıp duruşmayı izledim. Sanıkların yüzünü görmem imkânsızdı. Bir ara bazı avukatların, sanıkların idamla cezalandırılmasını istedikleri duydum.<br />
O günden sonra bir daha o salona gitmedim.<br />
Bazen gençliği terk etmek, bir köprüden karşıya geçmek gibi bir şeydir. Seyrederken güldüğümüz, Yeşilçam filmlerindeki esas oğlanın, sabah kalktığında saçlarını bembeyaz bulması gibi bir şey. Bunu hangi 2 Temmuz&#8217;du emin değilim ama bir 2 Temmuz&#8217;da anladım ki, gençlik beni terk etmiş.<br />
Öfke, yerini çaresizliğe bırakmıştı.<br />
2 Temmuz&#8217;u unutturmamak için yapılan etkinliklerdeki isyanın bir parçasıydım. Ama barışmaya hazır bir dil bulamıyordum orada.<br />
Kendisini bu öfkenin muhatabı görenler ise, bu isyanı anlamaktan uzaktı.<br />
Her 2 Temmuz, bende giderek ağır bir çaresizlik duygusu yarattı. Her 2 Temmuz&#8217;da artan çaresizliğimin ortasında buldum kendimi.<br />
Kovboylar geldiğinde kapılarını kilitleyen, panjurlarını kapayan kasaba halkına<br />
benzedim git gide.<br />
Düne kadar!<br />
2 Temmuz 2010 günü <a href="http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/">http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/</a> adresinde okuduğum bir metin, &#8220;17. yılında Sivas mazlumlarını anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaşıyoruz&#8221; sözleriyle bitiyordu.<br />
Metnin bütününe baktığımda ‘Sünni Müslüman&#8217; oldukları anlaşılan bir grup kadın, &#8220;O yangın bana da değdi, dağladı beni. Eğer bugün 2 Temmuz&#8217;a dönme imkânım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim&#8221; dedi.<br />
‘Ölümü değil, hayatı kucaklayan bir ülke&#8217; hayal eden bu dili özlediğimi hatırladım.<br />
O zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadıklarını söylediler. Bu sözlerin sahibi kadınlarla, Sivas mazlumları, onların yakınları ve aileleri, birbirine emanettir, artık. Ne kadar köreltse de, zulmün teslim alamadığı bu vicdan, dün, 17 yıldan beri içimizden atamadığımız acıya dokundu, yaranın üstüne elini koydu.<br />
Tam 17 yıl sonra ben de ilk kez dün Rıfat ağbiyi aradım. Uzun uzun çalan telefonun ardından, öğlen yemeği için İlkiz Sokakta, Güzel Karadeniz Lokantası&#8217;nda buluştuk. Elini cebine atarak &#8220;Bak sana sen göstereceğim&#8221; dedi Rıfat ağbi. Ben silahı daha hızlı çektim. Gömleğimin cebinde gazeteden kestiğim metni alıp önüne uzattım. 17 yıl boyunca ilk kez<br />
bir 2 Temmuz&#8217;da gülümsediğinden emindim.<br />
Kalktık, hiçbir şey söylemeden Toros Sokağa yöneldik. Nereye gideceğimizi biliyorduk. Kalabalığın arasına girdik. İlk kez aynı yürüyüşte yan yanaydık.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/03/birbirimize-emanet-olmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/03/birbirimize-emanet-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DESTEK: Sivas Yasında Buluşan Kadınlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/destek-sivas-yasinda-bulusan-kadinlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/destek-sivas-yasinda-bulusan-kadinlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 16:39:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10387</guid>
		<description><![CDATA[Kampanyaya imza ile destek vermek için:
 http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/
Sünni Müslümanların, boyutları insan havsalasına sığmayan bir zulmün sorumlusu olarak gösterildiği bir dönemde; bu yüzden karşılaştığım suçlamalara isyan ederken, bir tür şok hali içinde o zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadım. O yangın bana da değdi, dağladı beni. Eğer bugün 2 Temmuz&#8217;a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kampanyaya imza ile destek vermek için:</strong></p>
<p><strong> </strong><a href="http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/"><strong>http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/</strong></a></p>
<p><em>Sünni Müslümanların, boyutları insan havsalasına sığmayan bir zulmün sorumlusu olarak gösterildiği bir dönemde; bu yüzden karşılaştığım suçlamalara isyan ederken, bir tür şok hali içinde o zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadım. O yangın bana da değdi, dağladı beni. Eğer bugün 2 Temmuz&#8217;a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim&#8230;<br />
Şimdi bütün varlığımla bir daha hiçbir zulmetin kitleleri esir edemediği, kimsenin sevdiklerinden zamansız ve haksız koparılmadığı bir ülke hayal ediyorum. Ölümü değil, hayatı kucaklayan bir ülke!</p>
<p>17. yılında Sivas mazlumlarını anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaşıyoruz.</em></p>
<p>Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Mualla kavuncu, Aslı Öztürk, Nesrin Semiz, Özlem Yağız, Fatma Çiftçi, Funda Tuğrul, Şilan Timur, Emine Uçak Erdoğan, Havva Yılmaz, Sıdıka Çetin, Feyza Akınerdem, Hilal Kaplan, Cemile Bayraktar, Hidayet Şefkatli Tuksal, Nurhayat Kızılkan, Neslihan Akbulut, Yıldız Yıldırım.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/01/destek-sivas-yasinda-bulusan-kadinlar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/destek-sivas-yasinda-bulusan-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 08:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10384</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş 
 Bundan hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, Qua Vadis Ümmet başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde bir koruma-kollama hissi doğuracağını ve bunun tarihsel kökenini işlemiştim. 
 Dinin özüne ait bilgiden (?) mahrum insanların koruma-kollama hevesi içerisinde dine büyük zararlar verdiğini düşünürüm. Bunun nedeni din içerisinden kaynaklanmaz ancak dinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10385" title="cafersolgun" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/cafersolgun.jpg" alt="" width="150" height="130" /></a>Sunuş </strong></p>
<p><strong> </strong><em>Bundan hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, <a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/" target="_blank">Qua Vadis Ümmet </a>başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde bir koruma-kollama hissi doğuracağını ve bunun tarihsel kökenini işlemiştim. </em></p>
<p><em> Dinin özüne ait bilgiden (?) mahrum insanların koruma-kollama hevesi içerisinde dine büyük zararlar verdiğini düşünürüm. Bunun nedeni din içerisinden kaynaklanmaz ancak dinin formu ile oynanması sonucu ortaya çıkar. </em></p>
<p><em> Bir başka sorun da dini laikleştirme isteği sonucu ortaya çıkar. İzlenimlerim sonucu en büyük zararın bu olduğunu düşünürüm. Zira dinin hükmen varlığını duruma göre kısmen kısırlaştırma ve bunu totaliter bir şekilde olumlama sonu gelemeyecek bir yozlaşmanın başlangıcıdır, dini kendi yorumladığından farklı yorumlayanlara ise zulümdür. Bunun sonucu ise din adına büyük bir dezenformasyondur. </em></p>
<p><em> Girizgahta genellediğim bu konuyu özele indirmek isterim; </em></p>
<p><em>Son dönem mevcut etkenler nedeniyle arap saçına dönmüş olan Demokratik Açılım&#8217;ın bir ayağı olan Alevi Meselesi aslında bahsettiğim iki yönlü sapmanın etken olduğu bir sorundur. Temel olarak laik algıların form vermek için siyaseten sert dokunduğu Aleviler&#8217;e, temel sorun olan totaliter laiklik baskısı sonucu oluşan toplumsal baskıda dokunmuştur. </em></p>
<p><em> Aleviliğin hem dini boyutu hem de siyasi boyutu mevcuttur. Ancak Aleviliğin bir sorun olmasının temel nedeni yani dini ve sosyal olarak sorun olmasının nedeni bence bahsettiğim totaliter laiklik ya da daha açığı &#8216; tek din, tek millet, tek mezhep &#8216; arzusudur. </em></p>
<p><em> Alevilerin çoğunluklu olarak yaşadığı bir bölgede yaşayan Sünni bir arkadaşım oradaki komşularından ve onların iyi olmalarından bahsederken dilinde bir olumlama yapıyor ancak zihnindeki olumsuzluktan kurtulamıyor; &#8220;Bizim Alevi komşularımız var, çok iyi insanlar. Aleviler ama namuslular. Allah için hiçbir kötülüklerini görmedik ama işte pek gelip gitmeyiz, birbirimizin yemeklerini yemiyoruz işte biliyorsun&#8230;&#8221;  <br />
</em></p>
<p><em> Bir başka Sünni arkadaşım soruyor; &#8220;Alevi bir komşumuz var, sık sık yemek getirir ama dökeriz, dinen yeme(me)miz gerekiyor değil mi?&#8221;  <br />
</em></p>
<p><em> Başta da belirttiğim gibi Alevilik konusunun hem bir inanç olmasından kaynaklı hem de siyasi olarak üzerinde oynanmasından dolayı iki yönlü bir sorundur. Meselenin hem dini yönünü, hem tarihsel kökenini hem de siyasi olayları konuşmak üzere Yüzleşme Derneği&#8217;nin kurucu başkanı, gazeteci-yazar Cafer Solgun ile bir söyleşi yaptık. Büyük acılarımızdan bir acı olan Madımak Olayının yıl dönümünde&#8230;</em></p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Cafer bey sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>C. S. : Dersimliyim. Uzun yıllar &#8220;siyasi&#8221; nedenlerle hapiste kaldım; 12 Eylül cuntası yıllarında ve 90&#8242;lı yıllarda. PEN Hapishanedeki Yazarlar Komitesi üyesiyim. Cihangir&#8217;de Bir Ev ve Gitmek-Kırılma Öyküleri adında öykü kitaplarım ve bir de Duvarlara İnat adlı bir karikatür albümüm var. Önceki yıl Alevilerin Kemalizm&#8217;le İmtihanı adında bir araştırma kitabım yayınlandı. Çeşitli medya kuruluşlarında çalıştım. Memleketim Dersim&#8217;le ilgili çalışmalar yapan sivil girişimlerin yanı sıra yayınlarla da ilgiliyim. Halen Dersim Hayat adlı bir aylık gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyorum. Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği&#8217;nin kurucu başkanlığını yaptım. Kişisel hikayemin, Dersimli, yani Kızılbaş-Alevi ve Kürt, solcu herhangi bir insanımızın hayat hikayesinden farklı olduğunu sanmıyorum. İşkence, eziyet, hapis, ayrımcılık vb. Mesele yaşadıklarını bir deneyim ve muhasebe konusu haline getirebilmek ve elbette &#8220;her gün yeni bir gündür&#8221; umudunu yaşamının temel düsturlarından biri olarak içselleştirebilmektir. Bu da hayat karşısında kendini bir öğrenci konumunda tutmayı gerektirir. 47 yaşındayım, ama hiçbir konuda kendimi &#8220;olmuş&#8221; görmüyorum; öğreniyorum&#8230; Şairin dediğince &#8220;yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var&#8221;; ve o da eşitlik, özgürlük ve adalet değerleri için hiç kimseye karşı yüreğini ve vicdanını kin, düşmanlık, önyargı gibi basit güdülerle kirletmeden yaşamaktır. Buna gayret eden herhangi bir Türkiyeli ve dünyalı insanım&#8230;  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bize biraz Yüzleşme Derneğinden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>C. S. : Kısa adı Yüzleşme Derneği olan Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği&#8217;ni 2007 yılında kurduk. Kurucuları arasında gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum ve insan hakları aktivistleri var. Amacımız aynı yönetim ve egemenlik zihniyetinden ve onun uygulamalarından, politikalarından muzdarip olmasına rağmen, asla kendilerine ait olmayan<span id="more-10384"></span> önyargılar nedeniyle birbirinin uzağında duran toplumsal kesimleri, grupları kendileriyle ve birbirleriyle yüzleştirmeye imkan sağlayabilmek, Türkiye&#8217;nin demokrasi ve yüzleşme sorunlarıyla ilgili birlikte etkinlikler yapabilmekti. Türkiye&#8217;nin bu kültüre ihtiyacı var. Zira uzun yıllar içerisinde birbirimizin sorunlarının aslında birbirinden çok da &#8220;farklı&#8221; olmadığını unutturdular bize. Önyargılarla sakatlandık. Bu önyargıların etkisi nedeniyle de sorunlarımızın aynı kaynaktan beslendiğini görmemiz engellendi. Derneğimizin bileşimi içerisinde kendisini dindar olarak tanımlayan arkadaşlarımız da var, Alevi veya solcu, liberal olarak tanımlayan arkadaşlarımız da. Ülkemizin içerisinden geçtiği sancılı demokratikleşme sürecinin temel ihtiyacının geçmişle yüzleşme olduğu inancını ifadelendirmek istedik. Bu doğrultuda etkinliklerimiz oldu. Kendi güç ve imkanlarımızdan başka hiçbir yere dayanmadık. Bu, sivil, bağımsız ve demokratik bir oluşum olarak ortaya çıkmanın gereği idi tabii. Ancak açıkçası bu durumun &#8220;yan tesirleri&#8221; de olmadı değil; burada uzun uzun dillendirmek istemediğim ekonomik güçlüklerimiz oldu mesela. Biraz da bunun etkisiyle bir süredir fazla sesi-soluğu duyulmuyor derneğimizin. Ama birkaç ay sonra derneğimizin genel kurulu var. İçinde bulunduğumuz bu &#8220;durgunluk&#8221; dönemini geride bırakmak, Yüzleşme Derneği&#8217;ni yeniden faaliyetleriyle gündeme getirmek istiyoruz.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Aleviliğin birçok tanımı var mesela Alevi Dedelerinin tanımı; &#8216;Alevilik İslam&#8217;dır. Hak- Muhammed-Ali yolunun Kırklar Meclisinde olgunlaştığı ve 12 İmamla devam eden İmam Cafer-i Saddık&#8217;ın akıl ölçüsünü rehber edinen Horasan Erenlerinin hizmetiyle Anadolu&#8217;ya gelen inananların adıdır &#8216; diyor. Bunun yanı sıra Abbasi Dönemi dini tebliğin, siyasi yöntemlerin etkisi sonucu oluşmuş bir mezhep olduğu da söyleniyor. Siz bir Alevilik tanımı yapacak olsanız, nasıl tanımlardınız?</strong></p>
<p>C. S. : Öncelikle sizin bu soruyu sormanıza da neden olan bir &#8220;tuhaflığa&#8221; dikkat çekmek istiyorum. Aleviler yüz yıllardır bu topraklarda yaşıyorlar. Ama pek az kimse Alevilerin inançları ile ilgili doğru ve sağlıklı bir bilgiye sahip. Başka din ve inançlar kadar bile Alevilik bilinmiyor, tanınmıyor. &#8220;Bilinenler&#8221; ise genellikle iğrenç yalanlar, yanlışlar ve önyargılardan ibaret. Bu, sadece sokaktaki insan açısından değil; ülkemizi yönetenler açısından da geçerli olan bir gerçek. Bu ülkede Diyanet yöneticiliği yapmış olan pek çok kimse Alevilik ve Alevilerle ilgili mevcut önyargıları dillendiren görüşler savundular yıllarca. Zahmet edip hiç değilse Alevilerin de vergileriyle ödenen maaşlarının, üzerinde oturdukları devasa bütçelerin sorumluluğu hatırına Alevileri ve Aleviliği tanımaya bile çalışmadılar; üstüne üstlük &#8220;sapkın mezhep&#8221;, &#8220;cemevleri cümbüş evleridir&#8221; gibi alçakça görüşler dillendirdiler. 30-40 yıl Diyanet bünyesinde yöneticilik ve başkanlık yapmış bir muhterem, katıldığı bir Alevi çalıştayında Alevileri hiç bilmediğini, tanımadığını ifade ve itiraf etmişti. Kulaklarıma inanamamıştım. Düşünebiliyor musunuz, Diyanet İşleri Başkanı&#8217;sınız veya bir Diyanet yetkilisi, yöneticisi veya görevlisisiniz, yani göreviniz bu topraklardaki inananlara sözüm ona hizmet etmek; ama Alevilik nedir, Aleviler kimdir bilmiyorsunuz! Aleviler bu tip Diyanetçilere giden vergilerini onlara haram etmesinler de ne yapsınlar?</p>
<p> Siyasilerin durumu daha da vahim. Alevileri bir &#8220;oy deposu&#8221; gördüler. Seçimden seçime hatırladılar. Duygu ve düşünceleriyle, umutlarıyla oynadılar. Ama Aleviler için hiçbir şey yapmadılar. 12 Eylül cuntası öncesi, cunta şartlarının olgunlaşması için kirli ve kanlı faaliyetler içerisinde olan ve bu kapsamda Alevi katliamlarında da rol oynayan bir parti bile, son yıllarda &#8220;Aleviler asıl Türk&#8217;tür&#8221; türü söylemlerle ve vitrinine birkaç &#8220;Alevi&#8221; şahsiyet koyarak Alevi oylarına göz kırpmaya başladı. Ellerindeki suçsuz günahsız Alevi kanlarının açıklamasını dahi yapmaya gerek görmeden&#8230; Bu partiler içerisinde kuşkusuz en &#8220;önde&#8221; olanı, CHP&#8217;dir. Alevilerin oylarını yıllardır kendisine &#8220;mecbur&#8221; ve &#8220;mahkum&#8221; gören bu parti, gerçekten de Alevilerden ciddi şekilde oy almıştır. Ama Alevilerin özünde inanç ve ibadetlerini özgürce yaşamak isteğinden ibaret olan talepleri için bugüne değin kıllarını dahi kıpırdatmadılar. Tek yaptıkları &#8220;bize oy vermezseniz irtica gelir, şeriat gelir ve hepinizi keser&#8221; şeklinde onları korkutmak oldu. Alevilerin CHP&#8217;ye oy vermelerinin temelinde bu korku vardır. Malum; bu, &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; öncelikleriyle uyumlu olarak aslında bütün topluma yaymak, mal etmek istenilen bir korkudur. Bu korkunun Alevi toplumunda karşılık bulması ise, Alevilerin yakın tarihlerine değin yaşadıkları katliamlarla ilgilidir tabii ki. Aslında Aleviler CHP&#8217;den, onun temsil ettiği rejimden de büyük korku duymaktadırlar. Bu konuları Alevilerin Kemalizm&#8217;le İmtihanı adlı kitabımda etraflı şekilde ele aldım ve durumun bir &#8220;Stockholm Sendromu&#8221;nu andırdığını ortaya koydum. Ama konuya girmişken şunu da eklemiş olayım; yapay &#8220;şeriat, irtica&#8221; korkusu son yıllarda Aleviler tarafından sorgulanmaya başlamıştır. Yaşadıkları katliamların asli faillerini görmüş ve tanımışlardır. Ne tür senaryolarda &#8220;figüran&#8221; olarak kullanılmak istendiklerini anlamaya başlamışlardır. Tam da bu noktada ve seçimlere, eğer zamanında yapılırsa bir yıl varken, CHP&#8217;de bilinen Deniz Baykal operasyonu gerçekleştirilmiş ve CHP&#8217;nin başına şu ana değin Kürt ve Alevi olduğunu dahi belirtmekten kaçınan bir &#8220;Dersimli&#8221; politikacı getirilmiş, bazı çevreler tarafından &#8220;Kılıçdaroğlu geliyor&#8221; rüzgarı estirilmeye başlamıştır. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP zihniyetini dönüştürebilecek mi? Kürt ve Alevi sorunlarında partisinin statükocu politikalarından farklı bir çizgi geliştirebilecek mi? Daha bu ve benzer benim açımdan yanıtları belli olan soruların yanıtları bile ortaya çıkmadan CHP ile ilişkilerini sorgulayan Alevilerde yeniden CHP&#8217;ye geri dönüş emareleri baş gösterdi. Neresinden bakılsa, ilginç bir dönemden geçtiğimiz kesin&#8230;  </p>
<p> Aleviliğin tanımlanması konusunda Alevilerin son derece anlaşılır bir hassasiyetleri var. Uzun yıllar sonra günışığına çıkmış olmaktan, diğer bir deyişle uzun yıllar &#8220;yasaklı&#8221; olmaktan, inancını yüksek sesle söyleyememekten ileri gelen bir hassasiyet bu. Kendilerinin ve inançlarının başkaları tarafından, özellikle de Sünni yurttaşlar, Diyanet ve devlet tarafından tanımlanmasını istemiyorlar. Bu arada yıllar sonra günışığına çıkmış olmak birbirinden oldukça farklı Alevilik tanımlarını da beraberinde getirdi. Son yıllarda Alevileri şu veya bu yönde tanımlama kaygısıyla yazılmış çok sayıda kitap yayınlandı. Bunların büyük çoğunluğunun bilimsel araştırmaya dayalı bir değer ifade edip etmedikleri oldukça tartışılır. Zaten bazıları hem Aleviliği tanımlıyor, tarif ediyor ve hem de Alevilerin kendilerini nasıl değerlendirdiklerine dahi dönüp bakma gereği duymuyor; ama &#8220;Aleviler şudur&#8221; veya &#8220;şu değildir&#8221; kesinliğinde cümleler kurmaktan da geri durmuyor. Bu bana çok ilginç geliyor. Ancak bunun bir &#8220;süreç&#8221; olduğunu düşünüyorum; her şey kendi anlamına kavuşacaktır kısa zamanda. Yeter ki ülkemizin yaşadığı sancılı &#8220;normalleşme&#8221; süreci devam edebilsin.</p>
<p> Kendimi teolojik konularda yeterli görmüyorum. Bu nedenle en azından henüz &#8220;araştırıyorum, öğreniyorum, yeniden keşfediyorum&#8221; diyebileceğim bu aşamada. Ancak şu kadarını belirtmeliyim ki, Anadolu&#8217;da bir tane Alevilik yok. Mesela Dersim Aleviliği oldukça özgündür. Alevilerin yaşadıkları coğrafyanın özellikleri, başka inanç ve mezhepler, kültürler, onların inançlarını etkilemiştir. Özünde aynı değerlere sahip olunmasına rağmen ortaya çıkan farklılıklar bununla ilgilidir. Bu durum hiç kimse açısından bir &#8220;korku&#8221; veya &#8220;kaygı&#8221; nedeni olarak görülmemelidir. Önyargılardan arındıkça, birbirimizi inancıyla birlikte benimsedikçe, birbirimizin varlığı üzerinde egemenlik kurmaya kalkışmadıkça ve nihayet birbirimizin varlığını birlikte &#8220;biz&#8221; olabilmenin gereği ve gerekçesi olarak gördükçe, inanıyorum ki, aslında aynı değerlere, aynı duaları ederek bağlı olduğumuzu da kavrayacak, birbirimizi daha iyi tanıyacak, bilecek, seveceğiz&#8230;  </p>
<p> Alevilerin namaz kılmak, hacca gitmek gibi İslamiyet&#8217;in bazı gereklerini yerine getirmekten imtina ettikleri bilinen bir durum. Bu, İslam tarihindeki bilinen ayrışmada Hz. Ali ve Ehl-i Beyt&#8217;ten yana tutum almalarıyla ilgilidir. Alevilerin, genel olarak &#8220;mazlum ve mağdurdan yana&#8221; olmayı bir ahlaki prensip olarak benimsediklerini de bu kapsamda anlamak ve hatırlamak gerekir. Bununla beraber kendilerini &#8220;Müslüman&#8221; ve &#8220;İslam&#8221; kabul etmektedirler. Kur&#8217;an&#8217;ı &#8220;kutsal kitap&#8221; olarak kabul etmekte, Hz. Muhammed&#8217;i de &#8220;Allah&#8217;ın peygamberi&#8221; olarak benimsemektedirler. Cennet ve cehennem kavramlarına inanırlar. Diğer peygamber ve kutsal kitaplara da saygı duyarlar. 72 milleti eşit görür, herhangi bir bağnaz, ayrımcı görüşe prim vermezler.</p>
<p> Alevilikte iyilik ve kötülüğün insanda bulunduğuna inanılır. İnsan kendini kötülüklerden, kötü istek ve arzulardan arındırdığı ölçüde Tanrı nezdinde kendisini &#8220;makbul&#8221; kılar, Tanrı&#8217;ya yakın olur ve insan-ı kamil mertebesine ulaşır. Aleviler ibadetin şekli usullerinden çok özüne önem ve değer verir. Bu nedenle en büyük ibadetin kötülüklerden kaçınmak olduğuna ve insanlara iyilik yapmak olduğuna inanır. Doğa ve diğer canlılarla da barışık olmaya özen gösterilir.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : </strong><strong>Elbette tuhaf bir soru olduğunun farkındayım, zaten bu tuhaflığın sonucu olan &#8216; içsel kırılmaların &#8216; bölünmesini yaşıyoruz. Bu durumun kabul edilemez yanları var; aynı toplumda yaşadığınız insanlara dair tek bir bilginin sahibi olamamak, bundan daha vahim olanı bahsi geçen vatandaşlarınızı onların tanımı ile değil, kendi tanımlarınız ile adlandırmak. Sahi t</strong><strong>arihsel olarak Aleviler bu topraklarda ne kadar zamandır yaşıyor?</strong></p>
<p>C. S. : Alevilerin bu topraklardaki tarihi bu toprakların halklarının tarihi kadar eskidir. Bir inanç sistemi ve yaşam öğretisi olarak Türk, Kürt, Arap etnik kökene sahip Aleviler vardır. İran&#8217;da bulunan Ehl-i Hak inancı da Aleviliğe oldukça yakındır. Zaman içerisinde etki ve etkinliğini yitirmiş birçok İslami mezhep de Alevilikle ilişkilendirilmektedir. Balkanlarda da Bektaşi tarikatına bağlanmış insanlarımız vardır. Dolayısıyla Alevilerin tarihini bu toprakların ve bu topraklardaki halkların, etnik ve kültürel yapıların tarihlerinden ayrı olarak göremeyiz.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Böyle bir soru sormak zorunda kaldığım için gerçekten üzgünüm. Alevilerin bu topraklardaki rolü nedir daha açık soracak olursam bu ülkenin vatandaşı, bu toprakların insanları olarak yaşadıklarını kısaca özetleyecek olsak ne söylerdiniz?</strong></p>
<p>C. S. : Alevilerin bu topraklarda &#8220;Alevi&#8221; olmalarından kaynaklanan &#8220;özgün&#8221; bir rolleri varsa eğer, o da, özünde iktidar, egemenlik ve siyaset bulunan nedenlerle büyük acılar yaşamış olmalarıdır. Alevi meselesi bir eşitsizlik ve ayrımcılık meselesidir. Bir başka ifadeyle söylenecek olursa Alevi meselesi bir inanç ve ibadet özgürlüğü meselesidir. Fakat böylesine ciddi bir ayrımcılığa maruz kalmış olmalarına, üzerlerinde oynanan oyunlara ve yer yer bu nedenle deyim yerindeyse tanınmaz hale getirilmiş olmalarına rağmen, kendilerini hiçbir zaman &#8220;azınlık&#8221; görmemişler, ülkemizin kaderinden ayrı bir kaderleri olmamış, &#8220;farklı&#8221; bir gelecek düşlememişlerdir. Örneğin AB raporlarında &#8220;dini azınlık&#8221; olarak değerlendirilmelerine ilk tepki gösterenler Aleviler olmuşlardır. Yani toplumsal dokumuzun bir parçasıdırlar. Acıda, tasada, sevinçte, kederde &#8220;bir ve bütün&#8221; olmaklığımızın bir unsurudurlar&#8230;  </p>
<p> Ülkemiz etnik, dini ve kültürel bakımdan zengin ve çeşitli bir bileşime sahiptir. Bu zenginliği gerçek bir &#8220;birlik ve bütünlük&#8221; anlayışı içerisinde güç ve güven kaynağı olarak görmeyip, &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; konusu olarak ele almak, &#8220;bizlere&#8221; dayatılan bir anlayıştır. Bu dayatma ve nafile mühendislik çabası, Türkiye&#8217;yi &#8220;tekçi&#8221; bir anlayışla yeniden kurgulamak isterken günümüze değin devam eden sorunların da temelini atmıştır. Herkesin Türk, Sünni ve Kemalist olması gerektiği varsayım ve dayatması, bu toprakların tarihiyle, kültürüyle, doğası ve dokusuyla bağdaşamazdı ve nitekim de bağdaşmamıştır.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Peki Dersim desem, Maraş, Madımak desem?</strong></p>
<p>C. S. : Dersim&#8217;in öncesi de var ve o da Koçgiri&#8217;dir. Koçgiri 1921 ve Dersim 1937-38, Cumhuriyet tarihinin ilk ve maalesef son olmayan Kürt-Alevi katliamlarıdır. Tekçi bir anlayışla kurgulanan ulus-devletin Dersim&#8217;i ve Dersimlileri &#8220;çıbanbaşı&#8221; görmelerinden kaynaklanmıştır. Etnik yapıları ve inançları nedeniyle &#8220;yok&#8221; olmaları gerektiğine karar verilmiştir. Resmi tarihin ezberlettiği şekilde Dersim&#8217;de bir &#8220;isyan&#8221; da söz konusu değildir. Dersim 38 katliamı, Genelkurmay tarafından &#8220;Dersim Tedip ve Tenkil Harekatı&#8221; olarak adlandırılmıştır.</p>
<p> 1920&#8242;li yılların sonuna gelindiğinde, 1924 Anayasası ile birlikte artık &#8220;yok&#8221; olduklarına karar verilen Kürt ayaklanmaları bastırılmıştı. Zaten yerel ayaklanmalar olmaları, örgütsüzlükleri ve kendi içlerindeki aşiret çelişki ve çatışmaları nedeniyle başarı şansı bulunmayan ayaklanmalardı. Ayaklanmalar bastırıldıktan sonra sıra çaresizce &#8220;kaderini&#8221; bekleyen Dersim&#8217;e geldi. Dersim &#8220;asi ve eşkıya&#8221; idi. &#8220;Kürt&#8221; idi. &#8220;Alevi&#8221; idi. O dönemde hazırlanan Dersim raporlarında ve Mustafa Kemal&#8217;in konuşmalarında &#8220;çıbanbaşı&#8221; olarak tarif edilmişti. Dersim&#8217;i bir &#8220;koloni&#8221; gibi ele almak ve &#8220;yok etmek&#8221; gerekirdi. Önce adı &#8220;Tunç Eli&#8221; yapıldı, Korgeneral Abdullah Alpdoğan &#8220;sömürge valisi&#8221; yetkileriyle bölgeye atandı, ardından yollar ve karakollar inşa edildi. Sonrası insanlık tarihinin gördüğü en vahşi katliamlardan birinin hikayesidir&#8230;  </p>
<p> 12 Eylül öncesinde &#8220;darbe şartlarını olgunlaştırmak&#8221; için gerçekleştirilen katliamlar ve katliam provaları ise Dersim 38&#8242;den farklıdır. Dersim 38, yeni kurulan TC devletinin Türkiye toplumunu kendi anlayışına göre yeniden &#8220;kurgulamak&#8221; isteğinin kanlı bir sonucudur. Maraş katliamı (1978), Çorum katliamı (1980) 12 Eylül darbesini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan kanlı kargaşa ortamı senaryosunun sonuçlarıdır. 1993&#8242;teki Sivas Madımak katliamının &#8220;özgünlüğü&#8221; ise, olayın hemen sonrasındaki gelişmelerin seyrine bakılarak rahatlıkla anlaşılabilir. Aleviler gelişen Kürt hareketinden uzak tutulmak isteniyordu. Bunun için zaten yüreklerine yer etmiş olan korkuyu canlandırmak gerekiyordu. Bunun yanı sıra toplumda yaratılmak istenen &#8220;laik-anti laik&#8221; kutuplaşmasında Alevilerin &#8220;laik&#8221; kutbun &#8220;kitlesi&#8221; olmasına karar verilmişti. Madımak katliamından sonra Gazi Mahallesi&#8217;nde sahnelenen provokasyon da aynı amaçları realize etmek için tezgahlanmıştı. Bir adım sonrasında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan &#8220;Milli Güvenlik Siyaset Belgesi&#8221;nde &#8220;tehdit ve tehlike&#8221; önceliklerinin güncellendiğini ve &#8220;irtica tehlikesinin&#8221; birinci sıraya yükseltildiğini ve peşi sıra &#8220;28 Şubat süreci&#8221; denilen müdahalenin gerçekleştirildiğini biliyoruz.</p>
<p> Ergenekon soruşturmaları esnasında bazı Alevi kanaat önderlerine yönelik suikast planlarının açığa çıktığını da hatırlayalım. &#8220;Derin&#8221; güçler ne zaman toplumda &#8220;kaos ve kargaşa ortamı&#8221; yaratmak isteseler, akıllarına ilk gelen senaryo Alevi-Sünni çatışması çıkartmak olmaktadır. Bu kirli amaçlarını gerçekleştirememişlerdir. Çünkü geçmişte çıkartılamayan Alevi-Sünni çatışmasını, bütün bu gerçeklerin açığa çıktığı günümüz koşullarında hiç çıkartamayacaklar, başaramayacaklardır. Adına &#8220;Alevi açılımı&#8221; denilen sürecin bence en önemli anlam ve sonucu da bu olacaktı. Alevilerin eşitlik, eşit yurttaşlık istemlerinin karşılanması ve bir bütün olarak normalleşme, bu tip kanlı ve kirli tezgah ve senaryoların akamete uğratılmasının en büyük teminatı olacaktır.</p>
<p><strong>C. B. :</strong><strong> Çok üzülerek soracağım bir soru daha; büyük acımız ve utancımız Madımak Oteli Olayının Aleviler üzerindeki etkisi ne olmuştur? Bugünlere geldiğimizde, bu Olayın yıldönümünde üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen herhangi bir gelişme oldu mu? Yoksa Madımak kurgusal bir biçimde hem Sünni kesimi hem de Alevi kesimi birbirlerinden iyice koparmak amaçlı planlandığı gibi yaşandı ve öylece kaldı mı?</strong></p>
<p>C. S. : Madımak katliamı, &#8220;derin&#8221; ve amaçlarını en fazla gerçekleştirmiş olaylardan biridir. Bu olay (1993) ve sonrasındaki Gazi Mahallesi provokasyonu (1995), Alevilere yeni bir &#8220;rol&#8221; atfedilmesini sağlamıştır. Alevilerin &#8220;irtica tehdit ve tehlikesi&#8221; konseptine &#8220;figüran&#8221; olmaları istenmiş ve açıkçası bu belli bir ölçüde başarılmıştır da. Öte yandan Alevilerin yüreğine yine korku salınmıştır. Aslında Aleviler başından beri bu olayların &#8220;derin devlet&#8221; bağlantılı olarak gerçekleştirildiğini sezgisel olarak biliyorlardı. Bunu bilmeleri de isteniyordu zaten. Amaçlanan, &#8220;derin devletten&#8221; korktukları&#8221; ölçüde, onun kendilerine atfettiği rolü oynamaktan başkaca &#8220;yaşamak&#8221; şans ve seçeneklerinin olmadığı mesajını vermekti. Nitekim Alevi toplumu içinde adeta birer misyoner gibi Alevileri &#8220;rejimin muhafızı&#8221; olma rolüne yönelten kişi ve çevrelerin de etkisiyle, uzun süre bu &#8220;rol&#8221; gündemde kaldı. Darbe çığırtkanlığı yapılan Cumhuriyet Mitingleri bu sürecin son noktasıydı. Fakat artık daha önce de değindiğim gibi Alevileri bu oyuna kitlesel olarak dahil etmek eskisi kadar kolay değildir, olmayacaktır. Ayrıca vurgulamak isterim ki, bu oyunu bozmak hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
<p> Bu noktada Alevilerin Madımak Oteli&#8217;nin bir &#8220;vicdan&#8221;, &#8220;kardeşlik&#8221; veya &#8220;yüzleşme&#8221; müzesi olarak düzenlenmesi talebi, büyük bir anlam ifade ediyor. &#8220;Müze&#8221; işin şekli yönüdür. Bir anıt da yapılabilir. Önemli olan ona yüklediğimiz anlamdır. Orasının bir müze olması, Alevi-Sünni kardeşliğinin bir abidesi olabilir, Alevileri Sünnileri birbirlerine düşürmek isteyenlere verilen güçlü bir cevap olabilir. Karşılıklı güvenin tesis edilmesinde sembolik değeri yüksek bir anlam taşıyor yani.</p>
<p> Madımak konusunda, meselenin aslı artık iyi biliniyor. Aziz Nesin&#8217;in Pir Sultan etkinlikleri nedeniyle Sivas&#8217;a gelmesi bir &#8220;tahrik&#8221; unsuru olarak bazı çevreler tarafından kullanıldı. Bu bahane Aziz Nesin olmasaydı, bir başka şekilde &#8220;icat&#8221; edilirdi. Şehirde günlerce öncesinden bildiriler dağıtıldı. İnsanlar galeyana getirilmek istendi. O bildirileri kimlerin yazdığı, basıp dağıttığı yargılama sürecinde açığa çıkarılmayan hususlardan sadece bir tanesidir. Sonuçta &#8220;din elden gidiyor&#8221; yaygarasıyla galeyana getirilen insanlar Madımak Oteli önünde toplandı. Madımak&#8217;ı ateşe verenler de açığa çıkarılabilmiş değildir. Güvenlik güçlerinin tutumu, özellikle önlem alması için olay yerine intikal ettirilen askeri birliğin tutumu, oldukça manidardır: Yangını sadece izlemişler, hatta olay esnasında geri çekilmişlerdir. İktidarda DYP-SHP koalisyonu vardı. Başbakan Tansu Çiller, yardımcısı da Erdal İnönü idi. Dönemin sorumluları konuşsa, daha &#8220;ilginç&#8221; detayların ortaya çıkacağı kesindir.</p>
<p> Benim arzum, Madımak katliamının aydınlığa kavuşturulması ve Alevilerin eşit yurttaşlık istemleri konusunda Sünni canlarımızın da artık ses vermesi, bu taleplere sahiplik etmesidir. Aynı şekilde örneğin başörtüsü konusunda da Aleviler net bir tutum içinde olmalıdırlar.</p>
<p> Bu, mümkündür. Gereklidir. Çünkü aynı ayrımcılık üreten zihniyetin mağdurlarıyız&#8230;</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bir Alevi hanımın kısa bir anlatımını okumuştum, orada şöyle diyordu; &#8221; bize bacı tanımaz diyorlar, en çok buna üzülüyorum. &#8221; Bu okuduğumda beni çok rahatsız etmişti. Bir insana, bir yeküne tümden pervasızca ahlaksızlık isnadında, iftirasında bulunabilmenin temelinde nasıl bir toptancı düşmanlık yatar? Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>C. S. : Yukarıda da belirttim. Aleviler ve Sünniler arasında yaratılmak istenen çelişki ve hatta &#8220;düşmanlığın&#8221; temelinde iktidar, egemenlik ilişkileri ve bu kavramlarla bağlantılı siyaset vardır. Her iki toplum arasında yaratılan sorunların ve güvensizliğin sorumlusu Aleviler olmadığı gibi, Sünni canlarımız da değildir.</p>
<p> Malum; bu süreç, Yavuz Sultan Selim&#8217;in bir Alevi-Kızılbaş devleti olan Safavilerin yenilgisiyle sonuçlanan 1514&#8242;teki Çaldıran Savaşı ile başlayan bir süreçtir. Bu savaşın öncesinde Sünni Kürt beyliklerin desteğini alan Yavuz Sultan Selim, böylece, Kürtler açısından da etki ve sonuçları günümüze değin uzanan bir mezhep çatışması ve parçalanmanın önünü açmıştır. Dahası, Halifeliğin Mısır&#8217;dan İstanbul&#8217;a getirilmesiyle, Osmanlı İmparatorluğu dini siyaset açısından da bir tercihte bulunmuş ve Alevilerin büyük acılar yaşadıkları bir sürece girilmiştir. Şeyhülislamlar tarafından Aleviler için en hafif deyişle hakaretler içeren fetvalar verilmiştir. Günümüze kadar gelen Aleviler hakkındaki iğrenç yalanların, önyargı ve güvensiz yaklaşımların temelinde bu vardır. Çok sayıda Alevi bu yıllar boyunca Sünni olmuştur. Hacı Bektaşi Veli&#8217;nin ardından Bektaşilik, daha çok kentlerde ve egemen çoğunlukla uzlaşarak bir tarikat olarak örgütlenmiş, tasfiye edilene kadar da Yeniçeri Ocağı&#8217;nda etkili olmuştur. Dağlık, kırsal bölgelerde yaşayan Aleviler inançlarını koruyabilmişlerdir. Bu halleriyle, yani bir varlık-yokluk mücadelesi içersindeyken, Sünni çoğunlukla ilişkileri sınırlı düzeyde kalmış ve haklarında yaygınlaştırılan yalan ve yanlış şayiaları boşa çıkartabilmeleri de mümkün olamamıştır.</p>
<p> Cumhuriyet dönemlerinde de farklı bir durum söz konusu olmamıştır. Aleviler hakkındaki şayiaların sürüp gitmesi, &#8220;böl-parçala-yönet&#8221; (bunu &#8220;böl-parçala-gerektiğinde öne çıkar, kullan, darbe yap&#8221; şeklinde de ifade edebiliriz) anlayışının temel argümanlarından biri olarak kullanılmıştır. Aleviler &#8220;şeriatçılar sizi kesecek&#8221; diye korkutulurken, Sünni kardeşlerimizde de Aleviler hakkındaki taşıdıkları önyargı ve güvensizliklerin canlı kalmasına gayret edilmiştir.</p>
<p> Bahsettiğiniz örnek, Aleviler hakkındaki önyargıların yalan ve yanlışların etkilerinin tipik örneklerinden biri oluyor. Alevi inancında insanlara temiz, dürüst, iyi ve ahlaklı olmaları öğütlenir. Dürüst ve ahlaklı olmak, iyilik yapmak, mütevazılık, Tanrı&#8217;ya karşı ödevlerini yerine getirmenin gerekleridir. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabımda, Aleviliğin temiz, dürüst ve ahlaklı olmaya vurgu yapan bu özelliklerini şöyle ifade eder:</p>
<p><em>&#8220;Her yerde, her zaman ve her mekanda Allah&#8217;</em><em>ı</em><em>, Allah&#8217;</em><em>ı</em><em>n kudretini ve kuvvetini kalbinde taşımak, iyi düşüncelerle kalbini daima temiz tutmak, her şeyden evvel doğru olmak, en büyük günah olan yalanı söylememek, katiyen borçlanmamak her Dersimli için dini ve ahlaki ödevlerdir.&#8221;</em>  </p>
<p> Şunu da kısaca belirtmiş olayım, bir yandan Kemalist asimilasyon ve katliamların yol açtığı korku, bir yandan 1960&#8242;lı yıllardan itibaren Alevi toplumunda etkin oldukları görülen sol hareketlerin objektif olarak asimilasyon ve bozulmaya hizmet eden anlayış ve pratikleri, günümüzde Aleviliği oldukça zayıf düşüren başlıca etkenler olmuşlardır. Genç kuşakların Alevilikten uzaklaştıkları, neye inanacaklarını bilemedikleri bir dönemden geçiyoruz. Daha çok kapalı ve kırsal kesimde kendisini uygulama kudreti olan Aleviliğin kentsel dönüşüm sürecinde yüz yüze kaldığı sorunları da eklemek gerekir. Ama Alevi toplumundaki bu bozulma durumu hiç kimse için &#8220;iyi&#8221; bir şey değildir. Zamanla kendi doğrultusunda bu sorunların aşılacağına inanıyorum; gayretimiz de bu yönde olmalı.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Siz benim takip edebildiğim kadarıyla ortak bir yaşamı içinize olması gerektiği gibi sindirebilmiş birisisiniz, Alevi çevrelerden hiç tepki aldığınız oluyor mu?</strong></p>
<p>C.S. : Evet, Alevilerin Kemalizm&#8217;le hastalıklı ilişkisini sorguluyor olmam belirli çevrelerde &#8220;tepki&#8221; yarattı. Tepkinin ötesinde küfür ve hakaret içerikli mesajlar yazanlar oldu. Bunlardan bazıları tepkilerini &#8220;tehdit&#8221; olarak da belli ettiler. Bunun yanı sıra Dersim 38 ile ilgili gerçekleri dile getiriyor oluşuma da değişik şekillerde tepki gösterenler oldu. CHP&#8217;li Onur Öymen&#8217;in meclis kürsüsünde sarf ettiği &#8220;Dersim 38&#8242;de &#8216;analar ağlamasın&#8217; denildi mi?&#8221; şeklindeki sözlerine yönelik yazdığım yazılar ve yaptığım konuşmalardan rahatsızlık duyanlar oldu. Bunlardan en hafifi, &#8220;geçmişi niye karıştırıyorsun&#8221; şeklinde idi. Fakat daha çok olumlu tepkiler aldım. İnsanlarımız, kendileri için bir korku nedeni olan duygu ve düşüncelerinin yüksek sesle dile getirilmesinden duydukları hoşnutluğu değişik biçimlerde ilettiler bana. Benim için önemli ve değerli olan da buydu. Küfürler, hakaretler, tehditler ise bana sadece ve sadece doğru yolda olduğumu düşündürdü. Akıl ve vicdanımdan, gördüğümü, inandığımı, düşündüğümü dile getirmekten başkaca esas aldığım bir kaygım yok.</p>
<p> Bu arada Sünni kardeşlerimizden de olumlu tepkiler aldım, alıyorum. Bu benim için çok değerli bir şey. İnsanlarımızın birbirlerini daha doğru bir şekilde tanımalarına, anlamalarına ve sorunlarına kaynaklık eden zihniyetin aynı olduğunu görmelerine bir parça da olsa vesile olmak, benim için en büyük mutluluk kaynağıdır.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Alevi Açılımı başlığında gözlemleriniz nelerdir, herhangi bir gelişme mevcut mu, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>C. S. : Bugüne kadar ilk defa devlet Alevileri resmen ve alenen dinledi. Bu, başlı başına tarihi bir anlam ve değer ifade ediyor. Alevi çalıştayları bu nedenle büyük umut ve beklenti yarattı. Bu adımı &#8220;ılımlı İslamcı&#8221; olduğu iddia edilen bir hükümetin atmış olması da başlı başına önemli idi.</p>
<p> Alevi kurumlarının bazıları, ilk çalıştayın ardından katkıda bulunmaktan, süreci etkilemeye çalışmaktan çok sahip oldukları önyargı ve güvensizliği ön planda tutan yaklaşımlar gösterdiler. Başka bazı Alevi kurumları da devletin sadece kendilerini dinlemesinden yana bir tutum içerisinde oldular. Alevi toplumunun kendi bünyesindeki sorunlar veya sorunlu yaklaşımlar bir yana, asıl sorun, siyasi iktidarın bu süreci ilerleten bir tutum sergilememesi. Tıpkı Kürt açılımında olduğu gibi Alevi açılımını da deyim yerindeyse ortada bıraktı. Attığı ilk adımın gerisini getirmeye irade gösteremedi. Madımak Oteli&#8217;nin kamulaştırılması ve bir müze veya anıt olarak düzenlenmesi gibi hemen yerine getirilmesi mümkün olan talepleri bile zamana yaydı, tavsattı. Madımak Oteli nihayet kamulaştırıldı geçtiğimiz günlerde; gerekli ödenek ilgili bakanlığa verildi. Ama bu sefer de &#8220;Sivaslılar müze istemiyor&#8221; gibi bir kaygı dillendirilmeye başlandı. Sonuç itibarıyla &#8220;açılım&#8221; bir başka bahara kaldı gibi görünüyor. Yine de konunun gündeme gelmesi, tartışılması ve Alevi istemlerinin Alevilerden dinlenmesi olumlu oldu ve bundan sonra yeniden başa sarmak olasılığı olduğunu düşünmüyorum. Nasıl ki Kürt sorununda bir daha &#8220;kart-kurt-Kürt&#8221; inkarcılığı yaşanmayacaksa, Alevi meselesinde de ne yapılması, hangi adımların atılması gerektiği konusu &#8220;bilinmiyormuş&#8221; gibi davranılamayacaktır. Gelinen noktadan ileriye gidilecektir&#8230;  </p>
<p> Son anayasa değişikliği tasarısı bu konuda adım atmak için son derece uygun bir zemin idi. Değerlendirilemedi. Eksiklerine rağmen bu değişiklik tasarısı olumludur, fakat anayasa değişikliği talep eden kesimlerin, Kürtlerin ve Alevilerin istemlerini de dikkate alan bir tutum içinde olunması, onun demokratik yönünü daha da güçlendirecekti.</p>
<p> Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla Alevilerin &#8220;ibadethane&#8221; kabul ettikleri cemevlerinin yasal statüsünün tanınması, &#8220;dünyanın sonu&#8221; olmayacak; sadece fiilen zaten varolan bir durumun teyit edilmesi olacaktır.</p>
<p> Bir 12 Eylül uygulaması olan &#8220;zorunlu din dersi&#8221; uygulaması için de bu söylediğim geçerli.</p>
<p> Bir diğer istemimiz de bir resmi ideoloji kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kaldırılması, devletin insanlarımızın din, iman ve vicdanlarına &#8220;komuta&#8221; etmekten vazgeçmesidir. Çokça bunun &#8220;kolay&#8221; olmadığı, hatta mümkün olmadığı belirtiliyor. Ancak &#8220;Türkiye laiktir laik kalacak&#8221; demagojilerinin kendisini ele verdiği nokta burasıdır. Aynı şekilde Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılık da en yalın haliyle bu noktada yaşanmaktadır. Basit bir denklemdir: Devletin vatandaştan topladığı vergiler onlara &#8220;hizmet&#8221; olarak geri döner. Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın Sünni kardeşlerimize &#8220;hizmet&#8221; edip etmediği de tartışılır, ama Alevilere &#8220;hizmet&#8221; etmediği kesindir&#8230; Devletin insanlarımızın inançlarıyla, ibadetleriyle ilgili yegane sorumluluğu, hepsine eşit mesafede durmaktan ve inançlarını özgürce yaşamalarına yasal güvence sağlamaktan ibaret olmalıdır. Diyanet var iken olan şey ise, tipik bir ayrımcılıktan başkaca bir şey değildir. &#8220;Zor&#8221; olabilir; ama bu, bizim doğru olanı, olması gerekeni dile getirmememize, bilinç ve vicdanlarımıza sınır koymamıza gerekçe olmamalı.</p>
<p> Yakın tarihimizdeki katliam dosyalarını da artık yeniden açmanın zamanı gelmiştir. Devlet ve toplum olarak bu gerçeklerle yüzleşmemiz zorunludur. Bu, toplumsal iç barışın da en büyük güvencesi olacaktır. Maraş katliamı, Çorum katliamı, tıpkı 1 Mayıs 1977 katliamı gibi, &#8220;derin devlet&#8221; oluşumlarının Alevi-Sünni çatışması çıkartmak, ülkemizi kanlı bir kaos ortamına sürüklemek için sahneye koydukları oyunlardır. &#8220;Derin&#8221; güçlerin egemen ve ayrıcalıklı konumlarını, &#8220;koruma-kollama&#8221; misyonlarını gündemde tutmak için ne denli pervasız olabileceklerinin örnekleridir. Bunları &#8220;biliyor&#8221; olmak yetmez; hepimiz adına bir &#8220;toplumsal bilinç ve hafıza&#8221; konusu haline getirmemiz gerekli. Nitekim bir süre önce bu tip olayların meclis tarafından araştırılması yönünde bir önerge gündeme geldi. Olumluydu. Dilerim gerisini getirmek ve meclisin bu dosyaları yeniden açmasını sağlamak noktasında gerekli irade gösterilir.</p>
<p> Dikkat çekmek istediğim bir başka husus da, Alevi meselesinin bir takım yasal düzenlemeler yapmanın ötesinde, bir &#8220;toplumsal barış&#8221; projesi olarak ele alınması gereğidir. Alevi meselesi Kürt sorunundan da daha &#8220;ağır&#8221; bir meseledir. Çözümü, konunun bir &#8220;süreç&#8221; olarak ve mutlaka toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Karşılıklı güvensizlikler, tedirginlikler, önyargılar aşılabildiği ölçüdedir ki hiçbir zaman hiçbir &#8220;derin&#8221; ve &#8220;karanlık&#8221; güç, Alevi-Sünni çatışması yaratmaya tevessül edemeyecektir.</p>
<p> Ergenekon dava ve soruşturmasının ortaya koyduğu gerçekler bu konuda belirli bir yol alınmasını, bir bilinç ve duyarlılığın ortaya çıkmasını da sağladı. Ama devamını getirmek önemli.</p>
<p> Sonuç itibarıyla hükümetin Alevi açılımının henüz kendisinden başka bir somut sonucu yok. Fakat mesele bir kez Türkiye&#8217;nin gündemine girmiştir ve bu yolda ilerlenecektir. Benim istem ve beklentim, daha fazla geç kalmadan, kaygı ve korkuları değil, görev ve sorumluluklarımızı esas alarak yol almaya cesaret etmemiz gerektiği yönündedir.</p>
<p><strong>C. B. :</strong><strong> Geçtiğimiz günler de &#8216; Abant Platformu &#8216; gerçekleşti, </strong><strong>siz de katılımcıydınız. P</strong><strong>latform başlığı içerisinde &#8216; Alevi Sorunu &#8216; ile ilgili görüşmeler, gelişmeler konuşuldu mu? İzlenimleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>C. S. : Abant Platformu&#8217;na ilk defa &#8220;müzakereci&#8221; olarak davet edildim. Konu, &#8220;vesayet ve demokrasi&#8221; idi. Bu iki kavram birbirini reddeden kavramlar. Ama aynı zamanda ülkemizin de gerçeği. Bir başka ifadeyle demokrasimizin niçin sağlıklı ve işleyen bir demokrasi olmadığının, olamadığının da açıklamasını ortaya koyuyor.</p>
<p> Oturumlarda konu enine boyuna tartışıldı ve &#8220;vesayet&#8221;in değişik konularda, ne şekilde tezahür ettiği üzerinde duruldu. Bunlardan en can alıcı olanları bence Kürt, Alevi ve başörtüsü sorunları idi. Daha çok izlemeyi, dinlemeyi tercih etmekle beraber tabii ki ben de gündemdeki konulara ilişkin görüş ve değerlendirmelerimi paylaşmaya çalıştım.</p>
<p> Sonuç bildirgesi, ülkemizin sağlıklı ve işleyen bir demokratik yapılanmasının köşe taşlarına işaret eden mahiyetteydi. Önemliydi. Ama kuşkusuz daha da önemli olan, bunun için demokratik, meşru çerçeve içerisinde daha fazla mücadele etmek.</p>
<p> İzlenim olarak kısaca şunu söyleyebilirim: Farklı düşüncelere sahip entelektüel isimlerin yan yana gelmesi bile platformu başlı başına önemsemek gereken bir zemin haline getiriyor. Ne var ki, sorunu ortaya koymada ne denli aynı veya benzer görüşler ortaya konulabiliyorsa, &#8220;nedenler&#8221;in üzerinde durma konusunda yeterince &#8220;istekli&#8221; olunamadığını gördüm. Oysa bu sorunların hiçbiri durup dururken ortaya çıkmadı. Nedenleri irdelemek bizi yüzleşme pratiklerine sevk ediyor. Ortaya çıkan bilinç ve duyarlılığın sağlam ve sağlıklı temellere oturabilmesi için, bundan kaçınmamak gerekir.</p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunuzu biliyorum, biraz kitaptan bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>C. S. : Dersim&#8217;i, Dersim 38&#8242;i yazıyorum. Tamamlama aşamasındayım. Sanıyorum önümüzdeki Eylül veya Ekim ayı içerisinde yayımlanmış, piyasaya çıkmış olacak. Bu kitabı hazırlarken, aklımda Dersim gerçekliğini bilmeyen veya resmi ideolojinin, resmi tarihin bellettiği şekilde &#8220;bilen&#8221; insanlara hitap etmek gereği vardı. Sadece 38 katliamını değil; Dersim&#8217;in tarihini, etnik yapısını, dilini, folklorik yapısını, efsanelerini ve tabii ki inancını da yazdım. Açıkçası oldukça zorlandığım bir çalışma oldu. Özellikle 38&#8242;i yazarken çok tıkandım. Yazar ve araştırmacı olmak, ele aldığı konu karşısında &#8220;objektif&#8221; olmayı gerektirir belki; ama ben bu acılı tarihin çocuklarından biriyim. Annelerin fistanlarının altında gizleyerek veya üzerlerine kurşun ve bombalar yağdırılırken göğüslerine bastırarak yaşattığı &#8220;katliam artığı&#8221; çocuklardan biri yani&#8230; Dolayısıyla duygularımı yansıtmadığımı iddia edecek değilim. Kitabın satırlarına gözyaşlarım karıştı&#8230; Derli toplu ve sorunu neden-sonuç ilişkisi içerisinde anlaşılır kılan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Tabii kitaba asıl değerini verecek olan, okuyucu olacak.</p>
<p> Alevilerin resmi ideoloji ile ilişkisini sorgulayan bir başka çalışmam daha var. Onu da bu yılın sonlarına doğru tamamlayabilmeyi ümit ediyorum.</p>
<p> Aynı şekilde mahpusluk süreçlerimi yazıyorum. &#8220;Anı&#8221; şeklinde değil de, daha çok Türkiye&#8217;nin yakın tarihine &#8220;içeriden&#8221;, mahpushanelerden tanıklığını ifade etmek kaygısıyla. Üç ciltlik bir çalışma olarak planladım. İlkini bitirdim. Birinci cilt, Türkiye&#8217;nin nasıl adım adım 12 Eylül darbesine sürüklendiğinin, bir solcu gencin tanıklığıyla belgesi oldu. Sadece kişisel hikayem olması bakımından değil, 12 Eylül ve sonrasındaki kuşağın yakın tarihini yeterince bilmemesi nedeniyle önemsediğim bir çalışma.</p>
<p> Bu arada edebiyatı ihmal ettim. Dağınık öykülerim, yüzleşme hikayelerim var. Kendimi ve zihnimi toparlayabilirsem öykü yazmayı da sürdürmek istiyorum.  </p>
<p><strong>C.</strong><strong> </strong><strong>B. : Yaptığınız çalışmalar adına tebrik ederim</strong><strong>, - doğrusu çok imrendim-</strong><strong> kitabınızla ilgili çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. </strong></p>
<p><strong>Yaşananlar adına üzüntü ve utanç, diyalogumuz ve içerikte gösterdiğiniz samimiyet dili adına huzur duydum. </strong><strong>Sanırım sizin de bir ara söylediğiniz gibi &#8221; <em>Yüzleşmeden sorunlar çözülmüyor </em>&#8221;.</strong></p>
<p>C. S. : Ben teşekkür ederim. Evet; yüzleşmeden hiçbir şey &#8220;<em>geçmiş</em>&#8221; olmuyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim&#8217;de ne oldu? Unutma! Unutturma!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/15/dersimde-ne-oldu-unutma-unutturma/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/15/dersimde-ne-oldu-unutma-unutturma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 23:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9842</guid>
		<description><![CDATA[

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/dersim.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-9844" title="dersim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/dersim-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/1s0Gib9qQo0&amp;hl=fr_FR&amp;fs=1&amp;" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/1s0Gib9qQo0&amp;hl=fr_FR&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/15/dersimde-ne-oldu-unutma-unutturma/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/15/dersimde-ne-oldu-unutma-unutturma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alevîlerin Sorunlarına Bir Sünnî Müslüman Bakışı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 16:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8879</guid>
		<description><![CDATA[Alevî Çalıştayı bitişinde yayımlanan rapor sonrası her kesimden konu ile ilgili değişik fikirler geldi. Çalıştay, en azından konunun tekrar gündeme getirilmesi açısından faydalı olmuş görünüyor. Peki, nedir Alevîlerin sorunları diye düşündüğümüzde, ilk etapta Alevîler tarafından dile getirilen sorunların tartışılması önem arz ediyor. 
Bütün dini ya da ladini cemaatler gibi Alevîlerin de ilk sorunu tanımlanma sorunu olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2340" title="20081120_derin_dusunce_org_hz_ali" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081120_derin_dusunce_org_hz_ali-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a>Alevî Çalıştayı bitişinde yayımlanan rapor sonrası her kesimden konu ile ilgili değişik fikirler geldi. Çalıştay, en azından konunun tekrar gündeme getirilmesi açısından faydalı olmuş görünüyor. Peki, nedir Alevîlerin sorunları diye düşündüğümüzde, ilk etapta Alevîler tarafından dile getirilen sorunların tartışılması önem arz ediyor. </p>
<p>Bütün dini ya da ladini cemaatler gibi Alevîlerin de ilk sorunu tanımlanma sorunu olarak dikkat çekiyor. Özellikle bir modernlik saplantısı olan tanımlama, tanımlayana tanımlananın haklarını belirleme hakkını vermesi açısından önemli bir tartışma zemini oluşturuyor. Elbette kendisini bir Müslüman olarak gören<span id="more-8879"></span> birisi olarak Alevîlik hakkında bir fikrim, düşüncem var. Herkes gibi bu düşünceleri dile getirme, yazma hakkım da var. Ancak asıl sorun, bir insanın, toplumun ya da devletin, bir cemaat hakkındaki yargılarının normatif hale getirilip bir düzenleme için çıkış noktası yapılmasıdır.</p>
<p>Özellikle Sünnî kesimde hep şu sorular sorulur: Alevîler kendi aralarında Alevîliğin ne olduğu konusunda bir uzlaşmaya varmışlar mıdır ki? Alevîlik bir İslam dini mezhebi midir? Eklektik bir din midir? Bir felsefe ya da yaşam biçimi midir? Şia mezhebine ait bir tarikat mıdır? Bu gibi sorular, sorunun çözülmemesi için bir bahane işlevi görüyor çoğunlukla. Zira tanımlayıcı zihniyetlerin ilk yaptığı şey, tanımlanması gerekeni belirli bir kalıba sokma ihtiyacına karşılık vermektir. Kalıba sokulan şeyin &#8220;bizatihi ne ise&#8221; ondan uzaklaştırılması da bir o kadar kolay olur bu şekilde! Bu aşamada Alevîliğin ne olduğunu norm ve bu normdan hareketle bir düzenleme yaratacak şekilde tanımlama hakkını ne Sünnîler, ne de devlet kendinde bulamaz. Alevîlik ister bir din, ister bir mezhep, ister bir tarikat olsun; buna karar verecek olan, ya da belki de hiç de karar verilmemesi gereken şeyin tartışmasını yapacak olanlar yine bizatihi Alevîlerin kendileridir.</p>
<p>Elbette bu tanımlanma sorunu genellikle o tanımlanan şeyin devletle nasıl bir bağ  kuracağı ile ilgili olduğu için, tanımlayıcının bizzat devlet olması kaçınılmaz oluyor. Sünnî ibadethaneleri olan camilerin imam ve müezzinlerinin devlet tarafından atanması ve maaşlarının devlet tarafından verilmesi; Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi bir Sünnî yorum merkezinin oluşturulması nasıl bir taraftan Sünnîliği tek bir yoruma tevdi etmişse, Alevîliğin de devlet tanımlamasını fiilen kabul etmesi böyle bir sonuca yol açacaktır. &#8220;Parayı veren sınırları da belirleyecektir&#8221; bu anlamda!</p>
<p>Kişisel olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun Sünnîlik için de olmaması  gerektiğini düşünüyorum. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kaldırılması şimdilik mümkün görünmediğine göre Alevîlerin statüsü ile ilgili ne söylenebilir? Öncelikle Alevîler tarafından Alevîlikle ilgili kurumsal bir talep oluyorsa, bunun Diyanet benzeri bir kuruluşla karşılanması ve aynen camilerin olduğu gibi cemevlerinin de devlet tarafından tanınan kolaylıklardan yararlandırılması hakkaniyet açısından gereklidir. Ancak ideal olanın hem Sünnî, hem de Alevî ibadethanelerinin devlet kontrol ve desteğinden çıkıp tamamıyla cemaatlere devredilmesidir.</p>
<p>Bu noktada devletin cemevlerini ibadethane olarak tanıyıp tanımaması  bir anlam ifade etmemelidir. Zira devletin böyle bir tanımlama yapmaya hakkı yoktur. Cemevlerinin ne olduğu sorusu sadece Alevîleri ilgilendiren bir soru olmalıdır.</p>
<p>Alevîlerin bir başka talebi zorunlu din derslerinin kaldırılması olarak görünüyor. Bu sorun Sünnîleri de ilgilendiren bir sorun olduğu için, bu sorunu yaratan zihniyetin biraz daha dikkatle incelenmesi gerekiyor. Zorunlu din dersleri, dinin, &#8220;insanlar ya davulcuya, ya da zurnacıya gitmesin&#8221; diye, devlet tekelinde ehlileştirilmesi isteğinin bir dışavurumudur zaten. Bu yüzden zorunlu din derslerinin ne Sünnîler ne de Alevîler için bir faydası olduğunu sanmıyorum. Ancak devlet, okullarda ya da okul dışında çocuklarına din dersi aldırmak isteyen ailelerin isteklerine de bir karşılık verebilmelidir. Bu şu demektir: Devlet ya din derslerini - ideal olanı budur - tamamıyla cemaatlere bırakacak ve bu yönde hiçbir düzenlemeye gitmeyecek; ya da okullarda din dersi almak isteyen öğrencilerin bu isteğini, din derslerini seçmeli yaparak hakkıyla karşılayacaktır. Son tahlilde sorun, her şekilde cemaatleri kontrol etme sapkınlığı olan devlet sorunu olarak dikkat çekmektedir.</p>
<p>Alevîlerin bir kısmının bir başka talebi Sivas katliamının yaşandığı yer olan Madımak Oteli&#8217;nin müze yapılması talebidir. Doğrusu, bir toplumda bir acının hatırlanması ile ilgili talep varsa, toplumun diğer tarafının öte tarafa &#8220;ben, senin acını hatırlamandan tahrik oluyorum&#8221; deme hakkının olmadığını düşünüyorum. Böyle konularda ana kriterim, ne olursa olsun acı duyanın acısına saygı duyulması gerekliliğidir. Dolayısıyla, Madımak Oteli&#8217;nin müze yapılıp yapılmaması sorunu Sünnîlerin ya da devletin belirlemesi gereken, ya da bu konuda söz sahibi olması gereken bir konu değildir bence. Bu konu da aynen Alevîliğin ne olduğuyla ilgili tartışmalarda olduğu gibi sadece Alevîlerin kendi içinde varabileceği bir uzlaşma ile çözülebilir. Sünnîlere ve devlete kalan bu uzlaşmaya saygı duymak olmalıdır.</p>
<p>Ancak bu konularda özellikle bir noktayı belirtmek isterim. Bir kısım Alevîlerin, kendi hakları ve özgürlükleri ile ilgilenmekten çok, Sünnî dindarların haklarının laiklik bahanesiyle azaltılması  isteklerinin, kesinlikle ve hiçbir şekilde hakkaniyetli bir talep olmadığını düşünüyorum. Mesela bir Alevînin, Sünnî bir dindarın başörtüsü takıp takmayacağı, bu başörtüsüyle kamusal alanda olup olmayacağı sorunu hakkında norm belirleyici bir tanımlama hakkı olamaz!  Yani yukarıdaki taleplerin yanında, özellikle Kemalizm ile hesaplaşamamış Alevîlerin, laikliğin sertleştirilmesi ve tavizsizleştirilmesi ile ilgili istekleri, konuyu hepten kördüğüm eden bir mahiyet arz ediyor. Doğrusu bu isteklerle, Alevîlerin yukarıda saydığım talepleri taban tabana zıt talepler olduğu için kendi aralarında bir tutarlılık da oluşturamazlar. Zira, gerek Sünnîlerin, gerekse de Alevîlerin sorunlarının temel sebebinin, büyük oranda vülger materyalizme varan pozitivizm ve bu pozitivizmden mülhem kontrol saplantısının dışa vurumu olan Türkiye&#8217;ye has laiklik yorumu (aslında laikliğin kendisi; ama laiklik tartışması çok daha derin bir entelektüel tartışma gerektirdiği için şimdilik yorumu demekle yetineyim) olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/02/alevilerin-sorunlarina-bir-sunni-musluman-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Yeni bir Alevî site kapılarını açıyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 22:09:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8706</guid>
		<description><![CDATA[Alevi kardeşlerimizle konuşup tartışmak için güzel bir platform. Kendilerine &#8220;yolunuz açık olsun&#8221; diyoruz. İşte kendi kalemlerinden tanıtım metinleri:
http://www.liberalevi.com/
Bizler özelde Alevilik inancının yaşanmasının ve aktarılmasının önündeki engellerin kaldırılması için çalışan, özde din ve vicdan özgürlüğünü savunan bir platform kurmak amacıyla yola çıktık. Aleviliğin sorunlarına parmak basarken, ülkemizdeki din ve vicdan özgürlüğü sorunlarına karşı özgürlükçü insanları bir araya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi kardeşlerimizle konuşup tartışmak için güzel bir platform. Kendilerine &#8220;yolunuz açık olsun&#8221; diyoruz. İşte kendi kalemlerinden tanıtım metinleri:</p>
<p><a href="http://www.liberalevi.com/">http://www.liberalevi.com/</a></p>
<p>Bizler özelde <strong>Alevilik inancının yaşanmasının ve aktarılmasının önündeki engellerin kaldırılması için çalışan</strong>, özde din ve vicdan özgürlüğünü savunan bir platform kurmak amacıyla yola çıktık. Aleviliğin sorunlarına parmak basarken, ülkemizdeki din ve vicdan özgürlüğü sorunlarına karşı özgürlükçü insanları bir araya getirebilmek ve hoşgörü <span id="more-8706"></span>/ müsamaha düsturunu geliştirmek istiyoruz.</p>
<p>                Derdimiz Aleviliği tanımlamak değil, tüm inançların önündeki engellerin kaldırılmasında karınca kararınca bir katkım<strong>ızın</strong> olması. <strong>Bizler demokrasiye, bireyin temel hak ve özgürlüklerine sonuna kadar bağlı, kişinin tercih hakkına saygılı, </strong>&#8220;sadece kendine Müslüman olma&#8221;yı kabul etmeyenlerdeniz. Nerede bir mazlum feryat etse kendi özümüzden bir eksiklik hissedenlerdeniz. Biz sofi süreklerinin her birini hak bilir birini diğerinden ayırmayız. Bilgimizce kendi inancımızı yaşamak, yaşatmak ve aktarmak konusunda gayret edenlerdeniz.</p>
<p> </p>
<p align="center"><strong>Meydanda oturan canlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Aynı soydan aynı kanlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Kalksın kötü çirkin yanlar</strong></p>
<p align="center"><strong>Bu meydanda bu divanda</strong></p>
<p align="center"> </p>
<p>                Aleviliğimizi soya, ırka vb. her hangi bir kalıba bağlayıp sınırlandırmayız. Bizim kapımız &#8220;Allah bir, Muhammed, Ali&#8221; diyen, yol ve erkânını sürmeye çalışan, yaşayan ve yaşatan ve tüm inançlara saygı duyan her cana açıktır. Demeyenlerle inancımız üzere bir ortaklığımız yoktur. Ancak onlara da bizden yana bir zulmün ulaşmasını istemeyiz. <strong>Gerek kendi içimizdeki farklılıkları ve gerekse dışarıdaki farklılıkları bir </strong>zenginlik olarak kabul ederiz.</p>
<p>                Mevlana&#8217;nın buyurduğu gibi &#8220;Kâbe birdir, Ona giden yol bindir&#8221;. İnananlar için kabul gören her yol bizim için makbuldür. Zor ve cebr kullanılmadıkça, başkalarının yaşam alanını daraltmadıkça her inanç bizim için saygı değerdir.</p>
<p>                Liberalevi özelde Aleviliğin, özde din ve vicdan özgürlüğünün tavizsiz savunucu olacaktır. Sadece kendi özgürlüğünü değil; kendinden olmayanların da özgürlüğünü tavizsiz savunmak sitenin var oluş amacıdır. Tüm Alevi dostlarını ve özgürlük dostlarını sitemize davet ediyoruz.</p>
<p>                Fikirlerin özgürce savunulduğu ve tüm inançlara saygı duyulduğu bir dünya için hep birlikte el ele.</p>
<p>                Gerçeğe Hü, Mümine Ya Ali.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/16/duyuru-yeni-bir-alevi-site-kapilarini-aciyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kemalist Alevilere suçüstü! Dersim Fatihi(!) Atatürk müydü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/06/kemalist-alevilere-sucustu-dersim-fatihi-ataturk-muydu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/06/kemalist-alevilere-sucustu-dersim-fatihi-ataturk-muydu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 23:10:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7583</guid>
		<description><![CDATA[Soruyorum, hâlâ heykellerinin önünde tören yapmaya devam edilecek mi? (TK)
BU ŞARTLARDA CHP&#8217;NİN ARKA BAHÇESİ OLMAYA DEVAM EDİLEBİLİR Mİ?
Emre Aköz (Sabah)
Dersim (Tunceli) harekâtını o sırada Başbakan olan Celal Bayar şöyle anlatıyor:
&#8220;Mareşal, Erkân-ı Harbiye Reisi, ben başbakanım. Atatürk malum&#8230; Üçümüz Dersim&#8217;de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz.
Üçümüz bir arada &#8216;Ordunun emniyeti bakımından strateji ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091205_derin_dusunce_org_kemalizm_dersim.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7585" title="20091205_derin_dusunce_org_kemalizm_dersim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091205_derin_dusunce_org_kemalizm_dersim-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" /></a>Soruyorum, hâlâ heykellerinin önünde tören yapmaya devam edilecek mi? (TK)</em></p>
<p><strong>BU ŞARTLARDA CHP&#8217;NİN ARKA BAHÇESİ OLMAYA DEVAM EDİLEBİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Emre Aköz (Sabah)</p>
<p>Dersim (Tunceli) harekâtını o sırada Başbakan olan Celal Bayar şöyle anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Mareşal, Erkân-ı Harbiye Reisi, ben başbakanım. Atatürk malum&#8230; Üçümüz Dersim&#8217;de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz.</p>
<p>Üçümüz bir arada &#8216;Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır&#8217;, onu görüşüyoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi&#8217;nde muharebe etmişler.</p>
<p>Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş&#8230; Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim&#8217;in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı&#8230;</p>
<p>O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk&#8217;le göz göze geldik.<span id="more-7583"></span></p>
<p>Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. &#8216;Ne olacak&#8217; dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. &#8216;Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını&#8217; dedim. Atatürk: &#8216;Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim&#8217;i&#8217; dedi ve vurduk&#8230;&#8221;</p>
<p>Yani işin başında Cumhurbaşkanı Atatürk ve GK Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak var. Sivil kökenli Başbakan Bayar da &#8220;üstüne düşeni&#8221; yapıyor.</p>
<p>Haritayı da unutmayalım: Harekâtta yapılanları Atatürk&#8217;ün kendi eliyle işaretleyerek gösterdiği harita, Trabzon&#8217;daki müzede durmakta&#8230; &#8216;Buradan girdik, şuradan vurduk&#8217; diye anlatmış.</p>
<p>***</p>
<p>Bayar ve Çağlayangil&#8217;in anılarını yan yana getirdiğinizde (daha niceleri var) manzara ortaya çıkıyor:</p>
<p>Operasyonu Atatürk ve Çakmak yürütüyor. En tepede onlar var. Diğerleri emirleri uyguluyor.</p>
<p>Ama emri verenin de, uygulayanın da vicdan azabı çektiğini, pişmanlık duyduğunu gösteren işaret pek yok:</p>
<p>Zehirli gaz da kullanarak, suçlu/suçsuz ayrımı yapmadan, kadın/çocuk demeden, toptan yok etmeyi, doğru ve meşru bir eylem olarak görüyorlar.</p>
<p>***</p>
<p>Bu ve benzeri olaylardan çıkan bazı sonuçlar şunlar:</p>
<p>* Şimdiye kadar okullarda okutulan cumhuriyet tarihi koca bir yalandır. Her şey çarpıtılmış ve sansürlenmiştir.</p>
<p>* &#8220;O vakit öyle düşünülmüş, öyle yapılmış&#8221; diyerek &#8216;geçmişi&#8217; mazur gösterenler, o dönemi &#8216;bugün&#8217; niye savunduklarını anlatsınlar da öğrenelim. İnsanlık suçuna niye sahip çıkıyorlar?</p>
<p>* Şimdi de aynı şeyi mi yapmak istiyorlar? Evet, istiyorlar. CHP&#8217;li Onur Öymen tam da bunu dedi.</p>
<p>* Gerçeklerin ortaya çıkması için &#8216;Atatürk&#8217;ü Koruma Kanunu&#8217;nun da kaldırılması gerekir.</p>
<p>* &#8220;Bazı&#8221; Alevilere sormak gerek: Madem Dersim&#8217;de yapılanları biliyordunuz&#8230; Niye 2006&#8242;da bin köye, bin Atatürk büstü dağıttınız? Kemalist darbecilerin organize ettiği Cumhuriyet mitinglerini niye desteklediniz? Ve niye, Reha Çamuroğlu&#8217;nun ifadesiyle, CHP&#8217;nin arka bahçesi oldunuz? Peki, olmaya devam edecek misiniz?</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/06/kemalist-alevilere-sucustu-dersim-fatihi-ataturk-muydu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/06/kemalist-alevilere-sucustu-dersim-fatihi-ataturk-muydu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Faşizm Zaten ‘Çağdaş’ Bir Şeydir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 15:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7497</guid>
		<description><![CDATA[[30 Kasım 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Güzel kentimiz İzmir&#8217;in aslında &#8220;faşizmin kalesi&#8221; olduğu gerçeği, bir &#8220;taş&#8221; eylemi iyice faş oldu. Son günlerde bir dizi yazar da bu konuya el attı. Ancak kanımca bu yazarların bazıları hala püf noktayı ıskalıyor. Çünkü İzmir&#8217;in dillere destan &#8220;çağdaş&#8221; kimliği ile &#8220;faşist&#8221; yüzü arasında bir tezat olduğunu varsayıyor, &#8220;yahu bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7498" title="20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091128_derin_dusunce_org_onur_oymen_nazi_chp_alevi-300x204.jpg" alt="" width="235" height="204" /></a>[30 Kasım 2009 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/fasizm-zaten-cagdas-bir-seydir-228594.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Güzel kentimiz İzmir&#8217;in aslında &#8220;faşizmin kalesi&#8221; olduğu gerçeği, bir &#8220;taş&#8221; eylemi iyice faş oldu. Son günlerde bir dizi yazar da bu konuya el attı. Ancak kanımca bu yazarların bazıları hala püf noktayı ıskalıyor. Çünkü İzmir&#8217;in dillere destan &#8220;çağdaş&#8221; kimliği ile &#8220;faşist&#8221; yüzü arasında bir tezat olduğunu varsayıyor, &#8220;yahu bu ilerici kent nasıl böyle faşistleşiverdi&#8221; diye soruyorlar.</p>
<p>Oysa İzmir, zaten &#8220;çağdaş&#8221; olduğu için faşizme bu kadar yatkın. Arada tezat değil, paralellik var.</p>
<p>Anlatayım. Öncelikle &#8220;çağdaş&#8221;ın anlamını belirleyelim. Bu kavram, en azından Türkiye&#8217;de, &#8220;devrim öncesindeki ‘karanlık&#8217; çağın dogmalarından tümüyle arınıp, bilimi ve Ulu Önder&#8217;i tek yol gösterici edinip, <span id="more-7497"></span>sonra homojen bir ulus yaratmak için çalışıp, en son da kendini ona armağan etme hali&#8221; gibi bir anlam taşıyor. (İnanmazsanız, &#8220;Milli Eğitim&#8221; kitaplarına, &#8220;Andımız&#8221;a, Genel Kurmay bildirilerine filan bakabilirsiniz.)</p>
<p>Bu &#8220;çağdaşlık&#8221; hali ise aslında bize özgü bir durum değil. Buna benzer bir zihniyet 1920&#8242;ler Almanyası&#8217;nda da gelişmişti. Zemini döşeyen düşünür, &#8220;Tanrı öldü!&#8221; diyen Nietzsche idi. Onun açtığı yolda gidenler, geleneksel dini terk edilmesi gereken bir karanlık (Nietzsche&#8217;nin deyimiyle &#8220;köle ahlakı&#8221;) sayan bir anlayışı yaydılar. Kadim değerler bu şekilde bir anda silinip atılınca, yerine &#8220;en hakiki mürşit&#8221; olarak bilim kondu ki, bu, o devirde &#8220;biyolojik ırkçılık&#8221; ve &#8220;ırksal arınma&#8221; (öjeni) gibi kavramlara denk geliyordu. Dahası, geleneksel dinin yokluğundan doğan &#8220;maneviyat boşluğu&#8221;, Lider (führer) Devlet (reich) ve Ulus (volk) gibi putlaştırılmış siyasi kavramlarla doldurdu.</p>
<p>Sonuçta Alman toplumu, Lider, Devlet ve Ulus uğruna her şeyini fedaya hazır ve bunların hasımlarına karşı her zulmü onaylar kıvama geldi. Geleneksel değerler kamusal hayatın tümüyle dışına itildiği için, resmi ideolojiye karşı güçlü bir &#8220;referans kaynağı&#8221; kalmamıştı. Mesela Yahudiler toplama kamplarında çoluk-çocuk öldürülürken, &#8220;yazıktır, günahtır, masumlara kıyılamaz&#8221; diyecek bir kamusal vicdan bulunmuyordu.<br />
<strong>Naziler&#8217;in çağdaş yaşam biçimi</strong></p>
<p>Nazizm&#8217;in yükselişi ile Alman toplumunun &#8220;çağdaşlaşması&#8221; arasındaki bu paralellik, pek çok sosyal bilimci tarafından incelenmiştir. Amerikalı Yahudi düşünür Leo Strauss, bu yüzden faşizme karşı en büyük güvencenin geleneksel din olduğunu düşünmüş, kendisi bir ateist olmasına karşın &#8220;toplumsal yaşamda dinin etkisini&#8221; ısrarla savunmuştu.</p>
<p>Bu arada, unutmadan, Naziler&#8217;in &#8220;yaşam biçiminin&#8221; de alabildiğine &#8220;çağdaş&#8221; olduğunu belirteyim. Bütün Nazi subayları, Wagner dinlemeyi, iyi şarap seçmeyi, balolarda dans etmeyi, ve Onur Öymen&#8217;in kriteriyle &#8220;bir kadını dansa kaldırmayı&#8221; iyi bilen adamlardı. Yahudiler&#8217;e duydukları nefretin bir sebebi de, onları &#8220;Aryan ırkının güzelliğine yakışmayan, sakallı, takkeli, kara-kuru, pis yaratıklar&#8221; gibi görmeleriydi. 1940 tarihli Nazi propaganda filmi Der Ewige Jude, Yahudileri bu &#8220;estetik&#8221; açıdan kötülüyor, onların dini kurallara (&#8221;koşer&#8221; kaidelerine) göre gerçekleştirdikleri hayvan kesimlerini de &#8220;barbarlık&#8221; olarak niteliyordu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin şansı şu ki, faşizmin zemini olan bu &#8220;çağdaşlık&#8221;, tüm topluma nüfuz edemedi, geleneksel dini söküp atamadı. Onun için de &#8220;kimsesizlerin kimsesi, sessizlerin sesi&#8221; olma gibi değerlere sahip siyasi hareketler geniş taban buldu ve bulmaya devam ediyor.</p>
<p>Eğer böyle olmasaydı da, tüm meclis Onur Öymen, tüm memleket İzmir gibi olsaydı, halimiz nice olurdu, bir düşünsenize. Kim bilir daha ne çok ana ağlardı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/30/fasizm-zaten-%e2%80%98cagdas%e2%80%99-bir-seydir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini saklayanların cumhuriyeti</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/kendini-saklayanlarin-cumhuriyeti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/kendini-saklayanlarin-cumhuriyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 15:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7364</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yazımda kendini &#8220;laik, çağdaş, Atatürkçü&#8221; gibi sıfatlarla anıp Alevilere karşı küçümseyici tavırlar içinde olanlardan bahsetmiştim. Bu yazıda bu konuyu detaylı olarak yazacağımı söylemiştim&#8230;
Bugünün konjonktüründe Alevi yurttaşlarımız sistemin müttefiki olarak algılanıyor&#8230; O sebeple zamanında Alevilere her türlü zulmü yapmış egemen devlet zihniyeti bugün Alevilere yandaş bir pozisyonda duruyor gibi gözüküyor&#8230; Sünni-dindarlarla Aleviler arasında diri tutulacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_chp.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_korku_chp.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7367" title="20091117_derin_dusunce_org_aleviler_korku_chp" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/11/20091117_derin_dusunce_org_aleviler_korku_chp.jpg" alt="" width="200" height="160" /></a>Geçen yazımda kendini &#8220;laik, çağdaş, Atatürkçü&#8221; gibi sıfatlarla anıp Alevilere karşı küçümseyici tavırlar içinde olanlardan bahsetmiştim. Bu yazıda bu konuyu detaylı olarak yazacağımı söylemiştim&#8230;</p>
<p>Bugünün konjonktüründe Alevi yurttaşlarımız sistemin müttefiki olarak algılanıyor&#8230; O sebeple zamanında Alevilere her türlü zulmü yapmış <span id="more-7364"></span>egemen devlet zihniyeti bugün Alevilere yandaş bir pozisyonda duruyor gibi gözüküyor&#8230; Sünni-dindarlarla Aleviler arasında diri tutulacak bir gerginlik ortamından medet umuyor. Bu yönde ciddi derin yapılanma operasyonlarına da şahit olduk&#8230; Türkiye Sünni-dindar kamuoyunun belli bir kesiminde &#8220;Alevifobi&#8221; olduğunu, bu sayede derin yapılanma operasyonlarının işlevsel olabildiğini defalarca yazdım. Kimi bölgelerimiz dikkate alındığında &#8220;Alevi-Sünni yüzyıllardır kardeşlik içinde yaşıyoruz&#8221; sözleri palavradır&#8230; Fakat dindarlar öyle de kendine &#8220;laik, Atatürkçü&#8221; diyen kimi Sünni kökenliler çok mu farklı? Bu pek &#8220;laik&#8221; kişilerde de örtük bir Alevifobi yok mu? En azından Alevilere dair küçümseyici ve aşağılayıcı bir tutum yok mu?</p>
<p>Bal gibi var&#8230; Son yaşadığımız Onur Öymen hadisesi de Kemalist bilinçaltının Alevi algısı konusunda dikkate değer bir örnektir. En katı Kemalist olan Alevi-Türk bile &#8220;Dersim Katliamı&#8221; noktasında egemen Sünni Kemalistlerden ayrılır. Katledilen Seyit Rıza&#8217;yı hürmetle anar. Oysa Sünni Kemalistler için Seyit Rıza &#8220;itlaf edilmiş çapulcu bir haydut&#8221;tur. Onur Öymen egemen Türk devlet adamının bilinçaltını yansıtmıştır&#8230; Oysa hiçbir Alevi bu katliama dair &#8220;Atatürk yapmışsa doğrudur&#8221; falan asla demez&#8230; &#8220;Aleviler sistemin adamı, çoğu darbeci, Ergenekoncu&#8221; gibi zırva laflar edenler de bu durumu dikkate almalılar. Alevi yurttaşlarımızın psikolojisini iyi tahlil etmeliler&#8230; Aleviler katledilirken hep devlet zihniyetinin destekçisi hatta piyonu olmuş milliyetçi/ muhafazakâr/ sağ kökenliler de gerçek bir özeleştiri sergilemek zorunda&#8230;</p>
<p>Olayın katliamlar dışı gündelik sosyal boyutunda da manzara hoş değil&#8230; Bu ülkenin kimi yurttaşları var olabilmek ve bir yerlere gelebilmek için kimliklerini saklamak zorunda bırakılmış haldeyse burası berbat bir ülke demektir&#8230; Bunu değiştirmek zorundayız&#8230; Medya ortamını ele alalım. Bugün ciddi sayıda kendi kimliğini saklayan Kürt, Alevi ve dindar insan malzemesi var medyada. İmam-hatipli olduğunu saklayan da var, Alevi veya Kürt olduğunu da&#8230; Bunun sebebi en &#8220;çağdaş&#8221; ortamlarda bile hâlâ Türk devlet zihniyetince makbul sayılmayan kimliklerin küçümseniyor oluşudur. Bu kimlikler aleniyet kazandığında o insanlara zarar veriyor oluşudur&#8230; Geçen hafta da medyadan kimi isimler gündeme geldi Alevilere dair aşağılayıcı laflar ettiklerine, &#8220;Bu köylülerle işim olmaz&#8221; dendiğine dair&#8230; Bunlar kimseyi şaşırtmasın. Fatih Altaylı gibi isimlerin bu kafaya sahip olduğuna dair dedikodu bilgisine gerek de yok. Zaten bu isimlerin &#8220;gerçek&#8221; kimliğinin ne olduğunu, nasıl faşizan zihniyete sahip olduklarını bilen biliyor&#8230; Fatih Altaylı aleni biçimde Eren Keskin&#8217;e &#8220;Senin gibi bir kadının üzerinden tüm ordu geçmeli&#8221; diyebildi. Sonra da bu rezil sözleri savunabildi&#8230; Gülay Göktürk&#8217;e &#8220;Bu devlet senin bacak aranı da koruyor&#8221; diyebildi Altaylı&#8230; Alevilere de, Kürtlere de, dindarlara da, Ermenilere de bakışı özünde aynıdır bu kafanın&#8230; Elbette özel hayatında daha da rahat küfreder. Gerçi yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi kamuya açık ortamlarda da &#8220;rahat&#8221;lığı hâlâ devam ediyor bu zihniyetin&#8230;</p>
<p>İşte Zafer Mutlu gibi bir isme bile Alevi-Kürt kimliğini uzun yıllar saklattıran Türk medyasındaki bu ortamdır&#8230; Fatih Altaylı tek değil çünkü. Bu faşizan kafaya sahip &#8220;laik, çağdaş&#8221; birçok adam dolu Türk medyasında&#8230; Zafer Mutlu kendi kimliğini ifade ederek bu yerlere gelemezdi. Rahmetli Ufuk Güldemir de aynı şekilde Alevi kimliğini hep sakladı. Gazeteci Yavuz Semerci ve <em>Nefes</em> filminin yönetmeni kardeşi Levent Semerci de öyle. Daha birçok örnek var&#8230;</p>
<p>Sanat dünyası çok mu farklı&#8230; İşte Kürt kimliğini ifade etmekten çekinmediği, asimile edilmeye direndiği için &#8220;ağır çekim&#8221; bir cinayetle katledilen Ahmet Kaya&#8217;nın ölüm yıldönümünü iki gün önce andık&#8230; &#8220;Ben Kürdüm. Kürtçe şarkı söyleyeceğim&#8221; dedi diye katledilenlerin ülkesinde elbette Hülya Avşar babasının bir Kürt olduğunu uzun yıllar ifade edemedi. Özgürce ifade etse şu an bu noktada olabilir miydi? O sebeple her yere dayılanan İbrahim Tatlıses &#8220;Kürtçe şarkı söylersen, seni Taksim&#8217;de asarız&#8221; diyen çapulculara karşı pısmak, susmak zorunda kaldı. Yılmaz&amp;Mustafa Erdoğan kardeşler habire &#8220;Türk devletine bağlılıklarını&#8221; ispat için Mehmetçik Vakfı&#8217;na bağış yapmaya zorlandı&#8230; Mahsun Kırmızıgül yaptığı filmde &#8220;Kürt sorunu&#8221; lafını kullanmaktan bile çekindi&#8230; Bu ülkenin dışişleri bakanı olmuş Hikmet Çetin bile &#8220;Dış Kürtleri de akrabamız gibi saymamız gerektiğini ben söylersem yanlış anlaşılır, bunu senin söylemen daha doğru olur Yalım&#8221; diye kendi emrindeki memur Yalım Eralp&#8217;e adeta yalvarmak zorunda kaldı&#8230; Türkiye&#8217;nin 86 yılı böyle geçti&#8230;</p>
<p>Fakat bundan sonra böyle olmayacak&#8230; Cin şişeden çıktı artık&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/19/kendini-saklayanlarin-cumhuriyeti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/19/kendini-saklayanlarin-cumhuriyeti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

