<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Aile</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/aile/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Eleştirinin Zararları / Dr Kenneth Barish</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/19/elestirinin-zararlari-dr-kenneth-barish/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/19/elestirinin-zararlari-dr-kenneth-barish/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2012 09:43:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hatice Avcı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21109</guid>
		<description><![CDATA[Son otuz yıldır aile ve çocuklarla yaptığım terapatik çalışmalarda en sık karşılaştığım problem bana sorulursa, cevabım şüphesiz ebeveynler olarak istemeden de olsa çocuklarımızı çok eleştiriyor oluşumuz olurdu. Bu ifade bazı meslektaşlarımı şaşırtıyor ve çağdaş ebeveylik hakkındaki şu geleneksel erdem anlayışı ile çelişiyor:

Biz aşırı koruyucuyuz  ya da fazla yüz veriyoruz
Çocuklarımıza gerekli rehberliği sağlamakta ve onlara sınır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/elestiri_egitim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21111" title="elestiri_egitim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/elestiri_egitim.jpg" alt="" width="209" height="213" /></a>Son otuz yıldır aile ve çocuklarla yaptığım terapatik çalışmalarda en sık karşılaştığım problem bana sorulursa, cevabım şüphesiz ebeveynler olarak istemeden de olsa çocuklarımızı çok eleştiriyor oluşumuz olurdu. Bu ifade bazı meslektaşlarımı şaşırtıyor ve çağdaş ebeveylik hakkındaki şu geleneksel erdem anlayışı ile çelişiyor:</p>
<ul>
<li>Biz aşırı koruyucuyuz  ya da fazla yüz veriyoruz</li>
<li>Çocuklarımıza gerekli rehberliği sağlamakta ve onlara sınır koymakta başarısızız</li>
<li>Bir otoriteden ziyade çocuklarımızla arkadaş olmaya gereğinden fazla hazırız.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Ne var ki, yapılan son araştırmalardaki bulgular benim kişisel düşüncemi <span id="more-21109"></span>ve bu fıkrayla ilgili iddiayı şüpheye mahal bırakmayacak şekilde destekleyen yeterli bilimsel delil sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p>Biz kendi hayatımızdan eleştirinin nasıl hissettirdiğini biliyoruz.  Sık yapılan eleştirinin moral bozucu etkisini iş yerimizde ya da aşk ilişkilerimizde yaşıyor olabiliriz. Yine de çocuklarımızla olan ilişkilerimizde ne sıklıkla bunu düşünmekte başarısız oluşumuz şaşırtıcı.</p>
<p> </p>
<p>Pek çok ailede, anne baba ve çocuklar sağlıksız aile etkileşimi döngüsüne kilitlenmiş durumda. Eleştiri ve ceza öfkeye ve yoksunluk hissine ya da içe kapanma ve gizemliliğe neden oluyor. Bu da daha fazla eleştiriye ve sonra daha fazla içe kapanma ve yoksunluk hissine neden oluyor.</p>
<p> </p>
<p>Bu döngüler arttıkça, anne babalar kendilerini eleştirilerinde ve kınamalarında daha fazla haklı görüyor ve çocuklar da kendi açılarından daha fazla gücenme ve yoksunluk hissediyorlar. Ebeveynler: &#8220;Hiç beni dinlemiyor&#8221; derken çocuk: &#8221; Duyduğum tek şey eleştiri.&#8221; &#8220;Bana her zaman bağırıyorlar&#8221; der.</p>
<p> </p>
<p>Eleştirilerimizin çoğu elbette iyi niyetli. Eleştiriyoruz çünkü evladımızın geleceği hakkında endişeliyiz.  Biz onun gelişmesini ve sonunda bu rekabetçi dünyada başarmasını isteriz. Biz eleştirimizi yapıcı olarak düşünürüz hatta eleştiri olarak değil talimat ya da nasihat olarak.  Biz çocuğumuzun ( özellikle ergenlik döneminde) yoksunluğunu ve iletişim kurmadaki isteksizliğini sorumlu anne babalığın kaçınılmaz bir sonucu olarak görürüz.</p>
<p> </p>
<p>Katılmıyorum.</p>
<p>Sık yapılan eleştiri devamlı olursa aile ilişkilerimizi geliştirmek için ortaya koyduğumuz bütün çabalar kuvvetle muhtemel başarısız olacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Çözüm</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sık yapılan eleştiri probleminin çözümü şu temel gerçekle başlar: Çocuklar öfkeli ya da bezgin olmadıkları zaman iyi olmak ister. Çocuğunuz sizin övgünüzü ve onayınızı almak ister ve sizin onunla gurur duymanızı ister.</p>
<p> </p>
<p>Sık yapılan eleştiri ve tartışma için ve çocukların genel engellenmişliklerden ve hayal kırıklıklarından kurtulabilmeleri için sabır ve saygıyla dinlemekten daha iyi bir yol ve panzehir yok.</p>
<p>Dinlemek elbette anlaşmak ya da makul olmayan taleplere teslim olmak anlamına gelmez. Dinlediğimiz zaman çocuğumuzu anlamak, onun bakış açısını kavramak ve neyin yanlış olduğunu söylemeden önce onun söylediklerinden neyin doğru olduğunu kabul etmek için ciddi bir çaba gösteririz.</p>
<p>Yatmadan On Dakika Önce</p>
<p>Ebeveynlere bu tarz sabır dinlemelerine düzenli olarak elverişli saatler yaratmalarını tavsiye ediyorum. Çocuğunuz ve kendiniz  konuşmak için yatmadan önce bir on dakika kadar ekstra zaman ayırın. Bu kısa günlük görüşmelerde çocuklarımızı gün boyunca kızdıkları ya da üzüldükleri  her neyse onlar hakkında konuşmaya ve sevdikleri ve sevmedikleri şeyleri ya da bir sonraki gün hakkında endişeli oldukları konuları  söylemeye yüreklendirmeliyiz. Çocukların söyleyecek sözü kalmadığında , bunu kendi günümüzün olayları hakkında konuşmak belki bir anlık engellenme ya da bir anlık mizah paylaşmak için fırsata dönüştürebiliriz.</p>
<p>Çocuklar tıpkı oyun için fırsat kolladıkları gibi bu anları da iple çekerler. Bunu nadiren çocuğumuzun bir gününün parçası yapıyor oluşumuz şaşırtıcı. Sıklıkla, anne babalar çocuklarıyla konuşmak ve onları dinlemek için zaman ayırdıklarında çocukların ruh halinde ve davranışlarında ani bir gelişme olduğunu belirtiyorlar.</p>
<p>Bu zamanlarda hataları kabullenmek ve gerekirse çocuktan özür dilemek de önem arz eder.  Söz gelimi &#8220;Bugün çok üzgün olduğun için kendimi kötü hissediyorum. Sana çok öfkelendiğimi biliyorum. Belki gereğinden fazla.&#8221; demeliyiz.</p>
<p>Bazı anne babalar çocuklarından özür dileyerek küstah ve saygısız davranışa dolaylı olarak göz yummuş olabilecekleri ve ebeveyn olarak otoritelerini sarsabilecekleri endişelerini ifade ediyor. Bu korku anlaşılabilir ama asılsızdır. Sizin özrünüz çocuğunuzun yanlış davranışını mazur göstermez. (&#8221;Ama yine de kardeşine vurmamalıydın&#8221;) Çocuğunuzun ruh halini anlamak, onun ruh halini hoş görmek değildir; başkalarının ihtiyaçları her zaman hesaba katılmalıdır.</p>
<p> Bir anne ya da baba özür dilediğinde, kişilerarası ilişkide önemli bir dersi model olarak göstermiş olur ve çocuğun üstünde otorite kazanır, çünkü çocuklarımızın yetişkin otoritesini kabullenmeleri nihayetinde saygıya dayanır.</p>
<p>Gelecek yazımda bu tartışmaya sık yapılan eleştiriye yeni çözümler önererek devam edeceğim.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/19/elestirinin-zararlari-dr-kenneth-barish/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/19/elestirinin-zararlari-dr-kenneth-barish/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Okulda zorbalık ve intihar ilişkisi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/okulda-zorbalik-ve-intihar-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/okulda-zorbalik-ve-intihar-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 22:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hatice Avcı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20701</guid>
		<description><![CDATA[Orijinal metin: Mauren Healy
Okul zorbalığı intihara sebep oluyor mu?
Son birkaç haftadır gergin anne babalardan bir dizi telefon alıyorum. Çünkü çocukları onlara &#8221; Beni okula geri gönderirsen intihar edeceğim. Tamamen bitirmek istiyorum. Okulda &#8220;arkadaşlarım&#8221; bana eziyet ediliyorken güldü. Hayattan nefret ediyorum.&#8221; diyordu.  İyi haber şu ki,  benim yardımımı isteyen bütün anne babaların çocukları şu anda kendilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/siddet_okul.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20702" title="siddet_okul" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/siddet_okul.jpg" alt="" width="232" height="181" /></a><a href="http://www.psychologytoday.com/blog/creative-development/201202/school-bullying-and-suicide" target="_blank">Orijinal metin: Mauren Healy</a></p>
<p><strong>Okul zorbalığı intihara sebep oluyor mu?</strong></p>
<p>Son birkaç haftadır gergin anne babalardan bir dizi telefon alıyorum. Çünkü çocukları onlara &#8221; Beni okula geri gönderirsen intihar edeceğim. Tamamen bitirmek istiyorum. Okulda &#8220;arkadaşlarım&#8221; bana eziyet ediliyorken güldü. Hayattan nefret ediyorum.&#8221; diyordu.  İyi haber şu ki,  benim yardımımı isteyen bütün anne babaların çocukları şu anda kendilerini daha sağlıklı ve mutlu hissediyor. Ama soru hala geçerli:  &#8221; Zorbalık bazı intiharların sebebi mi?&#8221;</p>
<p><strong>Birbirleriyle ilintili mi?</strong></p>
<p>Çoğu ruh sağlığı uzmanı ve intihar önleme uzmanı okul kabadayılığının intihara sebep olmadığını söylüyor. Kendini öldüren çocuk ve ergenlerde daha derinlerde bir şeyler olduğunu öne sürüyor. Katılıyorum.  Ne var ki onların inanmak istediği gibi her şeyin &#8220;siyah ya da beyaz&#8221; olmadığını <span id="more-20701"></span>da biliyorum. Çok hassas ya da duygusal olarak istikrarsız olan ve yoğun kalp kırıcı deneyimlerle baş edecek duygusal becerilere sahip olmayan küçük çocuklar, ergenler ve yetişkinler  &#8221;kötü seçimler&#8221; yapmaya meyilliler. İntihar kötü bir seçim.</p>
<p>Sonuç olarak ben okul zorbalığının intihara sebep olduğunu düşünüyor muyum? Hayır, intihara sebep olmuyor. Ancak bunun yaptığı, duygusal olarak hassas, üzüntüye ya da mantıksız kararlara yatkın bir çocuğu en kötü seçimi yapmaya -geri dönülemez intihar kararına körüklemektir.</p>
<p><strong>Gerçek Sorun</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kabadayılığın milletimizi süpüren bir salgın olduğunu ve pek çok çocuğun üzerindeki talihsiz etkisini dikkate alarak kendimize şunu sormalıyız: </span>Gerçek sorun ne? Asıl mesele bizlerin (ebeveynler, öğretmenler, liderler ve politikacılar) çocuklarımızın dünyalarını başarıyla idare etmeleri için onları gerekli rehberlik ve duygusal gereçlerle donatmıyor oluşumuz. Depresifken, incinmişken, utanmışken ya da sinirliyken bu kırılmış çocuklar tıpkı Phoebe Prince ve Amanda Cummings gibi (her ikisi de 15 yaşında) başka seçenekler görmek yerine hayatlarına son vermeyi seçiyorlar.</p>
<p>Sonuç olarak benim tavsiyem çocuklarımızın duygusal hayatlarına öncelik vermemiz ve arkasından onları akademik konularda, sosyal yeteneklerde, hayat becerilerinde ve önemli görülen diğer bütün alanlarda eğitmek. Çünkü biz şayet çocuklarımıza olumlu duygusal sağlık gereçlerini (mutluluk) en baştan vermeye başlamazsak kaçınması mümkün olan acı ve sıkıntılara onları endekslemiş oluruz.</p>
<p>Elbette ilköğretimden başlayarak duygusal sağlık dersleri veren, gelişme gösteren pek çok okulda olumlu değişiklikler görüyorum,  fakat bu daha fazla yaygınlaşmalı. Paraya ve öğretmene sahip olmayan okullar, bu çocukların hayatlarındaki stres verici durumlarla baş etmede kendilerini donatımsız buluyorlar, onların da buna ihtiyaçları var.</p>
<p><strong>Çözümü görmek</strong></p>
<p>Çözüm nasıl ortaya çıkar? Duygusal olarak zeki yetişkinler olarak çocukları başarmak için yetiştirerek ve onları hayatlarındaki zorlukların -ama otobüste bir kabadayı ya da &#8220;kırık bir kalp&#8221; üstesinden gelecek yetenek ve bilgiyle güçlendirerek benim ve sizin üstümüze düşeni yapmamızla olur. Bu eğer sizin en iyi yaptığınız şey değilse benim önerim çocuğunuzun derin (çoğunlukla ezici) duygularını başarılı bir şekilde yönetmesi için ona yardım edecek kişilerle, mekânlarla ve nesnelerle bağlantı kurmasını sağlamanızdır. Başka bir deyişle,  çocuklarımızın duygusal hayatlarının farkında olmamız ve üzüntüyle olduğu gibi acıyla da baş edebilecek yetenekleri geliştirmeleri için onlara yardımcı olmamız  gerekir ki kendi yollarını bu şekilde bulabilsinler.</p>
<p>Hasılı az önce bahsettiğim gibi önceliklerimizi Amerika&#8217;da çocuklarımızı nasıl eğiteceğimiz konusuna kaydırmalıyız. Duygusal sağlık, jimnastik gibi eklenti bir ders değil; aksine ülkemizdeki bütün devlet okullarının, özel okulların çekirdek müfredatında bulunmalı ki çocuklarımıza - en değerli varlıklarımıza- hayatlarında başarılı olmaları ve olmak istedikleri gibi olmaları için gerekli gereçleri verebilelim.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.benedicte-illustration.net/public/dessins%20ados/adov1.jpg" alt="" width="206" height="288" /></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/19/okulda-zorbalik-ve-intihar-iliskisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/okulda-zorbalik-ve-intihar-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ağlatmanın Tehlikeleri (Dr Darcia Narvaez)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 10:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hatice Avcı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20591</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;
Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”
Çocuklara ve ilişkilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20592" title="aglayan_cocuk_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/aglayan_cocuk_bilim.jpg" alt="" width="234" height="312" /></a></em></strong><strong><em>&#8220;&#8230;20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik!&#8230;&#8221;</em><em></em></strong></p>
<p><em><a href="http://www.psychologytoday.com/blog/moral-landscapes/201112/dangers-crying-it-out" target="_blank">Orijinal Metin: Dangers of “Crying It Out”</a></em></p>
<p><em>Çocuklara ve ilişkilerine uzun vadede zarar vermek</em></p>
<p>Bebekleri ağlamaya terk etmek en azından 1880lerden, tıp alanı mikroplar ve enfeksiyon bulaşması konusunda tam bir yaygara içinde olduğundan ve sonuç olarak bebeklere nadiren dokunulması gerektiğine kanaat edildiğinden beri gündemde olan bir düşünce.( Bknz Blum 2002)</p>
<p>20. yüzyılda, psikolojiyi zor bir bilim yapmaya meraklı olan davranışçı John Watson (1928) Amerikan Psikoloji Derneği&#8217;nin (APA) başkanı olarak merhamete karşı cephe aldı. Watson <strong>çok fazla anne sevgisinin tehlikeleri</strong> konusuna dikkat çekerek mekanik davranışçı paradigmayı çocuk yetiştirmeye <span id="more-20591"></span>uyguladı. 20. Yüzyıl &#8220;bilim adamının&#8221; çocuk yetiştirme konusunda annelerden, anneannelerden ve ailelerden daha fazla şey bildiğini farz ettiği bir dönemdi. Bir bebeğe çok fazla kibarlık ağlamaklı, bağımlı ve başarısız bir insanoğlunu ortaya çıkaracaktı. &#8220;Uzmanların&#8221; elinde bunu destekleyecek hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendi kendilerine inanmaları ne kadar da komik! Bilakis bunun aksini gösteren kanıtlar her yerde ve her zaman vuku bulmuştur.</p>
<p>Zamanın devlet destekli bir kitapçığı&#8221; anneliğin bebeği huzur verici bir pozisyonda sakince kucakta tutmak anlamına geldiğini&#8221; ve annenin kolları yorulduğunda çocuğu bırakması gerektiğini&#8221;  ileri sürdü. Çünkü bebek yetişkine hiçbir zaman zahmet vermemeliydi. Altı aydan büyük bebeklere beşikte sessizce oturmaları öğretilmeliydi. Aksi takdirde bebek her zaman izlenme ve anne tarafından eğlendirilmeye ihtiyaç duyabilirdi ki bu ciddi bir zaman kaybı!(Bknz Blum, 2002)</p>
<p>Bu tavırlar size aşina gelmiyor mu? Yakın zamanda bir ebeveyn bana bebeğini uyuması için ağlamaya bırakmak konusunda cesaretlendirildiğini belirtti. Böylece &#8220;hayatını geri alabilecekti&#8221;</p>
<p>Nöroloji bilimiyle atalarımızın hafife aldığı şu düşünceyi doğrulayabiliyoruz: Bebeği ağlamaya bırakmak çocuklara ve onların ilişkisel kapasitelerine uzun vadede ve pek çok yönden zarar verebilecek bir uygulama. Şu anda bebeği ağlamaya terk etmenin onu daha az zeki, daha az sağlıklı, daha az işbirlikçi; daha fazla endişeli ve aynı ya da daha kötü karakter özelliklerini sonraki nesillere aktarabilecek yalıtılmış bir çocuk yapmanın iyi bir yolu olduğunu biliyoruz.</p>
<p>İtibar edilmeyen davranışçı görüş bebeği ebeveynlerin hayatına burnunu sokan biri yetişkinlerin çok fazla zahmet olmadan hayatını yaşayabilmesi için çeşitli yollardan kontrol edilmesi gereken bir saldırı olarak görür. Bu tutum ve cehalet o dönemde büyük ailelerin parçalanmakta olması ve yeni ebeveynlerin bebekleriyle insanlık için doğal olmayan bir şekilde kendi başlarına uğraşmak zorunda olması sebebiyle mazur görülebilir. Biz şimdiye kadar geniş ailelerde çocuk yetiştirdik. Ebeveynler her zaman pek çok yetişkin akrabayla bakımı paylaştı.</p>
<p>İnsan gelişiminden tamamen habersiz bir davranışçı görüşe göre, çocuğa &#8220;bağımsız olması&#8221; öğretilmelidir. Şu anda bebeği bağımsız olmaya zorlamanın onu daha bağımlı yaptığını doğruluyoruz. Bunun yerine bebeğe ihtiyacı olanı vermek daha sonra daha ziyade bağımsızlık sağlıyor. Küçük avcı-toplayıcı grupların antropolojik bulgularına göre ebeveynler bebek ve küçük çocukların her ihtiyacını dikkate alırdı.Yeni yürümeye başlayan çocuk (ve ebeveynleri de) kendilerini çalıların arasına yalnız başlarına girecek kadar özgüvenli hissederdi.  (Bknz <em>Hunter-Gatherer Childhoods</em>, edited by Hewlett &amp; Lamb, 2005).</p>
<p>Bilinçsiz davranışçılar ebeveynleri o zaman ve şimdi bebeğin beslenme ve rahatlatma gibi ihtiyaçlarını istediği zaman karşılamamaya şartlandırmaya teşvik etmiştir. Yetişkinlerin ilişkiden &#8220;sorumlu&#8221; olması gerektiği varsayılmıştır. Bu elbette bir çocuğu pek fazla yardım ve dikkat talep etmemeye cesaretlendirir (depresyona girerek ve kan dolaşımını durdurarak ve hatta ölerek). Ancak bu çocuğu daha çok ihtiyaçlarının giderilmesi için bağırıp çığlık atmayı öğrenmiş, ağlamaklı, mutsuz, saldırgan ve talepkar olmaya itecektir. Derin bir güvensizlik hissi muhtemelen hayatı boyunca onunla olacaktır.</p>
<p><strong>Gerçek şu ki: bebek çok yıpranmadan onun ağlamasını önleyerek onun ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılayan bakıcıların (Çeviri notu: Bakıcı bebeğin bakımın üstlenen anne, baba, büyükanne ya da herhangi başka biri),aksine, daha bağımsız çocuklara sahip olmaları kuvvetle muhtemeldir. </strong>(e.g., Stein &amp; Newcomb, 1994)<strong>. Yatıştırıcı bakım en başından beri en iyisi. Kalıplar oluşunca, onları değiştirmek çok zor.</strong></p>
<p>Fareler memeli beyinlerinin nasıl işlediğini incelemek için sık sık kullanılır ve pek çok etki insan beyniyle benzerdir. Fazla ya da az besleyici annelerle yapılan fare çalışmalarında hayatın geri kalanında endişeyi kontrol eden genlerin çalışması için kritik bir zaman var. Eğer hayatınızın ilk on günü az besleyen anne fareye sahipseniz (bir insanın ilk 6 ayına tekabül eder) bu gen hiçbir zaman işlemez ve fare hayatının geri kalanında endişeyi azaltacak ilaçlar almadıkça yeni durumlara karşı endişelidir. Bu araştırmalar beslenmeden etkilenen yüzlerce gen olduğunu söylüyor. Benzer bir mekanizma (bakıcı davranışının genleri açtığı ya da kapadığı) insan beyninde de bulunuyor (Work of Michael Meaney and colleagues; e. g., Meaney, 2001).</p>
<p><strong>Anne ve çocuğu karşılıklı ikili olarak anlamalıyız. Onlar karşılıklı cevaplarla birbirlerini daha sağlıklı ve mutlu yapan ortak yaşamla oluşan bir birlik. Bu diğer bakıcılara da yayılıyor.</strong></p>
<p><strong>Bugün hala popüler olan ilginç bir inanç yalnız bırakıldıklarında beşiklerinde ya da başka yerlerde izoleyken bebeklerin ağlamasına izin vermek</strong>. Bu bebeği ve beyin gelişimini yanlış anlamaktan kaynaklanıyor.</p>
<ul type="disc">
<li>Bebekler sarılarak büyürler. Bakıcılarından fiziksel olarak ayrıldıklarında vücutları düzensizlik gösterir.</li>
<li>Bebekler jestler yoluyla ve sonunda gerekirse ağlayarak bir ihtiyaçlarına işaret ederler.Tıpkı yetişkinlerin susadığında sıvı şeylere ulaşması gibi, çocuklar da ihtiyaçları olan şeyleri anında aramaya başlarlar. Tıpkı ihtiyaçları karşılandığında yetişkinlerin sakinleşmesi gibi bebekler de sakinleşir.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Bebeklerde ihtiyaçların ihmal edilmesinin ya da bakımsızlık durumlarının uzun vadede pek çok etkisi vardır(Örneğin Bremmer et al, 1998; Blunt Bugental et al., 2003; Dawson et al., 2000; Heim et al 2003).</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Güvenli bağlanma mesela bebek gece uyandığında ve ağladığında duyarlı ebeveynlikle alakalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Bebeği ağlamaya bırakmak bebeğe ve ikiliye (anne ve bebek) gerçekten ne yapar?</strong></p>
<p><strong>Nöronlar ölür. </strong>Bebek çok acı çektiğinde zehirli hormon kortisol salgılanır. O  nöronları öldürür. Beyninin yalnız yüzde yirmi beşi gelişmiş olan 40-42 haftalık bir bebek hızlı bir beyin büyümesi yaşar. Bir yılın sonunda beyin ortalama üç katı kadar büyür (ve ilk yılda baş hacim büyümesi zekanın bir işaretidir, ör: Gale et al., 2006) Aşırı stresli anlarla nöronların bağlantılı olmadığının ya da nöronların ölmediğini kim bilebilir? Böyle düzenli stresli deneyimlerden yıllar sonra nelerin eksildiği açığa çıkabilir? (Bknz ek)</p>
<p><strong>Düzensiz stres tepkisi sadece beyinde stres karşılık sistemi olarak değ</strong>il (Bremmer et al, 1998) vücutta çoklu sistemlerde (örneğin sindirim) işlemeyi etkileyen vagus siniri yoluyla da bir hayat kalıbı olarak geliştirilebilir. Söz gelimi erken yaşlarda  vagus sinirinin çalışmasını yavaşlatmasıyla sonuçlanan uzun süreli sıkıntı, aşırı duyarlı bağırsak sendromundaki bozukluklarla alakalıdır. (Stam et al, 1997).</p>
<p><strong>Öz denetim zayıflıyor. </strong>Bebek kendini nasıl denetleyeceğini öğrenmek için tamamen bakıcılara bağımlı. Duyarlı bakıcılık- bebeğin ihtiyaçlarını o sıkıntıya düşmeden karşılamak- beden ve beyni sakinliğe ayarlıyor. Bir bebek korktuğunda ve bir ana ya da baba onu kucaklayıp rahatlattığında, bebek yatışmak için umut inşa ediyor ki bu da kendini rahatlatma becerisine dönüşüyor. Bebekler yalnız başlarına kendilerini rahatlatmaz. Eğer yalnız başlarına ağlamaya bırakılırlarsa aşırı stresin kucağında  büyümeyi, güvenmeyi, hissetmeyi bırakıp kendilerini kapatmayı öğreniyorlar. (Henry &amp; Wang, 1998).</p>
<p><strong>Güven zayıflıyor. </strong>Erik Erikson&#8217;un işaret ettiği gibi hayatın ilk yılı dünyada, bakıcının ve kendisinin dünyasında güven hissini oluşturmak için hassas bir dönem. Bir bebeğin ihtiyaçları sıkıntısız olarak karşılandığı zaman, çocuk dünyanın güvenilebilecek bir yer olduğunu, ilişkilerin destekleyici olduğunu ve kendisinin ihtiyaçları karşılanan olumlu bir varlık olduğunu öğrenir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanmadığında ya da ihmal edildiğinde çocuk ilişkilere ve dünyaya karşı bir güvensizlik hissi geliştirir ve özgüveni zedelenir. Çocuk bir ömrü, bu boşluğu doldurmak için çabalayarak harcayabilir.</p>
<p><strong>Bakıcı hassasiyeti zarar görebilir. </strong>Bir bebeğin ağlamasını ihmal etmeyi öğrenen bakıcı bebeğin ihtiyaçlarının daha ince sinyallerini de muhtemelen ihmal etmeyi öğrenecektir. Çocuğun acısının gidermek için ikinci tahminden sonra bebeğin ihtiyaçlarını ihmal eden yetişkin çocuğun ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayı öğrenir ve buna alışır. Bakıcı ve bebek arasındaki karşılıklılık yetişkin tarafından bozulur fakat genç bebek tarafından tamir edilemez. Bebek çaresizdir.</p>
<p><strong>Bebeğin ihtiyaçlarına bakıcı duyarlılığı, tamamen olmasa da büyük oranda bebeğin tepkileriyle alakalıdır. </strong>Bizim bulgularımıza göre bakıcı duyarlılığı zekayla, empatiyle, depresyon ve saldırganlıktan uzaklıkla ve sosyal yeterlilikle ilintilidir. Çünkü duyarlılık çok güçlü ve biz diğer anne babalık uygulamalarında ve çocuk tepkileri incelemelerinde onu kontrol etmek zorundayız. Bakıcı duyarlılığının önemi gelişim psikolojisinde yaygın olarak bilinir. Bebeği ağlamaya bırakmak şeklinde tezahür eden duyarsızlık, sözü edilen olumlu sonuçların tam zıttının ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilir.</p>
<p>&#8220;Bebeği ağlamaya bırakmak&#8221; 20. Yüzyılda geniş ailenin çözülmesine bir çözüm olarak ortaya çıkmış görünüyor. Büyükannelerin engin bilgeliği, nasıl iyi çocuk yetiştirileceği konusunda uzmanlık ve deneyimle çocuklu ev halkı arasındaki mesafede kaybolup gitti. Bebekleri mutlu edebilme hikmeti nesiller arasında kayboldu.</p>
<p><em>Fakat ağlamak bebekler için normal değil mi?</em></p>
<p>Hayır. Atalarımıza ait çevrelerde ağlayan bir bebek yırtıcılara leziz lokmaların sinyalini verirdi. Böylece evrilmiş ebeveynlik uygulamalarınız bebek sıkıntısını hafifletti ve acil durumlar haricinde ağlamayı engelledi. Bebekler doğumdan sonra &#8220;dış rahim&#8221; dengi bir ortam beklentisiyle yaratılmışlar (bknz Allan Schore). &#8220;Dış rahim&#8221; nedir? Düzenli olarak kucağa alınmak, talep ettiğinde emzirilmek, ihtiyaçlarının hızlıca karşılanması (bu  konularda sayısız dayanağa sahibim). Bu uygulamaların beyni ve vücut dilini geliştirdiği biliniyor. Bebekler huzursuzluk gösterdiğinde,  hızlıca büyüyen sistemlerinin bir ihtiyacının karşılanmadığının sinyali veriyorlar</p>
<p><strong>Çok fazla bebek ağlaması neyin sinyalini veriyor? </strong>Tecrübesizlik bilgisizlik ve /ya da bebeğin bakıcısının destek olmayışını. Hepimizdeki bilgi eksikliğini gidermek için aşağıda bir bebek ağlamasının neyin işareti olabileceği ile ilgili birtakım makaleler mevcut. Kendimizi bebeklerin neye ihtiyacı olduğu ve bebek ağlamasını azaltan uygulamalar konusunda eğitebiliriz. Mümkün olduğu kadar bunun olmasını engelleyerek birbirimize yardımcı olabiliriz.</p>
<p><strong>Bebeklerin nasıl sakinleştirileceği:</strong> : <a href="http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_12-reasons-babies-cry-and-how-to-soothe-them_9790.bc?page=2</a></p>
<p>&#8220;<strong>Sebepsiz&#8221; yere ağlayan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_what-to-do-when-your-baby-cries-for-no-reason_10320516.bc</a></p>
<p><strong>&#8220;Karın ağrısı&#8221; olan bebekleri sakinleştirmek:</strong> <a href="http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc" target="_blank">http://www.babycenter.com/0_colic-how-to-cope_1369745.bc</a></p>
<p><strong>Ebeveynlik İlmi (<a href="http://www.amazon.com/Science-Parenting-Margot-Sunderland/dp/0756618800" target="_blank">Science of Parenting</a></strong>), Margot Sunderland&#8217;ın ucuz, fotoğrafla dolu, okunması kolay kitabı bu konlarda daha fazla detay ve referansa sahip. Ben yeni ebeveynlere vermek için elimde nüshalar bulundururum.</p>
<p><em>Bebeklere ihtiyaç duydukları şeyleri vermek temel bir bebek hakkıdır.</em></p>
<p>EK: Ben depresif  bir anne ve sert bir babalı orta halli bir ailede duygusal olarak destekleyici olmayan bir çevrede-ABD&#8217;de yetişen diğerlerinden farklı olmayarak- büyüdüm.Erken ebeveynliğin beden ve beyin gelişimindeki etkileri konusunda yaptığım geniş okumalardan bakımsızlık işaretleri- zayıf hafıza, hassas bağırsaklar, vagal ton meseleleri ve yüksek sosyal anksiyete- gösterdiğimi yakın zamanda anladım. ABD&#8217;de zayıf fiziksel ve zihinsel sağlık salgını var (ör: UNICEF, 2007; USDHSS, 1999; WHO/WONCA, 2008). Büyüklerin ebveynlik uygulamalarının yokluğu ve zayıf sağlık durumları arasındaki ilişki temas, karşılıklılık, emzirme, ve daha fazlası olarak belgelendi (Narvaez ve diğerleri). Eğer biz güçlü insanlar ve güçlü bir ülke istiyorsak çocukların en uygun gelişimi için ihtiyaç duydukları şeylere dikkat etmek zorundayız.</p>
<p><strong>Referanslar</strong></p>
<p><a href="http://deborahblum.com/Love_at_Goon_Park.html" target="_blank">Blum, D. (2002). <em>Love at Goon Park: Harry Harlow and the Science of Affection</em>.</a> New York: Berkeley Publishing (Penguin).</p>
<p>Blunt Bugental, D. et al. (2003). The hormonal costs of subtle forms of infant maltreatment. <a title="Psychology Today looks at Hormones" href="http://www.psychologytoday.com/basics/hormones"><em>Hormones</em></a><em> and Behaviour</em>, January, 237-244.</p>
<p>Bremmer, J.D. et al. (1998). The effects of <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> on memory and the hippocampus throughout the life cycle: Implications for <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">childhood</a> development and <a title="Psychology Today looks at Aging" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/aging">aging</a>. <em>Developmental Psychology, 10</em>, 871-885.</p>
<p>Dawson, G., et al. (2000). The role of early experience in shaping behavioral and brain development and its implications for social policy. <em>Development and Psychopathology, 12</em>(4), 695-712.</p>
<p>Catharine R. Gale, PhD, Finbar J. O&#8217;Callaghan, PhD, Maria Bredow, MBChB, Christopher N. Martyn, DPhil and the Avon Longitudinal Study of Parents and Children Study <a title="Psychology Today looks at Teamwork" href="http://www.psychologytoday.com/basics/teamwork">Team</a> (October 4, 2006). &#8220;The Influence of Head Growth in Fetal Life, Infancy, and <a title="Psychology Today looks at Child Development" href="http://www.psychologytoday.com/basics/child-development">Childhood</a> on Intelligence at the Ages of 4 and 8 Years&#8221;. PEDIATRICS Vol. 118 No. 4 October 2006, pp. 1486-1492. <a title="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" href="http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486" target="_blank">http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/short/118/4/1486</a>.</p>
<p>Heim, C. et al. (1997). Persistent changes in corticotrophin-releasing factor systems due to early life stress: Relationship to the pathophysiology of major depression ad <a title="Psychology Today looks at Post-Traumatic Stress Disorder" href="http://www.psychologytoday.com/conditions/post-traumatic-stress-disorder">post-traumatic stress disorder</a>. <a title="Psychology Today looks at Psychopharmacology" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychopharmacology"><em>Psychopharmacology</em></a><em> Bulletin</em>, 185-192.</p>
<p>Henry, J.P., &amp; Wang, S. (1998). Effects of early stress on adult affiliative behavior, <em>Psychoneuroendocrinology</em> 23( 8), 863-875.</p>
<p>Hewlett, B., &amp; Lamb, M. (2005). Hunter-gatherer childhoods.New York: Aldine.</p>
<p>Meaney, M.J. (2001).  Maternal care, <a title="Psychology Today looks at Genetics" href="http://www.psychologytoday.com/basics/genetics">gene</a> expression, and the transmission of individual differences in <a title="Psychology Today looks at Stress" href="http://www.psychologytoday.com/basics/stress">stress</a> reactivity across generations. <em>Annual Review of </em><a title="Psychology Today looks at Neuroscience" href="http://www.psychologytoday.com/basics/neuroscience"><em>Neuroscience</em></a><em>, 24,</em> 1161-1192.</p>
<p>Narvaez, D., Panksepp, J., Schore, A., &amp; Gleason, T. (Eds.) (in press). <em>Evolution, Early Experience and Human Development: From Research to Practice and Policy</em>. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Panksepp, J. (1998). Affective neuroscience. New York: Oxford University Press.</p>
<p>Schore, A.N. (1997). Early organization of the nonlinear right brain and development of a predisposition to <a title="Psychology Today looks at Psychiatry" href="http://www.psychologytoday.com/basics/psychiatry">psychiatric</a> disorders. <em>Development and Psychopathology</em>, <em>9</em>, 595-631.</p>
<h2> </h2>
<p><strong><em>Ek kaynak için bakınız</em></strong></p>
<p>Schore, A.N. (2000). <a title="Psychology Today looks at Attachment" href="http://www.psychologytoday.com/basics/attachment">Attachment</a> and the regulation of the right brain. <em>Attachment &amp; Human Development, 2</em>, 23-47.</p>
<p>Schore, A.N. (2001). The effects of early relational <a title="Psychology Today looks at Trauma" href="http://www.psychologytoday.com/basics/trauma">trauma</a> on right brain development, affect regulation, and infant mental health. <em>Infant Mental Health Journal</em>, <em>22</em>, 201-269.</p>
<p>Stam, R., et al. (1997). Trauma and the gut: Interactions between stressful experience and intestinal function. <em>Gut</em>.</p>
<p>Stein, J. A., &amp; Newcomb, M. D. (1994). Children&#8217;s internalizing and externalizing behaviors and maternal health problems. <em>Journal of Pediatric Psychology</em>, 19(5), 571-593.</p>
<p>UNICEF (2007). <em>Child poverty in perspective: An overview of child well-being in rich countries, a comprehensive assessment of the lives and well-being of children and adolescents in the economically advanced nation</em>s<em>, Report Card 7</em>. Florence, Italy: United Nations Children&#8217;s Fund Innocenti Research Centre.</p>
<p>U.S. Department of Health and Human Services, <a title="Psychology Today looks at Addiction" href="http://www.psychologytoday.com/basics/addiction">Substance Abuse</a> and Mental Health Services Administration. (1999). <em>Mental health: A report of the Surgeon General</em>. Rockville, MD: Center for Mental Health Services, National Institutes of Health, National Institute of Mental Health.</p>
<p>Watson, J. B. (1928). <em>Psychological Care of Infant and Child</em>. New York: W. W. Norton Company, Inc.</p>
<p>WHO/WONCA (2008). <em>Integrating mental health into primary care: A global perspective.</em> Geneva and London: World Health Organization and World Organization of Family Doctors.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bilim, ideolojik bilimcilik ve pozitivizm üzerine okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-5365" title="20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090618_derin_dusunce_org_pozitivizm-210x300.jpg" alt="" width="119" height="166" /></span>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)<img class="alignright size-medium wp-image-19801" title="modern_put_bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put_bilim.jpg" alt="" width="144" height="195" /></span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) <strong>Biz buna “pozitivist iman” diyoruz.</strong> Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız <a title="Mehmet Bahadır tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/"><span style="color: #0066cc;">Mehmet Bahadır</span></a> her zamanki nazik üslubuyla <strong>“kral çıplak”</strong> dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, <strong>yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma</strong>. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/modern_put.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/aglatmanin-tehlikeleri-dr-darcia-narvaez/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kadına şiddetin iğrençliği üzerine</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/17/kadina-siddetin-igrencligi-uzerine/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/17/kadina-siddetin-igrencligi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 22:21:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19057</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Türk matbuatının bir ölümcül hatası var ki iflah olacak gibi değil. Çok geniş ölçekli konular hakkında, çok büyük laflar ederek yıkılan koskoca duvara bir tuğla koymayı başarı addediyoruz. Hoş, koyulan o tuğlanın o duvara bir fayda sağladığını da gören olmamış ya neyse. Misal, Kürt Meselesi hakkında, Din hakkında, Darbe hakkında şu gök kubbede edilmemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/kadina_karsi_siddet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19059" title="kadina_karsi_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/kadina_karsi_siddet.jpg" alt="" width="224" height="185" /></a>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Türk matbuatının bir ölümcül hatası var ki iflah olacak gibi değil. Çok geniş ölçekli konular hakkında, çok büyük laflar ederek yıkılan koskoca duvara bir tuğla koymayı başarı addediyoruz. Hoş, koyulan o tuğlanın o duvara bir fayda sağladığını da gören olmamış ya neyse. Misal, Kürt Meselesi hakkında, Din hakkında, Darbe hakkında şu gök kubbede edilmemiş bir laf kaldığını sanmıyorum. Fakat rating kaygısından mıdır, müşterinin temayülü o yönde olmasından mıdır bilinmez bazı konuları pas geçebiliyoruz.</p>
<p>Haber Türk&#8217;ün sürmanşetinde bir resim vardı geçtiğimiz günlerde; yüzüstü yatan bir kadın ve sırtına saplı kocaman ekmek bıçağının olduğu bir resim. <em>&#8220;Yanlış mı gördüm acep&#8221; </em>diye yakından bir daha <span id="more-19057"></span>baktım ama gerçek ayan beyan ortadaydı. Bir hafta kadar polemiği sürdü bu olayın veriliş tarzının. Fatih Altaylı <em>&#8220;görmeyenlere göstermek istedik&#8221;</em> şeklinde özetlenecek bir açıklamayla konuyu diri tutmak istese de Üstadın deyişiyle <em>&#8220;geçti gitti, birkaç günlük fasıldı&#8230;&#8221;</em> Kamuoyu için.</p>
<p>Ne ailemden gördüğüm ne de yakın çevremde şahit olmadığım için bana uzak bir konu olsa da bu olayın Türkiye için daha da can sıkıcı olacağı aşikâr. <em>&#8220;Kanunsuz suç ve ceza olmaz&#8221;</em> der Ulpianus. Karısının yüzüne kezzap atan bir koca, eşini sırtından hunharca bıçaklayan bir diğeri, ‘barışalım&#8217; bahanesiyle kandırdığı eşini sokak ortasında kevgire çeviren bir başkası bu kadar rahat hareket edebiliyorsa ya kanun bunu suç olarak görmüyordur ya da yeteri kadar cezasını vermiyordur.</p>
<p>Olayın sadece karı- koca meselesi olmaması da bambaşka bir bilinmeyen. Kocasından şiddet gören kadın üstüne üstlük bir de sığındığı baba evinden şiddet görerek gerisin geri gönderiliyor. Geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan bir haberse kanımı dondurdu: &#8220;Aldığı beş bin TL başlığa rıza göstermediği için bir baba hem kızını hem de damadını öldürmek isterken yakalanıyor&#8221;. Bu arada, damat da ileri derece kanser hastası olduğunu belirtelim. İki kız çocuğuna sahip bir Baba olarak düşünüyorum, tüm empati yeteneğimi kullanıyorum olmuyor, olmuyor, olmuyor&#8230;</p>
<p> Anlatılanlarla örtüşmeyen verilere sahip olma konusunda hız kesmeden ilerleyen bir Toplum olduk çıktık. Özellikle yurt dışından izne gelenlerin çokça vurguladığı bir konuydu bu Aile Bağları konusu. Avrupa&#8217;nın imkânlarını bolca övdükten sonra lâfı bu konuya getirir ve uzun uzun bu sıcaklığı Alaman&#8217;da bulamadığından şekvacı olurdu bizim Gurbetçi Tayfası. Yaşadığımız bugünlerde halâ bu özlemini dillendiren Gurbetçi kaldı mı bilmiyorum ama o kadar dünyadan bihaber olanına rastlarsanız kısa bir internet sörfü tavsiyemizdir bu arkadaşlara.</p>
<p>Üşenmedim, faillerin profillerini üç aşağı beş yukarı öğrenmek için bir araştırma yaptım. Genelde aynı tipler; ya bir baltaya sap olamamış ya da hiçbir baltanın kendini sap olarak tercih etmediği kompleksli, korkak, cahil insanlar sürüsü. Hani bir dörtlük vardır, bilirsiniz: <em>&#8221; Köroğlu der, kalman nâçar/ serçenin gönlünden şahinlik geçer/ şahini görünce kuytuya kaçar/ gider tenhalarda kahraman olur&#8221;.</em> Açacak olursak; dörtlükte geçen ‘serçe&#8217; öznesi, kahramanlıktan anladığı eşine şiddet uygulamak olan bu korkaklarsa, ‘tenha&#8217; zamiri de çaresizliğinden o şiddete maruz kalan zavallı kadınlardır.</p>
<p> Tatar Ramazan güçlü bir figürdür değil mi Edebiyatımızda. Zulme boyun eğmeyen, doğru bildiği yolda yalnız da olsa yürüyen, cesur, kendi doğruları olan, &#8220;volta cezanın törpüsüdür&#8221; gibi aforizmalarla seyirciyi titretip kendine getiren bir Kadir İnanır&#8217;ın oynadığı Tatar Ramazan karakteri her erkeğin hayalidir. Lâkin, küçük bir sorun vardır ki Tatar Ramazan olmak da meşakkatli bir iştir. Dışarıda kendine kurulan pusulara karşı tetikte olman yetmez, içeride de Abdurrahman Çavuş&#8217;un otoritesini sarsman, Akseli Ali&#8217;nin ayak oyunlarını boşa çıkarman gerekmektedir. Bütün bunlar yine de yetmiyor mert bir erkek için; voltaya çıkacaksın, <em>&#8220;gel dedin işte geldim Abdurrahman Çavuş&#8221;</em> deyip belinden Kirmastılı&#8217;nın tedariklediği bıçağı çekeceksin, Koskoca Mahpus Damını zulmüyle inim inim inletmiş Abdurrahman Çavuş&#8217;u yere sereceksin ve elinde kanlı bıçağını kendine çevrilmiş namlulara doğru çevirip <em>&#8220;burada öldürülecek biri vardı, onu da ben öldürdüm. Benim adım Tatar Ramazan&#8221;</em> diye posta koyacaksın.</p>
<p>Zor iş değil mi? İşte bu korkakların hepsi birer Tatar olma hevesiyle yola çıkıp da korkan, tırsan ve kuytuya kaçıp karısını, kızını döverek kahraman olacağını sanan dostlarının yüz karaları, düşmanlarının maskaralarıdır.</p>
<p>Olayın bir diğer tarafı olan kadınlarsa acınacak durumda. Kimsesizlik diz boyu, baba evi için bir yük adeta, parasını veren kocası için birer kum torbasından öteye gidemeyen bu biçarelerin her birinin acıklı hikayeleri var. Bu hikâyeleri okuduktan sonra onların eğitimleriyle daha bir ilgilenir oldum. İstedim ki bizler öldükten sonra da ayakları üzerinde dursunlar, ite köpeğe muhtaç olmasınlar.</p>
<p>Merhum Akif&#8217;in &#8220;<em>Ya Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı/ Mahşerde mi yoksa biçârelerin felâhı/ nur istiyoruz sen bize yangın veriyorsun/ Yandık diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun&#8221;</em> diye başlayan bir şiiri vardır. Şiirin sonunda bunalan Şair&#8217; in, bir de Allah&#8217;a, ‘nasıl da diyeceğimi bilmiyorum ama&#8217; bir sitemi vardır, bilirsiniz: <em>&#8221; Yetmez mi müsâb olduğumuz bunca devahi/ ağzım kurusun yok musun ey adl-i İlâhi&#8221;</em> şeklinde. Ben, kendi nefsim adına imanımı, çapımı Akif&#8217;le boy ölçüştürecek birisi olmamam hasebiyle şikâyetime muhatap olarak Devletimi esas alıyorum ve isyan ediyorum<em>: &#8220;Dağa çıkanı indirmek için Devlet de o dağa çıkar ve onu indirir&#8221;</em> şeklinde özetlenebilecek bir anlayışla yıllardır o dağ senin, bu dağ senin gezmek Devlet olmanın esasıysa, düzdeki bir masumeyi koruyup kollamak da bir başka esasıdır. Hele hele Akif&#8217;in şiirlerini ayrı bir iştihayla okuyan bir Başbakan&#8217;ın olduğu bir Ülkede zulmü alkışlayan, zalimi seven bu korkak, alçak, yüz karası erke<a name="_GoBack"></a>kler taifesine had bildirmek, hukuk tarihinin görüp görebileceği en büyük cezalara muhatap kılmak farzdır zannımca.</p>
<p>İki kız çocuğu babası bir adamın bu saatten sonra Devletinden başka ne istediği olabilir ki?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/17/kadina-siddetin-igrencligi-uzerine/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/17/kadina-siddetin-igrencligi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Babaya Mektup (Franz Kafka)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 08:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14729</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;beni kıskıvrak yakalayan şeyin, sana dokunması bile gerekmez ya da tersi; senin için masumiyet olan şey, benim için suç olabilir ya da tersi; sende hiçbir etki yaratmayan şey, benim mezarım olabilir.&#8221; (s:55)
Kafka&#8217;nın Babaya Mektup&#8217;u 1919&#8242;da yazılmış, yazıldıktan 30 yıl sonra, 1950&#8242;lerin başında arkadaşı Max Brod tarafından gün yüzüne çıkmış bir eser. Bir oğul&#8217;un babaya söylemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/babaya_mektup_kafka.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14731" title="babaya_mektup_kafka" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/babaya_mektup_kafka.jpg" alt="" width="204" height="400" /></a>&#8220;&#8230;beni kıskıvrak yakalayan şeyin, sana dokunması bile gerekmez ya da tersi; senin için masumiyet olan şey, benim için suç olabilir ya da tersi; sende hiçbir etki yaratmayan şey, benim mezarım olabilir.&#8221; (s:55)</em></p>
<p>Kafka&#8217;nın Babaya Mektup&#8217;u<a name="_ednref1"></a> 1919&#8242;da yazılmış, yazıldıktan 30 yıl sonra, 1950&#8242;lerin başında arkadaşı Max Brod tarafından gün yüzüne çıkmış bir eser. Bir oğul&#8217;un babaya söylemek istediği ama söyleyemediği bir iç döküş, kendini ifade etme&#8230; Varlığın var&#8217;dan çok hiç&#8217;e yaklaşmasındaki etmenlerin Kafka tarafından <em>mümkün olduğunca</em> objektif bir üslupla yazıya dökülmüş hali.</p>
<p>Babayı değerlendirirken, onun her hareketini ol&#8217;duğu insan olmasının nedeni olarak görme vardır bu mektupta. Bu ol&#8217;uşun iki temel nedeni olarak, babasının eğitimini ve kendi itaatkârlığının sonucunu gösterir. Ezik, korkak, silik, zayıf, ürkek, kararsız, huzursuz&#8230; bir karakter olarak kendi tahlilini yapan Kafka&#8217;nın kaygısızlığa ve soğukluğa yönelmesinin ardındaki asıl neden, Baba korkusu&#8217;dur.</p>
<p>Sadece ruhsal özellikleriyle değil, fiziksel özellikleriyle de(s:18-19) oğlunu ezen bir babadan duyulan korku. Çocuk Kafka&#8217;nın bu korkusuyla Kafka, dünyasını üçe böler: &#8220;benim, yani kölenin, yalnızca benim için icat edilmiş ve üstelik bilmediğim bir nedenle asla tümüyle yerine getiremediğim yasaların boyunduruğu altında yaşadığım bölüm, sonra senin, yöneterek, emirler yağdırarak ve bunlara uyulmadığında öfkelenerek yaşadığın ve benimkinden alabildiğine uzak <span id="more-14729"></span>bir ikinci dünya ve nihayet tüm diğer insanların, emirler ve itaatten bağımsız, mutlu yaşadıkları üçüncü bir dünya.&#8221; (s:22-23)</p>
<p>Baba korkusunu yenmenin çözümü: Kaçış.</p>
<p>Kaçmak&#8230; Evlilik bile bu kaçma girişiminin bir sonucudur. Çünkü evlilik, babayla denk olma, onun otoritesine ve haklarına sahip olma&#8230; şeklindeki bir mantıkla -istememesine ve bunun da kararsızlığını yaşamasına rağmen, sırf evlenmek için- evlenerek bir yarayı kapama girişimi anlamına gelmektedir. Aslında onun çocukluğundan kazandığı bir savunma mekanizması olan kaçış&#8217;ın olgunluk döneminde evlilik olarak somutlaşmış halidir bu.</p>
<p>Kardeşi Elli&#8217;nin evliliğiyle(s.38) babasıyla arasındaki savaşı kazandığını düşünmesi, kendisinde de evlilik fikrinin bir tür savaşı kazanma, özgür olma&#8230; anlamına geleceği düşüncesine neden olur: &#8220;Gerçekte evlilik girişimleri, senden kaçmak için en görkemli ve umut verici çabaya dönüştü, ne ki ardından gelen başarısızlık da aynı ölçüde görkemli oldu.&#8221; (s:53)</p>
<p>Oysa istediği evlilik değildir. Ki babası, Kafka evlenmek istediğinde -mantık evliliğidir bu- kendisini eleştirince babasına kızma nedeni çok farklıdır. Sorun, babasının kızı reddetmiş olması değildir; Kafka&#8217;yı üzen, babasının kendi karar erkini ezmesi, aldığı kararı beğenmemesi, kendisini -bir kez daha- bir hareketi yüzünden eleştirmesidir. Evlilik, bağımsızlaşmak anlamına gelse de, evlenmemesinin ardındaki tek suçlu babası değildir ve farkındadır kendisi de bu durumun. &#8220;zihinsel açıdan evliliğe yatkın olmamak&#8221;(s:60)tır asıl neden ve bu çözümün/evlilik, aslında kendi içindeki tutarsızlığını da belirtir.</p>
<p>Yazmak bile bu kaçış&#8217;ın (s.62-63) sonucudur aslında; yazmak, özgür olmaya çalışmaktır.</p>
<p>&#8220;Yazdıklarım seninle ilgiliydi, orada senin göğsünde yakınamadıklarımdan yakınıyordum yalnızca.&#8221; (s:48) der -bu mektubu yazdığında, üç eseri yayımlanmıştır- ve burada henüz özgür olamadığını belirtir. Yazma ediminin temelinde dahi babası vardır, babadan kaçmak, özgür olmak&#8230; olarak belirtse de nedenlerini, aslında babası tarafından onaylanmak isteminin dışavurumudur bu.</p>
<p>İlginç olansa bu baba-oğul ilişkisinin güçlü-güçsüz, ezen-ezilen, otorite-çalışan, bürokrasi-halk&#8230; gibi Kafka&#8217;nın en önemli konularına ve karakterlerine-edilgen, değersiz, başarısız&#8230;- bir temel oluşturmasıdır. Özellikle babasının yanında çalışanları ezmesi ve zalimliğini(s.35) aktardığı bölüm, baba figürünün; otorite baskısını anlattığı romanlarının ardındaki temel neden olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Mektubun sonunda babasının kendisine verdiği cevabı hayal ederek kendi sorularına, değerlendirmelerine, kendi bakışına cevap verir. Ama babasının bu savunmasına verdiği cevap neredeyse mektubun geneline yayılmış olan fikirdir:</p>
<p>&#8220;Beni sen böyle eğittin.&#8221;</p>
<p>Baba-oğul çatışmasının, onaylanmak istenen oğulun, oğlunu seven ama bunu gösteremeyen bir babanın, sevgisini göstermekten çok eleştiren, kendi yaşadığı zorlukları yaşamayan ve bunu devamlı çocuklarının yüzüne vurarak kendi yaşadıklarıyla çocuklarını ezen bir babanın anlatımı Babaya Mektup. Aynı zamanda kendi kişisel hikayesini yaşadığı döneme aktaran/uyarlayan ve tespitleriyle kendisinden sonraki kuşakları etkileyen ve hala etkilemeye devam eden bir yazarın biyografik özellik gösteren eseri.</p>
<p>Babası olmasaydı Kafka olur muydu?</p>
<p>Babası olmasaydı Kafkaesk roman dediğimiz tür doğar mıydı?!</p>
<p>Babası olmasaydı günümüzde dahi kendimizi öyle hissettiğimiz Kafka karakterleri olur muydu?&#8230;</p>
<p>Her olayın bir sebebi bir de sonucu vardır ve sebepler sizi üzerken, kırarken&#8230; sonuçlar tam tersi olabilir. Sizin kaybınız başkalarının kazancı olabilir. Sizi kırıp inciten başkalarına ders olabilir&#8230; ve yazıya dökülen hayatınızın şifreleri, değeri yıllar sonra anlaşılan ve hiç tanışmayacağınız insanların hazinesi olabilir&#8230; Hayatın ironisi olmalı bu.</p>
<p>Kafka&#8217;nın Babaya Mektup ve Milena&#8217;ya Mektuplar&#8217;ını okuduğumda soğuk, uzak ve yazar Kafka, yaşayan kanlı canlı insana büründü; hayatımdaki en önemli ve değerli insanlardan biri haline geldi. Milena&#8217;ya Mektuplar&#8217;ın kimi yerinde kendimi Kafka gibi hissettim, aslında o, benmişim gibi hissettim. Yalnızlığı, rahatsızlığı, zaafları, güçsüzlüğü, beklentileri&#8230; Uzaktan görünen ulaşılmaz, soğuk fildişi kulenin aslında yalnızlıkla ve hayal kırıklıklarıyla örülü dünyasında onun güçsüzlüğünü ve hastalığını ve bunun asıl nedenlerini o kadar derinden paylaşıyor ve o kadar iyi biliyorum ki&#8230; Şimdi geriye ondan bir ya da iki eser kaldı okumadığım, onlar da tamamlandığında, başa döneceğim, özellikle kendi yaşamına dair kelimelerin, hislerin, dünyanın olduğu yapıtlara: Babaya Mektup&#8217;a ve Milena&#8217;ya Mektuplar&#8217;a.</p>
<p>Milena&#8217;ya Mektuplar hakkında da bir şeyler yazar mıyım, henüz bilmiyorum&#8230;</p>
<p> </p>
<hr size="3" /><a name="_edn1"></a>Franz Kafka, Babaya Mektup, Can yayınları, çev. Cemal Ener, 3.basım.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklara yetişkinler gibi ceza verirseniz &#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/08/cocuklara-yetiskinler-gibi-ceza-verirseniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/11/08/cocuklara-yetiskinler-gibi-ceza-verirseniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 10:11:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<category><![CDATA[tmk magduru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7162</guid>
		<description><![CDATA[


Çocuklara yetişkinler gibi ceza verirseniz nasıl kazanabilirsiniz?


Nuriye Akman (Zaman)  Mehmet Uçum 22 yıldır serbest avukat olarak çalışıyor. Bu süre içinde insan hakları, faili meçhul cinayetler ve kayıplar, deprem ve hukuk, basın hukuku, ceza hukuku, avukatlık hukuku, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanlarında bir dizi faaliyet yürütmüş.
Şu anda, kendilerine Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları diyen ve 1991&#8242;den [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><strong>Çocuklara yetişkinler gibi ceza verirseniz nasıl kazanabilirsiniz?</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/11/01/mehmetucum.jpg" alt="" align="right" /><a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=910240&amp;title=roportaj-mehmet-ucum-cocuklara-yetiskinler-gibi-ceza-verirseniz-nasil-kazanabilirsiniz&amp;haberSayfa=0" target="_blank">Nuriye Akman (Zaman)</a>  Mehmet Uçum 22 yıldır serbest avukat olarak çalışıyor. Bu süre içinde insan hakları, faili meçhul cinayetler ve kayıplar, deprem ve hukuk, basın hukuku, ceza hukuku, avukatlık hukuku, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanlarında bir dizi faaliyet yürütmüş.<br />
Şu anda, kendilerine Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları diyen ve 1991&#8242;den bu yana yürürlükte olan Terörle Mücadele Kanununun mağduru olan çocukların sorunlarını gündeme taşıyan bir sivil inisiyatifte yer alıyor. Uçumla, her kesimden, her görüşten duyarlı insanın desteklediği çocuklara adalet talebinin <span id="more-7162"></span>nasıl bir çabayla yasa metnine dönüştüğünün ve hükümetin önümüzdeki günlerde meclise getirmesi beklenen yeni tasarısında çocuklara yönelik hangi iyileştirici hükümlerin yer almasının gerekli olduğunu konuştuk. Eğer bu söyleşide dile getirilen hususlar yasalaşırsa bu, sivil toplum hareketlerinin sadece muhalefet etme, suçlama alışkanlığından vazgeçtiğine, toplum sağlığı açısından yapıcı öneriler sunmakla kalmayıp, bunun için büyük bir fedakârlıkla çalışıldığında, sonuç da alınabildiğine dair cesaret verici güzel bir örneğimiz de olacak.<strong>Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları&#8217;nın hikâyesi nasıl başladı?</strong></p>
<p>Bu yılın başlarında Terörle Mücadele Kanunu (TMK) mağduru çocuklardan birisinin ablası, bu çocukların sorunlarına dikkat çeken bir mektup yazıyor ve çeşitli gruplara gönderiyor.</p>
<p>İnternet ortamında dolaşan bu mektup vesilesiyle başta tiyatro oyuncusu, yönetmen Mehmet Atak olmak üzere bazı sanatçı, yazar arkadaşların da içinde yer aldığı bir grup bu soruna duyarlılık gösterip bu mektup üzerinden kısa bir metin oluşturuyorlar. Sonra o metni imzaya açıyorlar. Ben ve avukat eşim bu metni imzaladık. 1 Nisan&#8217;da Bilgi Üniversitesi&#8217;nde bir toplantı yapıldı. Ben de bu çocuklarla ilgili hukuk sunuşu yaptım. Hazırlık ve incelemeleri yaparken bu sorunun çok vahim boyutları olduğunu farkettim.</p>
<p><strong>Sizin kişisel hikâyenizde bu mağduriyetin izleri var mı?</strong></p>
<p>Evet, ben de geçmişte bir çocuk olarak bu mağduriyeti yaşamıştım. Ben 1980&#8242;de 15 yaşındayken duvarlara yazı yazıp pankart astığım için Kars&#8217;ta gözaltına alındım.</p>
<p><strong>Ne yazıyordunuz duvara, hatırlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Hatırlıyorum. İstanbul&#8217;da öldürülmüş bir kişi vardı. İsmi de Hamza Can. Benim kendimi ait hissettiğim sol grubun üyesi olan bir kişi. &#8220;Hamza Can Yoldaş Ölümsüzdür, Katilleri Bulunsun, Faşizme Geçit Yok, Yaşasın Demokrasi ve Özgürlük&#8221; gibi şeyler vardı pankartlarda. 7 Eylül günü alındım. 11 Eylül günü savcılığa çıkarılıp belki serbest bırakılmak gibi bir süreç yaşayacakken o gün bir dizi aksilikler oldu. Ertesi gün 12 Eylül oldu. Ben tabi 16 yaşında çıktım. Yani 6-7 ay kadar kaldım. Sonra birkaç kez daha girdim.</p>
<p><strong>Kürt müsünüz?</strong></p>
<p>Hayır değilim, Karslıyım. Kars&#8217;ta Kürtler vardır, Azeriler vardır, Türkmenler vardır, Terekemeler, Malaganlar vardır bir de Yerli denen, etnik kökleri karışık olduğu tahmin edilen kendilerini Türk kabul eden bir grup vardır. Ben o grup içindeyim. 1991&#8242;de yürürlüğe giren TMK, 12 Eylül koşullarında olsaydı ben en az 7,5 yıl ceza alacaktım.</p>
<p><strong>Sırf bu lafları yazdınız diye mi?</strong></p>
<p>Tabii tabii. Örgüt üyesi olmadığım açık. Örgüte destekçilik yapıyorum. Fakat yeni TMK&#8217; da öyle bir düzenleme var ki, çocuklar örgüt üyesi olmasa bile örgüt adına yapılan bir gösteriye katılırlarsa veya örgüt adına atılmış bir propaganda sloganına eşlik ederlerse, örgüt üyesi gibi cezalandırılıyorlar. Türkiye12 Eylül koşullarında tahminlere göre 65 bin çocuğu yargılama sürecinden geçirdi. Resmi kayıtlara göre 650 bin kişi soruşturuldu ve kovuşturuldu. Bunun yüzde 10&#8242;unun 12-18 yaş grubundaki çocuklar olduğu söylenebilir. O sırada TMK olmadığı için örgüt üyesi olmayan çocuklara bu kadar ağır cezalar verilmedi.</p>
<p><strong></strong></p>
<p>TMK&#8217;nın 1991&#8242;de hangi koşullarda yürürlüğe girdiğini hatırlıyor musunuz?</p>
<p>Tabii. Soğuk savaş döneminin bitişinden sonra devletler güvenlik konseptlerini değiştirdiler Artık iki değil tek kutuplu olan dünyada asıl tehdit terör dediler. Yaratılan bir belirsiz düşman vardı. Hem ABD&#8217;de hem Avrupa&#8217;da terörle mücadelenin artık özel usullerle yapılması gerektiği yönünde bir anlayış gelişti. Devletlerin güvenlik konseptlerine ilişkin bakış açılarını değiştirmeleri, yeni hukuki düzenlemeleri de gerekli kıldı. O dönemde birçok yerde terörle mücadeleye ilişkin özel yasalar gündeme geldi. Türkiye de ondan nasibini aldı.</p>
<p><strong>PKK&#8217;nın ilk saldırılarını 1984&#8242;te başlattığı düşünülürse, devletin işine de gelmiştir.</strong></p>
<p>Tabii o dönemlerde ekstrem sol gruplar güçlüydü. Şiddeti yöntem olarak kullanan farklı siyasi referanslı örgütler vardı. Dünya genelinde de artık baş tehdit terördür gibi bir tanımlama olunca, bunun yasamaya yansıması son derece normal. Bazı ülkeler terörle mücadeleye ilişkin özel kanunlar yapmayı tercih ettiler. Bir hukuk siyaseti tercihi yaptılar yani. Buradaki tercih de güvenliği korumak için hak ve özgürlükleri sınırlamak oldu. TMK, aynı zamanda Ceza Hukuku&#8217;ndaki 141, 142, 163 diye bilinen ünlü maddeleri kaldıran kanundur. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran bir kanun aynı zamanda düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne çok farklı sınırlamalar ve engeller getirdi. Mesela Komünist Parti kurmak sanki serbet gibi oldu ama Siyasi Partiler Kanunu&#8217;ndaki yasak devam ettiği için şu anda Türkiye Komunist Partisi adı ile bir parti olsa bile Anayasa Mahkemesi&#8217;nde kapatma davası yakın tarihe kadar yürüdü ve bu yılın temmuz ayında düşürüldü.</p>
<p><strong>Çocuklarla ilgili hangi kısıtlamalar geldi?</strong></p>
<p>Yetişkinler birtakım yasal düzenlemeler yaptıklarında yaş gruplarına ya da cinsiyete göre korunması gereken kişileri çok fazla gözetmiyorlar. Bu bilinçli bir tercih de olabilir, erkek egemen bakışın etkili olduğu bir hukuk anlayışı da olabilir. TMK&#8217;ya göre normal yetişkinler, adli suçlulara göre daha ağır koşullarda göz altına alınacak, daha ağır koşullarda yargılanacak, daha ağır cezalar alacak ve cezalar daha ağır koşullarda infaz edilecek. Bunun anlamı, iki yetişkinden biri adli bir suç diğeri terörle ilişkilendirilmiş bir suç işlerse adli suç işleyene göre terörle ilişkilendirilmiş suç işleyenler için çok daha ağır koşullarda yargılanan bir kategori yaratması.</p>
<p><strong>Çocuklar da büyükler gibi mi yargılanıyor?</strong></p>
<p>Evet, çocuklar da hem yetişkinler gibi muamele görüyor, hem de terör suçlusu yetişkinlermiş gibi sorgulanıyor, yargılanıyor, cezalandırılıyor ve cezaları infaz ediliyor. Yani çifte haksızlık var. Çocukları koruyucu hükümler konması gerekirdi.</p>
<p><strong>Peki bizim çocuk koruma hukuku denen hukukumuza ne oldu?</strong></p>
<p>Çocuk koruma hukukunda suçlu çocuk yoktur suça sürüklenen çocuk vardır tanımı yer alır. Bunun anlamı da, 12-18 yaş grubunda her çocuk bir suçla ilişkilendirilebilir, ama bunu normal suç işleyen yetişkin gibi göremezsin. Suça sürüklenen çocuk gibi gördüğün zaman da ona ilişkin çok özel koruyucu uygulamalar yapmak zorundasın. Mesela 12-15 yaş grubu için bir cinayet bile işlese o çocuğun yaptığı eylemin hukuki sonuçlarını, anlam ve önemini kavrayıp kavrayamayacağına ilişkin bir rapor alman lazım. Bu rapora göre, suça müdrik midir, değil midir onu tespit edeceksin, ondan sonra ona bir ceza verecek ya da vermeyeceksin, farklı önlemler alacaksın veya bir ceza vereceksen gerekli indirimleri yapacaksın.</p>
<p><strong>Yani çocuk koruma hukukunun üzerinde oturduğu bazı prensipler var.</strong></p>
<p>Bir kere çocukların suçla ilişkilendirildikleri ortamın, çocuklar lehine yargılamada değerlendirilmesi gerek. Eğer müdrik değilse ceza vermemek. Eğer ceza veriyorsan gerekli indirimleri yapmak. Eğer yargılama yapıyorsan örneğin çocukları gözaltına alıyorsan, emniyet çocuk büroları gibi bürolarda çocuklarla ilgili eğitilmiş polislerin görevli oldğu bir ortam yaratmak. Çocuk savcılarının ifade aldığı bir ortam yaratmak. Yargılamaları sırasında sosyal görevli bulundurmak. Çocukları mahkemeye kelepçeyle getirip götürmemek. Tutukluysa çocukları çocuk koğuşlarında barındırmak. Ceza veriyorsan her türlü indirmi yapmak, tutuklanmayı, cezayı çocuklar için en son çare olarak uygulamak.</p>
<p><strong>TMK çıkıncaya kadar bunlara uyuyor muydu Türkiye?</strong></p>
<p>Hayır. 1979&#8242;da biz çocuk mahkemeleri kanununu kabul etmişiz. Bu kanunun devreye girmesine kadar epey bir zaman geçmiş. 1989&#8242;da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edildi biz 1995&#8242;te bunu kabul etmişiz. 2005&#8242;te çocuk koruma kanununu kabul etmişiz ancak. 2005&#8242;e kadar biz çocuk mahkemelerini az çok devreye soktuk ama gerçek anlamda çocuk korumanın hukuk sistemimize geçişinin başlangıcı 2005.</p>
<p><strong>2005&#8242;ten sonra ne oldu?</strong></p>
<p>Çocuk mahkemelerinin, emniyet çocuk bürolarının sayısında artış oldu, çocuk savcılıkları geliştirildi. Sosyal görevli incelemesi, sosyal raporlar devreye girdi. Henüz daha yetersiz fakat Türkiye çok güçlü bir çocuk koruma hukuk tercihi yapmış durumda. Yapısal yetersizlikleri olsa da BM ve Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmelerinin kabul edilmiş olması, Türk hukuk sisteminde bir çocuk koruma hukukunun çok güçlü bir biçimde yer aldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Durum ironik. Hem çocuklar için düzenlenmiş bir koruma hukuku var, hem de çocuklar da büyükler gibi, terör suçlusu gibi yargılanıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.</strong></p>
<p>TMK ile ilişkilendirilen çocukların durumu sistemde bir sapmadır. Bir sapmanın düzeltilmesini talep etmek bir reform istemek değildir. Bu devlet bir hukuk siyaseti tercih etmiş onun içine bir çocuk koruma hukukunu yerleştirmiş. Orada mümkün olduğunca çocukları koruyucu yapıları ve kuralları oluşturmaya çalışıyor. Ama konu terörle mücadele kanunuyla ilişkilendirilen çocuklara gelince orada keskin bir haksızlıkla, hukuksuzlukla karşılaşıyoruz. Bu sapmayı düzeltelim diyoruz.</p>
<p><strong>Bu düzeltmeyi demokratik açılımın bir parçası olarak mı ele alıyorsunuz?</strong></p>
<p>Hayır. Bu, demokratik açılımın dışında ele alınması gereken bir konudur. Çünkü bu sorunu biz gündeme getirdiğimizde henüz demokratik açılım yoktu. Daha sonra gerek hükümet, gerek diğer çevreler, bu sorununun çözümünü demokratik açılım içinde tartışmaya başladılar. Bunun temel sebebi de şu anda bu çocukların çoğunlukla Kürt çocukları olması. Çoğunlukla o bölgede yaşayan çocukları etki altına alan bir sorun olarak yaşanması. Ama İstanbul&#8217;da da var, Bursa&#8217;da da var. İzmir&#8217;de de var. Konjonktür, bu sorunu şu anda Kürt çocukları üzerinden yaşatıyor bize.</p>
<p><strong>TMK&#8217;nın çıktığı 1991&#8242;den 2009&#8242;a kadar geçen 18 yıllık süreçte kaç çocuk mağdur oldu biliyor muyuz?</strong></p>
<p>Geçmişte sağ sol, farklı ekstrem gruplarla ilişkilendirilmiş kayıtlarını Adalet Bakanlığı arşivlerinden çıkarabildiğimiz ve öngörebildiğimiz kadarıyla 10 bine yakın çocuğun mağdur olduğu bir süreçten söz ediyoruz. Dev Sol ile ilişkilendirilen çocuklar, IBDA-C ile ilişkilendirilen çocuklar, Hizbullah ile ilişkilendirilen, PKK ile ilişkilendirilen birçok çocuk bu sürecin mağduru olmuş. Her referanstan sol, sağ, dinsel yasa dışı, hukuk dışı örgütlerle ilişkilendirilen bütün çocukları etkileyen bir yasadan söz ediyoruz. Dolayısıyla konjonktürde Kürt çocuklarının yaşadığı bir sorun olarak görülmesi, bunun esas itibariyle Kürt sorunun bir parçası olduğu sonucunu doğurmaz. Dolayısıyla bu soruna baktığımız zaman bunu bir çocuk sorunu olarak görmek gerekiyor.</p>
<p><strong>O halde sizin adalet çağırıcıları olarak talebiniz nedir?</strong></p>
<p>Biz niye bu sorun üzerinde bu kadar duruyoruz. Bu sorun şudur. Bir yasal gösteri düşünün, bir basın açıklaması yapılıyor, bir miting oluyor, 16- 18 yaş grubu çocuklar bu gösteriye katılıyor. Yüzlerini kısmen ya da tamamen kapatıyorlar. Slogan atıldığında o slogana iştirak ediyorlar ki bu yasa dışı örgütlerin sloganı oluyor. Polis dağılın dediğinde de taş alıp, atıyorlar. Bu çocuklarla ilgili düzenlenen iddianamede istenen ceza 34.5 yıl. Bu çocuğa verilebilecek en az ceza, yaş indiriminden sonra 16 yıl 4 ay.</p>
<p><strong>TMK ile ilişkilendirildikleri için bu kadar yüksek ceza veriliyor. Peki bu çocuk adli suç işleseydi ne ceza alacaktı?</strong></p>
<p>Diyelim çocuk, cinayet işliyor. 3 ya da 4 ay önce Diyarbakır&#8217;da ilköğretime giden bir çocuk, arkadaşını öldürdü. Bu çocuk da 16-18 yaş grubundandı. Bu çocukla ilgili düzenlenen iddianamede 10 ile 12 yıl arası ceza istendi. Bu çocuğa verilebilecek en az ceza 10 yıl olabiliyor. Taş atan çocuğa ise 16 yıl 4 ay ceza veriliyor. Cinayet işleyen çocuk adli suçlu ve çocuk koruma hukuku hükümleri çerçevesinde cezası infaz ediliyor. Çocuk koğuşlarında kalıyor. Diğer çocuğun cezası terör suçlusu gibi infaz ediliyor.</p>
<p><strong>Cezaevinde terör suçluları ile beraber kalıyor tabii. </strong></p>
<p>Tabii orada hücre sistemi olduğu için, hücrede kalıyor. 12 Eylül&#8217;den sonra örneğin İBDC ile ilişkilendirilmiş bir çocuk, 8 sene Bolu F tipi ceza evinde kaldı. 17 yaşında cezaevine girdi, 25-26 yaşında çıktı. Şu an psikolojik sorunları var. 10 yıl ceza alan, cinayetten yargılanan çocuğun şartla salıverilme hakkı, cezasının üçte ikisini yatmasına bağlı. Bu ne demek, 6 yıl 8 ay sonra bu çocuk dışarı çıkabilir. Ama diğerinin çıkması, cezasının dörtte üçünü yatmasına bağlı. O da 12 yıl 3 ay sonra dışarı çıkabilir. O zaman içinde üç kere disiplin cezası alırsa, şartla salıverilme hakkı da yanıyor. Bazı Baro&#8217;lardan insan hakları örgütlerinden ve davaları takip eden avukatlardan aldığımız sayılar var. 2006&#8242;dan bu yana yaklaşık 3 bin çocuk TMK ile ilişkilendirilerek sorgulanmış. Bazıları hakkında davalar açılmış. Bazıları tutuklanmış. Bazıları hakkında cezalar verilmiş. Bazılarının dosyaları Yargıtay&#8217;da. Tespit edebildiğimiz kadarıyla aralarında 24 yıl ceza alanlar var. 15 yıl, 10 yıl, 7.5 yıl, 6 yıl ceza alanlar var. Birkaç gün önce 4 yıl 2 şer ay ceza alan çocukların haberleri vardı basında.</p>
<p><strong>Sonuçta ciddi bir biçimde çocukları tehdit eden bir sistemle karşı karşıyayız. Bu sistem nasıl düzeltilebilir?</strong></p>
<p>Biz TMK ile ilişkilendirilmiş çocuklara sorun yaratan, bunlara bu kadar yüksek ceza verilmesine sebebiyet veren ve bunları terör suçlusu gibi gören düzenlemelere yönelik alternatif bir yasa değişikliği önerisi hazırladık. Bu çocuklar, terör propagandası yapılan bir toplantıya katıldığı için terör örgütü üyesi olmasalar bile terör örgütü üyesi gibi ceza alıyorlar.</p>
<p>Bana bu çelişkiyi birisi açıklasın. PKK üyeleri bundan önce de geldiler, daha geçen gün de geldiler. Bu insanların terör örgütü üyesi olduğu konusunda bir şüphesi yok devletin. Dağda silahla gezen adam geliyor, silahını teslim ediyor, pişmanım demesine de gerek yok, herhangi bir eylemle ilişkilendirilmedikleri için haklarında soruşturma dahi açılmıyor. Bu da doğru bir yaklaşımdır buna yanlış demiyorum ama şimdi sen terör örgütü üyesi ile ilgili soruşturma dahi açmıyorsun. Bir çocuk sadece bir gösteriye katıldığı için üye olmadığı halde üye gibi cezalandırıyorsun.</p>
<p><strong>Bu çocuklara bir suçtan mı, bir kaç suçtan mı ceza veriliyor?</strong></p>
<p>Mahkeme kararları şöyledir: Terör örgütü üyesi olmadığı sabit olduğu halde örgüt üyesi gibi cezalandırılmasına. Bu cezanın indirimsiz hali 7,5 yıl. Ayrıca taş attıkları için güvenlik güçlerine silahla direnişten 5 yıldan 8 yıla kadar ceza alıyorlar, Yüzlerini kısmen ya da tamamen kapattıkları için örgüt propagandasından 1 yıldan 3 yıla kadar ceza alıyorlar. Kamu malına zarar vermekten ceza alıyorlar. Topluyorsun bir koyundan 50 tane post çıkarıp anormal cezalar veriliyor. Diyoruz ki bu çocuklar gösterilere de katılmış olabilirler, bunlara örgüt üyesi gibi ceza vermeyin. Taş atmayı güvenlik güçlerine silahlı direnme kapsamında görmeyin. Yüzlerini kısmen ya da tamamen kapatmalarını çocuklar bakımından örgüt propagandası olarak görmeyin.</p>
<p><strong></strong></p>
<p>Bu tip eylemleri yapan çocuklar tamamen cezadan muaf olsun demiyorsunuz değil mi?</p>
<p>Hayır. Bir zarar verdiyse o zararın sonuçlarına katlanmasın demiyoruz. Bizim değişiklik önerilerimizi kabul ederlerse 3 yıla kadar ceza verebilirler de. Bu 3 yıla kadar olan cezayı da erteleyebilirler, paraya çevirebilirler, git kitap oku çocuğum kütüphanede diyebilirler, sosyal bir projeye katabilirler. Çünkü şu andaki sistemde çocuklar 3 yıla kadar ceza alsa bile 16-18 yaş grubundaki çocuklara erteleme yasak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasak. Para cezasına çevirme yasak. Seçenek yaptırımlar yasak.</p>
<p><strong>Çocuk terör suçlusu gibi göründüğü için başka adli suçlulara tanınmış haklar tanınmıyor yani </strong></p>
<p> </p>
<p>Evet. Bütün bunlar ayıklanırsa bu çocukların alabilecekleri ceza en fazla 3 yıla kadar olabilir. 3 yıla kadar olursa ertelenebilir, iki yıla kadar olursa hakkındaki kararın açıklanması geriye bırakılabilir. Bir yıl kadar olursa para cezası verilebilir. Zaten sistemde var olan alternatifleri çocuklara uygulayın diyoruz. Mayıs ayından itibaren meclisle hükümetle muhalefet partileriyle temaslarımızı sürdürüyoruz. Adalet Bakanı Sadullah Ergin&#8217;le, Aileden ve Kadından sorumlu bakan Selma Kavaf ile görüştük. Kabine değişikliğinden önce Nimet Hanım ile görüşmüştük. Mecliste bütün partilerden milletvekilleri ile görüştük.</p>
<p><strong>Siz bunu hazırlamadan evvel hükümetin böyle bir çalışması yok muydu?</strong></p>
<p>Hükümetin böyle bir çalışması yoktu tam tersine hükümet 2006&#8242;da TMK&#8217;da ağırlaştırıcı düzenlemeler yapmıştı. Hükümetin bu bakış açısı devam ediyordu. Gündeminde bu konu yoktu. Biz ilk yasa değişikliği önerimizi hükümete ve bütün partilere anlattık.</p>
<p>Biz konunun Kürt sorunu ile bağlantılarının olduğunu kabul etmekle birlikte esas olarak bu soruna çocuk sorunu olarak bakılması gerektiğini vurguladık. Adalet çağırıcıların yapısına bakıldığında, Türkiye&#8217;nin her kesiminden 6000 civarında çağırıcı bir araya geldi.</p>
<p><strong>Sağ sol ayrımı yok herkes var içinde.</strong></p>
<p>Evet. Siyaset üstü bir sorun olarak ele aldığımızda bütün partiler sıcak karşıladı ve bu bir çocuk sorunu olarak görülmeli ve öyle çözülmeli diye baktılar. Ağustos ayında Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bizi kabul etti. Cumhurbaşkanı&#8217;na giden heyette ben vardım, tiyatro oyuncusu, yönetmen Mehmet Atak vardı, gazeteci Balçiçek Pamir vardı, yazar Yıldız Ramazanoğlu vardı. Sanatçı Derya Alabora da vardı. Cumhurbaşkanı bize yarım saatlik görüşme süresi ayrılmıştı, 45 dakika görüştü bizimle, konuya çok duyarlı ve ilgiliydi. Bizim bu sorunu çocuk sorunu olarak ele almamızı son derece isabetli buldu. Aynı şekilde DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile diğer yöneticilerle görüşmemizde de bu sorunun bir çocuk sorunu olarak ele alınması yaklaşımını onlarında paylaştığını gördük. DTP&#8217;de konuyu demokratik açılımın dışında bir çocuk sorunu olarak bir an önce ele alıp çözmenin gerekli olduğunu kabul ediyor.</p>
<p><strong>O sırada Kürt açılımı da devreye girmişti.</strong></p>
<p>Evet. Biz temaslarımıza başladığımızda ne demokratik açılım vardı ne Kürt açılımı meselesi vardı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;e gittiğimizde de bu açılım meseleleri gündemdeydi. Biz orada dedik ki bu konunun, bu açılımın içinde bir boyut olarak ele alınmasını istemiyoruz. Çünkü açılıma ilişkin atılacak her adım sonuçta hukuk reformlarına yönelik, ilerletici adımlardır. Bu onun içine sıkıştığı zaman bu sorunun gerçek anlamda çözümü olmayacağı, bu konuda yapılacak en ufak değişikliklerin bile bir adım atıldı, gerisini bekleyin dedirtecek değişiklikler olacağını biliyorduk. Sayın Gül, son derece doğru buldu bu yaklaşımı. Evet bunun o tartışmalı alanın dışında çocuk sorunu olarak ele alınması lazım dedi.</p>
<p><strong>Fakat sonra sanırım, o anlayıştan sapıldı.</strong></p>
<p>Maalesef. 29 Eylül günü Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek bir açıklama yaptı, &#8220;Demokratik açılımın ilk adımlarından biri olarak terörle mücadele kanunu mağduru çocuklarla ilgili yasal değişiklik hazırlıklarına başladık. 3 maddede değişiklik yapacağız&#8221; dedi. Bizim talebimiz 8 maddede değişiklikti. O 3 maddedeki değişiklik de bizim talebimizin içinde ama o çocukların sorununu gerçek anlamda çözmez.</p>
<p><strong>Nedir o üç madde?</strong></p>
<p>3 maddede değişiklik şu. Terör suçluları bir suç işledikleri zaman aldıkları ceza yetmiyor onların cezalarını yüzde 50 artırıyoruz. Bir adama, &#8220;cezan 5 yıl ama sen terör suçlusu olduğun için onu 7,5 yıl yapıyorum&#8221; diyorsun. Başka bir eylemden 15 yıl ceza aldın o yetmedi onu 22,5 yıla çıkarıyorum. Hatta bazen 2/3&#8242;e kadar artış vardır. Bunu çocuklara da uyguluyorlar.</p>
<p>Önerilerimizden biri de buydu: Bu çocuklarla ilgili ceza artırımı uygulanmayacak. İkincisi bu 16-18 yaş grubundaki çocuklar eski DGM&#8217;ler dediğimiz özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar. Bizim bir talebimiz de biz bu çocukları çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılayalım. Onu kabul etmişler, 16-18 yaş grubunu çocuk ağır ceza mahkemelerine alacaklar. Üçüncüsü ise bu 16-18 yaş grubu çocuklara erteleme yasaktır. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması yasak, para cezası yasak. Seçenek yaptırımlar yasak.</p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p>Bir çocuk diyelim ki 3 yıla kadar ceza alırsa o ceza ertelenebilir ama terörle mücadele kanununda yargılanan çocuk üç yıla kadar ceza alırsa cezası ertelenemiyor, paraya çevrilemiyor belli sınırlar içerisinde örneğin 2 yıla kadar ceza alırsa çocukla ilgili kararı açıklamayı geriye bırakabiliriz. Bir yıla kadar ceza alırsa paraya çevirebilirsin. Kısa cezalarda çocuğa dersin ki sosyal bir projede çalış. Git kütüphaneye kitap oku. Bir parkta çalış vs. Hükümet, işte bunu değiştiriyor. Bu üç konu da önemli.</p>
<p><strong>Bu değişikliklerin somut sonucu ne olacak?</strong></p>
<p>Ceza artırımını kaldırdıkları için çocuklara verilen cezalarda sadece 20&#8242;şer aylık indirim yapılacak. 150 ay, 190 ay ceza almış çocuk var. Bunun cezasını 20 ay indirsen ne olur indirmesen ne olur. İyi bir şey ama bu sorunu çözmez. Bizim önerimiz ağırlaştırılmış cezaları da tamamen ortadan kaldıracak şekilde. Bu çocukların örgüt üyesi olmadıkları belli. Niye örgüt üyesi gibi ceza alsınlar? Onu kaldırın dedik. İkincisi bu çocuklar taş atıyor, güvenlik güçlerine silahlı direnme sayılıyor bu. Bu silahlı direnme sayılmasın. Niye taş atmak silahlı direnme olsun, onu kaldırın. Üçüncüsü çocuk yüzünü kapattığı için kısmen ya da tamamen, niye propagandadan ceza alıyor? Yetişkinler için onu uygulayabilirsin o ayrı bir gerekliliktir. O da ayrı tartışılır ama bu çocuklar çoğunlukla bunu oyun olsun diye veya yetişme sürecinin tepkilerini dışa vurmak için yapıyor.</p>
<p><strong>Ağabeylerini, babalarını taklit ediyorlar.</strong></p>
<p>Öykünüyorlar. Diyelim ki tepki gösteriyor. O yaş grubunu düşünsenize. Son derece isyankar bir yapıya sahipler. Biz terör suçlusu saydığımız yetişkinlerle onlara muameleyi eşit düzeyde görürsek nerde kalmış bunların çocuklukları, nerde kalmış devletin çocuklara karşı görevleri? Bunların değişmesi gerekiyor dedik ve 30 Eylül günü bir açıklama yayınladık. Dedik ki bu 3 madde iyi. Çok iyi yaptınız gündeminize aldınız. Son derece olumlu ama bu çocukların sorunlarını çözmez. Durumu doğrudan Başbakan&#8217;a ve Cemil Çiçek&#8217;e iletecek şekilde raporlar gönderdik. Yine 6, 7, 8 Ekim&#8217;de meclise gittik 3 gün boyunca bütün partilerle yeniden görüştük. Sonuçta görüşmediğimiz kimse kalmadı.</p>
<p><strong>MHP&#8217;nin tavrı ne oldu.</strong></p>
<p>Mehmet Şandır, AKP getirirse karşı çıkarız dedi. Hele Kürt açılımı içinde olursa toptan reddederiz dedi. Ancak çocuk sorunu olarak ele alınırsa destek verebileceklerini söyledi. Bu politik ya da samimi bir söz müdür süreç içerisinde göreceğiz. Yine bütün partiler ve hükümet kanadı bu konunun gerçek anlamda, bir çocuk sorunu olarak ele alınması ekseninde bizimle hemfikirdi. Cemil Çiçek de en son teklifimizi gördüğünde bunların hepsi yapılabilir demiş. Teknik açıdan da bir engel görünmüyor. AK Parti&#8217;nin hukukçular heyeti tekliflerimizi inceledi. Aşağı yukarı tamamında mutabık kaldık. 29 Eylül&#8217;de Bakanlar Kurulu&#8217;nun açıklamasından sonra meclise 3 maddelik değişiklik önerisi gidecekken, bu durduruldu, değişiklik üzerinde çalışmalar yürütülüyor şu anda. Önümüzdeki haftalarda Meclise gelmesini bekliyoruz.</p>
<p><strong>Yasa sorunu çözecek şekilde çıkarsa bu çocukların aileleri de çok rahatlayacaktır.</strong></p>
<p>Meclise ilk gittiğimizde bazı milletvekilleri, bu çocuklar sorun yaşıyor da ana babalarında da suç yok mu gibi bir takım tavırlar sergilediler. Oysa bizim bölgede gözlediğimiz olay şu: Hiçbir ana baba çocuğunun böyle bir mağduriyet yaşamasını istemez. Hangi politik düşünceye, hangi inanca sahip olursa olsun, konu çocuk olunca ana baba kendini feda eder, çocuklarının kılına dokundurtmaz. Dolayısıyla bu bakış açıcısı son derece yanlış bir bakış açısı. İkincisi bu çocuklar suça sürüklenen çocuklardır. Dolayısıyla hangi koşulların bu çocukları mağduriyete sürüklediğinin ne önemi var ki. Mesela çocuklardan birisi 15-16 yaşında içerde. 8-10 yaşındaki kardeşi. Çok seviyor abisini. Görüşe gitmek konusunda da sıkıntılar yaşıyorlar. Çocuk annesine diyor ki, anne ben de polise taş atsam beni abimin yanına götürürler mi? Bunun gibi bir sürü trajik olaylar yaşanıyor.</p>
<p><strong>Bu çocukların eğitim durumu ne?</strong></p>
<p>Bu çocukların, bir kısmı Anadolu Lisesi, bir kısmı Fen Lisesi öğrencisi, içlerinde eğitimli çocuklar da okulu terk etmiş çocuklar da var. Ama bunlar ciddi oranda okuyan çocuklardan oluşuyor. Bunların bir kısmı reaksiyonel olarak bu tip eylemlere katılıyor ama bir kısmı da sırf sırtı terli olduğu için, elinde taş izi olduğu için, koşarken kalbi atıp çarptığı için, sokaktan toplanan çocuklar. Diyarbakır&#8217;da yapılan bir araştırmaya göre dosyaların yüzde 53&#8242;ünde somut kanıtlardan ziyade güvenlik güçlerinin tuttuğu tutanaklarla yargılamalar yürüyor.</p>
<p><strong>Peki dünyada nasıl bu uygulama?</strong></p>
<p>Avrupa uygulamasında çeşitli farklılıklar var. Çocukların bir kere yaşlarına ilişkin farklılıklar var. Bazı ülkelerde çocuk kabul edilen yaşlar 22-23 &#8216;e kadar çıkartılıyor. En son 2008 dünya psikoloji kongresinde çocukluktan yetişkinliğe geçiş yaşını 23 olarak açıklandı. Şimdi bunun mutlaka yansıması olmalı. Bazı ülkeler bunu yansıtıyor. Zaten ülkelerin hukuk sistemlerini incelediklerinde cezaya ehil olma yaşı 11- 23 arası çocuk kategorisi olarak tutan değişik yelpazede düzenlemeler var. Türkiye&#8217;deki çocuklar daha erken olgunlaşabilir. Ama bu kavruk bir olgunlaşmadır. Sonuçta çocuğun bütün sosyal psikolojik ortamıyla olgunlaşma sürecine bıraktığında, 22 normal kabul edilebilir. Türkiye&#8217;de de bazı çevrelerin çocuklarına baktığınızda 20- 21 yaşındakilere ilişkin yeni yetme algısı vardır ama Doğu&#8217;ya ve Güneydoğu&#8217;ya gidiyorsunuz 17 yaşındaki bir çocuk yetişkin gibi düşünülür. Ama çağdaş hukuk sistemlerinde çocuklar hangi yaş kategorisinde suça ehil sayılırsa sayılsın çocukları özel olarak koruyan düzenlemeler istisnasız her çocuk için uygulanıyor. İlişkilendirildikleri suçların türüne göre çocuklar arasında ayrım yapılmıyor. Bizde sorun olan kısım da bu ayrımın yapılması.</p>
<p><strong>Tabii bu çocukları korumanın tek yolu yasa yapmak olmasa gerek.</strong></p>
<p>Bu çocukların mağduriyetlerini önlemenin yolu, çocuklara doğrudan ağır ceza uygulamaktan geçmiyor. Bu tip ortamları engellemekten ve bu tip ortamlarda suça itilen çocuklarla ilgili farklı rehabilitasyon çalışmaları yapmaktan geçiyor. Ceza adaletinin bir amacı var. Yetişkin bakımından amaç onu tekrar topluma kazandırmaktır. Ama çocuk bakımından bu amaç ikincildir, çok daha önemli bir amacı var çocuk ceza adaletinin, çocuğu önce kendine kazandıracaksın. Sen bir çocuğa, geleceğe hazırlanan bir yetişkine 10 yıl ceza verdikten sonra onu ne kendine, ne de topluma kazanabilirsin. 12 Eylül koşullarında terörle mücadele kanunu olsaydı benim gibi binlerce çocuk heder olup giderdi hoş birçok çocuk mağdur oldu ama ben çıktım cezaevinden okudum avukat oldum, tanıdığım başka birçok çocuk eğitimlerine devam etti bir meslek sahibi oldu.</p>
<p><strong>Öyle diyorsun ama 17 yaşında Erdal Eren asıldı biliyorsun.</strong></p>
<p>Yaşını büyültüp astılar, evet. Büyük bir trajedi ve zalimlik örneğidir o. Demek istediğim 12 Eylül koşulları daha iyiydi değil TMK nın çocuklar için yarattığı koşullar 12 eylülden daha ağır. En azından o dönemde örgüt üyesi olmayan çocuklar örgüt üyesi gibi cezalandırılmıyordu.</p>
<p>Dünyada genel olarak çocukların iyiliğini gözeten, çocukları korumaya dönük eğilim var. O yüzden derler ki, mümkünse çocuğu yargılamadan bir yaptırım uygulayın. Önce hiç yargı sürecine sokmadan. İki, ağır suçlar işlemiş olabilir, mümkünse tutuklamadan yargıla.</p>
<p><strong>Ama burada hassas bir denge var. Çocuklar hiç yargılanmayacaksa o zaman terör örgütleri çocukları daha fazla kullanırlar. Bu da çocukları korumak değil, ateşe atmak olur. Siz bu hazırladığınız metinle bu hassas dengeyi gözettiğinizi düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Kesinlikle. Bizim hazırladığımız tasarıda kurulan sistem şu. Çocuklara yöneltilen bu suçlamalar ağır suç kategorisinden kesinlikle çıkarılmalı. Hafif ya da orta suç kategorisinde değerlendirilmeli. Verilebilecek en fazla ceza 3 yılı geçmemeli. Çocuklar yargılanırken tutuklanmamalı. Cezalarda erteleme ya da diğer seçenekler uygulanmalı. Bu çocukların eğitimi tutukluyken de bırakıldıktan sonra da sürdürülmeli. Yani bütün bunları gözeten bir sistem var.</p>
<p>Şu anda ülke olarak yeni toplumsal mutabakatları ve bu mutabakatların hukukunu yaratmak zorundayız. Eski hukuk mantığıyla ve hukuk tercihleriyle mevcut durumun ihtiyaçlarını karşılamak mümkün değil. Ya bu sorunu çözeceğiz ya da bu ileride çok fazla sorun yaratacak bize.</p>
<p><strong>Mehmet Uçum - Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları Grubu</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/11/08/cocuklara-yetiskinler-gibi-ceza-verirseniz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/11/08/cocuklara-yetiskinler-gibi-ceza-verirseniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk suçluluğu ve Terörizm İlişkisi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/09/cocuk-suclulugu-ve-terorizm-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/09/cocuk-suclulugu-ve-terorizm-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 21:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. İkbal TUNA</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk suçluluğu ve Terörizm İlişkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5233</guid>
		<description><![CDATA[Suç tarihin en eski dönemlerinden beri var olmuş ve ileride de var olacak evrensel ve genel bir olaydır. Hatta günümüz dünyası bir yönüyle &#8220;büyük bir şiddetin ve büyük bir barbarlığın olduğu bir yüzyıl&#8221;1 olarak adlandırılmaktadır. Suçsuz bir toplum beklentisi ancak ütopyadır.2 Kriminolojide suçun tanımı ile ilgili yaklaşımların sayısı hayli fazladır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak; Durkheim&#8217;e [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090609_derin_dusunce_cocuk_suclu_teror.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5235" title="20090609_derin_dusunce_cocuk_suclu_teror" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090609_derin_dusunce_cocuk_suclu_teror.jpg" alt="" width="211" height="161" /></a>Suç tarihin en eski dönemlerinden beri var olmuş ve ileride de var olacak evrensel ve genel bir olaydır. Hatta günümüz dünyası bir yönüyle &#8220;büyük bir şiddetin ve büyük bir barbarlığın olduğu bir yüzyıl&#8221;<sup>1</sup> olarak adlandırılmaktadır. Suçsuz bir toplum beklentisi ancak <em>ütopyadır</em>.<sup>2</sup> Kriminolojide suçun tanımı ile ilgili yaklaşımların sayısı hayli fazladır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak; Durkheim&#8217;e göre &#8221; suç, kollektif bilincin kuvvetli ve belirmiş tutumlarını ihlal eden fiilerdir.&#8221;<sup>3</sup> Thomas ve Znaniecky eserlerinde sosyal psikoloji yönünden meseleyi ele almak suretiyle şöyle bir tarif vermektedir: &#8221; suç, kişinin kendisini mensubu saydığı grupta, varlığı toplum dayanışması ile çelişki gösteren fiildir.&#8221;<sup>4</sup> Genel olarak suç, toplumun tüm unsurlarına ters düştüğüne inanılan davranışlardır. Fakat toplumun ahlak anlayışına ters düşen her davranış suç olarak sayılmamaktadır. <span id="more-5233"></span></p>
<p align="justify"> Fiilin suç olması için kanun koyucu tarafından cezalandırılmış bulunması gerekir.<sup>5</sup> Kişinin yaşı ile suç işlemesi arasında doğrudan bir bağ bulunmamaktadır. Bir kişi suçunu işleyebilmek için planlar yapabildiği, yakalanınca cezadan nasıl kurtulabileceğini tasarladığı, cezaevini hayatının bir parçası olarak filozofça karşılayabildiği hallerde suçta olgunluk yaşına ulaşmış olur. Bu yüzden suç, çocuk,genç ve yaşlı gibi tüm yaş grupları tarafından işlenebilecek bir olaydır. </p>
<p align="justify"> Ülkemizde çocuk deyiminden; &#8220;henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi&#8221;<sup>6</sup>, anlaşıldığından bu dönemde işlenen suçlar çocuklar tarafından işlenir. Çocuklar tarafından işlenen suçların başında gasp, hırsızlık, adam öldürme ve tecavüz gelmektedir. <sup>7</sup>Fakat son yıllarda çocukların adı, terör eylemlerinin yanında anılır olmuştur. Yapılan araştırmalarda terör örgütlerinin insan kaynağı olarak 14-25 yas grubundaki gençleri kullandığı tespit edilmiştir.<sup>8</sup> Özellikle PKK terör örgütünün son zamanlarda yaptığı eylemlerde çocuklar maşa olarak kullanılmıştır. Çocuk ve terörizm arasındaki bağa geçmeden önce terör ve terörizmin ne anlama geldiğinin anlamamız gerekir. </p>
<p align="justify">     Terörizm kelimesi Fransız İhtilali sırasında ve Jakobenler&#8217;in terör sultası döneminde doğmuştur. Terörizm, önce siyasal baskı ve sosyal kontrol aleti olarak kullanılan devlet eylemi ile eşanlamlı idi. Edmond Burke 1795 yılında yazdığı meşhur bir yazıda halkın üzerine salıverilmiş &#8220;terörist&#8221; denilen binlerce cehennem köpeğinden bahsediyordu. O zaman terör genellikle Fransız İhtilali döneminde, &#8220;dehşet saltanatı&#8221; ile eş anlamlı kullanılıyordu.<sup> 9</sup> Fransızcada &#8220;terreur&#8221;, İngilizcede &#8220;terror&#8221; sözcükleri, baskının yarattığı korku ve dehşet gibi duyguların en yüksek derecesini ifade eden bir kavram olarak kullanılır. Oxford sözlüğü de terörü, büyük korku, dehşet, dehşet uyandıran, korkutan şey ya da kişi olarak tanımlamıştır.<sup>10</sup> Terör, hem şiddet yoluyla yaratılan korku ortamını hem de şiddetin kendisini ifade etmektedir ve bu nedenle terör kelimesi ile eylem kelimesi birlikte kullanılmaktadır. <sup>11</sup> Terör ve terörizm kavramları çoğunlukla birbirine karıştırılmasına rağmen terörizm, işin ideolojik boyutunu; terör ise eylem boyutunu ifade etmektedir.<sup>12</sup> </p>
<p align="justify">     <strong>Çocuğun terör faaliyetlerine ve terör örgütlerine katılmasına yol açan sebepler</strong> </p>
<p align="justify">     Çocuğun terör örgütleri tarafından kullanılması ve çocuk suçluluğu ile terörizm arasındaki ilişkiyi 3 ana başlık altında ele alacağız. </p>
<ol type="1">
<li><strong><em>İdeolojik sebepler</em></strong></li>
</ol>
<p align="justify">     Kendilerini savaş içerisinde gören teröristlerin, uğrunda canlarını dahi verecekleri bir ideolojisi vardır. Terör örgütlerinde verilen ideolojik eğitim, çocukların zihinlerinde önemli yer tutmaktadır. Günümüzde Çeçenistan ve Filistin&#8217;deki çocuklar ellerine silah verilerek, kutsal değerleri koruma bahanesiyle teröre itilmektedirler. Bu konuda verilebilecek en güzel örnek İran&#8217;ın 1982 yılında Irak&#8217;a karşı intihar birlikleri olarak kullanmış olduğu çocuklar gösterilebilir.</p>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">İran lideri Şah Rıza Pehlevi döneminde ülkede başlayan hoşnutsuzlukların sebep olduğu toplumsal olayların kontrolden çıkması sonucu, 1979 Ocak ayı ortalarında Şah ve diğer üst düzey yöneticiler ülkeyi terk etmiş, idareyi geçici bir hükümete bırakmış ve ülkede belirsizlik, çok başlılık ve toplumsal bölünme baş göstermişti. Yönetim boşluğu, 1 Şubat 1979&#8242;da Humeyni&#8217;nin sürgünde olduğu Fransa&#8217;dan uçakla İran&#8217;a gelmesiyle son bulmuş ve bu andan itibaren Humeyni, İran&#8217;ın yeni lideri olmuştu. Bu bölünme ve iç kargaşa ortamından faydalanmak isteyen Irak lideri Saddam Hüseyin, 1980 yılında, İran&#8217;ın petrol sahalarını ele geçirmek maksadıyla, ordusunu 400 km.lik bir cephede İran&#8217;a taarruz ettirdi. Humeyni&#8217;nin &#8220;Allah&#8217;ın bir lütfu&#8221; olarak nitelendirdiği bu saldırı, İran halkının Humeyni&#8217;nin liderliğinde birleşmesini sağladı.  </p>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Savaşın ilk yılında, Irak ordusunun taarruzları başarıyla gelişerek Hürremşehir dahil bir çok İran toprağı ele geçirildi. 1981 yılında, İran karşı taarruzu başladı ve ağır gelişmesine rağmen kaybedilen İran toprakları 1982 yılında tekrar ele geçirildi. İran ordusunun artık savaşın bitirilmesi yönündeki ısrarlarına rağmen Humeyni &#8220;savaşa devam&#8221; kararı verdi. Yeni askerî strateji; Irak hatlarına hiçbir askerî desteği olmayan insan dalgalarıyla yapılacak taarruzlarla savunma mevzilerinin kırılması esasına dayanıyordu. Bu taarruzları yapacak olanlar intihar birlikleriydi ve bu görev için İran&#8217;ın insan sayısı yeterliydi. Önemli olan bu birliklerde görev yapacak kendini ölüme  hazır hisseden askerleri bulmaktı.</p>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Pasdaran, bu ihtiyacı henüz okullarda  öğrenci olan 12-15 yaş grubundaki, Kerbelâ Olayını mistik bir hava ile anlatarak motive ettiği çocuklardan karşılıyordu. Bu çocuklar, önce kahraman ve daha sonra da şehit olmaları için teşvik ediliyordu ve intihar birliklerine girmeyi kabul etmeyenler korkak, aileleri ise gerçek müslüman olmamakla suçlanıyordu. Şehitliği kabul eden çocukların ailelerine bir aylık işçi maaşına eşit olan 6000 tümen para veriliyordu ve kısa ancak yoğun bir eğitime alınıyorlardı.</p>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Eğitimin sonunda, bu çocuklar zalim Iraklılara ve onların &#8220;şeytani&#8221; liderleri Saddam Hüseyin&#8217;i yok etmek üzere, boyunlarında cennetin kapısını açmak üzere kullanacakları  temsili anahtar ve sırtlarında &#8220;İmam Humeyni bana cennete girmek için özel izin verdi&#8221; yazılı gömlekler olduğu halde taarruz mevzilerine gönderiliyorlardı.</p>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Taarruz başladığında ön sıralardakilerin tamamı hücum emriyle çekinmeden girdikleri mayın tarlalarındaki mayınların patlamasıyla hemen ölüyor ve geriden gelenler onların üzerine basarak ileriye doğru koşuyorlardı. Iraklıların mayınların patlamasıyla çıkan toz bulutunun içerisine yoğun bir şekilde açtığı makineli tüfek ateşleriyle geriden gelenlerin neredeyse tamamının ölmesiyle intihar taarruzu sona eriyordu ve hemen arkalarından ilerleyen İran tank ve piyade birliklerinin &#8220;temizlenmiş&#8221; mayın tarlalarından taarruzu başlıyordu.<sup>13</sup> </p>
</ul>
</li>
</ul>
<p align="justify">     Ülkemizde ise özellikle İBDA-C ve Hizbullah terör örgütü, dini kisve altında çocukları kendi emelleri doğrultusunda istismar etmektedir. PKK terör örgütüne baktığımızda ise, özellikle Kürt vatandaşların hakkını arama, eşitsizlik ve yoksulluk bahaneleriyle çocuklar örgüte dahil ettiği görülmektedir.</p>
<p align="justify">     Bunun haricinde ülkemizde yıllardan beri devam eden farklı kimlik, din ve kültürlere karşı tahammülsüzlük de ideolojik sebepler içerisine girmektedir. Devletin yıllardan beri azınlık karşıtı politikalarla<sup>14</sup>, Türk-Kürt ve Müslüman-Gayrimüslim halk arasındaki uçurumu artırması da şiddete yönelik eğilimi artırmaktadır. Milliyetçi seçkinlerimiz kendi etnik ve dini kimlikleri doğrultusunda vatandaşlığın inşasına<sup>15</sup> çalışmışlardır. Bunun en bilinen örneği ise ülkemizdeki ülkücü gençliğin fikir babalarından olan Nihal Atsız&#8217; ın oğluna yazdığı şu mektupta göze çarpmaktadır: </p>
<ul>
<p align="justify">     <em>Yağmur Oğlum! </em></p>
</ul>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify"><em>Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.</em></p>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<p align="justify">     <em>Tanrı yardımcın olsun!</em><sup><em>16</em></sup> </p>
</ul>
<p align="justify">     Mektubun yazarı, günümüz itibariyle 14-18 yaş arası gençlerimizin en çok okuduğu yazarlar arasında kendine yer bulmuştur. Milliyetçilik düşüncesinin en üst noktası olan faşizmin ayak seslerinin duyulduğu bu satırlar, birçok gencimizde sağlıklı düşünmenin önünü kapatmakta ve Türk-Müslüman dışındakilere karşı nefreti körüklemektedir.  </p>
<p align="justify">     <strong><em>   2- Teknolojik sebepler (medyanın ve internetin etkisi)</em></strong></p>
<p align="justify">     İnternet; pek çok yararlı bilgi ve faaliyetlerinin yanı sıra, şiddeti, terörü, ayrımcılığı, nefreti ve bu yöndeki çeşitli tehlikeleri de beraberinde getirebilmektir. Genel olarak denetim ve gözetimden uzak olan İnternet, çocukları ve gençleri etkilemeye devam etmektedir. İnternet bu haliyle, özellikle çocuklar ve gençler için, tehlikeli ve kontrolsüz bir kapı hükmündedir.<sup>17</sup> Bugün için binlerce site, bomba, silah yapımı ve kullanımı konusunda eğitim imkânı sunmaktadır.<sup>18</sup> Pek çok uzman, İnsanın doğasına ait nefret ve saldırganlık hislerinin davranışa dökülmesinde sosyal öğrenmelerin ve dış etkenlerin etkili olduğunu savunmaktadır.<sup>19</sup> Günümüzde, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan kavgalar, işkence olayları, savaş suçlularının infazı veya terör örgütlerince yapılan infazlar gibi olayların görüntülerinin İnternette kolay bir şekilde yayınlanabilmesi ve bu sitelerin en çok ziyaret edilen İnternet siteleri arasında yer alması kaygı verici bir duruma gelmiştir. Bu konuda, ABD&#8217;nin 11 Eylül saldırıları sonrası Irak&#8217;ta başlattığı askeri müdahaleden sonra, El-kaide terör örgütü tarafından esir alınan Amerikan askerlerinin öldürülmesi ve infaz görüntülerinin İnternet aracılığıyla tüm dünyaya yayınlanması örnek olarak verilebilir.</p>
<p align="justify">     Ayrıca çocuklarımızın saatlerce bilgisayar başında savaş oyunları oynadığını hesap edersek, durumun vahametini daha iyi kavrayabiliriz. Bu tip oyunların askerlere belli bir amaçla bilinçli olarak izlettirilmesi ve oynattırılması yararlı olabilir. Ancak, aynı kurguya sahip oyunların sivil insanlar, çocuklar ve gençler tarafından da oynanması hiçbir gerekçeyle açıklanamaz. Savaş ve kavga kurgularıyla dolu bu oyunlar anne-babanın şefkat ve sevgiyle kucaklayamadığı çocuk ve gençleri etkisi altına almakta, onları her gün bilgisayar başına hapsetmektedir. Bu oyunlar aracılığıyla bazen Amerikan askeri rolüne girip terörist avına, bazen terörist rolüne girip asker avına çıkılmaktadır. Counter-Strike ve GTA, kavga ve savaş kültürüne dayalı oyunlardan şu an için en popüler olanlarıdır. <sup>20</sup></p>
<p align="justify">     Günümüzde terör örgütleri, kitlelerin dikkatini çekebilme, güvenini kazanabilme, umut ve beklentileriyle ilgili alternatif sunabilme ve bu yollarla onları harekete geçmeye hazır hale getirme gibi faaliyetlerin yürütülmesinde İnterneti kullanmaktadırlar.<sup>21</sup> Ayrıca bu konuda, gereken önlemlerin alınmaması ve toplumsal duyarlılığın oluşmaması halinde İnternet erişimi yapan her çocuk veya genç için, terör örgütlerinin faaliyetlerine sempati duyma, onları destekleme ve İnternetten yardım etme (site kırma, bilişim suçu işleme gibi) suç işleme gibi olumsuzluklar söz konusudur.</p>
<p align="justify">     Yrd. Doç. Dr. Sevim Cesur ve Yrd. Doç. Dr. Oya Paker&#8217;in 2007 yılında yurdun çeşitli bölgelerinden 452 çocuk üzerinde, &#8220;çocukların TV programı tercihleri&#8221; konulu araştırmanın<sup>22</sup> sonuçlarına bakacak olursak; </p>
<ul>
<li> 
<ul>     <strong>Çocuklar TV&#8217;de En Çok Neyi Seyretmekten Hoslanıyor?</strong></ul>
</li>
</ul>
<p><a name="0.1_table01"></a></p>
<ul>
<li> 
<ul>
<li> 
<ul>
<table border="2" cellspacing="0" width="320">
<tbody>
<tr valign="top">
<td height="12">çizgi film</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>412</td>
<td>90,7</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">belgesel</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>23</td>
<td>5,1</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">dizi</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>15</td>
<td>3,3</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">spor</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>1</td>
<td>0,2</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">haber</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>1</td>
<td>0,2</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">cevapsız</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>2</td>
<td>4.0</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td height="12">toplam</td>
<td> </td>
<td> </td>
<td>452</td>
<td>100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p align="justify">Tabloda da görüldüğü gibi çizgi film çocukların tercihlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Genel karakteri şiddet içeren çizgi filmler (tom ve jerry, he-man, Ninja kaplumbağalar vs.) öğrenme çağındaki genç beyinleri kolaylıkla dejenere edebilmekte ve zamanla tutkuya dönüşebilmektedirler. Çizgi filmlerin ne kadar masumluk derecesi konusunda Kemal Reisoğlu şu yorumu yapmaktadır:</p>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Çizgi filmlerde de şiddet var. Hiç ihtimal vermesek bile, Tom ve Jerry&#8217;den tutun He-Man&#8217;e kadar onca çizgi film masumiyet ve komiklik perdesi arkasında şiddeti sergiliyor. Tom ve Jerry&#8217;i düşünelim. Tek bir bölümünde bile baştan sona kedinin fareyi öldürmeye çalıştığı, farenin de binbir kurnazlıkla onu altetmeye çalıştığı bu çizgi film çocuklara ne veriyor? Onlara şiddetin pek de eğlenceli bir şey olduğunu öğretmiyor mu? Kaldı ki Tom ve Jerry karakterleri o kadar şirin çizilmişler ve birbirlerine reva gördükleri zulümler o kadar komik ki. Kimsenin aklına bu yaratıkların habire anlamsız bir öldürme, cinayet ve katil çabası içinde olduğu gelmiyor. <sup>23</sup> </p>
</ul>
</li>
</ul>
<p align="justify">Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Görme Engellilerin Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ataman ise çizgi filmlerin şiddet içerikli yönü ile ilgili şöyle demektedir:</p>
<ul>
<li> 
<ul>
<p align="justify">Okul öncesi dönemde çocuk, çizgi filmlerle, karton karakterleri izleyerek şiddeti izlemektedir. Bugs Bunny, Kayotee, Disney karakterlerinin çoğu, Örümcek adam, gibi hayali kahramanlar her maceralarında, şiddeti uygulamakta ancak hepsinden kurtulmakta ve yeni maceralara atılmaktadırlar. Çocuklar, oyunlarında bu kahramanları taklit etmekte onlara benzemeye çalışmaktadırlar.<sup>24</sup> </p>
</ul>
</li>
</ul>
<p align="justify">Sonuç olarak, çizgi filmlerdeki şiddet unsuru çocuklar ve gençlerde onarılması zor hasarlar meydana getirmektedirler.  </p>
<ul>
<p align="justify">  <strong><em>  3- Sosyo-Ekonomik Dengesizliklerden doğan sebepler</em></strong></p>
</ul>
<p align="justify">     Ekonomik dengesizliklerin terör için nasıl elverişli bir ortam yarattığına dair en güzel örnek Kanada&#8217;nın doğusunda bulunan Quebec eyaletidir. Bu bölge yeterince sanayileşemediği için gelir dağılımı çok düşük olmuş ve bu durum huzursuzluklara yol açtığı için halk teröre başvurmuştur.<sup>25</sup> Bu örnekten yola çıkarak ülkemizde de PKK terör örgütü doğudaki vatandaşlarımızı çeşitli propagandalarla kışkırtmaktadır.</p>
<p align="justify">     Türkiye&#8217;deki geleneksel aile yapısına baktığımızda ataerkil bir toplumun ön plana çıktığını görmekteyiz ve özellikle kırsal kesimde babanın aile üzerindeki etkisi açık bir şekilde gözükmektedir. Çocukların babalarının yanında rahat hareket edememesi, amiyane tabirle put gibi durması bunun sonucudur.<sup>26</sup> <em>Mutlakçı görüşe sahip, otoriter, taviz vermeyen ve katı inançla çalışan</em><sup><em>27</em></sup> babanın yaptığı bazı uygulamalar çocuk ve gençler üzerinde ters tepki uyandırabilmekte ve bu yüzden kişiler, şahsiyetlerini ispatlamak için terör örgütlerine kayabilmektedir. Ayrıca sürekli olarak ailesinden şiddet gören çocuklar, iyi bir aile eğitimi almayan çocuklar, anne ve babası ayrı yaşayan ya da boşanmış olan çocuklar ile anne ve babası vefat eden yani bir anlamda açıkta kalan sahipsiz çocuklar da terör örgütleri tarafından kolayca istismar edilmektedir. Çocuğun arkadaş çevresinin, çocuğun suça bulaşmasına nasıl etki ettiği konusu ise terörden çok diğer suçlarda(hırsızlık, tecavüz, gasp vb.) görülmektedir. Ayrıca Başbakanlığın 2008 yılında çıkardığı kayıp çocuklar raporunda, kayıp çocukların çetelerin ve terör örgütlerinin kıskacında olduğu gerçeğini ortaya koydu. Raporda, bazı çete ve terör örgütlerinin, kayıp çocukları kullanmak istediğine vurgu yapılarak, &#8220;Bu çete ve örgütler çocuk yaştaki insanları kandırarak örgüte kazandırmak için büyük çaba içerisindedirler. Türkiye gibi yıllardır terörle uğraşan bir ülke için sorun bu açıdan da önem taşımaktadır. Bu şekilde teröre bulaşan çocuk sayısı toplamının yüksek olduğu iddia edilmektedir&#8221;<sup>28</sup> ifadesi yer almıştır.</p>
<p align="justify">      Devletlerin ekonomik, sosyal veya siyasal bazı yaptırımları nedeniyle çevrelerini terk etmek zorunda kalan, zorunlu göçün çocuklar üzerinde yaşattığı travmalar da onların kolayca terör örgütlerinin kucağına düşmesine sebep olmaktadır. Zorunlu göçe maruz kalan &#8220;Birçok ailede (%40) ailenin geçimini onlu yaşlardaki çocuklar sağlamaktadırlar. Okul yaşlarında olan çocukların (%65) tam ya da yarı zamanlı işlerde çalışması eğitimlerini doğrudan etkilemektedir. Bir kısmı (%20) çalıştıkları, İstanbul&#8217;da kayıtlı olmadıkları (%15) ya da aileleri okul masraflarını karşılayamadığı (%30) için okula gidememektedirler. Aile reislerinin %60&#8242;ı daha önce çocuklarını okula gönderebiliyorken göçten sonra ekonomik koşullar yüzünden gönderemediklerini, %80&#8242;i en önemli sorunlarından birinin çocuklarının eğitimi olduğunu belirtmektedir.&#8221;<sup>29</sup> Eğitimini sağlıklı bir şekilde alamayan çocuklara, terör örgütleri kendi ideolojik eğitimlerini çok rahat verebilmektedir. Zaten ülkemizde illere göre suç oranlarına bakıldığında en çok göze çarpan 3 il çıkmaktadır. Bunlar Adana, Mersin ve İstanbul&#8217;dur. Bu illerin şöyle bir özelliği vardır: 1993-94 yıllarında devletin uygulamış olduğu zorunlu göç politikası sonucu günümüze kadar yüz binlerce doğulu vatandaşımız bu illere göç etmiştir ve bu şehirlere uyum sağlayamadıklarından dolayı bir çok suçun faili olmuşlardır. Doksanlı yıllarda Türkiye&#8217;de göç hareketlerinde önemli değişiklikler olmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri&#8217;nden batıya ve şehir merkezlerine doğru zorunlu iç göç yaşanmıştır. Çeşitli kaynaklara göre 4000&#8242;in üzerinde köy, güvenlik gerekçeleri veya çatışmalar nedeniyle boşaltılmış, yaklaşık 2.5 milyon insan göç etmek zorunda kalmıştır.<sup>30</sup> Sonuç olarak zorunlu göç yaşayan erkek, kadın ve çocukların önemli ekonomik, toplumsal ve politik sorunları olmakla birlikte aile yapısı da değişmekte, uyum güçlükleri ortaya çıkmaktadır. <br />
 
</p>
<p align="justify">     Çocuğun terör örgütlerine katılması ve örgütler tarafından kullanılmasına yol açan sebepler yukarıda 3 ana sebep altında incelenmiştir. Bu üç sebebe baktığımızda daha çok çocuğun kendisinden, ailesinden veya bir ülkenin izlemiş olduğu politikalardan dolayı ortaya çıkan bir durum söz konusudur. Fakat bunun yanında son yıllarda bazı terör örgütlerinin eylemlerinde çocukları özellikle kullanmakta olduğuna şahit olmaktayız. Bunun belli başlı sebepleri ise;</p>
<ul type="DISC">
<li>Çocukların ceza ehliyetinin olmaması veya az olması</li>
<li>Çocukların kandırılmasının kolay olması</li>
<li>Çocuğu üzerinde şüphe oluşmaması.Mesela bir bomba eyleminde çocuk üzerinde bomba ile bir yere girse kimse ondan şüphelenmez.</li>
<li>Terör örgütleri, Güvenlik güçlerinin çocuklara karışmayacağını bildiği için onları maşa olarak kullanır.</li>
<li>Eğer güvenlik güçleri çocuklara şiddet uygularsa bunun iki türlü zararı olur. Birincisi örgüt, çocuklara güvenlik güçlerini &#8220;zalim, despot&#8221; göstererek sempatizan kazanmış olur. İkincisi ise devleti temsil eden güvenlik güçleri çocuklara karşı şiddet uygulayıp, zor kullanarak halk nazarında meşruiyetini kaybedebilir. Böylelikle terör örgütleri çocukları bir propaganda aracı olarak kullanmış olur.<sup>31</sup></li>
<li>Örgüt kendi tabanına &#8220;çocuklarımız da dahil tüm halk el eleyiz&#8221; mesajı vermek istediği için</li>
<li>PKK örneğinden yola çıkarak zayıflamakta olduğunun farkında olduğu için dimdik ayaktayız mesajı vermek ister.</li>
<li>Terör örgütleri gücünü vahşetten, kandan ve ölü üzerinden propagandadan aldığı için eylemlerinde çocukları kullanarak daha fazla ses getirmek ister.</li>
<li>Eylemlerinde çocukları kullanarak kendi orta yaş tabanına moral ve ders vermeye çalışır. Yani &#8221; örgüt için çocuklar dahi bu kadar yürekli iken, sizler&#8230;.&#8221; tarzında hatırlatmalarda bulunur.</li>
<li>Örgütlerin, Hasan Sabbah&#8217;ın yaptığı gibi, çocukluktan militan yetiştirme arzusu<sup>32</sup> gibi sebeplerle çocuklar terör örgütleri için birer cazibe merkezleri haline gelmiştir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p align="justify">Çocukluk bir insanın yaşamında en kritik süreçlerden birisidir ve bunu bilen terör örgütleri, özellikle 12-17 yaş arası gençlerin psikolojik özelliklerini kullanarak örgütlerine çekmekte ve beyinlerini ideolojileri doğrultusunda yıkayarak her türlü eylemde kullanmaktadırlar. Bir örgüte farkında olmadan çekilen bir genç, pişman olup da örgütten ayrılmak istediğinde ise tehdit ve baskılar sonucunda bir daha o örgütten çıkamamaktadır. Terör örgütlerinin elinde yaşamlarını yitiren çocuklarımızın ve gençlerimizin terör örgütlerinin eline düşmemeleri için ailelere, devletlere, vatandaşlara, medyaya ve çocuğun bizzat kendisine çok önemli görevler düşmektedir. 2. Abdülhamid&#8217;in belirttiği gibi topyekun bir kalkınmanın altına girmeliyiz.<sup>33</sup> Sosyal, siyasal, ekonomik ve en önemlisi kültürel dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekir.<sup>34</sup> <br />
 <br />
 <br />
 
</p>
<p align="center"><strong>KAYNAKÇA</strong> </p>
<p>   <strong>Kitaplar</strong></p>
<ol type="1">
<li>Gümüşoğlu, Firdevs, Bağlam yay, 2006, İstanbul</li>
<li>Dönmezer, SULHİ, Kriminoloji, Filiz kitabevi, 1984, İstanbul</li>
<li>Türk Ceza Kanunu, madde 6</li>
<li>Yücel, MUSTAFA, Kriminoloji, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yayınları, 1986</li>
<li>Altuğ YILMAZ, Terörün Anatomisi, Altın Kitaplar yay, 1995</li>
<li>Oxford, Ansiklopedik Sözlük (İngilizce-Türkçe), 1990, C.4 (sabah gazetesi armağanı)</li>
<li>Zafer HAMİDE, Sosyolojik Boyutuyla  Terörizm, Betaş yay, 1999, İstanbul</li>
<li>Bal, İHSAN, Alacakaranlıkta Terörle Mücadele, Usak yay, 2006, Ankara</li>
<li>Aktar, AYHAN, Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, İletişim yay, 2000, İstanbul</li>
<li>TUNCER, Nilüfer, ‘Çocuk ve İnternet Kullanımı&#8217;, Yayınlanmamış Makalesi, 2003</li>
<li>YAMAÇ, Fatih, &#8220;Siber Terörizm Denemeleri-1&#8243;, Hatay Polis Dergisi, Sayı.6, 2003</li>
<li>AYHAN, İnci, &#8220;Şiddet Doğadan Değil&#8221;, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı.466, Eylül</li>
<li>ERDOĞAN, Davut, &#8220;Terörle Mücadelede Halkla İlişkiler ve Propagandanın Yeri ve Önemi&#8221;, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1999</li>
<li>Toker, METİN, &#8220;Anarşistler Karşısında Demokrasi-Kanada Denemesi&#8221;, Milliyet, 23 Ağustos 1971</li>
<li>Yasa, İBRAHİM, Türkiye&#8217;nin Toplumsal Yapısı ve Temel Sorunları, TODAİE Yay, Ankara, 1973</li>
<li>Aker,TAMER, Ayata, BİLGİN, Özeren, MELİH, Buran, BEHİCE, Bay, AYŞENUR, Zorunlu İç Göç: Ruhsal ve Toplumsal Sonuçları Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002</li>
<li>İnsan Hakları Vakfı Raporu. İHV Yayını, 1995.</li>
<li>Batmaca, EMRAH, &#8220;Terörün Soğuk Yüzü&#8221; makalesi,2003, Çağın Polisi Dergisinde yayınlanmıştır.</li>
<li>Bartol, WlLADİMİR, Alamut, Yurt yay, 2008</li>
<li>Necati Alkan, Gençlik ve Terörizm, Ankara, TEMUH Yayınları, 2002</li>
<li>Dilmaç, Sabri, Terörizm Sorunu ve Türkiye, EGM İDB yay, 1997</li>
<li>Heper, Metin, Devlet ve Kürtler, Doğan yay, 2008, İstanbul</li>
<li>Der. Alkan, Mehmet Ö., Modern Türkiye&#8217;de Siyasi Düşünce, cilt 1, Cumhuriyet&#8217;e Devreden Düşünce Mirası, İletişim yay,2001</li>
</ol>
<p> </p>
<ul><strong>Web adresleri</strong></ul>
<ol type="1">
<li><a href="http://www.kriminoloji.com/Krminolojide%20Suc.htm" target="_blank">www.kriminoloji.com/Krminolojide%20Suc.htm</a> - 34k</li>
<li><a href="http://www.kriminoloji.com/Krminolojide%20Suc.htm" target="_blank">www.kriminoloji.com/Krminolojide%20Suc.htm</a> - 34k</li>
<li><a href="http://hakanozalp.blogcu.com/intihar-saldirilari_15501091.html" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">http://hakanozalp.blogcu.com/intihar-saldirilari_15501091.html</span></a></li>
<li><a href="http://www.pakvizyon.com/?p=5" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">http://www.pakvizyon.com/?p=5</span></a></li>
<li>&#8220;Baba Olarak Korkuyor, Kişi Olarak Seviyorum&#8221;, Hürriyet, 6.05.1999</li>
<li><a href="http://www.nuveforum.net/attachments/4876d1215854108-19106-125-pdf" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">www.nuveforum.net/attachments/4876d1215854108-19106-125-pdf</span></a></li>
<li><a href="http://www.kaizenonline.net/cocuk-gelisimi-ve-egitimi/3690-cizgi-filmler-ne-kadar-masum/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">http://www.kaizenonline.net/cocuk-gelisimi-ve-egitimi/3690-cizgi-filmler-ne-kadar-masum/</span></a></li>
<li><a href="http://www.egitim.com/aile/0652/0652.terorolumvecocuk.asp?BID=06" target="_blank">www.egitim.com/aile/0652/0652.terorolumvecocuk.asp?BID=06</a> - 32k</li>
</ol>
<p align="justify">   9- <a href="http://gazetehaberleri.wordpress.com/2008/08/05/kayip-cocuklar-teror-orgutu-ve-cetelerin-kiskacinda/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">http://gazetehaberleri.wordpress.com/2008/08/05/kayip-cocuklar-teror-orgutu-ve-cetelerin-kiskacinda/</span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/09/cocuk-suclulugu-ve-terorizm-iliskisi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/09/cocuk-suclulugu-ve-terorizm-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Medya intiharların artışında ne kadar etkili?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/08/medya-intiharlarin-artisinda-ne-kadar-etkili/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/06/08/medya-intiharlarin-artisinda-ne-kadar-etkili/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 23:08:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[Medya intiharların artışında  ne kadar etkili?]]></category>

		<category><![CDATA[namus cinayeti]]></category>

		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5207</guid>
		<description><![CDATA[Goethe&#8217;nin yazdığı Genç Werther&#8217;in Acıları ümitsiz bir aşk üzerine kuruludur ve bu romanda, Werther&#8217;in aşkı için intihar edişi kahramanca ve yüceltilerek anlatılır. Avrupa&#8217;da bu romanın ardından birçok intihar vakası yaşanmıştır ve birbirini takip eden intiharlara -taklit intihar- Werther Etkisi adı verilmiştir. 
Werther Etkisi, ülkemizde Siirt&#8217;te başlayan(Güneydoğu Anadolu&#8217;daki) birçok kızın ardı ardına intihar etmesiyle yaşanmıştı geçenlerde(2006-2007) ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5209" title="20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet.jpg" alt="" width="192" height="189" /></a>Goethe&#8217;nin yazdığı Genç Werther&#8217;in Acıları ümitsiz bir aşk üzerine kuruludur ve bu romanda, Werther&#8217;in aşkı için intihar edişi kahramanca ve yüceltilerek anlatılır. Avrupa&#8217;da bu romanın ardından birçok intihar vakası yaşanmıştır ve birbirini takip eden intiharlara -taklit intihar- Werther Etkisi adı verilmiştir. <br />
Werther Etkisi, ülkemizde Siirt&#8217;te başlayan(Güneydoğu Anadolu&#8217;daki) birçok kızın ardı ardına intihar etmesiyle yaşanmıştı geçenlerde(2006-2007) ve bizim sevgili medyamız, müthiş bir haber bularak, genç kızlarımıza yaşadıkları dram yetmiyormuş gibi yeni bir seçenek sunmuş<span id="more-5207"></span>, bunu allayıp pullamış ve genç kızlarımızı intihara sürüklemişti. Bu da yeterli gelmemiş, Avrupa bunu az gelişmişliğimizi ispat amacıyla kullanarak, intihar reklamının sınırlarını genişleterek dolaylı yoldan bu sürece destek vermiştir.<br />
Medya intiharların artışında  ne kadar etkili? Bunun cevabını Sayar şöyle vermiş: &#8220;Bu soruya verilen cevaplardan birisi de kitle iletişim araçları aracılığıyla model intiharların kamusallaşması, kitlelere ulaşmasıdır. Kamuya aktarılan intihar öyküleri intihar için doğal reklam işlevi görmektedirler. Model alma sürecinin ikircimli bireyi, yolların çatallandığı noktada, intihara doğru yönlendirdiği düşünülmektedir. Bu konuda yapılmış çok sayıda çalışma; gazete, radyo, televizyon ve son olarak internet üzerinden  yaygınlaşan intihar öykülerinin kişileri özendirerek ya da telkinle Werther etkisi yarattığını göstermektedir. ..Medyanın özendirici rolü üzerine yapılan çalışmaları beş başlık altında özetleyebiliriz : 1. Açık veya örtük intiharlar gerçek intihar öyküleri yayınlandıktan hemen sonra artmaktadır, 2. Öykü ne kadar açık anlatılır, ayrıntıları ne kadar kamuya açılırsa sonrasında intiharlarda o kadar artış olmaktadır, 3. Öykünün en yaygın dolaşıma girdiği bölgelerde intihar oranlarındaki artış en fazladır, 4. Artış en çok gençlerde görülmekle birlikte diğer demografik gruplarda da görülebilmektedir, 5. Kanıtlar gerçek intihar öykülerinin taklit intiharları artırdığı yönünde ikna edici deliller sunmakla birlikte kurgusal öyküler için bu bağ daha zayıf görünmektedir. İntiharların özendirilmemesi için basına düşen görevler özdenetimi sıkılaştırmak, intiharı yücelten ve romantize eden (&#8217;ölüm bile onları ayıramadı&#8217;) tutumlardan kaçınmak ve hatta bir oranda otosansür uygulamak olmalıdır. Dizi filmlerle intihar karşıtı mesajların verilmesi de özellikle genç insanlar üzerinde olumlu etki gösterecektir.&#8221;[1] Peki medya bu durumlarda ülkemizde cezalandırılıyor mu?! Böyle bir yasa var mı?! Varsa, bu yasayı uygulayan var mı?!<br />
Ele alınan konu burada sadece, Werther Sendromu,  basınımızın azgelişmişliği ve hiçbir bilimselliğin ön planda olmadığı sosyolojik bir plan takip etmeyen ve bununla ilgili yasa çıkarmayan devlet,  tüm bu süreç devam ederken, konunun sadece ah, Avrupa da duydu, rezil olduk bakışıyla ele alınması, kadınlara yönelik ciddi bir çalışmanın yapılmaması değil; kadının sadece bedenen değil manen de tecavüze uğraması olacaktır..<br />
Bu ülkede kadın; istemediği biriyle para karşılığı evlendiriliyor, okuması engelleniyor, tecavüze uğruyor&#8230; yetmiyor ailesi tarafından cezalandırılıyor, yetmiyor ona yeni bir yol öğretiliyor: İntihar. Öl ve kurtul, namusumuz kurtulsun deniliyor ve bu medya aracılığıyla, ölün ve kurtulun, sizi malzeme/meta yaparak satışımızı arttıracağız ama sizin yüzünüzden de ikinci sınıf ülke oluyoruz, bu kadar da olmaz ki canım deniliyor, arsızca. Hatta yetmiyor, tecavüz kaçınılmazsa zevk alacaksın şeklinde durumu küçümseyen, kadını yok sayan, kendi aldığı zevki zorla başkasına empoze eden anlayış da espri adı altında topluma kabul ettiriliyor. Yani gazeteler tecavüz edilen kadına bir kez daha tecavüz ediyor ve kendi aldığı zevki kadının da almasını bekliyor, bu durumdan dolayı suçlanırsa da ah, Avrupa duydu rezil olduk diyerek, yapılan hatanın değil, hatanın ortaya saçılmasının utancını yaşıyor, tıpkı aileler gibi, namusunu temizleyen! aileler. Ve her seferinde namus, her niyeyse, en suçsuz olan ve haksızlığa defaatle uğratılan kadını bir şekilde TEMİZLEYEREK kurtarılıyor. Ailenin namusunu kurtarıyoruz, bunlar cahil insanlar aslında ülkemiz gelişmiş bir ülkedir diyerek ülkemizin namusunu kurtarıyoruz. Durumu buralarda tartışarak da entelektüel namusumuzu kurtarıyoruz.<br />
Tertemiziz yani!<br />
Kadının eğitim alması ve kendisine karşı yapılacak olan haksızlıklara dur diyebilecek seviyeye gelmesi sekteye uğratılırken, bunun nedenleri kimi dini inanç oluyor, kimi laikliği korumak oluyor, kimi gelenek oluyor, kimi cahillik oluyor ve kadın defaatle, ailesi, çevresi, okumuşu, aydını, medyacısı tarafından tecavüze uğruyor. Hakları elinden alınıyor, konuşması susturuluyor, dayak yiyor ve nedeni kocasının/babasının şiddet eğilimi değil, kendi başarısızlığı olarak toplum tarafından bilinçaltı baskıya uğratılıyor, mahkemeye gidiyor ve kıyafeti yüzünden hakarete uğruyor&#8230; Bu kadarla kalsa iyi, hakkı elinden alınıyor, mesleğini icra edecek ama yaptırılmıyor, okuyacak ama okul kapısından geri çevriliyor&#8230;<br />
Kadın, bu ülkede inançlı ya da inançlı olmayan kesim tarafından hor görülüyor ve engelleniyor. Tüm bu engellerin çoğunda da medya aktif rol oynuyor. Kadını kendi ideolojisi doğrultusunda bir meta olarak kullanarak ve onu ister çıplak ister de tesettürlü fotoğraflarıyla olsun sadece biçime hapsederek elinden kişiliğini alıyor. Kadın kimliği insan kişiliğinin önüne getirilerek, kadına tecavüz ediliyor ve bu tecavüz ortaya konduğunda sadece bu durumun ortaya çıkmasının utancı yaşanıyor, tecavüzün kendisinin değil.<br />
Kadın&#8230;<br />
Tecavüze uğruyor, kullanılıyor.<br />
Başını örtüyor, kullanılıyor.<br />
Başını açıyor, kullanılıyor.<br />
Eğitim almak istiyor, engelleniyor.<br />
Seçmek istiyor, durduruluyor.<br />
Bahaneler hep aynı. Sen değil, ben karar veririm anlayışı. Kadına karşı saygısızlık, ikinci sınıf vatandaş kabulünün her durumda sergilenmesi, şöyle olursan seni belki kabul ederim anlayışı, hizmet et gerisine karışma şeklindeki diktatöryal tutum&#8230;<br />
Ve bu tutumun her gün yaşanıyor olması.<br />
Avrupa duyarsa rezil oluruz, Avrupa duy sesimizi ama rezilliğimizi sakın duyma, çünkü kol kırılır yen içinde kalır ve bu kol kırılacaksa ancak ben kırarım anlayışı.<br />
Kahpe Bizans&#8217;ta Tecavüzcü Coşkun&#8217;un karısı tecavüze uğrarken askeri durdururken söylediği gibi:<br />
Birisi karıma tecavüz edecekse ancak ben ederim.<br />
Kadını malı gibi sahiplenen zihniyet!<br />
Türkiye&#8217;de kadın eziliyor, ezilmekle de kalmayıp kullanılıyor ve birileri bu ezilmeyi ve kullanılmayı da kendi tekeline alıp bu durumu istediği gibi pazarlıyor.<br />
Aydınlar üç-beş yazı yazıyor, görevliler iki teselli lafı ediyor&#8230;sonra, sonra Türkiye&#8217;nin klasik tepkisi, olay unutuluyor.<br />
Namus temizleniyor, kadın ölüyor, kavga bitiyor&#8230;<br />
Werther mi, onunki de ızdırap mı, gelip bu yüzyılda kadın olarak yaşasaydı da gününü görseydi!  <br />
 <br />
  <br />
[1] Prof.Dr. Kemal Sayar,Psikiyatri Alanında Öğretim Üyesi, Toplumsal ve ruhsal dinamikleriyle İNTİHAR</p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/06/08/medya-intiharlarin-artisinda-ne-kadar-etkili/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/06/08/medya-intiharlarin-artisinda-ne-kadar-etkili/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gelenekler mi üstün yoksa İslam mı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/gelenekler-mi-ustun-yoksa-islam-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/gelenekler-mi-ustun-yoksa-islam-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 May 2009 08:57:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[Gelenekler mi üstün yoksa İslam mı?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4892</guid>
		<description><![CDATA[
Kultur Mu Islam Mi? Baba Ali Ummah Films Turkce Altyazili - Click here for the funniest movie of the week
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/2820588/kultur_mu_islam_mi_baba_ali_ummah_films_turkce_altyazili.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/2820588/kultur_mu_islam_mi_baba_ali_ummah_films_turkce_altyazili.swf" wmode="transparent"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/2820588/kultur_mu_islam_mi_baba_ali_ummah_films_turkce_altyazili/">Kultur Mu Islam Mi? Baba Ali Ummah Films Turkce Altyazili</a> - <a href="http://www.metacafe.com/">Click here for the funniest movie of the week</a></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/05/17/gelenekler-mi-ustun-yoksa-islam-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/05/17/gelenekler-mi-ustun-yoksa-islam-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların cinsel istismarı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 15:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çocukların cinsel istismarı]]></category>

		<category><![CDATA[cocuklara tecavüz]]></category>

		<category><![CDATA[pedofili]]></category>

		<category><![CDATA[sübyancilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2398</guid>
		<description><![CDATA[Milyonlarca Yahudinin Naziler tarafından fırınlarda yakıldığı &#8220;Holokost&#8221; ortaya çıkınca bir çok Yahudi isyan etti: &#8220;Tanrı böyle bir şeyin olmasına nasıl müsade etti? Neden Nazileri durdurmadı? Ya dediği kadar güçlü değil ya da o kadar iyiden yana değil!&#8221;
 Son çocuk istismarı haberini okuduğunuzda ne dediniz? Ben şunları duydum: 

- Ayy, iğrenç!
- Nasıl yaparlar böyle bir şeyi?
- Bunları asmalı!
- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derindusunce_org_cocuk_istismari2.jpg"><img class="size-medium wp-image-2401 alignright" title="20081118_derindusunce_org_cocuk_istismari2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derindusunce_org_cocuk_istismari2.jpg" alt="" width="178" height="194" /></a>Milyonlarca Yahudinin Naziler tarafından fırınlarda yakıldığı &#8220;Holokost&#8221; ortaya çıkınca bir çok Yahudi isyan etti: <strong><em>&#8220;Tanrı böyle bir şeyin olmasına nasıl müsade etti? Neden Nazileri durdurmadı? Ya dediği kadar güçlü değil ya da o kadar iyiden yana değil!&#8221;</em></strong></p>
<p> Son çocuk istismarı haberini okuduğunuzda ne dediniz? Ben şunları duydum: </p>
<ul>
<li>- Ayy, iğrenç!</li>
<li>- Nasıl yaparlar böyle bir şeyi?</li>
<li>- Bunları asmalı!</li>
<li>- Acı çektirerek öldürmeli hepsini,</li>
<li>- Cezalar yetersiz.</li>
</ul>
<p> Sanki bunu ilk defa duymuşçasına öfkeyle ayağa fırladı insanlar. Sonra bir daha hiç olmayacakmış gibi yavaşça yerlerine oturdular. Gazetelerde manşetler, internet forumlarında dolaşan öfke dolu mesajlar&#8230; Sübyancılık karşısında <strong>takındığımız histerik tavır </strong>konuyu düşünmemize engel oluyor. Birilerinin çocuk bedeninden cinsel haz alabilmesi gerçeği <span id="more-2398"></span>aklımızı felce uğratıyor.</p>
<p> Holokost kelimesi sadece Yahudilerin değil bedensel engellilerin, komünistlerin, savaş karşıtlarının, Çingenelerin, Rusların, Polonyalıların, eşcinsellerin ve Yahudilerin Naziler tarafından toplu olarak <strong><em>«imha edilmesine »</em></strong> verilen bir isim. Öldürülen 12 milyon insandan 6 milyonu Yahudi olduğu için bu katliam sadece onları hedef almış gibi anılsa da Nazilerin gözünde bu grupların her biri imha edilmesi gereken &#8220;solucanlar&#8221; veya &#8220;sıçanlar&#8221; idi. Bu sebeple yaptıkları katliam bir suç değil bir &#8220;<strong>Endlösung</strong>&#8221; son/kalıcı çözüm(!) oldu onların gözünde.</p>
<p> Neden böyle bir işe girişti Naziler? <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1">Birinci Dünya Savaşı</a> sonrası yaşanan açlık ve sefalet için bir açıklama uydurmak gerekiyordu. Üstün(!) Alman ırkının bir hata yapması söz konusu olmadığına göre bir suçlu, bir <strong>günah keçisi</strong> bulunmalıydı. Bedensel engelliler, akıl hastaları ve diğer &#8220;bozuk biyolojik yapılı&#8221; gruplar saf Alman ırkını bozan ögelerdi ve bir &#8220;temizlik&#8221; yapılmalıydı.</p>
<p> İşte bu insanların önemli bir kısmının yakılarak öldürülmesini temsil ediyor Holokost kelimesi. Ve etimolojisiyle bugüne ışık tutuyor. Neden? Holokost eski Yunanca <strong>ὅ</strong><strong>λος</strong> (ok. &#8220;holos&#8221; = bütün) <strong>καυστός</strong> (ok. kostos = yakmak)  kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor.</p>
<p> Bir erkek hayvanın bütün bütün yakılarak kurban edilmesi pagan dinlerden Yahudiliğe girmiş, oradan da Avrupa&#8217;ya kadar gelmiş bir ritüel. Bernard Lazare&#8217;ın 1894 tarihli &#8220;L&#8217;Antisémitisme&#8221; adlı eserinde aktardığına göre Ortaçağ Avrupa&#8217;sında da kıtlık veya veba salgınları sırasında <strong><em>&#8220;manevî güçlerin öfkesini yatıştırmak için&#8221;</em></strong> Yahudiler diri diri yakılarak kurban edilirmiş.</p>
<p> Çocukların cinsel istismarına yeltenenler hapishanelerde bile diğer mahkumların saldırısına uğruyor, linç ediliyor. Sizce meşru ve masum bir öfke mi söz konusu olan? Yoksa hırsızlık ve cinayet gibi &#8220;minik&#8221; suçlar işlemiş diğer mahkumların &#8220;kendi günahlarından arınmak&#8221; için buldukları bir yöntem mi? <strong><em>&#8220;Aabi hadi ben şeytana uydum, adam vurdum. Ama bu herif bir çoğun ırzına geçmiş, olacak şey mi?&#8221;</em></strong> Cinayet hadi neyse de, sübyancılık? Olmaz ki canım!</p>
<p> Bizim sübyancılarımız Nazilerin günah keçileri kadar masum değil elbette. Ama onlar da &#8220;bizim&#8221;. Milletvekillerimiz, altın madalyalı sporcularımız veya başarılı bilim adamlarımız kadar bizim bu &#8220;sapıklar&#8221;. Onlar saptıkları için&#8221;öteki&#8221; oldular. Tecrid edildiler. Günah keçisi rolü verildi onlara. Onların sapması sayesinde &#8220;sapmayanlar&#8221; günahlarından arınacaklar!</p>
<p> Peki sapmayanların sübyancı keçiye yüklemek istedikleri günah ne?</p>
<p> Sapmayanlar kendilerinden ikinci bir şahıstan bahseder gibi bahsediyorlar. Kendine daha iyi bakmak söz konusu. Kendini şımartmak. Mükün olduğu kadar &#8220;seçkin&#8221; bir biçimde tabi. Evini daha iyi döşemek, daha iyi şaraplar içmek, daha güzel arabalar kullanmak istiyor o artık öteki olan &#8220;kendisi&#8221;. Tatile gidip dinlenmek değil tatilini &#8220;başarmak&#8221; gerek&#8230; Başkalarına anlatmak ve mutlak şef olan &#8220;kendisini&#8221; memnun etmek için&#8230; Yoksa siz tek taşınızı almadınız mı daha?&#8230; kendinize?</p>
<p> Sapmayanlar <a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/">iki zıt kutubu mutluluk ve tatmin olan demir çubuğu</a> büküp bir halka yaptılar. Bu halkanın içinde yaşamak zorunda herkes. Bu halkanın içinde geçmiş ve gelecek yok, sadece &#8220;an&#8221; ve <a href="http://www.derindusunce.org/2007/02/01/ani-yasamak/">anı yaşamak</a> var. O anın içinde anlamın oluşmasına yetecek kadar zaman olabilir mi? Elbette yok.</p>
<p> Zamanın ve mekânın dışındaki evren hissedilmiyor onların dünyasında. <a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/20/ask-bir-sureti-tek-basina-yasatmaktir%E2%80%A6-asktan-narkissos%E2%80%99a/">Aşk?</a> Onu &#8220;an&#8221; kafesine koydular, aşk da bireyselleşti, erotik-ürünleşti, internetselleşti, içi boşaldı. <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/25/pornografi-nasil-sanat-oldu/">Sanat? Pornolaştırdılar</a>. İnsan? <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/04/cifte-cinayet-tanri%E2%80%99nin-olumunden-insanin-olumune/">&#8220;Tanrı&#8221; ile beraber o da metalaşarak</a> öldü. Doğanın geri kalan kısmı gibi <a href="http://www.derindusunce.org/2008/10/15/cevrecilige-anti-modern-bir-bakis/">üzerinde hakimiyet kurulması gereken bir varlık</a> o şimdi. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/">Bilgi? Askerî amaçların hizmetinde</a>. Mürşid olamayan bilim deli bir çoban oldu, insanları güdüyor savaştan savaşa!</p>
<p> Vicdan kollektifleşti, kurumsallaştı. Devlete transfer edildi. Seçim yatırımısallaştı, sulandı, silikleşti. <strong>Anlık hazza tapan hedonist cemiyette herkes saldırganlaştığı için saldırganlığı ve şiddeti bir sorun olarak tarif etmeye gerek yok.</strong> Tedavi etmeye hiç gerek yok. &#8220;Ben deliyim&#8221; diyen deli gördünüz mü siz?</p>
<p> Çocukların cinsel istismarı nedir? Haz amaçlı bir saldırganlık değilse eğer, nedir? Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmak değilse?</p>
<p> Anlık hazların, hedonist felsefenin dinleştiği, imanlaştığı bir toplum kurdular sapmayanlar. Haftanın belirli günlerinde alış-veriş tapınaklarında, <a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/13/durust-medya-olur-mu/">günün belirli saatlerinde elektrikli putlarının karşısında ibadet ediyorlar</a>. Sapmayanlar sapıklığın kaçınılmaz olduğu bir sistemin mimarları oldular. Bir günah keçileri eksikti, onlar da bulundu: Sübyancılar!</p>
<p> Çocukların cinsel istismarı mı dediniz? </p>
<ul>
<li>- Iyy, ne iğrenç!</li>
<li>- Nasıl yaparlar böyle bir şeyi?</li>
<li>- Bunları asmalı!</li>
<li>- Acı çektirerek öldürmeli hepsini,</li>
<li>- Cezalar çok yetersiz canım.</li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sizin tacizciniz kim?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/11/06/sizin-tacizciniz-kim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/11/06/sizin-tacizciniz-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 00:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[taciz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2098</guid>
		<description><![CDATA[Çok konuşuldu daha çok da konuşulacağa benzer. Hüseyin Üzmez&#8217;in 14 yaşında bir kızı taciz etmekle suçlandığı davadan tartışmalı bir Adli Tıp raporu ile serbest kalması sonrasında yaptığı televizyon şovları hepimizi şaşırtıyor, sinirlendiriyor.
 
  Her türlü hukuk sistemi bir suçun sabit görülüp cezalandırılması için maddi delil, şahitler, bir takım asgari şartlar ister. Bir insanın mahkeme önünde beraat etmesi her zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081106_derin_dusunce_org_taciz.jpg"><img class="size-medium wp-image-2108 alignright" title="20081106_derin_dusunce_org_taciz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081106_derin_dusunce_org_taciz-300x206.jpg" alt="" width="169" height="139" /></a>Çok konuşuldu daha çok da konuşulacağa benzer. Hüseyin Üzmez&#8217;in 14 yaşında bir kızı taciz etmekle suçlandığı davadan tartışmalı bir Adli Tıp raporu ile serbest kalması sonrasında yaptığı televizyon şovları hepimizi şaşırtıyor, sinirlendiriyor.<br />
 <br />
  Her türlü hukuk sistemi bir suçun sabit görülüp cezalandırılması için maddi delil, şahitler,<span id="more-2098"></span> bir takım asgari şartlar ister. Bir insanın mahkeme önünde beraat etmesi her zaman onun suçsuzluğu anlamına gelmez. Hukuk bize bir insan aksi ispat edilinceye kadar masumdur der. Bence bu mutlak anlamı ile alındığında son derece yanlış bir ifadedir. Bir insan katil, tecavüzcü, hırsız vs. olabilir ama eğer bu ispatlanamamışsa ona ceza verilemez ama bu onu masum kılmaz. Sadece mahkemesinin daha şiddetli bir güne kaldığının habercisidir. Ancak bizler yine de ispatlanmamış bir olay karşısında falanca kişi bu işi yaptı diye kesin konuşmamakla mükellefiz. Hüseyin Üzmez meselesinde de onun hala zanlı olduğunu  düşünerek &#8220;benimle beraber olan kadınlar hep iyi yerlere geldi, başlarını örttüler gibi&#8221; ağzından çıkanı kulaklarının duymadığı onca ifadesine rağmen, geçmişindeki &#8216;çapkınlıkları, genç kadınlara düşkünlüğü&#8217; ile ilgili, onca arsızca sözlerine rağmen bizi rencide etse de bu ilkeyi uygulamak durumundayız.<br />
 <br />
            Ancak suçu tespit edilene kadar bir insanı zanlı olarak görmek o kişinin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmasını talep ve takip etmemize elbette engel olmamalı. Hüseyin Üzmez&#8217;in tutuksuz yargılanmasına sebep olan adli tıp raporu bana göre iki yönden vahim. Her şeyden önce çelişkilerle dolu bir rapor. Burada mağdurun defalarca ağladığı ama gözünde yaş olmadığı, tacizi ima eden ya da en azından yalanlamayan türlü çeşit açıklamaları olmakla beraber ruh sağlığının yerinde olduğu gibi garip beyanlarla dolu. Ruh sağlığının yerinde olmasının ölçüsü acaba çocuğun artık kendini bilemeyecek kadar  akli dengesini yitirmemiş olması mıdır? Raporda belirtilen anksiyete hali ruhen bir zarar görmek anlamına gelmiyor mu? Peki bugün rapora imza verenlerin bile çocuğun tacizi red etmediğini beyan etmesine rağmen ruhen etkilenmemiş olmasını söylemeleri nasıl bir aymazlıktır. Çocuk şu ya da bu şekilde bir anksiyete hali içerisinde, tacizi inkar etmiyor, çeşitli şekillerde ima ediyor. O zaman bu yapılanın manası nedir. Bu yapılanın maalesef bir avukat arkadaşımızın anlattığına göre şöyle bir manası var; adli tıptan bu rapor olumsuz çıksa verilebilecek ceza 15 yıldan az olmamak gibi çok daha ağır bir ceza olabilecek iken şu andaki durumla suçu sabit görülürse üç yıldan sekiz yıla kadar ceza alabiliyormuş. Yani rapor çelişkileri ile sadece kafa karıştırmakla kalmıyor aynı zamanda zanlının böyle bir suç ispat edilirse çok daha ağır bir ceza alma ihtimalini de ortadan kaldırıyor.<br />
 <br />
            Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;ın  bu yargılama sürecine çok haklı bir başka itirazı var. Çocuğun adli tıp kurumunca mülakata alınmasını düşünen mahkeme, hukuk ya da her ne ise Hüseyin Üzmez&#8217;in de böyle bir incelemeden geçmesi gerektiğini niye düşünemiyor. Böyle olaylarda zanlının bu tür bir inceleme sonucunda eğer yaptığının sorumluluğunun farkında bir insan ise en yüksek cezanın isteneceğini söylerken bazı yaşlı insanlara has bir tür bunama halinden de bahsediyor Nevzat Tarhan. Frontal Lob Demansı ismini verdiği bu bunama türünde kişinin cinsel dürtülerine engel olamadığı, bir cins bunama hali olduğunun altını çizerek cezai müeyyide uygulanamayacağını ancak kısıtlanma halinin getirilebileceğini anlatıyor. Ve bir psikiyatrist olarak Üzmez&#8217;in televizyondaki görüntüsüne bakarak kendisinde oluşan şüpheleri beyan ediyor. Ben de gerçekten merak ediyorum 14 yaşındaki bir çocuğu defalarca görüşmeye alıp ister istemez korku ve tedirginlik içerisinde ağlarken gözündeki yaşa kadar inceleyen &#8216;devlet&#8217; neden zanlıyı böyle bir tetkikten geçirmez.<br />
 <br />
             Öte yandan devlet kendisine karşı yapılan suçları asla affetmiyor. Bugün örgüt sempatizanı birisi bir kamu malına zarar verse cezasını doldurmadan çıkamaz ama devlet sıklıkla &#8216;bana&#8217; yapılan suçlara çok lütufkar davranıyor ve affediyor. Cezaevlerinin insanların üzerinde ne gibi bir etki bıraktığının tartışması bir tarafa sanırım çoğu insan için orası bir medreseyi Yusuf değil. Pek çok tecavüz ve cinayet vakasında suçu işleyen kişilerin daha önce de bu tür suçlardan ceza aldığını ve indirimli, aflı ya da afsız biten hapislik sürecinden sonra bu olayı gerçekleştirdiğini görüyoruz. Zaten tecavüz olayını kanıtlamak çok zor. İki insan arasında geçen bu durumu eğer aradan bir süre geçmişse ve maddi bir delil kalmamışsa kanıtlanması neredeyse imkansız. Peki bugünlerde basına kasklı tecavüzcü olarak yansıyan daha önce de aynı suçtan iki kişi tarafından şikayet edildiğini ancak yine olaydan zaman geçtiği için delil bulunamadığından beraat ettiğini, sonra da 6 kız çocuğuna tecavüz ettiğini duyduğumuz zanlı hakkında ne düşünmeli. Her şeyden önce mahkeme önceki yargılamasında bu kişinin beraatine hükmederken akıllara zarar bir şekilde  mağdurun önceden de bakire olmadığı (dolayısı ile herhalde pek de inandırıcı olmadığı) gibi bir not düşüyor. Bu tecavüzcünün parmak izi, DNA sı vs. hep belli olduğu halde daha önce sabıkası olmadığı için tespit edilememiş. İki kişinin tecavüzle suçladığı ancak delil yetersizliğinden beraat eden bir kişinin emniyetteki parmak izleri de mi siliniyor anlamak mümkün değil. <br />
 <br />
            Skandal haline gelmiş hukuğa basından bir başka örnek verelim: 12 Ekim 2004 te baba evine sığınan bir kadının yüzüne kezzap atan kocası mahkeme tarafından 9 yıl hapisle cezalandırılıyor. Ancak mahkeme başkanı Ahmet Ateş karara şöyle bir itiraz şerhi koyuyor. &#8216;Zeynep Cengiz `in eşinin görev yerine gitmemesi, eşlerin birbirine karşı göstermeleri gereken dayanışma, yardım ve özveride bulunmamasının sanıkta kızgınlık ve öfke yaratması toplumumuzda bilinen düşünce ve yaşayış tarzına göre beklenen bir durumdur. Bu nedenle de cezasından indirim yapılması gerekir. Bu durum göz önünde bulundurulmasa bile hükmolunan ceza ve tutuklukta geçen süresine göre salıverilmesi gerekir.&#8217; Yani kadın, polis olan kocasının görev yerine gitmemekle kezzaplanmaya sebep olmuştur. Kocasının içeride yattığı süre bu suça yeterde artar bile!<br />
 <br />
            Yine fikri takibini yaptığımız katiliniz,tecavüzcünüz kim sorusuna bir başka örnek de 14 Şubat 2006&#8242;da Adana&#8217;da elleri çamaşır ipiyle, ağzı eşarpla bağlanarak, 5 yerinden bıçaklanmış, taciz edilerek öldürülmüş 13 yaşındaki S.G&#8230;S.G okuldaki öğretmeninin kuşkuları sonucu öğretmenine anlattıklarının ardından savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Çok detaylı bir şekilde eniştesinin kendisini taciz ettiğini, şiddet uyguladığını ve tehdit ettiğini anlatıyor. Aile kızlarının yalan söylediğini bu şekilde hayali şeyler uydurduğunu söyleyerek savcılıktaki şikayetini geri aldırıyor. Savcı da bu kadar detaylı bir taciz hikayesini 13 yaşında bir kızın uydurduğuna inanıyor olmalı ki konu takip edilmiyor. Sonuç 13 yaşında biten bir hayat hikayesi. İnsan düşünmeden edemiyor. Ben bir bankamatiğin camını kırsam hakkımda şikayet olmasa bile kamu davası açılır devlet bu işin peşini bırakmazdı değil mi?<br />
 <br />
            Benzeri bir çok örnek olmasına rağmen polis teşkilatının da zaman zaman bu meselelerdeki çaresizliği ile ilgili tek bir örnekle yetinelim. 30 Eylül 2007 de Yeni Şafakta yer alan bir habere göre<br />
Kastamonu&#8217;da polis memuru olan Mustafa A.(40) eşi Semra A.yı tabanca ile yaralar. Yaralı eş önce polise şikayette bulunur sonra komşularının çocukların var diye ikna etmesi üzerine kazayla kendini yaralandığına dair ifade vererek şikayetini geri çeker. Ertesi günü kocası 9 ve 13 yaşındaki çocuklarının gözü önünde makas darbeleriyle kadını öldürür. Kanun reşit olan bir kişinin bu tür bir şekilde zarar görmesi durumunda davasının takip edilmesinin şikayetine bağlı olduğunu söylüyormuş. Bana aklım, fikrim, mantığım ise burada yanlış bir şeyler olduğunu bu kadar bariz bir cinayete teşebbüste farklı bir yol olması gerektiğini söylüyor.<br />
 <br />
            Şimdi bir grup milletvekili, kadına yönelik şiddet ile ilgili suçlarda ağırlaştırılmış cezalar verilmesi, şikayete bağlı olmaksızın dava açılması gibi bir dizi yasa teklifi getiriyor. Bence burada bir de elzem olan kurumların sorumluluklarını bilmeleri açısından bu tür davalarda ihmal, zihniyet ya da farklı sebeplerden kusuru görülen ister adli tıp, ister hakimler ya da ister polis teşkilatı gibi kişi ve kurumların da hataları için bedel ödemesi ve bunun takipçiliğini yapacak kurumların varlığının gerekliliğidir.<br />
 <br />
            Sonuçta dünyanın en iyi düşünülmüş yasalarını da çıkarsanız eğer bunları uygulamaya doğru düzgün geçiremiyorsanız dahası bu konuda tüm kurumlara yayılmış bir lakaytlık içerisindeyseniz  tecavüzcünüz de, katiliniz de &#8216;devlettir.&#8217;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/11/06/sizin-tacizciniz-kim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/11/06/sizin-tacizciniz-kim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

