<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; ahlak</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/ahlak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kapitalizmin İyisi, Kötüsü ve Çirkini / Joe Nocera</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/14/kapitalizmin-iyisi-kotusu-ve-cirkini-joe-nocera/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/14/kapitalizmin-iyisi-kotusu-ve-cirkini-joe-nocera/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 18:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21476</guid>
		<description><![CDATA[The New York Times&#8216;ta yayınlandı (The Opinion Page, 16 Mart 2012)
Çarşamba günü Starbucks&#8217;un başkanı ve baş yöneticisi olan Howard Schultz, şirketinin yıllık konuşmasında kürsüye çıkacak. Ve iş ahlakının öneminden bahsedecek.
Evet, ahlak. Tam olarak bu kelimeyi kullanır mı bilmiyorum, bu konuda biraz şüphem var. Özellikle son yıllarda, Schultz bir çeşit ahlaki kapitalizm üzerinde çalışıyor. Kazanç sağlanabilirliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081213_derin_dusunce_org_kapitalizm_ve_islam.jpg"><strong><img class="alignright size-full wp-image-2573" title="20081213_derin_dusunce_org_kapitalizm_ve_islam" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081213_derin_dusunce_org_kapitalizm_ve_islam.jpg" alt="" width="255" height="327" /></strong></a><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CD0QFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.nytimes.com%2F&amp;ei=OMKJT-bsOcj28gOlzIC4CQ&amp;usg=AFQjCNEtLodOdxWZSGdJpL7WJaEeUJVlnw&amp;sig2=PA9Ok3t0RteSwI44MoRxOw" target="_blank"><strong>The New York Times</strong></a><strong>&#8216;ta yayınlandı (The Opinion Page, 16 Mart 2012)</strong></p>
<p>Çarşamba günü Starbucks&#8217;un başkanı ve baş yöneticisi olan Howard Schultz, şirketinin yıllık konuşmasında kürsüye çıkacak. Ve iş ahlakının öneminden bahsedecek.</p>
<p>Evet, ahlak. Tam olarak bu kelimeyi kullanır mı bilmiyorum, bu konuda biraz şüphem var. Özellikle son yıllarda, Schultz bir çeşit ahlaki kapitalizm üzerinde çalışıyor. Kazanç sağlanabilirliğin önemli olduğunu düşünüyor ama bu yüzden de işçilerine ve kahve yetiştiricilerine adaletli davranıyor. Son zamanlarda, Schultz, Starbucks&#8217;un misyonunu daha geniş bir şekilde tanımladı. Kahve satmaya dair hiçbir şey içermese de, yaratıcı programlar ülkenin Büyük Ekonomik Bunalım&#8217;dan çıkmasına <span id="more-21476"></span>yardım etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Konuşmada, Schultz, Starbucks&#8217;un kazanç kayıtları ve şirketin kucak açtığı bu büyük toplumsal rol arasında doğrudan bir bağlantı kurmayı planlıyor. Ülkenin güvenini kazanmış şirketlerin, nihai olarak daha yüksek stok fiyatıyla ödüllendirileceği konusuna değinecek. ‘Şirketinizin değeri, şirketinizin değeri tarafından belirlenecek&#8217; demeyi planlıyor.</p>
<p>Schultz ve Starbuck konusunu gündeme getirdim. Çünkü bu hafta değişik bir tür Amerikan kapitalizmine şahit olduk: Goldman Sachs&#8217;ın ‘gözlerimizi yuvalarından fırlatan&#8217; kapitalizmi. Goldman eski yöneticisi, kapıyı çekip çıkarken, The Times&#8217;ta bir Op-Ed<a name="_ftnref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn1">[1]</a> makale yazmış. Makalesinde bir anonim şirket kültürünün tek değer verdiği şeyi tanımlamış: gereken ne olursa olsun, mümkün olduğunca çok para kazanmak. Smith&#8217;e göre, Goldman, müşterileri değerli görmek yerine onları yolunacak kaz olarak kabul ediyor. Goldman tüccarları, müşterileri üzerinden ne kadar kazanç sağlayabilecekleri konusunda rekabet ederler. Bu sattıkları ürünlerin sonunda uçup gideceği anlamına gelse bile. Smith, ‘İnsanların duygusuzca, müşterilerini kazıklamak hakkında konuşmları beni rahatsız ediyor&#8217; diye yazmış.</p>
<p>Smith&#8217;in makalesinden sonra, bir çok insan, Smith&#8217;i destekleme konusunda yarıştı. New York&#8217;un milyarder belediye başkanı Micheal Bloomberg, Goldman&#8217;ın pahalı bilgisayarlarını satıyor. Destek gösterisi için Goldman Sachs&#8217;ın karargahına gitti. Adını verdiği firmasının editörleri, Smith&#8217;le acımasızca alay eden bir başmakale yayınladı. Bu editörler ve diğerleri, Goldman&#8217;in müşterilerinin kendilerine dikkat edebilecek koca adamlar olduklarını söyledi. Hatta bazı müşteriler de katıldı bu görüşe. Goldman&#8217;in müşterilerinden biri ‘The Financial Time&#8217; a ‘Sırtını onlara dönmemek daha iyidir&#8217; dedi. Ama, ‘Onlar da bir hayli yetenkli&#8217; diye de ekledi. </p>
<p>Ama Smith&#8217;in makalesinin bu kadar beğenilmesinin bir nedeni var. Goldman Sachs finansal krizden çok yara almadan çıkmayı başarabilmiştir. Buna rağmen, bu kadar şaşırtıcı bir zehrin hedefi olmuştur. İşte bunun sebebiyle aynı neden. Sebep, Goldman&#8217;in de temsil ettiği ahlaksız, barbar kapitalizmi. Amerikalılar&#8217;ın çoğu bunu içgüdüsel olarak iğrenç bulurlar. Bu, birçok insanın Wall Street hakkındaki şüphelerini teyit ediyor. Bu şüpheler, Wall Street&#8217;te adi uygulamaların normalleştiği ve Wall Street&#8217;in topluma zararlı yollardan kazanç üretmenin mekanı olduğu yönündeydi. Ve bu kazanç başarılı bir kariyer ve multi milyon dolar bonusun bileti görilmekteydi.</p>
<p>Goldman ekonomik krize yol açan korkunç riskli ipotekler yığdı.  Zahmet, çile, dert kokan bu meselenin devamı , en kötü mortgage bonolarını müşterilerin burnundan getirmek oldu. Bir ‘short-seller<a name="_ftnref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftn2">[2]</a>&#8216; olan John Paulson&#8217;a gizlice bazı mortgage bonolarını alması ve bunları Goldman&#8217;ın müşterierine satması yönünde izin verildi. Tabi burada Paulson&#8217;un kazancı işin ‘short&#8217; (düşük fiyatla geri satın almak)olan kısmıydı. Henüz yakın bir zamanda, Goldman, yatırımcı bankalarından birinin bir füzyon danışmanı gibi davrandığını kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü banka, El Paso A.Ş. ile ilişkilerini sürdürürken, hisse senetlerini, El Paso&#8217;yu elde etmeye çalışan Kinder Morgan&#8217;da tutuyordu. Daha da terbiyesiz bir çatışma hayal bile edilemez.</p>
<p>Bunlar illegal olmayabilir. Ama şaşırtıcı olan, üç yıl durmaksızın devam eden eleştirilere rağmen, Goldman zerre kadar değişmedi. Bu da Smith&#8217;in makalesinin yankılanmasının bir başka sebebi. Ayrıca şüpheleri de doğruladı. Goldman&#8217;ın her münakaşaya verdiği o aynı cevap, bu üç yıl içinde kamu ilişkileri noktasında sıkıntıya sebep oldu. Goldman&#8217;ın karşılığı rahat bir tavır içindeydi. Baş yönetici Lloyd Blankfein&#8217;in, Goldman&#8217;in müşterileri konusunda özenli olduğunu ısrarla vurgulayan e-maili buna bir örnek. Ve yine değişmeyen edasıyla o hep verdiği karşılık: bu da geçer.</p>
<p>Şimdiye kadar, geçmedi. Belki de geçmeyecek. Belki, Blankfein&#8217;in, Howard Schultz&#8217;un Starbucks&#8217;ta ne yaptığını seyrettiği bir zaman gelmekte. Ne de olsa, bazen, bir şeyleri gerçekten güzel yapmanın en iyi yolu, iyi olanı yapmaktır.</p>
<p> </p>
<hr size="1" /> </p>
<p><a name="_ftn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref1">[1]</a> Op-Ed, gazete sayfasında, yazarın kişisel düşüncelerini yazdığı yerdir. </p>
<p><a name="_ftn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ftnref2">[2]</a> kâr sağlamak amacıyla bir hisse senedini satmak ve onu daha düşük bir fiyatla geri satın almak</p>
<p> </p>
<p>… Bu konuda e-kitap …</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap-203x300.jpg" alt="" width="133" height="191" /></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama <strong>batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</strong> Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? </strong>Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></span></strong></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kapitalizm_kara_sevdam.pdf" target="_blank">Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kapitalizm_kara_sevdam.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-21167" title="kapitalizm_kara_sevdam" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kapitalizm_kara_sevdam-161x300.jpg" alt="" width="148" height="255" /></a>Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: <strong><em>“Kapitalizme Hayır!”</em></strong><em>.</em> İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. <strong><em>“Küresel sermayeye geçit yok!” </em></strong>. İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki </em><strong><em>İyi</em></strong><em> ile </em><strong><em>Kötü</em></strong><em> arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” </em><em>(Soljenitsin)</em></p>
<p>Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, <strong>“içimizde yaşayan bir öteki”</strong> olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor.  <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kapitalizm_kara_sevdam.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/14/kapitalizmin-iyisi-kotusu-ve-cirkini-joe-nocera/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/14/kapitalizmin-iyisi-kotusu-ve-cirkini-joe-nocera/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Omurgasızları tanıyalım: Ece Temelkuran, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, DİSK, TKP, BDP ve ötekiler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 14:25:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21348</guid>
		<description><![CDATA[

&#8220;Siyasal iktidar 12 Eylül darbesiyle &#8216;hesaplaşmayı&#8217;(!) gündemine almış bulunuyor; üstelik yoğun bir duygu sömürüsü eşliğinde şiirlerle ağıtlarla, gözyaşlarıyla birlikte&#8230; Burada 12 Eylül&#8217;le bir &#8216;hesaplaşma&#8217; kesinlikle yok. Ama öyle anlaşılıyor ki içten olmayan ve ince bir &#8216;hesaplama&#8217; sözkonusu&#8230;&#8221; (DİSK) 
&#8220;12 Eylül&#8217;cülerin yargılanması tam bir aldatmacadır. Varlığını 12 Eylül&#8217;e borçlu olan AKP iktidarının &#8216;demokratlık&#8217; ve &#8216;özgürlükçülük&#8217; taslamasına izin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu.jpg"><img class="size-full wp-image-21350 aligncenter" title="turk_basini_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu.jpg" alt="" width="490" height="346" /></a></p>
<ul>
<li>&#8220;Siyasal iktidar 12 Eylül darbesiyle &#8216;hesaplaşmayı&#8217;(!) gündemine almış bulunuyor; üstelik yoğun bir duygu sömürüsü eşliğinde şiirlerle ağıtlarla, gözyaşlarıyla birlikte&#8230; Burada 12 Eylül&#8217;le bir &#8216;hesaplaşma&#8217; kesinlikle yok. Ama öyle anlaşılıyor ki içten olmayan ve ince bir &#8216;hesaplama&#8217; sözkonusu&#8230;&#8221; (<strong>DİSK</strong>) </li>
<li>&#8220;12 Eylül&#8217;cülerin yargılanması tam bir aldatmacadır. Varlığını 12 Eylül&#8217;e borçlu olan AKP iktidarının &#8216;demokratlık&#8217; ve &#8216;özgürlükçülük&#8217; taslamasına izin vermeyeceğiz. Dünkü 12 Eylülcülerle birlikte bugünkü 12 Eylülcülerden de hesap soracağız.&#8221; (<strong>İlhan Cihaner- İmzacısı olduğu bildiriden</strong>)  </li>
</ul>
<p>(CHP Milletvekili Cihaner izlemek için geldiği 12 Eylül duruşmasına, yer olmayınca giremedi.) </p>
<ul>
<li>&#8220;Anayasa değişikliğine &#8216;Evet&#8217; dersek&#8230;12 Eylül&#8217;ü yapanlara yargı yolu açılacakmış. Bunu söyleyenlere sadece şunu demek isterim: Siz kimi kandırıyorsunuz? 12 Eylül&#8217;ü yapanları köşklerinde ağırlayanların, işin bu &#8216;zamanaşımı&#8217;na zerre kadar dikkat kesilmediklerini sanacak kadar enayi miyiz biz.&#8221; (<strong>Ahmet Hakan- <em>Hürriyet</em></strong>) </li>
<li>&#8220;Memleket<strong></strong>bildiğin enayi yerine konuyor. 12 Eylül hesaplaşması martavalını alan yürüyor.&#8221; (<strong>Ece Temelkuran- <em>Habertürk</em></strong>) </li>
<li>&#8220;AKP&#8217;nin bu meseleyi bir demokratikleşme ve 12 Eylül&#8217;le, darbecilikle hesaplaşma gibi yutturmaya çalışmasının, nasıl olup da sol adına savunulabildiğidir. Sanırım ileride insanlar böyle bir budalalığın nasıl yapılabildiğini izah etmekte çok zorlanacaklardır.&#8221; (<strong>Oğuzhan Müftoğlu- <em>Birgün</em></strong>) </li>
</ul>
<p>(DEV-YOL&#8217;un lideri Oğuzhan Müftoğlu 12 Eylül duruşmasına katılıp müdahil oldu.) </p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21352" title="turk_basini_turk_solu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_3.jpg" alt="" width="220" height="220" /></a>&#8220;İsteyen, bu Anayasa değişikliği paketinin 12 Eylül ile bir şekilde hesaplaşma olduğu hayaline kendini kaptırabilir.&#8221; (<strong>Nuray Mert- <em>Hürriyet</em></strong>) </li>
<li>&#8220;Ortada 12 Eylül generallerinden sorulacak bir hesap zırvalığı da kalmadığına göre ne yapacaksınız?&#8221; (<strong>Sırrı Süreyya Önder</strong>) </li>
<li>&#8220;AKP&#8217;nin 12 Eylül&#8217;le hesaplaşacağız söylemi yalanların en büyüğüdür. AKP, bu söylemiyle 12 Eylül&#8217;ün yarattığı mağduriyetleri sömürmekte buradan rant devşirmektedir.&#8221; (<strong>BDP- Boykot bildirisinden</strong>) </li>
</ul>
<p>(Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Ertuğrul Kürkçü&#8217;nün aralarında olduğu BDP heyeti de dün duruşmadaydı.) </p>
<ul>
<li>&#8220;12 Eylül Anayasası ile hesaplaşma olarak pazarlanmaya çalışılması, daha önce de benzer örneklerini gördüğümüz, halkı aptal yerine koyan, aldatmaya ve kandırmaya dayalı AKP tarzı politik bir hamledir.&#8221; (<strong>TKP</strong>) </li>
<li>&#8220;AKP 12 Eylül&#8217;ü yargılayamaz. Unutulmamalıdır ki 12Eylül 1980&#8242;de hukukun boğazına yağlı urgan geçiren vicdansızlarla 12 Eylül 2010 tarihinde adaletin terazisini kıran bozguncu zihniyetin aynı alandakümelendiklerini ve benzer hedefler taşıdıklarını bir gün herkes görecek vemutlaka idrak edecektir.&#8221; (<strong>Devlet Bahçeli- MHP</strong>)</li>
</ul>
<p>  (Davanın önünde gösteri yapanlar arasında Ülkü Ocakları da vardı.) </p>
<ul>
<li>&#8220;Pakette Geçici 15. Madde&#8217;nin olması benim oyumun renginin belli olması anlamına gelmemeli. O kadar basit değil. Toplumun çeşitli kırılmaları var. Bu kırılmaları Anayasa&#8217;nın 15. maddesini kaldırıyoruz dediğimizde çözebiliyor muyuz?&#8221; (<strong>Nimet Tanrıkulu- 78&#8242;liler Vakfı- 12 Eylül Davası&#8217;nda müdahil oldu.</strong>)  <a href="http://taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-bu-ulkede-her-sey-olabilirsiniz-ama-rezil.htm" target="_blank">TAMAMI</a></li>
</ul>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_2.jpg"><img class="size-full wp-image-21351 aligncenter" title="turk_basini_turk_solu_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_2.jpg" alt="" width="300" height="253" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Omurgasızları daha yakından tanımak için &#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="115" height="168" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank">Türk solu iktidar olur mu?</a></strong></span><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-21200" title="turk_solu_iktidar_olur_mu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu-215x300.jpg" alt="" width="143" height="213" /></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>buradan indirebilir</strong></span> </a>ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Araf Dağına (yeniden) Tırmanış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21170</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.
Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)
&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/10196222?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="265" frameborder="0" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/10196222">Hamza Yusuf</a> from <a href="http://vimeo.com/user3321132">Design4 Marketing Communications</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai </a>sayesinde eskimemiş ve <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">eskimeyecek bir çeviri </a>yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)</em></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un <em>Symposium’</em>unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  </p>
<p>Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “<em>desiderare</em>,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”<em>de</em>” ,”-den,” ve “<em>sidere</em>” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  </p>
<p>Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… &#8221; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Temelkuran’ın ‘The Guardian’daki makalesi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 17:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20596</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Şu kurgunun ikna ediciliğine bakın: ‘Türk gazeteciler çok korkuyorlar&#8217; başlığıyla, yazı gövdesi arasında yer alan fotoğrafta Hrant Dink&#8217;in, üzeri kâğıtlarla kaplanmış ölü bedeni kaldırımda boylu boyunca yatıyor. Fotoğrafaltında ise şu ibare yer alıyor: ‘Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul&#8217;da ofisinin önünde vurularak öldürüldü.&#8217; &#8230; &#8220;Bu bileşime biraz daha yakından bakalım&#8230; Türk gazeteciler kimden korkuyorlar? Elbette, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;&#8230; Şu kurgunun ikna ediciliğine bakın: ‘Türk gazeteciler çok korkuyorlar&#8217; başlığıyla, yazı gövdesi arasında yer alan fotoğrafta Hrant Dink&#8217;in, üzeri kâğıtlarla kaplanmış ölü bedeni kaldırımda boylu boyunca yatıyor. Fotoğrafaltında ise şu ibare yer alıyor: ‘Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul&#8217;da ofisinin önünde vurularak öldürüldü.&#8217; &#8230; &#8220;Bu bileşime biraz daha yakından bakalım&#8230; Türk gazeteciler kimden korkuyorlar? Elbette, başlığın gizli öznesi olan ‘İslamcı iktidar&#8217;dan korkuyorlar. Şimdi bu bilgiyi haberin fotoğrafıyla ve fotoğrafaltıyla birleştirin&#8230;&#8221;</em>  <a href="http://www.taraf.com.tr/alper-gormus/makale-temelkuran-in-the-guardian-daki-makalesi.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 2:Ahlâk)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/17/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/17/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 00:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19804</guid>
		<description><![CDATA[«..Hareketleri canlı ve kararlı, biraz fazla emin kendinden, biraz fazla hızlı, müşterilere doğru attığı adımlar biraz fazla kesin. Masaya eğilirken biraz fazla aceleci, sesinin tonu ve bakışları ile abartılı bir alâka gösteriyor müşterinin siparişine&#8230; Ah! İşte geri geliyor, bir robotu taklid eder gibi, elindeki tepsiyi tutuşu ip cambazlarını hatırlatıyor. [...] Rol yapıyor sanki. Ama ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sartre_varlik_ve_hic_garson.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19806" title="sartre_varlik_ve_hic_garson" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/sartre_varlik_ve_hic_garson.jpg" alt="" width="200" height="293" /></a>«..Hareketleri canlı ve kararlı, biraz fazla emin kendinden, biraz fazla hızlı, müşterilere doğru attığı adımlar biraz fazla kesin. Masaya eğilirken biraz fazla aceleci, sesinin tonu ve bakışları ile abartılı bir alâka gösteriyor müşterinin siparişine&#8230; Ah! İşte geri geliyor, bir robotu taklid eder gibi, elindeki tepsiyi tutuşu ip cambazlarını hatırlatıyor. [...] Rol yapıyor sanki. Ama ne rolü yapıyor? Fazla incelemeye gerek yok, garson rolü oynuyor&#8230; »</em> (Sartre, <a href="http://www.librairie-gallimard.com/9782070293889-l-etre-et-le-neant-jean-paul-sartre/">Varlık ve Hiç</a>, sf. 94)</p>
<p>Varlık ve Hiç&#8217;teki <strong><em>ateist ahlâk(?)</em></strong> teorisinin kalbi sayılabilir bu bir kaç satır. Adeta <strong>varoluş</strong> ile <strong>iyi-oluş</strong> arasında bir köprü kurmaya çalışıyor ve kanaatimce oldukça başarılı. Neden?</p>
<p>Sartre&#8217;a göre garson ve elindeki tepsi aynı şekilde <strong>&#8220;var&#8221;</strong> değiller. Tepsi-Eşya göründüğü gibi. Herkes için, her an aynı. Ama garson-insan bir rol oynuyor. Garsonmuş gibi yapıyor. Oysa evine dönerken metroda veya evde çocuklarıyla böyle değil. Başkalarının gözünde &#8220;geçerli&#8221; olan rolüne eşitlenmiş, indirgenmiş vaziyette. <strong>Garsonluk YAPMAK ile (sadece) garson OLMAK arasındaki fark büyük. </strong>Sartre&#8217;ın başarıyla yakaladığı <span id="more-19804"></span>bir ayrım var burada. Bir <strong>F</strong>a<strong>R</strong>u<strong>Ki</strong>yet ve aynı zamanda birleşme: Varlık ve Ahlâk. <strong>Var olmak</strong> ve <strong>iyi</strong> <strong>olmak</strong>&#8230;</p>
<p>İnsanların garsonluk veya bir başka meslek yapmasında, annelik, babalık ile beraber bu <strong><em>&#8220;rolleri&#8221;</em></strong> de oynamasında ahlâkî bir mesele yok elbette. Bir şartla: Rol oynadığınızı bileceksiniz, kim olduğunuzu unutmayacaksınız.</p>
<p>Bir başka deyişle ne kendiniz <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=%C5%9Feyle%C5%9Ftirme%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBYQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fseylestirme%2F&amp;ei=TirmTvD8EMy9tge1-vn2Aw&amp;usg=AFQjCNFSV37eB8JaFHYfXzhHjfqjgNVJCw">şeyleşmeyi</a> kabul edeceksiniz ne de diğer insanların <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=%C5%9Feyle%C5%9Ftirme%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBYQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fseylestirme%2F&amp;ei=TirmTvD8EMy9tge1-vn2Aw&amp;usg=AFQjCNFSV37eB8JaFHYfXzhHjfqjgNVJCw">şeyleştirilmesine</a> göz yumacaksınız. Ama merak etmeyin, göründüğü kadar teorik değil bu mesele. Her türlü önyargıya, ayrımcılığa bakın, aynı pis kokuyu bulabilirsiniz: Sözgelimi <strong><em>&#8220;Her Türk asker doğar&#8221;</em></strong> cümlesinde insan-Türk&#8217;ün insanlığından koparılmasına dikkat edin. Türkler askerlik yapabilir, bu &#8220;işi&#8221; iyi yapabilir, vs. Bunda mesele yok. Ama ROL = İnsan şeklindeki kabuldür burada eleştirilmesi gereken. <strong><em>&#8220;Kürtler hırsızdır / Ermeniler haindir&#8221;</em></strong> ya da <strong><em>&#8220;Her kadın aptaldır&#8221;</em></strong> , <strong><em>&#8220;her zenci kavgacıdır&#8221;</em></strong> cümlelerinde de  insan&#8217;ın özgürlüğünden koparılmasını hissedebilirsiniz. Çünkü onlar isteseler bile &#8220;iyi&#8221; davranamazlar. Hedef alınan ırkın mensupları &#8220;kötü davranmaya mahkûm&#8221; ilân edilmiş ve bitmiştir.</p>
<p> Bir insanı ırk gibi şekilsel bir vasfa indirgemek. İnsanı bu yolla <strong>&#8220;belirlenmiş&#8221;</strong> görmek, ahlâken <strong>&#8220;determine&#8221;</strong> saymak&#8230; Özgür iradesi yok sayılan bir insandan geriye bir şey kalmaz tabi, belki bir et ve kemik yığını. Ama burada diktatörlerin baskısıyla kısıtlanabilen serbestlikten bahsetmiyor Sartre. İnsan&#8217;ı İnsan yapan özgür iradedir söz konusu olan, demokrasinin ve ekonominin konusu olan serbestlik değil (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/"><em>Hayvan Serbesttir</em>, <em>İnsan Özgürdür</em></a>) Tekrar metnin aslına dönelim ve kaldığımız yerden devam edelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Garsonun durumu bir istisna değil. Bütün esnaf böyle bir seremoni sergiler. Halk onlardan bekler bunu. Bakkal ve terzi bütün gün müşterileri sadece &#8220;bakkal&#8221; sadece &#8220;terzi&#8221; olduklarına ikna etmeye çalışırlar. Dalgın bir bakkal rahatsız edicidir çünkü &#8220;tam&#8221; bir bakkal sayılmaz. Nezaket kuralları icabı bakkal hazırolda duran bir askere benzer. Şey-Asker&#8217;ın bakışları diktir ama görmez, görmesi de gerekmez. Yaşanan ana göre değil ordunun kurallarına göredir Şey-Asker&#8217;ın bakışı, &#8220;10 adım ileriye sabitlenmiş&#8221; olmalıdır. İşte insanı bir role hapsetmek için alınmış önlemler.&#8221;</em> (Sartre, <a href="http://www.librairie-gallimard.com/9782070293889-l-etre-et-le-neant-jean-paul-sartre/">Varlık ve Hiç</a>, sf. 95)</p>
<p> Evet, bir kez daha görüyoruz çok net bir biçimde: <strong>Askerlik YAPMAK ile (sadece) asker OLMAK , Şey-Asker olmak</strong><em> </em><strong>arasındaki fark büyük.</strong> İflasın eşiğinde intihar eden patronları, TV&#8217;ye çıkamayınca kendini alkole veren şarkıcıları vs düşünün. Patronluk/şarkıcılık yaparken farkına varmadan oynadığı role kendini kaptıran insanlara dikkatle bakın. Ahlâkî bir ikilem karşısında bu insanlar <strong>GEREKENİ</strong> değil o rolün <strong>GEREKTİRDİĞİ</strong> şeyi yapacaklardır. Rol ellerinden alınırsa yani patron iflas ederse, şarkıcı şöhretini kaybederse yaşamaları mümkün değildir. Intihar ve/veya cinayetler baş gösterecektir. Çünkü “BEN = ROLÜM” şeklindeki tasavvur insanları şeyleştirir. Role dönük her eleştiri / aşınma / eskime ÖLDÜRÜCÜ bir taarruz gibi algılanır. Rol yok olunca “ben” de yok olur.</p>
<p>İnsanların böyle &#8220;rol icabı&#8221; insanlıktan soyunmaları, sorumluluktan (=özgürlükten) kaçmaları çok soyut ve bireysel görünebilir. Bunun için günlük hayattan kopMAdan düşünmekte fayda var. Meselâ Kemalist bürokrasi. <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=dersim%20site%3Aderindusunce.org%20&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CBcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fdersim%2F&amp;ei=1B_mTvuyFInftgew0MnnAw&amp;usg=AFQjCNHtewwj3TgPFJ5xC4pa6mkuCGtC-g">Dersim katliamı</a> esnasında Alevî Kürtleri katleden askerler neden direnmediler? Atatürk&#8217;ün emirlerini o askerlere ileten devlet memurları neden <strong><em>&#8220;Paşam yapmayın, onlar da insan!&#8221;</em></strong> diye isyan edemediler?</p>
<p>Kendilerini yönetmelik icabı me<strong>CB</strong>u<strong>R</strong> veya askerlik icabı <strong>&#8220;emir kulu&#8221;</strong> olmayı kabul etmeleri üzerine düşünülmeye değer&#8230; Tabi bürokrasinin bu kabul ediş esnasında oynadığı rolü de:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Baskı rejimlerine artık bir yenisi eklendi, belki en müthiş olanı: Bürokrasi. Son derecede karmaşık bir bürolar arası sistemin gücü. Ne biri, ne en iyisi, ne küçük bir azınlık ne bir çoğunluk&#8230; Kimse sorumlu tutulamaz. Bu sisteme &#8220;Hiç kimsenin tiranlığı&#8221; denilebilir.&#8221;</em> (<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5412&amp;sa=77530435">Şiddet Üzerine, Hannah Arendt</a>)</p>
<p>Kanaatimce bu insanların ilk işledikleri suç cinayet değildi, insanlıktan çıkmak ve kendilerini oynadıkları rol sanmaktı. Bu aldanmayı kabul etmeleriydi. Tiyatro bitip perde kapandıktan sonra kendini kral zanneden, sağa sola emirler yağdıran bir oyuncuya benziyorlardı. Ama bürokrasinin &#8220;oyununa&#8221; kapıldığımızda netice pek komik değil. İster Dersim&#8217;e bakın ister Nazilerin Yahudileri katletmesine isterseniz İsrail&#8217;in Filistinlilere yaptığı eziyetlere. Hep bu <strong>&#8220;rolü BEN sanma&#8221;</strong> hastalığını göreceksiniz. İnsan&#8217;a Vicdan&#8217;ın sesini unutturan roller&#8230;</p>
<p>Jean-Paul Sarte bu şeyleşme-şeyleştirme meselesi ile ilgili olarak detaylı bir sadizm-mazoşizm analizi de yapmış. Tabi kendi icad ettiği kavramlara sadık kalarak. Başkalarını şeyleştiren &#8220;Zalim&#8221; kadar şeyleştirilmeyi kabul eden mazlum da sorgulanıyor Varlık ve Hiç&#8217;in bu satırlarında. Fakat belki de Sartre&#8217;ın söylediği şeylerin içinde en önemli olanlardan biri <strong><em>&#8220;İnsan&#8217;ın kendi kendine yalan söyleyebilme kapasitesi&#8221;</em></strong>. Zira özünde insan &#8220;özgür olmaya mahkumdur&#8221;.</p>
<p>Sartre&#8217;ın <strong>&#8220;<em>mauvaise-foi</em>&#8220;<em> </em></strong> dediği bu kendine yalan söyleme kapasitesini &#8220;iş başında&#8221; görmek için edebiyattan yardım alalım. <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCgQFjAA&amp;url=http://www.derindusunce.org/2011/01/25/dikkat-kitap-zaman-nedir/&amp;ei=ANzrTuPSEo6XhQeZ5sW8CA&amp;usg=AFQjCNGT-GEFgw3OJbTt4SrkfiF9sMCLwg&amp;sig2=5pK_e6bwkl-ELSyHP">Derin Zaman kitabında</a> <strong><em>Şans, Kader, Özgür İrade</em></strong> konusundan bahsederken Jonathan Littell&#8217;in <a href="http://thekindlyones.wordpress.com/">The Kindly Ones</a> adlı romanından söz etmiştik. Bürokrasi tarafından verilen görevi Yahudilere eziyet etmek olan (kurgu) bir Nazi&#8217;nin, SS subayı Maximilen Aue&#8217;nin hatıralarıydı bunlar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. Şanslısınız ki iyi bir yerde ve iyi bir zamanda doğdunuz. Ne birisi gelip karınızı ve çocuklarınızı öldürüyor ve ne de kimse size başkalarının karısını ve çocuklarını öldürmenizi emrediyor.  Şükredin o halde. Ama aklınızdan hiç çıkarmayın, </em><strong><em>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</em></strong><em>. Bunu zannedecek kadar kibirli olduğunuz anda tehlike başlar. Zalim devletlerin karşısına insan ya da insanlık konur  ama devletlerin de insanlardan oluştuğu unutulur genellikle. Çoğu sıradan insanlardır bunlar.  Kendi sıradan hikâyeleri, küçük hayatları vardır. Bir dizi küçük </em><strong>ADIM</strong><em> neticesinde kendilerini bir kâğıt parçasının ya da bir tüfeğin &#8220;iyi&#8221; tarafında bulmuşlardır. Ötekiler ise &#8220;kötü&#8221; taraftadırlar. Rastlantılardan oluşan bu güzergâh bir seçim ya da temayül meselesi değildir. Ekseriyetle işkence mağduru insanlar iyi olduklarından eziyet görmezler. İşkenceciler kötü oldukları için yapmazlar bunu.&#8221;</em></p>
<p>Evet, insan canavarlaşıp masum insanları öldürmeden önce kendi içindeki İnsan&#8217;ı öldürmek, vicdanını susturmak zorunda. Sartre&#8217;în tabiriyle kendi kendine yalan söyleme kapasitesi bu. İnsan kötülük yapabilme imkânına sahip olduğu içindir ki iyilik yaptığında büyük kıymeti vardır. Tabi tersi de doğru. Sonsuz iyilikle, merhametle <strong><em>&#8220;daha insan bir insan&#8221;</em></strong> olma imkânı varken kötülüğü seçmek. &#8220;Yakıtı insan ve taşlaşmış kalp&#8221; olan Cehennem&#8217;e gitmek için dua eder gibi yaşamak&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2011/03/27/hic-kimsenin-tiranligi-marx-arendt-ve-burokrasi/">&#8220;Bürokrasi: Hiç Kimsenin Tiranlığı&#8221;</a> isimli makalemizde bu &#8220;vicdan uyutma&#8221; konusunu derinlemesine incelemistik. Bu sebeple yeniden açmaya gerek görmüyoruz. Ancak Sartre&#8217;ın ateist ahlâk teorisini sonuna kadar götürüp gerçek hayata uygulamak ilginç olabilir, Karl Marx&#8217;tan dinleyelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;Pamuk sanayii kurulalı doksan yıl oluyor. &#8230; İngiltere&#8217;de üç kuşaktır varolan bu sanayi kolu bu sürede, fabrika işçilerinin dokuz kuşağını mahvetti. İşlerin hızlandığı dönemlerde, işçi açığı çok büyük seviyelere ulaştı. 1834 böyle bir sene oldu. O sırada imalatçılar, hemen, Yoksullar Yasası Komisyonuna, tarım bölgesindeki &#8220;fazla-nüfus&#8221;un kuzeye gönderilmesini önerdi; açıklamalarına göre, &#8220;oradaki fabrikatörler bu fazla-nüfusu emer ve tüketebilirdi. Devletin onayı ile temsilciler atandı. [...] Manchester&#8217;a aracılar yollandı. Tarım işçisi listeleri hazırlandı ve aracılare verildi. Aracılar bürolarında kendilerine uygun olanları seçtiler ve aileler yollandı. Bu insan paketleri etiketlerle yollandı tıpkı mal gibi, yük vagonlarında. Bazıları yaya idi. Sağda solda sürtenler oldu, kaybolanlar, sanayi mahallelerinde ölenler&#8230; Tarım işçileri tıpkı zenci köleler gibi sistematik bir biçimde aracılar tarafından alınıp satıldı ve bu insan ticareti düzenli olarak gelişti. 1860 tekstil sektörünün tavan yaptığı bir yıl oldu. Yeniden çalışacak &#8220;kollar&#8221; gerekliydi ve yeniden aracılar kırsal alanlarda <strong>insan eti ticaretine</strong> koyuldular. [...] Ama buralardaki nüfus fazlası zaten tüketilmişti. Fransa ile yapılan ticaretin gelişmesi neticesinde ilk anda <strong>10 bin &#8220;kol&#8221; gerekiyordu</strong> ama bu hızla 50 bine çıkacaktı. <strong>İnsan eti ticareti yapan</strong> aracılar yeterince köylü bulamayınca PLC başkanına bir temsilci yolladılar ve fakir çocuklarla yetimleri kullanmak için müsade istediler.&#8221; (Kapital, Onuncu bölüm [iş günü], 5ci kesim)</em></p>
<p>Kendisi de bir ateist olan Marx insanların şeyleştirilmesine isyan ediyor. İşçi veya patron rolü oynanması değil mesele. İnsanların, özel kıymetiyle İnsan&#8217;ın bir role hapsedilmesine karşı çıkıyor. Tahammül edilmez olan düşük ücretler veya zor koşullar değil bir dişli çark gibi, bir yedek parça gibi kullanılıp atılmasıdır işçilerin, budur kapitalizmin suçu!</p>
<p>Tabi kapitalizme şeyleştirme üzerinden taarruz etmek kolay. Ama  bunun tersini savunacak fikrî ve vicdanî bir temele ihtiyaç var. Yani İnsan&#8217;ı ve emeğini <strong>mal</strong> gibi gören kapitalizm karşısına konması gereken bir alternatif bulmak gerek. Emek&#8217;in bir <strong>şey</strong><strong> / mal /meta</strong> olmadığını, değerini madde üstü (=?kutsal / aşkın) bir kaynaktan aldığını söylemek gerek. Aksi takdirde <strong><em>&#8220;emeğimi sömürüyorsun, hakkımı vermiyorsun!&#8221;</em></strong> diye kimseye kızamazsınız, orman kanunu vardır, güçlü güçsüzü ezer. (Bkz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank">Liberalizm Demokrasiyi Susturunca</a></strong>)</p>
<p>Evet, olmak ve iyi/adil olmak&#8230; İşte bütün mesele&#8230; Shakespeare&#8217;e göre değil ama Marx&#8217;a göre buydu bütün mesele:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Peki Marx bugünkü anlamda &#8220;materyalist&#8221; bir düşünür müydü? Aslında değildi. [...] Karl Marx her şeyden önce bir insandı ve hepimiz gibi beşerî Karl ile insanî Karl&#8217;ın zıt yönlere çekmesinden kaynaklanan bir gerginlik yaşıyordu &#8220;derin insan&#8221; zemininde. (Bkz. </em><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan </a></em><em> kitabı) [...] Bir yandan beşerî Karl ekonomik ilişkilerdeki &#8220;soğukluk&#8221; ve teknik konulardaki &#8220;determinizmi&#8221; müşahede ediyor, bu durum ona her şeyin bir sebebi ve bir sonucu olduğunu telkin ediyordu. Fakat diğer yandan işçilerin ezilmesinden rahatsızlık duyan insanî Karl daha adil bir düzen özlüyordu. Kendi deyimi ile zenginliği işçiler üretiyor ama meyvelerinden yöneticiler ve malları alıp satanlar faydalanıyordu. Yani &#8220;madde&#8221; olmayan bir HAK vardı ateist Marx&#8217;a göre. </em><em>Bir başka deyişle Marx insanları, toplumu, ekonomiyi &#8220;materyalist&#8221; bir gözle çözümlemek istiyordu ama <strong>&#8220;daha İYİ / ADİL bir dünya&#8221; </strong>kurmak için.&#8221;</em>( <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><strong>Derin </strong>MAЯҖ</a></strong> kitabı)</p>
<p>Jean-Paul Sarte ve Karl Marx&#8217;ın yollarının kesiştiği iklimde bir kudsî hadis geliyor hatıra, İnsan ile Eşya&#8217;nın arasına net bir çizgi çekiyor!</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Eşyayı senin için, seni kendim için yarattım; kendim için yarattığımı kendisi için yarattığım yoldan çıkarmasın&#8221;</em></p>
<p>İnsan&#8217;ın maddî varlığına rağmen bir eşya olMAdığını bildiriyor. Zira Hristiyan, Ateist ya da başka inançlara mensup olsalar bile insanlarda bir <em><strong>&#8220;insanlık onuru&#8221;</strong></em> algısı var. Batı&#8217;nın hatırı sayılır bir çok düşünürü (ing.) <em><strong>&#8220;Human Dignity</strong></em>&#8221; veya (fr.) <em><strong>&#8220;Dignité Humaine&#8221;</strong></em> başlığı altında işkenceye, tecavüze, organ ticaretine, çocukların cinsel istismarına karşı durmuş ve durmaktalar. İnsan denilen varlık ırkı, milliyeti ya da cinsiyeti yüzünden haksızlıklara uğratılabilir, hatta öldürülebiliyor. <strong>Ama İnsan&#8217;da rollere indirgenemez</strong>, bölünüp satılamaz (in-divisible?) bir &#8220;ben&#8221; (= individu) var.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; &#8220;Bilerek&#8221; kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" />Kitap Tanıtan Kitap 2</strong> </a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank">Kitap Tanıtan Kitap 1</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/17/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/17/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçülük ve Ahlak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 09:42:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19430</guid>
		<description><![CDATA[Ahlak, Arapça &#8220;hulk&#8221; kelimesinden geliyor ve huy, huylar anlamında kullanıyor. Kelimenin Yunanca karşılığı ise &#8220;ethos&#8221;&#8230;
  Peygamber (SAS) &#8220;ahlak&#8221; kelimesini kapsayıcı bir şekilde; &#8220;Din güzel ahlaktır&#8221; şeklinde açıklıyor.
  Felsefi olarak &#8220;ahlak&#8221; bir başka deyişle &#8220;etik&#8221; insana dair olan &#8220;iyinin ve &#8220;kötünün&#8221; ne olduğunu sorgular. Bu sorgulamada kabaca ifade edecek olursam, Stuart Mill ahlakı &#8220;fayda&#8221; ile Jeremy [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/ataturkcu_ahlak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19432" title="ataturkcu_ahlak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/ataturkcu_ahlak.jpg" alt="" width="184" height="184" /></a>Ahlak, Arapça &#8220;hulk&#8221; kelimesinden geliyor ve huy, huylar anlamında kullanıyor. Kelimenin Yunanca karşılığı ise &#8220;ethos&#8221;&#8230;</p>
<p>  Peygamber (SAS) &#8220;ahlak&#8221; kelimesini kapsayıcı bir şekilde; &#8220;Din güzel ahlaktır&#8221; şeklinde açıklıyor.</p>
<p>  Felsefi olarak &#8220;ahlak&#8221; bir başka deyişle &#8220;etik&#8221; insana dair olan &#8220;iyinin ve &#8220;kötünün&#8221; ne olduğunu sorgular. Bu sorgulamada kabaca ifade edecek olursam, Stuart Mill ahlakı &#8220;fayda&#8221; ile Jeremy Bentham &#8220;haz&#8221; ile Henri Bergson ise &#8220;sezgi&#8221; ile birlikte yürütür. Kant&#8217;ın Ahlak Felsefesine geldiğimizde, Kant&#8217;ın felsefesini oluştururken ahlakı &#8220;ödev&#8221; ile karşıladığını görürüz.</p>
<p>  Türkçe&#8217;de ise yerel kullanımda &#8220;ahlak&#8221; genel olarak nötr bir kavram olarak kullanılıyor; &#8220;ahlaklılık&#8221; iyi olanı, &#8220;ahlaksızlık&#8221; ise kötü olanı karşılıyor. Bir hakaret olarak kullanılan &#8220;ahlaksız&#8221; kelimesinin ise aslında felsefi bir temeli olmadığı gibi bir karşılığı da yok, zira siz ne iseniz ahlakınız odur ve siz var olduğunuza göre bir ahlakınız (huyunuz) da vardır.</p>
<p>  Felsefi olarak hemen her ideolojinin savunucuları, yöneltilen eleştiriler üzerine düşünür, cevap verir ve belki yeni bir form kazanır. Bu devamlılık aslında düşünceyi yaratan şeydir. Buna mukabil Türkiye&#8217;de resmi ideoloji, Atatürkçülük ve Kemalizm gibi neredeyse bir asra yayılmış totaliter ideolojilerin savunucuları kendilerine yöneltilen eleştiriler üzerine <span id="more-19430"></span>katiyetle düşünmez, bu eleştirilere cevap vermez ve dahi tüm bunları hakaretle cevaplar. Zaten hukukun üstünlüğünün var olup, olmadığının tartışıldığı yani yasaların herkese eşit kapsayamadığı, misal Atatürk&#8217;ü koruyan yasanın, herhangi bir vatandaşı koruyamadığı gibi mağdur ettiği gerçeği mevcuttur. İşte bu nedenle uzun yıllar boyu, Resmi ideoloji, Kemalizm ve Atatürkçülük eleştiri bile alamamış, aldığında ise eleştireni mahkûm etmiştir.</p>
<p>  Nagehan Alçı katıldığı &#8220;<em>Dört Bir Taraf</em>&#8221; programında aslında birçok insanın düşündüğü ancak ifade edemediği bir şey söyledi: &#8220;<em>Atatürk bir savaştan başarıyla çıkmıştı ancak diktatörce uygulamaları vardı</em>&#8220;. Bu sözleri üzerine normal şartlarda Mustafa Kemal&#8217;in bir diktatör olmadığını düşünenlerin açıklamaları &#8220;<em>Atatürk bir diktatör değildir, zira tarihsel olarak şunları şunları yapmıştır</em>&#8221; şeklinde olması gerekirken, hiçbir açıklamaya, delile, Alçı&#8217;nın iddiasını çürütmeye gerek duyulmaksızın hakaretle cevaplandı.</p>
<p>  Nagehan Alçı&#8217;nın bu sözleri üzerine, Atatürkçü, Kemalist düşünce savunucularının değişmez iddiası, vasat tezi olan &#8220;<em>Atatürk olmasaydı, baban kimdi bilemezdin ş&#8230;.siz</em>&#8221; mısrasının form değiştirmiş bir hali Nihat Genç&#8217;in Nagehan Alçı&#8217;ya yazdığı yazısında geçti: &#8220;<em>Nagehan Alçı her akşam ama her akşam bir programda, yarın öbür gün bir çocuğu olsa kimden olduğunu kimse bilemez</em>.&#8221;</p>
<p>  Ahlaki olarak &#8220;kötü&#8221; olanı içeren açıklamaları &#8220;kötülük yayılmasın&#8221; minvalinde değerlendirir ve paylaşmayı çok doğru bulmam ancak şu durumda birçok insanın da haklı olarak &#8220;bana bulaşmasın&#8221; niyetiyle ve &#8220;değmeyeceği&#8221; düşüncesiyle Nihat Genç&#8217;e eleştiri getiremeyeceğini düşündüğüm için bu kez bu istisnayı gerekli gördüm; birinin diktatör olduğunu düşündüğünü ifade etmenin karşılığı, bir kadına en ağırından, izzeti nefsine, eşine, ailesine dokunacak şekilde hakaret etmek midir? Ve dahası bahsi geçen şahıs bu cesareti nereden bulur?</p>
<p>  Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ilkeleri, inkılapları, çizgisi bir kısım insan için Türkiye&#8217;deki ve hatta dünyadaki her türlü durum için yeterli olabilir. Bunun devamı için eylemsel bir süreç izleyebilirler ancak birçoğumuz çok iyi biliyoruz ki, Atatürk&#8217;ün çizdiği çerçeve artık birçok insana yetmeyebiliyor, dar gelebiliyor zaten sorun yetip-yetmemesi kısmında değil, yettirilmeye çalışılmasındadır.</p>
<p>  Bırakalım insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler, unutmayalım ki Mustafa Kemal&#8217;i savunmak, ideolojisinin devamlılığı-yeterliliğini iddia etmek, Bentham-Foucault teziyle ifade edecek olursam &#8220;hapishane mimarisi modeliyle, sürekli izleyen ve sınırlandıran, düşünemez ilan eden bir izleyiş&#8221; formunda &#8220;kuleye&#8221; yerleştirmenin en büyük zarar verdiği kişi yine Mustafa Kemal&#8217;dir. Zira konuşulabilir bir Mustafa Kemal demokrasi ölçeğinde; konuşulamaz (konuşulduğunda, konuşana hakaret edilen) bir Mustafa Kemal ise diktatörlük ölçeğinde değerlendirilir.</p>
<p>  Yazının başına dönecek olursam aslında &#8220;ahlaksız&#8221; diye bir şey yoktur. Söze ve eyleme döktüğünüz şey ne ise sizin &#8220;ahlakınız&#8221; o dur. Bilmem anlatabildim mi?</p>
<p> </p>
<p>… Kemalizm konusunda dha fazla okumak için …</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>  <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>  </strong><a rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Türk Solu</strong></span></a><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-6922" title="20091020_derin_dusunce_org_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091020_derin_dusunce_org_turk_solu-200x300.jpg" alt="" width="122" height="194" /></span></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_solu_adam_olur_mu.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan indirebilir</span></a> ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Tarih şaşırmaktır</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13449" title="tarih_sasirmaktir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir.jpg" alt="" width="109" height="141" /></span></a>Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, <strong>“Asker millet”</strong> üretmek, <strong>atalarımızla gurur duymak</strong> için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/tarih_sasirmaktir_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/16/ataturkculuk-ve-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh Edebâli&#8217;nin Osman Gazi&#8217;ye Nasihatı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/21/seyh-edebalinin-osman-gaziye-nasihati/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/21/seyh-edebalinin-osman-gaziye-nasihati/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jul 2011 09:28:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18106</guid>
		<description><![CDATA[Oğul;
“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”
Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oğul;<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/mezar-taslari_olum.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8449" title="mezar-taslari_olum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/mezar-taslari_olum-285x300.jpg" alt="" width="285" height="300" /></a></p>
<p>“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”</p>
<p>Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,<br />
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…<br />
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…<br />
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…<br />
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.</p>
<p>“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”</p>
<p>Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı <span id="more-18106"></span>kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.</p>
<p>“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”</p>
<p>Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.</p>
<p>“Yolcu, buruk baş gerek<br />
Gözde daim yaş gerek<br />
Huy biraz yavaş gerek<br />
Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.</p>
<p>Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”</p>
<p>Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.</p>
<p>“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”</p>
<p>Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.</p>
<p>“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”</p>
<p>Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…</p>
<p>Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.</p>
<p>“Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”</p>
<p>Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.</p>
<p>Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.</p>
<p>İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.</p>
<p>Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.</p>
<p>Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/21/seyh-edebalinin-osman-gaziye-nasihati/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/21/seyh-edebalinin-osman-gaziye-nasihati/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gazeteci ve Sanatçı Hukuk’un Üstünde midir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/10/gazeteci-ve-sanatci-hukuk%e2%80%99un-ustunde-midir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/10/gazeteci-ve-sanatci-hukuk%e2%80%99un-ustunde-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Mar 2011 10:04:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15118</guid>
		<description><![CDATA[Sahne 1: Paris, 5 mart 2011
Paris&#8217;ten Trablus&#8217;a gidip aynı gün geri dönen özel bir jet Fransız gümrük polislerinin dikkatini çekti. Takvimler 5 mart cumartesiyi gösteriyordu. JDD (Journal de Dimanche) gazetecilerinden Laurent Valdiguié ve bir fotoğrafçıyla beraber Ziad Takieddine çıktı uçaktan. Lübnan asıllı fransız vatandaşı Takieddin Pakistan ve Afganistan&#8217;ı &#8220;özgürleştiren&#8221; savaşlara silah satan bir tüccar. Fransız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/gazeteci.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15121" title="gazeteci" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/gazeteci-237x300.jpg" alt="" width="213" height="297" /></a>Sahne 1: Paris, 5 mart 2011</strong></p>
<p>Paris&#8217;ten Trablus&#8217;a gidip aynı gün geri dönen özel bir jet Fransız gümrük polislerinin dikkatini çekti. Takvimler 5 mart cumartesiyi gösteriyordu. JDD (<a href="http://www.lejdd.fr/">Journal de Dimanche</a>) gazetecilerinden Laurent Valdiguié ve bir fotoğrafçıyla beraber Ziad Takieddine çıktı uçaktan. Lübnan asıllı fransız vatandaşı Takieddin Pakistan ve Afganistan&#8217;ı &#8220;özgürleştiren&#8221; savaşlara silah satan bir tüccar. Fransız derin devletinin kirli çamaşırlarının ortaya saçıldığı <a href="http://www.lexpress.fr/actualite/politique/comprendre-l-affaire-karachi_938062.html">Karaçi skandalıyla</a> birlikte adı çokça anılmıştı.</p>
<p>Bu &#8220;masum&#8221; hafta sonu gezisini bozan polislerin ilk sürpirizi uçağın Libya&#8217;da kayıtlı olmasıydı. Daha da &#8220;komik&#8221; olan ise Takieddine&#8217;nin çantasından çıkan 1,5 milyon avro oldu. Günübirlik bir Trablus gezisi için yüklü bir miktar sayılabilecek bir cep harçlığı&#8230; Gümrükte deklarasyon yapılmalıydı. &#8220;Unutulmuş.&#8221; Gazeteci Valdiguié evinde Kaddafi ile yaptığı röportajı temize çekerken<span id="more-15118"></span> Takieddine 24 saat göz altında tutuldu, sonra bırakıldı. Bir soruşturma açıldı tabi, kara para aklamaktan.</p>
<p>Masrafları eli kanlı Kaddafi tarafından karşılanan özel bir jete binmiş bir gazeteciden bahsediyorum.  Yol arkadaşı ise eli kanlı bir iş adamı. Ama gazeteci şimdilik her hangi bir şey ile suçlanmadı. Çalıştığı JDD gazetesi <a href="http://www.lagardere.com/activites/eads-997.html">EADS</a>&#8216;in ait olduğu Lagardère Grubuna ait. <a href="http://www.lagardere.com/activites/eads-997.html">EADS </a> dünyanın en büyük silah imalatçılarından. Fransa&#8217;da yazılı basının %70&#8242;e yakın bir kısmı silah endüstrisinin elinde. Rezalet Nouvel Observateur ve L&#8217;Expresse tarafından duyuruldu. Lagardère Grubuna ait bir medya kuruluşu olan Europe 1 gazeteci Valdiguié ile bir &#8220;aklama&#8221; röportajı yaptı. &#8220;Zavallı&#8221; gazeteci ismini vermeden &#8220;öteki yolcunun tutuklandığından haberim yoktu&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sahne 2: Los Angeles, Mart 1977</strong></p>
<p>Roman Polanski Jack Nicholson&#8217;a ait bir villada 13 yaşındaki bir insan olan Samantha Geimer ile fotoğraf çekimi yapıyor. Çekim bitince şampanya ve uyuşturucu teklif ediyor. Kızın itirazlarına rağmen cinsel ilişkiye giriyorlar. Mahkemede Polanski ilişkiyi kabul ediyor ama tecavüz suçlamasını reddediyor. Alkol içmeye zorladığı ve uyku ilacı verdiği suçlamalarını da. ABD&#8217;den kaçıyor Polanski.</p>
<p>Dönemin Fransa kültür bakanı Frédéric Mittérand Polanski&#8217;yi destekliyor. &#8220;Eski dosya&#8221; vs diyerek sulandırmaya çalışıyor. İktidar partisi UMP&#8217;nin sözcüsü Frédéric Lefebvre de destek oluyor. SACD (Senaryo Yazarları Derneği) Polanski&#8217;ye destek için bir imza kampanyası başlatıyor. Sanatçılardan Costa-Gavras, Monica Bellucci, Fanny Ardant, Bertrand Tavernier kampanyaya imza ile destek veriyorlar. Siyasetçilerden Jack Lang ve Bernard Kouchner de destekçiler arasında.</p>
<p><strong>Sahne 3: İstanbul, Mart 2011</strong></p>
<p>&#8220;Bizim&#8221; Türkiye&#8217;de bir kaç gazeteci Ergenekon Terör Örgütü ile işbirliği yapmaktan suçlanıyorlar. Diğer gazeteciler öfkeli. &#8220;Basın özgürlüğü çiğneniyor&#8221; diye kıyamet kopuyor. Gazeteci olmaları onların masum olduklarını ıspatlıyor sanki?</p>
<p>İlk defa muvazzaf subaylar tutuklandığında <em>&#8220;vatansever gençleri neden tutukluyorsunuz?&#8221;</em> diye çıkışan insanlar geliyor aklıma. Hiç bir meslek Hukuk&#8217;un üstünde değildir diye düşünüyorum. Bir imam, bir öğretmen, bir doktor, bir gazeteci ya da bir subay tutuklanabilir. Herkes gibi avukatını görebilmelidir. Muhtemel masumiyetini ispatlamak için her türlü imkânı olmalıdır. Ama hiç bir meslek mensubu kendini mesleğinden ötürü EBEDİYEN MASUM zannetmemelidir.</p>
<p> İbret almak için Vatikan&#8217;a bakmak yeter. Yetim çocuklara, kilise korosunda şarkı söyleyenler tecavüz eden rahipler uzun süre Vatikan tarafından korundu. Artık bu suç Vatikan ile öylesine özdeşleşti ki asırlardır Katolik olan Güney Amerika&#8217;da insanlar dinlerini terk edip akın akın Protestanlığa geçiyorlar.</p>
<p>Gazeteci camiası, hele Türkiye&#8217;nin gazeteci camiası içinde niceleri var ki elleri kan içinde. Bunların yakalanması da Türkiye gazetecilerinin saygınlığını arttıracaktır, buna şüphe olmasın.</p>
<p>Eleştiri kabul etmeyen kurumlar ve kuruluşlar yozlaşır, yobazlaşır. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin ve Vatikan&#8217;ın bu günkü acıklı durumu gazetecilerimizi düşünceye sevk etmelidir.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-15120 aligncenter" title="basin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/basin.jpg" alt="" width="500" height="628" /></p>
<p style="text-align: left;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/basin.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/10/gazeteci-ve-sanatci-hukuk%e2%80%99un-ustunde-midir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/10/gazeteci-ve-sanatci-hukuk%e2%80%99un-ustunde-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ahlâk, Estetik, Siyaset ve Özgürlük</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2010 22:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14150</guid>
		<description><![CDATA[ Ümit Aktaş
Müslüman estetiği deyince aklımıza gelen hat, tezhip ve minyatür gibi sanatların günümüze ne kadar uzak çağrışımları olduğunun farkında mısınız? Yani bugün İslamî sanat diye baş tacı ettiğimiz bu estetik üretimlerin, uzak bir zamanın ruhunun, aşkının, eğilimlerinin silik kopyaları ve hatta simülasyonları olmaktan öte bir değeri var mı? Elbet mimari, müzik ve şiir de ilave [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10821" title="20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.ozgundurus.com/Yazar/Umit-Aktas/AHLAK-ESTETIK-SIYASET-VE-OZGURLUK-.php" target="_blank"> Ümit Aktaş</a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/20090202_derin_dusunce_org_islami_yorumlamak-224x3001.jpg"></a></em></strong></p>
<p>Müslüman estetiği deyince aklımıza gelen hat, tezhip ve minyatür gibi sanatların günümüze ne kadar uzak çağrışımları olduğunun farkında mısınız? Yani bugün İslamî sanat diye baş tacı ettiğimiz bu estetik üretimlerin, uzak bir zamanın ruhunun, aşkının, eğilimlerinin silik kopyaları ve hatta simülasyonları olmaktan öte bir değeri var mı? Elbet mimari, müzik ve şiir de ilave edilebilir bu listeye: cami mimarisi, sanat müziği ve divan şiiri. Belki de bir çoğumuz için onlar nostaljik bir hatıra. Ya da İslam deyince yüzünü geçmişe dönmekten başka çare bulamayan kişiler için bunlar, tıpkı yaşadıkları ruh hâli gibi müzelik bir seyir nesnesi; özenle saklanarak bir kenarda temaşa edilen o kutsal(laştırılmış) nesneler gibi. Ama Allah <span id="more-14150"></span>yaratıcıdır, hakikat diridir ve dolayısıyla İslam da&#8230;</p>
<p> Her türlü sanatsal faaliyeti, bu fani dünya için gereksiz bir güzelleşme çabası olarak gören selefî ruhların hayatı ve bu dünyayı salt biçimsel bir geçiş güzergâhı olarak gören edaları içinse estetik lüzumsuz bir uğraş belki. Her ne kadar mükellefiyetlerinden en temeli &#8220;Allah&#8217;ın ahlâkıyla ahlâklanmak&#8221; olan Müslümanlardan söz ederken &#8220;yaratıcılık&#8221; kelimesini ağzıma almaktan bile ürküyorsam da; Allah&#8217;ın her daim yaratıcı ve ahlâkın da aslında en önemli estetik yaratıcılık olduğunu da vurgulamadan geçemeyeceğim. Bu dünyayı ve hayatlarını ciddiye almayanların, ahrette ciddiyete alınıp alınmayacaklarına dair ise ciddi bir endişe içerisindeyken yüreğim, soruyorum kendi kendime: gölge bir varlık mıdır insan diye? Yoksa iki günü birbirine denk olmakla bile ziyanda olacak biri mi? O zaman neden hep aynı biçimleri tekrarlarız ya da aynı iyilikleri, ezberlenmiş gibi. Sözgelimi neden hep Gazze&#8217;ye yardıma koşarız da yanı başımızdaki köprü altındaki çocukları ihmal ederiz; ya da neden Pakistan için yüreğimiz paralanırken Kürtlere zulmederiz?</p>
<p> Çünkü ahlâk aslında bir estetik sorundur ve yaratıcılığını yitirmiş olanlar gölge varlıklar gibi hep geçmişte yaşar ve geçmişi tekrarlar. Yeni kötülükleri anlayamadıkları gibi yeni iyiliklerin de farkında değildirler. Dolayısıyla da gönüllerini okşayan güzellik çizgileri hep o ezberlenmiş olan &#8220;ölü&#8221; çizgilerdir. Ve hatta bunların yeni üretimlerini yaparken bile bayağı bocalar, ağızlarına gözlerine bulaştırırlar yaptıkları şeyi. Sözgelimi Koca Sinan&#8217;ın eserleri gözlerinin önündeyken, yaptıkları camiler birer gecekondu olmaktan öteye gitmez. Ve Sinan&#8217;ın hiçbir camiinin altında tuvalet ve dükkân olmadığının da nedense farkına varmazlar. Ve üstelik bu yüzden hep ikinci katlara yaptıkları ibadet mahallerine özürlü bir insan nasıl çıkacak diye düşünemezler; hem de asansörün icat edilmiş olduğu bir çağda. Bu da aslında bir estetik sorundur. Çünkü güzelliği yaratıcı bir edimsellikle ruhlarında ergenleştirmemiş olanlar, bu tip duyarlılıkların da kokusunu bile alamazlar. Üstelik kokusunu alamadıkları sadece bu değildir; özgürlükten de bihakkın nasiplerini alamazlar. Çünkü özgürlük de aslında bir estetik sorundur. Kısacası ruhça ergin, akılca reşit olamayanlar, ne özgür ne de ahlâklı olabilirler. Çünkü Allah güzeldir ve güzeli sever. Peygamber (a.s.) ise, camilerde bile intihar eylemleri düzenleyerek bedenlerini patlatanlara ve her kurban bayramında jenerik bir resim gibi ellerinden kaçırdıkları yaralı boğaların arkasından koşanlara inat, &#8220;öldürürken bile güzellikle öldürün&#8221; demektedir. Güzel olan ise albenili olan değil, ruhça özgür, akılca ergin ve yaratıcı bir ahlâka sahip olandır. Siyaset, yani kendisini iktidarın hırsına, rantın şehvetine ve egemenleşmenin tutkusuna kaptırmayan o peygamber mesleği olan nebevi siyaset de, ancak bu üç koşul gerçekleştiğinde, yani ahlâk, özgürlük ve hikmet bir araya geldiğinde mümkünleşir. Ki o yere daha yaklaştığınızda bile aşkın, yenilenmenin, baharın, yaratıcılığın, güzelliğin, özgürleşmenin, adaletin, ahlâkın, kısacası insan olmanın coşkusunu ve heyecanını duyarsınız.</p>
<p> Siyasetten, inançlardan soyut, değerlerden yoksun bir ahlâk anlayışı olamaz. Ahlâk ise akıl kadar estetiğe ve hatta vicdana dayanır. Fıtrîdir. Umarım Kant beni mazur görür ama hayvanların bile bir ahlâkı vardır; ahlâklı olanı ve olmayanı vardır. Aklın ya da özgürlüğün ürettiği şey ise ahlâktan çok etik olarak adlandırılsa yeridir. Dolayısıyla yaratıcı olmayan, belli değerlere dayanmayan bir ahlâki perspektif, kendisini biçimselcilikten kurtaramaz. Sorun bir yasalar sorunu, ya da Kant&#8217;ın yaklaşımıyla, başlangıç değerlerinden yoksun bir ödevler ahlâkı sorunu değildir. Bunun sıkıntısını duyan Nietzsche ise, başlangıç değerleri olmaksızın bir ahlâkın, yaratıcı ve özgür bir ahlâkın mümkün olamayacağının farkına vararak, bu jenerik değerleri yaratma peşinde ömrünü heba etti. Miskinlerin değil de kahramanların, hayatı ve kaderini sevenlerin, dünyayı değiştirmek için ilk işin kendisini değiştirmek olduğunu bilen o bilge ve özgür ruhluların değerlerini.</p>
<p> Oysa ahlâk bir kuram meselesi olmaktan öte, somut bir davranış estetiği inşa etme meselesidir. Ama maalesef İslam dünyası, iktidara atfettiği önem ve hakikati iktidarla özdeşleştirmesi nedeniyle, sorunu salt bir &#8220;yasa&#8221; sorunu olarak değerlendirdi. Yeni Osmanlılardan İttihatçılara, selefîlerden modernistlere varıncaya dek sorun hep bu merkezde görüldü ve tartışıldı. Aslolanın kuram değil hakikat olduğu ve hakikatin de kuramdan çok hayata yakın olduğunun ise pek farkına varılamadı. Öte yandan, şayet içinde yaşadığınız dünya tasarımı ya da tahayyülü size ait değilse, size ait bir yaratıcılıktan neşet etmemişse, edimleriniz de o ölçüde sahicilikten uzaklaşmaktadır; dolayısıyla bu koşullar içerisinde özgün bir estetik ve ahlâki tecessümden, kısacası özgürlükten söz etmenin de imkânı kalmamaktadır.</p>
<p> Özgür olmayan insanlar ise sahici bir bayram yapamazlar; bayram çünkü çevik bedenli, ergin akıllı ve neşeli ruhları olanlar içindir; yani mevcut duruma teslim olmayanlar ama kaderlerini de sevenler için.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/30/ahlak-estetik-siyaset-ve-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman devlet olur mu ? (Ümit Aktaş ile dobra dobra)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 09:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Erdem]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[devrim]]></category>

		<category><![CDATA[hakikat]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=12992</guid>
		<description><![CDATA[Takdim: Vatandaşı olduğumuz devletin vicdanımıza uygun hareket etmesini bekliyoruz. Ama devletimizin hukukî uygulamaları ile bizim ahlâk anlayışımız çatışabiliyor. Vicdanımız, ahlâkımız İslâm ile şekillendiyse ne yapmak gerek? Devletin &#8220;Müslümanlaşması&#8221; çözüm müdür? Müslümanlık, Devlet, İktidar ilişkisi nasıl olmalıdır? İyi, güzel ve doğrunun resmî ideoloji, millet meclisi veya bir ulema sınıfı tarafından belirlenmesi İslâm ile uyumlu mudur? Müslümanca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/umit_aktas.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-12993" title="umit_aktas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/umit_aktas-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" /></a>Takdim:</em></strong><em> Vatandaşı olduğumuz devletin vicdanımıza uygun hareket etmesini bekliyoruz. Ama devletimizin hukukî uygulamaları ile bizim ahlâk anlayışımız çatışabiliyor. Vicdanımız, ahlâkımız İslâm ile şekillendiyse ne yapmak gerek? Devletin &#8220;Müslümanlaşması&#8221; çözüm müdür? Müslümanlık, Devlet, İktidar ilişkisi nasıl olmalıdır? İyi, güzel ve doğrunun resmî ideoloji, millet meclisi veya bir ulema sınıfı tarafından belirlenmesi İslâm ile uyumlu mudur? Müslümanca ve/veya İslamcı siyaset arayışında &#8220;ötekinin&#8221;,  dindar olMAyan Müslümanın ve gayrimüslimin yeri nedir? Bunları konuşuyoruz bu hafta.</em></p>
<p><em>Ümit Aktaş görmeyi, okumayı özlediğimiz aydınlardan. İçinde yaşadığı çağın dogmaları ile arasına mesafe koyabilmesi, &#8220;İslâmcılık&#8221; dahil her görüşe, siyasî projeye eleştirel bakabilmesi okurları için büyük kazanç. Ele aldığı olayları tarihsel, inançsal, ontolojik perspektifte değerlendirirken kullandığı dilin sadeliğini, örneklerin, açıklamaların netliğini de teslim etmek gerek. Belki kendisiyle her konuda hemfikir olmayabiliriz ama bu berraklık karşısında &#8220;anlaMAdık&#8221; diyemeyiz.</em></p>
<p><strong>Giriş:<em> </em></strong>Ümit Bey öncelikle çok teşekkür ediyorum söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için. Paris&#8217;te bulunduğum için söyleşimizi internet üzerinden, yazılı olarak yapıyoruz. Ancak bunun getirdiği bazı avantajlar da var. Sonuna kadar kullanalım derim. Öncelikle yanıtlarınıza bir uzunluk sınırı koymayın. Konuyla ilgili kitap ve makalelerinizden alıntı veya aktif bağlantı da koymak isterseniz bu Derin Düşünce okurları için bir kazanç olacaktır. Ayrıca çok sayıda <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/10908/umitaktas">kitap yazdığınızı</a>, <a href="http://www.birikimdergisi.com/birikim/kisi.aspx?kid=2177">Birikim Dergisi</a>, <a href="http://www.ozgundurus.com/Haber/Kultur---Sanat/15072010/Ask-iman-isyan-ve-Umit-Aktas.php">Özgün Duruş</a>  gibi fikir dergilerinde ve internet sitelerinde editörlük ve koordinasyon yaptığınızı biliyoruz. Bu kaynaklardan da istifade edebilmemiz için arzu ettiğiniz referansları paylaşabilirsiniz.<em></em></p>
<p><strong>1° Müslüman aydınların inançlarıyla, akıl ve vicdanlarıyla ahenk içinde yaşayabilecekleri siyasî bir düzen beklentisi hiç gündemden inmedi ama bugün daha büyük bir önem kazandı zannediyorum. Zira teknoloji sebebiyle bir kara parçasına ya da demir perdenin arkasına sığınma imkânı kalmadı. Bu bağlamda tarihteki Müslüman devletler, geçmiş siyasî tecrübeler ne ölçüde bir referans teşkil edebilir? Endülüs, Selçuklu ya da Osmanlı tecrübesinden &#8220;İslâm&#8217;ın değişmezleri&#8221; olarak alıp bugüne taşınabilecek neler var?</strong></p>
<p>Bir kere şunu söylemeliyim ki yeryüzünde yaşayan ve bir insan olma vasfına sahip olan hiç kimse siyasete bigâne kalamaz. &#8220;Kişisel olan siyasaldır ve direniş, dolayısıyla da zulüm de her yerdedir.&#8221; Çünkü siyaset insanın bir insan olarak durduğu yerin ve tavrın tanımıdır. Bunun tersini söyleyen herkes de ya &#8220;siyaset yapmakta&#8221; ya da yalan söylemektedir. Mesela Vatikan ya da laik devletlerdeki kiliseler; bunlar siyasetin içinde değiller mi? Papa kadar söylemi siyaset içeren kim var? Öyle ki gittiği her ülkede siyasal gündemi belirlemekte ve değiştirmektedir. Tarikat ve cemaatlerin liderleri siyaset yapmıyorlar mı? Hatta bunların siyasetin baş aktörleri olduklarını bile <span id="more-12992"></span>söyleyebiliriz. Ama sorsanız bizim siyasetle bir ilişkimiz yok derler. Tabii burada siyasetten kast edilen şeylerde bir anlamsal daralma ya da genişleme yoluna gidilebilir. Ama sonuçta bir insan olma haysiyetine sahip olan hiç kimse siyasetin dışında duramaz ve durmamalıdır. Ha! Siyaset deyince bunu illa da bir iktidar mücadelesi olarak algılamamak gerekir. Siyaset insanın dünya üzerinde durduğu ve durmak istediği yerlerin tanımı ve bunlar arasındaki açıklığı ifade eder. Bu anlamda da hiç de olumsuz bir şey değildir. Ama bunu iktidar mücadelesiyle özdeşleştirenler, olumlu ya da olumsuz açılardan siyaseti kerih bir şey olarak görüyor olabilirler. Elbette ki salt iktidar kavgası ve hatta salt iktidar, kirletici bir şeydir. O nedenle özellikle bazı çevreler dinlerin ya da ahlâklı insanların siyasetten uzak durmasını isterler. Neden? Çünkü kendi verdikleri o kirli iktidar kavgasında, karşılarında istikameti ve ahlâkı düzgün olan insanlar olsun istemezler. Siyasal mücadeleyi iktidar mücadelesiyle sınırlayarak alanı daraltmak isterler. Bu tipler, dindar insan deyince suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan, &#8220;nur yüzlü&#8221;, zalime de mazluma da aynı nazarla bakan &#8220;saf&#8221; tipleri tanımlarlar; öyle olsun isterler. Çünkü ne kadar çok insan, hele hele &#8220;düzgün&#8221; insan siyasetten uzak durursa bunların işleri o kadar kolaylaşır. Evet, siyasal mücadele de bir ölçüde kirleticidir. Ama bir mücadele içerisine girmişseniz, tertemiz duramazsınız. Daha iyiye ulaşmak, meydanı zalimlere bırakmamak için gerekirse biraz kirlenmeyi de göze almalısınız. Zalimlerin işgali altında olan bir siyasal zeminde hiç değilse pantolonunuzun paçaları kirlenebilir. Ama o yolu geçmek, o meydana çıkmak zorundaysanız bu kadar kiri de göze almalısınız. Bu dünya cennet olmadığı gibi, İslam bu açıdan hiç de ütopist bir din/anlayış değildir. Yani dünyada mücerred bir &#8220;Tanrı Krallığı&#8221; ya da &#8220;şeytanın krallığı&#8221; diye bir yer yok. Yanlış ile doğru karışık ve her yerdedir. Müminlere düşen zaten bu karmaşayı çözmek ve zalimlerin-şeytanların yüzündeki o melek maskesini düşürmektir. Bu dünyada yaşamanın ve mücahedenin belli maliyetleri vardır. Kirlenmeyeyim diye bir kenarda duranlar asıl, durdukları yerde ve salt durağanlıklarından ötürü kirlenirler. Ben de bu açıdan cemaatleri suçluyor değilim; sadece dürüst olmalarını ve tanımları doğru yapmalarını istiyorum. Yani siyaset yapmalarında bir sakınca yok; ama siyasetten uzak durulmalı falan diyerek, özünde bir peygamber mesleği olan siyasal mücadeleyi küçültmemeliler.</p>
<p>İslam, her ne kadar siyasal bir din olsa da, aslında o bir hakikat çağrısıdır. Bu hakikatin bir söz/söylem olarak tebliği, muhatapları tarafından bir iktidar çağrısı olarak algılandığından -çünkü muhataplar, ister müşrik, isterse kitap ehli olsunlar, hakikat çağrılarını bir iktidar çağrısı olarak algılamaya şartlandıklarından, kısacası iktidar ile hakikatin özdeşleştiği bir perspektiften dünyaya bakmaya şartlanmış olduklarından- İslam&#8217;ın hakikat çağrısı da, aslında uyarıcı bir vahiy olduğu halde bir iktidar çağrısı olarak algılandı ya da böyle algılanmak egemen güçlerin işine geldiğinden, bu çağrının da bir iktidar çağrısı olduğu öne sürülerek bastırılmaya ve yoldan çıkarılmaya çalışıldı. İşte bu süreç içerisinde verilen mücadele, ister istemez bir siyasal mücadeledir ve de hem muarızları hem de yanlılarınca bir siyasal mücadele olarak algılanır. Dolayısıyla bu çıkış bir hakikati dillendirme çıkışı iken, giderek ve ister istemez siyasal bir çıkış hâline de geldi/gelir ve hatta gelmelidir. Sorun bunun bir iktidar kavgası hâline getirilmesi ya da öyle algılanması, ya da öyle algılanarak veya anlatılarak kirletilmeye çalışılmasıdır. Bu tip bir anlama tarzı ise tarihin yanlış okunmasında önemli bir etken oldu. Nitekim ilk ayetin &#8220;oku&#8221; olması, aslında davetin özündeki hakikat bağlamını vurgulamaktadır. Bu okumak, bir perspektif sahibi olmak ve tarihi olsun toplumu olsun doğru okumak anlamındadır çünkü. Beri yandan, hemen izleyen ayetlerde okumamanın insanı müstağni kılması ve akabinde azgınlaş-tırıl-masından söz edilmektedir. Bu azgınlık aslında hakikatle iktidarı birbirine karıştırmaktan başka bir şey değildir. Özellikle Foucault, hakikatle iktidar arasındaki ilişkilere oldukça dikkat çeken bir düşünür. Ben de bu bağlamdaki düşüncelerimi, özellikle son yıllarda yazdığım İslami Hareket ve Yöntem, İnsan ve İslam, Aklın Hakikati ve Aşkın Şiiri adlı kitaplarda, Birikim dergisi ya da Özgün Duruş gazetesindeki yazılarımda  dile getirmeye çalışmaktayım.</p>
<p>Şimdi tüm bu sözleri ettikten sonra, sakın siyaseti ve siyasal bir duruşu ya da mücadeleyi küçümsediğim veya önemsemediğim gibi bir anlam çıkmasın. Çünkü hakikate dair her söylem, aynı zamanda siyasal bir söylemdir. Adalete, zalimlere karşı olmaya, putlaştırılmış güçleri reddetmeye, hayata bir anlam aramaya, sömürüye ve haksızlığa karşı çıkmaya&#8230; çağıran bir söylem özünde siyasal bir söylemdir, siyasal bir duruşu vardır ve topluma, insanlara belli bir yerden hitap etmektedir. Benim karşı çıktığım şey bunun salt bir iktidar söylemi ya da iktidarla hakikati özdeş kılan bir söylem olarak algılanması. İslam tarihi de bir anlamda bu yanlışa düşmüştür. Hatta bu, tâ Ebubekir&#8217;den beri gelen ama Muaviye&#8217;de çığırından çıkan bir tarih olarak sürekli yeniden analiz edilmeli ve buralardan gerekli dersler çıkarılmalıdır. Peygamberimiz (a.s.) zamanında hakikat (vahiy) ile siyasetin düzlemleri farklı iken,  Peygamber (a.s.) sonrasında, bir bakıma vahiy kesildiğinden, başka bir yönden ise dini koruma endişesi ile, iktidarla hakikat giderek özdeşleştirildi. Mesela Ebubekir (r.a.) döneminde zekat nedeni ile kabilelere savaş açılması, hilafetin Kureyş&#8217;e ait olduğunun söylenmesi, Ömer (r.a.) zamanında kadınların mescitlere gitmekten alıkonulması, Osman (r.a.)&#8217;ın hilafeti (yönetimi/siyaseti) kutsallaştırarak &#8220;Allah&#8217;ın giydirdiğini ben çıkarmam&#8221; demesi, Ali (r.a.)&#8217;nin muhalefete karşı kıyıcı bir tutum izlemesi, hep bu endişeler sonucudur. Ama bu dönemlerde hep içerik biçime egemendir. Oysa Muaviye&#8217;den itibaren artık biçim içeriğe egemenleşmiştir ve Muaviye kendisini resmen melik (kral) olarak ilan etmiştir. Ama siyaset hâlâ hakikat adına yapılan ve hakikati temsil eden bir şeydir. Nitekim bu hakka sığınılarak muhalefet her zaman yok edilmiştir. Sözgelimi hariciler, zenc hareketi, mutezile, Şiiler, Hüseyin (r.a.) gibi. Nitekim bu dönemleri de, yukarıda zikrettiğim kitaplarda &#8220;hakikat, hakikatin ifşası ve hakikatin inşası&#8221; olarak evreleştirmiştim. &#8220;Bu dönemler şu şekilde de sıralanabilir: Hakikat, hakikatin ifşası, hakikatin inşası. Hakikat, söylemle eylem arasında bir mesafenin olmadığı dönemdir; ki, bu dönemde hakikat kendisini &#8220;samed&#8221; bir biçimde ortaya koyar. İfşa dönemi, hakikat döneminin fiilen sona ermesine rağmen, bu hakikat üzerinden konuşulduğu ve eylendiği dönemdir. Hakikatle söylem arasında bir mesafe oluşmuştur. Ama söylem, hâlâ eyleme baskındır. Yani ruh daha madde üzerindeki egemenliğini sürdürmektedir ve hareket maddî gücün tahakkümü altına girmemiştir. Bu bir anlamda da şu demektir. Hareket henüz söylemsel-manevî enerjisini tastamam maddîleştirmemiştir. Maddîleştirdikçe, ortaya her ne kadar maddî bir medeniyet çıkacaksa da; beri yandan söylemsel enerji de kendisini büsbütün bu maddeselliğe yatır(mak mecburiyetinde kal)dığından, artık bir söylem üretme gücünü yitirmiş olacaktır. Bu ise hakikatin inşası döneminde gerçekleşir. Bu dönemde bir yandan söylemsel güç giderek maddeselliğe dönüşürken; koşut bir biçimde söylemin maddî izleri, emareleri, mirası, belgeleri de maddesel dokularda biriktirilir; yani bir diğer açıdan tutuklanır, maddeleştirilir, taşlaştırılır, yazılı metnin  kıvrımlarındaki yorumlarda tüketilir; özgürlük ve arzusunu kaybeder. Hakikat ya da yaşam, salt yazılı, basılı bir metin, siyasal bir dizge, ibadî bir disiplin, düşünsel bir nesne, mimari bir form; kısacası bir uygarlık fenomeni haline getirilir. Bu tabiî ki belirli bir çalışma süresini (dünyevî-mekansal zaman) gerektirdiğinden ıraksayıcı bir faaliyettir. Hakikat ne kadar zamansal (hakikat zamanı/yaratıcı-ilahî zaman) ise, inşa da o kadar mekansaldır. Hakikatin söylemi bir zaman içerisinde tecessüm ederek cemaatleşirken; inşa&#8217;nın zamanı bir mekan içerisinde medeniyetleşir. Yine de bu ıraksama sürecinde de hakikat, maddeselleşse ve söylemden, yani söz&#8217;ün özgür gücü ve ruhundan kopsa da   sürmektedir. Bu ıraksayıcı faaliyet de sona erince, bundan sonra simülasyonlar, taklitler ve tekrarlar dönemi başlayacaktır. Bu tüketici süreçten çıkabilmek için, hakikatin başlangıç koşullarına, eylemle söylemin eşyoğun olduğu o &#8220;hakikat&#8221; ânına, hakikati duyup dillendirebileceğimiz o ruh hâline, yaratıcı edimle hemhâl olacağımız o özgürlük vaktinin önüne çıkabilmeliyiz.&#8221; (İslami Hareket ve Yöntem)</p>
<p>Dolayısıyla buradan çıkacak sonuç, tarihten elbet de çıkarımlar yapabiliriz, dersler alabiliriz; ama bizim için aslolan daima hakikatle irtibat kurabilmek ve çıkarımlarımızı oradan yapmaktır. Yani öncelikle ortada bir hakikat sorunu olduğunu görmek gerekmektedir. Ama tarihimiz entropi ilkelerinin işlediği fiziksel bir tarih hâline gelmiştir. Oysa bu ilkenin işlemediği belki de tek alan &#8220;insan olma&#8221; alanıdır. Çünkü insan hep yükselmek (ilerlemek değil, gerçi belki o da gereklidir ama, ilerlemek bunun sadece fiziksel yönüdür ve tartışılacak pek çok tarafı vardır) mecburiyetinde olan bir varlıktır.<strong></strong></p>
<p><strong>2° Sizce mağlubiyet/müdafaa psikolojisinden kurtulmak için ne yapmalı Müslüman aydın? Yani &#8220;Müslümanca&#8221; siyasi çözüm arayışlarında ABD&#8217;ye karşı, Komünizme karşı, İsrail&#8217;e karşı olmaktan kurtulmak, sürdürülebilir bir siyasi model kurmak için? </strong></p>
<p>Bir kere şu &#8220;karşıtlık&#8221; mantığından kurtulmamız gerekiyor. Çünkü hakikat sadece ve öncelikle kendisini vazeder. Varolan söylem ve pratikler, bu vazediş karşısında kendi yerlerini belirlerler. Ama bunun için de bir kez mevcut iktidar yapıları, güç söylemleri ve geleneksel baskılardan kafasını kaldırıp dünyaya özgürce bakabilmek gerekmektedir. Çünkü içinde yaşadığımız arzın, rahman ve rahim olan Allah&#8217;ın tedbiri altında olduğuna inanıyorsak, tüm korkulardan kurtulmuş olmamız gerekmektedir. Bizim mücahedemiz arza egemen olmak için değil, mümkün olduğunca Allah&#8217;ın ahlâkıyla ahlâklanabilmek, özgür ve yaratıcı kullar, yani bir insan hâline gelebilmek içindir. Dolayısıyla temel sorunumuz özgürleşme sorunudur. Dahası &#8220;sürdürülebilir bir siyasal model&#8221; kurmak gibi bir tasamız da olmamalı. Çünkü tüm modeller bağlayıcı, konjonktürel ve enerji soğuran yapılardır. Bizim ise inanmış yüreklere ihtiyacımız bulunmakta. Zaten farkındaysanız, yeryüzünde hiç kimse elinde iyi bir model olduğu için galebe çalmakta da değil.<strong></strong></p>
<p><strong>3° Dogmatik bakımdan aralarında büyük farklar olsa da &#8220;Şeriat devleti&#8221;, &#8220;İslâm Cumhuriyeti&#8221; vs isimlerle anılan ülkelerde <em>&#8220;halka rağmen halkın iyiliği için&#8221;</em> hareket eden yönetimler var. Tesettürün mecburi oluşu, alkol yasağı vb konularda devletin baskısı var. Bizim ülkemizdeki yobaz laiklerin başörtüsün yasaklamasıyla paralellik kuruyoruz ister istemez. İyi, güzel ve doğrunun resmî ideoloji, millet meclisi veya bir ulema sınıfı tarafından belirlenmesi İslâm ile uyumlu mudur? </strong></p>
<p>İslam&#8217;da bir yönetici sınıf, iktidar elitleri, bir din adamları sınıfı diye bir şey yoktur. Herkes rabbine karşı eşölçüde sorumludur. Herkes akletmek, iman etmek, iyiliği yaşamak ve kötülükten kaçınmak mecburiyetindedir. O nedenle Ömer&#8217;in karşısına çıkan kılıç cesurdu. Ve o nedenle sonradan birer mezhep imamı hâline getirilen İmamların hepsi, iktidarın karşısında (ödünç bir tabirle) &#8220;sivil&#8221; niteliklerini korumaya özen gösterdiler ve hatta bu uğurda canlarını verdiler. Çünkü hakikatin farkında idiler. Zaten o kuşaktan sonra da, ulemanın iktidara tâbi olmasıyla -çünkü bu, hakikatin iktidara tâbi olması anlamına gelmekteydi-, İslam tarihinde fikri özgürlük ve de dolayısıyla hakikat, temsil düzeyini -aktüelliğini- kaybetti. Elbet istisna hareketler, şahsiyetler ve  gelişmeler yok değil. Nitekim çağımızda bir İmam Humeyni, Aliya İzzetbegoviç ve hatta Gandi bu temsil düzeyinin müstesna örnekleridir.</p>
<p><strong>4° Özgün Duruş&#8217;ta yayınlanan </strong><a href="http://www.ozgundurus.com/Yazar/Umit-Aktas/Iyilik-uzere-olmak-kotulukten-kacinmak.php"><strong>&#8220;İyilik üzere olmak, kötülükten kaçınmak&#8221;</strong></a><strong> isimli makalenizde şöyle demiştiniz:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;[...] müminler, imanları gereği olan amellerini, öncelikle bu iman ve teslimiyetleri nedeniyle kendi nefislerinde tatbik ederler. [...] Yoksa belli bir yasama çizelgesince belirlenmiş olan iyilik ve kötülük kriterlerinin salt başkalarına icbarı, bu kez toplumu belli bir iyilik ve kötülük standardına getirse de, iyiliğin ve kötülüğün içini boşaltarak bunları biçimselleştirir. [...] Çünkü ahlak, yaşanılan bir şey olmaktan çıkarılarak uygulanılan, emredilen ve yasak edilen bir şey haline getirilmiştir. Yani artık insanlara ait değil, iktidarlara ait bir şeydir; dolayısıyla devletler dindarlaşırken, insanlar sekülerleştirilmiştir.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Bu çerçevede İran İslâm Devrimi&#8217;nin İran halkını sekülerleştirdiği söylenebilir mi? </strong></p>
<p>Doğrudur. Çünkü hakikatin muhatabı insanlardır, devletler değil. Hakikat bir iktidar söylemi olamaz ve bir iktidara uyruklaştırılamaz. Nitekim şu anda İran rejimi devrimci niteliğini yitirdiği gibi, uyguladığı abartılı ve akıl dışı baskılarla da, insanları giderek İslam dışı arayışlara itmekte. Aynı şeyleri Osmanlı&#8217;da ve tersinden  Türkiye&#8217;de de yaşamadık mı? Dikkat ederseniz (ki, o yazıda birçok çeviri örneği vermiştim), ilgili ayetlerde hitap doğrudan insanlardır. Ama iktidar perspektifinden geçen bir yanlış okuma, muhataplık ve yükümlülük sigasını bir emretme ve otoriterlik sigasına dönüştürmekte; yükümlü oluş bir buyurma kipine çevrilmekte. Buyurmak ise iktidara ait bir şeydir. Dolayısıyla bu söylem artık bir hakikat söylemi olmayıp, bir iktidar söylemidir. O zaman ise bu söylemi iktidarlardan başka kimse üstüne almayacak, yani ahlâki sorumluluk salt iktidarlar tarafından üstlenilen, uygulanılan ve hatta dayatılan yasal bir yükümlülük hâline, tüzükler ve tamimler hâline gelecektir.</p>
<p><strong>5° Yukarıda andığımız makalenizde insanların kendi nefislerine karşı verdikleri mücadelenin önemine işaret ediyorsunuz. İyilik üzere olmanın resmîleşmesine, kurumsallaşmasına karşı olduğunuzu söyleyebilir miyiz? Devletin bu alanda rolü ne olabilir? Yani &#8220;devlet karışmasın, herkes kendisi için iyi olanı bilir, bulur&#8221; mu demek gerekir? </strong></p>
<p>Burada sorun o yapsın bu yapsın meselesi değil. Elbette iyi olanı, doğru olanı kim yaparsa yapsın, yeter ki maksat hâsıl olsun. Ama sorun salt bir amaçlar ahlâkı değildir; araçlar ve hatta niyetler de en az o kadar önemlidir. Farkında mısınız, ülkemizde ve genel olarak İslam dünyasında ahlâkla ilgili pek bir şey yazılmaz. Nedendir? Üstünde düşündünüz mü? Çünkü bu zaten iktidara ait bir şeydir ve kimse iktidara akıl veremez. İktidar çünkü, kendinde bir yetkinlik ve bilgeliktir. Ona sadece tâbi olabilirsiniz. Bir de onun tarafından belirlenmiş alanlarda yaşayabilir, konuşabilir, üretebilir ve tüketebilirsiniz. Bu anlamda iktidar bir özgürlük ve hakikat alanı hâline gelirken, toplum bir kulluk, üretim ve tüketim makinesi hâline gelir. Yani Allah ile insan arasındaki ilişki, iktidar ile insan arasındaki ilişkiye çevrilir. İktidar yeryüzünde Allah&#8217;ın temsilcisi (halifelik) ve gölgesi hâline gelir. Oysa insan Allah&#8217;ın halifesi olamaz. O sadece arzda yaratılmış bir haleftir. İnsan ile Allah arasındaki ilişki ise sadece bir kulluk ilişkisi değil, aynı zamanda bir velayet ilişkisidir de.</p>
<p>Ben burada şu hassasiyetimizi yitirmeyelim diyorum: hakikati temsil etme ve üstlenme yükümlülüğü kime aittir? Devlet bana ait olan asli bir yükümlülüğü üstlenebilir mi? Üstlendiği takdirde sonuç ortada. Düşünmek, akletmek, fıkhetmek, siyaset, cihad etmek, emri bil maruf ve nehyi anil münker&#8230; bunlar artık hep devlete ait görevler hâline gelmiş durumda. Müslüman bireyler bu asli yükümlülüklerinden uzaklaş-tırıl-mışlar. O zaman ise somut Müslüman şahsiyetler nasıl yetişecek? Çünkü bir insan kimliği edimleriyle ortaya çıkar. Ortada bir edim kalmamışsa, biz o çok özlenen İslam şahsiyetlerini nerede bulacağız? Siz batıda yaşıyorsunuz. Batıda birçok toplumsal sorun çözülerek, iyilik üzerine olan işlevler devletleştirilmiş ve bu konular insanların inisiyatifinin, insaf ve merhametinin dışına çıkarılmıştır. Bir bakıma güzel bir şey bu. Ama öte yandan ise insanlarda merhamet duygusunun, komşuluğun ve hatta dostluğun giderek yok olduğunu da gözlemlemiyor muyuz? Tüm bunlar devletleştirilmiş, sözümona sekülerleştirilmiştir çünkü. O zaman ise yaşayan insan olmaktan çıkar. İnsanlar, devlet tarafından işgal edilmiş devasa bir kamusal alanda gerçek varlıklarını yitirerek gölge varlıklar, figürler hâline gelirler.<strong></strong></p>
<p><strong>6° Anatole France bir roman kahramanını şöyle konuşturuyordu:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;Bütün devrimlerin en büyük hatası erdem denen şeyi yeryüzünde kurumsallaştırmaya çalışmaktır. Bir halkı devlet gücüyle iyiden yana, bilge, özgür, ılımlı ve adil yapmak istediğinizde herkesi öldürmekten başka çareniz yoktur!&#8221;</em></strong><strong></strong></p>
<p><strong>Sizce devrimlerin çelişkisinin  burada yattığı söylenebilir mi? Yeni bir insan ve yeni bir halk yaratmak. Bu &#8220;pedagojik&#8221; çabanın zorlandığı her noktada devrim, devlet terörünü de beraberinde getiriyor. İnsanların silah zoruyla &#8220;iyi ve doğru&#8221; yapılması dışında bir devrimcilik mümkün müdür?</strong></p>
<p>Bakın burada sorun devrimlerde değil. Sorun hakikatin bir iktidar sorunu hâline getirilmesi çabasında. Devrimi yapanlar aslında tam da buna aykırı tipler. Çünkü insanlığa ait birçok olumlu erdemi hayata geçirmeseler, bu insanlar devrim yapabilir mi? Devrim kan ve ter gerektirir, hazırlık, sebat, fedakârlık, aşk, mücadele, disiplin, cehd, sabır, emek gerektirir. Bunlar aslında tüm insanlarda aradığımız olumlu değerler. İslam&#8217;ın da insanlarda oluşmasını istediği değerler. Bu değerlere sahip olmayan biri Müslüman olabilir mi? Ama sorun devrimlerde değil, devrim sonrasında aranmalı. Çünkü devrim süreçlerinin ağırlığı, devrimci bireyler ve enerjileri tükettiği için, devrim sonrası alanlar, çoğu kez fırsatçılıklara ve demagoglara kalmakta. Yani Baudrillard&#8217;ın kavramlaştırdığı gibi simülakrlara. O yüzden değil mi ki Ali Şeriati, Nas ve Felak surelerini yorumlarken, sorunun devrim yapmak değil, devrim sonrası hakikati ayakta tutabilmek sorunu olduğunu vurgulamakta; ve çoğu kez cine, büyüye karşı istimdat için okunan bu surelerin, aslında böylesi bir sürece işaret ettiğini ve müminleri uyardığını söylemektedir. Dolayısıyla burada sorun, siyasal mücadelelerin bir iktidar mücadelesine darlaştırılması, ahlâki niteliklerinde uzaklaştırılarak salt seküler (maddî ve dünyevî) mücadeleler hâline getirilmesi, hakikatin de iktidara indirgenmesidir. O zaman devrimci davranışı dönemler ve kuşaklara havale etmek yerine, bir müminin, iman ettiği andan itibaren sürekli olarak  devrimci bir tavır içerisinde olmasını güvenceleyecek bir özgürleşme ve aydınlanma üzerinde kafa yormalıyız. Çünkü bu, yani özgürleşme ve aydınlanma, insanın kendi sorumluluğunu başkalarının vesayetine bırakmaması, kendi aklıyla düşünmesi, kendi ayaklarının üzerinde durması ve yükümlülüklerini askıya almamasıdır. Bu, bir reşit olma sorunu olduğu kadar, bir insan olma sorunudur da. Hep şunu derim: Müslüman olmak için öncelikle insan olmak, yani beşer olmaktan kurtulmak, Müslüman olduktan sonra da orada durmamak, sürekli imanını yenilemek gerekir. Bu ise duruşunun doğru ve edimlerinin diri olması anlamına gelir. Yani üstümüzde ısmarlanmış ve bayatlamış edimler olmamalı, tabir caizse sürekli devrim hâlinde olmayı hiç elden bırakmamalıyız. <strong></strong></p>
<p><strong>7° İç dinamikleri çok farklı olsa da Fransız ihtilali, 1917 Ekim devrimi ve Kemalizmin doğuşunda bazı ortak noktalar dikkat çekiyor. Bir gün önce &#8220;devrimci&#8221; olan insanlar ertesi gün devrimin &#8220;kazanımlarını&#8221; muhafaza etmek adına muhafazakârlaşıyor. Her üç devrimin arkasından muhaliflerin idam edildiğini, hayatta kalanların da gizli polis baskısıyla yaşadığını biliyoruz. &#8220;İslâm&#8221; etiketiyle yapılan devrimlerde bu &#8220;temizlik&#8221; aşaması yaşanıyor mu? </strong></p>
<p>Devrimlerin fiziki karakterleri birçok açıdan benzerlikler taşıyabilir. Çünkü kitleler, bir yerden sonra, ruhlarıyla değil fizikleriyle hareket etmeye başlarlar. Yani fiziksel yasalara tâbi olurlar. Elbet Fransız Devrimi, Sovyet Devrimi ve İran İslam Devrimi, kavramsal anlamda birer devrimdir. Oysa Kemalist hareket, bir devrim değil, silahlı bir ihtilaldır. Salt bir iktidar mücadelesidir. Çünkü bunun içinde halk değil, silahlı güçler, daha doğrusu ordu vardır. Orduların yaptıkları şey ise devrim değil ihtilal, isyan veya darbedir. Devrim sonralarının sorunu ise, devrimden sonra, aslında hiç de öyle amaçlanmadığı hâlde, devrimin iktidarlaşma çabası ve bunun için klikler arasında ortaya çıkan  mücadelelere dayanmaktadır. Yani devrime ait hakikatin (o her neyse) bir iktidar grubunca temellük edilmesi çabası, devrimleri çığırından çıkararak, devrimin çocuklarının boğazlanmasına yol açmaktadır. Sözgelimi anarşistlerin iktidar karşısındaki keskin karşıtlıklarında bu hassasiyetin önemli bir payı bulunmaktadır. Ama 20. Yüzyılın hakikat sözcülerinden biri olan Gandi de, doğru eylemin  halis bir niyet kadar, doğrulukta sebata ve nefsimize ait bir beklentiden vareste olmasına da dayanması, öte yandan eylemin sonuçlarını da gözetmesi gerektiğini vurgulayarak, devrim sonrasında ya da tüm davranışlarımızda, eylemlerimizin sonuçlarına da sahip çıkılması ve dikkat edilmesinin önemine dikkat çekmektedir. Çünkü bu da eylemimizin bir parçasıdır. Yani kısacası temel sorun, hakikatin hiç kimse tarafından temellük edilemezliğindedir. Bu, yani hakikat ve insan ilişkisi, tabir caizse asimptotik bir ilişkidir. Hakikate ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım, onu hiçbir zaman söylemimizin ya da iktidarımızın bir nesnesi haline getiremeyiz. Hakikat her zaman aşkın olandır ve onun bizi yüceltici ve insanlaştırıcı yönü de zaten budur.<strong></strong></p>
<p><strong>8° </strong><a href="http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-umit-aktas-islamcilar-kadin-calissin-ister.htm"><strong>Neşe Düzel ile yaptığınız röportajda</strong></a><strong> şöyle demiştiniz:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;Aslında İslam hiçbir zaman siyasetin dışında durmaz. Çünkü İslam özünde siyasal bir dindir. [...] Müslümanlar, toplumsal adaletsizliklere ve zulme karşı mücadele etmekle yükümlüdürler. Bu da İslam&#8217;ı ister istemez siyasallaştırır. İslam açısından, toplumun düzeltilmesi için de hep bir siyasal çaba ve mücadele gereklidir.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Size göre  Müslümanca ve/veya İslamcı çözüm arayışında &#8220;ötekinin&#8221; yeri nedir? Yani başka inançlardan olan veya Müslüman olduğu halde seküler yaşam tarzını benimseyenlerin böyle bir projedeki yeri, katkısı, yetkisi vs ne ölçüdedir?</strong></p>
<p>Bu soruyu cevaplamak, aslında soruna iktidar perspektifinden bakmak anlamına gelmekte. Ben zaten böylesi bir perspektifi reddediyorum; yani benim kimseye hak ya da yükümlülük dağıtma ya da vazetme gibi bir yetkim yok. Ben sadece insan olmaya, beşerlikten kurtulmaya, kendimi adam etmeye çalışıyorum. Bunun için de elbette yeryüzünde yaşadığımız sürece zulme karşı olacağız, adalet için savaşacağız, haksızlıklarla mücadele edeceğiz vs. vs. Bu savaşımımızda bizimle ortak değerleri paylaşan herkese gönlümüz ve saflarımız açıktır. Öte yandan zulümde, sömürüde, haksızlıkta ve kötülükte  ısrar edenlere karşı ise tavrımız bellidir. Dolayısıyla sıkça sözü edilen bu ötekilik perspektifi siyasal bir perspektif değil, ahlaki ve hatta ontolojik bir perspektiftir. Ben meseleye soyut inançlar, aidiyetler ve kimlikler açısından bakmıyorum. Zaten bu tür bakışlar, özünde bölücü, hakikate mugayir bakışlardır. Burada Ali (r.a.)&#8217;nin söylediği ve hep tekrarladığım bir sözü zikredeyim: &#8220;İnsanlar ya dinde kardeşin, ya da yaratılışta eşindir.&#8221; Düşünebiliyor musunuz? Allah&#8217;ın elinden çıkan canlılar ve varlıklardan hangisine yadsıyıcı ve bigâne bir nazarla bakabiliriz? Çünkü ontolojik bir birliğin üzerinde durmaktayız. Bunun için hiç de öyle tumturaklı nazariyelere ihtiyacımız yok. Sözgelimi Levinas&#8217;nın komşuluk kuramı gibi. Oysa o, bir Filistinlinin (içinden gelerek) insan olma hakkını ifşa etmekte bile mütereddit. Ona bir komşu olma hakkını bile layık görmüyor. Hümanizmin hep yaptığı gibi komşusunu uzaklarda, söylemlerde arıyor; ya da salt kendi ırkına açıyor kapısını. Çünkü ırkçılığa dayanan anlayışlar ontolojik bir fark üzerinde temellendirirler kendilerini. Bu ise bir cahillikten başka nedir ki?</p>
<p><strong>9° Batı Avrupa&#8217;nın ve/veya ABD&#8217;nin demokrasi anlayışı sizi mutlu edebilecek, muhtemel İslamcı sistemler ile ne derecede uyumludur? Batı&#8217;nın siyasî çözümlerinden aynen alıp uygulanabilecek ve tersine MUTLAKA değiştirilmesi gerekenler nelerdir sizce?</strong></p>
<p>Açıkçası ben soruna bir doğu-batı sorunu olarak bakmıyorum Doğu da batı da Allah&#8217;ındır. Yani meselelere hakikat perspektifinden baktığınızda, ortada ne doğu(lu) kalır ne de batı(lı). Hakikat neredeyse orasıdır bizim yurdumuz. Eğer batılılar bize göre hakikate daha fazla yaklaşmışlarsa, komplekssiz bir biçimde bu yaklaşımdan, perspektiften yararlanmaya, ufkumuzu açmaya çalışırız. Çünkü hakikat kimsenin inhisarında olmadığı gibi, bu mesele de bir asabiyet meselesi değildir. <strong></strong></p>
<p><strong>10° İslâmcı bir anayasa yazılabilir mi? Ana hatları nasıl tarif edersiniz? Sonuçlar üzerine odaklanmak mı gerekir yoksa Kur&#8217;an&#8217;dan çıkarılacak tartışılmaz temel ilkeler üzerine mi? Bir başka deyişle Batı&#8217;nın hukuk felsefesinde Immanuel Kant ile simgeleşen deontolojik  duruş mudur İslâmcı duruş? Jeremy Bentham,  </strong><strong>John Stuart Mill gibi isimlerin</strong><strong> faydacı bakışı tamamen reddedilmeli midir? Sözgelimi denizde fırtınaya kapılmış  bir balıkçıyı kurtarmak için 5 kişinin hayatını tehlikeye atmak doğru mudur İslâmcı bir kanuna göre?</strong></p>
<p>Kant&#8217;ın ahlak anlayışı bence sorunlu ve biçimsel bir anlayış. Siyasetten, inançlardan soyut, değerlerden yoksun bir ahlâk anlayışı olamaz. Ahlâk ise akıl kadar estetiğe ve hatta vicdana dayanır. Fıtrîdir. Umarım Kant beni mazur görür ama hayvanların bile bir ahlâkı vardır; ahlâklı olanı ve olmayanı vardır. Aklın ya da aktüelliğin ürettiği şey ise ahlâktan çok etik olarak adlandırılsa yeridir. Dolayısıyla anayasacı bir perspektif de bu biçimselcilikten kendisini kurtaramaz. Sorun bir yasalar sorunu değildir. Ahlâk bir kuram meselesi olmaktan öte, somut bir davranış estetiği inşa etme meselesidir. Ama maalesef İslam dünyası, iktidara atfettiği önem ve hakikati iktidarla özdeşleştirmesi nedeniyle, sorunu salt bir &#8220;yasa&#8221; sorunu olarak değerlendirdi. Yeni Osmanlılardan İttihatçılara, selefilerden modernistlere varıncaya dek sorun hep bu merkezde görüldü ve tartışıldı. Öte yandan İslam&#8217;ın kendi geleneğinde, maslahatlarda ifadesini bulan faydacı bir anlayış zaten bulunmaktadır. Maslahatlar ise somut koşullar için ele alınmalıdır. Yani yukarıda zikrettiğiniz sorunun doğru cevabı, anacak o koşullarda verilebilir. Çünkü bu anlamda verilebilecek her cevap görece olarak bir doğruluk yönü kadar, yanlışlık yönü de taşıyabilir. Bunun doğru cevabını ise, ancak bu koşulları yaşayan ahlâki nitelikleri yüksek kişiler verebilir. Varoluşçuların dediği gibi, gerçek kişilikler ancak kritik anlarda ve zamanlarda ortaya çıkabilir. Aslolanın kuram değil hakikat olduğunu ve hakikatin de kuramdan çok hayata yakın durduğunu (sufi bilgeler gibi) bir kere daha tekrarlayarak sözümüzü noktalayalım.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu söyleşi ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="176" height="273" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.</p>
<p>Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/25/musluman-devlet-olur-mu-umit-aktas-ile-dobra-dobra/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerin Ahlâkı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 08:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11032</guid>
		<description><![CDATA[
[25 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet&#8217;in koyu laikçi yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;bebeklerin ahlakı&#8221;na dair üst üste iki yazdı. Hem ele aldığı mesele ilginçti, hem de onu yanlış anlama biçimi.
Konu, üç ay önce New York Times gazetesinde yayınlanan Paul Bloom imzalı &#8220;Bebeklerin Ahlaki Hayatı&#8221; başlıklı uzun makaleden açılmıştı. Yale Üniversitesi&#8217;nde psikoloji profesörü olan Bloom, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_fahise.jpg" alt="" width="458" height="294" /></p>
<p>[25 Ağustos 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/bebeklerin-ahlaki-ve-ateistlerin-sorunu-288460.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hürriyet&#8217;in koyu laikçi yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;bebeklerin ahlakı&#8221;na dair üst üste iki yazdı. Hem ele aldığı mesele ilginçti, hem de onu yanlış anlama biçimi.</p>
<p>Konu, üç ay önce New York Times gazetesinde yayınlanan Paul Bloom imzalı &#8220;Bebeklerin Ahlaki Hayatı&#8221; başlıklı uzun makaleden açılmıştı. Yale Üniversitesi&#8217;nde psikoloji profesörü olan Bloom, altı aylık bebekler üzerinde ilginç bir deney yapmıştı.<span id="more-11032"></span> Miniklerin karşısına üç tane figür konmuştu önce: Bir tanesi bir tepeye tırmanmaya çalışıyor, ikincisi ona yardım ediyor, üçüncüsü ise engel oluyordu.</p>
<p>Bebeklerin verdikleri tepkiler ise, ısrarla, &#8220;haksızlık&#8221; değil de &#8220;iyilik&#8221; yapan figürü onayladıklarını gösteriyordu.</p>
<p>Yani, &#8220;bebekler, ilkel de olsa bir adalet duygusuna sahip&#8221; idiler.</p>
<p>Peki bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkarılabilirdi?</p>
<p>Özdemir İnce, çıkara çıkara şunu çıkarmıştı:</p>
<p>&#8220;Bu ahlak duygusu Tanrı ve din inancı olmasaydı da, gündelik yaşam ve doğadan gelen deneyimlerle insan varlığının zihninde gelişirdi, gelişebilirdi.&#8221;</p>
<p>Yani, sanırsınız ki, bebeklerin ahlakı &#8220;Tanrı ve din inancı&#8221;nı zora sokmuştu&#8230;</p>
<p>Oysaki durum tam tersiydi. Çünkü eldeki sonuç, başta ünlü ateist Sigmund Freud olmak üzere seküler psikologların uzun zamandır savunduğu &#8220;insan, ahlaktan yoksun bir hayvan olarak hayata başlar&#8221; görüşünü yanlışlıyordu.</p>
<p>Bir başka deyişle, ahlakın sadece &#8220;toplumsal bir inşa&#8221; olmadığı, &#8220;vicdan&#8221; da dediğimiz bir &#8220;içgörü&#8221;ye dayandığı ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Bu ise &#8220;Tanrı ve din inancı&#8221;nın aleyhinde değil, lehinde bir bulguydu. Nitekim Prof. Bloom, New York Times&#8217;taki makalesinde şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Bazı bilim adamları içsel bir ahlaki duygunun varlığının çok önemli sonuçları olduğunu düşünüyor. Alfred Russel Wallace, 1869&#8242;da Darwin&#8217;e yazdığı mektupta insanlığın ‘yüksek ahlaki yeteneklerinin&#8217; biyolojik evrim tarafından üretilemeyecek kadar zengin olduğunu yazmıştı&#8230; Birkaç yıl önce de kültürel yorumcu Dinesh D&#8217;Souza bu argümanı yineledi, ‘fedakârlık duygusu için Darwinistik bir rasyonalite olmadığını, bunun Tanrı&#8217;nın ruhlarımızdaki sesi olduğunu&#8217; savundu.</p>
<p>Wallace ve D&#8217;Souza gibi eleştirmenlerin genel argümanı ciddiye alınmalı. Günümüz insanının ahlakı, gerçekten de evrimin bize kazandırmış olabileceklerini aşıyor.&#8221;</p>
<p>Hoş, Bloom bu kabulden sonra Darwinistik açıklamada ısrar ediyor, bunu da bebeklerin ahlakının yetişkinlerinkinden daha sınırlı olduğundan yola çıkarak yapıyordu. Ama bu, zorlayıcı bir bulgu karşısında bir açıklama bulma çabasıydı.</p>
<p>Zaten ateizm-bilim ilişkisinde gelinen nokta, çoğunlukla bu yöndedir.</p>
<p>Bundan bir asır önceki durum çoktan değişmiştir. O zamanlar pozitivizmi arkalarına alan ateistler, her bilimsel bulgunun dini biraz daha &#8220;köşeye sıkıştıracağını&#8221; sanıyorlardı.</p>
<p>Oysa önce bilim felsefesi pozitivizmi budadı; bilimin alanının sınırlı olduğunu, &#8220;metafizik sorular&#8221;a cevap bulamayacağını gösterdi. Sonra da bazı bilimsel bulgular, ateist düşünürlerin kimi ön kabullerini sarstı. Örneğin Büyük Patlama teorisi maddi evrenin bir &#8220;başlangıç anı&#8221; olduğunu gösterdi. &#8220;İnsani ilke&#8221; (anthropic principle) denen kozmoloji yaklaşımı, evrenin fazlasıyla &#8220;iyi tasarlanmış&#8221; olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p>Ateist düşünürlerin bu gerçeklere cevabı, &#8220;çok sayıda evren&#8221; varsaymak gibi spekülasyonlardan ibarettir. Yani bir &#8220;saldırı&#8221; değil &#8220;savunma&#8221; pozisyonudur. Bebeklerin ahlakı da muhtemelen böyle yeni bir &#8220;sorun&#8221; olacak onlar için.</p>
<p>Özdemir İnce gibi yerli pozitivistler ise herhalde asıl sorunu meseleyi kavramakta yaşayacaklar. 19. yüzyıldan kalma köhne ezberleri tekrar etmekten başka pek bir şeye yetkin gözükmüyorlar çünkü.</p>
<p>Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<h2 style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="166" height="257" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çoğulculuk tartışması; Mustafa Erdoğan’a insani eleştiri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/16/cogulculuk-tartismasi-mustafa-erdogan%e2%80%99a-insani-elestiri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/16/cogulculuk-tartismasi-mustafa-erdogan%e2%80%99a-insani-elestiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 10:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10889</guid>
		<description><![CDATA[Liberal düşünce topluluğunun kıymetli entelektüellerinden Mustafa Erdoğan . Mustafa Akyol&#8217;un 4 Ağustosta Star gazetesinde yayınlanan çoğulculuk eleştirisi ile ilgili bir yazı kaleme almıştı
Bu eleştirinin ana fikrini oluşturan monist karakterli toplumsal yapının rejimi totaliter hale getireceği ve/veya daha net iddia edildiği üzere; 
&#8220;Onun için, eğer bir despot olmaktan kaçınmak istiyorsanız, başkalarına iyi hayata ilişkin kendi kararlarını alma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/fark.jpg"><img class="size-medium wp-image-10891 alignright" title="fark" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/fark-300x131.jpg" alt="" width="300" height="131" /></a>Liberal düşünce topluluğunun kıymetli entelektüellerinden Mustafa Erdoğan . <a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/07/tek-bir-dogru-yok-mu/">Mustafa Akyol&#8217;un 4 Ağustosta Star gazetesinde yayınlanan çoğulculuk eleştirisi</a> ile ilgili bir yazı kaleme almıştı</p>
<p>Bu eleştirinin ana fikrini oluşturan monist karakterli toplumsal yapının rejimi totaliter hale getireceği ve/veya daha net iddia edildiği üzere; </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>Onun için, eğer bir despot olmaktan kaçınmak istiyorsanız, başkalarına iyi hayata ilişkin kendi kararlarını alma özgürlüğünü tanımak zorundasınızdır. Başka bir anlatımla, akıl en iyi hayat tarzını keşfedemeyeceği veya izlemeye değer pek çok insani amaç olduğu için, herkesin tercihlerini özgürce yapabilecekleri bir siyasi düzene ihtiyaç var.&#8221;</em></p>
<p>Eleştirisinin ideal toplum tasavvuruyla ilgisi yoktur. Her şeyden evvel sosyo-kültürel çoğulculuk fikrinin eleştirisinde insan tercihlerinin özgürce yapılmadığı bir siyasi düzene <span id="more-10889"></span>referans verilmemektedir.</p>
<p>Dahası herhangi bir siyasi düzene referans verilmemektedir. Bu bireyin arzu edildiği gibi herkesin kendi tercihlerini yaptığı bir siyasi düzen içerisindeki duruşuyla, kendini konumlandırmasıyla ya da daha geniş bir ifade ile kendi doğrusunu diğerlerine &#8220;tebliğ&#8221; etmesi bu çerçevede çalışması ile ilgilidir.</p>
<p>Bu bakımdan günümüz demokrasilerinde sosyo-kültürel çoğulculuk fikrine karşı çıkanlar batı tipi demokrasilerin temel değerleri çerçevesinde bir karşı çıkışın zorunluluğuna işaret ederler. Onlara göre bu eleştiri liberal demokrasinin bireyin hak ve özgürlükleri çerçevesinde bir eleştirisi değildir..  Ancak &#8220;klasik liberal ezberin&#8221; post-modern zamanın sorunlarını  çözmekte yetersiz kaldığı ve hatta her aktüel tezin doğası gibi yeni sorunları bizzat yarattığını söylemekte yerinde bir tespit olacaktır.</p>
<p>Bu sorunları çözmenin yolu ise aktüel tezin vazgeçilmezliğinin yanlışlanamazlığının vurgulanması yerine çözüm yollarının geliştirilmesidir. Bu çözüm yollarında insan ortak makul kabullerde buluştuğu idealler çerçevesinde arar. Örneğin liberalizm bir fikir akımı olarak tam da Mustafa Akyol&#8217;un bahsettiği şekilde bir ilerlemedir. Fikir önderleri sorunları ve çözüm yollarını ortak makul kabullerde idealize ederek bu akımı üretmişlerdir. Hatta bu gün Mustafa Erdoğan&#8217;ın yaptığı çerçevede bir eleştiriyi büyük ölçüde dönemin aktüel  tez sahipleri karşıtlarına ya da kendi ekollerinden ayrılan ilerlemeci individualistlere benzer şekilde yapıyorlardı.</p>
<p>Sosyo kültürel çoğulculuğun  bu haliyle savunulması totaliterlik tartışması üzerinde benzer/karşıt başka bir despotizmi de beraberinde getirmektedir. Öyle ki sosyo kültürel çoğulculuğun dışında kalan sosyal fikir akımlarının özellikle günümüzde yeni -muhafazakarlar tarafından ele alınış biçimi mevcut siyasi (sosyo kültürel-çoğulcu) fikri zeminin ortadan kaldırmak ya da devlet eliyle bunu değiştirmek iddiasından oldukça uzaktır.</p>
<p>Amerikan siyasi yelpazesindeki bir örnekten hareket ederek aradaki ince nüansa şöyle bir vurgu yapabiliriz. Kendilerini çoğunlukla liberal demokrat tanımlayan ancak diğer liberal demokratlar tarafından yeni konservatif olarak konumlandırılan Katoliklerin iddiasına göre. &#8220;Sosyal dayanışma mekanizmasını devlete bırakmak ahlaksıztır.&#8221; Burada klasik liberal bakış açısı ile yeni konservatif bakış açısı net bir biçimde ayrışıyor. Klasik liberalizmin bu dayanışmaya genel yaklaşımı devlet eliyle olmadan halk tarafından yapılabilirliği ve serbestisi iken yeni konservatiflere göre kendini Katolik tanımlayan ve bu camiada gören kimselerin bunu yapmasının zorunluluğudur.</p>
<p>Burada hocamın da içinde bulunduğu genel bir yanlış anlaşılmaya değinmekte fayda var; bahsi geçen zorunluluk toplumsal bir kabule referans verir. Devletin ya da bu tip bir merkezi iktidarın dayatmasını ya da bunu icra etmeyen insanların bir müeyyideye tabi olması anlamına gelmez. Yani ikisi de siyasi anlamda sosyo-kültürel çoğulcu iken biri sosyolojik olarak sosyo-kültürel çoğulcu değildir ve ortak bir zemin/değer arayışındadır.</p>
<p>Liberal ekolün içinde dahi bu arayış yeni bir durum değildir. Mehmet Yılmaz&#8217;ın liberalizm eleştirisinde referans verdiği ve çoğunlukla birazda kolundan çekiştirilmek suretiyle liberal ekolün içine dahil edilen Alexis de Tocqueville&#8217;in bundan neredeyse 200 yıl önce yaptığı tespit tartışma açısından son derece çarpıcı (Bkz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong>)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, &#8220;eşit&#8221; insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var. Elinde bir aile kaldıysa bile artık vatanı yok.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Onun bu bireysel hazlarının sürmesini garantileyen devasa bir güç yükseliyor üzerinde. Mutlak, düzenli,  öngörülü ve şefkatli. İnsanı yetişkinliğe hazırlayan baba şefkatini andırsa da özünde bireyleri çocukluk mertebesinde tutmayı amaçlıyor. Vatandaşların haz almalarından hoşlanıyor, yeter ki istedikleri tek şey bu olsun.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu güç gönüllü olarak bireylerin mutluluğu için çalışıyor ama bu mutluluğun tek vektörü ve tek hakemi olmak iddiasında. Onların güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, haz almalarını kolaylaştırıyor. Endüstrilerini yönetiyor, miras sorunlarını çözüyor. Böylece bireyler düşünmenin zahmetinden ve yaşama ızdırabından kurtuluyorlar.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Vicdan ve özgür irade her geçen gün biraz daha gereksiz ve nadir oluyor, daha küçük alanlara hapsediliyor. Özgürlük böylece insanların parmakları arasından kayıp giderken birey [felçli bir hasta gibi] kendini yönetme kabiliyetini tamamen kaybediyor&#8230;&#8221;</em><em> </em>(Alexis de Tocqueville [1835], <strong>De la démocratie en Amérique</strong>, Tome II, Quatrième partie : De l&#8217;influence qu&#8217;exercent les idées et les sentiments démocratiques sur la société politique)</p>
<p> Despot olabilmek için Mustafa Akyol&#8217;un gerekli gördüğü büyük bir kibir tespitinin bir adım ötesine geçerek; ortalama bir kibirle idealizmden yoksunluk ya da bu idealizmin <strong>mutluluğun ya da yaşam biçiminin tek hakemi ve tek vektörü olmak iddiasındaki </strong>bir grup liberal düşünür tarafından relativist alternatifle baltalanmasının yeterli olduğu kanaatindeyim.</p>
<p>Hocamın bir diğer önemli argümanına tam da bu noktada değinmek gerekli. Akla karşı kuşkuculuk iddiası. Bahsi geçen tek dünya idealizminin referansı çoğunlukla zaten akıldan öte başka bir şeye referans veriyor. Hemen belirtmek gerekirse burada kast ettiğim şey vahiy değil.</p>
<p>Tek dünya idealizminin kaynağının akıldan ya da akılcılıktan başka bir şey olduğu. Kant&#8217;ın bu noktadaki tespiti çok önemli. Aklın sınırları ya da alternatifleri üzerine ölümsüz eserleri bırakan bu filozof Mustafa Erdoğan&#8217;la aynı noktadan yola çıkarak aklı eleştirmiş onun sınırlarını çizmiş ve ona karşı zaman zaman kuşkucu olsa da vardıkları nokta tam aksi zeminde olmuştur. O aklı eleştirirken insanın özünde varolduğunu düşündüğü başka bir değere dikkat çeker ve bu değerler çerçevesinde bir ödev ahlakı tanımlar. İyi , bir karşılık beklemeksizin ya da akılla tartmaksızın iyiyi icra etme eylemidir.</p>
<p>Bu iyi nedir diye soracak olursak pedofili örneğinde Mustafa Erdoğan&#8217;ın içinde uyanan ve kendini savunduğu felsefesinin istisnasına konumlandıracak olan akılcı olmayan eylemidir.  Mustafa Erdoğan aklıyla sosyo kültürel çoğulcudur, ancak aklın dışında hepimizin ortak ürettiği bir refleks pedofili meselesinde onu da ya da bizi de aynı şekilde konumlar.</p>
<p>Buradan hareketle bana göre liberalizmin siyasi, ekonomik ve ahlaki neticelerine baktığımızda insan pek çok konuda salt iktisadi akıldan yada yalın haliyle salt akıldan başka bir yere kendini  konumlandırma ihtiyacı duyar.</p>
<p>Bu ihtiyaç belirttiğimiz gibi &#8220;akli&#8221; değildir.</p>
<p>Mesela Filipinlerde bir ailenin iş kurmak ya da geçinmek için legal yollardan organ satması sosyo kültürel çoğulculuk fikrine göre kabul edilebilir ancak insan hakları ya da insan olma refleksi sebebiyle çoğunlukla tepkiyle karşılanır.</p>
<p>Ya da bir kimse açken lüks tüketim mallarının servet sahipleri tarafından tüketilmesi, küresel reklam sektörünün her yıl diğer sektörlerin 1/3 üzerinde büyümesi  zenciler gibi belli sosyo-kültürel grupların her jenerasyon sistem dışında kalması ¾&#8217;ünün suça karışması ¼&#8217;ünün düzenli cezaevinde yatması vb. yine bu çerçevede örneklerdir ve bunlar çoğaltılabilir.</p>
<p>Pedofili örneğini aşırı bulan değerli hocam için benim açımdan ve pek çok insan tarafından kabul edilmez olan ve kapitalizmin neticesi yukarıda belirttiğimiz bu hususlar ilerleme için tek dünya idealizmini zorunlu kılar.</p>
<p>Münferitçi bir diskurla kapitalizm bu problemlere karşı her zaman savunulabilir. Ancak bu savunuş Sovyetler birliğinde sosyalizmin yaşanmadığını iddia eden arkaik bir ideolojinin savunucularının argümanlarına benzer. Bu yaşanan basbayağı pratik liberalizmdir. Devlet müdahalesi olmamalıydı,para basılmamalıydı önermeleri bile liberalizmin bu sosyo-kültürel çoğulculuk zemininde kurban edilmesi olacaktır. Halbuki devlet kapitalizmini eleştirirken yine ideal bir sistem arayışına referans vermiyor muyduk?</p>
<p>Bu bakımdan indirgemeci bir siyah-beyaz şablonunda mufazakar-liberal tanımlaması da doğru olmayacaktır. Kendini liberal tanımlayan bir kimse pedofili örneğindeki gibi münferit bir meselede muhafazakar konumlanırken başka bir meselede (indirgemeci tanıma göre) liberal konumlanabilir.</p>
<p>Bu bakımdan sosyo-kültürel çoğulculuk fikrini rejimin totaliterliği ekseninde eleştirmek ve sosyo-kültürel çoğulculuğun yıprattığı adaleti görmek yerine, ideal arayışına karşı çıkışta hakkaniyetli bir tutum olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/16/cogulculuk-tartismasi-mustafa-erdogan%e2%80%99a-insani-elestiri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/16/cogulculuk-tartismasi-mustafa-erdogan%e2%80%99a-insani-elestiri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Yalan</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/ilk-yalan/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/ilk-yalan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 11:15:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10793</guid>
		<description><![CDATA[Ömrünün ilk yazını geçirip de kum saatindeki kumların saatin alt haznesinde daha fazla yer aldığını gören kişinin arkasına dönüp yaşadığı hayata baktığında ağzının tadını kaçıran şey nedir?
 Acı, tatlı bir çok vaka ile dolu hayatında nice kavgalar, nice ülküler, nice ilkelerden sonra bir gün yaşadığı hayatın içinde kendine ait rolünün çok az olduğunu anladığı an, devasa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yalan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-10794" title="yalan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yalan.jpg" alt="" width="225" height="167" /></a>Ömrünün ilk yazını geçirip de kum saatindeki kumların saatin alt haznesinde daha fazla yer aldığını gören kişinin arkasına dönüp yaşadığı hayata baktığında ağzının tadını kaçıran şey nedir?</p>
<p> Acı, tatlı bir çok vaka ile dolu hayatında nice kavgalar, nice ülküler, nice ilkelerden sonra bir gün yaşadığı hayatın içinde kendine ait rolünün çok az olduğunu anladığı an, devasa bir makinada işleyen pek çok çarkın uyumla döndüğü bir panayır meydanında diğer çarkların hareket ettirdiği bütün o harika bebeklerle beraber hareket eden bir bebek olduğunu hissetmenin yaşattığı şoktan daha kekremsi bir tadı hangi duygu verebilir insan ruhuna?</p>
<p> Bu benim hayatım, benim tercihim dediği gün insan ilk büyük yalanını önce kendine söylemiş, ilk suçuna azmetmiştir. Anın bir yerinde kendini içinde bulduğu bir hızlı trende kendi seçtiği hedefe yol aldığı sanrısı ile hareket eden bir yolcuya benzer &#8220;onun&#8221; hikayesi. Pencereden dışarı baktığında tüm o ışığın ve renklerin <span id="more-10793"></span>bıraktığı anlık izlenimlerden ibarettir &#8220;dışındaki&#8221; dünya. Trenin içinde varolma halini kendi özgür tercihi, pencerenin dışındaki  akan görüntüleri ise hakikatin bilgisi sanmaktadır. Hızla yol aldığı hedef kendi özgür seçimi midir? Varmak istediği nokta mıdır? Trenin içindeki yolcuların birbirleri ile varolma biçimlerini düzenleme savaşı dahi o kadar karmaşık, kıyasıya  ve mücadele doludur ki duracak düşünecek ve ne yapıp etmekte olduğunu sorgulayacak fırsatı bulamamaktadır yolcu çoğu zaman. Hırsızına, uğursuzuna, zorbasına karşı koyma mücadelesi sürerken, bir yandan trenin yönetimi, gidilecek hedefe dair fikirler etrafında kimi yolcular da gitgide gruplaşır. Onların hegemonyalarına karşı ayakta durabilmek için yolcu da birilerine tutunmak zorundadır artık.</p>
<p> Tüm o itiş kakış arasında benim fikrim dediği fikirlere, yol arkadaşım diye tutunduğu yoldaşlarına sarılırken farkında olmadan kendisini de kendi eliyle kapattığı bir hegemonik düzen içerisinde bulur bir gün. Grubun hegemonyasına, söylemine aykırı sorular sormaya başladığı anda artık iflah olmaz bir &#8220;uyumsuz&#8221;dur. Gruplar kesin inançlarla ayakta kalmaktadır çünkü. Şüphe nifak doğurur. Nifak ise cemaati dağıtır.</p>
<p> Yolcu, pencereden dışarı baktığı bir gün hep bir arada koşuyoruz dediği hedef ve dışındaki dünyaya dair inandıkları hakkında kafasında ‘aykırı&#8217; sorular canlanmış, aman vermez bir ‘hastalığa&#8217; yakalanmıştır.</p>
<p> Trenden inip yaptığı yolculuğa dışardan bakma imkanına sahip değildir. Kum saatindeki kumlar hızla akmakta, pencerenin dışındaki ışık ve renkler anlık parıldamalar ile belleğinde yakamoz misali yanıp sönen izler bırakarak durmadan değişmekte, hedefe yol alan trenin içinde ise kıyasıya bir mücadele devam etmektedir. Mücadele azimle yürür. Azim bir arada olduklarına inanmadıkça vücut bulmaz. Böylesi bir yolculuğu yalnız yapmak vahşi bir dünyanın bağrına silahsız atılmak gibidir. Böylesi bir yolculuğu inanmadan itaatle sürdürmek ise &#8220;uyumsuz&#8221; insana büyük bir yüktür. Dönüp geriye baktığında ben seçtim, benim tercihimdi dediği şeylerin aslında hasbel kader içinde bulunduğu topluluğun yaşama hali olduğunu fark eden kişinin yoluna devam etmesinin tek bir yolu vardır.  Kendi bilgisini, sahip olduklarını, pencereden dışarı baktığında gördüğü dünya ile ilgili izlenimlerini, hedefe dair düşünce, korku ve endişelerini sınamak, vagonlarda yer alan diğer uyumlu uyumsuz insanlarla tartışmak ve zihinsel konforu daha az bir dünyada hayatında daha fazla kuşku ve toleransa yer bırakarak devam edebilmek. Kuşkunun olduğu yerde kesin inançlara, kesin inançların zayıfladığı yerde &#8220;hakikatin gücü&#8221; adına yapılmış zulüm ve baskılara yer yoktur.</p>
<p> İnanç, inançsızlık, ideoloji, gelenek, ahlak, modernleşme, modernleşme karşıtlığı vb. adına bir çok cinayetin, baskının ve zulmün hayatın arka bahçelerine kurulmuş sokak aralarında, dağ başlarında, şehrin kıyısındaki varoşlarda ya da &#8220;huzur dolu yuvalarda&#8221; sürüp gittiği, nice hayatın yok olduğu, saatin son kumlarının düşüşüne kadar insanların büyük bir uyumla durup düşünmediği, sınırları, duvarları, doğruları sınayıp yıkmadığı bir dünyada uyumsuz olmak belki o kadar da kötü bir şey değildir. Tüm kitlesel cinayetler uyumla işlenir. Depresyon ve yıkım, kalabalık uyumlu topluluklarda altın tepside sunulan bir ziyafettir hayatlarımıza. Bazen kalabalıklaştıkça yalnızlaşır, &#8220;doğru insanlar&#8221; oldukça hakkın kafasını kırarız. Egemenlerimize başkaldırıyoruz dediğimiz anda daha başka bir egemenliğin deli gömleğini, güce karşı savaşıyorum dediğimiz anda gücü sevmeyi ve hükmetmeyi öğrenmişizdir. İngeborg Bachmann&#8217;ın dediği gibi faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar. Bir varolma halini alır zamanla. Kimi zaman hükmedebilmenin getirdiği gücün sevgisi iki insanın aşkından çok daha tatlıdır.</p>
<p> Yalnızlık  yolcunun en azından yolculuğun bir bölümünde katlanması gereken bir merhaledir. Etrafındaki kalabalığı dağıttıkça başka kalabalıklara bakmasına olanak veren, gettonun duvarlarını yıktıkça insanı zenginleştiren, yalnızlaştıkça çoğaltan bir merhale. Bir kaçış değil bir nefes alma anı.</p>
<p> Artık ilk yalanın kefaretini ödeme zamanı gelmiştir.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/08/09/ilk-yalan/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/09/ilk-yalan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Liberalizmin kusurları(3): Liberalizm ahlâksızdır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/liberalizmin-kusurlari3-liberalizm-ahlaksizdir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/liberalizmin-kusurlari3-liberalizm-ahlaksizdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 15:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[liberalizmin kusurlari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10013</guid>
		<description><![CDATA[UYARI: &#8220;Liberalizm kötü ahlâklıdır&#8221; demiyorum, su nasıl renk-siz, hava nasıl koku-suz ise liberalizm de öyle ahlâk-sızdır diyorum.
Sunuş: Ben liberalizmin en çok ahlâklı olma ihtimalini sevmiştim. &#8221; Günah işleme özgürlüğü&#8221; isimli yazıda savunduğum gibi devletin vicdan rolü üstlenmesine, halkı çocuklaştırmasına karşıyım. Bu sebeple yaklaşık iki yıl önce liberal dostlarıma yazdım ve &#8220;Liberal Ahlâk&#8221; hakkında kaynak istedim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: left"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_halepce.jpg"></a>UYARI:</strong> <em><strong>&#8220;Liberalizm kötü ahlâklıdır&#8221;</strong></em> demiyorum, su nasıl renk<strong>-siz</strong>, hava nasıl koku<strong>-suz</strong> ise liberalizm de öyle ahlâk<strong>-sız</strong>dır diyorum.</p>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_yol.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10037" title="liberal_ahlak_yol" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_yol.gif" alt="" width="250" height="250" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Ben liberalizmin en çok ahlâklı olma ihtimalini sevmiştim. &#8221; </em><a title="Permanent Link to Günah işleme özgürlüğü" href="http://www.derindusunce.org/2008/02/27/gunah-isleme-ozgurlugu/">Günah işleme özgürlüğü</a><em>&#8221; isimli yazıda savunduğum gibi devletin vicdan rolü üstlenmesine, halkı çocuklaştırmasına karşıyım. Bu sebeple yaklaşık iki yıl önce liberal dostlarıma yazdım ve &#8220;Liberal Ahlâk&#8221; hakkında kaynak istedim. Çok iyimserdim. Aynı inançları ve değerleri paylaş<strong>MA</strong>yan insanları ortak bir zeminde buluşturabilmek için liberalizm büyük bir umut teşkil ediyordu gözümde. Özgürlük kavramı zaten sorumluluk olmadan düşünülemezdi. Liberalizmi var gücüyle savunan bunca insan vardı her şeyden önce. Bir <strong>yarış arabasına fren sistemi takmayı unutacak kadar delirmiş</strong> olabilirler miydi? </em></p>
<p><em> Özetle Adam Smith&#8217;ten, <strong>Mandeville</strong>&#8216;den, <strong>John Stuart Mill</strong>&#8216;e, <strong>Hayek</strong>&#8216;e, <strong>Friedman</strong>&#8216;a, <strong>Röpke</strong>&#8216;ye uzanan, dallanıp budaklanan liberal gelenekte mutabık kalınmış olması gereken, SAPASAĞLAM ve din dışı bir ahlâk zemin arıyordum. </em></p>
<p><em>Bugün vardığım nokta <span id="more-10013"></span>bir düş kırıklığından ibaret. John Rawls(1) gibi solcu ve kolektivist liberaller gördüm. (Evet, bu da var!)  <strong>Immanuel Kant(2)</strong>, <strong>Alexis de Tocqville(3)</strong> gibi öldükten sonra devşirilen &#8220;liberalleri&#8221; gördüm. <strong>Bernard Mandeville</strong> gibi insandaki kötü huyların bir araya gelip &#8220;iyilik&#8221; üreteceğini savunanları gördüm. Ama liberal ahlâkı (varsa şayet) göremedim.</em></p>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak.jpg"></a>Hayek(4), Popper, Berlin</em></strong><em> her hangi bir ahlâkî zeminin zorunlu olmadığına hükmediyorlar. <strong>Mises(4)</strong>, <strong>Rothbard</strong> veTürkiye&#8217;de <strong>Mustafa Akyol</strong> (<span style="text-decoration: underline;">Çatışma mı İşbirliği mi?</span>),  <strong>Atilla</strong> <strong>Yayla(</strong></em><a title="Permanent Link to Liberal düşüncenin ve Türkiye'nin geleceği" href="http://www.derindusunce.org/2008/11/23/liberal-dusuncenin-ve-turkiyenin-gelecegi/"><em>Liberal düşüncenin ve Türkiye&#8217;nin geleceği</em></a><strong><em>)</em></strong><em>, <strong>Mustafa Erdoğan</strong> (</em><a title="Permanent Link to İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/02/islam-ve-liberalizm-kisa-bir-bakis/"><em>İslam ve Liberalizm</em></a><em>) gibi liberallerin ahlâk konulu çabaları  ise ortak bir zemin kurmaktan ziyade liberal ilkelerin her hangi bir mevcut (geleneksel, dinî,&#8230;) zeminle çatışmadığını savunmaktan ibaret. Nasreddin Hoca gibi herkese <strong>&#8220;sen de haklısın&#8221;</strong> diyerek vicdanî, insanî  bir düzen kurulabilir mi? Göreceli/çoğulcu ahlâk kürtaja, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/18/liberalizmin-kusurlari2-calisan-bireyleri-intihara-surukler/"><em>intihara</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/"><em>çocuk pornosuna</em></a><em>, açlığa, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/07/02/terorist-evlatlarimiz-ve-anzak-leslerimiz/"><em>şehitliğe</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/13/bireysel-ozgurluk-yetmez/"><em>fuhuşa</em></a><em> nasıl bakar? Birey&#8217;e bu derecede önem veren liberaller başkasının hayatını kurtarmak için kendilerini feda etmeyi (ya da et<strong>ME</strong>meyi) hangi ahlâkî çerçeveye koyabilirler? </em></p>
<p><em>Şimdi yakından bir bakalım, 1600&#8242;lerden 2000&#8242;lere &#8220;liberal ahlâk&#8221; denen şeyin sabitleri nelerdir? Liberal düşüncenin <strong>BÜTÜN AHLÂKÎ DAYANAĞININ BİR YANLIŞ ANLAMA ÜZERİNDE</strong> <strong>DURDUĞUNU</strong> söylersek çok mu abartmış oluruz? </em></p>
<p><em></em><em> </em><strong>Liberalizmin ahlâkî zemini var mıdır?</strong></p>
<p>Liberalizmin çeşitli türleri var ve liberaller neyin ne olduğu konusunda kendi aralarında her zaman hemfikir değiller. Detaylı bilgi isteyenler ünlü Fransız akademisyen <a title="Pascal Salin tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/pascalsalin/"><strong>Pascal Salin</strong></a> ile yaptığımız söyleşilere, ondan çevirdiğimiz makalelere ve <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Ak Kitabı</strong></a><strong>&#8216;na</strong> bakabilirler.Ancak genel olarak vergilerin azaltılması, özelleştirme, devletin küçültülmesi, sermaye, mal ve hizmetlerin serbestliği gibi uygulamalar liberal politikaların birer parçası. Akıllıca ve adaletten ödün vermeden uygulandıklarında bu politikalara karşı ol<strong>MA</strong>dığımı da belirteyim bu arada. Ama hangi adalet?</p>
<p>Adaletin, hakların, ahlâkın referansı ne olacak? Piyasa tabi ki! Avusturya Ekolü&#8217;nün ünlü ismi Ludwig Von Mises&#8217;ten dinleyelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Halk yığınları, oy veren, demokrasilerde hakim olan şu milyonlar bilmeliler ki sahte doktrinlere alet oluyorlar. Sadece Piyasa üzerine kurulu bir toplum onlara arzuladıkları refahı verebilir. Ama halkı ikna etmek için önce elitleri, aydınları ve iş adamlarını ikna etmek gerek.&#8221;</em> (12 haziran 1943&#8242;te Leonard Read&#8217;a (4b) yazdığı mektuptan)</p>
<p>Hukuk devleti, demokrasi, vicdan gibi kavramların karşısına satın alma gücü ile orantılı bir tüketici egemenliği koyuyor liberal doktrin. Liberal politika başka şey, liberal dogmalar, fetişizmler başka.</p>
<p>1980&#8242;lerden itibaren işte bu <strong><em>&#8220;liberal politikaların&#8221;</em></strong> bir çok ülkede uygulandığına tanık olduk. ABD&#8217;de Ronald Reagan İngiltere&#8217;de Margaret Thatcher, Şili&#8217;de Augusto Pinochet, Kanada&#8217;da Brian Mulroney ve bütün çelişkilerine rağmen Türkiye&#8217;de Turgut Özal&#8230; ilham kaynağı? Tek bir isim, Milton Friedman. Koyu bir liberal olan bu Amerikalı &#8220;liberal ahlâk&#8221; düşüncesinin de adresi. Daha doğrusu 1980&#8242;leri 1600&#8242;lere bağlayan köprünün, &#8220;liberal ahlâk&#8221; sabitinin bize yakın olan ayağı. Neden?</p>
<p>Bizzat <a href="http://www.youtube.com/watch?v=d6vjrzUplWU" target="_blank">Milton Friedman&#8217;dan</a> dinleyelim:</p>
<p> <object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/d6vjrzUplWU&amp;hl=fr_FR&amp;fs=1&amp;" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/d6vjrzUplWU&amp;hl=fr_FR&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Videonun çevirisi:</strong> <em>&#8220;Elimde görmüş olduğunuz şu kurşun kalemin tahtası filan ülkeden, içindeki kurşunu falan bölgeden geliyor. Aynı dili bile konuşmayan, farklı dinlerden olan bu insanlar bir araya gelselerdi birbirlerinden nefret bile edebilirlerdi. Siz bu kurşun kalemi aldığınızda bir kaç saniyeliğine binlerce insanla ticaret yapıyorsunuz. Merkezî bir büro yok, emir-komuta yok. Fiat sisteminin sihirli gücü bu.  Bütün bu insanlar bir araya geliyor ve siz bu kalemi çok küçük bir bedel ödeyerek alabiliyorsunuz. İşte bunun için serbest piyasa çok önemli. Sadece verimi arttırmak için değil. Dünyadaki insanların arasında huzuru ve barışı sağlamak için.&#8221;</em></p>
<p>Bütün bu makul ve mantıklı lafların arasına sızmış bir hokkabazlık var, sezebildiniz mi? Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet! Friedman son cümlede piyasa fetişizmini adeta zihnimize enjekte ediyor: Para kazanmak için çalışan insanlar, işçiler, yatırımcılar, tüccarlar bilmeden, hatta istemeden HUZUR ve BARIŞ <strong>üretiyorlar</strong>(!). Daha doğrusu Piyasa denen &#8220;sihirli&#8221; varlık sayesinde oluyor. Piyasa neylerse güzel eyler! Bunun için &#8220;fetişizm&#8221; kelimesi çok uygun bu imanlaşan liberalizme. Zaten bugün de duymuyor muyuz &#8220;Piyasaya inanmak lâzım&#8221; gibi lâflar?</p>
<p>Tabi aynı doğrultuda <a href="http://www.youtube.com/watch?v=IleiqUDYpFQ&amp;feature=related">Ronald Reagan&#8217;ın ilk başkanlık konuşması</a> da dinlenebilir. Örneğin <strong><em>&#8220;özgürlük, özeldir, nadirdir. Kırılgandır. Üretime ihtiyaç duyar&#8221;</em></strong> demesi! <em>&#8220;&#8230;Özgürlük korunmaya/saygıya ihtiyaç duyar&#8221;</em> diyebilirdi meselâ. Bunun yerine üretim diyor. (<em>Freedom is special and rare. Fragile. It needs production</em>.)</p>
<p>Her iki konuşmadaki gariplik hemen dikkati çekmiyor. Bir ayna tutalım şimdi ve &#8220;sihirbazların&#8221; hilesini açığa vuralım. Friedman&#8217;ın elinde bir el bombası olduğunu düşünün veya Halepçe&#8217;de 5000 Kürdün öldürülmesi için kullanılan Alman yapımı bombalardan birini tutmuş olsun:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Elimde görmüş olduğunuz bu hardal gazı kapsülü sayesinde binlerce Kürd-insan güneşin doğduğunu göremeyecek bir daha. Uluslararası işbirliğinin zaferi bu. Bombanın metal kısmı Romanya&#8217;daki demir madenlerinden geliyor. Elektronik aksamı Tayvan yapımı. Montajı Almanya&#8217;daki bir fabrikada Türk işçiler tarafından gerçekleştirildi. Kimyasal silahı sivil halkın üzerine atan Mirage jetlerini üreten Fransızlar Katolik ve kullanan Iraklı pilotlar Müslüman. Farklı dilleri konuşan, ayrı dinlerin mensubu bu insanlar bir araya gelseler birbirlerinden nefret bile edebilirlerdi ama birlikte böyle FAYDALI(5) projelere imza attılar. Merkezî bir büro yok, emir-komuta yok. Fiat sisteminin sihirli gücü bu.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_halepce.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10046" title="liberal_ahlak_halepce" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_halepce-300x145.jpg" alt="" width="300" height="145" /></a>Üretimin, ekonomik serbestliğin özgürlük ve barış getireceğini savunan bu adamların hatası nerede? Piyasa ile, <strong>ekonomik fayda</strong> ile özgürlüğü, barışı, huzuru, ahlâkı, iyiliği birbirine bağlıyorlar, hatta eşitliyor, AYNI-lıyorlar. Liberallerin 3 asırdır hiç bıkmadan yineledikleri  bir şeyi tekrar ediyorlar. Tıpkı <strong><em>Bernard Mandeville</em></strong>&#8216;in 1705&#8242;te yayınladığı <strong>&#8220;<em>The Grumbling Hive, or Knaves Turn&#8217;d Honest</em>&#8220;</strong> adlı metinde savunduğu gibi insanların nefsanî tutkularının, para hırsının birbirini dengeleyeceğini, neticede barış, huzur üreteceğini savunuyorlar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;O güzelim şarabı eğri büğrü asma bitkisine borçlu değil miyiz? Eğer kendi haline bırakırsanız asmanın dalları birbirine girer. Ama kuru kalmış dalları keserseniz öteki dallar gelişir. Açlık bütün korkunçluğuna rağmen bize yemek yedirmek için gereklidir. Erdem insanların/milletlerin ilerlemesini sağlamaz&#8221;(5b, </em><a href="http://andromeda.rutgers.edu/~jlynch/Texts/hive.html">orijinal metin</a><em>)</em></p>
<p>İnsan&#8217;ı asma dallarıyla, arılarla bir tutan, maddeleştiren, hayvanlaştıran bu bakış açısı elbette çok sakat.  <strong>İnsan&#8217;ı bir amaç değil araç olarak gören</strong> bu perspektif, Halepçe&#8217;deki Kürtleri FAYDASIZ gören Saddam&#8217;ın bakışıyla tıpatıp uyuşuyor. Çünkü <strong><em>&#8220;İnsan bir maddedir/ettir&#8221;</em></strong> dedikten sonra İnsan&#8217;ın insanlığına saygı duymak için hiç bir sebep kalmıyor ortada. Kredi kartı hesabı yoksa tabi&#8230; O insanı açlığa, eğitimsizliğe mahkum etmek, çevresini kirletmek, ülkesini savaşa sürüklemek&#8230; Hatta FAYDASIZ insanların doğrudan imhası FAYDALI olabiliyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230;Bu ise hemen her insanda az veya çok olan para hırsının bir araya toplanıp güçlenmesi, kurumsallaşması, PİYASA-laşmasıdır. Karl Marx&#8217;ın deyimiyle İNSAN&#8217;ın <strong>ŞEY</strong>leşmesi, <strong>ŞEY</strong>lerin İNSANlaşmasıdır. (Bkz. </em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%E2%80%A6/"><strong><em>Zina da böyle bir şey işte</em></strong></a><em>) </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><em>Piyasa&#8217;nın ihtiyaçlarıyla insanların ihtiyaçlarını karşı karşıya getirirseniz elbette Piyasa <strong> bireyleri ezip geçer</strong>. Somut olarak? İnsan&#8217;a saygılı şirketler paraya saygılı şirketlerle rekabet edemez.<strong> Zira tersine bir açık arttırmadır</strong> Piyasa. Para uğruna en fazla fedakârlık yapanın kazanacağı bir yarış. İnsan&#8217;a, çalışmaya saygı <strong>PİYASA</strong> tarafından cezalandırılır. Neticeye (=kâr) saygı ödüllendirilir.</em>&#8230;&#8221;( <a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/18/liberalizmin-kusurlari2-calisan-bireyleri-intihara-surukler/"><em>Liberalizmin kusurları</em>(2): Çalışan Bireyleri intihara sürükler </a>)</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_fahise.jpg" alt="" width="458" height="294" /></p>
<p> Bu noktada liberal ya da totaliter olmanız hiç fark etmiyor. Yabancı ülkelere silah satabilirsiniz, devlete yük oldukları için FAYDASIZ sakatları, ARTIK FAYDALI OLAMAYAN YAŞLILARI öldürebilirsiniz ya da müşterilerinize FAYDALI olmak için Kürtleri imha edebilirsiniz. Sunuş kısmında dediğim gibi <strong>Mandeville&#8217;nin insan=madde temelli ahlâk anlayışı(!) Kantçı ahlâk ile taban tabana zıt</strong>. (1)</p>
<p> Şimdi bazı liberal dostlarımız söz konusu maddeci saplantının o zamanın koşullarına cevaben oluştuğunu, faturayı <strong><em>liberal ahlâk</em></strong>&#8216;ın TAMAMINA kesmenin haksızlık olacağını söyleyeceklerdir. Olabilir.</p>
<p>Biz de bu sebeple liberal ahlâk&#8217;ın geri kalan kısmını taramaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Gizli Elin Faydaları</strong></p>
<p>&#8220;Gizli Elin&#8221; mucidi Adam Smith&#8217;ten bu yana <strong>liberal düşünce</strong> bir çok değişim geçirdi. Fransız ihtilalini, iki dünya savaşını gördü. Ama bu FAYDA yanılgısı hep sabit kaldı kanaatimizce. <a href="http://metalibri.wikidot.com/title:an-inquiry-into-the-nature-and-causes-of-the-wealth-of-nations:smith-a"><strong>The Wealth of Nations</strong></a> ile bilinen Adam Smith&#8217;in liberal ahlâk teorisini sunduğu diğer önemli eseri <strong><em>The Theory of Moral Sentiments</em></strong>&#8216;i okuyanlar Mandeville&#8217;in teorisi ile olan benzerliğe şaşıracaklardır.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_esek.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-10047" title="liberal_ahlak_esek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_esek.gif" alt="" width="200" height="200" /></a>Aradan geçen yıllarda liberaller alternatif bir ahlâk teorisi üretebildiler mi? <strong><em>Jeremy Bentham</em></strong> <em>(1748-1832)</em> ve <strong><em>John Stuart Mill</em></strong> <em>(1806-1873)</em> gibi isimlerde de bu faydacı saplantının kök saldığını görüyoruz. Ortaya bazı &#8220;teknik&#8221; eleştiriler atılıyor ama <strong><em>Henry Sidgwick</em></strong>, <strong><em>Richard Hare</em></strong>, <strong><em>Peter Singer</em></strong> gibileri de kendi &#8220;faydacı&#8221; varyantlarını üretiliyorlar. Yeni bir şey yok. Zaten gelen eleştiriler de maddeci/faydacı perspektifte. Meselâ liberallerin çok sevdiği <strong>&#8220;sonuç iyiyse eylem kötü bile olsa ahlâken kabul edilebilir&#8221; </strong>ilkesine haklı olarak şu eleştiri geliyor sık sık: <strong><em>&#8220;Ne biliyorsun sebep-sonuç ilişkisinin TAM ORADA bittiğini?&#8221;</em></strong> Yani bir hırsız ev sahibini (istemeden) uyandırıp gaz kaçağından ölmesini engellediyse ama kurtulan adam ertesi gün bir başka suça ortak olacaksa&#8230;</p>
<p>Özetle maddeci/faydacı perspektifte kalsak dahi <strong><em>Smith</em></strong>, <strong><em>Bentham</em></strong>, <strong><em>Mill, Sidgwick, Hare, Singer</em></strong> vs ile ifade bulan liberal ahlâk çok sağlam bir kuram üretebilmiş değil. Buna bir de gelişen teknoloji ve küreselleşmenin meydan okumasını eklerseniz sadece <strong>faydacı argümanlar</strong> kullanarak dahi <strong>faydacı liberal ahlâk</strong> teorisini sarsabilir hatta yıkabilirsiniz. Unutmadan, kurşun kalem (=Piyasa&#8217;nın sihirli gücü) sayesinde dünyaya barış geleceğini iddia eden Milton Friedman ile Mandeville&#8217;in ve diğer liberal ahlâk teorisyenlerinin aynı yolda olduklarını da zannediyorum yeterince ispat etmiş olduk.</p>
<p>Ama bizim yapmak istediğimiz daha derine inmek, neden bu kadar aklı başında adamın bu zokayı yutabildiğini anlamak.</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10039" title="liberal_ahlak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Liberalizmin kelimeleri ile</strong></p>
<p>Çarpıcı olan şu: Liberal düşünürler mutluluk tatmin, fayda, iyilik gibi kelimeleri neredeyse eş anlamlı gibi kullanıyorlar. İngilizlerde &#8220;<em>welfare, happiness, utility, satisfaction&#8230;&#8221;</em>, Fransızlarda <em>&#8220;bonheur, utilité, bien être, satisfaction&#8230;&#8221;</em>.</p>
<p>Dildeki bu yıkım liberal zihinleri bir fikir hapishanesine mahkûm ediyor tabi. Gerçekte MUTLULUK ve TATMİN birbiriyle kesinlikle karıştırılMAması gereken şeyler. (Bkz.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> kitabı, <strong><em>insan maymunlaşabilir mi? </em></strong> isimli bölüm) Böyle bir karışıklığın üzerine hiç bir şey inşa etmek mümkün değil. Liberallerin asırlardır süren bocalaması da bunun ispatı.</p>
<p>Liberal politikalar belirlenirken çok sayıda insanı &#8220;mutlu&#8221; edip az sayıda insanı üzecek şeyler <strong>ahlâken doğru</strong> kabul ediliyor. Liberal ahlâk tabi. Meselâ yaşlıları, sakatları, akıl hastalarını yok etmek &#8220;doğru&#8221; olabilir çünkü bu sağlıklı ve genç olan çoğunluğun vergi yükünü hafifletir. Benzer şekilde bir miktar zenci köle çalıştırmak çoğunluğu &#8220;mutsuz&#8221; etmeyeceğine göre&#8230; Liberal Ahlâk denen ölçülebilir, objektif, pozitivist ahlâk(!) fikren o kadar çürük ki eleştirmeye bile gerek yok. Biraz yakından baktınız mı serap gibi, kendiliğinden yok oluyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal-ahlak_fil.jpg"></a>Ayn Rand&#8217;a (1905-1982) geldiğimizde yine yeni bir teori yok, kasdettiğim kitap <strong>Bencilliğin Erdemi</strong> (<em>The Virtue of Selfishness: A New Concept of Egoism)</em>. Rand teorisine <strong><em>Objektivist Etik</em></strong> adını vermiş ama zaten baştan beri liberal ahlâkın ayakları bu objektivizm betonuna gömülü değil mi? Ölçülebilir, çarpılıp bölünebilir, <strong>istatistik-le</strong>Ş<strong>ebilir</strong> mutluluklar peşinde değil mi ekonomistlerimiz? Pozitivizmin ekonomiye uyarlanması, bu pozitivist ekonomi anlayışının da siyaseti kapsaması değil mi söz konusu olan?</p>
<p>İşte Milton Friedman&#8217;ın kurşun kalemi bunun için önemli. Friedman&#8217;ın kişisel hatası değil masaya yatırdığımız. Para, borsa ya da uluslararası ticaretin otomatik olarak barış üreteceği yanılgısı, insanlardaki bencilliklerin ve nefsanî tutkuların Piyasa sayesinde aklanıp paklanacağı, toplum için iyilik üreteceği&#8230; Liberal Ahlâk&#8217;ın ta kendisi!<strong> </strong></p>
<p>Liberalizmin en önemli  sorunu <strong>temel kavramları yanlış isimlendirmesi</strong>, daha doğrusu <strong>Pozitivizmin kelimeleri ve kavramlarıyla</strong> düşün(dür)mesi. (<em>Bkz.  </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><strong><em>Bir pozitivizm eleştirisi </em></strong></a><em> adlı kitap</em>). Pozitivizm karşısındaki bu peşin mağlubiyet, bu büyük fikrî zaafiyet sebebiyle liberal düşünce de <a href="http://www.derindusunce.org/category/sosyalizm/">Sosyalizm</a> ve <a href="http://www.derindusunce.org/2008/05/14/turkiye-fasist-olur-mu/">Faşizm</a> ile aynı çıpaya bağlı bir gemi sanki? Bu <strong><em>&#8220;pozitivizm çıpası&#8221;</em></strong> insanların FARKLI kavramlara AYNI ismi vermesine sebep oluyor kanaatimizce. İşte <strong>FAYDA</strong> ve <strong>MUTLULUK</strong>&#8216;un birbiriyle karıştırılması da bu durumun en acı ve en feci örneklerinden biri. Neden?</p>
<p><strong>Fayda üzerine ahlâk teorisi kurmak su üstünde yürümeye benzer</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal-ahlak-zemini.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal-ahlak-zemini.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10049" title="liberal-ahlak-zemini" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal-ahlak-zemini-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></a>Mühendislik veya işletme okuyanların birinci sene aldıkları dersler arasında makro ekonomi ve mikro ekonomi vardır. Temel ekonomik kavramları, teorileri öğrenirsiniz. Mikro ekonomide öğretilen kavramlar içinde en önemlilerinden biri &#8220;fayda&#8221; (ing. <em>utility</em>) . Bu <strong>fayda bireyin tüketeceği mal veya hizmetten elde edeceği memnuniyettir, tatmindir</strong>. Ama ekonomik fayda günlük hayattaki &#8220;faydalı&#8221; şeyler gibi değildir her zaman. Meselâ bir paket sigara ekonomik olarak &#8220;faydalıdır&#8221;. Adam para verip satın alıyor ya. Yahut aşırı yağlı bir gıda aynı biçimde &#8220;faydalıdır&#8221;. şeker hastası bile olsanız bir tepsi baklava size &#8220;faydalıdır&#8221;&#8230; Yersen!</p>
<p>Normal. Bir disiplin olarak Ekonomi&#8217;nin amacı sağlığı korumak değildir. Doktorlar var bu iş için. Özetle parası olan, satın alma niyetinde olan bir tüketici kendisi için piyasada ne satın alırsa o şey/hizmet o tüketici için faydalıdır. <strong>İntihar etmek isteyen için yağlı urgan &#8220;faydalıdır&#8221;.</strong>Kiralık katil veya çocuk fahişeler de &#8220;faydalıdır&#8221;. Sefalet içindeki insanlar organ mafyasına böbreklerini satsalar böbrek fiatları düşer meselâ. Piyasa bu. Daima işler. Kalplere, doğum tarihlerine ve düşlere aldırmaz.</p>
<p>Anladınız. Piyasa bir makinedir. Renksiz, kokusuz, milletsiz, dinsiz, ilkesiz, yasaksız, mecburiyetsiz ve ahlâksızdır. Çünkü var olma sebebi <strong>ARZ</strong> ve <strong>TALEP</strong>&#8216;i buluşturmaktan ibarettir. Ekonomik anlamda &#8220;faydalı&#8221; olan her şey fiyatı ödendiğinde el değiştirebilir. Bunun için ne liberalleri ne de ekonomistleri suçlayamazsınız. Hani derler ya, &#8220;arz-talep meselesi&#8221;. Ama zannedilenin aksine <strong>ARZ</strong> ve <strong>TALEP</strong> birbirini dengelemez her zaman. Bu da liberalizme dair mitolojik bir kabul, bir inançtır. Neden?</p>
<p><strong>Yedikçe acıkıyorum! (Piyasa&#8217;nın ölümü)</strong></p>
<p>Bütün yazıda ekonomik anlamda kullandığımız &#8220;fayda&#8221; kavramı aslında bir modeldir. Yani tüketicinin  beklentisi, hazzıdır bir anlamda. Yine Mikro ekonomi dersinde ilginç olan konulardan biri olan &#8220;marjinal fayda&#8221; analizinden de bahsedelim azıcık. Bu sonuncu (birimin) tüketimin toplam hazza etkisidir. Yani iki porsiyon yoğurtlu İskender yedikten sonra üçüncü bir tabak size bedava bile verilse yemekte zorlanırsınız değil mi? Zaten ikinci tabağın verdiği haz birinciden azdır. Böyle böyle hazzınız azalır ve tüketmeye mecbur edilirseniz son birimler negatif haz yani sıkıntı verir. Üst üste 10 tabak yoğurtlu İskender yediğinizi düşünün. 10cu İskender&#8217;in <strong>negatif faydası</strong> (ızdırabı) ne büyük olacaktır!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_iskender.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_iskender.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_iskender.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_iskender_2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-10053" title="liberal_ahlak_iskender_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_iskender_2.jpg" alt="" width="583" height="390" /></a> </p>
<p>Gördüğünüz gibi fayda tüketicilerin piyasa içindeki davranışlarını modellemek için &#8220;faydalı&#8221;. Ama sihirli bir değnek değil. Eğer faydayı merkeze alacak biçimde ekonomik modeller, kuramlar geliştirseniz çuvallarsınız. Çünkü her mal/hizmet mideye gitmez. Mideyi doldurmak dışında bazı şeyler vardır ki tadına doyulmaz, <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_alak_vertu.jpg"><img class="size-medium wp-image-10054  alignleft" title="liberal_alak_vertu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_alak_vertu-142x300.jpg" alt="" width="142" height="300" /></a>(kimi) insanın &#8220;yedikçe yiyesi&#8221; gelir.</p>
<p>Şimdi sıkı durun, biraz ukalalık yapayım: Bazı şeylerin <strong><em>Kantitatif Estetik</em></strong>&#8216;i vardır. Yani adamı doyurup bıktırmak şöyle dursun, ne kadar çok olursa o kadar çekicidirler. Meselâ para, altın, lüks mallar böyledir. Tonla parası olsa bile insan daha fazlasına itiraz etmez.</p>
<p>Eflatun&#8217;dan Simmel&#8217;e kadar çok sayıda düşünür bu noktayı yakalamıştır ama filozof olmaya da gerek yok. Günlük gazetelere bakın. Meselâ Brunei Sultanı Waddaulah&#8217;ın 5000 araçtan oluşan otomobil koleksiyonu (parası oldukça) insanın otomobile doymayabileceğini gösteriyor bal gibi. Vertu (=&#8221;erdem&#8221;) marka pırlanta kaplı cep telefonlarına 80 bin dolar ödeyenler? İstisna mı bu adamlar?</p>
<p>Peki ya süpermarkete girip lazım olmayan bir sürü şeyle çıkanlar? Çantası ve dolapları kullanılmamış rujlar, ojelerle dolu kadınlar? Çalışan televizyonunu atıp son model &#8220;dev ekran&#8221; TV alan erkekler? Patlayıncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yemek üzere donattığımız Ramazan(?) sofraları?</p>
<p><strong>Tüketici de insandır!</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_bosluk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10055" title="liberal_ahlak_bosluk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_bosluk.jpg" alt="" width="281" height="300" /></a>Fayda tüketici davranışını açıklar ama insan davranışını açıklamaz. Neden kadınlar çantalarını doldururlar ufak tefek cisimlerle? Neden sigara dumanıyla, abur cuburla doldururuz içimizi? Neden bazı insanlar eski gazeteleri atamazlar? Tarihi geçmiş ilaçları? Neden?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230; Annem ve babam kavga edip evde hava gerginleşince, gök başıma düşecek gibi tehditkâr olup kapılar sertçe kapanmaya başlayınca günüm bir boşlukta yüzer gibi olur. Bu boşluğu doldurmak için lavaboyu bile yiyebilirim. Yiyeceklerde eksikliğini duyduğum o ağırlığı buluyorum&#8230;. Yiyecek dediğim zaman salata gibi ağırlıksız (/önemsiz) şeylerden bahsetmiyorum. Rüzgâr gibi gelip geçen, sıfırdan bile daha hafif şeyler değil yediklerim&#8230;&#8221;</em>(<a title="Permanent Link to Seni Yaratan'ın resmini yapabilir misin William?: Sanat'ta ayrıntı (5)" href="http://www.derindusunce.org/2010/04/02/sen-yaratan%e2%80%99in-resmini-yapabilir-misin-william-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-5/">Seni Yaratan&#8217;ın resmini yapabilir misin William?</a>)</p>
<p>Tüketicinin Hakikat&#8217;ini yani İnsan olduğunu göz ardı ettikleri içindir ki liberaller asırlardır bir ahlâk teorisi geliştiremiyorlar. Tüketicinin değil ama İnsan&#8217;ın içi boştur. Bu boşluk ona sebebini açıklayamadığı bir korku verir. Bu köpekten, işsizlikten ya da ölümden korkmaya benzemez. Adı Mutlak Korku&#8217;dur. (Bkz.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> kitabı, <strong><em>Korku Matkabı</em></strong> isimli son bölüm)</p>
<p>Heidegger&#8217;in, Kierkgaard&#8217;ın, Freud&#8217;un teşhis ettikleri <strong><em>&#8220;yabancılık-atılmışlık-sürekli gurbette olma&#8221;</em></strong> hissi insan Tabiat&#8217;ının ayrılmaz bir parçasıdır. Elbette eski çağlarda da vardı bu özellik ama insanların birbirlerine kötülük yapma kapasiteleri teknik olarak çok sınırlıydı.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_bebek.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10056" title="liberal_ahlak_bebek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_bebek.jpg" alt="" width="206" height="225" /></a>Bugün hem teknoloji hem de ekonomi çok üstün bir seviyede. En zengin dünyalılar en fakirlere oranla binlerce kez daha zenginler. Küreselleşen bir dünyada günde 1 dolara karın doyuran var, günde onbinlerce dolar kazanan var. Hepimiz aynı Piyasa&#8217;da <strong>&#8220;dans ediyoruz&#8221;</strong>. Gelişmiş ülkelere ananas uçakla taşınırken fakir halklar susuzluktan ölüyor. Elbette açlık, sefalet her çağda vardı. Ama bizim çağımızda iyi ve kötü ne varsa internet hızıyla, borsa verimiyle dolaşıyor ve bulaşıyor. Aklen bir bebek gibiyiz ama elimizde dolu bir silah var!</p>
<p>Üstelik teknolojinin getirdiği hız sebebiyle İnsan&#8217;ın içindeki bu boşluk hissi artmakta. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a><strong> </strong><strong>kitabı, </strong><strong>Edward Hopper</strong><strong>&#8216;a adanmış olan bölüm</strong>) Bu boşlukla yaşamayı hatta onu doldurmayı öğrenemediği müddetçe İnsan&#8217;ın kendine ve çevresine karşı gitgide daha vurdum duymaz hatta daha saldırgan olması kaçınılmaz.</p>
<p>Bu boşlukla uğraşmayı ertelediği müddetçe Homo-Economicus maymunlaşıyor. (<a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/"><em>İnsan</em> maymunlaşabilir <em>mi</em> ?</a>) İnsan&#8217;ı işçi ve/veya asker gibi gören totaliter rejimler yerlerini liberalizme bırakırlarsa ne olabilir? İnsan&#8217;ı tüketici gibi gören liberalizm ne getirir? İktidarı yeni ama fikrî ve ahlâkî zemini eski (ve köhnemiş) olan liberalizm bizim için ne yapabilir? <strong>Pozitivist zeminde sosyalizm ve faşizmden hiç bir farkı yok liberalizmin!</strong></p>
<p> İnsan&#8217;ın mânâsını görmeyen, onun sadece zahiri yönünü hesaplayan ideolojiler bize ne verebilir? Asker/işçi/üretici/tüketici gibi et mertebesine indirgeyen düşünce sistemleri ancak etimize hitab edebilir. Maymunist imanla ancak buraya kadar gidilebilir. (<a href="http://www.derindusunce.org/2010/05/10/maymunist-imanla-nereye-kadar/">Maymunist imanla nereye kadar?</a>)</p>
<p> <strong>SONUÇ: Liberal ahlâk nedir? Çözüm nedir?</strong></p>
<p>İşlerin yürümesi için uyulan meslekî tüzüktür. Yağlı müşteri bindiği takside cüzdanını düşürünce taksi şöförünün evine kadar gidip geri  vermesidir. Racondur. Uyulmasında FAYDA vardır. Ayıpları, yapılmazları vardır. <strong><em>&#8220;Ötekilere&#8221;</em></strong> göre konumlanır. Kendine özgü bir &#8220;iyi&#8221; tanımı yoktur. Faydalı ya da faydasızdır. <strong><em>&#8220;Kime göre?&#8221;</em></strong> bir ahlâktır bu. Aynı <strong><em>&#8220;dürüst&#8221;</em></strong> taksici uçağını kaçırmak üzere olan bir gurbetçiyi kazıklayabilir. Bu türlü, durumdan FAYDA-lanmanın bir ZARAR&#8217;ı yoktur. Çünkü o gurbetçi geri dönüp hakkını arayamaz bir daha.</p>
<p>Liberallerin göreceli ahlâkı aslında ahlâksızlıktır. Liberalizm kötü ahlâklıdır demiyorum, su nasıl renk-siz, hava nasıl koku-suz ise liberalizm de öyle ahlâk-sızdır diyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;Liberal politikalar uygulayalım, devletin EKONOMİ içindeki varlığı, müdahalesi küçültülsün&#8221;</em></strong></p>
<p>denirse? Neden olmasın, aklın ve vicdanın ışığında yürüdükten sonra. Peki ya şöyle denirse :<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_imha.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10057" title="liberal_ahlak_imha" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_imha-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong> &#8221;Liberal aygıtlar (piyasa, birey, meslek örgütleri&#8230;) gerekli hukuku, iyiliği, ahlâkı üretir, liberal ahlâk herkesi kucaklar, hukuk devletine gerek yok. Devletle beraber adalet sistemi de küçülsün, bankacı, borsacı, iş adamı piyasa yoluyla kendi yasalarını üretir (= VE TOPLUMA DAYATIR)&#8221;</strong></em></p>
<p>Bu ideolojik,  şekil almış bir liberalizmdir. Tehlikeli bir delilik halidir. Meslekler, ırklar, kurumlar HUKUK ÜSTÜ bırakılırsa ortaya felaket çıkar. Örnek?</p>
<ul>
<li>1. Militarizm belasından muzdarip olan ülkemizde kimi ordu mensupları hukuk dışı faaliyet gösterme <strong>&#8220;özgürlüğüne&#8221;</strong> sahipler. Sonuç ortada.</li>
<li>2. İster bir ırk ister bir dini/etnik grup isterse bir meslek erbabı hukuk dışı tutulursa bu felâket doğurur. Naziler <strong><em>Alman ırkını</em></strong><em>,<strong> </strong></em>Komünistler ise işçi sınıfını &#8220;üstün&#8221; tuttular. Sonuç ortada.</li>
<li>3. Gelişmiş ülkeler likidite arzından azamî istifade için <strong><em>bankacıları, iş adamlarını, büyük şirketlerin patronlarını</em></strong> hukukun dışında tuttular. Sonuç ortada.</li>
</ul>
<p> Elbette ağır bürokrasisiyle merkezî bir devlet bugünün şartlarına uygun değil. Ama yobaz liberalizme, piyasa fetişizmine teslim olmadan, kimseyi hukukun dışında, üstünde görmeden bir çok şey yapılabilir. Bunun en basit şekli de sıradan demokratik mekanizmaların <strong>ADAM GİBİ</strong> işletilmesidir. Yani basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, yerel yönetimlerin güçlenmesi, sivil örgütlenme,&#8230; Bunların kök saldığı toplumlarda devlet memurlarının muhtemel kanun dışı girişimleri çabucak ortaya çıkarılabilir ve suçlular ceza görebilir. Devletin küçültülmesi bir amaç değil bir araç olmalı. Kimi alanlarda tam tersine devletin güçlendirilmesi dahi gerekebilir. Zira hukuk mekanizmaları neye karşı direnecekse o şeyden daha güçlü ve hızlı olmak zorundadır.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090924_derin_dusunce_org_para_kapitalizm_vicdan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-6557" title="20090924_derin_dusunce_org_para_kapitalizm_vicdan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/09/20090924_derin_dusunce_org_para_kapitalizm_vicdan.jpg" alt="" width="500" height="381" /></a></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Dip notlar</span></strong></p>
<p><strong>(1°)</strong> John Rawls liberal midir? Kendisine &#8220;liberal&#8221; diyen Amerikalılar bu lafı Avrupa&#8217;daki solcu/sosyalist anlamında kullanıyorlar. Amerikalı liberaller bizimkilerin aksine sosyal devleti, zenginden daha çok vergi alınmasını ve fakire devlet eliyle destek olunmasını savunuyorlar. Zaten Rawls da teorisini Vietnam savaşı sırasında geliştiriyor. Vatandaşlık haklarının, federal devletin meşruiyetinin tartışıldığı, entelektüel açıdan çalkantılı yıllar. Teorisini kitaplaştırdığı A Theory of Justice&#8217;te açık açık sosyal devleti savunuyor adamımız(sayfa 300-310). Hatta şu lafı bile Rawls&#8217;ı liberal zanneden liberallerin biraz uyanmaları için faydalı olabilir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;<strong>T</strong></em><strong><em>he difference principle:</em></strong><em> T</em><em>hey are to be of the greatest benefit to the least-advantaged members of society.&#8221;</em></p>
<p>Not: Bazı liberallerin hoşlarına giden her fikri <strong>&#8220;hah bu da bizden&#8221;</strong> demesi, sonra kimi liberaller faşist diktatörlere destek olunca <strong>&#8220;o adam bizden değil&#8221;</strong> diye zeytinyağı gibi üste çıkmaları son derecede gıcık bir tutum. Yemezler. Bu oynaklık yüzünden liberalizm de gitgide Kemalizm gibi tarif edilemez bir şey halini alıyor, bizden söylemesi.</p>
<p><strong>(2°)</strong> Kant&#8217;ın Pratik Aklın Eleştirisi adlı eserinde ortaya koyduğu ahlâk zemini iyiliği tek başına bir değer olarak kabul ediyor ve sonuççu (konsekansiyalist) ya da faydacı (utilitarist) arayışları reddediyor. Ama bu kadar aşikâr bir gerçeği görmek genellikle liberallerin işine gelmiyor ve Kant&#8217;ın prestijinden istifade etmek için bazen bu büyük düşünürü &#8220;liberal&#8221; ekibe dahil ediyorlar. &#8220;Aydınlanma nedir?&#8221; gibi denemelerinde bireysel hakları devletin baskısına karşı savunması belki liberalizm ile paralel kabul edilebilir ama Kant&#8217;ı Kant yapan eserlerdeki &#8220;özgürlük&#8221; kavramı ne o dönemin ne de bugünün liberalleriyle uyum teşkil eder. Adı özgürlükten türemiş bir fikir akımının takipçileri elbette özgürlük tanımı konusunda daha hassas olmalıdır. (Bkz.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> kitabı, <strong><em>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük </em></strong> isimli bölüm) Bu değerli insanı yani Immanuel Kant&#8217;ı liberalizme yamamaya çalışmadan önce liberaller aşağıdaki eserleri okumalı ve aralarında uzunca tartışmalıdır:</p>
<ul>
<li>1. <strong>Saf Aklın Eleştirisi</strong>, 1781 (Kritik der reinen Vernunft)</li>
<li>2. <strong>Ahlâk Metafiziğinin</strong> <strong>Temellendirilmesi</strong>, 1785 (Grundlegung zur Metaphysik der Sitten)</li>
<li>3. <strong>Pratik Aklın Eleştirisi</strong> , 1788 (Kritik der praktischen Vernunft)</li>
<li>4. <strong>Yargı Kabiliyetinin Eleştirisi</strong>, 1790 (Kritik der Urteilkraft)</li>
<li>5. <strong>Ahlâk Metafiziği</strong>, 1797 (Metaphysik der Sitten)</li>
</ul>
<p><strong>(3°)</strong> De Tocqueville&#8217;in hemen bütün siyasî akımlar, ideolojiler üzerine etkisi olmuştur. Liberalizm de bunların arasındadır. Bu duruma bakarak liberal olduğunu iddia etmek oldukça hatalıdır.<strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_kantitatif_estetik.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10098" title="liberal_ahlak_kantitatif_estetik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_kantitatif_estetik.jpg" alt="" width="255" height="412" /></a> De la démocratie en Amérique</em></strong> (1835) adlı şahane yapıtıyla hâlâ haklı bir üne sahiptir Alexis de Tocqueville. Kamu hukuku konusunda uzmandır. Çalışmalarını, Amerika gezilerini yaptığı dönem Avrupa&#8217;nın ihtilaller, savaşlarla çalkalandığı bir dönemdir. Bu eseri okuyanlar <strong><em>&#8220;demokrasinin tehlikeleri&#8221;</em></strong> konusunda de Tocqueville&#8217;in uyarılarına hayret edecekler. Zira bugünkü liberallerin dört elle sarıldıkları bir başka kavramın, birey fetişizminin ve hazcılığın alarmını veriyor de Tocqueville. Bireyi bu derecede yüceltmenin tiranlığa varacağını öngörüyor. Bugün gerek ABD gerekse Avrupa Birliği&#8217;ni tehdit eden bu meselenin daha 1800&#8242;lerden teşhis edilmesi elbette büyük bir dehanın işareti. Bu büyük düşünür de tıpkı Kant gibi şu veya bu ideolojiye, piyasa-birey fetişizmine alet edilemeyecek kadar kıymetli bir isim ve tabi yazdıkları da. Lütfen liberal kaloriferlere yakıt yapmayalım bu kitapları. Okuyalım, öğrenelim. Esinlenelim. Ama önümüze gelen herkesi liberalizme yamamaktan uzak duralım.</p>
<p><strong>(4°)</strong> Siyasî teorileri doğdukları koşulların dışında anlamaya çalışmak büyük hata ama bu hatayı yine Türk liberallerinde yoğun biçimde görüyoruz. Örnek? 1938&#8242;de Paris&#8217;te toplanan Colloque Walter Lippmann dönemin ünlü &#8220;liberallerini&#8221; bir araya getiriyor:  Friedrich <strong>Hayek</strong>, Ludwig von <strong>Mises</strong>, Michael Polanyi, Raymond Aron, Louis Rougier, Jacques Rueff, Walter Lippmann, Wilhelm Röpke, Alexander Rüstow&#8230; &#8220;Liberal&#8221; kelimesini tırnak içinde yazmak lazım zira bu &#8220;liberaller&#8221; asla bir arada uygulanamayacak fikirleri savunuyorlar, hatta bazıları birbirlerinden nefret ediyor. <strong>Röpke</strong> ve <strong>Rüstow</strong> gibi isimler tam rekabet uğruna mirasın ağır biçimde vergilendirilmesinden yanalar meselâ. Hayek&#8217;in liberalizmi tam bir kuşatma altında!</p>
<p>Düşünün, ingiltere&#8217;de <strong>Liberal Parti</strong> 1927&#8242;de bir &#8220;Sarı Kitap&#8221; yayınlıyor &#8220;<em>Britain&#8217;s Industrial Future</em>&#8221; adında, yazarı kim? Bizim Keynes! Anti-liberalin teki, Devlet müdahalesini ideoloji haline getiren Keynes! Aynı John Maynard Keynes <strong>İngiliz</strong> <strong>liberallerin abidevî gazetesi</strong> The Nation&#8217;ı da satın almış mı 1922&#8242;de? Al sana yandaş medya!</p>
<p>İyi ama neden toplandılar 1938&#8242;de böyle bir bayrak altında? Çünkü o dönemin yaygın sloganı <strong>&#8220;liberalizm öldü&#8221;.</strong> Liberalizm bugün Komünizmin bulunduğu yerde, dünyada totaliter akımlar zemin kazanıyor, diktatörler, faşistler yükselişte, unutmayın sene 1938. &#8220;Liberaller&#8221; savunmadalar.</p>
<p>İkinci dünya savaşı başlarında Batı Avrupa da ideolojik bir kutuplaşma içinde. Meselâ Hayek 1940&#8242;ta ünlü &#8220;Kölelik yolu&#8221; (The Road to Serfdom) adlı kitabını yazmaya başladığında <strong><em>London School of Economics</em></strong> ciddî biçimde sosyalist fikirlerin etkisi altında. Nazizmin, sosyalizmin ve çeşitli soslarda her türlü totalitarizmin hem dünyaya hem de zihinlere hakim olduğu bu dönemde Hayek devletin ekonomiye müdahalesinin eninde sonunda bireysel özgürlükleri yok edeceğini anlatıyor, arkadaşlarını bu &#8220;<strong>zararlı</strong>&#8221; fikirlerden kurtarmaya çalışıyor. Kitap 1944&#8242;te yayınlanmış. 20&#8242;den fazla dile çevrilmiş. Yayınlandığı dönemde de Avrupa&#8217;ya sefalet hakim ve Avrupalı seçmenlerin önemli bir kısmı komünist ve sosyalist partilere oy veriyor.</p>
<p>Özetle Hayek veya Mises veya bir başkası tarafından ortaya konmuş &#8220;liberal ilkeleri&#8221; o insanların ülkelerinden, yaşadıkları dönemin korku ve umutlarından ayrı, zaman ve mekânın dışında düşünmek aslında düşün<strong>ME</strong>mektir. O fikirleri tabulaştırmak, tartışılmaz hale getirmektir. Yukarıda adı geçen liberaller şüphesiz aklı başında, zeki ve meraklı insanlardı. Bugünkü dünyanın halini görselerdi mutlaka yeni fikirler üretirlerdi. Ama bugün hayatta olan liberaller ne yazık ki o dönemin fikirlerine, ahlâk teorilerine saplanıp kalmış görünüyorlar. Liberal fikirler totemleşiyor.</p>
<p><strong>(4b°)</strong> <strong>Leonard Read</strong> ünlü Think Tank FEE&#8217;nin (<strong><a href="http://fee.org/">Foundation for Economic Education</a></strong>) kurucusu. FEE liberteryen. Leonard Read, Ludwig von Mises&#8217;den ciddi biçimde etkilenmiş, servetinin önemli bir kısmını bu yolda harcamış. <strong>&#8220;Ben kurşun kalem&#8221; (I, pencil)</strong> adlı denemesinin makalemizin başında videosunu sunduğumuz Milton Friedman&#8217;a ilham kaynağı olması, Friedman&#8217;ın da bu kitaba önsöz yazmış olması dikkat çekicidir. <strong>Mises-Read-Friedman</strong> zinciri ile bir kez daha görüyoruz ki <strong>Piyasa Fetişizmi liberal ahlâkın sabitlerindendir.</strong> <strong>Piyasa&#8217;nın ahlâk/iyilik/erdem üretme kapasitesine iman etmek</strong> bu &#8220;inancın&#8221; amentüsü olmuştur. <strong> </strong>Read&#8217;in 30 civarındaki kitabı FEE&#8217;nin sitesinden indirilebilir.</p>
<p><strong>( 5°)</strong> Bir deli tarafından rehine alınmış 3 çocuğu kurtarmak için 20 polisin hayatını tehlikeye atar mısınız? İyilik/ahlâk/erdem hesaplanabilir şeyler midir?</p>
<p>Faydacı ve sonuççu ahlâk ilkelerinin alternatifi &#8220;deontolojik&#8221; denen, kökü yunanca ödev/mecburiyetten gelen ilkeler. Deontolojik yaklaşımda <strong>saygı, paylaşma, hayat kurtarma</strong> gibi değerler kendi başlarına yeterli kabul ediliyor. Bu <strong>&#8220;mecburiyet/ödev&#8221; </strong>kanaatimizce liberalizmin ve benzeri  ideolojilerin sınırsız özgürlük arayışlarını, piyasa ve birey fetişizmini dengeleyecek kalitededir.</p>
<p>Ne yazık ki günümüzün liberalleri her hangi bir şeye <strong>mecbur</strong> olmayı sevmiyorlar. <strong>&#8220;Siz kendinizi bir şeye mecbur edecekseniz buyurun edin, biz özgürüz&#8221;</strong> makamından çalınan bu şarkılar eninde sonunda ahlâkî rölativizme varıyor. Zina, uyuşturucu kullanma, ateşli silah taşıma, çevreyi kirletme özgürlüğü(!) gibi &#8220;<strong>hafif</strong>&#8221; konularda hoşgörü gerekliyse <strong>neden ırkçılığa da tolerans göstermeyelim?</strong> Meselâ Kürtlerin yada Türklerin girmesinin yasak olduğu okullar liberalizmin rölatif  ya da &#8220;<strong>çoğulcu</strong>&#8221; ahlâkı ile çeliş-<strong>Mİ-</strong>yor. <strong>Aynı ülkede hatta aynı şehirde başörtülü ve başörtüsüz girmenin yasak olduğu sinemalar, lokantalar, hastahaneler mi olmalı </strong>yoksa insanlar birbirlerini anlamak için çaba mı göstermeli?<strong></strong></p>
<p>Gördüğümüz kadarıyla düşünürler ahlâkî meseleler karşısındaki tutumlarına göre 3&#8242;e ayrılıyorlar:</p>
<ul>
<li>1) İllâ ki deontoloji = <strong>&#8220;Doğru olanı yap&#8221; </strong>(dinî ve/veya felsefî bir temele göre)</li>
<li>2) Tamamen faydacı = <strong>&#8220;Canının istediğini yap, çoğunluğu rahatsız etme, azınlıkları ezebilirsin&#8221;</strong></li>
<li>3) Biraz deontoloji, biraz da faydacı ahlâkı karıştırıp <strong>&#8220;sürdürülebilir bir ahlâksızlık&#8221;</strong> arayışına girmiş olanlar ki buna liberaller optimum deontoloji diyorlar.</li>
</ul>
<p>Biz bu yazıda sadece 2&#8242;yi değil 3 numarayı da eleştiriyoruz. Zira Nasreddin Hoca gibi <strong>&#8220;ya tutarsa?&#8221;</strong> diyerek FAYDACILIK gölüne deontoloji mayası katmak saçmadır.  <strong><em>&#8220;Haftanın ‘P&#8217; ile başlayan günlerinde cinayet işleyebilirsin ama yapmasan daha iyi olur&#8221;</em></strong> ilkesinin barışa ve huzura varacağını ummak ise deliliktir.</p>
<p><strong>(5b°)</strong> Eski İngilizceden serbest çeviri bana ait, <a href="http://andromeda.rutgers.edu/~jlynch/Texts/hive.html">orijinal metin</a> şöyle:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;</em><em>Do we not owe the Growth of Wine</em><em><br />
</em><em>To the dry, crooked, shabby Vine? </em><em>[420]</em><em><br />
</em><em>Which, whist its shutes neglected stood,</em><em><br />
</em><em>Choak&#8217;d other Plants, and ran to Wood;</em><em><br />
</em><em>But blest us with his Noble Fruit;</em><em><br />
</em><em>As soon as it was tied, and cut:</em><em><br />
</em><em>So Vice is beneficial found, </em><em>[425]</em><em><br />
</em><em>When it&#8217;s by Justice lopt and bound;</em><em><br />
</em><em>Nay, where the People would be great,</em><em><br />
</em><em>As necessary to the State,</em><em><br />
</em><em>At Hunger is to make &#8216;em eat.</em><em><br />
</em><em>Bare Vertue can&#8217;t make Nations live </em><em>[430]</em><em><br />
</em><em>In Splendour; they, that would revive</em><em><br />
</em><em>A Golden Age, must be as free,</em><em><br />
</em><em>For Acorns, as for Honesty.</em><em>&#8220;</em>
</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/kopek_kusuk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-10058" title="kopek_kusuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/kopek_kusuk.jpg" alt="" width="499" height="380" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/01/liberalizmin-kusurlari3-liberalizm-ahlaksizdir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/liberalizmin-kusurlari3-liberalizm-ahlaksizdir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gemi&#8217;den İnsan Manzaraları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/gemiden-insan-manzaralari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/gemiden-insan-manzaralari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 10:18:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10111</guid>
		<description><![CDATA[







Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/gaza_wideweb__470x3862c01.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10112" title="gaza_wideweb__470x3862c01" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/gaza_wideweb__470x3862c01-300x246.jpg" alt="" width="300" height="246" /></a><span id="more-10111"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194421.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10113" title="194421" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194421-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194441.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10114" title="194441" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194441-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194431.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10115" title="194431" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194431-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194381.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10116" title="194381" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/194381-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/gaza-ship21.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10117" title="gaza-ship21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/gaza-ship21-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/tatvanda-rotamiz-filistin-yukumuz-ozgurluk-kermesi-bitlis-20100417ay294756-021.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10118" title="tatvanda-rotamiz-filistin-yukumuz-ozgurluk-kermesi-bitlis-20100417ay294756-021" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/tatvanda-rotamiz-filistin-yukumuz-ozgurluk-kermesi-bitlis-20100417ay294756-021-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/trial-begins-over-death-of-us-activist-in-gaza-2010-03-11_l1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-10119" title="trial-begins-over-death-of-us-activist-in-gaza-2010-03-11_l1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/trial-begins-over-death-of-us-activist-in-gaza-2010-03-11_l1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/01/gemiden-insan-manzaralari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/01/gemiden-insan-manzaralari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Masum değiliz, hiçbirimiz!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/masum-degiliz-hicbirimiz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/masum-degiliz-hicbirimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 15:33:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Toplumsal Ahlâk]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9667</guid>
		<description><![CDATA[Siirt&#8217;te dokuz çocuğun iki bebeğe tecavüz edip birini öldürmesi olayı ile ilgili insanların konuşmalarını, yazışmalarını izliyorum birkaç gündür. Bir kısmı otomatiğe bağlanmış gibi sürekli asıp kesmekten bahsediyor. Bu cellat ruhlu arkadaşların çözüm şekilleri şüphesiz geçici bir çözüm sağlayabilir. Bu şekilde, şeytanlaştırdıkları günahkarların şerrinden kurtulup vicdanlarını temiz tutabilirler ve ikinci bir asma-kesme gerektiren olay ortaya çıkıncaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 120%;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081118_derindusunce_org_cocuk_istismari2.jpg" alt="" width="202" height="204" />Siirt&#8217;te dokuz çocuğun iki bebeğe tecavüz edip birini öldürmesi olayı ile ilgili insanların konuşmalarını, yazışmalarını izliyorum birkaç gündür. Bir kısmı otomatiğe bağlanmış gibi sürekli asıp kesmekten bahsediyor. Bu cellat ruhlu arkadaşların çözüm şekilleri şüphesiz geçici bir çözüm sağlayabilir. Bu şekilde, şeytanlaştırdıkları günahkarların şerrinden kurtulup vicdanlarını temiz tutabilirler ve ikinci bir asma-kesme gerektiren olay ortaya çıkıncaya kadar gönül rahatlığıyla kendi &#8220;skandal boyutunda olmayan&#8221; günahlarıyla baş başa kalmaya devam edebilirler. Herkesin, kendini temize çıkardığı bir ahlak eşiği vardır. İncil&#8217;de Hz.İsa (S) şöyle der:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221; Zina etmeyeceksin&#8221; denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim; bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. Eğer sağ gözün seni günaha sokarsa onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması,tüm vücudunun cehenneme atılmasından iyidir.  Eğer sağ elin seni günaha sokarsa onu kes at.&#8221; Matta 5/27-39</em> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Zina etmekle, kendini zina ediyor olarak düşünmek arasında belki de düşündüğümüz kadar büyük farklar yoktur kimbilir. İmkanlar, koşullar elverse işleyebileceği bir günahı masum bir şekilde hayal etmek de aynı oranda <span id="more-9667"></span>çirkin değil mi?</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Google&#8217;da ülkemizde en fazla aranan konu &#8220;seks&#8221;miş. Demek ki, insanların kafasını en çok meşgul eden konu cinsel uzuvlarının tatminiyle ilgili konular. Google istatistiklerine güvenmiyorsanız gece sahil yoluna çıkıp, kenarda dizilmiş konvoy halindeki araçların sürücülerine dertlerinin ne olduğunu da sorabilirsiniz. Dışarı çıkmaya üşeniyorsanız evinizde seyrettiğiniz televizyonlarınıza bakın. Cinsellik içermeyen reklam yok gibi. Bebek bezi reklamlarında bile cinsel mesajlar ağırlıklı. Haber sitelerini dolaşın biraz. Erkek tahriki için özel dizayn edilmiş ve her tarafına göğüs-bacak-kalça resimleri yerleştirilmiş &#8220;haber&#8221; sitelerini gezin. Sonra bu haber sitelerinde tecavüz haberlerinin nasıl ballandıra ballandıra anlatıldığını bir okuyun. Kusura bakmayın ama bu bombardıman içinde çocuklarımız saf kalamazlar. Babası neye en fazla değer veriyorsa, o da ona değer verecek.  </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Siirt olayları ile ilgili ikinci bir kısım ise hemen &#8220;Siirt&#8221; üzerinden çözümlemelere başlamışlar. Yani ortada bir anormallik varsa bu &#8220;Siirt&#8221; ile ilgili bir şey olsa gerek! Bu yüksek zeka düzeyindeki analizler (!) ne yazık ki medyada kendine yer bulabiliyor. Bunun adı faşizmdir. Ve ülkemizde sıklıkla yapılan bir şeydir ne yazık ki.</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">  </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Bir kısmının ise daha derin tahlilleri var. Diyorlar ki: &#8220;Bu, dinin baskıladığı cinselliğin ve eğitimsizliğin sonucudur&#8221;. Din&#8217;in cinselliği baskıladığı doğrudur. Yani din, evlilik dışı cinsel ilişkiyi yasaklar, kadın-erkek arasında sınırlara riayet edilmesini ister vs. Bu baskının ters tepmesi ve kişiyi daha çok cinselliğe ve sapıklığa meylettirmesi ise bir şehir efsanesidir, absürd bir klişedir. İnsanın nefsinin isteklerine gem vurması onu azgınlaştırmaz, olgunlaştırır. İnsan yönünü açığa çıkarır. İnsanların birbirlerine insan olarak bakmalarını sağlar. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/">&#8220;Araf Dağına Tırmanış&#8221;</a> yazısında bahsedildiği gibi araştırmalar bize cinselliğin kısıtlanmasının değil, tam tersine özgür bırakılmasının- cinsel sapıklıklara eğilimi kuvvetlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Eğitim konusuna gelince, sapıklığın toplumun eğitim düzeyiyle pek bir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Geçenlerde Amerika&#8217;da bir doktorun yüzlerce çocuğa tecavüz ettiği haberlerini okumuştuk mesela. Demek ki bu işin &#8220;kültür düzeyi&#8221; ile ilgisi yok. Fakat çocuk için cinsellik eğitiminin küçük yaşta verilmesi gerçekten önemli. Çünkü 4-5 yaşındayken çocuk cinselliğini, bedenini, benliğini tanımaya başlıyor. Bir komşumuzun 4 yaşındaki oğlu Nez&#8217;in bir klibini izlemiş, annesine &#8220;anne, ben bu kadının poposunu yemek istiyorum&#8221; demişti. 4 yaşındayken kızım bir kadın bağı reklamını izlemiş ve bana şaşkın bir bakışla &#8220;baba, biz zaten bisiklete binip voleybol oynayabiliyoruz, o şeyi neden takıyorlar?&#8221; diye sormuştu. Çocuklar cinsellikle çok daha erken tanışmaya başladılar. Bu durumu sağlıklı bir şekilde doğruya yönlendirmek gerekiyor. Özellikle çocukların mümkün olduğunca televizyondan ve çocuk filtresi olmayan bilgisayarlardan uzak tutulması önemli. Çocuklarımızla birebir ilgilenmemiz, onlarla vakit geçirmemiz gerekiyor.</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Siirt olayları üzerinden yapılan en salakça yorum da müzmin ateistlerimize ait. Her fırsatta dindarlara gol atma telaşında olan bu zevat-ı kiram diyorlar ki: Tanrı böyle bir şeyin yapılmasına neden müsaade etti? Ya dediği kadar güçlü değil, ya da o kadar iyiden yana değil? Adamın algısı bu dünya ile sınırlı olduğu, ölümü korkunç bir şey olarak algıladığı, ilahi adalete inanmadığı için bu dünyadaki haksızlıklar, adaletsizlikler, çirkinlikler vicdanını rahatsız ediyor, cezalandırılmaması ona azap veriyor, vermeye devam edecek. Vicdanını rahatlatacak bir dayanağı olmadığı için bakışı karamsar. Bu yüzden her şeyi çirkin görüyor. Bu da hayatta baskın olan güzellikleri görmesini  engelliyor. Cehennem bu dünyada başlayan bir azaptır. Sonra o manaya cisim giydirilir. Her şeyi anlamsız ve hayatı iki hiçlik arasına sıkışmış bir var oluş olarak gören insan bu azabı kendisi seçmiştir. Tanrı, mazlum kullarına karşı ateistlerden çok daha şefkatlidir. Ateistin içindeki şefkat de, O&#8217;nun merhametinin tezahürüdür. Bir Tanrı yok diye inanan insanın, böyle sapıklıkları kendine dert etmemesi gerekir. Ne de olsa, bu dünya güçlü olanın yaşadığı bir mücadele/savaş alanı ! Ölümden sonra hesap olmadığına göre, yaptığının yanına kar kalacağı bir dünya ! Ama haksızlıklara isyan ediyor. Bu isyanın kaynağını bulmaya ise yanaşmıyor. Ve mine&#8217;l garaib!</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Sonuç olarak, bir felaketten ibret almayı ve doğru adımları atmayı hiçbir zaman beceremiyoruz. Ülkede böyle iğrençlikler yaşanıyor. Bunun suçunu toplum olarak kabullenip nerede yanlış yaptığımızı düşünmemiz gerekirken, kirlettiğimiz kendi masumiyetimizi dahi unutuyoruz, üzerimize toz kondurmamayı, ötekilerini suçlamayı tercih ediyoruz. Bu facialar da belleğimizde, üzerinde gevezelik yapıp, sonra unuttuğumuz diğerlerinin yanına gönderiliveriyor.</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;">Konuyla ilgili özellikle şu yazıları okumanızı istirham ediyorum:</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><a href="http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/">http://www.derindusunce.org/2008/11/26/cocuklarin-cinsel-istismari/</a></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/"></a>http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><a href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/">http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/</a></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 120%;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/01/masum-degiliz-hicbirimiz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/01/masum-degiliz-hicbirimiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslami İdeal: Sosyal Devlet mi, Sosyal Toplum mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/13/islami-ideal-sosyal-devlet-mi-sosyal-toplum-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/13/islami-ideal-sosyal-devlet-mi-sosyal-toplum-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 09:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Abdestli Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyal Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[cemaatler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9408</guid>
		<description><![CDATA[[12 Nisan 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
İslam&#8217;a sosyalist bir yorum getirenler, Hz. Peygamberin ünlü hadisine sık sık atıfta bulunur:
&#8220;Komşusu aç iken tok yatan, bizden değildir.&#8221;
Bu, bir Müslümanın &#8220;aç yatanlar&#8221;a ve tüm diğer muhtaçlara karşı kayıtsız kalamayacağının ilanıdır. Bu yüzden de (Ayn Rand gibi &#8220;bencillik savunucuları&#8221;nın öngördüğü tarzda) &#8220;vicdansız&#8221; bir kapitalizmi hiç bir Müslüman savunamaz. Savunmamalıdır.
Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kapitalizm_sosyalizm.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-9409" title="kapitalizm_sosyalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/kapitalizm_sosyalizm.jpg" alt="" width="180" height="181" /></a>[12 Nisan 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/islami-ideal-sosyal-devlet-mi-sosyal-toplum-mu-254763.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>İslam&#8217;a sosyalist bir yorum getirenler, Hz. Peygamberin ünlü hadisine sık sık atıfta bulunur:</p>
<p>&#8220;Komşusu aç iken tok yatan, bizden değildir.&#8221;</p>
<p>Bu, bir Müslümanın &#8220;aç yatanlar&#8221;a ve tüm diğer muhtaçlara karşı kayıtsız kalamayacağının ilanıdır. Bu yüzden de (Ayn Rand gibi &#8220;bencillik savunucuları&#8221;nın öngördüğü tarzda) &#8220;vicdansız&#8221; bir kapitalizmi hiç bir Müslüman savunamaz. Savunmamalıdır.</p>
<p>Fakat İslam&#8217;ın &#8220;sosyal&#8221; boyutu, sosyalizminkinden epey farklıdır. Çünkü eğer ikincisine uygun bir &#8220;hadis&#8221; üretilseydi, muhtemelen şöyle bir şey olurdu:</p>
<p>&#8220;Komşusu aç iken, bu sömürü düzenini yıkmak için devrimcilik yapmayan, bizden değildir.&#8221;<span id="more-9408"></span></p>
<p>Aradaki büyük fark, İslam&#8217;ın bireye ve cemaate &#8220;hayırseverlik&#8221; sorumluluğu yüklerken (ve bunu &#8220;zekât&#8221; ve &#8220;sadaka&#8221; ile kurumsallaştırırken), sosyalizmin &#8220;düzen değişikliği&#8221; istemesidir.</p>
<p>Bu fark o kadar büyüktür ki, çoğu sosyalist hayırseverliği bir rakip ve hatta düşman gibi görmüştür. Engels &#8220;Hıristiyan burjuvazinin ikiyüzlü hayırseverliğine&#8221; lanet okumuş, Oscar Wilde &#8220;hayırseverlik, çok sayıda günahın anasıdır&#8221; demiştir.</p>
<p>Bunun günümüz Türkiyesi&#8217;ndeki yansıması da solcuların &#8220;sadaka&#8221; kavramına karşı kullandıkları nefret ve aşağılama dolu dildir.</p>
<p>Peki sosyalistler neden hayırseverliğe karşı çıkar da illa &#8220;düzen değişikliği&#8221; ister?</p>
<p>Çünkü fakirliğin kapitalizm tarafından &#8220;yoktan yaratıldığına&#8221; inanırlar. Buna göre kapitalizm &#8220;zenginleri daha zengin, fakirleri daha fakir&#8221; yapmakta, çünkü birilerinin cebinden aşırıp ötekilerin cebine koymaktadır.<br />
Karl Marx&#8217;dan Necdet Sezer&#8217;e</p>
<p>Bu varsayımla düşünen Marx, kapitalist ülkelerde zengin-fakir uçurumunun giderek açılacağını, bunun da devrimlere yol açacağını öngörmüştü. Ama öyle olmadı. Aksine, kapitalist Batı toplumlarında &#8220;orta sınıf&#8221; gelişti ve refah giderek yayıldı.</p>
<p>Çünkü gerçekte kapitalizm, fakirlik değil sadece zenginlik üretir. Sorun, bu zenginliği giderek yaysa bile herkese ulaştırmayışıdır. Kapitalizmin temel motoru olan &#8220;piyasa&#8221;nın yanına &#8220;sosyal&#8221; mekanizmalar konması da, bu yüzden zaruridir.</p>
<p>Marksist ekonomilerin çöküşünden gereken dersi çıkaran sol kökenli aydınlar bunu görüyor. Örneğin Etyen Mahcupyan, Taraf&#8217;taki köşesinde şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Bugün eğer ‘sosyalist&#8217; diye bir ideoloji hâlâ anlamlı olacaksa, bunun kapitalizmle ontolojik açıdan barış içinde olması ve kapitalizmi daha ahlaki ve eşitlikçi bir çizgide alternatif bir yola doğru bükmeye çalışması gerekiyor.&#8221;</p>
<p>Ama başta sözünü ettiğim devlet/toplum ayrımı, bu &#8220;bükme&#8221; çabası için de geçerlidir: Sol, sosyal adaleti hep devlet eliyle sağlamak ister. Onun de &#8220;komşusu aç iken,&#8221; &#8220;nerede bu sosyal devlet!&#8221; der.</p>
<p>Oysa sosyal devlet her şeye yetişemeyeceği gibi, bir dindarın kendi üzerine düşen hayırseverlik sorumluluğunu tümüyle devlete yıkması da pek ahlaki bir tutum değildir. Onun için Batı&#8217;da, özellikle de Amerika&#8217;da, dindarlar ve muhafazakarlar, sosyal devleti genişletmeye çalışmaktan ziyade sivil hayır kurumları (aşevleri, yurtlar, hastaneler, vakıflar) yoluyla ihtiyaç sahiplerine doğrudan el uzatmayı tercih eder.</p>
<p>Bu yolla ortaya çıkan &#8220;sosyal toplum&#8221;, bizdeki Müslüman aydınların çok endişe ettiği &#8220;sekülerleşme&#8221;ye (yani dinden uzaklaşmaya) karşı da hayli dirençlidir.</p>
<p>Çünkü, sanılanın aksine, modern çağdaki asıl sekülerleştirici güç kapitalizm değildir. Hem bireysel vicdanın hem de toplumsal bağların (ailenin ve cemaatin) yerine geçmeye kalkan aşırı büyük sosyal devlettir.</p>
<p>Bana inanmıyorsanız, Ahmet Necdet Sezer gibi ultra-laik devlet büyüklerimize kulak verin. Baksanıza, habire kızıp duruyorlar, &#8220;sosyal devlet zayıflıyor, boşluğu dini cemaatler dolduruyor&#8221; diye.</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/13/islami-ideal-sosyal-devlet-mi-sosyal-toplum-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/13/islami-ideal-sosyal-devlet-mi-sosyal-toplum-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Futbol Hastası Olur mu ?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/04/12/futbol-mu-daha-kotudur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/04/12/futbol-mu-daha-kotudur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 14:01:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9385</guid>
		<description><![CDATA[Eğer eşcinsellik bir hastalık ise suç olamaz. Suç ise hastalık olmaz. Kanser olma suçundan(!) insanları hapse atmıyorsak eşcinseller hakkında da dikkatli konuşmalıyız.
Şayet eşcinsellik denen hastalığın(?) yayılması, bulaşması vb söz konusu ise cimrilik de bulaşır, şirk de bulaşır, zina da hoş görülür hale gelir, vs. Eşcinsellere hücum edenlerin kendi kendilerine sorması gerek: Kalplerin içini okuyacak sırlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_escinsellik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9386" title="futbol_escinsellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_escinsellik-190x300.jpg" alt="" width="190" height="300" /></a>Eğer eşcinsellik bir hastalık ise suç olamaz. Suç ise hastalık olmaz. Kanser olma suçundan(!) insanları hapse atmıyorsak eşcinseller hakkında da dikkatli konuşmalıyız.</p>
<p>Şayet eşcinsellik denen hastalığın(?) yayılması, bulaşması vb söz konusu ise cimrilik de bulaşır, şirk de bulaşır, zina da hoş görülür hale gelir, vs. Eşcinsellere hücum edenlerin kendi kendilerine sorması gerek: Kalplerin içini okuyacak sırlı bir kudret sahibi miyiz yoksa bize benzeMEyeni lanetlemek kolay mı geliyor?</p>
<p>Günde 4 saat futbol konuşmak da bir hastalıktır ve bu da bulaşır. 90 dakikalık bir maç hakkında daha başlamadan <strong><em>&#8220;ne olabilir bu maçta?&#8221;</em></strong> ve bittikten sonra <strong><em>&#8220;o gol kaçar miydi?&#8221;</em></strong> diye 4-5 saatini gevezelikle geçirebilen insanların çok olduğu bir ülkede herkes gibi yapmazsanız dışlanırsınız. Okulda, iş hayatında sosyalleşme sorunu yasarsınız. Türkiye&#8217;de en çok satan günlük gazetelerin içinde önemli bir kısmının futbol odaklı olması da bu ihtiyacın(?) hangi noktaya geldiğini göstermiyor mu? Demek ki futbol merakı da bulaşıcı bir hastalıkmış.</p>
<p><strong>Çocuğunuz futbol hastası mı olsun  yoksa eşcinsel mi? </strong></p>
<p>Bazı Müslümanlar eşcinselliği bir kötülük, günah kaynağı, din için bir tehdit olarak görüyorlar. İslâm için en büyük tehdit eşcinsellik midir yoksa futbol mu? Sorgulayalım:<span id="more-9385"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_siddet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_siddet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9387" title="futbol_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_siddet.jpg" alt="" width="203" height="487" /></a>İslâm&#8217;ı doğru dürüst tanımayan gençlerin Avrupa takımlarının yedek kulübesini ezbere sayabilmesi dine uygun bir hayatın emaresi midir? Bilime, vicdana, Türkiye&#8217;deki haksızlıklara, merhamete ayrılan TV programlarına bakalım. Bunları  yayın saati ve süresi itibariyle futbol programlarıyla karşılaştıralım. Türkiye insanı uykuya ve işe ayrılan saatlerin dışında ne yapıyor? Ne okuyor ve ne seyrediyor? Eşcinsellere yönelik yayınları futbol ile karşılaştırın. Günlük konuşmalarda, evde, okulda, kahvede erkekler birbirleriyle cinsel ilişkiye girme planı mı yapıyor yoksa teknik direktörlerin, futbolcu transferlerinin dedikodusunu mu?</p>
<p>Futbol maçına giderek takımı uğruna cihad(!) eden, gazi(!) ve şehit(!) olmayı göze alan bu insanlar zulüm gören  Müslümanlara ne kadar zaman ayırıyor? Filistin&#8217;e, Doğu Türkistan&#8217;a Çeçenistan&#8217;a yollanan yardımlarla maç hasılatlarını, TV&#8217;lerin yayın haklarından kazandıkları parayı karşılaştıralım.</p>
<p>Demek ki Türkiye insanı hazcı/hedonist arayışlarını belden aşağı cepheden çok futbolla tatmin ediyor. Ve <a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/">mutluluk yerine  tatmini seçen</a> her insan gibi yedikçe yiyesi, içtikçe içesi geliyor. <strong>&#8220;Daha fazla futbol, daha fazla futbol&#8221;</strong> diyor.  (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/11/insan-maymunlasabilir-mi/"><em>İnsan</em> maymunlaşabilir <em>mi</em> ?</a>) İçindeki boşluğu doldurmak, <a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/">ölüm korkusunu yenmek için</a> futbolsever dostlarına tutunuyor. Ahiret düşüncesini ertelemek için stadyumlara, olmazsa ekran başına koşuyor. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/25/ahiret-kitabi-gazali-hazretleri/">Ahiret Kitabı - Gazâlî Hazretleri </a>). Ritüelleşmiş, dinleşmiş bizim futbolumuz Güney Amerika gibi. Haftanın belli gün ve saatlerinde bir noktada toplanmak, aynı yere bakarak aynı sloganları haykırmak, aynı çerez ve birayla, 50 kelimeyi geçmeyen, sonu baştan belli tartışmalar(!) yapmak güven veriyor insanlara. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Korku matkabıyla nefsinin duvarını delmek</a> şöyle dursun, futbolsever sıva üstüne sıva sürüyor, kalınlaştırıyor o duvarı:</p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_siddet_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9388" title="futbol_siddet_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/futbol_siddet_2.jpg" alt="" width="203" height="597" /></a>&#8220;&#8230;Korktuğu şeye bakamadığı için elleriyle yüzünü kapatan bir insan canlandırın gözünüzün önünde. Tehlikeyi azaltmadı ama artık sadece parmaklarını, ellerinin içini görüyor. Kendi gücü ve iradesiyle kendini aldatmayı seçti, &#8220;ihtiyaç duyduğu&#8221; güvenli bir binanın(!) içinde şimdi. Ellerinden oluşan bir bina.</em></p>
<p><em>[...] Yemek, içmek, her gün işe gitmek, TV seyretmek, gevezelik etmek&#8230; Her sabah aynı bakkaldan aynı gazeteyi almak, aynı şakalara gülmek, aynı şeylere kızmak bize <strong>güven hissi</strong> veriyor. İyi ama neye karşı hangi tehlikeye karşı? [...] Neden işsizlik insanı yıkar? Neden emekli olup köşesine çekilen insanlar yavaşça silinirler hayatımızdan ve aniden çökerler? Neden hücre hapsinde &#8220;sadece&#8221; bir kaç hafta içinde akıllarını kaybeder tutuklular?</em></p>
<p><em>Yoksa bu kadar ÖZEL, bu kadar TEK olmak mı bizi korkutan? Sürüden ayrılmak? Bireyden öte bir tekilliği idrak etmek, en otantik, en orjinal, en tekil ve eşsiz biçimde kendimiz olmak?</em></p>
<p><em>Köpek balığı bir hamsi sürüsüne yaklaştığında balıklar tek bir hamsi gibi davranırlar. İçlerinden bazıları köpek balığının midesini boylayacaktır ama sürü bir aradadır. Hamsiler hiç ölmeyecekmiş gibi davranırlar. bütün gayretleriyle HERKES gibi yaparlar&#8230;&#8221;</em> (Bkz. <a title="Permanent Link to Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?" href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/">Korku matkabı zekâ duvarını deler mi?</a>)</p>
<p><strong>Eşcinselliği, eşcinsel-devlet ve eşcinsel-toplum ilişkisini hukuk-ahlâk-erdem çerçevesi dışında bir istisna gibi görmeyi REDDEDİYORUM</strong>. Bu çerçeve dışındaki çabalar verimsiz topraklara tohum atmaya benziyor. Derine inilmesi gerek, insan nedir? Günah nedir? Suç nedir? Özgürlük nedir?</p>
<p>Eşcinsellik ile ilgili sorunlara ne &#8220;dindar&#8221; Müslümanlar ne de liberaller çare bulabilmiş değiller. TARAF gazetesi veya Liberal Düşünce Topluluğu gibi ortamlarda karşımıza çıkan liberaller elbette en iyi niyetlerle bu noktaya gelmişler. Yani nasıl vicdan sahibi bir Müslüman herkesin iyiliğini istiyorsa Müslüman olsun ya da olmasın liberaller de fizikî çatışmayı önleyecek çözümler, yasal düzenlemeler ve bireysel ilkeler arıyorlar.</p>
<p>Sitemize uzun zamandır emek veren ve kendisini &#8220;liberal&#8221; olarak tarif eden dostlarla da detaylı biçimde konuştuğum gibi liberallerin ahlâk, etik, erdem, iyilik üzerine düşünmekte tembellik ettiğini düşünüyorum. Müslüman/dindar/muhafazakâr kesim ile ciddi bir fark göremiyorum, istisnaî insanlar hariç. Her grup kendi mirasının üzerine yatmış, başka asırların ve başka coğrafyaların çarelerini OLDUĞU GİBİ uygulamak peşinde.</p>
<p>Yani <strong>&#8220;Kur&#8217;an bize yeter&#8221;</strong> gibi sloganlarla bir yere varılmadığı gibi <strong>&#8220;tek çıkış yolu herkese özgürlük&#8221;</strong> demekle de olmuyor. Yeni bir dünya için daha sağlam bir akıl ve daha sağlam bir vicdan lâzım. Herkes gibi eşcinsel nefretine sığınmakla olmuyor bu işler <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/herkes_gibi_yapmak.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9393" title="herkes_gibi_yapmak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/herkes_gibi_yapmak.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/04/12/futbol-mu-daha-kotudur/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/04/12/futbol-mu-daha-kotudur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Akademik Seçkincilik ve Demokratik Ahlak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/akademik-seckincilik-ve-demokratik-ahlak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/akademik-seckincilik-ve-demokratik-ahlak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 22:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Elitizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kibir]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8633</guid>
		<description><![CDATA[Titrleriyle etrafı  titreten; uzmanlık alanlarındaki bilgilerinin oluşturduğu erişilmez haleden yanlarına yaklaşamadığımız insanlardır bilim adamları. Hele onlara bu &#8220;oyunun&#8221; en üst rütbesi olan profesörlük unvanı verildiyse, yanlarına yaklaşmak, onları eleştiriye tabi tutmak ancak akılsız işi gibi görünür. Bu yazı, bir akılsızın akıllıların işine burnunu sokmak olarak okunabilir.
Modern bilim ve o bilimin kilisesi olan akademi kendi rahiplerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/seckinler_akademi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8634" title="seckinler_akademi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/seckinler_akademi-160x300.jpg" alt="" width="160" height="300" /></a>Titrleriyle etrafı  titreten; uzmanlık alanlarındaki bilgilerinin oluşturduğu erişilmez haleden yanlarına yaklaşamadığımız insanlardır bilim adamları. Hele onlara bu &#8220;oyunun&#8221; en üst rütbesi olan profesörlük unvanı verildiyse, yanlarına yaklaşmak, onları eleştiriye tabi tutmak ancak akılsız işi gibi görünür. Bu yazı, bir akılsızın akıllıların işine burnunu sokmak olarak okunabilir.</p>
<p>Modern bilim ve o bilimin kilisesi olan akademi kendi rahiplerini yaratmıştır ve bunlar engizisyonun rahiplerinden de tehlikelidir. Çünkü modern bilimin oluşturduğu akademik yapı, demokratik eleştirinin önünü tümden kapatma gücü ile demokrasiden çok diktatörlüklere hizmet etmiştir! Tam bu noktada akademik bilginin sahiplerinin, modern öncesi bilgi sahiplerinden mahiyet olarak nasıl bir farkı olduğunu kısaca ele almak gerekiyor.<span id="more-8633"></span></p>
<p>Bir &#8220;bilgi sahibinin&#8221; sunduğu bilginin değer kazanması  için, o insanda belirli bazı  özelliklerin olması gerektiğine inanırım. Ham bilgiye sahip olabilecek bir merciin profesyoneli olmak, o insanın size sunduğu bilginin doğru ve değerli olduğunu göstermez. O ham bilgiyi işleyebileceğinden emin olabildiğimiz bir akıl ve muhakeme kabiliyeti ararız insanda. Bu kriter bilginin üstündeki ilk kriterdir. Zira akıl ve muhakeme kabiliyeti olmazsa, sunulan bilgi, teyp kaydının tekrar tekrar dinlenmesinden fazla bir anlam ifade etmez. Hiyerarşik olarak bir üstte yer alan kriter ise satılığa çıkarılmamış bir vicdana sahip olmaktır. Son ve en önemli kriter ise, bütün bu bilgi-yorumlama hiyerarşisi hamuruna şekil verecek olan tevazu sahibi olmak halidir. Zira bu halin zıddı olan kibir, bütün bu bilgi-yorum ilişkisini murdar eder, çürütür ve değersiz hale getirir.</p>
<p>Modern akademik bilgi, her şeyden önce alanının dışındaki bilgilerle doğru bir hakikat ilişkisi kuramayan bir uzmanlık bilgisi olması özelliğiyle hikmet geleneklerinden büyük oranda ayrılır. Zekâ ve muhakeme kabiliyeti açısından her iki bilgi türünün &#8220;sahiplerinin&#8221; de pek bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Ancak asıl farklar üstteki iki kriterde görülür hale geliyor. Vicdan, modern bilginin ve akademinin &#8220;ölçemediği için&#8221; çoktan bilim dışına attığı bir şey olması hasebiyle akademik bilgi profesyonelinin en çok eksikliğini duyduğu (ya da aslında bilmediği için hiç eksikliğini duymadığı) bir şey. En son kriter olan tevazu sahibi ve kibir düşmanı olmak hali, bence modern akademik bilginin sahibi ile, asıl amacı hikmet peşinde koşmak olan ve bu yüzden elinde tuttuğu bilginin &#8220;asıl sahibi&#8221; olmadığını bilen ilim sahibi insanlar arasındaki en temel fark olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>İşte bu &#8220;eksik&#8221; ve &#8220;çarpık&#8221; yapı, akademik bilginin sahiplerini yeni bir tür dinin rahipleri yapan özellikler olarak dikkat çekiyor. Üstelik bu din, seküler bir din olduğu için, ilahî dinlerin en önem gösterdiği şeyler olan kibirden uzaklaşmak ve vicdan sahibi olmak gibi kriterlerin otomatik olarak dışarı atıldığı bir din&#8230; O yüzden etrafımızda, kibrinden yanına yaklaşamadığımız, kendi ultra-küçük uzmanlık alanlarının yarattığı fildişi kulelerinden her türden eleştiriye tüküren akademi profesyonelleri görmemiz rastlantı sayılmamalı. Üstelik bu tür bir seçkinciliğin, demokratik olan her şeyin karşısında duran bir iktidar alanını işaret ettiğini gözden kaçırmamalıyız.</p>
<p>Bu girişi Türkiye&#8217;de tanınan ve saygı duyulan iki akademisyenin aynı  gün söyledikleri sözler üzerine yazma ihtiyacı duydum. Zira bu iki akademisyenin tavrı, bir istisna değil bir genele işaret ediyor ve kesinlikle rastlantı değil bence. Asıl istisna olanlar, bu tür tavırları göstermeyen ve bu yüzden bilim dininin kâfirleri olarak görünenler olsa gerek! Yine rastlantı olmayan bir şey; bu &#8220;zıt tavırlı&#8221; akademisyenlerin, akademik bilginin ve bu bilgiye sahip olan akademi profesyonellerinin problemlerini en derinden ve içeriden keşfedebilmiş insanlar olmalarıdır.</p>
<p>Sözünü  ettiğim iki akademisyenden ilki, şu an Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olan Mustafa Akaydın.  Akaydın, GATA&#8217;ya başörtüsü münasebetiyle alınmayan Emine Erdoğan&#8217;ın durumunu işaret ederek &#8220;<em>Camiye ayakkabı ile giriliyor mu ki GATA&#8217;ya türbanla girilsin?</em>&#8221; diyor. Çoğumuzu şaşırtacak bu tutum, beni hiç şaşırtmadı. Zira GATA&#8217;nın, bilim dininin mabedlerinden birisi olması hasebiyle, bilim rahipleri tarafından belirli kurallara tabi olduğunun açıklanması kadar doğal bir şey yok! Bu mantık, modern bilimin yarattığı bilim adamı profilinin mahiyeti doğru anlaşılamazsa ve istisna kabul edilirse şayet; darbecilere fahri doktoralar, profesörlükler verebilen bir üniversitenin ne menem bir şey olduğunu anlayamayız.</p>
<p>Örneğini vereceğim ikinci akademisyen ise İlber Ortaylı. Ortaylı, MHP&#8217;nin siyaset ve liderlik okulu faaliyetleri çerçevesinde yaptığı konuşmada açıkça ordunun darbe yapma yetki ve salahiyetinden bahsediyor. Konuşmasında benim en çok dikkatimi çeken şey &#8220;<em>Sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbe kaçınılmazdır. Bugün hiçbir siyasi parti gençleri eğitmiyor, gençlik kolları yok. Yeni yeni siyasi akademileşme başladı. Buralardan yetişen gençler partileri yönetirse, partiler kapatılmaz</em>&#8221; kısmı oldu. Zira akademileşme, seçkinleşme ve demokratik zihniyetin uzağına düşme olması hasebiyle, bir akademisyenin dile getirmesi en doğal isteklerinden birisidir. Ordunun darbe yapabilmesinin meşruiyetini kurması açısından ilginç ve istisna gelebilir Ortaylı&#8217;nın sözleri. Ancak, bu sözler, akedemik elitizm ile militarist elitizm arasında, özellikle bizim ülkemizdeki kopmaz bağ bilinmezse, anlamlarının asıl mahiyeti asla hakkıyla kavranamayacak sözlerdir bence.</p>
<p>Türkiye, modern aydınlanmacı akademik bilgiyle hesaplaşmamış, hesaplaşmadığı için de Batı&#8217;daki seleflerinin sorgulamacı dönüşümlerini yaşayamamış bir akademisyen nüfuzuna sahip! İşte bu yüzden İlber Ortaylı&#8217;nın da, Mustafa Akaydın&#8217;ın da sözleri istisnayı değil genel manzarayı ifade ederler. &#8220;<em>Benim oyumla, kapıcımın oyu aynı mı olacak</em>?&#8221; elitliğinin, bilginin ahlakîleşmesiyle ilgisi olmamış bir kibrin ifadeleridir bu sözler. O yüzden darbecilere sahip çıkan üst yargılar, darbecilere fahri doktora veren üniversiteler, bin tür darbenin entelektüel altyapısını kuran akademisyenler vardır bu ülkede.  İşte bu yüzden modern bilgi ve akademi ile hesaplaşmadan, darbeci zihniyetle tam olarak hesaplaşılamaz!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/02/10/akademik-seckincilik-ve-demokratik-ahlak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/02/10/akademik-seckincilik-ve-demokratik-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Küreselleşme Korkusu 3</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 15:42:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Küreselleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[küresellesme korkusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7920</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Bölüm
İkinci Bölüm
  Bu yazıyı okuyacak kıymetli dostlarımdan ricam &#8220;liberal&#8221; etiketi altında en saf haliyle ortak makul kabullerde hem fikir olduğumuzu unutmamaları.  Ancak bana göre kabuğu kırmanın zamanı gelmiştir.  Bu kabuk nedir derseniz içselleşen &#8220;kutsal piyasa&#8221; söyleminin, her karşı argümanın ya da uluslar arası düzeyde her problemin çözümü olacağı sanrısı.  Bunu sürekli tekrar ederek kendimizi uyuşturuyor ve kafamızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/08/20080821_derindusunce_org_kuresellesme2.JPG" alt="" width="267" height="390" />Birinci Bölüm</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/29/kuresellesme-korkusu-2/" target="_blank"><strong>İkinci Bölüm</strong></a></p>
<p>  <em>Bu yazıyı okuyacak kıymetli dostlarımdan ricam &#8220;liberal&#8221; etiketi altında en saf haliyle ortak makul kabullerde hem fikir olduğumuzu unutmamaları.  Ancak bana göre kabuğu kırmanın zamanı gelmiştir.  Bu kabuk nedir derseniz içselleşen &#8220;kutsal piyasa&#8221; söyleminin, her karşı argümanın ya da uluslar arası düzeyde her problemin çözümü olacağı sanrısı.  Bunu sürekli tekrar ederek kendimizi uyuşturuyor ve kafamızı kaldıramadığımız rakamlarla en çok da &#8220;liberal&#8221; felsefeye zarar veriyoruz.  Unutulmamalı ki, </em><strong><em>&#8220;Liberalizm her şeyden önce bir ahlak felsefesidir&#8221;</em></strong><em>.  İdeolojiden bağımsız düşünebildiğimiz ölçü de bu ahlak felsefesini kavrayabilir ve yarım binanın üzerine bu toprağın mayasının çalındığı  yeni yapıtaşları koyabiliriz.  Evrensel değerlere bu yolla yapacağımız katkı hiç şüphesiz, değerleri ilerletecek ve daha fazla bize ait hissedebileceğimiz, daha fazla sahip çıkabileceğimiz bir ahlak felsefesi oluşmasını sağlayacaktır.</em> </p>
<p>     <em>Dostlukla&#8230;     </em> <br />
 <br />
 </p>
<p>Sermayenin, ucuz üretim faktörleri, düşük vergiler, &#8220;deregülasyon&#8221; olan yerlere gitmesi, finansal küreselleşmenin arzu edilen bir sonucudur.  Artık sermaye, özelleştirme, finansal serbesti, en sınırlı sosyal uygulamalar neredeyse oraya akarken, sosyal demokrat yaklaşımların bile bu blokta yeri olmayacaktır. </p>
<p>Bizim açımızdan &#8220;sevindirici&#8221; kabul edilebilecek bu gelişme sosyal demokrat yaklaşımlara alternatif olarak öne sürdüğümüz, piyasa serbestisinden doğan &#8220;doğal&#8221; zenginleşme ile <span id="more-7920"></span>desteklenmelidir. </p>
<p> Bu bakımdan deregülasyon sınırların olmadığı liberal bir dünyanın baskın stratejisidir. Devletler daha düşük vergi oranları, daha ucuz üretim faktörleri ve daha kısıtlı sosyal olanaklarla sermayeyi ülkelerine çekmek için rekabet edecekler, bunun doğal bir sonucu olarak   -diğer faktörler sabit tutulduğunda- en rekabetçi devlet en hızlı şekilde zenginleşecektir. </p>
<p>Sınırlı  evrende baskın bir stratejinin varoluşu karar kuramına göre bir benzeşmeyi de beraberinde getirecektir. </p>
<p>     Küreselleşme için bu karar modellerinin incelenmesinde &#8220;benzeşme teorisi&#8221;  ortaya atılmıştır. Bu teori şu şekildedir; <br />
 <br />
 <br />
 </p>
<p>     1-)Bütün  ülkeler sermayeyi kendilerine çekmek için benzer sermaye dostu politikalar güdecekler ve yerel politikalar arasındaki farklar ve demokrasiler etkisişleşecektir. </p>
<p>     2-)Politikaların benzeşmesi sonucunda ülkelerin refahları büyümeleri ve yatırımları da benzeşecek ve doğru sermaye dostu politikalar uygulayan fakir ülkeler, sermaye akımlarından aslan payı alacaklar ve hızla ekonomik büyüme yoluyla zenginleşeceklerdir </p>
<p>     3-)Son olarak da doğal ya da yapısal nedenlerden örneğin: Ulaşım yetersizliği, kaliteli iş gücüne sahip olmamaları, lokasyon dezavantajları ve bazı nedenlerden dolayı dezavantajlı ülkeler riskin yüksek olması nedeniyle sermayeyi çekmekte başarısız olacaklardır.<sup><strong>1</strong></sup></p>
<p>      </p>
<p>     İkinci argümandan yola çıkarak bunun pratikte her zaman böyle olmadığını söylemek bile entegrasyonun etkin rollerini paylaşan (imf, dünya bankası gibi) örgütlerin başarısına iyimser bir yaklaşım olacaktır.  <br />
 </p>
<p>     <strong>Piyasa bir süreçtir.Talan olabilir:</strong></p>
<p>     <em>NAFTA nın yürürlüğe girmesinin hemen ardından (1 ocak 1994)herkesin bildiği gibi aynı gün chiapas bölgesinde zapatista ayaklanması başladı ve Kurumsal Devrimci Parti&#8217;nin (PRI) başkan adayı Colosio bir suikast sonucu öldürüldü. Ağustos 1994&#8242;te, Yale Üniversitesi mezunu ekonomist Ernesto Zedillo başkanlık seçimini kazandı. Eylül 1994&#8242;de PRI Genel Sekreteri Ruiz Massieu da bir suikaste kurban gitti. Aralık 1994&#8242;de, Zedillo&#8217;nun görevi devralmasını izleyen günlerde pezo değer yitirmeye başladı ve finansal kriz patladı. </em><sup><em>3</em></sup><em> Şimdi Meksika, ABD destekli bir kurtarma operasyonunun ardından, bilinen IMF patentli kemer sıkma politikaları izliyor ve faturayı da bilindiği gibi halk ödüyor. Bu senaryo ilginç bir biçimde bize tanıdık gelmeli.</em></p>
<p>     Meksika için piyasa başarısızlığı kabul edilebilir mi? Özellikle hızlı bir liberalizasyon sürecinden geçen ve iktisatın pozitif normlarına göre piyasa başarısı için gerekli olan hammadde, lokasyon, işgücü gibi olumlu faktörlere rağmen başarısız olan piyasalar liberal görüş çerçevesinde nasıl açıklanacaktır? </p>
<p>      Meksika&#8217;nın  NAFTA bölgesel entegrasyonunun ardından yaşadığı bu krizin tümüyle yerel olup uluslar arası konjonktürden bağımsız gerçekleştiğini de belirtelim. </p>
<p>      <em>&#8220;Meksika, yüksek faiz oranları, vergi cennetleri, sözde politik ve döviz kuru istikrarı peşinde tüm dünyada akıp duran aşırı  miktarda, çok oynak ve spekülatif sermaye kitlesinin nelere neden olabileceğinin yaşayan örneğidir. Bu sermaye, tüm ülkeleri mevcut sermaye birikiminden de edip arkasında derin bir tahribat bırakarak çeker gider</em>&#8220;.<sup><em>2</em></sup> </p>
<p>        Bu konuşma Meksika&#8217;nın 1982 dış borç krizinin hemen ardından dönemin başkanı Lopez Portillo tarafından Birleşmiş milletler genel kuruluna hitaben söyleniyordu. </p>
<p>     <em>Amerikan Kongresi&#8217;nin onayından sonra 1 Ocak 1994&#8242;te yürürlüğe giren NAFTA&#8217;nın, önce isminin biraz yanıltıcı  olduğunu vurgulamakta yarar olabilir. Çünkü anlaşmanın asıl etkisi serbest ticaret alanında değil, yabancı sermaye yatırımları ve sermaye mobilitesi üzerinde görülüyor</em>.<sup>4</sup></p>
<p>     Sermaye hareketlerini IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası mali&#8221; kuruluşların da telkiniyle liberalleştiren, aralarında Türkiye&#8217;nin de bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsi böyle bir krizle karşılaşmışlardı. Hele Latin Amerika&#8217;da &#8216;70&#8242;li yıllarda Arjantin, Şili ve Uruguay&#8217;ın hızlı dışa açılmaları sonucu yaşanan acı deneyin belleklerde canlı olması gerekirdi.</p>
<p>     <strong>Serbest piyasanın sağlıklı işlemesi için belirli kurumlara ihtiyaç vardır.</strong> Bizde de rahmetli Özal&#8217;ın beklide en büyük hatasıdır.<strong> </strong>Bu kurumsal alt-yapı oluşmadan gerçekleştirilen reformlar özellikle ödemeler dengesi açısından ülke için felaketle sonuçlanabilir. Küresel ölçekte yönetilen bir liberalizasyon uluslar arası  kurumların oldukça etkin bir biçimde çalışmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>     Peki normatif kaygılarla sürece baktığımızda bu günün ışıldayan ekonomileri &#8220;Asya kaplanları&#8221; daha az mı çile çekiyorlar?</p>
<p>     <strong>Piyasa bir süreçtir. İnsanlar açlıktan ölebilir:</strong> </p>
<p>     <em>JAKARTA -&#8221;Ona ne yaptığını sor - etikette ne yazıyor, etiket ne biliyor musun? Dedim elimi arkama uzatıp gömleğimin yakasını çevirirken.  Endonezyalı bu işçiler artık benim gibi insanlara alışmışlardı:  Nike, the Gap ve Liz Claiborne gibi çok uluslu şirketler için kesip diktikleri ve yapıştırdıkları fabrikalardaki kötü çalışma koşulları hakkında sorular soran yabancılar.  Fakat bu dikişçi kadınlar evde, asansörde karşılaştığım yaşlı konfeksiyon işçilerine hiç benzemiyorlar.  Buradakilerin hepsi genç,  bazıları onbeş yaşında;  çok azı yirmi bir yaşın üzerinde.  1997 Ağustosunun bu gününde, söz konusu olan kötü çalışma koşulları Jakartanın dışında Kawasan Berikat Nusantar sanayi bölgesindeki Kaho Indah Citra konfeksiyon fabrikasında greve neden oldu.  Günlük 2$ karşılığı para kazanan Kaho işçileri için sorun, uzun fazla mesai çalışmalarına zorlanmaları ve bu emeklerinin karşılığında yasal oranda ödeme yapılmamasıydı.  Üç günlük bir iş bırakma eyleminden sonra yönetim, iş kanununun olabildiğince esnek olduğu bölgede çok tipik olarak uygulanan bir uzlaşma yolu önerdi:  Fazla mesai artık zorunlu olmayacaktı ancak bedel yasadışı olarak düşük kalacaktı. 2000 işçi dikiş makinelerinin başına döndü ;yönetim tarafından grevin ardındaki sorunun başı oldukları düşünülen 101 genç kadın hariç. Bu kadınlardan biri bana &#8220;Şu ana kadar durumumuz kesinleşmedi&#8221; dedi, umutsuzlukla dolup taşarak ve yardım alabilecek bir yerden yoksun</em><sup><em>5</em></sup><em>.</em>  </p>
<p>     1991 Tayland krizini hatırlayanlar Endonezya, Malezya gibi çevre ülkelerin dünya ekonomisinde ne kadar ciddi bir rol oynadığını biliyorlar. Tayland parası üzerinden gerçekleştirilen geniş ölçekli bir spekülasyon çevre ülkelere sıçramış ve çok uluslu şirketlerin büyük ölçüde üretim tesislerinin bulunduğu Endonezya, Malezya gibi ekonomileri sallamıştı. Bütün dünyanın krize sürüklenmesinde bu ikinci dalga anahtar rol oynuyordu çünkü bu coğrafya yeni dünyanın üretim merkeziydi ve burada ki bir daralmanın tüm dünyada ki hammadde fiyatlarını etkileyebileceğini de bu şekilde tecrübe etmiştik. </p>
<p>     Ödemeler dengesi hammaddeye bağlı olan Rusya gibi daha büyük ekonomilerin çöküşü de bu sayede gerçekleşmişti. </p>
<p>     Dünyaya entegre olmuş bu ekonomilerin çalışma şartlarının ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesi düşüncesi bir arpa boyu kadar yol alınmamış olsa da 20 yıldır sürüyor. Piyasanın bir süreç olduğunu hepimiz biliyoruz ancak dile kolay <strong>bir jenerasyon bu Logo ağırlığı altında ezildi</strong>. Peki dünyayı birbirine bağlayan kutsal bir ödev için mi? Hayır. Sadece subjektif faydası &#8220;yaşam tarzı&#8221; olarak addedilebilecek lüks bir ürünün üretimi için. Peki bunu tüketebilecekler mi? Yine hayır. Bu ürünler <strong>hiçbirşey üretmeyen firmalar</strong> tarafından satın alınıp üzerine Tommy Hilfiger imzası atıldıktan sonra seçkin batılılara satılacaklar. </p>
<p>     .&#8221;<em>Tommy Hilfiger , kıyafet üretme işiyle ,imzasını atmakla olduğundan daha az meşgul.Şirket tamamen lisans anlaşmalarıyla işliyor;Hilfiger tüm ürünlerini başka şirketlerden oluşan bir gruba yaptırıyor:Jockey International ,Hilfiger iç çamaşırları yapıyor;Pepe Jeans London ,Hilfiger kotları üretiyor;Oxford Industries Tommy gömlekleri yapıyor ;Stride Rite Corporation da ayakkabılarını yapıyor.Peki Tommy Hilfiger ne mi üretiyor?Hiçbir şey .</em><sup>6</sup> </p>
<p>     Bir ideoloji olarak tüketim burada kendisini gösteriyor ve tüketicinin saptırılan karar mekanizmaları bu suça hepimizi ortak ediyor.Diesel&#8217;ın sahibi Renzo Rosso bu korkunç gerçeği bir <strong>&#8220;marketing detayı&#8221;</strong> olarak Paper dergisine şöyle özetlemişti:  </p>
<p>     <sup><em>&#8220;</em></sup><em>Biz bir ürün satmıyoruz biz bir yaşam stili satıyoruz.  Bir hareket yarattığımızı düşünüyorum &#8230;Diesel kavramı her şeydir.  Yaşama biçimidir, giyinme biçimidir bir şeyi yapma biçimidir.</em><sup>7</sup> </p>
<p>      Bireysel algı çerçevesinde sürdürülebilecek bu tartışma buzdağının görünen kısmı peki evrensel değerleri özümseyememiş kitlelere ancak evrensel değerlerle kontrol edilebilecek teknolojileri sunduğumuzda bunun olumsuz sonuçlarını serbest piyasadan ve küreselleşmeden bağımsız kabul edebilir miyiz?  </p>
<p><strong>Piyasa bir süreçtir. Kız çocukları gömülebilir:</strong> </p>
<p>      Erkek çocuk tercihlerinin Güney Doğu Asya kültürlerinde olduğu gibi kız çocuklarının gömülmesi anlamına gelebileceği gerçeği eminim hepimizi dehşete düşürüyor.  Peki bunu yapmak isteyen insana küreği uzatır mıydınız? Diye sorduğumuzda yürekten bir hayır diyoruz.  Ancak DNA WorldWide ve Nimbles Diagnostics gibi Amerikan firmaları demiyor. Hatta bu küreği satıyorlar.<sup>8</sup> </p>
<p>     <em>Çin&#8217;de günümüzde 100 kıza 117 erkek bebek tekabül ediyor.</em><sup>9</sup> Çoğu zaman erkek çocuk sahibi olmak isteyen aileler yukarıda adı geçen firmalara başvurarak bebeğin cinsiyetini 3-5 günde %99.999 kesinlikle belirleyebiliyorlar. Sonu kürtajla bitecek olan bu enformasyon akışı bir piyasa problemi değil elbette. Ancak günümüz koşullarının bu korkunç kabul edilebilecek uygulaması finansal liberalizasyonun bir sonucu. </p>
<p><strong>Piyasa bir süreçtir.İnsanlar böbreklerini satabilir:</strong> </p>
<p>     Dünya Sağlık Örgütü`nün verilerine göre 2005 yılında dünya genelinde 66 bin böbrek nakli yapıldı ancak böbreğe ihtiyaç  duyan hasta sayısı bunun yaklaşık 10 katı. Organ arzı ile talebi arasındaki bu ciddi fark, yasadışı organ ticaretini tetikliyor. Bundan daha kötüsü Filipinler gibi bazı ülkelerde denetlenmesi olanaksız hale gelen bu süreç yasallaşmış.  </p>
<p>     Bu eylemin yapılışından ziyade ne için yapıldığı daha büyük önem arz ediyor.  Bir insanın hayatını kurtarmak için insanlar kendi rızalarıyla organ bağışı yapmıyorlar.  Filipinlerin varoşlarında yaşayan bir aile reisi bir taksi alıp geçimini sağlamak için <strong>&#8220;zorunlu&#8221;</strong> olarak organ bağışında bulunuyor. </p>
<p><strong>Daha çok daha çok daha çok reklam:</strong> </p>
<p>     Marka olgusunun ilk sekteye uğradığı &#8221;Marlboro cuması&#8221; krizinden bu yana işletmeler markanın değerini daha net olarak keşfettiler ve bunun için gerekli olan harcamaları yapmaya başladılar. </p>
<p>     Özellikle &#8220;marka&#8221; kavramı için durgunluk kabul edilebilecek 1989 döneminden başlayarak bu işe para yatıran işletmeler kazançlı çıktılar. <br />
 <br />
 <br />
 </p>
<p>     (Rakamlar milyon dolar cinsinden.)<sup>10</sup></p>
<p><a name="0.1_table01"></a></p>
<table border="2" cellspacing="0" width="614">
<tbody>
<tr valign="top">
<td> </td>
<td>1989</td>
<td>1990</td>
<td>1991</td>
<td>1992</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td>NIKE</td>
<td>100$</td>
<td>175$</td>
<td>225$</td>
<td>230$</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td>REEBOK</td>
<td>45$</td>
<td>75$</td>
<td>130$&#8221;</td>
<td>140$</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>      </p>
<p>      Nike ve Reebok firmalarının kriz dönemi harcamalarını görebileceğimiz bu tabloda şirket fonlarının büyük bir kısmının pazarlama faaliyetine harcandığı iddia edilebilir. Bu tablodaki rakamlar yalnız &#8220;tutundurma&#8221; faaliyetlerinden reklamları kapsamaktadır. </p>
<p>      İmajın özsermayeye direk etkisinin keşfedilmesi klasik iktisat için yeni ve çok büyük bir problemi de beraberinde getirdi. Faydanın subjektif olarak ölçüldüğü bir piyasada arz-talep fonksiyonu ve buna bağlı olarak denge fiyatı için artık iki nokta saptanabilir. </p>
<p>      Birincisi klasik iktisatın bildiğimiz arz-talep fonksiyonunda denge fiyatı toplam taleple toplam arzın kesiştiği noktada <strong>&#8220;olması gereken yerde&#8221;</strong> oluşması halidir. Bütün piyasa kuramı buradan başlayarak örülür, serbest piyasanın herkesin lehine olan görünmeyen eli burada devrededir ve sağlıklı olarak çalışmaktadır. </p>
<p>      Ancak tutundurma faaliyetleriyle ürüne yüklenen ek fayda, ek bir maliyeti de beraberinde getirir burada aynı ürün iki şekilde algılanır ve iki ayrı denge fiyatı bulabilir. <strong>&#8220;Marka&#8221; </strong>algılanan ürüne daha yüksek ücreti ödemeyi kabul eden tüketici farkında olmadan firma davranışını da bu yönde tetikler. </p>
<p>      Bu belirli fiyat aralıklarında normal bir malın Veblen eğilimler göstermesine neden olur. Bunu tespit eden firmalar doğal olarak bütçelerinin daha büyük bir kısmını pazarlama faaliyetine harcarlar. </p>
<p>Bu savı destekler nitelikteki en önemli istatistik 1998 Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınma raporudur bu rapora göre &#8220;küresel reklam harcamalarındaki büyüme dünya ekonomisindeki büyümeden 1/3 daha fazladır.&#8221; <sup>11</sup> </p>
<p>     Bu pratik olarak şu anlama geliyor. Bir firma yeni üretim teknolojilerine ya da çalışanlarına harcayabileceği bir büteçeyi tüketicinin &#8220;homoeconomicus&#8221; rasyonel davranış biçimini saptırmanın bir aracı olarak kullanmayı tercih ediyor ve doğal olarak edecektir.</p>
<p>     Biraz daha açarsak tüketici &#8220;Marka ideolojisini&#8221; öz ürünün reel faydasına tercih ettiği noktada Jakarta&#8217;da günde 2$&#8217;a çalışan işçilerin daha az maaş almasını ya da dünyanın bu sebepten ötürü şu an sahip olmadığı ancak olabileceği üretim teknolojilerinden mahrum olmasını sağlar.</p>
<p>     Yani tüketici farkında olmadan &#8220;Audi&#8221; marka arabayı uçan arabaya tercih etmektedir. Dünyanın çok daha iyi üretim teknolojilerinden yoksun bırakılması korkunç bir piyasa başarısızlığı  olarak addedilebilir.</p>
<p>     Mal ve ürün çeşitlerini anormal derecede fazla oluşturup fiyatlandırarak ve tutundurma faaliyetlerine yüksek bütçeler ayırarak tüketicinin davranışını saptırmaya yönelik &#8220;Kaos pazarlama&#8221; gibi sistemlerde şüphesiz ki serbest piyasanın işleyişini tehdit eden ancak piyasa kuralları gereği piyasada uygulanabilir sistemlerdir.  </p>
<p>      Bu bireysel hak ve özgürlüklere de yapılan bir saldırıdır aynı  zamanda. Bir ekonomistin entelektüel birikimine sahip olmasını beklemeyeceğimiz tüketicinin mahrum kaldığı üretim teknolojilerinden onu kim haberdar edecektir? Ya da  benim gibi bunu talep edenlerin bir şansı var mı? İnanıyorum ki bir anket yapsak insanların büyük bir kısmı daha sıcak tutan bir kazağı ya da daha sağlıklı bir besini daha fazla reklama tercih edecektir. Peki durum böyleyken yaptığımız seçimlerle neden sürekli firmaların marketing bütçelerini şişirmek zorunda kalıyoruz? </p>
<p>      Bu ve bunun gibi pek çok problem &#8220;<strong>sistemin ürettiği&#8221; </strong>ancak sisteme olan sonsuz görevden çözülmesi için adım atılmayan sorunlardır. </p>
<p>      <strong>ÇÖZÜM:</strong>  </p>
<p>     Çözüm yeni dünya da insanın hak ve özgürlüklerinin tanımlandığı gibi <strong>&#8220;insana, insan olmanın ödevlerinin tanımlanmasıdır&#8221;. </strong> </p>
<p>      Her bireyin yaşama hakkı olduğu gibi, her bireyinde yaşamı  koruma ödevi olmalıdır. Her bireyin hukuk karşısında eşit muamele görme hakkı olduğu gibi, her bireyinde başkalarının hukukunu gözetme ödevi olmalıdır. </p>
<p>      Kolektivist bir refleks olarak algılanabilecek bu yaklaşım uluslar arası  örgütlerin etkinliğini artırabilir ve belirli bir zümrenin kokteyl partisinden gerçekten sorun çözen ve tüm dünya insanlarını ve bunların ortak değerlerini koruyabilen bir anlayışa götürebilir. </p>
<p>      Birbirimizin ne yaptığını umursayamayacağımız bir dünyayı artık  çok geride bıraktık. Okyanusun ötesinde adamın biri üretim yaptığı  için benim topraklarımın çölleştiği bir dünya da yaşarken hiç kimse kendi egemenlik alanını, iç işlerini dokunulmaz zannetmesin çünkü artık biz bir kişiyiz kardeşim. <br />
 </p>
<p>Kaynakça</p>
<p align="justify"><em>1 Çok uluslu şirket beklentileri adlı  bir makaleden prof.dr.Muammer Doğan</em> </p>
<p align="justify"><em>2 R.N. Taylor, Hot Money, Unwin Paperbacks London 1988, s. 60. </em> </p>
<p align="justify"><em>3 Wiser, James  Political Philosophy: A History of the Search for Order</em> </p>
<p align="justify"><em>4 The Global Reader: and Introduction to the Globalisation Debate, Polity Press,</em></p>
<p align="justify"><em>London, 2000</em> </p>
<p align="justify"><em>5 Naomi Klein No Logo s:17</em> </p>
<p align="justify"><em>6 Naomi Klein No Logo s:47</em> </p>
<p align="justify"><em>7 Naomi Klein No Logo s:44</em> </p>
<p align="justify"><em>8 Mehmet Yılmaz &#8220;Kadınsız bir dünyaya doğru&#8221; </em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/03/07/kadinsiz-bir-dunyaya-dogru/" target="_blank"><em><span style="text-decoration: underline;">http://www.derindusunce.org/2008/03/07/kadinsiz-bir-dunyaya-dogru/</span></em></a><em> </em> </p>
<p align="justify"><em>9 Mehmet Yılmaz &#8220;Kadınsız bir dünyaya doğru&#8221;</em><a href="http://www.derindusunce.org/2008/03/07/kadinsiz-bir-dunyaya-dogru/" target="_blank"><em><span style="text-decoration: underline;">http://www.derindusunce.org/2008/03/07/kadinsiz-bir-dunyaya-dogru/</span></em></a> </p>
<p align="justify"><em>10 Naomi Klein No Logo s:53 </em> </p>
<p align="justify"><em>11 Joel Bergsman, &#8220;Income Distribution and Poverty in Mexico&#8221;, </em>World Banc<em>, 1980. Income.</em></p>
<p align="justify"><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

