<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Adalet</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/adalet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/turkiyede-ordu-ve-insan-haklari-ihlalleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/turkiyede-ordu-ve-insan-haklari-ihlalleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 15:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aylin do Nascimento</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20982</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Her ikimizde İzmir Savaş Karşıtları Derneği&#8217;nin (İSKD) aktif üyeleriydik. Savaş karşıtlığının anti-militarist bir temelde ve haklı haksız ayrımı yapmaksızın tüm savaşlara karşı duruş olarak algılandığı bu derneğin başlıca çalışma konularını vicdani ret, şiddet karşıtlığı (şiddetten arınmış politik eylem), Türk-Yunan Sorunu ve Kürt Sorunu oluşturuyordu. Sonuç olarak yaşanan pek çok zorluğa karşın çalışmayı zamanında tamamladık ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tsk_insan_haklari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20985" title="tsk_insan_haklari" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tsk_insan_haklari.jpg" alt="" width="268" height="270" /></a>&#8220;&#8230; Her ikimizde İzmir Savaş Karşıtları Derneği&#8217;nin (İSKD) aktif üyeleriydik. Savaş karşıtlığının anti-militarist bir temelde ve haklı haksız ayrımı yapmaksızın tüm savaşlara karşı duruş olarak algılandığı bu derneğin başlıca çalışma konularını vicdani ret, şiddet karşıtlığı (şiddetten arınmış politik eylem), Türk-Yunan Sorunu ve Kürt Sorunu oluşturuyordu. Sonuç olarak yaşanan pek çok zorluğa karşın çalışmayı zamanında tamamladık ve projemizi destekleyen Study Center on Turkey&#8217;e yayımlamaları için gönderdik. Tüm eksiklerimize ve amatörlüğümüze karşın emek verdiğimiz bir çalışmayı Türkiye&#8217;de yayımlayamadığımız için içimiz buruktu. Zira bu çalışmayı yapmaktaki temel amacımızı gerçekleştirememiştik: Sürmekte olan savaş koşullarında Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin (TSK) uygulamalarının bireylerde ve toplumda yol açtığı tahribat ve travmayı görünür kılamamıştık.</em></p>
<p><em>Yıllar sonra sevgili arkadaşım Can Başkent, sürpriz bir şekilde kendisinde bir kopyanın olduğunu ve kendisinin çalışmayı tekrar yayımlayabileceğimizi söylemesi bizim için büyük bir sevinç oldu. Böylelikle bir görev ve sorumluluğu, geçte olsa yerine getirmiş olmanın huzur ve mutluluğunu yaşayabileceğiz&#8230;&#8221;</em> Coşkun Üsterci, &#8220;Sunuş&#8221; yazısından)</p>
<p>Kitabı indirmek için tıklayınız: </p>
<ol>
<li><a href="http://propagandayayinlari.net/kitap/tsk.pdf" target="_blank">PDF formatı</a> (4.8 MB - ISBN: 978-0-9879366-4-6)</li>
<li><a href="http://propagandayayinlari.net/kitap/tsk.ePub" target="_blank">ePub formatı</a> (0.3 MB - ISBN: 978-0-9879366-5-3)</li>
<li><a href="http://propagandayayinlari.net/kitap/tsk.mobi" target="_blank">mobi formatı</a> (0.5 MB - ISBN: 978-0-9879366-6-0)</li>
</ol>
<p> </p>
<p>&#8230; Ordu ve askerlik konusunda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Z</span><span style="color: #0000ff;">orunlu Askerlik Gerekli mi? (Tartışma)</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><em><img class="alignleft" title="zorunlu_askerlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/zorunlu_askerlik.bmp" alt="" width="125" height="181" /></em></a>Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. <strong>Zorunlu askerlik gerekli mi?</strong> Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. <em><a href="http://www.derindusunce.org/img/zorunlu-askerlik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a>. </em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/07/turkiyede-ordu-ve-insan-haklari-ihlalleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/turkiyede-ordu-ve-insan-haklari-ihlalleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Destek: Adalet Talebimiz Var</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/destek-adalet-talebimiz-var/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/destek-adalet-talebimiz-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 09:32:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20977</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Hrant Dink&#8217;in katledilmesinin üzerinden beş yıl geçti. Ancak aradan geçen onca yıl boyunca, bu cinayetin bütün boyutlarıyla aydınlatılması için gerekli irade oluşmadı. Varlığı herkes tarafından bilinen derin fail ortaya çıkarılmadı. İlk günden itibaren, adaletin tahakkukunu önlemeye yönelik kolektif bir bürokratik direnç sergilendi. Bu cinayetin aynı zamanda kendisini de hedef aldığı siyasi irade ise bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090706_derin_dusunce_org_dink-hrant.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5611" title="20090706_derin_dusunce_org_dink-hrant" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090706_derin_dusunce_org_dink-hrant.jpg" alt="" width="146" height="219" /></a>&#8220;&#8230; Hrant Dink&#8217;in katledilmesinin üzerinden beş yıl geçti. Ancak aradan geçen onca yıl boyunca, bu cinayetin bütün boyutlarıyla aydınlatılması için gerekli irade oluşmadı. Varlığı herkes tarafından bilinen derin fail ortaya çıkarılmadı. İlk günden itibaren, adaletin tahakkukunu önlemeye yönelik kolektif bir bürokratik direnç sergilendi. Bu cinayetin aynı zamanda kendisini de hedef aldığı siyasi irade ise bu direnci kırmak ve adil yargılamanın gerçekleşmesini sağlamak için gereken iradeyi ortaya koyamadı. Kısacası bu cinayeti gerçekleştiren &#8230;&#8221;</em> <strong><a href="http://www.adalettalebimizvar.com/" target="_blank">Destek olmak için</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/07/destek-adalet-talebimiz-var/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/07/destek-adalet-talebimiz-var/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Öfkeli Adam (Sidney Lumet)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 13:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20705</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9595.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/film_seridi5ba4ee5f-23ba-4df2-ba5f-7f483beafad6.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed> </p>
<p><strong><a title="Permanent Link to 12 Öfkeli Adam" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/">12 Öfkeli Adam filmi üzerine bir makale</a> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/19/12-ofkeli-adam-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YÜRÜYÜŞ:Hrant için, Adalet için&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/19/yuruyushrant-icin-adalet-icin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/19/yuruyushrant-icin-adalet-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 22:55:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20344</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; Ve Yürüyüş&#8217;ten sonra biraz okumak için&#8230;
Ermeniler ve Türkler



Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. [...] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? [...] Artık Anadolu insanının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/hrant_yuruyus.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-20345" title="hrant_yuruyus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/hrant_yuruyus.jpg" alt="" width="495" height="218" /></a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Ve Yürüyüş&#8217;ten sonra biraz okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong>Ermeniler ve Türkler</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank"><strong><img class="size-medium wp-image-9734 alignright" title="ermeniler_turkler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler_turkler.jpg" alt="" width="136" height="193" /></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. [...] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? [...] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ermeniler-ve-turkler.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="size-full wp-image-7896 alignright" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/19/yuruyushrant-icin-adalet-icin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/19/yuruyushrant-icin-adalet-icin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>19 Ocak 2012 Çağrı videosu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/19-ocak-2012-cagri-videosu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/19-ocak-2012-cagri-videosu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 20:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20283</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="157" src="http://www.youtube.com/embed/TwiRqxWVVRQ" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/14/19-ocak-2012-cagri-videosu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/19-ocak-2012-cagri-videosu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hrant Dink&#8217;in (gerçek) katili bulunsaydı Uludere katliamı engellenebilir miydi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/hrant-dinkin-katili-bulunsaydi-uludere-katliami-engellenebilir-miydi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/hrant-dinkin-katili-bulunsaydi-uludere-katliami-engellenebilir-miydi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 01:20:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20275</guid>
		<description><![CDATA[19 ocak&#8217;a 5 gün kaldı. Hrant Dink&#8217;in öldürülmesi ve ardından oynanan adalet komedisi. Farkında mısınız hâlâ ağır bedeller ödüyoruz. Çünkü bu davada Türk Adaleti&#8217;nin adaletsizliği sahnelendi. Bir ilk değildi tabi son da olmadı. Ama bu cinayetin üzerini kaplayan sis perdesi ile zalimlere yüksek sesle bir müjde verildi: &#8220;Türk, Kürt, Ermeni, Alevî demeden istediğiniz zaman, istediğiniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/hirant_dink.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10974" title="hirant_dink" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/hirant_dink.jpg" alt="" width="161" height="230" /></a>19 ocak&#8217;a 5 gün kaldı. Hrant Dink&#8217;in öldürülmesi ve ardından oynanan adalet komedisi. Farkında mısınız hâlâ ağır bedeller ödüyoruz. Çünkü bu davada Türk Adaleti&#8217;nin adaletsizliği sahnelendi. Bir ilk değildi tabi son da olmadı. Ama bu cinayetin üzerini kaplayan sis perdesi ile zalimlere yüksek sesle bir müjde verildi: <strong><em>&#8220;Türk, Kürt, Ermeni, Alevî demeden istediğiniz zaman, istediğiniz kadar insan öldürebilirsiniz. Kimse kılınıza dokunamaz!&#8221;</em></strong></p>
<p> Zalimlerin, zulümün önünde hâlâ <strong>&#8220;güzel günler&#8221;</strong> olduğunu ilân ettik dünyaya. Kimi istersek suçlayalım : AKP ya da TBMM&#8217;nin tamamı. Türk polisi. Ergenekon, ulusalcı basın. Hatta halka bulaşmış o <strong>&#8220;Türklük kibiri&#8221;</strong> o pis ırkçılık, kan, soy üstünlüğü saplantısı&#8230; ( Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/">O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?</a>)</p>
<p> Masum bir insanın ölümünden önce insanlığımızı öldürdük. Eğer &#8220;bir insan öldü&#8221; diyenlerin sesi &#8220;bir Ermeni öldü&#8221; diyenlerden daha güçlü çıkabilseydi, eğer Adalet bu topraklarda tecelli edebilseydi&#8230; Uludere&#8217;de mazot taşıyan garibanları öldürmek bu kadar kolay olmazdı.</p>
<p> 19 ocak yaklaşıyor. 5 gün kaldı&#8230; Hrant için, kendin için, ALLAH rızası için&#8230;</p>
<h2 style="text-align: center;">Unutma, unutturma&#8230;</h2>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/14/hrant-dinkin-katili-bulunsaydi-uludere-katliami-engellenebilir-miydi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/14/hrant-dinkin-katili-bulunsaydi-uludere-katliami-engellenebilir-miydi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şike Yasası: TBMM’deki Müslümanlara açık mektup</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/tbmm%e2%80%99deki-muslumanlara-acik-mektup/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/tbmm%e2%80%99deki-muslumanlara-acik-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 11:28:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Futbol]]></category>

		<category><![CDATA[Mafya]]></category>

		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Şike Yasası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19720</guid>
		<description><![CDATA[
Şikeye hoşgörü gösteren kanunlar çocuk ticaretine, kumara, fuhuşa ve teröre yardım edecektir.
 &#8221;Yardım edebilir&#8221; demiyorum. Edecektir diyorum. Su 100°C&#8217;de kaynar demek gibi. Bilimsel bir gerçek bu. Çünkü yasal olMAyan yollarla para kazanan bir futbolcu yada klüp yöneticisi bu parayı &#8220;aklamak&#8221; zorundadır. Yani götürüp bankaya yatıramazsınız o parayı.  Akladıktan sonra? ALLAH (haşa) yutmaz ama devlet yutar.
 Kumarhaneler para aklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/tbmm_sike_yasasi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19721" title="tbmm_sike_yasasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/tbmm_sike_yasasi.jpg" alt="" width="220" height="289" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/mafya_sike_yasasi.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;">Şikeye hoşgörü gösteren kanunlar çocuk ticaretine, kumara, fuhuşa ve teröre yardım edecektir.</p>
<p> &#8221;Yardım edebilir&#8221; demiyorum. Edecektir diyorum. Su 100°C&#8217;de kaynar demek gibi. Bilimsel bir gerçek bu. Çünkü yasal olMAyan yollarla para kazanan bir futbolcu yada klüp yöneticisi bu parayı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Para_aklama" target="_blank">&#8220;aklamak&#8221;</a> zorundadır. Yani götürüp bankaya yatıramazsınız o parayı.  Akladıktan sonra? ALLAH (haşa) yutmaz ama devlet yutar.</p>
<p> Kumarhaneler para aklar meselâ. Çünkü ufak miktardaki &#8220;yasal&#8221; para ile büyük miktardaki &#8220;yasadışı&#8221; parayı karşı karşıya getirmek, ilişkiye sokmak gerekir. Devlet sorarsa <strong><em>&#8220;bu parayı namusumla(!) buradan kazandım&#8221;</em></strong> demek gerekir. Kumarhaneler dışında emlâk spekülasyonları yapabilirsiniz. Değeri düşük bir arsayı <span id="more-19720"></span>3 veya 4 kat üzeinde bir fiat ödeyerek alırsınız meselâ. Sanat piyasası da para aklar. Sahte açık arttırmalar yoluyla. Saçma sapan kartondan bir heykel vardır ortada. Bir bakarsınız milyonlarca dolara satınalınmış&#8230; bir &#8220;sanatsever&#8221; tarafından!</p>
<p> Giriş kapısı ister kumarhane olsun, ister emlâkçı isterse bir müzayede salonu, paralar bir yerde valizlenir, o valizlerdeki &#8220;boşluklar&#8221; başka yerlerden gelen kirli para ile doldurulur. <strong>Uyuşturucudan, fuhuştan gelip PKK terörüne giden nakit para denizine akar hepsi.</strong> Oradan sonra bilemezsiniz. Ama ALLAH bilir.</p>
<p>Fenerbahçe, Galatasaray&#8217;ın şike gelirleri öteki kirli paralarla aynı çamaşır makinesinde yıkanır. Tayland&#8217;dan, Romanya&#8217;dan kaçırılıp İsviçreli zengin sapıkların yatağına atılan 10 yaşındaki çocukların &#8220;kirası&#8221;, Fransız silah firmalarının dağıttığı rüşvetler, İsrail&#8217;in Avrupalı gazetecilere gönderdiği &#8220;hediyeler&#8221; hep o çamaşır makinesindedir.</p>
<p>Clear Stream diye &#8220;bankamsı&#8221; bir kuruluş vardı. Bir araştırıverin ne olduğunu. Eski müdürü Eduard Israel kimdi? Cesedi bir köprüde asılı vaziyette, cebine ve ağzına ağzına para tıkılmış olarak bulunan bir finansçı vardı. Calvi miydi neydi adı? Karaçi&#8217;de ölen 11 Fransız mühendisi sorun bir zahmet danışmanlarınıza. Ölmeden önce yapın bunları. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayın. (Müslüman olan vekiller için konuşuyorum tabi. Ötekiler dünya için ekip biçerler. Onlara lafım yok.)</p>
<p> TBMM&#8217;de (varsa) Müslümanlara sorum şu: Kötülüğü dünyadan silip atamayız. <strong>Ama siz pezevenklere, zehir tacirleri ile ve PKK&#8217;lılara bu kadar yakın durmaya razı mısınız? Çocuklarınıza yedirdiğiniz lokmanın kanlı ve spermli sofralardan gelmesi ihtimaline razı mısınız?</strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Ölmeden önce biraz okumak için&#8230; </p>
<ul>
<li><a href="http://www.amazon.com/Art-Science-Money-Laundering/dp/0873649699/ref=sr_1_10?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514888&amp;sr=1-10">The Art And Science Of Money Laundering</a> by Brett F. Woods</li>
<li><a href="http://www.amazon.com/Laundrymen-Laundering-Largest-Business-ebook/dp/B001OI1YIY/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514736&amp;sr=1-1">The Laundrymen - Inside Money Laundering, The World&#8217;s Third Largest Business</a> (Jeffrey Robinson)</li>
<li><a href="http://www.amazon.com/Crime-School-Laundering-Business-Finance/dp/1552979938/ref=sr_1_2?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514736&amp;sr=1-2">Crime School: Money Laundering: True Crime Meets the World of Business and Finance</a> (<a href="http://www.amazon.com/Chris-Mathers/e/B001K8PHGS/ref=sr_ntt_srch_lnk_2?qid=1323514736&amp;sr=1-2">Chris Mathers</a>)</li>
<li><a href="http://www.amazon.com/Money-Laundering-Prevention-Deterring-Detecting/dp/0470874759/ref=sr_1_3?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514736&amp;sr=1-3">Money Laundering Prevention: Deterring, Detecting, and Resolving Financial Fraud</a> (<a href="http://www.amazon.com/Jonathan-Turner/e/B004PDO7PM/ref=sr_ntt_srch_lnk_3?qid=1323514736&amp;sr=1-3">Jonathan Turner</a>)</li>
<li><a href="http://www.amazon.com/Money-Laundering-Criminal-Investigators-Second/dp/0849333954/ref=sr_1_5?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514736&amp;sr=1-5">Money Laundering: A Guide for Criminal Investigators, Second Edition</a> (<a href="http://www.amazon.com/John-Madinger/e/B001JS23U2/ref=sr_ntt_srch_lnk_5?qid=1323514736&amp;sr=1-5">John Madinger</a>)</li>
<li><a href="http://www.amazon.com/Dirty-Dealing-Laundering-International-Terrorism/dp/0749445122/ref=sr_1_6?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514888&amp;sr=1-6">Dirty Dealing: The Untold Truth about Global Money Laundering, International Crime and Terrorism</a> (<a href="http://www.amazon.com/Peter-Lilley/e/B001HOA5GC/ref=sr_ntt_srch_lnk_6?qid=1323514888&amp;sr=1-6">Peter Lilley</a>)</li>
<li><a href="http://www.amazon.fr/Lodeur-largent-sale-criminalit%C3%A9-financi%C3%A8re/dp/2708128809/ref=sr_1_1?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1323514509&amp;sr=1-1">L&#8217;odeur de l&#8217;argent sale : Dans les coulisses de la criminalité financière</a></li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/10/tbmm%e2%80%99deki-muslumanlara-acik-mektup/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/tbmm%e2%80%99deki-muslumanlara-acik-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AKP ve TBMM satılık mıdır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/akp-ve-tbmm-satilik-midir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/akp-ve-tbmm-satilik-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 10:08:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Mafya]]></category>

		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19717</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;AKP açısından aldatılmışlık duygusu en son seçimde yeni anayasa sözü verip, anayasa yapmamak üzere komisyon kurulmasıyla ortaya çıktı. AKP&#8217;liler anayasa uzmanları Ergün Özbudun ve Serap Yazıcı gibi hocaların bu komisyonla anayasa yapmak imkânsız uyarılarını duymazdan geldi. Uyarıları kimsenin duymayacağını sandılar. Oysa o uyarılar insanların AKP&#8217;ye karşı güvenlerini sarstı. Bu uyarıların arkasından AKP tatmin edici cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/akp_sike_yasasi1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-19718" title="akp_sike_yasasi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/akp_sike_yasasi1-187x300.jpg" alt="" width="187" height="300" /></a>&#8220;&#8230;<a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg" target="_blank">AKP açısından </a><strong>aldatılmışlık</strong> duygusu <strong>en son seçimde yeni anayasa sözü verip, anayasa yapmamak üzere komisyon kurulmasıyla ortaya çıktı</strong>. AKP&#8217;liler anayasa uzmanları Ergün Özbudun ve Serap Yazıcı gibi hocaların bu komisyonla anayasa yapmak imkânsız uyarılarını duymazdan geldi. Uyarıları kimsenin duymayacağını sandılar. Oysa o uyarılar insanların AKP&#8217;ye karşı güvenlerini sarstı. Bu uyarıların arkasından <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg" target="_blank">AKP </a>tatmin edici cevap vermek bir yana bir de kendi tabanından gelen, tepkilere rağmen şike yasası çıkarmak için tabanıyla kavgaya kalkıştı. Bu AKP&#8217;nin muhafazakâr tabanında çok derin bir aldatılmışlık duygusu yarattı. Seçimler öncesinde AKP yeni anayasa yapacak diye umutlananlar şimdi AKP&#8217;nin yeni anayasa yapacağına inanmıyor.</em></p>
<p><em>Oysa bu ülkede insanlar Demirel&#8217;in<strong> yalanına</strong>, Erdoğan&#8217;ın <strong>yaparım dediğini yapmasına ve</strong> <strong>sahiciliğine</strong> oy verir(di). Şimdi Erdoğan&#8217;ın sahiciliği şike yasası tarafından gölgelendi ve <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=akp%20site%3Aderindusunce.org&amp;source=web&amp;cd=11&amp;ved=0CBoQFjAAOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Ftag%2Fakp%2F&amp;ei=7fT-Tr2KFtKU8gP-nN3BDQ&amp;usg=AFQjCNEroXR24ge1a5PAArwqD12qm5_PSg" target="_blank">AKP</a>&#8216;ye destek veren insanlarda derin <strong>aldatılmışlık </strong>duygusu yaşanıyor&#8230;&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/emre-uslu/makale-akp-anap-lasiyor.htm" target="_blank">TAMAMI </a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/10/akp-ve-tbmm-satilik-midir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/10/akp-ve-tbmm-satilik-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal Totalitarizm(6): Ceza vermek tedaviden ucuz ise</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/liberal-totalitarizm6-ceza-vermek-tedaviden-ucuz-ise/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/liberal-totalitarizm6-ceza-vermek-tedaviden-ucuz-ise/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 18:01:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Fransa]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18763</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Büyük gemilerin batışı küçük sandallarınkine benzemez. Büyük gemiler öyle &#8220;cup&#8221; diye batmazlar. Yana yatar, bazen doğrulur hatta zaman zaman yükselir gibi olurlar, batışları uzun saatler alır. Ama küçük sandal &#8220;kazalarının&#8221; aksine büyük gemilerin felâketlerini geri çevirmek imkânsızdır. Gelecek asırların tarihçileri de Batı demokrasileri için &#8220;sonun başlangıcı&#8221; diyecekler şu  yıllara. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığım Fransa&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/liberal_totalitarizm_3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18764" title="liberal_totalitarizm_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/liberal_totalitarizm_3-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Büyük gemilerin batışı küçük sandallarınkine benzemez. Büyük gemiler öyle &#8220;cup&#8221; diye batmazlar. Yana yatar, bazen doğrulur hatta zaman zaman yükselir gibi olurlar, batışları uzun saatler alır. Ama küçük sandal &#8220;kazalarının&#8221; aksine büyük gemilerin felâketlerini geri çevirmek imkânsızdır. Gelecek asırların tarihçileri de Batı demokrasileri için <strong>&#8220;sonun başlangıcı&#8221;</strong> diyecekler şu  yıllara. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığım Fransa&#8217;da ilk defa bu batış sürecini &#8220;içeriden&#8221; izlediğime kanaat getirdim. Neden?</em></p>
<p><em> </em><em>Koyu bir liberal ve Amerika hayranı olan Nicolas Sarkozy&#8217;nin cumhurbaşkanı olduğu dönemde Fransa çok şey kaybetti. Tedavî edilmesi çok güç yaralar açıldı &#8220;repüblik&#8221; gemisinin gövdesinde. Toplum algısı, dayanışma ve kolektif projeler yıprandı. İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik kriz bu durumu ağırlaştırıyor ama meselenin özü ideolojik: Gerek <a href="http://www.derindusunce.org/category/liberal-totalitarizm/">liberal totalitarizm serisi</a> içinde gerekse <a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CCMQFjAB&amp;url=http://www.derindusunce.org/2010/06/05/dikkat-kitap-liberalizmin-kara-kitabi/&amp;ei=qtlzTpyDN8TBhAfW6JXKDA&amp;usg=AFQjCNHRmGVdTaElhLK6Y4VxgWTqlCE2cw&amp;sig2=JLTcV8Kves8kiBWPNjO2Ag">Liberalizmin Kara Kitabı</a>&#8216;nda bahsettiğim bir konu vardı: <strong>Gösterge fetişizmi</strong>. Liberalizmin genlerindeki bu bozukluk bitmek tükenmek bilmeyen bir güvenlik talebiyle bir araya gelince devletler en temel, en meşru işlevlerini dahi yerine getiremez oluyorlar. Bu bitmek bilmez güvenlik talebinin demokrasi üzerine yaptığı yıkıcı etkiyi  daha önce </em><a title="Permanent Link to Liberal Totalitarizm(4): Ayı yavrusunu severken öldürür" href="http://www.derindusunce.org/2011/08/29/liberal-totalitarizm4-ayi-yavrusunu-severken-oldurur/">Ayı yavrusunu severken öldürür</a> <em>i</em><em>simli makalede anlatmıştım.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu bölümde bir isyan mektubu sunuyorum. Müellifi <strong>Daniel Zagury</strong>, Bois-de-Bondy Psikiyatri Merkezinde doktor ve mahkemeler nezdinde uzman. Özet çevirisini <a href="http://www.lemonde.fr/idees/article/2011/03/21/la-loi-sur-la-psychiatrie-est-l-indice-d-un-etat-qui-prefere-punir-que-guerir_1496307_3232.html">yaptığım makalenin orijinali</a> <strong>Le Monde</strong> gazetesinde yayınlandı. Bu satırların arasından sızan hissiyatın duyulmasını isterim. Akıl hastalarına ya da Fransa&#8217;ya odaklanmadan, bu yıkımı mümkün kılan zihniyeti anlamaya çalışın, demokrasiyi bitiren ideolojik problemi görün. Fransa gibi bir demokrasinin bile  liberal baskılar karşısında zayıflayabiliyor; <strong>&#8220;güvenlik göstergelerini iyileştirmek&#8221;</strong> için bir ulus-devletin hukuku kurban edebiliyor. (MY)</em></p>
<p> </p>
<h2>Tedavi yerine cezayı tercih eden bir devlet!</h2>
<p><strong><em>Dr. Daniel Zagury</em></strong></p>
<p><a href="http://www.assemblee-nationale.fr/13/dossiers/soins_psychiatriques.asp">&#8220;Psikiyatrik tedavi gören kişilerin hakları&#8221; isimli kanun</a> 6 temmuz 2011&#8242;de Fransız Resmî Gazetesinde yayınlandı ve meslekî dernekler haklı olarak isyan ettiler. Psikiyatrik güvenlik sicilinden tutun da psikiyatrik gözaltına kadar ne ararsanız var. Doktorlar kanun metninin sağlık odaklı değil &#8220;aşırı güvenlikçi&#8221; olduğunu söylüyorlar. Ama gerçekte durum daha da kötü: &#8220;Giriş&#8221; sağlık odaklı, &#8220;çıkışta&#8221; ise güvenlik öncelikli. Bu kanun hastahanelerin yükünü arttıracak ve şiddet uygulama ihtimali olan hastaların acil ihtiyaçları giderilemeyecek. Projedeki hedeflere ulaşmak için gerekli imkânların verilMEmiş olması ve kanun yapıcının bunu bilmiyormuş gibi yapması eleştirildi. Bunlar gerçek ama itirazlar gayet safça: Sanki kanun yapıcının amacı uygulanacak bir kanun yapmakmış gibi. Uzun zamandır kanunlar uygulanmak çin değil jandarma-devlet&#8217;in gücünü göstermek için yapılıyor.<span id="more-18763"></span></p>
<p>Kısaca söylersek, bu kanunun zeminini anlamak için isyan etmeyi bırakmak ve paradigma değişimlerine bakmak gerek. Görünüşte birbirinden farklı gözüken olayların arasındaki ilişki nedir? Çalışma hayatında çekilen sıkıntılar ve artan intiharlar, polislerin, öğretmenlerin, araştırmacıların, hakimlerin ve doktorların yakınmaları, sistematik olarak her meselede bir günah keçisi aranması&#8230;</p>
<p>Sosyal-devlet ile jandarma-devleti birbirine rakip görmek ve birincinin modasının geçtiğini savunma alışkanlığı var. Fakat sosyal-devletin yok olması, bireylerin <strong><em>&#8220;kendi hallerine terk edilmesi&#8221;</em></strong> başka şey, jandarma-devlet tarafından sürekli suçlanmak başka. Neden böyle oldu? Politikacılarımız garip bir denklemi çözmek durumundalar: Devletin imkânlarının azaltılmasını savunan lobilerin baskısı ve bu azaltmadan doğacak kötü sonuçların besleyeceği seçmen öfkesi.</p>
<p><strong>Teslim edelim ki « gayrı meşru » çözümler mevcut ve bunlar yalandan ibaret değil.</strong> Psikiyatri kliniğinde &#8220;sapıklık&#8221; tarifi için kullandığımız kriterleri andırıyor bu çözümler: Yalanlama, kamplaşma, en zayıfların içinden kurban seçme, değer yargılarını ters çevirme: Zayıfları, hastaları &#8220;tehlike&#8221; olarak gösterme, daha çok yalan ve göz boyama ile eski yalanları unutturma. (Devletin uygulan-<strong>mamış</strong> kanunları unutturacak şekilde uygulan-<strong>amaz</strong> kanunlar yapması gibi)</p>
<p>Netice olarak halkla iç içe çalışan insanlar suçlanıyor ve kötülüğün kaynağı olarak gösteriliyor. Birlikte çalışmak isteyen, geleceğe dönük ortak projeleri olan, bu uğurda risk alanlar halkın önünde &#8220;suçlu - düzen bozan&#8221; ilân ediliyor. Polisler, öğretmenler, araştırmacılar, hakimler ve doktorlar kendilerini tanıyacaklardır.</p>
<p>Ama Fransa&#8217;da neyin değiştiğini daha iyi anlamak için zihinlerimizdeki değişimi çözmek gerek. Çünkü &#8220;sapık&#8221; politika bu zihniyet farkına dayanıyor: Bugün sorunlar karşısında artık temel soru <strong><em>&#8220;Ne yapmalı?&#8221;</em></strong> değil <strong><em>&#8220;suçu kime yıkmalı?&#8221;</em></strong> oldu. Birlikte bir şey inşa etmek değil öncelik, aksaklıkların sorumlularını bulmak. Gerçek işi, kollektif çalışmayı prosedürlere, tüzüklere, bireysel göstergelere indirgedik. Kurumsal iletişim bunlar üzerinden yapılıyor. Ama birlikte ülkenin geleceğini inşa ettiğimiz söylenemez.</p>
<p>İkinci bir sarsıntı ise ahlâk ve sorumluluk kavramlarında yaşandı. Artık <strong><em>&#8220;sorumlu&#8221;</em></strong> derken <strong><em>&#8220;suçlu&#8221; </em></strong>anlıyoruz. Michel Foucault&#8217;nun isabetle söylediği gibi öznenin sorumlu (ya da hasta ise muaf) olduğu bir paradigmadan <strong><em>&#8220;tehlikeli / riskli hasta&#8221;</em></strong> algısına geçiyoruz. Hasta ya da değil, korku&#8217;nun yeni sureti bu&#8230; Artık gerçek sorumlu, suçun kaynağındaki insan değil onun hastahaneden çıkmasına müsade eden psikiyatr. Denetimi yapan tarafı aşırı sorumlulukla yüklerken gerçek suçluyu özne olmaktan çıkarmanın sonuçları ağır olacaktır; bunu anlamak için birazcık düşünmek yeterli.</p>
<p>Cumhurbaşkanımızın klasik lafı : Kadercilik yok, bir sorumlu vardır, bedel ödeyecektir, kural bu! Müslümanlar ve Romanlardan sonra sıra delilerde. Güvenlikçi devletin meşru görünebilmesi için gerekli korku akıl hastalarında ete, kemiğe bürünecek artık. Bütün sapıklar bilirler, neticeden emin olmak isteyenler en zayıflara saldırırlar.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/liberal_totalitarizm_4.jpg"><img class="size-full wp-image-18765 aligncenter" title="liberal_totalitarizm_4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/liberal_totalitarizm_4.jpg" alt="" width="350" height="420" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa…</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></strong></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/19/liberal-totalitarizm6-ceza-vermek-tedaviden-ucuz-ise/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/liberal-totalitarizm6-ceza-vermek-tedaviden-ucuz-ise/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Öfkeli Adam</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Sep 2011 22:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bilal Habeş Evran</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18748</guid>
		<description><![CDATA[
İnsanın kendisi adına karar alamayacağı, hakkında gelişebilecek bütün olayların başka birinin ya da birilerinin elinde olduğu anlarla karşılaşabilir. Hastaneye yolumuz düştüğünde en iyi doktoru isteriz; çünkü bizim hakkımızda karar verecek, bize bir tanı koyacak kişinin işinin ehli olduğunu bilmek isteriz ya da bir avukata ihtiyaç duyduğumuzda cevvalinden olsun deriz, &#8220;ipten adam alan&#8221; tabiri boşuna türememiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/12_ofkeli_adam_juri.jpg"><img class="size-full wp-image-18749 aligncenter" title="12_ofkeli_adam_juri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/12_ofkeli_adam_juri.jpg" alt="" width="490" height="388" /></a></p>
<p>İnsanın kendisi adına karar alamayacağı, hakkında gelişebilecek bütün olayların başka birinin ya da birilerinin elinde olduğu anlarla karşılaşabilir. Hastaneye yolumuz düştüğünde en iyi doktoru isteriz; çünkü bizim hakkımızda karar verecek, bize bir tanı koyacak kişinin işinin ehli olduğunu bilmek isteriz ya da bir avukata ihtiyaç duyduğumuzda cevvalinden olsun deriz, &#8220;ipten adam alan&#8221; tabiri boşuna türememiştir. Şairin: &#8220;insan acizdir, muhtaçtır, çok artistlik yapmamalıdır&#8221; dediği noktaya hepimiz bir gün geliyoruz. İşte buna dair bir film; 12 Öfkeli Adam. Filmin başında sadece bir kaç saniye bakışlarını gördüğümüz bıyıkları bile terlememiş gencin bir jüri odasında hakkında çıkacak kararın usta bir yöntemle perdeye aksettirildiği bir şaheser.</p>
<p> Jüri yapısının yer aldığı filmler ve diziler oldukça rağbet görür yedinci sanatta. Dar alanda, bir çok oyuncuyu hapsederek, kamera oyunları kısıtlıyken seyircinin ilgisini düşürmeden yapıtını izletebilmek her yönetmen için zordur. Burada devreye senaryo giriyor. Tek bir mekanda çekilen, tıpkı bu gibi filmleri taşıyan <span id="more-18748"></span>ana kolon, ne oyuncuların yeteneği, ne yönetmenin zekası, ne de müziğin etkisidir. Doğrudan doğruya en etkili silah senaryodur. Her geçen gün gazetelerin üçüncü sayfalarını süsleyen haberlerinin mahkeme koridorlara düşen aksinden hikaye sıkıntısı çekilemeyeceği de herkesin malumu olsa gerek. Burada dipnot düşmek gerekirse Türk Sineması&#8217;nın en zayıf yanı senaryodur, yönetmen olarak çok büyük isimlere ev sahipliği yapmış olmasak da, oyuncular konusunda dünyanın sayılı ülkelerinden biriyiz.</p>
<p>Jüri&#8217;ye girmişken kısa bir not düşmeli. Türk Hukuk Sistemi, Franco-Germen Hukuk Sistemi&#8217;nin bir parçasıdır. Bu sistemde, avukat sanığı savunur, savcı hem sanığı suçlayacak deliller bulur hem de sanığın lehine deliller bulup dosya hazırlar, hakim de savcının iddiasını, savunma makamının yani avukatın savunmasıyla birlikte deliller ışığında değerlendirip kanunların kendisine çizdiği alanda karar verir. Burada önemli olan şey Franco-Germen sisteminin ezberci bir sistem olmasıdır ve &#8220;Hakimlerin takdir yetkisi&#8221; ve &#8220;kanun yapma yetkisi&#8221; sınırlıdır. Oysa Anglo-Saxon Hukuk Sistemi&#8217;nde de savcı, hakim, avukat üçgeni benzerdir. Fark ise hakime tanınan geniş alanıdır. Anglo-Saxon Hukuku, emsaller hukukudur. Hakimler karar alırken kendisinden önceki davalara göre karar verirler, Franco-Germen Sistemi&#8217;nde ise bu alan oldukça dardır. Parlemanto daha çok karar almak için toplanır, kanun yapma peşinde koşmaz. Amerika&#8217;da ise duruma oldukça etkili bir ek sağlanmıştır; jüri. 12 kişiden oluşan bu ekip karar noktasının son odağını oluşturur. İddia ve savunma makamının asıl muhatabı artık sıradan insanlardır, zengin veya fakir fark etmeyen insanlar, sıradan insanlar jüri sandalyelerinde oturduğunda artık adaletin halk katındaki vicdanı haline gelirler. Teoride muhteşem olan bu sistem, pratikte aynı etkiyi sağlayamamakta malesef. Adaletin vicdanı olan kişiler, şahsi olayları ile davalı arasında bağ kurup intikam arayışına girebilmekte ya da hukuk eğitiminden çok tiyatro uzmanlığı yapan avukat parçalarının göz boyamalarına kanabilmektedir. Bu kadar hukuk dersi yeter. Sadece filmde dikkat edilesi bir durum söz konusu; bütün jüri üyeleri erkek, farklı kültürden insanlar, ama aralarında siyahi yok. 1957 yılı Amerika&#8217;sını tanımak için güzel bir argüman.</p>
<p>İnsanlar genelde klasik filmlere uzak dururlar, siyah beyaz filmlerde kendilerine yabancı bir şey hissederler belki de. Bu filmi izlemiş birinden kötü film dediğini duymadım ve bu film insanların klasik filme olan bakışını değiştiren filmlerin başında gelir. Hikayeyi az biraz anlattık satır aralarında. Yine de düzgünce bir açıklamayı hak ediyor. Genç bir çocuk babasını öldürmekten dolayı tutuklanıp ardından yargılanır, kendisi hakkında karar aslında çoktan verilmiştir. Jüri üyelerine bakarken gözündeki çaresizlik aşikârdır. Avukatı kendisini iyi savunamamış, kendisi hakkındaki deliller yeterli görülmüştür. Bunların çoğunu film ilerledikçe jüri üyelerinden dinleriz. 12 adam bir odaya toplanır ve karar almaları istenir. Farklı farklı tipte 12 kişi aslında kararı vermiştir, belki de biri hariç, bir masa etrafında toplandıklarında &#8220;tiz urun kellesini&#8221; kıvamındalardır. Henry Fonda, ki filmin yapımcısıdır da, oynadığı beyefendi mimar karakteri ile çocuğun biraz daha konuşulmayı hak ettiğini belirtir. Avukatının acemi olduğundan da bahseder. Üyeler acelecidir eve gitmek, bu güzel günde mahkemelerde vakitlerini ziyan etmek istemezler. Bir tanesi vardır ki tek derdi beyzbol maçıdır, çocuk falan umurunda değildir, tek derdi çabucak karar verilmesi ve maça yetişebilmektir. Bu arada çocuğun cinayet günü yaşadığı olaylar bir mizansene çevrilir. Bıçak kullanmayı bileninden göçmenine hepsi oradadır aslında, bütün ihtiyaç duyulan araçlar hafızada mevcuttur. Zamanla kesin olan karar sorgulanmaya başlanır ve her birini ikna edecek bir karar çıkar.<br />
12 Öfkeli Adam aslında bir tiyatro oyunudur, Henry Fonda bunun film yapılmasını istemiş ve yapımcılarından biri olduğu filmde başrolü oynamıştır. Henry Fonda&#8217;nın dışındaki tüm oyuncular tanınmış sinema aktörleri değildir, tiyatro kökenli oyunculardır ve filme doğru duyguyu verip senaryoyu ustalıkla taşımışlardır. Yönetmen koltuğuna ise Köpeklerin Günü (Dog Day Afternoon), Şebeke(Network), Serpico gibi filmlerin usta yönetmeni Sidney Lumet oturmuştur. Tek mekanda geçen film sürükleyici, zeka dolu bir hikayeyi seyirciyi sıkmadan ve ustalıkla anlatır. Filmin bütün yapı taşları işini ustalıkla yerine getirmişlerdir. Bize de seyredilesi bir başyapıt bırakmışlardır. İzlemeyenlere izlemeleri tavsiye olunur. İzlemiş olanlara ise tekrardan zarar gelmeyecek bir filmdir.</p>
<p> </p>
<p> … Sanat üzerine okumak için…</p>
<p> </p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18081" title="insansiz-sinema" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz-sinema-172x300.jpg" alt="" width="117" height="187" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">İnsan’sız Sinema Olur mu?</span></a></strong></p>
<p>Elinizdeki <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitabı </span></a>Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. <strong>Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. </strong></p>
<p>Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/insansiz_sinema.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-17786" title="oykuler_suzan_nur_basarslan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan-204x300.jpg" alt="" width="111" height="171" /></span></a><a href="http://www.derindusunce.org/2011/06/27/dikkat-kitap-oykuler-suzan-nur-basarslan/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Öyküler (Suzan Nur Başarslan) </span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/16/bela-suzannur-basarslanin-romani/"><span style="color: #0066cc;">Son romanı Bela’dan</span></a> da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/oykuler_suzan_nur_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></a><strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Roman nedir? Nasıl Yazılır?</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.jpg" alt="" width="96" height="144" /></span>Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: <em>“Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” </em>Okuyacağınız bu eserle <a href="http://www.kitapyurdu.com/yazar/237676/suzannurbasarslan"><span style="color: #0066cc;">romanlarından da tanıdığınız</span></a> değerli yazarımız <a href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzannur Başarslan</span></a> Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/roman_nedir_nasil_yazilir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="145" height="206" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? <strong>Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? </strong>Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="130" height="181" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/18/12-ofkeli-adam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Öcüler ve katiller: İki günah keçisi daha yakıldı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/07/27/oculer-ve-katiller-iki-gunah-kecisi-daha-yakildi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/07/27/oculer-ve-katiller-iki-gunah-kecisi-daha-yakildi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2011 00:02:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18150</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Eskiden kimi topluluklar bütün günahlarını bir keçiye &#8220;yükleyip&#8221; hayvanı yakar ya da bir uçurumdan aşağı atarmış. Biz Ogün Samast&#8217;ı cezalandırırken Norveç de kendi günah keçisini yakaladı. &#8220;Canavar&#8221; diyor Batı medyası. İnsanlık dışıymış 90 veya 100 masumu öldürmek. Oysa insanlığın tam göbek deliğindeyiz. Ürettiğimiz katileri İnsanlık&#8217;ın dışına iterek kendimizi kandırıyoruz sadece. Korkularımızı, günahlarımızı yüklediğimiz zavallıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/norvec-katliami.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/norvec_katil.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18153" title="norvec_katil" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/norvec_katil.jpg" alt="" width="154" height="183" /></a>Sunuş:</strong> Eskiden kimi topluluklar bütün günahlarını bir keçiye &#8220;yükleyip&#8221; hayvanı yakar ya da bir uçurumdan aşağı atarmış. Biz Ogün Samast&#8217;ı cezalandırırken Norveç de kendi günah keçisini yakaladı. &#8220;Canavar&#8221; diyor Batı medyası. İnsanlık dışıymış 90 veya 100 masumu öldürmek. Oysa insanlığın tam göbek deliğindeyiz. Ürettiğimiz katileri İnsanlık&#8217;ın dışına iterek kendimizi kandırıyoruz sadece. Korkularımızı, günahlarımızı yüklediğimiz zavallıları yakıyoruz.</em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/a-bebek-nasil-katil-olur.jpg"></a>Samast&#8217;ın cezalandırılmasıyla ne kazandık? Hristofobiyi destekleyenler, Ankara Ticaret Odası gibi <strong>&#8220;öcü misyonerler, öcü Ermeniler&#8221;</strong> diyerek halka gaz verenler, devlet okulunda Ermeni nefretini yaymak için CD dağıtan Genel Kurmay aklanmış mı oldu? Başta Türk medyası olmak üzere 80 yıldır bu nefretin rantını yiyenlerin ellerindeki kan temizlendi mi? Ya Avrupa&#8217;da islamofobiden beslenen basın ve popülist siyasetçiler? Aşırı çağdaş, süper uygar, acayip demokratik, cici, iyi, parlak vs uygarlıklarını akladılar mı bu adama &#8220;deli&#8221; diyerek?</em></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/a-bebek-nasil-katil-olur.jpg"></a>Geçmişte günah keçilerinin üretimi konusunda bir yazı yayınlamıştık. Resmî gerçeklere karnı tok olan okurların dikkatine sunuyoruz:</em></p>
<p> </p>
<h2><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/a-bebek-nasil-katil-olur.jpg"></a><a title="Permanent Link to O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/17/o-gun-bebek-nasil-katil-oldu/">O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?</a></h2>
<div class="entry">
<p align="left"><strong>Kendini Orta Asyalı zannetmenin zararları</strong></p>
<p><a title="bebek-nasil-katil-olur-kucuk.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/bebek-nasil-katil-olur-kucuk.jpg"></a>Öyle güzel romanlar vardır ki okuyup bitirdiğinizde neredeyse üzülürsünüz. O.S’in Hırant Dink’i öldürdüğü yaştayken okuduğum <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Richard_Bach" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Richard Bach</span></a>’ın <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=31231&amp;sa=29253342&amp;session=88517323382226802309&amp;LogID=" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Mavi Tüy </span></a>adlı romanı da bunlardan biri.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/a-bebek-nasil-katil-olur.jpg"><img class="size-full wp-image-18158  alignright" title="a-bebek-nasil-katil-olur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/07/a-bebek-nasil-katil-olur.jpg" alt="" width="209" height="165" /></a>Romanın başlangıcında bulunan şiir bir nehrin içinde kayalara tutunarak yaşayan bir grup hayvanı anlatıyor. Bir gün bu hayvanlardan biri tutunduğu kayayı bırakmak istiyor nehrin nereye gittiğini görmek için. Arkadaşları onu <strong><em>“Asla! Nehir seni taşlara vurarak yok eder”</em></strong> diye uyarsa da bizimki aklına koyduğunu yapıyor ve aldığı darbelere rağmen direniyor tutunmaya. Bir süre sonra nehrin akıntısına ayak uyduruyor ve çarpmadan “akmayı” öğreniyor. Nehrin onu getirdiği yeni yerlerde kayalara tutunarak yaşayan başka hayvanlara rastlıyor. Onlar <em><strong>“sen bize bu kadar benzediğin halde tutunmak zorunda değilsin, demek ki sen Mesihsin”</strong></em> diyorlar. Bizimki ısrarla <em>“tutunmayı bırakın, göreceksiniz, sandığınız kadar tehlikeli değil”</em> dese de sözünü dinletemiyor<span id="more-18150"></span> ve nehirle akıp gidiyor. Geride kalanlar <em>“Buradan bir Mesih geçti”</em> diye yeni doğanlara aktarıyorlar gördüklerini.</p>
<p>Eğer Türkiye Türklerinin iç hastalıkları sıralanacak olsa en başa her halde <em>“annemizin güvenli etekleri” </em>diye yazardık. İlkokuldan itibaren bize verilen eğitim (öğrenim değil) kafamıza bilgi diye öyle garip inançları dolduruyor ki mezun olduktan sonra bunları unutup hayatı öğrenmek için bir 15 yıl daha gerekiyor:<br />
<strong>1)</strong> Biz Türkler Anadolu’ya Orta Asya’dan geldik,<br />
<strong>2)</strong> Türk zeki, çalışkan, korkusuz, merttir,<br />
<strong>3)</strong> Diğer milletler aptal, tembel, korkak ve namerttir,<br />
<strong>4)</strong> Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndan muzaffer çıktık,<br />
<strong>5)</strong> Şehitler ölmez, vatan bölünmez,<br />
<strong>6)</strong> …</p>
<p><strong>Birinci adım: Bebek korkak oluyor</strong></p>
<p>Büyümeye korkan çocuklar gibi Richard Bach’ın küçük yaratıkları misali bu inançlara tutunuyor birçok insan. Ama kendi kendilerine de bir yandan soruyorlar:<br />
<strong>1)</strong> Neden Orta Asyalılar gibi çekik gözlü değiliz?<br />
<strong>2)</strong> Zeki ve çalışkan isek neden bir süper güç değiliz?<br />
<strong>3)</strong> Aptal, tembel, korkak ve namertlerin ülkeleri neden bizimkinden daha adil ve zengin?<br />
<strong>4)</strong> Çanakkale savaşını kazandıysak İstanbul nasıl işgal edildi?<br />
<strong>5)</strong> Kurtuluş Savaşı bir zafer ise neden 3 milyon kilometre kare toprak kaybettik?<br />
<strong>6)</strong> Vatan bölünmez ise neden dedelerimizin doğduğu topraklara gitmek için vize almamız gerekiyor?<br />
<strong>7)</strong> Vs vs.</p>
<p>İşte bu eğitimi unutmak için gereken 15 yılı olmayan insanların sırtlarını dayayacakları koca bir dağa ihtiyaçları var. Ama dağ ararken çok derin bir çukur buluyorlar: Cevabı verilmemiş sorular çukuru!</p>
<p>Genel Türk kimliği değil ama bu insanların Türklük algısı işte böylesine kırılgan, böylesine fakir, adeta karşılıksız bir çek gibi. Kürtlerden, Ermenilerden, diğer Anadolu insanlarından bahsedildikçe bu çukur üzeri kapatılamaz bir hal alıyor.</p>
<p>Benim takımım, ekibim kim? Orta Asyalı değilsem nereliyim? Ya en yakın arkadaşlarım safkan Türk değilse? Bu namertler bana ihanet ederse?</p>
<p>Batı Karadenizli bir arkadaşımın atadan kalma evinin duvarlarından birin de bir çatlak meydana gelmiş, duvarın içine saklanmış Rumca bir İncil bulunmuştu. Evin 16 yaşındaki gencinin verdiği tepki şu oldu : <em><strong>« Zaten bizim ailede bir b.kluk olduğunu biliyordum »</strong></em></p>
<p>YouTube sitesine koyduğumuz <a href="http://youtube.com/watch?v=8iu3O-CTyHs" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">“Kürtler de bizim soydaşımız”</span></a> adlı videoya gelen bir yorum bu paranoyayı ne güzel özetliyor : “Senin niyetin ne? Koyun postu giymiş tilki!”</p>
<p>Her korkak topluluk gibi bizim kırılganlarımız da kendilerini “iyi hissetmek” için :<br />
<strong>1)</strong> Ait olabilecekleri bir teşkilat,<br />
<strong>2)</strong> Sorgulamadan itaat edecekleri liderler,<br />
<strong>3)</strong> Teşkilatlarına bir anlam kazandıracak ortak düşman,<br />
<strong>4)</strong> Ortak düşmanın imhasını meşru kılacak bir komplo teorisi,</p>
<p>arıyorlar.</p>
<p>TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu Uzmanı Adem Solak, Rahip Santoro’yu öldüren Trabzonlu O.A. ile yaptığı görüşmelerden aktarıyor:</p>
<blockquote><p><em>Cesur biri olup olmadığını sordum. ‘Sanırım cesaretliyim ama gece korkarım” dedi.<br />
Annesi oğlunun, evin bir odasına girmediğini, bunun da tuhaf bir huy olduğunu önceden söylemişti. Sanık bir şekilde bu konuya geldi ve bunu bunu yapmasının nedeni olarak korktuğunu, eskiye dönmekten kaygı duyduğunu ifade etti. ”Nasıl yani” dedim. Sanık, “Ben son bir yılda çok bilgi kazandım, kendimde büyük atılımlar gerçekleştirdim. O oda, çocukluk odamdı ve oraya girersem kazandıklarım kaybolur, çocukluk duygularıma dönerim diye korktum” dedi.</em></p></blockquote>
<p><strong>İkinci adım: Korkak ırkçı oluyor</strong></p>
<p>Yukarıda tanıştığımız Türk genci korkak olmakta haklı. Zira kendine ve topluma bakışı günlük hayatına tekabül etmiyor. 1930’ların siyasî propagandalarından esinlenmiş yapay bir tarih bilinci ve <a href="http://www.derindusunce.org/2007/07/15/osmanli-fetisizmi-uzerine/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Osmanlı Fetişizmi </span></a>ile kavramaya çalışıyor değişen dünyayı.</p>
<p>Anadolu’da yaşamanın kendine sunduğu binlerce kimliksel öğeden ödü kopan genç geniş ufuklar değil içine girip saklanacağı bir siper arıyor. İçinde kendisinden başka kimseye yer olmayan ve bir kere saklandı mı kıpırdayan her şeye ateş edebileceği bir siper.</p>
<p>Ancak böyle bir siper ona aradıklarını verebilir:<br />
<strong>1)</strong> Başkalarının eleştirilerine maruz kalmamak,<br />
<strong>2)</strong> Sorunlara barışçı çözüm arayanlarla alay edebilmek,<br />
<strong>3)</strong> Bir “tanrı kadar” <strong>muktedir</strong>, bir çocuk kadar <strong>masum</strong> olabilmek.</p>
<p>Çünkü İnternet kafelerde oynadığı oyunlarda <strong>“ölse”</strong> bile yeniden jeton atarak <strong>“dirilmeye ve kaderine karşı koymaya”</strong> alışmış bir insan için hataların bedellerinin :<br />
<strong>1)</strong> Para ve vakit kaybıyla,<br />
<strong>2)</strong> Başarısızlıkla,<br />
<strong>3)</strong> Günahla, ayıpla,<br />
ödendiği gerçek dünya yaşanması çok zor bir yer.</p>
<p>Bursa’da Kürtlerin yanı sıra <a href="http://www.derindusunce.org/2007/10/31/onuncu-isik-yagmacilik/" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">uzun saçlı erkekleri, rock müzik dinlenen bar ve kafeleri de hedef alan saldırılarda</span></a> Türk ırkçılarının ellerinde (Alman yoldaşları gibi) bira şişeleri olması bir rastlantı mı?</p>
<p>Irkçı olmasa ya alkolik ya da esrarkeş olacak olan bu gençlerin temsil ettiği sorun temelde ırkçılık değil sığınacak bir yer, bir madde, bir “kimlik”.</p>
<p><strong>Üçüncü adım: ırkçı katil oluyor</strong></p>
<p>Almanya’da bir Türk işçisinin evini içinde çocuklarıyla birlikte yakan Neo Nazi Alman gencinin annesi gazetecilere dert yanıyordu:</p>
<blockquote><p><em>“Elbette evde her zaman söylüyoruz Türklerden nefret ediyoruz diye. Bu gidip Türkleri yakmak için bir sebep değil ki”.</em></p></blockquote>
<p>İnsan evladını telefonda nasıl kucaklayıp koklayamazsa nefret ettiği bir insanı da kelimelerle dövemez. Türkiye’de hükümet üyeleri de dâhil birçok insanın bilinçsizce kullandığı hastalıklı bir ifade var : <strong><em>“Sözün bittiği yer”.</em></strong></p>
<p>Bu son derecede tehlikeli bir ifade. Zira sözün yetmediği noktada nöbeti beden ve fiziksel temas alır:<br />
<strong>1)</strong> Şehit annelerinin hıçkıra hıçkıra ağlayışını saatlerce televizyonda göstermek,<br />
<strong>2)</strong> Cenazelerde <em>“kanı yerde kalmayacak”</em> diye haykırmak,<br />
<strong>3)</strong> <em>“Savaşmak için daha ne bekliyorsunuz, niye saldırmıyorsunuz?”</em> diye muhalefet yapmak,<br />
<strong>4)</strong> Seçimlerde <em>“vatan satılıyor”</em> diye pankartlar taşımak,<br />
<strong>5)</strong> <em>“Misyonerler hepimizi Hıristiyan yapacak”</em> diye raporlar hazırlatmak,<br />
<strong>6)</strong> <em>“Yahudiler GAP’tan arazi satın almış”</em> diye ortalığı karıştırmak</p>
<p>bunları söyleyenleri, gösterenleri katil yapmaz. Ama iç dünyası bir kelebek kanadı kırılganlığındaki gençlere şunu dedirtir :</p>
<p><strong><em>“Madem siz yapmıyorsunuz, biz gerekeni yaparız”</em></strong> .</p>
<p>… Bu makale ilginizi çektiyse…</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">milliyetçi </span></a>olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türkiye bölünür mü?</span></strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">D</span></strong><span style="color: #0000ff;"><strong>erin İnsan</strong><span> </span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"></a> <em>“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?”</em> (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)</p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><strong>“Ben” kimdir?</strong> İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. <span style="color: #0066cc;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></span> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">K</span><span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">A</span><span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></a></span></span></div>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>Bir pozitivizm eleştirisi </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın?</strong> Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “<strong>uygarlığımızı</strong>”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce <strong>komşusunun yiyeceğini çalmak</strong> için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki <strong>tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü</strong>.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki <strong>sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor</strong>, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler <strong>gericilikle</strong>, <strong>bağnazlıkla</strong> suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">buradan</span></a> indirebilirsiniz.  </p>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/07/27/oculer-ve-katiller-iki-gunah-kecisi-daha-yakildi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/07/27/oculer-ve-katiller-iki-gunah-kecisi-daha-yakildi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Affetmek: İlkeci Adalet Sonuççu Adalet’e karşı mıdır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/affetmek-ilkeci-adalet-sonuccu-adalet%e2%80%99e-karsi-midir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/affetmek-ilkeci-adalet-sonuccu-adalet%e2%80%99e-karsi-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 13:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Affetmek]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17803</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş: Değerli yazar Cihan Aktaş ile değişik mevzularda yazışırken gözüme flaş gibi çaktı. Kezzap/ Kıyas/ intikam konusundaki tartışmalar ve 2007 aralığında kaleme aldığım PKK&#8217;lıları affetmek isimli yazı. Farklı konularda yazılmış olsa da Adalet&#8217;in amacı ve Toplum&#8217;un hukuk ile kurduğu ilişkinin vasıfları üzerine dikkat çeken iki makale. Bu konuyu tartışmak genelde zordur zira meselenin kalbi örneklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/affetmek_2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-17808" title="affetmek_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/affetmek_2.jpg" alt="" width="211" height="214" /></a>Sunuş:</em></strong><em> Değerli yazar Cihan Aktaş ile değişik mevzularda yazışırken gözüme flaş gibi çaktı. Kezzap/ Kıyas/ intikam konusundaki tartışmalar ve 2007 aralığında kaleme aldığım <a href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/">PKK&#8217;lıları affetmek</a> isimli yazı. Farklı konularda yazılmış olsa da Adalet&#8217;in amacı ve Toplum&#8217;un hukuk ile kurduğu ilişkinin vasıfları üzerine dikkat çeken iki makale. Bu konuyu tartışmak genelde zordur zira meselenin kalbi örneklerin altında ezilir, yok olur. Terör ya da kadın-erkek ilişkileri, Şeriat korkusu, İran&#8217;ın siyaseti vs asıl konuyu gölgeler. İnsan toplulukları ne <strong>OLDUKLARI</strong> ile ne <strong>YAPTIKLARI</strong> arasına kalın bir çizgi çeke<strong>ME</strong>dikleri müddetçe de mesele varlığını sürdüreceği kanaatindeyim. (MY)</em></p>
<p><strong>Seni Kör Edeni Affetmek&#8230; <em>(Cihan Aktaş)</em></strong></p>
<p>Şiddet yoluyla erkeklik onurunun &#8220;savunusunda&#8221; kezzap kullanımı aşırı ve fakat aşina bir örnek. Erkeklik onurunu kurtarma adına kullanılan asit, kadınları gönülsüz itaatin sınırlarına çekecek bir tehditi daima hatırda tutuyor.İran&#8217;da Amine Behrami&#8217;nin başına gelenler tipik bir kezzap vakasının ötesine geçiyor.  Mecid (Majid) Mohavedi yedi yıl kadar önce evlenme teklifine olumlu karşılık vermeyen Amine&#8217;nin yüzüne kezzap dökerek kör olmasına <span id="more-17803"></span>yol açmıştı. Niye kezzap ama? Çünkü çizgilerini ve sağlıklı tenini yitiren yüz artık kimselere yar olmayacak. Reddetme küstahlığını gösteren &#8220;maşukun&#8221; yaşayan bir ölüye dönüşmesidir murat edilen.</p>
<p>Barış İçin Vicdani Red, şiddeti çeşitli açılardan tartışan bir internet grubu. Yüze kezzap atma suçunun cezası ne olmalı, keşke bu soruya da bir cevap bulabilse bu grubun üyeleri. Çünkü bana öyle geliyor ki böyle bir suçta yüzünün hatlarını, gözlerini yitirenin durumu ve cevabı dikkate alınmadan üçüncü kişilerin yorumları sadece herhangi bir yorum olmakla sınırlı kalacaktır.</p>
<p>Reddedilmeye dayalı kezzap intikamını kimileri bir hevesle Müslüman toplumların veya arabesk mizaçların keyfiyetine yormasın. Son yıllarda kezzap intikamına maruz kalan bir kurban da İngiliz sunucu Katie Piper. Ona kezzap cezasını uygulayan ise, ayrılmak istediği sevgilisinin bir arkadaşı.  </p>
<p>Reddedilmeye bu denli tahammülsüzlüğün kadınlardaki karşılığı genellikle kezzap kadar yakıcı olmuyor. Kadınların büyük kısmı zahirde de olsa &#8220;seçilen&#8221; cins olarak, reddedilmeyi kendilerine yedirmelerini sağlayacak deneyim ve kabullerin yardımıyla &#8220;ya benimsin ya kara toprağın&#8221; dedirtecek türde bir onur içeriğine uzaklar.</p>
<p> Geçmişteki fotoğraflarına bakılırsa hoş bir kızmış Amine, bir bakıma tipik bir İran güzeli, esmer, kara badem gözlü, hoş endamlı. &#8220;Hemşehri Civan&#8221; dergisine verdiği röportajda, annesi ve babasının ortasında göründüğü fotoğrafında ise aşırı  kilo almış, defalarca (19 kez) ameliyat olduğu halde cildindeki kezzap yanıklarından tam olarak kurtulamamış ve siyah gözlüklerin arkasında gizlenme çabası içinde görünüyor. Reddedilme hıncı içindeki adamın intikamının Amine ve ailesinde oluşturduğu tahribatı kelimelerle anlatmak kolay değil.  O yine de amacının intikam olmadığını, Mecid&#8217;in suçunun hak ettiği karşılığı bulmasını, başka masum kadınların hayatlarının kararmaması açısından önemsediğini söylüyor.</p>
<p>Amine&#8217;nin dünyanın renklerinden hatırladığı son şey, bir sürahiyle yüzüne fırlatılan kırmızı su. Suçluya verilen hapis cezası yüzünden o kırmızı su benliğini eritmeye devam etti geçen yıllar içinde.  O da nihayet İran&#8217;da benzeri &#8220;can yakan&#8221; davalar için uygulandığı üzere, kısas talebinde bulundu, &#8220;Kısasta sizin için hayat vardır&#8221; ayetini hatırlatarak.  Yasaya göre Amine  hayatını karartan adama kezzap fırlatmalı aynı şekilde, fakat  kısas hükmünce suçlunun gözlerinin de kör olması gerektiği için zorlanıyor yargı.  Bu tür kısas cezalarında mahkeme süreci olabildiğince ağır işletiliyor ve böylelikle mahkumun geçen süre içinde ikna yoluyla ceza talebinden vazgeçmesinin sağlanabileceği umuluyor İran&#8217;da.</p>
<p>Amine davasından vazgeçmese de İran kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine cezanın infazı uygulama şartlarının oluşturulamadığı gerekçesiyle ertelendi.</p>
<p>Aslında çok daha önceden kezzap kısası konusunda muhaliflerle taraftarlar arasında &#8220;yapılmalı-her şeye rağmen yapılmaması gerekir&#8221; şeklinde bir polemik başlamıştı. Cezanın muhalifleri, bu tür uygulamalar yaygınlaştığı takdirde toplumda engelli oranının artacağı endişesini taşıyorlar. İran&#8217;ın dünyadaki imajı, ayrıca bir kaygı. Muhalifler, &#8220;Amine de asitle kör etmeyi kendine yedirecekse, hayatını karartan adamdan farkı kalmayacak&#8221; diye ifade ediyorlar görüşlerini.</p>
<p>Bu tür bir kısas cezası konusunda her görüşten insan farklı düşünceler ileri sürüyor. Bazen laik bir kadın, kezzabın bu tür kullanımının önünü alacağı gerekçesiyle kısastan yana oluyor ve bazen din bütün bir kadın, &#8220;keşke affedebilseydi&#8221; ya da &#8220;paraya çevrilse ceza&#8221; diye görüş bildiriyor.  Kamuoyu tepkilerine karşılık konuştuğum aktivistler,  suçun ortada olan içler acısı sonuçlarına karşılık cezanın uygulanmaması gerektiğini savunuyorlar. Mesela İslamcı aktivist  Zehra Nejadbehram, kezzap kısasının kurbanın bireysel durumu dikkate alınarak verilmesi durumunda, toplumun geniş vadede büyük yara alacağını, bu nedenle de toplumsal maslahatın bireysel talebe öncelenmesi gerektiğini savunuyor.  Buna karşılık kızım Merve&#8217;nin Tahran üniversitesinden &#8220;laik&#8221; arkadaşları, &#8220;yazık değil mi Amine&#8217;ye, hayat boyu görmekten mahrum yaşayacak, bir de yüzü ne hale gelmiş, gençliği mahvoldu, buna karşılık suçlu bir zaman hapis yatıp çıkacak; elbet kısas gerçekleşsin&#8221; diyorlar.</p>
<p>Empati yapılması zor bir örnek bu; sapık cinayetine kurban giden çocukların annelerinin yerine kendinizi koymakta da zorlanırsınız mesela. Amine&#8217;nin yaşadıklarının uzağında duran herhangi bir kişinin onun yerine karar vermesi hiç adil gelmiyor bana.  Kezzap kurbanı Amine katilini -evet, katilini- affedebilir de; ancak bu onun vereceği bir karar olmalı. Barıs_icin_vicdani red_grubunda bu konunun derinlemesine tartışılmasını umuyorum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/29/affetmek-ilkeci-adalet-sonuccu-adalet%e2%80%99e-karsi-midir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/29/affetmek-ilkeci-adalet-sonuccu-adalet%e2%80%99e-karsi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gandhi’nin Saklı Sesi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/05/18/gandhi%e2%80%99nin-sakli-sesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/05/18/gandhi%e2%80%99nin-sakli-sesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 May 2011 10:38:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Paksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Sivil itaatsizlik]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=16219</guid>
		<description><![CDATA[Gandhi ve &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; kavramı son dönem siyasi gelişmelerimizin müdavim unsurları haline geldi&#8230; Kemal KILIÇDAROĞLU  &#8220;siyasi açılımını&#8221; Gandhi kimliği üzerinden yapmaya çabalarken, BDP ve PKK ise &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; başlattıklarını iddia ediyorlar&#8230; Ülkemizin her daim maruz kaldığı kavramların sloganlardan öte gidememesi sendromunu yine yaşamaktayız kısacası&#8230; Böyle bir zamanda Mahatma Gandhi ve fikirleri hakkında tartışmaya açık bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/gandhi1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-16221" title="gandhi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/05/gandhi1.jpg" alt="" width="225" height="257" /></a>Gandhi ve &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; kavramı son dönem siyasi gelişmelerimizin müdavim unsurları haline geldi&#8230; Kemal KILIÇDAROĞLU  &#8220;siyasi açılımını&#8221; Gandhi kimliği üzerinden yapmaya çabalarken, BDP ve PKK ise &#8220;sivil itaatsizlik&#8221; başlattıklarını iddia ediyorlar&#8230; Ülkemizin her daim maruz kaldığı kavramların sloganlardan öte gidememesi sendromunu yine yaşamaktayız kısacası&#8230; Böyle bir zamanda Mahatma Gandhi ve fikirleri hakkında tartışmaya açık bir makaleyi beğeninize sunmak istedim&#8230; (EP) </em></p>
<p><strong><em>(Bu makale </em></strong><a href="http://www.newyorker.com/magazine/bios/pankaj_mishra/search?contributorName=pankaj%20mishra"><strong><em>Pankaj Mishra</em></strong></a><strong><em> tarafından kaleme alınan ve </em></strong><a href="http://www.newyorker.com/"><strong><em>www.newyorker.com</em></strong></a><strong><em>  adresinde yayınlanan &#8220;</em></strong><strong><em>The Inner Voice</em></strong><strong><em>&#8221; isimli makalenin serbest çevirisidir.)</em></strong></p>
<p>Mahatma Gandhi şiddet içermeyen politikaların 20. yy&#8217;daki en meşhur savunucusuydu. Ancak kendisi aynı zamanda en görkemli siyasi başarısızlığın da sahibi miydi?.. Bu ihtimal onun yoğun ve esnek cazibesi nedeniyle genellikle göz ardı edilir. Even Glenn Beck&#8217;e göre, Gandhi örneği Martin Luther King, Jr. Nelson Mandela, Dalay Lama ve Aung San Suu Kyi gibi dünya çapında saygı değer birçok figür için ilham kaynağı oldu. Mark Zuckerbeg&#8217;den daha ziyade, Gandhi&#8217;nin direniş teknikleri Kahire&#8217;de Hüsnü Mübarek&#8217;e karşı düzenlenen gösterilerde <span id="more-16219"></span>tamamen benimsendi. Bu gösteriler tüm dünya medyasının gözlerini kamaştıran ve şiddet içermeyen geniş katılımlı gösteriler olarak tarihe geçti.</p>
<p>Ancak Hintli lider en önemli amacını gerçekleştirmekte başarısız oldu. Ömrü boyunca geniş bir kesim tarafından da sevilmedi&#8230; Gandhi sadece sömürgeci düzene karşı değildi. Aynı zamanda dünyanın en ücra köşesine Batılı emperyalistler tarafından yayılan modern sanayileşmiş topluma da karşıydı. Fakat Gandhi, Kral Lear gibi, dünyayı tekrar düzenleme konusunda limitlerini görmek için kendisini sonuna kadar zorladı.</p>
<p>Ancak Gandhi&#8217;nin siyasi ve politik hareketlerin geniş alanı üzerindeki etkisi ile böyle bir Shakespear trajedisi bağdaştırılabilir mi?.. Diğer taraftan neden Gandhi&#8217;nin örnekleri hala ahlâkî gücünü arttırmaya devam ediyor?..</p>
<p>20. yüzyılın başlarında Güney Afrika&#8217;da yaşayan bir genç olan Gandhi ahlâkî inançlara dayalı bir siyasi hareket modeli olan <em>&#8220;satyagraha&#8221;</em>yı geliştirdi. Bu dönem içerisinde Güney Afrika&#8217;da küçük Hintli azınlık ırkçı ayrımcılığa da maruz kalmaktaydı. Fakat Güney Afrika&#8217;daki ırkçılığa dayalı hiyerarşik yapı yüz yıl daha bozulmadan devam etti. 1915 yılında Hindistan&#8217;a döndüğü zaman Hindistan&#8217;da dokunulamaz olan sosyal yapı ile mücadele etme yollarını araştırdı. Fakat onun bu çabaları sembolik bir anlamdan öteye geçemedi. Hatta kendisini düşük gelirli Hindular bile desteklemedi. Gandhi&#8217;nin ideali küçük çaplı köy endüstrisi ile çevresel ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı idi. Onun müridi ve daha sonra Hindistan Başbakanı olan Jawaharlal Nehru ise bunun yerine Gandhi&#8217;nin kabul etmeyeceği yöntemleri tercih etti. Bu yöntemler geleneksel ulus inşasının bir parçası olan hızlı endüstrileşme ve şehirleşmenin yanı sıra 1,2 milyarlık Hindistan nüfusunun Batı tarzı tüketici toplum haline getirilmesiydi. 1930&#8242;ların ortalarına doğru Gandhi büyük ölçüde siyasetten uzaklaştı. Kendisini Hintli köylülerin ruhsal ve sosyal gelişmesine adamak için resmen Kongre Partisi&#8217;nden ayrıldı. 2. Dünya Savaşı&#8217;nda tükenmiş olan İngilizler ise bağımsızlık gelene kadar bu köylüleri Hintli değerlerinden koparma konusunda ümitsizliğe kapılmışlardı.</p>
<p>İngilizlerin Hindistan&#8217;dan acele ve düşüncesizce geri çekilmesi 20. yüz yılın en büyük fiyaskolarından birisine neden oldu&#8230; İngilizlere ait Hindistan&#8217;ın Hindu ve Müslüman çoğunluğu 1947 Ağustos&#8217;unda Pakistan&#8217;a dâhil oldu. Yaşanan kardeş katliamları Hindistan ve Pakistan&#8217;ı yıkıcı savaşlara ve orduların birbirilerini zayıflatma çabalarına mahkûm etti. Bu dönem içerisinde milyonlarca Hindu ve Müslüman katledildi.  Bu Gandhi için azap verici bir durumdu. Gandhi&#8217;ye göre sömürgeden kurtulmak merhamet ve adalet değerlerini benimsemeden insanların özgür olması anlamına geliyorsa böyle kurtuluş hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu nedenle Gandhi son büyük protestosunda da kaynaklarını Pakistan ile paylaşmayı reddeden Hindistan&#8217;a yönelik bir açlık grevi düzenledi. Bu zaman dilimi içerisinde Gandhi öleceğini sezmişti.  Kendisine tahsis edilen tüm polis korumalarını reddetti. 1948 Haziran&#8217;ında da  <em>&#8220;böyle mantıksız düşüncelerin bağımsız bir Hindistan&#8217;ın askerî gücüne ve zindeliğine zarar vereceği&#8221;</em> düşüncesiyle vatansever bir Hindu tarafından suikasta kurban gitti. Gandhi&#8217;nin düşünceleri küreselleşen dünyanın engin tecrübeleri ile daha da kökleşti.</p>
<p>Gandhi, 1869 yılında sakin bir Hindistan kasabasında dünyaya gelmişti. Dünyaya geldiği coğrafya acıklı bir halde maddi yönden Batı&#8217;ya bağımlı haldeydi. Yine aynı derecede entelektüel mana da Batı&#8217;ya yönelmişti. Askeri güç sahibi Avrupalılar milyonlarca Asyalı işçiyi daha uzak sömürgelere taşımaktaydılar. Bu şekilde ham maddelerin ve malların Asya ekonomisinden alınıp işlenmiş ürün halinde yerel pazarlara aktarılmasına çabalıyorlardı. Diğer taraftan kendilerinin Asyalılara göre ahlâkî yönden üstün olduklarına ikna olmuşlardı. Böylece Asya üzerinde sosyal ve kültürel reformlar yapılması için çalışmalar yapıyorlardı. En liberal örnek John Stuart Mill bile <em>&#8220;Hintliler&#8217;in Batı&#8217;ının önerdiği demokrasi, ekonomik özgürlük ve bilim gibi güzel değerleri benimsemeleri için ilk başta İngiliz vesayeti altında yetişmeleri gerektiğini&#8221;</em> öne sürüyordu. Bu düşünceler neticesinde birçok Asyalı dinlerini, ailelerini ve geleneklerini de barındıran çok eski köylerini ve kasabalarını terk etmeye zorlandılar. Bu terk edişlerinin sebebi güçlü beyaz adamın küçük ulus devletler kurma, kâr güdüsü ve daha çok silahlanarak dünyayı şekillendirme yönündeki iştahlı çabasından başka bir şey değildi.</p>
<p>Kırsal ortamından koparılan ve kendisine Batı tarzı eğitim verilen Gandhi de ilk başlarda bir İngiliz&#8217;den daha İngiliz olmak için çabalıyordu. Londra&#8217;da hukuk eğitimi aldı. 1891 yılında Hindistan&#8217;a geri döndü. İlk başlarda avukat olarak iş kurmak için çabaladı. Daha sonrasında öğretmen olmak için uğraştı. Fakat bu dönemi takiben yaklaşık on yıl içinde yaşamış olduğu ırkçı aşağılamalar kendisinin gerçek dünyada hangi konumda olduğunu anlamasını sağladı.  1893 yılında Hintli bir ticaret firmasında çalışmak üzere Güney Afrika&#8217;ya taşınmıştı. Bu dönem içerisinde batı modernitesinin araçlarının gerçekleştirdiği dramatik dönüşümü keşfetti. Bunun en iyi örnekleri gazetelerin yayınlanması, vapurların, demiryollarının ve silahların üretilmesi idi. Asya ve Afrika&#8217;da geniş bir nüfus uluslararası kapitalist ekonominin taleplerini gerçekleştiren çarka dâhil edilmişti. Gandhi Batı&#8217;nın geleneklerini ve yaşam biçimlerini dünya çapında yok eden ahlâkî ve psikolojik etkileri ile Batı kültürünün, siyaseti ve ekonomik kurallarının hükümranlığını keşfetmiş oldu.</p>
<p>Kendisi yalnız değildi. 20. yüzyılın başlarında modern Çinli ve Müslüman aydınlar Batı&#8217;nın evrensel Aydınlanmacı fikirlerini adaletsiz ırkçı bir hiyerarşik düzen için ahlâkî bir maske olarak görüyorlardı.  Bu nedenle hasarları düzeltilmiş güçlü ve saygın bir Konfüçyanizm&#8217;e ve İslam&#8217;a dönüş içerisindeydiler <em>(İnancını yitirmiş olan bu Konfüçyanist ve İslamcılar daha sonra komünizmin ve radikalizmin uzlaşmaz çizgilerine savruldular.). </em>Bununla beraber Gandhi&#8217;nin yaptığı eleştiriler ise dikkat çekici biçimde orijinaldi. O bu görüşlerini 1909 Kasım&#8217;ında dokuz gün içinde hararetle yazdığı Hind Swaraj isimli kitabında bir araya getirdi. Gandhi Marks&#8217;tan, Herbert Spencer&#8217;dan, Rus nihilistlerden, İtalya ve İrlanda&#8217;daki nasyonalistlerden etkilenerek Hindistan&#8217;da devrim gerçekleştirmeye çalışan emsallerinden farklı düşünüyordu. Gandhi suikastının entelektüel ataları kabul edilen Hindu nasyonalistler de Hinduizm temelli birleşik bir Hindistan&#8217;ı savunuyorlardı. Gandhi&#8217;ye göre bu nasyonalistler ülkeye İngiliz vesayeti yerine bunun benzer bir türünü getirmeyi amaçlamaktaydılar.</p>
<p>Gandhi&#8217;nin modern medeniyet hakkındaki fikirleri daha da ileriydi.  Ona göre, insan emeğini güce ve para kaynağına çeviren endüstriyel devrim, makinenin insan üzerinde üstünlük kurması, dinin ve ahlâkî değerlerin göz ardı edilmesi anlamına geliyordu. Gandhi&#8217;nin gördüğü kadarıyla Batı&#8217;nın siyaset felsefesi dünya endüstriyel kapitalizmi tarafından itirazsız onaylanmıştı. İngilizlere ait olan bu liberalizmin kuralları ekonomik gelişmelerin meydana getireceği endişeleri dikkate alsaydı, Hindistanlılar için belki de fayda sağlayabilirdi. Birçok Hintli tarafından da bu görüş kabul etmişti. Diğer taraftan medeniyeti sadece kendilerine ait bir değer olarak gören Avrupalılar Hindistan&#8217;ın sabır, basitlik, incelik, öte dünya inancı gibi geleneksel görüşlerini hor görüyorlardı. Gandhi hiçbir zaman Batı modernizminin bu önyargılarını bozmak konusundaki çabalarına son vermedi.  Hintli köylü kıyafetini giydi ve modern entelektüel ve siyasi işaretlerini taşıyan her şeyi reddetti. Onun vurguladığı doğru medeniyet maddî rahatlık, bedenen iyi olma ya da gelişmiş sanat ve mimariden ziyade ahlâkî yönden kendini tanıma ve ruhen güçlü olma anlamına geliyordu. Gandhi ağır silahlarla donatılmış merkezi ulus devlet yerine kendine yetebilen kırsal toplumu; büyük fabrikalar yerine küçük işletmeleri; makineler yerine el işçiliğini tercih etmişti. Aynı zamanda siyasi muhaliflerine empati yapmaları ve İngilizlere yönelik uygulanan şiddetten vazgeçmeleri için &#8220;satyagrahis&#8221;i teşvik ediyordu. Medeniyetin, İngilizlerin ya da her ne olursa olsun insan açgözlülüğü ve şiddetinin çok eskilerden beri var olan kurbanları için modern dünyanın ekonomisi, siyaseti ve biliminde şimdiye kadar görülmemiş ahlâkî yaptırımlar önerdi. Satyagraha belki de Hintlileri endüstriyel medeniyetin kötülüklerinin ne olduğunu fark etmelerini sağlayabilirdi. Düşmanlarının Gandhi&#8217;nin eylemlerine yönelik düşmanca yorumları Gandhi&#8217;nin hayatı boyunca devam etti. Müslümanlar Gandhi&#8217;yi Hindu &#8220;Raj<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[i]</a>&#8220;&#8216;ın habercisi olmakla suçladılar. Diğer taraftan Hindu nasyonalistler kendi argümanlarına yeteri kadar destek vermemekle suçladılar. Sol görüşlü Hindu&#8217;lar ise onun büyük Hintli iş adamları tarafından sınıflar arası çatışma çıkarmak maksadıyla satın alındığını iddia ettiler. Gandhi hakkında Avrupa&#8217;da konuşan çoğu kimse ise ona korku ve endişe ile yaklaşıyordu. Winston Churchill Gandhi&#8217;nin <em>&#8220;ayaklarını ve ellerini Delhi&#8217;nin kapısında yere koymasını ve kendisinin üzerinde Hindistan valisinin oturduğu bir kocaman bir fil tarafından orada çiğnenmesini&#8221; </em>istediğini belirtiyordu. Gandhi&#8217;nin Güney Afrika&#8217;da bulunduğu dönem içerisinde güvenilir bir hükümet raporu <em>&#8220;onun vicdanının, olaylara ahlâkî ve entelektüel yaklaşımının sıradan düşüncelere göre şaşırtıcı derecede farklı</em>&#8221; olduğunu ifade ediyordu. Hükümet kadar İngiliz basını da Hindistan&#8217;da var olan anti-sömürgeci hareketlere küçümseyici bir gözle bakıyordu.</p>
<p>Gandhi kendisine ait olan ve yüz sayıya ulaşan &#8220;Collected Works&#8221; isimli eserleriyle modern dönemin en üretken düşünürlerinden birisi&#8230; Aynı zamanda hala yeri doldurulamayan evrensel boyutta bir düşünür&#8230; Onun Güney Afrika&#8217;daki en yakın arkadaşları Almanya ve İngiltere&#8217;den göç eden Yahudi entelektüellerdi. İngiliz centilmen olmak için harcadığı boşuna çabaların ardından Rus bir din bilimcinin tavsiyeleri sayesinde Hindu bir filozof olma yolundaki adımlarını attı. Yeni Ahit, Ruskin, Thoraeu, G.K. Chesterton ve Tolstoy (romancı olmalarından ziyade tartışılan Hıristiyanlar)&#8217;dan olduğu kadar Bhagavat Gita<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[ii]</a>&#8216;dan da beslendi. Bu eserler sayesinde şiddet içermeyen kıssalar ile verdiği mücadelenin haklılığını tekrar yorumladı.</p>
<p>Samimi bir Hindu olduğu bilinmesine rağmen, Gandhi tapınakları nadiren ziyaret ederdi. Dinî gelenek ve ritüelleri de genellikle reddederdi. Başını çektiği hareketin takipçileri tarafından &#8220;Gandhizm&#8221; olarak ifade edilmesini tümüyle reddediyordu. Aslında &#8220;izm&#8221;li tüm ideolojilerin yok olması gerektiğini ifade ediyordu.  Kendisi modern anti-emperyalist bir dil kullanmasına rağmen anayasal demokrasiye, komünizme, endüstriyelleşmeye ve Asyalı, Hintli anti-emperyalistlerin kendilerini güçlendirmek için kullandıkları hiçbir argümanı desteklemedi. Bunun yerine ruhun gücüne, saklı sese, duaya ve zihnin saflığı ve temizliği gibi &#8220;eski boş inançları&#8221; tercih etti. Ki bu inançlar tepki toplamasına ve suikasta uğramasına sebep olmuştu.</p>
<p>Gandhi&#8217;nin topluma ayak uydurmayan (non-conformist) yöntemleri seküler düşünceye sahip gözlemciler tarafından korku ile karşılandı. Bu yöntemler kendisinden uzaklaşılmasına neden oldu. George Orwell, Gandhi&#8217;nin <em>&#8220;insan karşıtı (anti-human) ve gerici amaçları&#8221;</em> için <em>&#8220;estetik bir tiksinme&#8221;</em> olduğu itirafında bulundu. <em>&#8220;Gandhi&#8217;nin öğretileri her şeyin ölçüsünün insan olduğu şeklindeki bir inanışla benzeştirilemez.&#8221;</em> diyerek doğru bir uyarıda da bulunmuştu Orwell.</p>
<p>Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta sağ görüşlü İngiliz tarihçi Andrew Roberts Gandhi&#8217;yi cinsel yönden tuhaf birisi olduğunu iddia etmesiydi. Roberts&#8217;ın tamamen hatalı olmadığı nokta ise Gandhi&#8217;nin <em>&#8220;siyasi yönden yetersiz ve aşırı şekilde geçici heveslerine düşkün birisi olduğu&#8221;</em> konusu idi. Gandhi, Avrupalı Yahudilere Hitlere karşı şiddet içermeyen bir direnişte bulunmalarını tavsiye etmişti. Bunun üzerine III. Reich&#8217;i komik bir biçimde yanlış anlamakla suçlanmıştı.</p>
<p>Diğer taraftan Gandhi birçok davranışında oldukça bencil bir tavır sergilemekteydi. Gandhi kendisinin dinî sebeplerle evlenememe konusundaki yeminini karısına zorla kabul ettirmiş, öncesinde ise karısına danışmamıştı. Bunun yanında İngiliz tarihçi Judith Brown karısının iddialarını açık bir şekilde abartarak vermekte: <em>&#8220;insan hayatı, onun amaçları, kapasitesi ve toplum içinde kadının ve erkeğin doğası, işbirliği ve şiddet sorunu hakkında birçok radikal düşünceye sahip olan herhangi birisi Gandhi&#8217;nin daha önceden zaten bu fikirlere sahip olduğunu ve bunlarla uğraştığını görecektir.&#8221;</em></p>
<p>Gandhi&#8217;nin ismi artık oldukça sık bir biçimde birçok çatışma bölgesinde kullanılmakta. Zaman zaman bir Filistinli ya da İsrailli&#8217;nin Gandhi&#8217;nin fikirlerine ilgi ve arzu duyması onun şiddet içermeyen politikalarının ahlâkî üstünlüğünün kanıtı olarak kabul ediliyor. Gandhi bizim bağımsız dünyamızdaki birçok hastalığı ileri görüşlü olarak tanımlanabilecek yöntemlerle teşhis etti. Onun ekolojik çevre konusundaki görüşleri onun <em>&#8220;Dünya her insanın mutlu olacağı kadar imkâna sahip, fakat her insanın açgözlülüğünü karşılamak için yeterli değil.&#8221;</em> sözüyle özetlenebilir. Onun bu görüşleri ve organik tarıma teşvik etmesi artık herhangi birisinin güçlükle özel taşıta sahip olması veya dünya nüfusunun sadece bir kısmının düzenli olarak et tüketebilmesi kadar enteresan gelmiyor.  Almanya&#8217;da giderek popülaritesi yükselen Yeşiller Partisi&#8217;nin kurucularından Petra Kelly de, Gandhi&#8217;nin şu an için bayağı bir düşünce olarak görülen çevreye duyarlı topluma sahip olma düşüncesi hakkında olumlu düşünüyor. Gandhi&#8217;nin fikirlerinin <em>&#8220;kendi isimlerinin şiddetle birlikte anılma riskinin azaltılmasında&#8221;</em> faydalı olacağına inanmakta.</p>
<p>Bununla birlikte, Gandhi&#8217;nin siyasete en büyük katkısı, onun teori ve pratiklerinin yüksek motivasyona sahip, disiplinli topluluklar meydana getirmesi. Bu noktada onun ruhanî inanışları çok önem arz ediyordu. Özellikle, demokrasi ya da diktatörlük, kapitalist ya da sosyalist herhangi bir rejim altında yaşayan insanlar her zaman bir vicdanın özgürlüğüne, daha derinlerde ahlâkî seçim yapabilme yetisine ömürlerinin her anında sahiptirler. Gandhi&#8217;nin kendi gücünün farkında olan bireylerin işbirliği içinde hareket etmeleri düşüncesi her zaman tasvip edilmekte. Bu düşünce ahlâkî manada &#8220;gerçek ve sürekli güç&#8221; sahibi bireylerin sayısının şaşırtıcı çokluğuna dünya medyasının dikkatini çekebilir. Son olarak Arap isyanları da bunu doğrulamış durumda. Bu durum Hannan Arendt&#8217;in 1968 Prag Baharı hakkında yazdığı analizle benzerlik teşkil eder: Baskıcı bir rejim ya da hükümet terörü kullandığı müddetçe ya da baskıcı düzene tamamen teslim olunmadıkça ne böyle bir düzen meydana getirilebilir ne de böyle bir düzen baskı kurabilir.</p>
<p>Gandhi, başını çektiği siyasi hareketi sonu önceden belli bir yol olarak görmedi. Eskiden üyesi olduğu Kongre Partisi&#8217;ne yeni bir yönetim sınıfı oluşturmak yerine Hindistan&#8217;ın bağımsızlığını sağladıktan sonra kendisini feshetmesi tavsiyesinde bulundu. Gandhi siyasetin profesyonel siyasetçilere, teknokratlara ve hükümet politikalarını şekillendiren ve kamuoyunu etkileyen gazetecilere bırakılacak kadar önemli olduğunu hissetmişti. O &#8220;halk&#8221; ve &#8220;hemşerilik&#8221; argümanların kullanıldığı seçim taktikleri ve siyaset yöntemlerinden uzak durdu. Onun için çalışmak ile kadın ve erkeğin kan, ten birlikteliği ile birbirine bağlı olması <em>(mutlu bir kadın-erkek ilişkisini kastediyor (ç.n)</em> dünyada var olmanın en mutlu yollarıydı. Bu yüzden siyasi ve sosyal hareketler kendi içlerinde sonları barındırmaktaydılar.</p>
<p>Akeel Bilgrami, Gandhi&#8217;yi Lenin ve Frantz Fanon&#8217;dan daha büyük &#8220;anti-emperyalist teorisyen&#8221; olarak tanımlıyor. Bu doğru olabilir, çünkü Gandhi, diğerlerinden farklı olarak, sadece Batı emperyalistlerini hedef almadı. Kapitalizmin yeni pazarlar ve Asya ve Afrika&#8217;da yeni kaynaklar için sonu gelmeyen açlığını da suçlamadı. Onun görüşüne göre, insanların ve kaynakların organize bir biçimde sömürülmesi tüm endüstriyel medeniyete has bir özellikti. Yine o Japonya gibi güçsüz olma pahasına bu düzenin Asya&#8217;daki gönüllü taklitçilerini de bu eleştirilerinden ayrı tutmadı. Gandhi yine Mao&#8217;nun Batı&#8217;nın sanayileşmesini yakalamak için başlattığı ve yaklaşık üç dört milyon insanın hayatına mal olan <em>&#8220;Büyük Atılım Hareketi (Great Leap Forward)&#8221;</em>  gibi hareketleri de onaylamıyordu. Eğer Hindistan sanayileşirse bunun diğer uluslar için bir hakaret, dünya için bir tehdit olabileceğine ikna olmuştu.</p>
<p>Bilgrami&#8217;ye göre Gandhi bilimsel bir dünyanın, dinî bir dünya üzerinde kazanacağı zaferin doğayı kutsallıktan yoksun bırakacağını düşünüyordu. İnsafsızca ve sistematik bir biçimde madenciliğin, ormanların yok edilmesinin, tarım ticaretinin doğayı yağmaya tabi bırakacağını sezmişti.  Gandhi&#8217;ye göre, insanlığın modern bakış açısı çerçevesinde <em>&#8220;kazançlar ve faydalar&#8221;</em> terimleriyle tanımlanması <em>&#8220;dünyanın kendi bünyesinde ahlâkî ve kuralcı (normative) taleplerin hiçbir etkinliğinin bulunmadığı&#8221;</em> şeklinde algılanmasına neden olmaktaydı. Yine aynı şekilde bu tanımlama Batı&#8217;nın ve Doğu&#8217;nun <em>&#8220;kavramsal esaret (cognitive enslavement)&#8221;</em> yönüyle benzeşmesinin de sebebini teşkil ediyordu. Gandhi için gerçek bir anti-emperyalizm milyonlarca Hintliyi <em>&#8220;çökmüş ve faydacı modernitenin&#8221;</em> demir kafesi içine sokmayan siyasi ve ekonomik bir yapının tasarlanmasında yatmakta.</p>
<p>Gandhi&#8217;nin fikirlerinin sahip olduğunu düşünebileceğimiz küstahça bir radikalizm onun isminin ortaya çıkardığı evrensel tatlılık içinde kaybolmuştu.  Onun birçok argümanının çılgınca bağırıp çağıran bir Liddute<a name="_ednref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn3">[iii]</a>&#8216;ınki ile benzer olduğu görülebilir. Mesela onun günümüz avukat ve doktorlarını daha açgözlü ve sorumsuz olmakla suçlaması buna bir örnek teşkil eder. Fakat bunlar gerçekte doğrunun özünü yansıtmaz&#8230; Yüzyıl sonra biz Gandhi&#8217;nin fikirlerini daha iyi kavramış olacağız&#8230; Bir avukatın kâr güdüsünün insanları bir araya getirmekten ziyade daha fazla ayrışmaya neden olduğunu fark edeceğiz&#8230; Modern ilaç sanayinin kârlı işlerinin hastalığını gerçek nedenlerini göz ardı ederken hastalığın semptomlarını tedavi etmeye çalıştığını görmüş olacağız&#8230;</p>
<p>Yazar David Macdonald Gandhi&#8217;yi kesinlikle sevdiğini söylüyor. Çünkü Gandhi liberal gelişimin demiryolları vb. ıvır zıvırlarına karşı saygı duymuyordu. Yine demokrasi ve faşizm ile ilgili de bir söylemi yoktu. Ona göre, Gandhi <em>&#8220;dünyada bir maskeye sahip olmayan ve insan olarak ön plana çıkan son politik liderdi.&#8221;</em> Macdonald Gandhi&#8217;nin ölümünün ardından şu övgü dolu sözler yazmıştı : <em>&#8220;insanî ölçüde son lider.&#8221;</em> Ancak Gandhi&#8217;nin birçok toplumun kurtuluşunu hedefleyen rasyonel ve seküler ideolojileri (liberal kapitalizm, nasyonalizm, sosyalizm) reddetmesi bizim onun eşsiz bir dünya görüşüne sahip olduğunu düşünmemiz konusunda bizi zora sokuyor.</p>
<p>Ruhani düşüncelere sahip bilge bir düşünür figürü olarak dini inançlarının da ortaya koyduğu üzere, Gandhi modern toplumun ahlâki sorumluluklarını ve görevlerini dile getirmesi konusundan uzak kaldı. Otoriteye ait bu tarz geleneksel görüşler günümüzde ideolojiler, mevcut kurumlar ile bilimin ve ticaretin seküler dünya görüşleri tarafından ortadan kaldırılmış durumda. Bu alan göreceli olarak Simone Weil, Reinhold Niebuhr ve Czeslaw Milosz gibi marjinal dinî yazarlara ahlâksız (immoral) ve karışık toplumlarda ahlâklı (moral) kadın ve erkeğin bir arada varlığının zorluğuna değinilmesi için bırakılmış vaziyette. </p>
<p>Gandhi tarihin en şiddet dolu yüzyılının ortalarında ahlâkî bir yaşamın yolunu çizmeye çabaladı&#8230; Şimdi görülüyor ki kendisi karşı-kültür geleneği içerisinde en seçkin figür olarak yerini almış durumda. Diğer taraftan eğer onun mesajlarının bazı bölümleri doğruyu işaret ediyorsa, bu bizim onun sosyal yaşamımız ile ilgili endişelerini paylaşmamız sebebiyledir.   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1"><em><strong>[i]</strong></em></a><em> <strong>Raj:</strong> Hindu dilinde olumsuz anlamda &#8220;Krallık&#8221; manasına gelir.(ç.n)</em></p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2"><em><strong>[ii]</strong></em></a><em> <strong>Bhagavat Gita:</strong> Hinduizm&#8217;de kutsal bir kitap. (ç.n)</em></p>
<p><a name="_edn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref3"><em><strong>[iii]</strong></em></a><em> </em><strong><em>Liddute:</em></strong><em>Sanayileşme, otomasyon ve benzeri yeni teknolojilere karşı muhalif tavır sergileyen bir akım.(ç.n) Bkz: </em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Luddite"><em>http://en.wikipedia.org/wiki/Luddite</em></a><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/05/18/gandhi%e2%80%99nin-sakli-sesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/05/18/gandhi%e2%80%99nin-sakli-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(9):Kan Kokusunu Sever</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir9kan-kokusunu-sever/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir9kan-kokusunu-sever/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2011 21:02:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15961</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/kan_kokusu.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15962" title="kan_kokusu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/04/kan_kokusu.jpg" alt="" width="500" height="746" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/28/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir9kan-kokusunu-sever/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/28/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir9kan-kokusunu-sever/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KONFERANS: Anayasa Yapımı, Yargı Reformu ve Geçmişle Yüzleşme</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/konferans-anayasa-yapimi-yargi-reformu-ve-gecmisle-yuzlesme/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/konferans-anayasa-yapimi-yargi-reformu-ve-gecmisle-yuzlesme/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 12:48:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15614</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı 15-16 Nisan 2011 (Cuma ve Cumartesi) tarihlerinde Ankara&#8217;da &#8220;Demokratik Geçiş Dönemlerinde Adalet: Anayasa Yapımı, Yargı Reformu ve Geçmişle Yüzleşme&#8221; isimli uluslararası bir konferans düzenleyecektir.
 
Konferans, demokratik geçiş, anayasa yapımı, yargı reformu ve geçiş döneminde adalet konularında fikir ve tecrübelerini paylaşmaları adına Türkiye ve benzer şekilde demokratik geçiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı 15-16 Nisan 2011 (Cuma ve Cumartesi) tarihlerinde Ankara&#8217;da <strong><em>&#8220;Demokratik Geçiş Dönemlerinde Adalet: Anayasa <span id="more-15614"></span>Yapımı, Yargı Reformu ve Geçmişle Yüzleşme&#8221;</em></strong> isimli uluslararası bir konferans düzenleyecektir.<br />
 <br />
Konferans, demokratik geçiş, anayasa yapımı, yargı reformu ve geçiş döneminde adalet konularında fikir ve tecrübelerini paylaşmaları adına Türkiye ve benzer şekilde demokratik geçiş tecrübesi yaşamış diğer ülkelerden hukuk uzmanlarını, akademisyenleri ve siyasetçileri bir araya getirecektir. Türkiye tarihindeki ilk demokratik anayasanın hazırlanmasının müzakere edildiği, aydınlatılamamış siyasi cinayetler ile vatandaşlara karşı güvenlik güçleri tarafından işlenen insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak için hakikat komisyonlarının kurulması ihtimalinin tartışıldığı bir dönemde gerçekleştirilecek olan konferans, bu tartışmalara önemli ve yerinde bir katkıda bulunacaktır.<br />
 <br />
Konferansın ilk gününde, demokratik geçiş döneminde anayasa yapım süreçleri ve yargısal reform konulu iki panel ve bir yuvarlak masa oturumu gerçekleştirilecektir. İkinci günde, geçiş döneminde adalet ve yargıçlar, avukatlar ve insan hakları aktivistleri gibi yargısal aktörlerin bu süreçteki rolleri üzerine bir panel yapılacaktır. Konferans programını aşağıda görebilirsiniz.<br />
 <br />
 <br />
Dedeman Hotel, AnkaraCuma, 15 Nisan 201109.30-10.00      Kayıt; Çay/Kahve<br />
10.00-11.00      Açılış Konuşmaları<br />
Can Paker, TESEV Yönetim Kurulu Başkanı<br />
Sadullah Ergin, 60. Hükümet Adalet Bakanı (davet edildi)<br />
11.00-12.30      Panel 1: Anayasa Yapımı ve Demokratik Geçiş Oturum Başkanı ve Tartışmacı:<br />
Etyen Mahçupyan, TESEV Demokratikleşme Programı <br />
Panelistler:<br />
Hanna Lerner, Tel Aviv Üniversitesi<br />
Levent Köker, Atılım Üniversitesi<br />
12.30-14.00      Öğle Yemeği<br />
14.00-16.00      Yuvarlak Masa Tartışması 1: Bölünmüş Toplumlarda Anayasa Yapımının Temel ZorluklarıOturum Başkanı ve Tartışmacı:<br />
Levent Köker, Atılım Üniversitesi<br />
Panelistler:<br />
Ahsen Coşar, Türkiye Barolar Birliği (davet edildi)<br />
Serap Yazıcı,  İstanbul Bilgi Üniversitesi<br />
Fikret İlkiz, Bianet Bağımsız İletişim Ağı (davet edildi)<br />
Ayhan Bilgen, Demokratik Anayasa Hareketi<br />
Osman Can, Yeni Anayasa Platformu<br />
16.00-16.15      Kahve Arası<br />
16.15-18.00      Panel 2: Yargı Reformu ve Demokratik Geçiş<br />
           <br />
Oturum Başkanı ve Tartışmacı:<br />
Feray Salman, İnsan Hakları Ortak Platformu (davet edildi)<br />
Panelistler:<br />
Yonko Grozev, Liberal Stratejiler Merkezi Vojin Dimitrijevic, Belgrad İnsan Hakları Merkezi Mustafa Tören Yücel, Çankaya Üniversitesi<br />
 <br />
Cumartesi, 16 Nisan 2011<br />
 <br />
10.00-10.30      Kayıt; Çay/Kahve<br />
10.30-13.00      Panel 3: Demokratik Geçiş Süreçlerinde Geçmişle YüzleşmeOturum Başkanı ve Tartışmacı:<br />
Dilek Kurban, TESEV Demokratikleşme Programı <br />
Panelistler:<br />
Katya Salazar, Due Process Vakfı<br />
Tahir Elçi, Avukat<br />
Mehmet Uçum, Avukat<br />
Eren Keskin, Avukat <br />
 <br />
LCV: Nurgül Çelebi,+90-212-292 8903, <a href="mailto:nurgul@tesev.org.trDaha">nurgul@tesev.org.trDaha</a> fazla bilgi için: Koray Özdil;<br />
+90-212-292 8903 (129), <a href="mailto:koray.ozdil@tesev.org.tr">koray.ozdil@tesev.org.tr</a><br />
 <br />
Not: Toplantımız halka ve basına açıktır, ancak toplantıya katılım için mutlaka LCV yapılması gerekmektedir</p>
<p> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="143" height="224" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/04/08/konferans-anayasa-yapimi-yargi-reformu-ve-gecmisle-yuzlesme/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/04/08/konferans-anayasa-yapimi-yargi-reformu-ve-gecmisle-yuzlesme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk&#8217;un Üstündedir(1): Nazım&#8217;ın Yüzüne Tükürebilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 10:14:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15401</guid>
		<description><![CDATA[Bir fikir sırf kitap / gazete haline geldi diye kutsallık, dokunulmazlık kazanmaz. Söz güçtür. Silah, kas gücü ve para gibi renksiz ve kokusuzdur. İyi amaçla kullanılabileceği gibi kötü amaçla da kullanılabilir. Söz vardır savaş başlatır, söz vardır savaş bitirir. Bu bağlamda basın ve ifade SERBESTLİĞİ de bir değer değildir, bir gücün serbestçe kullanılmasıdır.
&#8220;Sayın Dumanlı&#8217;nın başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir fikir sırf kitap / gazete haline geldi diye kutsallık, dokunulmazlık kazanmaz. Söz güçtür. Silah, kas gücü ve para gibi renksiz ve kokusuzdur. İyi amaçla kullanılabileceği gibi kötü amaçla da kullanılabilir. Söz vardır savaş başlatır, söz vardır savaş bitirir. Bu bağlamda basın ve ifade <strong>SERBESTLİĞİ</strong> de bir değer değildir, bir gücün serbestçe kullanılmasıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Sayın Dumanlı&#8217;nın başka gazetelere bakmaktan artık Zaman okumaya vakti olmuyor herhalde. Bugünkü Zaman&#8217;da &#8220;öldüren&#8221; bir haber: &#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=638639">Sünnetsiz kundakçı DTP adına kurban derisi toplamış</a></em><em>&#8221; Aslında Zaman bunu ilk defa yapmıyor ama bu kez altını ısrarla çizmekte fayda var. <strong>Hıristiyan öldürmenin biraz daha &#8220;ucuz&#8221; olduğu garip bir adalet sistemimiz var</strong>. Yeni anayasanın ve yargı reformunun bu konuda yavaş ama kalıcı iyileştirmeler getireceği umuluyor.&#8221;</em> (<a title="Permanent Link to Zaman Gazetesi ırkçı mı oluyor?" href="http://www.derindusunce.org/2008/01/16/zaman-gazetesi-irkci-mi-oluyor/">Zaman Gazetesi ırkçı mı oluyor?</a>)</p>
<p><strong>ÖZGÜR</strong> gazeteci ile <strong>SERBEST</strong> gazeteci arasında fark vardır. Gazeteci kalemini kana bula<strong>MA</strong>mak ya da sat<strong>MA</strong>mak için icabında kırabilmelidir. Yani kariyer, şöhret, maddî kazanç hatta hayatını bunların fevkinde bir <strong>&#8220;DEĞER&#8221;</strong> uğruna feda edebilirse basın <strong>ÖZGÜRLÜĞÜNDEN</strong> bahsedilebilir.</p>
<p>Altın zincirlerle klavyelerine mıhlanmış günümüz gazetecileri ise çoğunlukla <strong>SERBESTTİR</strong> ama <strong>ÖZGÜR</strong> değildir. (Bkz. <a title="Permanent Link to Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür..." href="http://www.derindusunce.org/2010/10/05/hayvan-serbesttir-insan-ozgurdur/">Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür&#8230;</a> )</p>
<p>özgürlükleri sınırlayan, şiddeti, ırkçılığı teşvik eden gazete ve kitaplar da özgür olmalı mıdır? Resmî ideolojinin hizmetinde <span id="more-15401"></span>olan, PKK ya da Ergenekon gibi terör örgütlerine çalışan gazeteciler Hukuk&#8217;un üstünde midir?</p>
<p> Kürtçeyi yasaklamak gerektiğini savunan bir kitap yazılsa bu kitap ve yazarını <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?  </p>
<p>Başörtüsü yasağını savunan yayınları <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?  </p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetlerini isyana ve eşkıyalık yapmaya teşvik eden, <strong><em>&#8220;ordu göreve&#8221;</em></strong> diye manşetler atan insanları <strong>&#8220;fikir serbestliği&#8221;</strong> uğruna savunmak gerekir mi?</p>
<p>İnsanî <strong>ÖZGÜRLÜK</strong> ile hayvanî <strong>SERBESTLİK</strong> arasında net bir seçim yapmış olan, adeta kiralık katil ya da silah tüccarı gibi çalışan gazetecileri Hukuk&#8217;un üstünde görmek demokrasiye hizmet eder mi? Yoksa tersine bu insanların herkes gibi kanun önünde hesap vermesi gerektiğini mi savunmalıyız?</p>
<p>Hannah Arendt&#8217;in söylediği gibi söz söylemekle başlar politik eylem. Özgürlük kavramı çoğuldur, politiktir.</p>
<p>Şiddet karşısında politik eylemin bittiği yer yine sözdür. Söz eğer zalimin elinde oyuncak olmuşsa Kalp kalesinin düşmesi de muhtemeldir. Zira Kur&#8217;an&#8217;ın ve Sünnet&#8217;in öğrettiği gibi zulüm karşısında toplu direnişin son durağıdır söz söylemek. Sonra elde kalan, imanın <strong>&#8220;en zayıf/düşük derecesi&#8221;</strong> olan kalp ile buğz etmektir&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin <strong>Hukuk&#8217;a öncelik veren bir gazetecilik anlayışına</strong> acilen ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aşağıda eski bir gazete kupürü var. Haber eski ama kullanılan &#8220;gazetecilik tekniği&#8221; basınımızın hâlâ çok sevdiği bir teknik. Daha yeni örnekler için buraya bakabilirsiniz: <a href="http://www.nefretsoylemi.org/">http://www.nefretsoylemi.org/</a>:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>..Eşref&#8217;in Abdülhamide verdiği tavsiye aklımıza geliyor. Bu tavsiye resmini teksir etip dağıttır ki millet doya doya yüzüne tükürsün mealindedir. </em><em>Bizde yukarıdaki Nazım resmini bu gaye ile basmış bulunuyoruz</em>&#8220;</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090206_derin_dusunce_org_nazim_hikmet.jpg" alt="" width="411" height="199" /></p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse &#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/28/turk-basini-hukukun-ustundedir1-nazimin-yuzune-tukurebilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı olmak ya da Osmanlı fetişizmi yapmak&#8230; işte bütün mesele!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/osmanli-olmak-ya-da-osmanli-fetisizmi-yapmak-iste-butun-mesele/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/osmanli-olmak-ya-da-osmanli-fetisizmi-yapmak-iste-butun-mesele/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 07:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14978</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;[...]
 OSMANOĞULLARININ ÂKIBETİ NE OLACAK?
Bir gün cihân pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân Han, Yahyâ Efendi hazretlerine bir hatt-ı şerîf gönderdi ve; &#8220;Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize Osmanoğullarının âkıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.&#8221; dedi. Hatt-ı şerîfi okuyan Yahyâ Efendi eline kalem kâğıt alıp; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/osmanli.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14594" title="osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/osmanli.jpg" alt="" width="223" height="248" /></a>&#8220;[...]</p>
<p><em> <strong>OSMANOĞULLARININ ÂKIBETİ NE OLACAK?</strong></em></p>
<p>Bir gün cihân pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân Han, Yahyâ Efendi hazretlerine bir hatt-ı şerîf gönderdi ve; &#8220;Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize Osmanoğullarının âkıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.&#8221; dedi. Hatt-ı şerîfi okuyan Yahyâ Efendi eline kalem kâğıt alıp; &#8220;Kardeşim! Neme gerek.&#8221; diye iri harflerle yazıp Kânûnî&#8217;ye gönderdi. Kânûnî, Yahyâ Efendiden gelen mektûbu okuduğunda hayretler içinde kaldı. Fakat bir şey anlamamıştı. Derhal bir kayık hazırlanmasını emretti ve bu bilmece sözün mânâsını anlamak için Yahyâ Efendinin dergâhına geldi. Yahyâ Efendiyi görür görmez; &#8220;Ağabey! Ne olur gizlemeyip, suâlime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.&#8221; dedi. Yahyâ Efendi bunun üzerine tebessüm edip; &#8220;Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamana şaşarız.&#8221; dedi. Kânûnî; &#8220;Nasıl?&#8221; deyince, Yahyâ Efendi;<span id="more-14978"></span> &#8221;Zulüm, haksızlık yayılsa, işitenler de; &#8220;Neme gerek.&#8221; dese ve onu önlemeye çalışmasalar, sonra koyunu kurt değil de çoban yese, bilenler de bunu söylemeyip gizlese, fakirler, muhtaçlar, gariplerin feryâdı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmese, işte o zaman felâkettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazînelerin boşalır. Askerin itâat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadderdir.&#8221; buyurdu. Kânûnî bunları işitince, göz yaşlarını tutamadı. Yahyâ Efendiye olan sevgisi daha da arttı.[...]</p>
<p>&#8230;Bir gün Yahyâ Efendi hazretleri Sahn-ı semân Medresesine gitmek için yola çıkmıştı. Yolda atının yularını bir papaz tuttu ve; &#8220;Ey âlim zât! Ey Yahyâ Efendi! Size bir suâlim var. Bu müşkül işi bana îzâh edin. Soracağım şeyin cevâbı acabâ dîninizde var mıdır? Her sene yeni defter tutulmayıp, gidiyor. Ölen kalan kim bilinmeden ölmüş bir gayr-i müslimden devletçe haraç isteniyor? Bu nasıl iştir. Bu şekilde hareket dîninizde var mıdır?&#8221; dedi. Yahyâ Efendi bunları duyunca; &#8220;Hayır. Dînimizde ölmüş bir gayr-i müslim vatandaştan haraç alınmaz. Sonra çok fakir kazandığıyla güç geçinen kimseden ve çok yaşlı olanlardan da haraç alınmaz. Bunlar affolunmuşlardır. Sultânımız ona muhtaç değildir.&#8221; dedi. O zaman papaz; &#8220;Efendi şunu iyi bil ki, bizden ölen kimsenin bile haracını isteyip, her yıl alırlar. Bunu ben size soruyorum. İslâm dîni bunun alınmasını istiyor mu? Ne olur bunu Sultan Süleymân Hana arzedin, haber verin, sorun?&#8221; dedi.</p>
<p>Bunları işiten Yahyâ Efendi celâllendi ve din gayreti ile medreseye vardı. Ders yapmadan önce hemen kalem kâğıt istedi ve Sultan Süleymân Hana hitâben; &#8220;Ey cihân sultanı Süleymân Han! Şimdi sana saltanat haram oldu. Zulmün ölen kişilere kadar uzandı demek. Halbuki böyle bir zulmü senin ecdâdın yapmamıştı. Bu mudur din gayreti? Bak, müminleri bir kâfir ilzâm ediyor, susturuyor, çâresiz bırakıyor.&#8221; diye yazdı. Sonra da sevdiği birine bu mektubu verip Sultana gönderdi. Mektup, Kânûnî&#8217;nin eline ulaştığında, Kânûnî ona nazar edip okudu. Rengi değişip, kalbini bir üzüntü kapladı. Tahtından indi ve bir adamını Yahyâ Efendiye göndererek geleceğini bildirdi. Çok geçmeden saltanat kayığına binip Yahyâ Efendinin dergâhına vardı. Hürmetle selâm verip yaklaştı ve; &#8220;Ağabey! Bu mektup da nedir? Bunu bize siz mi gönderdiniz? Ey güzel haslet sâhibi! Nedir suçumuz? Bize bunu beyân edip açıklayınız? Biz de işin hakîkatını bilelim. Saltanat bana neden haram oldu? Kime zulmeyledim?&#8221; diye sordu.</p>
<p>O zaman Yahyâ Efendi hazretleri ona; &#8220;Pâdişâhım! Bu ne iştir. Defterleri her sene niçin yenilemezsiniz? Ölmüş olan gayr-i müslimlerden memurlarınız haraç toplarlar. Böyle ele geçen mal sana hiç helal olur mu? Bu senden beklenmez. Yediğin, giydiğin haram olunca, elbetteki saltanat da sana haram olmuş demektir.&#8221; dedi.</p>
<p>Hayretler içinde kalan Kânûnî; &#8220;Hâlimi Allahü teâlâ biliyor ki, bu söylediklerinizden zerrece haberim yoktur.&#8221; dedi. Yahyâ Efendi de; &#8220;O halde bu gaflet nedir? Yarın Allahü teâlânın huzûrunda buna vereceğin cevap ne olur. Memurların gayr-i müslim malı alırlar. Bu kâfir hakkı, kul hakkı olur. Ergeç Allahü teâlânın huzûruna çıkacaksın. Yakanı kâfirin eline vereceksin. Netîcede korkarım Cehennem ateşine atılırsın. Cihân pâdişâhının kâfirle birlikte gelmesi lâyık mıdır? Bu mudur din gayreti, bu mudur îmân gayreti? Kullara zarar verene, inletip ağlatana Allahü teâlânın rızâsı yoktur. Sana yolların en hayırlısı gösterilmişken, buna Resûlullah efendimiz hiç rızâ gösterir mi? Yaptığın işler yanlıştır. Niçin adâletle işlerini görmezsin? Dîninin bildirdiği yola gitmezsin? Şunu iyi bil ki, ey cihân pâdişâhı! Şöhret zînetinin hepsi burada bu dünyâda kalır. Bu apaçık bir iştir. Eğer adâletle bir iş yaptıysan, sana kalacak odur.&#8221; buyurdu. <a href="http://www.biriz.biz/evliyalar/ea1445.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/02/osmanli-olmak-ya-da-osmanli-fetisizmi-yapmak-iste-butun-mesele/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/02/osmanli-olmak-ya-da-osmanli-fetisizmi-yapmak-iste-butun-mesele/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>N.Ç Vakası ve Adli Tıp Kurumu Faciası</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/nc-vakasi-ve-adli-tip-kurumu-faciasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/nc-vakasi-ve-adli-tip-kurumu-faciasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Feb 2011 07:18:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14921</guid>
		<description><![CDATA[
Basında N.Ç. davası olarak yer alan dava  zaman aşımı sebebiyle düşmesine bir ay kala nihayet sonuçlandırıldı. Derin Düşünce sayfalarında bir kaç ay önce &#8220;İmtiyazlı yurttaşlık olarak yasa bağışlayıcılığı&#8221; ve &#8220;Kaçın kadınlar devlet geliyor&#8221; gibi yazılarla bir parça bu davayı anlatmaya çalışmıştık.
N.Ç. 12 yaşında zorunlu göç mağduru bir ailenin kızı. Tam 7 ay boyunca Mardin&#8217;de aralarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-5209" title="20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090418_derin_dusunce_org_tecavuz_kadina_karsi_siddet-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Basında N.Ç. davası olarak yer alan dava  zaman aşımı sebebiyle düşmesine bir ay kala nihayet sonuçlandırıldı. Derin Düşünce sayfalarında bir kaç ay önce &#8220;İmtiyazlı yurttaşlık olarak yasa bağışlayıcılığı&#8221; ve &#8220;Kaçın kadınlar devlet geliyor&#8221; gibi yazılarla bir parça bu davayı anlatmaya çalışmıştık.</p>
<p>N.Ç. 12 yaşında zorunlu göç mağduru bir ailenin kızı. Tam 7 ay boyunca Mardin&#8217;de aralarında Yüzbaşı, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü, bir okulun müdür yardımcısı ve eşraftan bazı kişiler tarafından toplamda tam 31 erkeğin tecavüzüne uğramış, fiili livataya maruz kalmış bir kız çocuğu. Basının gündemine bundan 7,5 yıl kadar önce önceleri &#8220;Falanca Bakanımız&#8221; sonraları &#8220;Filanca Bakanımız&#8221;  olan Cemil Çiçek&#8217;e yazdığı mektupla geldi. O mektubunda şöyle diyordu N.Ç.:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>&#8220;Sayın bakan adım N.Ç. 13 yaşındayım. Ben daha çocuğum. Küçük yaşta çekmediğim acı kalmadı. 12 yaşındayken; babam ve dedem yaşındaki onlarca adam bana 7 ay boyunca zorla tecavüz ettiler. Davam hala devam etmektedir. Ben bunların hiçbirini hak etmiyorum. Gazeteleri her gün takip etmekteyim. Her gün bir genç kızın hayatı kararıyor. Yeter artık biz çocuklar okumak istiyoruz. Oyun oynayacak çocuklarız. Ben artık hiçbir genç kızın hayatının kararmasını istemiyorum. O kötü acıyı ben çektim, başka kimsenin çekmesini istemiyorum&#8221;</strong></p>
<p>Geçen bu 7,5 yıllık süreç içerisinde 31 sanıktan bir kısmı delil yetersizliğinden serbest <span id="more-14921"></span>bırakıldı, iki tanesi kayıplara karıştı ve bir türlü bulunamadı. Kalan 26 sanık bu davada <strong>en alt sınırdan</strong> cezalar aldılar. İyi hal indiriminden yararlandılar, N.Ç aleyhine yorumlanan kimi argümanlarla ve en önemlisi Adli Tıp raporuna göre verilmiş bir kararla mümkün olan en az cezayı alarak &#8221; paçayı sıyırdılar&#8221;.</p>
<p>N.Ç geçen bu 7,5 yıllık zaman sürecinde tecavüzün vücudunda açtığı yaralar için tedavi gördü. Ruhunda açtığı yaralar için uzun terapi seanslarına girdi. Manevi anneleri ve koruyucuları Eren Keskin ve Leman Yurtsever&#8217;in anlattığına göre defalarca sinir krizleri, buhranlar geçirdi. Bugün itibarıyla o liseyi bitirmek üzere olan okumaya azmetmiş bir genç kız.</p>
<p> Konunun bu boyutu bir tarafa henüz gerekçeli karara ulaşmak mümkün olmasa da basına yansıdığı kadarı ile davada faillerin en alt sınırdan ceza almalarına sebep olan &#8220;hukuksal gerekçeleri&#8221; görebiliyoruz:</p>
<p>* N.Ç.&#8217;nin rızası vardı, para kazanmak için yaptı<br />
* Her şeyin farkındaydı, zorla alıkonulmadı<br />
* Cebir ve baskı yok, isteseydi karşı koyabilirdi</p>
<p>12 yaşında bir kızda rıza ve farkındalık meselesi niye aransın diye düşünüyor insan bir an. Nihayetinde yasalara göre 15 yaşından küçük kişilere yapılan böyle bir eylem her ne gerekçe ile olursa olsun <strong>bir çocuğa</strong> tasallut anlamına geleceği için en ağır cezalar ile cezalandırılmalı. Bu noktada ise başka bir bilgi giriyor devreye. Yıllar sonra çıkan ( zaten hep öyle olur, bu raporların yıllar sonra çıkması eski bir Türk geleneğidir) Adli Tıp Kurumu raporuna göre N.Ç nin olay esnasında kemik yaşı 15 olarak  tespit edilmiş. E olabilir, özellikle Doğu&#8217;da çocukların nüfusa geç kaydedilmesi olağan vakalardandır. Bir an Adli Tıp kemik yaşını 15 olarak belirlemiş sözünün etkisi altında kalıyorum ben de. Leman Hanım&#8217;a mail atarak bu durum vuku bulan olay için mazeret değil ama doğru bilgiyle yola çıkmak açısından N.Ç nin gerçek yaşı o tarihte neydi diye soruyorum.  Leman Hanım&#8217;ın cevabı şu şekilde:</p>
<p><strong>&#8220;Adli Tıp zaten bir devlet kurumu. Çok şey beklenemez onlardan. Kemik yaşını 15 diye bildirmişler ama n.ç bize geldiğinde 12 yaşındaydı. Olay yaşı 12&#8242;dir. Çünkü biz ona oyuncaklar aldık, parklara götürdük. Çocukluğunu yaşatmaya çalıştık.  Daha küçük bir çocuktu.&#8221;</strong></p>
<p>Hani bu kemik yaşı tespiti deyince karbon yöntemi ile milyonlarca yıllık fosillerin yaşını belirler  ya her halde ona yakın bir teknikle bir takım radyoaktif yöntemlerle falan çok sağlam bir işlem yapıyorlardır diye düşünüyorum. Sonuçta karar verilecek olan çok ciddi bir olay.  Biraz konu ile ilgili hukuk forumlarını  dolaşıyorum. Meğer  hukukçularımızın da dertli olduğu bir konuymuş bu. Yapılan işlem kemik yaşı tespit edilecek kişinin el ve ayak bileği kemiklerinin röntgenini çekmek, kemik grafisine göre bir yaş tespit etmek imiş. Bu sitelerdeki foruma katılan hukukçular da bazı insanların yaşından daha iri kemik gelişimine sahip olurken bazı insanların ise kemik yapısının bir çocuğunki kadar ince olabileceğini söylüyorlar.</p>
<p>Bir de bir buçuk sene kadar Cem Garipoğlu olayı gündemde iken Adl i Tıp uzmanı Doç. Dr. Coşkun Yorulmaz ile yapılmış bir röportajda kemik yaşı tespiti konusunda şu bilgiye rastlıyorum:</p>
<p><strong>Kemik yaşı belirlenmesi nasıl oluyor?</strong><br />
&#8220;Bu yöntem çok eskiden beri kullanılan bir yöntem. Elimizde binlerce olgu üzerinde çalışılmış, rakamları içeren atlaslar var. Doğuştan itibaren bazı kemiklerin kemikleşme noktaları var. Tüm kemiklerin kaç yıl sonra kemikleşeceğini biliyoruz. Bununla ilgili elimizde istatistikî sonuçlar var. Bir kişinin yaşı sorulduğu zaman eğer canlı bir olgu ise röntgenini çekerek kemikleşme noktalarını görüyoruz. Elimizdeki istatistikî atlaslar ile yan yana getiriyoruz ve <strong>hangi yaş grubuna uyuyorsa o yaşı artı eksi 2 yaş yanılma payıyla bulabiliyoruz.&#8221;</strong></p>
<p>Yöntemin özünde dahi aranan yaş artı eksi 2 yaşlık bir standart sapma ile hesaplanıyor. Adli Tıp Kurumu&#8217;nda olabilecek her türlü kasıtlı kasıtsız yanlışların ötesinde mahkemeye sunulan 15 yaş bilgisi 13 de 17 de olabilir. Burada makul olan mağdurenin nüfus kağıdı ve doğuma şahit olanların verdiği beyanla uyumlu tercihin yapılmasıdır. Bu durumda  mahkeme neden 15 yaş tespitini kesin bir sonuç kabul etmek suretiyle, N.Ç&#8217;nin kendisine yapılanlara rıza gösterdiği, olayın bilincinde olduğu ve  yeterince direnmediği gibi çıkarımlarda bulunarak, belki de yine faillerin çocuğun 15 yaşında görünmesinin getirebileceği hafifletici nedenleri de göz önüne alarak ceza indirimi uygulamıştır sorusu ciddi bir mesele olarak önümüze çıkıyor.</p>
<p>Diğer yandan üzülsek mi sevinsek mi bilemedim N.Ç&#8217; yi bu insanlara pazarlayan iki kadına her hangi bir indirim uygulanmamış. Bunun ise gerekçesi bu kadınların zaten iffetsiz bir hayat yaşaması olarak belirlenmiş. <strong>Öyle ise bu davada 12 yaşında bir çocuğa bazıları defalarca olmak suretiyle tecavüz eden diğer erkek sanıkların iffetli bir hayat süren, şerefli insanlar olduğunu varsayan bir mahkeme heyeti ile karşı karşıyayız demektir. </strong></p>
<p><strong>Adli Tıp Kurumunda &#8220;Şefkatli&#8221; bir Tecavüz vakası incelemesi:</strong></p>
<p>Adli Tıp kurumu ile ilgili şikayetler son yıllarda oldukça gündemde. Şöyle bir üstün körü hafızalarımızı yoklarsak aklımıza art arda birçok vak&#8217;a geliyor:</p>
<p>Bunların bir kısmı Adli Tıp Kurumu&#8217;nun oldukça &#8220;hoşgörülü&#8221; raporlarla gündeme geldiği vakalar; Susurluk sanıklarından İbrahim Şahin&#8217;in trafik kazasında bir daha geri dönemeyecek şekilde hafızasını ve kimi fiziksel aktivitelerini yitirdiğine dair verilen düzmece raporun ardından Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilmesi, Hüseyin Üzmez vakasında tacize uğrayan kızın fiziki ve ruhsal olarak zarara uğramadığına dair verilmiş ilk Adli Tıp Kurumu raporu, 5 yıl boyunca çözümlenenememiş CD lerin mahkemeye ulaşamaması sonucunda zaman aşımına giren Hizbullah davası sanıklarının tahliyesi ile sonuçlanan vakalar ve kimi Ergenekon davası sanıkları için çıkarılan tıbbi raporlar gibi&#8230;</p>
<p>Bunların bir diğer kısmı Adli Tıp Kurumunun kimi mahkumların  siyasi kimliğine paralel olarak daha sert, aleyhte sonuçlanan raporları: Pınar Selek davasında Mısır Çarşısı&#8217;ndaki patlamanın bomba sonucu oluştuğunu &#8220;tespit eden&#8221; sonra defalarca bilirkişi raporları ile yalanlanmış Adli Tıp Kurumu Raporu, Güler Zere (ve onun gibi bir çok siyasi tutuklu) ile ilgili rahatsızlığının en son aşamalarında dahi içinde onkolog olmayan bir kurulun çıkardığı tedavisi cezaevinde yapılabilir raporu gibi raporlar.</p>
<p>Bir diğer Adli Tıp rezaleti diye basında yer alan olay grubu ise Cem Garipoğlu davasında maktul Münevver Karabulut&#8217;un üzerinde bulunup bir türlü kime ait olduğunun tespit edilemeyen ve böylece günler süren, şahane medya malzemesi olmuş sperm izi ile ilgili bilginin hata olduğunun, otopsi masasında başka bir maktulden bulaştığının anlaşıldığı yanlış raporlar, 13 yaşındaki F.Ş&#8217;ye,  14 yaşındaki İ.G.K&#8217;ya ve benzeri bir çok örneğine rastlayabileceğimiz şekilde tecavüz vakalarından bazen bir, bazen bir buçuk, iki sene sonrasına verilmiş ihtisas kurulu randevuları sebebi ile zanlıların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını sağlayan Adli Tıp kurumunun çalışma şeklini ilgilendiren vahim rezillikler.</p>
<p>Yine Adli Tıp Kurumu&#8217;nun sıradan bir tecavüz vakasını alış şekline bir örnek olarak tecavüz mağduru N.B.nin anlattıklarına bakalım. N.B de yaşadığı olaydan ancak bir buçuk sene sonra heyet karşısına çıkabilen mağdurelerden. Bu tür olaylarda Adli Tıp mağdurdaki <strong>psikolojik hasarın tam tespit edilebilmesi gerekçesi ile bir yıldan önceye</strong> gün vermiyormuş. Normal işleyişle raporun çıkması mahkemeye ulaşması en az 2 yılı buluyormuş. N.B&#8217; nin tecavüz zanlıları da bu süre içerisinde mağdur olmaması için serbest bırakılmış diğerleri gibi. N.B bu rapor için görüşme safhasına gelene kadar yaşadıklarını defalarca, hastanedekilere, emniyettekilere, adli tıp doktoruna, bilir kişiye, üniversite hastanesindekilere anlatmak zorunda kalmış. Son olarak çıktığı Adli Tıp görüşmesi ise kendi anlatımıyla şu şekilde gerçekleşmiş:</p>
<p>&#8220;Randevu pazartesi günüydü. Cumadan bileğime ‘Başkalarıyla karıştırılmamam için&#8217; mahkemenin mührü vuruldu. İki gün boyunca elinizi yıkayamıyorsunuz, mühür silinir diye. Sokağa çıkamıyorsunuz çünkü kimsenin görmesini istemiyorsunuz. Pazartesi 8.30&#8242;da İstanbul Adlî Tıp Kurulu&#8217;na gittim. 4 saat boyunca kapıda bekledim. O sırada orada olan herkes sizi süzüyor tabii.&#8221; Polisle birlikte odaya girip çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu heyetin sorularını, 20 dakika boyunca yanıtlayan N.B. ‘görülen lüzum üzerine&#8217; 8 ay sonra tekrar çağrılmış. N.B.&#8217;nin anlatımına göre &#8220;Lüzumun ne olduğu tabii ki açıklanmadı, muhtemelen ilk seferde dosyayı okumamışlardı.&#8221; N.B. içinde <strong>ürologların, antropologların</strong> da olduğu heyetin karşısına ikinci kez ağustos ayında çıkmış. N.B.&#8217;ye bu kez heyettekilerden birisi <strong>&#8220;Hangisiyle yattın?&#8221;</strong> diye sormuş, bir başkası &#8220;Ne fark eder ki sen zaten uyuyordun&#8221; demiş.</p>
<p>Tecavüz mağduru kadın bu son cümle üzerine bir elindeki şişeyi öbür eline vurmaya başlamış. Sonra da çok şiddetli bir şekilde ağlamaya başlayınca dışarı çıkartılmış.</p>
<p>Olaydan 31 ay sonra hâlâ Adli Tıp raporunu bekleyen N.B. &#8220;Adli Tıp&#8217;takiler size bir çeşit kriz yaşatıp, söyledikleriniz gerçek mi onu anlamaya çalışıyor. Bir ‘Zevk aldın mı sorusu eksik&#8221; diyor. (Tuğba Tekerek&#8217;in Taraf gazetesindeki 22.10.2010 tarihli  röportajından)</p>
<p>****</p>
<p>Türkiye&#8217;de artık kokusu ayyuka çıkan, deyim yerindeyse burun deliklerimizi kıran her olayda şu cevabı verir bir takım yetkililer bize ( O bir takım yetkililer zaten büyük ihtimalle kriz durumlarında böyle cevaplar versin diye yetkilendirilmiş ve bir takım yetkililer olarak lutuflandırılmıştır başka bir takım yetkililer tarafından): &#8220;Bunlar münferit vakalar, münferit vakalardan yola çıkarak kurumları yıpratmayalım. Bu hiç iyi bir şey değil.&#8221;</p>
<p> Sanki ufacık tefecik münferit vakalar karşısında kurumları yıpratmayı hobi haline getirmiş bir vandallar ordusu vardır karşılarında. O ufacık tefecik vakalarda kayıp giden ufacık tefecik insan hayatları bizim duyguları çabuk incinen, naif, yıpratılmaya müsait çıtı pıtılıktaki kurumlarımız karşısında, basit birer mekanizmadır. Akmayan sular için İSKİ&#8217;yi yıpratmamak, usulüne uygun gömülmeyen ölüler için Mezarlıklar Genel Müdürlüğü&#8217;nü incitmemek, çalışmayan trafik lambaları için Trafik Daire Başkanlığı&#8217;nın hassas kalbini kırmamaktan bahsetse birileri, git işine kardeşim beni mi buldun akşamın bu saatinde sarakaya alacak deriz de çok daha hassas, direk insan hayatını ilgilendiren Tıp, Adliye, Emniyet, Genelkurmay gibi konularda boynumuzu büker otururuz. Birden yıpratılmış bir kurumun getireceği kıyametin alametleri oturuverir yüreğimize.</p>
<p>Bizler melul melul bakarken daha nice Pınar Selek vakaları, tecavüz mağdurları,  Güler Zere dosyaları gelir geçer bu kurullardan.</p>
<p>Burnumuzun direği kırılır çıkan kokulardan, vicdanlar kararır  ama varsın kırılsın, kararsın. Kurumların gücü ardına herkes biraz bir &#8220;şeyleri&#8221; sineye çekmeli der geçeriz söz konusu bize dokunmayan hayatlar oldukça.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/24/nc-vakasi-ve-adli-tip-kurumu-faciasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/24/nc-vakasi-ve-adli-tip-kurumu-faciasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fatmagül’ün Suçu Ne?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/18/fatmagul%e2%80%99un-sucu-ne/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/18/fatmagul%e2%80%99un-sucu-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Feb 2011 09:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14882</guid>
		<description><![CDATA[Okan Kemal
Tecavüz en büyük suç bence. Adam öldürmekten; hırsızlık yapmaktan çok daha büyük bir suç bir insanın ırzına kast etmek. Bunu yapan insanlar hangi cezaya çarptırılırsa çarptırılsınlar; ne yapılırsa yapılsın, verilen ceza, yapılan suçu affettirmiyor. Tecavüze uğrayan kadınlar, yıllarca üzerlerinden atamayacakları bir fiziksel ve daha da önemlisi ruhsal bunalım yaşıyorlar; belki de ömür boyu sürecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/20090808_derin_dusunce_org_sessiz.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14883" title="20090808_derin_dusunce_org_sessiz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/20090808_derin_dusunce_org_sessiz.jpg" alt="" width="205" height="151" /></a>Okan Kemal</em></strong></p>
<p>Tecavüz en büyük suç bence. Adam öldürmekten; hırsızlık yapmaktan çok daha büyük bir suç bir insanın ırzına kast etmek. Bunu yapan insanlar hangi cezaya çarptırılırsa çarptırılsınlar; ne yapılırsa yapılsın, verilen ceza, yapılan suçu affettirmiyor. Tecavüze uğrayan kadınlar, yıllarca üzerlerinden atamayacakları bir fiziksel ve daha da önemlisi ruhsal bunalım yaşıyorlar; belki de ömür boyu sürecek bir travmayla karşı karşıya kalıyorlar.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak, son dönemlerde bir yasa tasarısı var: &#8220;Tecavüzcüleri hadım etme yasası&#8221;. İlk etapta bu tür bir yasa; çağdışı ya da uygulanan yöntem bakımından garip <span id="more-14882"></span>karşılanabilir. &#8220;<em>Tecavüz mutlaka cezalandırılmalı ancak bu ceza yolu da biraz ilginç</em>&#8221; denebilir. Ancak mantıken düşünülürse bu ceza, aslında mükemmel bir cezadır. Bir kadının ırzına zorla geçen şahıs bundan sonra bu tür bir şey yapamayacak hale getirilmektedir hadımlaştırma cezasıyla. Bundan sonra kimseye aynı kâbusu yaşatamayacaktır. Bu çerçevede iyi bir ceza olmasının yanı sıra, toplumu oluşturan bireyleri ve hatta çocukları (zira tecavüzcülerin bir kısmı pedofildir) korumak için de doğru bir uygulama olacaktır. Umarız bu yasa geçer. Ancak; aslında konumuz bu yasa değil. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör (?) Orhan Çeker&#8217;in &#8220;Dekolte giyene tecavüz sürpriz olmaz&#8221; şeklindeki sözleri. Çeker, tecavüzcüleri bir yerde kadınların dekolte giyimlerinin tahrik ettiğini ifade ediyor; ve kendisini savunurken de aslında tacizi teşvik etmediğini sadece ‘hanım kardeşlerimizin&#8217; giyimlerinin tecavüzcü üzerinde etkili olduğunu ifade ediyor. Bu sözler bir profesörden çıkıyor. Bir profesör, tecavüz kavramını kadınların giyimleriyle bağlantılandırabiliyor. Bunu yaparken de bir bilim adamının elinde olması gereken bilgi, veri ve kanıttan eser yok. Zira böyle bir iddiada bulunabilmek için, her şeyden evvel bir bilim adamının kapsamlı araştırma yapması ya da istatistikî verilerle konuşması gerekirdi.  Sayın Profesörün ifadelerine göre, tecavüz vakası, doğrudan kadınların dekolteleriyle bağlantılıdır ya da dekolte, tecavüzü teşvik etmektedir. Dekolte dediğimiz nedir peki? &#8220;Kolları, göğüs veya sırt bölümü açık kadın giysisi&#8221;. Yani bir kadın kollarını açtığında; göğüs ya da sırt bölümünde bir açıklık olduğunda tecavüzcü dayanamıyor; tecavüz süreci hemen başlıyor ve kaçınılmaz bir hal alıyor. Peki, bugüne kadar tecavüze uğrayan milyonlarca kadından kaçta kaçı dekolte giyiyordu?  Geçtiğimiz yıllarda, yalnız başına yaşayan 80 yaşında bir kadıncağızın evine girip kadına tecavüz edip; sonra kadını öldürmek ve evini soymak nasıl bir ruh halinin tezahürüdür; bunu Sayın Profesör bize açıklayabilirler mi? Yani bu yaşlı kadın da, hem de evinde dekolte kıyafetle gezdiği için mi tecavüze uğramıştır? Amerikan İstatistik Dairesi&#8217;nin yaptığı bir çalışmaya göre, her 2 dakikada 1 kadın tecavüze uğramaktadır. Yine yapılan başka bir araştırmaya göre, 2010 yılı sonu itibariyle, ABD, en fazla tecavüz vakasının görüldüğü ülkedir. 2010 yılında ABD&#8217;de 95.136 kadın tecavüze uğramıştır. ABD&#8217;yi Güney Afrika Cumhuriyeti izlemektedir 52.425 tecavüz vakasıyla. Türkiye&#8217;de bu oran 1.260 kişidir (<strong><em>Acaba kaç tanesi dekoltelidir?</em></strong>) Müslüman ülkeler arasında en yüksek tecavüz vakası ise 1.372 tecavüzle en kabalık Müslüman ülke olan Endonezya&#8217;da görülmüştür. Tecavüzün en az görüldüğü ülkeler 5 tecavüzle Malta ve 2 tecavüzle Maldivler&#8217;dir. Bu verilere göre 2010 yılında Dünya&#8217;da toplam 329,708  kadın tecavüze uğramıştır (Detaylı liste için Bkz. <a href="http://www.nationmaster.com/graph/cri_rap-crime-rapes">http://www.nationmaster.com/graph/cri_rap-crime-rapes</a>). Tabii ki bu veriler, kayda alınabilen vakaları yansıtmaktadır. Birçok kapalı toplumda bu kayıtlar sağlıklı tutulamamakta; hatta aile içi tecavüz vakaları ya da üvey babanın kızına tecavüzü gibi, tecavüze uğrayan kadınların dile getiremediği çok sayıda tecavüz olayı da bulunmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Tabii ki elimizdeki bu 329.708 tecavüz vakasından kaçta kaçının dekolte kıyafetten kaynaklandığına dair net bir bulgu da bulunmamaktadır. Sayın Prefesör&#8217;ün ifadeleri, yukarıda belirttiğimiz gibi her hangi bir araştırmaya dayalı olmadığı gibi; tecavüzü bir yerde kaçınılmaz bir suç konumuna bile getirmektedir. Yani, normalde tecavüz eğilimli olmayan bir erkek, dekolte kıyafetli bir kadın gördüğünde bir anda tecavüzcü oluveriyor bu mantığa göre. Oysa ki tecavüzcü kişi, normal ruh halinde bir kişi olamaz. Normal bir erkek, dekolte ya da görece açık kıyafetli bir kadın gördüğünde bu kadından etkilenebilir. Hatta kadının dekolteli olması da gerekli değildir. Herhangi bir kadın, erkeğin hoşuna da gidebilir. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Onlar da bir yerde, hoşlarına giden bir erkek görebilirler. Bu insani bir durumdur. Nitekim; kıyafeti dekolte olsun ya da olmasın hoşuna giden bir kadın gören erkek, bu kadınla alakadar olabilir; hatta kadına yaklaşmaya bile çalışabilir. Bu, erkeğin doğasında vardır. Yahut; kendisini frenleyebilir; bu yaklaşımının karşısındaki kadını rahatsız edeceğini düşünebilir. Tecavüz ise ancak anormal ve hatta sapık diyebileceğimiz kişilerin başvuracağı bir yöntemdir. Burada artık kendi egosunu dizginleyemeyen; insani melekelerini yitirmiş bir &#8220;hayvan&#8221; söz konusudur. Zaten, bilindiği kadarıyla, tecavüz vakalarının çoğunda da tecavüze uğrayan kadının açık saçık giyinmesi diye bir durum söz konusu değildir. Tecavüz, her halükarda insanlık dışı, iğrenç bir fiildir. Bir bireyin rızası olmadan; zorla yapılan bir şeydir.</p>
<p>Burada bir başka soru da aklıma takılmıyor değil. Sayın Profesör&#8217;ün dekolte giyinen kadınları bir nevi &#8220;tecavüze uğrama potansiyeli olan&#8221; ya da &#8220;tecavüze sebep olabilecek faktörler&#8221; olarak görmesi ve hanım kardeşlerimizi (kendisinin ifadesiyle) dikkatli giyinmeye teşvik etmesi, bizzat kendi üzerindeki bastırılmış cinsel dürtülerin bir yerde açığa vurulması değil midir? Bu yaklaşımla, bir dönem Afganistan&#8217;ı yöneten Taliban&#8217;ın zaten burka giymeye mecbur kıldığı kadınların, ‘<em>erkekleri tahrik ediyor&#8217;</em> diye topuklu ayakkabı giymelerini yasaklaması arasında Allah aşkına ne fark vardır? Burada, bundan sonra özellikle özgürlükçü kesimin, bugüne kadar ihmal ettiği ve mutlaka ilgilenmesi gerekli önemli bir konu bir kez daha ön plana çıkmaktadır. Sadece devleti liberalleştirerek; sadece devletin bireyleri serbest bırakmasını sağlayarak özgürlükleri koruyamayız. Bireylerin zihinleri; beyinleri liberalleşmedikçe; özgürleşmedikçe &#8220;Kalıcı Özgürlük&#8221;&#8216;ten bahsedemeyiz. Evet; devlet herkesi yaşam biçiminde serbest bırakabilir. Ancak biz birbirimizi serbest bırakmadıkça; bireysel özgürlüklere inanmadıkça; bu görece özgürlük ortamı kalıcı olmaz. Tecavüz konusunda bir profesörün yaklaşımı buna en güzel örnektir. Bu ülkede bir bilim adamı tecavüzü meşrulaştırıcı sözler sarf ederse; bu tabii ki düşünce özgürlüğüne girer. Herkesin istediği gibi beyanatta bulunma serbestîsi vardır. Ancak; bu zihniyetteki insanlarla bir toplumun özgürleşmesi ya da özgür yaşaması mümkün değildir. Bunun için zihinlerin de liberalleşmesi gerekir. Evet; her gün 2 dakikada 1 kadın tecavüze uğramaktadır. Dekolte giyindikleri için değil; kendilerine tecavüz eden manyaklar olduğu için ve bu manyakları meşrulaştıran insanlar olduğu için. Evet Sayın Profesör;  bugünlerde en popüler dizilerden biri olan &#8220;Fatmagül&#8217;ün Suçu Ne?&#8221; dizisinde de Fatmagül, hiç de dekolte olmayan bir kıyafetle; nişanlısını yolcu etmek üzere yola çıktığında alkollü 3 adamın saldırına uğradı. Şayet, dekolte tecavüze yol açıyorsa, dekolte giyinmemiş olan Fatmagül&#8217;ün; Fatmagüllerin ne suçu vardı?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/escinsellik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Eşcinsellik ve Biz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/escinsellik.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9517" title="escinsellik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/escinsellik-209x300.jpg" alt="" width="139" height="203" /></span></a>Erke<strong>G</strong> milletiz biz. Öyle kolay kolay ağlamayız. Karımıza, kızımıza yan bakanın gözünü oyarız ama “başkasının” kadınına da sarkıntılık ederiz. Maçlarda kaybeden takıma <strong>“bineriz”</strong>. Aşk bizim ağzımızda şiddet ile birleşir, kirlenir. <strong><em>“At, avrat, silah”</em></strong> deriz. Kadın’ı yani insan’ı şeyleştirerek, cisimleştirerek severiz. Kullanırız. At gibi. Silah gibi.[...] Böyle sapık bir mercekten bakarak eşcinsellerin sapık olduğunu söylemek ne derecede inandırıcı? Son günlerde <strong>Derin Düşünce</strong> sayfaları verimli bir tartışmaya sahne oldu. Düşe kalka da olsa eşcinsel okurlarımızın yardımıyla konuyu biraz olsun “içeriden” anlama imkânı bulduk.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/escinsellik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">K</span><span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/18/fatmagul%e2%80%99un-sucu-ne/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/18/fatmagul%e2%80%99un-sucu-ne/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>El Secreto de Sus Ojos / The Secret in Their Eyes</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/12/el-secreto-de-sus-ojos-the-secret-in-their-eyes/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/12/el-secreto-de-sus-ojos-the-secret-in-their-eyes/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Feb 2011 16:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14836</guid>
		<description><![CDATA[Juan José Campanella&#8217;nın yönettiği 2009 yapımı Arjantin İspanyol yapımı 2010 yılı EN İYİ YABANCI FİLM dalında Oscar kazanmış bir film. Haklı bir ödülün sahibi. Konusu, 1999 yılında Buenes Aires&#8217;te 1974&#8242;te yaşanan tecavüz ve cinayet vakasını araştıran Benjamin Esposito&#8217;nun geçmişte yaşadığı bu olayı roman olarak yazmasıdır. 
Hüzünlü, güzel gözlü bir kadın, bir tren garı ve elinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/secret_of_the_eyes_poster.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14837" title="secret_of_the_eyes_poster" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/secret_of_the_eyes_poster.jpg" alt="" width="216" height="320" /></a>Juan José Campanella&#8217;nın yönettiği 2009 yapımı Arjantin İspanyol yapımı 2010 yılı <strong>EN İYİ YABANCI FİLM </strong>dalında Oscar kazanmış bir film. Haklı bir ödülün sahibi. Konusu, 1999 yılında Buenes Aires&#8217;te 1974&#8242;te yaşanan tecavüz ve cinayet vakasını araştıran Benjamin Esposito&#8217;nun geçmişte yaşadığı bu olayı roman olarak yazmasıdır. <strong></strong></p>
<p>Hüzünlü, güzel gözlü bir kadın, bir tren garı ve elinde bavulu olan bir erkeğe veda. Silik ve iç içe geçen geçmişe dair görüntüler&#8230; Kimin hikayesi bu? Karalanan geçmiş kimin hikayesi, geride bırakılan kimin gözleri?</p>
<p>21 Haziran 1974. Ricardo Morales&#8217;in karısı Liliana Colotta ile son kahvaltısı, son anlar, yaşanırken bilinmeyen. Planlar, hayata dair küçük endişeler, her zamanki işler&#8230; Kim yaşarken bunun son anı olduğunu bilebilir ki? Birden bozuluveren büyülü anlar, öyle hızlı geçiş ki acının yüzüne, şaşırıp kalmak olduğunuz yerde. Şaşırtıcı ve acıtıcı anlar.</p>
<p>Kimi zaman hayatınızın bir anına takılı kalırsınız ve o an, yer yer silinmiş izlenimi verse de aslında hiç uzaklaşmaz belleğinizden. Hatıraların harika görüntülerini birden o an takip eder ve mutluluğunuz mutsuzluğa çevrilir. Aşamazsınız. Korkarsınız. Anıları, yazdığınız defterden yırtarak unutabilir misiniz ya da nasıl daha farklı anlatabilirsiniz yaşananları?<span id="more-14836"></span></p>
<p><em>Temo/Korkuyorum.</em></p>
<p>Bir anıyı anlatmaya nereden başlamalı hele de onu roman halinde başkalarının gözlerine sunacaksanız:</p>
<p><em>En iyi hatırladığın yerden.</em></p>
<p>Ya hatırlanan <em>birden çok başlangıç</em> varsa, hangisini anlatmaya başlamalıdır insan?</p>
<p>O zaman <em>en başından</em> başlanmalıdır. Ve geçmiş başlar kendini anlattırmaya. Ama unutulmamalıdır, anlatan geçmiş değildir, anlatılan odur.</p>
<p>Biri geçmişe diğeri geleceğe bakmakla yazgılı iki sevgili, sevginin asla dile gelmediği ama gözlerde aşikar olan, ama o gözlerden birinin bir zamanlar bekleyip de göremediği şey bu. Irene&#8217;nin beklediği ama Benjamin&#8217;in başkalarının gözünde gördüğü aşkın peşine düştüğü için geç kaldığı, kendi gözlerindekini kaçırdığı. Hiçbir gücün eskitip aşındıramadığı aşkı, bir olayın peşinde izlerken, kendisine bakan gözlerdeki aşkı göremeyen gözler, görse de hiçbir şey yapmayan gözler&#8230;</p>
<p><em>Neden bir şey yapmadım&#8230; Başka bir hayatta değildi. Bu hayattaydı&#8230;</em></p>
<p>Zamanla silinen ve böyle miydi acaba dediğimiz geçmiş? Sizi anların varlığından şüpheye düşüren bulanıklık.</p>
<p><em>Bir erkek her şeyini değiştirebilir, yüzünü, karısını, ailesini, dinini, Tanrısını ama bir şeyini değiştiremez. Tutkusunu</em>. Hayata dair bir detayla Solares yakalanır ama hapiste devlet için casusluk yaptığı için serbest bırakılır. Bürokrasinin çirkin çarkları işler burada. Tecavüzcü bir katilin özel hayatı ilgilendirmez bürokrasiyi. Keşke herkes onun gibi işe yarasa der, tam bir çirkinlik ve umarsızlıkla. Irene ve Benjamin&#8217;in sosyal statü farklılıkları vurulur acımasızlıkla yüzlerine. Çıplak çirkinlik. İğreti adalet. Acımasız faydacılık. Toplumsal fayda öngörülerek yine çimenler ezilir. Ezilenin varlığı önemli değildir. Adaletin işleyişi önemli değildir. İnsan önemli değildir. Birileri bir sistem inşa ederken, inşa ettikleri sistem, insan adına da olsa, ezilenlerin insan olması önemli değildir. Burada izleyicinin aklına Dostoyevsky&#8217;nin Suç ve Ceza&#8217;sındaki Raskalnikof&#8217;un sorgulaması gelir. Napolyon&#8217;un izinden gidilen yol! Akla ilk günah gelir. Aslında her şey elmayı ısırmakla başlar, onu ısırmanın akla düşmesiyle değil. Bir kez ısırdıktan sonra elmanın bütünlüğü ve ona dokunulmaması gerektiğinin önemi kalmaz. Bir kez adaleti yanlış uygulamak/adaleti uygulamamak aslında tüm adalet sistemini yıkmaktır, bütünlüğü bozmaktır, çürümenin başlangıcıdır ve bunun doğru bir bahanesi yoktur&#8230;</p>
<p>Benjamin gitmek zorunda kalır, her şeyi ardında bırakmak. İlk sahnenin yaşandığı ana gelinir. En iyi hatırlanan ana. Sevgiyi geride hüzünlü gözlerle bırakmak zorunda kalınan ana. Son kez, kavuşulamamışken henüz, dokunabilmek bir daha dokunamayacak olmanın ıstırabıyla. İçinde bin bir duyguyla ve en çok da hüzünle. Veda sözcüğünün vaktidir: Çav&#8230;  </p>
<p>Sevgi, biriyle kaldığın mı, ayrı kaldığın mı? Yanında yaşadığın mı, bir ana hapsettiğin mi? Kalan mı, yolculadığın mı? Anındaki mi, belleğindeki mi? Hep zordur gitmeler ve bitmeler. Gitmek mi zordur, kalmak mı? Eğer giden sevdiğinse kalmak zordur, eğer kalan sevdiğinse gitmek zordur. Hep zordur gitmeler ve bitmeler. Koşarsın ardından/bakarsın ardından&#8230; Hüzünlüdür vedalar ve engellenemez. Oysa sevdiğini de <em>yanında götürmen yeter</em>. Bu kısım sevgiye dair edilgenliğimize yönelik harika bir sorgulamadır.</p>
<p>Ve Irene Benjamin&#8217;e bakarak şöyle der:</p>
<p><em>Budala.</em></p>
<p>Ricardo Morales&#8217;le son söyleşi, yapbozun tamamlanan parçaları. Morales&#8217;in anlattıklarıyla verdiği öğüt:</p>
<p><em>Bu benim hayatım, senin değil. Unut bunları. Geçmişin dallanır budaklanır, geleceğin de kalmaz. Unut bunları. </em></p>
<p>Bitmeyen, unutulamayan sorgu ve ardına düşüldüğünde tamamlanan geçmiş. Solares&#8217;e verilen en büyük ceza. Adalet yanlış işlediğinde, yanlışı tek başına düzeltmek yetmediğinde, bazen düzenin dışına çıkılır. Adalet bir şekilde yolunu bulur böylece.</p>
<p>Etkileyici, çoğu yerde şaşırtıcı, sıradan gibi görünen ama sıra dışı, kameranın hayattan hayata geçişiyle anlık, kimi yerde ürperten çekimleri. Nefis diyalog ve sorgulamalarıyla kesinlikle kaçırmamanız gereken bir film. İsmine yakışır bir film. Gözlerin çok şey anlattığı ve onlara bakarak kelimeler kadar çok şey anlayabildiğiniz bir film. Gözlerin filmi bu, konuşan, hüzünlü, çaresiz, aşık&#8230; gözlerin. Filmin içinde roman adı altında anılara yapılan ve geçmiş kadar sizi güne de odaklayan bir film.</p>
<p><em>Temo&#8217;dan teamo&#8217;ya&#8230; Korkuyorum&#8217;dan seni seviyorum&#8217;a.</em></p>
<p><em>Kapıyı kapa,</em> sözcüğü hiç bu kadar güzel gelmemişti daha önce. İzlemeden anlayamayacağınız anlamlar yüklü bu cümle, hele de Irene&#8217;nin güzel, gülümseyen gözleriyle söylendiğinde çok daha ışıltılı.</p>
<p>Kesinlikle hayatınızda izlemeniz gereken filmlerden biri. Sizi kandırmayan, gereksiz hayale sürüklemeyen ama ümidi de yanında taşıyan.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/12/el-secreto-de-sus-ojos-the-secret-in-their-eyes/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/12/el-secreto-de-sus-ojos-the-secret-in-their-eyes/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

