RSS Feed for This Post

Körleşme / Elias Canetti

Körleşme - Elias Canetti-bYalnız masa değil, fakat ceviz ağacından yapılma bütün bir yemek odası takımı satın alındı, işçiler bu takımı, yazı masasının en uzağında bulunan dördüncü odaya yerleştirdiler. O günden sonra öğle ve akşam yemekleri, yeni masanın başında yenildi. Yemek sırasında hemen hiç konuşulmuyordu. Aradan henüz bir hafta geçmişti ki, Therese bir yemek sırasında konuşmaya başladı:

— Bugün bir istekte bulunacağım. Evde dört oda var. Karı ile koca aynı haklara sahiptirler. Yasalar bugün böyle buyuruyor. Odaların ikisinin kocaya, ikisinin de karıya ait olması gerek. Eşler birbirlerinin hakkına saygı göstermeli. Ben yemek odasını ve onun yanındaki odayı alıyorum. Güzel çalışma odasıyla onun yanındaki oda da sana kalıyor. En yakın çözüm bu. Eşyalar olduğu yerde kalsın. Oraya buraya taşımaya gerek yok. Bu işe verilecek zamana yazık olur. Bu işi ne kadar önce yaparsak, o kadar iyi. O zaman her iki taraf da yapacağını bilir. Erkek yazı masasına, kadın da işine döner.

— Peki ya kitaplar! Onlar ne olacak?

Kien karşısındakinin niyetini sezmişti. Ama o kadar kolay oyuna gelmek niyetinde değildi. İki cümle fazla söylemeyi göze alarak işi kurcalamaya karar vermişti.

— Kitaplar mı? Sanırım benim odalarımda epey yer kaplayacak.

— O halde kendi tarafıma alırım!

Sesinden çok kızmış olduğu anlaşılıyordu. Hey Tanrım, diye düşündü Therese, bu adamın elinden gönül rızasıyla bir şey alabilmek, ne kadar da güçmüş! Birkaç parça mobilyaya bile içi gitti!

— Fakat rica ederim, ne gereği var bunun? Öyle fazla oraya buraya taşımak, kitaplar için iyi değildir. Ben ne dediğimi biliyorum. Kitapları yerli yerinde bırak. Elimi bile sürmem. Buna karşılık üçüncü odayı da ben alırım, olur biter. Zaten o odada hiçbir şey yok. Çalışma odası ise yalnızca sana ait olur.

— Yemeklerde ağzını açmayacağına söz verir misin?

Eşyaları umursadığı yoktu Kien’in. Ama yine de onları pahalı satıyor sayılırdı. Çünkü Therese’nin yemeklerde zaman zaman bir şeyler söylediği olurdu.

— Hiç merak etme, istediğini memnuniyetle yerine getiririm.

— Öyleyse yazılı bir anlaşma yapalım. Böylesini yeğlerim.

Therese, Kien’in ardından büyük bir kıvraklıkla yazı masasının yanına kaydı. İmzasını attığında, Kien’in alelacele hazırladığı sözleşmenin mürekkebi kurumamıştı bile. Kien:

— Neyin altına imzanı koyduğunu sanırım biliyorsundur! diyerek kâğıdı havaya kaldırdı ve her olasılığa karşılık yazdığı cümleleri bir kez de yüksek sesle okudu:

“Bana ait üç odadaki kitapların tamamının mülkiyetinin hukuken kocamda olduğunu, bu mülkiyet durumunda hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında bir değişiklik yapılamayacağım beyan eder, sözü geçen üç odanın bana bırakılmasına karşılık birlikle yenecek yemekler sırasında konuşmayacağıma söz veririm.”

İkisinin de istekleri yerine gelmişti. Nikâh memurunun önüne çıktıklarından beri ilk kez el sıkıştılar.

Böylece o güne dek yalnızca alışkanlıktan ötürü bir şey söylememiş olan Therese, kocasının gerçekte konuşmamaya ne denli değer verdiğini yakından öğrenmek olanağını buldu. Sözleşmede kendisine bırakılanlara karşılık verdiği sözü titizlikle tuttu. Masaya oturduklarında, yemekleri kocasına tek sözcük söylemeksizin uzattı. Eskiden beri kocasına, mutfakla nasıl yemek pişirdiğini anlatmak isterdi; bundan da gönüllü olarak vazgeçti. Sözleşmenin metni, noktası noktasına belleğine yerleşmişti. Aslında susmak zorunda olduğunu bilmek, susmaktan daha zor geliyordu. Therese’ye.

Bir sabah kocası gezmeye gitmek üzere odasından çıkarken önüne dikildi ve konuşmaya başladı:

— Şu anda konuşabilirim. Çünkü yemekte değiliz. Bu divanda yatabilmem, olanaksız. Bak bir kez, hiç yakışıyor mu yazı masasına? Masa eski ve pahalı bir parça, oysa bu divan beş para etmez. Doğru dürüst bir evde doğru dürüst bir karyolanın bulunması gerekir. Aksi takdirde insan konuklarının önünde küçük düşer. Divan eskiden beri canımı sıkıyordu. Bunu dün söylemek istiyordum ama kendimi tuttum. Çünkü evin hanımının yüzgeri edilmesi yakışık almaz. Çok sert bu divan. Görülmemiş derecede sert Böylesi de hiç hoşa gitmiyor. Sertliğinden yakınırken, aklımdan birtakım kötü düşünceler geçiriyor değilim. Kimse suçlayamaz beni böyle yapmakla. Beni yalnızca uyku sorunu ilgilendiriyor, insan iyi uyuyabilme olanağına sahip olmalı. Zamanında ve doğru dürüst bir yatağa yatıp uyumak; normal olanı budur. Yoksa bu denli sert bir yatak değil.

Kien karısının konuşmasını engellemedi. Günün diğer saatlerinde nasılsa susacağından emin olarak sözleşmede yalnızca yemeklerde konuşmama koşuluna yer vermişti. Böyle yapmakla yanlış davranmış olduğunu anlıyordu şimdi. Therese’nin hukuken sözleşmeye aykırı hareket ettiği ileri sürülemezdi. Ama ahlaken açık vermişti. Ne var ki onun düzeyinde bir insan için ahlaken açık vermek, önemli değildi. Kien, bir dahaki sefere daha dikkatli olmaya karar verdi. Şu anda konuşsa, karşısındakine konuşmasını uzatma olanağını kazandıracaktı. Onun için sanki karısı dilsiz, kendi de sağırmış gibi yana çekildi ve çıkıp gitti.

Ama Therese yine geldi. Her sabah kapının önüne dikilip divanla ilgili konuşmalarını sürdürdü. Her defasında da divanın sertliğinden biraz daha çok yakınıyordu. Konuşmaları uzadıkça uzuyor, buna karşılık Kien’in huzuru gittikçe daha çok kaçıyordu. Bir mimikle olsun karşılık vermiyor, ama karısının söylediklerini de sonuna dek dikkatle dinliyordu. Therese divan hakkında öylesine ayrıntılı bilgi sahibiydi ki duyan şiltede yıllardan beri Kien’in değil, fakat onun yattığını sanırdı. Edepsiz edepsiz konuşmaları, Kien’i etkiliyordu. Aslında divan sert olmaktan daha çok yumuşaktı. Kien zaman zaman tek bir cümleyle kadının budalaca konuşmalarını ağzına tıkmak için içinde dayanılmaz bir istek duyuyordu. Bir yandan da edepsizliği nerelere dek vardıracağını merak ediyordu. Bunu öğrenebilmek amacıyla küçük ve hileli bir deneme yapmaya karar verdi.

Bir gün Therese yine büyük bir hararetle divanın sert, çok sert, ama dayanılamayacak kadar sert oluşundan yakınırken Kien başını onun yüzüne —yani şiş yanaklarına ve kapkara ağzına— yanaştırdı ve alaylı bakışlarla konuştu:

— Bunu sen bilemezsin. Divanda ben yatıyorum.

— Olsun. Divanın sert olduğunu çok iyi biliyorum.

— Öyle mi? Nereden biliyormuşsun bakalım?

Therese sırıttı.

— Orasını açıklayamam. Benim de birtakım anılarını var elbet.

Birdenbire Therese’nin sırıtışı, Kien’e bir şeyler anımsatır gibi oldu. Dantellerle süslü, göz kamaştırıcı beyazlıkla bir gömlek. Kitaplara vuran hantal bir kol. Savaş alanındaki ölüler gibi halının üslüne dağılmış kitaplar. Gömleği dikkatle katlayıp kefen gibi kitapların üstüne koyan yarı çıplak, yarı giyinik bir ucube.

O gün çalışmaları açısından Kien için kötü bir gün oldu. Hemen hiçbir şey yapamadı. Bir kez unutmayı başardığı görüntüler, eskisinden çok daha güçlü olarak yine belleğine dönmüştü. Yemeğe karşı da içinde bir tiksinme uyanmıştı. Gece gözünü bile kırpmadı. Lanetlenmiş, çirkefe bulanmış bir nesne gözüyle bakıyordu altındaki divana. Keşke yalnız sen olsaydı! Sanki üzerine iğrenç bir anı yapışmıştı da bir türlü gitmek bilmiyordu. Kien birkaç kez kalkıp eliyle divanın üstündeki görüntüyü atmaya çabaladı. Ama kadının gövdesi ağırdı ve şiltenin neresi hoşuna giderse o köşesinde kıvrılıveriyordu. Sonunda Kien, kadını resmen divandan aşağı attı. Ne çare! Yatar yatmaz görüntünün tüm ağırlığıyla yine üzerine çöktüğünü hissetti. İçindeki nefret duygusu, uyumasını da olanaksız kılıyordu. Oysa altı saat uyuması kesinlikle gerekliydi. Bu gidişle yarınki çalışmasının da bugünkünün sonucuna uğrayacağı kuşkusuzdu. Bir ara içini sıkan bütün düşüncelerin odak noktasının divan olduğunu fark etti. Saat dörde doğru aklına gelen bir düşünce, önünde kurtuluş yolunun açılmasını sağladı. Divanı feda etmeye karar verdi.

Alelacele kadının mutfağın yanında bulunan odasının önüne koştu ve onu korkuyla yatağından sıçratana dek kapıyı yumrukladı. Therese de uyumamıştı. Evlendiğinden bu yana çok az uyuyordu. Başlangıçtan beri umudunu yitirmemiş, her gece özlemini çektiği o büyük olayın gerçekleşmesini beklemişti, işte, şimdi gelip çatmıştı o beklediği an. Bu mutluluğa inanabilmek, onu doyasıya içine sindirebilmek için birkaç dakika hiç kıpırdamadan durdu. Sonra sessizce yatağından kalktı, geceliğini çıkarıp dantelli gömleğini sırtına geçirdi. Zaten o güne dek her gece gömleğini bavulundan çıkarıp yatağının ayakucunda duran sandalyeye asmıştı. Devlet kuşunun konacağı saat ve dakika hiçbir zaman önceden bilinemezdi. Gömleğini giydikten sonra, çeyizinin gömlekten sonraki en değerli ve görkemli parçası olan geniş ve aralıklı örgülü şalım omuzlarına sardı. İlk yenilgisinin nedenini hep o gün sırtında olan bluza bağlamıştı. Ayaklarına küçük kırmızı terliklerini geçirdi. Kapının önüne yaklaşıp anlaşılabilir bir sesle fısıldadı:

“Aman Allah’ım, açayım mı kapıyı?” Aslında: “Ne oldu?” diye sormak istemişti.

“Hayır, haya!” diye haykırdı Kien. Therese’nin gerçekte bir numaradan başka bir şey olmayan ağır uykusuna çok kızmıştı.

Therese yanıldığını anladı. Ama Kien’in sesinin buyruk verirmiş gibi çıkan sert tonu yüzünden tüm umudunu bir anda yitirmedi.

“Yarın benim için bir yatak alınacak!” diye haykırdı Kien. Kadın karşılık vermedi.

“Anlaşıldı mı?”

Therese oyunculuk yeteneğini sonuna dek zorlayıp kapının arkasından yumuşacık bir sesle ve adeta soluk verir gibi fısıldadı:

“Nasıl istersen.”

Kien döndü, sözlerinin allım çizmek istermişçesine kapısını çarparak kapattı ve derhal uyudu.

Therese şalı omuzlarından çekli, dikkatle sandalyeye koydu ve koca göğüslerini yatağının şiltesine gömdü.

Yakışık alır davranış mı bunlar? Yapılacak şey mi? Sanki bu iş için yanıp tutuşuyorum da! Bir erkek kendi kendisini ancak bu kadar aldatabilir. Hem böylesine erkek denebilir mi? Pahalı dantellerle işlenmiş birbirinden güzel külotlarının karşısında kılı bile kıpırdamıyor. Hayır, hayır, böylesine erkek diyebilmek olanaksız. Oysa isteseydim ne kadar renkli aşk serüvenlerine atılabilirdim! Eski çalıştığım yerin efendisi; işte öylesine erkek denir. Hep beni ziyarete gelirdi. Kapıda çenemden tutar ve her defasında: “Bu, gün geçtikçe gençleşiyor!” derdi. Gücü ve iri yapısıyla işte o tam bir erkekti. Kalıbı kıyafeti yerindeydi; bunun gibi iskelete benzemiyordu. Ya o bakışları… Tek sözcük söylemem, yeterliydi. O evde olduğu zamanlar oturma odasına girer ve sorardım:

“Hanımefendiyle beyefendi yarın için ne arzu ederler acaba? Yanına lahana ve kızarmış patates konmuş sığır eti mi, yoksa havuçlu ve hamur köfteli tütsülenmiş et mi?”

Yaşlı hanımla bey, hiçbir vakit anlaşamazlardı. Bey hamur köftesi, hanım ise lahana isterlerdi. Bunun üzerine ben de konuğa dönüp sorardım:

“O halde yeğeniniz beyefendi seçsinler!”

Onun önünde duruşumu ve onun da şımarık bir tazı gibi yerinden fırlayıp, iki eliyle birden —Allah için güçlü kuvvetli bir erkekti!— omuzlanma vuruşunu hâlâ görür gibiyim.

“Yanına lahana ve hamur köftesi konmuş sığır eti!”

Bunu duyunca kendimi tutamayıp gülerdim. Yanına köfte konmuş sığır eti! Olacak şey miydi? Sığır etinin yanına garnitür olarak köfte konduğunu ömrümde duymamıştım.

“Beyefendi hiç de neşelerini yitirmezler!” diye karşılık verirdim.

 

Edebiyat, Sinema, Siyaset, Sanat, Mimarî, Ateizm, Tarih, Kemalizm, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Felsefe… Bugün 73 kitap var. Yakında yenileri eklenecek, bu sayfayı takip edin… 


Fikir Kırıntıları – 2

fikir-kirintilari-2 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseBir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle:

Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları – 1

fikir-kirintilari 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann Hesse140 karakterle derdini anlatabilenlerden misiniz? Kısa mesajlar, FaceBook’taki özlü sözler, Twitter’da kısaltıldıkça sloganlaşan fikirler… Tabi insanlar sözü uzatmanın yeni yollarını buldular: Video, caps, … Ancak kısa söz her zaman derinlikten mahrum olmakla eş anlamlı değil. Az sözle çok ama çok derin mânâlar da aktarılabilir. Kısa sözün hikmeti dışarıdan aktarılan, alimden cahile verilen yeni bir şey değil. Meselê ârifin irfanıyla agâh olunması; dinleyende bilkuvve (potansiyel) olarak  bulunan güzelliklerin uyandırılması, bilfiil (aktif) hale geçirilmesi. Bunun için “dinleyen anlatandan “ârif olsa gerek” buyurmuş büyükler. Biz de Twitter’da paylaştığımız kısa mesajları konularına göre tasnif edip kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Eğitimden Türk soluna, ekonomik krizlerden petrol savaşlarına, ölüm korkusundan küresel ısınmaya kadar çok farklı konularda aforizmalar… Konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesiveSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat 4.0

derin_lugat-4 kapak 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseYeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

4cü sürümle eklenen yeni terimler:Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.

3cü sürümle eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü.

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlıkakıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için. Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann Hesse

Güzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”.

İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık.Buradan indirebilirsiniz.

Öteki Sinemanın Çocukları

oteki-sinemanin-cocuklari 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseYakında sinemanın bir endüstri değil sanat olduğuna kimseyi inandıramayacağız. Zira “SinemaEndüstrisi” silindir gibi her şeyi ezip geçiyor. Sinema ürünleşiyor. Reklâm bütçesi, türev ürünlerin satışı derken insanlar otomobil üretir gibi film ÜRETMEYE başladılar. Belki en acısı da “sinema tekniği” öne çıkarken sinema sanatının unutulması. Fakat hâlâ “iyi bir film” ile çok satan bir sabun veya gazozun farkını bilenler de var. Çok şükür hâlâ ustalar kârlı projeler yerine güzel filmleryapmaya çalışıyorlar. Derin Düşünce yazarları da “İnsan’sız Sinema Olur mu?” kitabından sonra yeni bir sinema kitabını daha okurlarımıza sunuyorlar. “Öteki Sinemanın Çocukları” adlı bu kitap 15 yönetmenle buluşmanın en kolay yolu: Marziyeh Meshkini, Ingmar Bergman, Jodaeiye Nader Az Simen, Frank Capra, Dong Hyeuk Hwang, Andrey Rublyov, Sanjay Leela Bhansali, Erden Kıral… Buradan indirebilirsiniz.

kitap-tanitan-kitap-6 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseKitap Tanıtan Kitap 6

Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

sen-insansin 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseSen insansın, homo-economicus değilsin!

Avusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz AdamJames Joyce‘un Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır Batı edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür İnsan.Buradan indirebilirsiniz.


tezyin_kapak-150 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseGözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi

71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseT.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?

Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…

Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.


freud-kapak 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseGurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”

Modern insanın kalabalıkta duyduğu yalnızlığı sorgulamak için iyi bir fırsat… Sigmund Freud gurbette olma duygusunu, yabancılık, terk edilmişlik hissini anlatan “Das Unheimliche” adlı denemesini 1919’da yayınlamış. İsminden itibaren tefekküre vesile olabilecek bir çalışma. Zira “Unheimliche” alışılmışın dışında, endişe verici bir yabancılık hissini anlatıyor.

Bu hal sadece İnsan’a mahsus: Kaynağında tehdit algısı olmayan, hayvanların bilmediği bir his. Belki huşu / haşyet ile akrabalığı olan bir varoluş endişesi? Gurbete benzer bir yabancılık hissi, sanki davet edilmediğim bir evdeyim, kaçak bir yolcuyum bu dünyada. Freud’un İd (Alt bilinç), Benlik (Ego), Üst Benlik (Süperego) kavramları iç dünyamızdaki çatışmalara ışık tutabilir mi? Dünyada yaşarken İnsan’ın kendisini asla “evinde” hissetmeyişi acaba modern bir hastalık mıdır? Teknolojinin gelişmesiyle baş gösteren bir gerginlik midir? Yoksa bu korku ve tatminsizlik hali insanın doğasına özgü vasıfların habercisi,  buz dağının görünen ucu mudur? Hem Sigmund Freud’u tanıyanların hem de yeni keşfedecek olanların keyifle okuyacağını ümid ediyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

fethullah-gulen-kapak 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann Hesse

Fethullah Gülen’i iyi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitik 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann HesseAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” 71 kitap indirin73 kitap indirin Dünya kamuoyu karşılıksız para gibidir Ütopya / Thomas More Kral Yu / Hermann Hessedemokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmakolabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin