RSS Feed for This Post

Kobani’den geriye kalan…

IJNM0D_iQfisHHCJLFfglg 

“… Gücünün tepe noktasına ulaşan IŞİD meşhur tabirle güç zehirlenmesi yaşamaya da başladı. Kobani bunun zirve noktası oldu. Stratejik olarak önemsiz bir derin kuyuya attı kendini Kobani’de. Ezidilerden Kürtlere, Sünni Araplardan Şii Araplara birçok grubun ahını aldı. Bu arada dünyanın dikkatini üzerine topladı ve Suriye’de bir türlü harekete geçmeyen uluslararası toplumu, Kobani üzerinden bir araya getirdi. Yayımladığı vahşet görüntüleri bir yana IŞİD, Suriye ve Irak coğrafyasında tepe taklak gitme eğiliminde. Sadece Kobani’de değil Irak’ta da savunma pozisyonunda. Suriye’de ise organik muhalefetin IŞİD’ın meşguliyetini fırsat bilip güçlenmesiyle yüzleşmek zorunda kalacak. Şimdiye kadar Suriye ve Irak’ta neredeyse tüm aktörleri kendisine düşman etmesinin bedelini ödeyeceği günler yakında gelebilir.

Bütün bu gerilemeye rağmen Türkiye’nin bölge genelinde ve Suriye ve Irak özelindeki vizyonunun antitezi konumundaki IŞİD, Suriye ve Irak’a komşu ülkelere tehlike arz etmeye devam ediyor. Hatta mevcut gerilemeyi Türkiye’ye bağlayan IŞİD’çilerin de sayılarının az olmadığını söylemek lazım. Kobani, yapılan tüm tezvirata rağmen, eğer IŞİD’den büyük oranda temizlendiyse bunda Türkiye’nin katkısı oldukça büyük. Ulaştırılan insani yardımlardan mültecilere yapılan ev sahipliğine ve peşmergelerin geçişine verilen izine kadar Kobani Türkiye’ye çok şey borçlu. Benzer durum Irak için de geçerli. Irak’ın IŞİD ile savaşına verilen destek hem Başbakan Abbadi hem de Barzani tarafından dile getirildi …” (Ufuk Ulutaş)

… Bu konuda okumak için…

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

“[…] Hakikatin muhatabı insanlardır, devletler değil. Hakikat bir iktidar söylemi olamaz ve bir iktidara uyruklaştırılamaz. Nitekim şu anda İran rejimi devrimci niteliğini yitirdiği gibi, uyguladığı abartılı ve akıl dışı baskılarla da, insanları giderek İslam dışı arayışlara itmekte. Aynı şeyleri Osmanlı’da ve tersinden  Türkiye’de de yaşamadık mı?”

Böyle diyordu Ümit Aktaş kendisiyle yaptığımız röportajda. Müslümanlar “modern” bir dünyada Müslümanca yaşamanın yollarını arıyorlar Türkiye’de, iran’da, Mısır’da ve Avrupa’da, Amerika’da… Kâh demokratik yöntemler kâh devrimler, isyanlarla. Bu arayış bir çok faktörü hesaba katmayı gerektiriyor çünkü çok şey değişti 1400 yıldır: Teknoloji, ekonomi, toplumsal hayat.

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Adı “İslâmî devlet” konsa bile dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle uygulanması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. Dahası iyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor.

21ci asırda Müslümanca yaşamak için İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri koruyup son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak kolay olmayacak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi – İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin