RSS Feed for This Post

Ahlâksız bir teklif: CHP ile MHP birleşsin!

 

Temmuz 2007’den beri söylüyoruz 🙂

 

Türk Milliyetçiliğinin intiharı: CHP ile MHP birleşsin!

By  on Jul 3, 2007 in CHPKemalizmMHPMilliyetçilikTürk faşizmi,Türk SoluUlus-Devlet

0141.jpgBir siyasi söylem düşünün ki herkes arkasından koşsun:

Ogün Samast gibi kayıp çocuklar,
İstanbul’un zengin semtlerinin gençleri,
Üniversite rektörleri ve dekanları,
Ordu mensupları,
gazeteciler, ….

Gerçek hayatta bir araya gelemeyecek bu insanlar kuramsal alanda güya ayni ideolojiyi destekliyorlar: Türk Milliyetçiliği.

Türk Milliyetçiliği bir nevi Nuh’un Gemisi: Her türden bir çift alıyoruz ki soyları tükenmesin!

Sefalet içinde misin?
Türkiye’nin İran olmasından mı korkuyorsun?
İsrail ve ABD’ye kızıyor musun? Çuvalın intikamını mı almak istiyorsun?
Yalapşap öğrenilmiş bir şanlı Türk tarihi mitolojisi peşinde misin?
AKP yüzünden rantların tehlikeye mi girdi?

Bunların hepsinin çözümü Türk Milliyetçiliği’nde. CHP ile MHP’nin koalisyon hazırlıklarına girmeleri ne kadar da anlamlı. Milliyetçi söylemleriyle çıkarları riske girmiş veya aşağılanmış, kendine güvensiz kesimleri çekmeye çalışan iki partinin işbirliği yapmasından daha doğal ne olabilir?

Gurur duyma aygıtı olarak Türk Tarihi Mitolojisi

Aslında Türk Milliyetçiliği’ne uygun zemin hazırlayan uzun bir süreç var elbette. Ama bugünkü milliyetçilerin garip davranışlarını açıklamak için 1800’lere kadar uzanmaya gerek yok. Alın size hepimizin okuduğu tarih dersi:

1) “… Çanakkale’nin geçilmez olduğunu dünyaya gösterdik”,
2) “Mustafa Kemal İstanbul açıklarındaki düşman filosuna bakarak ‘geldikleri gibi giderler’ dedi”

Madem geçilmezdi, nasıl geçtiler de geldiler İstanbul’a? Tuna’dan? Volga’dan? Fatih gibi karadan mı yürüttüler gemileri?

“… Biz o savaşta yenilmedik, yenilmiş sayıldık!”

Türk askeri yenilmez olduğu için Birinci Dünya savaşını da kaybetmiş olamayız değil mi? Zaten kaybettiğimiz bir muharebe olduysa da ya Ermeniler bizi arkadan vurmuştur ya da Sırplar.

Tarih dersi geçmişten DERS çıkarmak için değil de propaganda yapmak için kullanılınca ortaya türlü gariplikler çıkıyor:

“Türk Milleti Atatürk’ün arkasında bir bütün oldu düşmana karşı” Peki Antep’i, Maraş’ı Fransızlara karşı savaşan Kürtlerin başı kel mi? Onca şehit veren Çerkezlerin, Abazaların? İstiklâl Marşı’mızın sözlerini yazan Mehmet Akif’in Arnavut olduğunu yüksek sesle söyleyemeyecek miyiz artık?

Milliyetçiliğim, canım benim, sürüm benim

İşte bu Kurtuluş Savaşı mitolojisi yüzünden Türkiye’de insanların bir kısmı milliyetçiliği koruyucu bir çatı veya ait olunması gereken bir sürü gibi algılıyor. Sürüden ayrılanı kurt kapar!

Türk Milliyetçiliği artık bir kirli çıkı. İçine o kadar çok şey dolduruluyor ki sanki bir folklor haline geldi. Cumhuriyet mitinglerine şöyle bir bakmak yeterli :

1) Ne AB ne ABD,
2) Gül’e hayır,
3) AKP’ye hayır,
4) Yabancı sermayeye hayır…

Nerede o kendine güvenen, dünya’yı fethetmeye hazırlanan Türk Milliyetçiliği? Tersine korkak Türklerin söylemi olmuş. “Biz kendimize yeteriz! ABD Dolar’ı yasaklansın”

Milliyetçilik ne istemediğini bilenlerin hareketi olmuş. Olabilecek kötü şeylere, komplo teorilerine kilitlenmiş, geleceği düşünemeyen, daha güzel bir Türkiye ile ilgili hayal kuramayanların hareketi.

Milliyetçiler projesiz çünkü ödleri kopuyor. Türkiye’nin hiç bir sorunu için akılcı bir proje üretecek durumda değiller:

Enerji darboğazı? : Arapların suçu, PKK terörü?: Kürtlerin suçu, dış borç? IMF’nin suçu. İşin garip tarafı en büyük gayrı Müslim düşmanları da yine onlar: Yahudiler güneydoğuda arazi alıyor diye ortalığı karıştıran Rahşan Ecevit ve Cumhuriyet Gazetesi, misyonerler hepimizi Hıristiyan yapacak diye raporlar hazırlatan CHP. Oysa bu paranoyalar “İslamcı” diye etiketlenenlere yakışmaz mıydı? Nerede solun, sosyal demokrasinin evrenselliği?

Projesizlik öldürecek milliyetçileri. Çünkü Türk seçmeni öncelikleri değiştirmedi: ekmek ve hizmet. Sağlık, eğitim, güvenlik hizmeti. Yani adam gibi devlet.

Iktidara gelseler projeleri neler? Kim ne yapacak? Ne zaman bitecek? Kaça mâl olacak? Kim ödeyecek? Ne zaman ödeyecek? Milliyetçi bir cevap yok.

Türk Milliyetçiliğinin intiharı

Sorunları ve çözümleri millî-etnik aidiyet çerçevesinde gören milliyetçiler gerçek sorunları ve çözümlerini ister istemez erteliyorlar:

1) Aksayan demokrasimiz,
2) Tekleyen hukuk sistemimiz,
3) Henüz kuramadığımız sosyal adaletimiz

Hep ikinci plana itiliyor. Sanki yağmur yağınca Kürtler de ıslanmıyor, trafikte Ermeniler de bunalmıyormuş gibi ayni geminin yolcusu olduğumuz insanları ötekileştiriyorlar.

Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Hıristiyanlar, Eşcinseller, komünistler…

TSK’nın ve ATO’nun (Sinan Aygün) peş peşe paranoyak misyoner raporları hazırlaması rastlantı olabilir mi?

Ötekileştiremediklerimizden misiniz?

Bu Ötekileştirme ihtiyacı milliyetçiliğin amip gibi bölünmesine yol açıyor. Ötekini bertaraf edip de Türk Türk’e kalırlarsa bu sefer şehir, bölge, futbol takımı gibi aidiyetlerde yeni çatışma sebepleri arıyorlar. Meselâ 1980’lerdeki Sakarya – Konya düşmanlığı, Bugünlerde basın desteğiyle oluşturulan Trabzon-Diyarbakır çekişmesi, stadlardaki şiddet.

Çünkü Maslow piramidinde ifade bulan ihtiyaçların bir çoğu doyurulmamış ve yakın bir gelecekte de doymayacak. O halde bir gruba ait olmanın verdiği tatmin ile diğerlerini ikame etmekten başka çare kalmıyor.

Tıpkı Avrupa’daki holiganlar gibi Türk holiganlar da “hayatın sillesini yemiş” gençlerin oluşturdukları gruplar. Sadece ayrı renkte bayrak salladığı için bir insanı öldürecek kadar cinnet geçiren bu çocukların milliyetçi hareketler içinde yer alması elbette bir rastlantı değil.

Bu açıdan bakıldığında Türk Milliyetçiliği’nin bölücü bir etki yaptığını da görmek zor değil. Bu aidiyet söylemleriyle Türkiye’deki bütün etnik milliyetçilikler kışkırtılıyor ister istemez. Meselâ gitgide daha çok kürtün hukuksal ve ekonomik sorunlarına etnik çözümler araması hatta bir ulus devlet hayali kurmasını da bu çerçevede değerlendirmekte fayda var.

Egemen güçlere alet olmak

Türk Milliyetçiliği’nin 1930’ların Alman Milliyetçiliği ile birçok benzerliği var. Ve bu benzerlik sadece içerikte meselâ ötekileştirme ihtiyacında bitmiyor. Gerek kendini ifade yöntemleri olsun gerekse demokrasi karşıtı güçlere kolaylıkla alet edilebilmeleri olsun Alman Nazilerle son derece benziyorlar.

svastika.jpg

Mesela 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da meydana gelen olaylar ile Almanya’da Nazilerin yükselişini kolaylaştırmış olan şu üç olayı hatırlamak ve karşılaştırmak yeterli:
• Parlamento Binası Yangını (Reichstagsbrand)
• Uzun bıçaklar gecesi,
• Kristal (Reichskristallnacht) gecesi

Türkiye bölünebilir mi?

Türkiye’deki siyasi partiler ve diğer siyasi aktörler ne yazık ki ülkemizi bir asit gibi içeriden tüketen bu sorunu çözmek yerine daha da kışkırtmak yoluyla oy toplamaya çalışıyorlar. Erol Tuncer’in, “Seçim 2002, Sayısal ve Siyasal Değerlendirme”, (TESAV Yayınları, 2003) adlı eserinde çok iyi tespit ettiği gibi etnik ve dini aidiyet üzerinden siyaset yapılması bir ülkeyi bölünmeye hazırlar:

1990′larda bunu Yugoslavya’da izledik. Sırplar sadece Sırp partilerine oy veriyordu. Hırvatlar, Boşnaklar, Slovenler ve diğerleri de aynen öyle yapıyordu. 1990′ların başında başbakanlığa gelen Ante Markoviç, ülke ekonomisini başarıyla yönetti. Azgın enflasyon aylık %70′lerden %2′lere indi, paradan sıfırlar atıldı, kapsamlı bir özelleştirme programı başladı. Bu başarılardan da cesaret alan Markoviç, etnik kimlikleri aşan ve tüm Yugoslavları kucaklamak isteyen bir parti kurdu. Ama seçimlerde ağır bir yenilgi aldı. Markoviç başarılı olabilseydi, Yugoslavya’nın kaderi muhakkak ki farklı olacaktı. O sırada kazanmış gibi görünenlerin başında, aslında milliyetçi olmadığı bilinen eski solcu Miloşeviç vardı. Gözünü iktidar hırsı bürümüş Miloşeviç birden “ulusalcı” olmuştu; “tüm solu birleştirdiğini” söylüyor, bir taraftan da etnik Sırp milliyetçiliğini sonuna kadar tahrik ediyordu.

O günlerde Yugoslav gazetecileri acı şakalar yapıyordu: Ülkede nüfus sayımına gerek yoktu ve seçim sonuçları her etnik grubun sayısını göstermek için yeterliydi! Parçalanmış siyasetin arkasından, Yugoslavya’nın kanlı bir şekilde dağılması geldi.

Bir takım yarı-aydınların “ne olacak, verelim doğuyu gitsin” makamından çalmaları da moda oldu. Oysa ortaya bir sınır çizilmesinden çok daha acı olaylar yakıp kavuruyor bölünen ülkeleri: Soykırımlar, zorla göç ettirmeler, etnik temizlikler… Etnik ölçütlerle kurulacak bir Kürdistan’da kim yaşayacak? İstanbul’da Ankara’da evlenmiş Kürtler her şeyi bırakıp Kürdistan’a mı gidecek? Orada yaşayan Türkler ne olacak? Mübadele felaketinin BM tarafından bize dayatılmasına bir kez daha seyirci mi kalacağız?

Milliyetçilik üzerinden siyaset yapanlar kul hakkıyla O’nun huzuruna nasıl çıkacaklarını da hesap etmeliler. Zira hayatını, eşini, çocuklarını, malını, mülkünü kaybetmiş milyonların günahı seçim vaatleri kadar kolay unutulmaz.

Milliyetçilik denen hastalığın çaresini bulamazsak başımıza gelebilecekleri anlamak için gözümüzün önünde can çekişen Irak’a bakmak yeterli. Erol Tuncer’den dinleyelim:

Şu sıralarda Irak’ta da siyaset benzer bir parçalanmayı yaşıyor. Kürtler, Şiî Araplar ve Sünnî Araplar sadece kendi partilerine oy veriyorlar. Türkmenlerin bir bölümü Türkmen partilerine oy verirken, Şia kimliğini daha baskın hisseden Türkmenler Şiî partilere oy veriyor. Neticede Irak’ta şimdi, tamamen etnik kimliklere ve mezhep aidiyetlerine bağlı bir şekilde siyasi parçalanma tamamlanmış görünüyor. Ülke artık sadece dış güçler tarafından bir arada tutulabiliyor. Hemen herkesin kabul ettiği gibi, fiilî parçalanma sadece bir zaman meselesi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Milliyetçiliği anlayışı ve hatalı Güneydoğu politikaları ile Balkanlarda ve Arap yarım adasında Osmanlı’ya büyük zararlar veren Türk Milliyetçiliği’nin arasındaki benzerlik endişe verici.

Çözüm

Kalıcı çözüm siyasi liderlerde veya medya kuruluşlarında, üniversitelerde değil. Bu yazıyı yazan ve okuyanlar gibi Türkiye’yi çok seven “normal” insanların her biri çözümün bir parçasını ellerinde tutuyorlar, tıpkı bir puzzle gibi.

Türkiye’yi çok seven insanların büyük siyasi teorilere, ideolojilere ihtiyacı yok. Gerçek hayatımıza uymayan bu ırkçı söylemleri elimizin tersiyle geri çevirmeliyiz.

Komşularımızla, iş arkadaşlarımızla, akrabalarımızla ilişkilerimizde kimin Gürcü, kimin Kürt, kimin Laz olduğunu hesaba katıyor muyuz? Kaçımız Orta Asya’ya gittik? Hangimiz kımız içiyoruz?

Oy tacirlerinin bölücü nutuklarını onlara iade etmemizin ve yeniden bir bardak demli çayın hatırı için “bir şarkı söyler gibi” yaşamamızın zamanı geldi artık. Barış kardeşlik ve muhabbetli bir Türkiye için bu yazıyı milliyetçi arkadaşlarınıza göndermeyi unutmayın.

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 21, 2014 | Reply

    Cemil Meriç’in sözüydü galiba. Bu ülkede sağcılar ve solcular yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır demişti.
    Şimdi iki partinin de oy uğruna nasıl fingirdeştiklerini görünce hak vermemek mümkün değil. Hele CHP’nin tabanının bu bol başörtülü soslu reklamları, daha düne kadar ana avrat küfrettikleri cemaatle samimi görüntülerini, faşo dedikleri adamları belediye başkan adayı olarak gösterip, bir de ülkücü selamı yapmalarını hangi şeref ve haysiyetle sineye çekiyorlar çok merak ediyorum.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin