<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 20:20:05 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Son 90 günde en çok paylaşılanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/#comment-99419</link>
		<dc:creator>Son 90 günde en çok paylaşılanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 00:55:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20414#comment-99419</guid>
		<description>[...] Şerhu Esmâillâhi&#8217;l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Şerhu Esmâillâhi&#8217;l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/#comment-97796</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 22:35:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20414#comment-97796</guid>
		<description>Yokuluk da bir varlık, bir aşama tıpkı var oluş gibi. Onunla algılanabiliyor. Yani neden'e mahkum. Yokluk/hiçlik de bu anlamda varlık. Varlık tecelliyse/ soluksa/kün emri, bu tecelli onu hem kelime yapıyor hem de bu kelimenin sonucunda varlık. Yokluk da bir kelime ve aynı işmeme tabii. Ayanı sabitedeki bilginin künlenmesinden sonraki tecellisi bu yaratımlar/varlıklar. Ve var oldukları anda yokluğa mecburlar. Öyleyse hakikat tüm bu nedenlerin dışında, ona tabii olmayan ama onunla nisbet edilerek anlaşılan, -oysa aklı aşmadan hakkel yakine ulaşılamayacak -bilgi'nin ya da halin ötesinde.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yokuluk da bir varlık, bir aşama tıpkı var oluş gibi. Onunla algılanabiliyor. Yani neden&#8217;e mahkum. Yokluk/hiçlik de bu anlamda varlık. Varlık tecelliyse/ soluksa/kün emri, bu tecelli onu hem kelime yapıyor hem de bu kelimenin sonucunda varlık. Yokluk da bir kelime ve aynı işmeme tabii. Ayanı sabitedeki bilginin künlenmesinden sonraki tecellisi bu yaratımlar/varlıklar. Ve var oldukları anda yokluğa mecburlar. Öyleyse hakikat tüm bu nedenlerin dışında, ona tabii olmayan ama onunla nisbet edilerek anlaşılan, -oysa aklı aşmadan hakkel yakine ulaşılamayacak -bilgi&#8217;nin ya da halin ötesinde.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/#comment-97789</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 21:32:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20414#comment-97789</guid>
		<description>yokluk gibi varlik da sübjektif. Sartre'in &lt;a href="http://www.derindusunce.org/2011/12/13/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-1/" rel="nofollow"&gt;DELiK metaforu&lt;/a&gt; bunun YOKLUK tarafini çok güzel izah ediyor. YOKLUK'un varligi sadece arayan, özleyen, eksikligi hisseden bir şuur için VAR olabilir.

Varlik da böyle. Her an yeniden var olan güneşlerin arasindaki farklari YOK sayarak bir soyutlama yapiyoruz. Boşluktaki yeri dahil her şeyi ile degişik olan eski güneşleri hatirliyoruz, gelecek olanlari da bekliyoruz. Bu şuur, bu hatirlama ve umud ekseninde tek bir "THE güneş" var oluyor. isim veriyoruz. kollektif bir illüzyon oysa. Hume efendi'den hüviyet-aynilik (identity-sameness) ve illiyet (causality) kavramlari okunabilir ama... Nietzsche efendi bu lisanî vehmi çok güzel tahlil etmis zamaninda, güzelce de açiklamis &lt;strong&gt;Filozofların Kitabı&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Hakikat ve Yalan” &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;isimli bölümden:

&lt;em&gt;&lt;blockquote&gt;“…  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin AYNI-laştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp AYNISI değildir. Ama “YAPRAK” kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları “unutmak” sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK’a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK’ın. Hiç bir yaprak  TAM OLARAK onun kopyası değildir.

“Dürüst bir adam” dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak “dürüst olduğu için” diyoruz. Tıpkı “yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu” der gibi. “Dürüstlük” denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden “dürüst eylemler” ismini veriyoruz. [...]

Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi…”&lt;/blockquote&gt;&lt;/em&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yokluk gibi varlik da sübjektif. Sartre&#8217;in <a href="http://www.derindusunce.org/2011/12/13/varlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-1/" rel="nofollow">DELiK metaforu</a> bunun YOKLUK tarafini çok güzel izah ediyor. YOKLUK&#8217;un varligi sadece arayan, özleyen, eksikligi hisseden bir şuur için VAR olabilir.</p>
<p>Varlik da böyle. Her an yeniden var olan güneşlerin arasindaki farklari YOK sayarak bir soyutlama yapiyoruz. Boşluktaki yeri dahil her şeyi ile degişik olan eski güneşleri hatirliyoruz, gelecek olanlari da bekliyoruz. Bu şuur, bu hatirlama ve umud ekseninde tek bir &#8220;THE güneş&#8221; var oluyor. isim veriyoruz. kollektif bir illüzyon oysa. Hume efendi&#8217;den hüviyet-aynilik (identity-sameness) ve illiyet (causality) kavramlari okunabilir ama&#8230; Nietzsche efendi bu lisanî vehmi çok güzel tahlil etmis zamaninda, güzelce de açiklamis <strong>Filozofların Kitabı</strong>, <strong><em>“Hakikat ve Yalan” </em></strong>isimli bölümden:</p>
<p><em><br />
<blockquote>“…  Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur.Yani birbiriyle ASLA tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram FARKLI şeylerin AYNI-laştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp AYNISI değildir. Ama “YAPRAK” kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları “unutmak” sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK’a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK’ın. Hiç bir yaprak  TAM OLARAK onun kopyası değildir.</p>
<p>“Dürüst bir adam” dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak “dürüst olduğu için” diyoruz. Tıpkı “yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu” der gibi. “Dürüstlük” denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden “dürüst eylemler” ismini veriyoruz. [...]</p>
<p>Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi…”</p></blockquote>
<p></em></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/25/serhu-esmaillahi%e2%80%99l-husna-sadreddin-konevi-hazretleri/#comment-97786</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 20:57:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20414#comment-97786</guid>
		<description>Açıklamaların ve nedenlerin dünyası, varoluşun dünyası değildir(Sartre/Bulantı/s.192) Gösterge dahi gösterdiği şeyin ne olduğunu anlamaya yardımcı değildir. İşlevi hakkında fikir verebilir ama o varlığın ne olduğunu anlamayı sağlamaz. Hareket denen şey ol’uş halidir ki iki oluşun ortaya çıkardığı sonuç, hareket ve bu süreci algılayış ise zaman’dır; bu da zaman ve hareket denen kavramların aslında olmadığı ve her şeyin ol’uş halini algılayışa bu tanımların verildiği sonucuna götürür.
İbn Arabi de bunu şöyle ifade eder: ...onlar Allah'ın her solukta(kün emri) belirdiğini görür. Oysa belirme tekrarlanmaz. Öyleyse onlar, her belirtinin yeni bir yaratılış demek olduğunu ve eski varoluşu giderdiğini gönül gözüyle görürler. İlahi tecellinin bir varoluş giderip yenisini getirmesi, ilkinin gidişi anında varlığın yok olmasıdır. Yeni bir varlığın yaratılışı da başka bir İlahi belirmenin onu oluşturmasıdır./Arabi/Füsusul Hikem/s:105)
Burdan da çıkacak sonuç, yaratım-yok oluş-yaratım şeklinde her an yeni bir belirmenin yaşanması zaman-mekan dediğimiz şeylerin olmadığıdır ki bu da bizi Sartre'ın dediklerine ulaştırır. Sartre hiç Arabi okudu mu bilmiyorum ama ben Arabi'nin dediklerini ilk defa Sartre'da anladım, algıladım.Cartoon gibi,çizgiler öyle süratli, bir önceki resim/Belirme bellekte var ama asl olan yok olduğu.Geçmiş bellek,gelecek yok.Hiçlik de bir aşama tıpkı var oluş gibi. Onunla algılanabiliyor. Yani neden'e mahkum. Yokluk/hiçlik de bu anlamda varlık/yaratılan.Öyleyse yoklukla varlık arasında ne var?Henüz cevabını okumadım bunun ya da cevap alamadım kimseden.İnşallah bulurum bir gün.
“Bize ne ad verirlerse adımız odur. Homeros zamanında insanların ve nesnelerin ikişer adı vardı: birisi insanların taktıkları ad, öteki de tanrıların verdikleri ad. Tanrı beni nasıl adlandıracak?” der Miguel de Unamuno, Arabi de aynısını der, bir de ayanı sabitedeki adımız var bildiğimiz adların dışında.
Her gün doğan güneş aynı güneş değil hatta her an aynı sandığımız güneş dahi aynı güneş değil.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Açıklamaların ve nedenlerin dünyası, varoluşun dünyası değildir(Sartre/Bulantı/s.192) Gösterge dahi gösterdiği şeyin ne olduğunu anlamaya yardımcı değildir. İşlevi hakkında fikir verebilir ama o varlığın ne olduğunu anlamayı sağlamaz. Hareket denen şey ol’uş halidir ki iki oluşun ortaya çıkardığı sonuç, hareket ve bu süreci algılayış ise zaman’dır; bu da zaman ve hareket denen kavramların aslında olmadığı ve her şeyin ol’uş halini algılayışa bu tanımların verildiği sonucuna götürür.<br />
İbn Arabi de bunu şöyle ifade eder: &#8230;onlar Allah&#8217;ın her solukta(kün emri) belirdiğini görür. Oysa belirme tekrarlanmaz. Öyleyse onlar, her belirtinin yeni bir yaratılış demek olduğunu ve eski varoluşu giderdiğini gönül gözüyle görürler. İlahi tecellinin bir varoluş giderip yenisini getirmesi, ilkinin gidişi anında varlığın yok olmasıdır. Yeni bir varlığın yaratılışı da başka bir İlahi belirmenin onu oluşturmasıdır./Arabi/Füsusul Hikem/s:105)<br />
Burdan da çıkacak sonuç, yaratım-yok oluş-yaratım şeklinde her an yeni bir belirmenin yaşanması zaman-mekan dediğimiz şeylerin olmadığıdır ki bu da bizi Sartre&#8217;ın dediklerine ulaştırır. Sartre hiç Arabi okudu mu bilmiyorum ama ben Arabi&#8217;nin dediklerini ilk defa Sartre&#8217;da anladım, algıladım.Cartoon gibi,çizgiler öyle süratli, bir önceki resim/Belirme bellekte var ama asl olan yok olduğu.Geçmiş bellek,gelecek yok.Hiçlik de bir aşama tıpkı var oluş gibi. Onunla algılanabiliyor. Yani neden&#8217;e mahkum. Yokluk/hiçlik de bu anlamda varlık/yaratılan.Öyleyse yoklukla varlık arasında ne var?Henüz cevabını okumadım bunun ya da cevap alamadım kimseden.İnşallah bulurum bir gün.<br />
“Bize ne ad verirlerse adımız odur. Homeros zamanında insanların ve nesnelerin ikişer adı vardı: birisi insanların taktıkları ad, öteki de tanrıların verdikleri ad. Tanrı beni nasıl adlandıracak?” der Miguel de Unamuno, Arabi de aynısını der, bir de ayanı sabitedeki adımız var bildiğimiz adların dışında.<br />
Her gün doğan güneş aynı güneş değil hatta her an aynı sandığımız güneş dahi aynı güneş değil.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

