RSS Feed for This Post

Islam Without Extremes (Mustafa Akyol)

Mustafa Vardar

Türkiye’nin en aklıselim genç gazetecilerinden ve muhafazakâr basında hakikati nereye giderse gitsin kovalayan yegâne kalemlerden biri olduğuna inandığım Mustafa Akyol‘un  ”Islam Without Extremes” yani mealen “Aşırı uçları olmayan İslam” adlı kitabını İngilizce metninden okudum. Böyle bir sosyolojik başyapıtı kısa bir makalede ele almak haksızlık oluyor. Alınıp okunması, kafası sürekli meşgul bir Müslüman zihni için mutlaka yapılması gereken bir egzersiz. Bugünlerde örneğine çok rastlayamayacağınız türden bir yapı sökümü çalışması. Doğru bildiğimiz yanlışların ve yanlış bildiğimiz doğruların beyanı…

Bugüne kadar okuduğum en akıcı kitaplardan biri. Düşünce tutarlılığı, kavramları vasat ve anlaşılır bir biçimde açıklaması, yani eski tabirle su gibi bir anlatım berraklığına sahip olması, kitabın zamanın farkında olunmadan okunmasını sağlıyor. Sıradan bir ilgili okurdan akademisyene değin var olabilecek en geniş yelpazede herkese rahatlıkla hitap edebilecek kadar açık ve derin bir kitap.

Temel olarak, İslam dininin ana kodu Kuran’ı Kerimde birçok kez çeşitli şekillerde tekrar eden akıl etmez misiniz? sorusunun niçin giderek siyaset kurumlarınca biat etmez misiniz? şekline döndürüldüğünü oldukça net argümanlarla açıklayan yazar, hadis ve çeşitli rivayetlerin gücünü kötüye kullanarak tiranlığın (bugünkü yıkılan diktatörlüklerin ve otoriter yönetimlerin) şeriat içinde nasıl hakim kılındığını tarihsel süreç içersin de detayda boğulmadan fakat yüzeysel de kalmadan aktarmayı başarmakta.

Mustafa Akyol kitabın giriş bölümünde çekirdek İslam ümmetinin tecrübelerini ve Kuran-ı Kerimin geldiği toplumsal yapının güzel bir analizini yapıyor. Kuran neyi değiştirdi? sorusuna oldukça çarpıcı cevaplar veriyor.

Akyol, 12.yy başlayarak Müslümanların bir akli tutulma ve gerilemeye girdiğinin geleneksel/toplumsal nedenlerini, Bağdat’ın Moğollarca daha sonra Endülüs’ün Aragon ve Kastilya birliğince hunharca yok edilmesiyle de maddi nedenlerini düşünce tarihine bağlı kalarak işliyor. Burada da küçük bir eksik olarak Haçlılara hiç değinilmediğini belirtmek yararlı olacaktır. Gelenekselcilerin asıl zaferini sağlayan Haçlılardır.  İslam dünyası, her canlının ve toplumun en temel refleksi olan “hayatta kalmak” adına giderek şiddetini ve barbarlığını arttıran bu onursuz saldırılara karşı “müctehid” den çok “mücahit” yetiştirmek zorunda bırakılmıştır. (Belkide hala devam etmekte olan bir olgu) Buda kitap içerisinde aktarılan tarihsel süreçte not edilmeliydi.

 

Mustafa Akyol’un dokunduğu tarihsel ve felsefi konulara daha önce sosyal ve politik olarak  hiç dokunulmadığına eminim. Mesela kadınların sünnet edilmesi gibi bir vahşetin İslami köklerden ne denli uzak ama kabile ve geleneksel dokunun nasıl bir devamı olduğunun tespiti önemli bir örnek kitapta. Kitap bu gibi eklektik geleneksel alaşımların dinin ana mesajından nasıl ayırt edilebileceğine dair de rehberlikte sunuyor. Kısaca bu konuda büyük bir boşluğu layıkıyla doldurduğuna kuşkum yok.

İlerleyen kısımlarda Akyol, seküler otoriterlik ve şeriat otoriterliğinin nasıl aynı zihinsel iklimin ürünleri olduğunu tarih içinden kronolojik örneklerle bizlere gösteriyor. Böylece baskıcı otoriter bir kafanın neyi yorumlarsa yorumlasın, onu kendine benzettiği ve onu bir araç haline getirebildiğini görüyoruz.

Kitabın yazılış amacı ve hedef kitlenin daha çok Batılı zihinler gibi gözükmesi sebebiyle bazı anlaşılabilir küçük derinlik eksiklikleri de var. Bu üslup, bir eksik gibi gözükse de belkide ümmet içinde kendine yabancılaşmış büyük bir topluluğunda metne nüfus edebilmesini sağlayacak. Bu olası faydası yanında bunların kitabın ana konusu olamaması (hatta başlı başına kitap konusu olması) nedeniyle kabul edilebilir eksiklikler olarak görüyorum. Yinede Türkçe kitapta bunlar eklenirse daha derin bir kavrayış için tetikleyici olabilir.

Kitabı okumaktan büyük zevk aldım. Kaynakçanın detaylı olması ayrıca büyük bir hizmet. Kitabının kısa zamanda dünyada özellikle Batı’da temel bir referans kaynağı olacağını düşünüyorum. Tarihsel bağlamda getirdiği açıklamalar ve onların güncel yansımaları kesinlikle İslam hakkında oluşan büyük ön yargının parçalanması adına büyük bir hizmet gerçekleştirecek. Mustafa Akyol’un yaptığı işin atom parçalamaktan zor bir iş olduğunu herkes anlayamayabilir ama bu işi de layıkıyla yerine getirdiğini düşünmekteyim. Umarım bu kitap, konu hakkında daha da iyi kitaplar yazılmasına vesile olur. Bu kitap tam bir zihinsel yapı sökümü…bir silkinme… Batı için yazılmış bir metin gibi algılanıyor olsa da aslında her taraftan kuşatılmış bir ümmete kendi özündeki akli ve insani ilkeleri hatırlatma çabası.

Kitabı satın almak için Amazon linki;  http://www.amazon.com/Islam-without-Extremes-Muslim-Liberty/dp/0393070867

İngilizce bilmeyen okurlar için müjde! Türkçesi çok yakında yayınlanacak.

 

 

… Biraz okumak için…

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Share on Facebook

1 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:amarat Tarih: Ara 22, 2011 | Reply

    “karşı “müctehid” den çok “mücahit” yetiştirmek zorunda bırakılmıştır.”

    bunu şu şekilde değiştirebiliriz sanırım.

    “mücahitten çok müteahhit yetiştirmek zorunda bırakılmıştır.” oluyor sanırım.

  3. Yazan:Cüneyt Tarih: Ara 25, 2011 | Reply

    Mustafa Akyol’u beğenerek ve ilgi ile takip ediyor ve okuyorum. Bilhassa benim gibi Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için değerli bir düşünür olduğunu da teslim ediyorum. Yukarıda bahsedilen kitabını da edineceğim.

    Yalnız gerek konuşmalarında, gerekse yazılarında biraz “teselli” ruhu esiyor gibi geliyor. Komünistlerin sürekli tekrar ettiği birşey vardır, bilirsiniz, komünizm aslında kötü birşey değildir, ama uygulama/uygulayanlar yanlıştır vs. Mustafa Akyol’un da İslam ve İslam’ın uygulamasına dair söyledikleri aynı yönde diye düşünüyorum. Suudi Arabistan’da Kâbe’de kadın erkek bir arada tavaf mümkünken Burger King’de haremlik-selamlık olması vb. alegoriler kulağa elbette hoş geliyor. En nihayetinde Batı’ya “gerçek İslam vitrinde gördüğünüz değil” diyor, peki. Entellektüel diskur açısından bakıldığında haklı elbette ama pratikte bu yorumların bizi nereye götürdüğü ve bize ne getirdiği konusunda bir vakum var zannımca.

    Bugün “batı” dediğimiz medeniyeti tüm sekülerliğine ve pozitivizmine rağmen “Hristiyan” olarak niteliyorsak, “doğu” dediğimiz medeniyetin ekserisini teşkil eden İslam dünyası da (ne kadar yanlış uygularsa uygulasın) “Müslüman”. Yani Tayyip Erdoğan istediği kadar “İslamî terörist olmaz” desin, Mustafa Akyol istediği kadar “İslam bugün yanlış uygulanıyor” desin, Hz Muhammed karikatürüne bomba ile cevap veren ya da kadınlara ehliyet aldırmayan bir zihniyet var olduğu sürece nâfile.

    Gene de Mustafa Akyol bugün pek az Müslüman entellektüelde görebildiğimiz “özeleştiri” kültürü ve yetisine sahip olduğu için çok önemli.

  4. Yazan:okur Tarih: Ara 28, 2011 | Reply

    http://www.turkishreview.org/tr/newsDetail_getNewsById.action?newsId=223143

  1. 1 Trackback(s)

  2. Ara 23, 2011: Mustafa Akyol.org — Din, Siyaset, Kültür ve Bilim Üzerine Yazılar » Blog Archive » Islam Without Extremes — Online Satış

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin